Birleşik Emekliler Sendikası bugün İstanbul Kartal Meydanı’nda bir araya gelerek taleplerini sıraladı. Açıklamayı yapan sendika Genel Sekretesi Aysel Lüle, “Bugünkü emeklilerin yoksulluğunun tek sebebi emeklileri oy deposu olarak gören AKP iktidarıdır” dedi.
Birleşik Emekliler Sendikası bugün İstanbul Kartal Meydanı’nda bir araya gelerek basın açıklaması düzenledi. Açıklamayı okuyan Sendika Genel Sekretesi Aysel Lüle taleplerini sıraladı. Lüle’nin okuduğu açıklama ve talepler şöyle:
“YOKSULLUĞUN TEK SEBEBİ EMEKLİLERİ OY DEPOSU OLARAK GÖREN AKP İKTİDARIDIR”
“Ülkemizde 16 milyon emeklinin kaderi sadece bir kişinin iki dudağı arasındadır. Oysa ki olması gereken emeklilerin sosyal ve ekonomik haklarının emekli örgütleriyle yani emekli sendikalarıyla toplu sözleşmelerle belirlenmesidir. Resmi verilere göre 4 kişilik bir ailenin milli gelirden hanesine giren pay 2024 yılı itibarı ile aylık 135 bin TL iken son açıklanan açlık sınırı 18 bin 973 TL. Emeklinin yaşamını idame ettirmesi için verilen emekli maaşı hazine yardımı ile birlikte sadaka gibi bir zamla 10 bin TL’ dir. Değerli emekli dostlar bizlere layık görülen hazine yardımı ile birlikte
10 bin TL maaş emekliye maaş değil ölüm ücretidir. Değerli emekli dostları bizler AKP’den önce orta derecede bir yaşam standardına sahipken bugün emekliler olarak ülkenin dilencileri durumuna getirildi. Emekliler eskiden yaşam koşulu olarak asgari ücretlilerin çok üzerinde maaş alırken AKP döneminde emeklilerin eline geçen ücret asgari ücretin yarısı oranına düşürülmüştür. Bu da gösteriyor ki 16 milyon emeklinin açlığının ve yoksulluğunun sebebi olanların emekliye vereceği boş vaatlerden başka bir şeyi kalmamıştır. Emeklileri açlığa ve sefalete teslim eden sonrada bizim aklımızla alay ederek ‘Emeklilere en iyi maaşı biz verdik’ diyerek 16 milyon emekliden oy isteyen AKP’nin ve Genel Başkanı Recep
Tayyip Erdoğan’ın oy deposu olmayacağız. 16 milyon emekli adına Erdoğan’a hatırlatıyoruz. Sizin başında olduğunuz AKP iktidarından önce en düşük emekli aylığı asgari ücretin yüzde 40 fazlasıydı sizin iktidarınızdan önce en düşük emekli aylığı ile 13 adet çeyrek altın alınırken sizin döneminizde 3 adet çeyrek bile alınamıyor. Sizden önce emekli tazminatımızla bir ev alabilirken bugün kiralık bir ev tutmaya bile gücümüz yetmiyor. Bugünkü emeklilerin yoksulluğunun tek sebebi emeklileri oy deposu olarak gören AKP iktidarıdır.”
“KRİZİ BİZ YARATMADIK, FATURASINI BİZ ÖDEMEYECEĞİZ”
Emeklilerin talepleri şöyle:
-En düşük emekli aylığının taban ücretinin (kök maaşının) 17 bin 2 TL’ye yükseltilmesi. Cumhurbaşkanı bütçesine yapılan yüzde 85’lik artışın aynı oranda ayrımsız bütün emeklilere yapılması,
-Sağlıkta katkı payının kaldırılması,
-İki bayram verilen ikramiyenin asgari ücret oranına yükseltilmesi
-Emekli sendikaları ile görüşülerek emekli ücretlerinin toplu sözleşmeyle belirlenmesi,
-Eğer bu ülkede ekonomik kriz varsa bunun sebebi biz emekliler değiliz. Tasarrufa önce cumhurbaşkanlığı bütçesi, milletvekili maaşları, kamu harcamaları, yandaşlara getirilen vergi afları, köprülere, hastanelere, havaalanlarına verilen garantilerden ve en az 3-5 maaş alanların maaşlarının kesilmesinden tasarrufa başlanmalı.
Sonuç olarak bireysel zenginleşen seçtiklerimizin toplumsal yoksullaşan emeklileri olmayacağız. İktidarın yanlış politikalarının bedelini biz emekliler ödemeyeceğiz. Krizi biz yaratmadık, faturasını biz ödemeyeceğiz”
]]>Akdoğan, yaptığı açıklamada, TBMM’ye sundukları kanun teklifine ilişkin bilgi verdi. CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in kamuoyuyla paylaştığı “Birleşik Emekli Kart” ile ilgili Emeklilere Emekli Kart Verilmesi ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi hazırladıklarını belirten Akdoğan, Meclis’in teklifi hemen yasalaştırması çağrısında bulundu.
