KAHRAMANMARAŞ Tabip Odası Başkanı Dr. Lütfi Tiyekli, yeni doğan çetesi soruşturmasının genişletilmesi gerektiğini belirtti. Deprem soruşturmalarını örnek gösteren Tiyekli, ” Kahramanmaraş’ta bir deprem oldu, inşaat şirketlerinin sahipleri o yıkılan binalardaki kusur nedeniyle tutuklandı. Niye bu hastane sahiplerine soruşturma yapılmıyor” dedi.
Kahramanmaraş Tabip Odası Başkanı Dr. Lütfi Tiyekli, oda yönetimiyle birlikte basın toplantısı düzenledi. Yeni doğan çetesinin ortaya çıkması ve yürütülen soruşturmayı değerlendiren Tiyekli, olayın Türkiye’nin en büyük sağlık skandallarından biri olduğunu söyledi.
Yeni doğan çetesinin her yönüyle soruşturulması gerektiğini kaydeden Lütfi Tiyekli, “Yasak olmasına rağmen hastanelerin yoğun bakımlarını kiralıyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin mevzuatının hiçbir yerinde hastanelerin yoğun bakım kiralanması diye bir mevzuat yok. Ama buna rağmen göz yumuluyor. İstanbulİl Sağlık Müdürlüğü tarafından buna göz yumuluyor veya görmezden geliniyor ve bu kişiler bütün kirli yolları kullanarak, çeşitli insanları satın alarak bu yoğun bakımları çalıştırmaya çalışıyorlar. Tabii amaç para kazanmak olduğu için de bu servislerde yetkin olan kişiler çalıştırılmıyor. Bu çete elemanları parayı düşündükleri için bu buldukları herkesi buralarda çalıştırmışlar ve sonuçta maalesef acı olarak yaşandı. Tabii bu olay belki savcımız tehdit edilmese ortaya bile çıkmayacaktı. Ama şu an ortaya çıktı, iyi ki de ortaya çıktı” diye konuştu.
Kahramanmaraş Tabip Odası olarak soruşturmanın sonunu nereye giderse gitsin, kime dayanırsa dayanırsın devam etmesinden yana olduklarını belirten Tiyekli, “Burada suçu olan kim varsa mutlaka yargılanması gerektiğini istiyoruz ve bu olayların çok iyi incelenmesini istiyoruz. Biliyorsunuz Kahramanmaraş’ta bir deprem oldu, inşaat şirketlerinin sahipleri o yıkılan binalardaki kusur nedeniyle tutuklandı. Şu anda bir kısmı da cezaevinde. Bu hastanelerde de canlarımız, çocuklar vefat etti. Peki bu şirket sahiplerinin sorunu yok mu? Aynı sorumluluk değil mi? Onlar da bilinçte bilinçli taksirle ölüme sebep oldu hastanelerde bilinçli taksirle ölüme sebep oldu. Niye bu hastane sahiplerine, kim olursa olsun soruşturma yapılmıyor? Biz bu soruşturmanın sonu ucu nereye giderse gitsin yapılması taraftarıyız. Bu işin mali boyutu da ele alınmalı. Kamunun uğradığı zarar bu hastane şirketlerinden tahsil edilmeli” dedi.
‘HASTANELERİN BÜTÜN İŞLEMLERİ DİDİK DİDİK EDİLMELİ’
Tiyekli, özel hastanelerin yeterince denetlenmediğini öne sürerek, şunları söyledi:
“Eğer bir kurum denetlenmiyorsa, yoğun bakımları kiraya veriliyorsa o hastanenin diğer birimlerine de bakmak lazım. Şimdi diğer birimlerini kim istetiyor bunların? Sadece yeni doğanla mı kayıtlı? Belki erişkin yoğun bakımda, yaşlı bakımlarda bunlarda yapılı. Bunları bilemiyoruz. Az önce de söyledim, yeni doğan yoğun bakım bir savcının tehdit edilmesiyle ortaya çıktı. Yoksa bizim belki bundan haberimiz bile olmayacaktı. Bu yüzden bu soruşturmalar yeni doğan soruşturması baz alınarak genişletilmeli ve ucu nereye giderse gitsin yapılmalı. O hastanelerin bütün işlemleri didik didik edilmeli. Bugün vatandaşın aldığı ilacı didik didik inceleyen, ‘Siz bu ilacı aldınız mı?’ diye telefon eden SGK oralara gidip ‘Siz bu işlemleri yaptınız mı?’ diye tek tek hesap sorulmalı. Yani orada eğer bu iş yeni doğanda yapıldıysa başka servislerde başka şekilde yapılmadığını kim garanti edebilir? Orada bir hırsızlık varsa bu hırsızlığın devamı olması da çok muhtemeldir.”
Haber-Kamera: Ömer KOÇ-KAHRAMANMARAŞ-DHA)
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Türkiye’nin kanını donduran cinayet…
Günlerdir kayıp olarak arana Narin’in cesedi bulundu, bugün defnedildi.
Cinayetle ilgili ise her geçen gün yeni detaylar ortaya çıkıyor.
