
Bir dönem Yeşilçam’ın zirvesinde olan Sevtap Parman şimdi ne yapıyor? Yeşilçam oyuncularının son halleri görenleri şoke etti.

Hakan Ural, İbrahim Tatlıses, Kadir İnanır, Yalçın Dümer, Tarık Akan, Cüneyt Arkın ve daha birçok isim ile kamera karşısına geçen ve oynadığı rollerle Yeşilçam’a damga vuran Sevtap Parman’ın son hali merak konusu oldu.

Yeşilçam’ın en güzel kötü kadın karakterlerine hayat veren Sevtap Parman’a da yıllar acımadı… Yaşı ilerledikçe gündemden düşen ve diğer Yeşilçam yıldızları gibi kabuğuna çekilen Sevtap Parman’ın son hali olay oldu.

Sevtap Parman, Yeşilçam’ın “Bayan popo” lakaplı oyuncusuydu.

Aktif olduğu dönemlerde verdiği cesur pozlarla, oynadığı filmlerde sınır tanımayan sahneleriyle hep gündemdeydi. İşte Yeşilçam’ın güzel yıldızı Sevtap Parman’ın son hali…
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Başrollerini Kemal Sunal, Tarık Akan, Halit Akçatepe, Münir Özkul ve Adile Naşit gibi isimlerin paylaştığı Hababam Sınıfı filmi, Türk Sineması’nın unutulmaz yapımları arasında yer alıyor.

Yeşilçam’ın sevilen isimlerinden Akil Öztuna, Hababam Sınıfı serisinde felsefe hocasını canlandırmıştı.
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN
Usta oyuncu, Türk Sinemasını en unutulmaz klasiklerinden biri olan 1976 yapımı Tosun Paşa filmindeki Tellioğulları’nın reisi Tellioğlu Akil karakteriyle de hafızalara kazınmıştı.

TOSUN PAŞA’NIN ÇEKİMLERİNDE DEVEDEN DÜŞEREK ÖLMÜŞTÜ…
Kült filmler arasında yer alan Tosun Paşa filmi, meğer arkasında bir trajediyi de saklıyormuş. Filmin çekimleri sırasında Akil Öztuna, deveden düşerek hastaneye kaldırılmış ve ardından geçirdiği iç kanama sebebiyle hayatını yitirmiş.

Akil Öztuna’nın yaşadığı kaza sürecinde Tosun Paşa ve Hababam Sınıfı filmlerinin çekimleri ise aynı anda sürdürülüyormuş.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Unutulmaz ‘Hababam Sınıfı’ filminde ‘Bacaksız’ lakaplı öğrenci rolüyle tanınan Tuncay Akça kalp krizi sonucu İstanbul’da hayatını kaybetti.

Tuncay Akça, 2022 yılında hayat hikâyesine yer verdiği “Bir Gülücük Hikâyesi” kitabını çıkarmıştı. “Bir gülüşle hayatım değişti” diyen Akça, Yeşilçam’daki keşfediliş hikâyesini bu sözlerle anlatmıştı.
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

YEŞİLÇAM’A İLK OLARAK AYAKKABI BOYACISI OLARAK GİDİYOR
“Hababam Sınıfı”ndaki ‘Bacaksız’ rolü ve gülüşüyle hafızalara kazınan oyuncu, Yeşilçam’a ilk olarak ayakkabı boyacısı olarak gidiyor.

“O GÜLÜŞÜM ERTEM EĞİLMEZ’İN HOŞUNA GİTMİŞ”
Tek bir gülüşün hayatını değiştirdiğini söyleyen Akça, yönetmen Ertem Eğilmez’in kendisini keşfediş hikâyesini kitapta şöyle anlatıyor: “Ertem Eğilmez, kameranın arkasında Adile Naşit’e bir sahneyi anlatıyordu. Ama müstehcen bir şekilde… Anlatırken, ben bir kahkaha attım. O küfrünü daha önce duymadığım için bana çok komik gelmişti. Bir başladım mı üç dakika filan gülüyordum. O sırada Ertem Eğilmez ‘stop’ deyip bana şöyle bir baktı. Oradan kaçıp saklandım. Ertem Abi, yanına çağırdı, ‘Ayıp değil mi, iş yapıyoruz niye gülüyorsun?’ dedi. Fakat o gülüşüm Ertem Eğilmez’in hoşuna gitmiş. Böyle bir tarafı varmış, insanı keşfedermiş.

