Kamu Birliği Konfederasyonu’na bağlı TEÇ-SEN ve SAVDES- SEN, Hazine ve Maliye Bakanlığı önünde, memur taleplerinin torba yasaya geçmesine ilişkin eylem yaptı. Sendikalar adına konuşan SAVDES-SEN Genel Başkanı Cengiz, burada yaptığı konuşmada, 2024’ün sonlarına gelinen zamanda memurun yoksul, emeklinin açlık içerisinde kıvrandığını ileri sürdü. TBMM Genel Kurulu’nda 2025 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu görüşüldüğünü hatırlatan Cengiz, şunları kaydetti:
“İçeriğinde memur ve emeklilerimizin refahına yönelik hiçbir şey yer almıyor. Plan Bütçe Komisyonundan geçen 26 maddelik yani torba yasada da memur ve emeklilerimizin mali ve sosyal haklarına yönelik beklentileri karşılayacak kayda değer hiçbir şey bulunmuyor. Kasım 2024 ayı itibariyle 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı 20 bin 562 lira, yoksulluk sınırı ise 66 bin 976 lira olarak açıklandı. Yapılan 7 ayrı toplu sözleşmenin sonucunda; memurlarımızın büyük çoğunluğu yoksulluk sınırı altında, emeklilerimizin büyük çoğunluğu ise açlık sınırı altında yaşamak zorunda bırakıldı.”
Geçinemediklerini ve haklılıklarını haykırdıklarını söyleyen Cengiz, “Duymuyorlar, görmüyorlar ya da duymazdan, görmezden geliyorlar. Türkiye’nin memur ve emeklisi, vatana ve millete hizmet etmekten gayri kime ne yaptı ki bu zulüm seviyesine gelen sefalete mahkum ediliyor. Memur ve emeklisini sefalete mahkum etmenin kime ne faydası var ki, verilen sözler dahi unutuluyor, yerine getirilmiyor” diye konuştu.
“Devlet memurları ile ilgili torba yasa çözüm ve verilen sözlerin yerine getirilmesi için fırsattır”
Cengiz, fırsat varken sorunların görmezden gelinmesi, çözümün geçiştirilmesi, ötelenmesi, ertelenmesi veya geriye bırakılması konusunda sıkıntılarını belirterek, “Bu aşamada, verilen sözler ve yapılan açıklamalar ile beklentiye sokulan memur ve emeklileri daha fazla oyalamamalıdır. Artık takatimiz de kalmamıştır. TBMM’de halihazırda görüşülen hem 2025 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu hem de devlet memurları ile ilgili torba yasa çözüm ve verilen sözlerin yerine getirilmesi için fırsattır” dedi.
Genel Kurulda verilecek önergeler ve 2025 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu’na ilişkin ise Cengiz, şöyle konuştu:
“Memur ve emekli maaş artışlarına, ülkenin son 5 yıllık büyüme oranları toplamında yüzde 30’dan az olmamak üzere ilave refah payı verilmesine, harcırah, tayın bedeli, fazla çalışma ücreti, giyim yardımı ve yiyecek yardımı gibi hususların piyasa rayiçlerine getirilmesine yönelik bütçe kanununda revizyon yapılması önem arz etmektedir. Bu talepler ihtiyaçtır, kamu kaynaklarının adil bölüşümü ve hakkaniyet ile kamuda verimlilik için elzemdir.”
Cengiz, memurun torba yasaya ilişkin talepleri konusunda, “Kanunun yayım tarihinden itibaren 6 ay içerisinde, kamuda tüm kadroların analiz edilerek yeniden düzenlenmesi ve kadroların standartlaştırılması, her kadronun görev tanımlarının hazırlanarak Cumhurbaşkanlığı onayı ile yürürlüğe girmesi. Kamu personeli mali yönetim sisteminin yeniden düzenlenmesi, asgari geçim standardını sağlayacak şekilde yoksulluk sınırı üzerinde ücret ve TOKİ sosyal konut standartlarında 3+1 konut alacak şekilde emekli ikramiyesi verilmesi. Ramazan ve Kurban bayramlarında birer maaş bayram ikramiyesi verilmesi. 1994 ile 2005 yılları arasında ödenen lojman tazminatının güncel rakamlarla yeniden ödenmesi. Sözleşmeli personelin kadroya geçme süresinin 3+1’den 1+1’e indirilmesi. Memurların yıllık izne denk gelen resmi tatil ve dini bayram günlerinin yıllık izine dahil edilmemesi” taleplerinde bulundu. – ANKARA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, Memur Sen Yalova Şubesi’nin açılış törenine katıldı. Burada konuşma yapan Genel Başkanı Ali Yalçın, CHP ve İYİ Parti’nin bir önceki 31 Mart 2019 yerel seçimlerinde aldıkları belediyelerde emekçileri kapının önüne yığdığını belirtti. Antalya Belediyesi önünde 2 bin kişiyle eylem yaptıklarını hatırlatan Yalçın, şöyle konuştu:
“Adana Belediyesi 468 sözleşmeli memuru kapının önüne koydu. İstanbul Esenyurt’tan tutun da Odunpazarı Belediyesi’ne kadar, yanı başınızda İzmit’e kadar birçok belediye emekçileri kapının önüne koydular. İşçileri saymıyorum. İşçi sayısı çok fazla, işçi sendikaları o istatistikleri tutmuştur ama bizde sözleşmeli memur olan 5393’e tabi o günkü arkadaşları 2 satır yazı ile kapı önüne bıraktılar. ‘Görülen lüzum üzerine işinize son verilmiştir.’ bu kadar ama karşılarında Memur – Sen’i buldular. Memur Sen her yerde emekçinin hakkını korur. Eylemleri süreklilikle devam ettirdik ve arkadaşlarımızı yargı kararıyla geri döndürmeyi başardık. Kırşehir Belediyesi’nde CHP’li belediyelerin olduğu yerlerde attılar 25 kişiyi mahkeme kararıyla geri döndürdük. Bir daha attılar, yine yargıya gittik yeniden döndüler. Üçüncü kez attılar 31 Aralık tarihinde. Çünkü aralık ayında sözleşmeleri bitiyordu ve biz de gece 00.00’da yeni yıla girerken 2022’de gittik orada belediyelerin önünde herkes eğlenceyle giderken biz eylemle girdik yeni yıla. Nasıl ki Hak-İş, Bolu Belediyesi’nin önünden 10 günden fazla süre yürüyerek Ankara’ya emek ve adalet yürüyüşü yaparak, suratlarına adeta haykırarak ‘Hani siz emekçileri kucaklayacaktınız, geldiniz emek mücadelesini kundakladınız, emekçileri de kapının önüne koydunuz’ diye sesini yükseltiyse, biz nasıl ki onları bir memur sendikası olarak bizim soyadımız işçi, soyadımız memur olabilir ama ikimizin de adı emekçi. Biz aynı derdin yolcusuyuz diyerek Ankara’da Kazan’da karşıladık. Bin 500 kişiyle onları karşılayıp beraber yürüyüşle Ankara’ya kadar beraber eşlik ettik.”
