
Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Bastık, “Bana göre ‘en’ kavramı çok zor. Kendini seven, kendini güzel hisseden herkesi çok seviyorum. En güzel, en seksi kavramları bana garip geliyor. Bunlar boş şeyler” dedi.

TAKİPÇİLERİNİ GEÇMİŞE GÖTÜRDÜ
31 yaşındaki şarkıcı, son olarak sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla takipçilerini geçmişe götürdü

Bir takipçisinin “18 yaşına dönsen neyi değiştirmek isterdin?’ sorusuna yanıt veren Bastık, “Saç rengimi” dedi ve 18 yaşındaki halini paylaştı.

Zeynep BastıkSosyal MedyaMagazinTürkiye3-sayfaMüzikYaşamMedya
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>‘DESTEĞİ BİRİKTİREN AİLELER VAR’
Türkiye’de 4 bin 237 koruyucu ailenin yanında 5 bin 155 çocuk bulunduğunu belirten Bakan Kaya, ailelere her çocuk için ayda 823 TL ve servis için 212 TL destek verdiklerini belirtti: “Ekonomik durumu yerinde olan ailelerimiz arasında o kadar güzel insanlar var ki… Bu paraya hiç dokunmayan ailelerimiz var. Çocuğa ilerleyen dönemde, üniversite eğitimi sürecinde destek olmak için bu parayı bankada biriktirenler oluyor.”
‘AYRIM SÖZ KONUSU DEĞİL’
Çocukların koruyucu aile yanına yerleştirilirken ailelerin sosyal hizmet uzmanları tarafından incelendiğini ifade eden Bakan Kaya, bu süreci şöyle anlattı: “İnce elenip sık dokuyoruz. Çocuk da uyum sağlarsa, koruyucu aile yanına yerleştiriliyor. Nasıl ki bir evde erkek çocuk ile kız çocuk beraber büyüyorsa, koruyucu ailelerimiz içinde de erkek çocuğu olup kız evlat verdiğimiz birçok aile bulunmakta. Keçiören’de 2 erkek evladı olan bir ailemiz Merve ismindeki kızımızı koruyucu aile olarak sahiplenmiş. Şimdi bir çocuğumuzu daha almak istiyorlar. O süreç de devam ediyor. Biz de evlerine misafir olduk. Bunun gibi birçok örnek var.”
‘AİLE YANINDA YAŞAMALILAR’
Koruyucu aile sayısının artmasını, bütün çocukların uygun şartlarda aile yanında yaşamasını istediklerini söyleyen Bakan Kaya, şu bilgileri verdi: “Devlet olarak onlara her türlü maddi-manevi imkânı sunmaya çalışıyoruz. Büyük dönüşümü gerçekleştiriyoruz. Çocuklarımız 100-200 kişilik koğuşlarda değil 5-6 kişilik sevgi ve çocuk evlerinde bakılıyor. Bu dönüşümü yüzde 100 olarak sene sonunda gerçekleştireceğiz. Şu an 650 civarında çocuğun kaldığı yurtlar tamamen kapanıyor. ‘Çocuk evleri’ ve ‘çocuk evleri sitesi’ modeline geçiyoruz.”
4 BİN 237 KORUYUCU AİLE
Türkiye’de 13 binden fazla çocuk devlet koruması altında. 4 bin 237 koruyucu ailenin yanında ise 5 bin 155 çocuk yaşıyor. Bazı aileler birden fazla çocuğa koruyucu ailelik yapıyor. Türkiye genelinde 14 aile 4 ve 4’ten fazla kardeşin, 71 aile 3 kardeşin, 597 aile de 2 kardeşin koruyucu ailesi. (Habertürk)
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Sosyal medya hesaplarında çiçek satışı yapan boksör Kıvanç Şensöz’ün yabancı uyruklu eşi Dara Şensöz, oluşturulan hesaplarından çiçek buketi ile birlikte kendi fotoğrafını paylaştı. Aynı bölgede çiçekçilikle uğraşan Eşref Yunus Yıldırıcı’nın kız kardeşi Firdevs Yıldırıcı, Şensöz’ün eşinin paylaşımının ekran görüntüsünü alarak, kendi iş yerlerinin sosyal medya hesaplarından paylaştı. Firdevs Yıldırıcı’nın paylaştığı ve yüzü net görünmeyen fotoğrafı fark eden Kıvanç Şensöz, “Neden karımın fotoğrafını paylaşıyorsunuz, emek hırsızısınız” diyerek tepki gösterdi.
TUTUKLANDI
Firdevs Yıldırıcı, tepki sonrası fotoğraftaki kadının yüzünün buzlandığını, kırpıldığını, hata yaptığını belirterek özür diledi. Kıvanç Şensöz, Eşref Yunus Yıldırıcı ile yüz yüze görüşmek istedi ve 12 Ekim’de saat 19.00 sıralarında Kepez ilçesi Altınova Mahallesi’ndeki çiçek deposuna gitti. Bu sırada Şensöz, bir anda yumruk atarak Yıldırıcı’yı yere düşürdü. Yıldırıcı’ya defalarca tekmeleyen Şensöz’ü, dayısı Ali Okur kurtardı. Kısa sürede gelen sağlık ekibi, bilinci kapalı Yıldırıcı’yı Kepez Devlet Hastanesi’ne götürdü. Komaya giren Eşref Yunus Yıldırıcı, bir süre sonra hayatını kaybetti. Gözaltına alınan Kıvanç Şensöz, çıkarıldığı hakimlikçe tutuklanarak cezaevine konuldu.
‘HAKSIZ TAHRİK UYGULANMASIN’
Kıvanç Şensöz hakkında hazırlanan iddianame, Antalya 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. İddianamede, Kıvanç Şensöz’ün 20 yıldan 25 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılması talep edildi. Savcılık tarafından yapılan incelemelerde, cinayete konu olan fotoğraflarda dekoltenin görünmediği, çiçeklerin ön plana çıkarıldığı ve sosyal medyada paylaşılan görselin herkese açık olarak yayınlandığına kanaat getirildi. Kıvanç Şensöz hakkında ‘haksız tahrik’ hükümlerinin uygulanmamasını talep eden savcılık, sanığın ‘Kasten adam öldürme’ suçundan yargılanmasını istedi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>

YABANİ İKİ HAFTA YAYINLANMAYACAK
Gazeteci Birsen Altuntaş’ın haberine göre; kararın dün kanala tebliğ edildiği ve bu nedenle bu cumartesi ve haftaya Yabani dizisinin ekrana gelmeyeceği öğrenildi. Dizinin yayın saatinde RTÜK’ün gönderdiği belgeseller yayınlanacak.

FİNAL TARİHİ DEĞİŞTİ
Aralık sonunda 51. bölümde final yapması planlanan dizinin ekrana veda ediş tarihi de bu sebepten ötürü değişti. Her yılbaşından sonra verilen reklam arasının süresine göre final tarihi yeniden belirlenecek.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>BURSA’da, velayetini aldığı oğlu U.L.A.’nın (2) adına açtığı sosyal medya kanalında, çektiği kendisine ait uygunsuz görüntüleri izlemek isteyenlere 5 bin lira abonelik ücreti karşılığı satan anne N.K. (23) hakkında Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü tarafından inceleme başlatılmasının ardından, Bursa 11’inci Aile Mahkemesi’nce çocuğun velayeti tedbiren baba Serdar A.’ya (27) verildi. Oğlunu almak için polis ve pedagog eşliğinde İstanbulPendik’te yaşayan eski eşinin adresine giden, ancak evde kimseyi bulamayan Serdar A., çocuğunun kaçırıldığına dair Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu.
Nilüfer ilçesinde oturan Serdar A. ile N.K., 2021’de severek evlendi. Çiftin, 8 ay süren evliliğinden 1 erkek çocuk dünyaya geldi. Bir süre sonra şiddetli geçimsizlik yaşayan çift boşanırken, oğulları U.L.A.’nın velayeti ise annesi N.K.’ye verildi. Boşanma davasının ardından Serdar A., Bursa’da kalırken, N.K. ise şu anda 2 yaşında olan oğluyla İstanbul’a yerleşti. Bir süre sonra N.K., iddiaya göre, sosyal medyada oğlu U.L.A. adına kanal açıp, çocuğunu emzirdiği ve kendisine ait çektiği uygunsuz görüntüleri yükleyip, izlemek isteyenlere ise abonelik ücreti olan yaklaşık 5 bin lira karşılığında satmaya başladı.
SUÇ DUYURUSUNDA BULUNDU
Kanalda eski eşinin, çocuğu emzirirken yaptığı çekimleri paylaştığını belirten Serdar A., suç duyurusunda bulunup, oğlunun velayetini almak için dava açtı. DHA muhabirinin telefonla ulaştığı N.K. ise geçimini bu işten kazandığını belirterek, “Gelirimin büyük bölümünü oğluma harcıyorum” diye kendini savundu. N.K. hakkında, Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü tarafından, ‘5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’ kapsamında inceleme başlatıldı.
DAHA ÖNCE DE ŞİKAYET ETMİŞ
DHA’nın haberinin ardından, Serdar A. ile 9 Kasım’da görüşme yapıldığı ve mayıs ayında babanın şikayeti üzerine, anne ve çocuk İstanbul’da yaşadığı için, İstanbul Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü’nden sosyal inceleme yapılmasının istendiği ve inceleme sonunda Danışmanlık Tedbiri Kararı verildiği kaydedilen açıklamada, bir kez daha inceleme talep edileceği vurgulandı.
DEVLET KORUMASINA ALINIP, 1 HAFTA SONRA ANNESİNE GERİ VERİLDİ
Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü tarafından başlatılan inceleme sonucunda hazırlanan raporda, anne yanında kalan U.L.A.’nın bedensel, zihinsel, ahlaki, sosyal ve duygusal gelişimi ile kişisel güvenliğinin tehlikede olduğu, bu nedenle hakkında acil koruma kararı verilmesi gerektiği belirtildi. İstanbul Anadolu Çocuk Mahkemesi tarafından verilen ‘acil koruma’ kararının ardından devlet korumasına alınan çocuk, itirazı üzerine 1 hafta sonra, 27 Kasım’da anneye geri verildi. Bunun üzerine Serdar A. velayetin değiştirilmesi için dava açtı. Bursa 11’inci Aile Mahkemesi, 28 Kasım’da verdiği kararla U.L.A.’nın velayetinin tedbiren babasına verilmesine hükmetti. Oğlunu almak için polis ve pedagog eşliğinde İstanbul Pendik’te yaşayan eski eşinin adresine giden Serdar A., evde kimseyi bulamadı. Eski eşine ve ailesine, cep telefonları kapalı olduğu için ulaşamayan Serdar A., çocuğunun kaçırıldığına dair Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu.
‘OĞLUMU KAÇIRMIŞ OLABİLİR’
Oğluna 5 gündür ulaşamadığını söyleyen Serdar A., “Oğlumu almaya gittiğimde evinde yoktu. Kendisine de ulaşamıyorum, ailesi de telefonlarımı açmıyor. Oğlumu kaçırmış olabilir, belki de yurt dışına çıktı. Lütfen oğlumu bana verin. Ben onun odasını hazırladım. Ona oyuncaklar aldım. Hatta çocuğumu alsaydım, onunla pikniğe gidecektim. Lütfen neredeyse çıksın çocuğumu bana geri versin” diye konuştu.
DHA muhabirinin telefonla ulaştığı N.K. ise oğluyla birlikte tatile gittiğini ve rahatsız edilmemek için cep telefonunu kapattığını söyledi. Sık sık tatil yaptığını ve eski eşinin de bu durumu bildiğini söyleyen N.K., “Ben 3 gündür İstanbul’dayım. Karardan haberim var ama eski eşim çocuğumuzu almak için beni aramadı” dedi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Japon futbolcu Junichi Inamoto aktif futbol kariyerini noktaladı. Sosyal medya hesabından forma giydiği kulüplerin olduğu bir görsel paylaşan Inamoto, ‘Teşekkürler futbol’ notunu da ekleyerek emeklilik kararını duyurdu.
45 yaşında futbolu bırakan Junichi Inamoto kariyerinde; Gamba Osaka, Arsenal, Fulham, West Bromwich Albion, Cardiff City, Galatasaray, Eintracht Frankfurt, Rennes, Kawasaki Frontale, Hokkaido Consadole Sapporo, SC Sagamihara ve Nankatsu SC takımlarında oynadı.
2006-2007 sezonunda Galatasaray’da forma giyen Inamoto 34 resmi maçta, 1 gol kaydetti.
Junichi Inamoto ayrıca Türkiye’de ve Premier Lig’de forma giyen ilk Japon futbolcu olmuştu. – İSTANBUL
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İsrail’in verilerine göre Hamas militanları, geçen yıl 7 Ekim’de düzenledikleri saldırıda aralarında çifte İsrail ve ABD vatandaşlarının da bulunduğu 250’den fazla kişiyi kaçırdı.
Temas kurulamayan 101 yabancı ve İsrailli rehinenin hala hayatta olduğuna inanılıyor.
Kasım ayındaki seçimlerden sonra bu konudaki en net açıklamasını yapah Trump, sosayal medya hesabından yaptığı paylaşımda şu ifadeleri kullandı.
“Rehineler 20 Ocak’ta, ben gururla ABD Başkanlığı görevini devralacağım tadrihten önce serbest bırakılmazsa Orta Doğu’da ve insanlığa karşı bu katliamları yapanlara CEHENNEM YAŞATACAĞIM”
Trump ayrıca “Sorumlular, Amerika Birleşik Devletleri’nin uzun ve hikayelerle dolu tarihindeki herkesten daha büyük bir darbe yiyecek” diye de ekledi.
Hamas, kalan rehinelerin serbest kalması için savaşın durmasını ve İsrail’in Gazze Şeridi’nden tamamen geri çekilmesini talep ediyor.
İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, savaşın Hamas yok edilene ve artık İsrail’e herhangi bir tehdit oluşturmayana dek süreceğini söylemişti.
Hamas, 14 aydır devam eden İsrail saldırıları sırasında 33 rehinenin öldüğünü açıkladı, ancak milliyetleri konusunda bilgi vermedi.
İsrail, 1200 vatandaşının da öldürüldüğü 7 Ekim saldırısından sonra Gazze’de giriştiği saldırılarda Gazzeli yetkililere göre 44 binden fazla kişi öldü ve bölge nüfusunun büyük kısmı evlerini kaybetti. Bölgenin büyük bir kesimi de harabeye dönüştü.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Avengers.co tarafından düzenlenen törenle Global Avengers Awards 2024 ödülleri sahiplerini buldu. Törende İHA muhabiri Kaan Taşkın, “Yılın Çevre ve Tarım Muhabiri” ödülünü aldı. Törene katılamayan Taşkın’ın yerine ödülü İHA muhabiri Fazlı Çolak aldı. – ANKARA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Atatürk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Reşat Karcıoğlu, üniversitenin İdeal Hukuk Kulübü, Hukuk Araştırma ve Kriminoloji ile Ata Psikoloji Kulüplerince Hukuk Fakültesi Konferans Salonu’nda düzenlenen sempozyumun açılışında yaptığı konuşmada, kadına şiddetin, topluma ihanet olduğunu söyledi.
Toplumun temelinin aile, ailenin temelin kadın, bugünün kızlarını da yarının kadınları olarak ifade ettiklerini belirten Karcıoğlu, “Temele ihanet edince bina yıkılır, biz temeli oluşturan değer üzerinden hareket edeceğiz. Gelişmiş ülkelerde bile kız çocukları istismar ediliyorsa o zaman toplumu kurtarma adına biz gereğini yapacağız, erkekleri bir okutacağız, kızlarımızı iki okutacağız. Her kademede kızlarımız, kadınlarımız var, önlerini açacağız ve onların istihdamına katkı sağlayacağız.” dedi.
Eğitimin her alanda önemli olduğunu vurgulayan Karcıoğlu, kadınlar için eğitimin çok ciddi değer olduğunu işaret etti.
“Ahlak olursa hukuk kendiliğinden tecelli edecektir”
Bugünün hukuk fakültesi öğrencilerinin yarının hakim, savcı ve avukatları olacaklarını belirten Karcıoğlu, şöyle devam etti:
“Hangi meselenin altını kaşırsanız eğitim çıkıyor. Hukuku biliyoruz, Mecelle’nin özünde de vardır, hukuktan önce Batı’nın bize yutturduğu ‘etik’ dedikleri etiğin öncesinde ahlak vardır. Ahlak olursa hukuk kendiliğinden tecelli edecektir. Öğrencilerimizden umutluyuz ama sizlerden özelikle ahlaki değerlerden taviz vermeden davaları almamız, maddi boyutu ikinci hale getirmenizi bekliyoruz.”
Moderatörlüğünü Hukuk Fakültesinden Prof. Dr. Yasin Kurban’ın yaptığı sempozyumda, akademisyen ve katılımcılar, “Kadın Cinayetlerinin Psikolojik Tahlili”, “Toplumsal Cinsiyet Rolleri ve Şiddetin Psikolojisi”, “Cinsel Şiddet ve Sonuçları”, “Kadın Cinayetlerinin Adli Tıpta İncelenmesi”, “Kadın Cinayetlerinde Medyanın Rolü ve Toplum Psikolojisi”, “Kadın Cinayetlerinde Hukuki Reformalar ve Cezai Yaptırımların Güçlendirilmesi”, “Kadına Yönelik Şiddetle Mücadelede 6284 Sayılı Kanun’un Önemi” konularında sunum yaptı.
Sempozyuma, Erzurum Baro Başkanı Mesut Öner, akademisyen ve öğrenciler katıldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Van Valiliğinden yapılan açıklamada, İl Jandarma Komutanlığı Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerinin sosyal medya üzerinden dolandırıcılık olaylarına yönelik çalışmalarını aralıksız sürdürdüğü belirtildi. Açıklamada, “Son olarak, İpekyolu ilçesinde yaşanan bir olayda, bir vatandaşın 26 bin TL dolandırılması üzerine başlatılan soruşturma kapsamında önemli bir başarıya imza atıldı. 4 Mayıs 2024 tarihinde O.B. isimli vatandaş, sosyal medya platformu Facebook üzerinden beyaz eşya almak istediği şahsın hesabına 26 bin TL göndererek dolandırılmıştır. Van Cumhuriyet Başsavcılığı koordinasyonunda başlatılan titiz çalışmalar sonucunda, 13 Kasım 2024 tarihinde Mersin ve Gaziantep’te eş zamanlı operasyon düzenlendi. Operasyonda 4 şüpheli gözaltına alındı, biri tutuklanırken 3’ü adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı” denildi. – VAN
DolandırıcılıkSosyal MedyaOperasyonTeknolojiGüvenlik3-sayfaEkonomiFinansHukukMedyavan
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Erzurum Şehir HastanesiOrgan Nakli Koordinatörlüğü, Organ Bağışı Haftası kapsamında farkındalık oluşturmak amacıyla Trendyol 1. Lig ekiplerinden Erzurumspor FK’lı futbolcular ile kulüp doktoru ve yönetim kadrosunu ziyaret etti.
Koordinatörlük, ziyaretin ardından, teknik heyet, futbolcular ve kulüp doktorunun organ bağışına dikkati çekip bağışçı sayısını artırmak amacıyla paylaştığı mesajlardan video hazırladı.
Erzurum Şehir Hastanesinin sosyal medya hesaplarından paylaşılan videoda, “Kalbine sor hayat vermek ister mi, şimdi belki sağlıklısın ama bir gün belki sen de bu hayatı yaşamak için başkasının bağışladığı organa muhtaç olabilirsin”, “Bağışlanan her organ hayata bağlanan bir candır”, “Organ nakli ile mucizeler gerçekleştiğini biliyor musun”, “Organlarımıza cennette değil bu dünyada ihtiyaç var”, “Yılda yaklaşık 2 bin 500 hasta organ nakli beklerken ölmekte” ve “Organ bağışlayarak bir hayat kurtarabilirsin” mesajlarına yer verildi.