5 maddelik kanun teklifinde emeklilere banka kartı niteliğine haiz “Emekli Kart” verilmesini öngörülüyor. Teklifte, “Emekli Kart” sahiplerinin ikametgahlarında kullandıkları elektrik, doğalgaz ve belediyelerce tahakkuk ettirilecek su ücretlerinin yüzde 40’tan az indirim içermemek üzere belirlenecek tarife üzerinden alınması, bayramlarda emeklilere bir aylık net asgari ücret kadar ikramiye ödenmesi ve emeklilerin kamu hizmetleden tamamen ücretsiz yararlanması hükümleri yer alıyor.
Teklifin gerekçesinde gelir eşitsizliğinin giderek büyüdüğünün altı çizilerek, Türkiye’nin AB’de gelir eşitsizliği en yüksek ülke olduğu kaydedildi. Asgari ücret ile en düşük emekli maaşı arasındaki farkın son 21 yılın en üst seviyesine ulaştığına işaret edilen gerekçede, emeklilerin enflasyon nedeniyle artan maliyet karşısında alım güçlerinin her geçen gün azaldığına vurgu yapılarak, bu konuda sosyal hukuk devleti anlayışı kapsamında yasal düzenleme yapılmasının amaçlandığı belirtildi.
Akdoğan, konuya ilişkin değerlendirmesinde şunları kaydetti:
“Benim Ayşe Teyzem, Fatma Ablam, Ahmet Dedem, Ali Amcam çarşıya pazara gidince 3 kuruşun hesabını yapmasın, üşüdüğünde doğalgazın faturasını düşünüp kombiyi kısmasın diyoruz. Dedeler, nineler bayramda torunu gelecek de ona ne harçlık verecek diye üzülmesin, kaygılanmasın diyoruz. AK Partililer hep gelenekten, yerlilikten, millilikten söz ediyorlar ama işin gerçeğine gelince gözleri kör, kulakları sağır, dilleri lal oluyor. Artık bayramlar bayram olmaktan çıktı. İkram için tutacağın şekerin fiyatı almış başını gitmiş. Ramazanlarda iftarlık fiyatları cep yakıyor, emekli bayramda karalar bağlıyor. Bunlar da çıkmış 2 bin TL olarak verdikleri emekli ikramiyesini 3 bin TL’ye çıkarmakla övünüyor. İnsan hiç değilse yaşlıya hürmetten bu miktara bayram ikramiyesi demekten biraz ar eder.”
“KAYNAKLARI YURT DIŞINA AKTARIYORLAR”
Türkiye’de yaklaşık 15 milyon emeklinin 10 milyonunun açlık sınırının altında emekli aylığı aldığına işaret eden Akdoğan, iktidarın çarşıdan, pazardan ve vatandaştan haberinin olmadığını vurguladı. Vatandaşın her geçen gün yoksullaştığını, emeklinin halinin perişan olduğunu vurguayan Akdoğan, “Çocuğunun eline bakan var, hasta haliyle çalışan, konudan komşudan yardım alan var. İktidarın varı yoğu semirttiği müteahhitler, bildiği uluslararası faiz lobileri ve tefeciler. Onların keyfi yerindeyse iktidarın da keyfi yerinde. Eğer gerçekten yerli ve milli iktidarsan keseceksin müteahhitlere, uluslararası faiz lobilerine ve tefecilere akıttığın hortumun musluğunu, aktaracaksın vatandaşına, emekline. İnsanları ömürlerinin ikinci baharında, emekliliğin tadını çıkaracağı dönemde, yoksulluğa, açlığa, sefalete mahkum etmeyeceksin. Emeklilerimiz için ne kaybedecek bir zaman ne de duracak bir zaman var” ifadelerini kullandı.
]]>ESRA NUR PERVAN
Büro Emekçileri Sendikası (BES) Trabzon Şubesi, Hızırbey Vergi Dairesi önünde vergi adaletsizliği ve taleplerine ilişkin basın açıklaması yaptı. Şube adına konuşan Ayhan Kanber, “Büro Emekçileri Sendikası olarak diyoruz ki; Maliye Bakanlığı bir bütün olarak yeniden yapılandırılmalı; bakanlık, maliye emekçilerini Mali Hizmetler sınıfı olarak ayrı bir iş kolu olarak tanımlamalıdır. Maliye emekçileri artık sorunlarına kalıcı çözümler beklemektedir. Bunun için, yoksulluk sınırındaki her türlü kazanç vergilerden arındırılmalı ve gelir vergisi ücret gelirlerinde yüzde 10’a sabitlenmelidir” dedi.
Büro Emekçileri Sendikası üyeleri Trabzon Hızırbey Vergi Dairesi önünde toplanarak vergi eşitsizliği hakkında basın açıklaması yaptı. Topluluk adına konuşan BES Trabzon Şube Başkanı Ayhan Kanber, “Büro Emekçileri Sendikası olarak diyoruz ki; Maliye Bakanlığı bir bütün olarak yeniden yapılandırılmalı; bakanlık, maliye emekçilerini Mali Hizmetler sınıfı olarak ayrı bir iş kolu olarak tanımlamalıdır. Maliye emekçileri artık sizden sorunlarına kalıcı çözümler beklemektedir. Bunun için, yoksulluk sınırındaki her türlü kazanç vergilerden arındırılmalı ve gelir vergisi ücret gelirlerinde yüzde 10’a sabitlenmelidir” diye konuştu.