BAKAN TUNÇ’TAN SON AÇIKLAMA
Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, günlerdir aranan ve cansız bedeni derede bulunan Narin Güran soruşturmasındaki son durumu açıkladı.
“SORUMLULAR CEZAYA ÇARPTIRILACAK”
Bakan Tunç, “Narin’in hunharca katledildiğini gördük, soruşturma devam ediyor. Gerekli davalar açılacak. Sorumlu ve sorumlular gerekli cezaya çarptırılacak.” dedi.

“ÜLKE OLARAK DERİNDEN YARALANDIK”
Narin Güran soruşturmasıyla ilgili konuşan Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, şu ifadeleri kullandı:
Hepimizi derinden yaraladı. Maalesef cansız bedenine ulaşıldı. 21 Ağustos’ta Narin kızımız kayboldu. 19 gün boyunca kendisinden haber alınamadı. Devletimizin tüm kurumları, bütün köylüler, komşular Narin’i günlerce aradı. Diğer yandan da adli soruşturma yürütüldü. Köye giriş çıkanlar köylüler de dahil olmak üzere 269 kişinin ifadesine başvuruldu. Amcasının arabasındaki DNA’nın Narin’e ait olduğu tespit edildi. Narin’in cansız bedeni derenin sığ bir kısmında Jandarma tarafından tespit edildi. Çok üzüldük, keşke canlı olarak bulunabilseydi. Ülke olarak derinden yaralandık.

“SONUNDA BİR SONUÇ ALACAĞIZ”
Köyde şüpheli olan 24 kişi gözaltına alındı. İfadeleri henüz devam ediyor. Tüm detaylarıyla soruşturma devam ediyor. Narin’i katledenler bulunacak ve en ağır cezayı alacaklar. Çapraz sorgular devam ediyor. Sonunda bir sonuç alacağız. Sayın Cumhurbaşkanımız da verdiği talimatlarla, kimler Narin’in katline sebep olduysa en ağır cezayı alması yönünde taleplerini ilgili bakanlara iletti.

“MİLLETİMİZ MÜSTERİH OLSUN”
Devlet kurumları olarak hep birlikte soruşturmanın tamamlanmasını sağlayacağız. Çocukların korunması için önce aile sonra devlet sorumludur. Çocukların istismara maruz kalmaması için tüm tedbirleri almaya devam edeceğiz. Narin soruşturmasında maddi gerçek ortaya çıkınca katilleri ceza kanundaki en ağır cezayı alacak. Şimdi bize düşen onun katline sebep olanları bulup yargı karşısına çıkarmak. Milletimiz müsterih olsun, devletimiz yoğun bir şekilde bu soruşturmayı takip ediyor.
Furkan Can
Editör
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
İKİ SALDIRININ BİRBİRİYLE BAĞLANTILI OLDUĞU TESPİT EDİLDİ
Bahçelievler Devlet Hastanesi’nde 31 Ağustos günü saat 02.30 sıralarında meydana gelen olayda acil servis bölümünün önüne gelen şüpheliler, hastaneye doğru ateş açmıştı. Açılan ateşte o sırada dışarıda bulunan, bir hastane polisi, bir jandarma, hastane güvenlik görevlisi ve 2’si hasta yakını olmak üzere toplam 5 kişi yaralanmıştı. Aynı gece Mahmutbey Caddesi’nde yürüyen 3 kişiye de silahlı saldırı düzenlenmişti. Saldırıda 1 kişi olay yerinde ölürken, 1 kişi de yaralanmıştı.

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmalarda, iki silahlı saldırı olayının da birbiriyle bağlantılı olduğu tespit edilmiş, emniyetteki işlemleri tamamlanan 11 şahıs tutuklama talebiyle adliyeye sevk edilmişti. 11 şüpheli, Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliğince ‘Suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma’ suçundan tutuklanarak cezaevine gönderilmişti.

ŞÜPHELİLER ATIZ-CASPER ÖRGÜT ÜYESİ ÇIKTI
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosunca başlatılan soruşturma çerçevesinde gerçekleştirilen operasyonlarda 5 kişi daha gözaltına alındı. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca ‘Atız-Casper’ adlı örgüt üyeleri oldukları tespit edilen 5 şüpheli de tutuklama talebiyle Sulh Ceza Hakimliği’ne sevk edildi. Şüphelilerden 4’ü tutuklanarak cezaevine gönderildi.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan yazılı açıklamada, yürütülen soruşturmaların ve göz altıların 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 220. Maddesi kapsamındaki suçlara dahil olduğunu belirtilerek bu suçlar şöyle kaydedildi:
“Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Kaçakçılık ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu tarafından yürütülen soruşturma kapsamında; 5237 Sayılı TCK’nın 220. maddesinde tanımlanan Kanunun Suç Saydığı Fiilleri İşlemek ve Haksız Ekonomik Çıkar Sağlamak Amacıyla Suç Örgütü Kurmak, Yönetmek, Örgüte Üye Olmak, Örgüte Üye Olmamakla Birlikte Örgüt Adına Suç İşlemek, Örgüt İçerisindeki Hiyerarşik Yapıya Dahil Olmamakla Birlikte Örgüte Bilerek ve İsteyerek Yardım Etmek, Örgüt Faaliyeti Kapsamında; 6136 SKM, Suç Üstlenme, Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde İmal ve Ticareti, Kullanmak için Uyuturucu veya Uyarıcı Madde Satın Almak, Kabul Etmek veya Bulundurmak ya da Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde Kullanmak, Yağma, Kasten Yaralama, Tehdit, Hakaret, Mala Zarar Verme ve Nitelikli Dolandırıcılık suçları.”