Futbolcular ayrıca, “Organ bağışı hayat kurtarır” pankartı açıp fotoğraf çektirdi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İZMİR – Aliağa Belediyesi 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nın 101. yılına özel video hazırladı. Aliağa’da farklı meslek gruplarından vatandaşların yer aldığı video Aliağa Belediyesi Serkan Acar ve Aliağa Belediyesi sosyal medya hesaplarından paylaşıldı. Aliağalıların gözünden Cumhuriyet tanımının tek kelimeyle yapılmasının istendiği video vatandaşlar tarafından yoğun ilgi gördü.
Cumhuriyet’in bu yıl 101. yaşı yurt genelinde coşkuyla kutlanıyor. Aliağa Belediyesi de kutlama programı kapsamında ‘Cumhuriyet Nedir’ başlığıyla özel bir video hazırladı. Aliağa’nın çeşitli yerlerinde yapılan çekimlerde öğretmen, öğrenci, sporcu, avukat, işçi, muhtar, gazi, engelli gibi toplumun farklı kesimlerini temsil eden birçok vatandaş videoda yer aldı. Vatandaşlara tek kelimeyle Cumhuriyetin onlara ne anlam ifade ettiği soruldu. Vatandaşlar bu soruya karşılık; okumaktır, okutmaktır, spordur, bilimdir, sanattır, yaşamaktır, emektir, ekmektir, alın teridir, dayanışmadır, eşitliktir, adalettir, özgürlüktür, demokrasidir, bağımsızlıktır cevaplarını verdi.
Milli mücadele ve bağımsızlığımızın simgesi Türk bayrağımızla başlayan videoda cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün tuvale işlenmiş görüntüsü dikkat çeken detaylar arasında yer alıyor. Aliağa Belediye Başkanı Serkan Acar’ın 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı kutlama mesajıyla son bulan video, kısa sürede birçok kişi tarafından paylaşılarak geniş bir kitleye ulaştı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İzmir Bayraklı Belediyesi Meclis toplantısında AK Parti Meclis Üyesi Latif Aydemir’in kadın cinayetleriyle ilgili “Öldürenler kadar ölenler de suçludur” sözleri büyük tepki çekmişti. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hamza Dağ, Aydemir’in kesin ihraç talebiyle disipline sevk edildiğini duyurmuştu. Sosyal medya hesabından açıklama yapan Latif Aydemir, konuşmasının çarpıtıldığını ve kendisine zarar verilmesinin amaçlandığını savundu.
İSTİFA ETTİ
Kadına şiddete karşı önlemleri de içeren 6284 sayılı “Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun”un mağduriyetler yarattığını öne süren Aydemir, “Üç kızımla birlikte üyesi olduğum parti, dernek ve yardım kuruluşlarıyla kadının toplumsal hayatta var olması ve yüceltilmesi adına mücadele ettim. Yıllar süren bu mücadelemin, çarpıtılan sözlerim nedeniyle zarar görmesinden dolayı derin üzüntü içindeyim.
Mecliste sarf ettiğim sözlerin amacı dışında basına servis edilerek toplumda yanlış bir algı yaratılmıştır. Konuşmamda asıl vurgulamak istediğim husus, şiddet ve cinayet olaylarının önlenmesi adına ölüm ve ölüme sebebiyet veren olguların ve zihniyetin irdelenmesi gerektiğiydi. Kadınları tenzih ederek yaptığım konuşmada asıl dikkat çekmek istediğim, 6284 sayılı yasanın yanlış uygulanması sonucu oluşan mağduriyetlerdi. Yanlış anlaşılan cümlemden dolayı kamuoyundan özür diler, bu vesileyle 2002 yılından beri her kademesinde görev aldığım Adalet ve Kalkınma Partisi’nden, partimin zarar görmemesi adına istifa ettiğimi kamuoyuna saygılarımla arz ederim” dedi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>MECİDİYEKÖY’DE 9 gün yanında çalıştığı patronundan yevmiyesini almak için AVM’ye gelen kadın, 2 yıldır boşanma aşamasında olduğu, kendisini takip eden eşi tarafından saldırıya uğradı. Hem boşanma aşamasındaki eşine hem de patronuna saldıran şüpheli gözaltına alındı.
Olay, 15 Ağustos’ta Mecidiyeköy’de AVM’de meydana geldi. Edinilen bilgiye göre 17 yıldır şiddet gördüğünü öne sürdüğü eşi Seyithan Taş’a (40) boşanma davası açan ve 2 yıldır ayrı yaşayan iki çocuk annesi Gülli Taş (33), Kazım A.’den iş istedi. 9 gün boyunca Kazım A.’nın yanında çalışan kadın iş bitimi, banka hesabının bloke olması nedeniyle yevmiyesini elden almak istedi.
EŞİNİ TAKİP EDİP AVM’DE SALDIRDI
Olay günü KağıthaneŞirintepe Mahallesi’nde oturduğu evinden çıkan kadın, patronu Kazım A. ile buluşmak için Mecidiyeköy’deki AVM’ye geldi. Burada ortak alandaki masada oturan kadın, patronundan 9 günlük yevmiyesini aldı. Gülli Taş tam kalkacağı sırada kendilerini cep telefonu ile kayda alan kocası Seyithan Taş tarafından saldırıya uğradı. Özel güvenlik görevlilerinin müdahalesiyle kadın kurtarıldı.
SALDIRGAN KOCA SERBEST BIRAKILDI
Etrafa küfür ve tehditler savuran Seyithan Taş ihbar üzerine olay yerine gelen polis ekipleri tarafından gözaltına alındı. Gülli Taş kendisine saldıran eşinden şikayetçi olurken, emniyette ifadesi alınarak ‘kasten yaralama’ suçundan adli işlem yapılan Seyithan Taş, savcılık talimatıyla serbest bırakıldı. Yaşananlar ise cep telefonu kamerasına yansıdı.
‘BENİ ÖLDÜRMEKLE TEHDİT EDİYOR’
Gülli Taş, “Eşim Seyithan Taş 17 yıldır bana şiddet uyguluyor. Bu nedenden dolayı 2 senedir ayrılma aşamasındayız. Beni takip ediyor darbediyor, gittiğim iş yerlerini basıyor. Bütün işlerimden ediyor. Çocuklarımı darbedip annesi yaptı diyor. Geçici velayeti ona verilen çocuğumla görüşmeme engel oluyor. Birçok davadan yargılanıyor. Sadece ifadesi alınıp bırakılan bu şahıs beni öldürmekle tehdit ediyor. Kızımı arayıp anneni öldüreceğim, annen dışarıya çıktığı zaman haber ver diyor. Önünü kesiyor” dedi.
‘YEVMİYEMİ ALMAYA GİTTİM, DARBETTİ’
Gülli Taş “En son çalıştığım işyerinden paramı almak için gittiğim yerde görüştüğüm şahısla aramda bir şey olduğumu düşünüp, şahsı ve beni darbediyor. Adam sadece 9 günlük yevmiyemi verdi. Bu şahıs kaçırdığı mallarda olan hakkımdan feragat etmemi istiyor. Ben devletimden sadece çocuklarımı ve güzel bir iş istiyorum. Çünkü girdiğim her işten adam çıkmamı sağlıyor. Gidip onlara iftira atıp beni de darbediyor” ifadelerini kullandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>

FARKLI PARTİLERDEN BİRÇOK MİLLETVEKİLİ KONUK EDİLDİ
Haberler.com Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Ekrem Teymur ve Genel Yayın Yönetmeni Av. Bedia Teymur’un ev sahipliğinde gerçekleşen canlı yayınlarda Haber Müdürü Olgun Kızıltepe ve program sunucusu Melis Yaşar; parti genel başkanlarını, genel başkan yardımcılarını ve farklı partilerden birçok milletvekilini ağırladı.
Canlı yayınlar esnasında Haberler.com çadırını ziyaret eden isimler arasında Adalet Bakanı Yılmaz Tunç da vardı
AV. BEDİA TEYMUR’DAN TEŞEKKÜR
Dijital medya için büyük bir dönüm noktası olan TBMM’deki canlı yayın sonrası bir açıklama yapan Haberler.com Genel Yayın Yönetmeni Av. Bedia Teymur, “1 Ekim 2024’te, TBMM’nin yeni yasama yılı dolayısıyla gerçekleştirdiğimiz 6 saatlik canlı yayın sırasında bizleri yalnız bırakmayan başta Adalet Bakanımız Sayın Yılmaz Tunç olmak üzere, yayın çadırımızı ziyaret eden tüm milletvekillerimize, genel başkanlarımıza, genel başkan yardımcılarımıza ve yayınımıza katılarak değerli görüşlerini paylaşan herkese şükranlarımızı sunuyoruz” ifadelerine yer verdi.

Açıklamasının devamında sürecin sorunsuz ilerlemesi için desteklerini esirgemeyen TBMM Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Başkanlığı, İletişim Daire Başkanlığı ve tüm Meclis personeline teşekkürlerini ileten Teymur, “Haberler.com olarak tüm izleyicilerimize de teşekkür ediyor ve bizi takip etmeye devam etmenizi diliyoruz” dedi.
Olgun KızıltepeHaberler.com – Teknoloji
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>SAVCILIK SORGUSUNUN ARDINDAN TUTUKLANDI
İlçe Emniyet Müdürlüğü ekiplerince gözaltına alınan İsmail Y, emniyetteki işlemlerin ardından adliyeye sevk edildi. Savcılık sorgusunun ardından nöbetçi sulh ceza hakimliğine çıkarılan İsmail Y, “Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun’a muhalefet” ile “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama” suçlarından tutuklandı.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>AİLE ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, “Ülkemizin geleceği açısından dijital okuryazarlığı yaygınlaştırmak ve çocuklarımızı dijital dünyanın tehlikelerinden, bağımlılıktan korumak hayati önem arz ediyor” dedi.
AnkaraMüzik ve Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde, Dijital Bağımlılık ve Aile Çalıştayı düzenlendi. Çalıştaya Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, TBMM Dijital Mecralar Komisyon Başkanı ve AK PartiHatay milletvekili Hüseyin Yayman ile Ankara Müzik ve Güzel Sanatlar Üniversitesi Rektörü Erhan Özden katıldı. Bakan Göktaş, teknolojik gelişmelerin hızına ayak uydurmanın zor olduğu bir zamanda yaşadıklarını belirterek, “Sürekli gelişen ve değişen teknoloji, hayatımızdaki yerini giderek güçlendiriyor. Bugünü 20 yıl öncesine kıyasladığımızda adeta bir asırlık zaman geçmiş gibi hissediyoruz. Teknoloji hayatımızı kolaylaştırdığı gibi birtakım zorlukları, tehditleri ve tehlikeleri de beraberinde getiriyor. Kişisel verilerin gizliliği, siber güvenlik riskleri, dijital zorbalık ve dijital bağımlılık bu tehlikelerden sadece birkaçıdır. Bugün sosyal medya uygulamaları kullanıcılara ait verileri toplarken, özel hayat mahremiyetini tehdit edebiliyor. Sürekli çevrim içi olma hali, stres, dikkat dağınıklığı ve üretkenlik kaybı gibi sorunlara yol açabiliyor. Yanlış bilgilerin, insanı olumsuz etkileyen kötü içeriklerin yaygınlaşmasına aracılık ederek toplumda güven bunalımına neden olabiliyor” dedi.
‘4,5 MİLYON VATANDAŞIMIZ EĞİTİMDEN ÜCRETSİZ FAYDALANDI’
Bakan Göktaş, dijital mecraların uzaktan kontrol edilebilen teknolojik bir silaha dönüştüğünü belirterek, “Ne yazık ki bunun en acı örneğine Lübnan’da şahit olduk. Bir çağrı cihazının, bir patlayıcıya dönüştürülerek insanların hayatını kaybetmelerine neden olduğunu gördük. İsrail, insani tüm değerlere meydan okuyan saldırılarıyla tüm bölge için nasıl bir tehdit olduğunu, bütün dünyaya bir kere daha gösterdi. Lübnan’a yönelik saldırılarıyla teknolojinin ve dijitalleşmenin nasıl kötüye kullanılabileceğini gözler önüne serdi. Sayın Cumhurbaşkanımız, bu saldırıların bir an evvel durdurulması için Birleşmiş Milletler kürsüsünden dünyaya çağrıda bulundu. Türkiye olarak, Filistin halkının asil, onurlu ve kahramanca direnişinin yanında olmaya devam edeceğiz. Yaşanılan tüm bu gelişmeler, dijitalleşmenin tehlikelerine karşı bizleri tedbirli olmayı ve yaşanılan sorunlara çözüm üretmeyi beraberinde getiriyor. Çünkü, dijitalleşme tek tek bireyleri etkilemenin ötesinde toplumlarda da köklü değişimlere neden oluyor. Aile yapısını, sosyal ilişkileri ve iletişim biçimlerini dönüştürüyor. Özellikle çocuklarımızın maruz kaldığı dijital içerikler, onların zihin dünyalarını ve dolayısıyla geleceğini doğrudan etkiliyor. Bugün sosyal medyanın etkileri ve dijital riskler, aileler için büyük bir endişe kaynağı haline geldi. Bu soruları aşmanın yolu ise ancak ve ancak bilinçli kullanım ve dijital farkındalıkla mümkündür. Bu kapsamda bakanlık olarak toplumu, aileleri, özellikle çocuklarımızı dijital dünyanın tehlikelerinden korumak için yoğun bir mesai harcıyoruz. Aile Eğitim Programımızla, dijital okuryazarlığı ve bilinçli medya kullanımını yaygınlaştırmak üzere özel çalışmalar yürütüyoruz. 2013 yılında başlattığımız bu programımızla bugüne kadar 4,5 milyon vatandaşımızın eğitimimizden ücretsiz faydalanmasını sağladık. Ailenin Korunması ve Güçlendirilmesi Eylem Planımızda dijital bağımlılıkla mücadele başlığımız altında önemli adımlar atıyoruz. Ayrıca bu yıl Türkiye’de medya ve dijital ortamların aile üzerindeki etkisini incelemeye yönelik bir araştırma başlattık. Bu araştırmayla, ailelerin dijital ortamlardan nasıl etkilendiği, toplumun algısı, beklentileri ve kullanım eğilimlerini belirleyeceğiz” diye konuştu.
‘ÇOCUKLARIN VE GENÇLERİN GERÇEKLİK ALGISINI DEĞİŞTİRİYOR’
Dijital bağımlılığın üzerinde büyük bir titizlikle durulan mesele olduğunu altını çizen Göktaş “Mücadelemizi etkili bir şekilde sürdürmek için Cumhurbaşkanı Yardımcımız Sayın Cevdet Yılmaz’ın başkanlığında bağımlılıkla mücadelede yeni bir dönem başlattık. Pek çok bakanlığımızın da olduğu bu kurulla bağımlılıkla mücadeleyi tüm yönleriyle özel olarak ele alıyoruz. Ayrıca Yeşilay ile birlikte madde, alkol, tütün, kumar bağımlılığının yanı sıra; dijital bağımlılıkla mücadele çalışmaları yürütüyoruz. Dijital oyunlar çocukların ve gençlerin gerçeklik algısını değiştiriyor. Dijital oyunlar özellikle belli kesimler tarafından ergenlerin radikalleşmesinde araç olarak kullanılıyor. 2022 yılında dijital bağımlılıkla mücadeleye yönelik başlattığımız çalışmalar kapsamında 136 binden fazla vatandaşımıza ulaştık. Bu kapsamda verdiğimiz eğitimlerle mobil cihaz, sosyal medya, oyun bağımlılığı ve güvenli internet kullanımı konularında farkındalık kazandırmayı hedefliyoruz. Bu noktada çocuklarımız için yürüttüğümüz çalışmalara özellikle bir parantez açmak istiyorum. Çocuklarımızı, her türlü yazılı, görsel ve dijital yayınların zararlarından korumak için olumsuz içeriklere yönelik etkili bir bilinçlendirme ve takip süreci yürütüyoruz. ‘Sosyal Medya Çalışma Grubumuz’ ile çocukların olumsuz etkilenebilecekleri içerikleri tespit ederek, bunlara yönelik koruyucu, önleyici faaliyetler yürütüyoruz. Ayrıca vatandaşlarımızın çocuklar için zararlı olduğunu düşündükleri içerikleri, yayınları ve uygulamaları kolayca bildirebilmeleri için DUY İhbar Platformu’nu oluşturduk. Dijital haberleşme kanalları ve web sitesi üzerinden bildirilen tüm içerikleri titizlikle inceliyor, gerekli mercilere iletiyor ve hızlı bir şekilde aksiyon alıyoruz. Wattpad, bu kapsamda çok fazla şikayet aldığımız bir platformdu. Şikayetler üzerine yaptığımız incelemelerle, bu platformda 18 yaş altı çocuklarımızın zorbalık, şiddet, cinsel istismar, intihar, madde bağımlılığı gibi son derece olumsuz içeriklere hiçbir filtre ve kontrol mekanizması olmaksızın maruz kaldığını tespit ettik. Türkiye’de, içeriklerle ilgili şikayetlerimizi iletecek bir temsilcisi olmadığı için bu platforma erişim engeli istedik. Böyle bir uygulamaya gitmek istemezdik. Fakat çocuklarımızın sağlıklı bir ortamda büyümelerini sağlamak, zihin dünyalarını temiz tutmak ve zararlı içeriklerden korumak en önemli önceliğimizdir” dedi.
‘DİJİTAL BAĞIMLILIĞI 3 GRUPTA ELE ALACAĞIZ’
Bakanlık olarak çocukların güvenliği ve psikolojik sağlığı için çalışmaları büyük bir ciddiyetle sürdürmeye devam edeceklerini belirten Göktaş, “Ülkemizin geleceği açısından dijital okuryazarlığı yaygınlaştırmak ve çocuklarımızı dijital dünyanın tehlikelerinden, bağımlılıktan korumak hayati önem arz ediyor. Bu kapsamda çalıştayda, sizlerin de değerli katkılarıyla özellikle son yıllarda daha belirgin hale gelen dijital bağımlılığı 3 ayrı grup ile ele alacağız. Birinci grupta, bu alanda çalışan sivil toplum kuruluşlarımızın temsilcileri ve akademisyenlerimizle bu konuyu detaylı bir şekilde değerlendireceğiz. İkinci grupta, oyun oynayan çocuklar olacak. Onlarla dijital dünyada geçirdikleri süreyi, motivasyonlarını ve oyun oynamaya eşlik eden süreçleri ele alacağız. Üçüncü grupta ise yetişkinler yer alacak. Dijital bağımlılık sadece çocuklarla ilgili bir durum değil. Yetişkinlerle de ayrıca hem kendileri hem de ebeveyn perspektifinden çocukların süreçte nerede yer aldıklarını konuşacağız. Dijital bağımlılık ile ilgili toplumsal farkındalık yaratmanın gerekliliğine inanıyoruz. Görüşmeler sonucunda elde ettiğimiz verileri dijital bağımlılık sonucunda radikalleşme, intihar, yalnızlaşma, boşanma gibi bireysel, aile ve toplum temelli sonuçları da göz önünde bulundurarak değerlendireceğiz. Elde ettiğimiz sonuçları ve önerileri önümüzdeki günlerde kamu kurumları ile düzenleyeceğimiz çalıştayda açıklayacağız. Bu sonuçlar ve önerilere bağlı olarak dijital bağımlılıkla mücadelede bir yol haritası çıkaracağız. Bu durumu tehdit eden sorunları her yönüyle ele almak, hepimiz için büyük bir sorumluluktur” diye konuştu.