“İKTİDAR YARATTIĞI EKONOMİK KRİZLE MAĞDUR ETMİŞTİR”
Ayhan Kanber şunları söyledi:
“Her bütçe döneminde olduğu gibi, 2024 bütçesinin tartışıldığı dönemde de, bütçe hakkının kullanılması ve ön görülen bütçe kaynaklarının toplumun refahını artıracak üretim alanlarına yatırımların yapılması ve yoksulluk sınırının altında, ağırlıkla asgari ücrete yakın, komşu haline getirilen ücret politikasından vazgeçilerek, başta kamu emekçileri ve emeklileri olmak üzere, ekonomik krizin mağduru haline getirilen yoksul kesimlere daha fazla kaynak ayrılması için eylem ve etkinlikler yaptık. Ancak iktidar önceki yıllarda olduğu gibi 2024 bütçesinin tartışıldığı süreçte taleplerimizi yine görmezden gelerek, biz kamu emekçilerini ve emeklilerini bilerek isteyerek yaratmış olduğu ekonomik krizle mağdur ettiği toplum kesimlerini yok saymıştır. Diğer taraftan harcamalar üzerinden alınan, yoksulu zenginle eşitleyen ve vergi adaletsizliğini katmerli hale getiren KDV, ÖTV gibi dolaylı vergilerin toplanması, öngörülen vergilerin en büyük dilimini oluşturmaktadır. Her tartışmada örnek gösterilen OECD ülkelerinin ortalaması yüzde 34-35 iken, bizim ülkede yüzde 70’den fazladır. Uzun yıllarıdır dolaylı vergi gelirlerinin bizim ülkede bu kadar yüksek olması biz emekçileri ve toplunun dar gelir gruplarını daha da yoksullaştırmaktadır. Gelir İdaresi Başkanlığı bünyesinde her yıl şubat ayının son haftasında ‘vergi geleceğimizdir, vergi önemlidir’ vb. başlıklarla kutlanan vergi haftasında; üretimden uzak, emekçileri, emeklileri ve toplumun geniş yoksul kesimlerini mağdur eden, daha çok vergi gelirlerini faize, ranta, kamu, özel işliğiyle yapılan adrese teslim projelere, savaşa politikalarına yönelik harcanması tartışılmamaktadır.
“VERGİ AFLARININ YARATTIĞI HAKSIZLIKLAR TARTIŞILMAMAKTADIR”
Artık rutin hale gelen vergi aflarının yarattığı haksızlıklar tartışılmamaktadır. Ücretler üzerinden alınan gelir vergisinin düşürülmesi tartışılmamaktadır. OECD ülke ortalamalarının çok üzerinde alınan dolaylı vergilerin yarattığı haksızlık tartışılmamaktadır. Büyük iddialar eşliğinde yapılan yasal değişiklikle Maliye Bakanlığına bağlı özerk kuruluş haline getirilen Gelir İdaresi Başkanlığı merkez birimleri ile başkanlık bünyesinde oluşturulan vergi dairesi başkanlıklarında kariyer/liyakat ilişkisi alt üst olmuş, kurum tarafından yapılan görevde yükselme ve unvan sınavlarında uygulanan mülakat haksızlığının yarattığı sorunlar kurumda kariyer/liyakat ilişkisine tamiri zor tahribatlar yaratmıştır. Diğer taraftan özellikle servis yönetimlerinin neredeyse tamamına yakınının görevlendirmelerle yürütülmesi başta olmak üzere orta kademe yönetimlerde görevlendirmelerin yoğun bir şekilde yapılması, kurum çalışanları arasındaki iş barışını bozmakta ve çalışanların kuruma aidiyet bağını zayıflatmaktadır. Diğer taraftan görevlendirmeleri bu kadar yoğun yapılması, yandaş sendikaların çalışanlar üzerinde yoğun bir mobbing uygulamasına dönüşmüş durumdadır.
