AVUKATI ARACILIĞIYLA ŞİKAYETÇİ OLACAK
Heyecanla kargo paketini açan genç kadın, tablet yerine taş çıkınca hayatının şokunu yaşadı. Zengin, o anki şaşkınlığıyla tableti aldığı internet sitesini aradı. Siteden sorun olmadığı, kargo şubesinde sorun olabileceği cevabını aldı. Bunun üzerine kargo şubesine başvuran Sibel Zengin, buradan da karşılık alamayınca Tüketici Hakem Heyeti’ne başvuru yaptı. Zengin, avukatı aracılığıyla da şikayetçi olacağını belirtti. Engelli kadın şimdi Tüketici Hakem Heyeti’nden çıkacak kararı bekliyor.

“TABLET BEKLERKEN TAŞ GELDİ”
Bedensel engelli Sibel Zengin, “2 Şubat Cuma günü bir teknolojik mağazadan tablet satın alımı gerçekleştirdik. Cuma günü aldığımız için araya hafta sonu girdi. 5 Şubat’ta biz kargomuzu almak üzere; ben engelli olduğum için evden bizzat aile büyüğümden birini gönderdim. Onlar da gidip alıp getirdi. ‘Hayırlı olsun’ diyerek açmak istedi dayım. Açınca içinde kare şeklinde bir taş gördük.” dedi.

“SATICI ‘BİZ DÜZGÜN ŞEKİLDE KARGOLADIK’ DEDİ”
Zengin, “Kutusu da büyük bir şekildeydi. Hani biz bunun üzerine her yere bildirdik. Mağaza ve kargo şubesini aradık. Mağaza kendisi kabul etmedi bunu. Aldığım mağaza, ‘Diğer satıcı mağazaya söyleyin’ dediler. Biz de satıcı mağazayı aradık. Bayağı bir onlar ilgilendiler, baktılar, incelediler. Bir süre haber gelmedi zaten. Dediler, ‘Kargoluktur sorun.’ Biz kargonun genel müdürlüğünü aradık. Genel müdürü de bütün kayıtları, transfer sürecini, hepsini incelediğini beyan etti. ‘Bu bizlik değil, satıcının suçu’ dediler. Biz de satıcıya tekrar döndük. Aradık, satıcı da ‘Biz düzgün bir şekilde kargoladık’ dedi.” ifadelerini kullandı.

“TAŞI GÖRÜNCE ŞOK OLDUM, 20 BİN LİRA VERDİM”
Dolandırıcı mağduru Zengin, “20 bin lira söz konusu ortada, iki tarafta suçu birbirine atıyor. 20 bin liralık bir tablet satın aldık. Satıcıyı aradığımızda, ‘Aldığınız internet sitesi üzerinden satıcıya iade edin, iade olursa ürününüz, paranızı alırsınız’ dediler. Biz iade ettik. İadeyi reddettiler, içinde taş olduğu için kabul etmediler. Tutanak gönderdiler iade olmadığına dair. Gelen taş da şu şekilde. Ben şikayetçiyim, böyle durumda şikayet edilmesi gerekiyor. Tüketici hakem heyetine de başvuru yaptık. Mağdur oldum, bu resmen insanları dolandırmak. Avukatımızla hukuki süreci başlatacağız. Yani taşı görünce şok oldum, 20 bin lira verdim. Birazcık zoruma gitti, üzüldüm. Ben para biriktirerek aldım o ürünü. Böyle bir taş geldi bize, şok olduk. Tablet beklerken taş geldi. Yani aldığımız tablet yok” diye konuştu.

“CEP TELEFONU YERİNE SALATALIK…”
Tüketici Konfederasyonu (TÜKONFED) Başkanı Aydın Ağaoğlu, “Bu internet üzerinden yapılan açık bir dolandırıcılık. Fakat tüketiciler artık bilinçlendi. Tanınmış internet satış portalları üzerinden alım yapıyorlar. Ucuz da bulsalar güvenmedikleri yerlere girmiyorlar. Şikayet sitelerinden sorguluyorlar. Tüketici bilinçlendi ama görülüyor ki güvenilir büyük internet satış portalları da bu tür sahtekarlara, dolandırıcılara, mağazalarına açıyor sayfalarını ve orada satış yapmalarına müsaade ediyor.” dedi. Ağaoğlu, “Burada taş gönderilmesinin sebebini de size söyleyeyim. Savcılık açısından soruşturulduğunda ‘Depocu karıştırmış bu bir dolandırıcılık değil’ demek için bazı açgözlü satıcılar cep telefonu yerine salatalık, tablet yerine de taş gönderebiliyor” ifadelerini kullandı.
