Olay, geçtiğimiz Salı günü saat 06.30 sıralarında Kağıthane Mehmet Akif Ersoy Mahallesi’nde meydana geldi. İddiaya göre yaklaşık 2.5 yıl önce şiddetli geçimsizlik yüzünden eşinden ayrılan 4 çocuk annesi Yasemin Uzunsoy (46) çocuklarıyla yaşamaya başladı. İddiaya göre bir süre önce Uzunsoy’un oğlu, babasını arayarak “annem hakkında küfürlü konuşma” diye uyardı.
Evde uyurken dehşeti yaşadılar
Baba ve oğul arasında yaşanan tartışma sonrasında Uzunsoy’un eski görümceleri iddiaya göre onu tehdit etmeye başladı. Tehditler ve tartışmalar sürerken olay günü sabah saatlerinde çocuklarıyla uyuyan Yasemin Uzunsoy’un evine ateş açıldı. Büyük bir korkuyla uyuyan ve neye uğradığını şaşıran kadın dışarıya baktı. Sokaktaki bir kişinin söylemesi üzerine mutfağa geçen kadın, camı 8 kurşunun delip geçtiğini gördü. Saldırı anı ise kameralara anbean yansıdı.
“Silah sesleri duyduk, büyük kızım kendini yere attı”
Olayla ilgili konuşan Yasemin Uzunsoy, “Sabah uyuyorduk. Su içmek için mutfağa gittim. Tam ışığı kapattım, yatacakken silah sesleri duyduk. Benim büyük kızım kendini yere attı. Ondan sonra tam cama çıktım, ‘ne oluyor’ dedim. Yoldan geçen çocuk, ‘abla sizin eve sıktılar’ dedi. Camı açtım, hiçbir şey yok. Arka odanın camına baktım orada da yoktu. Mutfağa bakayım dedim, bir baktım berbat halde. Toplamda 8 el sıkmışlar. Sonra polisi aradık. Acil gelin evimize silahlı saldırı oldu dedik. Geldiler ifademi aldılar. Şikayetçi misin dediler, şikayetçi olduk. Ondan sonra polisler kim bunlar deyince, görümcemin çocukları dedim. Çünkü hep tehdit ediliyordum” dedi.
“Çocuklarım korkudan okula gidemiyor”
Uzunsoy, “Bunun sebebi de oğlumla babasının tartışmasıydı. Kısacası oğlum babasına, ‘annemle düzgün konuş’ demesi o kadar. Babası da korkuyor, kız kardeşinin oğluna söylüyor. Olay bundan ibaret. Saldırganlar yakalandı diye biliyorum. Adliyeye gittim, çocuklarıma koruma kararı aldıracağım. Sonra karakola gittim, gözaltına alındıklarını ve adliyeye sevk edildiklerini öğrendim. Tehditler aldık. Kızımın namusuna çok dil uzatıldı. Küçük kızıma da çok küfürler edildi. Kız kardeşleri ve görümcem bana karşı ‘sizi öldüreceğiz, vurduracağız. Evinizde rahat uyuyacağınızı mı sanıyorsunuz’ dediler ve dediklerini de yaptılar. Evimize 8 el kurşun sıktılar. 2.5 sene önce boşandım. Öncelerde hiçbir şey yoktu, bu olay yeni oldu. Tamamen oğlumun babasına ‘annemin hakkında neden böyle konuşuyorsun’ tartışması yaşamasıdır. Hakkımda neden böyle konuştuğunu bilmiyorum. Sürekli olarak ona ‘benim namusuma dil uzatma’ diyorum. Ben namusumu koruyorum, namussuz bir kişi de değilim. Kendileri de çok iyi biliyorlar. Neden bana iftira attığını bilmiyorum. Başıma ilk kez böyle bir şey geldi ve çocuklarım korkudan okula gidemiyor” ifadelerini kullandı.
Kağıthane polisi kıskıvrak yakaladı
Olayın ardından kadının ihbarı üzerine olay yerine polis ekibi sevk edildi. Olay yeri inceleme ekiplerinin çalışması sonrasında polis ekipleri, kadının ifadesini alarak çevredeki güvenlik kamera görüntülerini incelemeye aldı. Yapılan incelemede sonucunda evin önüne gelen bir araçtan ateş açıldığı tespit edildi. Olayla ilgili çalışma başlatan Kağıthane Devriye Ekipler Amirliği polisleri, saldırganların Ö.Ç.(14) ve ağabeyi Hüseyin Ç. (24) olduğu belirlendi.
14 yaşındaki çocukta tabanca bulundu
Devam eden çalışmalar iki kardeş, Çağlayan’da kıskıvrak yakalandı. 14 yaşındaki çocuğun üst aramasında olayda kullandığı tabanca ele geçirildi. Gözaltına alınarak emniyete götürülen iki saldırganın ifadeleri alınarak adli işlemleri yapıldı. “Mala zarar verme” suçundan adliyeye sevk edilen iki kardeş, adli kontrol şartıyla tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. – İSTANBUL
]]>CHP Kadın Kolları Genel Başkanı Aylin Nazlıaka, Türkiye Barolar Birliği (TBB) ile TBB Kadın Hukuku Komisyonu’nun (TÜBAKKOM) düzenlediği Medeni Kanun Çalıştayı’na katıldı.
Nazlıaka’nın çalıştaydaki açıklamaları şöyle:
“Gerçekten giderek anayasasızlaştırıldığımız, hukukun üstünlüğü yerine üstünlerin hukukunun kurulmaya çalışıldığı ve adında adalet olan bir partinin iktidarında, adaleti mumla aradığımız bir süreçten geçerken sizlerin düzenlemiş olduğu bu etkinliğin ayrı bir önemi var. Çünkü sizler kadın hukukçular olarak aynı zamanda kendi ekmeğinizin de kavgasını verenlersiniz. Aynı zamanda kadın hukukçular olarak Türkiye’de her geçen gün gasp edilen kadınların haklarını savunanlarsınız. O yüzden zamanlaması ve içeriği itibarıyla da doğru bir etkinlik olmuş.
“HAKLARIN GİDEREK GASP EDİLDİĞİ BİR DÖNEMDEN GEÇİYORUZ”
8. torba yasa içerisinde bizim bunca yıllık emeğimiz ve bizden önceki kız kardeşlerimizin yüz yıllardır gelen mücadelesiyle elde etmiş oldukları hakların giderek gasp edildiği bir dönemden geçerken iktidar, bizim medeni kanunla olan bütün kazanımlarımızı bir torbaya koyup, ağzını kapatıp çöpe atmak istiyor. Gördük ki son taslakta, 8. yargı paketinin içerisinde yok. Bugün olmamasının nedeni bizlerin birlikte vermiş olduğu verdiği mücadeledir ancak yarın olmayacağının da bir garantisi de yoktur. Yani bugün torba yasanın taslağında gözükmüyor ama yarın öbür gün bunu komisyona getirmeyeceklerinin bir garantisi yok.
“NAFAKA HAKKI ELDE EDEN KADINLARIN, YARISINI BİLE ALAMADIĞI BİR ORTAMDAN BAHSEDİYORUZ”
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı’nın bir açıklaması oldu, dedi ki ‘Tabii nafaka dediğimiz şey süresiz olmaz, bu konuda mağdur olan erkekler varsa onların açısından da bir değerlendirme yapmak lazım.’ Aslında bu ‘Ben bu işe kadınların açısından değil, erkeklerin açısından bakıyorum’ demek. Sanırsınız ki boşanan kadınların bir eli yağda bir eli balda. Ortalamada asgari ücretin yüzde 10’u bile olmayan bir nafaka bedelinden bahsediyoruz. Nafaka hakkı elde eden kadınların yarısını bile alamadığı bir ortamdan bahsediyoruz. Boşanmaya karar veren bir kadın en güvende olması gereken yerde, evinde de şiddete uğruyor ve yaşamını kaybediyor. Şunu çok iyi biliyoruz ki boşanmaya karar veren kadın çok ağır psikolojik baskı altına sokuluyor. O yüzden arabulucuk adı altında avukatlık bürosunda bir araya getirilmiş olan kadınla boşanmak istediği erkek arasında o anda yaşanabilecek ortamların kadınları büyük bir risk altına atacağını her yerde çok net bir şekilde anlatmamız gerekiyor.
“‘YAŞAM HAK’ PROJESİYLE TÜM KIZ KARDEŞLERİMİZE ÜCRETSİZ HUKUKİ VE PSİKOLOJİK DESTEK SAĞLIYORUZ”
Şu anda 30 büyükşehirimizin 5’inde kadın adayımız var. Yine il bazında baktığımızda birçok ilde kadın adayımız var. Totalde 19 milyon nüfusu yönetecek kadın adayımız var. Her biri seçimi kazandığı koşulda 19 milyon nüfusu yönetecek ki bu her 4 kişiden birisi anlamına geliyor. Umuyoruz ki daha fazla kadının sosyal demokrat anlayışı, toplumsal cinsiyet eşitliğini anaakımlaştıran anlayışı inşa ettiği bir süreç yaşarız. Bizim genel merkez olarak hayata geçirmiş olduğumuz bir projemiz var, ‘Yaşam Hak’ projesi. 7/24 faaliyet gösteren bir çağrı merkezimiz var ve burayı arayan tüm kız kardeşlerimize ücretsiz hukuki ve psikolojik destek, barınma ihtiyacının karşılanması, kimi yerde ticaret odalarıyla yaptığımız protokoller çerçevesinde istihdam imkanlarının sağlanması gibi birtakım hizmetler sunuyoruz. Deprem bölgesinde, 11 ilde ‘Yaşam Hak’ konteynerleriyle kız kardeşlerimize destek oluyoruz.”