Yapılan operasyonlarda, çeşitli özel reçeteye tabi uyuşturucu hap, esrar, silah ve mühimmatlara el koyulduğu belirtilerek, “El koyma işlemleri sonucu 13 adet tabanca, 17 adet şarjör, 613 adet fişek, 8 adet av tüfeği, 3 adet tüfek şarjörü, 3 adet kartuş ile 236 adet galara isimli satışı özel reçeteye tabi uyuşturucu hap, 34 adet neogaba isimli satışı özel reçeteye tabi uyuşturucu hap, 26 adet alyse simli satışı özel reçeteye tabi uyuşturucu hap, 150 adet gerica marka hap, 181 adet lyrıca isimli satışı özel reçeteye tabi uyuşturucu hap, 5,30 gram esrar maddesi, 0,29 gram metamfetamin isimli uyuşturucu maddeleri ile ayrıca 1 adet çelik yelek, 5 adet tabanca, 2 adet şarjör, 324 adet fişek, 10 adet kuru sıkı fişek, 4 adet av tüfeği, 1 adet tüfek şarjörü, 105 adet kartuş, 52 adet sentetik ecza, 20 gram esrar, 3 kök hint keneviri, 10 adet bıçak, 4 adet muşta, 2 adet boş kovan ve 2 adet mermi çekirdeği ele geçirilmiştir” ifadeleri kullanıldı.
Soruşturma kapsamında 26 şüpheli hakkında işlem yapıldığı belirtilen açıklamada, “Soruşturma kapsamında toplam 26 şüpheli hakkında işlem yapılmış olup, 11 şüpheli silah ticareti, yağma ve uyuşturucu madde ticareti suçlarından tutuklanmaları talebiyle Ankara Nöbetçi Sulh Ceza Mahkemesine sevk edilmiş, 3 şüphelinin adli kontrol şartıyla serbest bırakılmaları talep edilmiş, 2 şüphelinin başka suçtan halen cezaevinde tutuklu oldukları, soruşturma dosyası kapsamında diğer şüphelilerin ise mevcut delil durumu itibariyle serbest bırakılmalarına karar verilmiştir. Şüpheliler hakkında soruşturma işlemleri titizlikle devam etmektedir” ifadelerine yer verildi. – ANKARA
]]>CHP Bursa Milletvekili ve Halk Sağlığı Profesörü Dr. Kayıhan Pala, Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Münci Yağcı’nın görevden alınmasını TBMM gündemine taşıdı. Pala, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in yanıtlaması istemiyle Meclis Başkanlığı’na soru önergesi verdi.
“PROF. DR. MÜNCİ YAĞCI NEDEN SORUŞTURMA YAPILMADAN GÖREVİNDEN ALINMIŞTIR”
“Gazi Üniversitesinde yöneticilerin FETÖ/PYD terör örgütüyle iltisaklı kişilerle iletişim kurduğu, görevlerini kötüye kullandığı ve kurum yararına faaliyetleri engelledikleri iddiaları söz konusudur” ifadelerinin yer aldığı önergede, CHP’li Pala, Bakan Tekin’e şu soruları yöneltti:
“Ankara Cumhuriyet Savcılığı, Gazi Üniversitesi Rektörü, Tıp Fakültesi Dekanı, Üniversite Genel Sekreteri ve önceki dönemin Rektör Yardımcısının FETÖ/PDY terör örgütünün üst düzey yöneticileriyle telefon irtibatı olduğunu tespit etmiş midir? Tespit edilmişse, söz konusu kişiler hakkında hangi adli ve idari işlemler yapılmıştır? Konuyu gündeme getiren, öğretim üyesi Prof. Dr. Münci Yağcı neden soruşturma yapılmadan görevinden alınmıştır? Kendisine ardışık disiplin cezaları verilmesinin nedenleri nedir; lehine olan mahkeme kararı neden uygulanmamıştır? Mükerrer soruşturma yapan, mahkeme kararını uygulamayarak görevi kötüye kullanan Gazi Üniversitesi yöneticileri hakkında herhangi bir soruşturma başlatılmış mıdır? Gazi Üniversitesi’nde kanser hastalarına yeni ilaç temin edecek erişkin ‘Faz 1 Merkezi’ni kuran Prof. Dr. Münci Yağcı, kurduğu merkeze müdür olarak atanmadığı için merkez faaliyete geçememiştir. Merkezin faaliyete geçmesi için ne beklenmektedir?”