‘SADECE TÜRKİYE’NİN MESELESİ DEĞİL’
TBMM Dijital Mecralar Komisyon Başkanı ve AK Parti Hatay milletvekili Hüseyin Yayman da “Dijitalleşme meselesi sadece Türkiye’nin bir meselesi değil. Dünyanın en önemli meselelerinden bir tanesi. Her konuda olduğu gibi dijitalleşmenin de teknolojik gelişmenin de iki yönü var. Bir olumlu yönü var, bir olumsuz yönü var. Ama maalesef dijitalleşme meselesinde olumsuzluklar olumlu yönlerin çok önüne geçmiş durumda. Dijital bağımlılık yanında yapay zeka meselesi inanılmaz bir fırsat ve tehdidi beraberinde getiriyor. Bunları önümüzdeki dönemde daha çok konuşmamız gerekiyor” dedi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İSTANBUL – İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, “Saygısızca araç kullananları, düğün ya da asker konvoyu yaparak hem trafik güvenliğini hiçe sayanları hem de diğer araç sürücülerinin can güvenliğini hiçe sayanları affetmeyeceğiz” dedi.
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada E-5 Kuzey Maltepe ve Beykoz Bağlantı yolunda çakarlı lüks araçlarla drift yaparak, trafik güvenliğini tehlikeye düşürecek şekilde düğün konvoyu yapıldığına dair sosyal medyada yer alan görüntülere ilişkin Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünce incelendiğini açıkladı.
Bakan Yerlikaya, Sivil Trafik Ekiplerince yapılan çalışmalar sonucu; şahısların A.K., H.T., M.A.T., S.D., O.K., S.A., T.G., A.S.A., M.Ö., A.K., B.V., M.G., D.G., U.S., Ş.Ö., A.M.K., M.K., R.A. ve M.Y. olduğu tespit edildiğini ve şahıslara; 2918 sayılı Karayolu Trafik Kanununun; drift yapmak, izinsiz çakar siren tertibatı bulundurmak, hız sınırının altında sürmek, konvoy yapmak, saygısızca araç kullanmak, cam film takmak, muayenesiz araç kullanmak, plaka kapatmak ve teknik değişiklik maddelerinden idari para cezası uygulandığını açıkladı.
“Saygısızca araç kullananları affetmeyeceğiz”
Şahısların, ‘Trafik Güvenliğini Tehlikeye Düşürmek’ suçundan işlem yapılmak üzere Beykoz Çavuşbaşı Polis Merkez Amirliğine teslim edildiğini aktaran Yerlikaya, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
“Saygısızca araç kullananları, düğün ya da asker konvoyu yaparak hem trafik güvenliğini hiçe sayanları hem de diğer araç sürücülerinin can güvenliğini hiçe sayanları affetmeyeceğiz. Aziz Milletimizden isteğim, bu tür araç kullananları ve trafik güvenliğini hiçe sayanları 112 ‘ ye bildirin. Biz gereğini yapıp, adalete teslim edelim. Bu tür olaylara geçit vermeyelim.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Tarihler 26 Eylül 1932’yi gösterdiğinde Dolmabahçe Sarayı’nda, Türkçe’nin zenginliğinin araştırılması ve ortaya çıkarılması için Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün katılımıyla Birinci Türk Dili Kurultayı toplandı. Kurultayın toplandığı ilk gün olan 26 Eylül’ün her yıl “Dil Bayramı” adıyla kutlanma teklifi oy birliği ile kabul edilerek ve o günden bu yana 26 Eylül günü ülkemizde “Dil Bayramı” olarak kutlanıyor. Osmangazi Belediyesi ve Osmangazi Kent Konseyi de Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün büyük önem verdiği dile sahip çıkmak ve gelecek kuşaklara doğru aktarılmasını sağlamak için 26 Eylül Türk Dil Bayramı’nın 92’inci yıl dönümünde bir söyleşi düzenledi.
Hasan Ali Yücel Dünya Klasikleri Kütüphanesi’nde Uludağ Üniversitesi Türk Dili Bölümü Öğretim Görevlisi Nilüfer İnceman Akgün’ün moderatörlüğünde gerçekleştirilen söyleşide; Uludağ Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Yeni Türk Dili Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hasene Aydın da Türkçe’nin doğru konumu ve özellikle sosyal medyadaki sıkıntılar hakkında bilgiler verdi.
“Türkçe’nin önemini bir kez daha hatırlatmak için buradayız”
Türkçe’ye gereken önemin verilmediğini düşündüğünü belirten Doç. Dr. Hasene Aydın, “Umursamaz bir tavır takındığımız bugünlerde Türk Dil Bayramı dolayısıyla Türkçe’nin önemini bir kez daha hatırlatmak için buradayız. Özellikle gençlerin internet üzerinde yaygınlaştırdığı yanlışlar bizi kuşatmış durumda. Sosyal medya, Türkçe konusunda kanayan yaramız. Ne yazık ki, özellikle gençler özendikleri için bazı yanlışları yapmaktan çekinmiyorlar. kelimeleri bozabiliyor, kuralları işletmeyebiliyorlar ve bunların el birliğiyle yaygınlaşmasına yol açıyorlar. Sosyal medya, bizi bir araya getiren bir mecra ama dilin yanlışlarının da bir o kadar hızla yayıldığı bir ortam. Bizler de bir dil bilinci oluşursa küçük yaşlardan itibaren bu tür sorunların ortadan kalkacağını düşünüyoruz.” dedi.
“Dili doğru kullanmak bireysel ve toplumsal mutluluk için şarttır”
Doğru Türkçe’nin kullanımı için gençlere bir öneride bulunan Aydın, “Bilgili, farklı, ya da güzel görünmek için yabancı kelimeler kullanmaya özenmesinler. Eğer kendileri parmakla gösterilecekse Türkçe’yi doğru kullandıkları için gösterilsin. Ne kadar güzel Türkçe konuşuyor, dilini ne kadar iyi kullanıyor diye parmakla gösterilsinler. Gençlerin birbirlerine bu anlamda örnek olmalarını istiyoruz. Anaokulundan itibaren çocuklarımıza Türkçe’nin önemini kavratabilirsek, ben o halkanın genişleyeceğini düşünüyorum. Mutlu olmak için dili doğru kullanmak zorundayız. Dilimizi doğru kullanmadığımızda anlaşılmayız, anlaşılmadığımızda daha çok çaba sarf etmek zorunda kalırız. Bu fiziksel olarak çaba gerektirir, zamanımızı çalar, karşı tarafla ilişkilerimizin bozulmasına yol açar. Dolayısıyla dili doğru kullanmak bireysel ve toplumsal mutluluk için şarttır” ifadelerini kullandı.
Türk Dil Bayramı’nı kutlamak için bir araya geldiklerini belirten Osmangazi Kent Konseyi Başkanı Fatma Çil Yılmaz da, “Türk Dil Bayramı dolayısıyla bir araya geldik. Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün dile ne kadar önem verdiğini biliyoruz. Bundan tam 92 yıl önce Dolmabahçe Sarayında Türk dilinin zenginliğini ortaya çıkartmak ve bunu araştırmak üzere ilk defa dil tarih kurultayı yapılıyor. O kurultayda oy birliğiyle 26 Eylül tarihinin Türk Dil Bayramı olarak kutlanmasına karar veriliyor. O gün bugündür, bizler de Türk Dil Bayramını 26 Eylül tarihinde her yıl kutluyoruz. Bugün burada dilimizin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha hatırlayacağız.” diye konuştu. – BURSA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
ATATÜRK FOTOĞRAFINI ‘TEHLİKELİ KİŞİ’ OLARAK TANIMLADI
AOG hesabına Instagram tarafından gönderilen mesajda, Atatürk’ün “tehlikeli kişi” olarak tanımlandığı ve bu tür sembollerin paylaşımının topluluk kurallarına aykırı olduğu belirtildi.
GÖRENLER TEPKİ VERDİ
Kullanıcı, Instagram’ın bu kararına itiraz ederek, konuyla ilgili ekran görüntülerini başka bir sosyal medya platformunda paylaşarak, “Bu ne rezalet, hayırdır? Böyle bir şey için shop diyenler oluyor, Allah aşkına böyle insanlar değiliz” şeklinde tepki gösterdi.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Perviz Altay, internet ve sosyal medyanın çocukları odalarına hapsettiğini, ancak dış dünyanın tehditlerinin dijital ortama taşındığını belirtti. Geçmişte çocukların sokakta vakit geçirdiklerini, ebeveynlerin ise çocuklarını fiziksel tehlikelerden korumak için çabaladıklarını hatırlatan Altay, “Artık çocuklarımız evden dışarı çıkmıyor ama bu kez de siber dünyadaki tehlikelerle karşı karşıyalar. Çocuklarımızı bu tehditlerden korumak ebeveynler olarak bizim görevimiz” dedi.
Siber dünyadaki tehlikeler
Altay, çocukları sosyal ağlarda bekleyen başlıca tehditlere dikkat çekerek şu bilgileri paylaştı:
Kötü amaçlı yazılımlar (Malware): Sosyal ağlarda korsan yazılım veya oyunlar vaadiyle kötü amaçlı yazılım indirmeye yönlendirilen çocuklar, siber saldırganların hedefi olabilirler. Kimlik Avı (Phishing): Sosyal medya sitelerinin kopyaları aracılığıyla, çocukların hesap bilgileri çalınabilir. Kimlik avcıları, sosyal medya profillerine erişmek için bu yöntemleri kullanabilirler.
Kimlik Hırsızlığı: Çocukların sosyal medya profillerine ekledikleri kişisel bilgiler (adres, telefon numarası, doğum tarihi) siber suçlular tarafından kullanılabilir.
Çevrimiçi Zorbalık ve Taciz: Çocukların akranlarından kaynaklanan çevrimiçi zorbalıklar, gerçek hayatta olduğu kadar yıkıcı olabilir. Ayrıca, bazı yetişkinler çocukları cinsel istismar amacıyla hedef alabilirler.
Çocuklarını korumanın yolları
Fazlanet Bilgi Teknolojileri CEO’su Perviz Altay, çocukları sosyal ağların tehlikelerinden korumak için şu önerilerde bulundu:
Açık İletişim Kurun: Çocuklarınızla sosyal medya kullanımı konusunda açık diyalog kurun. Siber zorbalık gibi durumlarda hemen size veya bir yetişkine haber vermeleri gerektiğini anlatın.
Ebeveyn Kontrol Yazılımı Kullanın: Çocuğunuzun internet kullanımını sınırlamak için ebeveyn kontrol yazılımlarını kullanın. Ancak ücretsiz versiyonlar çoğu zaman soruna çözüm bulmaz. Bu konuda uzman bir firmadan destek almalısınız. Doğru yazılımlar, istenmeyen web sitelerini engellerken internete erişim saatlerini düzenlemenize de olanak tanır.
Güvenilir Güvenlik Çözümleri Kullanın: Çocuklarınızın cihazlarına, kötü amaçlı yazılımlara karşı koruma sağlayan bir güvenlik çözümü kurun. Uzman değilseniz bunun için de güvenilir bir firmadan destek almanızı öneriyoruz.
Güçlü Parolalar ve İki Faktörlü Doğrulama Kullanın: Çocuklarınıza güçlü parolalar kullanmayı öğretin ve sosyal ağ hesapları için iki faktörlü doğrulamayı etkinleştirin.
Sosyal Ağ Gizlilik Ayarlarını Düzenleyin: Çocuğunuzun sosyal medya hesaplarındaki gizlilik ayarlarını kontrol edin ve sadece tanıdığı kişilerle etkileşimde bulunmasını sağlayın.
Uzman desteği
Perviz Altay açıklamasında sosyal medyanın çocuklar için hem fırsatlar hem de tehlikeler barındırdığını belirterek, ebeveynler olarak, çocukların dijital dünyada güvende kalmasını sağlamak için bu tür tehlikelere karşı bilinçli olmak gerektiğinin altını çizdi. Altay, siber güvenlik önlemlerini uygulayarak, çocukların interneti güvenli bir şekilde kullanmalarına yardımcı olunabileceğine vurgu yaparak, “Ancak yukarıda da defalarca belirttiğimiz üzere eğer bu alanda yeterince uzman değilseniz, hem kendi hem de çocuklarınızın güvenliği için mutlaka bir uzmandan destek almalısınız. Bazı ücretsiz yazılımlar sizi yeterince korumayabilir. Hatta daha açık bir hedef haline getirebilir. Fazlanet Bilgi Teknolojileri A.Ş siber güvenlik konusunda talep eden herkese gerekli desteği uzaman kadromuz ile verdiğimiz belirtmek isterim. Müşterilerimizin güvenliği birinci önceliğimizdir” dedi. – İZMİR
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ABD’nin İstanbul Başkonsolosu Robert Houghton, 12 Eylül 1980’deki askeri darbeden iki hafta sonra yolladığı gizli diplomatik notta iş dünyasınnda birçok kişinin “terör ve belirsizlik ortamının” geçmiş olmasından dolayı “neredeyse havalara uçtuğunu” yazıyor.
BBC Türkçe, 2011 yılında Bilgi Edinme Yasası kapsamında yapılan bir başvuru üzerine gizliliği kaldırılan ABD Dışişleri Bakanlığı belgelerine ulaştı ve bunları üç parçalık bir seri halinde yayımladı.
BBC Türkçe’nin ulaştığı belgeler arasında 12 Eylül 1980 ile 5 Kasım 1980 tarihleri arasında ABD’nin Ankara, İstanbul ve İzmir’deki diplomatik temsilciliklerinden Washington’daki Dışişleri Bakanlığı ile diğer ülkelerdeki temsilciliklerine gönderilmiş 10 adet yazışma yer alıyor.
Yazışmalarda, Ankara’daki diplomatlar yeni yönetim tarafından benimsenecek yaklaşımların ayrıntılarına odaklanırken, İstanbul ve İzmir’in ise iş dünyası, akademi ve basın gibi toplumun farklı kesimlerinin nabzını tuttuğu görülüyor.
Dönemin İstanbul Başkonsolosu Houghton, 27 Eylül 1980 tarihinde Washington’daki ABD Dışişleri Bakanlığı’na gönderdiği “Özel” ibareli yazışmada, görüştükleri kişilerin genel olarak darbeyi onaylar bir tavır içinde olduğunu ve şiddet olaylarında kaydadeğer bir azalma görüldüğünü belirtiyor.
Houghton, “Ordunun (yönetimi) ele almasının ardından İstanbul daha rahatlamış ve daha mutlu” başlıklı yazıda, iş dünyasının bundan sonra ekonominin iyiye gitmesini beklediğine işaret ediyor.
‘Erol Sabancı’nın anlattığı olay geçmişte neler yaşandığını gösteriyor’
Yazışmaya göre, iş dünyasının darbe ile ilgili değerlendirmeleri şöyle:
“İş adamlarını çoğu neredeyse havalara uçuyor. Bu havaya uçma halinin nedenini geçmişteki terör olaylarının sonlanması ve belirsizliğin ortadan kalkması kadar geleceğe yönelik vaat edici bir ortamın ortaya çıkması da oluşturuyor.
“İş adamları için grev, iş yavaşlatma, terör tehditleri, döviz ve emtia sıkıntısı gibi durumlar gündelik hale gelmişti.
” Hacı Ömer Sabancı Holding’den Erol Sabancı’nın kısa bir süre önce bize anlattığı bir olay, geçmişte neler yaşadıklarını ve ordunun yönetimi ele almasından önce hükümetin ne kadar felç halinde olduğunu gösteriyor.
” Adana yakınlarındaki fabrikalarından birinde radikal solcular, genel müdürün odasındaki Atatürk portresinin altına ‘Kapitalizmin Uşağı’ yazılı bir pankart asmışlar. Bu pankart, yönetim kademesindeki hemen herkes, çalışanların büyük çoğunluğu, kolluk kuvvetleri gibi birçok kişi için hakaret niteliği taşıyor olmasına karşın hiç kimse bu pankartı kaldıramamış.
“Yöneticiler, radikal işçi liderlerinden tepki görmekten -hatta öldürülmekten- korkuyorlarmış, işçiler radikal liderleri tarafından sindirilmiş. Kolluk kuvvetleri de harekete geçerlerse Ankara’dan destek alıp alamayacaklarından emin olamıyormuş. 12 Eylül gününe kadar hiçbir şey yapılamamış ve o gün bu pankart kaldırılmış.
“(İş insanları) kendilerini artık -belki de biraz fazla emin bir şekilde- çok daha güvende hissediyorlar ve yalnızca grevdeki çalışanlarının fabrikaya geri dönmesinden değil, döndükten sonra iş yapmaya başlamış olmasından dolayı da rahatlamış durumdalar.
“İş dünyasından irtibat kurduğumuz kişilere göre, tüm fabrikalar çalışıyor ve üretim düzeylerinin de artacağı konusunda iyimserler.”
Houghton, iş dünyasının özellikle Turgut Özal’ın başbakan yardımcısı olarak atanmasından büyük memnuniyet duyduğunu belirtiyor.
Darbeyle devrilen hükümetin Başbakanı Süleyman Demirel döneminde Başbakanlık Müsteşarı olan Özal, aynı zamanda 24 Ocak 1980’de açıklanan ve Türkiye’nin serbest piyasa ekonomisine geçişinin en önemli hamleleri arasında gösterilen kararların da mimarı.
Sol kesim ve sendikalar ise bu kararların işçi haklarına önemli zarar verdiğini savunuyor.
‘İnsanlar artık daha disiplinli, daha çok insan kırmızıda duruyor’
Houghton, aynı yazışmada, İstanbul’daki komuta kademesinin “normale dönüş” ilkesini benimsemiş gibi göründüğünü belirterek, sokaklardaki tankların çekildiğine ve asker sayısının azaldığına dikkat çekiyor.
Houghton, dönemin İstanbul Sıkıyönetim Komutanı OrgeneralNecdet Üruğ’u “makul, sert ve etkin bir yönetici ve lider” olarak tanımlıyor.
O dönemde Beyoğlu’nda bulunan İstanbul Başkonsolosluğu civarında şiddet olaylarının ve çatışmaların da azaldığına dikkat çeken Houghton, şu izlenimleri paylaşıyor:
“İstanbul’daki insanlar, artık geçmişe kıyasla çok daha disiplinli davranıyor. Halen çoğunluk olmasa da daha fazla kişi kırmızı ışıkta duruyor.
“Ayrıca insanların genel görünümü de iyileşmiş gibi görünüyor. Cunta öncesi döneme kıyasla, daha fazla insan artık İstiklal Caddesi’nde yürürken pahalı görünen paltolar giymeye ve hatta mücevher takmaya başladı.”
‘Gördüğümüz en ciddi hoşnutsuzluk iki solcu öğrenciden’
Houghton, karşılaştıkları en ciddi hoşnutsuzluk ifadesinin ise “şaşırtıcı olmayacak” şekilde iki solcu öğrenciden geldiğini aktarıyor.
Houghton, görüştükleri öğrencilerin İstanbul ÜniversitesiHukuk Fakültesi’nde eğitim gördüklerini ve Türkiye Komünist Partisi tarafından 1970’lerde kurulan İlerici Gençler Derneği’ne (İGD) üye olduklarını söylüyor.
İki öğrencinin, Türkiye’nin artık “ABD’nin tam kontrolü altına girdiğini ve faşist bir devlete dönüştüğünü” söylediklerini aktarıyor ve şöyle devam ediyor:
“Askeri müdahaleyi onaylayanlar arasından ise duyduğumuz tek çekince İstanbul Ticaret Odası Yönetim Kurulu başkanından geldi.
“Kabinede birkaç bakan kalması ve diğer bakanlıkların da daimi müsteşarlıklara dönüştürülmesi gerektiğini öne sürdü. Ayrıca, kurulan kabinedeki dört bakanın daha önce (eski Başbakan Nihat) Erim’in hükümetinde de görev yaptığını ancak çok da başarılı olamadıklarını söyledi.”