]]>Olay, 22 Şubat sabahı Keçiören ilçesi Kuşcağız Mahallesi Tarhanlar Caddesinde yer alan bir ilkokulda meydana geldi. İddialara göre kafasını okul sırasına çarptıktan sonra fenalaşan 3’üncü sınıf öğrencisi Mira Şahin’in ailesine saatler sonra haber verildi. Yeğenini baygın halde gören Hazal Karakaş’ın ihbarı üzerine okula gelen sağlık ekipleri ilk müdahalenin ardından Şahin’i ambulansla hastaneye nakletti. Beyin kanaması geçirdiği belirlenen 10 yaşındaki çocuk, ameliyatın ardından yoğun bakım servisine alındı. Kafatasında 8 tane kırık tespit edilen Şahin’in hayati tehlikesinin devam ettiği öğrenildi. Baba Çağrı Şahin, başta kızının öğretmeni B.Ö. olmak üzere okul yönetimini durumun sorumlusu olarak tuttu. Çocuğunun okulda baygın halde saatlerce bekletildiğini, sağlık ekiplerine haber verilmediğini ileri süren baba Şahin, B.Ö.’nün kızını darp etmiş olabileceğini iddia etti. Okul yönetimi ise iddialarla ilgili konuşmazken, adli sürecin takipçileri olacaklarını belirtti.
“Baldızım okula gittiğinde yeğeninin baygın bir durumda ve idrarını kaçırmış halde olduğunu görmüş”
Olayla ilgili konuşan Baba Çağrı Şahin, “Öğretmeni kızımın kafasını sıraya çarptığını iddia ediyor. Daha sonra baldızımı arayarak kızımın kötü olduğunu ve okula gelmesini söylemiş. Baldızım okula gittiğinde yeğeninin baygın bir durumda ve idrarını kaçırmış halde olduğunu görmüş. Panikleyip sağlık ekiplerini aramış. Çocuğum kafasını sabah 10: 00 sıralarında sıraya vurmuş ama öğretmeni bize 14: 00’te bilgi verdi” dedi.
“Kafatasında 8 kırık tespit etmişler”
Çocuğunun hayatının tehlikede olduğunu söyleyen Baba Şahin, “Kızımı beyin kanaması geçirdiği için hemen ameliyata aldılar. Kafatasında 8 kırık tespit etmişler. Şu anda yoğun bakımda ve hayati tehlikesi devam ediyor. Doktorlar hala müdahale ediyor. Biz suçlu veya suçsuz aramıyoruz. Tamamen ihmalkarlık var. Böyle bir şey olduğu anda bizi ya da sağlık kuruluşunu arasaydı durum bu noktaya gelmezdi. Çocuğum şu anda dakikalarla yarışıyor” diye konuştu.
“Öğretmeninin telefonu kapalı, okula gelmiyor”
Okul yönetiminden şikayetçi olduklarını kaydeden Şahin, “Okuldan şikayetçi olduk. Eğitimci bir insanın ilk önce öğrencilerine değer vermesi lazım. Çocuğum iki gündür hastanede. Öğretmeninin telefonu kapalı, okula gelmiyor. Bizi arayıp çocuğun durumunu sormuyor. Okuldaki çocukların hep bir azıdan hiçbir şey görmediklerini söylemesi ve çocuğumun hiçbir şey hatırlamıyorum demesi sebebiyle net bilgi alamıyoruz. Gereğinin yapılmasını istiyoruz. Çocuğum darbeleri aldıktan sonra 4 saat okulda beklemiş. Hastane raporunda da saat 10: 30’da başlayan beyin kanamasının 4 saat sürdüğü belirtilmiş” ifadelerini kullandı.
“Sanki okuldaki çocuklar öğütlenmiş gibi tek bir ağızdan bir şey görmediklerini söylüyor”
Kızının öğretmeninden de şüphelendiklerini dile getiren Şahin, “Öğretmenin böyle bir şey yapacağını aklımıza getirmek istemiyoruz. Bir çocuğun kafasını sıraya vurmasıyla beyin kanaması geçirmesi mümkün değil. Öğretmen neyden saklanıyor bilmiyoruz. Suçu olmasa yanımıza gelir, ifade verir, okuluna gelir. Sanki okuldaki çocuklar öğütlenmiş gibi tek bir ağızdan bir şey görmediklerini söylüyor. Bu çok enteresan” dedi. – ANKARA
]]>Edirne’de şehir merkezindeki Özel Dent Edirne Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği’nde görev yapan Yunan diş hekimi O.M., tedavi ettiği 16 yaşındaki kız çocuğuna cinsel istismarda bulundu. Daha sonra mağdur çocuğun ailesine çok kötü durumda olduğunu ve canına kıymak istediğini söylemesi üzerine aile ne olduğunu anlamak için kızını dinleyerek yaşanan iğrenç olayı anlamış oldu.
Ailenin şikayette bulunması üzerine harekete geçen polis ekipleri şüpheli diş hekimini gözaltına aldı.
Emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen 42 yaşındaki diş hekimi O.M., çıkarıldığı sulh ceza mahkemesi tarafından tutuklanarak cezaevine gönderildi.
“53 gün sora adli kontrol kararıyla serbest bırakıldı”
53 gün boyunca cezaevinde tutuklu kalan Yunan diş hekimi O.M., kovuşturma aşamasındaki ilk duruşmada adli kontrol kararı verilerek serbest bırakıldı. Mağdur aile, diş hekiminin Yunanistan’a kaçmasından, cinsel istismara uğrayan mağdur çocuklarına ve tanıklara baskı yapılmasından korktuklarını belirtti.
Edirne Adliyesi önünde konuşan kız çocuğun annesi E.K., gözyaşları içinde çocuğunun hakkını aradı.
Çocuğun avukatı Şencan Taştan ise en kısa sürede adaletin tecelli edeceğini inandığını ifade etti.
İddiaya göre, diş hekimi O.M. hastası olan çocuğa, “Ben 42 yaşında olsam da cinsellik bizim için çok normal, bence yaşın küçük değil ve sen benim için çok özelsin” şeklinde mesajlar gönderdi.
Daha sonra kapalı Libra Terrace otoparkında merdivenlerinde zorla çocuğa sarılarak, öpüp kokladığı iddia edildi.
“Kızım intihara kalkıştı”
Cinsel istismarda bulunulan küçük kızın acılı annesi E.K., “16 yaşında bir kızım var. Diş probleminden dolayı özel bir diş kliniğine tedavi olmaya gidiyordu. Bu şahıs kızıma otoparkta sarılarak ve koklayıp, öpmeye çalışarak cinsel istismarda bulundu. Şahıs kızıma ben 42 yaşındayım, benimde 2 kızım var ve 16 yaşında olsan bile benim için cinsel birliktelik problem değil diyerek mesajlar atıyordu. Kızımdan, deneme kabininde resim istemekte, dekolteli fotoğraflar göndermesini istemektedir. Ayrıca eve gel şeklinde mesajları da var. Mesajların resimlerini mahkemeye sunduk. Biz bu konuda hakkımızı aramaya çalışıyoruz ve ailemizle psikolojik olarak zor durumdayız. Kaç hafta boyunca kızım okula da gidemiyor ve en son intihar etmeye kalkıştı” dedi.
“Adaletin tecelli etmesini istiyoruz”
Edirne Barosuna kayıtlı Avukat Şencan Taştan, yaşanan iğrenç olayı kınayarak, “16 yaşındaki mağdur çocuk müvekkilim, sağlık hizmeti veren sanık diş hekimi tarafından, mağdur çocuğun özel bölgelerine kısa süreliğine dokunarak cinsel istismarda bulundu. Ayrıca cinsel yönde mesajlar atarak sürekli rahatsız ediyordu. Bu sanık sarkıntılık düzeyinde kalan cinsel istismar suçundan 53 gün boyunca tutuklu kalmıştır. Daha sonra ise mahkemenin ilk celsesinde serbest bırakılmıştır. Bu durum ailesini ve çocuğun psikolojisini çok kötü bir şekilde bozmuştur. Adaletin tecelli etmesini istiyoruz. Sonuçta burada söz konusu olan bir çocuktur. Başka çocukların zarar görmesini istemiyoruz. Hukuk herkese lazım olacaktır. Son olarak da Edirne Diş Hekimleri Birliğine şikayette bulunduk. Bu konuda da gereğinin yapılması istiyoruz” şeklinde konuştu. – EDİRNE
]]>2. Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmada, Usta’nın ailesi ve taraf avukatları salonda hazır bulundu. Tutuksuz sanık B.C.A. ise duruşmaya katılmadı.
Söz alan baba Kenan Usta, keşifte ve bu aşamaya kadar bir hususun gözden kaçırıldığını öne sürerek, ev içerisinde masa üzerinde bir adet mermi bulunduğunu anımsattı.
Bu merminin kızının evde alıkonulduğu sırada sanığın, kızını korkutmak amacıyla masaya koyduğu kanaatinde olduğunu iddia eden baba Usta, sanığın cezalandırılmasını talep etti.
Usta, kızının eğitimini tamamlama konusunda kararlı ve hayat dolu olduğundan bahsederek, “Kendisini bu noktaya sürükleyen sanıktır. Zira benim kızım o evdeyken dışarı çıkmak istediğinde çıksaydı ve başına başka türlü bir zarar gelseydi farklı düşünebilirdik. Olaydan sonra yapılan alkol kontrolünde kızımda 1.70 civarında promil alkol çıkmasına rağmen sanıkta 0.40 promil alkol çıkması kızıma alkol içerildiğini göstermektedir. Sanık kendisi içmemiş, kızıma içirmiştir. Buradaki amacının başka emellere alet edip etmemek konusunda takdiri mahkemeye bırakıyorum.” dedi.