]]>DİYARBAKIR – Diyarbakır’ın Bismil ilçesinde 9 kişinin ölümüyle sonuçlanan arazi anlaşmazlığı olayına ilişkin yürütülen soruşturma tamamlandı. İddianamede muhtar Behçet Taş’ın olaydan 1 ay önce aile meclisinde, “Alyamaç ailesini bitireceğim. Kim ölecekse ölsün. Ölen ölür” dediği, Taş ailesinin olayı birkaç gün önceden planladığı, hatta araziye silahla gelinmesi için kendi aralarında fikir ve eylem birliğine vardıkları belirtildi.
İlçenin Serçeler Köyünde 15 Haziran 2023 tarihinde arazi anlaşmazlığı nedeniyle kalaşnikof silahların kullanıldığı, 9 kişinin ölümüyle sonuçlanan olayla ilgili soruşturma tamamlandı. İddianamede, olayı gerçekleştiren Taş ve Alyamaç ailelerine mensup 31 kişi hakkında birden fazla kişiye karşı tasarlayarak kasten öldürme suçunu işledikleri gerekçesiyle ağırlaştırılmış müebbet hapis istendi.
Sanıkların tarlada birbirlerine karşı vahim nitelikli silahlarla gerçekleştirdiği saldırıda Halil, Orhan, Serhat ve Mehmet Can Taş ile Mehmet Emin, Mehmet Selim, Ömer, Yunus ve Muhammet Alyamaç’ın öldürüldükleri belirtildi.
Olay yerine giden jandarma timlerine de yaralılara müdahale etmeyi engellemek için araziye hakim olup silahlı kontrolü sağlayarak güvenlik güçlerine de ateş açtıkları belirlendi.
Yaralılara yardım ve ilk müdahale edildiği sırada arazinin hakim tepelerine yerleşen faillerin jandarma timlerine kesintisiz yoğun yaylım ateşi açtıkları, jandarma timlerinin tüm uyarılarına rağmen siren ve tepe lambalarını açan jandarmaya ait resmi araçlara ve timlere yoğun ateş açmaya devam ettikleri kaydedildi. Yerde yatan ölü ve yaralıların güvenli bir bölgeye taşınmak istediği sırada tepelere yerleşen faillerin seri atışa devam ettikleri belirtildi.
İddianamede, olay yerindeki bir traktör ile pulluğun arkasına siper alan timleri gören saldırganların bu kez yoğun biçimde traktörü yaylım ateşine tuttukları, jandarma timlerinin kafalarının üzerinden birbiri ardına kalaşnikof mermilerinin geçtiği ve timlerin ölü ve yaralılara müdahalesini geciktirdikleri yer aldı.
Saldırganların arazi yapısını ve kırsal patika yollarını iyi bildikleri için araçlarla toz bulutu oluşturup plakası belirlenemeyen bir araçla olay yerinden kaçtıkları belirtildi. Ateşin kesilmesi üzerine tarlada üzerlerinde hücum yeleği ve 5 kalaşnikof ile 3 tabanca bulunan 6 cesedin hastaneye kaldırıldığı, bunlar arasında yaralı olanlardan 3’ünün de daha sonra hayatını kaybettiği belirtildi.
İddianamede, ölü ve yaralılara müdahale etmek için olay yerine giden ve saldırıya uğrayan jandarma timi ile mağdur-sanıkların da ifadelerine ayrıntılı yer verildi. Dehşet anını anlatan timler, kaçan saldırganları da fotoğraflarından teşhis ettiler. Otopsi raporlarında ise katliamın boyutu yer aldı. Ölü muayenesi yapılan cesetlerin topuklarından, kafa ve vücutlarına kadar mermi çekirdeği olduğu bildirildi. Olay yeri inceleme ekiplerince geniş bir alanda yürütülen arama ve tarama faaliyetinde ise yüzlerce boş kovan ve mermi çekirdekleri bulunduğu belirtildi.
Ambulans kamerasına yakalandılar
İddianamede, sanıkların katliam öncesi ve sonrasında araç içinde ve açık arazide yüzleri poşu ile ellerinde kalaşnikof tüfeklerle biçilmemiş buğday tarlasında yürürken ve güvenlik güçlerinin yaralılara müdahalesini engellemek için araçlara ve jandarma timlerine rastgele ateş açtıklarını gösteren fotoğraflar da delil olarak yer aldı. Bu fotoğrafların bir kısmının sanıklar üzerinde, bir kısmının da ambulansa ve olay yerine giden güvenlik güçlerine ait araçların kamera görüntülerinden alındığı yer aldı.
