Hükümet – Karadeniz Haber Tv https://www.karadenizhabertv.com.tr Sat, 26 Oct 2024 17:02:09 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.9.4 Günlerdir aranıyordu! Venezuela’da muhalefet liderinin cansız bedeni yol kenarında bulundu https://www.karadenizhabertv.com.tr/gunlerdir-araniyordu-venezuelada-muhalefet-liderinin-cansiz-bedeni-yol-kenarinda-bulundu/ https://www.karadenizhabertv.com.tr/gunlerdir-araniyordu-venezuelada-muhalefet-liderinin-cansiz-bedeni-yol-kenarinda-bulundu/#respond Sat, 26 Oct 2024 17:02:09 +0000 https://www.karadenizhabertv.com.tr/gunlerdir-araniyordu-venezuelada-muhalefet-liderinin-cansiz-bedeni-yol-kenarinda-bulundu/ Güney Amerika ülkesi Venezuela’da bir anda ortadan kaybolan muhalif siyasetçi Edwin Santos, bir yol kenarında ölü olarak bulundu.

MUHALİF SİYASETÇİNİN CANSIZ BEDENİ YOL KENARINDA BULUNDU

Venezuela’da hükümete muhalif olan Halk İradesi Partisi’nin lideri Edwin Santos günler önce kayıplara karıştı. Her yerde aranan Santos’un cansız bedeni bir yol kenarında bulundu.

Günlerdir aranıyordu! Venezuela'da muhalefet liderinin cansız bedeni yol kenarında bulundu
Edwin Santos

“İŞKENCE” İDDİASI

Parti yetkilileri, Santos’un güvenlik güçleri tarafından kaçırılıp işkence edilerek öldürüldüğünü öne sürdü. Hükümet yetkilileri ise, muhalif siyasetçinin bir trafik kazasında yaşamını yitirdiğini açıkladı.

Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM

“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”

]]>
https://www.karadenizhabertv.com.tr/gunlerdir-araniyordu-venezuelada-muhalefet-liderinin-cansiz-bedeni-yol-kenarinda-bulundu/feed/ 0
Kral III. Charles’ın Kölelik İle İlgili Açıklamaları https://www.karadenizhabertv.com.tr/kral-iii-charlesin-kolelik-ile-ilgili-aciklamalari/ https://www.karadenizhabertv.com.tr/kral-iii-charlesin-kolelik-ile-ilgili-aciklamalari/#respond Sat, 26 Oct 2024 17:02:00 +0000 https://www.karadenizhabertv.com.tr/kral-iii-charlesin-kolelik-ile-ilgili-aciklamalari/ İngiltere Kralı III. Charles, köle ticaretiyle ilgili tazminat ve özür tartışmalarının bir kez daha alevlendiği bugünlerde, Samoa’daki Milletler Topluluğu liderlerine “Geçmişimizin en acı yönleri yankılanmaya devam ediyor” dedi.

Kölelikle ilgili uzayıp giden tarihi bağlarla ilgili soruları bir türlü üzerinden atamayan Kraliyet Ailesi için bu mesleki bir risk haline geldi.

Liderlerin sömürgecilik ve köleliğin mirasından en çok etkilenen ülkelerden bazılarını temsil ettiği Milletler Topluluğu zirvesinde bu daha da belirgin hale gelir.

Ancak Kral, sembolik bir özür veya tazminat taahhüdü olması gerektiğine kişisel olarak inansa bile, bunları yerine getiremez.

Hükümdarlar bakanların tavsiyesi üzerine konuşuyor ve böyle bir siyasi hassasiyet sorusunda konuşmaları, hükümet politikasının sınırları içinde kalmak zorunda.

Başka bir deyişle, senaryoya sadık kalmak zorundalar.

Bir hafta önce Başbakanlık, Samoa’daki zirvede İngiltere’den bir özür veya tazminat anlaşması olmayacağını oldukça açık bir şekilde işaret etti.

Bunun anlamı, Kral’ın özel olarak ne düşündüğü önemli değil. Bu tür tarihi haksızlıklar hakkında söyleyeceği her şey, hükümetin çizdiği çizgiyi yansıtacak.

Kral Charles diplomatik bir şekilde, “Hiçbirimiz geçmişi değiştiremeyiz” dedi zirvede. Başbakan Keir Starmer’ın “tarihimizi değiştiremeyiz” çizgisiyle uyumlu bir şekilde…

‘Üzgün olmak’ tazminat yükümlülüğünü ortadan kaldırıyor

Geçtiğimiz yıl Kenya’da Kral, sömürge dönemindeki yanlışlar için “en büyük üzüntü ve pişmanlık” duygusunu dile getirmişti.

Samoa’dakinden daha güçlü bir dille, bağımsızlık mücadeleleri sırasında Kenyalılara karşı işlenen “iğrenç ve haksız şiddet eylemlerinden” bahsetti.