“MALİYE EMEKÇİLERİ ARTIK SORUNLARA KALICI ÇÖZÜM BEKLEMEKTEDİR”
Büro Emekçileri Sendikası olarak diyoruz ki; Maliye Bakanlığı bir bütün olarak yeniden yapılandırılmalı; bakanlık, maliye emekçilerini Mali Hizmetler sınıfı olarak ayrı bir iş kolu olarak tanımlamalıdır. Maliye emekçileri artık sizden sorunlarına kalıcı çözümler beklemektedir. Bunun için, yoksulluk sınırındaki her türlü kazanç vergilerden arındırılmalı ve gelir vergisi ücret gelirlerinde yüzde 10’a sabitlenmelidir. Hane halkının kullandığı temel tüketimi olan mal ve hizmetlerde dolaylı vergi oranı sıfıra indirilmelidir. Kamu emekçilerinin almış oldukları bütün ek ödemeler temel ücrete yansıtılmalıdır. 3600 ek gösterge ayrımsız bütün kamu emekçilerine verilmelidir. Kurumada ilk işe başlamalar dahil olmak üzere yapılacak bütün unvan değişikliği ve görevde yükselme sınavlarında mülakat haksızlığına son verilmelidir. Daha fazla vakit kaybetmeden Hazine ve Maliye Bakanlığı çalışanlarının sorunları birlikte ele alınmalı, gelir/gider, merkez/taşra ayrımına son verilmeli, Hazine ve Maliye Bakanlığı emekçileri Mali Hizmetler Sınıfı altında ayrı bir iş kolu olarak yeniden yapılandırılmalıdır. Başta servis yönetimleri olmak üzere, orta kademe yöneticiliğinde uygulanan ve artık açık bir kayırmaya dönüşen görevlendirmeler son bulmalı, kurumda kariyer/liyakat esasını temel allan bir yönetim ilişkisine kavuşturulmalıdır. Kurumda yaşanan personel eksikliği hızla tamamlanmalıdır. Emekçilere nitelikli ücretsiz öğlen yemeği, işe geliş gidişlerde servis hizmeti verilmeli, servis imkanının olmadığı yerlerde yol ücreti verilmelidir.”
]]>
CHP Genel Başkan Yardımcısı Suat Özçağdaş, özel okulların kayıt ücretleriyle ilgili “Yaklaşık 1,6 milyon öğrencinin eğitim aldığı özel okullarda son yapılan zam oranları ile Özel Öğretim Kurumları Yönetmeliği’nce belirlenen yüzde 56,89’luk tavan zammı birçok kurumda aşılmıştır. Özel okullarda yüzde 150’den, yüzde 300’e varan fahiş zamlar söz konusudur” dedi.
CHP Milli Eğitim Bakanlığı’ndan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Suat Özçağdaş, özel eğitim kurumlarında artan kayıt ücretlerine ilişkin yazılı açıklama yaptı. Özçağdaş, şunları kaydetti:
“EKONOMİK BUNALIM, AİLELERİN ÖZEL OKULLARDAN ALDIKLARI HİZMETİ KARŞILAYAMAYACAKLARI BİR NOKTAYA GETİRDİ”
“Son günlerde özel öğretim kurumlarında uygulanan okul ücretleri ve öğretmenlerimizin çalışma koşullarına yönelik kamuoyuna yansıyan çok önemli sorunlar gündeme gelmektedir. Özellikle 1, 5, ve 9. sınıflara yönelik kayıtlar esnasında, yüzde 300-400’lere varan ücret artışların talep edilmesi, velilerin çocuklarının okullara devam ettirebilmesini neredeyse imkansız hale getirmektedir.
Nitelikli eğitim, insanın geleceğini belirleyen en önemli güç ve temel bir insan hakkıdır. Her düzeyde nitelikli eğitime erişim ve öğrenme fırsatlarını genişletme, eğitimde fırsat eşitliğinin temelidir. CHP’nin eğitim alanındaki öncelikleri, her yurttaşın nitelikli eğitime erişimini sağlamak ve Türkiye’nin bilimsel, ekonomik, sosyal ve kültürel ilerlemesine katkıda bulunmak üzerine kuruludur.
22 yıllık AKP iktidarında eğitim, bilimsel, çağdaş ve laik yapısından uzaklaşmıştır. Kamusal eğitimin kalitesi yok edilmiş, özel öğretim nitelikli eğitim almak isteyen aileler için her geçen gün daha fazla mecbur kalınan bir seçenek haline gelmiştir. Devlet okullarında verilen eğitimin niteliğine yönelik sorunlar, çeşitli tarikat ve cemaatler ile yapılan protokoller çerçevesinde eğitimin dinselleştirilmesine yönelik adımlar, iktidarın eğitimi kendi ideolojik saplantıları doğrultusunda bir yazboz tahtasına çevirmesi gibi nedenlerle, nitelikli eğitim aileler tarafından satın alınmak zorunda kalınan bir hizmete dönüşmüştür. Oysa eğitimde aslolan nitelikli, bilimsel, laik ve ücretsiz kamusal eğitimin tüm ülke sathında erişilebilir kılınmasıdır. Son dönemde, AKP iktidarının yanlış ekonomi politikaları ile ülkemizin içine girdiği ekonomik bunalım, ailelerin özel okullardan almak zorunda kaldıkları hizmeti de karşılayamayacakları bir noktaya getirmiştir. Aileler büyük bir kaos ve sorun ile karşı karşıyadır.
“2012’YE KADAR 4 BİN 664 ÖZEL OKUL BULUNMAKTAYKEN, BU SAYI 14 BİN 179’A ULAŞTI”
Bu sürece gelinen yol, AKP iktidarının eğitimi metalaştıran, satın alınan bir hizmet haline dönüştürmesi ile hız kazanmıştır. 2012 yılına kadar 4 bin 664 özel okul bulunmaktayken, bu sayı şimdilerde 14 bin 179’a ulaşmıştır. Özel okullarda eğitim gören öğrenci sayısı ise yaklaşık 2,5 kat artarak 535 bin 788’den 1 milyon 578 bin 233’e yükselmiştir.