Duruşmaya, Sesli ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla katılan tanık E.A. ise Ayşe Özgecan Usta’nın her şeyi kendisiyle paylaştığını, Zonguldak’a gelmeden birkaç gün önce yanına geldiğini ve birlikte kaldıklarını anlattı.
Sanığın tutarsız davranışlarıyla Usta’yı arkadaş ortamlarında küçük düşürdüğünü ileri süren E.A, “Ayşe Özgecan Usta bana ağlayarak, ‘Yalandan da olsa benimle evleneceğini söylesin razıyım ama asla böyle bir şey demiyor.’ diyordu. Sonradan öğrendiğime göre B.C.A, Ayşe Özgecan Usta hakkında verdiği ifadelerde onunla evlenmek istediğini söylemiş ama böyle bir şey olsaydı Ayşe Özgecan bunu bana kesinlikle söylerdi. İlişkilerinde en büyük problem buydu. Sanık hiçbir zaman arkadaşıma ciddi düşündüğünü dahi söylememiştir. Arkadaşım bilinmezlikten bunaldığı için ayrılmak istiyordu. Her seferinde B.C.A. barışmak için adım atıyordu.” ifadelerini kullandı.
Özgecan Usta’nın tanık olarak dinlenen yengesi E.U. da Ayşe Özgecan ile telefon görüşmelerinin çoğunlukla uzun sürdüğünü, genellikle gündelik şeylerden konuştuklarını aktararak, “O gün beni kendisi aramıştı. Konuşmamız sonrasında herhangi bir olumsuz durum olduğundan bahsetmedi. Psikolojisi gayet yerindeydi. İntihar edebileceğine dair herhangi bir izlenimim olmamıştır.” diye konuştu.
Mahkeme heyeti, sanığın adli kontrol şartlarının devamına karar vererek duruşmayı 4 Temmuz’a erteledi.
Olay
İddiaya göre, 5 Şubat 2021’de Ankara’dan Zonguldak’ta yaşayan erkek arkadaşı B.C.A’nın yanına gelip kısa sürede evlenme teklifinde bulunan Ayşe Özgecan Usta’nın (28) talebi olumlu karşılanmayınca taraflar arasında tartışma çıkmıştı. B.C.A. tartışmanın büyümesi üzerine 8. kattaki dairenin terasına yönelen Usta’yı tutmaya çalışmasına rağmen başarılı olamamış, düşen kadın yaşamını yitirmişti.
Usta’nın ölümüne ilişkin hazırlanan iddianamede, düşmek üzere olan kız arkadaşını tutmaya çalışıp komşularından yardım isteyen B.C.A’nın, Usta’nın intihar girişiminde bulunma ihtimaline karşı yeterli dikkati göstermediği belirtiliyor.
Bu nedenle sanığın “taksirle ölüme neden olma” suçundan 2 yıldan 6 yıla kadar hapsi istenirken, sanık hakkında “kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” suçundan da 1 yıldan 5 yıla kadar hapis istemiyle iddianame düzenlenmişti.
]]>Ömer Faruk Yardımcı’nın yönettiği “Hatıran Yeter”, duyma ve konuşma engelli iki gencin, hayatın farklı engellerine çarpan aşkını odağına alıyor.
Aytaç Şaşmaz ve Belçim Bilgin’in başrollerini paylaştığı filmde, ikiliye Sümeyye Aydoğan, Burak Sevinç, Ferit Aktuğ, Gözde Cığacı, Furkan Kalabalık, Çağdaş Onur Öztürk, Deniz Türkali ve Levent Özdilek eşlik ediyor.
“Zaferin Rengi”
“Zaferin Rengi”, Milli Mücadele’nin zaferle sonuçlanmasının arifesinde, işgal altındaki İstanbul’da, Harington Kupası’nda Birleşik Krallık işgal kuvvetleri karma futbol takımına karşı zafer elde eden Fenerbahçe’nin bu galibiyetini, istiklal mücadelesinde yer alan dönemin önemli isimleri eşliğinde beyaz perdeye yansıtacak.
Abdullah Oğuz imzalı filmde, oyuncu Kubilay Aka, Fenerbahçe’nin kurucu üyesi ve efsane kaptanı Galip Bey’e hayat verirken, Yiğit Özşener Mustafa Kemal Paşa’yı, Birce Akalay ise Halide Edib Adıvar’ı canlandırıyor. Filmde ayrıca Nejat İşler, Gülper Özdemir, Timuçin Esen ve Gonca Vuslateri de rol aldı.
“Bob Marley: One Love”
Reinaldo Marcus Green’in sinema perdesine taşıdığı belgesel film “Bob Marley: One Love”, sevgi ve birlik mesajıyla nesillere ilham veren bir ikon olan Bob Marley’nin hayatını ve müziğini konu alıyor.
Kingsley Ben-Adir’in ünlü müzisyen Bob Marley’e hayat verdiği filmde, James Norton, Lashana Lynch, Michael Gandolfini, Micheal Ward ve Anthony Welsh kamera karşısına geçti.
“Madame Web”
Dakota Johnson’un başrolünde oynadığı “Madame Web” macera, bilim kurgu ve aksiyon meraklılarını sinema salonlarına çekmeyi amaçlıyor.
S.J. Clarkson’un yönetmen koltuğunda oturduğu filmde genç ve başarılı oyuncu Dakota Johnson’a Sydney Sweeney, Isabela Merced, Celeste O’Connor, Emma Roberts, Adam Scott ve Tahar Rahim eşlik ediyor.
Film, paramedik olarak çalışırken gelecekte olacakları görmeye başlayan Cassandra Webb’in, ilerleyen dönemde örümcek güçleriyle farklı süper kahramanlara evrilecek üç genç kadını, hayatlarını tehdit eden bir tehlikeden korumaya çalışmasını konu ediniyor.
“Dört Kız Kardeş”
Haftanın bir diğer belgesel filmi Kaouther Ben Hania’nın yönettiği Almanya, Fransa ve Tunus ortak yapımı “Dört Kız Kardeş” olacak.
Olfa Hamrouni, Eya Chikhaoui, Tayssir Chikhaoui ve Nour Karoui’nin oynadığı filmde, Olfa’nın filme adını veren dört kızından en büyük iki kızı evi terk edince ailenin yaşadığı acıyı hafifletmesi için yönetmen Kaouther Ben Hania’nın önerisiyle, iki oyuncu kayıp kızların rolünü üstleniyor. Olfa’nın geride kalan iki küçük kızı da kendilerini canlandırıyor.
“C Takımı”
Bora Onur’un çektiği, Sera Tokdemir, Murat Akkoyunlu ve Toygan Avanoğlu’nun başrollerini paylaştığı “C Takımı”, 1990’lı yıllarda lisede arkadaş olan bir grubun 30 yıl sonra yaşadığı komik olayları işliyor.
“Kral Şakir: Devler Uyandı”
Haluk Can Dizdaroğlu ve Berk Tokay’ın yönettiği “Kral Şakir: Devler Uyandı”, haftanın animasyonu olarak beyaz perdede yerini alacak.
Haftanın korku filmi
Metin Kuru’nun filmi “Pigment”, insan kaçakçılığına bulaştığı Fransa’dan 25 yıl sonra dönen ve tutkusu olan ressamlığa geri dönmek isteyen bir adamın, pençesinde olduğu şizofreninin etkisiyle başından geçenleri konu ediniyor.
]]>Olay, 22 Haziran 2023’te, Osman Aksüner Mahallesi 5733 Sokak’ta meydana geldi. Evli ve 3 çocuk babası oto boyacısı Sedat Necmi Gültiren, kızı ve 10 yaşındaki kız torunuyla bir lokantada yemek yedi. Yemek sonrası Gültiren hesap öderken, torunu lokantanın önünde park halindeki otomobillerine binmek için dışarı çıktı. Küçük kız, dedesinin otomobili sandığı inşaat firması sahibi Nihat Pekyen’e ait otomobilin arka koltuğuna bindi. İddiaya göre, aynı lokantada oturan ve küçük bir kızın otomobiline bindiğini görüp, koşarak aracın yanına giden Pekyen, kızı darbetmeye başladı. Bu sırada lokantadan çıkan Sedat Necmi Gültiren, olaya müdahale etti. Gültiren ile Pekyen arasında çıkan tartışma kavgaya dönüştü. Çevredekiler tarafları ayırmak için araya girdi. Kavga sırasında Pekyen, Gültiren’in yüzüne ve göğsüne yumruk attı. Yere yığılan Sedat Necmi Gültiren, hareketsiz kaldı. İhbarla olay yerine sağlık ve polis ekipleri sevk edildi. Gelen sağlık ekipleri Gültiren’i ambulansla İzmir Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırdı.
KAVGA ANI KAMERADA
8 gün boyunca yaşam mücadelesi veren Gültiren, 30 Haziran 2023’te hayatını kaybetti. İzmir Adli Tıp Kurumu’nda otopsisi yapılan Gültiren, İzmir’de toprağa verildi. Kavgaya karışan Pekyen ise polis ekipleri tarafından gözaltına alındı. Emniyetteki işlemleri sonrası adliyeye sevk edilen Pekyen, tutuklandı. Gültiren’in ölümü ile sonuçlanan kavga anları ise bir iş yerine ait güvenlik kamerası tarafından kaydedildi. Soruşturmanın ardından Sedat Necmi Gültiren’in ölümüne neden olan Nihat Pekyen hakkında ‘kasten yaralama neticesinde ölüme neden olma’ suçundan 12 yıldan 16 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı.
