Türkiye’de geçen yıl yaşanan Kahramanmaraş merkezli depremlerde binlere bina yıkılmış, 10 binlerce insan hayatını kaybetmişti. Depremlerin büyüklüğüne rağmen zemininde sismik izolatör kullanılan büyük kamu binalarının depremden etkilenmediği görülmüştü. Şehir hastaneleri ve kamu binalarında kullanılan sistemin vatandaşların oturacağı binalarda da kullanılmasına ilişkin Atakum Belediye Meclisi gelen talepler üzerine konuyu gündemine aldı.
Örnek teşkil edilecek karar ile birlikte yapı ruhsatlarına eklenecek plan notu ile birlikte yönetmelikte yer alan “Zeminin topraktan destek alması” maddesi yerine “Yapı ruhsat başvurularında depreme dayanıklı yapılar inşa etmek için sismik izolatör kullanılacak olan birimlerin çevresinde güvenlik önlemleri alınmak üzere ön bahçe dahil tüm bahçe alanları statik gereklere göre düzenlenebilir” plan notu eklenerek deprem izolatörünün yapılmasının önü açılacak.
“Karadeniz’de ilk”
Atakum Belediye Meclisi Mart Ayı Olağan Toplantısı 1. Oturumu’nda konuşan Atakum Belediye Başkanı Cemil Deveci, zemini kot altında kalan Balaç’ta yapılacak bir bina için kendilerine talep geldiğini, alacakları bu karar ile birlikte Karadeniz’de ilk defa vatandaşların ikamet edeceği bir binanın zemininde sismik izolatör kullanılacağını ve bu alınacak kararın depreme dayanıklı binalar yapılmasının da önünü açacağını ifade etti.
“Samsun Şehir Hastanesi’nde de bu yöntem kullanıldı”
Sismik izolatörlerin yakın zamanda meydana gelen depremlerde de güvenirliğini kanıtladığının altını çizen Cemil Deveci, “Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından ‘sismik (deprem) izolatör’ ülke gündemine geldi. Mevcut imar planlarında deprem izolatörünün yapılacağı binaların nasıl yapılacağına dair bir hüküm yok. Birçok kurumdan uzman görüşü aldık. Karadeniz’de ilk kez Atakum’da uygulanacak. Samsun Büyükşehir Belediyesi ile de görüştük. Bu sistemi kullanarak yapılacak binalar için ‘plan notu’ olursa uygulayıcılar için rahatlık sağlar diye düşünüldü. Binada deprem izolatörü uygulandığından binanın zeminden itibaren etrafının boş bırakılması gerekiyor. Binanın sallanabilme ve esneme ölçüsüne göre duvara veya toprağa değmemesi gerekiyor. Bizim yönetmeliğimizde kot altında kalan temellerin etrafının kapatılması gerekiyor. Toprak zeminden destek alınsın gibi bir mantık var mevcut yönetmelikte aksine bu izolatör kullanılan binalarda da yapının esnemesi için önünün açık tutulması gerekiyor. Zeminden itibaren belli miktarda etrafının boş olması gerekiyor. OMÜ Mimarlık Fakültesi ve Samsun Büyükşehir Belediyesi’nin görüşünü aldık. Bakanlıktan gelen uzman görüşünde ise ‘Sismik derz mesafesi, izolatör tasarım deplasmanın en az 2 katı olacak şekilde projelere yansıtılması ve bu detaya göre peyzaj düzenlemesi yapılması gerekir’ diyor. Yani zeminden itibaren toprak kotuna kadar bir mesafeyi boş tutacak. Fore kazıklar ile zemin koruma altına alınacak. İlk uygulamayı da Balaç Recep Tayyip Erdoğan Bulvarı’nın altında yapılacak bina için meclis kararının ardından izni verilecek. Komisyonda uzmanlar da konu hakkında daha detaylı bilgileri verecekler. Bu karar Samsun Büyükşehir Belediye Meclisi’nden geçtikten sonra da diğer birçok ilçede de örnek gösterilebilecek. Samsun Şehir Hastanesi ve Tekkeköy Devlet Hastanesi de sismik izolatör yöntemi ile yapıldı. Devlet de artık tüm büyük kamu yatırımlarının zemininde bu deprem izolatörlerini kullanıyor. Bizler de bu kararı alarak, sağlam binaların yapılmasında öncü olacağız” dedi.
Söz konusu gündem maddesi, meclis üyelerinin oybirliği kararı ile İmar Komisyonu’na havale edildi. Komisyonda görüşülecek gündem maddesi, meclisten geçtiği takdirde karara bağlanacak ve ilçedeki binaların zemininde deprem izolatörü kullanılabilecek. – SAMSUN
]]>İbrahim Üzülmez, müsabakanın ardından Pendik Stadı’nda basın mensuplarının sorularını yanıtladı.
Kaybettikleri için üzgün olduğunu belirten İbrahim Üzülmez, şu ifadeleri kullandı:
“İyi bir başlangıç yapmak istiyorduk. İyi oynamadık. Çok fazla basit hata yaptık. Hücum anlamında kaliteli oyunculara sahip olmamıza rağmen ileride iyi iş çıkartamadık. Rakibi gözlemlediğimizde özellikle Ndao ile arka tarafa çok fazla koşu yapan bir takım olduğunu oyuncularımıza söyledik. Çok basit bir penaltıyla geriye düştük. Böylece rakibin direnci arttı, bizimki azaldı. Çok fazla temas oyununun da içinde olamadık. Konyaspor çok iyi oynamasa da iyi organize oldular. Deplasman takımının yapması gereken her şeyi yaptılar. Bu seviyede hatalar yapınca cezası da kesiliyor. Pes etmeyeceğiz, etmemiz gerekiyor. Önümüzdeki maçlar zor. O maçlara odaklanmamız gerekiyor. Süper Lig seviyesinde olmaması gereken hatalar vardı bugün. Biz bunları değiştirmeye çalıştık. Bugün başarılı olmadık ama bundan sonraki süreçte başarılı olmaktan başkada yapacak bir şey yok.”
“Alpaslan adım attı, bizlerden özür diledi”
Pendikspor’un defans oyuncusu Alpaslan Öztürk’le geçmişte problem yaşayan Üzülmez, “Biz, profesyonel insanlarız. Konuştuk ve kendi aramızda problemi çözdük. O geldi yanıma ve konuşmak istedi. Konuşulmaması ve yapılmaması gereken şeyler olduğunu söyledik. Benim çok kinci bir yapım yok. Sonuçta aynı gemideyiz. Alpaslan’ın benim yanıma gelmesi, benimle konuşmak istemesi benim için yeterlidir. Alpaslan’ın bana geçmişte söylediklerinden dolayı onu oynatmamak bana yakışmaz. Alpaslan adım attı, bizlerden özür diledi. Alpaslan bu takımın önemli oyuncusu, bugün de ona görev verdik. İyi oynadı. Ondan da performans anlamında önümüzdeki haftalarda beklentilerimiz var. Biz, bundan sonraki süreçte nasıl başarılı oluruz düşüncesinde olacağız.” diye konuştu.
“Mevcut oyunculardan verim almaya çalışacağım”
Ofansif anlamda çok yetenekli oyunculara sahip olduğunu belirten İbrahim Üzülmez, “Bugün orta saha ve hücum arasında kopukluk vardı. Daha iyi planlama yapabilirdik. Planlamanın daha doğru yapıldığı bölgeler var. Yanlış yapılan yerler de var. Topu 2. bölgeden 3. bölgeye geçirecek daha yetenekli bir oyuncu olabilirdi. Bunları bu dönemde konuşmak bize çok fazla bir şey kazandırmaz. Mevcut oyunculardan verim almaya çalışacağım. Thiam, Erencan ve Umut gibi önemli oyuncularımız var. Bunları beslememiz lazım. Bugün kanatlara da inemedik. Dün akşam oyuncularla konuştuğumuzda hepsinin isteği ve arzusu üst seviyedeydi. Bazen isteyip sahaya yansıtamayabilirsiniz. Kalan haftalarda bu camiayı en iyi şekilde temsil etmeye çalışacağız.” değerlendirmesinde bulundu.
“Büyük karakterler, teslim olmayan karakterlerdir”
Sıradaki rakibi Fenerbahçe hakkında da konuşan Üzülmez, şunları kaydetti:
“Fenerbahçe çok iyi bir takım. Hedefe odaklanmış bir takım. Onlara saygı duyuyoruz ama biz kendimize bakarız. Fenerbahçe maçın favorisidir ama biz de teslim olmak istemiyoruz. Bugün rakibimize kaybettik ama Fenerbahçe maçında gidip mücadelede etmemiz gerekiyor. Fenerbahçe’nin şampiyonluk için galibiyete ihtiyacı var ama bizim de puan veya puanlara ihtiyacımız var. Biz, pes etmemeliyiz. Oyuncularımın da bizimle beraber bu duyguları yaşaması gerekiyor. Büyük karakterler, teslim olmayan karakterlerdir. Biz oyunculara en iyi şekilde yardımcı olmaya çalışıyoruz. Fenerbahçe deplasmanı da zordur. Yetenekli oyuncuları var ama biz de oradan puan ya da puanlar almak istiyoruz.”
]]>AK Parti adayı Öntürk, Hatay Merkez Salonu’nda düzenlenen “Hatay’da Yüzler Gülsün Diye” başlıklı toplantıda projelerini anlattı.
Büyükşehir Belediyesi yönetimini eleştiren Öntürk, “Hatay bu tabloyu hak etmiyor. Hataylılar, yapay zekayla tespit edilen belediye başkanı yerine yapan zekayla şehrine hizmet etmeyi şereflerin en büyüğü sayan, ortak akıl ve katılımcı yönetim anlayışına sahip, şeffaf, iş bilen ve çalışkan kadrolar bekliyor.” diye konuştu.
Öntürk, vatandaşların yerel seçimde algı ve mazeret zihniyetini değil gerçek belediyeciliği seçeceğini söyledi.
Hizmetlerin eşit ve adil yapılacağını ifade eden Öntürk, “Hataylılar 10 yıl boyunca yan gelip yatıp, seçime 1 ay kala ‘dostlar alışverişte görsün’ diye 300-500 metre asfalt dökeni değil, planlı, programlı ve bütçe hakkına riayet eden, suyu, altyapıyı, parkı, ucuz ulaşımı ve tüm yolların asfaltlanmasını lütuf değil temel hak gören üretken belediyecilik anlayışını tercih edecektir.” değerlendirmesinde bulundu.
“Yapamayacağımız işlerin vaatlerini vermeyiz, veremeyiz”
Cumhur İttifakı adayı Öntürk, Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat 2023’teki depremlerden etkilenen kentin yeniden inşası sürecinde devletin ilgili kurumlarıyla istişare içerisinde çalışacaklarını vurguladı.
Şehrin yeniden ayağa kaldırılmasının adımlarını planladıklarını dile getiren Öntürk, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Şehrin toplumsal, tarihi ve kültürel hafızasının yok sayılmasına hiçbir zaman müsaade etmeyeceğimizin altını çiziyorum. Tüm hemşerilerimizin can ve mal emniyeti ile mülkiyet hakkının gözetildiği bir süreci işleteceğimizden hiç kimsenin endişesi olmasın. Gerçekliğin dışına çıkarak yapamayacağımız işlerin vaatlerini vermeyiz, veremeyiz. Tutamayacağımız sözleri sarf etmeyiz, edemeyiz. Bu minvalde en çok yıkımı ve kaybı yaşadığımız Antakya’mızın yeniden ayağa kaldırılması birinci önceliğimizdir.”
Öntürk, şehir içi ulaşımı rahatlatmak için 2 aşamalı proje yürüteceklerine işaret ederek, şunları anlattı:
“İlk aşamada hazırlayacağımız acil eylem planı kapsamında olağan akıştaki acil müdahaleleri yapacağız. Büyükşehir yol ağındaki alt ve üst geçit gereksinimi olan noktaları tespit edecek ve ivedilikle bunların inşasını tamamlayacağız. İkinci aşamada 30 yıllık ulaşım master planını bitirip, tüm Hatay’ın ulaşım yatırımlarını bu plana göre gerçekleştireceğiz. Trafik sinyalizasyon sistemi ve uyarı levhalarını rehabilite edecek, yeni nesil sistemler kuracağız.”
“Dönüşüme muhtaç yapılar için dönüşüm ofisleri kuracağız”
Kentin uygun noktalarında 300-500 bin metreküp su elde edecekleri küçük barajlar yapmayı hedeflediklerini belirten Öntürk, tüm ilçeler için çok sayıda proje hazırladıklarını, ilçe belediye başkanlarıyla omuz omuza çalışacaklarını dile getirdi.
Öntürk, depremlerde yıkılmayan ancak risk taşıyan yapılar için de çalışma yürüttüklerini vurgulayarak, şunları kaydetti:
“Dönüşüme muhtaç yapılar için dönüşüm ofisleri kuracağız. Depremzede hak sahiplerinin haricinde kalan ve devlet desteği alamamış vatandaşlarımız için kuracağımız ofislerde tek bir riskli yapı kalmayıncaya kadar çalışmalarımızı sürdüreceğiz.”
Hedeflerini sıralayan Öntürk, Türkiye Yüzyılı’nda Hatay’ı, gerçek belediyecilik anlayışıyla yarınlara taşımak için Cumhur İttifakı çatısı altında çalışacaklarını kaydetti.
Konuşmanın ardından Öntürk ve ilçe belediye başkan adayları katılımcıları selamladı.
]]>Bingöl Üniversitesi (BÜ) Enerji, Çevre, Doğal Afet Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Dr. Öğretim Üyesi Kenan Akbayram’ın yürütücülüğünde kent merkezinin zemininin jeofizik ve jeolojik yöntemlerle araştırılması için proje hazırlandı.
“Doğu Anadolu Fay Zonu Üzerindeki Bingöl Sismik Boşluğu’nun Fay Yapısı ile Bingöl İli Merkez İlçesinin Yerel Zemin Etkilerinin Araştırılarak Sahaya Özel Sismik Tehlike Analizinin Yapılması” isimli proje, TÜBİTAK’tan 2022 yılında destek aldı.
Erzurum Atatürk Üniversitesi Deprem Araştırma Merkezi, Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü (MTA) ve Munzur Üniversitesindeki uzmanların da desteğiyle yürütülen proje kapsamında, kent merkezindeki alanların yüzde 70’inin zemin analizi tamamlandı, geriye kalan alanların analizi de yıl sonuna kadar gerçekleştirilecek.
Ayrıca, merkezin koordinatörlüğünde Bingöl Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü’nde araştırma görevlisi olan Dr. Ömer Faruk Nemutlu İstanbul Teknik Üniversitesi’nde, Dr. Sadık Varolgüneş de Dicle Üniversitesi’nde Bingöl’deki riskli yapıları belirlemek amacıyla doktora tezleri hazırladı.
Bu tezlerde de İçişleri Bakanlığı ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının uyguladığı metotlar kullanılarak, riskli yapıları tespit etmek amacıyla 1500’ü aşkın yapı incelendi.
Fay haritaları hazırlanıyor
Dr. Öğretim Üyesi Kenan Akbayram, AA muhabirine, Bingöl’ün depremler üreteceği konusunda haberler çıktığını, bunun doğru olduğunu belirterek, ancak yaşanacak olası depremde Bingöl’ün tamamen zarar görecek gibi düşünülmesinin doğru olmadığını söyledi.
Bunun tespitinin ancak bilimsel verilerle ve mühendislik çalışmalarıyla mümkün olduğunu vurgulayan Akbayram, TÜBİTAK’ın deprem konusundaki araştırmalara destek vereceğini açıklaması üzerine proje hazırladıklarını belirtti.
Akbayram, şöyle konuştu:
“Bingöl’ün merkez ilçesinin zemininin depremlerde nasıl davranacağını anlamamız gerekiyordu. Bunun için jeofizik ve jeoloji araştırmaları ağırlıklı bir proje hazırladık. Projede, Bingöl çevresindeki fayların yapılarını, jeolojik ve jeomorfolojik olarak haritalıyoruz. Neden bunu yapıyoruz çünkü Bingöl’ün zarar görebilirliğini arttıracak şeylerden biri faylarda oluşabilecek deprem büyüklükleridir. İleride gerçekleşebilecek olası depremlerin büyüklüklerini doğru tahmin edebilmek için fayların doğru haritalanması gerekiyor. Her ne kadar Bingöl’ün iyi fay haritaları, MTA tarafından yapılmış olsa da bu fay haritaları revizyona muhtaç. Bu revizyonu yapıyoruz. Bu, o çalışmaların kötü olduğunu göstermiyor bu arada. Sadece bizimkisi daha ayrıntılı bir çalışma.”
Proje kapsamında ayrıca kent merkezinin zeminini 250 ve 500 metrede bir, çeşitli jeofizik ölçümlerle araştırdıklarını anlatan Akbayram, bu sayede depremler esnasında kentteki zeminin nasıl davranacağını öğreneceklerini söyledi.
Hazırlanan doktora tezlerine de değinen Akbayram, şöyle devam etti:
“Bu doktora tezlerinde il merkezindeki 1500’den fazla binanın, sokak taraması metotlarıyla kalitesi araştırıldı. Bu 1500 bina kent merkezindeki toplam 7 bin 500 binanın yapı tiplerini temsil edecek şekilde seçildi. Bunlardaki zayıflıklar belirlendi. Mevcut yer, bilimsel zemin dinamik verileriyle birleştiğinde Bingöl’de olası depremlerde hasar alabilecek alanları tespit ettik. Araştırılan 1500’ü aşkın yapıdan yaklaşık 500’ünün, yapı kalitesinin ya da zemininin kötü olması gibi nedenlerle riskli olduğu tespit edildi. Yani ne kadar binanın yıkılabileceğini, maalesef ne kadar insanın eğer dönüşüm yapılmazsa zarar görebileceğini biliyor durumdayız. Tabi hata payları var ama bu rakamlar bizim elimizde.”
Hazırlanacak rapor ilgili kurumlarla paylaşılacak
Akbayram, bundan sonra eldeki bütün bu verileri bir araya getirip, bunların ışığında kentsel dönüşüme yönelik yeni imar planlarının hazırlanmasının gerektiğini kaydetti.
Projelerinin çeşitli ulusal ve uluslararası hakemlik süreçlerinden geçtiğini anlatan Akbayram, şunları aktardı:
“Proje tamamlandığında, doktora tezleriyle bir rapor hazırlanacak ve bu rapor ilgili kurumlarla paylaşılacak. Bunların Türkiye’de örneği çok az. Küçük alanlarda yapılmış çalışmalar var. Bu çalışmaların deprem üretebilecek aktif faylara yakın bütün şehirlerde yapılması gerekiyor. Örneğin Bingöl’de olabilecek bir deprem aynı Kahramanmaraş merkezli depremlerde olduğu gibi çevre illeri de etkileyecektir.”
]]>ÇANAKKALE – Çanakkale’nin Kuzey Ege Denizi’nde her yıl 50 bine yakın yerli ve yabancı turistin ziyaret ettiği turizm merkezi Bozcaada ilçesinde antik kentin nekropolis alanında 2023 yılı sonunda yapılan kazı çalışmaları sırasında çok sayıda çocuk mezarı tespit edildi. Kazılar sırasında erken yaşta ölen çocukların hem küp mezar hem amfora mezar hem de taş örme mezarlarda ölü hediyeleriyle birlikte gömüldüğü belirlendi.
Tenedos antik kenti kazıları Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü destekleriyle Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Turan Takaoğlu başkanlığında 12 kişilik bir ekiple yürütüldü. Kazı çalışmaları 2023 yılı sezonunda ilk önce Bozcaada Kalesi’nde, ardından da antik kentin Nekropolis alanında gerçekleştirildi. Nekropolis’te yapılan kazılarda özellikle çocuk gömülerine ilişkin yeni verilere ulaştı.
Kazısı yapılan çocuk mezarları arasında özellikle M.Ö. 6. yüzyıla ait bir pithos ya da küp mezar içine sonradan M.Ö. 4. Yüzyılda ikinci bir küp mezar yerleştirildiği örnek oldukça dikkat çekiciyor. Sonradan yapılan küp mezarın içine ölü hediyesi olarak altı adet pişmiş toprak heykelcik ve bir adet at ayağı biçimli bronz iğne yerleştirildiği belirlendi. Genel itibarıyla antik Yunan festivaller tanrısı Dionysos kültüyle ilişkilendirilebilecek bu heykelciklerden ikisi doğu kıyafetleri içinde Frig başlığı takmış iki adet dansçıyı, birisi telli müzik aleti lir çalan kadını, geriye kalan üçü de ayakta duran kadınları betimleniyor. Dansçı ve müzisyen betimli heykelciklerinin bir mezara yerleştirilmesi dönemin inanç özelliklerini yansıtır bir şekilde dans etme yoluyla kendinden geçerek tanrıya ulaşmanın ve bütünleşmenin arkeolojik bir göstergesi olarak görülüyor. Kazı buluntuları, Tenedos Kazısı ekibi üyesi Dr. Çilem Yavşan tarafından restorasyon ve konservasyon işlemlerine tabi tutuldu. Kazı sezonu ardından buluntular Troya Müzesi Müdürlüğüne teslim edildi.
Tenedos kazıların Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü desteğiyle gerçekleştirildiğini ifade eden Kazı Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Ömer Can Yıldırım, “2023 yılı içerisinde kazı çalışmalarımız Bozcaada Kalesi ve Antik Nekropolis Alanında yapıldığını belirterek, “Özellikle Nekropolis alanında gerçekleştirilen çalışmalarda daha önce arkeolojik literatür de pek bilinmeyen ve çocukların gömme alanı olarak sınırlanmış bir alan tespit edildi. Bu alanda tespit edilen mezarlardan Pithos mezar olarak tanımladığımız yapı pithos içinde pithos özelliği göstererek daha önce arkeolojik veriler de pek bilinmeyen bir verinin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Buradaki genel gömme geleceği M.Ö. 6’ncı yüzyılda ilk gömme işleminin yapıldığı daha sonra da yaklaşık 200 yıllık bir zaman süreci sonrasında da yani M.Ö. 4’üncü yüzyılda yani Geç Klasik Dönemde ikinci bir gömme işleminin yapıldığını göstermektedir. İkinci gömme de tespit edilen ve 6 adet eserle temsil edilen mezar yansıtmış olduğu pişmiş toprak heykelcikler ve de bronzdan bir iğne ile dikkat çekmektedir. 2023 yılı içerisindeki kazı çalışmalarında elde edilen buluntular, Çanakkale’de Troya Müzesi Müdürlüğüne teslim edilmiştir” dedi.
2023 yılı içerisinde Tenedos Antik mezarlık alanın da gerçekleştirilen çalışmalar sonucunda elde edilen pitos mezarı içinde pitos şeklinde tasarlanmış olan gömme geleneğinde pişmiş toprak heykelcikler ve de bronzdan bir iğne bulunduğunu da kaydeden Kazı Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Ömer Can Yıldırım, “Eserlerin genel özelliklerine baktığımız zaman giyiniş tarzları, tanrıça motifleri bu dönem içerisinde hakim olan inanç ve tanrıya ulaşmayla ilgili genç yaşta gömülmüş olan çocuklara duyulan saygının belirtisidir. Bu eserleri tarih açısından da değerlendirdiğimiz zaman eserlerin stilistik ve analojik özelikleri bu eserlerin yaklaşık olarak 2 bin 700 yıllık zaman süreci öncesinde imal edilip, genç yaşta ölen bir çocuğun mezarına konulduğunu göstermektedir. Eserlerden ilk gördüğümüz dansçı oklasma formu olarak adlandırılan eserlerden iki tanesi dikkat çekmektedir. Eserlerin üzerinde bulunan giysi tipleri, doğu daha çok firik kültürüyle ilgili ve de Dionysos yanı sıra Kybele kültüyle ilgili olduğunu söyleyebiliriz. Bu özellikte, özellikle Tenedos Nekropolisinde M.Ö. 4’üncü yüzyılda bu dini ideolojinin hakim olduğunu bizlere net olarak göstermektedir. Eserlerin yansıtmış oldukları tipolojik özellikler Tenedos Nekropolisinin Geç Klasik Dönem erasında mevcut olan kültürel özelliklerini anlamada bizlere kayda değer veriler sunmaktadır” diye konuştu.
]]>İYİ Parti Kdz. Ereğli Belediye Başkan Adayı Murat Sesli’nin Yalı Caddesi’nde bulunan seçim bürosunun açılışı gerçekleştirildi. Sesli ve belediye meclis üyesi adayları Yalı Caddesi girişinde yakılan meşaleler ve tezahüratlarla karşılandı. Kalabalığın arasından güçlükle kürsüye çıkabilen Kdz. Ereğli Belediyesi Önceki Dönem Başkanı Murat Sesli, yaşadığı mağduriyeti anlatıp, kendisini milletin vicdanına emanet ettiğini söyledi. 2007-2009 yılları arasında yaptığı hizmetleri anlatan Sesli, Kdz. Ereğli’nin mahallelerinde halen belediye başkanlığı döneminde dökülen asfaltlarla duruğunu ifade etti. Sesli konuşmasında ” Yıllardır adaletsizliğe karşı mücadele ettim, yapılan haksızlığa boyun eğmedim, kirli oyunlara karşı dimdik durdum. Şimdi tüm engellemelere rağmen işte buradayım. Ben devletime küsmedim, mücadele etmekten yılmadım. Siz bana yapılan adaletsizliği en iyi bilenlerdensiniz, her şeye rağmen, her zaman olduğu gibi bugünde yanımdasınız. Teşekkür Ederim Ereğli, Siz Hep Benimlesiniz” Dedi.
“20 ayda yaptıklarımızı gördünüz, 5 yılda yapabileceklerimizi hayal edin”
Sesli “2007- 2009 yılları arasında 20 ay belediye başkanlığı yaptım. 20 aya o kadar çok hizmet sığdırdık ki, mahallelerde hala konuşuluyor. Burada 23 yıl belediye başkanlığı yapanları da gördünüz, 5 yıl AK Parti iktidarının belediye başkanlığı dönemini de gördünüz. Birde benim 20 aylık belediye başkanlığında yaptığım hizmetleri gördünüz. Rekor hala bende. 120 bin ton asfalt döktük, mahalleler hala benim döktüğüm asfaltla duruyor. Binlerce metreküp taş duvar yaptık. Alt yapı da büyük hizmetlerimiz oldu. Bunu ben demiyorum, vatandaş söylüyor. 2007 ve 2008 yılında öyle 3-5 sanatçı ile değil, tam 15 sanatçı ile Festivalimizi yaptık. Yine yapacağız, Ereğli Türkiye’nin en büyük festivaline şahit olacak. Festivalde Ereğli esnafından kesinlikle para alınmayacak. 3 bin 500 kadınımızı 67 otobüsle Çanakkale gezisine götürdük. 5 bin kişi ile Abant gezisi yaptık. Gezilerimiz devam edecek, Mayıs’ta hazır olun. Türkiye’de ilk defa belediye olarak 700 üniversite öğrencimize burs verdik. Daha sonra AK Parti ne güzel bir örnek olmuşuz ki bizim bu projemizi alıp tüm Türkiye’deki AK Partili belediyelerde uygulamaya geçirdi. Fakat CHP’nin Anayasa Mahkemesi’ne başvurması ile iptal edildi. Şimdi yine ihtiyaç sahibi tüm öğrencilerimize aylık 5 bin TL burs vereceğiz. O dönem ilçemizin 23 mahallesi vardı, biz 23 mahallede halkımızla aynı iftar sofrasında bir araya geldik. Ramazan ayını feshane şenlikleriyle çok güzel geçirdik. Kdz. Ereğli Belediyesi’nin kapılarını sonuna kadar halkımıza açtım. Bana gelen vatandaşlarımızın hiçbirini boş çevirmedim. Gücümüzün yettiği kadar hepsinin sorunlarını çözdüm. 20 aya bu kadar hizmet sığdırdıysak, 5 yılda ekibimizle neler yapacağımızı hayal edin. Siz söyleyin; yapar mıyız?”
“En büyük mahkeme milletin vicdanıdır”
Zonguldak 2. Ağır Ceza Mahkemesi başkanının mahkeme tutanaklarına yazdığı “Soruşturmanın başından kararın kesinleşmesine kadar geçen sürede görev alanların alayı hakkında özellikle milli irade ile göreve gelenlere karşı her türlü hile, desise, kumpas konusunda uzman olan asrın ihanet örgütü FETÖ üyeliğinden ceza alıp görevlerinden ihraç edilmiş olmaları hükümlünün kumpas iddialarını desteklediğinden büyük bir mağduriyete mani olunması için vicdanen sanığın talebinin kabul edilmesi gerektiği görüleceğinden ekseriyetin fikrine iştirak etmiyorum.” Şeklindeki yazıyı okuyan Sesli, hangi hukukçuya gitseler kendilerine “Böyle bir şey olmaz, olamaz, bu kararın bozulması gerekirdi, burada bir şey var” denildiğini anlattı. Sesli “Evet var, burada siyaset var. Burada vicdana sığmayan bir haksızlık var. Ama bilmiyorlar ki en büyük mahkeme milletin vicdanıdır. Burada haksızlığa sadece ben uğramadım, Ereğli uğradı. Ereğli’nin de yıllarını çaldılar, 15 yıl Ereğli’ye bir çivi bile çakılmadı. Her yeri yıkmışlar ama yerine hiçbir şey yapmamışlar. Mahalle mahalle geziyorum; tüm mahalleler kan ağlıyor, vatandaşlar hizmet alamıyor.” diye konuştu.
“Bir birlerinden farkları yok, al biri vur ötekine”
İsim vermeden rakiplerine eleştiriler yönelten Sesli, göreve geldiklerini imar, ruhsat, 18 ve iskan ile ilgili tüm sorunları çözeceklerinin sözünü verdi. Sesli konuşmasında şunları dile getirdi: “Şimdi size soruyorum, imar yolsuzluğundan müfettiş raporu ile sabıkalı müteahhitleri belediye meclis listesine neden aldınız? Bunlar 18 uygulamasında gariban vatandaşları o kadar mağdur ettiler ki, çaresizlikten vatandaşlar çatıya çıkıp intihar etmeye kalktı. Biz söz veriyoruz, 10 yıldır çözülemeyen imar, ruhsat, iskan ve 18 uygulamasında mağdur olan vatandaşlarımızın, mağduriyetlerini en kısa sürede gidereceğiz. Bu mağdurlar arasında Ereğli Belediyesi de var. Kendi yaptığı ofis yolundaki kaçak yapıya ruhsat alamadığı için atıl durumda. Halkın parasını çarçur ettiler. Ömerli deki piknik alanında yapılan yapıda ruhsatsız kaçak olduğu için. Kendine ruhsat alamayan ve kaçak yapı yapan bir belediye sizin, halkın ruhsat ve iskan sorununu nasıl çözecek? Belediyenin kaçak yapıları da dahil olmak üzere bu sorunları da biz çözeceğiz. Nedense bir türlü yapılmayan revizyonun nasıl yapılabildiğini göstereceğiz.
Şimdi sizi bir konuda uyarmam lazım. Belediye başkan adaylarından birinin dolandırıcılıktan yargılandığını biliyor musunuz? Gariban vatandaşın malına çökmekten yargılanan bu kişinin hasbelkader belediye başkanı olduğunu bir düşünün? Bunların birbirlerinden hiçbir farkı yok. Al birini vur ötekine.”
“2 tane değil 31 tane, binlerce Murat Sesli var”
Seçimlere neden kuzeni ile girdiğine yönelik eleştirilere de değinen Sesli şunları söyledi: “Seçimlere neden kuzenimle girdiğim soruluyor; Bunun tek cevabı var, Mecbur bırakıldım. Bize başka yol bırakmadılar. Biz bu seçimleri kazanacağız. Sahaya indiğimiz günden bu yana sizlerde bize karşı olan ilgi alakayı görüyorsunuz. Ben halkımızın bize karşı olan sevgisine kayıtsız kalamazdım. Mecbur bırakıldığım içinde bu yolla seçime girdik. Artık bir yada iki tane Murat Sesli yok, 31 tane Murat Sesli var, hatta binlerce Murat Sesli var. Teşekkür ederim Ereğli tek ses, tek yüreğiz! Biz birlikte güzeliz ve birlikte başaracağız.”
Sesli daha sonra önümüzdeki 5 yıllık süreçte ekibiyle birlikte hayata geçireceği 10 mega projenin sunumunu yaptı.
Törende konuşan İYİ Parti Kdz. Ereğli İlçe Başkanı Yasemin Erdoğan 31 Mart seçimlerinden güçlü bir şekilde çıkacaklarını söylerken Gülüç Belediye Başkanı ve Gülüç Belediye Başkan Adayı Gökhan Mustafa Demirtaş ise “Ağabeyim” dediği Murat Sesli’ye destek istedi.
İYİ Parti Zonguldak İl Koordinatörü Yavuz Erkmen ise Murat Sesli’yi belediye başkanlığı döneminden bildiğini, çok güzel hizmetler yaptığına kendisinde şahit olduğunu belirterek, kendisine destek istedi. İYİ Parti Kdz. Ereğli Belediye Meclis Üyesi 1. Sıra Adayı Op. Dr. Evrim Balbaloğlu ise Kdz. Ereğli’nin bir beş yıl daha kaybedecek vakti olmadığına vurgu yaparak, göreve geldiklerinde Kdz. Ereğli’de hiçbir çocuğun yatağa aç girmeyeceğini, kışın üşümeyeceğini, hiçbir anne ve babanın çocuğuna karşı alamadıkları için mahcup olmayacağının sözünü verdi. Meclis Üyesi adayları arasında belediyeden bireysel beklentisi bulunan kişi olmadığının altını çizen Balbaloğlu, seçildikleri takdirde kazananın Kdz. Ereğli olacağını anlattı.
Törende İYİ Parti Kdz. Ereğli Belediye Meclis Üyesi adaylarını tek tek kürsüye davet ederek tanıtan Sesli ve ekibi daha sonra seçim bürosunun açılışını gerçekleştirdi.
Sesli ve Belediye meclis üyesi adayları açılışa katılan vatandaşlarla sohbet edip, fotoğraf çektirdi.
Açılışa çok sayıda vatandaşın yanı sıra STK temsilcisi, mahalle ve köy muhtarı da katılarak Sesli’ye destek verdi. – ZONGULDAK
]]>14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya, tutuklu sanıklar inşaat mühendisi Ferit Işık ve müteahhit Celal Gül, bulundukları cezaevlerinden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla katıldı. Taraf avukatları, müştekiler ve tanıklar mahkemede hazır bulundu.
Duruşmada tanık olarak beyanı alınan İhsan Bayram Apartmanı C Bloku 6. kattaki dairede tadilatı kontrol ettiği öne sürülen Çukurova Belediyesi’nde görevli memur H.C, kendisinin harita teknikeri olduğunu söyledi.
Belediyedeki görevinin, daire tadilatı yaptıranlardan kayıt dilekçesini teslim almak olduğunu belirten H.C. “Ben herhangi bir tadilat kontrolü yapmadım. Tadilat kontrolü benim görev alanımda olan bir konu değildir. Tadilat kontrolünü mimar ve mühendisler yapar. Biz binanın imar ve iskanı varsa basit tadilat izni veriyoruz. Kontrol için kimlerin o daireye gidip gitmediğini bilmiyorum.” dedi.
İhsan Bayram Apartmanı’nın 2010 yılında yapılan ruhsat yenileme işleminde imzası bulunduğu gerekçesiyle beyanı alınan diğer tanık F.S.T. de Çukurova Belediyesi İmar ve Şehircilik Müdürlüğü’nde görevli inşaat mühendisi olduğunu bildirerek, şunları ifade etti:
“Ruhsat yenileme işleminde teknik uygulama sorumlusu olan kişi bizzat gelerek kendisinin bizzat teknik uygulama sorumlusu olduğunu belirtip imzasını atar ve biz de kontrolünü yaparız. Proje kontrolü yaptıktan sonra ruhsat yenileme şubesine geçilir, orada da gerekli kontroller yapıldıktan sonra ruhsat yenileme işlemi gerçekleştirilir. Basit tamir ve tadilat yönetmeliği bellidir. Bu tadilat kapsamında boya, yalıtım gibi basit işlemler yapılır. İzin veren yetkililer yönetmeliğin öngördüğü çerçevede izin veriyorlar. Basit tamir ve tadilatın dışında bir işlem yapılmışsa o işlem durdurulup mühürlenir. Teknik uygulama sorumlusu görevinden ayrılmışsa bunu belediyenin ilgili makamlarına bildirir. Fakat bu yapıyla ilgili teknik uygulama sorumlusu olarak görevden ayrılmaya ilişkin bir bildirimde bulunulmadı. Ruhsat yenileme işlemi, bahsettiğim gibi kanuni bir haktır. Biz taraflara ‘Neden ruhsat yeniliyorsunuz?’ sorusunu sormuyoruz.”
Sanıklar savunma yaptı
Hakkındaki iddialar hatırlatılarak savunması alınan tutuklu sanık Ferit Işık, binanın inşaatını kendisinin yapmadığını ileri sürerek, “Binanın müteahhidi ben değilim. Herhangi bir sorumluluğum yoktur. Celal Gül yaptığı inşaata iskan alamamıştır. Kendisinin şantiyesinden sorumlu bir mühendisi dahi yoktur. Bu yapı 2000 yılında Celal Gül’e devredilmiştir. Devir işlemi yapılırken ‘Ben buranın sorumlu inşaat mühendisiyim’ diye bir sözleşme maddesi konulmamıştır. Celal Gül hukuki olarak sona ermiş bir şirket adına işlemlerine devam etmiştir. Ben bu yapının teknik uygulama sorumlusu değilim. Tahliyemi ve beraatımı talep ediyorum.” ifadelerini kullandı.
Diğer tutuklu sanık Celal Gül de aleyhindeki hususları kabul etmediğini bildirerek, “Ferit Işık’ın beyanlarını kabul etmiyorum. Onun inşaat şirketi adına bir biz işlem yürütmedik. Tahliyemi ve beraatımı talep ederim.” dedi.
Mahkeme heyeti, sanıkların tutukluluk halinin devamına, ruhsat yenileme işlemindeki imzalar üzerinde Kriminal Polis Laboratuvarında inceleme yapılması ve bu konuda rapor alınmasına, giriş kattaki iş yerinde yürütülen tadilat işlemlerinin fotoğraflarının ilgili kurumsal firmadan istenilmesine ve diğer eksikliklerin giderilmesine karar vererek duruşmayı erteledi.
Birbirlerini suçlamışlardı
İhsan Bayram Apartmanı C Bloku’nun depremde yıkılmasıyla ilgili 16 Şubat 2023’te tutuklanan Işık ve Gül, savcılık ifadelerinde suçu birbirlerinin üzerine atmıştı.
Işık, 1997’de arsa sahiplerinden muvafakatname alarak inşaata başlamak üzere proje hazırladığını ancak ekonomik nedenlerle bunu gerçekleştiremediğini, arsa sahiplerinin zorlaması üzerine projeyi Celal Gül’e devrettiğini ileri sürmüştü.
Gül de yıkılan blokun inşaatını 4. kat seviyesinde devraldığını iddia etmişti.
İnşaat mühendisi Ferit Işık ve müteahhit Celal Gül hakkında “bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olma” suçundan 22 yıl 6’şar aya kadar hapis cezası istemiyle dava açılmıştı.
]]>Adana ve Doğu Akdeniz İnşaat Müteahhitleri Birlikleri Federasyonu (DAİMFED) işbirliği ile düzenlenen Adana İnşaat, Yapı Malzemeleri, İnşaat Teknolojileri, İş ve İnşaat Makineleri Fuarı ve Adana IHS Isıtma, Soğutma, Havalandırma, Klima ve Güneş Eenerji Sistemleri Fuarı, eş zamanlı olarak Adana Uluslararası Fuar ve Kongre Merkezi’nde düzenlenen törenle açıldı. Törende konuşan DAİMFED Başkanı Mustafa Karslıoğlu, deprem sonrasında evler hakkında vatandaşların daha çok merak içerisine girdiğini belirterek, “Deprem sonrası evler hakkında vatandaşlar daha çok araştırma içerisine girdi. Haklı olarak gerek teknik olarak gerek güven açısından, gerekse inşaat teknolojilerinin gelişmesiyle ilgili konularda da araştırmalara girdi. Biz müteahhitler olarak kendi içimizdeki çürük elmaları ayıklaya ayıklaya DAİMFED çatısı altında güvenilir ve şeffaf firmalara kavuşturduk. Artık elini kolunu sallayanın bu sektöre girmesine imkan kalmayacak yasal düzenlemeyi federasyonumuzun bulunduğu sektör temsilcileriyle Çevre, Şehircilik ve İklimlendirme Bakanlığımızla kontrol altına alınmıştır. Örneğin Adana’mızda üç bin müteahhit firması varken, şu anda sayımız 141’dir. Devletimizin öncülüğünde 11 ilimizdeki TOKİ konutlarında sektör temsilcilerimiz geceli gündüzlü çalışarak konutlar ürettik. ve yine de geceli gündüzlü çalışmaya devam ediyoruz. Deprem vesilesiyle kentsel dönüşümün ne kadar önemli olduğunu bir kez daha görmüş olduk. Yine Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatları ile yerinde dönüşüm projelerine Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığımızın çok güzel hibe ve kredi destekleri mevcuttur. Müteahhitlerimizi yerinde dönüşüm projelerine ve yatay mimariye yönlendirmeye gayret ediyoruz. TÜYAP ve federasyonumuzun işbirliğinde düzenlenen bu fuar hem pandemi hem de deprem sonrası çok meşakkatli bir çalışmanın eseridir” dedi.
Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar ise, Adana’daki müteahhitlerin belediyenin ihalelerine girmelerini önemsediğini söyleyerek, “İnşaat sektörünün önemini vurgulamaya gerek yok. Gelişen ve gelişmekte olan ülkelerde inşaat, ekonominin dinamiği ve motive gücüdür. Tabii ki bütün ekonomiyi inşaata bağlamak da yanlış. İnşaatın durması durumunda ekonominin de duracağını kabul etmek mümkün.Dolayısıyla inşaat çok önemli bir sektördür. Konuyla ilgili fuar yapılması da katkı koyacaktır. Şimdi ben belediye açısından bir şey söyleyeyim. Özellikle sizlere, müteahhitlere ve inşaat yapımcılarına belediyenin ihalelerine girmelerini öneriyorum. Belediye, giderek ekonomisi düzelen ve ödeme dengesi sağlanan bir ekonomik yapıya sahip. Dolayısıyla ben özellikle Adana’daki inşaatçıların bizim ihalelere girmesini önemsiyorum. Çünkü ne kadar çok yapı müteahhidi girerse o oranda rekabet artar. Biz de rekabetten daha uygun ve daha kaliteli iş almış oluruz” diye konuştu.