“ÜLKEMİZDE BİLİM, BİLİMSEL KURUMLAR VE BİLİM İNSANLARI BÜYÜK BİR BASKIYLA İKTİDARIN KISKACINA ALINMIŞ DURUMDA”
Pala, önergeye ilişkin ise şu açıklamayı yaptı:
“Gazi Üniversitesinde yöneticilerin FETÖ/PYD terör örgütü ile iltisaklı kişilerle iletişim kurduğu, görevlerini kötüye kullandığı ve kurum yararına faaliyetleri engellediği iddiasını gündeme getiren Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Münci Yağcı soruşturma yapılmadan görevinden alındı, kendisine ardışık disiplin cezaları verildi ve lehine olan mahkeme kararı uygulanmadı. Ayrıca Gazi Üniversitesi’nde kanser hastalarına yeni ilaç temin edecek erişkin ‘Faz 1 Merkezi’ni kuran Prof. Dr. Münci Yağcı, kurduğu merkeze müdür olarak atanmadığı için merkez faaliyete geçememiştir. Ülkemizde bilim, bilimsel kurumlar ve bilim insanları büyük bir baskıyla iktidarın kıskacına alınmış durumda. Sayın Yağcı’ya yapılan mükerrer soruşturmaları mahkeme kararını uygulamayarak görevi kötüye kullanan Gazi Üniversitesi yöneticileri hakkında herhangi bir soruşturma açılıp açılmadığı başta olmak üzere yapılan hukuksuz uygulamaları YÖK’ün cevaplaması istemiyle Milli Eğitim Bakanlığı’na sordum.”
]]>Gülüç Belediye Başkanı Gökhan Mustafa Demirtaş hakkında belediyede çalışan iki kadın kendilerine taciz yapıldığı iddiası ile suç duyurusunda bulunmuş, savcılık kadınlardan birinin iddialarını asılsız bularak “kavuşturmaya yer yoktur” kararı vermiş ve karar kesinleşmişti. Diğer kadın çalışanın iddialarına yönelik açılan mahkemenin birinci duruşması Kdz. Ereğli Adliyesi’nde görülürken, duruşma ileri bir tarihe ertelendi.
“Asıl amaçları müvekkilimizin siyasi geleceğini bitirmeye yönelik”
Duruşmanın ardından adliye önünde müşteki kadının avukatının basın açıklaması yapması sonrasında, Gülüç Belediye Başkanı Gökhan Demirtaş’ın Avukatları Mehmet Karadağ ile Turan Uzun’dan da yanıt geldi. Demirtaş adına açıklamayı yapan Avukat Karadağ, müvekkiline yönelik soruşturmanın başından bu yana basın yoluyla itibar suaikasti yapılmaya çalışıldığını vurguladı. Müşteki avukatının adil yargılamayı etkilemeye yönelik iddialarının doğru olmadığını belirten Karadağ “Duruşma tarihinin seçimlerden sonraya bırakılmasının kendileri için üzücü olduğunu ifade ederek asıl amaçlarının müvekkilimizin siyasi geleceğini ve kimliğini bitirmeye yönelik olduğunun açıkça göstergesidir.” Dedi.
“Başından beri itibar suikasti yapılmaya çalışılıyor”
Karadağ açıklamasına şu sözlere yer verdi: “Müvekkilimiz Gökhan Mustafa Demirtaş’ın 22.02.2024 tarihinde yapılan 1. Duruşma sonrasında müşteki vekilinin adliye önünde yanına 7-8 kişi alarak yapmış olduğu basın açıklaması mesleki kurallar ile bağdaşmayıp Avukatlık Kanunu’nun 40. Maddesi gereğince suç niteliği taşımaktadır. Avukatlık Mesleki Kanunu’nun; taraf olarak kesin hal bulunmadıkça basına açıklamada bulunamayacağı açık şekilde ifade edilmektedir. Açıklama yapılması mecbur olması halinde ise de bu açıklamanın adaleti etkileyecek nitelikte olmaması gerektiği kesindir. Müvekkilimize yönelik olarak soruşturmanın başından itibaren sistematik olarak itibar suikastı yapılması ve bu yönde müşteki vekilinin duruşmanın içeriği başta olmak üzere delillerin durumunu değerlendirmesi, tanıklara yönelik baskı oluşturmaya çalışması, bir kısım basın yayın kuruluşları ile birlikte soruşturma ve kovuşturmayı buraya kadar getirdiklerini beyan etmesi yargılamanın duruşma salonunda değil de bazı basın yayın kuruluşları ile birlikte kamuoyu önünde adalet mekanizması dışında yapıldığı izlenimini doğurmuştur. Halbuki soruşturma tarafsız ve herkese eşit mesafede olan Cumhuriyet Savcıları tarafından yapılmış ve yine kovuşturma adil bir şekilde Türkiye Cumhuriyeti Mahkemesi tarafından maddi gerçeğe ulaşmak için titizlikle yapılmaktadır. Kaldı ki soruşturma dosyasına konu olan diğer bir müştekinin iddiaları hakkında