Ancak hükümet politikasına uygun olarak, açık bir özür dilemedi.

“Üzüntü duymak” ifadesi, özür dilemekten dikkatlice kaçınıyor. Bunu “üzüntü” olarak ifade etmek aynı duyguyu içerse de, tazminat yükümlülüğünü ve beklentisini ortadan kaldırıyor.

Tony Blair’in 2007’de İngiltere’nin köle ticaretindeki rolü nedeniyle “derin üzüntüsünü ve pişmanlığını” resmen dile getirmesi, bir İngiltere başbakanının özüre en yakın olduğu noktaydı.

Geçmişte Kraliyet Ailesi de bu konuda bölünmüştü

Devlet başkanı olarak Kral, bu tür çağrıların sembolik odak noktasıdır. Bu devam edecek.

Ancak bu siyasi kararı değiştiremez, özellikle de İngiltere bütçeleri yoğun baskı altındayken geçmişe yönelik tazminatlar pek olası görünmüyor.

Ancak, hem bir aile hem de bir kurum olarak monarşinin, yaşananlardan sorumluluğunun daha fazla olduğuna dair bir soru var.

Tarihçi Prof. Suzanne Schwarz, 19. yüzyılın başlarında köleliği ortadan kaldırmaya yönelik öncü çabalarına gelince, Kraliyet Ailesi’nin kendisinin de bölündüğünü söylüyor.

Kral III. George’un yeğeni Gloucester Dükü, köleliği ortadan kaldırmak için en önemli kampanya yürütenlerden biriydi. Ancak III. George’un oğlu, geleceğin Kral IV. William’ı, köleliğin en coşkulu savunucularından biriydi.

‘Hiçbirimiz geçmişi değiştiremeyiz’

Diğer ülkelerde de kölelik sorununun altını çizme girişimleri oldu.

Hollanda Kralı, ülkenin başbakanıyla koordineli bir hareketle resmi bir özür diledi.

Ancak Kral Charles ve diğer kıdemli kraliyet mensupları için bu, özellikle eski bir koloniyi veya köle ticaretinin etkili olduğu bir yeri ziyaret ettiklerinde gündeme gelmeye devam eden bir soru.

Prens William ve Catherine’in 2022’deki Karayipler gezisi, ziyaretlerinin sömürge ziyaretinin görünümüne ve hissine çok fazla benzeyip benzemediği konusundaki tartışmalarla doluydu.

Ancak onlarca yıldır bu siyasi ip cambazlığını devam ettiren Kral, Samoa’da dikkatli bir yol çizdi.

“Hiçbirimiz geçmişi değiştiremeyiz. Ancak tüm kalbimizle, derslerini öğrenmeye ve devam eden eşitsizlikleri düzeltmek için yaratıcı yollar bulmaya kendimizi adayabiliriz” dedi.

Ve köleliğin mirasının hakkındaki bir konuşmada, köleliğe bir kez bile değinmedi.

Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM

“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”

]]>
https://www.karadenizhabertv.com.tr/kral-iii-charlesin-kolelik-ile-ilgili-aciklamalari/feed/ 0
Çalışma saatleri değişiyor! Üzerinde durulan 4 formül Erdoğan’ın önüne gidecek https://www.karadenizhabertv.com.tr/calisma-saatleri-degisiyor-uzerinde-durulan-4-formul-erdoganin-onune-gidecek/ https://www.karadenizhabertv.com.tr/calisma-saatleri-degisiyor-uzerinde-durulan-4-formul-erdoganin-onune-gidecek/#respond Thu, 22 Aug 2024 11:29:45 +0000 https://www.karadenizhabertv.com.tr/calisma-saatleri-degisiyor-uzerinde-durulan-4-formul-erdoganin-onune-gidecek/ Esnek çalışma ve mesai saatleriyle ilgili düzenleme bir süredir hükümetin gündeminde…Hafta sonu Ahlat’ta toplanacak olan Kabine toplantısında da konunun ele alınması bekleniyor.Çalışma hayatındaki düzenlemeler sadece esnek çalışmayı içermeyecek. Bunun yanında kısa çalışma ödeneğine ilişkin konular da masada olacak.

4 AYRI FORMÜL ÜZERİNDE DURULUYOR

İş Kanunu’nda değişiklik yapılmasına ilişkin 4 ayrı formül üzerinde çalışılacağı öğrenildi. Buna göre çalışmaların; “Uzaktan çalışma modeli, Kısmi çalışma modeli, Değişken zamanlı çalışma modeli ve Akademik eğitim amaçlı çalışma modeli” başlıkları üzerinden gidileceği vurgulandı.