Darbenin ABD Başkonsolosluğu’nu, şirketleri ve kurumlarının gündelik faaliyetlerini hiçbir şekilde etkilemediğini belirten Houghton, geçen yılın aynı dönemine kıyasla ABD’ye yapılan vize taleplerinin arttığını ancak olağan seyrin üzerine çıkan kaydadeğer bir sıçrama görülmediğini de not düşüyor.
‘Darbe İstanbullular için tam ve hoş bir sürpriz oldu’
Houghton imzasıyla gönderilen bir diğer yazışma da 15 Eylül 1980 tarihini taşıyor.
“Türkiye’deki askeri darbenin ardından İstanbul’da durum sakin” başlığıyla gönderilen, gizlilik düzeyi “Özel” olarak belirlenen bu belgede, darbenin ilk üç gününe dair izlenimlere yer veriliyor.
Darbenin İstanbul’da yaşayanların büyük çoğunluğu için “tam ve hoş bir sürpriz” olduğunu belirten Houghton, birçok kişinin askeri yönetimin ülkeyi içinde bulunduğu zor dönemden çıkarmasını umduğunu ifade ediyor:
“12 Eylül Cuma sabahı, bu şehirde yaşayan 5,5 milyon kişi Ankara’da kurulan Milli Güvenlik Konseyi’nin yayımladığı bildirileri radyodan dinledi ve sokağa çıkma yasağı ilan edildiğini duydu.
“Sabahın ilk saatlerinde tek tük duyulan silah seslerinin dışında genel olarak sakin geçti. İstanbul Boğazı’ndan az sayıda yabancı gemi geçiş yapmış olsa da hiçbir sivil, yerli gemi geçmedi.
“Çevreyolunda çoğu kamyon, otobüs ve polis arabası olmak üzere az sayıda araç vardı ve dükkanların tamamı kapalıydı. Mahallelerden aralıklarla geçen kamyonlar ekmek satışı yapıyordu.
“Askerler, birkaç küçük çocuk ve evine dönmeye çalışanlar haricinde herkesi evinde tutmayı başardı. Su elektrik ve telefon hizmetleri normal şekilde devam etti.”
’14 Eylül itibariyle hayat normale dönüyor gibi’
Houghton, sokağa çıkma yasağının kaldırılmasının ardından görüştükleri Türklerin “neredeyse tamamının” darbeden memnuniyet duyduğunu ancak birkaç aydının ülkedeki demokrasinin başarısızlığa uğramış olmasından dolayı duydukları üzüntüyü dile getirdiğini belirtiyor:
” Cumartesi sabah saat 10:00’da askerler, İstiklal Caddesi üzerinde bulunan Cumhuriyet Halk Partisi ve Adalet Partisi merkez binalarına girdi ve parti amblemlerini sökmeye başladı.
“14 Eylül Pazar günü İstanbulluların Boğaz kenarında yürüyüşe çıktığı ve kafelerin büyük bir bölümünün de neredeyse dolu olduğu görüldü. Trafik normalden daha azdı.
“Boğaz’da gezen eğlence teknelerinin sayısı azalmıştı ancak yine de hayat genel olarak normale dönüyor gibi duruyor.”
İstanbul’da darbeyle birlikte uygulamaya konulan sokağa çıkma yasağı 13 Eylül Cumartesi günü saat 08:00 itibarıyla kaldırıldı. Otobüs ve gemi seferleri yeniden yapılmaya başlarken, bir günlüğüne durdurulan ülkeye giriş-çıkışlara da yeniden izin verildi.
İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı, gece saat 00:00 ile 05:00 saatleri arasında sokağa çıkma yasağı uygulanacağını açıkladı.
Houghton, bu yasağın gece hayatı üzerinde bir miktar olumsuz etki yaratabileceğini ancak zaten yaşanan şiddet olaylarından dolayı insanların bir süredir gece çıkmamayı tercih ettiklerini belirtiyor.
“Ekonominin çarı” olarak tanımladığı Özal’ın yeni kabinede görevinde kalacak gibi görünmesinden iş dünyasının büyük mutluluk duyduğunu belirten Houghton, ailelerin ise darbenin lideri Genelkurmay Başkanı Kenan Evren’in eğitimle ilgili yaptığı vaatlerden dolayı mutlu olduklarını ifade ediyor.
Yazışmada, “Halk, askeri yönetimin iktidarda kalmasını ne bekliyor ne de istiyor. Halkın isteği, askeri yönetimin güçlü bir sivil hükümetin ülkeyi yönetmesini sağlayacak kurumsal ve siyasi çerçeveyi oluşturması” yorumu yapılıyor.
‘En büyük muhalefet aydınlar ve sendikacılardan’
Darbe sonrası izlenimlere dair bir diğer yazışma da 2 Ekim 1980 tarihli.
“Gizli” ibareli İzmir’den yapılan bu yazışma, “Ordunun (yönetime) el koymasına İzmir’den başka tepkiler” başlığını taşıyor.
Yazışmanın kim tarafından kaleme alındığı belirtilmiyor. Ancak içinde Başkonsolos Houghton’ın İzmir’de yaptığı temaslarla ilgili ayrıntılara yer veriliyor.
Yazışmada, darbeyle ilgili İzmir’deki genel havanın da olumlu olduğu ve ordunun müdahalesine yönelik en büyük muhalefetin bazı aydınlar ve aralarında Türk-İş üyelerinin bulunduğu faal sendikacılardan geldiği ifade ediliyor.
Başkonsolos Houghton’ın, 24 Eylül’de “uzun zamandır birbiriyle arkadaş olan ve kendilerini ortanın solunda olarak tanımlayan” bir grup sanatçı, müzisyen, oyun yazarı, oyuncu ve basın mensubu ile bir araya geldiği belirtiliyor.
Bu görüşmelerde, hava “genel anlamda karamsar” olarak tanımlanıyor ve ordunun bundan sonra yönetimi bir daha bırakmayacağına dair endişelerin dile getirildiği ifade ediliyor:
“Sıkıyönetim kanununda yapılan değişikliklerle MGK’nın (Milli Güvenlik Konseyi) kendi yetkilerini artırması, basına uygulanan sansür, devlet memurlarını ihraç yetkisi ve arama, gözaltı ile tutuklamayla ilgili kuralların esnetilmesi, gücü kötüye kullanabilecekleri kaygısı yaratıyor.
“Her ne kadar temas kurduğumuz kişiler henüz böyle bir durumun olmadığını kabul etseler de, bir aşamada yaşanacağından emin görünüyorlar.”
‘Sorgularda işkence yapıldığından eminler’
Yazışmada, Başkonsolos Houghton’ın bir araya geldiği kişilerin tutuklananlara sorgu sırasında işkence yapıldığını iddia ettikleri belirtiliyor:
“Konuştuğumuz kişilerin elinde gözaltı ve tutuklamalara dair sayılar vardı ancak bu sayılar biraz abartılı görünüyor. Ayrıca, sorgularda bilgi almak için kesinlikle işkence yapıldığını da öne sürüyorlar.
“Özellikle sendika üyelerinin başına gelenlerden endişe ediyorlar ve bu kişilerin ‘acımasız sorgulardan’ geçirilerek fiziksel zarar görmelerinden korkuyorlar.
“Ayrıca, işçi örgütlerinin ve diğer muhalif grupların artık yer altına inmelerini ve geçmişe kıyasla çok daha geniş ölçekte şiddete başvurmalarını bekliyorlar.
“Sol kesimin sağcılardan daha fazla cezalandırıldığına dair kaygıları da mevcut.
İçlerinden birkaç kişi, ileride Milli Güvenlik Konseyi’nin üyelerinin Türkiye’ye faşizmi getiren insanlar olarak hatırlanacağını söyledi. Ancak bu iddiaya içlerinden bazıları itiraz etti.”
‘Askeri yetkililerin işleri düzelttikleri açıklamaları biraz safça’
ABD’li bir heyet, bu görüşmenin ertesi günü bu kez “daha yoksul gecekondu mahallelerini” ziyaret ediyor.
Bu ziyarette elde edilen izlenimlerin diğer görüşmelere kıyasla çok daha farklı olduğu not düşülüyor.
Yazışmada, “Bu ziyaret sırasında, esnaf, çay ocağı sahibi gibi karşılaştığımız herkes, 12 Eylül darbesi nedeniyle rahatladıklarını söylüyor. Darbeden önce şiddet olayı yaşanmadan gün geçmediğini söylediler” ifadeleri kullanılıyor.
ABD’li heyetin yine İzmir’de görüştüğü kişiler arasında iş dünyasının temsilcileri de var.
Yazışmada, iş dünyasının bazı temsilcilerinin “sorumsuz politikacılar” nedeniyle darbeden başka seçenek kalmadığını söyledikleri ve demokrasinin işleyememiş olmasından dolayı duydukları üzüntüyü dile getirdikleri belirtiliyor.
Yazışmada, aynı görüşmede bazı üst düzey askeri yetkililerin de bulunduğu aktarılıyor.
“Askeri yetkililerin artık ordunun yönetimi ele aldığı ve ‘işleri düzelttiği’ için endişe duyulmaması gerektiği ve teröristlerin de kaçtığı yönündeki sözleri biraz safça görünüyor. Ancak ortamda tartışma çıkmaması için sarf edilmiş olması da muhtemel” ifadelerine yer veriliyor.
‘Sıkıyönetim komutanı isteksizce müdahale ettiklerini söyledi’
Yazışmada, Ege Bölge ve Sıkıyönetim Komutanı Orgeneral Süreyya Yüksel ve Hava Kuvvetleri Komutanlığı’ndan Korgeneral Muammer İnal ile yapılmış görüşmelerin ayrıntıları da yer alıyor:
“30 Eylül’de Orgeneral Süreyya Yüksel’in sıkıyönetim komutanlığına atanmasından dolayı bir tebrik telefonu açtım. Normalde 20 dakika civarı süren görüşmelerimiz, bu kez bir saati buldu.
“Görüşmenin ana mesajı, ordunun çok isteksiz bir şekilde müdahale ettiği ve en kısa zamanda ülkenin yönetimini yeniden sivillere bırakmayı istedikleri yönündeydi.
“Milli Güvenlik Konseyi’nin üyelerinin tamamının kendisinin çok yakın arkadaşları olduğunu ve hiçbirinin siyasi gücü elinde tutmak istemediğini söyledi.
“Görüşmede, ‘amatörler’ olarak nitelendirdiği ve yönetme konusunda deneyimsiz, esas odaklarının Demokrat Parti üyelerinden intikam almak olduğunu söylediği 27 Mayıs 1960 darbesinin liderlerinden faklı olarak, bu yeni komuta kademesinin en kısa sürede siyasal partilerin hayata dönmelerini sağlayacak şekilde düzeni sağlamak ve gerekli ‘ayarlamaları’ yapmak istediğini ifade etti.”
12 Eylül 1980’de ne oldu?
TSK, cumhurbaşkanının parlamentoda uzlaşma sağlanamaması nedeniyle aylarca seçilememesi, yaşanan hükümet istikrarsızlığı, ağır ekonomik sorunlar ve yoğun iç çatışmaları gerekçe göstererek 12 Eylül 1980 Cuma günü sabah saat 03:00’te yönetime el koydu.
Ülkenin yönetimi darbeyle birlikte kurulan Milli Güvenlik Konseyi’ne (MGK) devredildi.
MGK’nın yayımladığı ilk bildiride, darbenin ordunun “İç Hizmet Kanunu’nun verdiği Türkiye Cumhuriyeti’ni kollama ve koruma görevini” yerine getirmek adına “emir-komuta zinciri” içinde gerçekleştirildiği belirtildi.
MGK’nın başkanlığına Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren getirildi.
Konsey’de yer alan diğer isimler de Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Nurettin Ersin, Deniz Kuvvetleri Komitanı Oramiral Nejat Tümer, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Tahsin Şahinkaya ve Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Sedat Celasun oldu.
Konsey’in genel sekreterliği görevini de Orgeneral Haydar Saltık yürütüyordu.
Darbe olduğunda iktidarda Adalet Partisi (AP) Genel Başkanı Süleyman Demirel başbakanlığındaki azınlık hükümeti bulunuyordu.
Bu azınlık hükümetine Necmettin Erbakan önderliğindeki Milliyetçi Selamet Partisi (MSP) ve Alparslan Türkeş’in lideri olduğu Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) dışarıdan destek veriyordu.
Ana muhalefette ise genel başkanlığını Bülent Ecevit’in yaptığı Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) vardı.
Darbenin ardından birçok siyasi parti, sendika ve dernek kapatıldı, yeni bir anayasa hazırlandı, birçok isme siyaset yasağı getirildi ve parlamenter sistemde önemli değişiklikler yapıldı. Darbenin ardından yaklaşık üç yıl sonra, 6 Kasım 1983 genel seçimleriyle demokrasinin yeniden tesisi süreci de başladı.
Adalet Bakanlığı’nın açıkladığı resmi verilere göre, 12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından toplam 650 bin kişi gözaltına alındı ve 52 bini de tutuklandı. Fişlenen kişi sayısı da 1 milyon 680 bin, vatandaşlıktan çıkartılanların sayısı da 14 bin.
Sıkıyönetim mahkemelerinde 210 bin dava açıldı ve toplamda 230 bin kişi farklı suçlardan yargılandı. Bunların 7 bini hakkında idam cezası istendi.
Bu dönemde, 14 kişi cezaevlerindeki açlık grevleri nedeniyle, 171 kişi sorguda ve uğradığı işkence sonucu ve 49 kişi de idam edilerek yaşamını yitirdi.
Ancak sivil toplum kuruluşları, gerçekten çok daha fazla kişinin darbeden etkilenmiş olabileceğini söylüyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
İletişim Başkanı Fahrettin Altun, İletişim Başkanlığınca yayınlanan “Ayın Tarihi” dergisinde, “Türkiye Yapay Zeka Çağına Hazır” başlığıyla baş yazı kaleme aldı.
Başkanlığın süreli yayını Ayın Tarihi dergisinin ağustos sayısında “yapay zeka ve etik” konusu ele alınırken Altun, yazısında yapay zekanın sunduğu fırsatlara dikkat çekti.
“İLETİŞİM DÜNYASINDA KÖKLÜ DEĞİŞİKLİKLERE YOL AÇTI”
Yazısında 21. yüzyılın “baş döndürücü” hızla ilerleyen teknolojik dönüşümünün medya ve iletişim dünyasını yeniden şekillendirdiğini belirten Altun, dijital çağın getirdiği yeniliklerin ise iletişim dünyasında köklü değişimlere yol açarak medyanın yapısı ve işleyişini radikal biçimde dönüştürdüğünü ifade etti.
Bu dönüşümün en önemli bileşenlerinden birinin şüphesiz yapay zeka gelişmesi olduğuna işaret eden Altun, yapay zekanın medya sektöründe oynadığı rolün, bilgiye erişimden içerik üretimine kadar geniş bir yelpazeyi kapsadığını kaydetti.
Günümüzde yapay zekanın, haberlerin otomatikleştirilmesi, içeriklerin kişiselleştirilmesi ve hatta hedef kitlelere yönelik reklamların belirlenmesi gibi birçok alanda kullanıldığını dile getiren Altun, teknolojinin etkilerinin, sadece iş süreçlerini kolaylaştırmakla sınırlı kalmadığını vurguladı.
Altun, medyanın toplumsal rolü göz önünde bulundurulduğunda, yapay zeka ile medya arasındaki ilişkinin etik bir çerçevede şekillendirilmesi zorunluluğuna dikkati çekti.
Toplumsal adalet ve temel değerleri tehdit eden boyutlarda gelişmeler yaşandığını belirten Altun, teknolojinin sunduğu imkanların, toplumsal faydayı gözeten bir çerçevede ele alınmadığında, derin sorunlara yol açma potansiyeline sahip olduğunu bildirdi.

“YAPAY ZEKA ETİK İLKELER DOĞRULTUSUNDA GELİŞTİRİLMELİ VE KULLANILMALI”
Yapay zekanın medya üzerinde yarattığı en büyük sorunlardan birinin, bilginin doğruluğu ve güvenilirliği meselesi olduğuna vurgu yapan Altun, algoritmaların, insan müdahalesi olmaksızın içerik üretebileceğini ve bu içeriklerin, hızla geniş kitlelere ulaşabileceğini kaydetti.
Ancak, bu durumun yanlış bilgi ve dezenformasyonun yayılmasını da kolaylaştırdığına işaret eden Altun, “Yapay zekanın etik ilkeler doğrultusunda geliştirilmesi ve kullanılması, bu sorunların önlenmesinde kilit bir rol oynamaktadır. Özellikle dijital medyada hızla yayılan yanlış bilgilerin, toplumları nasıl etkileyebileceği göz önünde bulundurulduğunda, yapay zekanın sorumlu bir şekilde kullanılması önemlidir.” değerlendirmesinde bulundu.
Altun, yapay zeka destekli algoritmaların, yanlış bilgileri tespit etme ve yayılmasını önleme konusunda etkili olabileceğini ve yapay zeka destekli içerik doğrulama sistemlerinin geliştirilmesinin, dijital medya ortamının temizlenmesine katkı sağlayabileceğini bildirdi.
Bu teknolojilerin hangi kriterlere göre çalıştığı ve nasıl denetlendiğinin ise önem arz ettiğini dile getiren Altun, bu süreçte, yapay zekanın yanlış bilgiye karşı etkili bir savunma mekanizması olarak kullanılabileceği gibi, aynı zamanda bu bilginin yayılmasında da olumsuz bir rol oynayabileceğinin unutulmaması gerektiği yönünde uyarıda bulundu.
“ŞEFFAFLIK İLKELERİNE DİKKAT EDİLMELİ”
Yapay zeka teknolojilerinin medya üzerindeki etkisinin, sadece içerik üretimi ve yayılımıyla sınırlı kalmayacağının altını çizen Altun, şunları kaydetti.
Bu teknolojiler, aynı zamanda kimin sesinin daha çok duyulduğunu ve hangi içeriklerin ön plana çıkarıldığını da belirlemektedir. Bu, toplumun genel çıkarları açısından sorgulanması gereken bir meseledir. Medya, toplumu bilgilendirme ve kamuoyu oluşturma işleviyle, demokrasi için vazgeçilmez bir rol oynamaktadır. Bu nedenle, yapay zeka teknolojilerinin medya alanında kullanılması, toplumsal adalet ve şeffaflık ilkelerine uygun olarak yönetilmelidir. Algoritmaların tarafsızlığı, şeffaflığı ve hesap verebilirliği, medya etiği açısından temel gerekliliklerdir. Yapay zeka konusunda dikkat edilmesi gereken hususlardan biri de, bu teknolojinin toplum üzerindeki etkileridir. Yapay zeka teknolojilerinin geliştirilmesi ve uygulanması sürecinde, toplumun geneli için ne tür etkiler doğuracağı göz önünde bulundurulmalıdır.

“TOPLUMSAL FAYDAYI GÖZETEN İNSAN ODAKLI BİR PERSPEKTİFİ ÖNCELİYORUZ”
Bu etkilerin, sadece ekonomik veya teknik değil, aynı zamanda sosyal ve kültürel boyutları da kapsaması gerektiğini dile getiren Altun, yapay zekanın toplum üzerindeki etkilerini göz ardı etmenin, büyük bir hata olacağını belirtti.