‘ARKA KAPIYI AÇIP KIZLARI İNDİRMEK İSTEDİM’
Davanın ilk duruşması İzmir 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde bugün görüldü. Duruşmada tutuklu sanık Nihat Pekyen, taraf avukatları, ölen Sedat Necmi Gültiren’in yakınları yer aldı. Savunmasını yapan Nihat Pekyen, Denizli’den İzmir’e Kız arkadaşımla gelmiştik. Yol kenarında bir restoranda yemek yiyorduk. 10 ile 15 dakika sonra aracımın kapısının kapandığını gördüm. 20 ve 10 yaşlarında 2 kız çocuğunu aracımda gördüm. Koşarak aracın başına gittim. Kapıyı kilitlemeyi unutmuşum. 20’li yaşlardaki kız çocuğu kapıyı tutup açmadı. Arka kapıyı açıp kızları indirmek istedim. Araçta kız arkadaşımın çantası, valizim, 4 bin dolar ve 6 bin 800 TL param vardı. Kızları aracımdan indirmeye çalıştım. Sonra maktul geldi. Tartışmaya başladık. Kız arkadaşım araya girdi, ayrıldık. Bu kişi bana küfür etti. Avucumun içiyle boyuna vurdum. 30 saniye sonra yere düştü. Çevredeki esnaf bizi lokantanın içerisine soktu. Sonra da polisler geldi. Aracımdan 3 bin 200 dolarım çalındı dedi.
‘YEĞENİMİN KAFASINI CAMA VURARAK DARBETTİ’
Necmi Gültiren’in kızı Söngül Gültiren, Babam esnaftır. Olay günü beraber yemek yemek istedik. O gelmek istemedi ancak ikna ettik. Yeğenimle birlikte babam ile lokantaya gittik. Babam bir müşterinin aracı ile bizi lokantaya götürdü. İçeri girdik, babam aracı park edip peşimizden geldi. Biz sonrasında babamdan önce restorandan çıktık. Babamın bizi restorana getirdiği, ilk kez olay günü bindiğimiz sanık ile aynı renk ve modele sahip otomobili kapının önünde gördük. Restorana geldiğimiz araç zannedip, kapıları açık olan ve sanığa ait olduğunu sonradan fark ettiğimiz otomobile oturduk. Bu sırada sanık koşarak aracın başına geldi. Arka kapıyı açarak burada oturan yeğenimin kafasını cama vurarak darbetti ve dışarıya çıkartmaya çalıştı. Sonra babam olay yerine yetişti. Sanık babamın yüzüne ve göğsüne yumruk attı. 8 gün yoğun bakımda falan babam yaşamını yitirdi. Şikayetçiyim ifadelerini kullandı.
‘BUGÜN SEVGİLİLER GÜNÜ’
Necmi Gültiren’in eşi Sevim Gültiren ise Bugün 14 Şubat Sevgililer Günü. Ben bu sandık yüzünden 2 çocuğumla kaldım. Sanığın en ağır cezayı almasını istiyorum. 60 yaşındaki adama mı gücü yetti dedi.
Nihat Pekyen’in kız arkadaşı Dudu Yılmaz da Olay günü erkek arkadaşımla yemek yedik. Bu sırada Nihat birden koştu, aracın başına gitti. Araçtaki kızları indirmeye çalıştı, vurmadı. Sonra ölen kişi ve diğer yakınları toplandı. Bize sövüp, vurdular. Lokantaya yürürken, saldırı sürünce Nihat sinirlenip geri döndü. Ben arkamı döndüğümde, adamın yere düştüğünü gördüm. Paramız çalındı. Gerçi karakolda kızların üzerine baktılar ancak para çıkmadı diye konuştu.
Taraf avukatlarının savunmalarının ardından duruşma savcısı sanığın tutukluluğunun devamını istedi. Mahkeme heyeti ise sanığın tutukluluğunun devamına hükmedip, dosyadaki eksikliklerin giderilmesi için davayı ileri bir tarihe erteledi. (DHA)
]]>İZMİR’in Karabağlar ilçesinde, yanlışlıkla otomobiline binen kız çocuğunu darbettiği sırada olaya müdahale eden dedesi Sedat Necmi Gültiren’e (62) yumruk atarak ölümüne neden olan Nihat Pekyen’in (45) ‘kasten yaralama neticesinde ölüme neden olma’ suçundan 16 yıla kadar hapis istemiyle yargılanmasına başlandı. İlk duruşmasında Necmi Gültiren’in eşi Sevim Gültiren, “Bugün 14 Şubat Sevgililer Günü. Bu sanık yüzünden 2 çocuğumla kaldım. Sanığın en ağır cezayı almasını istiyorum” dedi. Tutuklu sanık Pekyen ise karşı tarafın kendisine küfür ettiğini söyledi.
Olay, 22 Haziran 2023’te, Osman Aksüner Mahallesi 5733 Sokak’ta meydana geldi. Evli ve 3 çocuk babası oto boyacısı Sedat Necmi Gültiren, kızı ve 10 yaşındaki kız torunuyla bir lokantada yemek yedi. Yemek sonrası Gültiren hesap öderken, torunu lokantanın önünde park halindeki otomobillerine binmek için dışarı çıktı. Küçük kız, dedesinin otomobili sandığı inşaat firması sahibi Nihat Pekyen’e ait otomobilin arka koltuğuna bindi. İddiaya göre, aynı lokantada oturan ve küçük bir kızın otomobiline bindiğini görüp, koşarak aracın yanına giden Pekyen, kızı darbetmeye başladı. Bu sırada lokantadan çıkan Sedat Necmi Gültiren, olaya müdahale etti. Gültiren ile Pekyen arasında çıkan tartışma kavgaya dönüştü. Çevredekiler tarafları ayırmak için araya girdi. Kavga sırasında Pekyen, Gültiren’in yüzüne ve göğsüne yumruk attı. Yere yığılan Sedat Necmi Gültiren, hareketsiz kaldı. İhbarla olay yerine sağlık ve polis ekipleri sevk edildi. Gelen sağlık ekipleri Gültiren’i ambulansla İzmir Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırdı.
KAVGA ANI KAMERADA
8 gün boyunca yaşam mücadelesi veren Gültiren, 30 Haziran 2023’te hayatını kaybetti. İzmir Adli Tıp Kurumu’nda otopsisi yapılan Gültiren, İzmir’de toprağa verildi. Kavgaya karışan Pekyen ise polis ekipleri tarafından gözaltına alındı. Emniyetteki işlemleri sonrası adliyeye sevk edilen Pekyen, tutuklandı. Gültiren’in ölümü ile sonuçlanan kavga anları ise bir iş yerine ait güvenlik kamerası tarafından kaydedildi. Soruşturmanın ardından Sedat Necmi Gültiren’in ölümüne neden olan Nihat Pekyen hakkında ‘kasten yaralama neticesinde ölüme neden olma’ suçundan 12 yıldan 16 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı.
‘ARKA KAPIYI AÇIP KIZLARI İNDİRMEK İSTEDİM’
Davanın ilk duruşması İzmir 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde bugün görüldü. Duruşmada tutuklu sanık Nihat Pekyen, taraf avukatları, ölen Sedat Necmi Gültiren’in yakınları yer aldı. Savunmasını yapan Nihat Pekyen, “Denizli’den İzmir’e Kız arkadaşımla gelmiştik. Yol kenarında bir restoranda yemek yiyorduk. 10 ile 15 dakika sonra aracımın kapısının kapandığını gördüm. 20 ve 10 yaşlarında 2 kız çocuğunu aracımda gördüm. Koşarak aracın başına gittim. Kapıyı kilitlemeyi unutmuşum. 20’li yaşlardaki kız çocuğu kapıyı tutup açmadı. Arka kapıyı açıp kızları indirmek istedim. Araçta kız arkadaşımın çantası, valizim, 4 bin dolar ve 6 bin 800 TL param vardı. Kızları aracımdan indirmeye çalıştım. Sonra maktul geldi. Tartışmaya başladık. Kız arkadaşım araya girdi, ayrıldık. Bu kişi bana küfür etti. Avucumun içiyle boyuna vurdum. 30 saniye sonra yere düştü. Çevredeki esnaf bizi lokantanın içerisine soktu. Sonra da polisler geldi. Aracımdan 3 bin 200 dolarım çalındı” dedi.
‘YEĞENİMİN KAFASINI CAMA VURARAK DARBETTİ’
Necmi Gültiren’in kızı Söngül Gültiren, “Babam esnaftır. Olay günü beraber yemek yemek istedik. O gelmek istemedi ancak ikna ettik. Yeğenimle birlikte babam ile lokantaya gittik. Babam bir müşterinin aracı ile bizi lokantaya götürdü. İçeri girdik, babam aracı park edip peşimizden geldi. Biz sonrasında babamdan önce restorandan çıktık. Babamın bizi restorana getirdiği, ilk kez olay günü bindiğimiz sanık ile aynı renk ve modele sahip otomobili kapının önünde gördük. Restorana geldiğimiz araç zannedip, kapıları açık olan ve sanığa ait olduğunu sonradan fark ettiğimiz otomobile oturduk. Bu sırada sanık koşarak aracın başına geldi. Arka kapıyı açarak burada oturan yeğenimin kafasını cama vurarak darbetti ve dışarıya çıkartmaya çalıştı. Sonra babam olay yerine yetişti. Sanık babamın yüzüne ve göğsüne yumruk attı. 8 gün yoğun bakımda falan babam yaşamını yitirdi. Şikayetçiyim” ifadelerini kullandı.
‘BUGÜN SEVGİLİLER GÜNÜ’
Necmi Gültiren’in eşi Sevim Gültiren ise “Bugün 14 Şubat Sevgililer Günü. Ben bu sandık yüzünden 2 çocuğumla kaldım. Sanığın en ağır cezayı almasını istiyorum. 60 yaşındaki adama mı gücü yetti?” dedi.