İddianamede, geçmişte de anlaşmazlık nedeniyle mahkemelik olan arazinin büyüklüğü ve maddi değerinin yüksek olması, bölgenin sosyal ve kültürel yapısı nedeniyle aileler arasında husumet başladığı ve devamında 9 kişinin öldüğü olayın yaşanmasıyla noktalandığı vurgulandı. Taş ailesinden maddi gücü olan ve aynı zamanda eski muhtar olan Behçet Taş’ın, Alyamaç ailesinden ise Mehmet Selim ile Ahmet Alyamaç’ın aile meclisinde söz sahibi oldukları kaydedildi.
Alyamaç ailesini öldürmek için yangın çıkarıp araziye çekmişler
Muhtar Behçet Taş’ın katliamdan 1 ay önce aile meclisinde, “Alyamaç ailesini bitireceğim. Kim ölecekse ölsün. Ölen ölür” dediği, Taş ailesinin olayı birkaç gün önceden planladığı, hatta araziye silahla gelinmesi için kendi aralarında fikir ve eylem birliğine vardıkları ifade edildi.
Taş ailesinin uzun namlulu silah ve tam teçhizat ekipmanlarla olay yerine çatışma amacıyla gidildiği belirtilen iddianamede, amaçlarının Alyamaç ailesinin mülkiyetinde bulunan araziyi ateşe vererek Alyamaç ailesini araziye çekmeye çalışarak katliamın fitilini ateşledikleri vurgulandı. Çıkan yangını görünce söndürmek amacıyla olay yerine giden Alyamaç ailesinin tarlaya gittiklerini gören Taş ailesi ve akrabalarının daha sonra birbirleriyle yoğun telefon trafiğine girerek olay yerine uzun namlulu silahlarla gitme şeklini planladıkları ifade edildi.
“PALA” yoğun silah kullandı
Yangına müdahaleye giden Alyamaç ailesine mevzi ve siper alarak organize biçimde ateş açtıkları ve karşılıklı çatışmada Alyamaç ailesinden 5, Taş ailesinden 4 olmak üzere 9 kişinin öldüğü kaydedildi. Şaban Taş tarafından aile bireylerinin kışkırtıldığı, Behçet Taş tarafından azmettirildiği, Ömer Taş tarafından da aile bireylerinin olay yerine toplandığı, Ömer Taş’ın bizzat traktör üzerinde bulunan Alyamaç ailesine yoğun ateş açıldığı bildirildi.
Nurettin Taş’ın telefon dinlemesinde, “O öldürdü Serçeler’dekileri” dediği, Pala lakaplı Mehmet Taş’ın da yoğun silah kullandığı ve ölenlerden bazılarını bizzat kendisinin vurduğu ifade edildi.
Katliamdan sonra ölen ve tutuklanıp cezaevine girenlerin ailelerine de muhtar Behçet Taş tarafından bir ömür bakılması için aile meclisinin de kendi aralarında karar aldıkları belirtildi.
Behçet Taş’ın gözlerinin görmediği için her yere oğlu Aziz ile birlikte gittiği ve Aziz’in de katliam sonrasında alacağı cezadan kurtulmak için başkasına ait pasaportla yurtdışına kaçmaya çalıştığı vurgulandı. Bazı sanıkların ise katliamdan hemen sonra silah kullandıkları için üzerlerinde atış artığı ve svap örneği çıkan elbiselerini evlerine yakın noktadaki tandırın içinde yakarak, duş aldıkları ve delilleri gizlemeye çalıştıkları kaydedildi.
Bazı sanıkların ısrarla olay yerinde olmadıklarını ve suçsuz olduklarını belirtmiş olmalarına rağmen, cenaze ve yaralılara almaya gelen ambulansa ait kamera görüntülerinde ellerinde uzun namlulu silahlarla olay yerinde oldukları da tespit edilerek bu kayıtlar dosyaya delil olarak konuldu.