yapılan soruşturmada, bu iddiaların asılsız olduğu yönünde yargı karar vermiş ve bu karar kesinleşmiştir. Soruşturmanın başından itibaren müvekkilimizin siyasi kimliği ve soruşturma dosyasında verilmiş olan gizlilik kararı neticesinde şimdiye kadar tarafımızca hiçbir basın açıklaması yapılmamıştır. Hatta ve hatta müvekkilimizin siyasi bir parti ile bağı olması nedeniyle, siyasetin adaleti etkilediği izlenimi vermemek için bağlı bulunduğu siyasi partiden istifa etmiştir. Müvekkilimizin yasal haklarını kullanması neticesinde müracaatta bulunmasının bir mobing olduğunu kamuoyuna çarpıtarak açıklamada belirtmiştir. Müşteki vekilinin mahkemenin tüm delillerini kabul etmiş gibi kamuoyu ile paylaşması kendisini yargı mercii olarak görmekte ve hükmü kendince vermiştir. Yargılamada tanıkların dinlenilmeden cezaya hükmedileceğinden bahsederek yargılamayı etkileme çabasına içerisine girmiştir. Duruşma tarihinin seçimlerden sonraya bırakılmasının kendileri için üzücü olduğunu ifade ederek asıl amaçlarının müvekkilimizin siyasi geleceğini ve kimliğini bitirmeye yönelik olduğunun açıkça göstergesidir. Müvekkilimiz ile yapmış olduğumuz telefon görüşmesinde; hukuka aykırı, doğruları yansıtmayan ve adaleti yönlendirme niteliğindeki basın açıklamasından dolayı müşteki vekili hakkında Adalet Bakanlığına ve bağlı bulunduğu Baro Başkanlığına suç duyurusunda bulunacağını haricen öğrenmiş bulunmaktayız. Müşteki vekili tarafından yapılan, doğruları yansıtmayan, etik olmayan ve hukuka aykırı basın açıklaması sonrasında müvekkilimiz adına cevap verme ve doğru bilgilendirme zorunluluğu doğmuştur. Kamuoyuna saygıyla arz ederiz.” – ZONGULDAK
]]>Bir internet sitesinde yazdığı yazıda suç oluşturacak sözler kullandığı gerekçesiyle hakkında soruşturma başlatılan, soruşturma çerçevesinde tutuklandıktan sonra tahliye edilen gazeteci Tolga Şardan hakkında yürütülen soruşturma tamamlandı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan iddianamede, şüpheli Tolga Şardan’ın bir internet sitesinde yazdığı yazıda “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçunun unsurlarını oluşturacak nitelikte sözler bulunduğu gerekçesiyle resen soruşturmaya başlandığı aktarıldı.
Şardan’ın ifadesine yer verilen iddianamede, haberin kamuoyunun bilgisi dahilinde olan güncel bir konu olduğunu, konunun başlangıcının İstanbul Anadolu Adliyesi Cumhuriyet Başsavcısı İsmail Uçar’ın kamuoyuna yansıyan dilekçesi olduğunu, olayın kamuoyunda geniş yankı uyandırması üzerine ismini vermek istemediği farklı kaynaklardan gelişmeleri takip ettiğini, söz konusu yazının yayınlandığı andan ifadesinin alındığı dakikaya kadar geçen sürede yazının içinde taraf olarak görülen Cumhurbaşkanı makamı ve MİT Başkanlığı tarafından herhangi bir yalanlama veya açıklama yapılmadığını ve suçlamaları kabul etmediğini söylediği kaydedildi.
Herhangi bir delil sunamadığı belirtildi
İddianamede, şüpheli Şardan’ın yazı içeriğinde Mili İstihbarat Teşkilatı tarafından ‘yargı raporu’ adı altında rapor düzenlendiği şeklinde kesin yargı içeren cümlelerin yer aldığı, şüpheli tarafından her ne kadar yazısında yer alan bilgileri teyit ederek yayınladığı iddia edilmiş ise de, soruşturma dosyasına buna ilişkin herhangi bir delil sunamadığı belirtildi. Ayrıca, Milli İstihbarat Teşkilatı’nın cevabında da böyle bir rapor olmadığının açıkça belirtildiği, dolayısıyla köşe yazısı içeriğinde yer alan ve adliyelerde usulsüz ve yasaya aykırı olarak işlemler yapıldığı iddiasının halkın devlet kurumlarına olan güvenini olumsuz etkileyeceği, bu bilginin kamu düzeni ile ilgili olduğu ve halkı yanıltıcı mahiyette olduğu, köşe yazısı içeriğinde yer alan ifadelerin kamu barışını bozmaya elverişli olduğu, bu bağlamda somut olayda ‘halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma’ suçunun yasal unsurlarının oluştuğu aktarıldı.