Milli Eğitim Bakanlığı’nın 2022-2023 verilerine göre Türkiye’deki toplam 70 bin 383 eğitim kurumunun 56 bin 200’ü yani yüzde 80’i kamuya aittir. Özel okullar ise 14 bin 179 sayısı ile mevcut okulların yüzde 20’sini oluşturmaktadır.
Özel Öğretim Kurumları Yönetmeliği’nin ilgili maddesinde ‘Okulların ara sınıflarının eğitim ücreti belirlenirken bir önceki eğitim öğretim yılında ilan edilen ücret, okulda devam eden öğrencilerin eğitim ücreti belirlenirken ise öğrenci kayıt sözleşmesinde belirlenen ücret dikkate alınır ve bu ücretlere [(bir önceki yılın ortalama Yurt içi ÜFE artı bir önceki yılın ortalama TÜFE)/2] artı 5 oranından fazla artış yapılamaz. (Ek cümle: RG3/7/2016-29761) (Değişik cümle: RG-13/1/2017-29947) Ders yılı içerisinde kayıt yaptıran öğrencilerin bir sonraki yılın eğitim ücretleri kayıt yaptırdığı yıl için ilan edilen eğitim ücreti üzerinden; öğrenim gördüğü yıla ilişkin indirim şartları ortadan kalkan öğrencilerin bir sonraki yılın eğitim ücretleri ise (Değişik ibare: RG-19/2/2020-31044) öğrencinin okula kayıt olduğu yıldaki indirimsiz ücrete öğrenim gördüğü her yıl için bu fıkrada belirtilen oranda artış yapılarak belirlenir’ denmektedir.
Başka bir ifade ile ara sınıf öğrencilerine bir önceki yılın ortalama yurt içi ÜFE artı bir önceki yılın ortalama TÜFE artı 5 oranından fazla artış yapılamazken, 1, 5 ve 9 uncu sınıflara fahiş tutarlarda ücret artışı yapılmaktadır. Bu tutarlar 400-500 bin liraya dayanmıştır.
“ÖZEL ÖĞRETİM KURUMLARI YÖNETMELİĞİ’NCE BELİRLENEN YÜZDE 56,89’LUK TAVAN ZAMMI BİRÇOK KURUMDA AŞILDI”
Özel okullarda gelecek yıl için öğrenci kayıtları alınmaya başlanmıştır. Yaklaşık 1,6 milyon öğrencinin eğitim aldığı özel okullarda son yapılan zam oranları ile Özel Öğretim Kurumları Yönetmeliğince belirlenen yüzde 56,89’luk tavan zammı birçok kurumda aşılmıştır. Özel okullarda yüzde 150’den, yüzde 300’e varan fahiş zamlar söz konusudur. Yönetmeliğe göre, özel okullarda ara sınıfların eğitim ücreti belirlenirken geçmiş yıl ilan edilen ücrete bir önceki yılın ortalama yurt içi ÜFE artı bir önceki yılın ortalama TÜFE/ 2 artı 5 oranından fazla artış yapılamaz denmektedir. Bakanlık bu sınıflar için belirleme yetkisi bulunmadığı gerekçesi ile inisiyatifi tamamen özel okullara bırakmış durumdadır. Oysa bu konu gerekli tedbirler alınarak süratle çözülebilir.
Özel Öğretim Kurumlarına ilişkin bir başka önemli nokta, bu kurumlarda çalışan öğretmenlerimizin önemli bir kısmının asgari ücrete mahküm edilmiş olmasıdır. Devlet okullarında çalışan öğretmenlerle eş değer ücret alması gereken öğretmenlerimiz, Milli Eğitim Bakanının Müsteşarlığı döneminde yapılan bir kanun değişikliği ile asgari ücretle çalışır hale getirilmiştir. Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı faaliyet sürdüren özel eğitim kurumlarında çalışan yüzbinlerce öğretmenin düşük ücretlerle, güvencesiz koşullarda çalıştırılmasının önüne geçilebilmesi için 5580 sayılı Kanun’un ilgili maddesi yeniden yürürlüğe girmeli ve ‘Taban Maaş’ uygulaması geri getirilmelidir. Eşit işe eşit ücret ilkesi kapsamında CHP olarak bu sorunun düzeltilmesine yönelik vermiş olduğumuz kanun teklifi TBMM gündemine alınarak süratle çözülmelidir.
Milli Eğitim Bakanlığı’nın temel görevi nitelikli, bilimsel, laik eğitimin tüm çocuklarımız için erişilebilir kılınması ve eğitim emekçilerinin insanca koşullarda çalışması ve yaşaması için gereken tedbirleri almasıdır. Başta ilk kayıt esnasında ortaya çıkan fahiş fiyatlara müdahil olup kalıcı çözüm bulunması, ara sınıflara yönelik velilere çıkarılan ek maliyetlerin denetlenmesi, özel öğretim kurumlarında çalışan öğretmenlerin haklarının verilmesi konularına yönelik olarak, Milli Eğitim Bakanını daha önce çok kez yapmak zorunda kaldığımız gibi bir kez daha anayasal görevini yapmaya davet ediyorum.”