İddianamede, bölgenin sosyal ve kültürel yapısı, aile meclisi kararlarının bağlayıcılığı, aile meclisinde alınan kararlarına tüm aile bireyleri tarafından uyulmasının yaptırıma tabi olduğu, aile bireylerinin olaya katılmaması halinde hak iddia edemeyeceklerine dikkat çekildi. Bu nedenle her iki aile meclisince alınan kararlara aşiret kararı gibi aile fertlerinin kesin olarak katılmasının esas alındığını vurgulandı.
Olaya katılmayı reddeden aile bireylerinin dava konusu arazi üzerinde bir hak edemeyeceği gibi, bundan sonraki süreçte de meydana gelen olaylarda aile fertleri tarafından dışlanarak korunmayacaklarını bildikleri için tüm aile bireyi olan sanıkların fikir ve eylem birliği içinde çatışmaya katılarak 9 kişinin ölümünden sorumlu olduklarına işaret edildi. Olayda 7 kalaşnikof tüfek ile 4 tabanca ele geçirilmiş olsa da, olay yerinden toplanan boş kovanların kriminal incelemesinde, katliamda 17 ayrı kalaşnikof tüfek kullanıldığı tespit edildi.
Mahkeme nakil istedi
Sanıkların 9 kişiyi tasarlayarak öldürmek, ölü ve yaralılara müdahaleye giden 9 jandarma timini de öldürmeye teşebbüs etmek suçundan 19 kez ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılmaları istendi. İddianameyi kabul eden Ağır Ceza Mahkemesi ise, taraflar arasında husumetin devam etmesi nedeniyle davanın güvenlik gerekçesiyle naklini talep etti. Davanın Diyarbakır’da görülmesinin güvenlik açısından sakıncalı olacağı gerekçesiyle başka bir ilde görülmesi için Valilikten nakil talebinde bulunuldu.
]]>Elmasın, dökülen kan ve sefaletle eş anlamlı hale geldiği bu Afrika ülkesinde, bu elmasın getireceği refah, yerel halkın yaşamını iyileştirecekti.
Ancak bu medya çılgınlığının ötesinde kazıcılar vardı. Bu çok ağır işi yaparak, elması bulanlar.
Kamba Johnbull ve Andrew Saffea, elması bulan beş kişilik grubun en genç üyeleriydi ve sadece ergenlerdi.
O büyük, parlayan taşı gördüklerinde tüm düşleri gerçek olmuş gibiydi.
Ama altı yıl sonra mucizevi buluşları, hayalkırıklıklarıyla gölgelendi.
Plan for survival
Saffea, yoksulluk yüzünden okulu bırakmak zorunda kaldığında parlak bir öğrenciydi. Johnbull’un ailesi ise1991-2002 arasındaki iç savaşta parçalanmıştı.
Birlikte, bir papazın masraflarını karşıladığı beş kişilik kazı grubuna katıldılar. Para almıyorlardı, ancak basit kazı malzemeleri ve hem kendileri hem de aileleri için yiyecek veriliyordu. Bir elmas bulunursa da, aslan payını masrafları karşılayan sponsor alıyordu.
İkili, çok ağır koşullarda çalışıyordu. Şafak sökerken kalkıp, bir palmiye çiftliğinde çalışmaya başlıyorlar, kahvaltıdan sonra da günün geri kalanında kazı yapıyorlardı. Okula geri dönecek kadar para biriktirmeyi umuyorlardı ama çalışma koşulları çok yorucuydu.
Saffea “Johnbull’a hayalimin yıkıldığını söyledim” diyor.
Johnbull, yoğun yağış ve zorlu yaz sıcaklarıyla nasıl başa çıkmak zorunda kaldıklarını hatırlıyor.
“Motive olmak için birbirimize teşvik edici şeyler söylüyorduk. Şakalar yapıyorduk. Bir Bluetooth cihazımız da vardı, müzik bile çalıyorduk.”
İkili, aniden zengin olurlarsa, neler yapmayı hayal ettiklerini de konuşuyordu.
Johnbull iki katlı bir evle, Toyota FJ Cruiser marka bir araç, Saffea da eğitimini tamamlamak istiyordu.
Dev elmas
Şanslarının güleceği gün, diğer günlerden farksız başlamıştı. Kaynamış muzla kahvaltı yapıp, dua ettikten sonra madene gittiler.
Kazıcılar, aslında zamanlarının çok küçük bir bölümünü elmas arayarak geçiriyor.
13 Mart 2017 Cuma günü planları hazırlıkları yapmak, toprağı yarmak, çakıl taşlarını çıkartmak ve yağmur mevsiminin ilk günlerinden kalan yağmur sularıyla uğraşmaktı.