Adana Valisi Yavuz Selim Köşger inşaat sektörünün modasının hiç geçmediğini belirterek, “Deprem sonrası 14. kez düzenlenen ısıtma, havalandırma ve inşaat fuarına katılmaktan duyduğum mutluluğu ifade etmek isterim. Bu fuar, inşaat sektörünün önemini ve gücünü gösteren memnuniyet verici bir etkinliktir. İnşaat, tüm zamanların modası geçmeyen ve vazgeçilmez bir sektörüdür. Her ne kadar değişik mühendislik dalları ve eğitimleri ortaya çıksa da inşaat mühendisliği ve sektörü her zaman değerini korumuştur. İnsan ihtiyaçlarının piramidinde güvenlikle beraber barınma, en temel gereksinimlerden biridir. İnsan hayatının ve toplumların devamı için inşaat kaçınılmaz bir alandır. İnşaat sektörü, 150’den fazla alt sektörü sürükleyen bir lokomotiftir. Başkanlarımızın dediği gibi, belki de 250’ye yakın sektör inşaat sayesinde hareket kazanır. Bir inşaat yaptığınızda perdeden beyaz eşyaya, halıdan mobilyaya, demirden çimentoya birçok sektörü etkilersiniz. Bu anlamda inşaat her zaman modası geçmeyen ve var olmaya devam edecek bir sektördür. Ben, Türk müteahhitlik ve inşaat sektörünün hem ülke içinde hem de ülke dışında yakaladığı başarıyı da memnuniyetle izliyorum. Türk müteahhitleri, dünya çapında işler yapıyor ve Çin gibi ülkelerle yarışıyor. İnşaat sektörümüz, yer yer önemli ve büyük işlere de imza atıyor. Biz, gelişen ve nüfusu artan bir ülkeyiz. Dolayısıyla nüfus arttıkça inşaat ihtiyacı da artacaktır. Bu bağlamda bu fuarların da sadece yerele değil, uluslararası kitleye de hitap etmesi gerektiğini düşünüyorum. Özellikle Adana’daki bu fuarların uluslararası müşterileri de davet edecek şekilde güçlendirilmesi lazım. Bu konuda TÜYAP’ın gerekli hamleleri yapacağına ve fuarı zenginleştireceğine inanıyorum. Bu fuarın Adana’mıza, ülkemize ve sektörümüze hayırlar, uğurlar ve bereketler getirmesini diliyorum. Sektöre hayırlı ve uğurlu olmasını temenni ediyorum” ifadelerini kullandı.
Konuşmaların ardından fuarın açılışı yapıldı. Fuar 3 Mart’a kadar açık kalacak. – ADANA
]]>İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Eyüpsultan Akşemsettin ve Çırçır mahallelerinde 561 yapı, 720 bağımsız birimde oturan toplam 588 hak sahibini, aileleriyle birlikte depreme dayanıklı konutlarına kavuşturacak projenin temelini attı. “Gençliğimizin, enerjimizin ve cesaretimizin eksilmeden büyüdüğünü de herkese hatırlatmak isterim” diyen İmamoğlu, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan’ı hedef aldı. İmamoğlu “Yetki sahibi vatandaşlarımız, bize sadece geçici yetki verirler. 5 yıllık yetki verir. Hani birine kalsa, her şeyi kendi çatısı altına toplayacak ya… Her şeyi ona verirseniz, hizmet gelirmiş. Her şeyi ona verirseniz var ya, bu milleti mahveder, mahveder. İyi ki biz varız. Böyle bir anlayış olabilir mi? Her yetkiyi ona verin. Muhtarlarımız; toplayın çantanızı pılınızı pırtınızı, evinize gidin. Başka belediye başkanı da olmasın. Her şey onun olsun. İstanbul da onun olsun. Bütün memleket de onun olsun” dedi.
Eyüpsultan’a bağlı, Akşemsettin ve Çırçır mahalleleri sınırları içerisinde yer alan İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) mülkiyetindeki iki parsel, 5 Şubat 2018’de, Bakanlar Kurulu kararıyla riskli alan ilan edildi. İBB Deprem Risk Yönetimi ve Kentsel İyileştirme Daire Başkanlığı; kurum iştirakleri KİPTAŞ, İstanbul İmar A.Ş. ve BİMTAŞ’la iş birliği yaparak 561 yapı, 720 bağımsız birim ve 588 hak sahibinden oluşan, çarpık yapılaşma ve mülkiyet probleminin olduğu alanda çalışmalara başladı. Hak sahipleri ve konunun paydaşları arasında kurulan ortak masalarda, sorunlara çözüm üretildi. Akşemsettin ve Çırçır mahallelerinin kentsel dönüşümü için düzenlenen temel atma töreni; CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökan Zeybek, CHP Parti Meclisi üyesi Mahir Yüksel, CHP İstanbul Milletvekili Yunus Emre, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, CHP Eyüpsultan Belediye Başkan adayı Mithat Bülent Özmen, CHP Zeytinburnu Belediye Başkan adayı Onur Soytürk ve hak sahibi vatandaşların katılımlarıyla gerçekleştirildi.
Konuşmasının başında, yerel seçimler için Eyüpsultan’da Özmen ve Zeytinburnu’nda da Soytürk destek isteyen İmamoğlu, şunları söyledi:
“HER ADAY ARKADAŞIMIZIN BİRİNCİ SIRADA KONUSU KENTSEL DÖNÜŞÜM: Özellikle bu dönem her bir aday arkadaşımızın, birinci sıra bazı ilçelerde çok özenle birinci sıra konusu olan kentsel dönüşüm meselesine tereddütsüz güçlü masalar kurarak, güçlü aktörlerle iş birliği yaparak İstanbul’da İstanbul Büyükşehir Belediyesi ilçe belediyesi uyumunu maksimum seviyeye çıkartarak İstanbul’daki bu güçlü seferberliğin önemli bireyleri olma konusunda yola çıkan aday arkadaşlarım. Bugün Zeytinburnu’nda aday olan ve bu kentsel dönüşüm süreçlerinde de aktör olmuş değerli bir yöneticimizdi sevgili Onur Soytürk Zeytinburnu’nda aramızda kendisine de katıldığı için teşekkür ederim. Tabi Eyüpsultan bu kentsel dönüşüm meselesinde aynen Zeytinburnu’nda olduğu gibi ki alanları itibariyle ve de çözüme kavuşması konusunda geçmişten bugüne komşu birkaç ilçenin de etkin süreçlerinin işletildiği ve ne yazık ki büyük oranda mağduriyetlerin konuşulduğu ama biz bu dönem en üst seviyede tuttuğumuz şeffaflık ve masada mutlak bireylerin, vatandaşların hak ve hukuklarının korunmasını ön planda tutan bir süreçle ileri taşıdığımız bu dönüşüm sürecinin en önemli ilçelerinden birisi olan Eyüpsultan’da bizim güçlü kuruluşumuz İGDAŞ’ı yönetmiş ve bu dönemde etkin bir biçimde Eyüpsultan ilçemizde çalışmalarını sürdüren yönetici ciddiye ciddiyetiyle devlet adamı duruşuyla gerçekten Eyüpsultanlı hemşehrilerime özenli bir yöneticilik sunacağına yürekten inandığım Mithat Bülent Özmen’i davet ediyorum ona da başarılar diliyorum. Buradan Eyüpsultanlı hemşerilerimden Bülent Bey’i yalnız bırakmayacaklarına yürekten inanıyorum.
KENTSEL DÖNÜŞÜMÜN SAHTESİNİ DE YAPIYORLAR: Bugün gerçek bir kentsel dönüşüm projesine imza atıyoruz. Gerçek diye üstüne basa basa vurguluyorum. Çünkü kentsel dönüşümün sahtesini de yapıyorlar. Bu sahtesi meselesi önemli. Her ne kadar birazcık esprili gibi olsa da ne yazık ki kısmen bu sahte meselesini vatandaşlarımıza yaşatıyorlar. Kimin yaptığını aslında siz çok iyi biliyorsunuz. Gerçek kentsel dönüşüm insanları güvende hissettirir. Huzurlu ve mutlu eder. Evet sahte kentsel dönüşüm ise insanları mağdur eder. İstanbul’un deprem gibi çok önemli bir sorunu var bunu hepimiz biliyoruz. Şunu da söylemem gerekir, tabii bu sorun çözümlerinden birisi olması gereken kentsel dönüşümün bu şehirde bu arkadaşlar yüzünden kendisi de bir soruna dönüştü. Yani kentsel dönüşüm deyince bir sorun yumağı hissediliyor. Bunun sebepleri var, eğer sahte işler yaparsanız, insanları aldatırsanız insanlara kentsel dönüşüm diyen sadece İstanbul’un özellikle göz önünde bulunan Marmara kıyıları, deniz kıyılarını lüks konutlarla yığın haline getirirseniz, Fikirtepe gibi çok kötü bir talihsizliği yaşatırsanız işte kentsel dönüşüm adı altında yaptıkları insanları ne yazık ki kentsel dönüşümden soğutur ve bir nevi illallah dedirtir. Olayın özeti budur.
DEPREM TOPLANMA ALANLARI İMARA AÇTILAR. BİR NEVİ VATANDAŞI SIRTINDAN HANÇERLEDİLER: Plansız, programsız çalıştıkları, vatandaşın halinden anlamadıkları için büyük mağduriyetlere yol açtılar. Bu süreç böyle işledi. İstanbulluları evlerinden semtlerinden ettiler ve bir rant mücadelesi, bir rant kavgası, bir rant müzakeresine döndü. Bu yarım kalmış projelerle evsiz bırakılan insanlara dönüştü. Bina bazlı yerinde dönüşümde vatandaşla müteahhidi baş başa bıraktılar. Bu konuda yaşanan büyük sorunları sadece seyrettiler. Biz biliyoruz bu milletten yıllarca deprem vergileri alındı hem de milyarlarca dolar. Vatandaş sesini çıkaramadı her şeye rağmen hükümetine, belediyesine güvenen insanlar, bu güvenlerinde ne yazık ki sıkıntı gördüler. Ama onlar bu güveni iyi yönetemediler. Vatandaşı bir nevi kapalı devre bir ortam yönettikleri için yalnız bıraktılar ve çaresiz bıraktılar. Bakın deprem toplanma alanlarını imara açtılar. Bir nevi vatandaşı sırtından hançerlediler. Vatandaşa ihtiyacı olan konutları yapmak yerine az önce söylediğim gibi hala rezerv alan ilan ettikleri askeri alanlarda yüzde 85 üzerinde oranda lüks konut üretiyorlar rezidanslar üretiyorlar. Yine o rezerv alan dedikleri alanları çarçur erenem vatandaşı sırtından hançerlediler. Vatandaşın kentsel dönüşüm adı altında bunca ihanete imza atan insanlara asla inancı olacağını ben düşünmüyorum.
İNSANLARA 650 BİN KONUT YAPACAĞIZ YALANINI SÖYLÜYORLAR. YÜZÜ KIZARMADAN İFADE EDEBİLİYORLAR: Düşünün seçime giderken hala insanlara düşünsenize 650 bin konut yapacağız yalanını söylüyorlar. Bunu da gerçekten yüzü kızarmadan ifade edebiliyor. 650 binin rakamsal değeri maaş ödemese, hiçbir yatırım yapmasa metroya ona buna para harcamazsa bu şehrin beş altı yıllık bütün parasını harcasa yine 650 bin konutu yapamaz. O bakımdan gerçeklerle yalanları ayırt etmek isteyen sadece inanın vatandaşlarımıza sesleniyorum. Tuzla’ya baksa gerçeği bütün açıklığıyla görür ve Tuzla’da 2019 yılında duyurulan bir TOKİ projesinde temelini de 2021 yılında ancak atabildiler ki hemen yanı başında biz de KİPTAŞ aracılığıyla 2021 yılında bir konut projesi başlattık temelini attık. Biz projemizi 13 ay içerisinde tamamladık ve vatandaşımıza teslim ettik. TOKİ projesi ise üçüncü yılında ve hala kaba inşaat seviyesinde olan bölümleri var tabii bizi şaşırtmıyor. Sadece olan onların bir kez daha sözlerinde durmaması meselesi. Biz ise söz verdiğimiz tarihten bir yıl önce konutları bitirip vatandaşımıza teslim ettik. Kentsel dönüşüm konusunda gerçeklerle yalanları ayırt etmek isteyenler yine Eyüpsultan Yeşilpınar Evleri projemize de bakabilirler.
BİZİM YÖNETİMİMİZDE YAPILAN BÜTÜN İŞLERDE AYNI ÖZENİ GÖRÜRSÜNÜZ: Bizden önceki yönetim Yeşilpınar evlerinden evlerinin bulunduğu alanın üzerinde hak sahipleriyle, ben ilanı gördüğümde şok oldum gazete ilanı yani. Orada oturan insanlar var ve bu alanı gazete ilanıyla o dönem KİPTAŞ ve İBB yöneticileri satış ilanı çıktılar arsayı satmaya kalktılar. Vatandaş riskli binalarda belirsiz, güvencesiz bir haldeydi. Biz geldik satış girişimini durdurduk ve yıllardır çözülmemiş mülkiyet sorunlarını biz çözdük. Her konuyu vatandaşla uzlaşarak yaptık. Hemen bir uzlaşma ofisinin orada devreye aldık ve tam yüzde yüz uzlaşı sağladık. Riskli yapıları yaptık, hak sahiplerine kira yardımı sağladık İBB olarak. İstemeleri halinde taşınabilecekleri stok konutlarımızı açtık ve söz verdiğimiz tarihte aksatmadan tüm hak sahiplerine güvenli evlerini teslim ettik. Bizim yönetimimizde yapılan bütün işlerde inanın bütün arkadaşlarıma talimatımdır ki aynı özeni görürsünüz. Yalnız verdiğimiz sözleri değil aynı zamanda işin kalitesinde de görürsünüz. Detaylara verilen önemde görürsünüz. Mimari detaylarından malzeme detaylarına, uygulamalardan o binayla beraber çevreye sağlayacağı sosyal faydalara varıncaya kadar.
BİZİMLE ONLAR ARASINDAKİ FARK ZİHNİYET FARKIDIR, AHLAK VE HAYSİYET FARKIDIR: Bazen bir kreş, bazen bir mahalle evi, bazen bir sosyal hizmete destek olan birimleriyle. Bizim yönetimimizde yine değerli kurumumuz KİPTAŞ Türkiye’de sabit taksitli sosyal konut üreten tek kurum oldu. Onların vatandaşa sabit taksitle konut sağlamak diye bir dertleri hiç olmadı. İnanın bazı konut alan vatandaşlarımızın ödeyeceği rakamları geleceğe dair enflasyon farkıyla işte Tefe-Tüfe farkıyla ödeyeceği rakamları duyduğumda ben şok oldum. Onun için biz sadece bugünüde düşünmedik. Bu konutları elde edecek olan vatandaşlarımızın yarınlarda karşılaşacağı sorunları bilerek birkaç yıl içerisinde onları güvence altına alma gayretinde olduk. Onun için halkçı bir uygulamayı ortaya koyduk. Onun için biz en ileri seviyede halkçı belediyeciliğin temsilcileri olduğumuzu iddiayla söylüyoruz. Bizimle onlar arasındaki fark inanın zihniyet farkıdır. Ahlak ve haysiyet farkıdır. Aradaki fark vatandaşa verdiği sözü şeref sözü kabul edenler ile vatandaşa yalan söylemekten utanmayanlar arasındaki farktır aradaki fark budur.
BU BÖLGENİN DEPREME DAYANIKSIZ YAPILARDAN ARINDIRILMASI YOLUNDA ÇOK ÖNEMLİ BİR ADIM ATIYORUZ: Bugün temelini attığımız Akşemseddin ve Çırçır mahalleleri kentsel dönüşüm projesinde de bizim farkımızı görecek ve halkımız olarak yaşayacaksınız. Bugün atacağımız temelle birlikte Eyüpsultan’ın iki mahallesinde daha gerçek kentsel dönüşüm sürecini başlatıyoruz. Altı yıldır riskli alan statüsünde bulunan bu bölgenin depreme dayanıksız yapılardan arındırılması yolunda çok önemli bir adım atıyoruz. Hızlı çözüm üretmek için yapılaşmanın az olduğu ve İBB mülkiyetinde bulunan Akşemseddin Mahallesi’ndeki iki parselde rezerv konutlar üreteceğiz. Riskli alan ilan edilen bölgedeki sorunlu yapılarda yaşayan vatandaşlarımızın buraya taşınmalarını sağlayacağız. Elbette ki istekleri doğrultusunda. Ruhsata alınmış olan projelerle bölgedeki iki parselde toplam 703 konut, 12 ticaret, bir kreş ve bir mahalle evi inşa edilecek. Tabii özellikle burada dikkatinizi çektiği gibi hem mimari tarzıyla, hem yaşamsal alan tasarımıyla özenli bir proje dizaynı yapılmıştır. Eyüpsultan’da kentsel dönüşüm süreçlerine hız kazandıracak rezerv konutların üretiminde tam anlamıyla üst seviyede bir ekip çalışması vardır. İBB Deprem Risk Yönetimi ve Kentsel İyileştirme Dairesi Başkanlığı çatısı altında güzel bir çalışma yapılmıştır. Tabii İmar Daire Başkanlığı ve diğer birimleriyle herkes bu tür çalışmalarda İBB kurumsalı altında özenli bir işbirliği süreci yürütmüştür. Genel sekreterimizden, Genel Sekreter yardımcımıza ve o birimlerde bulunan daire başkanlıklarına varıncaya kadar. Yine aynı şekilde burada bulunan özellikle uzlaşma süreciyle başlayan sahadaki İmar A.Ş varlığından tutun inşaatını yapan KİPTAŞ sürecine kadar proje ve sürecin olgunlaşmasındaki BİMTAŞ’a kadar iştiraklerimiz içerisindeki iştiraklerimizin özellikle yapı sektörüyle ilgili olan bu kentsel dönüşüm süreciyle ilgili olan grubumuzun da özenli ve iş birliği içerisindeki çalışması ile çok güzel bir sonuca erişilmiştir. Birlikte çalışma, birbirinin sözünü dinleme birbirine iş odaklı ve sonuç odaklı anlayışla karşılıklı diyalog yürütme çabasından ötürü bütün yönetici arkadaşlarıma yürekten hepinizin huzurunda teşekkür ediyorum
ENGELLENDİĞİMİZ, SÜREÇLERİN UZATILDIĞI BİR YERDE BAŞLAYACAĞIMIZ BİR İNŞAATIN HATTA SABOTE EDİLDİĞİ GİRİŞİMLER YAŞADIK: Vatandaşlarımızın güvenini hiçbir zaman boşa çıkarmadık. Hayali vaatler vermedik. Verdiğimiz tüm sözleri de tuttuk. Tutamayacağımız bir sözü de vermedik. İstanbul’un her tarafında inanın o iç huzurla dolaşıyorum. Şunu söyleyeyim engellendiğimiz süreçlerin uzatıldığı yani bir yerde başlayacağımız bir inşaatın bazen o yerel alanda bazı ilçe belediyeleri tarafından uzun süreler uzatıldı, hatta sabote edildiği girişimleri de yaşamadık değil. Ama biz işimize baktık. O bakımdan öyle bazıları gibi karşıma kentsel dönüşüm mağdurları çıkar da hesap sormaya kalkarlar mı diye de endişe etmedim. Çünkü veremeyeceğimiz bir cevabımız yok. Şu var geçmişten bugüne arızalı diyaloglarla sıkıntılı bir sürece bürünmüş olan kentsel dönüşüm süreçleriyle ilgili ne yazık ki insanların önyargılarını yıkmak, kamu adına kolay bir şey değil. Bunu yıkmak adına ısrarla anlatıyoruz ısrarla anlatıyoruz. Arkadaşlarıma lütfen sonuna kadar bilgi vermekte detay vermekte geri durmayın diyoruz. O bakımdan ben şunu söyleyeyim. Beş yıldır ki beş yıldır demek de yanlış aslında. Dört buçuk yıldır kimseyi mağdur etmeden halkın dertlerini çözmek için bütün arkadaşlarımla var gücümle tüm özenimle çalıştım, çalışmaya da devam ediyorum. Bunu buradan belirtmek isterim.
EMEKLİLERİN ALDIĞI MAAŞLA İLGİLİ DALGA GEÇECEK SEVİYEDE YORUM YAPMASINI BEN HİCAP DUYARAK AKŞAM DİNLEDİM: Herkesin hayatı kolaylaşsın, güzelleşsin diye uğraşıyoruz. Önümüzdeki dönemde kentsel dönüşüm konusunda her zaman vatandaşın yanında olacağız. Dar gelirli vatandaşlarımıza ait 50 bin riskli konutun göreceksiniz, inşaat maliyetini, bütün vaatler, hesabı kitabı yapılmış vaatlerdir. İnşaat maliyetinin yüzde 60’nı biz karşılayacağız. Dar gelirli vatandaşlarımızın 50 bin konuta yakın dönüşümüyle ilgili süreçte. Yine bu konutlarda yaşayan dar gelirli emeklilerimizin inşaat maliyetinin yüzde 65’ni de biz üstleneceğiz. Bugünkü anlayışın daha dün emeklilerin aldığı maaşla ilgili dalga geçecek seviyede yorum yapmasını ben hicap duyarak akşam dinledim. Riskli binalarda yaşayan ev sahiplerine ve kiracılara bakın. Bu kiracı sürecini biz olayın içine kattık. Bakanlığın verdiği desteğin üzerine kiraların çok arttığı gerçeğini görerek yedi bin lira ekstra kira desteğini de biz vereceğiz. Emeklilerimize ayrı bir satır açtık. Bakanlık kira yardımının üzerine özellikle tek emekli maaşıyla geçiniyor ve bir evini dönüştürecek ne yapacaksınız? Sokağa mı bırakacaksınız. Biz o emeklilere dokuz bin lira kira desteği vereceğiz. Onlara ekstra bir ayrımcılık yapıyoruz. Yani toplamda bu beş yıl içerisinde 80 bin ev sahibi ve kiracımıza kira desteğinde bulunarak onların süreçlerini hızlı bir şekilde tamamlamak onları da güvenli konutlarda güvenceli bir yaşama kavuşturma konusunda desteklerimizi bu yoksulluğu hükümetin tavan yaptığı ortamda maliyetlere takla attırdıkları ortamda, döviz kurlarını ne yazık ki yukarıya doğru tırmandırıp cebimizdeki parayı pul ettikleri ortamda biz her yönüyle emeklimizin, dar gelirlinin, vatandaşımızın depremle mücadelede yanlarında olacağımızı, olmak zorunda olduğumuzu ekonominin kötü yaptıkları ekonomiden dolayı böyle bir kaynağı ayıracağımızı buradan Eyüpsultan’dan bütün vatandaşlarımıza bir kez daha duyuruyorum.
HERŞEYİ ONA VERİRSENİZ BU MİLLETİ MAHVEDER MAHVEDER: Bütün arkadaşlarımızla sorunlarınızı dert edinen insanlar olduğumuzu hatırlatmak isterim. Gençliğimizin enerjimizin ve cesaretimizin eksilmeden büyüdüğünü de herkese hatırlatmak isterim. Yetki sahibi vatandaşlarımız bize sadece geçici yetki verirler beş yıllık yetki verirler. O bakımdan hani birine kalsa her şeyi kendi çatısı altına toplayacak ya her şeyi ona verirseniz hizmet gelirmiş. Her şeyi ona verirseniz var ya bu milleti mahveder mahveder. İyi ki biz varız. Böyle bir anlayış olabilir mi? Her yetkiyi ona verin, muhtarlarımız toplayın çantanızı pılınızı pırtınızı evinize gidin. Başka belediye başkanları da olmasın. Her şey onun olsun İstanbul da onun olsun. Bütün memleket de onun olsun. Allah yardımcısı olsun. Ne diyeyim? Allah yardımcısı olsun. Bu yani bu milletle dalga geçmek gibi bir şey. Bu millet hafif tebessüm eder ama o sandığa gittiğinde ne yapacağını da çok iyi bilir. Aynen 23 Haziran’da olduğu gibi. Elbette yetkiyi istiyoruz. Ama yetkinin her anında, her saniyesinde şeffaf, sokakta bizi yürürken göreceksiniz. Pazarda yanınızda rastlayacaksınız. En zor anınızda yanınızda olacağız. Meclisimizi onların bilmediği şekliyle naklen her şeyini size göstereceğiz. Tüm şeffaflığıyla size hesap verecek bir biçimde yetkiyi bize verin. Size atom karıncanın üstüne bir tarif var mı bilmiyorum ama inşallah bulacağız. Diyebilirsiniz belki Ekrem gibi çalıştı denilebilir. Beş yıl daha sizin için çalışmaya devam edeceğiz. Yetki istiyoruz, birlikte kazanmaya, birlikte başarmaya, İstanbul’un 16 milyon insanımıza ait olduğu bir dönemi hep birlikte var etmeye talibiz. Yetkiyi onun için istiyoruz. Daha güzel günlere hep birlikte yürüyelim. İcraat, hizmet, yatırım hızımızı düşürmeden her gün daha da arttırarak yürüyelim. Onun için parolamız belli. Her yerde yazıyor bu geçmiş beş yılın parolası ya da sloganı İstanbul başardı. Önümüzdeki beş yılın parolası ise tam yol ileri. Tam yol ileri. Akşemsettin ve Çırçır mahalleleri kentsel dönüşüm projelerimiz hayırlı uğurlu olsun. Bir an önce vatandaşlarımızın güvenli konutlarına kavuştuğu günlerde buradaki hemşehrilerim den mutlu oldukları yuvalarında hem anahtarlarını vermek hem de onların bir yudum kahvesini içmek dileğiyle hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum”
]]>İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, şehrin yedinci tepesi olarak tanımlanan Kocamustafapaşa Tepesi’nde konumlu tarihi Bulgur Palas’ı, İstanbulluların kullanımına açtı. İstanbul’un tarihinin en çok restorasyon yapılan dönemini yaşadığını belirten İmamoğlu, “İstanbul’un çehresini değiştiriyoruz. İstanbul’un tarihi ve turistik değerlerine yeniden, daha güçlü bir şekilde kazandırıyor, aynı zamanda değer katıyoruz. Bugün İstanbul’un hizmet alması için farklı görüşleri olanlar var. Ne diyorlar? İlla hükümetle belediye, aynı partiden olmalıymış. Bak sen. Bak sen. Seçim yapmayalım o zaman. Muhtarlar da gitsin otursun evinde. İstiyor ki, her şeyi ona teslim edelim. Neyse; biz onu yavaş yavaş emekli etmeye hazırlanıyoruz, Merak etmesin. Yıllarca İstanbul’u, hükümetle el ele yönettiler. O şımarıklık, o kibir, İstanbul’un her köşesini ihmale boğdu” dedi.
İBB iştirak şirketleri KİPTAŞ, İGDAŞ, İstanbul İmar AŞ, İSTAÇ ve İSTON girişimiyle; kentin hafıza tarihi açısından çok değerli bir yapı olan ve yıllardır kaderine terk edilen Bulgur Palas’ı 2021 yılında satın alındı. İBB Kültür Varlıkları Dairesi Başkanlığı’na bağlı İBB Miras ekipleri, tarihi yapıyı, KİPTAŞ koordinasyonunda titiz bir çalışmayla restore etti. Tarihi yapı; 135 kişilik kütüphanesi, sergi salonu, öğrenci kulüplerinin kullanımına tahsis edilen alanlar, restoran, çok amaçlı etkinlik alanları ve benzersiz İstanbul manzarasına sahip seyir terasıyla yeni nesil bir yaşam merkezi olarak tüm İstanbullularla buluştu. Böylece, Cerrahpaşa’da, şehrin yedinci tepesi olarak tanımlanan Kocamustafapaşa Tepesi’nde bulunan görkemli yapı, yeniden İstanbulluların oldu. Bulgur Palas’ın açılışı; İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, CHP Parti Meclisi üyesi Berker Esen, Avcılar Belediye Başkanı Turan Hançerli, CHP’nin Fatih Belediye Başkan adayı Mahir Polat, Zeytinburnu Belediye Başkan adayı Onur Soytürk ve Eyüpsultan Belediye Başkan adayı Mithat Bülent Özmen’in katılımlarıyla gerçekleştirildi.
“Tarihe sahip çıkmak, insan olmanın ve millet olmanın bir gereğidir, yoksa gerçekten eksik kalırız” diyen İmamoğlu, konuşmasında özetle şu ifadelere yer verdi:
“İSTANBUL’UN MİRASI BEŞ YILDIR EMİN ELLERDEDİR”
“Tarihe sahip çıkmak, uygarlığın önemli bir göstergesidir. Hele hele İstanbul gibi kadim bir şehirde tarihe sahip çıkmak, aynı zamanda çok özenli davranmayı da gerektirir. Mutlaka bilimin, uzmanlığın yol göstericiliğinde hareket etmelisiniz. Ne yazık ki İstanbul’un tarihi ve kültürel mirası, bu anlamda uzun yıllar ihmal edilmiştir. Pek çok yanlış ve zararlı işler yapılmıştır. Özenli davranılmamıştır. ve İstanbul’a, tabiri caizse, gözünün nuru gibi bakmak gerekirken, sıradan davranışlar sergilenmiştir. Her alanda olduğu gibi, İstanbul’un mirasını koruma konusunda da ciddi anlamda liyakat sorunu vardı. Beş yıldır bu değişti. 2019’da bu anlamda yepyeni bir dönem başladı. ve inanınız ki bu yönüyle de birçok yönde olduğu gibi, İstanbul’un mirası beş yıldır emin ellerdedir.
“İBB MİRAS ORGANİZASYONUYLA, MUAZZAM GÜZEL İŞLER YAPIYORUZ”
İstanbul’un tarihi ve kültürel mirasına sahip çıkmak üzere kurduğumuz İBB Miras organizasyonuyla, muazzam güzel işler yapıyoruz. İBB Miras markası, baştan sona uzmanlığa, tecrübeye, liyakate dayalı bir yapı ve bu yapıya azami dikkat gösteriyor. İBB mirasın başarıları restorasyonla da sınırlı değil. Tarihi alan ve eserlere yeni işlevler kazandırıp, şehir hayatının bir parçası haline getirme konusunda da dünya çapında iş yapıyor. Hemen yanı başımızdaki Yedikule Gazhanesi’ndeki dönüşüm, böyle bir dönüşüm. Yine Hasanpaşa Gazhanesi’nde elde ettiğimiz, hayata kazandırılan alanlar böyle bir dönüşüm. Açılışını yaptığımız bugün burada bulunduğumuz Bulgur Palas’ta aynı şekilde, iştirak şirketimiz KİPTAŞ koordinasyonunda, İBB Miras’ın birlikte dayanışmayla, bilgiye, sevgiye, özene dayalı ellerinde şekillenerek, bugüne gelmiştir. Burada özellikle İBB Miras gibi, KİPTAŞ’a da ayrı bir paragraf açmak isterim. Ortaya koyduğumuz bu özenli davranışı pratik bir eyleme dönüştürmek adına, farklı iştiraklerimizi bu yönde seferber etme kararlılığını gösterdik. Buranın mülkünün alınmasında ve sürecin yapılmasında azami gayret gösteren kurumumuz olmuştur KİPTAŞ.
“İBB OLARAK MİLLETİN MALINI SATMAYIZ”
Uzun yıllar Osmanlı Bankası’nın arşivinin bulunduğu bir depoydu bu bina. Bu binayı İBB olarak, 2021 yılında satın aldık. Ben şimdi buranın hikayesini halkımdan gizleyecek değilim. Benim özel yaşamımla ilgili alandan; benim ailemde eski esere, işte yapıya, bazen belgelere, sanata, resme olan ilgimi bilir, kişisel olarak hukuki alanımla ilgilenen avukatım, bir gün bir bankanın satışa çıkardığı ve çok cazip bir alan diye tariflediği bu binanın dosyasını bana gönderdi. Ben, bu dosyayı görür görmez bu neresi diye baktım. Hiç unutmuyorum aynı gün Saraçhane’den çıkıp, arabamı aşağıda Yenikapı’ya çekip, arabadan inip yukarıya doğru baktım binayı görmek için. Bina muhteşem bir bina, tepede duruyor. ya dedim, ‘Bu binayı ben nasıl görmem?’ İnanın bir gün sonra -arkadaşlarım biliyorlar- çağırdım dedim ki, ‘Bu binayı İBB’ye alıyoruz. ve o gün karar verdik bu binayı almaya. Tabii aldıktan sonra gelip gezdiğimde, ne güzel bir karar verdiğimizi görüp, çok mutlu oldum. O gün aldığımız paranın, yani şöyle söyleyeyim, bugün bana yüz katını verseler, biz burayı İBB olarak milletin malını satmayız.
“BİZE İTİNAYLA DAVRANSIN”
İnsanlar buraya Yenikapı’dan, metro durağından yürüyecek. Tramvaydan buraya yürüyecek. Yürüyüş alanlarıyla ilgili de çalışmalarımız var. Bu sahanın kazandırılmasıyla ilgili de ekstra çalışma var. Çocuk parkını yaptık. Muhtarım diyor ki, burada bir kreş talebi var. Burada olmaz ama kreşimizi bu bölgeye yakın bir yerde yapacağız muhtarım. Hiç endişen olmasın. Yenikapı’dan buraya gelirken, orada çok değerli bir arkeoloji alanımızı, bir müze olarak İstanbul’a kazandırıyoruz. Orada çalışmalarımıza başladık. Ne hikmetse TIR’ların, kamyonların buradan kaldırılarak taşınması için, Alibeyköy’de dünya para harcayarak, çok modern bir tesisi yaptık. Ama garip bir biçimde… Ben buradan kaymakamlığa olan duygumu ifade edeyim. Hala o TIR’ları, kamyonları orada muhafaza etmek adına bir gayret gösteriyorlar. Biz de çıksınlar diye uğraşıyoruz. Ama çıkaracağız eninde sonunda. Kaymakamlığa çağrı yapıyorum. Bize yardımcı olsun. Sayın Valimize de çağrı yapıyorum. Bize itinayla davransın. Orası muazzam bir park olacak. Oradan insanlar yürüyüp buraya gelecekler, burayı görecekler. Burada oturan insanlar da buraya gelen misafirlerin, o nezih insanların keyfini yaşayacak. Harala gürele bir ortam değil, tam aksine böyle çok nezih, kültür kokan, öğrenciler, dostlar, komşular bir arada çok keyifli bir zaman dilimi yaşayacaksınız.
“‘İSTANBUL SENİN’ UYGULAMASI ÜZERİNDEN BULGUR PALAS KİTAPLIK’A GİRENE İBB KÜLTÜR KAFE’DE 1 KAHVE BEDAVA”
Bu arada es geçmeyeyim. Bulgur Palas Kitaplık’ta, İBB Kültür Kafe’de, ‘İstanbul Senin’ uygulaması üzerinden giriş yaparsanız, arkadaşlarım bir kahve de ikram edecekler mi? Onu duyurmamı istediler. Ama İstanbul senin uygulaması üzerinden giriş yapacaksınız ona göre.
“BİZDEN ÖNCE İSTANBUL’UN KAMUYA AİT TARİHİ ALANLARI, YAPILARIŞAHISLARIN, İMTİYAZLI BAZI DERNEK VE VAKIFLARIN KULLANIMINA VERİLİRDİ”
Bulgur Palas, aslında bizden önceki yönetimle aramızdaki zihniyet farkını ortaya koyan çok özel örneklerden birisi. Bizden önce İstanbul’un kamuya ait tarihi alanları, yapıları, bazı şahısların, imtiyazlı bazı dernek ve vakıfların kullanımına verilirdi. Biz ise, tam tersini yapıyoruz. Kamuya ait alanları, yapıları yeniden halka açmakla kalmıyor, Bulgur Palas örneğindeki gibi, ihmal edilmiş özel mülkleri de tüm İstanbulluların yararlanabileceği hale getiriyoruz. İstiklal Caddesi’ndeki çok özel Casa Botter’i biliyorsunuz. Mutlaka gezin. Aynen orasını da öyle yaptık. Bu önemli bir anlayış farkıdır. Zihniyet farkıdır. Ahlak farkıdır. Tarihe sahip çıkmak, öyle lafla olmaz. İş yapacaksınız. İcraat yapacaksınız. Bizim yaptıklarımızı, gerekirse kopyalayacaksınız. Sorun yok, kopyalayabilirsiniz yani. Problem değil.
“İSTANBUL’UN TARİHİ MEYDANLARI, TERK EDİLMİŞ ENDÜSTRİYEL MİRAS ALANLARI, UNUTULMUŞ, DEĞERSİZLEŞMİŞ KÜLTÜR VARLIKLARI İBB MİRAS İLE TEK TEK HAYATA DÖNMEYE DEVAM EDİYOR”
İBB Miras’ın hassas çalışmaları ve ince işçiliğiyle, 19 tarihi türbeyi restore ettik. Görseniz o türbelerin teslim aldığınızdaki halini; içler acısı. Her biri önemli şahsiyetler, önemli insanlar. 588 tarihi mezar ve hazineyi restore ettik. Liyakatli bir ekiple bunları yaptık. 42 tarihi caminin rutin olarak bakımını gerçekleştiriyoruz. Yine 63 anıt eser ve sivil mimarlık eserini, 34 kamusal sanat eserini restore ettik. Bugüne kadar tam 943 miras alanını koruma altına aldık. İstanbul’un yıllardır suyu akmayan 197 tarihi çeşmesinin, bakım ve onarım çalışmalarını tamamlayıp, suya kavuşturduk. Bizim bu suya kavuşturmamızla dalga geçtiler. Şimdi aynı projeyi valilik açıklıyor. Ben de memnun olduğumu dile getiriyorum. Çünkü biz; tarihine, geçmişine, bu medeniyet beşiği şehrimize sahip çıkmanın çok asil bir sorumluluk olduğunu biliyoruz. Bu sorumluluk, sadece bu şehrin insanlarına değil, sadece milletimize değil, inanınız bütün insanlığa karşı sorumluluğumuz. Onun için İstanbul’un tarihi meydanları, terk edilmiş endüstriyel miras alanları, unutulmuş, değersizleşmiş kültür varlıkları İBB Miras ile tek tek hayata dönmeye devam ediyor.
“İSTANBUL, TARİHİNİN EN ÇOK RESTORASYON YAPILAN DÖNEMİNİ YAŞIYOR”
İstanbul, tarihinin en çok restorasyon yapılan dönemini yaşıyor. İstanbul’un çehresini değiştiriyoruz. İstanbul’un tarihi ve turistik değerlerine yeniden, daha güçlü bir şekilde kazandırıyor, aynı zamanda değer katıyoruz. Bugün İstanbul’un hizmet alması için farklı görüşleri olanlar var. Ne diyorlar? İlla hükümetle belediye, aynı partiden olmalıymış. Bak sen. Bak sen. Seçim yapmayalım o zaman. Muhtarlar da gitsin otursun evinde. İstiyor ki, her şeyi ona teslim edelim. Neyse; biz onu yavaş yavaş emekli etmeye hazırlanıyoruz. Merak etmesin. Yıllarca İstanbul’u, hükümetle el ele yönettiler. O şımarıklık, o kibir, İstanbul’un her köşesini ihmale boğdu. Sarayburnu’na gidin; biblo gibi şimdi. Çöplüktü. Beyazıt çöplüktü, biblo gibi.Haliç kıyıları pırlanta gibi, yemyeşil. Öyle değil mi? Bakın sadece burayı anlatıyorum. İşte Bulgur Palas, Beyazıt Meydanı… ya kara surlarının içine yüzlerce kamyon çöp yığdılar, çöp. Şimdi pırıl pırıl. Onun için işi bilene, ehline verince bu işler güzel oluyor. O bakımdan demokrasiye inancını kaybetmiş insanlara, demokrasiyi güçlü şekilde hatırlatacağız. Nerede? Az kaldı. 31 Mart’ta sandıkta. Bu sandığı biz çok seviyoruz.
“25 YILDA YAPAMADIKLARINI, BİZ 5 YILDA YAPTIK”
Farkında mısınız; İstanbul’un bu 5 yılını, son 25 yılla kıyaslıyorlar. Olsun, kıyaslasınlar. Çünkü o 25 yılda yapamadıklarını, biz 5 yılda yaptık. Gururla anlatıyoruz. Hükümet, belediye el ele olduğu dönemde, bizim yaptığımız kadar metroyu yapamadılar. Yeni metroları biz yapacağız, yapmamamız için imzayı erteliyorlar. 31 Mart’ta, demokrasi dersini alsın, bak bir hafta içinde imzalayacak. Göreceksiniz. Yapamazlar. Çünkü niye yapamazlar biliyor musunuz? Bunlar şöyle bakıyorlar, ‘Bizden mi onlardan mı!’ Bu milletin hepsi bizim. Anlayamadılar bunu hala. Biz, insanı insan olduğu için çok seviyoruz. Vatandaşları, ‘Bize oy verenler vermeyenler’ diye bölenlerin yaptığı işten var ya, kimseye hayır gelmez kardeşim. Biz kocaman bir aile, bir arada yaşardık. Benim babamın malı başkaydı, amcamın malı başka. Hiçbiri benim değildi, hep ‘bizim’ derdik. Ben çocukken öyle büyüdüm. Allah nasip etti, şimdi İstanbul’da da ‘İstanbul hepimizin’ diyoruz. Çocukluktan gelen terbiyenin böyle bir güzelliği varmış demek.
“ATOM KARINCAYI DA GEÇERİM”
Biz; tarihimizi, inançları, dini ve milli duyguları istismar etmeden, 16 milyon İstanbulluyu eşit ve değerli kabul eden bir anlayışla devam edeceğiz çalışmaya. Hem de çok çalışacağız, onu söyleyeyim. Yani ben artık, ‘atom karınca’ diyorum ama, atom karıncayı da geçerim, onu söyleyeyim. Durmak yok. Biz, tarihimizi bu anlamda daha da güzel günlere eriştireceğiz. Emanetlerimizi, bu milleti birleştiren, bütünleştiren, manevi köprüleri, duygusal bağları güçlendirip, büyütmeye devam edeceğiz. Gönülleri kazanmaya devam edeceğiz. Bizim yolumuz, sevginin ve kardeşliğin yoludur. Bizim yolumuz, adalet ve eşitliğin yoludur. Onun için siz de diyorsunuz ya, ‘Tam yol ileri’ yolumuzdur. Hak, hukuk ve adaletli bir dünya; hak, hukuk ve adaletli bir Türkiye ve İstanbul var etmek için, bu şehrin sorumlulukları var. Onu yerine getireceğiz. İstanbul’a, ayrı bir renk katacak olan Bulgur Palas’ın açılışında sizlerle birlikte olmaktan çok mutluyum. Emeği geçen herkese, başta KİPTAŞ’a ekibine, Genel Müdürü’ne, İBB miras ekibine ve İBB mirasın kuruluştan bugüne çok emeği geçmiş olan geçmiş olan Mahir Polat arkadaşıma teşekkür ediyorum. Ekibine, Oktay Bey’e teşekkür ediyorum. Fatih ilçemize ve İstanbul’umuza hayırlı ve uğurlu olsun.