Bu bağlamda, Türkiye olarak, yapay zeka çalışmalarında toplumsal faydayı gözeten insan odaklı bir perspektifi öncelediklerini vurgulayan Altun, “Türkiye, uluslararası alanda medya ve iletişim stratejilerini belirlerken, yapay zekanın sunduğu fırsatları dikkatle kullanmaktadır. Yapay zekanın sunduğu imkanlardan faydalanırken ülkemizin temel değerlerinden ödün vermemiz mümkün değildir. Dijital platformlarda Türkiye’nin doğru bir şekilde temsil edilmesi, uluslararası kamuoyunun güvenilir bilgiye ulaşmasını sağlamak için yapay zeka teknolojilerinin etik bir şekilde kullanılması gerektiğini düşünüyoruz.” ifadelerini kullandı.
Yapay zekanın her alanda radikal değişimleri tetikleyen bir potansiyele sahip olduğunun açık olduğunu dile getiren Altun, dijital çağın getirdiği yeniliklerin büyük fırsatlar sunduğunu belirtti.
Altun, “Ancak bu fırsatları değerlendirirken, toplumsal sorumluluklarımızı unutmamalı ve teknolojiyi insanlığın yararına kullanmalıyız. Yapay zekanın geleceği sorumluluk bilinciyle şekillenmelidir. Türkiye, yapay zeka gelişmelerini etik ilkelerden taviz vermeden uygulamaya kararlıdır. Bu doğrultuda, hem ulusal hem de uluslararası arenada sorumlu ve ilkeli bir duruş sergilemeye devam etmektedir.” ifadelerini kullandı.
“Ayın Tarihi” dergisinin ağustos sayısına, İletişim Başkanlığı’nın web sayfası üzerinden erişilebiliyor.
Kaynak: Anadolu Ajansı (AA)
Furkan Can
Editor
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığının ev sahipliğinde İİT Enformasyon Bakanları Olağanüstü Toplantısı dün İstanbul’da yapıldı.
Toplantıya, 43 ülkeden 20 bakan, iletişim ve medya kuruluşlarının başkan ve üst yöneticilerinden oluşan yaklaşık 200 üst düzey temsilci katıldı.
Açılışını İİT Enformasyon Bakanları Dönem Başkanlığı görevini yürüten Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun ile İİT Genel Sekreteri Hüseyin İbrahim Taha’nın gerçekleştirdiği toplantıda, İsrail’in 7 Ekim’den bu yana işgal ettiği Filistin topraklarında gazetecilere yönelik saldırıları ve dünya kamuoyuna yönelik dezenformasyon faaliyetleri ele alındı.
İİT tarihindeki sektörel bazda yapılan ilk olağanüstü toplantı olma niteliği taşıyan programın sonunda nihai bildiri açıklandı.
Bildiride, işgalci İsrail yönetiminin Filistin halkına yönelik devam eden askeri saldırıları ve 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde ve Kudüs-ü Şerif de dahil olmak üzere işgal altındaki Batı Şeria’da bulunan Filistinli sivillere yönelik sistematik baskı, katliam ve soykırım kınanarak, daha fazla can kaybının önlenmesi için koşulsuz ateşkes çağrısında bulunuldu.
İsrail işgaline ilişkin sistematik olarak yürütülen yanlış bilgilendirme kampanyaları ile İsrail’in Gazze Şeridi’nde gerçekleştirdiği vahşet ve soykırım niteliğindeki katliamları örtbas etmek amacıyla yanlış ve yanıltıcı bilgi ve sahte haberler yaymasının kınandığı bildiride, uluslararası topluma, işgal altındaki Filistin topraklarında görev yapan medya mensuplarına karşı işledikleri suçlardan ötürü İsrail işgal güçlerini sorumlu tutacak acil bir soruşturma açma çağrısında bulunuldu.
Bildiride, 24 Şubat’ta İstanbul’da düzenlenen İİT Enformasyon Bakanları Olağanüstü Toplantısına katılan ve hem İİT şartı hem de güçlü dini, insani ve tarihsel bağlarla birbirine bağlı olan İİT Üyesi Ülkelerin Enformasyon Bakanları’nın, 11 Kasım 2023 tarihinde Suudi Arabistan’ın Riyad kentinde düzenlenen İsrail’in Filistin halkına yönelik saldırılarına ilişkin İslam İşbirliği Teşkilatı ve Arap Ligi Olağanüstü Ortak Zirvesi başta olmak üzere, Filistin meselesine ilişkin tüm İİT kararlarını yeniden onayladıkları belirtildi.
BM ve diğer uluslararası kuruluşların Filistin meselesi ile ilgili Filistin halkının kendi kaderini tayin etme, özgürlük ve ulusal bağımsızlık hakkını teyit eden tüm kararlarının hatırlatıldığı bildiride, 10 Aralık 2023’te BM Genel Kurulu’nun 10. Acil Özel Oturumu’nda kabul edilen “Sivillerin Korunması ve Yasal ve İnsani Yükümlülüklerin Yerine Getirilmesi” başlıklı “A/ES-10/L.27” sayılı kararını memnuniyetle karşıladıkları aktarıldı.
Bildiride, İsrail’in barbarca baskı ve saldırıları karşısında kardeş Filistin halkının devredilemez haklarını desteklemek ve başta Gazze Şeridi olmak üzere Filistin topraklarındaki Filistin halkının acılarını hafifletmek için çalışmaları arttırmak üzere her platformda seslerini duyurma konusundaki kararlılıklarını teyit ettikleri vurgulandı.
Soykırım niteliğindeki eylemlerden ve Soykırım Sözleşmesinin diğer ihlallerinden kaçınması için, UAD’nin 26 Ocak’ta işgalci İsrail yönetimi aleyhinde vermiş olduğu geçici tedbir kararının memnuniyetle karşılandığı belirtilen bildiride, Filistin halkının işgal altındaki topraklarının kurtarılması, başta kendi kaderini tayin etme hakkı olmak üzere tüm devredilemez haklarından yararlanması ve 4 Haziran 1967 sınırları çerçevesinde, başkenti Kudüs-ü Şerif olan bağımsız devletlerinde tam egemen olarak yaşaması için verdiği meşru mücadelenin desteklendiği ifade edildi.
Filistin meselesinin iki devletli çözüm temelinde çözülmesinin bölgede sağlam, kapsamlı ve kalıcı barış ve güvenliğin sağlanması için tek yol olduğu vurgulanan bildiride, işgalci İsrail yönetiminin işgali meşrulaştırmak, Gazze Şeridi’nde barbarca yaptığı kitlesel zulümleri ve işlediği savaş suçlarını haklı göstermek için yürüttüğü dezenformasyon kampanyaları kınanarak, bunlara karşı uyarıda bulunuldu.
“Daha fazla can kaybının önlenmesi için koşulsuz ateşkes” çağrısı
Bildiride, işgalci İsrail yönetiminin, bebeklerin, çocukların, kadınların, yaşlıların, gazetecilerin, sağlık çalışanlarının, akademisyenlerin ve insani yardım çalışanlarının katledilmesi dahil olmak üzere, Gazze Şeridi’nde ortaya çıkan vahşet hakkındaki gerçeği, sistematik dezenformasyon kampanyaları yoluyla örtbas etmeye ve yalanlamaya çalışmasından endişe duyulduğu kaydedildi.
İşgalci İsrail yönetiminin, gazetecilerin öldürülmesi, tutuklanması ve sansüre uğratılmasının yanı sıra bu kişilerin aile bireylerinin öldürülmesinden ve hedef alınmasından da sorumlu tutulduğu bildiride, İsrail’in gazetecilere yönelik kasıtlı saldırılarında 120’den fazla kişinin öldüğü, çok sayıda kişinin de yaralandığı ya da kaybolduğu hatırlatıldı.
Bildiride, işgalci İsrail yönetimi veya destekçileri tarafından yürütülen dezenformasyon kampanyalarına karşı direnç oluşturma çabalarının son derece önemli olduğu vurgulanırken, bilgi ortamının hakikati gizleyen ve uluslararası hukukun sistematik ve yaygın ihlallerini saptıran yanlış anlatılarla dolu olduğuna dikkati çekildi.
Özellikle Gazze Şeridi’ndeki zorlu koşullar altında Filistin’de görev yapan basın mensuplarının haklarını korumanın herkesin sorumluluğunda olduğu vurgulanan bildiride, şu ifadelere yer verildi:
“İşgalci İsrail yönetiminin Filistin halkına yönelik devam eden askeri saldırılarını ve 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde ve Kudüs-ü Şerif de dahil olmak üzere işgal altındaki Batı Şeria’da bulunan Filistinli sivillere yönelik sistematik baskı, katliam ve soykırımını kınar ve daha fazla can kaybının önlenmesi için koşulsuz ateşkes çağrısında bulunuruz. İsrail işgaline ilişkin sistematik olarak yürütülen yanlış bilgilendirme kampanyaları ile İsrail’in Gazze Şeridi’nde gerçekleştirdiği vahşeti ve soykırım niteliğindeki katliamları örtbas etmek amacıyla yanlış ve yanıltıcı bilgi ve sahte haberler yaymasını kınarız.
İsrail işgalinin Filistinli gazetecileri kasıtlı ve sistematik bir şekilde hedef almasını kınar ve bunun hakikatin sesi olanları susturma kampanyasının bir parçası olduğunu vurgularız. Barış ve güvenlik için tek yolun, başta başkenti Kudüs-ü Şerif olan Filistin Devleti’nin ulusal bağımsızlığı ve egemenliği olmak üzere, Filistin halkının devredilemez haklarının hayata geçirilmesinden geçtiğini yineleriz. Tüm ülkelere, Filistin-İsrail çatışmasının barışçıl çözümü ile bölgede barış ve güvenliğin desteklenmesi için bir ön koşul olarak, 1967 sınırları temelinde başkenti Doğu Kudüs olan egemen ve bağımsız Filistin Devletini tanımaları çağrısında bulunuruz.”
“Uluslararası toplum, İsrail’i gazetecileri hedef alarak uluslararası hukuku ihlal etmekten sorumlu tutmak için harekete geçmeli”
Bildiride, dezenformasyonla mücadele etmek üzere uluslararası düzeyde müşterek ve yakın bir şekilde çalışma konusunda ve Batı Şeria’daki yerleşimci terörü de dahil olmak üzere, Filistinli sivilleri hedef alan ve Filistin halkının zorla yerinden edilmesini amaçlayan ayrım gözetmeyen saldırıları ifşa etmek üzere dayanışma ve birlik içinde hareket etme yönündeki ortak irade sergileme hususunda kararlı olunduğu ifade edildi.
İsrail’in sömürgeci işgalinin uluslararası tepkiyi en aza indirmek için gazetecileri sindirerek sahadaki yıkımı örtbas etmeye yönelik girişimlerine karşı koyma, bunları açığa çıkarma ve ayrıca Gazze Şeridi’nde işlenen savaş suçları ve soykırımı örtbas etme çabalarının başarıya ulaşmasını engelleme yönündeki ortak kararlılığın vurgulandığı bildiride, İsrail işgal güçlerinin, Uluslararası İnsancıl Hukuk ve gazetecilerin haklarını güvence altına alan, koruyan diğer uluslararası belgeler uyarınca gazetecilerin güvenliğini sağlamak için en temel adımları bile atma konusundaki isteksizliği kınandı.
Bildiride, uluslararası toplumun, Filistin topraklarında, özellikle de Gazze Şeridi’nde olup bitenleri bilme hakkına sahip olduğu vurgulanarak, uluslararası toplumun, işgalci güç İsrail’i gazetecileri hedef alarak uluslararası hukuku ihlal etmekten sorumlu tutmak için derhal harekete geçmesi ve bölgede görev yapan tüm gazetecileri korumak için acilen adımlar atması gerektiğinin altı çizildi.
Uluslararası medya kuruluşlarına “İsrail’in insan hakları ihlallerini ifşa etmeleri” çağrısı
İşgalci güç İsrail’in, Gazze Şeridi’ndeki telekomünikasyon sistemini ve bakımdan sorumlu personeli hedef alması nedeniyle de kınandığı bildiride, şunlar kaydedildi:
“Tüm uluslararası haber ve medya kuruluşlarına, İsrail’in insan hakları ihlallerini ve gazetecileri hedef alan kampanyalarını ifşa etmeleri çağrısında bulunuruz. İİT Genel Sekreterliğinin, İsrail’in Filistin halkına yönelik saldırısını ele almak için 11 Kasım 2023’te Riyad’da düzenlenen İslam İşbirliği Teşkilatı ve Arap Ligi Olağanüstü Ortak Zirvesinde alınan ve iki Genel Sekreterliğe, işgal güçlerinin Filistin halkına karşı işlediği tüm suçları belgelemek için iki medya gözlemevi ve İsrail’in yasa dışı ve insanlık dışı uygulamalarını ortaya çıkarmak üzere dijital medya platformları kurma yetkisi veren kararın 10 sayılı hüküm fıkrasının uygulanmasına yönelik çalışmalarını destekleriz. İİT Genel Sekreterliği Medya Gözlemevini, İİT medya kuruluşları ve üye devletlerin ilgili ulusal haber ajanslarıyla işbirliği içinde, İsrail işgalinin dezenformasyon, yanlış bilgilendirme, yalan haber ve savaş suçlarını uluslararası platformlarda ortaya çıkarmak ve bunlarla mücadele etmek amacıyla bir medya eylem planı hazırlamakla yetkilendiririz.”
Bildiride, İİT Medya Gözlemevinin, 11 Kasım 2023 tarihinde Riyad’da düzenlenen İslam İşbirliği Teşkilatı ve Arap Ligi Olağanüstü Ortak Zirvesi’nde öngörülen görevini gerçekleştirmek üzere bir medya çalıştayı düzenlemesi hususunda desteklendiği belirtildi.
İİT Medya Gözlemevinin, İsrail işgalinin sosyal medya ve yapay zeka araçları gibi dijital iletişim platformları aracılığıyla yürüttüğü dezenformasyon, yanlış bilgilendirme, yalan haber ve savaş suçları ile mücadele etmeye yönelik çalışmalarının desteklendiği aktarılan bildiride, “İsrail’in Filistinli sivillere karşı yaptığı ihlalleri ve işlediği suçları yayınlayan uluslararası medyaya karşı işgalci İsrail yönetimi tarafından ortaya atılan asılsız iddiaları ve 07 Ekim 2023’ten bu yana devam eden İsrail’in acımasız saldırılarına ilişkin gerçekleri çarpıtma ve yanlış aktarma girişimlerini kesin bir dille reddettiğimizi teyit ederiz. İsrail işgal güçlerinin, uluslararası hukukun ve Uluslararası İnsancıl Hukukun ağır bir ihlali olan, öldürme ve yaralama da dahil olmak üzere medya çalışanlarını kasıtlı ve sistematik olarak hedef almasını kınadığımızı teyit ederiz. Uluslararası topluma, işgal altındaki Filistin topraklarında görev yapan medya mensuplarına karşı işledikleri suçlardan ötürü İsrail işgal güçlerini sorumlu tutacak acil bir soruşturma açma çağrısında bulunuruz.” denildi.
Bildiride, Türkiye Cumhuriyeti’ne sergilemiş oldukları cömert misafirperverlik, sıcak karşılama ile Olağanüstü Toplantı için yaptıkları kusursuz düzenlemeler için şükran ve takdirler ifade edilirken, İİT Genel Sekreterinin bu bildirinin uygulanmasını takip etmek ve Dışişleri Bakanları Konseyine bu konu ile ilgili bir rapor sunmak üzere yetkilendirildiği kaydedildi.
]]>Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, Ankara’da düzenlenen “Gazze’de Soykırım: Yeni Kanıtlar” paneline katıldı. Panelde, İsrail’in Gazze’ye yönelik düzenlediği saldırılar ile soykırım suçları fotoğraf ve görüntülerle kanıtlandı.
“Soykırım, bir halkın maddi ve manevi varlığına yönelen topyekün bir saldırıdır”
İletişim Başkanı Altun, yaptığı konuşmada, Gazze’de apaçık bir soykırım işlendiğini söyledi. İsrail’in Gazze’de Roma Statüsü’nün suç olarak tanımladığı birçok ağır cürmü işlediğini belirten Altun, “Soykırım, bir halkın maddi ve manevi varlığına yönelen topyekün bir saldırıdır. İsrail sadece Gazze’de yaşayan insanları toplu bir şekilde katletmiyor; bölgenin manevi varlığını da yok etmek için kültürel bir soykırıma imza atıyor” diye konuştu.
“Gazze’de 194 cami ve 100 okul tamamen yıkıldı”
İsrail’in Gazze’deki saldırıların tahribatına dikkat çeken Altun, şöyle konuştu:
“Saldırıların başlamasından bugüne kadar, Gazze’de 194 cami ve 100 okul tamamen yıkıldı; 266 cami, 3 kilise ve 295 okul ise ağır hasar aldı. İsrail, kültürü, gelenek, görenekleri ve bütün hafızasıyla bir halkın varlığını külliyen ortadan kaldırmaya çalışıyor. Son günlerde İsrail’in sözüm ona güvenli bölge diyerek insanları sürdüğü Refah bölgesine yönelik saldırıları yürüttüğü soykırım politikasının apaçık bir örneğidir.”
“Fosfor bombalarının kullanılması İsrail’in savaş suçu işlediğinin delili”
Gazze’de İsrail’in hukuku yok saydığını dile getiren Altun, “İsrail’in, ısrarlı ve sistematik bir şekilde sivilleri ve sivil altyapıyı hedef alması insancıl hukukun apaçık bir ihlalidir. Yine çeşitli sözleşmelerle yasaklanan fosfor bombası gibi silahların da Gazze’de bilhassa sivil nüfus üzerinde yoğun bir şekilde kullanılması İsrail’in savaş suçu işlediğinin delili konumundadır” ifadelerini kullandı.
Bölgede gerçekleştirilen katliamların gizlemeye çalışıldığını vurgulayan Altun, Filistinlilere yönelik vahşetin ve barbarlığın İsrail tarafından yürütülen kapsamlı bir dezenformasyon politikası ile yürütüldüğünü anlattı.
İsrail’in dezenformatif içerik ve yalan haberlerle görünmez olmayı amaçladığını aktaran Altun, bölgedeki vahşiliklere, barbarlıklara ve soykırım girişimlerine karşı duyarsız kalınmaması gerektiğini dile getirdi.
İletişim Başkanlığının duyarsızlığa, unutkanlığa ve dezenformasyona karşı ilk günden itibaren teyakkuz halinde olduğunu ve çalıştığını belirten Altun, “Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘daha adil bir dünya mümkündür’ şiarını esas alarak, hakikat bayrağını dalgalandırmayı en önemli misyonumuz olarak bildik ve bilmeye devam ediyoruz” kaydetti.
“Merkezimiz, 7 Ekim’den bugüne kadar, 200’ye yakın dezenformasyonu deşifre etti”
İletişim Başkanlığı bünyesinde faaliyet gösteren Dezenformasyonla Mücadele Merkezi’nin İsrail’in yalanlarını tek tek tespit ve ifşa ettiğine işaret eden Altun, şunları kaydetti:
“Dezenformasyonla Mücadele Merkezimiz, 7 Ekim’den bugüne kadar, 200’ye yakın dezenformasyonu deşifre etti. Birincisi Gazze’deki el-Ehli Baptist Hastanesi’nin bombalanmasıyla ilgiliydi. İsrailli yetkililer, İsrailli medya kuruluşları ve sosyal medya kullanıcıları, ‘Saldırıyı İsrail değil Hamas yaptı’ yalanını orta attılar. Dezenformasyonla Mücadele Merkezimiz, yaptığı çalışmada, söz konusu iddiayla beraber paylaşılan görüntülerin 2022 yılına ait olduğunu tespit etti. Yine merkezimiz ayrıca İsrail başbakanının eski dijital medya sorumlusu olan şahsın, İsrail ordusunun Gazze’de hastane bombaladığına ilişkin adeta zafer paylaşımı yaptığını, bir süre sonra bu paylaşımını silerek saldırının Hamas tarafından yapıldığına ilişkin ikinci bir paylaşım yaptığını ortaya çıkardı. Söz konusu İsrailli görevlinin tavrı İsrail’in dezenformasyonu nasıl sistemli şekilde kullandığını ortaya koyan örneklerden biridir.”