Sonra Johnbull’un gözü bir parıltıya takıldı.
“Akan suyun altında, suyla birlikte sürüklenenen taşı gördüm. Benimkisi bir içgüdüydü, çünkü daha önce hiç elmas görmemiştim.”
“Taşa bir dakikadan fazla baktım. Sonra amcama ‘Amca, şu taş parıldıyor, ne taşı bu?’ dedim.”
Johnbull uzanıp, taşı sudan çıkarttı.
“Çok soğuktu taş. Alır almaz elimden kapıp ‘Bu bir elmas!’ dediler.”
Elmas 709 karattı ve dünyada kayıtlara geçen en büyük 14.üncü büyük taştı.
Kazıcılar, sponsorları Papaz Emmanuel Momoh’a haber verdiler. Momoh da elması karaborsada satmak yerine, yetkililere götürerek tarihe geçti.
Elmas, müzayedede 6,5 milyon dolara satıldı.
Johnbull ve Saffea gibi yüzbinlerce Sierra Leoneli kayıt dışı madenlerde çalışıyor. Şansları yaver giderse, küçük bir elmas buluyorlar, ancak herkesin hayali, herkesi motive eden böyle büyük bir elmas bulma ihtimali.
Sonunda, kazıcıların her birine pay verilmesi, kârın bir kısmının da yerel kalkınma için hükümete verilmesi üzerinde anlaşıldı.
Kazıcılara ilk olarak sadece 80’er bin dolar verildi. Saffea ve Johnbull’un bu işe ilk girdiklerinde umduklarından çok daha büyük bir paraydı bu miktar. Ancak yine de bu kadar küçük bir pay aldıkları için aldatılmış hissediyorlar.
Johnbull “Payımı ilk aldığımda, bir hafta boyunca dokunmadan elimde tuttum. En sonunda bir ev satın almak için başkent Freetown’a gittim” diyor.
Saffea eğitim için Kanada’ya gitmek ve Johnbull da ona katılmak istiyordu.
Bir aracıya seyahat ve barınma ve üniversite harcı için 15 bin dolar ödediler. Sonra Gana’ya gittiler ve burada altı ay kalıp, paralarının büyük kısmını harcadılar.
Vize başvuruları reddedilince planları çöktü. Johnbull, Sierra Leone’ye geri döndü. Elmastan aldığı paranın çoğu gitmişti. Saffea ise yeni bir yolculuğa başladı.
Güvenliği için açıklamadığımız üçüncü bir ülkeye geçti. Burada gündüz şoförlük yapabileceği, akşamları da okula gidebileceği söylenmişti. Ancak Saffea bu ülkeye ulaştığında, gerçek çok farklıydı.
“Bir ahırda atlara baktım ve orada yatıp, yiyordum. Diğer işçilere barınacak yer veriliyordu ama ben ahırda yatmak zorunda kaldım.”
Saffea’nın elmastan beklediği müreffeh yaşam bu değildi. Oturumu olmadığından da savunmasız bir durumda.
Sierra Leone’de satın aldığı mülk dışında, elmastan elde ettiği para tükendi. Şimdiyse, evine dönmek istediğini söylüyor.
Takdir edilmemek
İkiliyi en çok üzen de, yaptıkları keşif için düzgün bir şekilde takdir edilmemiş olması.
Elmasla ilgili haberlerde, madene sponsorluk yapan papazın adı geçiyordu. Kazıcılardan pek bahsedilmemişti. Saffea, dışlanmış hissediyor.
Johnbull, parasını farklı bir şekilde kullanmış olmayı diliyor.
“Param olduğunda çok gençtim. Geriye baktığımda iyi hissetmiyorum. O zaman kıyafetler alıp hava atıyordum. Bilirsiniz işte, gençler böyle.
“Keşke orada daha fazla para kazanma umuduyla ülke dışına gitme hırsım olmasaydı. Ziyan ettiğim parayla, burada çok şey yapabilirdim.”
Belki bekledikleri yaşama kavuşmadılar, ancak Johnbull şimdi Freetown’da alüminyum pencere yaparak iyi bir yaşam sürüyor ve ülke dışındaki umutları gerçekleşmezse, Saffea’nın da dönmesini umuyor.
Johnbull “Ben dünyaya geldiğimde, anne ve babamın evi yoktu. Çocuklarım, Freetown’da babalarının evinde büyüyor. Bu çok önemli. Çocuklarım benim çektiğim zorlukları çekmeyecek” diyor.
]]>