İmamoğlu ve beraberindeki heyet, açılış töreninin ardından Bulgur Palas ve çevresini gezdi.
BULGUR PALAS KAPILARINI, “MAGNUM İSTANBUL’DA” SERGİSİYLE AÇIYOR
Yapımı 1912 yılına tarihlenen ve İtalyan Mimar Giulio Mongeri’nin imzasını taşıdığı düşünülen Bulgur Palas, dünyadaki toplumsal değişimlerin görsel hafızasını, bir sergi aracılığıyla da İstanbullularla bir araya getirdi. Dünyaca ünlü fotoğraf ajansı Magnum Photos ve İBB’nin kalıcı iş birliğiyle, Magnum’un 77. yıl özel sergisi “Magnum İstanbul’da” ile kapılarını açan görkemli yapı; kültür ve sanat etkinliklerinin yanı sıra, eşsiz İstanbul manzaralı seyir terasıyla şehrin yeni cazibe merkezi olacak. “Magnum İstanbul’da” sergisi, bazıları dünyanın en ikonik fotoğrafları arasında değerlendirilen 200’ün üzerinde eserden oluşuyor. Sergide; Jonas Bendiksen, Henri Cartier-Bresson, Cornell ve Robert Capa, Ara Güler, David Seymour, Olivia Arthur, Raymond Depardon, Bieke Depoorter, Elliott Erwitt, Stuart Franklin, Leonard Freed, Eve Arnold, Paul Fusco, Cristina Garcia Rodero, Burt Glinn, Jim Goldberg, Marilyn Silverstone, Sergio Larrain, Susan Meiselas, Wayne Miller, Marc Riboud, Alessandra Sanguinetti, Chris Steele-Perkins, Dennis Stock ve Alex Webb gibi önemli fotoğrafçıların da aralarında bulunduğu 70 sanatçının çalışmaları yer alıyor. Eserleri TIME, New York Times, Washington Post, Der Spiegel, Le Monde, Paris Match, Newsweek gibi dünyaca ünlü medya kuruluşlarınca yayınlanan; World Press Photo Multimedia yarışmalarında jüri üyeliği yapan Emin Özmen’in fotoğrafları da “Magnum İstanbul’da” sergisinde özel bir bölüm olarak karşımıza çıkıyor.
Pazartesi hariç, her gün 10.00 – 19.00 arası ücretsiz olarak ziyaret edilebilecek olan Bulgur Palas’ın kütüphanesi ise, her gün 22.00’ye kadar açık olacak.
]]>Ankara Sanayi Odası Şubat ayı Meclis Toplantısı, Zafer Çağlayan Meclis Salonu’nda gerçekleştirildi. Toplantıda sanayicinin sorunları, Ar-Ge çalışmalarına verilen destekler, dijitalleşme, döviz kuru, kredi kartı limitleri, işgücü sıkıntısı ve Merkez Bankası’nın faiz politikası konuları masaya yatırıldı. ASO Başkanı Ardıç, gündemlerinde Merkez Bankası Başkanı değişikliği sonrası sıkılaştırma politikalarının devam edip etmeyeceği ve yerel seçimler olduğunu söyledi. Kızıldeniz’de yaşanan gerginlikler dolayısıyla tedarik zincirinin kırıldığını belirten Ardıç, gelişmiş ekonomilerde enflasyonun beklentilerin üzerinde kalmasının risk ve belirsizlik algısını yüksek tuttuğunu ifade etti.
“Dünyada makroekonomik değişkenlikler büyümeyi zayıflatmaktadır”
Küresel ekonomide sıkılaştırıcı politikaların da etkisiyle her geçen gün ekonomik yavaşlama sinyalleri ve uluslararası ticarette zayıflamalar olduğuna işaret eden Ardıç, “Dünyada ve ülkemizde makroekonomik değişkenleri olumsuz yönde etkileyerek büyümeyi zayıflatmaktadır. Son gelen büyüme verileri Japonya ve İngiltere’nin teknik olarak resesyona girdiğini gösterirken, Japonya’nın resesyona girmesiyle dünyanın en büyük üçüncü ekonomisi unvanını Almanya aldı” diye konuştu.
Merkez Bankasının geçen hafta faiz artışı döngüsünü sonlandırarak, yüzde 45 seviyesinde bıraktığına dikkati çeken Ardıç, gelecek dönemde de enflasyondaki gelişimin çok yakından takip edilerek, uygun politika seçeneklerinin kararlılıkla uygulanmasını beklediklerini bildirdi.
“Fiyatlama davranışında ciddi irrasyonel bir durum söz konusu”
Enflasyonla mücadelenin kararlılıkla devam ettirilmesi gerektiğini dile getiren Ardıç, şunları kaydetti:
“Aksi halde bu zamana kadar katlandığımız maliyetlerin boşa gitme ihtimali bulunmaktadır. Acı tecrübelerimiz göstermiştir ki enflasyonu kontrol altına almadan attığımız adımlar maalesef makroekonomide dengelenmeyi sağlayamıyor. Mevcut durumda parasal aktarım mekanizması iç tüketimi kıramıyor. Gelişmiş ülkelerin merkez bankaları faiz politikası ile bunu rahatça kırıp enflasyonu aşağıya çekebilirken, biz çekemiyoruz. Fiyatlama davranışında ciddi irrasyonel bir durum söz konusu.”
“Maliye politikasında yeterince sıkılaştırma yapılamadığını görüyoruz”
İç tüketimin söz konusu faiz seviyesine göre görece yüksek seyrettiğini belirten Ardıç, “Hem arz, hem talep kaynaklı enflasyonist etkiler var olmaya devam ediyor. Sıkı para politikasıyla enflasyonun talep tarafıyla mücadele edilmeye çalışılırken, sıkı maliye politikasının da bu sürece eşlik etmesi gerekmektedir. Fakat maliye politikasında yeterince sıkılaştırma yapılamadığını görüyoruz. Diğer taraftan para politikasında ne kadar sıkılaştığımız da tartışmalı” ifadelerini kullandı.
“Verimsiz harcamaların azaltılması iş dünyası olarak beklentimizdir”
Türkiye’nin para arzının yıllık yaklaşık yüzde 65’in üzerinde artışa devam ettiğini söyleyen Ardıç, “Gelir artırıcı vergisel tedbirler yürürlüğe konulurken, harcama azaltıcı tedbirleri maalesef göremediğimizi belirtmek isterim. Kamu harcamalarının rasyonel gerekçelere dayanan, etkinlik ve verimlilik çerçevesinde gözden geçirilmesi ve bir plan dahilinde verimsiz harcamaların azaltılması iş dünyası olarak beklentimizdir” ifadesini kullandı.
Enflasyonla mücadelede refah artışı ve sürdürülebilir bir büyüme için tek başına para politikasının yeterli olmadığını belirten Ardıç, bütünsel bir politika tercihinin ortaya konması gerektiğini dile getirdi.
“Yatırımların gayrisafi milli hasıla içindeki payı azalıyor”
Sanayicilerin mevcut ortamda orta ve uzun vadeli plan yapmakta zorlandığını anlatan Ardıç, yüksek enflasyon ve kredi maliyetlerinin yatırım iştahını azalttığına işaret ederek, şunları kaydetti:
“İş dünyasının uzun ve orta vadeli, dengeli bir strateji belirleyebilmesi için makroekonomik istikrarın ve güvenin sağlanması şarttır. Sıkı para politikasının getirdiği yüksek faiz maliyetleri nedeniyle yatırımlarda problem yaşıyoruz. Yatırımların gayrisafi milli hasıla içindeki payı azalıyor. Rekabet ettiğimiz ülkelerle karşılaştırdığımız zaman işçilik maliyetlerimiz yukarıda kalıyor. Asgari ücretin işverene maliyeti bin dolar seviyesine geldi. Bu durum yeni ihracat pazarlarına girişimizi zorlaştırıyor. Sanayimiz ağırlıklı olarak ithalata dayalı ihracat yaptığı için önümüzdeki dönemde bilançolarda gerekli döviz pozisyonuna ulaşamayacağız.”
“Kredi kartı ödemelerinde 500 bin lira sınırı konulması zorlamaktadır”
Sanayicilerin karşılaştığı sorunları dile getiren Ardıç, vergi ödeme sistemine dikkati çekerek, “Devletimizin toplumun ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla toplayacağı vergileri ödemek, biz mükelleflerin temel yükümlülüğüdür. Bu görev ve sorumluluktan kaçmıyoruz. Kredi kartının çok yaygın olarak kullanıldığı bu dönemde vergilerimizi kredi kartıyla ödememizden doğal bir durum yoktur. Ancak kredi kartı ödemelerinde 500 bin lira sınırı konulması yüksek enflasyon ortamında biz mükellefleri zorlamaktadır” ifadelerine yer verdi.
“EYT düzenlemesiyle ciddi bir işgücü sıkıntısı yaşanıyor”
Hazine ve Maliye Bakanlığından taleplerinin söz konusu kredi sınırının kaldırılması olduğunu belirten Ardıç, şöyle konuştu:
“Bu yapılamıyorsa da rakamın enflasyona göre güncellenmesi ve banka kartı ile ödemenin de sadece kamu bankaları üzerinden değil tüm bankalara yaygınlaştırılmasıdır. Değinmek istediğim bir başka konu da çalışma saatlerinin azaltılmasına yönelik bir düzenleme yapılacağı yönünde kamuoyuna yansıyan haberler. Sanayide hem beceri uyuşmazlığı nedeniyle hem de EYT düzenlemesiyle zaten ciddi bir işgücü sıkıntısı yaşanıyor. Mesai saatlerinin azaltılmasına yönelik bir düzenleme yapılması durumunda işçisizlik sorunu yaşarken bir de ilave işgücü ihtiyacı ortaya çıkacak. Alınacak kararda bu durumun dikkate alınacağını düşünüyorum.”
“İhracatçılar olarak öz eleştiri yapmak zorundayız”
İhracatta rekabet üstünlüğünü sağlayan tek faktörün kur artışları olmadığına işaret eden Ardıç, “Biz ihracatçılar olarak öz eleştiri yapmak zorundayız. Şapkamızı önümüze koyup düşünmeliyiz. Kur ile bir yere kadar avantaj sağlanırken, rekabetçi bir ihracat yapısına kavuşmak için faktör verimliliği, üretim faktörlerinin kalitesi, doğru ve uygun sanayi politikası, yerli ara ve sermaye malı kullanımı, öngörülebilirlik ve ölçek gibi unsurlarla gerçek anlamda rekabetçi bir yapıya ulaşılır” açıklamalarında bulundu.
Ar-Ge çalışmaları istenilen seviyede değil
Ar-Ge, dijitalleşme, inovasyon ve patent gibi konulara dikkati çeken Ardıç, “Türkiye’nin Ar-Ge harcamaları açısından uluslararası arenada rekabet edebilir bir konumda olması, ekonomik kalkınma ve sürdürülebilir büyüme açısından kritik öneme sahiptir. Ancak, mevcut veriler Türkiye’nin bu alanda henüz istenilen seviyede olmadığını göstermektedir” diye konuştu.
“Patent ve bilimsel makale sayıları sırlamasında OECD ülkeleri içerisinde son sıradayız”
Gayrisafi yurt içi hasıla içerisinde Ar-Ge harcaması oranının 2021 yılında yüzde 1.40, 2022 yılında ise yüzde 2.32 seviyesine gerilediğini anlatan Ankara Sanayi Odası Başkanı Seyit Ardıç, şu ifadelere yer verdi:
“Türkiye’nin Ar-Ge’ye ayırdığı pay ise Avrupa Birliği ortalamasının altında kalıyor. Diğer taraftan kişi başına patent ve bilimsel makale sayıları sıralamasında yine OECD ülkeleri içerisinde son sıradayız. Avrupa Patent Ofisi 2022 raporuna göre 1 milyon kişi başına düşen patent başvurusunda dünyada ilk sırayı bin 31 ile İsviçre alırken, ülkemiz 6,4 ile 42. sırada. Ülke olarak almamız gereken çok yol var.”
“Küresel İnovasyon Endeksi 2023 raporunda ülkemiz 39’uncu sıraya düştü”
Dijitalleşmede daha fazla yatırım yapılması gerektiğini belirten Ardıç, “Ülkemiz Dünya Dijital Rekabet Gücü sıralamasında 64 ülke arasında 2020 yılında 44. sıradayken, geçen yıl 53. sıraya geriledi. İnovasyon, yeni fikirlerin, teknolojilerin ve süreçlerin geliştirilmesini sağlarken, sanayi bu fikirleri hayata geçirerek ekonomik büyümeyi ve toplumsal refahı destekler. Lakin Küresel İnovasyon Endeksi 2023 raporunda ülkemiz, bir önceki yıla göre 2 basamak gerileyerek 132 ülke içinde 39’uncu sıraya düştü.”
“Çalışanlarımızı her gün şehrin doğusundan batısına taşıyoruz”
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ile sanayicinin sorunlarını her zaman konuştuklarını dile getiren Ardıç, problemlerini şöyle anlattı:
“Yağmur sularının Ankara Çayı’na deplasesi konusunda destek olacağınızı biliyor ve sizden bugün sözünü almak istiyoruz. Sanayi bölgelerinin oluşmasında yerel idarenin rolü her geçen gün daha büyük önem kazanmaktadır. Özellikle kuruluş, yer seçimi, planlama, kentsel hizmetlere ilişkin önemli süreçlerde belirleyicidir. Yerel yönetimlerin desteği, yeni sanayi bölgelerinin kurulmasına, sanayinin disipline edilmesine ve az gelişmiş bölgelerde yaygınlaştırılmasına önemli katkılar sağlamaktadır. Sanayimiz Eskişehir ve İstanbul yolu akışında batıya doğru gelişiyor. Ne var ki çalışanlarımızı her gün şehrimizin doğusundan batısına taşımak zorunda kalıyoruz.”
“Yeni bir ‘Ankara Çayı’ yapmamız gerekecek”
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ise yaptığı konuşmada, tüm organize sanayi bölgelerinin asfaltlarını tamamladıklarını kaydetti. Atatürk Orman Çiftliği’nden akan suyun tüm kapasitesiyle aktığına dikkati çeken Yavaş, “Ankara’nın içerisinden gelen İncesu dereleri karışamadı ve geri tepmeye başladı. Geri tepince Sıhhiye’den su çıkmaya başladı. Bizim Ankara Çayı haricinde yeni bir ‘Ankara Çayı’ yapmamız gerekecek” diye konuştu.
“18 milyon nüfusa yetecek imar verilmiş”
Çayyolu bölgesinin yüksek binalar ile beton tarlası olduğunu savunan Yavaş, şöyle konuştu:
“18 milyon nüfusa yetecek imar verilmiş. İmarını alan dağın tepesine binasını yapıyor ve kendisine alt yapı istiyor. İstediği yere alt yapıyı götürmek binadan daha pahalıya mal oluyor. Bu tür binalar yerleştiği zaman bunların atıkları nereye gidecek? Bu iklim değişikliği nedeniyle büyük tedbirler almamız gerekiyor.”
Yavaş, konuşmasının ardından ASO Meclis Üyelerinin sorularını yanıtladı. – ANKARA
]]>Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı ve CHP’nin adayı Böcek, basın mensuplarıyla buluştu. Geniş bir katılımın olduğu toplantıda Başkan Böcek’in 5 yılda kente kazandırdığı hizmetler anlatılırken, yeni dönemde hayata geçireceği 132 projenin de tanıtımı yapıldı.
Beş yıllık görev süresinde birçok olumsuzluk ile karşı karşıya kalmasına rağmen Antalya’ya hizmetin hiç aksamadığını söyleyen Böcek, şöyle konuştu:
“Dünyanın göz bebeği Antalya’mız için borç lügatı yapmadan çalışmalara başladık. Antalya’ya hizmet eden herkese teşekkür ettik. Yarım kalan projeleri tamamladık. Göreve geldiğim de hiç unutmam ‘ASAT’ın elektrikleri kesilecek’ dediler. 2018 Ağustos ayından 2019 Mart ayına kadar 78 milyon liralık elektrik borcu ödenmemiş. Aylık 5 milyon 130 bin TL faiz ödüyorduk. Gerekli tasarrufları yaptık. Hiçbir çalışma arkadaşımızı siyasi görüşü nedeniyle cezalandırmadık. Sadece 28 arkadaşımız siyaset yaptığı için disiplin kurulu kararı ile işten çıkarıldı, 38 arkadaşımızın görev yeri değişti. Sosyal belediyecilik ilkesiyle kimseyi kırmadan Antalya’mızın aydınlık geleceği için çalıştık.
“EXPO ALANINI CANLI TUTACAĞIZ”
Antalya’da 2 olan festival sayısını 8’e çıkardık. Ülkede ortaya çıkan ekonomik krize rağmen hizmetlerimiz hiç aksamadı. Hatırlarsınız hükümet ‘EXPO alanına tramvay yapıyoruz’ diye lansman yaptı. Seçimden sonra EXPO’nun tramvay parasını, 379 milyon TL’yi Antalya Büyükşehir Belediyesi’nden aldılar. Bugünün parasıyla 2 milyar TL’dir. EXPO için Antalya’daki bütün belediyelerin gerçekleşen bütçelerinin binde 2’sini aldılar. Şu an EXPO’da sünnet düğünü yapılıyor. EXPO hevesimiz 6 ay sürdü, sonrasında atıl bir şekilde bırakıldı. Antalyalı vatandaşlarımızın parasını oraya yatırdık. Şimdi düğün yapılıyor. Yeni dönemde Antalya Büyükşehir Belediyesi olarak EXPO alanında gastronomi festivali gibi birçok etkinlik yaparak EXPO alanını canlı tutacağız. EXPO alanına yönelik tarım ve turizm alanına yönelik önemli projelerimiz olacak.
“TÜRKİYE’NİN EN UCUZ SUYUNU SUNAN BELEDİYEYİZ”
Yerelden kalkınma projesiyle bugüne kadar yapılmayan birçok proje hayata geçirdik. Çiftçimize, üreticimize makine teçhizat yönünden gerekli bütün destekleri, teknolojik yenilikleri sunduk. Hayvancılıkla uğraşan vatandaşlarımıza yönelik 50 ton suyu 50 TL yaptık. Türkiye’nin en ucuz suyunu halkımıza sunan belediyeyiz. 5 ton suyu 5 TL yaptık. Şu an beş ton su bir ekmekten daha ucuz. Bunları hep tasarrufla yaptık. Sosyal yardım alan vatandaşlarımıza 10 tona kadar suyu ücretsiz yaptık. Engelli bireylerimize yönelik yüzde 10 olan su indirimi yüzde 40’a çıkarttık. Üniversite öğrencilerimize 5 ton suyu ücretsiz yaptık. Şimdi 10 tona çıkartıyoruz.
“77 PROJE İLE YOLA ÇIKTIK, 182 PROJE TAMAMLADIK”
3 bin 311 kilometre içme suyu hattı yaptık. Türkiye’de 30 Büyükşehir arasında bu bir ilktir. 514 kilometre kanalizasyon yaptık. Aksu’ya gidin orda köfteciler vardır yanında kokudan durulmazdı. Kepez ilçesine 162 km kanalizasyon yaptık. Finike’nin denizin kenarındaki 8 mahallede kanalizasyon yoktu. Bunları dahi tamamladık. Beş yıllık süreçte 77 projeyle yola çıktık, 182 proje tamamladık. Antalya’mız konserlerin iptal edilmediği siyaset üstü bir şehirdir. Antalya’mızda ne Ata’mızdan ne de Cumhuriyeti’mizden öden vermedik, vermeyeceğiz. Biz önce bize seven seçen insanlara Allah’ımıza hesap veriyoruz. Sonra halkımıza hesap veriyoruz. Ben Antalya’da 2002 yılından itibaren muhalefette çalışan bir belediye başkanıyım. Antalya’nın en büyük fuar ve kongre merkezini yaptık. Doğal gazı bitmiş bir Konyaaltı inşa ettik.
“BİZ İNSANLARA DOKUNUYORUZ”
Geleceğimizin teminatı çocuklarımıza yatırım yapıyoruz. 11 kreş yaptık. Bizim anlayışımızda belediyecilik insanların yaşamlarını kolaylaştırmaktır. Kovid dönemini hatırlayın. Yeri geldi hesaplarımıza bloke kondu. Biz oradaki insanlara yardım ettik. Askıda fatura uygulaması yaptık. Birçok vatandaşımıza destek olduk. Belediye mülklerimizde kiralarımızı öteledik. Esnafa yönelik 23 TL olan su ücretini 11 TL’ye düşürdük. Sosyal belediyecilik anlayışı ile öğrencilerimize 8 bin TL burs desteği veriyoruz. Antalya’da İmar Yönetmeliği’ni güncelledik. Bütün belediye başkanı arkadaşlarımızı davet ederek yaptık. Ben bilirim anlayışı ile yapmadık. 2022 yılında Deprem Master Planı çalışmalarına başladık. 19 ilçenin yapı stokunu envanterini çıkartıyoruz. Bütün belediyelerimize 7 defa yazı yazdık. Serik ve Kepez Belediyesi yapı stoku envanterini göndermedi. İnsanların deprem olmadan can güvenliği önemli bizler için. Biz insanlara dokunuyoruz.
“KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI’NA SESLENİYORUM: BU KADAR UCUZ SİYASET NEDEN YAPILIR”
26 milyon vatandaşa hizmet ediyoruz. Burası Antalya; böyle denizi, kumu, antik kenti olan başka bir şehir yok. Özellikle Kültür ve Turizm Bakanı’mıza sesleniyorum. Halka hizmet hakka hizmettir. Biz Antalya Büyükşehir Belediyesi ve Turizm Bakanlığı iş birliği ile Belek Arıtma’yı yaptık. 20 yıl Antalyalının atıksu gelirini verdik. Sayın Bakan geçtiğimiz günlerde Kemer’de arıtmayı ziyaret etmiş. Kültür ve Turizm Bakanlığı olarak Kemer Arıtma’yı yakında bitiriyoruz demişler. 14-28 Mayıs’ta Sayın Cumhurbaşkanı Antalya’ya geldi. Ona da yalan söylediler. ‘CHP’li belediyeler arıtma yapmıyor biz yapıyoruz’ diye. Kimse babasının malını bağışlamıyor. Kimse kusura bakmasın burası Antalya. Antalya Büyükşehir Belediyesi iş birliğiyle, Muhittin Böcek ve Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy imzası ile 27 yıl Kemer’de atıksu gelirimizi verdik. Müteahhitlik anlaşması gibidir. Ne var bunda? Bu projeyi Antalya Büyükşehir Belediyesi iş birliğiyle ile yapıyoruz deyin. Bu kadar ucuz siyaset neden yapılır?”
Geçen beş yıllık süreçte ek bütçeler yapmak zorunda kaldıklarını aktaran Böcek, şöyle devam etti:
“Yaptığımız 1.8 milyar TL’lik bütçe mazot ve enerji parasıdır. 2022 yılında Ekim ayında ASAT’a 34 milyon elektrik parası geldi. 2023 yılı Ekim ayında ise 184 milyon elektrik parası geldi. Sadece bir aylık elektrik bedeli bu. Türkiye’de 30 Büyükşehir Belediye arasında sudaki KDV indirimini ilk uygulayan belediyeyiz.
“ATATÜRK’ÜN YOLUNDA YÜRÜYEN HERKESİN OYUNA TALİBİM”
Biz kimseyi ötekileştirmeyeceğiz. Bizim sevdamız Antalya’dır. Gazipaşa’dan Kaş’a kadar. Bir mahallede kaç oy aldık diye bakmadım. Benim hayatımın geçtiği şehir Antalya. Hayatımın ikinci yaşamını verdiği bu şehirde gençlere, kadınlara, çocuklara, büyüklerimize özgürce yaşayabileceği, aydınlık bir şehre azimle gururla devam edeceğiz. Türkiye’nin ittifakı kurulmuştur. Antalya’da Antalya’nın İttifakı kurulmuştur. Ben kendisini Türkiye Cumhuriyeti kabul eden ezana, al bayrağı sahip çıkan, Cumhuriyet’in değerlerine sahip çıkan, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün yolunda yürüyen AK Partili, ülkücü vatandaşımın da oyuna talibim. Tüm ittifakın belediye başkanıyım. Bütün vatandaşların memnuniyeti sonucunda ‘Herkesin Başkanı’ olmaya devam edeceğim.”
“ALTIN PORTAKAL’I SEÇİME KURBAN ETTİLER”
Basın mensuplarının sorularını da yanıtlayan Başkan Muhittin Böcek, Altın Portakal Film Festivali’nin 60’ıncı yılında hükümetin baskısıyla iptal edildiğini söyledi. Devletin dört tane bakanının açıklama yaptığını hatırlatan Başkan Böcek, “Herkesin özgürce yaşadığı bu şehirde sadece seçime kurban ettiler kimse kusura bakmasın. Türkiye İttifakı’nın desteğiyle yeniden göreve geleceğiz ve Altın Portakal’ın altmışıncısını Muhittin Böcek olarak yapacağım” dedi.
Yeni dönem için hazırladıkları vizyon projelerin tüm vatandaşlara dokunacağını aktaran Başkan Böcek, Fransız Kalkınma Ajansı’ndan buldukları 59 milyon 850 bin Euro’luk krediye hazine garantisi verilmediğini hatırlatarak, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Fransız Kalkınma Ajansı bize güvendi krediyi çıkardı. Büyükşehir Belediyesi Meclisi’nde bu krediye Ak Parti’li arkadaşlar ret verdi. Antalya’da seçim siyaset bu kadar böyle ucuz mu olur? Böyle küçük işlerle uğraşılır mı? Şimdi bu krediyle yılda 500 milyon lira harcadığımız atık çamuru bertarafı için yakma tesisi kuracağız. Hızla gelişen Altıntaş bölgesinin nüfusa yönelik Lara Arıtması’nın kapasitesini iki katına çıkaracağız. Ayrıca Altıntaş bölgesinin altyapısını, pazar yeriyle, spor sahalarıyla kısa sürede tamamlayacağım.”
Türkiye’nin turizmden 45 milyar dolar olan gelirinin 20 milyar dolarının Antalya’dan sağlandığının altını çizen Başkan Böcek, 26 milyona ev sahipliği yaptıklarını ancak 2 milyon 696 bin nüfusa göre devletten pay aldıklarını kaydetti. Kundu Turizm Yolu’yla ilgili proje için turizmcilerle birlikte Kültür ve Turizm Bakanı Ersoy’u ziyaret ettiklerini anlatan Böcek, şu bilgileri verdi:
“ANTALYA’DAN KAZANIP ANTALYA’YA YATIRIM YAPILMIYOR”
“Bakanımız ‘Paramız yok’ dedi. Antalya’dan kazanıp Antalya’ya yatırım yapılmıyor. En azından burada yarısını siz verin dedik onu da vermediler. Şimdi toplantılar yapıyor Sayın Bakanımız muhtarlarımıza falan, belediye başkanı adaylarıyla çalışıyorlar. Arkadaşlar Antalya’da tarlada izi olmayanın harmanda yüzü olmaz.”
EMEKLİLER İÇİN YAŞAM KÖYÜ PROJESİ
Antalya’da 490 bin emekli yaşadığı bilgisini veren Başkan Böcek, şunları dile getirdi:
“O emekli asgari ücret bile alamıyor şu anda. Yazık değil midir? Eğer bir ülke emeklisine sahip çıkamıyorsa ondan bir şey olmaz denir. Bizim yaşlılarımızın konaklayabileceği Yaşam Köyü, Yaşlı Bakım Evleri projelerimiz var. Ayrıca şehit yakınlarına, dul ve yetimlerine yönelik bir çalışma içerisindeyiz. İnsanların yanında olacağım.”
Büyükşehir Belediye Başkanlığı’ndan önce 20 yıl Konyaaltı Belediye Başkanlığı yaptığını hatırlatan Böcek, şunları kaydetti:
“107 MECLİSİN 71’İNE KATILMAYANLAR BÜYÜKŞEHİR’E TALİP OLMAYA ÇALIŞIYOR”
“20 yılda toplam 10 ya da 15 kez büyükşehir belediye meclisi toplantısına katılamadım. Şimdi Büyükşehir’e talip olan arkadaşlar son beş yıllık süreç içerisinde 107 meclis toplantısının 71’ine katılmamış. Hani rakibiniz diyorsunuz ya, rakibim yok benim rakibim kendim. Eğer bir yere talip olduysanız kent adına, ilçenizin A’dan Z’ye her şeyiyle ilgileneceksiniz. Şov yapma yeri değildir meclisler. 107 meclisin 71’ine katılmayan arkadaş Büyükşehir’e talip olmaya çalışıyor. Kimse kusura bakmasın. Siyaset insanların gözünü boyamak insanlara yanlış şey söylemek değildir. Ben kendimi Antalya’ya adadım derken, 20 yılda 10 veya 15 defa meclise katılmamışım. Sen 5 yılda 107 meclisin 71’ine katılma, oradan Bakanlığın yapacağı işleri konuş, doğru olmayabilir. Biz Antalya’da hemşerilerimizi kandırmadık. Hiç olmayacak şeyleri konuşmadık. Hizmetin hasedi olmaz. Antalya’mız için çivi çakan iktidarıyla muhalefetiyle belediye başkanlarına kurum kuruluşlarımıza her ortamda teşekkür etmeden çekinmedik.”
Ulaşımla ilgili sorulara da cevap veren Başkan Böcek, son 5 yılda Antalya nüfusunun 184 bin 549 kişi arttığını, 387 bin 696 yeni aracın trafiğe çıktığını kaydederek, sözlerine şöyle son verdi:
“Bunun içinde servisler yok. Depremden sonra 11 ilden gelen vatandaşlarımız yok. Rus-Ukrayna Savaşı’ndan sonra gelen yabancı plakalar yok. Göreve geldikten sonra ne bir cadde kapattım, ne bir yanlış bir işlem yaptım. 125 hem uzaktan erişim hem akıllı kavşak yaptık. Cırnık köprüsünü genişlettim, 4-5 şeride çıkardım. Trafik denetleme merkezi kurduk, Gazipaşa’ya kadar tüm trafik ışıkları kontrolümüzdedir. 102 yeni otobüs aldım. İktidar oldun mu yapman gerekenler çok açıktır, bellidir. Çevre yolları yapılmalı. Hızlı tren ihalesi yapıldı şimdi. Her seçim dönemi bir ihale yapılıyor bu yollarla ilgili. Antalya da bunlara artık yani yeter diyecek diye düşünüyorum.”
]]>Bakan Ersoy, Muğla’nın Yatağan ilçesindeki Stratonikeia Antik Kenti’nde düzenlenen programda, “Geleceğe Miras Stratonikeia-Lagina-Labranda” projesini tanıttı.
Ersoy, Antik Çağlarda gladyatörleri ile adını duyurmuş Stratonikeia’da, “Geleceğe Miras” projesinin 5. toplantısını gerçekleştirdiklerini söyledi.
“Geleceğe Miras” çalışmalarına Efes, Hierapolis, Aphrodisias ve Bergama olmak üzere 4 muazzam kültür mirası üzerinde başladıklarını anlatan Ersoy, “Bugün Stratonikeia Antik Kenti ile Lagina ve Labranda Kutsal Alanları’nı kapsayan 3 ayaklı bir çalışmanın detaylarını paylaşacağız. Tabii Stratonikeia dendiğinde neredeyse 5 bin yıllık bir tarihten söz ettiğimizin altını çizmek gerekiyor. Anadolu medeniyetleri güncesinin en dolu sayfalarından bazıları burada tarihe not düşülmüştür. Bu kentin adı Hititler Dönemi’nde Atriya, Klasik Dönem’de ise Hekatesia idi. Milattan önce 3. yüzyılın ikinci çeyreğinde Seleukos Kralı I. Antiokhos karısı Stratonike’ye atfen kentin adını ‘Stratonikeia’ olarak değiştirmiştir. Doğu Roma Dönemi’ne kadar bu isimle gelmiş, Türk Dönemi’nde Eskihisar olarak adlandırılmıştır.” diye konuştu.
Ersoy, kent içinde yapılan çalışmalarda Karca, Grekçe, Latince ve Osmanlıca yazıtların bulunduğunu, hem hicri hem de rumi tarih kayıtlarının varlığının bilindiğini dile getirdi.
Türk tarihi penceresinden bakıldığında Menteşe Beyliği döneminden cami ve hamam ile 18. ve 20. yüzyıla ait kahvehaneler, evler, fırınlar, çeşmeler, dükkanlar ve sokak dokusu ile birlikte köy meydanlarının kendini gösterdiğini belirten Ersoy, şunları kaydetti:
“Stratonikeia, Antik Dönem ile Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerine ait yapı ve kent dokusunun birlikte görülebileceği en nadide yerleşimlerden birisidir. Antik kentte 1977-1999 yıllarında Prof. Dr. Yusuf Boysal ve 2003-2006 yılları arasında Prof. Dr. Çetin Şahin başkanlığında kazılar yapılmıştır. 2008 yılından itibaren Prof. Dr. Bilal Söğüt başkanlığındaki ekibimiz tarafından yılın 12 ayı arkeolojik kazı ve restorasyon çalışmaları yürütülmektedir. Bu süreçte 800 dönümlük geniş bir alana sahip olan kentin yüzde 20’si kazılmış ve yapıların yüzde 10’u restore edilmiştir. Stratonikeia’da surlar, anıtsal çeşme ile birlikte şehir kapısı, sütunlu caddeler, gymnasion, meclis binası, hamamlar, latrina, tiyatro, tapınaklar, agoralar ve su yapıları önemli örnekler olarak karşımıza çıkmaktadır.”
Ersoy, Stratonikeia’da hayata geçirecek “Geleceğe Miras” projesi kapsamında atılması planlanan adımları anlattı.
“Hedefimiz, antik kentin içindeki köy meydanını yaşayan bir alana dönüştürmektir”
Kentteki kazı, restorasyon çalışmaları ve planlanan çalışmalar hakkında bilgi veren Ersoy, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Yazıtlardan varlığını bildiğimiz Agora, kentin merkezinde ve önemli yapıların yakınındadır. Kenti gezen ziyaretçilerin tamamının göreceği yerlerden birisi olan bu yapının kazısını yapacak, ayağa kaldırma çalışmalarını gerçekleştireceğiz. Yine Çeşme Anıtı’nda da aynı şekilde kazı çalışmalarını yaparak mimari parçaların ayağa kaldırılması çalışmalarını başlatıyoruz. Köy meydanındaki evlerin ve dükkanların restorasyonunun yapılmasıyla bakırcılık, ayakkabıcılık, terzilik, el sanatları gibi yok olma tehlikesi taşıyan mesleklerin burada yaşatılmasını planlıyoruz. Ayrıca evlerde de oturulmaya başlanacaktır. Hedefimiz, antik kentin içindeki köy meydanını yaşayan bir alana dönüştürmektir.”
Bakan Ersoy, proje kapsamında kent kazısının yüzde 40, yapılara yönelik restorasyon çalışmalarının ise yüzde 30’unun tamamlanmış olacağını bildirdi.
“Burası, Batı Anadolu’da Osmanlı’dan birisinin ilk kazı yaptığı yerdir”
Projenin ikinci başlığının Lagina Kutsal Alanı olduğunu, alandaki kazıların Stratonikeia Kazı Başkanı Prof. Dr. Bilal Söğüt tarafından yürütüldüğünü belirten Ersoy, şunları kaydetti:
“Yapılan araştırmalar Lagina çevresindeki kalıntıların geçmişinin milattan önce 3 bine yani Tunç Çağı’na kadar gittiğini göstermektedir. Lagina’yı 18. yüzyıldan günümüze kadar pek çok seyyah ve araştırmacı ziyaret etmiştir. Türk arkeolojisinin ve müzeciliğinin mimarı Osman Hamdi Bey, 1891-92 yıllarında burada kazılar yapmıştır. Burası, Batı Anadolu’da Osmanlı’dan birisinin ilk kazı yaptığı yerdir. Bu çalışmalar ile eserlerin Avusturya’ya gitmesine de engel olan Osman Hamdi Bey bulunan eserlerin tamamını İstanbul Arkeoloji Müzesine nakletmiştir. Lagina’da Prof. Dr. Yusuf Boysal ve Prof. Dr. Ahmet Tırpan ile Muğla Müzesi başkanlığında da çalışmalar yapılmıştır. 2016’dan itibaren ise Prof. Dr. Bilal Söğüt başkanlığında arkeolojik kazı, konservasyon ve restorasyon çalışmaları sürdürülmektedir. Bu süreçte Lagina’nın yüzde 20’si kazılmış ve yapıların yüzde 10’unun ayağa kaldırma ve restorasyon çalışmaları gerçekleştirilmiştir.”
Lagina’daki Hekate Tapınağı ve altarı ile girişi ve tören kapısı, planları, mimarileri ve Hekate adına yapılmış yapılar olmaları yönünden Antik Dönemin istisnai örneklerinden olduğunu anlatan Ersoy, dünyanın hiçbir yerinde Hekate adına yapılmış böyle bir kutsal alanın bulunmadığını vurguladı.
Ersoy, proje kapsamında Lagina’da hayata geçirilecek kazı ve restorasyon çalışmalarını anlattı.
Bakan Ersoy, proje kapsamında Lagina’nın yüzde 30’unun kazısını, yapıların ise yüzde 40’ının ayağa kaldırma ve restorasyon çalışmalarının tamamlanmış olacağını dile getirdi.
Projenin üçüncü ve son ayağının Labranda Kutsal Alanı olduğunu bildiren Ersoy, şu ifadeleri kullandı:
“Prehistorik yani tarih öncesi döneme uzanan izlerle gerçekten kadim ifadesini hak eden bir bölge burası. İlerleyen süreçte Hellenistik, Roma, Geç Antik ve Doğu Roma dönemlerinde de yapı faaliyetlerinin sürdüğünü görebiliyoruz. Zaten Labranda’nın özgün değeri ve önemi, Anadolu’da Klasik Dönem mimarlığının en anıtsal ve en iyi korunmuş kalıntılarını barındırmasında yatmaktadır. Zeus Labraundos kültüne ev sahipliği yapan bu alan milattan önce 4. yüzyılda, Hekatomnidler Dönemi’nde en görkemli dönemini yaşamıştır.”
Labranda Kutsal Alanı’nın geçmiş yıllardaki kazı ekipleriyle ilgili bilgi veren Ersoy, Labranda’da yıl boyunca sürdürülecek kazı ve restorasyon çalışmaları için koordinatörlük görevini Prof. Dr. Bilal Söğüt’ün yürüteceğini bildirdi.
Proje kapsamında Labranda’da sürdürülecek çalışmaları anlatan Ersoy, konuşmasını şöyle tamamladı:
“Geleceğe Miras projesi kapsamında yapacağımız bu çalışmalar ile kutsal alanın yüzde 60’ında restorasyon ve konservasyon çalışmalarını tamamlamış olacağız. ‘Geleceğe Miras Stratonikeia Antik Kenti ile Lagina ve Labranda Kutsal Alanları’ adı altında hayata geçireceğimiz bütün bu çalışmaların yanı sıra söz konusu bu üç sahada da gece müzeciliğini başlatacağımızı belirtmek isterim. Efes, Hierapolis, Aphrodisias ve Bergama’da olduğu gibi Stratonikeia, Lagina ve Labranda’yı da bilimsel kriterlere uygun olarak yürüteceğimiz titiz çalışmalarla en iyi şekilde korumak, restore ederek ayağa kaldırmak ve gelecek nesillerimize ulaştırmak temel hedefimizdir. Ayrıca bütün bu eşsiz medeniyet miraslarımızı kültür turizmin ulusal ve uluslararası vitrininde ön plana çıkaracak, hak ettikleri ilgiye ve ziyaretçi sayısına ulaşmalarını sağlayacağız. Stratonikeia Antik Kenti ve Lagina Kutsal Alanı için 900 milyon lira, Labranda Kutsal Alanı için 600 milyon lira olmak üzere toplam 1,5 milyar lira ödenek ayrılmıştır.”
Toplantının ardından Ersoy, kentte yürütülen çalışmaları inceledi ve Kazı Başkanı Söğüt’ten bilgi aldı.
Toplantıya, Muğla Valisi İdris Akbıyık, protokol üyeleri, kazı başkanları ve kazı ekibi katıldı.
]]>İzmir’de Büyükşehir Belediyesi tarafından 2019’dan bu yana yeni yaşam alanları oluşturmak için yapılan çalışmaların ihale bedeli 4 milyar 513 milyon lirayı aştı. İzmir’de 6 bölgede 8 etap halinde devam eden yaklaşık 820 bin metrekarelik dev bir alanda depreme dayanıklı yeni mahalleler kuruluyor.
İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından yürütülen kentsel dönüşüm çalışmaları 5 yıllık süreçte önemli bir aşamaya geldi. İzmir’de 2019’dan bu yana ihale bedeli 4 milyar 513 milyon lirayı aşan bedelle yeni yaşam alanları kuran Büyükşehir Belediyesi, 820 bin metrekarelik dev alanda depreme dayanıklı yeni mahalleler kurmayı sürdürüyor. 6 bölgede yürütülen kentsel dönüşüm çalışmaları kapsamında yapım faaliyetlerine başlanan Karabağlar Uzundere, Gaziemir Emrez-Aktepe, Konak Ege ve Karşıyaka Örnekköy mahallelerinde bin 150 bağımsız birimin inşası tamamlanarak hak sahiplerine teslim edildi. Yaklaşık 5 bin 560 bağımsız birimin yapımına yönelik faaliyetler sürdürülüyor.
İZMİRLİLERİN YATIRIMLARIYLA DAHA DA BÜYÜYOR
İzmir’de Türkiye’ye örnek olacak şekilde yerinde dönüşüm, yüzde yüz uzlaşı, belediye garantörlüğü ilkeleriyle yürütülen kentsel dönüşüm çalışmaları kooperatifleşme modeliyle bir kat daha büyüdü. Örnekköy 3’üncü ve 4’üncü etap, Gaziemir Emrez/Aktepe 1’inci etap ve Uzundere 3’üncü ve 4’üncü etabın yükleniciliği Büyükşehir iştiraki İZBETON’a verildi. Bu 5 noktada, imalatların başlaması için 5 ayrı protokol imzalandı. İZBETON onlarca müteahhit ile görüştü. İzmirlilere en çok fayda sağlayacak, güvenli konutların inşaatı için kooperatif alt yükleniciliği formülü öne çıktı. Başkan Tunç Soyer’in kooperatifçiliğe verdiği önemle paralel olarak İzmirli iş insanlarının oluşturduğu kooperatifler ile protokoller imzalandı. Devasa projeler İzmirlilerin yatırımlarıyla daha da büyüyor.