Yargı organlarını aşağılama kastıyla hareket ettiği aktarıldı
Şüphelinin köşe yazısında doğrudan devletin yargı organlarında usulsüz ve yasaya aykırı işlemler yapılarak kararlar verildiği ifadelerinin bir bütün olarak yargı teşkilatını zan altında bıraktığı ve toplumda yargı teşkilatına olan güveni zedeler mahiyette olduğunun belirtildiği iddianamede, şüphelinin devletin yargı organlarını aşağılama kastıyla hareket ettiğinin kabulü gerektiği, şüphelinin hakaret içerikli sözlerini internet sitesi üzerinden yapmış olması ve köşe yazısının çok sayıda kişi tarafından görülmüş, okunmuş olması nedeniyle aleniyet unsurunun da bulunduğu da belirtildi.
5 yıla kadar hapis talebi
Hazırlanan iddianamede şüpheli Şardan’ın ‘halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma’ ve ‘devletin yargı organlarını alenen aşağılama’ suçlarından toplamda 1 yıl 6 aydan 5 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması talep edildi. Hazırlanan iddianame gönderildiği İstanbul Asliye Ceza Mahkemesi’nce kabul edildiği takdirde Şardan önümüzdeki günlerde hakim karşısına çıkacak. – İSTANBUL
]]>‘ÖNCELİĞİMİZ HUKUKUN İŞLEMESİNİ SAĞLAYABİLMEK’
Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Avukat Erinç Sağkan, facianın yaşandığı Erzincan’ın İliç ilçesindeki altın madeni gelip, kriz masasını ziyaret ederek yetkililerden son durum hakkında bilgi aldı. Daha sonra basın mensuplarına açıklamalarda bulunan Sağkan, “Öncelikle içeride İçişleri Bakanımız ve valimizle görüştük. Geçmiş olsun dileklerimizi ilettik. Sürecin işleyişine yönelik bilgiler aldık. Biz bir hukuk kurumuyuz. Önceliğimiz hukukun işlemesini sağlayabilmek. Bunun için çaba gösteriyoruz. Ancak bugün itibariyle önceliğimiz ise hepimizin olduğu gibi 9 canımızın sevdiklerine bir an önce kavuşabilmesini temenni ediyoruz. Buna ilişkin çalışmaların bize devam ettiği söylendi. Ayrıca, bu kimyasal atık dolu yığının yeraltı sularına karışarak daha büyük bir alana zarar vermemesi bakımından da çalışmalar yürütüldüğü ifade edildi. İçeride kriz masası toplantısı var. Ciddi bir şekilde çalışmaların yürütüldüğünü gördüğümüzü ifade edebilirim” dedi.
‘MADEN KAZASINA BİZ KAZA DİYEMEYİZ’
Maden ocağı için yapılan uyarıların yok sayıldığını söyleyen Sağkan, “İliç’teki bu maden kazasına biz kaza diyemeyiz. Göz göre göre gelen bir olaya biz kaza diyemeyiz. Maalesef bugüne kadarki bütün uyarıların yok sayıldığı TBB’nin bizzat 14 Nisan’da kamuoyuyla paylaştığı açıklamaların yok sayılmasının bugün çok acı bir sonucunu yaşıyoruz. Biz burayla ilgili olarak kapsamlı bir açıklama yaptık. Özellikle ikinci kapasite artışına ilişkin olumlu ÇED raporunun emsal gerçekliklerle bağdaşmadığı, burada su havzasına çok yakın bir noktaya kurulan madenin aynı zamanda yeraltı sularıyla birlikte bilimsel gerçekliklerle değerlendirildiğinde buna ÇED olumlu raporunun verilmemesi gerektiği ifade ettik. Bunun çok büyük felaketlere sebebiyet vereceğinin özellikle altını çizdik. Aynı zamanda bu uyarımızdan yaklaşık 2 ay sonra ise bir siyanür sızıntısı gerçekleşti. O zaman da tekrar bu bölgeye dikkat çektik. TBB olarak burada devam etmekte olan yargılamalara müdahil olduk. İdarenin yaptığı hukuksuzluğa yargının ‘dur’ demesi gerektiğini söyledik. Ancak ne kamuoyuna derdimizi anlatabildik ne de yargıya derdimizi anlatabildik. Gelinen süreçte maalesef ki bütün bu uyarıların göz ardı edilmesi neticesinde bugün bu facia ile karşı karşıyayız” diye konuştu.
‘TBB OLARAK TAKİPÇİSİ OLACAĞIZ’
Siyanürle bu coğrafyada altına ilişkin bir maden çalışması yapılmasının kaçınılmaz sonucunun yaşandığını söyleyen Sağkan sözlerine şöyle devam etti:
“Artık bir karar verilmesini istiyoruz. Bu faciaların yaşanmasını istemiyoruz. 3 ay sonra hiçbir şey olmamış gibi kaldığı yerden bu işletmenin çalışmasına devam etmesini istemiyoruz. Bu nedenle hem burada yürütülmekte olan ceza soruşturmasını en etkin şekilde Erzincan Baromuzla beraber, tüm barolarımızla birlikte TBB olarak takipçisi olacağız hem de bundan sonra tekrar bu tür faciaların yaşanmaması için muhakkak ki farkındalık çalışmalarını yürüteceğiz, hukuki anlamda elimizden gelen bütün gayreti göstereceğiz. Mağdur ailelerin de tamamen avukatlık hizmetlerini yürütmek üzere Erzincan Baromuz gereken bütün hukuki süreci yürütecektir. Aynı şekilde TBB de gerekli bütün kapasitesiyle Erzincan Barosunun yanında bu hukuk mücadelesini sürdürecektir.”