“31 Mart seçimlerinde bu travmayı biz geçmişte yaşadık”
Her zaman emek ve emekçinin yanında olduklarını kaydeden Yalçın, “Çünkü bizim derdimiz emek, emekçi. Dolayısıyla kimsenin ekmeğine dokunulsun istemeyiz fakat 31 Mart seçimlerinde bu travmayı biz geçmişte yaşadık ve mücadele etmenin neticesinde en son Kırşehir Belediyesi’nde yaşadığımız tablodan sonra Sayın Cumhurbaşkanımıza, ‘Efendim belediyelerdeki, kurumlardaki bu sözleşmeli sistem sıkıntı getiriyor. 2 dudağın arasına hapsediyor. Bin 400 emekçiyi attılar, bin 500 kilometre öteye CHP’li belediye emekçiyi görevlendirme alanına sürgün yaptı. Çünkü yönetmelikte bu konuda hüküm vardı. Yapabileceğine ilişkin ruhsatı, acil ihtiyaca yönelik oradaki hükmü istismar ederek bin 500 kilometre öteye sürgün yaptılar. Pes etsin, istifa etsin ve gitsin diye ama mücadele ettik. O yönetmelik Sayın Cumhurbaşkanımız meseleyi bizim tarafımızdan izah edilmesiyle anlamasından sonra talimatıyla ortadan kalktı. 460 bin sözleşmeli bu belediyelerde yaşanan tartışmalardan sonra sesimizi yükseltmemizle beraber, Cumhurbaşkanımızın konuya el koymasıyla beraber kadroya geçti ve sözleşmeli tartışması geride kaldı” diye konuştu.
“Mart’ın sonunda kara kış yaşattılar bize”
Sözleşmeli memurların halen işten çıkarılma tehlikesinin olduğunu sözlerine ekleyen Yalçın, şunları kaydetti:
“Bu açıdan istiyoruz ki şimdi sözleşmeli 3+1 uygulaması var. Yeni başlayanlar 3 yıl çalıştıktan sonra direk kadroya geçiyor. Süresiz sözleşmelilik kalktı ama burada yine de sözleşmeni yenilemedim kapımın önüne koyuyorum diye bir durum çıkabilir mi, çıkabilir. Onun için herkesin bu konuda uyanık olmasına ihtiyaç var. Çünkü biz emekçiyiz, emekçilerin yollara dökülmesine değil, mücadele edip, alın teri döküp ülkeye katkı sunmasına ihtiyaç var ama bunu yaptılar, bunu bize yaşattılar. Bu travmaları biliyoruz. Sayın Kılıçdaroğlu o dönem CHP’nin genel başkanıydı. Pandemi sürecinde online toplantı yaptık. Belediyelerinin, hangilerinin kaç kişiyi attığını isim isim kendisine de ulaştırdım o zaman. Dedim ki, ‘Siz teminat benim dediniz ama bütün hepsini kapının önüne koyuyorlar. Efendim niye iki cümle kurmuyorsunuz diye bu konuda itirazımızı ve isyanımızı ifade ettik. Halbuki o zaman Mart’ın sonu bahar demişlerdi, Mart’ın sonunda kara kış yaşattılar bize. Bu açıdan bu seçim sürecinin emekçilerin ekmeği ile oynanan bir süreç olmamasını temenni ediyorum. Emekçiye, ekmeye, kim sahip çıkıyorsa ona sahip çıkın, emek mücadelesini kim kucaklıyorsa ona sahip çıkın, kundaklayana değil. bu açıdan yeni sürecin ülkemize hayırlı olmasını diliyorum. “
Konuşmaların ardından Genel Başkan Yalçın, Yalova Belediye Başkanı Mustafa Tutuk ve sendika üyeleriyle birlikte Yalova Şubesi’nin açılışı kurdelesini kesti. – YALOVA
]]>Cumhuriyetin 100. yılında kuruluşu ilan edilen Kamu Birliği Konfederasyonunun 1. Olağan Genel Kurulu gerçekleştirildi. 6 farklı iş kolunda 8 sendika ile 110 bini aşkın üye sayısıyla kamu çalışanları konfederasyonları arasında büyük yankı uyandıran Kamu Birliği Konfederasyonu 1. Olağan Genel Kurulu Ankara Büyük Anadolu Oteli’nde yapıldı. Genel Kurulda konuşan, Kamu Birliği Konfederasyonu Kurucu Genel Başkanı Osman Kaya, “Bizler vatanı, milleti, bayrağı ve değerleri için çalışan, ülkemizin yarınları için hizmet üreten, alnının teri, yüzünün akıyla Türkiye devlet memurlarıyız. Bizler aynı minvalde kurulmuş ortak hedefe koşan milli değerlerin şuurunda hareket eden bağımsız sendikalardan oluşan Türkiye’nin En genç konfederasyonuyuz.” dedi.