“Gazze’de bugün ölü sayısı 30 bine dayanmış durumda”
İsrail’in ifşalarından söz eden Altun, “İsrail, Gazze’de canlı insanların Hamas tarafından kefenlenerek ölü taklidi yaptırıldığını öne sürdü ve bunu uluslararası medya da işledi. Gazze’de bugün ölü sayısı 30 bine dayanmış durumda ve bunlar içinde de binlerce masum çocuk, kadın ve insanlar var ve hal böyleyken İsrailli yetkililer utanmadan böyle bir iddiayı ortaya attı. Peki doğrusu neydi? İddiaya konu görüntüler, geçtiğimiz yılın 19 Ağustos’ta sosyal medya platformlarında paylaşılan görüntülerdi. Görseller Malezya’da bir camide verilen cenaze işlemleri eğitimine aitti” açıklamalarında bulundu.
“Hakikati duyurmaya çalışan gazetecileri de doğrudan hedef alıyor”
İsrail’in ‘Gazze’de canlı insanlar kefenlenerek ölü taklidi yaptırılıyor’ iddiasını değerlendiren Altun, şunları kaydetti:
“Birincisi, İsrail’in hakikati çarpıtmakta sınır tanımaz olduğunu. İkincisi İsrail’in hakikat karşısında elinin ne kadar zayıf olduğunu gösterdi. İsrail, dezenformasyonu sistemli şekilde kullanarak hakikati katlettiği gibi bölgede, hakikati duyurmaya çalışan gazetecileri de doğrudan hedef alıyor onları da katlediyor.”
“130 gazeteci görevleri başında İsrail tarafından katledildi”
2023 yılında öldürülen gazetecilerin yüzde 75’inin Gazze’de can verdiğine dikkat çeken Altun, “Bugüne kadar 130 gazeteci görevleri başında gerçeği ve hakikati dünyaya duyurmak için görev yaptıkları esnada İsrail tarafından katledildi. Bugün ne yazık ki Batı medyasının hatırı sayılır bir kısmı, İsrail’in yaptığı katliamları görünmez kılmaya çalışmak için yoğun çaba gösteriyor. Batılı medya organlarının birçoğunda yaşanan çatışmalar İsrail’in bakış açısı ile aktarılıyor. Gazze’de yaşanan trajedi ve soykırım gizlenmeye çalışılıyor” ifadelerine yer verdi.
“Gazze’de katledilen yerel halk için ‘öldü’ ifadesi kullanılmakta”
Yaşanan trajediyi gizlemek ve İsrail’in yaptığı soykırımı örtbas etmek için söz konusu medya organlarının farklı strateji ve taktikler uyguladığına vurgu yapan Altun, “Bu tür medya organlarında, Filistin halkı küresel çapta ‘yabancı, ‘öteki’ ve ‘geri kalmış’ bir topluluk olarak lanse edilirken İsrailliler ise ‘ilerici’, ‘modern’ ve ‘Batılı’ bir toplum olarak tasvir edilmektedir. İsraillilerin ölümleri İngilizce manşetlerde ‘cinayete kurban gitti’ şeklinde yer bulurken Gazze’de katledilen yerel halk için ‘öldü’ ifadesi kullanılmakta ve katil gizlenmeye çalışılmakta” ifadesini kullandı. – ANKARA
]]>Mikail BIYIKLI / İSTANBUL, FATİH’te işlettiği çay ocağında bıçaklanarak öldürülen sosyal medyada “Diyarbakırlı Ramazan Hoca” olarak tanınan Ramazan Pişkin ile ilgili ailenin avukatı basın açıklaması yaptı.Avukat Ebubekir Esad Baş, “Sosyal medyada dosyanın kapatılmaya çalışıldığı şeklindeki söylemler gerçek dışıdır. Birden fazla emniyet birimi dosyaya müdahil olmuş ve kendi veri tabanlarında dosyayı incelemeye almıştır. Failin, müvekkilin ve ihtiyaç görülen kişilerin telefon HTS kayıtları ve export verileri, banka hesap hareketliliği dahil birçok veri incelemeye alınmıştır” dedi.
Sosyal medyada “Diyarbakırlı Ramazan Hoca” olarak tanınan Ramazan Pişkin’in 31 Ocak’ta öldürülmesine ilişkin ailenin avukatı Ebubekir Esad Baş beraberinde avukat Sefa Yıldız Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı’nda basın açıklaması yaptı. Avukat Baş ve Yıldız’a Hodri Meydan Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hasret Yıldırım ile sevenlerini temsilen Muhammet Karakuş da eşlik etti.
“GİZLİLİK KARARI MAKULDÜR”
Avukat Ebubekir Esad Baş, Diyarbakırlı Ramazan Hoca olarak bilinen Ramazan Pişkin’in kendisinin işlettiği “Diyarbakırlı Ramazan Hocanın Yeri” isimli çay ocağında saat 13.40 sularında bıçaklanarak öldürüldüğünü, belirterek “Eylemi gerçekleşirdikten sonra fail hızlı adımlarla olay yerinden uzaklaşmıştır. İki dakika içerisinde ses ve gürültüleri duyan esnaf ambulansı çağırmış, müvekkil yakın bölgede bulunan Samatya Eğitim ve Araştırma Hastanesine kaldırılmıştır. Tüm müdahalelere rağmen hastanede yaşamını yitiren müvekkil otopsi işlemleri neticesinde memleketi olan Diyarbakır’a gönderilerek Çiftehavuzlar Mezarlığı’na defnedilmiştir. Peşinen ifade edelim ki dosyada gizlilik kararı bulunmaktadır. Eylemin gerçekleşmesinde suça iştirak eden, yardım eden yahut azmettiren kişi veya grupların ortaya çıkarılması ve soruşturmanın amacının tehlikeye düşmemesi adına verilen bu gizlilik kararı makuldür; olması gereken bir karardır. Sosyal medyada dosyanın kapatılmaya çalışıldığı şeklindeki söylemler gerçek dışıdır. Birden fazla emniyet birimi dosyaya müdahil olmuş ve kendi veri tabanlarında dosyayı incelemeye almıştır. Failin, müvekkilin ve ihtiyaç görülen kişilerin telefon HTS kayıtları ve export verileri, banka hesap hareketliliği dahil birçok veri incelemeye alınmıştır” dedi.
“ALGI VE SPEKÜLASYON İÇERİKLİ PAYLAŞIMLARA İTİBAR EDİLMEMELİDİR”
Tartışma ve ayrışmaya sebep olabilecek komplo teorilerinin Ramazan Pişkin’in ailesine ve sevenlerine zarar verdiğini söyleyen avukat Baş, “En önemlisi de yanlış ve eksik bilgilerle hareket eden medya unsurlarının ülke huzuruna, İslami camianın kardeşlik hukukuna halel getirebileceğini ifade ediyoruz. Ramazan Pişkin dosyası üzerinden kirli hesaplar yapanlar, konuyu istismar edenler, Müslüman grupları karalamak ve aralarında huzursuzluk çıkarmak amacındadırlar. Algı ve spekülasyon içerikli paylaşımlara itibar edilmemelidir” diye konuştu.
“CUMARTESİ TAZİYESİ OLACAK”
Olayın failinin ağır şekilde uyuşturucu madde bağımlısı olduğu, akıl sağlığının yerinde olduğunun sabit olduğunu vurgulayan Baş, “Azmettirenlerin olup olmadığı, failin bu eylemi neden gerçekleştirdiği bilgisi şu aşamada tam olarak anlaşılamamaktadır. Bu nedenlerle Ramazan Pişkin dosyasını yakın takibe aldığımızı kamuoyunun takdirlerine sunuyoruz. Burada Ramazan Pişkin’n sevenleriyle ve avukat Sefa Yıldız ile beraber yaptığımız basın açıklamasının kamuoyu nezdinde itibar göreceğini düşünüyorum. Türkiye’de bulunan birçok kesimin bu meseleyi tartışma konusu yapması, istismara varacak şekilde bilgi ve belge olmaksızın değerlendirmelerde bulunmasının şu aşamada doğru olmadığını değerlendiriyoruz. Ailesinin mağdur olmaması için bilgi alınacak mercii bellidir.” şeklinde konuştu. Avukat Ebubekir Esad Baş, “Cumartesi günü gün boyu Ramazan Pişkin’in kendi mekanında taziyesinin olacağını buradan halkımıza duyuruyoruz. Sevenlerinin ve ailesinin başısağolsun ” dedi.
]]>Çağdaş Gazeteciler Derneği’nin (ÇGD), bugün 31. Adalet ve Demokrasi Haftası kapsamında düzenlediği “Gazetecilik Denince: Adalet, Demokrasi, Laiklik” paneli, Doğan Taşdelen Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde yapıldı. Panelde konuşmacı olarak; gazeteci Tolga Şardan, akademisyen Çağrı Kaderoğlu Bulut ve gazeteci Mustafa Mert Bildircin yer alırken panelin kolaylaştırıcılığını ÇGD Genel Başkanı Kıvanç El yaptı.
Tolga Şardan panelde şunları kaydetti:
“Ben buraya biraz da konumum itibarıyla geldim, TCK 217’deki dezanformasyon yasasının yürürlüğe girmesinden sonra, haberciliğe ve gazeteciliğe yönelik mevcut iktidarın en önemli aparatlarından biri olan dezanformasyon yasası çerçevesinde benden önce de meslektaşlarımız adli soruşturmaya uğramışlardı. Kovuşturmalar da yürütülüyordu haklarında yani yargılamalar da devam ediyordu. Ancak ilk tutuklanan gazeteci ben oldum. Dolayısıyla sanki benim ayrı da bir konumum oldu, onun için bu akşam sizinle beraberiz.
Ben mesleğe başladığımda, tek parti hükümetinin sonlarıydı. Mesleki kariyerimin en önemli süreçlerini koalisyon hükümetleri döneminde geçirdim. Meslek büyüklerimiz daha önce tek parti hükümetlerinde gazetecilik yaptılar ama koalisyonlarda ben gazetecilik yaptığım için biraz zorlandığımı düşünmüştüm. Çünkü koalisyonda siyasi partiler birbirlerine zarar vermemek için, bilgiye ulaşımı çok daha zordu. Özellikle benim çalıştığım alanda, ben güvenlik üzerine çalışıyorum. Polis adliye muhabirliği yaptım, hala da onu devam ettiriyorum. Bilgiye ulaşmak kolaydı, fakat bilgiyi kullanmak zordu. Ben çok iyi niyetli olarak düşündüm ki belki tek parti iktidarında gazetecilik daha rahat olur, bürokratlar daha sağlam yere sırtlarını dayadıklarında daha rahat olabilirler, bilgiye ulaşmamız ve bilgiyi kullanmamız işlememiz daha kolay olabilir diye düşünmüştüm. Ben çok pembe düşünmüşüm. Dolayısıyla hele ki son dönemki 2010 yılında itibaren, Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçişten itibaren bunun maalesef çok kötü örneklerini yaşadık ve yaşamaya da devam ediyoruz.
“ÇOK CİDDİ BİR BASKI SARMALI ALTINDA MESLEĞİ İDAME ETTİRİYORUZ.”
Son dönemde, bilgiye ulaşmada çok fazla sıkıntımız yok. Bilgiyi işleyip, haber haline getirip, üretime verdikten sonra okura iletim aşamasında çok büyük sıkıntılar var. Kimi mecralarda, içerik itibarıyla sıkıntı oluyor, kimi haberlerde kaynağı korumak çok önemli hale geliyor. Çünkü maalesef şu anki sistemde bilginin doğru mu yanlış mı ondan ziyade bu habere konu olan bilgilerin nereden çıktığı şeklinde geriye dönük yapılan araştırmalar, ister istemez haber kaynaklarında da endişeye neden oluyor. Kaynakları korumakta eskisine göre daha çok zorlandığımı görüyorum. Kaynağı koruduk cezaevine girdim. Kaynağı korumasaydım belki cezaevine girmeyecektim ama bu da bize meslekte öğretilen bir şey, kaynağı korumak önemli. Çok ciddi bir baskı sarmalı altında mesleği idame ettiriyoruz. Bu iş nasıl çözülür, belki siyasi iktidar geçen seneki seçimlerde değişmiş olsaydı biraz nefes alabilirdik.
“MUHALİF MEDYA, İKTİDAR MEDYASI DİYE BİR KAVRAM OLUŞTU. KENDİ MESLEKTAŞLARIMIZ ARASINDA DA BU KAVRAM YAVAŞ YAVAŞ BİR KUTUPLAŞMAYA DOĞRU GİDİYOR.”
Muhalif medya, iktidar medyası diye bir kavram oluştu. Kendi meslektaşlarımız arasında da bu kavram yavaş yavaş bir kutuplaşmaya doğru gidiyor. Daha önceki yıllarda özellikle bu kutuplaşmanın olmadığı yıllarda; arkadaşlarımız, meslektaşlarımız, hangi yayın organında, hayata hangi açıdan bakan yayın organı olursa olsun, en azından bir birliktelik sergiliyorlardı. Sergiliyorduk. Haber kaynaklarıyla ya da habere erişim konusunda bir sıkıntı olduğu zaman birlikte bir direnç gösterebiliyorduk. Maalesef şimdi öyle bir şey kalmadı. Sahiplik ve idare anlamında muhalif medya ya da iktidar yakın medya çerçevesine biz kendi meslektaşlarımız da sokmuş durumdayız. Bu mesleğimiz için en önemli erozyonlardan bir tanesi.
Bugün gelinen noktada, iktidarın alternatif medya diye tanımladığı haber mecraları neredeyse artık ana akım haline geldi. Eskiden ana akım içinde yer alan yayın organlarının büyük bölümünün artık saf dışı olduğunu veya çok dikkate alınmadığını, eskisi kadar itibarlı olmadıklarını görüyoruz. Bu durum muhalif medya anlamına gelen meslektaşlarımızın önünü açmak için bir fırsat olabilir ama biz muhalif ya da iktidar yandaşı gibi görünmekten ziyade gazeteciler olarak bir arada durmak gerektiğini düşünüyorum. Mesleği erozyonunu anca bu şekilde önleyebileceğiz.
Haberde adalet ya da adaletli haber bu artık bir çelişki haline dönüştü. Daha önceki yıllarda habere ulaştığımızda, bilgiye ulaştığımızda mutlaka bunu gazeteciliğin kuralı olarak en az iki kaynaktan ya da üç kaynaktan teyit ettirmek gibi zorunluluk olmasa da bir meslek teamülü vardı. Fakat şimdi ulaşılan bilgiler çok kritik ya da kaynaklara ulaşamıyorsunuz. Bazen onun riskini de haberci olarak üzerimize alıyoruz. Evet bu işin doğasında var ama bilgiye ulaştıktan sonra bunu teyidini almak açısından da kamu kurumlarıyla olan ilişkilerde ya da oradan geri dönüşlerde yeterli sağlıklı cevabın da alındığını düşünmüyorum. Bu da bizim için bir handikap, haberde adalet şu an artık en konuşulmaması gereken noktaya geldi çünkü ne adaletli haber var ne de haberde adalet unsurunu biz doğrudan yansıtabiliyoruz. Kamuoyunu bilgilendirmekten ziyade algı sistemi üzerine hareket edilmesi, bu şekilde habercilik tarzının uygulanması, bizim haberlerimizde de ne kadar adil olduğumuzu tartışmaya açıyor ki bence bu da çok doğru bir durum.
Bu noktada akademinin desteği gerekiyor, bizim meslek kurumlarımızın kuruluşlarımızın bu noktada biraz daha çalışması gerekiyor. Biraz daha bu etik ya da habercilik içindeki bu adalet sistemi üzerinde biraz kafa yormamız gerekiyor, çünkü bu mesleğin devamını sağlayacak genç kardeşlerimiz var. Genç kardeşlerimize de bir zemin oluşturmak açısından, çalışma alanı açmak açısından bizim bunu yapmamız gerekiyor.”
Gazeteci Mustafa Mert Bildircin:
“2023 YILINDA TAM 479 LAİKLİK İHLALİ YAŞANMIŞ TÜRKİYE’DE”
“2023 yılında tam 479 laiklik ihlali yaşanmış Türkiye’de, bizzat iktidar ve kamu kurumları tarafından. Bugün de en az 1 kere iktidar tarafından laikliğin hedef alındığını gösteriyor. Alan körlüğü diye bir tanım var. Bir süre sonra bunları yazarken belki bir şey ifade etmiyor, yazıp geçiyoruz ancak hafızalarda taze bir örnek var: ÇEDES Projesi. ÇEDES Projesi’nin üzerinde yeterince durulmadığını düşünüyorum. Aslında ilk imzalandığında Milli Eğitim Bakanlığı, Diyanet ve Aile Bakanlığı arasında bir taslak program gönderdiler gazetecilere ve aslında açık kaynaklardan da bakılabilir bir programdı bu. Programa göre 120 madde vardı ÇEDES Projesi kapsamında uygulanması planlanan. Bir çevre projesi olarak lanse edildi ancak bu 120 maddenin 100’ü şöyleydi: Çocukların camiye götürülmesi, imamların çocukların ev ödevlerine yardım etmesi, çocukların hafta sonları Kur-an kurslarına taşınması gibi.
“GAZETECİ HABERİ YAZDIKTAN SONRA KAMUOYUNDAN TEPKİ BEKLİYOR”
Bunu benimle birlikte birçok meslektaşım haberleştirdi. Ancak kamuoyu yeterince tepki göstermemiş olacak ki bugün yeni bir uygulamaya daha imza atılabildi bu proje kapsamında. Diyanet görevlileri velilerin talep etmesi durumunda evlere giderek çocuklarla birlikte oyun oynayıp, çocukların ödevini yapacak. Buradan bakınca çok anlamsız bir proje, bununla ne amaçlanıyor olabilir, bunu net şekilde ortaya koyamıyorlar. Sorduğunuz zaman size cevap vermedikleri gibi bir de sizi din düşmanı ilan ediyorlar. Bu haberler kamuoyu yararı için yazılıyor. Haliyle bir gazeteci de bu haberi yazdıktan sonra kamuoyundan tepki bekliyor.
“EĞİTİMDE TEK BİR TAŞ YERİNDEN OYNATILSA DAHİ BİR DOMİNO ETKİSİYLE BİR NESİL BUNDAN ETKİLENİYOR”
Laiklik ihlalleriyle ilgili yapılan 479 haberin ne yazık ki büyük bir bölümü eğitim alanındaki laiklik ihlalleri. Elbette yargıda ya da toplumdaki en temel alanlarda laiklik ihlal ediliyor, cumhuriyet hedef alınıyor bizzat iktidar ve kullandığı aparatlar tarafından ancak eğitimin bu anlamda en önemli alan olduğunu düşünüyorum çünkü eğitimde tek bir taş yerinden oynatılsa dahi bir domino etkisiyle bir nesil bundan etkileniyor. Dolayısıyla bu haberler yapılırken okuyup geçiyoruz, belki oturduğumuz yerden tepki veriyoruz ancak daha ciddi bir tepki verilmesi gerektiğini düşünüyorum.”