BÖLGELERDE YAPILANLAR VE SON DURUM
Birinci ve ikinci etabı tamamlanan Örnekköy’de üç bloktan oluşan ve 611 bağımsız bölümü kapsayan 3’üncü etap çalışmaları sürüyor. A1 Blok’ta kaba imalatın yüzde 86,64’lük kısmı, A2 Blok’ta kaba imalatın yüzde 79,98’i, B Blok’ta kaba imalatın yüzde 9’u bitirildi. Yine üç bloktan oluşan ve 407 bağımsız bölümü kapsayan 4’üncü etap çalışmaları kapsamında bloklardan ikisinde kaba imalatlar tamamlandı, bir blokta da kaba imalatta 13’üncü kata kadar çıkıldı. 585 bağımsız bölümü kapsayan 5’inci etap çalışmalarında temel inşaatı ve kaba imalat çalışmaları sürüyor.
Gaziemir Kentsel Dönüşüm alanı 1’inci etapta 293 bağımsız bölümü kapsayan bazı bloklarda tabliye beton dökümleri ve bazı bloklarda ise temel imalatları devam ediyor. 2’nci etap kapsamında da 261 bağımsız bölüm için temel imalatları sürdürülüyor.
Karabağlar Uzundere’de 1422 bağımsız bölümü kapsayan 3’üncü etapta bazı blokların bodrum kat kaba imalatlarına başlandı. Diğer bloklar için temel kazı çalışmaları ve proje çalışmaları sürüyor. 4’üncü etap kapsamında ise yer teslimi yapılmış olan parseller üzerinde 1283 konut ve 24 işyeri için projelendirme çalışmaları devam ediyor.
Üç bloktan oluşan Ege Mahallesi 1’inci etapta 702 konut ve 4 işyeri yapımı çalışmaları da tüm hızıyla sürüyor. B1- B2 Blok temel beton dökümü yapıldı, T Blok zemin iyileştirme çalışmaları sürdürülüyor.
30 EKİP DEPREMİ SONRASINDA HALK KONUT PROJESİ HAMLESİ
Dirençli kent hedefiyle Halk Konut projesi de hayata geçirildi. İzmir’de 30 Ekim 2020’de meydana gelen deprem sonrası orta hasarlı ve riskli yapı olduğu tespit edilen binaların yeniden inşası için geliştirilen projeyle vatandaşların kendi konutlarını inşa etmesi sağlandı. Kooperatif sistemine dayanan, sosyal, ekonomik ve teknik bir model olan Halk Konut projesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı Egeşehir A.Ş, İZBETON ve Bayraklı Belediyesi iştiraki olan Baybel A.Ş.’nin her bina için kurulan bir kooperatif ile yaptıkları paydaşlıkla yürütülüyor.
15 Haziran 2022’de Halk Konut 1 (Dilber Apartmanı) Kooperatifi ile imzalanan ilk sözleşmeden sonra 17 ayrı kooperatif ile daha sözleşme yapıldı. Toplamda 18 kooperatif ile yapılan sözleşmeler çerçevesinde 110 bin metrekare yapı inşaat alanı ile 758 konut, 66 ticari birim olmak üzere 824 bağımsız birim inşa edilecek.
Yaklaşık 2 bin 500’den fazla depremzede barınma hakkına eski adresinde, eski mahallesinde tekrar kavuşacak. Pilot proje olan Halk Konut 1’de kaba inşaat süreci tamamlandı. İnce imalatlar ile ilgili yapım süreci devam ettiriliyor.
]]>Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat 2023’te yaşanan büyük depremler sonrasında bölgeye gönderdiği binlerce prefabrik çelik bağımsız yapı ile bölgedeki yaraların sarılmasında önemli pay sahibi olan şirketlerden Karmod, yurt dışındaki çalışmalarıyla da pazar payını büyütmeyi hedefliyor.
AA muhabirinin sorularını yanıtlayan Karmod Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Çankaya, yaşanan depremler nedeniyle geçen yıl odaklarını bölgenin ihtiyaçlarını karşılamaya yönelttiklerini, bu sene ise yurt dışı çalışmalarına daha fazla hız vereceklerini vurguladı.
Özellikle Avrupa pazarındaki paylarını artırmaya yönelik çalışmaları ön planda tuttuklarını kaydeden Çankaya, “Yapı standartlarımız, Avrupa ve ABD’nin taleplerine uygun özellikte. Ancak buralarda temel sorun, bu ülkelerin yapı mevzuatlarına çok iyi hakim olabilmek. Teknik ofisimize ve dış ticaret ekibimize, bu yönde takviyeler yaptık. Gelen talepleri daha iyi analiz edebilmek adına Avrupa’nın farklı ülkelerindeki yapı statiği, yalıtım gibi öne çıkan detayları çözümleyen bir ekip oluşturduk.” ifadelerini kullandı.
“Almanya, Fransa ve İngiltere’de doğrudan satış ofislerimiz var”
Çankaya, yurt dışı satış hedeflerinde ağırlıklı olarak bayi ağlarını geliştirme ve genişletme yönünde çalışmalarının devam ettiğine işaret ederek, “Yurt dışı satış hedeflerimizde ağırlıklı olarak bayi ağımızı geliştirme ve genişletme yönünde çalışmalarımız bulunuyor. Afrika’da Nijerya, Kenya, Gana ve Cibuti, bayi ağını geliştirdiğimiz ülkeler arasında. Yine ABD’de satış ofisimiz var. Avrupa’da Almanya, Fransa ve İngiltere’de doğrudan satış ofislerimiz var. Çekya, Portekiz ve İspanya’da bayilik sistemiyle çalışıyoruz.” şeklinde konuştu.
Yurt dışı hedeflerinde Avrupa’nın ayrı bir öneme sahip olduğunun altını çizen Çankaya, “Deprem nedeniyle sektöre getirilen üç aylık yurt dışı satış yasağı, 2023 ihracat artış hızını azalma yönünde etkiledi. Avrupa pazarı yurt dışı satışlarımızın yüzde 35’ini oluşturuyor. Bu rakamı, 5 yıllık süreçte yüzde 60’a yükseltme yönünde hedefimiz var.” değerlendirmesinde bulundu.
Mehmet Çankaya, Karmod’un yurt dışı büyüme hedefine ulaşmak için birçok projeyi sürdürdüğünü bildirerek, şunları kaydetti:
“Özellikle Avrupa ülkeleri ve ABD’ye yönelik nitelikli villa çelik konut satışını artırmaya yönelik çalışmalarımız bulunuyor. Bu ülkelerde, okul ve yönetim ofisi gibi projelerimizde son yıllarda artış var. Bu artışta, Avrupa’daki satış ofislerimizin katkısı oldukça büyük. Avrupa ülkelerinin yapı mevzuatlarını araştırıyoruz ve bu mevzuatlara göre yapılar üretiyoruz. Teknik detay talepleri anlaşıldığında, bu ülkelere satış yapmak çok daha kolaylaşıyor. Afrika’daki projelerimizde sosyal konut projeleri öne çıkıyor. Yine petrol, doğalgaz ve altın madeni şantiye yapı grubu, Afrika’da gerçekleştirdiğimiz projeler arasında önemli paya sahip.”
“Ülkenin her yerinde çelik evlere yönelik ciddi talep artışları var”
Son bir yılda Türkiye’deki yapı taleplerinin değişmeye başladığını dile getiren Çankaya, “Depremler sonrası, acil konaklama ihtiyacı kaynaklı 3×7 deprem konteyner talepleri geldi. Ardından 25 metrekarelik ticari dükkanlar yapıldı. Üretimini yaptığımız hafif çelik prefabrik evlere talep, son dönemde ise çok arttı. Bunun temel nedeni, vatandaşın deprem gerçeğine bağlı olarak çok katlı binalardan kaçışı ve daha güvenli konut arayışı. Bugün, sadece deprem bölgesinde değil, ülkenin her yerinde çelik evlere yönelik ciddi talep artışı var.” diye konuştu.
Çankaya, deprem bölgesinde cami ve okul talebinde artış gözlemlediklerine dikkati çekerek, “Deprem sonrası bölgedeki cami inşası tercihlerinde de bir değişim görüyoruz. Firma olarak bölgede 4 ayrı cami projesi gerçekleştirdik. Kamu yatırımlarının dışında bölgeden özel okul talepleri de geliyor. Özel okul olarak 13 derslikli bir projeyi bir ay gibi kısa bir sürede tamamlayarak teslim ettik.” dedi.
Deprem bölgesinde çelik köy evleri projesinin devam ettiğini kaydeden Çankaya, “Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığımız köy evlerinde hafif çelik yapı sisteminin kullanılması yönünde bir adım attı. Bölgede kamu tarafından toplu konut projeleri planlanmakta ve ihaleler açılmakta. ?Bu taleplere cevap vermek üzere, iş planımızı kurgulamaktayız.” ifadelerini kullandı.
]]>Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmaya, tanıklar ve müşteki taraf avukatları katıldı.
Duruşmada ilk olarak mahkeme başkanı, firari sanık Cüneyt Akkaya’nın Karadağ adli makamlarınca yakalandığını ve Türkiye’ye iade işlemlerinin sürdüğünü söyledi.
Duruşmada beyanı alınan müşteki Ş.K, depremde kızı, torunu ve damadını kaybettiğini belirterek, “Deprem öncesinde kızım bana ‘apartmanda tadilat yapıyorlar ve tadilatı bizim görmemize izin vermiyorlar’ demişti. Ben kızımın evine gittiğimde asansör bozuk olduğu zaman yukarı kata çıkarken balyoz sesi duydum. Tadilat sesi duyunca oraya doğru yöneldim fakat daireye bakmama izin vermediler. Arama kurtarma sırasında da beton elimizde ufalanıyordu.” ifadesini kullandı.
Tanık K.A. da deprem tarihinde Adana dışında olduğunu ve yargılamaya konu olan tadilatın, karşı dairesinde gerçekleştiğini söyledi.
Tadilat yapan işçilerin kendisinden su istediği için o daireyi görme şansı olduğunu aktaran K.A, şöyle devam etti:
“Ben tadilat yapılan daireye gittiğimde kocaman bir salon ile karşılaştım. İçeri girdiğimde zeminin kesilerek merdiven yapıldığını gördüm. Ev koca bir mağazaya dönüşmüştü. Zemin kattaki bu tadilatı B.B. ve O.B. isimli kişiler yaptırmıştı. Ben tadilat sırasında balyoz ve yıkım sesleri duydum. Daha sonra bu seslerden rahatsız olduğumda tadilat yapılan dairenin kapısını çaldım. Kimse cevap dahi vermedi. Moloz yığınlarının dışarı çıktığını gördüm. O dairede kolon kesilmişti.”
Mahkemede ayrıca tanık olarak dinlenen Adana İl Milli Eğitim Müdürlüğü Arama ve Kurtarma Birliği (AKUB) ekip görevlisi E.A. ise olay yerine geldiğinde binanın yıkıldığını bildirerek şunları söyledi:
“Bizler arama kurtarma ekibi olarak bu tür olaylarda ilk önce binanın yıkılma şeklini kafamızda tasavvur ederiz. Kendi aramızda istişare ederiz. Enkaz altındakileri bulabilmek için bu gereklidir. Öncelikle deprem gece olduğu için yatak odalarını tespit ettik. Kuzey bloğun alt taşıyıcıları önce patlamıştı. Apartmanda 8 ve 9. kattan itibaren toptan göçme olmuştu. Üstteki 12 ve 13. kat ise yola doğru savrulmuştu. Binada yaşam üçgenine denk gelmedim.”
Duruşmada beyanları alınan müşteki avukatları, sanık Cüneyt Akkaya’dan şikayetçi olduklarını belirterek, sanığın cezalandırılmasını talep etti.
Cumhuriyet savcısı da sanık hakkında çıkarılan kırımızı bülten infazının beklenmesi ve eksikliklerin giderilmesi yönünde mütalaasını sundu.
Mahkeme heyeti, sanık Cüneyt Akkaya hakkında çıkarılan kırmızı bülten infazının beklenmesine, depremde yıkılan Tutar Apartmanı ile ilgili Karadeniz Teknik Üniversitesinden (KATÜ) istenilen bilirkişi raporunun beklenmesine, tanık anlatımlarında adı geçen ve zemin kattaki dairede tadilat yaptırdıkları öne sürülen B.B. ve O.B. hakkında yeterli şüphe oluştuğundan Adana Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmasına ve bloklar arasında kot farkının tespit edilmesi için olay yerinde keşif yapılmasına karar vererek, diğer eksik hususların giderilmesi için duruşmayı erteledi.
Adana’da depremde yıkılan binalardaki yapım kusurlarıyla ilgili soruşturma kapsamında 63 kişinin hayatını kaybettiği ve 12 kişinin yaralandığı Tutar Apartmanı’nın C Bloğunun teknik uygulama sorumlusu ve inşaat mühendisi Cüneyt Akkaya hakkında 16 Şubat 2023’te tutuklamaya yönelik yakalama kararı çıkarılmıştı. Kolon betonlarından yapı uzmanlarınca alınan karotlar incelenmek üzere yapı ve zemin denetimi laboratuvarına gönderilmiş, çalışmalar sonucunda Tutar Apartmanı’nın C Bloğunun deprem dayanıklılık testini geçemediği belirlenmişti.
]]>CHP İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Dr. Cemil Tugay’ı İZTO ziyaretinde İZTO Yönetim Kurulu Başkanı Başkanı Mahmut Özgener, Meclis Başkanı Selami Özpoyraz, Yönetim Kurulu, Disiplin Kurulu üyeleri karşıladı. Özgener, ziyaretten duydukları memnuniyeti dile getirdi. CHP İzmir İl Başkanı Şenol Aslanoğlu’nun da eşlik ettiği toplantıda İzmir’in sanayi ve ticaret alanlarının yanı sıra kentin ekonomik ve sosyal alanda kalkınması için yerel yönetimler ile iş birliği konuları ele alındı.
“İZMİR PLANLAMA AJANSI’NI GELİŞTİRECEĞİM”
Belediyelerin yapacağı projelerde işletmeci olmaması gerektiği düşüncesini benimsediğinden bahsederek konuşmasına başlayan Tugay, İzmir Planlama Ajansı’nı geliştireceğini belirterek şöyle dedi:
“Yerel yönetimlerin işletmeci değil destekleyici olması gerektiği kanaatindeyim. Veri toplama, analiz etme, strateji belirleme konusunda İzmir’in bir planlama ajansı olması gerektiğini düşünüyorum. İzmir bu konuda çok yetersiz. İstanbul’da bu konuda çok başarılı işler yapılıyor. İzmir’de de bir planlama ajansı kurup bunu geliştirmek niyetindeyim. Bütün projelerinizde sizi anlayan bilen bir ekiple çalışmanızı istiyorum. Benim buradaki rolüm beraber olacağımız kişi ve kurumları belirlemek, yürünecek yol konusunda destek sunmak ve bu konudaki tecrübeli bilirkişilere güvenle durumu tebliğ etmek olmalı. Benim en büyük rolüm sizleri kritik noktalarda desteklemek olmalı.”
“ZEMİN SORUNU OLAN YERLERDE YAPI STANDARDINI KONUŞMALIYIZ”
Beklenen olası bir deprem halinde İzmir’in yapılaşmasına yönelik plan ve araştırmalarından bahseden Tugay, konuşmasında şu ifadelere yer verdi:
“Deprem konusunda İzmir için büyük çalışmalar var. Ben de Karşıyaka Belediye Başkanlığım dönemimde araştırma yaparken İzmir raporlarına ulaştım. Fay hattı enteresan bir olay. Fay hattı olmayan bir yerde olası bir depremde yeni kırık oluşuyor. İzmir’in tarihine baktığımızda olan depremler 6,5 ya da 7 civarı en yüksek. Ona güvenerek İzmir daha riskli diyoruz. Bizim zafiyetimiz zeminin bozuk olduğu yerler. Manavkuyu’da çanak etkisi denen yer var. Mesela Karşıyaka’da geçtiğimiz deprem oradan daha kuvvetli hissedildi. Samos Körfezindeki Kuşadası’ndaki 6.9 şiddetinde ama Bayraklıda 5 hissedildi. Fay olsaydı buna tekabül ederdi. Karşıyaka’daki 5.1 daha sarsıcı oldu. Ama Manavkuyu’da tepenin arasında çanak şeklinde olduğu için gelen dalga çarpıp daha kuvvetli bir sarsıntıya neden olup yıkıyor. Yaşanan depremler İzmir’e çok şey öğretti. Fay analizinden ziyade zemin sorunu yerlerde yapı standartlarını, nasıl ve temelden kaç katlı bina yapılacağını konuşmalıyız. Bunları Karşıyaka için konuştuğumuzda inanılmaz bir tedirginlik oldu. Bunu biraz daha bilimsel verilerle sorunu dile getirerek değil çözerek hareket etmeyi amaçlıyorum. Bunlar kesinlikle yerinde bırakılacak sorunlar değildir. Her iki yakada yumuşak zeminli alanlarda ciddi sorunlar olabilir.”
“TAMAMLANMAYAN OPERA BİNASI KONGRE MERKEZİ OLABİLİR”
Tamamlanması beklenen Karşıyaka Opera binası hakkında da konuşan Tugay, opera binası olarak planlanan projenin İzmir’in kongre merkezi haline getirilmesi fikrini şu sözlerle anlattı:
“Opera binası konusu teknik bir konu. Benim ön bilgimle Türkiye’de yapacak firma yok. Yurt dışından hizmet alınca da anormal bir fiyat oluşuyor. Bizim ihtiyacımız olan Opera Binası mı yoksa başka bir şeye evirelim mi konusunu konuşuyoruz. Operadan vazgeçip burayı kongre merkezi haline getirme fikrimiz var. O binanın özel mimarisi korunarak iç tasarımı düzenleyip çalışılarak ki bununla ilgili görüşmeler de yapıldı. Mimarlardan da olumlu cevaplar geldi. Buradan asla sanata ve operaya karşı çıktığım fikri de çıkarılmasın. Kentin yararına bir şey olsun istiyorum. Çevresindeki belediyeye ait iki alanı da kompleks olarak değerlendirip binanın bir parçası gibi planlayıp güzel bir alana çevirelim isteğindeyim. Şehrin kongre merkezi ihtiyacını karşılayacak güzel bir bina olsun istiyorum. Tabii ki bunların hepsini birlikte oturup değerlendirerek tartışmaya açıp hep birlikte değerlendirelim istiyorum.”
“1,5 YILDA 1 BÖLÜ 25 BİNLİK PLANLAMALARI TAMAMLAYACAĞIZ”
Kentsel dönüşüm konusuna da değinen Tugay, Türkiye’nin en yetenekli plancıları ile çalışıldığını belirterek Karşıyaka Belediye Başkanlığı döneminde kat sıkıştırma kararıyla dönüşümde ev sahiplerinin mağduriyetinin engellendiğini müjdeledi. İzmir’e yönelik bu gibi sorunların aciliyetinin farkında olduğundan bahseden Tugay, 1 bölü 25000 planlarında büyük eksiklikler olduğunu ve önümüzdeki 1,5 sene içinde tamamını yapacağını belirtti. Tugay sözlerinde ortak akılı yinelerken şu ifadelerle devam etti:
“30, 40, 50 senelik planlar yapacağız. Bu konuyu sizler gibi kurumlarla ortak yapmayı planlıyoruz. Planımız olmazsa yol haritamız da olmaz. Bu eksik İzmir’de devam ediyor. Kiraz’ın ve Beydağ’ın 1 bölü 25 binliği yok. Bu olamaz. Bu eksiği giderince bir şeyler yapmak daha kolay. Nereye yürüyeceğimizi, ne amaçla kullanacağımızı tanımlamış olacağız. Ben bundan korkmuyorum. Cesur davranacağım. Yaptığım kat kaybetmeme projesi tüm İzmir’e örnek oldu. Kimse kat kaybetmeden bina yenileyebildi. Yükseklik sabit kalırken kat yüksekliği azaltıldı. Bu şekilde de fazla at elde edildi. Biz bunun öncülüğünü yaptık bu sebeple mutluyum.”
“EN DOĞRU KARARI BİRLİKTE VERECEĞİZ”
Tugay, seçildiği takdirde siyasi konuları bir kenara bırakacağını vurgulayarak, “Ben Büyükşehir Belediye Başkanı olursam siyasi konuları bir kenara bırakacağım. Laiklikten, demokrasiden, insan haklarından asla ödün vermem, CHP’liyim ama bunun dışında şehirle ilgili verilecek tüm kararlarda tüm siyasi iradelerle, şehri temsil eden kurumlarla hepimiz birlikte bir doğruda çabalayarak şehir için en doğru kararı birlikte vermeliyiz.”
“BU KENTİN BİR ANAYASASI OLSUN”
Başkan Cemil Tugay, İzmir için gelecek vizyonunun en doğrusunun birlikte karar vermek olduğunun altını çizdi. Tugay konuşmasının devamında şu ifadelere yer verdi: “Burada 9 tane üniversite var. Bir sürü hocamız bilirkişimiz, profesörümüz var. Türkiye ve dünyanın en uzman insanlarını getirelim anlatsınlar. Bu şehrin bir anayasası olsun. O anayasayı yazıp yürüyelim. Örneğin sanayi sitesi nerede olacak? Bu işin bir tanımlamasını, alt yapısını, atık yönetimini hepsini uzmanları ile planlayalım. İzmir’in nereye gittiğini konuşmak lazım. Başıboşluk doğru değil. Örneğin mobilya sektöründe üretimi yoğun, markalaşması düşük bir noktadayız. Tekstil ve tarımda da aynı durum var. Bir şey yapacaksak katma değeri yükseltelim.”
“İNCİRALTI’NDA YEŞİLİ KORUYALIM”
İnciraltı bölgesinin tarım alanı olarak devamının akla mantığa uygun bir süreç olmadığını söyleyen Tugay, “Alanı tam olarak yok edip binaya çevirelim demiyorum. Yeşili koruyalım. Sosyal tesis alanlarını koruyalım. Kamusal alanları nasıl değerlendireceğimizi düşünelim. Bana göre spor tesisi ve kongre merkezi harika olur. En önemlisi bu konuda bilirkişilere danışmak. Ben doktorum, sağlık konularında ciddi farklar yaratacağıma inanıyorum. Ama uzmanlığım olmayan bu konularda bilen kimse ona soracağım. Turizmde, tarımda sanayide bu hep böyle olacak. Bu şehrin gelişimi için ne konuşup karar alacaksak en kısa zamanda yapma taraftarıyım. Belediyelerde bu konuda koordinasyonu sağlayacak bir birim kuracağız. Başına da en bilirkişiyi koyacağız. Bunların hepsi hazır.”
“STATÜKOCU BÜROKRASİ ANLAYIŞI DEĞİŞECEK”
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, belediye yönetimindeki statükocu anlayışın değişeceğini belirterek, şunları söyledi:
“Basmane çukuru, gibi sorunların acil çözümünü sağlamayı planlıyoruz. Konak Pier gibi bir alan marinaya dönüşünce şehrin aurası değişecek. Bir iki örnekten sonra her şeyin düzeleceğine inanıyorum. Bu şehrin aurası değişecek. Kararlı durmamız çok önemli. Bizim yapımızda bir statükocu bürokrasi var. Biz o kararlılığı bugüne kadar gösteremedik. Bu olayın benimle birlikte biteceğine söz veriyorum. Bunu çok net söylüyorum. Bu anlayış değişecek. İzmir Birleşmiş Milletler Dünya Sıralaması’nda 58. sırada. Bizce 20 olmalı. Bu işi 5 sene içinde 58’den kaça çıkaracağımızı hep birlikte görelim. Ben 57 yaşındayım. 5 yıl sonra 62 olacağım. Sonrası ne olur bilemem ama 5 yıl içinde ne olacağını hep birlikte göreceğiz. Bende hep yapıcılık vardır. Ben kendimi psikolojik olarak buna hazırlıyorum. Sizlerden de umutlu ve heyecanlı bir bekleyiş umuyorum. Şu an yapılan anketlerde 12 puan önde çıkıyoruz. Konu oy almak vermek değil. Bu olayı siyasi tartışmalardan çıkarmak isterim. İzmir’in iyiliği için ne gerekiyorsa onu yapacağız. Herkesin belediye başkanı olacağım bir iş yapamazsam konuştuklarımızın bir anlamı yok. İstersek sabahtan akşama kadar konuşalım bu anlamsız olur.”
“BENİ DE ALIN O BİRLİKTELİĞE”
İZTO Yönetim Kurulu Başkanı Başkanı Mahmut Özgener, ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getirerek, İzmir’de İZTO, EBSO, İTB, EİB ve İESOB olarak ortak hareket ettiklerini aralarında iş birliği olduğunu vurgulayınca Başkan Tugay da “Beni de ekleyin o birlikteliğe” dedi. Özgener, bundan memnun olacaklarını ifade etti.
]]>Düzce Belediye Başkanı ve AK Parti Düzce Belediye Başkan Adayı Dr. Faruk Özlü’nün projeleri arasında yer alan Merkez Pazaryeri Projesi geçtiğimiz aylarda esnaf ve vatandaşlara ev sahipliği yapmaya başlamıştı.
“Yurt dışında gördüklerimle yarışır bir yapı”
Vali Selçuk Aslan, hem esnafın hem de vatandaşların rahat edebileceği bir ortam inşa edildiğini belirterek “Son günler çok bereketli geçiyor, üst üste açılışlar oluyor, Düzce’miz için hayırlar getirsin. Pazaryerleri şehirlerin kalbi niteliğindedir. Çünkü arz ve talep orada buluşur. İhtiyaçlar orada giderilir. Hem sosyalleşme hem de alışveriş konusunda önemli bir kavşak yeridir. Hem Düzce’ye yakışan hem de esnafımızın rahat edeceği modern bir yapı olmuş. Çatı panelinin güneş enerjisine uygun yapılmasını ayrıca tebrik ediyorum. Sürdürülebilir enerjiye çok daha fazla yatırım yapılması gerekiyor. Burası da birçok işe örnek teşkil edecektir. Güneş enerjisini evlerimizde de kullanabilir hale gelebiliriz. Bu güzel eser Düzce’mize hayırlı olsun, Rabbım nice nesillere hizmet vermesini nasip etsin” dedi.
“Bölgenin en büyük pazaryeri Aziziye Merkez Pazaryeri”
Başkan Faruk Özlü açılışta yaptığı konuşmasında pazaryeri projelerinin süreçlerinden ve yeni inşa edilen pazaryerlerinin durumundan söz ederek “Bu pazaryerini yaklaşık 3 ay önce hizmete aldık. Ne eksiğimiz varsa görelim kısa sürede tamamlayalım istedik. Burayı o süreç içinde ziyaret ederek talepleri aldık. Düzce’mizde her şeyin en güzelini hemşehrilerimiz ile buluşturma amacımızdan bir gün bile sapmadık. Eski pazaryeri gerçekten Düzce’ye hiç yakışmıyordu. Orayı gördüğümde arkadaşlarıma ‘burayı yenileyelim’ diyordum. Önümüzde iki seçenek vardı; ya mevcut pazaryerinin yerine yapacaktık ya da boş bir yere yaparak kimseyi mağdur etmeden taşınmayı sağlayacaktık. Biz ikincisini tercih ettik ve yeni yapıyı buraya inşa ettik. Merkezdeki kavşaktan uzaklaştırdık ve trafik sıkışıklığını bitirdik” dedi.
“Kendi enerjisini kendi üretecek”
Başkan Faruk Özlü, Kimseye ayrıcalık yapmadıklarını işaret ederek “Burası 5 bloktan oluşan 7 bin metrekare kapalı alan içinde bütün altyapısı tamamlanmış şekilde inşa edildi. Ayrıca kendi enerjisini üretecek şekilde dizayn edildi. Burası bölgesinin en büyük pazaryeridir. Sadece burası değil, Hamidiye Pazaryeri’nin yapımını da tamamladık. Gelecek hafta da oranın açılışını yapacağız inşallah. Nasıl burada kura ile yer belirlediysek Noter huzurunda bir kura daha yapacağız. Adaletli davranıyoruz, kimseye ayrıcalık yapmıyoruz. Odaya kayıtlı pazarcılarımız arasında yine kura çekilecek. İşlerimizi konuyla yakından ilgisi olan STK temsilcileri ile birlikte yapıyoruz. Geçenlerde tuhafiyeci esnafımızla bir toplantı yaptık. Onlara da birkaç çözüm önerdik. Onların kabul ettiği çözümü projelendirdik. Buranın karşısındaki boş alanda kapalı pazaryeri inşaatına Nisan ayında başlayacağız. Nisan diyorum çünkü burada bazı imar düzenlemeleri yaptık, park görünen yeri diğer tarafa taşıdık. İki pazaryeri birbirine yakın olacak. Böylece alışverişi kolay hale getireceğiz” ifadelerinde bulundu.
“Eski değerimizdir ama eskimiş olanı yenilemek bizim işimizdir”
Düzce’de yeni yapılan her projenin çok önemli olduğunu belirten Başkan Özlü, eskimiş olanları yenilemeye devam edeceğini belirterek “Bu şehirde eskimiş, çürümüş ya da şehrimize yakışmayan ne varsa bunları en güzeli ile yenileyeceğiz. Bu konuda kararlıyız. Bu güzel eserde emeği geçen çalışma arkadaşlarıma, STK temsilcilerimize çok teşekkür ediyorum” diye konuştu.
Açılış töreni dualar eşliğinde kurdele kesimi ve pazaryerinin gezilmesi ile sona erdi. – DÜZCE
]]>AA muhabirlerinin derlediği bilgiye göre, Mısır’daki yaklaşık 160 piramitten en büyükleri olan Keops, Kefren ve Mikerinos piramitleri, 4. Firavun Hanedanlığı (MÖ 3494- MÖ 2613) döneminde yaşayan krallar için mezarlık olarak inşa edildi.
İsimlerini dönemin krallarından alan piramitler, en büyüğü Keops (Kral Khufu), ortanca piramit Kefren (Kral Khafre) ve küçük piramit Mikerinos (Kral Mnkaure) olmak üzere baba, oğul ve torun mezarı olarak, başkent Kahire’nin güney batısındaki Giza kentinde yer alıyor.
Yapımının ardından Eyfel Kulesi inşa edilene kadar yaklaşık 4 bin yıl boyunca dünyadaki en yüksek yapı unvanını koruyan Keops, 230 metre genişliğinde ve 146,4 metre uzunluğundayken, zaman içinde erozyon sebebiyle yaklaşık 10 metre kısaldı.
Keops, Mısır’da bulunan piramitlerin arasında en büyük ve en eskisi olarak kabul ediliyor. Dünyanın Yedi Harikası arasında bulunan Keops, bu eserler arasında günümüze ulaşan tek yapı konumunda bulunuyor.
Yapımı yaklaşık 20 yıl sürdü
4. Firavun Hanedanlığına mensup Kral Khufu’nun kendisi için yaptırdığı Keops piramidi, her biri binlerce kilo ağırlığında kireç taşlarından inşa edildi. Yaklaşık 2,3 milyon taş bloktan oluşan Keops’un inşaatının, her gün 800 ton taşın yerleştirilmesiyle 20 yıl sürdüğü değerlendiriliyor.
Keops piramidinin içindeki kralın mezar odası ise Mısır’ın Asvan kentinden gemilerle Nil Nehri üzerinden getirildiği tahmin edilen granit taşlarından yapıldı.
Giza’daki ikinci büyük piramit olan Kefren piramidinin, Kefren’in oğlu Mikerinos tarafından yaptırıldığı tahmin ediliyor.
Boyu 143,5 metre olan Kefren’in tepesindeki koruyucu kaplamanın bozulmadan günümüze kadar geldiği görülüyor. Piramit, bu yönüyle diğerlerinden ayrılıyor. İki girişi bulunan piramidin içinde yerin altında kral odası, en üstte ise kraliçe odası yer alıyor. Piramidin en üstünde 36 ton ağırlığında koruyucu taş bulunuyor.
Giza piramitlerinin en küçüğü olan Mikerinos, 65,5 metre yüksekliğinde. Bu piramit, Mikerinos öldükten sonra oğlu Shepseskaf tarafından bitirtildi.
Aynı bölgede bulunan ve piramitleri korumak için yapıldığı düşünülen Giza Sfenksi de dünyanın en büyük tek taş heykeli olarak biliniyor. Sfenksin yüzünün kral Kefren’e ait olduğu değerlendiriliyor.
Sırrını korumaya devam ediyor
Baba, oğul ve torun için yapılan yüzlerce yıllık piramitlerin etrafında kraliçeler ve ailenin geri kalan fertlerinin de mumyalanarak gömülmesi için küçük piramitler yer alıyor. Piramitlerin çevresinde cenaze törenleri ve ayinler için yapılmış iki tapınak da mevcut.
Öldükten sonra tekrar dirilme inancının hakim olduğu antik Mısır’da krallar, öldükten sonra vücutlarının çürümemesi için mumyalanıp, ziynet eşyalarıyla gömülürdü.
Ölümlerinin üzerinden yüzlerce yıl geçmesine rağmen kralların vücutlarının çürümesini engelleyen mumyalama yöntemi ise sırrını korumaya devam ediyor.
17. yüzyılın ünlü seyyahı Evliya Çelebi de Seyahatname’sinde Mısır piramitlerinden bahsediyor.
Ülke ekonomisine önemli katkı sağlıyor
Geçen yıl 14,9 milyon turist tarafından ziyaret edilen Mısır, turizm gelirlerinin büyük kısmını piramitleri ziyaret eden turistlerden kazanıyor. Piramitler her yıl çok sayıda turisti çekerek, ülke ekonomisine önemli katkı sağlıyor.
Giza mezar kentindeki piramitlerin bulunduğu alan 07.00-17.00 arasında gezilebiliyor. Keops piramidi ise 12.00-13.00 saatleri arasında ziyarete kapalı oluyor.
Girişteki bilet ofisi ise 16.00’ya kadar hizmet veriyor. Piramitleri gezmenin bedeli ise kişi başı 540 Mısır lirası, uluslararası öğrenci kartına sahip kişilerin ise 270 Mısır lirası ödemesi gerekiyor. Ayrıca piramitlerin içini gezmek isterseniz bu ücret tam bilet için 900 Mısır lirası, öğrenci bileti için 450 Mısır lirasını buluyor.
Ödemeler, bilet ofisinde sadece banka kartıyla yapılabiliyor. 6 yaşın altındaki çocuklar ise geziden ücretsiz faydalanabiliyor.
Piramitlerin dışı cep telefonuyla çekilebiliyor ancak içlerinde fotoğraf çekilmesine izin verilmiyor.
Atlı fayton ve develerle gezmek mümkün
Piramitlerin bulunduğu alanın girişinde ziyaretçiler için atlı fayton ve develer bulunuyor.
Kişi başı saati 500 Mısır lirası olan atlı faytonlarla bir ya da iki saatlik gezinti yapılabiliyor. Böylece Keops, Kefren ve Mikerinos piramitlerinin dış manzarası en güzel açılardan görülebiliyor.
Piramitlerle simgesel hale gelen deve turlarının saati ise kişi başı 1000 Mısır lirasını buluyor. Sadece fotoğraf çektirmek için binmenin ücreti ise 300 Mısır lirasından başlıyor.
]]>Erdoğan, partisince Zafer Meydanı’nda düzenlenen mitingde yaptığı konuşmada, bugün Türk savunma sanayinin gurur günlerinden birinin daha yaşandığını, Milli muharip uçağı KAAN’ın ilk uçuşunu bu sabah başarıyla gerçekleştirdiğini belirtti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “KAAN’ı görüyorsunuz değil mi? Daha neler gelecek neler? İnsansız uçakları yaptık mı? Akıncı’yı yaptık mı? Daha durun bakalım, neler gelecek neler? Kızılelma’yı yaptık mı? Bu Kızıl Elma var ya F16’nın taşıdığı bombayı taşıyor. Eyvallah, daha yapacağız.” ifadelerini kullandı.
KAAN’ın F16 gibi olduğunu dile getiren Erdoğan, “Böylece Türkiye, kendi 5. nesil savaş uçağını üretme yolunda çok kritik bir eşiği daha geride bıraktı. Ne demişlerdi? ‘Yapamazlar.’ Bu özgüven fukaralarına, ‘parçası kalorifer peteğine benziyor’ diyen hazımsızlara, ilk andan itibaren KAAN projesini baltalamaya çalışan işbirlikçilere rağmen milli muharip uçağımız hamdolsun bugün göklerle buluştu. Rabb’im emeği geçen herkesten razı olsun. Dosta güven düşmana korku salan KAAN’ımızın diğer testlerini de süratle tamamlamak için çalışmalarımızı yoğunlaştıracağız. Önümüzdeki dönemde savunma sanayinde milletimize yeni müjdeler vermeyi sürdüreceğiz.” diye konuştu.
Erdoğan, daha sonra kentte, 21 yılda yapılan güncel rakamla 139 milyar lira tutarındaki yatırımları anlattı.
Eğitimde 3 bin 54 adet yeni derslik inşa edildiğini, ikinci devlet üniversitesi olarak Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesinin kurulduğunu belirten Erdoğan, 11 bin 217 kişi kapasiteli yüksek öğrenim yurt binaları yaptıklarını kaydetti.
Erdoğan, 59 spor tesisi yapıldığını, sosyal yardımlarda Afyonkarahisarlı ihtiyaç sahibi vatandaşlara toplam 5 milyar lira tutarında kaynak aktarıldığını ifade etti.
Sağlıkta yatak kapasitesi 1885’i bulan 23 hastane dahil 53 sağlık tesisi yapıldığını belirten Erdoğan, Bolvadin ve Emirdağ Devlet Hastaneleriyle birlikte 9 sağlık tesisinin yapımının sürdüğünü dile getirdi.
“Afyon-Uşak yolu onarımını seneye inşallah tamamlıyoruz”
TOKİ’nin 10 bin 456 konutu tamamlayıp vatandaşların hizmetine sunduğunu aktaran Erdoğan, şunları kaydetti:
“1820 sosyal konutun yapımına devam ediyoruz. Afyon’daki 11 millet bahçesinden üçünü bitirdik, beşinin yapımı, üçünün projelendirmesi sürüyor. Kentsel dönüşümde, şehrimizde riskli yapı olarak belirlediğimiz 2 bin 159 bağımsız bölümün dönüşümünü gerçekleştirdik. İktidara geldiğimizde Afyon’da sadece bir adet atık su arıtma tesisi varken bugün 16 adet atık su arıtma tesisiyle belediye nüfusunun yüzde 86’sına hizmet veriyoruz. Fakat ulaştırmada 2002 yılına kadar Afyonkarahisar’a 54 kilometre bölünmüş yol yapılmıştı. Biz bunu 592 kilometreye çıkardık. Afyon’u Denizli, Uşak, Burdur, Isparta, Kütahya ve Konya ile bölünmüş yollarla bağladık. Yapımı süren pek çok yol projemiz var. Ayrıca Afyon-Uşak yolu onarımını seneye inşallah tamamlıyoruz. Şehir sınırları içerisindeki demir yollarının tamamını yeniledik, gar binasını restore ettik. Ankara-Afyonkarahisar-İzmir yüksek hızlı tren hattının yapımı devam ediyor. Etap etap hizmete girecek bu hattın tamamı bittiğinde Afyonkarahisar-Ankara arası 1,5 saate, Afyonkarahisar-İstanbul arası 3,5 saate Afyonkarahisar-İzmir arası iki saate düşecek. Tarım ve ormanda, Afyonkarahisar’a 43 baraj, 28 gölet, 56 içme suyu tesisi, 95 sulama tesisi, 2 arazi toplulaştırma projesi, 232 taşkın koruma tesisi, 3 yer altı depolama ve 4 atık su arıtma tesisi kazandırdık.”
Son 20 yılda inşa edilen sulama projeleriyle Afyonkarahisar’da 732 bin dekar araziyi sulamaya açarak yıllık 5,5 milyar lira zirai gelir artışı sağladıklarını ifade eden Erdoğan, yapımı süren 8 barajla 25 bin dekar araziyi daha suya kavuşturacaklarını kaydetti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Afyonlu çiftçilerimize 41 milyar lira tutarında tarımsal hibe desteği verdik. Sanayi ve teknolojide Afyon’a 3 yeni organize sanayi bölgesi, bir teknopark, bir araştırma geliştirme merkezi kurduk. İstihdamı desteklemek için Afyon’daki işverenlere toplam 3 milyar lira tutarında prim teşviki verdik. Enerjide 137 bin abonesi bulunan ilimizin 19 ilçe ve beldesine doğal gaz arzını sağladık. Önümüzdeki dönemde Bayat, Kızılören ve Hocalar’ın da aralarında olduğu 14 ilçe ve beldemize doğal gaz arzını sağlayacağız.” dedi.
Daha sonra yapılan yatırımlara ve hizmetlere ilişkin video gösterildi.
Konuşmasına devam eden ve yerel seçimlere 38 gün kaldığını hatırlatan Erdoğan, “31 Mart akşamı Afyon ne diyecek? Ben size güveniyorum. Size inanıyorum.” diye konuştu.
Şehre yapılan yatırımların anlatmakla bitmediğini dile getiren Erdoğan, “Mevlana Hazretleri ne güzel söylemiş, ‘Kamil odur ki koya dünyada bir eser, eseri olmayanın yerinde yeller eser.’ Biz de milletimizin gönlünde eserlerimizde, hizmetlerimizde, projelerimizde, hoş bir seda bırakmak için çalıştık, çalışıyoruz. Unutmayın Ziya Paşa ne diyor, ‘Eşek ölür kalır semeri, insan ölür kalır eseri.’ Eser ve hizmet yarışında kimse bizimle boy ölçüşemez.” ifadelerini kullandı.
Erdoğan, ilerleyen yıllarda ülkenin tamamıyla birlikte, Afyonkarahisar’ı da yeni yatırımlarla güçlendirmeyi, kalkındırmayı sürdüreceklerini belirtti.
İl ve ilçe belediye başkan adaylarını belirlerken, gelecekte Afyonkarahisar’ı ulaştırmak istedikleri hedeflere en büyük katkıyı verecek isimler olmasına özellikle hassasiyet gösterdiklerini ifade eden Erdoğan, şunları kaydetti:
“Biz de her zaman adaylarımızın yanında yer alacak, belediye başkanlarımızı destekleyeceğiz. Kardeşlerim unutmayın, şu anda Cumhur İttifakı iktidar mı? Bir belediye düşünün ki kiminle hareket edecek? Cumhur İttifakı’yla. Demlenenler varsın demlensin. Biz işimize bakacağız. Sizlerin adaylarımıza merkezde ve ilçelerde, beldelerde çok güçlü destek vereceğinize inanıyorum.”