Kamu Birliği Konfederasyonu Kurucu Genel Başkanı Osman Kaya, açıklamasında şu ifadelere yer verdi: “Kardeşlerim, arkadaşlarım dün artık geride kaldı. Tüm memur camiasının yarının temellerinin atan bu törene kamu birliğinin birinci olağan kuruluna hepiniz hoş geldiniz. Bugün burada bir konfederasyon olağan kurulundan ziyade memurun kendisinin yarın ve hatta tüm memurlarının evlatlarının geleceği için bir araya gelmiş bulunmaktayız. Ülkemizde bin dokuz yüz doksan yıllarında başlayan Memur Sendikacılığının bugün otuz dördüncü yıl dönümü. Bu dönem belki benim yaşımdan büyük ama yaşantım ile eş değer Bugün Memur Sendikacılığındaki yol ayrımının ilk günü. Peki kimiz? Biz Ne istiyoruz? Bizler vatanı, milleti, bayrağı ve değerleri için çalışan, ülkemizin yarınları için hizmet üreten, alnının teri, yüzünün akıyla Türkiye devlet memurlarıyız. Bizler aynı minvalde kurulmuş ortak hedefe koşan milli değerlerin şuurunda hareket eden bağımsız sendikalardan oluşan Türkiye’nin En genç konfederasyonuyuz. Bizler oturdukları yerden memur hak ettiğini almalı. Memur gelecek kaygısı taşımamalı. Memur hayal kurabilmeli, kurduğu hayalini yaşayabilmeli, memur geçim sıkıntısı yaşamamalı diyenlerden değiliz. Bizler memurun hak ettiğini alması için mücadele edenleriz. Bizler memur olarak gelecek kaygısı taşıyanların da ta kendisiyiz. ” “Bizler memur olarak hayal kurabilen memur olarak kurduğu hayallere erişemeyenlerin gür sesiyiz. Bizler devletimizi temsil eden memurlarız ve devletin memuru yoksul olmamalı diyenleriz Bizler sendikacılığı gerçek manada anlatmaya, göstermeye talip olanlar ve bu doğrultuda yılmadan, eğilmeden, bükülmeden yürüyecek olanlarız. Gerçek sendikacılığı göstermeye, gerçek sendikacılığı yapmaya talip olanlarız Bizler bu yolda cennet vatanımızın doğusundan batısına kuzeyinden güneyine seksen bir vilayetimizin tamamında yetkiyi almaya talip olan birleşik bir gücüz Cumhuriyetimizin yüzüncü yılında kuruluşunu ilan ettiğimiz ve bugün genel kurulunu gerçekleştirdiğimiz kamu birliği konfederasyonumuz ile kıymetli kamu çalışanlarımızın insan onuruna yaraşır bir hayat sürmeleri için tarafsız duruşumuzla, hak mücadelemize ara vermeksizin edeceğiz. Kamu çalışanlarımızın güçlü yarınları için kurduğumuz kamu birliği konfederasyonumuzun tüm ulusumuza hayırlı ve uğurlu olmasını temenni ediyorum. Ulaşmaz zafere hedefe koşmayan Zafer sırtını döner de gider. İnandığın yolda terini dökmezsen emekler bir bir boşa gider. Kazanmak istersen sen de zaferi gürleyen sesinle doldur gökleri. Zafer dedikleri kahramanların eseri korkaktan kaçar da cesura gider Bu yolda herkes bir nefer. Alnı ak, yüzü tak gençler. Yarınlar için gençliğinden vazgeçer, geçer de bir bir hedefe inerler. Ey bu davaya gönül vermiş yüz binler. İnanın hak da bizle beraber. Vatan için Canla başla çalışan, değerli kamu çalışanları. Sizlere söz veriyorum. Bugün teslim aldığım bu emaneti kanımın son damlasına kadar canla, başla çalışıp hak ettiği yere ulaştıracağım siz değerli memurlarımızın hakları için çalışmaktan çabalamaktan, bir an olsun vazgeçmeyeceğim.”
Kamu Birliği Konfederasyonunda bir araya gelen sendikalar ise şu şekilde: Sağlık ve Sosyal Hizmetler kolunda; Genç Sağlık Sendikası, Büro, Bankacılık ve Sigortacılık Hizmetleri kolunda; Adalet Sen, Eğitim, Öğretim ve Bilim Hizmetleri kolunda; Genç Eğitim Sen, TEÇ-SEN, Diyanet ve Vakıf Hizmetleri kolunda; Diva Sen, Yerel Yönetim Hizmetleri Kolunda; Genç Belediye Sen ve Basın Yayın ve İletişim Hizmetleri kolunda; Adil Haber Sen, Savunma hizmetleri kolunda; SAVDES-SEN
]]>Memur-Sen yönetim kurulu üyelerini, bağlı sendikaların genel başkanlarını ve yönetim kurulu üyelerini, İl temsilcileri ve şube başkanlarını, Genç, Emekli, Kadın ve Engelli Komisyonlarının yöneticilerini bir araya getiren Memur-Sen 8’inci Büyük Türkiye Buluşması Ankara’nın Kızılcahamam ilçesinde gerçekleştirildi. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un katılımıyla düzenlenen programda, Memur-Sen’in çalışma hayatında yaptığı çalışmalar ve geleceği dair hedefleri ele alındı.
“Sendikacılığın kitabını yazdık”
Burada bir açılış konuşması gerçekleştiren Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, ideolojileri değil, insanları merkeze alarak çalıştıklarını belirterek, “Bu bilinçle 11 Hizmet kolunda yetkili sendikalarımızla önemli mesafeler aldık. Bin 7 kazanım diyerek, yaptıklarımızı kitaplaştırarak, sendikacılığın kitabını yazdık ve kazanım skalasını ortaya koyduk. Çalışan, üreten ve yol açan bir teşkilat olarak gayretimiz devam edecek” diye konuştu.
Adil bir dünyanın emekle kurulacağını belirterek, bu çerçevede Uluslararası Emek Konfederasyonu’nun dün 1’inci Olağan kongresini gerçekleştirdiklerini hatırlatan Yalçın, 5 kıtada 127 ülkedeki emek örgütleriyle dayanışma ağı geliştirdiklerini aktardı. Yalçın, bu dayanışma zemininde dünyanın içinde bulunduğu küresel krizlere ve sorunlara karşı emek ve insan merkezli çözüm önerileri üreteceklerini de sözlerine ekledi.