‘7 ŞÜPHELİDEN 4’Ü GÖZALTINDA BİLGİSİ VAR’
Maden ocağı ile ilgili herhangi bir gözaltı var mı? sorusuna cevap veren Sağkan, “Şu anda öğrendiğimiz 7 şüpheli bulunduğu ve bunlardan 4’ünün gözaltında olduğuna dönük. Zannedersem soruşturmanın selameti bakımından, çünkü burada delillerin karartılmaması çok büyük önem arz ediyor. Bugüne kadar birçok soruşturmada bu tür yaşanan aksaklıkların ileride kovuşturmaya geçtiğinde maalesef ki etkin cezalar verilememesinin temel sebebi olduğunu görüyoruz. Bu tür davalarda soruşturma kısmı çok önem arz eder. Bu sebeple bütün sorumluların yargı önünde hesap verebilmesi bakımından etkin ve şeffaf bir soruşturma yapılmasını bekliyoruz. Bunun takipçisi olacağız. Ancak şu anda kamuoyu ve bizlerle paylaşılan net bir bilgi yok. Soruşturmanın selameti bakımından bu şekilde yürütülmesi uygun görülüyor. Ancak TBB de soruşturma sürecini etkin bir şekilde takip edecek, gizlilik unsurlarına zarar vermemek kaydı ile kamuoyu ile gerekli ölçüde açıklamalarımızı paylaşacağız” ifadelerini kullandı.
Hüsnü Ümit AVCI- Serhat Ozan YILDIRIM- Alperen YILDIZ- Muzaffer KOŞAN/ ERZİNCAN,
]]>ÇAĞLAYAN ADLİYESİ’NE TERÖR SALDIRISI
Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı’nın C kapısında bulunan polis kontrol noktasına 6 Şubat tarihinde silahlı terör saldırısı düzenlenmiş, polislerin karşılık vermesi üzerine çıkan çatışmada DHKP-C’li teröristler Emrah Yayla ve Pınar Birkoç öldürülerek etkisiz hale getirilmişti. Olayda 3’ü polis memuru 6 kişi yaralanırken, Dilfıraz Karataş isimli bir vatandaşın ise hayatını kaybettiği belirtilmişti. Olaya ilişkin yakalanarak gözaltına alınan 96 şüpheliden 48’i tutuklanırken, 48’i ise adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.

4 ŞÜPHELİYE YAKALAMA KARARI
Olaya ilişkin yürütülen soruşturmada yeni detaylar ortaya çıktı. Soruşturma çerçevesinde, saldırı eyleminin talimatını verdikleri ve DHKP/C silahlı terör örgütünün merkez komite üyesi oldukları öne sürülen firari şüpheliler Fehriye Erdal, Zerrin Sarı, Seher Demir ve Musa Aşoğlu hakkında yakalama kararı çıkarıldı.
BİR KISIM GÖREVLİLERİ REHİN ALARAK MANİFESTO OKUYACAKLARDI
Öte yandan hakimlik sevk yazısında, örgütün yönetici kadrosu tarafından verilen talimat doğrultusunda Emrah Yayla ve Pınar Birkoç’un adliyeye silahlı bir şekilde girerek yanlarında getirdikleri malzemelerle daha önce duruşma bahanesiyle içeri giren ve eylem için hazır bekleyen Elif Ersoy, Diyar Ersoy, Necla Birkoç ve Ercan Güneş’in yardımıyla bir kısım görevlileri rehin almak amacında oldukları, yakalamamaları için sahte bomba görünümü verilmiş düzeneklerle içeriğinde bir takım hukuksuz talepler içeren manifestoyu okuyacakları da öğrenildi. Ayrıca sevk yazısında, taleplerinin kabul görmemesi durumunda rehin aldıkları kamu görevlilerine sözde cezalandırma eylemi yapacakları da belirtildi.

FAHRİYE ERDAL, SABANCI SUİKASTI DAVASININ FİRARİ SANIĞI OLARAK YER ALMIŞ
Öte yandan, Fehriye Erdal’ın, Sabancı Holding Yönetim Kurulu üyesi Özdemir Sabancı, Toyotasa Genel Müdürü Haluk Görgün ve sekreter Nilgün Hasefi’nin 1996’da öldürülmesine ilişkin kamuoyunda ‘Sabancı suikastı davası’ olarak bilinen davada ‘firari sanık’ olarak yer aldığı, 17 Mayıs 2017’de ise dosyasının ayrıldığı öğrenildi.
Öldürülen terörist Pınar Birkoç NE OLMUŞTU?