BELLİ MESLEK GRUPLARINI KAPSAYACAK

Esnek çalışma modelinin çağın mesleklerine göre uyarlanacağı, her meslek grubunu kapsamayacağı ifade ediliyor. Burada İş Kanunu’nun günümüz şartlarına göre yeniden şekilleneceği belirtilirken, değişik formüllerin de değerlendirileceği dile getiriliyor. Esnek çalışma modelinin örneğin bazı mühendislik dallarında, çağın mesleği haline gelen ve daha çok gençlerin alanı olan dijital alanların kullanıldığı meslek gruplarını kapsayacağı belirtiliyor.

4 GÜNE İNDİRİLMESİ UZAK BİR İHTİMAL

Ekonomim’de yer alan habere göre; Yeni dönemde 5 gün olan çalışma gününün 4 güne indirilmesinin şimdilik uzak bir ihtimal olduğu ancak çalışma saatlerinin kısabileceği vurgulanıyor. Yapılacak değişiklikle temel amaçlardan birisi de gençlerin çalışma hayatına kazandırılarak, yurt dışına gitme gibi planlarının önüne geçilmesi. Kaynaklar, İş Kanunu’nda yapılacak değişiklikle; “Özellikle ‘yapay zeka’ konusunda başarılı gençlerin Türkiye’de istihdam edilmesi ve onlara iş alanlarının açılmasının sağlanması amaçlanıyor. Yeni çağın gençleri daha çok oturdukları yerden çalışmayı tercih ediyorlar. Gençleri çalışma hayatına kazandırmak” değerlendirmesinde bulunuyorlar.

KABİNE AHLAT’TA TOPLANACAK

Öte yandan, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve kabine üyeleri; Malazgirt Zaferi’nin 953. yıl dönümü etkinliklerine katılmak üzere Malazgirt’e gidecek. Buradaki etkinliklerin ardından kabine Ahlat’ta toplanacak. Kabine toplantısında, Ekim ayında Meclis gündemine gelecek olan başta İş Kanunu, Rekabet Kanunu, 10. Yargı Paketi, Vergi Reformu kanunlarında değişiklik yapılacak yasal düzenlemelerin gündem maddeleri arasında yer alacağı öğrenildi.

Haber Kaynak : HABERLER.COM

“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”

]]>
https://www.karadenizhabertv.com.tr/calisma-saatleri-degisiyor-uzerinde-durulan-4-formul-erdoganin-onune-gidecek/feed/ 0
28 Şubat “postmodern darbe”nin üzerinden 27 yıl geçti https://www.karadenizhabertv.com.tr/28-subat-postmodern-darbenin-uzerinden-27-yil-gecti/ https://www.karadenizhabertv.com.tr/28-subat-postmodern-darbenin-uzerinden-27-yil-gecti/#respond Thu, 06 Jun 2024 21:24:37 +0000 http://www.karadenizhabertv.com.tr/?p=7719 Türkiye tarihine “postmodern darbe” olarak geçen ve sonuçları uzun yıllar tartışılan 28 Şubat 1997’deki Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısının üzerinden 27 yıl geçti.

AA muhabirinin derlediği bilgilere göre, Refah Partisi (RP) ve Doğru Yol Partisi’nce (DYP) kurulan 54. Hükümet, 28 Haziran 1996’da ülke yönetimine geçti.

Merhum Necmettin Erbakan’ın Başbakan, DYP Genel Başkanı Tansu Çiller’in ise Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı olarak görev aldığı hükümet, “rejimi tehdit ettiği” iddiasıyla tartışmaların odağı oldu.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Erbakan’ın, 24 Ocak 1997’de Kayseri’ye yaptığı gezi sırasında, tek tip elbise giyip bere takan il örgütü görevlileriyle ilgili partiye uyarıda bulundu. Söz konusu durumun “Siyasi Partiler Yasası’na aykırı olduğunu” belirten başsavcılık, RP Kayseri İl Yönetim Kurulunun 30 gün içinde görevden el çektirilmesini istedi.

Başsavcılık, “fesih işleminin yapılmaması halinde, RP hakkında kapatma istemiyle dava açılacağını” da partiye bildirdi.

RP’li Sincan Belediye Başkanı Bekir Yıldız’ın 31 Ocak 1997’de düzenlediği “Kudüs Gecesi”nde İran’ın Ankara Büyükelçisi Muhammed Rıza Bagheri’nin de katılarak bir konuşma yapması ve sergilenen gösteriler, “rejim tartışmalarının” daha da alevlenmesine neden oldu.

Başbakan Erbakan, 1 Şubat 1997’de itirazlara ve DYP’li bazı bakanların “imza atmayız” tepkisine rağmen “üniversitelerde başörtüsünü serbest bırakan” kararnameyi, Bakanlar Kurulunda imzaya açtı.

“Kudüs Gecesi”ne soruşturma

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ve Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Başsavcılığı, tepkilere yol açan “Kudüs Gecesi”ni düzenleyen RP’li Belediye Başkanı Yıldız hakkında 2 Şubat 1997’de ayrı ayrı soruşturma başlattı.