Çağrı Kaderoğlu Bulut ise şöyle konuştu:
“Gazetecilerle ilgili tabii ki çok faza sorun ama üç önemli kategori bulmak mümkün bununla ilgili, ilki gazetecilerin çalışma koşulları. Çalışma koşullarıyla ilgili duruma baktığımızda; çok şaşırtıcı olmayacak bir şekilde oldukça düşük ücretlerde çalışıyorlar. Fakat asıl şaşırıcı kısmı şu, ortalamanın altında ücretlerle çalışıyor gazetecilerin çok büyük bir kesimi ama yüzde 70’inden fazlası asgari ücret düzeyinde ya da asgari ücretin çok az üzerinde ücretlerle çalışıyor. Bu bence en çarpıcı olan şey çünkü bu kadar düşük ücretlerle çalışan, bu kadar da güvencesizleşmiş bir alanda çalışan gazetecilerin, fikir ve ifade özgürlükleri konusunda, kırılgan olmamaları, iradelerini, yeri geldiğinde dirençlerini gösterebilmeleri konusunda bu zaten en büyük nesnel engellerden birisi maalesef karşımıza çıkıyor.
“HER 10 GAZETECİDEN SADECE 4’Ü KENDİ İŞ SİGORTASINDAN SİGORTALANABİLİYOR.”
Bir diğeri bu kadar düşük ücretlere paralel olarak inanılmaz uzun saatlerde çalıştırılıyorlar. Şu anda yaklaşık 9-12 saat arasındaki çalışma süreleri gazetecilikte yerleşmiş durumda. Normalde 8 saatle sınırlı yasal çalışma süresi ama gazeteciler artık 9-12 saatler arasında çalışıyorlar. Çok önemli bir bölümü sigortasız çalışıyor. Önemli bir bölümü de basın iş sigortası kapsamının dışında çalışıyor. 212 ile çalışanlar yalnızca gazetecilerin yüzde 40’ı 42’si gibi bir oran. Her 10 gazeteciden sadece 4’ü kendi iş sigortasından sigortalanabiliyor.
Eskiden gazetecilik daha kurumsal formlarla icra edilirdi. Belirli gazetecilik kurumlarında yapılırdı. Geldiğimiz noktada hem bu siyasal iktidarın merkez medyayı dağıtması hem de bu teknolojilerin yeni kanallar açmasıyla birlikte, gazeteciler bugün artık kurumlardan çok daha fazla şekilde yeni medya mecralarından haber yapıyorlar. Fakat bundan da daha ilerisi var gazeteciler kendi portallarını kurmaya başlıyorlar. Bir adım daha ilerisi var gazeteciler tek başlarına sosyal medyada habercilik yapmaya çalışıyorlar. Bu süreç hem mesleğin kodlarının, kurallarının, dayanıklılığının korunması için oldukça yıpratıcı, hem de bir gazetecilik kültürünün yeniden üretilmesi ve aktarılabilmesi için oldukça pürüzlü, üzerine çok düşünülmesi gereken bir alan.
“İKTİDARIN ARTIK MEDYAYA NÜFUZ ETME AŞAMALARI GÜN GEÇTİKÇE DERİNLEŞİYOR.”
Şu anda iktidar yalnızca medyanın içeriğini dönüştürmüyor. Medyanın kurumsal yapısını da dönüştürmekle kalmıyor, medyanın doğrudan bürolarını dönüştürüyor. Örneğin bugün havuz medyası olarak bildiğimiz kurumlarda, eskiden kurum ne kadar havuz medyası olursa olsun orada çalışan emekçi, mesleğine inançlı gazeteciler bulmak mümkündü. Ama özellikle son yıllarda taşradan getirdikleri elemanlarla bürolarda yeni yeni gazeteciler ektiklerini görmek mümkün. Gelenlerin çoğu tahmin edebileceğiniz gibi gazeteci değil. Yerel taşra ağlarıyla, yerel teşkilat bağlarıyla gelip yaygın bir havuz medyasının Ankara bürosuna gazeteci olarak kondurulabiliyorlar. Dolayısıyla iktidarın artık medyaya nüfuz etme aşamaları gün geçtikçe derinleşiyor.
“GAZETECİLER ‘YAPACAĞIM HABER ZATEN SANSÜRE UĞRAR’ DÜŞÜNCESİYLE HABERİ YAPMAKTAN VAZGEÇTİĞİNİ SÖYLÜYOR.”
Bu kadar baskıya, bu kadar sistematik bir dönüştürme stratejisine bağlı olarak; sansür ve otosansür mekanizmalarının oldukça artmış olması. Sansür zaten özellikle bizimki gibi bir ülkede çok yadırgayacağımız bir şey maalesef değildi. Ama bugün hiç olmadığı kadar artmış durumda, kaynaklara ulaşmaktan, kaynaklarınızın size bilgi vermesinden, o bilgiye teyit etmenizden, onları yayınlamanıza kadar hemen her aşamada doğrudan ya da dolaylı açık ya da örtük sansür ve otosansür süreci maalesef işliyor. Her 4 gazeteciden 3’ü mesleğini özgürce yapamadığını söylüyor, yarısından daha fazlası da ‘yapacağım haber zaten sansüre uğrar’ düşüncesiyle haberi yapmaktan vazgeçtiğini söylüyor. Gazeteciler için oldukça yıpratıcı bir süreç. Mesleki deformasyonu mesleki saygınlığı zedeleyen bir süreç olarak yaşanıyor. Dezanformasyon yasası gibi formal hukuki süreçler gazetecilerin sınırlarını kısıtlamakta ve sıkmakta çok kullanılıyor.
Mesleğin değersizleşmesini getiren bir diğer unsur; medyanın çoğunda haber yok. Gazeteci mesleğini yapamadıkça, gazetecilik faaliyeti yalnızca bir aktarım işine dönüşüyor. O aktarımın dahi gazeteci tarafından üretilmesine izin verilmeyen bir çağda yaşıyoruz. Bakanlıkların, İletişim Başkanlığı’nın, haber toplamak istediğiniz bütün siyasal kurumların, basın birimlerinden çoğunlukla size gönderilen ve dışına çıktığınızda çoğu zamanda ‘hayırdır, bu neden böyle oldu’ diye sorgulanan bir süreci yaşıyoruz.
Gündelik hayatları da oldukça sıkışık, önemli bir kısmı memleketin tümü gibi borçlular. Çok düşük ücretlerle çok ağır koşullarda çalıştıklarını düşünürsek borçlanma şaşırtıcı değil. Ama bu borçlanmanın ve bu sıkışık koşullarda yaşamanın şöyle bir mesleki etkisi oluyor. Gazetecilerin kendilerini yeniden üretmeleri için, kendilerini geliştirebilmeleri için, mesleğin gerektirdiği entelektüel, politik, toplumsal donanımı yeniden edinebilmeleri için yaptıkları işi yeniden anlamlı kılabilmek için gereken zamanları da yok, paraları da yok, imkanları da yok, politik olarak destekleri de yok.
Yine de gazetecilerin çoğu imkanları olsa bu mesleği yapmaya devam edeceklerini söylediler. Örgütlülüğün olmadığı yerde gazeteciler ya bireysel kahramanlara dönüşebiliyorlar ve çok büyük bedeller ödüyorlar. ya da çok kırılgan her şeye boyun eğmek zorunda kalan dolayısıyla ne kendine, ne mesleğine, ne toplumuna saygısı kalan meslektaşlara maalesef dönüşüyorlar. İkisine de düşmeden kurtuluş yok tek başına şiyarını yeniden hatırlayarak, şöyle bitirmek istiyorum. Cumhuriyet’in 100. yılındayız, Cumhuriyet olmadan laiklik olmaz, laiklik olmadan cumhuriyet olmaz. Bu mekanizmayı sağlayacak laiklik ve cumhuriyet arasındaki yurttaşlık mekanizmasını kuracak şey gazeteciliğin kendisi.”
]]>Yeni Şafak gazetesinin kuruluşunun 30’uncu yılı dolayısıyla Rami Kütüphanesi’nde düzenlenen “Türkiye’nin Birikimi 30 Yaşında” programında konuşan Altun, gazetenin, hakkaniyetli haber ve gazetecilik anlayışıyla Türk basın tarihinde müstesna bir yere sahip olduğunu söyledi.
Altun, Yeni Şafak gazetesinin yayın hayatına başlar başlamaz jenerasyonları için gerçekten müstesna bir yere sahip bulunduğunu, siyasi perspektif kazanmalarına ve entelektüel zenginlik elde etmelerine katkı sunan önemli bir mecra olduğunu ifade etti.
Gazetenin yaptığı haberlerle gizlenmek isteneni, üstü örtüleni, gösterilmek istenmeyeni, hakikatleri görünür kıldığını söyleyen Altun, sesi kısılan, ötekileştirilen, itilen mazlumun, mağdurun sesi olduğunu kaydetti.
Altun, dönemi itibarıyla gazetenin hem eleştirel bir çizgide yayın yaptığını hem de milli bir duruş sergilediğini anlattı.
Yeni Şafak’ın köşe ve yorum yazılarıyla da entelektüel birikimlerine hatırı sayılır katkılarda bulunduğunu ifade eden Altun, bu yazıların sadece aktüel, yerel olanı değil bölgesel, küresel ve tarihsel olanı ele alan, muhatabına, okurlarına perspektif kazandıran yazılar olduğunu dile getirdi.
Altun, birçok değerli ismin Yeni Şafak gazetesinde Türkiye’nin meselelerini ele aldığını, okurlarına istikamet verdiğini belirtti.
Gazetenin eski genel yayın yönetmenlerinden Akif Emre’yi anan Altun, üniversiteyi bitirdikten sonra kitap yayıncılığına başladığında Emre’nin İzler ve Küreselliğin Fay Hattı isimli iki eserinin editörlüğünü yapma imkanına eriştiğini, bu eserlerin de Emre’nin gazetede yazdığı yazılardan derlendiğini anımsattı.
Altun, Yeni Şafak’ın gazetecilik, habercilik, ve düşünce okulu olduğunu ifade etti.
Gazetenin “Türkiye’nin Önü Aydınlık” manşetiyle yayın hayatına başladığını hatırlatan Altun, “Bugün bu cümleyi kurmak kolay. Hepimiz Türkiye’nin önünün aydınlık olduğuna çok güçlü bir şekilde inanıyoruz hamdolsun. Fakat Yeni Şafak gazetesi bu manşeti zor, karanlık günlerde attı, ‘Türkiye’nin önü aydınlık.’ dedi. Nitekim bu manşetten bir süre sonra Türkiye, 28 Şubat sürecini, zulmünü yaşadı. 28 Şubat sadece milletin değerlerini hedef alan bir saldırı da değildi, esas itibarıyla toplumun yerli ve milli kesimlerini tarih dışına itmeye yönelik kirli bir operasyonun, siyasal mühendislik projesinin de adıydı. Türkiye’yi Batılı sömürü düzeninin ve Batıcı bağımlılık sisteminin bir parçası haline dönüştürmeye, daha doğrusu onu geri döndürülemez şekilde bu bağımlılık düzeninin ve sisteminin bir unsuru yapmaya yönelik bir darbe girişimiydi. Amaç, Türkiye’yi içe kapatmak ve ilelebet kendi çelişkileriyle malul bir halde onu sıkıştırmaktı.” diye konuştu.
Altun, bin yıl süreceği söylenen bu fetret devrinde Türkiye’nin kültürel, siyasal ve toplumsal hatlarının yeni baştan düzenlenmeye çalışıldığını belirterek, şöyle devam etti:
“Hatırlayın, bazı gazete yöneticilerinin, köşe yazarlarının adeta aynı merkezden işaret almış gibi benzer argümanlarla bu ülkenin çocuklarına nasıl saldırdıklarını gördük, izledik. O yıllarda ‘militan gazetecilerin’, sözüm ona gazetecilerin zafer sarhoşluğu içinde hareket ettiklerini ve dönemin gazete manşetlerini, köşe yazılarını nasıl kötücül bir şekilde şekillendirdiklerini gördük. Herkesin sus pus olduğu bu dönemde bütün baskı ve politikalara rağmen Yeni Şafak gazetesi susmadı. O nedenle Yeni Şafak gazetesini bugün büyük bir şerefle anıyoruz. O gün orada gerçeklerin ve hakikatin gür sesi olmayı tercih ederek, tarihin doğru yerinde durdu. Böylesi bir ortamda ‘Türkiye’nin Önü Aydınlık’ manşetiyle yayın hayatına başladı ve dahası darbe ortamına rağmen haktan, hakikatten ve milli iradeden yana durdu. Böylelikle bu ülkeye, bu topraklara, bu vatanın evlatlarına inanarak ve güvenerek hareket etti.”
O günlerden sonra umudu, “Türkiye’nin önü aydınlık” sözünü haklı çıkaran gelişmeler olduğunu ifade eden Altun, “Hamdolsun ki devreye sokulmaya çalışılan tüm siyasi ve toplumsal mühendislik çabaları akim kaldı ve 2002 yılından itibaren Türkiye yeni bir döneme girdi. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın kararlı ve dirayetli liderliği ve milletimizin ferasetiyle ülkemizin önüne konulmak istenen bariyerleri yerle bir etti ve Türkiye o dönemden bu döneme bir şahlanış dönemine girdi. Sanayide, dış politikada, savunmada, iletişim ve medya alanında, birçok alanda bugün 30 yıl öncesiyle mukayese edilemeyecek bir Türkiye var karşımızda.” ifadelerini kullandı.
Altun, günümüz Türkiye’sinin artık üniversite kapılarından kovulan başörtülü öğrencilerin olmadığı, kılık-kıyafeti, dini inancı ne olursa olsun özgürce eğitim almanın ve aynı zamanda da eğitim vermenin mümkün olduğu bir Türkiye olduğunu dile getirerek, şunları kaydetti:
“Günümüz Türkiye’si, demokratik iradesine cuntacılar tarafından balans ayarı yapılamayan, iç ve dış birtakım mihraklarla işbirliği halinde darbe yapmak isteyenlerin bizatihi milletimiz tarafından derdest edildiği bir Türkiye’dir. Günümüz Türkiye’si, dünyanın neresinde olursa olsun, mazlum ve mağdurun yanında olmayı en önemli insani, tarihi ve vicdani vazifesi telakki eden bir Türkiye’dir. Günümüzün Türkiye’si sadece kendi sınırlarında değil, bölgesel ve küresel düzlemde oyun kurucu, kendi aleyhine oluşturulmaya çalışılan oyunları bozan ve sorunların, krizlerin çözümünde aktif rol alan bir Türkiye’dir. Bugünün Türkiye’si şanla, şerefle kutladığı yüzüncü yılında bir kısım çevrelerin hayal bile edemediği bilimsel başarılara imza atan, uzay yolculuğunu başlatan bir Türkiye’dir.”
Bugün Türkiye’de siyasal alanda yaşanan çoğulculukla birlikte medya alanında da çoğulculuğun yaşandığını gördüklerini kaydeden Altun, “Türkiye’de ne yazık ki yıllar yılı Batıcı elitler nasıl ki toplumun büyük bir kesimini siyasal alandan, kamusal alandan kovmaya çalıştılarsa medya alanından da kovmaya çalıştılar. Medya, bu yönüyle Batılı ideolojinin ve hayat nizamının bir endoktrinasyon aygıtına dönüştü adeta. Tepeden inmeci modernleşmenin bir aracı olarak kurumsallaştı. Ne var ki Türkiye özgürleştikçe, demokratik alan genişledikçe, toplumun farklı kesimleri de kamusal alanda görünür hale geldi. Böylelikle medya alanı da çeşitlendi, güçlendi, genişledi.” diye konuştu.
“Türkiye yeni medya araçları üzerinden devşirilen hibrit tehditlere en fazla maruz kalan ülke konumundadır”
Altun, Necip Fazıl’ın “Türkiye’nin bir buçuk asırdır beklediği gerçek ruh ve kültür ihtilali, önce Babıali’nin millileştirilmesi, ahlakileştirilmesi ve temel görüşe oturtulmasıyla mümkündür.” sözlerini anımsatarak, şöyle konuştu:
“Gerçekten de basın, medya ve iletişim alanında yaşanan millileşme 2002 sonrasında kendisine kurumsal bir karşılık bulabilmiştir. Elbette nasıl ki bir dönem Büyük Doğu gibi yayınlar zorlu dönemlerde varlık göstererek bir değer ve fikir aktarımına imkan tanıdıysa aynı şekilde 1990’ların çetin koşullarında da Yeni Şafak bu değer zincirini başarıyla temsil etmiştir. Bu gayretler olmasaydı biz bugünün medya ekosisteminde nefes alıp veremezdik. Bu gayretler olmasaydı medyada hala Batıcı tahakküm arzıendam etmeye ve milletimizi Batılı sömürge düzeninin beklentileri doğrultusunda büyük bir rahatlıkla manipüle etmeye devam edecekti. Hamdolsun ki bu rahatlığa sahip değiller. Fakat bu demek değil ki rahat duruyorlar. Geleneksel medya araçlarıyla elde edemedikleri ne varsa bunları yeni medya düzeniyle dijital medya araçlarıyla elde etmeye çalışıyorlar. Türkiye’ye karşı hibrit tehditler aracılığıyla, yeni medya yol ve yöntemleriyle bir yıpratma savaşı yürütüyorlar. Türkiye bugün bütün dünyada yeni medya araçları üzerinden devşirilen hibrit tehditlere en fazla maruz kalan ülke konumundadır. Oxford Üniversitesi başta olmak üzere çeşitli kurum ve kuruluşların yaptığı somut araştırmalarda Türkiye bugün dünyada en çok dezenformasyona maruz kalan ülke olarak tasnif edilmektedir.”
Altun, bunun arkasında iktidar mücadelesi olduğunu vurgulayarak, “Bunun arkasında, açık ve net bir şekilde ifade etmemiz gerekirki bir küresel, siyasal mühendislik projesi var. Nedir bu? Türkiye’yi yeniden Batıcı bağımlılık düzeninin bir unsuru haline getirmek. Yeniden Batılı sömürge düzeninin izinde giden, bağımlı bir aktöre dönüştürmek ve onu iddialarından vazgeçirmek.” diye konuştu.
Türkiye’nin son 10 yılda bu bağlamda birçok melez saldırı ve darbeye maruz kaldığını kaydeden Altun, “Gezi kalkışmasından darbe görünümlü 15 Temmuz işgal girişimine, ekonomik ataklardan terör saldırılarına kadar birçok saldırıyla Türkiye karşı karşıya kaldı. Şimdi buna sistematik dezenformasyon saldırıları eklenmiş durumda. Tam da bu nedenle biz gayretimizin önemli bir bölümünü dezenformasyonla mücadeleye ayırıyoruz. Bu sistematik dezenformasyonlar sadece medya ve iletişim alanıyla, basın sektörüyle sınırlı bir mesele de değildir. Daha geniş bir alanda siyasi ve stratejik bir zeminde karşımıza çıkan bir tehditten bahsediyoruz. Bu nedenle biz, dezenformasyonla mücadele etmeyi bir ulusal güvenlik meselesi olarak telakki ediyoruz. Bu mücadeleyi de sadece ulusal bir mücadele olarak değil, küresel bir mücadele olarak görüyoruz.” ifadelerini kullandı.
İsrail’in zulümlerine eşlik eden dezenformasyon kampanyalarına da tam da bu gerekçeyle karşı çıktıklarını ifade eden Altun, İsrail’in dezenformasyon saldırılarını böylelikle sadece Türkiye içinde değil, bütün dünyada bertaraf ettiklerini, bunun için yoğun gayret sarf ettiklerini anlattı.
Altun, dezenformasyonla mücadele noktasında Yeni Şafak gibi güçlü, kurumsal, geleneksel medya kuruluşlarının gayretine çok önem verdiklerine dikkati çekerek, “Zira bizler ortak bir mücadele veriyoruz. Bu mücadelenin adı kelimenin tam anlamıyla hakikat mücadelesidir. Zira bugün ziyadesiyle muhtaç olduğumuz temel değer hakikattir. Yalanın sıradanlaştığı, artık hakikatin önemsizleştirilmek istendiği bu dönemde hakikat için verilen mücadele en şerefli mücadeledir. Bu hakikat mücadelesinde doğru haberin, doğru yöntemlerle ve hızla ortaya çıkarılması, gazeteciliğin bir meslek olarak uluslararası alanda savunulması son derece önemli, stratejik, hayati bir unsurdur.” diye konuştu.