İstanbul Adliyesi önündeki polis kontrol noktasına 6 Şubat’ta silahla ateş açan 2 terörist ölü ele geçirilmiş, Dilfiraz Karataş hayatını kaybetmiş, 3’ü polis 6 kişi yaralanmıştı.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan 96 şüpheliden 14’ü “anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme” ve “nitelikli kasten öldürme”, 33’ü “silahlı terör örgütüne üye olma”, 1 şüpheli ise “örgüte yardım etme” suçundan tutuklanmıştı. 48 şüpheli ise adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.
Öldürülen terörist Emrah YaylaSaldırgan Pınar Birkoç’un, olay günü İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinde duruşmada yargılanan kardeşi Necmiye Birkoç hakkında da eylemle irtibatlı olduğu değerlendirilerek “anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme” suçundan tutuklama kararı verilmişti.
Saldırı sonrasında sosyal medya hesaplarından provokatif paylaşımlar yaptığı tespit edilenlerle ilgili yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan 6 şüpheliden 5’i tutuklanmıştı.
]]>Çeşme Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde 11 Ocak’ta düzenlenen ve 4’ü gümrük memuru 6 kişinin tutuklandığı operasyona ilişkin soruşturma sürüyor.
Suç gelirlerinin aklanmasına yönelik soruşturmada 1 milyar 142 milyon 510 bin dolar, 18 milyon avro ve 6 milyon 950 bin Danimarka kronunun usulsüz yollardan sahte belgelerle ülkeye giriş yapılmış gibi gösterilerek sisteme dahil edilmesiyle ilgili bazı detaylar ortaya çıktı.
Soruşturmanın, 1 Ocak 2024’te Şırnak’ta bir dış ticaret firması yetkilisinin “Şirketi adına 1,5 milyon dolar nakit beyannamesi doldurulduğunu ve bu belge hakkında bilgilerinin olmadığını” ihbar etmesi üzerine başladığı öğrenildi.
Çeşme Gümrük Müdürlüğündeki nakit beyannamelerinin incelenmesi sonucu normalin çok üzerinde döviz girişi için beyanname doldurulduğu tespit edildi.
Çeşme Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmada E.B. (49) ve dış ticaret uzmanı A.K’nin (44) 26-27 Aralık 2023 ile 1-4 Ocak 2024’te 4 kez Sakız Adası’ndan Çeşme’ye gümrükten giriş yaptıkları ve 119 şirket adına farklı para birimlerinden yüksek miktarda dövizi yurda sokmuş gibi göstermek üzere 210 nakit beyannamesi doldurdukları belirlendi.
Şüphelilerin doldurduğu nakit formlarındaki bedelin 1 milyar 142 milyon 510 bin dolar, 18 milyon avro ve 6 milyon 950 bin Danimarka kronu olduğu tespit edildi.
10 günde 4 kez giriş çıkış yapmışlar
Tutuklanan 2 şüphelinin ifadelerinde suçlamaları kabul etmedikleri, formları kendilerinin doldurtmadığı, isimlerinin kullanıldığını öne sürdükleri öğrenildi.
Türkiye ve Almanya vatandaşlıkları bulunan ve İstanbul’da ikamet ettikleri tespit edilen şüphelilerin 10 gün içinde Sakız Adası’na 4 kez gitme nedenleriyle ilgili “balık tutma ve butik otel kurma” gibi gerekçeler öne sürdükleri öğrenildi.
Adlarına nakit beyannamesi doldurulan 119 şirketin lojistik, inşaat, madencilik, petrol, gıda ve tekstil alanında kayıtlarının bulunduğu, Mali Suçları Araştırma Kurulunun (MASAK) söz konusu şirketlerin faal olup olmadığı, ticari gelirleri ve dış ticaretleriyle ilgili incelemesini sürdürdüğü öğrenildi.
Öte yandan operasyon kapsamında tutuklanan Çeşme Gümrük Müdürlüğünde görevli memurlar A.Ş, O.E.A, E.S. ve E.O’nun da nakit beyannamesi ve döviz girişiyle ilgili rutin denetim ve kontrolleri yapmadıkları öne sürülerek, rüşvet, resmi belgede sahtecilik, görevi kötüye kullanma ve bilişim sistemlerine girme suçlamasıyla tutuklandıkları belirtildi.
Bu şüphelilerin evlerinde yapılan aramada ise 1’i F serisi olmak üzere 4 adet farklı seri numaraları bulunan 1 ABD doları, sahte MİT kimliği, çok sayıda ziynet eşyası ve dijital materyal ele geçirildi.
MASAK’ın bu şüphelilerin hesapları üzerinde de inceleme yürüttüğü belirtildi.
Soruşturma ve operasyon
İzmir’in Çeşme ilçesinde suç gelirlerinin aklanması ve görevi kötüye kullanma resmi belgede sahtecilik, rüşvet, bilişim sistemlerine girme, 5607 Sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu suçları kapsamında yürütülen soruşturma kapsamında 11 Ocak’ta düzenlenen operasyonda 4’ü gümrük memuru 6 kişi yakalanmıştı.
Yüksek miktarda dövizi usulsüz yollardan sahte belgelerle ülkeye giriş yapılmış gibi göstererek sisteme dahil ettikleri suçlamasıyla adliyeye sevk edilen şüpheliler tutuklanmıştı.
]]>