Bu gecede konuşan İran’ın Ankara Büyükelçisi Bagheri, 3 Şubat 1997’de Dışişleri Bakanlığına çağrılarak protesto edildi.

Bu arada, 28 Şubat sürecinde hafızalara kazanan “Sincan’dan tankların geçmesi” olayı yaşandı.

Sincan’da 4 Şubat 1997’de 15 tank ve 20 kariyer, ilçeden geçerek Yenikent’teki tatbikat alanına gitti.

“Askerin uyarısı” olarak değerlendirilen bu gelişme, Sincanlılar tarafından “darbe oluyor” şeklinde algılanarak, şaşkınlığa yol açtı.

“Koalisyon ortakları arasında sorun”

Yaşanan gelişmeler üzerine harekete geçen dönemin İçişleri Bakanı Meral Akşener, Sincan’dan tankların geçtiği gün Belediye Başkanı Yıldız’ı görevden uzaklaştırdı.

Ankara DGM’deki sorgusunun ardından Terörle Mücadele Şubesince gözaltına alınan Yıldız, beraberindeki 9 kişiyle “yasa dışı silahlı çeteye yardım, halkı kin ve düşmanlığa tahrik” iddiasıyla tutuklandı.

Yaşananlar, dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in de dahil olduğu ciddi siyasi tartışmalara neden oldu.

Dönemin Başbakan Yardımcısı Tansu Çiller’in yaşanan süreçten duyduğu rahatsızlığı Başbakan Erbakan’a iletmesi ve sonrasındaki gelişmeler, koalisyon ortakları arasında sorunlara yol açtı.

“Demokrasiye balans ayarı…”

Siyasiler arasında yaşanan gerginlik, kamuoyuna da yansıdı. Bu kapsamda, sivil toplum örgütlerinin kadın temsilcileri tarafından Ankara’da geniş katılımlı bir miting düzenlendi.

İran Büyükelçisi Bagheri ise Kudüs Gecesi’ndeki konuşmalarının ardından artan tepkiler üzerine ülkesine gitmek zorunda kaldı.

Kudüs Gecesi’nden 4 gün sonra İçişleri Bakanlığına bir yazı gönderen dönemin Cumhurbaşkanı Demirel, “belediyelerdeki köktendinci kadrolaşmanın derhal incelenmesini” istedi. Bunun üzerine İçişleri Bakanı Meral Akşener, valiliklere gönderdiği yazıda “Cumhurbaşkanı’na bilgi verilmek üzere” konunun araştırılması talimatını verdi.

Başbakan Erbakan, 21 Şubat 1997’de, Cumhurbaşkanı Demirel ile yaptığı görüşme sonrasında “Türkiye’nin rejim meselesi yok.” açıklaması yaptı.

Aynı gün, Washington’da Türk-ABD Konseyi kapanış balosunda konuşan dönemin Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Çevik Bir, yıllarca zihinlerden silinmeyecek “Sincan’da demokrasiye balans ayarı yaptık.” ifadesini kullandı.

“MGK toplantısı 8 saat 45 dakika sürdü”

Tartışmaların en yoğun döneminde, Cumhurbaşkanı Demirel’in, 26 Şubat’ta Başbakan Erbakan’a “rejim konusunda endişelerini dile getiren bir mektup gönderdiği” ortaya çıktı.

Yaşanan tüm bu gelişmelerin ışığında, 28 Şubat 1997’de MGK, Cumhurbaşkanı Demirel’in başkanlığında toplandı.

MGK tarihinin en uzun toplantılarından biri olan, Türkiye’ye siyasal ve sosyal anlamda yeni bir istikamet çizen bu toplantı, 8 saat 45 dakika sürdü. Çankaya Köşkü’nde saat 15.10’da başlayan toplantı, saat 23.55’te sona erdi.

MGK toplantısına Başbakan Necmettin Erbakan, Genelkurmay Başkanı Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Tansu Çiller, Milli Savunma Bakanı Turhan Tayan, İçişleri Bakanı Meral Akşener, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hikmet Köksal, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Güven Erkaya, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Ahmet Çörekçi, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Teoman Koman ve MGK Genel Sekreteri Orgeneral İlhan Kılıç da katıldı.

Toplantıda, MİT Müsteşarı Sönmez Köksal, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Onur Öymen, Emniyet Genel Müdürü Alaaddin Yüksel, Olağanüstü Hal Bölge Valisi Necati Bilican ve Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Necdet Seçkinöz, Genelkurmay İstihbarat Başkanı Korgeneral Çetin Taner ile MGK Genel Sekreter Başyardımcısı Korgeneral Necdet Timur da hazır bulundu.