Dünyanın büyük bir ekonomik krizle karşı karşıya olduğunu söyleyen Yalçın, Ortadoğu ve Avrupa’da halen savaşların devam ettiğini dile getirdi. Türkiye’nin de etrafında gerçekleşen savaşlardan etkilendiği söyleyen Yalçın, yaşanan enflasyon ve fiyat istikrarsızlığının ise alım gücünü zayıflattığını dikkati çekti.
“8 bin 77 liralık seyyanen zam güncellenerek emeklilerin de gelirlerine yansıtılmalı”
Bu durumun önüne geçmek için mücadele ettiklerini söyleyen Yalçın, “Toplu sözleşmede tekliflerimizi uzun süredir eşel-mobil sistemi üzerinden konuşuyoruz. Enflasyona yenilmemek, aldığımız gelirin 6 ay içerisinde kaybolmaması için ya 6 aylık eşel- mobil ya da 3 aylık sistemler üzerinden olsun diyoruz. Dolaylı vergi azalsın, doğrudan vergi arttırılsın diyoruz. Çok kazanandan çok, az kazanandan az vergi alınsın ve vergide adalet sağlansın istiyoruz. Dar gelirliler, emekliler açlık sınırında ve altında yaşamasın istiyoruz. Uzun süreli çalışmaktan sonra emekli olanlar, meslekten emekli oldular ama hayattan emekli olmadılar. Onun için emeklilerin alım gücü yükselmeli asgari ücretin altında emekli maaşı olmamalı. Kamu görevlileri için ödenen 8 bin 77 liralık seyyanen zam güncellenerek emeklilerin de gelirlerine yansıtılmalı diyoruz” açıklamalarında bulundu.
Yalçın, 7’inci Dönem Toplu Sözleşme’de kayıt altına alınan 4688 Sayılı yasanın tadili noktasında çalışmalarını sürdürdüklerini belirterek, mevcut kanunun sorunları çözmede yetersiz kaldığını ifade etti. Bu konuda 10 rapordan oluşan çalışma hazırladıklarını söyleyen Yalçın, kanunun ILO normlarına göre yeniden ele alındığını belirterek, örgütlenme özgürlüğü önündeki engellerin kaldırılması, dayanışma aidatının getirilmesi, grev hakkının gelmesi, hakem heyetinin adil bir kimlik kazanması, toplu sözleşmenin kapsamının genişlemesi gibi hakların kazandırılması gerektiğini sözlerine ekledi.
Yalçın, ayrıca 7’inci Dönem Toplu Sözleşme’de kayıt altına alınan, ‘1’inci Dereceye 3600 Ek Gösterge’nin hemen hayata geçirilmeli, gerektiğini de vurguladı. – ANKARA
]]>ANKARA – Memur Sendikaları Konfederasyonu (Memur-Sen) 8’inci Türkiye Buluşmasına katılan TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, “Artık Türkiye’nin ikinci aslında yeni, çağdaş, katılımcı, demokratik, kapsayıcı, milli bir Anayasa bir ihtiyaç olduğu ortadadır. Bu sadece siyasi bir talep değil, toplumsal bir ihtiyaçtır” dedi.
Memur-Sen yönetim kurulu üyelerini, bağlı sendikaların genel başkanlarını ve yönetim kurulu üyelerini, İl temsilcileri ve şube başkanlarını, Genç, Emekli, Kadın ve Engelli Komisyonlarının yöneticilerini bir araya getiren Memur-Sen 8’inci Büyük Türkiye Buluşması Ankara’nın Kızılcahamam ilçesinde gerçekleştirildi. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un katılımıyla düzenlenen programda, Memur-Sen’in çalışma hayatında yaptığı çalışmalar ve geleceği dair hedefleri ele alındı.
Burada bir açılış konuşması gerçekleştiren Kurtulmuş, Memur-Sen’in 8’inci Büyük Türkiye Buluşması’nın hayırlara vesile olmasını dileyerek, Uluslararası Emek Örgütü’nün 1’inci Olağan genel Kurulu’nu gerçekleştirdikleri için de Memur-Sen Konfederasyonu’nu tebrik etti.
Kurtulmuş, Türkiye’nin ve dünyanın çok önemli bir dönemden geçtiğini vurgulayarak, bu çerçevede Türkiye’nin önüne çok büyük hedefler koyması ve bunun için de gücünü azami derecede artırmasının şart olduğunu dile getirdi. Bu anlamda bürokrasinin ve kamu görevlilerinin ülkenin hedeflerini yerine getirmesi için hayati katkıları olduğunu vurgulayan Kurtulmuş, “Bu hedeflere ulaşabilmek hiç şüphesiz ki kamu organizasyonu içerisinde alın teliyle mücadele eden siz ve diğer bu konfederasyonun üyesi olmasa da mücadele eden değerli kamu görevlilerinin vazifesidir” diye konuştu.
Kurtulmuş, ülkenin hedeflerine ulaşabilmesi için memurlarda bulunması gereken niteliklerin olduğunu belirterek, bunlardan en önemlisinin liyakat ve ehliyet prensipleri içerisinde hareket edilmesi olduğunu aktardı.
“Yani kamu görevlisinin sadakati herhangi bir kuruma veya kişiye değil, bizzat milletin kendisine olmalıdır”
Kamu bürokrasisinde yer alan memur ve bürokratların en temel özelliklerinden birisinin de millete sadakat olduğunu sözlerine ekleyen Kurtulmuş, “Ehliyet ve liyakat önemlidir, gereklidir ama ehliyet ve liyakatin milletin hayrına olmasının temin edilmesi için mutlaka millete sadakatin gerçekleşmesi gerekir. Yani kamu görevlisinin sadakati herhangi bir kuruma veya kişiye değil, bizzat milletin kendisine olmalıdır. Eğer sadakat başka merkezlerde olursa ne kadar nitelikli olursa olsunlar o kamu görevlisi milletin başına nasıl bela olduğunu biz FETÖ uygulamasıyla, FETÖ’nün devletin içine sızmasıyla gördük. Onların bir kısmı da liyakatli insanlardı. Onların da güzel güzel diplomaları, onların da iyi kariyerleri vardı. Ama sadakatleri millete değil, sözde bir örgüt liderine, kendisini bir şekilde o örgütün öncüsü zanneden o şarlatana sadakat gösteriyorlardı” açıklamasında bulundu.