BU SAHNE İÇİN 60 LİRA ÜCRET ALMIŞ…
Hababam Sınıfı” filminde Tuncay Akça, Halit Akçatepe ve Kemal Sunal’ın karşısına geçip güldüğü sahne için 60 lira ücret almış…
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Son olarak ‘Kolpaçino 4 4’lük’ filminde rol alan 88 yaşındaki usta oyuncu Aydemir Akbaş’tan kahreden haber geldi. Evinde baygın bulunduktan yoğun bakıma alınan Yeşilçam yıldızı dün entübe edildi. Ancak oyuncu tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı.Aydemir Akbaş 88 yaşında aramızdan ayrıldı.

Bir süredir akciğer kanseri tedavisi gören usta oyuncu Aydemir Akbaş evinde baygın bir şekilde bulunmuş ve apar topar hastaneye kaldırılmıştı.
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

Yoğun bakımda tedavi altına alınan Yeşilçam yıldızı entübe edildi.

HAYATA GÖZLERİNİ YUMDU
Usta oyuncudan acı haber geldi. Akbaş, 88 yaşında hayatını kaybetti.

Akbaş’ın 45 yıllık can dostu İbrahim Tatlıses de sanatçı için dua istemişti.
Sosyal medyadan açıklama yapan Tatlıses, dün yaptığı paylaşımda “45 yıllık değerli dostum, değerli ağabeyim Aydemir Akbaş şu anda yoğun bakımda… Siz değerli sevenlerimden Aydoşuma dua bekliyorum. Saygılarımla” ifadelerini kullanmıştı.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Unutulmaz filmlere imza atan iki sanatçı, Batman İlk Kültür ve Turizm Müdürlüğü Konferans Salonu’nda düzenlenen etkinlikte, sinema eleştirmeni Suat Köçer’in sorularını cevapladı, Türk sinemasına ilişkin merak edilenleri ve anılarını paylaştı.
Savaş, oyunculuğa henüz 5 yaşında tiyatro sahnesinde adım attığını belirterek, “Sinemada da uzun bir zaman oldu. Sevgili Suna Pekuysal’ın annemin arkadaşı olması, ‘Ben bu kızı tiyatroya götüreceğim, bu kızda cevher var.’ demesiyle başlayan bir süreç. Sonra kendimi bulduktan sonra bir baktım ki sanatın içinde, tiyatrodayım. Aynı zamanda okul da başladı. İyi ki beni götürmüş Suna abla, iyi ki tiyatroya koymuş, iyi ki bu mesleğin içinde olmuşum. Herhalde farklı bir meslek düşünemezdim.” dedi.
Sinemaseverlerin gösterdiği ilgiye de değinen sanatçı, şunları kaydetti:
“İnsanların sevgiyle bakması, kucaklaması, herkese nasip olan bir şey değil. Evde televizyonda ya da sinemada izledikleri zaman, bizi ailelerinden biriymiş gibi kabul etmeleri ve sokakta size baktıklarında gözlerindeki ışıkları gördüğümüz zaman çok mutlu oluyorum. İnsanların yaşadığı olumsuzlukları hem tiyatroyla hem sinemayla birlikte bir yerlere aktarabiliyorsak, bir şeyleri önleyebiliyor ya da ‘Bunun böyle yapılması gerekiyor.’ diyebiliyorsak bu bizim için çok önemli. O yüzden de tarafsız, kimseye ayrım yapmadan sevgiyle kucaklamak ve onların yaşadığı sorunları aktarmak bizim görevimiz diye düşünüyorum.”
Perihan Savaş, Türk sinema ve dizi sektöründeki duruma da dikkati çekerek, “Sinemada bir senaryo geliyor önünüze. Dizide ise ya iki ya da üç senaryo gönderiyorlar. Sonraki hikayelerin bir sinopsisini yani kısa anlatımını çıkarıyorlar. Oynadığım son diziden bahsedeyim. Üç bölüm senaryo okudum. 1980’leri anlatan olağanüstü bir şeydi. ‘Bu işin içinde olmak istiyorum.’ dedim. Bir baba çocuğun acı hikayesini anlatan, arada aşkı da olan çok güzel bir hikayeydi. Ne yazık ki bu diziler uzadığında, kanallar dizilere, senaryoya müdahale ettiğinde, sizin okuduğunuz şeyin çok daha dışına çıkıyor Biz 1980’ler diye başladığımız bir işi, Adams Ailesi olarak bitirdik. Üç senarist, üç yönetmen değişti.” diye konuştu.
“Annem sefir, babam elektrik mühendisi olmamı istiyordu”