Bildiride “taviz verilemez” vurgusu

Toplantı sonrasında yayımlanan 4 maddelik MGK bildirisinde özetle “Cumhuriyet ve rejim aleyhtarı yıkıcı ve bölücü grupların, laik ve anti-laik ayrımı ile demokratik ve sosyal hukuk devletini güçsüzleştirmeye yeltendiklerinin müşahede edildiği” belirtilerek, “Anayasa ve Cumhuriyet yasalarının uygulanmasından asla taviz verilmeyeceği” vurgulandı.

Bildirinin en dikkati çeken ifadeleri ise şunlar oldu:

“Toplantıda bilhassa Anayasa ile Atatürk milliyetçiliğine bağlı demokratik, laik, sosyal hukuk devleti olarak belirlenen Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne karşı çağ dışı bir kisve altında zemin oluşturmaya yönelik rejim aleyhtarı faaliyetler de gözden geçirilmiş; Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığını, Atatürk ilke ve inkılapları doğrultusunda, çağdaş medeniyet yolunda, demokratik sistem içerisinde ilerlemesini teminat altına alan Anayasa ve Cumhuriyet yasalarının uygulanmasından asla taviz verilmemesi gerektiği; Anayasa’nın tanımladığı Cumhuriyet’in demokratik, laik ve sosyal hukuk devlet ilkelerinin sağlıklı bir şekilde düzenlenmesine imkan sağlayacak güvenlik, huzur ve toplumsal barışın önem ve öncelik taşıdığı; Cumhuriyet ve rejim aleyhtarı yıkıcı ve bölücü grupların laik ve anti-laik ayrımı ile demokratik ve sosyal hukuk devletini güçsüzleştirmeye yeltendikleri; Türkiye’de laikliğin sadece rejimin değil, aynı zamanda demokrasinin ve toplumun huzurunun da teminatı ve bir yaşam tarzı olduğu; devletin yapısal özünü oluşturan sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleri anlayışından vazgeçilemeyeceği, yasalarla belirlenmiş kuralların göz ardı edilerek yapılan çağ dışı uygulamaların da hukukun üstünlüğü ilkesiyle bağdaşmayacağı; Türkiye’nin 1997 yılı içinde AB’ye tam üye olacak ülkeler listesine girmeyi öncelikli bir hedef alarak sürdürdüğü, böyle bir dönemde resmi ve sivil kurum ve kuruluşların bu sürece katkıda bulunmasının gerekli olduğu, bu sebeple, demokrasimiz hakkında kuşkulara yol açacak, Türkiye’nin yurt dışındaki imajını ve itibarını zedeleyecek her türlü spekülasyona son vermek gerektiği, Türkiye Cumhuriyeti’nin laik, demokratik insan haklarına saygılı, sosyal bir hukuk devleti olduğu yolundaki temel ilkelerinin Anayasamızın ve devletimizin teminatı altında olduğu; rejimin, kendisine ve geleceğine yönelik tartışmaların, içinde bulunduğumuz ortamda Türkiye’ye yarardan çok zarar verdiği; açıklanan bu esaslar aksine davranışların, toplumumuzda huzur ve güveni bozarak yeni gerginliklere ve yaptırımlara neden olacağı değerlendirilmiş, bu konularda alınacak ve alınması gereken tedbirlerin Bakanlar Kuruluna bildirilmesine karar verilmiştir.”

“Çiller, Erbakan’ı iknaya çalıştı”

MGK bildirisinin yayımlanmasının ardından, 1 Mart 1997’de askerlerin MGK toplantısına getirerek, hükümetten yapılmasını istediği 20 madde ortaya çıktı. Bu taleplerin arasında, “Temel eğitimin 8 yıla çıkması, imam hatip okullarının meslek okullarına dönüştürülmesi, irticai faaliyetlere karıştıkları için TSK’daki görevlerine son verilen askerlerin belediyelerde istihdam edilmesinin önüne geçilmesi” de vardı.

Erbakan, bu 20 maddedeki bazı ifadeleri kabul etmeyerek, kararları imzalamadı. 3 Mart’ta DYP’nin bazı önde gelen isimleri, hükümetten çekilme çağrısında bulundu.

Çiller, Başbakanlık’ta bir araya geldiği Erbakan’ı “MGK kararlarını imzalaması” konusunda iknaya çalıştı.

Bu süreçte bir basın toplantısı düzenleyen Erbakan, yeni hükümet arayışlarına tepki göstererek, “Hükümet TBMM’de kurulur, MGK’da kurulmaz” dedi.

Bazı sivil toplum kuruluşları da açıklamalar yaparak, MGK kararlarına tam destek verdiklerini ifade etti.