“31 Mart’ta gerçek belediyecilikle yola devam diyor muyuz? Cumhur İttifakı’na destek veriyor muyuz?” sorularına alandakilerin verdiği “evet” yanıtının ardından Erdoğan, “Rabb’im hepinizden razı olsun.” dedi.
Mitingden notlar
Miting alanında, “Hazırız, kararlıyız”, “Türkiye Yüzyılının mimarı, Afyonkarahisar sana sevdalı” yazılı pankartlar ile AK Parti ve Türkiye Yüzyılı amblemleri yer aldı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasının ardından ilçe belediye başkan adaylarını alfabetik sıraya göre çağırarak tanıttı.
Mitinge, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, Afyonkarahisar Belediye Başkan adayı Hüseyin Ceylan Uluçay, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun ile milletvekilleri katıldı.
Erdoğan, mitinglerde kullandığı tırın içerisinde yer alan haritada, Afyonkarahisar’ın üzerini raptiyeyle işaretledi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, mitingin ardından Afyonkarahisar Valiliğine ziyarette bulundu. Erdoğan, ziyarette Vali Kübra Güran Yiğitbaşı’ndan kentte yürütülen çalışmalar hakkında bilgi aldı.
(Bitti)
]]>Deprem bölgesinde kamuya iş yapan yüklenici firma temsilcileri ile buluşan KAMİAD Genel Başkanı Ali Adıgüzel, yürütülen çalışmaları yerinde gördü. Bölgede bir dizi temaslarda bulunan Adıgüzel, “50 binden fazla insanımızı yitirdiğimiz, yaklaşık 40 bin binanın yıkıldığı, 200 binden fazla binanın ise ağır hasar aldığı 6 Şubat 2023 depremlerinin üzerinden tam olarak 1 yıl geçti. Ülke tarihine bakıldığında yaşanmış en büyük doğal afet olan 6 Şubat depremi sonrasında binlerce vatandaşımız yaşamını yitirirken, binlerce vatandaşımız da maalesef yaralanarak, fiziksel ve zihinsel sorunlar ile psikolojik travmalara maruz kaldı. Bu nedenle yaşadığımız kayıplar, önleyici tedbirler kapsamında güvenli binalara sahip olmamızın ne denli önem arz ettiğini, önceliğimizin can ve mal güvenliği olduğunu bir kez daha bizlere hatırlatmıştır” dedi.
Herkesin depreme hazırlıklı olması gerektiğini hatırlatan KAMİAD Başkanı Ali Adıgüzel, “Deprem kuşağı üzerinde yer alan ülkemizde her zaman deprem beklenir. Bu noktada önemli olan ülke olarak bizlerin depremlere ne kadar hazırlıklı olduğumuzdur. Bunun için sağlam yapılaşma ve deprem bilincini zihnimize kazıma gerekliliği muhakkaktır” şeklinde konuştu.
Adıgüzel, bölgede en öncelikli konunun deprem konutlarının tamamlanması olduğunu kaydederek, “Günümüzün en önemli konusu, deprem bölgesindeki konut inşaatlarının en kısa sürede tamamlanmasıdır. Afet bölgesinin ihtiyacı olan 650 bin konut inşaatı bir an önce tamamlanarak, vatandaşlarımızın konteyner ve çadır kentlerden kurtulmasıdır. Devletimiz ilk günden beri çok doğru pozisyon alarak bu inşaatların teslimini yapmaya başlamıştır. Elbette devamında bu yapılaşma planlı olarak devam etmelidir. Bu boyuttaki bir afetin ekonomimize büyük bir yük getirdiği tüm milletimizin malumudur. Ancak bilim insanlarımızın bizleri sürekli uyardığı en önemli konulardan biri de deprem için zamanımızın çok kısa olması ve biran önce tedbir alınması gerektiği yönündedir. Bu beklentilere karşı yapılacak hazırlıklar artık zaruret halini almıştır” ifadelerini kullandı.
Kentsel dönüşüm çağrısı
Adıgüzel, İstanbul başta olmak üzere tüm büyük şehirlerde kentsel dönüşüm çalışmalarının acilen tamamlanması gerektiğini ifade ederek, “İstanbul başta olmak üzere, büyük şehirlerimizdeki kentsel dönüşüm çalışmaları, afet odaklı bir şekilde ele alınarak acilen tamamlanmalıdır. Bu hayati sürecin, vatandaşın tercihine bırakılmadan başlatılıp, sonuçlandırılması ve güvensiz yapıların hızla tahliye edilerek kentsel dönüşümün yeniden oluşturulacak imar planlarında sosyal ve kamu kullanım alanlarını yeniden oluşturup, modern ve güvenilir yapıların özellikle devlet eliyle yapılması sağlanmalıdır. Kamu yatırımı dışında kalan projelerdeki denetim ve kontrolün kamu işlerindeki kadar yapılamadığını 6 Şubat depreminde bir kez daha görmüş olduk” dedi.
“İhalelerde en düşük teklifi verene iş verilmesi kuralı değiştirilmeli”
İşin ihalelerdeki en düşük fiyatı verene değil en avantajlı teklifi sunana verilmesi gerektiğini vurgulayan Adıgüzel, şöyle devam etti:
“Deprem döneminde milletçe müşahede ettiğimiz bir gerçek vardır ki oda kamu binalarının bu afeti çok daha az hasarlar ile atlatmış olduğu gerçeğidir. Kamuya ait binaların yapımı öncesi kamu müteahhitleri 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’na tabi olarak ihalelere girmekte ve aldıkları işleri kamu denetiminde yapıp teslim etmektedirler. Temel esası ekonomik açıdan en avantajlı teklifin bulunması olan bu sistemde maalesef bazı müteahhit firmalar çok düşük tekliflerle iş almaktadırlar. Peki, riskin bu denli yüksek olduğu ve zamanın bu kadar kısa olduğu bir dönemde insan hayatını ilgilendiren bu en önemli meselede ülkemizde yürürlükte olan 4734 sayılı İhale Kanunu ve mevzuatı ile bunlar sağlanabilir mi? Elbette, hayır.”
En düşük teklifi verenin ihale aldığı bir sistemde hızlı, kaliteli ve nitelikli bir yapılaşmadan söz edebilmenin çok mümkün olmadığını söyleyen Adıgüzel, “Deprem gerçeğini konuşurken ihale kanunu gerçeğine değinmeden çözüm üretmekten bahsetmek çok doğru olmaz. İnsan hayatı için bu kadar önemli olan bir mesleğin, en ucuz teklifi verenin iş aldığı bir ihale sistemiyle düzeltilmesi beklenmemelidir. Bu konuda yetkililere çağrımızdır. Lütfen en kısa sürede bu kanunun eksikliklerini tamamlayarak, müteahhitlik mesleğini daha nitelikli yapıların oluşmasına imkan sağlayacak bir yapıya kavuşturalım. Yapı müteahhitlerinin ekonomik, mali, mesleki ve teknik yeterliklerine göre sınıflandırılması için 2019 yılında çıkarılan ‘Yapı Müteahhitlerinin Sınıflandırılması ve Kayıtlarının Tutulması Hakkında Yönetmelik’ uyarınca bu mesleğin denetimini taviz vermeden uygulayalım” ifadelerine yer verdi.
“Afet bölgelerinde pozitif ayrımcılık yapılmalı”
Adıgüzel, afet bölgesindeki firmaların teminat sıkıntısı yaşadığını belirterek, bölgedeki firmalara ayrıcalık tanınması gerektiğini kaydetti. Adıgüzel, “KAMİAD olarak afet bölgesinde meslektaşlarımız ile yaptığımız görüşmelerde sektörde yaşanan sıkıntıları dinleme imkanı bulduk. Deprem nedeniyle bankalara evini, iş yerini ipotek göstererek teminat mektubu limitleri açmış yüklenici firmalarımız, yıkılmış binalar ve kaybettikleri gayrimenkulleri nedeniyle mesleklerini devam ettirememektedir. Teminat sıkıntısı yaşayan bu taahhüt firmalarına bölgesel olarak pozitif yönde ayrımcılık yapılarak, kendi bölgesinde iş alması kolaylaştırılmalı, ihalelerin daha küçük miktarlara bölünmüş şekilde onların iş alması sağlanmalı ve de yerinde dönüşüm projelerinde bu firmalara öncelik tanınmalıdır” şeklinde konuştu.
“İmar çalışmaları şeffaf, katılımcı ve tekniğe uygun olmalıdır”
Yeni alanlar üzerinde yapılan çalışmalar, mevcut planlar üzerindeki yapılan tadilatlar gibi her türlü imar çalışmasının şeffaf, katılımcı ve tekniğine uygun olmasını isteyen Adıgüzel, “Tarımsal ve riskli alanların yapılaşmaya açılması sınırlandırılmalı, sorunlu, zayıf zeminlerde yüksek katlı konut ve benzeri yapılar için yapı izni verilmemelidir. İstisnai durumlarda kural ve kriterler titizlikle belirlenmeli ve denetlenmelidir. Özellikle çok katlı konut yapılarında yapısal düzensizliğe neden olan uygulamalara son verilmelidir. Unutulmamalıdır ki, sağlıklı yapılaşma, bilimsel teknik kurallar, nitelikli eğitim, nitelikli mesleki hizmetler, nitelikli müteahhitlik ve nitelikli kamusal denetim ile mümkündür” diye konuştu. – HATAY
]]>Çevre Mühendisleri Odası Mersin Şubesi Başkanı Can:
“Önemli kirlilik sınıflarından biri olan hava kirliliği, Mersin’de belirgin olarak hissediliyor”
“PM2.5 değerlerinde 2022 yılına göre biraz iyileşme görülüyor”
“Kent planları yapılırken hava kirliliği haritalarının ortaya konulması, coğrafik bilgi sistemleriyle bunun desteklenmesi ve imar planları yapılırken bu haritalardan beslenerek hazırlanması lazım”
MERSİN – Dünyada her yıl 4.2 milyon kişinin hava kirliliğine bağlı olarak yaşamını yitirdiğini belirten Çevre Mühendisleri Odası Mersin Şubesi Başkanı Sinan Can, Özellikle enerji üretim noktasında fosil yakıtlar yerine yenilenebilir enerji kaynaklarına geçilmesi gerektiğini, geri dönüşüme de önem verilmesine dikkat çekti. Temiz hava için Mersin’in de artık bir raylı ulaşım sistemine kavuşması gerektiğine vurgulayan Can, şehirde hava kirliliğinin belirgin olarak hissedildiğini kaydetti.
Çevre Mühendisleri Odası Mersin Şubesi Başkanı Sinan Can, hava kirliliğinin önemli kirlilik sınıflarından biri olduğunu söyledi. Şehirde Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Ulusal Hava İzleme Merkezi’nin Akdeniz, Huzurkent, İstiklal, Tarsus, Taşucu, Toroslar ve Yenişehir olmak üzere 7 adet hava kalitesi ölçüm istasyonu bulunduğunu ifade eden Can, bu istasyonlardan alınan 2023 yılının Partikül Madde 2.5 ve Partikül Madde 10 değerlerini açıkladı.
Kentteki istasyonlardan alınan PM10 değerlerini aktaran Can, istasyonlarda ölçüm yapılmayan gün sayılarının önemine değinerek, “Ölçüm gerçekleştirilen Taşucu istasyonu hariç diğer istasyonlarda bir yılda 35 defadan fazla kirli gün sayısı gerçekleştiği görülmüştür. Akdeniz ve Taşucu istasyonlarında yıl bazında ölçüm yapılmayan gün sayısının fazlalığı göze çarpmaktadır” dedi.
İstasyonlardan alınan PM2.5 değerlerini de açıklayan Can, bir önceki yıla göre istasyon bazında ölçülmeyen gün sayısının fazla olduğunu, bu durumun da sağlıklı veri alımı ve değerlendirilmesi açısından uygun koşul oluşturmadığını ifade etti. Can, Taşucu, Toroslar ve Yenişehir istasyonlarında PM2,5 değer ölçümlerinin yapılamamasının ise halk sağlığı ve çevre sağlığı açısından son derece önemli bir eksiklik olduğunu kaydetti.
Buna karşın PM2.5 değerlerinde 2022 yılına göre biraz iyileşme görüldüğünü vurgulayan Can, “Fakat bu iyileşmenin neden kaynaklandığının, yani bir önleme çalışmasından mı yoksa ölçülmeyen gün sayısının fazlalığından kaynaklı mı olduğunun ortaya konulması lazım. Kentimizin hava kirliliği kaynaklı sağlık riskinin hesaplanması, temel bileşenler analiziyle muhtemel kaynak tespitinin yapılması son derece önemlidir. Eğer bunlar yapılırsa hava kirleticiliğini önleme konusunda artı bir noktaya geçip seneye ya da diğer yıllar daha az kirli hava soluyacağımızı söyleyebiliriz” diye konuştu.
“Hava kirliliği, Mersin’de belirgin olarak hissediliyor”
Verilerin, ulusal sınır değerleri ve AB üye ülkelerin standartlarına göre yorumlandığının altını çizen Can, elde edilen veriler ışığında hava kirliliğinin, Mersin’de belirgin olarak hissedildiğini ifade etti. İstasyonlarda ölçüm yapılan gün sayısı ile orantılı olarak kirli gün sayısı oranının yüksek olduğuna işaret eden Can, “Hava kirliliği potansiyeli bölgelere göre değişiklik göstermektedir. Nüfus yoğunluğu fazla olan kent merkezlerinde ulaşım ve ısınmanın hava kirliliğine etkisi görülmektedir. Ulaşımdan kaynaklı kirletici etkisi her mevsim görülebiliyor. Isınmadan kaynaklı kirleticilere baktığımızda daha çok sonbahar, kış, kısmen de ilkbahar dönemlerinde görüyoruz” dedi.
Kentteki hava kirliliğinin, kirletici parametrelerine dayalı olarak ortaya konulması gerektiğini vurgulayan Can, şöyle devam etti: “Kentimizde 2023 yılında bazı istasyonlarda PM2.5 ve PM10 değerlerinde ve buna bağlı olarak kirli gün sayılarında artış yaşandığı, bazı istasyonlarda ise kirli hava gün sayılarında azalış gerçekleştiği görülmektedir. Diğer yandan 2023 yılı içerisinde PM2.5 ve PM10 kirleticisinin yıl bazında ölçüm yapılmayan gün sayısının fazlalığı gözden kaçmamaktadır. Bu durum yıl bazında Mersin’de hava kalitesinin bilimsel ve teknik açıdan sağlıklı bir şekilde değerlendirilmesini zorlaştırmaktadır. Tüm bu veriler ışığında kentin hava kalitesinin sınıflandırılmasının ve kalitesinin ne olduğu tam olarak anlaşılmamaktadır.”
“Geri dönüşümü kesinlikle teşvik etmemiz gerekiyor”
Dünya Sağlık Örgütü’nün 2020 yılı verilerine göre, dünya nüfusunun yüzde 91’ini oluşturan popülasyonun yaşadığı yerlerde, hava kalitesinin sınır değerlerini aştığını ve her yıl 4.2 milyon kişinin hava kirliliğine bağlı olarak yaşamını yitirdiğini dile getiren Can, hava kirliliğine karşı önlemler alınması gerektiğini belirtti. Hava kirliliğine karşı gerçekleştirilecek önleme çalışmalarını çevre yönetimi ve kentsel planlama yaklaşımı bağlamında iki başlık altıda değerlendirdiklerini ifade eden Can, “Özellikle enerji üretim noktasında fosil yakıtlardan vazgeçip, yenilenebilir enerji kaynaklarına geçmemiz gerektiğini söyleyebiliriz. Ulaşımdan kaynaklı hava kirliliğinde bireysel araç kullanımından ziyade toplu taşımaları kullanmamız ve kentimizin artık bir raylı ulaşım sistemine geçmesi gerektiğini yineliyoruz. Atıkları minimize etmemiz, sıfır atık yaklaşımı çerçevesinde çalışmalar yapmamız ve geri dönüşümü kesinlikle teşvik etmemiz gerekiyor” diye konuştu.
Hava kirliğinin önüne geçebilmek için doğal gaz alt yapı yatırımlarının artırılması gerektiğinin altını çizen Can, şunları kaydetti: “Kalitesiz yakıtların yerine doğal gazdan enerji üretimi ve ısınma sağlanırsa hava kalitesini ciddi anlamda değiştireceğini söyleyebiliriz. Ayrıca kömür satışı yapılan yerlerin denetlenmesi, vatandaşların da bir yakıtı nasıl yakacağı konusunda bilgilendirilmesi gerekiyor. Kent planları yapılırken hava kirliliği haritalarının ortaya konulması, coğrafik bilgi sistemleriyle bunun desteklenmesi ve imar planları yapılırken bu haritalardan beslenerek hazırlanması lazım. Kent planlamaları güzel yapılırsa binalar arasındaki hava koridorları net olarak belirlenirse daha kaliteli bir hava soluyacağımızı söyleyebiliriz.”
Hazırladıkları raporun değerli olduğuna işaret eden Can, tüm paydaşlarla bu sorunun giderilmesi için çalışmaların yapılması gerektiğini sözlerine ekledi.
]]>Boşça, Erzincan’ın İliç ilçesinde toprak kayması sonucu meydana gelen maden kazasının hukuki boyutuna ilişkin AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.
Özel hukuk bakımından maden sahalarında meydana gelen kazalarda işverenin tazminat sorumluluğunun doğacağına dikkati çeken Boşça, ceza hukuku bakımından maden kazalarına ilişkin özel bir suç tipinin Türk ceza yasalarında düzenlenmediğini aktardı.
Boşça, faillerin sorumluluğu bakımından TCK’nin yaralama ve öldürme suçlarına ilişkin hükümlerine gidilmesi gerekeceğinin altını çizerek, şöyle devam etti:
“Yapılacak kusurluluk değerlendirmesine göre taksirle veya kasten öldürme veya yaralama suçlarından sorumluluk meydana gelecektir. Fail olarak işverenin sorumlu olup olmadığı fail sıfatı aldıktan sonra sorumluluğunun bulunup bulunmadığı ve sorumluluğunun tespiti halinde verilecek ceza miktarının ne olacağı sorularının yanıtı, işverenin üstlendiği ödevleri gereği gibi yerine getirip getirmediğinin tespiti ile açığa kavuşacaktır. İşte bu nedenle işverenin işçiye karşı ne gibi sorumluluklar üstlendiği veya işçinin işverene karşı hangi sorumlulukları taşıdığının ortaya konulması, iş kazalarında fail ve kusurluluğun belirlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır.”
Maden sahalarında meydana gelen kazalarda gerek özel hukuk yargılamasında tazminat boyutuyla, gerekse ceza hukuku yargılamasında kusurluluk boyutuyla değerlendirme yapılması gerektiğini vurgulayan Boşça, “TCK’nin 8’inci maddesi ve mülkilik (ülkesellik) ilkesi gereğince Türkiye’de işlenen suçlarda Türk kanunları uygulanır. Dolayısıyla faillerin hangi ülkenin vatandaşı olduğu somut olay bakımından farklılık arz etmemektedir.” ifadelerini kullandı.
Boşça, 6331 sayılı ?????? İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunun 25’inci maddesi kapsamında kazaların gerçekleştiği maden sahalarındaki işletmelerin durumunu değerlendirerek, “İşyerindeki bina ve eklentilerde, çalışma yöntem ve şekillerinde veya iş ekipmanlarında çalışanlar için hayati tehlike oluşturan bir husus tespit edildiğinde, bu tehlike giderilinceye kadar, hayati tehlikenin niteliği ve bu tehlikeden doğabilecek riskin etkileyebileceği alan ile çalışanlar dikkate alınarak, işyerinin bir bölümünde veya tamamında iş durdurulur. Ayrıca çok tehlikeli sınıfta yer alan maden, metal ve yapı işleri ile tehlikeli kimyasallarla çalışılan işlerin yapıldığı veya büyük endüstriyel kazaların olabileceği işyerlerinde, risk değerlendirmesi yapılmamış kimyasallarla çalışılan işlerin yapıldığı veya büyük endüstriyel kazaların olabileceği işyerlerinde, risk değerlendirmesi yapılmamış olması durumunda iş durdurulur.” dedi.
Maden ocağı soruşturmasında 6 zanlı tutuklanmıştı
İliç’e bağlı Çöpler köyündeki altın madeninin bulunduğu bölgede 13 Şubat’ta meydana gelen toprak kayması sonucu kaybolan 9 işçinin bulunması için çalışma başlatılmıştı.
Toprak kaymasına ilişkin soruşturmada, aralarında firmanın Kanadalı yöneticisinin de bulunduğu 6 zanlı tutuklanmış, şirketin Türkiye’deki müdürü C.D’nin de içinde olduğu 3 zanlı ise adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.
]]>6 Şubat Kahramanmaraş depremlerinden etkilenen Osmaniye’de asrın felaketinin yaraları sarılıyor. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki, Osmaniye’de deprem konutları kura ve anahtar teslim törenine katıldı. Çekilen kurayla yapımı tamamlanan bin 976 konutun hak sahipleri belirlendi.
Törende konuşan Bakan Özhaseki, “Cennet gibi bir vatana sahibiz. Her güzelin kusuru olduğu gibi ülkemizin de iki kusuru var. İkisi de yerin altında. Birisi fitne odakları hiç bitmek bilmiyor. Özellikle yurt dışından destekli bazen dost gibi gözüken ülkelerin para verdiği, lojistik destek sağladığı, bizim iyiliğimizi istemeyenlerin teşvikiyle, tahrikiyle bir türlü fitne odakları bitmek bilmiyor. Birisi de depremsellik” dedi.
Türkiye’nin deprem ülkesi olduğuna dikkat çeken Bakan Özhaseki, “Bu güzel ülke ne yazık ki bir deprem ülkesi. Son yüzyıl içerisinde anakaramızda ve denizlerimizde meydana gelen 6 ve üzerinde yıkıcı diye tarif ettiğimiz deprem sayısı 231; hem denizde hem karada meydana gelen yıkıcı deprem sayısı artı küçükleri saymıyorum. Kaybettiğimiz insan sayısı 130 bin, maddi hasar milyarlarca dolar. İşin manevi tarafını ölçecek bir alet daha icat olmadı. Bu kadar acı bir tabloyla karşı karşıyayız. Yapmamız gereken Cenab-ı Hakk’ın yarattığı bu güzel doğanın kendi içindeki kanunlarını bilip, ona göre hareket edeceğiz. Her ne yapıyorsak deprem gerçeğini bilerek o binaları yapmak, evlerimizi yapmak, iş yerlerimizi yapmak, küçücük bir kulübe bile yapıyorsak buna uygun yapmak zorundayız” ifadelerini kullandı.
Bakan Özhaseki, “6 Şubat’ta 9 saat arayla çok uzun süre, neredeyse 3 dakika var, 7.6 ve 7.7 gibi bir şiddetle sarsıldık. Yüzeye çok yakın, evlerimizin altından gidiyor. Öyle bir hasar bıraktı ki unutulacak gibi değil. Evet bin yıldır bu Anadolu medeniyetimizde başımıza gelen en büyük felaket. Kardeşlerim o günden bu güne ne yaptık; ilk saatlerde arama kurtarma faaliyeti, arkasından çadır kurulumu, sonra konteyner kentler yaptık. Bunları en kısa sürede tamamlayınca bizler bakanlık olarak en uygun zeminlerde yerler tespit edip, inşaatlara başladık. 307 bin konutumuzun inşaatı hızla devam ediyor. Dile kolay arkadaşlar bu sayı. TOKİ’nin yıllık kabiliyeti 60 bindi, Emlak Konutumuzun 10 bin civarındaydı, Yapı İşleri de öyle diyelim. Ama şu anda başlayıp devam eden, bitme aşamasına gelen, şimdi teslim edeceğimiz veya birkaç ay içerisinde vereceğimiz tam 75 bin konut var. Bunların içerisinde 50 bin köy evine başladık, bir kısmında da ihaleler devam ediyor. Çelikten yapıyoruz, 5 tona yakın çelik. Aralarında taş yünü, dışında betonpan, içinde alçıpanlarını koyarak sağlam, 9 şiddetinde bile deprem olsa yıkılmayacak konutlar yapıyoruz. Allah izin verirse önümüzdeki günlerde her birini yavaş yavaş, her ay 10-15 binini, 20 binini teslim etmeye devam edeceğiz” dedi.
“Depremzede vatandaşlarımızın tamamı evlerine oturana kadar buradayız”
Bakan Özhaseki, Osmaniye’de 11 bin 236 hak sahibi olduğunu belirterek, “Bir taraftan da hepinizin hatırlayacağı üzere yerinde dönüşüm için çalışmalara başladık. Komşularımızdan ayrılmak istemiyoruz, kuramız başka yere çıkarsa diye tedirginlik duyuyoruz diyen kardeşlerimize ‘biz destekleyelim siz yapın’ kampanyasını başlatmıştık. Yerinde dönüşüm projesine de 256 bin kişi müracaat etti. Bir kısmı işe başladı, yapıyorlar, yapıları da gelip görüyoruz. Onlara da çok uygun şekilde hibe ve kredi desteği vermeye başladık. Köy evlerine başladık. Şehirlerin merkezine başladık, ana caddelere başladık. Her bir tarafta hummalı bir çalışma sürüyor. Bu arada 60 milyar kadar bir kaynak temin ettik. Onun 4 milyar lirasını Osmaniye’miz için ayırdık. Osmaniye’nin başından sonuna su şebekeleri, kanallarını, arıtma sistemini yeniden sıfırdan inşa edeceğiz. Osmaniye üzerinde de 11 bin 236 hak sahibi var. Bugün burada bin 600 konutu teslim ediyoruz. Önümüzdeki ay biraz daha devam edeceğiz. Sonraki aylarda devam edeceğiz. Yeni başlananlara Allah izin verirse inşaat süresi olarak bir sene diyoruz. Temel attık, en geç bir sene içerisinde teslim etmek üzere diyoruz. Burada da bütün konutlarımızı sizlere teslim edene kadar, bütün hak sahipleri evlerinde oturuncaya kadar ve hak sahibi kardeşlerimiz ‘Allah sizden razı olsun, hakkımız helal olsun’ deyince kadar buradayız inşallah” şeklinde konuştu.
Bakan Özhaseki, törenin ardından depremlerden etkilenen esnaf ve vatandaşlarla bir araya geldi. – OSMANİYE
]]>Özhaseki, Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat 2023’teki depremlerden etkilenen İstasyon Caddesi’nde inceleme yaptı, Vali Erdinç Yılmaz’dan çalışmalar hakkında bilgi aldı.
Sonrasında Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi’nde düzenlenen “Deprem Konutları Kura ve Anahtar Teslim Töreni”ne katılan Özhaseki, yapımı tamamlanan 1976 konutun hak sahiplerinin belirlenmesi için butona bastı.
Özhaseki, 6 Şubat depremlerinin büyük bir felaket olduğunu belirterek, afette hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, yaralılara şifa diledi.
Deprem konutları için gece gündüz çalıştıklarını dile getiren Özhaseki, şöyle konuştu:
“Evlerine kavuşan hak sahibi vatandaşlarımızın yüzündeki mutluluk dünyaya değer. Bundan dolayı Allah’a hamdediyoruz ve işimize bakıyoruz. Bazı kardeşlerimiz evlerinin çıktığını görecek. Çıkmayan kardeşlerim lütfen üzülmesinler. Emin olun bütün hızımızla onları da yapmaya çalışıyoruz. En geç 1 yıl veya 1,5 yıla kalmadan bütün hak sahiplerimizin evlerini teslim etmiş oluruz. Şunu bilin; sizler huzurla, güvenle o güzel evlerinizde oturup bizlere ‘kardeşim Allah sizlerden razı olsun, hakkımız helal olsun’ deyinceye kadar buradayız, gitmeyeceğiz. Hiç endişeniz olmasın.”
Özhaseki, terörle mücadele çalışmalarının hızla devam ettiğini vurgulayarak, “Allah’a hamdolsun ülkemizin güneydoğusunda, doğusunda, başka bölgelerinde şehirler tertemiz oldu. Köyler, dağlar temizlendi. Sınır ötesinde bunları inşallah toprağa gömmeye uğraşıyoruz. Bunlarla mücadele ediyoruz. Bir daha da çıkamayacaklar. Ne FETÖ denen şizofren yapı ne PKK denen ahlaksızlar, bölücüler ordusu ne de DEAŞ denilen sapıklar grubu bir daha bu ülkede asla neşvünema bulamayacaklar.” ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin deprem ülkesi olduğuna dikkati çeken Özhaseki, binaların bu gerçeğe uygun şekilde yapılması gerektiğini anlattı.
“Biz üzerimize düşeni yapıyoruz”
Afet döneminde, milyonlarca nüfusa hitap eden bazı illerin büyükşehir belediye başkanlarının özel uçaklarla gelip “deprem turisti” olarak bölgede fotoğraf çektirdiğini belirten Özhaseki, “Onları da bu milletin elbette ki vicdanına havale ediyoruz. Biz üzerimize düşeni yapıyoruz, onlar da tıynetinin gerektirdiği işleri yapıyorlar.” dedi.
Özhaseki, Bakanlık olarak en uygun zeminlerde yerler tespit edip inşaatlara başladıklarının altını çizerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Şu anda işe başladığımız, devam eden 307 bin konutumuz var, dile kolay arkadaşlar bu sayı. TOKİ’nin yıllık kabiliyeti 60 bindi, Emlak Konutumuzun 10 bin civarındaydı, Yapı İşleri de öyle diyelim ama şu anda başlayıp devam eden, bitme aşamasına gelen, şimdi teslim edeceğimiz veya birkaç ay içerisinde vereceğimiz tam 307 bin konut var. Bunların içerisinde 50 bin köy evine başladık, bir kısmında da ihaleler devam ediyor. Çelikten yapıyoruz, 5 tona yakın çelik, aralarında taş yünü, dışında betopan, içinde alçıpanlarını koyarak; sağlam, 9 şiddetinde bile deprem olsa yıkılmayacak konutlar yapıyoruz. Allah izin verirse önümüzdeki günlerde her birini yavaş yavaş, her ay 10-15 beş binini, 20 binini teslim etmeye devam edeceğiz.”
Yerinde dönüşüm projesine de 256 bin kişinin müracaat ettiğini belirten Özhaseki, projenin imkanları hakkında bilgi verdi.
Toplam 41 bin konutu bitirdiklerini anlatan Özhaseki, önlerindeki bir ay içerisinde bu sayının 75 bine çıkacağını, sene sonuna kadar da her ay bitirdikleri ve teslim aşamasına gelen 15-20 bin konutu teslime devam edeceklerini bildirdi.
Özhaseki, bütün hak sahipleri evlerine oturuncaya kadar ekip olarak gece gündüz çalışacaklarını vurguladı.
Zaman zaman üzücü şeyler de olduğunu belirten Özhaseki, konuşmasına şöyle devam etti:
“Düşünün şimdi deprem olmuş bizim anlı şanlı muhalefetteki partilerimizin genel başkan yardımcıları konuşuyorlar, televizyonlara yansıdı, ‘Hükümet bunun altında kalır, bunun hesabını veremezler, bu millet bunları siler atar’. Allah sizin iyiliğinizi versin ya. Millet can derdinde, siz hesap peşindesiniz. Ne biçim insansınız ya? Nasıl bir insanlıktır bu böyle? O günlerde bir ay içerisinde sert zeminleri arkadaşlarımız tespit ettiler, 2 ay içerisinde o konutların temellerini attık. ‘Niye acele ediyorsunuz ya? Durun bakalım, daha sallanıyor, görmüyor musunuz?’ falan filan… Onu söyleyenler bugün çıkıyorlar diyorlar ki ‘Aradan bir sene geçti, niye evleri teslim etmiyorsunuz?’. Yahu kardeşim bu akşam sabaha kadar boya kutusuna sokup da çıkarılan bir şey değil ki.”
“Ne olur deprem üzerinden siyaset yapmayın”
Dün “Niye erken başlıyorsunuz?” diyenlerin bugün “Hiç kimseye bir şey vermedi.” dediğini belirten Özhaseki, eleştirilere karşı şöyle konuştu:
“Aynı adamlar sonra çıkıyor diyor ki ‘İçinizde alan var mı?’, demek ki bunlar akrabalarına dağıtıyorlar, bunlar demek ki AK Partili’lere dağıtıyorlar’. Ne diyeyim ya arkadaşlar? Allah ıslah etsin demekten başka emin olun söz bulamıyorum. Ne olur deprem üzerinden siyaset yapmayın. Hiç değilse şu kirli dilinizi, insanlara acıları üzerinden yapmayın. Arayın beni telefonunuza çıkayım, nerede kaç konuta başladık anlatayım, görmek istiyorsanız yanınıza düşeyim tek tek gezdireyim ben sizi ama lütfen insanların acıları üzerinden, deprem üzerinden hiç değilse siyaset yapmayın. Kimisi kıskançlıktan kimisi zamanında beraber olmuşuz, dışarıya çıkmış haset duygusundan ne yapacağını şaşırmış vaziyette. O kirli dilleriyle, ortalığı hakikaten velveleye verirken onlar da üzüntü sebebi.”
“Köy evleri ve deprem konutlarımızın yapımları devam etmektedir”
Osmaniye Valisi Erdinç Yılmaz da kentte yıkıma yol açan depremlerin, en büyük felaketlerden biri olarak tarihteki yerini aldığını belirtti.
Kentte, depremler nedeniyle 1010 kişinin hayatını kaybettiğini ve 2 bin 584 kişinin yaralandığını anımsatan Yılmaz, şunları kaydetti:
“Depremin ilk anından itibaren çadır kentlerimiz hızlı bir şekilde kurulmuş ve vatandaşlarımızın temel ihtiyaçları karşılanmıştır. Türkiye’nin en büyük ve en rahat konteyner kenti, ilimizde hemşehrilerimizin hizmetine sunulmuştur. Ayrıca köy evlerimizin ve deprem konutlarımızın yapımları da hızlı bir şekilde devam etmektedir. Bir an evvel bitmesi için yoğun bir gayret içinde çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bütün mücadelemiz, benzer acıların tekrar etmemesi ümidiyle, vatandaşlarımızın daha sağlıklı ve daha güvenli binalarda yaşamaları yönündedir. En büyük temennimiz ve duamız böyle acıların felaketlerin bir daha yaşanmamasıdır.”
Konuşmaların ardından Bakan Özhaseki, Vali Yılmaz, AK Parti Osmaniye Milletvekilleri Seydi Gülsoy ve Derya Yanık, Osmaniye Belediye Başkanı Kadir Kara ile diğer protokol üyeleri, hak sahiplerine evlerinin anahtarını teslim etti.
Bakan Özhaseki’nin çocuklara çeşitli hediyeler verdiği tören, İl Müftüsü Ali Çakmak’ın duasıyla tamamlandı.
]]>İnegöl Belediyesi Turgutalp Mahallesi’nde şehrin ilk yerinde kentsel dönüşüm projesini hayata geçirmek için çalışmalarını sürdürüyor. Bir yandan projeler hazırlanıp bir yandan hak sahipleriyle görüşmelerin yapıldığı, bir yandan da Bakanlıklar, Büyükşehir Belediyesi ve İnegöl Belediyesi üçgeninde resmi prosedürlerin bir bir yerine getirildiği süreçte, Rezerv Alan İlan Edilen Turgutalp Mahallesi’ndeki 153 dönümlük arazinin yetki devri için İnegöl Belediye Meclisi olağanüstü toplandı.
Başkan Taban’a yetki istendi
Belediye Meclis Salonunda gerçekleştirilen tek maddelik oturumda, meclis üyelerinin yanı sıra hak sahiplerinden de katılanlar oldu. Projeyle ilgili video gösterimleri yapılarak süreçle ilgili bilgilerin de verdiği meclis toplantısında, alanın yetki devri maddesi masaya yatırıldı. Alandaki taşınmazın değer tespiti işlemleri ve dönüşüm ile oluşacak taşınmazların değerlemelerini yapma ve yaptırma, alan içindeki yapıların tahliye ve yıktırma işlemlerini yapma, hak sahiplerinin tespiti, hak sahipleriyle anlaşma yapma, anlaşma ile tahliye edilen yapıların maliklerine veya malik olmasalar da kiracı veya sınırlı ayni hak sahibi olarak bu yapılarda ikamet edenlere veya bu yapılarda iş yeri bulunanlara geçici konut ya da işyeri tahsisi veya kira yardımı yapma, Bakanlıkça onaylanmak üzere belirlenen alana ilişkin her tür harita, imar planı, tasarım projesi, arsa ve arazi düzenleme işlemlerini yapma, alan içerisinde bulunan taşınmazın satın alma, ön alım hakkını kullanma, bağımsız bölümler de dahil olmak üzere taşınmazı trampa etme, taşınmazın mülkiyetini veya imar haklarını başka bir alana aktarma, kamu ve özel sektör iş birliğine dayanan usuller uygulama kat veya hasılat karşılığı usulleri de dahil olmak üzere inşaat yapma veya yaptırma, arsa paylarını belirleme, kamulaştırmaya ilişkin tüm iş ve işlemleri yapma, 23.06.1965 tarihli ve 634 sayılı kat mülkiyeti kanunundaki esaslara göre paylaştırma, paylara ayırma veya birleştirme, Türk Medeni Kanunu uyarınca sınırlı ayni hak tesis etme, alandaki uygulama yapılan etaplarda veya adalarda hisseleri oranında maliklerin salt fazlalığı ile alınan karara katılmayanların hisselerinin satışına yönelik iş ve işlemleri 6306 sayılı kanunun uygulama yönetmeliğinin 15 ve 15/a maddeleri çerçevesinde yapma, bu çerçevede zikredilen 15/a maddesi uyarınca kurulması gereken bedel tespit komisyonu ile satış komisyonunu belediye bünyesinde teşkil etme ve satılacak hisselerin anlaşılan diğer maliklerce alınmak istememesi durumunda söz konusu hisseleri rayiç bedeli İnegöl Belediye Başkanlığınca ödenmek kaydıyla satın alınma iş ve işlemlerini yürütmek üzere İnegöl Belediyesi’ne verilen yetkilerin kullanılması amacıyla Belediye Başkanı Alper Taban’ın yetkilendirilmesi hususu mecliste masaya yatırıldı.
Konuya ilişkin açıklama yapan Başkan Alper Taban, “Olağanüstü meclis toplantımızda kentsel dönüşüm ile ilgili bir maddeyi görüşeceğiz. Sizlerden bu konuyla ilgili bir yetki talep edeceğiz. Bu konuda uzun zamandır yapılan çalışmalar var. Bölgede yapılan ön görüşmeler var. Şehrimizin de kentsel dönüşümle ilgili yapmış olduğumuz yapı stoğundaki incelemelerde dönüşüm bekleyen bölgelerden bir tanesi bu alan. Daha önce de burada bir kentsel dönüşüm denenmişti ve gerçekleştirilememişti. Ancak son yaşanan depremler ve yapı stoğunun da giderek esmiş olması, sahanın dönüşümünü zorunlu kılmakta. Şehrimizde bunun gibi dönüşmesi gereken başka bölgeler de var. Kurduğumuz Kentsel Dönüşüm Müdürlüğümüz o çalışmaları diğer alanlarda da gerçekleştirmek üzere çalışmalarını yapıyor. Amacımız her bir vatandaşımızın daha güvenli yapılarda oturması” dedi.
Yüzde 85 oranında uzlaşma sağlandı
Hak sahipleriyle yapılan görüşmelerde yüzde 85 oranında memnuniyet elde edildiğini de hatırlatan Bakşan Taban, “Kentsel Dönüşüm Ofisimizde 842 bağımsız birim hak sahibiyle uzlaşma görüşmeleri tamamlanmış olup, yüzde 85 oranında uzlaşma sağlanmıştır. Tamamlandığında da İnegöl’ün en prestijli bölgelerinden biri olacak. Allah bizleri mahcup etmesin inşallah. Bitirip teslim etmek nasip olsun. Hayırlı uğurlu olsun” diye konuştu.
Meclis üyelerinin fikirlerini beyan ettiği, hak sahiplerinin de görüş ve önerilerini belirttiği meclis toplantısında yetki devri oy birliği ile kabul edildi. – BURSA
]]>MELTEM KARAKAŞ
Eskişehir Ulus Anıtı önünde bir araya gelen TOKİ mağdurları, kendilerine verilen 240 ay sabit ödeme ve yüzde 1 KDV sözünün tutulmasını talep etti. Mağdurlar adına açıklama yapan Serhan Alağaç, “Başlıca insan hakkı olan barınma hakkımız elimizden alınamaz. Çözüm yoksa oy yok” dedi.
Eskişehir’de her hafta olduğu gibi bu pazar da Ulus Anıtı önünde bir araya gelen TOKİ mağdurları, hükümete seslendi. Topluluk adına açıklama yapan Serhan Alağaç, şunları söyledi:
“YETKİLİLER SÖZÜNDEN CAYDI”
“0.49 vade farkıyla ve 240 ay sabit ödemeyle ev sahibi olacağımız ve evlerin bize teslimi sırasında yüzde 1 KDV ödeneceği şeklindeydi. Ama şu anda yetkililer bu sözlerden caymış durumda ve 180 ay memur maaş artışında ödeme, yüzde 10 KDV ödemesi talep etmektedir. Geçtiğimiz hafta içinde yüzde 10 KDV’li ilk ev teslimleri Gaziantep’te yapılmaya başlandı. Gaziantepli vatandaşlarımız doğal olarak bu paraları ödeyemediği için TOKİ tarafından KDV’leri 180 aylık taksitlerine bölündü. Bu insanların algısıyla oynamaktan başka bir şey değildir.”
“ALGI OYUNLARIYLA YÜZDE 1 KDV’NİN İPTAL EDİLMESİNİ KABUL ETMİYORUZ”
Algı oyunlarıyla yüzde 1 KDV haklarının iptal edilmesini kabul etmediklerini belirten Alağaç, “Sabit ödeme olmadığı sürece taksitlere eklenecek her maliyet 6 ayda bir zam görecektir. Ayrıca sorunumuz teslimatta ödenecek KDV değil her 6 ayda bir evimizin değerine gelecek zamda peşin ödenmesi gereken KDV’dir. Peki 6 ayda bir ödenmesi gereken KDV’leri nerelere bölmeyi düşünüyorlar. Onlar da kalan taksitlere bölünürse zaten hali hazırda ödenmesi çok zor olan taksitler ödenmesi imkansız hale gelecektir. KDV’nin taksitlere bölünmesi bazı hak sahiplerine çok büyük bir lütuf gibi gelse de bizler böyle algı oyunlarıyla hakkımız olan yüzde 1 KDV’nin iptal edilmesini kabul etmiyoruz” diye konuştu.