Yeni Şafak’ın bu anlamda analog dönemde ortaya koyduğu başarıyı dijital dönemde de sergilemesinin çok önemli olduğunu söyleyen Altun, bu yöndeki gayretleri için gazeteye teşekkür etti.
“Yeni meydan okumalarla karşı karşıyayız”
Altun, bu alanın sürekli geliştiğini ve bu alanda sürekli yeni hibrit tehditlerle karşı karşıya kaldıklarını dile getirerek, “Özellikle yapay zeka teknolojileri sonrasında yeni meydan okumalarla karşı karşıyayız. Yapay zeka alanını yönetmek bu anlamda son derece önemli bir husus. Bugün Türkiye’deki köklü medya kuruluşlarının bir diğer meydan okuması da uluslararasılaşma meselesidir. Yeni Şafak’ın bu yöndeki güçlü gayretlerinin de farkındayız. Bunun için de kendilerini tebrik ediyoruz. Zira artık Türkiye Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde bir uluslararası adalet mücadelesi veriyor ve bu mücadelede gerçekten medyamızın desteği çok ama çok önemli.” dedi.
Türkiye’nin uzun yıllar vesayete karşı bir demokratikleşme mücadelesi verdiğini kaydeden Altun, bu mücadelede Yeni Şafak’ın doğru yerde durduğunu, mücadeleyi desteklediğini söyledi.
-“Cumhurbaşkanımızın ‘Dünya beşten büyüktür’ mottosuyla ifade ettiği mücadele, uluslararası alanda etkili sonuçlar doğuracak bir mücadeledir”
Altun, gelinen noktada Türkiye’nin uluslararası alanda adalet mücadelesine öncülük ettiğini dile getirerek, “Sayın Cumhurbaşkanımızın ‘Dünya beşten büyüktür.’ mottosuyla ifade ettiği bu mücadele, önümüzdeki dönemde, uluslararası alanda son derece etkili sonuçlar doğuracak bir mücadeledir. Biz buna inanıyoruz ve medyamız bu noktada Yeni Şafak gazetesi de dahil olmak üzere yerli ve milli medyamız, Türkiye’nin uluslararası adalet mücadelesine destek verecek şekilde uluslararasılaştırma kabiliyeti geliştirmesi gereken yapılardır. Biz, dezenformasyon rejiminin el birliğiyle, sizlerle, hep birlikte gayret ederek hakikatin yerini almasına müsaade etmeyeceğiz.” ifadelerini kullandı.
Türkiye’de gazetelerin Tanzimat’tan bu yana yayın hayatlarına devam ettiğini, bu 200 yıllık süre zarfında kimi yayınların eskidiğini, tarih olduğunu, kiminin yaptıkları yayınlarla tarihe geçtiğini belirten Altun, Yeni Şafak’ın 30 yıllık birikimiyle tarihe geçtiğini, önemli işlere imza attığını sözlerine ekledi.
]]>“Ülkemizi daha güçlü ve kutlu bir geleceğe taşıma gayreti içerisindeyiz”
TRT Akademi tanıtım programı gerçekleştirildi
İSTANBUL – Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, “İsrail’in hukuksuz ve insanlık dışı saldırılarıyla Filistin’de son yılların en büyük zulmü en büyük vahşeti yaşanıyor. Bir soykırım yaşanıyor. Bir halk haksız bir şekilde yerlerinden yurtlarından edilmeye, her türlü ayrımcılığa, zulme ve katliama maruz bırakılmaya çalışılıyor” dedi.
Ulusal ve uluslararası alanda medya profesyonellerinin yetişmesine katkı sağlamak hedefiyle hayata geçirilen “TRT Akademi”nin tanıtım programı İstanbul Kongre Merkezi’nde Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un katılımıyla gerçekleştirildi. Altun, yaptığı konuşmada, Türkiye’yi daha güçlü ve kutlu bir geleceğe taşıma gayreti içinde olduklarını belirtti. Altun, İsrail’in Filistin’e saldırılarına da değinerek Filistin’de son yılların en büyük zulmü yaşandığını vurguladı.
“Hakikat mücadelemiz Gazze’deki zulmün son bulmasına hizmet edecektir”
Medyada yer alan dezenformasyonun toplumsal ve toplumlar arası ilişkileri de şekillendirdiğini belirten Altun, İsrail’in tüm dünyanın gözü önünde Gazze’de bir soykırım gerçekleştirdiğini ve bunu da kendine hizmet eden medya kuruluşları aracılığıyla meşrulaştırma gayreti içerisinde olduğunu ifade ederek, “Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde ülkemiz son yıllarda hemen her alanda büyük atılımlar gerçekleştirdi. Devlet ve millet olarak, ülkemizi birlik ve beraberlik içinde ülkemizi daha müreffeh, daha güçlü ve kutlu bir geleceğe taşıma gayreti içerisindeyiz. Ulaşımdan savunmaya dış politikadan eğitime ticaret ve ekonomiden kamu yönetimine kadar hiçbir meseleyi atlamadan her alanda büyük bir iddia sahibi olmak için var gücümüzle çalışıyoruz. Bu alanlarda önemli olanlardan biri de medya ve iletişim alanıdır. Günümüzdeki medya düzeni çok büyük fırsatlar sunduğu gibi olağanüstü tehditleri de bünyesinde barındırmaktadır. Bu tehditlerin en büyüğü çağımızın vebası olarak değerlendirebileceğimiz dezenformasyondur. Dezenformasyon sadece bireysel hayatımızı değil toplumların hayatını da olumsuz yönde etkileyebilmekte ve toplumlar arası ilişkileri de olumsuz yönde şekillendirebilmektedir. Bu anlamda ana akım medyanın hakikati savunma noktasındaki tarihsel bilgi ve birikimini yeni medya düzeniyle birlikte karşımıza çıkan bu dijital faşizmle birlikte, dezenformasyonla mücadelede bir kalkan olarak kullanmak durumundayız. Bu anlamda sadece bir mesleki birikimden değil aynı zamanda bir hakikat aktivizminden bahsediyoruz. Bu prensip doğrultusunda hakikate ışık tutan bir medya düzeni bir ülkenin ulusal demokratik kültürünü geliştirebileceği gibi uluslararası konumunu da güçlendirecek asli bir unsurdur. Bölgesinde güçlü, küresel düzlemde oyun kurucu istikrarlaştırıcı bir aktör olarak Türkiye tam da bu yaklaşımla hareket etmekte birçok alanda olduğu gibi medya ve enformasyon alanında da hakikat mücadelesi vermektedir” dedi.
“Bütün dünya İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze’de sürdürdüğü zulme tanık oluyor”
“Bugün bütün dünya İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze’de sürdürdüğü zulme tanık oluyor” ifadelerini kullanan Altun, “Hepimiz biliyoruz ki İsrail’in hukuksuz ve insanlık dışı saldırılarıyla Filistin’de son yılların en büyük zulmü en büyük vahşeti yaşanıyor. Bir soykırım yaşanıyor. Bir halk haksız bir şekilde yerlerinden yurtlarından edilmeye, her türlü ayrımcılığa, zulme ve katliama maruz bırakılmaya çalışılıyor. Fakat üzülerek belirtmek istiyoruz ki küresel vesayet düzeni ve onların güdümündeki uluslararası medya kuruluşları İsrail’in zalimce acımasız saldırılarını kamufle etmek, çok daha acısı meşrulaştırmak için büyük bir ikiyüzlülük örneği sergiliyor, bir kötülük performansı ortaya koyuyor. Biz bu iki yüzlülüğe bu kötülüğe başından beri karşı çıktık, çıkmaya da devam edeceğiz. İsrail’in yalanlarını, sistematik dezenformasyon kampanyalarını ifşa etmeye dönük gayretlerimizi başından beri sürdürdük, sürdüreceğiz. Biz inanıyoruz ki verdiğimiz bir hakikat mücadelesidir ve bu hakikat mücadelesi Gazze’deki zulmün son bulmasına hizmet edecektir. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın daha adil bir dünya mümkün şiarıyla Filistin başta olmak üzere tüm mazlum ve mağdur halkların sesi olması insani ve vicdani anlamda bir sorumluluğun tescilidir. Bu önemli proje çok yaşasın, ileride gerçekten medya ve iletişim alanında yerli ve milli ülkesinin geleceğini esas alan ülkesinin büyümesi için çalışan haktan, hakikatten yana olan ve hakikat mücadelesinin neferi olan nitelikli öğrenciler yetiştirsin” dedi.
]]>CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, 10 Ocak Gazeteciler Günü nedeniyle yerel basınla gerçekleştirdiği buluşmada; “Türkiye’deki siyasi iktidar, medyanın yüzde 95’ini bir biçimiyle baskı altına alarak, sansürleyerek, kontrol altına alarak, basın üzerinde bir tahakküm kurarak medya kuruluşları üzerinden toplumu kutuplaştırıyor, toplumu ayrıştırmaya devam ediyor ve bunu, şu amaçla yapıyor: Medya üzerinden bir biçimiyle toplumu kutuplaştırarak, toplumun gerçek sorunlarından ne yazık ki gündemi uzak tutma çabası içerisine giriyor” dedi.
CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, 10 Ocak Gazeteciler Günü nedeniyle Zeytinburnu’ndaki 1453 Çırpıcı Sosyal Tesisleri’nde bugün yerel basınla bir araya geldi. Burada gazetecilere hitap eden Çelik, günün anlamlı ancak ocak ayının gazeteciler ve gazetecilik açısından kapkara bir ay olduğunu da dile getirdi. Çelik, şunları söyledi:
“MEDYANIN YÜZDE 95’İ İKTİDARIN KONTROLÜNDE: 24 Ocak 1983’te Uğur Mumcu hain bir saldırı sonucu katledildi. 19 Ocak 2007’de, onun ayakkabısının altındaki delik halen hafızalarımızda, Hrant Dink katledildi ve 8 Ocak 1996 yılında Metin Göktepe işkenceyle katledildi. Anıları önünde saygıyla eğiliyorum. Onlar, bu toplumun emekçi ailelerinin çocuklarıydı. Onlar bu ülkenin, bu halkın haber alma hakkını savunmak için canlarından oldular. Tekrar anıları önünde saygıyla eğiliyorum. Ne yazık ki 90’lı yıllarda çok büyük acılar yaşadık. Çok uzun yıllardır, hatta tarihin neredeyse her döneminde gazeteciler baskıya ve sansüre maruz kalıyorlar. Ne yazık ki 2024 Türkiye’sinde bugün, durum 60’lı ve 90’lı yıllardan da farklı değil. Bugün halen medyanın yüzde 95’i siyasi iktidarın kontrolünde. Yani bugün Türkiye’deki siyasi iktidar, medyanın yüzde 95’ini bir biçimiyle baskı altına alarak, sansürleyerek, kontrol altına alarak, basın üzerinde bir tahakküm kurarak medya kuruluşları üzerinden toplumu kutuplaştırıyor, toplumu ayrıştırmaya devam ediyor ve bunu, şu amaçla yapıyor: Medya üzerinden bir biçimiyle toplumu kutuplaştırarak, toplumun gerçek sorunlarından ne yazık ki gündemi uzak tutma çabası içerisine giriyor.
TÜRKİYE’DE ÇOK CİDDİ EKONOMİK KRİZ VAR: Bugün Türkiye çok ağır koşullar yaşıyor. Bugün Türkiye’de çok ciddi bir ekonomik kriz var. Bugün Türkiye’de çok ciddi bir geçim sıkıntısı var. Bugün Türkiye’nin deprem başta olmak üzere çok önemli problemleri ancak ne yazık ki medya kanallarının yüzde 95’inde Türkiye’nin ekonomik sorunlarını izleyemiyoruz, okuyamıyoruz. Türkiye’nin kentsel dönüşüm sorunlarını izleyemiyoruz, okuyamıyoruz. Bugün ne yazık ki sadece dış politika ve güvenlik konusunda bir hamaset siyasetiyle medya, toplumu yönlendirme çabası içerisine gidiyor. Aynı zamanda bunu sadece ana akım medya yoluyla gerçekleştirmiyorlar. Aynı zamanda bunu sosyal medya yoluyla da gerçekleştirmeye çalışıyorlar. Önümüzde bir kritik dönem var. Üç ay sonra bir yerel seçime gidiyoruz. Biz istiyoruz ki, yerel seçimin gündemi yerel hizmetler olsun. Biz çıkalım, Büyükşehir Belediye Başkanımızın 4,5 yıllık hizmetlerini, başarılı belediyecilik uygulamalarını anlatalım. Biz bunları gerçekleştireceğiz.
İSTANBUL’UN 4,5 YILDA NASIL ADALETLİ YÖNETİLDİĞİNİ ANLATACAĞIZ: İstanbul’un 4,5 yılda nasıl eşitlikçi bir yönetimle yönetildiğini, nasıl bir adaletli yönetimle yönetildiğini toplumun tüm kesimlerini anlatacağız. Şunu biliyoruz ki siyasi rakiplerimiz, kontrol ettikleri yüzde 95’lik medya kanallarıyla, sosyal medyalarla, montaj videolarla, sahte broşürlerle yine toplumu ayrıştırmaya devam edecekler. Yine toplumu kutuplaştırmaya devam edecekler. Topluma neyi sunacaklarından çok gündemi hep dış politika üzerinde, iç güvenlik meseleleri üzerinde tutmaya çalışacaklar. Şunu ifade etmek isterim. CHP’yi bölücü örgütlerle yan yana anarak toplumda bir kutuplaşma yaratanlar şunu iyi bilsinler. CHP, Türkiye’nin kurucu partisidir, milli mücadelenin, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün partisidir. CHP bu ülkede iki ülke kurmuş partidir. Bunların bir tanesi Gazi Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde kurulan, hepimizin gözbebeği Türkiye Cumhuriyeti’dir. İkincisi de ‘Biz milliyetçiliği sokak duvarlarına değil, Kıbrıs’ın dağlarına, Batı Anadolu’nun haşhaş tarlalarına yazdık’ diyen Bülent Ecevit’in özgürleştirdiği Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’dir.
CHP’Yİ BÖLÜCÜ ODAKLARLA İŞBİRLİĞİ YAPMAKLA SUÇLAMAK TÜRKİYE’YE İHANETTİR: Ülkenin kurucu partisi CHP’dir. CHP, Türkiye’nin bölünmez bütünlüğü içerisinde bayrağımızın, inançlarımızın, değerlerimizin tartışılmadığı bir Türkiye’de 86 milyon yurttaşın barış ve kardeşlik içerisinde yaşamasının teminatıdır. Türkiye’de yaşayan 86 milyon yurttaşımızın kimliği, inancı, kökeni ne olursa olsun bütününün yaşamının teminatı CHP’dir. Dolayısıyla Türkiye’nin gerçek sorunlarını, ağır problemlerini örtmek için CHP’yi ya da diğer muhalefet partilerini bölücü odaklarla işbirliği yapmakla suçlamak Türkiye’ye ihanettir, haksızlıktır. Bu yönüyle bu yerel seçimde yerel gündemleri konuşmak istediğimizi çok net bir biçimde ifade etmek istiyorum. Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Ekrem İmamoğlu, 4,5 yılda İstanbul’da çok önemli çalışmalar yapmıştır. Onları, hizmetleri saatlerce anlatmak mümkün. Altyapı, üstyapı yatırımlarını uzun uzadıya anlatmak mümkün. İstanbul’un 4,5 yıl önce nasıl su taşkınlarına teslim olduğunu hepimiz biliyorduk. Bugün İstanbul’da tek bir noktada bile, çok ağır yağışlarda bile sel taşkınlarının yaşanmadığını görüyoruz.
CUMHURBAŞKANLIĞI YETKİLERİNİ KULLANARAK BELEDİYE BAŞKANIMIZIN HİZMETLERİNİ ENGELLEDİLER: İstanbul’un yeşil alanlarının imara açılmak yerine yaşam vadilerine, kent ormanlarına dönüştürüldüğünü görüyoruz ve İstanbul’da yurtlarla, burslarla, öğrenci dostu bir belediyecilik yapıldığını biliyoruz. İstanbul’da çocuk kreşleriyle, anne kartlarla, çocuk dostu, anne dostu bir şehir planlandığını biliyoruz. Bizim odak noktamızdaki konular bunlardır ve 2024 sonrası İstanbul’da daha adil, daha yeşil, daha yaratıcı bir İstanbul’u nasıl planlayacağımızı İstanbul halkına anlatacağız. Bir yönüyle de 2019’dan bu yana Büyükşehir Belediye Başkanımızın bazı projelerinin engellendiğini Türkiye kamuoyu biliyor. Bazen Meclis çoğunluğunu kullanarak Büyükşehir Belediye Başkanımızın hizmetlerini engellediler, bazen bakanlık yetkilerini kullanarak Büyükşehir Belediye Başkanımızın hizmetlerini engellediler, bazen de Cumhurbaşkanlığı yetkilerini kullanarak belediye başkanımızın hizmetlerini engellediler. Onlarca örnek sayabilirim ama sadece bir tanesini söyleyeyim. Sefaköy-Beylikdüzü Metro hattı projesi hazır, finansmanı hazır. Sadece Cumhurbaşkanlığı imzası, bir yılı aşkın zamandır bekleniyor ama o imza bir yılı aşkın zamandır Ankara’da atılmadığı için her gün insanlar Küçükçekmece, Sefaköy, Avcılar rampasında dakikalarca, saatlerce trafikte bekliyorlar.
YEREL BASIN TEMSİLCİLERİ, CUMHURİYETE GİDEN YOLDA BÜYÜK ROL OYNADI: Bunun onlarca örneği var. Yarın çıkacaklar, bizim hizmetlerimizi eleştirmeye çalışacaklar ancak bunun gibi engellenen onlarca örnek var. İmar konusunda birtakım engellemeler var. Bu engellemeleri de ortadan kaldırmak için 2024’te büyük bir başarıyı hep birlikte, yol arkadaşlarımızla birlikte elde edeceğiz. Tabii burada yerel basın temsilcileriyle bir aradayız. Yerel basın, milli mücadelenin sesi olmuştur. Cumhuriyet öncesinde baskı ve sansüre maruz kalan yerel basın temsilcileri, bir adım bile geri adım atmadan Cumhuriyet’e giden yolda çok büyük bir rol oynadılar. Bu anlamıyla yerel basın ülke tarihi açısından çok önemli ancak bugün de demokrasinin tam anlamıyla gerçekleşebilmesi için yerel basın çok önemli. Basın, demokrasilerde yasama, yürütme ve yargının yanında dördüncü kuvvet olarak nitelendirilir. Tabii ki ulusal basının özgür olması lazım ancak yerel basının da özgür, güçlü olması lazım. Yerel basın ne kadar güçlü, özgür olursa Türkiye demokrasisine o kadar büyük bir katkı sağlar. Çünkü ulusal kanallarda izlediğimiz, ulusal yayın kuruluşlarından okuduğumuz birçok haberin kaynağının aslında yerel basın olduğunu biliyoruz. Örneğin bir mahalledeki kadın cinayetine, örneğin bir ilçe belediyesinin usulsüzlükle, yolsuzlukla ilgili bazı uygulamalarını yerel basın temsilcilerinin gündeme getirdiğini biliyoruz. Yerel basın sokakta, mahallede, toplumun birinci öncelikli sesi ve kulağı. Bu yönüyle yerel basınımızın güçlendirilmesi çok önemli.”
Özgür Çelik, CHP İstanbul İl Başkanlığı İletişimden Sorumlu Başkan Yardımcılığı öncülüğünde yerel basınla çalıştay yapılması önerisinde bulundu.
]]>