“Tartışmalar yol ayrımını hızlandırdı”

Çiller, Erbakan’dan Temmuz 1997’de Başbakanlık görevini kendisine devretmesini istedi. Bu isteği reddeden Erbakan, 5 Mart 1997’de MGK kararlarını imzaladı. Çiller, Başkanlık Divanı toplantısında MGK kararları ve uygulanması konusunda TBMM’de genel görüşme açılması için Erbakan ile anlaştıklarını, genel görüşme önergesini hafta başında Meclise sunacaklarını açıkladı. Ancak diğer partilerin sert tepki göstermesi üzerine, bu plan uygulanamadı.

Cumhurbaşkanı Demirel, MGK’nın anayasal ve kendine özgü bir kuruluş olduğunu vurgulayarak, “MGK kararlarının uygulanmaması halinde devletin yürümeyeceğini, uygulamayanların sorumlu olacağını” kaydetti.

Bunun üzerine Erbakan, MGK kararları için RP’li bakanlar Fehim Adak ve Şevket Kazan ile DYP’li Nevzat Ercan’dan oluşan bir “uygulama komitesi” kurdu.

Bundan sonraki süreçte, başta 8 yıllık kesintisiz eğitim olmak üzere MGK kararlarının uygulanmasında ortaya çıkan tartışmalar, DYP ve RP arasındaki yol ayrımını hızlandırdı.

RP’ye kapatma istemiyle dava

Başbakan Yardımcısı Çiller, DYP Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, MGK kararlarına direnilmemesini istedi. Bundan sonra DYP’de “hükümetten çekilelim” sesleri yükselmeye başladı.

Anayasa Mahkemesinin kuruluş yıl dönümünde konuşan Cumhurbaşkanı Demirel, “Kimse laik Cumhuriyet’e alternatif aramaya kalkışmasın” sözlerini sarf etti. Demirel, 22 Nisan’daki bir başka konuşmasında ise Türkiye’nin içinde bulunduğu krizden çıkış yolunu “seçim” olarak gösterdi.

MGK, 26 Nisan’da toplandı ve 28 Şubat’ta alınan kararların ne kadar uygulandığını belirleyebilmek için “İzleme Komitesi” kurulmasını kararlaştırdı. Bu komite, her ay MGK’ya bir de rapor sunacaktı.

Dönemin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş, 21 Mayıs 1997’de, “Anayasa’nın laiklik ilkesine aykırı eylemlerin odağı haline geldiği açıklıkla anlaşıldığı” gerekçesiyle, RP’nin sürekli kapatılması istemiyle dava açtı.

“Batı Çalışma Grubu” oluşturuldu

Genelkurmay Başkanlığı bünyesinde 11 Haziran’da irticaya karşı “Batı Çalışma Grubu” oluşturuldu.

Haziranın 18’inde Başbakan Necmettin Erbakan ile yardımcısı Tansu Çiller, “giderek artan toplumsal gerginlik nedeniyle hükümetin nasıl devam edeceği” konusundaki görüşmelerinde uzlaştılar. Başbakanlığı Çiller devralacak, BBP hükümete girecek ve erken seçim yapılacaktı. Bu anlaşmadan sonra Erbakan aynı gün hükümetin istifasını Cumhurbaşkanı Demirel’e sundu.

Erbakan, Demirel ile görüşmesinde RP, DYP ve BBP’nin anlaştığını, Bakanlar Kurulu ve hükümet programının hazır olduğunu bildirdi ve hükümeti kurma görevinin Çiller’e verilmesini istedi.

Cumhurbaşkanı Demirel ertesi gün muhalefet lideri Mesut Yılmaz, Bülent Ecevit, Deniz Baykal ve Hüsamettin Cindoruk ile görüştü, ardından da hükümeti kurma görevini ANAP Genel Başkanı Yılmaz’a verdi. Yılmaz’ın görevlendirilmesine RP, DYP ve BBP liderleri tepki göstererek, Demirel’i eleştirdi.

“RP’nin 14 yıl süren siyasi yaşamı sona erdi”

Demirel başkanlığında 25 Haziran’da gerçekleşen MGK toplantısı, Erbakan’ın katıldığı son MGK toplantısı oldu. 30 Haziran’da 55. Cumhuriyet Hükümeti, ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz’ın başbakanlığında kuruldu.

ANAP-DSP ve DTP ortaklığıyla kurulan hükümette DSP lideri Bülent Ecevit Başbakan Yardımcısı olarak görev aldı.

MGK kararlarından en çok tartışılan 8 yıllık kesintisiz eğitim ile ilgili yasa tasarısı, 16 Ağustos 1997’de, TBMM’de 242’ye karşı 277 oyla kabul edildi. 8 yıllık kesintisiz eğitim uygulaması, 1997-1998 eğitim-öğretim yılının açıldığı 15 Eylül’den itibaren uygulanmaya başlandı.