Usta oyuncu Halil Ergün ise daha önce Tunceli ile Batman’ı görmediğini aktararak, “Şimdi Batman’ı gördüm, heyecan duyuyorum. Beton, apartman kültürü girmesine rağmen hiçbir rahatsızlığı olmayan bir kenttesiniz ve sizi kutluyorum gerçekten. Sevinçle ve herkese anlatacağım. Çok etkilendim. Buradaki etkinlik de çok önemli. Perihan’la onu da konuşuyoruz. Buradaki iki günlük çalışma içinde gördüğüm boyut ve derinlikten çok heyecan duydum.” ifadelerini kullandı.
Tiyatro kökenli olduğunun altını çizen Ergün, “Nasıl Perihan 5 yaş diyorsa bende de öyle. İznikliyim ben. Toprağa bağlı ve çok eski bir aile. Annem sefir, babam elektrik mühendisi, abim doktor olmamı istiyordu ama ben doğaya dönüktüm. Müsamereler filan oluyordu. Filmler seyrediyorduk. Sinemamız vardı, babamların işlettiği. Tüm filmleri seyrediyorduk beş yayından itibaren. Kerpiçten yapılmış bir salon ve sinemaydı. Ama hiç öyle artist olmak, meşhur olmak gibi bir düşüncem yoktu. Sadece hoşlandığımı biliyorum.” dedi.
Ergün, yaşamında oyunculuğun rolüne ilişkin, şu bilgileri verdi:
“Sanatın insan hayatındaki işlevi konusunda bilincimiz, bilgilenmemiz ortaya çıktı ve bir hayat tarzına dönüştü bir süre sonra. İnsan hayatlarını sergilemek, halka bir şey söylemek benim tarzım oldu. Tiyatrolar kurduk. Çok önemli tiyatro hareketlerinin içinde oldum. Şansımıza, Anadolu’da 40 tiyatronun dolaştığı bir dönemdi. Halkımızla sanatın buluştuğu, köylere kentlere kadar uzanan bir tiyatro macerası… Halkın toplumsallaşma kültüründe çok önemli fonksiyonu vardır, başka insan hayatlarına katılma kültürü. Sonra bu, bir hayat tarzına dönüştü. Sinemada 12 Mart’ı yaşadık. Kasabama döndüm. Yılmaz Güney hapse girmişti. Akadaşlarım dedi ki, ‘Yılmaz abi seni göreve çağırıyor. Bir film var, senin oynamanı istiyor.’ 1974 yılının eylül, ekim aylarında sette buldum kendimi ve kadere dönüştü. Çok sevdim kamerayı. Kamera sesini sevdim ve kaldım. Hiçbir zaman şöhret olmak, para pul kazanmak, çok büyük aşklar yaşamak gibi bir tarzımız yoktu. Çünkü Türkiye’deki o tartışmalardan etkilenmiştik. Bir şey söylemek, ülkenin sorunlarına, insanların sorunlarına, sanatın diline ilgi duydum ve hayat tarzım haline geldi. Bir kader gibi bugüne geldik.”
Oyunculukta rolünü en iyi biçimde yapmaya çalıştığını kaydeden sanatçı, “Bizler yönetmen oyuncularıyız. Senarist ve yönetmen kurar. Biz de bize sunulan karakteri en iyi şekilde sergilemek durumundayız. Toplumun çözümlenmesi, toplumdaki insan ilişkilerinin tahlil bilgisi ya da sınıfsal meseleler. Hayatın içindeki ayrı ayrı karakterlerin ayrı sosyal konumların, statülerin varlığını fark etmek, size sunulan karakteri de o anlamda yorumlama mecburiyeti ve çözüm bulma çabası getirir.” değerlendirmesinde bulundu.
“Çok ağlayınca, çok iyi oynamış olmaz. Çok gülünce, çok iyi oyuncu olmaz”
Usta oyuncu, kariyeri boyunca birbirinden farklı birçok rolü oynadığını vurgulayarak, şöyle devam etti:
“Ben patronu da, kötüyü de oynadım. ‘Jön kötü adam oynamaz.’ dediler. Jön dayak yemez, sadece döver. Öyle bir kültür vardır bizim Yeşilçam’da. Ama insan öyle değildir. Siz gösterebilirsiniz bunu. Rolün etkisinde kaldım, eve gittim filan. Ben böyle bir şeye inanmam. Bana verilen rolü sadece yorumlarım. Toplum içinde gözlemlerimiz, bilgimizle günlük hayatımızdaki örnekleri gözlemek, bilmek, tanımak noktasında, bir zenginlik taşımak zorundayız. En iyisini yapmaya çalışırız. Asıl mesele vücudunuzu çözmek. Elinizi, kolunuzu, gözünüzü hangi jestle hangi yansımayla sunabilirsiniz? Bunu çözmek de bir bilim işidir. Aslında sanat da bir bilim işidir bir tarafıyla. Duygusal iş meselesi değildir. Çok ağlayınca, çok iyi oynamış olmaz. Çok gülünce, çok iyi oyuncu olmaz. Mesele o karakterin toplumsal konumu. Köydeki başka, kentli başka, zengin, fakir, yoksul başkadır. Bakışlar bile değişir.”