]]>Özçelik, Öz Orman-İş Sendikasının Kızılcahamam’da bir oteldeki 55. Temsilciler Eğitim Toplantısı’nda, Öz Orman-İş’in kurulduğu 2008’den beri duruşundan ve mücadelesinde taviz vermediğini belirterek, sendikanın 27 bin üyesiyle çalışma hayatının önemli bir parçası olduğunu söyledi.
Bakanlık olarak çalışma hayatının tüm paydaşlarıyla sosyal diyaloğu esas alıp, hareket ettiklerini vurgulayan Özçelik, “Sosyal devleti bir bütün olarak işçi, işveren ve devlet üçlüsünün mutabakatı olarak görüyoruz. Ülkenin refahının ve topyekun yükselişi, bu mutabakatın sağlıklı bir zeminde kurulmasına bağlı. Bu çerçevede sendikalarımız, Bakanlığımızın en fazla önem verdiği paydaşlardır.” ifadelerini kullandı.
Sendikal örgütlenmenin önünde hiçbir engelin bulunmadığını dile getiren Özçelik, sendikalı işçi sayısının yaklaşık 2,5 milyona, sendikalaşma oranın ise yüzde 15 düzeyine yükseldiğini bildirdi.
“İstihdam tüm zamların en yüksek seviyesine ulaştı”
Bazı işverenlerin, sendikaların örgütlenmesine yönelik olumsuz bakış açısını ortadan kaldırmak istediklerini ifade eden Özçelik, şöyle konuştu:
“Büyüyen, kalkınan Türkiye’nin son 20 yılında, istihdamın artırılması en temel ilkemiz, en önemli politika eksenimiz oldu. İş gücümüz bugün 35 milyonu aştı. İstihdam edilenlerin sayısı 2002 yılında bu yana yüzde 50’den fazla artarak tüm zamların en yüksek seviyesi olan 32,5 milyona ulaştı. Dezavantajlı gruplara yönelik uyguladığımız destek, teşvik ve düzenlemelerle kadın, genç ve engellilerin istihdamını önemli ölçüde artırdık. Sosyal örgütlenme imkanlarının geniş, iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin eksiksiz alındığı ve çalışma ortamını insana yaraşır hale getirmiş olan işverenlerimize yönelik yeni teşvik modelleri üzerinde çalışıyoruz.”
Özçelik, enflasyonun tahribatını emekçilere hissettirmemek için gayretle çalıştıklarını belirterek, Bakanlık olarak, çalışma hayatının tüm taraflarıyla dayanışma içerisinde, üzerlerine düşen tüm görevleri yerine getirmeye hazır olduklarını söyledi.
Özçelik, “Bu kapsamda Sayın Settar Başkan’ın, işçilerimizin hem kamu çerçeve protokolüyle getirilen şartları hem ücretlerdeki basamak sistemiyle ilgili taleplerine, inşallah önümüzdeki günlerde gerçekleştireceğimiz danışma kurulları toplantılarımızda dile getirip, hep birlikte çözüm arayacağız.” dedi.
“İşçiler arasındaki ücret merdiveni yeniden kurulmalı”
Öz Orman-İş Sendikası Genel Başkanı Settar Aslan da üyelerinin kadro hakkına kavuşması ve özlük haklarının iyileştirmesi için büyük bir mücadele yürüttüklerini belirterek, son olarak 14 bin geçici orman işçisinin çalışma sürelerini 10 aydan 12 aya yükseltilmesi kazanımını elde ettiklerini söyledi.
Kamu işçinin 2023-2024 dönemindeki mali ve sosyal haklarının belirlendiği Kamu Toplu İş Sözleşmeleri Çerçeve Protokolü’nü geçen yıl mayıs ayında imzaladıklarını anımsatan Aslan, bu sözleşmeyle en düşük kamu işçisi ücretinin önce 15 bin liraya yükseltildiğini, ardından 2023 yılının ilk altı ayında refah payı dahil ücretlere yüzde 45’lik artış yapıldığını vurguladı.
Bu sözleşmenin kazanımlarının enflasyon karşısında zamanla erimesi üzerine TÜHİS ile 29 Ocak’ta ek protokol imzalandığını hatırlatan Aslan, şöyle konuştu:
“Ek protokolle sözleşme başlangıç tarihi 1 Ocak olanların aldığı yüzde 32,57 oranındaki zam, sözleşme başlangıcı 1 Mart ve sonraki aylarda olanlara da uygulandı. Bunda emeği olanlara teşekkür ediyorum. Fakat arkadaşlarımızın hala 49,25 zamda yeknesaklığın sağlanması konusunda beklentileri var. Bu beklentiye yetkililerin duyarlılık göstereceğine inanıyorum. Hükümetimizden, memurlarımıza ve emeklilerimize verilen yüzde 49,25’lik zam oranın kamu işçisine de verilmesini istemiştik, bunu yine talep ediyoruz.”
Aslan, geçen yıl imzalanan sözleşmeyle en düşük kamu işçisi ücretinin önce 15 bin liraya yükseltilmesi ve ardından yapılan yüzde 45’lik artışla kıdemli işçi ile yeni işçi arasındaki ücret makasının daraldığına dikkati çekerek, “Bu durum işyerlerinde rahatsızlığa neden oldu. Bu sorunu TÜHİS ile aşamadık. Önümüzdeki sözleşme döneminde eski işçi ile yeni işçi arasındaki ücret merdiveni sisteminin yeniden kurulmasını istiyoruz.” dedi.