Nihat Pekyen’in kız arkadaşı Dudu Yılmaz da “Olay günü erkek arkadaşımla yemek yedik. Bu sırada Nihat birden koştu, aracın başına gitti. Araçtaki kızları indirmeye çalıştı, vurmadı. Sonra ölen kişi ve diğer yakınları toplandı. Bize sövüp, vurdular. Lokantaya yürürken, saldırı sürünce Nihat sinirlenip geri döndü. Ben arkamı döndüğümde, adamın yere düştüğünü gördüm. Paramız çalındı. Gerçi karakolda kızların üzerine baktılar ancak para çıkmadı” diye konuştu.
Taraf avukatlarının savunmalarının ardından duruşma savcısı sanığın tutukluluğunun devamını istedi. Mahkeme heyeti ise sanığın tutukluluğunun devamına hükmedip, dosyadaki eksikliklerin giderilmesi için davayı ileri bir tarihe erteledi.
]]>Bu tartışma aynı zamanda Kazakistan’daki kimlik arayışını yansıtıyor: Ülke yönetimi İslam’a bağlılığını ortaya koyarken, Sovyet döneminden kalma kuralları gevşetme konusunda hala isteksiz.
Karagandalı yedinci sınıf öğrencisi Anelya, 13 yaşında hayalini gerçekleştirerek prestijli Nazarbayev Entelektüel Okulu’na (NIS) girmeyi başardı.
Kazakistan’ın eski cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev’in adını taşıyan bu okulda Anelya’nın planı onun izinden giderek ülkenin ilk kadın cumhurbaşkanı olmaktı.
Anelya, sınavlarda başarılı oldu ve yaklaşık 800 başvuru arasından en iyi 16. sonucu aldı.
Ağustos ayında hazırlık sınıfına katıldı, ancak ilk gün ailesi okula çağrıldı ve kızlarının orada okuyamayacağı söylendi.
Gerekçe ise 13 yaşından itibaren takmaya başladığı başörtüsüydü.
“NIS’te başörtümü taktığımda kendimi diğerlerinden farklı hissetmedim: Bu sadece bir kıyafet, bir aksesuar. Derslerimi ya da diğer öğrencilerle ilişkilerimi etkilemedi. Sınıf arkadaşlarım da bunu sorun etmedi” diyor Anelya.
Kazakistan’da Müslüman nüfus çoğunlukta. 2022 nüfus sayımına göre nüfusun % 69’u kendini Müslüman olarak tanımlıyor. Ancak başka araştırmalara göre dindar Kazakların üçte birinden azı kendini koyu dindar olarak görüyor.
Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev de İslam’a bağlılığını açıkça ifade ediyor. Oysa Kazakistan anayasal olarak laik bir ülke.
Anelya gibi onlarca öğrenci, nüfusunun çoğunluğu Rusça konuşan bir sanayi şehri olan Karaganda’da benzer sorunlarla karşılaştı.
Ekim ayında, oradaki 47 kız öğrencinin ebeveynlerinin “Kazakistan Cumhuriyeti’nde eğitimle ilgili yasaların öngördüğü şekilde” sorumluluklarını yerine getirmedikleri için hukuk davalarıyla karşı karşıya oldukları ortaya çıktı.
2016 yılında eğitim bakanlığı “herhangi bir mezhebe ait dini kıyafetlerin okul formalarına dahil edilmesine izin verilmediğini” belirten bir yönerge yayınladı.
“Laik devlete dair açık bir tanım yok”
Ebeveynler ve insan hakları savunucularına göre okul yetkililerinin, vatandaşların kamu kurumlarında ücretsiz eğitim alma hakkını garanti altına alan Kazak anayasasının üzerinde bir bakanlık yönergesine öncelik vermesi kabul edilemez.
Bu tür durumlarda dindar ailelere yardımcı olan insan hakları aktivisti Zhasulan Aitmagambetov, “Kızların okul yetkililerinin baskısı altında başörtülerini çıkardığı birçok vaka var” diyor:
“Birkaçı direniyor ama derslere katılamıyor. Bu baskı, okullardaki dindarların sayısını azaltmanın bir yolu.”
Kazakistan hükümeti okullarda başörtüsü sorununu ele alırken devletin anayasa tarafından da güvence altına alınan laik yapısını vurguluyor.
Cumhurbaşkanı Tokayev, Ekim ayında yaptığı açıklamada, “Okulun öncelikle çocukların bilgi edinmek için geldikleri bir eğitim kurumu olduğunu unutmamalıyız. Çocukların seçimlerini büyüdükten ve kendi dünya görüşlerine sahip olduktan sonra yapmalarının daha doğru olacağına inanıyorum” dedi.
Almatı’daki Felsefe, Siyaset Bilimi ve Dini Çalışmalar Enstitüsü’nde araştırma görevlisi olan dini çalışmalar uzmanı Asıltay Taşbolat, “Yetkililer ve uzmanlar arasında ‘laik devlet’ kavramının ne anlama geldiğine dair açık ve somut bir tanım yok. Toplumumuz henüz olgunlaşmadı ve tartışmanın her iki tarafı da ‘laikliği’ kendine göre yorumluyor. Bazı vatandaşlar laikliği ateizm olarak anlıyor” diyor.
Bazı ülkeler, Müslüman kadınların kamusal alanlarda belirli kıyafetler giymesine kısıtlama uyguluyor.
Bu kısıtlamalar genellikle başörtüsünden ziyade peçe gibi yüz kapatan örtüler için geçerli.
Çoğunluğu Müslüman olan devletlerin bu tür yasaklar getirmesi nadir olsa da Kazakistan’ın komşuları olan eski Sovyet cumhuriyetleri Özbekistan ve Tacikistan bu tür ülkeler arasında.
Bağımsızlıktan sonra Kazakistan’da dini dernekler gelişti ve camiler inşa edilmeye başlandı.
Sovyet döneminde birkaç düzine olan cami sayısı şimdi neredeyse üç bine ulaştı.
Ancak Sovyet döneminde dini işlere müdahale eden kurumun yerini, Kazak kültürüne ve laik devlet ilkelerine uygun geleneksel bir İslam versiyonunu teşvik etmekle görevli devlet destekli bir kurum olarak Kazakistan Müslümanlarının Ruhani İdaresi (DUMK) aldı.
Kazak hükümeti din üzerindeki kontrolü bir ulusal güvenlik meselesi olarak görüyor. Araştırmacılar 2005 yılından bu yana Kuzey Kafkasya, Afganistan-Pakistan bölgesi ile Suriye ve Irak’taki İslamcı hareketlerin etkisiyle ülkede aşırı dinciler tarafından gerçekleştirilen şiddet olaylarının arttığına dikkat çekiyor.
Kazakistan 2011 yılında ilk intihar saldırısını yaşamış, 2016’da ise silah dükkanlarına ve bir askeri üsse düzenlenen silahlı saldırılarda 25 kişi hayatını kaybetmişti. Dönemin Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev, saldırganların İslam’ın köktendinci Selefi koluna mensup olduklarını açıkladı.
Sonraki yıllarda hükümet, dini cemaatlerin kayıt altında tutulması için yasal bir zorunluluk ve özel evlerde dini ayinlerin yapılmasının yasaklanması da dahil olmak üzere inanç alanında çeşitli kısıtlamalar getirdi.
“Alternatif bir eğitim yolu sunmuyorlar”
Hükümet bu tür önlemlerin amacını ülkeyi “radikal” dini fikirlerden korumak olarak açıklarken, insan hakları aktivistleri yasaların inananların haklarını sınırladığını ve devletin dini örgütlenmeyi sıkı bir şekilde kontrol etmesini sağladığını savunuyor.
Geçtiğimiz Ekim ayında hükümet, terörizmin ve köktendinciliğin teşvik edilmesine karşı yasa hazırlamak istediğini açıkladı.
Kültür ve Enformasyon Bakanı Aida Balayeva’ya göre yasa, bireylerin tanınması için peçe ve diğer yüz örtülerinin kamusal alanda takılmasını yasaklayacaktı, ama başörtüsünü yasaklamak gibi bir niyet olmadığını söyledi.
Anelya ise başörtüsü nedeniyle okuldan atıldı.
Babası Bolat Musin, kızının okuldan atılmasının yasalara aykırı olduğuna inanıyor. Okulun dini inanç sembollerinin takılmasını yasaklayan iç yönergelerinin iptali, kızının iadesi ve manevi zararlarının tazmini için dava açtı.
“Yetkililer ya bizi bir bürokratik kurumdan diğerine attılar ya da sadece başörtüsünü çıkarmamızı söylediler” diyor.
“Devletten net bir cevap bekliyoruz. Dindar bireyler olarak ne yapmamız gerektiği konusunda bize yol gösterin. Bizi şu seçenekle baş başa bırakmayın: ‘Toplumumuzda yaşamak istiyorsanız dininizi terk edin’.”
Karaganda’daki NIS okul yetkilileri Anelya’nın atılmasıyla ilgili yorum yapmayı reddetti. Haberin yayınlandığı sırada Eğitim Bakanlığı BBC’nin yorum taleplerine yanıt vermemişti.
DUMK, hükümetin yasaklarını doğrudan eleştirmemekle birlikte, Şeriat’ın kızların ergenliğe ulaştıklarında başörtüsü takmalarını gerektirdiğine dikkat çekerek ihtiyatlı bir açıklama yaptı. DUMK, hükümetin kendi görüşlerini dikkate alacağını umduğunu belirtti.
İnsan hakları aktivisti Zhaslan Aitmagambetov, Karaganda’daki dindar ailelerin kız çocuklarını eğitmek için hiçbir seçenekleri olmadığını söylüyor.
Ülkenin diğer bölgelerinde özel kız okulları var, ancak bunların yıllık maliyeti 700.000 tenge’ye (1.500 dolar) kadar çıkıyor.
Kazakistan’da ayrıca dokuz medrese var ancak bunların hepsi kızları kabul etmiyor.