Kurtulmuş, milli hedefler etrafında hareket eden kamu bürokrasisinin oluşabilmesi için her bir memurun ‘Ehliyet, liyakat, millete sadakat ve millete hizmetkar olmak’ olarak tanımladığı dört temel prensibe sahip olmasının gerektiğini ifade etti.
“Kurum ve kuruluşlarının mükemmel manada işlemesi lazım”
Türkiye’nin ikinci yüzyılında hedeflerinin yüksek olması gerektiğini söyleyerek, bu hedeflere bürokrasinin, kamu görevlilerinin, iş insanlarının ve sivil toplum kuruluşları dahil olmak üzere hep beraber kenetlenerek ulaşabileceklerini aktardı. Türkiye’nin güçlü bir Türkiye olabilmesi için kendi içerisinde demokrasisini güçlü bir hale getirmesi gerektiğini dile getiren Kurtulmuş, “Demokratik kurum ve kuruluşlarının mükemmel manada işlediği, kamudaki görev yapan bütün devlet kurumlarının bir ahenk içerisinde hareket ettiği, herkesin yetki ve sorumluluklarının anayasadan aldığı güçle yerine getirildiği bir Türkiye’nin oluşması gerekiyor. Herkesin fikrine en açık bir şekilde söylediği ama fikrinin sınırlarının başkasının özgürlük alanlarını gasp ettiği noktada diktiğini de gayet iyi kavradığı çok güçlü bir sivil toplum kesiminin olması gerekir” diye konuştu.
“Katılımcı, demokratik, kapsayıcı, milli bir Anayasa ihtiyacı olduğu ortadadır”
Türkiye’nin toplumsal gelişmesinin önündeki engellerden birisinin de Anayasa’sının yeterli olmaması olduğunu belirten Kurtulmuş, yeni bir Anayasa yapmanın mecburiyet olduğunu söyledi. Kurtulmuş, “Artık Türkiye’nin ikinci aslında yeni, çağdaş, katılımcı, demokratik, kapsayıcı, milli bir Anayasa bir ihtiyaç olduğu ortadadır. Bu sadece siyasi bir talep değil, toplumsal bir ihtiyaçtır. Bu sadece şu ya da bu siyasi durumun söylediği bir hedef değil, bu 85 milyonun ortak hedefi olarak görülmesi gereken bir alandır. Bu çerçevede niye böyle bir demokratik anayasa çalışmasına ihtiyaç var? Çok açık söylüyorum. Mevcut anayasamız defalarca değiştirilmiş olmasına rağmen anayasanın üzerinde hala 1960 altmış darbesinin izleri olan altmış bir anayasasının kurgusu mevcuttur” değerlendirmesinde bulundu.
“Anayasa yapım sürecinin yegane ortamı Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin çatısıdır”
Anayasa değişikliğinin bir siyasi tartışma yapılmadan demokratik yollarla çözülmesi gerektiği vurgusunu da yapan Kurtulmuş, “Tabii ki işin doğru zeminde ve doğru yöntemlerle yönetilmesi ve yürütülmesini sağlayacak olan siyasettir. Bu anlamda Anayasa yapım sürecinin yegane ortamı Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin çatısıdır” dedi.
Kurtulmuş, sivil toplum kuruluşlarının, üniversitelerin, araştırma merkezlerin, ve toplumda yeni bir Anayasa ilişkin sözüm var diyen herkesin harekete geçmesini ve herkesin fikirlerini paylaşması gerektiğini söyleyerek, bu çerçevede Memur-Sen’in de yeni Anayasa çalışmalarında çok kuvvetli bir destek vereceğinden emin olduğunu söyledi.
]]>Memur-Sen yönetim kurulu üyelerini, bağlı sendikaların genel başkanlarını ve yönetim kurulu üyelerini, İl temsilcileri ve şube başkanlarını, Genç, Emekli, Kadın ve Engelli Komisyonlarının yöneticilerini bir araya getiren Memur-Sen 8’inci Büyük Türkiye Buluşması Ankara’nın Kızılcahamam ilçesinde gerçekleştirildi. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un katılımıyla düzenlenen programda, Memur-Sen’in çalışma hayatında yaptığı çalışmalar ve geleceği dair hedefleri ele alındı.
Burada bir açılış konuşması gerçekleştiren Kurtulmuş, Memur-Sen’in 8’inci Büyük Türkiye Buluşması’nın hayırlara vesile olmasını dileyerek, Uluslararası Emek Örgütü’nün 1’inci Olağan genel Kurulu’nu gerçekleştirdikleri için de Memur-Sen Konfederasyonu’nu tebrik etti.
Kurtulmuş, Türkiye’nin ve dünyanın çok önemli bir dönemden geçtiğini vurgulayarak, bu çerçevede Türkiye’nin önüne çok büyük hedefler koyması ve bunun için de gücünü azami derecede artırmasının şart olduğunu dile getirdi. Bu anlamda bürokrasinin ve kamu görevlilerinin ülkenin hedeflerini yerine getirmesi için hayati katkıları olduğunu vurgulayan Kurtulmuş, “Bu hedeflere ulaşabilmek hiç şüphesiz ki kamu organizasyonu içerisinde alın teliyle mücadele eden siz ve diğer bu konfederasyonun üyesi olmasa da mücadele eden değerli kamu görevlilerinin vazifesidir” diye konuştu.
Kurtulmuş, ülkenin hedeflerine ulaşabilmesi için memurlarda bulunması gereken niteliklerin olduğunu belirterek, bunlardan en önemlisinin liyakat ve ehliyet prensipleri içerisinde hareket edilmesi olduğunu aktardı.