Toplantıya, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürü Kadir Çokçetin, Orman Genel Müdür Yardımcısı İbrahim Yüzer ve sendikanın temsilcileri katıldı.
]]>Sağlık-Sen tarafından, Memur-Sen Genel Merkezi’nde ‘Hemşirelik Mesleğine İnovatif Yaklaşımlar Çalıştayı’ düzenlendi. Çalıştayda, ‘Hemşirelikte Eğitim’, ‘Yetkinlik ve Yeterlilik’, ‘Hemşirelik Mevzuatının Günümüz Hemşirelik Hizmetleri Sunumuna Uygunluğu’, ‘Hemşirelik Hizmetlerinde Saha Uygulamaları ve Eksiklikler’, ‘Hemşirelikte Kariyer Basamakları’, ‘Hemşirelik Hizmetlerinde Performansa Dayalı Ücret Politikaları’, ‘Hemşirelikte Mesleki İletişim ve Saygınlık’, ‘Hemşirelikte İstihdam İhtiyacı ve Sendikal Beklentiler’ konuları olmak üzere 7 başlık üzerinde duruldu.
‘HEMŞİRELİK YILLARDIR GERİDEN GELİYOR’
Çalıştayda konuşan Sağlık-Sen Genel Başkanı Mahmut Faruk Doğan, dünyadaki en tecrübeli hemşirelerin Türkiye’de bulunduğunu söyledi. Doğan, hemşirelik mesleğinin hak ettiği değeri en üst seviyede alması için gayret gösterdiklerini belirterek, “Sağlıkta 39 ayrı branş var. Her bir meslek kendine özgü meslekler. Hemşirelik mesleğini ön planda tutmadığımız için yıllardır hemşirelik mesleği geriden geliyor, özlük hakları geriden geliyor. Yoğun bakımda bir hastaya, hasta yakını dokunamazken hemşire arkadaşlarımız 7 gün 24 saat ilgileniyor. Çocuk servisinde yeni doğmuş bir bebeğe annesi bile dokunmaktan korkarken hemşire arkadaşımız damar yolu açıyor. Gerçekten zor şartlarda görev yapıyoruz. Bu çalıştaydan çıkan sonucu tüm yetkililerle paylaşacağız” ifadelerini kullandı.
‘NÖBET ÜCRETLERİ ALT SEVİYELERDE’
Doğan, toplu sözleşme sürecinde hemşirelerin temel sorunlarını masaya yatırdıklarını ifade etti. Toplu sözleşmede elde edilen iyileştirmelerin gerekli tüm meslek gruplarına yapılması için çaba sarf ettiklerinin altını çizen Doğan, “En azından ‘Yoğun bakımda çalışan veya Aile Sağlığı Merkezi’nde çalışan hemşire arkadaşımızın, hakkının burada verilmesi gerekiyor’ dedik ve taban ek ödeme katsayısının 5 puan artışını sağladık. Nöbet ücretlerinde de 10 puan artış sağladık, fakat bunlar kesinlikle yeterli değil. Yoğun bakımda yanımızda çalışan bir işçi arkadaşımızın nöbet ücreti yüksek seviyelerde. Hemşire arkadaşımızın nöbet ücreti ise alt seviyelerde. Bu kesinlikle adil bir durum değildir” açıklamasında bulundu.
‘ALIN TERİ DÖKÜYORUZ AMA KARŞILIĞINI ALAMIYORUZ’
Daha önce nöbet ücretlerindeki sorunları Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’a ilettiklerini aktaran Doğan, “Sayın Bakanımızdan bu konuda destek istiyoruz. Hemşirelerin gece nöbet ücretlerinin arttırılması gerekiyor. Biz ailemizi bırakarak nöbetlere geliyoruz. Nöbetlerde alın teri döküp emek harcıyoruz ama karşılığını alamıyoruz. Biz nöbet ücretinin artırılması için gece çalışma tazminatının verilmesi için çalışıyoruz” dedi.
Hemşirelik mesleğinde ücrette adaletin sağlanması gerektiğini kaydeden Doğan, “Hakkaniyeti ve adaleti sağlamak için yoğun bakımda çalışan hemşireyle hemşirelik yapmayan hemşire aynı maaşı almamalı. Hemşirelik mesleğini icra etmeyen birine hemşirelik maaşı verilmemesi gerekiyor” dedi.
Doğan, sağlık alanında yapılacak 35 bin atamanın hemşirelerin iş yükü dikkate alınarak yapılması gerektiğini de dile getirerek, “İş yükümüz gerçekten çok fazla. Bu iş yükünün azaltılması gerekiyor. Bunun da çözümü; şu anda 35 bin sağlık personeli ataması var. Fakat bu sayı yeterli gelmiyor. Çözüm için atama bekleyen hemşire arkadaşlarımızın bir an önce atanmasını bekliyoruz” diye konuştu. (DHA)
]]>Sağlık-Sen Genel Başkanı Mahmut Faruk Doğan, hemşirelerin sağlık sisteminde iş yükünün çok fazla olduğunu belirterek, “Bu iş yükünün azaltılması gerekiyor. Bunun da çözümü; şu anda 35 bin sağlık personeli ataması var. Fakat bu sayı yeterli gelmiyor. Çözüm için atama bekleyen hemşire arkadaşlarımızın bir an önce atanmasını bekliyoruz” dedi.