“REZERV ALANINDA OLAN EVLERİMİZİN ELİMİZDEN ALINMAYACAĞININ GARANTİSİNİ KİM VEREBİLİR?”
Yüzde 1 KDV olmasının formülünün proje alanının rezerv alanı olarak gösterilmesi olduğuna dikkat çeken Alağaç, söz konusu uygulamaya da tepki gösterdi. Alağaç, ” İstanbul’da yüzde 25 indirim ve sadece İstanbul’a özel yüzde 1 KDV sözü verildiğini söylemiştik. Öğrendik ki İstanbul’daki KDV’nin yüzde 1 olmasının formülü proje alanının rezerv alanı olarak gösterilmesinde saklıymış. Bunu hak sahipleriyle paylaştığımızda bizlerin projesinde öyle gösterip vermesinler diye tepki aldık. Çünkü rezerv alanı şu demek: Rezerv yapı alanlarında her türlü imar ve yapılaşma hizmetleri durdurulabilir. Taşınmazların satışını, devrini ve kiralanmasını yasaklayabilir. Yapıların elektik, su ve doğal gazlarını kesebilir. Rezerv yapı alanında bulunan sağlam binalarda proje bütünlüğü gerekçe gösterilerek yıkılabilir. İleride rezerv alanında olan evlerimizin elimizden alınmayacağının garantisini bize kim verebilir” şeklinde konuştu.
“BARINMA HAKKIMIZ BU ŞEKİLDE ELİMİZDEN ALINAMAZ”
Alağaç, konuşmasını şu şekilde sürdürdü:
“Biz böyle bir çözümle yapılacak KDV indirimini kabul etmiyoruz. Ayrıca KDV oranı proje bazında değil tüm sosyal konutlar için indirilmediği sürece de kabul etmiyoruz. Hükümet yetkilileri buradan niye vergi kazancı elde etmeye çalışıyorlar anlamıyoruz. İstanbul’daki arkadaşların yaptığı gibi sadece indirim ve yüzde 1 KDV kabul edilecek bir durum değildir. Bizler en başta bize verilen 0.49 vade farkıyla 240 ay sabit ödeme hakkından feragat etmeyeceğimizi, haklarımızı görüşmeler yoluyla alamazsak kurduğumuz dernek ile sonuna kadar arayacağımızı bildirmek isteriz. Başlıca insan hakkı olan barınma hakkımız bu şekilde elimizden alınamaz. Çözüm yoksa oy yok.”
]]>82 yıllık tarihi Ankara 19 Mayıs Stadyumu, çürük raporunun açıklanmasının ardından yerine yeni bir stadyum yapılması için 4 Ağustos 2018’de yıkılmıştı. Yıkımın ardından 45 bin kişilik olması planlanan Ankara stadyumunun yapım çalışmaları son hız devam ediyor. 2025-2026 sezonuna yetişmesi planlanan stadyum depreme karşı dayanıklı şekilde inşa ediliyor. UEFA kriterlerine uygun yapılan stadyumun çevresinde bulunan ulaşım imkanları nedeniyle taraftarın gelişini kolaylaştırıyor. Planlamalara göre stadyumda ticari alanlar, mağazalar, restoranlar, müze, konferans salonu yer alacak. Ayrıca stadyumda farklı branşlarda okçuluk, tekvando, boks, eskrim, dans, atıcılık, karate, judo, masa tenisi, kick boks, muay thai gibi sporlarda yer alıyor. Stadyuma 695 adet açık otopark ve 460 adet aracın olacağı şekilde otopark bulunacak. Stadyumda yer alan teknolojik özellikler ise zeminin kötüleşmemesini sağlayacak.
Yapımı devam eden stadyum, Türkiye ile İtalya’nın ortaklaşa düzenleyeceği 2032 Avrupa Futbol Şampiyonası (EURO 2032) için İstanbul, Ankara, Bursa, Eskişehir, Konya, Antalya, Gaziantep ve Trabzon’dan statlar yer alıyor. Yapımı devam eden stadyumla ilgili proje müdürü Cem Saraçlar İhlas Haber Ajansı’na (İHA) açıklamalarda bulundu.
Projenin 45 bin kişilik kapasiteye sahip bir stadyum olduğunu belirten Saraçlar, “Aslında sadece stadyum olarak bakmak doğru değil. Burada spor kompleksi var. Bu yapının içinde 160 bin metrekarede birçok spor disiplini bulunmakta. Örnek olarak boks, tekvando, güreş gibi branşlar bu bina içinde bulunacak. Yaşayan bir bina olacak. Binanın kriterleri, UEFA kriterlerine uygun bir şekilde yapılıyor” diye konuştu.
“Şu anda emniyetli bir zemin üzerinde yapıyı yükseltiyoruz”
Stadyumun depreme dayanıklı olduğunu vurgulayan Cem Saraçlar, “Bu binanın temelinde yaklaşık 30 metre derinliğinde zemin iyileştirme çalışması yapıldı. 5 bin 500 adet kazık uygulaması yapıldı. Bu projemizin en önemli safhalarından biridir. Bizim için çok ciddi bir zaman aldı. Şu anda emniyetli bir zemin üzerinde yapıyı yükseltiyoruz” ifadelerini kullandı.
Saraçlar, inşaat işlerinin hızlı bir şekilde devam ettiğini hedeflerinin 2025-2026 sezonuna projeyi yetiştirmek olduğunu bildirdi. Proje takvimine uygun gittiğini belirten Saraçlar, “Kaba inşaat aşamasındayız. Diğer inşaat çalışmalarımız da devam ediyor. Onlar da kısa süre içinde sahada imalatlara başlayacaklar” dedi.
Stadyumun zeminiyle ilgili de konuşan Cem Saraçlar, “Projeyi genel olarak incelediğimizde üst düzey teknoloji kullanılmış. Özellikle çim sahanın korunması ve geliştirilmesi adına gerek UV cihazları olsun gerekse fan cihazları başlangıçta düşünülmüş bir proje” diye konuştu.
“Projemizin en büyük avantajı birçok ulaşım ağının tam merkezinde”
Stadyumun UEFA kriterlerine uygun olarak yapılmış bir yapı olduğunu ifade eden Saraçlar, “Bütün uluslararası ve ulusal normlara uygun bir bina. Özelikle çim saha ile öngörülen bütün üst düzey teknolojikler projede yer alıyor, kullanılacaktır. Projemizin en büyük avantajı ise birçok ulaşım ağının tam merkezinde. Metro istasyonları, hızlı trenler, banliyö trenleri yürüme mesafesinde bulunuyor. Bu da projemizi daha aktif ve canlı tutulabilecek bir yapı haline dönüştürüyor. Özellikle bu gibi spor alanlarına toplu taşıma araçları ile ulaşmanın şehircilik anlamında daha doğru olduğu görüşü vardır. O açıdan bakıldığında stadın konumu çevresindeki imkanlar çok uygun gözüküyor” diyerek sözlerini tamamladı. – ANKARA
]]>Erdoğan, partisinin Rize 15 Temmuz Demokrasi ve Cumhuriyet Meydanı’nda düzenlenen mitinginde, vatandaşlara hitap etti.
Tek gayelerinin ülkeye, millete, şehirlere, hizmet etmek olduğunu vurgulayan Erdoğan, bu amaçla Rize’ye son 21 yılda toplam 150 milyar lira tutarında kamu yatırımının yapıldığını söyledi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “31 Mart’ta tüm Türkiye’de biz çok farklı bir tablo bekliyoruz. Bu seçimlerin ülkemizde özellikle muhalefette gerçek manada bir değişim dalgasını ortaya çıkaracağına inanıyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
Rize’de eğitimde 2 bin 11 yeni derslik inşa edildiğini, kente üniversitenin kazandırıldığını, yaklaşık 6 bin kişi kapasiteli yüksek öğrenim yurt binalarının açıldığını anımsatan Erdoğan, ikisi stadyum olan toplam 110 spor tesisinin yapıldığını anlattı.
Sağlıkta 1063 yataklı 11’i hastane, toplam 30 sağlık tesisini şehre kazandırdıklarını vurgulayan Erdoğan, “Toplam 800 yataklı Rize Şehir Hastanemiz ve 1200 yataklı Güneysu Devlet Hastanemizin yapımına devam ediyoruz. Size söz verdim mi, şehir hastanesi dedim mi… Şu anda sahilde şehir hastanesinin fore kazıklarının nasıl çakıldığını gördünüz mü? İşte oraya 800 yataklı şehir hastanemizi yapıyoruz. Laf ola beri gele yok, söyledik mi yaparız ve yapıyoruz.” diye konuştu.
“Ayder’de 440 bin metrekare alanda, yenileme ve koruma projemizi sürdürüyoruz”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 12 sağlık tesisinin ihale, proje ve arsa tedarik aşamasının halen devam ettiğini belirterek, TOKİ eliyle Rize’de 3 bin 892 konutun tamamlanıp hak sahiplerine teslim edildiğini ifade etti.
Rize’de 1315 konutun yapımının devam ettiğini aktaran Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Riskli yapı olarak belirlediğimiz, 1592 bağımsız bölümün dönüşümünü gerçekleştirdik. Şimdi Rize’de 5 millet bahçesi projemiz bulunuyor. Güneysu Millet Bahçemizi tamamladık, açılışa hazır hale getirdik. İyidere Millet Bahçemizin yapımına devam ediyoruz. Rize, Çayeli ve Pazar Millet Bahçelerimizin de projelendirme çalışmaları devam ediyor. Ayder Yaylamızda 440 bin metrekare alanda, yenileme ve koruma projemizi sürdürüyoruz. Ayder’de toplam 1917 araçlık yeraltı kapalı otoparkının yapımını tamamlamak üzereyiz. İcraat, icraat, laf değil, icraat… İnşallah yeni sezonda hizmete girecek.”
“Rize’ye 21 milyar lira tarımsal hibe ve yatırım desteği verdik”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 76 odalı termal tesis kaba inşaatının bittiğini, 52 adet benzer konaklama biriminin ve Gelin Tülü Şelalesi Seyir Terası’nın yapımının da tamamlandığını bildirdi.
Ulaştırmada 175 kilometre bölünmüş yol yapıldığını, Ovit Tüneli’ni ve bağlantı yollarını açtıklarını, Karadeniz sahil yolunu yaptıklarını anlatan Erdoğan, “Ayder, Güneysu-Büyükköy, Çamlıhemşin-Ayder, Rize-Ambarlı- Küçükçayır yollarını tamamlayarak, hizmete açtık. Hurmalık tünelleri ve bağlantı yollarını, Salarha Tüneli’ni tamamlayıp hizmetinize sunduk.” şeklinde konuştu.
Hurmalık Tünelleri ve bağlantı yollarını, Salarha Tüneli’ni tamamlayıp hizmete sunulduğunu kaydeden Erdoğan, şöyle devam etti:
“İyidere-İkizdere ayrımı, Küçükçayır, Rize, Pehlivantaşı, Kalkandere, Rize İspir, İyidere ayrımı, İkizdere, İyidere Çayeli ayrımı, Güneysu yollarının yapımına devam ediyoruz. Rize-Artvin Havalimanımızın yapımını tamamladık, hizmete açtık. Havalimanımızın yolcu sayısını biliyor musunuz? Geçtiğimiz yıl 1 milyonu aştı, daha da artacak. İyidere Lojistik Limanımızın yapımı sürüyor. Rize’ye 4 içme suyu tesisi, 83 taşkın koruma tesisi ve 17 hidroelektrik santral inşa ettik. Rize’ye toplam 21 milyar lira tutarında tarımsal hibe ve yatırım desteği verdik. Şehrimize yeni bir Organize Sanayi Bölgesi ve Teknokent kurduk.”
Enerjide, Rize Güneysu, Ardeşen, Çayeli, Fındıklı, Pazar, Kalkandere, Derepazarı, İyidere, Kendirli, Salarha ve İkizdere’ye doğal gaz arzının sağlandığını anımsatan Erdoğan, bu sene de Muradiye’ye doğal gaz arzı sağlamanın planlandığını söyledi.
Notlar
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasının ardından, AK Parti Rize ilçe belediye başkan adayları sahneye tek tek çağrılarak vatandaşlara tanıtıldı. Erdoğan, belediye başkan adaylarıyla vatandaşları selamladı.
Miting alanına, AK Parti iktidarında son yıllarda Rize’ye yapılan yatırımların yer aldığı pankartlar asıldı.
Mitinge, Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, AK Parti Genel Başkan Yardımcıları Hayati Yazıcı, Ömer İleri ve Yusuf Ziya Yılmaz ile Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun da katıldı.
(Bitti)
]]>Erdoğan, partisinin Cumhuriyet Meydanı’nda düzenlenen mitinginde, vatandaşlara hitap etti.
Ordu Şehir Hastanesinin inşasının yüzde 93 oranında tamamlandığını belirten Erdoğan, “Yol sıkıntısı vardı, bugün Ulaştırma ve Altyapı Bakanıma da talimatı verdim. Dedim ki, ‘Yolu da süratle yapacaksın, bunu belediyeden bekleme. Hemen Ulaştırma ve Altyapı Bakanı olarak yolu da bitir ve böylece şehir hastanesiyle birlikte yolumuzu da bitirmiş olalım.’ Şu anda Ulaştırma ve Altyapı Bakanım da burada. Süratle bu işi bitirecek.” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Samsun’dan Hopa’ya kadar uzanan sahil yolunu kendilerinin yaptığını anımsatarak, “Var mıydı sahil yolu, yok. Ama yaptık. Şimdi de yine aynı şekilde yola devam.” ifadesini kullandı.
Ülkeye ve millete herhangi bir faydası olmayan partilerin bazılarının da tüm stratejilerini kazanmak değil, kaybettirmek üzere kurmuş durumda olduklarını dile getiren Erdoğan, “Yahu senin bu ülkede tuğla üzerine tuğla koyma seviyesinde bir izin bile yoksa, milletin dertlerinden birine bile derman olacak projen veya teklifin yoksa, herhangi bir konuda geleceğe ışık tutacak fikir üretememişsen, birilerine kaybettirmekle eline ne geçecek? Bu kafanın sonu kendini siyasetin mezat pazarında açık artırmaya çıkarmaktır. Nitekim öyle de oluyor.” dedi.
“Niyet hayır, akıbet hayır” sözüne gönülden inandıklarını belirten Erdoğan, bugüne kadar hüsnüniyetle çıktıkları hiçbir yolda yaya kalmadıklarını ifade ederek, “Kafalarında ve karınlarında dolaştırdıkları kırk tilkiyle bizim önümüzü kesmek için yola çıkanların hiçbirinin sonu hayırlı bir durakta bitmedi. Varsın onlar tilkilerinin kuyruklarını birbirlerine bağlamakla uğraşsınlar. Biz ülkemiz ve şehirlerimiz için yaptıklarımızı ve yapacaklarımızı anlatmayı sürdüreceğiz.” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ordu’ya son 21 yılda 139 milyar lira tutarında kamu yatırımı yaptıklarını belirterek, şöyle devam etti:
“Eğitimde, 3 bin 909 adet yeni derslik inşa ettik. Üniversitemizi şehrimize kazandırdık. Gençlik ve sporda, 5 bin 89 kişi kapasiteli yükseköğrenim yurt binaları açtık. 3’ü stadyum olmak üzere 51 adet spor tesisi inşa ettik. Sosyal yardımlarda, ihtiyaç sahibi vatandaşlarımıza, şehit yakınlarımıza, yaşlılarımıza, engellilerimize toplam 7,3 milyar lira tutarında kaynak aktardık. Sağlıkta, yatak kapasitesi 1215’i bulan 12 hastane dahil 57 sağlık tesisi kazandırdık. Ordunun sağlıktaki amiral gemisi olacak 914 yataklı şehir hastanemizin inşası devam ediyor, yüzde 93’ü bitti. Gölköy Devlet Hastanemizle birlikte 6 sağlık tesisinin inşası, 7 sağlık tesisinin ise ihale, proje ve arsa tedarik süreci devam ediyor.”
“Fatsa millet bahçesini projelendiriyoruz”
Ordu’ya yapılan çevre ve şehircilik yatırımları çerçevesinde, TOKİ vasıtasıyla 4 bin 495 konutu tamamlayıp hak sahiplerine teslim ettiklerini hatırlatan Erdoğan, “626 konutun yapımı sürüyor. Kentsel dönüşümde, şehrimizde riskli yapı olarak belirlediğimiz 2 bin 33 bağımsız bölümün dönüşümünü gerçekleştirdik. Ordu’daki 5 millet bahçesi projemizden Gürgentepe’yi tamamladık. Kabataş, Ünye ve Altınordu’nun yapımına başladık, Fatsa’yı projelendiriyoruz.” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ordu’ya yapılan ulaştırma yatırımları kapsamında, 50 kilometreden devraldıkları bölünmüş yol uzunluğunu 150 kilometreye çıkardıklarını belirterek, şunları dile getirdi:
“Ünye Çevre Yolu’nu, Ordu-Mesudiye-Koyunhisar Yolu’nu, Ordu-Ulubey Yolu’nu ve Bolaman-Perşembe Yolu’nu yaptık. Şehrimizdeki dağları tünellerle aşarak uzakları yakın ettik. Bünyesinde 6 adet çift tip tünel, 11 adet çift köprü, 5 adet tek köprü ve 7 adet farklı seviyeli kavşağın bulunduğu Ordu Çevre Yolu’nun ilk etabını tamamladık. Kalan kesimlerini 2025 yılında bitiriyoruz. Ordu-Kabadüz, Kabadüz-Çambaşı, Ulubey-Gürgentepe-Gölköy Yolu’nu bu yıl, Korgan-Çamiçi, Terme-Ünye-Fatsa, İslamdağ-Korgan yollarını ise 2025’te tamamlıyoruz. Yıllık 2 milyon yolcu kapasiteli, Türkiye’nin ve Avrupa’nın ilk denize dolgu yapılarak inşa edilen Ordu-Giresun Havalimanı’nı şehrimize kazandırdık. Havalimanımızın yolcu trafiği geçtiğimiz yıl neredeyse 1 milyona ulaştı.”
“Ordulu çiftçiye 5 milyar lira destek verildi”
Ordu’ya tarım ve orman alanında kazandırılan yatırımlara da değinen Erdoğan, “Ordu’ya 3 baraj, 4 içme suyu tesisi, 78 taşkın koruma tesisi, 1 gölet ve 15 hidroelektrik santral inşa ettik. Korgan, Kumru ve Kırtaş barajlarının yapımı devam ediyor. Ordulu çiftçilerimize toplam 5 milyar lira tutarında tarımsal destek verdik.” ifadelerini kullandı.
Erdoğan, sanayi ve teknoloji alanında şehre yapılan yatırımları da anlattı. Ordu’ya iki organize sanayi bölgesi ve bir araştırma geliştirme merkezi kurduklarını hatırlatan Erdoğan, Ordulu iş insanlarına da 3 milyar lirayı aşan prim teşviki verdiklerini söyledi.
Enerjide, Altınordu, Aybastı, Fatsa, Gülyalı, Korgan, Kumru, Perşembe ve Ünye’ye doğal gaz arzını sağladıklarına dikkati çeken Erdoğan, “Önümüzdeki dönemde Akkuş, Çaybaşı, Gölköy, Gürgentepe, İkizce, Kabadüz ve Ulubey’i de doğal gaza kavuşturacağız. Yani bizim olmadığımız bir büyükşehir belediyesi kusura bakmayın, açık konuşuyorum, doğal gazı nasıl getirecek? Biz varsak doğal gaz var. Biz yoksak doğal gaz yok.” şeklinde konuştu.
(Sürecek)
]]>İTO’dan yapılan açıklamaya göre, Avdagiç, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki’nin konuk olduğu İTO Çalışma Toplantısı’nda kentsel dönüşümü hızlandıracak önerilerini paylaştı.
Açıklamada önerilerine yer verilen Avdagiç, İstanbul’da 1999 yılından önce inşa edilmiş yapı stokunun kullanım ömrü ve sağlamlığı ile ilgili “hızlı gözden geçirme” yapılması gerektiğini belirterek, “İstanbul’un kaybedecek değil 5 yılı, bir yılı bile yok. Çünkü Türkiye’nin GSYH’sinin üçte biri bu şehirde üretiliyor. Türkiye’nin ihracatının, dış ticaretinin, istihdamının, üretiminin kesintiye uğramamasını istiyorsak, İstanbul’u çok hızlı depreme hazırlamalıyız.” değerlendirmesinde bulundu.
Avdagiç, İstanbul’u depreme hazırlama ve kentsel dönüşüm konusunda meslek komiteleri ve ilgili sivil toplum kuruluşlarından İTO’ya gelen talep ve beklentiler bulunduğunu kaydetti.
Şekib Avdagiç, kentsel dönüşümü hızlandıracak talep ve beklentileri 16 başlık halinde şöyle sıraladı:
“- Kentsel dönüşüm sürecinde ‘müktesep hakların korunması’ talebi en başta geliyor.
Otel, özel hastane, özel okul gibi yapıların tamamını kullanan işletmelerin, dönüşüm aşamasında imar hakkı anlamında mevcut gabari ve inşaat alanlarını muhafaza edebilmeleri dönüşüm sürecinin hayata geçirilebilmesi için çok önemlidir.
Küçük sanayi siteleri, iş merkezleri, sanayi yapıları ve fabrikalara da konuta verilen dönüşüm desteklerinin benzeri bir paketin ivedilikle devreye girmesi talebimiz var. Bu durumda belirtilen yapıların çok hızlı ve kamudan kaynak talep etmeden dönüşümünün önü açılacaktır.
Kentsel dönüşümde “Rezerv Yapı Alanı” uygulamasının gözden geçirilmesi talep ediliyor.
Aynı şekilde kentsel dönüşüm süreçleri ve otopark mevzuatı konusunda ilçe belediyelerinin farklı süreçler uygulanmasının önlenmesi isteniyor.
Bakanlığın “Kentsel Dönüşümde Yarısı Bizden” ve “İlk Evim, İlk İş Yerim” gibi çok olumlu olan proje uygulama süreçlerinin hızlandırılması talep ediliyor.
Afet riski olan tüm illerde ‘Afet Atıkları Yönetim Planı’ oluşturulmasını önemli buluyoruz. Burada bakanlık, yerel yönetimler, STK’lar ve akademisyenler ortak çalışmalı. Çünkü gerek kentsel dönüşüm, gerekse olası afet sonrası yıkılan veya yıkılacak binalardan çıkan atıklar, doğru bir şekilde değerlendirilmeli.
Yapı denetim firmaları UYDS sistemi üzerinden havuz yöntemi ile atanmaktadır. Yapılan son düzenleme ile birlikte bölgeleme çalışması yapılmış olmasına rağmen sorun tam anlamı ile çözülememiş, denetim ile ilgili problemler devam etmektedir. Ek bütçe talepleri, firma değişikliği talebi durumundaki sürenin uzunluğu öne çıkan problemlerdir.
Yapı denetim, beton ve laboratuvar firmalarının teknik ve mevzuata uygunluk yönünden denetlenmesi talep edilmektedir. Aynı şekilde beton santralleri ile ilgili denetimlerin artması, ürün kalitesinin korunması, taahhüt edilen betonun inşaat sahasına ulaşımının sağlanması önem arz etmektedir.
Kaçak yapı ile mücadele kapsamında, kaçak inşaatlara beton verilmesinin önlenmesi, verenlere müeyyide uygulanması talep edilmektedir. Bilhassa binalardaki taşıyıcı elemanların, dış etkenlerden ve yeraltı sularından kaynaklı olarak tahribata uğramaması amacıyla bina izolasyonlarının sıkı takibi talep edilmelidir.
İstanbul’da hafriyat ciddi bir sorundur. Çünkü mevcut döküm sahaları yetersiz, çalışma saatleri kısıtlı ve evrak süreçleri uzun. Bu üç sebep ciddi sıkıntılara yol açmakta ve bu konuda çözüm beklenmektedir.
Şehrin ihtiyacı olan ‘agrega’nın yakın kaynaklardan temini, beton ve inşaat maliyetlerine olumlu katkı yapacaktır. Bu konuda agrega üretim alanlarının daraltılması konusunda Tarım ve Orman Bakanlığı ile yaşanan problemlerin çözümü konusunda Bakanlığınızın desteği talep edilmektedir.
İmar hakkı transferinin, 3194 sayılı İmar Kanunu’na eklenerek yasal güvence altına alınması bekleniyor.
Güçlendirme ile ilgili cari yönetmelik halihazırda ihtiyacı karşılamamaktadır. Şubat 2023 depreminden sonra yeni düzenleme ihtiyacı ortaya çıkmıştır.
İnşaat ruhsat süreçleri uzun sürmekte, 6-9 ay arası süre almaktadır. İlçe belediyeleri bu süreçlerde farklı uygulamalar ve farklı harç ve vergi tahakkuk ettirmektedir. Belli konularda farklılık olması makul olsa bile bazı kalemlerde (örneğin teknik eleman harcı gibi) uygulama birliği sağlanabilmelidir.”
]]>İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç; Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki’nin konuk olduğu toplantıda kentsel dönüşümü hızlandıracak önerilerini paylaştı.
İstanbul’da 1999 yılından önce inşa edilmiş yapı stokunun kullanım ömrü ve sağlamlığı ile ilgili ‘hızlı gözden geçirme’ yapılması gerektiğini belirten Avdagiç, “İstanbul’un kaybedecek değil 5 yılı, bir yılı bile yok. Çünkü Türkiye’nin GSYH’sinin üçte biri bu şehirde üretiliyor. Türkiye’nin ihracatının, dış ticaretinin, istihdamının, üretiminin kesintiye uğramamasını istiyorsak, İstanbul’u çok hızlı depreme hazırlamalıyız” diye konuştu.
Avdagiç, İstanbul’u depreme hazırlama ve kentsel dönüşüm konusunda meslek komiteleri ve ilgili STK’lardan İTO’ya gelen talep ve beklentiler bulunduğunu kaydetti.
Şekib Avdagiç, kentsel dönüşümü hızlandıracak talep ve beklentileri 16 başlık halinde şöyle sıraladı:
“Kentsel dönüşüm sürecinde “müktesep hakların korunması” talebi en başta geliyor.
Otel, özel hastane, özel okul gibi yapıların tamamını kullanan işletmelerin, dönüşüm aşamasında imar hakkı anlamında mevcut gabari ve inşaat alanlarını muhafaza edebilmeleri dönüşüm sürecinin hayata geçirilebilmesi için çok önemlidir.
Küçük sanayi siteleri, iş merkezleri, sanayi yapıları ve fabrikalara da konuta verilen dönüşüm desteklerinin benzeri bir paketin ivedilikle devreye girmesi talebimiz var. Bu durumda belirtilen yapıların çok hızlı ve kamudan kaynak talep etmeden dönüşümünün önü açılacaktır.
Kentsel dönüşümde “Rezerv Yapı Alanı” uygulamasının gözden geçirilmesi talep ediliyor.
Aynı şekilde kentsel dönüşüm süreçleri ve otopark mevzuatı konusunda ilçe belediyelerinin farklı süreçler uygulanmasının önlenmesi isteniyor.
Bakanlığın “Kentsel Dönüşümde Yarısı Bizden” ve “İlk Evim, İlk İş Yerim” gibi çok olumlu olan proje uygulama süreçlerinin hızlandırılması talep ediliyor.
Afet riski olan tüm illerde ‘Afet Atıkları Yönetim Planı’ oluşturulmasını önemli buluyoruz. Burada bakanlık, yerel yönetimler, STK’lar ve akademisyenler ortak çalışmalı. Çünkü gerek kentsel dönüşüm, gerekse olası afet sonrası yıkılan veya yıkılacak binalardan çıkan atıklar, doğru bir şekilde değerlendirilmeli.
Yapı denetim firmaları UYDS sistemi üzerinden havuz yöntemi ile atanmaktadır. Yapılan son düzenleme ile birlikte bölgeleme çalışması yapılmış olmasına rağmen sorun tam anlamı ile çözülememiş, denetim ile ilgili problemler devam etmektedir. Ek bütçe talepleri, firma değişikliği talebi durumundaki sürenin uzunluğu öne çıkan problemlerdir.
Yapı denetim, beton ve laboratuvar firmalarının teknik ve mevzuata uygunluk yönünden denetlenmesi talep edilmektedir. Aynı şekilde beton santralleri ile ilgili denetimlerin artması, ürün kalitesinin korunması, taahhüt edilen betonun inşaat sahasına ulaşımının sağlanması önem arz etmektedir.
Kaçak yapı ile mücadele kapsamında, kaçak inşaatlara beton verilmesinin önlenmesi, verenlere müeyyide uygulanması talep edilmektedir.
Bilhassa binalardaki taşıyıcı elemanların, dış etkenlerden ve yeraltı sularından kaynaklı olarak tahribata uğramaması amacıyla bina izolasyonlarının sıkı takibi talep edilmelidir.
İstanbul’da hafriyat ciddi bir sorundur. Çünkü mevcut döküm sahaları yetersiz, çalışma saatleri kısıtlı ve evrak süreçleri uzun. Bu üç sebep ciddi sıkıntılara yol açmakta ve bu konuda çözüm beklenmektedir.
Şehrin ihtiyacı olan ‘agrega’nın yakın kaynaklardan temini, beton ve inşaat maliyetlerine olumlu katkı yapacaktır. Bu konuda Agrega üretim alanlarının daraltılması konusunda Tarım ve Orman Bakanlığı ile yaşanan problemlerin çözümü konusunda Bakanlığınızın desteği talep edilmektedir.
İmar hakkı transferinin, 3194 sayılı İmar Kanunu’na eklenerek yasal güvence altına alınması bekleniyor.
Güçlendirme ile ilgili cari yönetmelik hali hazırda ihtiyacı karşılamamaktadır. Şubat 2023 depreminden sonra yeni düzenleme ihtiyacı ortaya çıkmıştır.
İnşaat ruhsat süreçleri uzun sürmekte, 6-9 ay arası süre almaktadır. İlçe Belediyeleri bu süreçlerde farklı uygulamalar ve farklı harç ve vergi tahakkuk ettirmektedir. Belli konularda farklılık olması makul olsa bile, bazı kalemlerde (örneğin teknik eleman harcı gibi) uygulama birliği sağlanabilmelidir.” – İSTANBUL
]]>‘TEMELİ ATILAN TAM 307 BİN KONUT VAR ARKADAŞLAR
Bakan Özhaseki, ‘Üzerinde yaşadığımız şu güzel Anadolu coğrafyası dünyanın en eski yerleşim yerlerinin başında geliyor. On binlik şehirlere sahibiz. Orada tarihi yapılarımız var. Bu şehirlerin alt ve üst yapılarıyla geleceğe hazırlanması, içinde yaşayan insanların daha mutlu bir yaşam sürmelerini sağlayacak her türlü ortamın gözetilmesi de bizim vazifelerimiz arasında yer alıyor. Malumunuz bir yıl kadar önce 9 saat arayla çok uzun süren ve yüzeye çok yakın iki deprem yaşadık. Hasar olarak ilk etaptaki hesaplamalarda 104 milyar dolar görünüyor. Hak sahipliği olarak AFAD’ın belirlemiş olduğu konut sayısı 390 bin arkadaşlar. Şu anda 390 bin konutu bir an önce yapmamız lazım. Evinin dışında yaşayan konteynerlerde kalan 300 bin kadar aile var. Bir o kadar aileye de kira yardımı yapılıyor. Şu ana kadar gerek ihale sürecinde olan ve bugüne kadar yapılmak durumunda olan veya temeli atılan tam 307 bin konut var arkadaşlar. Bu arada 2 milyar euro kadar bir para temin edip bunu da o bölgelerdeki tamamıyla şehirlerimizin alt yapısı için ayırdık. Bu Haziran’dan başlayarak inşallah bir sene sürmeyecek diye düşünüyorum. Su, kanal, arıtma tesisi, kanal suları vs. gibi işleri de sıfırdan yapacağız. Şu ana kadar 30 binden fazla konutu teslim ettik. Önümüzdeki günlerde devam edecek. Önümüzdeki ayın sonuna kadar 75 bin konutu teslim etmiş olacağız ifadelerini kullandı.
]]>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki, İstanbul Ticaret Odası’nda düzenlenen çalışma toplantısına katıldı. İnşaat ve yapı ile ilgili komite üyelerinin katıldığı toplantıda konuşan Özhaseki, Erzincan’da altın madeninde meydana gelen ve 9 kişinin kaybolduğu toprak kaymasıyla ilgili konuştu. Özhaseki, “Dün meydana gelen. Hepimizi derinden üzen ve hala orada büyük bir mücadelenin verildiği İliç ile ilgili de birkaç cümle bahsetmek istiyorum. İçişleri Bakanımız ve Enerji Bakanımız şu an Erzincan’dalar. Müthiş bir kütlenin kaydığı ortam. Orada haliyle 9 kardeşimiz şu an toprak altında. Müthiş bir arama çalışması var. Tarama çalışması var. Oradaki tehlikeli atıkların Fırat’a ulaşıp ulaşmadığı konusu çok önemli. Elimizdeki bütün teknik imkanlar tamamıyla bölgeye sevk edildi. Araçlarımız da orada. Tahlil laboratuvarlarımız orada. Ayrıca bağımsız laboratuvarlara oradan numuneler alıp gönderiyoruz. Gerek toprak gerek ise sudan. Çok şükür sevindirici bir haber; şu ana kadar herhangi bir kirliliğe, korktuğumuz bir olaya rastlanmadı. Ama anlık olarak bunu takip ediyoruz. İnşallah bu takipler ve şu an orada almış olduğumuz tedbirler korkulan bir şeyin olmadığı şekilde hepimizde kanaat oluşturdu. Ama titizlikle de takip etmeye devam edeceğiz” diye konuştu.
“TEMELİ ATILAN TAM 307 BİN KONUT VAR ARKADAŞLAR”
Bakan Özhaseki, “Üzerinde yaşadığımız şu güzel Anadolu coğrafyası dünyanın en eski yerleşim yerlerinin başında geliyor. On binlik şehirlere sahibiz. Orada tarihi yapılarımız var. Bu şehirlerin alt ve üst yapılarıyla geleceğe hazırlanması, içinde yaşayan insanların daha mutlu bir yaşam sürmelerini sağlayacak her türlü ortamın gözetilmesi de bizim vazifelerimiz arasında yer alıyor. Malumunuz bir yıl kadar önce 9 saat arayla çok uzun süren ve yüzeye çok yakın iki deprem yaşadık. Hasar olarak ilk etaptaki hesaplamalarda 104 milyar dolar görünüyor. Hak sahipliği olarak AFAD’ın belirlemiş olduğu konut sayısı 390 bin arkadaşlar. Şu anda 390 bin konutu bir an önce yapmamız lazım. Evinin dışında yaşayan konteynerlerde kalan 300 bin kadar aile var. Bir o kadar aileye de kira yardımı yapılıyor. Şu ana kadar gerek ihale sürecinde olan ve bugüne kadar yapılmak durumunda olan veya temeli atılan tam 307 bin konut var arkadaşlar. Bu arada 2 milyar euro kadar bir para temin edip bunu da o bölgelerdeki tamamıyla şehirlerimizin alt yapısı için ayırdık. Bu Haziran’dan başlayarak inşallah bir sene sürmeyecek diye düşünüyorum. Su, kanal, arıtma tesisi, kanal suları vs. gibi işleri de sıfırdan yapacağız. Şu ana kadar 30 binden fazla konutu teslim ettik. Önümüzdeki günlerde devam edecek. Önümüzdeki ayın sonuna kadar 75 bin konutu teslim etmiş olacağız” ifadelerini kullandı.
]]>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki, İstanbul Ticaret Odası’nda düzenlenen çalışma toplantısına katıldı. İnşaat ve yapı ile ilgili komite üyelerinin katıldığı toplantıda konuşan Özhaseki, Erzincan’da altın madeninde meydana gelen ve 9 kişinin kaybolduğu toprak kaymasıyla ilgili konuştu. Özhaseki, “Dün meydana gelen. Hepimizi derinden üzen ve hala orada büyük bir mücadelenin verildiği İliç ile ilgili de birkaç cümle bahsetmek istiyorum. İçişleri Bakanımız ve Enerji Bakanımız şu an Erzincan’dalar. Müthiş bir kütlenin kaydığı ortam. Orada haliyle 9 kardeşimiz şu an toprak altında. Müthiş bir arama çalışması var. Tarama çalışması var. Oradaki tehlikeli atıkların Fırat’a ulaşıp ulaşmadığı konusu çok önemli. Elimizdeki bütün teknik imkanlar tamamıyla bölgeye sevk edildi. Araçlarımız da orada. Tahlil laboratuvarlarımız orada. Ayrıca bağımsız laboratuvarlara oradan numuneler alıp gönderiyoruz. Gerek toprak gerek ise sudan. Çok şükür sevindirici bir haber; şu ana kadar herhangi bir kirliliğe, korktuğumuz bir olaya rastlanmadı. Ama anlık olarak bunu takip ediyoruz. İnşallah bu takipler ve şu an orada almış olduğumuz tedbirler korkulan bir şeyin olmadığı şekilde hepimizde kanaat oluşturdu. Ama titizlikle de takip etmeye devam edeceğiz” diye konuştu.
“TEMELİ ATILAN TAM 307 BİN KONUT VAR ARKADAŞLAR”
Bakan Özhaseki, “Üzerinde yaşadığımız şu güzel Anadolu coğrafyası dünyanın en eski yerleşim yerlerinin başında geliyor. On binlik şehirlere sahibiz. Orada tarihi yapılarımız var. Bu şehirlerin alt ve üst yapılarıyla geleceğe hazırlanması, içinde yaşayan insanların daha mutlu bir yaşam sürmelerini sağlayacak her türlü ortamın gözetilmesi de bizim vazifelerimiz arasında yer alıyor. Malumunuz bir yıl kadar önce 9 saat arayla çok uzun süren ve yüzeye çok yakın iki deprem yaşadık. Hasar olarak ilk etaptaki hesaplamalarda 104 milyar dolar görünüyor. Hak sahipliği olarak AFAD’ın belirlemiş olduğu konut sayısı 390 bin arkadaşlar. Şu anda 390 bin konutu bir an önce yapmamız lazım. Evinin dışında yaşayan konteynerlerde kalan 300 bin kadar aile var. Bir o kadar aileye de kira yardımı yapılıyor. Şu ana kadar gerek ihale sürecinde olan ve bugüne kadar yapılmak durumunda olan veya temeli atılan tam 307 bin konut var arkadaşlar. Bu arada 2 milyar euro kadar bir para temin edip bunu da o bölgelerdeki tamamıyla şehirlerimizin alt yapısı için ayırdık. Bu Haziran’dan başlayarak inşallah bir sene sürmeyecek diye düşünüyorum. Su, kanal, arıtma tesisi, kanal suları vs. gibi işleri de sıfırdan yapacağız. Şu ana kadar 30 binden fazla konutu teslim ettik. Önümüzdeki günlerde devam edecek. Önümüzdeki ayın sonuna kadar 75 bin konutu teslim etmiş olacağız” ifadelerini kullandı.
]]>‘HUKUKİ SÜREÇLER PROJELERİ YAVAŞLATIYOR’
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Aydın programının devamında Didim ilçesinde geçti. Bakan Ersoy, Didim Ticaret Odası’nda kentteki turizm temsilcileriyle bir araya geldi. Yüksek turizm potansiyeline sahip ilçeye bakanlık olarak önemli yatırımlar ve destekler sunduklarını belirten Ersoy, Ege Bölgesi’nin mevcudun iki katı kadar yabancı turisti çekebilecek potansiyelinin olduğunu dile getirdi. Bu kapsamda, Ege Turizm Merkezleri projelerini geliştirdiklerini kaydeden Ersoy, hukuki süreçlerin projeleri yavaşlattığını, 4-5 yıllık duraksamalar olabildiğini aktardı. Doğru projelerle turizm yatırımları için kaynak oluşturulabildiğini dile getiren Ersoy, ören yeri girişlerinden elde edilen gelirin yüzde 100’e yakın arttığını dile getirdi.
‘APHRODİSİAS MİRASINI TÜM DÜNYAYA TANITACAĞIZ’
Bakan Ersoy, daha sonra Karacasu ilçesinde Afrodisias Antik Kent basın lansmanına katıldı. Geleceğe Miras Aphrodisias tanıtım videosunun izlenmesinin ardından konuşan Ersoy, Aphrodisias’ın Anadolu’nun kültürel birikimi ile Roma dönemi heykeltıraşlık yeteneğini tanıtan bir medeniyet mirası olduğunu dile getirdi. İlk ikisi Efes ve Hierapolis’te gerçekleştirilen toplantıların üçüncüsünü ‘Geleceğe Miras Aphrodisias’ projesi ile Aydın’da yaptıklarını anlatan Bakan Ersoy, “Bu toplantının konusu Aphrodisias Antik Kenti. M.Ö. 4500’lerden beri iskan gören Aphrodisias Antik Kenti, ünlü fotoğrafçımız Ara Güler’in fotoğrafları ile ölümsüzleşmiştir. Kentte görülen kalıntıların büyük bölümü Roma dönemine aittir. Kent tiyatrosu, Odeion’u, muazzam tetrapylon’u ile büyüleyici bir görünüm taşımaktadır. Aphrodisiaslılar kendilerini heykeltıraşlık sanatındaki ustalıklarıyla Roma dünyasına tanıttılar, biz de onların mirasını yapacağımız koruma çalışmaları ile tüm dünyaya tanıtacağız” dedi.
’12 AYLIK KAZI SÜREÇLERİMİZİ BAŞLATIYORUZ’
Arkeolojik alanlardaki yapıları çok kısa sürelerde ayağa kaldırarak antik kentlere ve bulundukları bölgenin kültür ve turizm potansiyeline katma değer kazandıracaklarını dile getiren Bakan Ersoy şöyle devam etti:
“Aphrodisias ile birlikte Efes, Hierapolis, Bergama, Sardis, Sagalassos, Labranda, Milet, Limyra başta olmak üzere yabancı heyetler tarafından yürütülmekte olan tüm kazılarda 12 aylık kazı süreçlerimizi başlatıyoruz. Bunlardan biri olan Aphrodisias kazı ve restorasyon çalışmalarını yıl boyunca sürdürmek üzere Bakanlığımız adına görev yapacak değerli bilim insanımız ise aynı zamanda Tripolis Antik Kenti Kazısı Başkanı olan Prof. Dr. Bahadır Duman’dır. Aphrodisias’ta ilk keşif ve araştırmaları 18’inci ve 19’uncu yüzyıllarda seyyahlar tarafından gerçekleştirilmiştir. 1904 yılında ise ilk kazı çalışmaları başlamıştır. Aralıklarla devam eden bu kazı çalışmalarının ardından ilk sistemli kazılar ise 1961 yılında rahmetli hocamız Prof. Dr. Kenan Erim tarafından sürdürülmüştür. 1991 yılından bu yana da ABD’den Prof. Dr. Ronald Smith başkanlığında yürütülmektedir. 120 yıllık süreç içerisinde Aphrodisias’ta yapılan kazılar sonucunda antik kentin yüzde 12’si kazılmıştır. Heykeltıraşlık ekolü ile tarihte iz bırakan Aphrodisias Antik Kenti; 9 Temmuz 2017 tarihinden bu yana UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer almaktadır.”