“Yani kamu görevlisinin sadakati herhangi bir kuruma veya kişiye değil, bizzat milletin kendisine olmalıdır”
Kamu bürokrasisinde yer alan memur ve bürokratların en temel özelliklerinden birisinin de millete sadakat olduğunu sözlerine ekleyen Kurtulmuş, “Ehliyet ve liyakat önemlidir, gereklidir ama ehliyet ve liyakatin milletin hayrına olmasının temin edilmesi için mutlaka millete sadakatin gerçekleşmesi gerekir. Yani kamu görevlisinin sadakati herhangi bir kuruma veya kişiye değil, bizzat milletin kendisine olmalıdır. Eğer sadakat başka merkezlerde olursa ne kadar nitelikli olursa olsunlar o kamu görevlisi milletin başına nasıl bela olduğunu biz FETÖ uygulamasıyla, FETÖ’nün devletin içine sızmasıyla gördük. Onların bir kısmı da liyakatli insanlardı. Onların da güzel güzel diplomaları, onların da iyi kariyerleri vardı. Ama sadakatleri millete değil, sözde bir örgüt liderine, kendisini bir şekilde o örgütün öncüsü zanneden o şarlatana sadakat gösteriyorlardı” açıklamasında bulundu.
Kurtulmuş, milli hedefler etrafında hareket eden kamu bürokrasisinin oluşabilmesi için her bir memurun ‘Ehliyet, liyakat, millete sadakat ve millete hizmetkar olmak’ olarak tanımladığı dört temel prensibe sahip olmasının gerektiğini ifade etti.
“Kurum ve kuruluşlarının mükemmel manada işlemesi lazım”
Türkiye’nin ikinci yüzyılında hedeflerinin yüksek olması gerektiğini söyleyerek, bu hedeflere bürokrasinin, kamu görevlilerinin, iş insanlarının ve sivil toplum kuruluşları dahil olmak üzere hep beraber kenetlenerek ulaşabileceklerini aktardı. Türkiye’nin güçlü bir Türkiye olabilmesi için kendi içerisinde demokrasisini güçlü bir hale getirmesi gerektiğini dile getiren Kurtulmuş, “Demokratik kurum ve kuruluşlarının mükemmel manada işlediği, kamudaki görev yapan bütün devlet kurumlarının bir ahenk içerisinde hareket ettiği, herkesin yetki ve sorumluluklarının anayasadan aldığı güçle yerine getirildiği bir Türkiye’nin oluşması gerekiyor. Herkesin fikrine en açık bir şekilde söylediği ama fikrinin sınırlarının başkasının özgürlük alanlarını gasp ettiği noktada diktiğini de gayet iyi kavradığı çok güçlü bir sivil toplum kesiminin olması gerekir” diye konuştu.
“Katılımcı, demokratik, kapsayıcı, milli bir Anayasa ihtiyacı olduğu ortadadır”
Türkiye’nin toplumsal gelişmesinin önündeki engellerden birisinin de Anayasa’sının yeterli olmaması olduğunu belirten Kurtulmuş, yeni bir Anayasa yapmanın mecburiyet olduğunu söyledi. Kurtulmuş, “Artık Türkiye’nin ikinci aslında yeni, çağdaş, katılımcı, demokratik, kapsayıcı, milli bir Anayasa bir ihtiyaç olduğu ortadadır. Bu sadece siyasi bir talep değil, toplumsal bir ihtiyaçtır. Bu sadece şu ya da bu siyasi durumun söylediği bir hedef değil, bu 85 milyonun ortak hedefi olarak görülmesi gereken bir alandır. Bu çerçevede niye böyle bir demokratik anayasa çalışmasına ihtiyaç var? Çok açık söylüyorum. Mevcut anayasamız defalarca değiştirilmiş olmasına rağmen anayasanın üzerinde hala 1960 altmış darbesinin izleri olan altmış bir anayasasının kurgusu mevcuttur” değerlendirmesinde bulundu.
“Anayasa yapım sürecinin yegane ortamı Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin çatısıdır”
Anayasa değişikliğinin bir siyasi tartışma yapılmadan demokratik yollarla çözülmesi gerektiği vurgusunu da yapan Kurtulmuş, “Tabii ki işin doğru zeminde ve doğru yöntemlerle yönetilmesi ve yürütülmesini sağlayacak olan siyasettir. Bu anlamda Anayasa yapım sürecinin yegane ortamı Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin çatısıdır” dedi.
Kurtulmuş, sivil toplum kuruluşlarının, üniversitelerin, araştırma merkezlerin, ve toplumda yeni bir Anayasa ilişkin sözüm var diyen herkesin harekete geçmesini ve herkesin fikirlerini paylaşması gerektiğini söyleyerek, bu çerçevede Memur-Sen’in de yeni Anayasa çalışmalarında çok kuvvetli bir destek vereceğinden emin olduğunu söyledi. – ANKARA
]]>Memur-Sen’in çağrısıyla 25 ülkeden 33 konfederasyonun katılımıyla kurulan Uluslararası Emek Örgütü’nün 1’inci Olağan Genel Kurulu Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’ın katılımıyla gerçekleştirildi. Memur-Sen Konfederasyonu’nun ev sahipliğinde düzenlenen program, Diyanet-Sen Hatay Şube Başkanı Rıza Ateş’in Kur’an-ı Kerim tilavetinden sonra divan kurulu üyelerinin seçilmesiyle devam etti.
Burada bir konuşma gerçekleştiren Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, kongrelerinin, başta emek kesimi olmak üzere, bütün insanlık için umudu çoğaltacak sonuçlar doğurmasını temenni etti. Işıkhan, her geçen gün krizin egemenliği altına giren bir dünyada yaşadıklarını belirterek, Emeğin, finans kapitalinin şekillendirdiği bir zeminde ifadesini bulmakta güçlük çektiğini aktardı.
“Dünyanın en büyük ekonomileri bugün resesyon sorunuyla uğraşıyor”
Hem ülkeler bazında hem de ülkeler arasında gelir dağılımında uçurum gittikçe derinleştiğini de dikkati çeken Yalçın, “Dünyanın en büyük ekonomileri bugün resesyon sorunuyla uğraşıyor. En son, Japonya ve İngiltere ekonomileri duraklamaya girdiler. Bugün Batı’da kriz yönetimi yapamayan hükümetler, savaş çağrısında bulunuyor. Jeopolitik riskler, tedarik zincirlerindeki kopuşlar sürecin o kadar kolay atlatılmayacağını gösteriyor. Emeği, sistem dışına iten, dünyanın büyük kitlelerini mağdur eden sistemin geleceği nokta burasıydı” diye konuştu.