Sağlık-Sen tarafından, Memur-Sen Genel Merkezi’nde ‘Hemşirelik Mesleğine İnovatif Yaklaşımlar Çalıştayı’ düzenlendi. Çalıştayda, ‘Hemşirelikte Eğitim’, ‘Yetkinlik ve Yeterlilik’, ‘Hemşirelik Mevzuatının Günümüz Hemşirelik Hizmetleri Sunumuna Uygunluğu’, ‘Hemşirelik Hizmetlerinde Saha Uygulamaları ve Eksiklikler’, ‘Hemşirelikte Kariyer Basamakları’, ‘Hemşirelik Hizmetlerinde Performansa Dayalı Ücret Politikaları’, ‘Hemşirelikte Mesleki İletişim ve Saygınlık’, ‘Hemşirelikte İstihdam İhtiyacı ve Sendikal Beklentiler’ konuları olmak üzere 7 başlık üzerinde duruldu.
‘HEMŞİRELİK YILLARDIR GERİDEN GELİYOR’
Çalıştayda konuşan Sağlık-Sen Genel Başkanı Mahmut Faruk Doğan, dünyadaki en tecrübeli hemşirelerin Türkiye’de bulunduğunu söyledi. Doğan, hemşirelik mesleğinin hak ettiği değeri en üst seviyede alması için gayret gösterdiklerini belirterek, “Sağlıkta 39 ayrı branş var. Her bir meslek kendine özgü meslekler. Hemşirelik mesleğini ön planda tutmadığımız için yıllardır hemşirelik mesleği geriden geliyor, özlük hakları geriden geliyor. Yoğun bakımda bir hastaya, hasta yakını dokunamazken hemşire arkadaşlarımız 7 gün 24 saat ilgileniyor. Çocuk servisinde yeni doğmuş bir bebeğe annesi bile dokunmaktan korkarken hemşire arkadaşımız damar yolu açıyor. Gerçekten zor şartlarda görev yapıyoruz. Bu çalıştaydan çıkan sonucu tüm yetkililerle paylaşacağız” ifadelerini kullandı.
‘NÖBET ÜCRETLERİ ALT SEVİYELERDE’
Doğan, toplu sözleşme sürecinde hemşirelerin temel sorunlarını masaya yatırdıklarını ifade etti. Toplu sözleşmede elde edilen iyileştirmelerin gerekli tüm meslek gruplarına yapılması için çaba sarf ettiklerinin altını çizen Doğan, “En azından ‘Yoğun bakımda çalışan veya Aile Sağlığı Merkezi’nde çalışan hemşire arkadaşımızın, hakkının burada verilmesi gerekiyor’ dedik ve taban ek ödeme katsayısının 5 puan artışını sağladık. Nöbet ücretlerinde de 10 puan artış sağladık, fakat bunlar kesinlikle yeterli değil. Yoğun bakımda yanımızda çalışan bir işçi arkadaşımızın nöbet ücreti yüksek seviyelerde. Hemşire arkadaşımızın nöbet ücreti ise alt seviyelerde. Bu kesinlikle adil bir durum değildir” açıklamasında bulundu.
‘ALIN TERİ DÖKÜYORUZ AMA KARŞILIĞINI ALAMIYORUZ’
Daha önce nöbet ücretlerindeki sorunları Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’a ilettiklerini aktaran Doğan, “Sayın Bakanımızdan bu konuda destek istiyoruz. Hemşirelerin gece nöbet ücretlerinin arttırılması gerekiyor. Biz ailemizi bırakarak nöbetlere geliyoruz. Nöbetlerde alın teri döküp emek harcıyoruz ama karşılığını alamıyoruz. Biz nöbet ücretinin artırılması için gece çalışma tazminatının verilmesi için çalışıyoruz” dedi.
Hemşirelik mesleğinde ücrette adaletin sağlanması gerektiğini kaydeden Doğan, “Hakkaniyeti ve adaleti sağlamak için yoğun bakımda çalışan hemşireyle hemşirelik yapmayan hemşire aynı maaşı almamalı. Hemşirelik mesleğini icra etmeyen birine hemşirelik maaşı verilmemesi gerekiyor” dedi.
Doğan, sağlık alanında yapılacak 35 bin atamanın hemşirelerin iş yükü dikkate alınarak yapılması gerektiğini de dile getirerek, “İş yükümüz gerçekten çok fazla. Bu iş yükünün azaltılması gerekiyor. Bunun da çözümü; şu anda 35 bin sağlık personeli ataması var. Fakat bu sayı yeterli gelmiyor. Çözüm için atama bekleyen hemşire arkadaşlarımızın bir an önce atanmasını bekliyoruz” diye konuştu.
]]>