“Bu konuyu bu yıl ve geçen yıl defalarca gündeme getirdik. Başörtüsü yasağından bahsediyorlar ama alternatif bir eğitim yolu sunmuyorlar” diyor Aitmagambetov.
İlüstrasyonlar: Maharram Zeynalov
]]>Reyhanlı ilçesinde yaşayan genç sporcular 17 yaşındaki Nisanur Tümay ve 17 yaşındaki Şevval Sert, geçtiğimiz yıllarda Alpagut sporuyla tanıştı. Dövüş sporuna merakı olan genç kızlar, birlikte antrenman yaparak Antrenör İbrahim Tümay’dan sıkı eğitim aldılar. Çevrelerinden kızların dövüş sporunda başarılı olamayacağı yönün eleştiri alan genç kızlar, bu düşünceleri hiçe sayarak emek vermeye devam ettiler. Bursa’da yapılan Dünya Alpagut Şampiyonası’nda ilçelerini temsil eden 2 sporcuda kendi kilolarında birincilik elde ettiler. Kendileri için yapamazsınız diyenleri hiçe sayan genç sporcuların başarısı ilçedeki diğer kızlara da örnek oldu.
“İlk başta kız olduğum için yapamazsın diyenler oldu”
Küçük yaşlardan itibaren dövüş sporlarıyla uğraştığını ifade eden Nisanur Tümay, “5 yaşından itibaren dövüş sporlarıyla uğraşıyorum. 3 yıldır ise Alpagutla uğraşıyorum. En son yapılan Dünya Şampiyonası’nda ülkemizi temsil ettim. Caymaz ve Ayça branşlarında çıktım. Ayça branşında birinci, Caymaz branşında ikinciliği aldım. Bundan sonraki hedefim, olimpiyatlara çıkmak. Bu sporu ilk duyanlar şaşırıyor. İsmini ilk defa duyanlarda var. Alpagut bir Türk sporudur. Azerbaycandan gelme, içinde farklı branşlar bulunan bir spor dalı. Kılıç, bıçak, dövüş, güreş gibi birçok branş var. Kızlı, erkekli olarak, tüm yaş grupları mevcut. Benim gibi yaşıtlarım ve yaşımdan küçük olan tüm kızlara önerdiğim bir spor dalı. İlk başta kız olduğum için yapamazsın diyenler oldu. Kızlar için sadece evde oturmak gerekiyor gibi, yaşadığım bölgeden de dolayı çok eleştiri aldım. Ama onlara inat diyelim. Bu spora devam ettim. tanıdığım, tanımadığım birçok kıza seslenerek onlarında dövüş sporlarına etkileşim haline geçmesini istiyorum” dedi.
“Kızları küçük görenler oldu, bizde burada kızların sesi olmak istiyoruz”
Kız çocuklarını dövüş sporları yapmaya davet eden Şevval Sert, “Bu sporu yapma amacım kendimi geliştirmek ve ilerki meslek seçimim de daha çok puan toplamak. Bu sporu ben 3 yıldır yapıyorum. Herkesi bu sporu yapmaya davet ediyorum. Özellikle de kız çocuklarını kendilerini geliştirmeleri için çok iyi bir fırsat. Haftada 3 gün 2 saat antrenmanlarımız oluyor. Çok fazla garipseyenler oluyor. İlk defa ismini duyanlar oluyor. Hatta hiç bilmeyenler de oluyor. Ben Alpağut’ta, Alpağut Dünya Şampiyonasına katılarak, Caymaz branşında Dünya birincisi oldum. Kızları küçük görenler oldu, bizde burada kızların sesi olmak istiyoruz” ifadelerini kullandı.
Antrenör İbrahim Tümay, yetiştirdiği sporcuların başarıyla ülkemizi temsil edeceğine inandığını ifade ederek “Alpagut nedir sorusuna cevap alırsak Turan dövüş sanatı olarak biliniyor. Alp savaşçı, gut kutsal anlamındadır. Toparlasak kutsal savaşçı anlamındadır. Ülkemizi temsilen çıkmış olduğumuz bu branşta ülkemizi en iyi şekilde temsil ettiğimize inanıyoruz. Hedeflerimiz ne derseniz. Alpagut’u Hatay’da tanıtmak istiyoruz. 2 yıldan beri antrenmanlarımız mevcut olup haftanın 3 günü ve 2 saat antrenman yapmaktayız. Özellikle kız çocuklarını bu branşa davet ediyoruz. Kız çocuklarının bu branşa gelmelerini istiyoruz” şeklinde konuştu. – HATAY
]]>KOCAELİ’nin Gebze ilçesinde, 2021 yılında Hakan Yiğit (38) ve annesi Tülay Yiğit’in (58), aynı apartmanda oturan komşuları Ahmet Avcı (52) ve kızı Ebru Avcı’yı (25) defalarca kez bıçaklayarak öldürdüğü olaya ilişkin dava dosyasına giren güvenlik kamerası görüntülerine DHA ulaştı. Babası ve kız kardeşi öldürülen Ümit Avcı (30), “Bundan yaklaşık 30 ay önce kız kardeşim ve babam hunharca katledildi. Acımız hala taze, mahkeme bitmediği sürece acımız taze kalacak” dedi.
Olay, 15 Ağustos 2021’de Gebze ilçesi Osman Yılmaz Mahallesi İstanbul Caddesi’nde meydana geldi. Hakan Yiğit ve annesi Tülay Yiğit ile daha önce ses, rahatsızlık verme, binaya kamera sistemi kurulması gibi sebeplerle husumetli oldukları aynı apartmanda yaşayan komşuları Avcı ailesi arasında kavga çıktı. İki taraf, birbirine saldırırken, Hakan ve Tülay Yiğit karşı aile üyelerinden Ahmet Avcı, eşi Fatma Avcı ve kızı Ebru Avcı ile kardeşi Mustafa Avcı’yı binanın kapısını önünde defalarca bıçakladı. Ahmet Avcı olay yerinde, 56 yerinden bıçaklanan kızı Ebru Avcı da kaldırıldığı hastanede 1 gün sonra hayatını kaybetti, eşi Fatma Avcı ve kardeşi Mustafa Avcı ise tedavileri sonrası taburcu oldu. Olayın ardından polis tarafından gözaltına alınan Tülay ve Hakan Yiğit tutuklanırken, haklarında ‘kasten öldürme’ suçundan 2’şer kez müebbet, ‘kasten öldürmeye teşebbüs’ suçundan da 30’ar yıl hapis istemiyle dava açıldı.
7’İNCİ DURUŞMA GÖRÜLDÜ
Olayla ilgili 7’nci duruşma dün Gebze 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmaya tutuklu sanıklar Hakan Yiğit ve Tülay Yiğit, SEGBİS üzerinden katıldı. Anne ve oğlu daha önce savunma yaptıkları için herhangi bir savunma yapmadı. Duruşma evraklar incelendikten sonra eksikliklerin giderilmesi için ertelendi.
GÜVENLİK KAMERASI GÖRÜNTÜLERİ ORTAYA ÇIKTI
Bu arada daha önceki aşamalarda soruşturma dosyasına eklenen, olay anına ilişkin güvenlik kamerası görüntülerine DHA ulaştı. Görüntülerde, yaşanan kavga anları ve Avcı ailesinin Tülay Yiğit ve oğlu Hakan Yiğit tarafından onlarca kez bıçaklandığı anlar yer aldı. Görüntülerde ayrıca Hakan Yiğit ve Tülay Yiğit’in ölen Ahmet Avcı ve Ebru Avcı’yı yerde hareketsiz yatmasına rağmen defalarca bıçakladıkları ve müdahale etmeye çalışan Fatma Avcı ve Mustafa Avcı’yı da yaraladıkları anlar kaydedildi. Fatma Avcı’nın ‘Yardım edin’ diyerek çevredekilerden yardım isteyerek ağladığı anlar da kamera kaydına yansıdı. Olayın ardından sağlık ekipleri ve polisin de kısa sürede olay yerine gelmesi, hayatını kaybeden Ahmet Avcı’ya dakikalarca kalp masajı yapıldığı görüldü.
SANIKLARIN BİR AN ÖNCE CEZALANDIRILMASINI İSTEDİ
Duruşma sonrası adliye önünde babası ve kız kardeşi öldürülen Ümit Avcı açıklama yaptı. Yargılama sürecinin uzamasının acılarını taze tuttuğunu belirten Avcı, sanıkların bir an önce cezalandırılmasını isteyerek, “Bundan yaklaşık 30 ay önce kız kardeşim ve babam hunharca katledildi. Acımız hala taze, mahkeme bitmediği sürece acımız taze kalacak. Bu mahkemenin bir an önce neticelenmesini istiyoruz. Görüntüler ortada olmasına rağmen mahkeme ne hikmetse sonuçlanmıyor. Bu da bizi derinden üzüyor. Mahkeme heyetinin bir an önce karşı tarafın aleyhine karar vermesini istiyoruz. Buraya gelip gitmekten yorulduk, bıktık usandık artık” dedi.
]]>Olay, yeni yıla girerken saat 23.30 sıralarında, Fatih’te meydana geldi. Ailenin iddiasına göre; 17 yaşındaki Melek Nur Özgener, yılbaşını kutlamak üzere Nisa A.(17) ve Ercan D.(32) ile buluştu. Otomobilin içinde oturdukları sırada Ercan D., yanındaki silahı çıkararak iki kız arkadaşına doğrultup, “Seni mi vurayım? Yoksa seni mi?” dedi. O sırada Ercan D., tetiğe basarak arka koltukta oturan Özgener’i başından vurarak yaraladı. Ardından korkuya kapılan şüpheli, Özgener’i otomobili ile en yakındaki hastaneye bırakıp kayıplara karıştı. Yaralı Melek Nur Özgener ameliyata alınırken, polis ekipleri 4 yıl önce benzer bir suçtan yargılanıp serbest bırakılan Ercan D.’yi yakalamak için çalışma başlattı. Çalışmalar sırasında gözaltına alınan Nisa A. serbest bırakılırken, ağır yaralanan Melek Nur Özgener ise yoğun bakımda yaşam mücadelesi veriyor. Öte Yandan, Nisa A.’nın sosyal medya hesabından tabanca fotoğrafı paylaştığı görüldü.