Refahın hüküm sürdüğü batılı ülkelerde bile, dünyanın geleceğine ilişkin umutsuzluğun her geçen gün artığını ifade eden Yalçın, yabancı düşmanlığı ve savaş hazırlıklarının birer göstergesi olduğunu dile getirdi.
İnsan hayatını çok etkileyen şeylerden birinin de egemenlerin iktidar aparatı olarak kullandıkları bilginin manipüle edilmesi olduğunu söyleyen Yalçın, aynı şeyin, sistem adına oluşturulan kurumlar için de geçerli olduğunu söyledi.
Yalçın uluslararası hukuka güvenin her zamankinden daha az olduğunu vurgulayarak, “Söz gelimi, katliamcı İsrail, bizzat BM Güvenlik Konseyinde veto yetkisi olan bir ülkenin, Amerika’nın delegesinin eliyle koruma altına alınıveriyor. İsrail, Filistinlilere karşı tam bir soykırım gerçekleştiriyor. Çoğu çocuk, 30 bine yakın insanı katletti İsrail. Hastaneleri, eğitim kurumlarını, ibadethaneleri yerle bir etti. Siyonistler için bütün bunlar sıradandı. Getto ideolojileri söylüyordu katliam yapmalarını. Ama onları en çok cesaretlendiren, emperyalizmdi, emperyalist ülkelerdi. Güney Afrika öncülüğünde Uluslararası Adalet Divanı’nda açılan davayı bu noktada çok önemsiyoruz” açıklamasında bulundu.
“İsrail mallarına karşı da uzun süreli bir boykot gerçekleştirmeliyiz”
ILC olarak bu davanın takipçisi olmaları gerektiğini söyleyen Yalçın, “Ülkelerimizde insanlarımıza süreci anlatmalıyız ve en önemlisi de İsrail mallarına karşı da uzun süreli bir boykot gerçekleştirmeliyiz. Çünkü zulmün önünü ancak dayanışmayla kesebiliriz” dedi.
“İnsanı merkeze almayan hiçbir sistem adil olamaz”
Yalçın, ILC olarak insanı merkeze aldıklarını söyleyerek, “İnsanı merkeze almayan hiçbir sistem adil olamaz. Çünkü insan azizdir. İnsan, bütün varlığın bilincine vardığı için de adalete muhataptır. İnsana adil davranan bir sistem olmalı ki, çevremizde her varlık bu adaletten faydalanmalıdır. Bundan dolayı bizler, ötekileştirmenin ve ayrımcılığın olmadığı bir düzen için inanç ve vicdan özgürlüğü savunuyoruz” açıklamasında bulundu.
“1980 sonrası, ranta dayanan neoliberalizm emeği hor gördü”
Sendikacılığın en büyük baharını endüstriyel kapitalizm döneminde yaşadığını hatırlatan Yalçın, “Yani, üretimin güçlü bir şekilde dile getirildiği, emeğin bu noktada denklemin içinde yer aldığı bir zemindi endüstriyel kapitalizm. Elbette ki eskiye özlem duymuyoruz. Sömürü o dönemde de devam ediyordu. Fakat, emek kavramı, bugünkü kadar ekonomik teorilerin dayandığı denklemin dışına itilmemişti. 1980 sonrası, ranta dayanan neoliberalizm emeği hor gördü, denklemin dışına çıkardı” ifadelerine yer verdi.
Sendikaların da, özellikle uluslararası yapılar nezdinde, bu muhasebe sistemine karşı güçlü bir direniş gösteremediğini söyleyen Yalçın, konuşmasına şu şekilde devam etti:
“Bizler hep birlikte, bu çelişkileri iyi analiz edip, ona göre stratejiler geliştirdik. İdeolojilerin ötesinde, insanı merkeze alan, hizmet sendikacılığına önem verdik. Sonraki aşamada ise ’emek evrenseldir’ diyerek, dayanışmayı güçlendirmek için hep birlikte örgütlendik. Sizlerle, bu sistemin oluşturduğu anaforu dağıtacağımızı biliyor, çok teşekkür ediyorum.”
Açılış konuşmalarının ardından toplu fotoğraf çekimiyle devam eden program, basına kapalı olarak devam etti. Programa, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın ve 25 ülkeden gelen 33 konfederasyonun temsilcileri katıldı. – ANKARA
]]>Işıkhan, Memur-Sen Genel Merkezinde düzenlenen ve 25 ülkeden 33 konfederasyon ile birlikte kurulan Uluslararası Emek Örgütü’nün 1. Olağan Genel Kurulu’na katıldı.
Burada konuşan Işıkhan, son bir yıl içerisinde Türkiye’nin çalışma hayatı adına atılan adımların, çalışma hayatına ilişkin gelişim hızını göstermek için yeterli olduğunu söyledi.
Elde edilen başarıda işçi, işveren ve kamu işbirliğinin payının büyüklüğüne dikkati çeken Işıkhan, “Bu yolda, özellikle de çalışma hayatı anlamında en büyük paydaşlarımız, en önemli yol arkadaşlarımız sivil toplum kuruluşlarımız ve sendikalarımız olmuştur.” ifadesini kullandı.
“Sendikal örgütlenmenin önündeki bütün engelleri kaldırdık”
Bakan Işıkhan, sivil toplum kuruluşlarının, ortak bilinci sürdürmenin ve katılımcı bir yönetim anlayışını gerçekleştirmenin en önemli araçlarından biri olduğuna vurgu yaparak, “Geçmişte, sendikacılık, işçi, memur ve işveren ilişkilerini düzenleyen ve adil temsilini sağlayan sosyal diyalog mekanizmalarımız, hak ettiği değeri ve gerekli ilgiyi görememiş, ihmal edilmişti. Ancak son 21 yılda her alanda olduğu gibi sosyal diyalog konusunda da ciddi ilerlemeler kaydettik. Sendikal örgütlenmenin önündeki bütün engelleri kaldırdık.” diye konuştu.