Oyuncunun senaryoya katkılarına da dikkati çeken sanatçı, “Aslında sinema oyunculuğu gözlerle doğru bakmaktır. Kamera göz ilişkisi çok mühim. Bir karakteri ya da durumu, o sahneyi anlatmada sadece hareketle olacak işler değildir bu. Mesleğinizi sevdiğiniz zaman böyle. Ben hala heyecan duyuyorum. Sokakta yürürken millet bana sarıldığında, ‘Beni seviyorlar.’ diye bakmıyorum. İyi sunmuşum mesleğimi, çabalarımı diye algılıyorum. O beni çok sevindiriyor.” diye konuştu.
Halil Ergün, gerçek sanatçıların ardında iz bıraktığını söyleyerek, şunları kaydetti:
“Ben Yeşilçamlıyım diyorum artık. Keskin dönemlerimizde çok bilmişliğimiz, gençliğimiz vardır, en doğrusunu biz biliriz diye. Bizde de öyle keskin kararlar vardı, tiyatro da yaparken. Ama hayat size çok şey anlatıyor. Daha başka düşünmeye başlıyorsunuz. Yeşilçam’a girdiğimde biraz tepeden bakma meselesi vardı. Sonra fark ettim ki Türkiye sinemasının adı Yeşilçam’dır. Şimdi Yeşilçamlı olmakla çok övünüyorum ben. 80’e yakın filmde oynadım. Sonra düşünmeye başladım. Yanlışıyla doğrusuyla, eksiği, hatalı olanı vardır ama genel bir süreçten bahsediyorum. Çok önemli bir işlevi yerine getirmiştir. Bugün noktalanmıştır, başka bir mecraya düşmüştür.”
“Yeşilçam için kasabalara sinemalar kuruldu, harman yerlerinde filmler gösterildi”
Yeşilçam’ın Türkiye’de toplumsallaşmanın çok önemli bir işlevini yerine getirdiğini vurgulayan sanatçı, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bölgeler kurmuşlar; Güneydoğu Anadolu, Doğu, Karadeniz, Marmara bölgesi, Adana, İzmir. Orada bir ekonomi kurulmuş kasabalara kadar giden sinemalar. Babamla halaoğlunun açtığı kerpiç bir sinemaydı. O güne kadar insanların buluşmaları köyde, kasabada hatta kentin belli yerlerinde… Toplumsallaşma diyebileceğimiz, başka insan hayatlarına tanık olma, başka insan hayatlarının sevincini, acısını paylaşma kültürü… ya cenazelerde acılara ortak olursunuz. Namaz kılar veya cenazesini götürürsünüz ya da düğünlerde mutluluklara ortak olur hediye götürürsünüz. Bir ailenin, komşunun acısına ortak olmaktır. Yeşilçam için kasabalara kadar sinemalar kuruldu, harman yerlerinde filmler gösterildi.”
Usta sanatçı, Yeşilçam anılarına da değinerek, “Unutulmuş kahramanlar üç kuruşa oynarlardı. Gittiğimde heyecan duyuyordum. Hayatımıza girmiş birinci, ikinci, üçüncü derece rollerde oynamış insanlar vardı. Kadir Savun geliyor setime, ellerim titriyordu. O kadar tutkuyla ve mesleklerine bağlı işler yaptılar ki. Bu açıdan çok önemli işlev yerine getirmiştir Yeşilçam. Yeşilçam sinemacısı olmaktan çok şey kazandım, çok şey öğrendim. Bir tek eksikliğimiz şu. Dünya çapında sinema kültürüne sahip başarılarımız var ama Amerikan, İngiliz, Fransız sineması gibi değil. Oradaki eksiklik şudur. 200-300 film çekildiği zamanlar var. Bölgelerde dolup taşıyor sinemalar. Parayı kazananlar tekrar sinemanın teknolojik gelişmesine yatırım yapmadı. Fırınlar yaptı, apartmanlar kurdu, parayı başka yere aktardılar.” değerlendirmesini paylaştı.
İki sanatçı, etkinliğin ardından sinemaseverlerin sorularını yanıtladı.
]]>