‘KAZILARA DEVAM EDİLECEK’
Aphrodisias’ın, anıtsal mimarisiyle ve müzede sergilenen sayısız heykeltıraşlık eserleri ile en göz alıcı antik kentlerden biri olduğunu ifade eden Bakan Ersoy, “Aphrodisias’ta kent parkı ve havuzun yanı sıra hemen yanımızda bulunan ve Aphrodisias’ın en ihtişamlı yapılarından biri olan Tetrastoon’da ise kazı ve restorasyon çalışmalarını başlatıyoruz. Antik dönemde Aphrodisias’taki Bazilika kentin en büyük kapalı binasıydı. Binanın ön cephesine odaklanan yeni bir proje ile devasa giriş sütunlarını ayağa kaldırma çalışmalarını 2023 yılında tamamlamış ve binanın cephesinde Diokletianus’un Tavan Fiyat Fermanı’nı sergilemiştik. Şimdi ise hazırladığımız yeni projeyle binanın kalan kısmında kazı yapacak, mozaiklerin konservasyonunu tamamlayacak ve sütunları ayağa kaldırarak yapının ziyaretçiler tarafından algılanmasını kolaylaştıracağız” ifadelerini kullandı.
‘ADINA YAKIŞIR BİR GÖRÜNÜME KAVUŞTURACAĞIZ’
Yaklaşık 120 yıl önce kazılan ve aradan geçen zamanda tekrar toprak altında kalan Gymnasium’u kazarak yapıyı yeniden ortaya çıkaracak ve ziyaretçi güzergahına alternatif oluşturacaklarını anlatan Bakan Ersoy, “Tiyatro Hamamı önündeki sütunlu salon, eksiksiz sütunlarıyla alanın en çekici mekanlarından biridir. Yeni bir proje ile arkadaki hamam odalarının da ziyaretçiye açılmasını sağlayacağız. 1994 yılında Agora’da yapılan araştırmalarda sütun sıralarının konumu ve doğrultusu keşfedilmiş ancak bu alanda şimdiye kadar herhangi bir kazı çalışması yapılmamıştır. Bu alanda yapılacak kazı çalışmalarıyla Aphrodisias’ta yeni bir yapı daha ortaya çıkaracağız. Uzunluğu 3,5 kilometreye ulaşan ve yüksekliği yer yer 10 metreyi bulan Aphrodisias surlarının neredeyse tamamı yabani bitki örtüsünün altında görünmez halde. Burası için hazırladığımız projeyle sur duvarlarını tekrar görünür hale getirecek; restorasyon ve konservasyon çalışmalarıyla anıtsal görünümünü yeniden kazandıracağız. Gece aydınlatması ile birlikte de adına yakışır bir görünüme kavuşturacağız” açıklamalarında bulundu.
1 MİLYAR 750 MİLYON TL’LİK BÜTÇE
Aphrodisias’ta Osmanlı Dönemi Hamam ve Geyre evlerine yönelik belgeleme- konservasyon ve restorasyon çalışmalarını da bu proje kapsamında gerçekleştireceklerini anlatan Bakan Ersoy, “Aphrodisias, çok sayıda yazıta ve olağanüstü çeşitlilikte ve kalitede kabartmalı mermer lahite sahiptir. Bu eserler için kentte iki yeni teşhir alanı planladık. Bütüncül bir çevre düzenleme çalışması ile ziyaretçi karşılama merkezi, yürüyüş yolları, açıklayıcı ve yönlendirici bilgi panoları, toplanma ve bilgilendirme alanları ile etkinlik ve dinlenme alanları oluşturacağız. Anıtsal yapılar ile gezi güzergahlarını aydınlatarak antik kenti gece müzeciliği kapsamında da ziyarete açacağız. Öte yandan Aphrodisias müzemizde güçlendirme çalışmaları, teşhir- tanzim ve onarım uygulamalarını da gerçekleştireceğiz. Aphrodisias için hazırlanan bütün bu projeler, başlayan uygulamalar ve yoğun bir mesai ile kentin daha çok kişiye ulaşmasını sağlayacağız ve süreç için 1 milyar 750 milyon TL bütçe ayıracağız” diye konuştu.
Konuşmasının ardından alanda incelemelerde bulunan Bakan Ersoy, daha sonra kentten ayrıldı.
Nevra UÇKAÇ/ AYDIN,
]]>‘TÜRKİYE’nin fındık ambarı’ Karadeniz Bölgesi’nde, yaşlı fındık bahçeleri artıyor; gençlerin tarıma ilgisizliği işçi sorununa yol açıyor. ‘Z kuşağı’nın fındık bahçelerine inmediğini belirten Ulusal Fındık Konseyi (UFK) Yönetim Kurulu Üyesi Sebahattin Arslantürk, “Bahçelerin genel itibarıyla çok yaşlı olmasından dolayı verim, son derece düştü. Bir de miras hukukundan dolayı fındık bahçelerinde aşırı parçalanma olması, bahçeye ilgiyi azalttı” dedi.
Türkiye’de 741 bin hektarlık alanda üretimi gerçekleştirilen fındıkta, zirai don ve istilacı böcek tehditlerinin yanı sıra yaşlanan bahçelerde rekolte kayıplarının önüne geçilmesi için çalışmalar yapılıyor. Fındıkta verim ile kaliteyi artırma projeleri kapsamında sökülen ağaçların yerine yenileri dikiliyor, istilacı türlere karşı da biyolojik mücadele veriliyor. Fakat yenilenmesi gereken bahçelerin bakımsız kalması, fındıkta verimli üretim sürecine geçilmesini geciktiriyor. Dünya pazarının büyük kısmını elinde bulunduran, ‘Türkiye’nin fındık ambarı’ Karadeniz Bölgesi’nde, yaşlı fındık bahçeleri artıyor; gençlerin tarıma ilgisizliği işçi sorununa yol açıyor.
‘GENÇLERE BAHÇEYİ SEVDİRMEK LAZIM’
UFK Yönetim Kurulu Üyesi Sebahattin Arslantürk, “En büyük korkumuz, Z kuşağı dediğimiz gençlerin bahçeye inmeme ihtimaliydi; şu anda bunu yaşıyoruz. Arazi yapısının küçülmüş olması artık doğrudan geçimi sağlayamayacak düzeyde. Özellikle Trabzon bölgesinde son yılların en verimsiz fındık üretimi dönemini yaşıyoruz. Doğrudan gelirin elde edileceği yapı sağlanmadığı takdirde bu verim kaybı devam edecek. Bir de gençler artık rahat bir ortam arıyor, bahçeye inmemelerinde onun da etkisi var. Ama gençlere bahçeyi sevdirmek lazım, Avustralya’da, Yeni Zelanda’da bunun örnekleri var. Bu ülkelerde zengin kesim, üretici kesimi. Türkiye’nin de bir an önce arazilerini en verimli şekilde kullanabilecek altyapıyı oluşturması gerekiyor” diye konuştu.
‘GENÇLERE TEŞVİK VERİLSİN’ ÖNERİSİ
‘Z kuşağı’nın devlet marifetiyle teşvik edilmesi gerektiğini söyleyen Arslantürk, “Bahçelerin genel itibarıyla çok yaşlı olmasından dolayı verim, son derece düştü. Bir de miras hukukundan dolayı fındık bahçelerinde aşırı parçalanma olması, bahçeye ilgiyi azalttı. Devletin fındıkta bir an önce en az 40 dekarlık bir alanda üretim yapan bir yapıyı oluşturması lazım ki fındıktan doğrudan geçim sağlayan üreticileri de oluşturabilelim. Bu doğrultuda bir de ‘Z kuşağına’ ekstra bir teşvik vererek, onları da tarımla buluşturalım. Bunu yaparsak, hesaplarımıza göre yaklaşık 150 bin kişiyi istihdam etmiş oluruz. Fındıkta verimi artırarak, maliyetleri düşürüp, dünyadaki rekabet gücümüzü de yükseltmiş oluruz. Hedefimiz olan 5 milyar dolar ihracat gelirine de ulaşmış oluruz” dedi.
‘ZORUNLU SÖKÜMÜN GETİRİLMESİ LAZIM’
Yaşlanan fındık bahçelerinin sökülmesinin zorunlu olduğunu vurgulayan Arslantürk, “Çay tarımında yapıldığı gibi zorunlu sökümün getirilmesi lazım. Bunun miktarı yüzde 3 ya da 5 olur; ama yaşlı bahçelerin Orta ve Doğu Karadeniz bölgelerinde mutlaka yenilenmesi gerekiyor. Bu yenileme yapılırken de iklime daha uygun çeşitlerin tercih edilmesi lazım. Verim değerlendirmesi iyi yapılarak iklim değişikliğine daha kolay adapte olan türlerin belirlenmesi lazım” diye konuştu.
]]>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, 2024-2028 Stratejik Planı’nı yayınladı. Planda, 6 Şubat’ta meydana gelen ve 11 ili yıkıcı şekilde etkileyen depremlerden sonra yapılanlara ilişkin, “Bir yıl içerisinde 311 bin konutun tamamlanarak afetzedelere teslim edilmesi planlanmaktadır. 45 adet sanayi alanı için yer seçimine uygunluk verilmiştir” ifadeleri yer aldı. Ayrıca Orta Vadeli Program kapsamında İstanbul’da ‘Yarısı Bizden Kampanyası’ ile 200 bin adet bağımsız bölümümün dönüşümü hedeflendi. Söz konusu strateji planında Dünya Bankası, Japonya Uluslararası İşbirliği Ajansı (JICA) iş birliği ile 15 milyar 294 milyon ayrılan bütçe ile deprem bölgesine iki yılda 6 bin 500 kırsal konut yapılması da hedefler arasında yer aldı.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, 2024-2028 Stratejik Planı’nı yayınladı. Planda, 6 Şubat depremleri sonrasında yapılanlar şöyle sıralandı:
“DEPREMDEN ETKİLENEN İLLERDEKİ HASAR TESPİT ÇALIŞMALARINDA 6 MİLYON 618 BİN 166 BAĞIMSIZ BÖLÜMDEN OLUŞAN 2 MİLYON 381 BİN 981 BİNADA İNCELEME YAPILMIŞTIR”
“6 Şubat 2023 tarihinde Kahramanmaraş merkezli yaşanan depremlerde 18 ilimizde 14 milyon vatandaşımız etkilenmiştir. Bu depremler 11 ilimizde büyük yıkıma neden olmuş olup 50 binden fazla vatandaşımızın hayatını kaybetmesine neden olmuştur. Depremin ilk gününden itibaren Bakanlığımızın tüm birimleri büyük bir özveri ve seferberlik ruhu ile görev yapmıştır. Bu bağlamda, depremden etkilenen illerdeki hasar tespit çalışmalarında yaklaşık 9 bin 284 personel ile 6 milyon 618 bin 166 bağımsız bölümden oluşan 2 milyon 381 bin 981 binada inceleme yapılmıştır.
Hasar tespit çalışmaları kapsamında, 680 bini konut, 115 bini ticari, 55 bini de depo, ahır vb. olmak üzere toplam 850 bin bağımsız bölümün hasar gördüğü tespit edilmiştir. Yapılan hasar tespit çalışmalarına göre yıkılan binaların yüzde 96.7’sinin 1999 öncesi inşa edilen yapılar olduğu, 2002’de yapılan yönetmelikteki güncellemeler ve yapı denetim sistemindeki düzenlemeler çerçevesinde yıkılan binaların sadece yüzde 3.3’ünün 1999 sonrasında inşa edildiği belirlenmiştir.
“BİR YIL İÇERİSİNDE 311 BİN KONUTUN AFETZEDELERE TESLİM EDİLMESİ PLANLANMAKTADIR”
Deprem sonrasında şehirlerimizin tarihiyle, kültürüyle, demografisiyle, sanayisiyle, altyapısıyla bir bütün olarak yeniden ihyası ve inşası için çalışmalar devam etmektedir. Deprem bölgesinde oluşan hasarın giderilmesi amacıyla 680 bin konut, 170 bin ahır, iş yeri, depo inşa edilecektir. Bir yıl içerisinde 311 bin konutun tamamlanarak afetzedelere teslim edilmesi planlanmaktadır.
“45 ADET SANAYİ ALANI İÇİN YER SEÇİMİNE UYGUNLUK VERİLMİŞTİR”
Depremlerden etkilenen bölgelerde Bakanlığımızca yaklaşık 60 bin hektarlık alanda 106 adet İmar Planına Esas Mikrobölgeleme Etüt çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmalar ışığında 148 adet kesin ve geçici iskan alanı, 693 adet köy yerleşim yeri seçimi yapıldı. 45 adet sanayi alanı için yer seçimine uygunluk verilmiştir. Ayrıca, İller Bankası Genel Müdürlüğünce deprem bölgesinde şehir merkezlerinde oluşan altyapı hasarlarının giderilmesi ve rezerv konut bölgelerinde gerekli altyapının oluşturulması amacıyla 101 adet proje geliştirilmiş olup uygulama süreci devam etmektedir.
“BAKANLIĞIMIZA BAĞLI ‘KENTSEL DÖNÜŞÜM BAŞKANLIĞI’ KURULMUŞTUR”
Ülkemizin deprem gerçeği dikkate alındığında kentsel dönüşüm sürecinin önemi ve çalışmaların hızlandırılması gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Bu bağlamda gerek deprem bölgelerinde gerekse olası Marmara depremine hazırlık için kentsel dönüşüm sürecini hızlandırmak amacıyla Bakanlığımıza bağlı ‘Kentsel Dönüşüm Başkanlığı’ kurulmuştur. Kentsel Dönüşüm Başkanlığı altında, Kentsel Dönüşüm Genel Müdürlüğü, Marmara Kentsel Dönüşüm Genel Müdürlüğü, Taşınmaz ve Kaynak Geliştirme Genel Müdürlüğü olmak üzere 3 ayrı ana hizmet birimi kurulmuştur.”
OVP KAPSAMINDA İSTANBUL’DA ‘YARISI BİZDEN KAMPANYASI’ İLE 200 BİN ADET BAĞIMSIZ BÖLÜMÜMÜN DÖNÜŞÜMÜ HEDEFLENİYOR
Bakanlık, 2024-2026 Orta Vadeli Program kapsamında da Marmara Bölgesinde yaşanması olası depreme yönelik ‘Yarısı Bizden Kampanyası’ ile İstanbul’da afetlere karşı dirençsiz olan 200 bin adet bağımsız bölümün dönüşümünün hedeflendiği belirtildi.
DÜNYA BANKASI VE JAPONYA İLE İKİ YILDA 6 BİN 500 KIRSAL KONUT YAPILMASI HEDEFLENİYOR
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından yayınlanan 2024-2028 Stratejik Planı’nda, ‘Nitelikli planlama anlayışıyla özgün kimliği korunan, afetlere dirençli şehirler oluşturmak ve güvenli yapılaşmayı sağlamak’ başlığı kapsamında 6 Şubat depremlerinden sonra hasar gören kırsal konutların yeniden inşa edilmesinin hedeflendiği yer aldı.
Bu hedef çerçevesinde Yapı İşleri Genel Müdürlüğü’nün sorumluluğunda olan ve Dünya Bankası, Japonya Uluslararası İşbirliği Ajansı (JICA) ve İl Müdürlükleri’nin iş birliğiyle 15 milyar 294 milyon 500 bin ayrılan bütçe ile iki yılda kırsal konutların tamamlanması bekleniyor. Kahramanmaraş merkezli depremler kapsamında uluslararası finans kuruluşlarından sağlanan kredi ile yapılan kırsal konut sayısının 2024 yılında 2 bin 500, 2025 yılında ise 4 bin olması hedefleniyor.
JICA ile Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme Başkanlığı KOSGEB arasında deprem bölgesindeki işletmeleri desteklemek amacıyla geçen ay, kredi anlaşması yapılmıştı. Deprem bölgesindeki işletmelerin desteklenmesi için 20 milyar Japon yenlik (yaklaşık 4 milyar lira) kredi anlaşması imzalanmıştı.
“KALDIRIM YÖNETMELİĞİ HAZIRLANACAK”
Ayrıca, yine raporda 2024 yılı Cumhurbaşkanlığı Programı kapsamında yaya yolları ve kaldırım standartlarına ilişkin yönetmeliğin hazırlanacağını bildirildi. “Yaya trafiğinin kesintisiz hale getirilmesini gözetecek şekilde yaya yolları ve kaldırımlara ilişkin standartlar güncellenecek, kent merkezlerinde tarihi ve kültürel cazibe noktaları ile alışveriş bölgelerinde motorlu taşıtlardan arındırılmış yaya bölgeleri oluşturulmaya devam edilecektir” ifadelerine yer verildi.
]]>ELAZIĞ – Her yürüme bozukluğu ve idrar kaçırma olayının demans veya normal basınçlı hidrosefali (beyinde sıvı birikmesi) olmadığını belirten Op. Dr. Mehmet Koparan, “Bunların hepsinin içerisinde ayrıcı tanılarının çok net olarak yapılması gerekiyor. Tedavinin de ona göre planlanması gerekiyor” dedi.
Elazığ Medilines Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi uzmanı Op. Dr. Mehmet Koparan, demans, hidrosefali, alzheimer ve parkinson hakkında önemli bilgiler verdi.
Demansın nörolojiyi ilgilendiren bir olay olduğunu aktaran Op. Dr. Koparan, “Beyin cerrahisini ilgilendiren kısmı ise demans yapan nedenlerden bir tanesinin yüzde 20 bir oranda normal basınçlı hidrosefali tablosu ortaya çıkıyor. Vakanın serüvenine bakıldığı zaman yüzde 21.9’luk bir oran söz konusu. Beyne genel olarak bakıldığı zaman total vücut ağırlığının yaklaşık yüzde 2’si, kan akımının yüzde 15’ini ve oksijenin ise yaklaşık olarak yüzde 20’sini kullanıyor. Kuru ağırlığı 1400 gram. Fakat beyin günde 3 kez olmak üzere her seansta 150 cc ve toplam yarım litre kadar su üretimi söz konusudur. Bu sular ventrikül dediğimiz yapıların içerisinde toplanıyor. 3 tane ventriküler yapıdan geçiyor. Beyin içerisinde dolaşan bu su sayesinde 1400 gram olan ağırlık yaklaşık 50 gramlara kadar düşüyor. Eğer bu suyun yapımında artma veya emiliminde bir azalma gibi durum olursa beyinde su toplanma başlanıyor. Bu tablo özellikle çocuklarda çok daha belirgin oluyor. Fakat yaşlanmaya birlikte beyinde küçülmelerle ventiküler yapılarda genişlemeler ortaya çıkıyor” dedi.
Çocuklarda su toplamasının yüksek basınca neden olurken erişkinlerde böyle bir durum gözükmediğini dile getiren Koparan, “Çünkü beyin yapı olarak daha küçülmüş olduğu için çok belirgin fark edilmiyor. Bu hastalara alzheimer, demans veya Parkinson tanısı konuluyor. Bu hastalar demans tedavisi altına alınıyor. Halbuki bu hastanın normal basınçlı hidrosefali olduğu anlaşılsa uygulanacak bir şant ile su, karın içerisine verilebilecek. Böylece hastalar normal yaşantılarına dönebilirler. Normal basınçlı hidrosefali hastalarında genellikle ilk bulgu yürüme bozukluğu ile ortaya çıkıyor. Daha sonra demans tablosu ortaya çıkıyor. Diğer alzheimer ve Parkinson gibi hastalıklardan en önemli ayırıcı tanısı budur. Nörolojik olarak demansın önce çıkıp yürüme bozukluğu sonra çıkıyorsa biz bunlarda alzheimer ve Parkinson gurubu hastalıkları düşünürüz. Hastalığın ileri safhalarında idrar tutamama gibi şikayetler orta çıkıyor. Bunlar yaşlı hastalar olduğu için erkeklerde prostatla ve kadınlarda rahim sarkması gibi nedenlerle bağdaştırılıp ona yönelik işlemler yapılıyor. Halbuki bu hastalar normal basınçlı hidrosefalidir. Tedavi yaklaşımları da normal basınçlı hidrosefaliye göre yapılırsa tedaviden fayda görürler. Her yürüme bozukluğu, idrar kaçırma ve demans, normal basınçlı hidrosefali veya demans gurubu değildir. Bunların hepsinin içerisinde ayrıcı tanılarının çok net olarak yapılması gerekiyor. Tedavinin de ona göre planlanması gerekiyor” diye konuştu.
]]>Erdoğan Bayraktar’ın konuşmalarından satır başları;
“Çok Değerli Misafirler, Saygıdeğer Hanım Kardeşlerim, Kıymetli Beyefendiler, Basın camiasından kıymetli arkadaşlar, kıymetli dostlar. Sevgili Gençler. Her birinizi en içten duygularımla, samimiyetimle, sevgi ve saygı ile selamlıyorum. “Depremde Dünya, Türkiye, İstanbul ve Biz Neredeyiz” sempozyumuna Hoş geldiniz. Biliyoruz ki; Türkiye topraklarının yüzde 98’i aktif deprem kuşakları üzerinde yer alıyor, bunu biliyoruz.

Konunun uzmanları Saygıdeğer Prof. Dr. Sn. Şerif Barış ve Prof. Dr. Sn. Mustafa Erdik bu konu ile ilgili değerli bilgilerini bizlerle paylaştılar. Kendilerine huzurunuzda çok teşekkür ediyorum. Bende fikirlerimi ve düşüncelerimi ifade etmeye çalışacağım. Öncelikle Dünya’ya ve Türkiye’ye bakacağız. Bildiklerimizi tekrarlayarak hafızamızı canlandıracağız. Dünyamız bugün itibari ile alabildiğine bütünleşti. Ulaşım gelişti, iletişim arttı, diğer yandan şehirlerde yaşayan nüfus çoğaldı.
GELİŞMİŞ ÜLKELERDE CAN KAYBI DAHA AZ
Bu durum, genelde Küreselleşme diye tarif ediliyor. Biliyoruz ki; gelişmiş ülkeler, afetleri ve depremleri daha az can kaybı ile ve daha az hasarla atlatırken, geri kalmış ülkelerde felaketin boyutları daha büyük oluyor. Bu bakımdan gerek Dünya’ya gerekse Türkiye’ye şöyle bir bakalım: Dünyamızda yaklaşık 8 milyar insan yaşıyor. Bu nüfusun yaklaşık ¼’ü yani 2 Milyar’ı Müslüman. Yine Dünya’da yaklaşık 200 devlet var. Şehirleşme oranı % 57’lerde. Yani 8 milyarlık Dünya nüfusunun yaklaşık 5 Milyar’ı şehirlerde yaşıyor. Bu doğrultuda Dünya’ya kısaca bakalım; Nüfus bakımından Dünyadaki en büyük on ülke sırasıyla: Çin, Hindistan, ABD, Endonezya, Pakistan, Brezilya, Nijerya,Bangladeş, Rusya ve Meksika.

Yüzölçümü bakımından en büyük 10 ülke sırasıyla: Rusya, Kanada, Çin, ABD, Brezilya, Avustralya, Hindistan, Arjantin, Kazakistan ve Cezayir. Ekonomik büyüklük bakımından en büyük on ülke sırasıyla: ABD, Çin, Japonya, Almanya, Hindistan, Birleşik Krallık, Fransa, Rusya, İtalya ve Kanada.

Kişi Başı Gelirin en yüksek olduğu on ülke sırasıyla:
Lüksemburg 132.370 Dolar
İrlanda 114.580 Dolar
Norveç 101.100 Dolar
İsviçre 98.770 Dolar
Singapur 91.100 Dolar
Katar 83.890 Dolar
Amerika Birleşik Devletleri 80.030 Dolar
İzlanda 75.180 Dolar
Danimarka 68.830 Dolar
Avustralya 64.960 Dolar

Refah düzeyi bakımından en gelişmiş ülkeler:
Danimarka
Norveç,
İsveç,
Finlandiya,
İsviçre,
Hollanda,
Lüksemburg,
Yeni Zelanda,
Almanya
İzlanda.

Yine Dünyadaki birçok parametreyi dikkate alarak hazırlanmış marka şehirleri sıralayabiliriz;
Los Angeles
New York
Londra
Paris
Milano
Barselona
Rio De Janerio
San Francisco
Las Vegas
Dubai
İstanbul
Singapur
Chicago
Sidney
Berlin
Bu şehirlerin yanında; Parkları, bahçeleri, ulaşımı ve akıllı binaları ile yeni kurulan modern ve çevre dostu Şehirleri’de söylemek istiyorum. Bu şehirlerden bazıları;
Doha/ Katar
Navi Mumbai/ Hindistan
Iqaluit/ Kanada
Sidney/ Avustralya
Kuala Lumpur/ Malezya
Hong Kong/ Hong Kong
Seul/ Güney Kore
Sandopin/ Çin
Cancun/ Meksika
Bu tip örnek şehirleri arttırabileceğimiz gibi bu şehirlerden birçok dersler alabiliriz. Planlamalarından istifade edebiliriz.
Kıymetli Misafirler; nüfus büyüklüğü bakımından 4 ülkenin, yüz ölçümü büyüklüğü bakımından 2 ülkenin halkı Müslümanlardan oluşuyor. Gelişmiş ülke sıralamalarında Müslüman ülke yok. Diğer taraftan Birleşmiş Milletler’in Siyasal anlamdaki Yürütme organı olan Güvenlik Konseyinde 5 daimi üye var. Bunlar; ABD, Çin, İngiltere, Fransa ve Rusya; Bu ülkelerden her birinin Birleşmiş Milletler Konseyi tarafından alınan kararları Veto etme yetkisi var. Göstermelik olarak birde 10 geçici üye var; 2 yıllık süre için seçilirler. Bildiğiniz gibi 5 Daimi üye arasında Japonya ve Almanya yok. Müslüman hiçbir ülke yok. Böylesine oluşmuş ve bütünleşmiş bir Dünyada yaşıyoruz. Bu yaşadığımız Dünyada ekonomik varlığının %85’i %1 nüfusun elinde,
Yine biliyoruz ki 8 milyarlık dünya nüfusunun; %46’sı yoksulluk sınırının altında, %23’ü de yani 1,840 milyar insanda açlık sınırının altında yaşıyor. Çok Değerli misafirler; Yine bugün görüyoruz ibretle ve acı ile takip ediyoruz ki; Ne hak yere, İsrail Gazze’de katliam yapıyor, soykırım uyguluyor ve Dünya fiili olarak bir şey yapamıyor.
Değerli Misafirler;
Gelişmiş ülkeleri sıraladım. Bu ülkelerde; Kişi başı gelir 60.000 USD ve üzerinde Bizde ise TÜİK verilerine göre kişi başı gelir 9.661 USD düzeyinde. Cari açık 1 Trilyon civarında.
Bu güzel vatan, 1000 yılı aşkın süredir hafızası olan bu devlet, 1920 ruhuyla ve 1923 manifestosu ile kurulan Türkiye Cumhuriyeti bu fotoğrafı hak etmiyor.
Politika Faizi: %45
İHRACAT: 255 Milyar USD
İTHALAT:363 Milyar USD
Bu Vatan’ın yeri burası değil. Çok daha iyi durumda olmalıyız.
Kıymetli Misafirler;
Bunun için Depreme karşı dönüşümde başarılı olamıyoruz. Depremlerdeki can kayıplarını buralardan aramaya başlamak gerekir. Depremlerdeki ağır hasarları, eğitim sistemimizin zayıflığında aramaya başlamalıyız. Açık Öğretim Sistemi doğru mudur? Doğru mu yürüyor? Bilmiyorum. Mesleki ve Teknik Eğitim yeterli midir? Bilmiyorum. İmar Afları doğru muydu? Sorgulamak gerekir. Kıymetli misafirler, geldiniz şeref verdiniz; Şimdi Değerli Hocalarımız Şerif Bey ve Mustafa Bey ile bu sempozyumu niye yapıyoruz. Bilinç oluşturalım, diye, sorumluluğumuzu arttıralım, diye,
Denetimler çok daha ciddi ve titiz bir biçimde yapılabilsin diye, Bina yapma, Konut yapma ve yapılaşma konusunda bilincimiz artsın, diye, Kentsel Dönüşüm için duyarlılığımız artsın, diye, Bu toplantıyı Of- Hayrat Derneğinin organizasyonunda tertip ediyoruz. Çünkü; Bizler, Trabzonlular, Oflular ve Hayratlılar olarak ayrıca ve daha çok sorumluluğumuz var. Bizler ağırlıklı olarak inşaatçıyız. Bizim büyüklerimiz 1960’dan itibaren İstanbul’da çok inşaat yaptı, bizlerde yaptık, halen yapıyoruz.
Geçmişte; Deniz kumu ile midye kabukları ile yeterli mühendislik hizmeti almadan yaptık. Bu bakımdan Deprem ve Kentsel Dönüşüm; Türkiye’yi ve İstanbul’u ilgilendirdiği kadar Trabzonluları, Rizelileri ve Ofluları daha da yakından ilgilendiriyor.
DEPREM ÜLKEMİZİN GERÇEĞİ
Çok Değerli Misafirler;
Biliyoruz ki Deprem ülkemizin gerçeği; Özellikle 1999 Düzce ve Gölcük depremlerinden sonra epeyce müspet düzenlemeler yapıldı, adımlar atıldı. Aynı şekilde İlgililer, konunun uzmanları, Hocalar çokça anlattılar, anlatıyorlar, aydınlatmaya çalışıyorlar. Epeyce Kentsel Dönüşümde yapıldı.
Fakat bugün baktığımızda, yapılanların yeterli olmadığını görüyoruz. Diyorum ki artık Kentsel dönüşümü, anlatma zamanı geçti. Yani Konuşmak zamanı geçti. Risk alıp iş yapma zamanıdır. Kentsel dönüşüm acilen yapılması ve bitirilmesi gereken bir iştir. Aslında Türkiye’nin önünde duran; Kentsel Dönüşümden öteye, olası Depremlere karşı insanımızın canını kurtarmak vardır.
Kıymetli Misafirler,
Birazda meslek hayatımda neler yaptık, onları paylaşmak istiyorum. 1994 yılı sonunda İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştiraki KİPTAŞ’ı kurduğumuz günden 25 Aralık 2013 tarihine kadar kamuda görev yaptığım sırada; Çalışma arkadaşlarımla birlikte Vatan dedik, Bayrak dedik, Üretim dedik; Devlet terbiyesi içinde ve özel sektör dinamizmi ile bir çalışma gayreti gösterdik.
Bilimin ve yasaların dediklerini, Amirlerin söylediklerinden daha önde tutmaya çalıştık. Gerek KİPTAŞ’ta gerek TOKİ’de ve Emlak Konut’ta ve gerekse Bakanlıkta yaptığımız Konutlar ve Kamu binaları hem 1999 depremlerinde ve hem de 6 Şubat 2023 Elbistan ve Pazarcık depremlerinde iyi bir sınav verdi.
Öncelikle, Cenabı Allah’a binlerce şükürler olsun. Aynı şekilde şunu da söylemeliyim; Geri kalmış bir ülkede, Siyası ve politik mengenelere, engellemelere rağmen Bilimsel düzen oluşturmak çok zordur. İnşaat mühendisliği sistemini işletmek kolay değildir. Sıkı denetim yapmak kolay değildir.
Evet; 1999 depremlerinde ve daha sonraki depremlerde KİPTAŞ, TOKİ ve Bakanlık sürecinde yaptığımız Konutlar yıkılmadı. Çok Değerli Misafirler, Sevgili ve Saygılı Hemşehrilerim, Kardeşlerim. Çalışmalarımızdan çok kısa bahsetmek istiyorum.
Henüz mühendislik okulunu bitirmeden 1973 yılında; Vatan Caddesi Ordu evi arkası Arpaemini yokuşunda inşaatçılığa başladım. 22 yıl özel sektörde Müteahhitlik ve Mühendislik yaptım. Sonra 1995 yılı başında İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştiraki KİPTAŞ’ı kurduk.
“KİPTAŞ, -Ankara Büyükşehir Belediyesi Kuruluşu Metropol A.Ş.- TOKİ – Emlak Konut ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı” olmak üzere 2013 yılı sonuna kadar 5 değişik Devlet Kuruluşunda 18 yıl görev yaptım. Şimdi ise 10 yıldır işime bakıyorum.
Değerli misafirler önemli olduğunu düşündüğüm bazı noktaları da sizlerle paylaşmak istiyorum.
TOKİ’de çalışırken Türkiye’nin ve Dünyanın Konut ve Yerleşmeler yapısını incelemeye çalıştık.Ülkemizde gördük ki; özellikle Büyükşehirlere doğru bir göç dalgası var, ve gördük ki; Barınmaya ihtiyacı olan insanlarımızın ev alacak parası yok. Aynı şekilde Devlette de yeterli kaynak yok. Bu bakımdan; Alt gelir grubu ve yoksullara yönelik konut yapabilmek için Kaynak Geliştirme projeleri planlayarak kendi kaynağımızı ürettik.
Çalışmalarımızla şehirlerimizi; Çarpık yapılardan, Plan dışı kaçak yapılardan Depreme dayanıksız yapılardan, arındırmaya çalıştık.
Böylece; Alt gelir grubu ve yoksul vatandaşlarımızın ev sahibi olmalarına, Gecekondu ve kaçak yapılaşmaya yönelme imajının kırılmasına, sektörün disipline edilmesine ve fiyatların düşmesine, ekonomik gelişmeye ve istihdamın artmasına, hastaneler, okullar, sevgi evleri, karakollar gibi kamu binalarının hızlı bir şekilde yapılmasına,
Vatandaşlarımızın devlete güveninin artmasına odaklandık. Bu şekilde, planlı, fiziki altyapılı, konut projelerimizle yaşam standardının yükselmesine, aidiyet duygusunun artmasına ve sosyal gelişmeye, azami dikkat gösterdik. 81 ilimizin tamamında ve 800’ün üzerindeki ilçemizde ve hatta köylerimizde oluşturduğumuz projelerle sektöre öncü ve örnek olduk.
Modern hayatın gerektirdiği sosyal donatılar, okullar, sağlık ocakları, dini tesisler, yeşil alanlar, ulaşım sistemleri ve fiziksel alt yapılarla bezenmiş yerleşim alanları oluşturduk.
2003 yılı başından itibaren yaptığımız çalışmaların getirdiği tecrübe ve sorumlulukla 2011 yılında, İstanbul’da Uluslararası Konut Kurultayı yaptık. Bu kurultayda;
Dünyadaki ve Ülkemizdeki gecekondulaşmayı, kaçak yapılaşmayı ve deprem risklerini vurgulamaya çalıştık ve de kentsel dönüşümü masaya yatırdık. Dünyanın çeşitli ülkelerinden Konunun uzmanları Kurultayımıza iştirak ettiler, yapılan konuşmalar ve yapılan panellerle Kentsel Dönüşüm masaya yatırıldı. TOKİ’nin yaptığı çalışmaların birçok ülke tarafından örnek alındığı vurgulandı.
Yapmış olduğumuz Büyük Konut Kurultayından sonraki çalışma ve gayretlerle 2011 yılı Haziran ayında Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nı kurduk. Bende Kurucu Bakan oldum.
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın kurulmasıyla; siyasi irade netleşti, şehirlerde ve şehircilikte motivasyon arttı, büyük bir beklenti oluştu.
780.000 km2 ülke coğrafyasının tamamının kadastrosunu tamamlamaya çalıştık. Coğrafi bilgi sistemlerini geliştirerek; ülke çapında daha sağlıklı Mekansal Bölge Planlarını bitirmeye çalıştık. Ülke nüfusunun ülke coğrafyasına dengeli bir biçimde yayılması için planlama yaptık.
Özellikle Büyükşehirlerimizi, çevresindeki il ve ilçelerle birlikte planlayarak desantralize etmek istedik. 2011 yılındaki VAN depreminde büyük gayret gösterdik. Depremden sonra 6306 Sayılı “Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkındaki Kanunu” çıkardık.
Bu kanunun en temel gayesi ve hedefi; insanımızın canını korumaktır. Aynı şekilde bu kanunla; Afet Riski alanların dönüşümü, Mevcut yapı stoğunun iyileştirilmesi, yenileme alanlarında yapılan kentsel tasarımlarla altyapı ile ulaşım sistemlerinin ve sosyal donatıların geliştirilmesi,
Yeni yapıların yalıtımı tam, enerji tasarrufu sağlayan, yenilenebilir enerjileri kullanan ve çevre dostu yapılar olmasının sağlanması, yerel malzemelerin kullanımının yaygınlaştırılması sonucu üretim sektörünün geliştirerek, yeni iş olanaklarının oluşturulması ve afete duyarlı yerleşmeler elde edilmesi, hedeflenmiştir.
Programlamış olduğumuz kentsel dönüşüm projesinin ana ekseni, riskli binaların dönüştürülmesidir.
İnsanımızın canını korumaya yönelik bir projedir. İnsanımızın hayat hakkını, yaşama hakkını öne alan bir projedir. Aynı zamanda enerji tasarrufuna yönelik bir projedir. Çevreye duyarlı, yerleşimler oluşturmaya yönelik bir projedir.
Kentsel Dönüşüm; sadece eskiyen evleri, kaçak evleri, salaş evleri, afet riski taşıyan evleri yenilemek değildir. Aynı zamanda; gelişen, değişen dünyanın gerektirdiği konfora sahip evleri de üretmektir.
İnsanımızın hayat kalitesini arttırmaya yönelik bir projedir. Böylece Kentsel Dönüşümle; salaş yapılardan, kaçak yapılardan, afet riski taşıyan binalardan kurtulmak, amaçlanmıştır.
Çok Değerli Misafirler;
Deprem olacağını biliyoruz.
Esas itibariyle bizim yapmakta olduğumuz depremlerden sonra yara sarmak olmamalı.
İstiyoruz ki; Deprem olduğu zaman yıkacak bina bulamasın.
Deprem olduğu zaman yıkacağı bina bulursa, içinde insan olmasın. Derdimiz bu esas gayemiz bu, Can kaybı olmasın.
Biz buraya odaklanmalıyız, zannediyorum hala daha hedefi şaşırıyoruz. Gereğini, gerektiği kadar yapamıyoruz.
Depremi çokça anlatıyoruz, Kıymetli Hocalarımız Deprem Fay Hatlarını, Depremlerin olası şiddetlerini anlatıyorlar. Bana göre esas işimiz Ülkemizi; Depremlerde yıkılma riski taşıyan binalardan kurtarmak olmalıdır.
Bu doğrultudaki bilincimizi sorumluluğumuzu arttırmalıyız.
Kıymetli Arkadaşlar;
Tabi ki Kentsel Dönüşümü; Halka rağmen başarmak çok zordur. Ama Devlete rağmen de başarılamaz. Kentsel Dönüşümde ancak devlet-millet kaynaşması ve bütünleşmesi ile başarı yakalanır. Konu, devlet ve yerel yönetimlerin el birliğinin yanı sıra; halkın katılımı, sivil toplum kuruluşları ve ilgili tüm aktörlerin desteği ile olur.
Sektördeki tüm paydaşların, şehir plancılarından, mimarlardan, inşaat mühendislerine, harita, Jeoloji, Jeofizik mühendisleri, siyaset bilimci ve sosyologlarına kadar tüm disiplinlerin bu işe gönül vermesi, destek olması gerekmektedir.
Bugün görüyoruz; Kentsel Dönüşüm Kanunu’ndan istifade ile lüks konut yapılıyor.
Bizler ne yaparsak yapalım olası depremleri engelleyemeyiz.
Bu durumda bizim meselemiz;
Depreme dayanıklı binalar yapmak,
Depremlerde yıkılma riski olan binaları önceden planlı bir şekilde yıkmak, yenilemek olmalıdır.
Kentsel Dönüşüme engel olmak isteyenlere söylüyorum ki;
Evet;
Yerinde Dönüşüm esastır.
Anlaşma sağlanarak, rıza-i dönüşüm esastır.
Vatandaşımıza Devletimizin gerekli desteği vermesi ile hak sahiplerinin kendi dönüşümlerini yapması esastır.
Bunlar Doğru…
Fakat en temel olan husus daha önemli olan mesele, deprem olduğunda yıkılma riski olan binalarda insan olmamasıdır.
Esas olan canlar yok olmasın. Esas olan depremlerde insanlarımız ölmesin.
Çok yakın geçmişte, 1999 da olan Gölcük ve Düzce Depremleri, 2011 de olan Van Depremi,
6 Şubat 2023’te olan Pazarcık ve Elbistan Depremleri
Bu depremlere karşın; Japonya’da 1 Ocak 2024’te oldu ve bu depremde 161 kişi öldü. 7,6 şiddetindeki olan bu deprem bize gerekli dersi, yeterli mesajı vermelidir.
Kıymetli Arkadaşlar;
Görüyoruz ki; Refah seviyesi yüksek ve vatandaşlarına iyi eğitim vermiş Ülkeler Afete karşı daha duyarlı ve daha tedbirli.
Geçtiğimiz günlerde;
– 20.01.2024 – Gürün/Sivas – 4.4 Şiddeti
– 23.01.2024 -Kumluca/Antalya – 4.1 Şiddeti
– 25.01.2024 – Yeşilyurt/ Malatya – 5.3 Şiddeti
– 26.01.2024– Değirmenciuşağı/Adana- 4.3 Şiddeti
– 27.01.2024-KuşadasıKörfezi/EgeDenizi-5.1 Şiddeti
4 Şiddeti ve üzeri 5 tane deprem oldu. Yani Ülkemiz beşik gibi sallanıyor.
Acilen işe koyulma zamanı; hemen şimdi hem de Yapı Denetim Sistemini müşavirlik bazında ve bilimsel kaide üzerine oturtarak, dikkatle ve ciddiyetle çalışmaya başlamalıyız.
Kentsel Dönüşüm; çağdaş şehirlerin oluşturulmasını, çevre dostu, enerji verimliliği olan, yeşil binaların üretilmesini, doğal kaynakların korunmasını, yoksulluğun azaltılmasını, iş potansiyellerinin artırılarak ekonominin canlandırılmasını ve işsizliğin azaltılmasını, hepsinden daha önemlisi de can ve mal emniyetinin temin edilmesinin hedeflendiği bir Projedir.
Ezcümle;
Depremler vardır.
Kentsel Dönüşüm Ülkemizin gerçeğidir.