Işıkhan, memurun, işçinin ve işverenin haklarının korunduğu, savunulduğu platformları, sadece çalışan, çalıştıran tarafları açısından değil, devletin ve hükümetin çalışmaları açısından da önemli bir girişim olarak gördüğünü söyledi.
Memur-Sen’in kurulduğu günden bu yana Türkiye’de milli iradeden yana onurlu bir duruş ortaya koyduğunu belirten Işıkhan, “Memur sendikacılığında yakın bir geçmişe sahip olmamıza rağmen Memur-Sen, bilgi ve tecrübesiyle sosyal diyaloğa, toplumsal uzlaşıya, çalışma hayatının yapısal sorunlarına, çözüm hususunda çok ciddi katkılar sağlamıştır.” dedi.
Bakan Işıkhan, AK Parti iktidarları döneminde kamu görevlilerinin sendikalaşma oranının sürekli artan bir seyir izlediğine dikkati çekerek, şunları kaydetti:
“Hükümet olarak elbette en büyük temennimiz, bu oranların çok daha yüksek seviyelere çıkması ve tüm kamu çalışanlarımızın sendikalaşması yönündedir. 21 yılda toplu sözleşmeler dahil memurlarımızın sendikal haklarının, çalışma şartlarının iyileştirilmesine yönelik çok önemli adımlar attık. Bunlardan en önemlisi şüphesiz kamu görevlilerinin mali ve sosyal hakları için toplu sözleşme imkanı sunan 2010 Anayasa referandumudur. Biliyorsunuz yakın bir zamanda da 7. Dönem Toplu Sözleşmemizi imzaladık. Bu süreci de yine memur sendikalarımızın katkılarıyla başarıyla gerçekleştirdik. En önemli sosyal paydaşlarımız olan sendikalarımız her zaman demokrasimizin ve çalışma hayatımızın güvencesi olmuşlardır.”
Çalışma hayatının, toplumun tüm kesimlerini doğrudan ya da dolaylı şekilde ilgilendirdiğini belirten Işıkhan, sosyal güvenlik, örgütlenme ve toplu sözleşme gibi birçok konuda sendikaların öncü rol üstlendiğine dikkati çekti.
“Artık vizyoner bir Türkiye var”
Demokrasi, adalet ve istikrar olmadan hizmetin de üretilemeyeceğini söyleyen Işıkhan, “Türkiye’nin ekonomide zaafa uğradığı dönemlere baktığımızda görüyoruz ki bu dönemler aynı zamanda siyasi istikrarsızlıkların, belirsizliklerin olduğu, adeta milli iradenin hiçe sayıldığı dönemlerdir. Hamdolsun ki artık sadece önündeki birkaç yılın hesabını yapan değil, önündeki yüzyıllık süreci görüp, hedeflerini buna göre belirleyen vizyoner bir Türkiye var.” diye konuştu.
Bakan Işıkhan, Cumhuriyetin ikinci yüzyılının “Türkiye Yüzyılı” olacağına inandıklarını belirterek, “Bu noktada, özellikle çalışma hayatı alanında, ulusal olduğu kadar uluslararası işbirliklerinin de öneminin farkındayız. Çünkü artık iki kutuplu bir dünyada değil çok kutuplu bir dünyada yaşıyoruz. Artık insani değer yargılarına, emeğe, insan hak ve özgürlüklerine dair basmakalıp, klişe insan hakları sözlerinin, anlamını ve işlevini yitirdiği bir süreçten geçiyoruz.” değerlendirmesini yaptı.
Işıkhan, adaleti tesis etme iddiası taşıyan uluslararası kuruluşların, bir bebeğin canını dahi koruyamadığı bir dünyada, din, dil, ırk ayrımı olmaksızın tüm vicdanlı halkların bir araya gelebildiği bir dönemin tecrübe edildiğini söyledi.
Değişen ve dönüşen çağ ile birlikte birlik ve beraberlik kriterlerinin de değiştiğini belirten Işıkhan, “Mevcut paradigmaların, dünyada hemen her alanda baş göstermekte olan haksızlığın, adaletsizliğin ve zulmün acı yükünü taşıyamadığı inkar edilemez bir gerçek olarak karşımızda durmakta. Bu şartlar altında küresel birlik ve beraberliğin herkes için çok daha büyük anlamlar ifade ettiğini özellikle belirtmek isterim.” dedi.
“Şiddet zamanın ruhu olma yolunda ilerliyor”
Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın ise her geçen gün krizin egemenliği altına giren bir dünyada yaşanıldığına, şiddetin artık zamanın ruhu olma yolunda ilerlediğine dikkati çekti.
Savaşların yaygınlık gösterdiğini, toplumsal alandaki şiddetin ciddi bir sorun teşkil ettiğini ve insanların yerlerinden, yurtlarından edildiğini belirten Yalçın, iklim sorunları, yangın, sel, deprem gibi olgularla adeta bir felaketler çağına doğru sürüklenildiğini söyledi.
Yalçın, hem ülkeler bazında hem de ülkeler arasında gelir dağılımındaki uçurumun gittikçe derinleştiğine dikkati çekerek, “Dünyanın en büyük ekonomileri bugün resesyon sorunuyla uğraşıyor. En son, Japonya ve İngiltere ekonomileri de duraklamaya girdiler. Bugün Batı’da kriz yönetimi yapamayan hükümetler, savaş çağrısında bulunuyor. Jeopolitik riskler, tedarik zincirlerindeki kopuşlar sürecin o kadar da kolay atlatılmayacağını gösteriyor.” diye konuştu.
Memur-Sen Genel Başkanı Yalçın, Filistin İşçileri Sendikaları Genel Federasyonu’nun, Uluslararası Emek Örgütü’nün (ILC) kurucu kadrosunda olmasına rağmen, Filistin’de yaşanan çatışmalar nedeniyle bugünkü 1. Olağan Genel Kurul’a katılım sağlayamadığını bildirdi.
Bakan Işıkhan, konuşmaların ardından, Uluslararası Emek Örgütü’nün 1. Olağan Genel Kurulu’na katılan ülke temsilcileri ile hatıra fotoğrafı çektirdi.
]]>