“HANGİNİZE SIKAYIM DİYOR, BENİM KIZIMDA PATLIYOR”
Hastane kapısında, kızından gelecek güzel haberi bekleyen baba Bülent Özgener, “Geçtiğimiz yılbaşı günü, ben kızımı çağıracağım sırada memurlar aradı. ‘Acile gelir misiniz’ dediler. Ben sandım ki biri şaka yapıyor. Sonra Melek Özgener’in babası olup olmadığımı sordu. ‘Acil hastaneye gelir misiz’ dedi. Ben de gittim. Memur bey anlatmaya başladı. İki kız, bir erkek varmış arabada. Erkek ‘Hanginize sıkayım’ demiş. Benim kızımın kafasında patlıyor. Eli tetiğe değmiş. Arka taraftan girip ön kulak arkasından çıkıyor. Bu adam daha önce de cinayet işlemiş. Denetimli serbestlikten salmışlar” şeklinde konuştu.
“HASTANENİN ÖNÜNE ATIP KAÇIYOR”
Güçlükle konuşan baba Özgener, “Geldiğimde gördüm ki yoğun bakımda. Kızım şu an ölümle pençeleşiyor. Arabanın içerisinde mermi patladıktan sonra hastaneye getiriyor. Önüne atıp, bırakıp kızımı kaçmaya başlıyor. Memur arkadaş o sırada görüp plakasını alıyor. Araştırıyorlar. Çocuk yurt dışına da kaçabilir. Memur arkadaşlara da söyleyeceğim. Yurt dışına kaçarsa bulamazlar. Böyle kişilere adalet lazım. Hiç salmamaları lazım” dedi.
“UYUŞTURUCU VE SİLAH KAÇAKÇILIĞI VAR”
Baba Özgener, “Bu yanlarındaki Nisa isimli kızla uzun süredir beraberler. Ama kız ailesinden kopuk. Benim kızımla tanıştıktan sonra iş patlıyor. Kız uyuşturucu satıyordu. Benim kızıma da sattırmaya çalışmışlardır. Vuran çocukta uyuşturucu satıcılığı ve silah kaçakçılığı yapıyor. İlk gördüğümde her tarafı şişmişti. Boynunda yaralar vardı. Belki de kızıma başka şeyler de yapacaklardı bunlar” ifadelerini kullandı.
“BENİM KIZIMLA NE İŞİ OLABİLİR”
Fotoğrafları gösterirken isyan eden baba Bülent Özgener, “Benim kızım 17 yaşında. Bu adamın iki tane çocuğu var. Benim kızımla ne işi olabilir? Bu adam zaten uyuşturucu satıyor. Silah kaçakçılığı var. Ne işi olabilir benim kızımla” dedi.
]]>Mülkiye Mektebi’nin 1950’li yıllardaki öğrencileri Cemal Süreya ve Sezai Karakoç, gönlünü sınıf arkadaşları Muazzez Akkaya’ya kaptırdı.
Aynı zamanda yakın arkadaş olan, birbirlerine Akkaya’ya yazdıkları şiirleri okuyan iki büyük şair, genç kadın için kaybeden tarafın soy isminden bir harfi eksilteceği iddiaya bile tutuştu.
Kim Muazzez’in gönlünü kazanırsa diğeri soy isminden sonsuza kadar bir harfi silecekti. Rivayet o ki iddiayı Cemal Süreyya kaybetti ve soy ismindeki “y” harfinden vazgeçti. Şair Karakoç ise Akkaya için edebiyatın en dokunaklı şiirlerinden, “Tek Gül” anlamına gelen “Mona Roza”yı kaleme aldı.
Bu şiirde kıta başlarındaki harfler yan yana getirildiğinde “Muazzez Akkayam” akrostişi ortaya çıkıyordu.
Mona Roza’nın sırrı 2007’de kamuoyuna yansıdı ancak döneme ilişkin birçok ayrıntı 70 yılı aşkın süre gizemini korudu.
Yaşama veda eden iki şairin hafızalara kazınan aşk şiirlerinin baş kahramanı, şimdilerde 94 yaşına basan, evlatları ve 6 torunuyla mutlu bir yaşam süren Muazzez Akkaya ise uzun yıllar sonra sessizliğini Anadolu Ajansı’na (AA) bozdu.
AA muhabirinin sorularını yanıtlayan Akkaya, açıklamalarıyla hem o döneme ışık tuttu hem de Cumhuriyet’in ilk 10 yılında doğan, 1950’lilerin Türkiye’sinde maliye ve hukuk eğitimini tamamlayarak, kendi ayakları üzerinde durma gücünü gösteren Muazzez’in bilinmeyen yönlerini anlattı.
“Genç Cumhuriyet’in çocukları, gururlu bir nesildik”
Geyve’de 1930’da dünyaya gelen, yakın zamanda yaşamı Emine Öte tarafından “Mahrem Şiir: Mona Rosa” ismiyle kitaplaştırılan Akkaya, babası Hamit Akkaya’nın Kurtuluş Savaşı’nda görev aldığını, İstiklal Madalyası’nın bulunduğunu belirterek, ailesinin Cumhuriyet’in kıymetini bildiğini ve okumak isteyen kız evlatlarına hep destek olduğunu vurguladı.
Ciddi yokluk ve zorluklarla mücadele etmiş bir aile olduklarını söyleyen Akkaya, “Bizler İstiklal Harbi’nden yeni çıkmış genç Cumhuriyet’in çocukları, gururlu bir nesildik. Genç kızlara, kadınlara değer veren Cumhuriyet’le birlikte çok mutluyduk.” dedi.
Mülkiye’nin yatılı sınavını kazanan ilk kız öğrenci
Kandilli Lisesi’ni bitirmesinin ardından 1949’da Mülkiye Mektebi’nin yatılı sınavını kazanan ilk kız öğrenci olduğunu ama o dönem kız yatakhanesi olmadığı için okula evden gidip geldiğini anlatan Akkaya, ilk senesinde iki kız olarak başladıkları üniversite yıllarında zorlanmadığını, sonrasında 8 kız öğrenci arkadaşıyla güzel anılar biriktirdiklerini ifade etti.
“Cemal Süreya cebime şiirler koyardı”
Muazzez Akkaya, Sezai Karakoç ve Cemal Süreya’nın kendisine olan sevgisine ilişkin, “Cemal Süreya daha çok cebime şiirler koyardı. Sonra sınıfa girince aynı şiiri tahtada da görürdüm. Şiirlerin ona ait olduğunu sonradan öğrendim. Ben o dönem bu şekilde bir arkadaş edinmeyi, ilerletmeyi hiç düşünmedim.” diye konuştu.
“Sezai Karakoç benden küçüktü, ilk handikap oydu”
Sezai Karakoç’un ise daha ısrarcı bir tavrının bulunduğunu vurgulayan Akkaya, o dönem yaşananları şu sözlerle dile getirdi:
“Büyüklerimizin kafamıza çiviyle çaktıkları bazı fikirler var, ‘erkek yaşça büyük, hanımı ondan küçük olmalı’ gibi. Annem-babam, çevremdeki herkes de böyleydi. Sezai Karakoç da benden 1-2 yaş kadar küçüktü, benim için ilk handikap oydu zaten. Bu nedenle ihtimalini bile düşünmedim çünkü kafamda yaş konusu yerleşmişti.”
“Soy ismindeki harfi bizi aynı masada gördüğü için sildirdi”
Cemal Süreya’nın soy isminden bir harfi eksilttiği olaya da ilk kez açıklık getiren Akkaya, şöyle konuştu:
“Benimle gelip konuşmaya hiç çalışmadı. Bir iddiaya girmişler, onun sonucu soy isminden bir harfi attığı doğru. Hangimiz daha ileride olursak, diğeri bir şeyinden vazgeçecek diye iddiaya girmişler. Bu olay olduğunda Mülkiye’nin kafesinde arkadaşlarımızla oturuyorduk. Arkadaşlarım yanlarında Sezai Karakoç’la gelmişti. Aynı masadaydık. Sonra diğer arkadaşlar kalkıp gidince ve sadece Sezai Karakoç’la benim masada kaldığım anı görünce Cemal Süreya, soy isminden bir harfi sildirmiş. Bana böyle izah etmişlerdi.”
“Tercih yapmayı hiç düşünmedim, eşimle mutlu bir hayatım oldu”
Sezai Karakoç’la da detaylı hiçbir diyaloğunun olmadığını vurgulayan Akkaya, “Üniversite 2. sınıftaydık. Yazdığı şiirleri bana vermek için çok uğraşıyordu, ben mecburen tekrar ısrar etmesin diye alıyordum. Ama dediğim gibi o zamanlar okuldan biriyle arkadaş olmayı, ikisinden birini tercih etmeyi hiç düşünmedim. Okul sonrası seçtiğim eşim, o da Mülkiye mezunu olan rahmetli Orhan Giray’la çok mutlu bir hayatım oldu, 4 güzel evlat yetiştirdik.” ifadesini kullandı.
“Keşke o şiirleri saklasaydım, bunun için üzülüyorum”
Karakoç ve Süreya’ya yakınlık gösterecek, umut verecek bir davranışta da bulunmadığının altını çizen Akkaya, üniversitede sosyal, enerji dolu bir öğrenci olduğunu ve pinpon oynamayı çok sevdiğini aktardı.