Kentsel Dönüşüm Ülkemizin geleceğidir.
Kentsel Dönüşüm Ülkemiz için kaçınılmazdır.
Kentsel Dönüşüm Ülkemizi kalkındıracak Projedir.
Sözlerimi bitirdim. Son söz olarak buradaki genç inşaatçılara ve gençlere; Bildikleri birkaç hususu tekrar hatırlatmak istiyorum.
Kıymetli misafirler, bugün Dünya’yı taşıyan, geliştiren, ekonomi ve refah oluşturan süreçlere baktığımızda en öne çıkan sektörler;
ENERJİ (yenilebilir Enerji)
EĞİTİM; Mesleki ve Teknik Eğitim (Çalışmayı seven, eli iş tutan, matematik ve yabancı dil bilen gençler yetiştirmek)
İLERİ TEKNOLOJİ; Bilişim, yazılım, AR-GE, İnovasyon, Robotik Zeka, Uzay Bilimleri, Uçak Sanayisi ve Silah Sanayisi
TARIM VE HAYVANCILIK (Gıda Üretimi)
İLAÇ SANAYİ VE VİTAMİN SANAYİ
Haberleşme, İletişim ve Ulaşım olarak söyleyebiliriz.
Yine belirtmek istiyorum;
Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısı sonucu Ukrayna’da çok büyük bir Kentsel Dönüşüm ve inşaat faaliyet alanı ve ihtiyacı doğacak;
Bize yakın ve çalışma ortamları iyi olacak gibi gözüküyor. Duyarsız kalmayalım.
Yine ifade ediyorum;
Bilgili, Ahlaklı, Eğitimli, Çalışkan, Dürüst, Sabırlı ve Cesur insandan istifade edilir. Bu tip insanlarla arkadaş olalım, ekip olalım.
Değerli Kardeşlerim,
Tecrübelerim bana öğretti ki;
Başkalarını haklarına saygılı olan,
İkna Kabiliyeti Yüksek,
Güzel Konuşma yapabilenler, ve
İyi sunum yapabilenler daha çok başarıyorlar.
Hepinize tekrar sevgilerimi ve saygılarımı sunuyorum.
Allah’a Emanet Olunuz.
]]>KAHRAMANMARAŞ’ta depremde 2 bloku yıkılarak 115 kişinin öldüğü, 7 kişinin de yaralandığı Penta Park Sitesi’yle ilgili yürütülen soruşturma tamamlandı. Hazırlanan iddianamede 2’si tutuklu 3 kişinin ‘Bilinçli taksirle ölüme ve yaralamaya neden olma’ suçundan 22,5’ar yıla kadar hapsi istendi.
Şehit Abdullah Çavuş Mahallesi’ndeki 3 bloklu Penta Park Sitesi’nin 2 bloku 6 Şubat’ta meydana gelen depremin ilk saniyelerinde yıkıldı. Şehrin en prestijli konutları arasında gösterilen sitenin 1’inci blokunda 65, 2’nci blokunda da 50 kişi olmak üzere toplam 115 kişi yaşamını yitirdi. 7 kişinin de yaralandığı blokların yıkılmasıyla ilgili başlatılan soruşturmada siteyi inşa eden şirketin yetkilileri Mesut Başkır (77), kardeşi Metin Başkır (61) ile Statik Proje müellifi Özcan Çakmak (60) gözaltına alındı. Sorgularında suçlamaları kabul etmeyen şüphelilerden Mesut Başkır ile Özcan Çakmak tutuklanırken, Metin Başkır serbest bırakıldı.
‘KOLONLAR TIRAŞLANARAK KABLO ÇEKİLDİ’
Soruşturmada ölenlerin yakınları ve sağ kurtulanların da ifadelerine başvuruldu. İfadesi alınanlardan bina görevlisinin oğlu Bekir Demir, 3’üncü blokun zemin katındaki bankada tadilat işlemi yapıldığını belirterek, “Binanın altında bulunan banka şubesi olarak kullanılmadan önce tadilat yaptı. Banka, kolonlarda tıraşlama yaparak kablo tesisatı çekti” dedi.
Soruşturmayı yürüten savcı, binalarla ilgili tüm proje, belge, fotoğraf ve videoları nihai rapor için Karadeniz Teknik Üniversitesi’ne (KTÜ) gönderdi. İncelemelerini tamamlayan KTÜ Mühendislik Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümü’nden 7 kişilik bilirkişi, 50 sayfalık bir rapor hazırladı. Raporda; bankanın bodrum kat ile zemin kat bağlantısını sağlayan merdivenin yerinin değiştirildiği, yeni merdivenin galeri boşluğuna konumlandırıldığından döşemede herhangi bir yıkım yapılmadığının tespit edildiği belirtilerek şöyle denildi:
“Soruşturma dosyası üzerinden yapılan inceleme, değerlendirme ve elde edilen bulgular neticesinde, söz konusu binada projelendirme, yapım ve iş bitimi aşamalarında Afet Bölgelerinde Yapılacak Yapılar Hakkında Yönetmelik ve İmar Kanunu esaslarına yeterince uyulmadığı görülmüştür. Deprem nedeniyle yıkılan binanın projelendirme, yapım ve iş bitimi aşamalarındaki mevcut durumuna göre yapım sorumlusu müteahhit, teknik uygulama sorumlusu/fenni mesul, statik proje müellifi, Ziraat Bankası’nda yapılan izinsiz veya projesiz tadilatlardan sorumlu kişiler asli kusurlu, belediyenin ilgili birimindeki yapı ruhsatlarında proje kontrollerinden sorumlu kişiler ile belediyenin yapı kontrol birimi tali kusurludur.”
‘GEREKLİ DİKKAT VE ÖZENİ GÖSTERMEDİLER”
Soruşturma sonunda savcı, şüpheliler Mesut Başkır, Metin Başkır ve Özcan Çakmak hakkında ‘Bilinçli taksirle ölüme ve yaralamaya neden olma’ suçundan 22,.5’ar yıla kadar hapisle cezalandırılmaları için iddianame düzenledi. İddianamede; Kahramanmaraş’ın 1’inci derecede deprem kuşağında olduğunun herkes tarafından bilinebilir durum olduğunu, şüphelilerin üstlendikleri görev nedeniyle bunu bilmemelerinin mümkün olmadığı belirtilerek, “Şüphelilerin kanuna, yönetmeliğe ve projelere uygun olarak yapılmayan, gerekli dayanıklı malzeme ile inşa edilmeyen, teknik özenin gösterilmediği binaların deprem sırasında yıkılabileceğini öngörmelerinin gerektiği, bunu öngörmelerine rağmen gerekli dikkat ve özeni göstermemek suretiyle binanın yapımında kendisine kusur olarak atfedilebilecek işlemleri gerçekleştirdikleri, bu haliyle şüphelilerin bilinçli taksirle hareket ettiklerinin kabulünün gerektiği” denildi.
EK RAPOR İSTENDİ
İddianamede; merdiven yerinin değiştirilmesi sebebiyle bilirkişi raporunda asli kusurlu bulunan zemin kattaki bankadaki tadilat işlemlerinden sorumlu olan kişiler ile tali kusurlu olan belediye görevlilerin dosyalarının ayrıldığı, ayrıca zemin katta bulunan kasaların ağırlıklarının binanın statiğini bozup bozmadığı, taşıyıcı sisteme yakın olarak konumlandırılmış olması nedeniyle binanın deprem esnasında salınımını engelleyip engellemediği yönünde bilirkişi raporunda bir değerlendirme yapılmadığından dolayı kasaların ağırlıkları ile konumlarının ilgili bankalardan alınarak ek bilirkişi raporu için bilirkişi heyetine gönderildiği belirtildi.
Savcılık tevzi bürosuna gönderilen 13 sayfalık iddianamenin kabul edilmesinin ardından sanıkların yargılanmasına başlanacak.
]]>Başkan Faruk Özlü, 5 yıllık başkanlık sürecinde Düzce’de hangi yönlerde değişim yaşandığı ve değişimin kararlı şekilde sürmesi amacıyla hazırlanan projeler hakkında konuştu. Başkan Özlü, Düzce’nin her konudaki eksiklerini kendisine sorumluluk bildiğini ifade ederek; “Bu şehrin ne eksiği varsa bizim problemimizdir. Yer tahsis ediyoruz, takaslar yapıyoruz, uğraşıyoruz. Ben belediyenin yerlerini verdim hastaneye yer bulmak için. Büyük bir hastane inşa edeceğiz. Şu anda Devlet Hastanesi’nin önünde bulunan fidanlık arazisini Orman Bakanlığı’ndan aldık, Sağlık Bakanlığı’na tahsis ettik. Şu anda Sağlık Bakanlığı orada etütler yapıyor. Normalde 65 bin m2 inşaat izni var. Bunu 120 bin m2’ye çıkartmaya çalışıyoruz. Deprem izolatörleri olan, 5-6 katlı hastane binasını oraya inşa edeceğiz. Düzce Devlet Hastanesi’nin statüsünü, Düzce Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne dönüştüreceğiz. Bu demektir ki daha fazla profesör, daha fazla doçent ve daha fazla doktor Düzce’ye gelecek. Mevcut hastanemiz yaklaşık 365 yatak kapasitelidir. Yeni hastane binası ile birlikte ilave 800 yatak gelecek. Yani bin 100 yataklı bir hastane olacak. Adeta bir sağlık kampüsü olacak” dedi.
8 Milyarlık alt yapı Düzce’ye geliyor
Düzce’de ömrünü tamamlayan alt yapı sistemlerini tamamen yenileyeceğini her fırsatta dile getiren Faruk Özlü DSİ’nin 2024 ve sonrası için Düzce’ye 8 Milyar TL bütçe ayırdığını söyleyerek şöyle konuştu: “Belediye başkanlığının çok daha kolay yol ve yöntemleri var. Ben zor olanı seçtim. Bu şehrin içme suyu altyapısının tamamının değiştirilmesini hiç kimse göze alamaz. Çünkü sıkıntılı bir iştir. 1-2 sene vatandaş sıkıntı çeker, rahatsız olur. Bütün bunları göze aldık. Ama bunları yaptığımız zaman önümüzdeki 50 yıl Düzce’nin hiçbir içme suyu sıkıntısı olmayacak. Bir arıtma tesisi kuruyoruz. 130 bin m3/gün arıtma kapasitesi var. Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü ile yaptığımız görüşmeler sonucunda bu yıl dahil önümüzdeki dönemde Düzce’ye yapılacak olan yatırımların miktarı 8 milyar TL’dir. Bu yatırımların içinde Düzce’nin arıtma tesisleri, 2 tane regülatör, Asar deresinin başlangıcında taşkından korunmak için bir baraj göleti yapılması var. Biliyorsunuz Asar deresi zaman zaman taşıyor. Ama Doğanlı tarafına bir baraj, bir gölet inşa ediyoruz. Çok yağmur yağdığında suyu tutacak, biriktirecek, kontrollü bir şekilde suyu bırakacak.”
Mobilya kent
Düzce’nin üretim kapasitesine en büyük katma değeri sağlayacak projenin “Mobilya Kent Düzce” olduğunu söyleyen Özlü “Düzce’ye bir mobilya kent kurmak üzere satın aldığımız 300 dönüm arazinin tapusunu aldık. Düzce Belediyesi tarihinde gerçekleştirilmiş en büyük arsa alım işidir. Düzce Belediyesi tarihinde bir defa 70 dönüm bir arazi alınmış, sonra satılmış. Milli Emlak’tan aldığımız arazi çok kıymetli. TEM Otoyolu’nun kenarında. Düzce, İnegöl, Kayseri, İstanbul gibi mobilya kenti olacak. Mobilyada çok ciddi bir katma değer var. 1 ton kütük bin dolar ise, 1 ton kütükten yaptığınız mobilya 10 bin dolar. Diyeceksiniz ki; bu belediyenin işi mi. Bu şehrin bütün sorunları bizi ilgilendiriyor. Bu şehrin gelişmesi, kalkınması, büyümesi, insanının rahatlığı için, ekonomisi, kültürü, sosyal gelişmesi için yapılacak bütün faaliyetler belediyeyi ilgilendiriyor. Biz bu faaliyetleri gerçekleştirmeye kararlıyız” dedi.
“Eğitim de bizim için sorumluluktur”
Düzce’yi her alanda kalkındırmak amacıyla kurumlar ve şahıslar arası iş birliği halinde yatırımların önünü açmaya devam edeceğini aktaran Başkan Özlü, okul yatırımları ve ikili eğitimin sona erdirilmesi konusunda konuşarak “Düzce’nin ihtiyacı olan her konuda çalışıyoruz. Okullar yapıyoruz. Okul yapmak belediyenin işi mi, hayır ama Düzce’de ikili eğitim sistemi bir problemdir. 2 tane büyük okul yaptık. Birisi 48 sınıflı Kasım Aktaş Ortaokulu, diğeri Azmimilli İlkokulu. 1999 depremi olduğu günden beri Azmimilli İlkokulu öğrencileri baraka tipi okulda eğitim görüyorlardı. 24 sınıflı muhteşem bir okul yaptık. Hatta arsasının bir kısmını biz belediye olarak satın aldık, kamulaştırdık. Para ödedik, oraya okul yaptık. Kasım Aktaş beye rica ettik, yarısını o karşıladı, yarısını devlet karşıladı. Düzce’nin en büyük ortaokulunu yine biz yaptık” ifadelerinde bulundu. – DÜZCE
]]>Kurum, CNN Türk’te katıldığı “Yerel Seçim Özel” programında gazeteciler Ahmet Hakan ve Fulya Öztürk’ün sorularını yanıtladı.
Seçim çalışmaları sırasında sokaktan aldığı tepkilerin sorulması üzerine Kurum, 16 gündür on binlerce İstanbulluyla bir araya geldiğini, hiçbir olumsuz tepki almadığını, herkesle kucaklaştığını söyledi.
Kurum, sokaktan aldıkları tepkiyi mayıs seçimlerinde de gördüklerini belirterek “Mayıs seçimlerinin daha da üzerinde bir motivasyon var ve gerçekten kırılmışlar. Yani 5 sene yok sayılmaktan, çile çekmekten, endişe içerisinde yaşamaktan yorulmuşlar, büyük bir motivasyonla 31 Mart’a hazırlanıyorlar. Bunu da gittiğimiz her yerde coşkuyla görüyoruz. Belki dertleri, sıkıntıları da var ama emin olun onları unutup, ‘Biz 31 Mart’ta artık liyakatli, becerikli, İstanbul’la ilgilenen bir yönetimi istiyoruz’ diye bu beklentiyi İstanbullu kardeşlerimizde net bir şekilde görüyoruz.” diye konuştu.
“Sadece İstanbul’a odaklanacağız”
Kurum, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun “Türkiye Yüzyılı İstanbul Vizyonu Toplantısı”na yönelik eleştirilerinin hatırlatılması üzerine, şöyle konuştu:
“İstanbulluların gündeminde olmayan konularla ilgilenmeyeceğiz, polemiklerin içerisinde olmayacağız ve bu tutumu bu kampanya sürecinde, bundan sonra hep sergileyeceğiz. Başkanlık sürecinde de sadece İstanbul’a odaklanacağız. Kampanyamızın ismi ‘Şimdi İstanbul sadece İstanbul’. Neden şimdi İstanbul? 25 yıllık birikimimizi, tecrübemizi, yaptığımız işleri ve liyakatli ekibimizle birlikte ‘Şimdi İstanbul’ diyoruz, ‘Sadece İstanbul’a odaklanacağız’ diyoruz ve ‘Gündemimiz sadece İstanbul olacak’ diyoruz. Yarı zamanlı belediyecilik yapan, boş zamanlarında belediyeye uğrayan bir yönetimden açıkçası bizi takdir etmesini beklemiyoruz. Bizi milletimiz takdir edecektir. 31 Mart akşamı sabretsinler, milletimiz sandıkta gereken cevabı verecektir.”
Kampanya sürecinde İmamoğlu ile arasında bir atışma görülüp görülmeyeceğinin sorulması üzerine Kurum, “İstanbulluların beklediği, sorunlara çözüm önerisiyle birlikte sahip çıkmak. İstanbullu bunu bekliyor. İstanbullular, ‘O orada onu demiş, bahaneler arkasına sığınmış, reklam yapmış, algı yapmış’ bunun peşinde değil ki. İstanbullular, ‘Metroyla ne kadar kısa zamanda işime giderim, işimden evime dönerim, mutlu bir hayat yaşarım’ bunu düşünüyor. İstanbullular, ‘Bu deprem riski altındaki İstanbul’u bir an önce kim kurtarır?’, gençler ‘Bize gelecekle ilgili İstanbul’da o altyapıyı kim daha hızlı hazırlar?’ bununla ilgileniyor, başka gündemleri yok ki.” ifadelerini kullandı.
Kurum, ulaşıma dair vaatlerinin imkansız olduğu eleştirilerinin aktarılması üzerine, 2019’da trafik ortalama hızının saatte 60 kilometre olduğunu, bunun 2023’te saatte 42 kilometreye düştüğünü ve yine 2019’da trafikte geçen ortalama süre 45 dakika iken 2023’te 64 dakikaya yükseldiğini, bunların vadedilen yatırımların yapılmamasından kaynaklandığını söyledi.
Sosyal medyadan gelen ulaşım ağı taleplerinin kendisine iletilmesi üzerine Kurum, projelerini ihtiyaç önceliğine göre sıraladıklarını belirterek, “İstanbul’un her yerinde işte bu çileyi görüyorsunuz. ‘Metrobüs de gelsin, otobüs de gelsin.’ Otobüs gönderilemez bir durumla karşı karşıyayız. ya otobüs bari gönder. Toplu ulaşımın otobüsünü göndermekte ne var? Yol var. Bir tane otobüs alacaksın, oraya bir hat koyacaksın. Maalesef böyle bir çile var. Biz şimdi 328’den 650’ye çıkaracak ve en acil, en öncelikli, en verimli hatlarımızın hepsini bu 5 yılda yapıp İstanbulluları rahatlatacağız.” dedi.
“Biz söz verdiysek sözünü tutan insanlar olduk”
Ahmet Hakan’ın, vaatleriyle ilgili olarak “Biz hesap soracak mıyız bu 650’yi yaptın, yapamadın?” sorusu üzerine Kurum, şunları kaydetti:
“Soracaksınız. Şunu da iddia ediyorum, bu taahhüt ettiğim işleri yapamazsam bir daha İBB başkanlığına aday olmak da istemiyorum. Bugüne kadar verdiği sözleri tutan bir kişiyim. Elazığ’da, Malatya’da, Bartın’da, Rize’de, Giresun’da milletimize bir söz verdik. Sellerde, depremlerde, yangınlarda sözümüzü tuttuk. Gittik en son 6 Şubat’ta 11 ilimizde 50 bin canımızı, kardeşimizi yitirdiğimiz depremde depremzede kardeşlerimize söz verdik. ve 3 ayda – dünyada eşi benzeri yok – Sayın Cumhurbaşkanı’mızın liderliğinde topyekun bir çalışma anlayışıyla 3 ayda 180 bin konutun inşasına başladık. Biz söz verdiysek sözünü tutan insanlar olduk. Hep milletimizin o zor gününde yanında olduk.”
Kurum, İstanbul’un nüfusuna yönelik bir çalışmaları olup olmadığının sorulması üzerine, “İstanbul’un 16 milyon nüfusunun aslında büyümesini istemiyoruz. Yerleşik olarak nüfusun artmasını istemiyoruz. İstanbul’u bir bütün halinde değerlendirmemiz gerekir. Hatta Marmara bütününde bu konuyu ele alacağız. İstanbul’un nüfusu sabit kalsın istiyoruz. Ama bu sabit kalırken de İstanbul’a gelen turist sayısı işte 18 milyon bu yıl daha fazla gelsin, rahat etsinler, esnafımız daha çok kazansın, buradaki hareketlilik daha fazla olsun istiyoruz.” dedi.
Murat Kurum, İstanbul’u turizmin, yüksek teknolojinin, ekonominin, eğitimin merkezi haline getirirken kentten memleketine dönmek isteyen büyükler var ise onları da teşvik edecek projeler üreteceklerini bildirdi.
250 binlik araç otoparklarının yerlerinin belli olup olmadığına ilişkin soruya karşılık Kurum, yerlerinin belli olduğunu ifade ederek, “39 ilçenin, 964 mahallenin tek tek oradaki arkadaşlarımızla görüşülmüş, tespitler yapılmış, saha analizi yapılmış. 23 bin kişiyle sahada araştırma yapılmış ve tek tek bu araştırmaların neticesiyle hazırlanmış projelerdir bunlar.” dedi.
“Metrobüs niye arıza yapıyor”
Kurum, her yıl 100 metrobüs, 250 yeni otobüsü hizmete alacaklarını kaydederek, “Metrobüs hattında yaklaşık 800 bin yolcu her gün hizmet alıyor. Biz daha az araçla 2019’da daha iyi hizmeti İstanbullulara sunuyorduk. Demek ki yönetim anlayışında bir sorun var. Metrobüs niye arıza yapıyor? Bakımını zamanında yapmazsan, otobüsü işleten özel halk otobüsleriyle görüşmezsen, onların sorunlarına çözüm bulmazsan otobüs de yanar, otobüs de yolda kalır. Biz hem araçlarımızı yenileyeceğiz hem de Silivri’ye müjde verdik, Silivri’ye de metrobüsü götüreceğiz.” diye konuştu.
Ahmet Hakan’ın, depreme yönelik en inandırıcı projeleri kim sunarsa ona oy vereceğini söylemesi üzerine Kurum, “Bunu söylerken şuna bakmayacak mısınız Ahmet Bey, verdiği sözleri tutuyor mu, tutmuyor mu? Buna da bakmak gerektiğini düşünüyorum.” dedi.
İstanbul’da yapılması planlanan 650 bin konutla ilgili konuşan Kurum, “İstanbul’umuz bir deprem şehri. Olası bir depremde buradaki 7,5 milyon konutun 1,5 milyonunun riskli olduğunu, acil olarak da dönüşmesi gereken 600 bin konut olduğunu bilim insanlarımız söylüyor.” diye konuştu.
Kurum, 6 Şubat’taki depremleri hatırlatarak, olası bir depremi İstanbul’un hazır olarak beklemesi gerektiğini kaydetti.
Yapılacak 650 bin konutun planlamasıyla ilgili de Kurum, “115 bin konut yapacağız dediler, yaptıkları sadece yüzde 5’i. Ben 650 bin konut yapacağım ve sözünü tutan bir kişi olarak söylüyorum bunu. 1 Nisan sabahı İstanbul’un 39 ilçesinde bu anlayışla çalışacağız. Bu motivasyonla vatandaşımızla el ele vereceğiz ve İstanbul’u afetlere karşı dirençli hale getireceğiz. İstiyoruz ki tek bir riskli yapı kalmasın, annelerimiz, babalarımız, evlatlarımız acı çekmesin.” dedi.
Tuzla’da 2019’da başlayan TOKİ projeleriyle ilgili soru üzerine Kurum, Türkiye’nin farklı illerinde tamamlanan TOKİ projelerine vurgu yaparak, “Biz bugüne kadar İstanbul’da sosyal konut anlamında 70 bin konutu bitirmiş, vatandaşımıza teslim etmiş bir iradeyiz. Biz 50 bin sosyal konut açıkladık, konutlarımızı yaptık, vatandaşlarımıza teslim ettik. 100 bin sosyal konut açıkladık ve 100 bin sosyal konutta 5157 tanesini de ‘Tuzla’da konutlarımızı vatandaşlarımıza yapıp teslim edeceğiz’ dedik. Bunun sözünü verdik ve 11 ilimizdeki sıkıntılara rağmen Tuzla ve Maltepe’de sosyal konutlarla ilgili çalışmalarımızı başlattık. 5157 konutun bir kısmı tamamlandı, bir kısmının da şantiyesi devam ediyor.”
Kurum, projenin verilen sürede tamamlanmamasına yönelik eleştirilerle ilgili olarak da şöyle konuştu:
“Proje 2019’da açıklanmış, hemen arkasından başlatılmış, 2023 ve 2024’te konut teslimleri de başlamış. Bu süreçte dünya ve Türkiye bir pandemi süreci yaşamış. Tedarik zinciri bozulmuş, insanlar çalışamamış. Ardından 11 ilde büyük bir yıkım olmuş. Sonuçta bunlardan etkilenmişiz. Tüm insanlarımızın hayatı, iş hayatı etkilendi. Buna rağmen sözümüzü tutmak için çalışmışız. Sözümüzü tutuyoruz, teslim ediyoruz. Konutlarda insanlarımız oturuyor, bir kısmı da yavaş yavaş oturacak. Bırakın bunu, 250 bin sosyal konut kampanyası yaptık. İstanbul’da 50 bin sosyal konut yapıyor TOKİ. Hızlı bir şekilde inşa sürecini, projelendirme sürecini yürütüyorlar.”
“Öne geçmiş durumdayız”
Kurum, “Türkiye Yüzyılı İstanbul Vizyonu Toplantısı”nda açıkladığı projelerin tanıtımıyla ilgili de şunları kaydetti:
“Dün lansmanını yaptığımız projelerin toplam maliyeti 56 milyar dolar. Yaklaşık 1 trilyon 600 milyar ediyor. Sizin mevcut bugünkü bütçeniz, büyükşehir bütçesi 212 milyar lira. Bunu iki katına çıkarırsanız 400 milyar olur, 5 yılda 2 trilyon ediyor. Bunun hepsi yatırım bütçesi değil. Ne yapacağız? Dış kaynak kullanacağız. Yap-işlet-devret modelleriyle vereceğiz. Birçok hat burada kendi kendini karşılayabilecek hatlar. Yolcu sayısına baktığınızda geri dönüşü 8-10 yıl alan hatlar var. Bugün özel sektöre deseniz ki ‘Ben bu hatla ihaleye çıkıyorum’, zaten gelir kendisi girer, kendi kaynağını kullanır.”
Anket yaptırıp yaptırmadığının sorulması üzerine de Kurum, “İlk adaylığımız açıklandığında o büyük teveccühü ve beklentiyi karşıladığımızı da yapmış olduğumuz anketle ölçmüştük. İlk başladığımızda rakibimiz bizden 1,5 puan öndeydi. Dün bir araştırma daha aldık ve ki sahada da bunu net bir şekilde gördüm, biz öne geçmiş durumdayız. Anketler bunu söylüyor. Tabii ki ittifaklar daha netleşmedi. Partilerin hangi adayı çıkaracağı, çıkarıp çıkarmayacağı belirlenmedi ama biz çok güzel gidiyoruz. Şu an öndeyiz ama rehavete kapılmayacağız. 31 Mart akşamına kadar teşkilatlarımızla çok büyük bir uyum içerisinde çalışıyoruz. Vatandaşımıza projelerimizi, hayallerimizi, İstanbul vizyonunu anlatıyoruz ve bu motivasyonla da 31 Mart gecesine kadar sahada olacağız, çalışacağız, koşturacağız.” diye konuştu.
İstanbul’a dair projelerini sıralayan Kurum, “İlk temel atmamızı da inşallah Silahtarağa projesine yapacağız ve orada yaprakların değil milletimizin alkışladığı, milletimizin coşku içerisinde orada Haliç’in, altın boynuzumuzun korunduğu projenin de temelini inşallah sürdürülebilir su yönetimi anlayışıyla yapıyor olacağız.” dedi.
]]>AA muhabirinin, Milli Saraylar Başkanlığından aldığı bilgiye göre, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Başkanlığa devredilen sarayda Ocak 2023’te başlanan çalışmalarda 1 yıl geride kaldı.
Bu süreçte Milli Saraylar Başkanlığı Bilim ve Değerlendirme Kurulunun belirlediği 5 yıllık yol haritası çerçevesinde, kısmen bugüne ulaşan Cihannüma Kasrı ve sur duvarları ile ilgili arkeolojik kazılar tamamlandı. Kasrın restorasyon süreci başlatıldı.
Cihannüma Kasrı restorasyon uygulamaları kapsamında, bugüne ulaşan özgün yapı kalıntılarının niteliğini yitirmiş ara harçları yapısal harç ile yenilendi, enjeksiyon ve temel güçlendirme teknikleri ile sağlamlaştırıldı.
Duvarlardaki çimentolu ve özgüne uymayan muhdes (sonradan oluşturulan) eklentiler yapıdan uzaklaştırıldı. Beden duvarları ve mimari elemanların (kapı, pencere, mermer söve ve mermer giriş kapısı ve merdiven) onaylı proje ve tarihi belgeler ışığında tamamlanmasına devam ediliyor.
Bu çalışmalar paralelinde Cihannüma Kasrı’nda ahşap konstrüksiyon üzeri kurşun kaplama çatının oluşturulması, kasrın özgün görünümüne kavuşması ve ziyaretçiler açısından işlevsel hale getirilmesi planlanıyor.
Diğer çalışmalar
Edirne Sarayı alanı içerisinde bulunan Namazgahlı Çeşme’ye ait çimento harçlı kalıntılar temizlenerek onaylı proje kapsamında duvarları ve çevre düzenlemesi yapıldı.
Namazgah sınırlarında bulunan süslemeli mermer çeşmede formunu kaybetmiş süsleme elemanlarının tamamlanması, sağlamlaştırması ve işlevsel hale getirilmesi hedefleniyor.
Saray sınırları içerisindeki diğer yapıların gün yüzüne çıkarılması için arkeolojik kazılar da tamamlandı.
Kum Meydanı’nı çevreleyen 310 metre uzunluğundaki Sur-u Sultani’ye (yapıyı çevreleyen surlar) ait temel kalıntıları kazılar neticesinde ortaya çıkarıldı. Alan içerisinde özgün temiz su ve atık su hatlarına ait güzergahların araştırılması bitti. Arz odası ve Kum Kasrı’na ait kalıntıların temizliği yapılarak açığa çıkarıldı.
Bu çalışmalar ile Sur-u Sultani, arz odası ve Kum Kasrı’na ait rölöve, restitüsyon ve restorasyon projeleri oluşturularak Milli Saraylar Başkanlığı ve Bilim Değerlendirme Kurulu’na sunuldu.
Asker Hastanesi duvarına 58 ton çelikle koruma
Ayrıca sarayın sınırları içerisinde bulunan tarihi Edirne Merkez Asker Hastanesi alanında bugüne ulaşan 11 metre yüksekliğinde duvar kalıntısı, yıkılma tehlikesine karşı 58 ton çelik malzeme kullanılarak koruma altına alındı.
Edirne Sarayı’nda çalışmalar 10 bilim insanı, 15 teknik personel, 130 usta ve restoratörden oluşan 155 kişilik ekiple yürütülüyor. Çalışmaların sonucunda yapıların özgün kimliğine kavuşturulması, yerli ve yabancı ziyaretçilerin istifadesine sunulması amaçlanıyor.
“Ülkemiz için çok büyük kazanç olacaktır”
Edirne Kültür ve Turizm Müdürü Kemal Soytürk, AA muhabirine, Edirne Sarayı’nın Topkapı Sarayı’nın referans yapısı olduğunu söyledi.
Sarayın devletten imparatorluğa geçiş sürecinin önemli bir sembolü olduğunu belirten Soytürk, “Kültür ve Turizm Bakanlığı döneminde arkeolojik kazılar, saray mutfakları, Kum Kasrı, su maksemi ve yürüyüş yollarıyla beraber çalışmalarımızı bir noktaya getirmiştik. Edirne Sarayı’nın yeniden ihyası sadece şehrimiz için değil ülkemiz için çok büyük kazanç olacaktır. Bu kültürel mirasın yeniden ayağa kaldırılması çok ciddi bir turizm potansiyelini beraberinde getirecek.” diye konuştu.
Edirne Sarayı
Edirne Sarayı’nın 1450’de başlayan inşası 1475’te tamamlandı. Saray, 18. yüzyılın ikinci yarısından itibaren daha az kullanıldığından tahribata uğradı, 1752’deki büyük deprem ve 1776’daki yangınla harap oldu.
1827’de kısmi tamir gören yapı, 1829’da Edirne’yi işgal eden Rus güçleri tarafından ordugah olarak kullanıldı, en büyük zararı bu dönemde aldı.
Vali Hurşit Paşa ve Hacı İzzet Paşa zamanlarındaki tamirat döneminde birçok yapı kurtarıldı fakat 1876-1877 Rus Savaşı’nda işgal kuvvetlerinin şehre yaklaşması üzerine Babüssaade civarında yığılan cephane, düşman eline geçmemesi için patlatıldı. Edirne Sarayı’nın birçok yapısı da bu patlamayla yıkıldı.
Yaklaşık 100 civarında yapıdan oluştuğu düşünülen Edirne Sarayı’ndan bugüne Babüssaade (Ak Ağalar Kapısı), Adalet Kasrı, Matbahı Amire (mutfak), su maksemi, Av Köşkü, Namazgahlı Çeşme ve Kum Kasrı hamamının da dahil olduğu 11 eser ulaşabildi.
Pek çok üniversitenin uzun yıllar kurtarma kazıları yaptığı alan, ihya çalışmaları için geçen yıl Milli Saraylar Başkanlığına devredilmişti.
]]>Osmanlı döneminde Konya ve İstanbul mevlevihanelerinden sonra en büyük üçüncü mevlevihane olan yapı, Edirne Valiliği öncülüğünde ihya edilecek.
Trakya Üniversitesi Roman Dili ve Kültürü Araştırmaları Enstitüsü Dr. Öğr. Üyesi Hasan Ali Cengiz, AA muhabirine, Edirne Mevlevihanesi’nin kent için önemli bir değer olduğunu söyledi.
Kentteki Osmanlı yapıları üzerine araştırmalar yapan Cengiz, Muradiye Camisi’nin kuzey tarafında yer alan mevlevihanenin bugüne ulaşamadığını ifade etti.
Osmanlı döneminde uzun yıllar kullanılan yapının zaman için harap hale geldiğini anlatan Cengiz, “Tarihi kaynaklara göre 1938 yılında Trakya Umumi Müfettişi General Kazım Dirik tarafından harap hale gelen yapı tamamen yıktırılıyor. Ön tarafında yer alan türbede bulunan mezarlar güney tarafa naklediliyor.” dedi.
Cengiz, eser hakkında detaylı bilgiye, 1752 Edirne Depremi’nden sonraki onarım defteri kayıtları, yapılan çizimler ve tarihi kaynaklardan ulaşıldığını dile getirdi.
Mevlevihanenin en büyük yapısının 21 odadan oluşan 2 katlı Şeyh Konağı olduğunu anlatan Cengiz, şunları kaydetti:
“Bu konağın kapısında ‘Medet ya Hz. Mevlana’ yazıyor. Ön tarafında büyük bir semahane var. Batı tarafında derviş odaları, çilehane ve zengin bir kütüphane bulunuyor. Yapının doğu tarafında ise aşevi ve fırının bulunduğu imarethane var. Özellikle buradaki dervişlerin yemek ihtiyacını karşılamasının yanında caminin minaresinin gölgesinin eriştiği yerdeki kişilerin ekmek ihtiyacı buradan karşılanıyor. Bugünkü pide tarzında bir ekmek çeşidi olan fodula ekmeği dağıtılıyor. Perşembe günleri de ikram yapıldığını tarihi kaynaklardan görüyoruz.”
Cengiz, mevlevihanenin, ihyası tamamlandığında önemli bir çekim merkezi olacağını belirtti.
Mevlevihaneye çok sayıda ziyaretçi gelmesini beklediklerini aktaran Cengiz, “Mevlevihane Konya ve İstanbul’dan sonra üçüncü en büyük mevlevihane. Osmanlıya 92 yıl başkentlik yapan Edirne’de, böyle büyük bir yapının ayağa kaldırılması, payitaht Edirne’ye yakışır. Burasının turizm açısından çekim merkezi olacağını düşünüyorum. Burası ayağa kaldırıldığında önemli bir yer haline gelecek. Yıl içerisinde belirli günlerde semah törenlerinin yapılmasıyla geçmişi yad edebiliriz.” diye konuştu.
Edirne Mevlevihanesi
Tarihi kaynaklara göre, 15. yüzyılda 2. Murat Cami Külliyesi’nde caminin kuzeyine yaptırılan ahşap mevlevihane, tekke binaları, harem dairesi, semahane, dede odaları ve kütüphaneden oluşuyordu.
Mevlevi dervişlerinin, öğrencilerin ve misafirlerin yemek ihtiyacının karşılandığı imarethanede ise cami minaresinin gölgesinin düştüğü yere kadar olan evlere her gün ekmek, perşembe günleri de pilav ve zerde ikram edilirdi.
Edirne Mevlevihanesi, 1925 yılında bir süre ilkokul olarak hizmet verdi, ardından Trakya Umumi Müfettişi General Kazım Dirik tarafından yıktırıldı.
Caminin haziresinde mevlevihanenin ilk şeyhi Celalettin Çelebi, ikinci şeyhi Cemaleddin Çelebi, tekke şeyhlerinden Mehmet Arif Dede, Osman Dede, Şair Neşati Dede, Seyyid Mahmut Dede, Mehmet Emin Dede, Ali Eşref Dede ve son şeyh Süleyman Dede’nin mezarları yer alıyor.
]]>İzmir’deki binaların yüzde 70’inin dönüşüme ihtiyacı var
İZMİR – İnşaat Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı Eylem Ulutaş, İzmir’de yüzde 60 ila 70 oranında yapının dönüşüme ihtiyacı olduğuna dikkat çekerek, “İzmir’de çok ciddi problemle karşı karşıyayız. Mühendislik hizmeti almamış olan yapılar risk oluşturuyor. Mühendislik hizmetini hiç almamış olması, aslında yapının kendi güvenliği açısından bir tehdit oluşturuyor. Bu yapıların güvenliğinden bahsetmek mümkün değil” dedi.
6 Şubat 2023 tarihinde yaşanan Kahramanmaraş merkezli büyük depremler ve 30 Ekim 2020’deki İzmir depremiyle İzmir Büyükşehir Belediyesi, kenti afetlere karşı dirençli hale getirmek için yapı envanteri çalışmaları başlatmıştı. Bayraklı’nın ardından Bornova’da saha çalışmaları sürerken, İzmir’deki riskli yapıların dönüşümüyle ilgili uzmanlardan ciddi uyarı geldi.
“Her aşama mühendis eliyle yapılmalı”
İzmir’de yüzde 60 ila 70 oranında yapıların dönüşüme ihtiyacı olduğuna dikkat çeken İnşaat Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı Eylem Ulutaş, “İzmir’deki yapıların bir kısmı yapılaşmaya uygun olmayan alanlar üzerinde bulunuyor. Bir kısmı kaçak yapılar olarak imar affıyla belgelendirilmiş, mühendislik hizmeti almamış yapılardır. Bir kısmı eski yönetmeliklere uygun olarak yapılmış ruhsatlı yapılar. Bir de güncel yönetmeliklere uygun bir şekilde inşa edilen yapılar var. Mühendislik hizmeti almamış olan yapılar risk oluşturuyor; çünkü bu alanlarda zemin açısından daha uygun bir alanda bulunmakla beraber, mühendislik hizmetini hiç almamış olması, aslında yapının kendi güvenliği açısından bir tehdit oluşturuyor. Bu yapıların güvenliğinden bahsetmek mümkün değil. Özellikle imar aflarıyla tescillenmiş yapılar, hiçbir yapı güvenliğin testine tabi tutulmadan belgelendirilmiş yapılardır. Bir yapının üretiminden bahsettiğimizde aslında belirli bir aşamaları var; birisi projelendirme, diğeri uygulama, üçüncüsü de denetim diyebiliriz. Bu aşamaların her birinin yetkin mühendisler eliyle yapılmış, uygulanmış ve denetlenmiş olması gerekiyor” diye konuştu.
Ulutaş, “İzmir’deki dönüşüme uğraması gereken binaların oranı aslında birebir yapılan bir tespit değil. Belirli bir yıl öncesi baz alınarak ve imar barışından belgelendirilen yapılar dikkate alınarak yani mühendislik hizmeti almamış yapılar dikkate alınarak ortaya çıkan oranlardır. Yapı stoklarının güvenilirliği konusunda ciddi problem var. Birincisi; mevcut yapı stoku üzerine soru işaretlerimiz var. İkincisi; şuanda yaptığımız imalatla ilgili de hala sıkıntılar yaşadığımızı düşünüyorum” dedi.
“Hasarlar vatandaş gözüyle görülemeyebilir”
İnşaat Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı Eylem Ulutaş, vatandaşların ilgili belediyelerden bina projelerine ulaşabileceklerini aktardı. Bina güvenliği konusunda gerekli analizlerin yapılmasına da değinen Ulutaş, “Yaşanan depremlerden sonra çok sayıda İzmirli vatandaş ‘yapımın güvenliğini nasıl sorgulatabilirim?’ diye sorgulamaya başladı. Yapısının güvenliğine dair soru işareti olanlar bir inşaat mühendisliğine danışması gerekiyor. Dolayısıyla o yapının projesine ilgili belediyeden ulaşabilir. Bu projeyi alıp ‘benim yapım güvenli mi?’ diye sorması gerekiyor. Burada birtakım analizlerin gerçekleştirilmesi lazım. Bu analizler sonucunda vatandaşlar yapısına dair bilgi sahibi olabilir. Aslında kimi zaman hasarlar daha fazla oluyor. Kimi zaman da yıkımlar söz konusu oluyor. Tabii ki bu vatandaş gözüyle çok fazla bilinebilecek şeyler değil. Bunlar teknik detaylardır” ifadelerine yer verdi.
Riskli yapı tespiti yöntemi
Can güvenliği sağlamayan yapıların güçlendirilmesi gerektiğini ifade eden Ulutaş, “Deprem yönetmeninin yanı sıra bir de kentsel dönüşüm yasasında kullandığımız bir riskli yapı tespiti yöntemimiz var. Riskli yapı tespiti yönetmenliğine girdiğimizde yapımız riskli çıkarsa yıkım sürecini başlatmış oluyoruz. Deprem yönetmeliği öyle değil. Biraz daha detaylı bir analizle bize yapımızın can güvenliğini sağlayıp sağlamadığı hakkında bilgi veriyor. Bunun sonrasında da iki seçeneğimiz var. Yapımız can güvenliği sağlıyorsa bir sıkıntımız yok. Fakat can güvenliği sağlamıyorsa bu yapıyı ya güçlendireceğiz ya da yıkıp yeniden yapacağız” dedi.
Bina kimlik belgeleri hakkında da bilgiler aktaran Ulutaş sözlerine şunları ekledi:
“Bayraklı ve Bornova’da yapı stoğuna dair bir çalışma yaptık. Bina kimlik belgeleri düzenledik. Vatandaşlar bina kimlik belgelerine İzmir Kent Rehberi üzerinden ulaşabilir. Kimlik belgelerinin içerisinde binanın ruhsatı da var.
]]>