Bu arada, Anayasa Mahkemesi, RP’yi, 16 Ocak 1998’de “demokratik ve laik cumhuriyet ilkelerine aykırı davranarak, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü ve millet egemenliği ilkelerini çiğnediği ve irticai faaliyetlerin odağı olduğu” gerekçesiyle kapattı. Genel Başkan Necmettin Erbakan ile Şevket Kazan, Ahmet Tekdal, Şevki Yılmaz, Hasan Hüseyin Ceylan, İbrahim Halil Çelik’in milletvekillikleri düşürüldü ve 5 yıl siyaset yasağı konuldu.

Kararın, 22 Şubat 1998’de, Resmi Gazete’de yayımlanmasıyla RP’nin 14 yıl süren siyasi yaşamı sona erdi.

]]>
https://www.karadenizhabertv.com.tr/28-subat-postmodern-darbenin-uzerinden-27-yil-gecti/feed/ 0
İsrail’de Haredi Yahudilerin askerlikten muaf tutulması tartışılıyor https://www.karadenizhabertv.com.tr/israilde-haredi-yahudilerin-askerlikten-muaf-tutulmasi-tartisiliyor/ https://www.karadenizhabertv.com.tr/israilde-haredi-yahudilerin-askerlikten-muaf-tutulmasi-tartisiliyor/#respond Sun, 02 Jun 2024 21:36:40 +0000 http://www.karadenizhabertv.com.tr/?p=7625 İsrail Yüksek Mahkemesi, erkekler ve kadınlar için askerliğin zorunlu olduğu ülkede, Ultra Ortodoks (Haredi) Yahudilerin askerlikten muaf tutulmasına ilişkin hükümet kararının uzatılmasını görüşüyor.

İsrail ordusunun abluka altındaki Gazze Şeridi’ne saldırıları 4 aydır devam ederken Haredi nüfusun zorunlu askerlik hizmetinden muaf tutulması tartışılmaya devam ediyor.

Haredi nüfusun da askere alınmasını isteyen yaklaşık 1000 kişilik grup, Batı Kudüs’teki Yüksek Mahkeme önünde toplandı.

İsrail bayrakları taşıyan göstericiler, yaralı İsrail askerlerini temsil eden sedyeleri alana getirdi. Göstericiler, “Herkes için eşit görev” ve “Savunma=Eşit askerlik hizmeti” yazılı dövizler taşıdı, müzik aletleriyle ritim tuttu.

Onlarca kişilik Haredi bir grup ise “İsrail halkı Tevrat olmadan var olamaz”, “Yeşivaların (Tevrat okulları) kapatılması halkın organlarının sökülmesi” yazılı pankartlar taşıdı.

İsrail polisi çevrede geniş güvenlik önlemi aldı, karşıt görüşlü gruplar arasında bariyer kurdu.

Yüksek Mahkeme hükümetin kararını görüşüyor

Yüksek Mahkeme, İsrail’de Haredi nüfusun askerlikten muaf tutulmasına ilişkin martta sona erecek hükümet kararının hazirana kadar uzatılması talebini görüşmeye başladı.

İsrail’de hükümet Yüksek Mahkemeye sunduğu savunmada, 7 Ekim’de Gazze’ye yönelik saldırıların başlamasıyla zorunlu askerliğe ilişkin bir yasa teklifi hazırlayamadığını belirterek, hazirana kadar yasa teklifi hazırlamak için süre talep etti.

Haredilerin zorunlu askerlik hizmetine katılmasını talep eden liberal sivil toplum örgütü İyi Yönetim Hareketi, mahkemeye yaptığı sunumda, “devletin vatandaşlarının kanı hakkında ayrım yapamayacağını” ifade etti.

İsrail’de bazı ailelerin savaşta çocuklarını kaybettiği, yaralananların olduğunu aktaran İyi Yönetim Hareketi avukatlarından Eliad Shraga, İsrail ordusunun Gazze’ye saldırısında insan gücüne ihtiyaç duyduğu dönemde bu “ayrımcılığın göz ardı edilemeyeceğini” söyledi.

Mahkemede hükümeti temsil eden avukat Avi Milikovsky ise yaptığı savunmada hükümetin kararının Haredi nüfusu askerlikten muaf tutmadığını, Savunma Bakanlığının ordudan “Haredileri zorla silah altına almamasını talep ettiğini” kaydetti.

Milikovsky, İsrail ordusunun askere alımları yıl boyunca sürdürdüğünü, Yeşivalarda eğitim gören 60 bin Haredi’nin askere alımının yeni yasa hazırlanana kadar bekleyebileceğini dile getirdi.

Yüksek Mahkeme Haredileri askerlikten muaf tutan yasayı iptal etmişti

İsrail’de Yüksek Mahkeme, Haredi nüfusun tamamının zorunlu askerlikten muaf tutulmasını öngören farklı yasaları geçmişte “ayrımcı” ve “hukuka aykırı” olduğu gerekçesiyle iptal etmişti.