Muazzez Akkaya, “Bana yazılan şiirleri zaman içinde ne yazık ki kaybettim, buna gerçekten üzülüyorum. Evlenirken problem olmasın diye düşünerek ablamın evinde bir yere koymuştum. Sonra da eşimle bir sorun yaşamayalım diye geri almadım. Maalesef orada da şiirler zamanla telef oldu. Buna gerçekten üzülüyorum, keşke o şiirleri saklasaydım.” şeklinde konuştu.
“Sezai Karakoç’u vefatından bir ay önce sahilde gördüm”
Muazzez Akkaya, ömrü boyunca evlenmemeyi tercih eden Karakoç’a ilişkin, şunları kaydetti:
“Böyle bir duruma sebep verdiysem diye üzülüyorum ama bir yerden de teselli oluyorum çünkü hiçbir yakınlık göstermedim, umut vermedim. Ancak üzüldüğüm bir şey var, Sezai Karakoç’u vefatından bir ay kadar önce Fenerbahçe sahilinde gördüm. Karşıdan yürüyordu ve o kadar dikkatli bana bakıyordu ki… Ama beyaz saçları, sakalları olunca tanıyamadım. Bir süre sonra gazetede vefat ilanını görünce onun Sezai Karakoç olduğunu anladım. Eğer o olduğunu bilseydim, bir kafede oturup beraber bir kahve içmek isterdim.”
“Eşimin bana yazdığı şiir hep hatırımda”
Sezai Karakoç ve Cemal Süreya’nın kendisine olan sevgisini eşi Orhan Giray’ın hiç dile getirmediğini anlatan Akkaya, “Rahmetli eşimle çok mutlu günler geçirdik, iyi ki de onu seçmişim. Eşimle bu konuları hiç konuşmadık ama belki de haberi vardı. Çünkü bana küçük bir şiir de yazmıştı. Dizeleri hatırımda, ezberimde, ‘İsterim ömrümce, buldum ben gönlümce/Gözlerimde yaş, arzuyla demlenince’ böyle bir şiirdi. Belki çok küçük bir şiir ama emek verip, buna uğraşması benim için çok kıymetliydi.” dedi.
Akkaya, edebiyat tarihinde adına şiir yazılan çok fazla kadın olduğunun da altını çizdi.
“Hayatımın kitaplaştırılmasından onur duydum”
Hayatının Emine Öte tarafından kaleme alınan, “Mahrem Şiir: Mona Rosa” isimli kitapta bir araya getirilmesinden mutluluk ve onur duyduğunu ifade eden Akkaya, “Emine Hanım, torunlarımdan birinin edebiyat öğretmeniydi. Torunum benden bahsedince o da hayatımı kitaplaştırmak istedi. Bu vesileyle tanıştık, sağ olsun güzel bir kitap yazdı.” diye konuştu.
Mülkiye’nin ardından hukuk okuduğunu, 30 yıl boyunca Hazine avukatlığı yaptığını ve bir yandan da dört çocuk büyüttüğünü belirten Akkaya, tüm zorluklarına karşın işini bırakmayı hiç düşünmediğini söyledi.
Yanına aldığı, maddi zorluklar içerisindeki bir genç kızın desteğiyle çocuklarını büyüttüğünü vurgulayan Akkaya, bugünün kız çocuklarına da “Kız çocuklarının muhakkak eğitimlerini alması, çalışmaları ve kendi ayakları üzerinde durmaları lazım.” önerisinde bulundu.
Zaman içerisinde dört evladından birini kaybettiğini, İstanbul’da yaşadığını, torunlarıyla vakit geçirmeyi ve kitap okumayı çok sevdiğini aktaran Akkaya, aynı zamanda sivil toplum kuruluşlarında görev aldığını, sosyal yaşamdan hiç kopmadığını ve hayatını renklendirmek için çabaladığını sözlerine ekledi.
“Kitabımı Cumhuriyet’in 100. yılında Türk kadınlarına armağan olarak çıkarttım”
Yazar Emine Öte de Cumhuriyet’in 100. yıl dönümünde okuyucuyla buluşan “Mahrem Şiir: Mona Rosa” kitabına ilişkin, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Türk edebiyatına damga vuran nice şairle birlikte ölümsüzleşen kadınlar da var. Bence Muazzez Hanım da onlardan biri. Kitap, sadece aşkı değil, bir Cumhuriyet kadını Muazzez Hanım’ı, genç Cumhuriyet’i ve kızların eğitim almasının ne denli önemli olduğunu işliyor. Mülkiye Mektebi’ni bitirip çok önemli noktalara gelen kadınlar var. Bu düşünceyle de kitabımı Cumhuriyet’in 100. yılında, 29 Ekim’de Türk kadınlarına bir armağan olarak çıkarttım. Cumhuriyetimizin 100. yılına armağan olsun, Muazzez Hanım’ın hayatı genç nesillere örnek olsun istedim.”
Öte, kadınların hayatın her alanında, yönetim kademelerinde ve siyasette daha çok var olması temennisinde bulundu.
]]>Olay, 10 Aralık günü Kavaklı Mahallesi 74. Sokak’taki bir binada meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, Derya ve Tezcan Mendi çiftinin 5 çocuğundan biri olan Sudenaz (17), babası evde uyuduğu esnada dışarıya çıktı. Tezcan Mendi okuldan gelen diğer kızının kapı ziline basmasıyla Sudenaz’ın evde olmadığını fark etti. Tezcan Mendi, kızını her yerde arasa da bulamadı. Baba ardından Niğde’de bulunan eşi Derya’ya haber verdi. Dünyası adeta başına yıkılan Derya Mendi alelacele Kocaeli’ye döndü. Ailesinin kayıp başvurusunda bulunduğu Sudenaz’dan 10 gündür haber alınamıyor.
15 kez evden kaçmış
Öte yandan, Sudenaz’ın liseye başladıktan sonra 15 kez evden kaçtığı öğrenildi. Anne Derya Mendi, ilk kez bu kadar
uzun süredir eve dönmeyen Sudenaz’ın hayatından endişe ediyor.
“Annem çok perişanım”
Kızının hayatından endişe ettiğini söyleyen anne Derya Mendi, “Ben Niğde’de olduğum için eşim kızlarımla ilgilenmeye başladı. Çalışıyordu fakat gidip geliyordu, onların üzerinden ellerini çekmiyordu. Babaları işten geldikten sonra birkaç saat dinlenip kızlarımı alıp yemeğe çıkartıp gezdirecekti. Küçük kızım okuldan geldi, eşim de uyandı. Sudenaz’ın evde olmadığı ortaya çıktı. O günden beri Sudenez’dan bir ses soluk yok. Bir aile dostumuz var onu aradım ‘Abicim Sudenaz’ı gördün mü’ dedim. ‘Fırının önünde gördüm konuştuk senin Niğde’de olduğunu söyledi, çekti gitti’ dedi. Çarşıya bir arkadaşının yanına gittiğini sonra döneceğini söylemiş. Ben çocuğumu istiyorum. Ben Sudenaz’ımı istiyorum. Onun kötü bir şeylere bulaştığını düşünüyorum. Elim gücüm yetmiyor. Ben iyi değilim bana yardım edin. Çok kız çocuğunun hayatı sönüyor. Ben kızımın hayatının sönmesini istemiyorum. Annem ne olursun, seni ne kadar çok sevdiğimi biliyorsun. Annem ne olur gel. ‘Annem’ de sar sarmala beni. Annem çok perişanım sizin için hayatımı ortaya koydum, kendimi yok saydım” dedi.
“10 gündür çocuğumdan bir ses soluk alamıyorum”
Daha önce de evden kaçan kızını sokakta bulduğunu söyleyen Derya Mendi, “Hep perişan ve kötü halde buldum, sosyal medyaya her yere ilan verdikten sonra 2 kez birileri tarafından salındı, gönderildi. O zaman da akıl hocaları kuvvetli olduğu için ‘Ailene değil yurda git’ dediler. 2 kez kendi isteğiyle yurda gitti, 3’üncü kez ben verdim. Babası dayanamadı geri aldı. Ben Niğde’ye hasta kızımın yanına gitmiştim, benim olmayışımı fırsat bildi. Benim çocuğum tekrardan dışarıya çekildi. 10 gündür çocuğumdan bir ses soluk alamıyorum” diye konuştu.
“Hep sokaklarda dışarıda buldum”
Kızının bir an önce bulunmasını istediğini söyleyen Derya Mendi, “Bu 15’inci kez kaçışı. Hep sokaklarda dışarıda buldum. Karakola gidip polise söylediğimizde ‘Çocuğu dövüyor musunuz? Sövüyor musunuz?’ dediler. Döven söven bir aile değiliz. ‘Kötü insanlardan uzak dur yavrum, varsa kötü arkadaşların onu yola getirmek için çalışalım yavrum’ diye ikazda bulunduk. Ben yetersiz kaldım. Tek başıma benim gücüm hiçbir şeye yetmiyor. Eşim uzun yolda çalışıyor. İşi bırakır bizimle uğraşmaya çalışırsa bize kim ekmek verecek? Bizim halimiz ne olacak?” şeklide konuştu.
Sudenaz’ın hayat dolu bir kız olduğunu söyleyen Mendi, “Liseye başladıktan sonra kızımın hayatı komple değişti. Kız Meslek Lisesine başladı. Onun okumasını ve bir meslek sahibi olmasını istiyorduk. Kuaförlük bölümüne katılmıştı. O yönde ilerlemesini istiyorduk. Liseye başladıktan sonra evden de kaçmaya ve kötü arkadaşlıklar edinmeye başladı. Sürekli kaçıyordu, her şartta onun peşinden koşuyordum. Onu bulup getiriyordum” ifadelerini kullandı. – KOCAELİ
]]>