Ülkede hükümetler, Savunma Bakanlığı aracılığıyla orduya Tevrat okullarında dini eğitim gören erkeklerin zorla silah altına alınmaması yönünde talimat gönderiyor.

Hükümet Haziran 2023’te söz konusu kararın Mart 2024’e kadar uzatılması yönünde karar almıştı. Haredilerin de askere alınması gerektiğini savunan liberal sivil toplum örgütü İyi Yönetim Hareketi, Yüksek Mahkemeye hükümetin bu kararına itiraz eden dilekçe sunmuştu.

Harediler İsrail nüfusunun yaklaşık yüzde 12’sini oluşturuyor

İsrail’de büyük çoğunluğu dini gerekçelerle askere gitmeyi reddeden Harediler, 9 milyonluk ülkede nüfusun yaklaşık yüzde 12’sini oluşturuyor.

Ülkedeki Haredi Yahudilerinin büyük çoğunluğu Batı Kudüs’teki Meaşerim Mahallesi’nde ve başkent Tel Aviv yakınlarındaki Bney Brak kentinde yaşıyor.

İsrail’de 1 Kasım’daki seçimlerden zaferle ayrılan Likud lideri Binyamin Netanyahu’nun koalisyon ittifakında aşırı sağcı partilerin yanı sıra Ultra Ortodoks Şas ve Birleşik Tevrat Yahudilik partileri yer alıyor.

Laik Yahudilerle aralarında birçok konuda görüş ayrılığı olan ve toplumun geri kalanına entegre olmayı reddeden Haredi Yahudilerin çoğu, orduda dinlerinin gerektirdiği şekilde yaşayamayacakları gibi gerekçelerle askerlik yapmayı reddediyor.

Kadın ve erkekler için İsrail’de 3 yıl zorunlu askerlik hizmeti bulunuyor. Ultra Ortodoks Yahudilik inanca sahip Harediler ise 26 yaşına kadar Tevrat Kursları’nda (Yeşiva) eğitim almaları halinde askerlikten muaf tutuluyor.

İsrail’de koalisyonu ortağı Haredi partiler, “Tevrat eğitiminin temel hak olduğu” yönünde bir kanun geçirerek temsil ettikleri Ultra Ortodoks kesimin askerlikten muaf tutulmasını yasal güvence altına almak istiyor.

]]>
https://www.karadenizhabertv.com.tr/israilde-haredi-yahudilerin-askerlikten-muaf-tutulmasi-tartisiliyor/feed/ 0
Aysu Bankoğlu: “Erdoğan, 10 Bin TL Maaş ve 3 Bin TL İkramiye Alan Emekliye ‘Ramazan’da İftar, Sahur Yapma’ Demiştir” https://www.karadenizhabertv.com.tr/aysu-bankoglu-erdogan-10-bin-tl-maas-ve-3-bin-tl-ikramiye-alan-emekliye-ramazanda-iftar-sahur-yapma-demistir/ https://www.karadenizhabertv.com.tr/aysu-bankoglu-erdogan-10-bin-tl-maas-ve-3-bin-tl-ikramiye-alan-emekliye-ramazanda-iftar-sahur-yapma-demistir/#respond Thu, 23 May 2024 21:27:44 +0000 http://www.karadenizhabertv.com.tr/?p=7352

CHP Bartın Milletvekili Aysu Bankoğlu, “2018’de 1000 lira olarak verilmeye başlanan ve o günün kuruyla 212 dolar karşılığındaki bayram ikramiyesi son artışla ancak 96 dolar ediyor. Bayram öncesi belki 90 dolara kadar düşecek. Yine ilk çıktığında 232 dolar eden ikramiye bugün 100 dolar dahi etmiyor. İsraf hükümeti, ‘Emeklilere artış verdik mi, verdik’ diyor. Yazıklar olsun. 2020 yılında 1000 TL’lik emekli ikramiyesinin asgari ücrete oranı yüzde 42 iken bugün yüzde 17’si durumunda. Bugün asgari ücrete oranla bir zam verilecek olsaydı en az 7 bin 140 TL ikramiye verilmesi gerekiyordu. Emeklinin en az 4 bin 140 TL’si kayıp durumda. Erdoğan’ın açıklaması bu yönüyle müjde değil, yoksulluğun ve adaletsizliğin tescilidir. Erdoğan 10 bin TL maaş ve 3 bin TL ikramiye alan emekliye ‘Ramazan’da iftar, sahur yapma’ demiştir” dedi.

CHP Bartın Milletvekili Aysu Bankoğlu, yaptığı açıklamada, emekli ikramiyelerinin iktidar tarafından 2 bin liradan 3 bin liraya çıkarılmasını eleştirdi. Bankoğlu’nun açıklaması şöyle:

“AKP’NİN ‘UZAYA GİDİYORUZ’ PROPAGANDASI YAPTIĞI GÜNLERDE, EMEKLİ MARKETE DAHİ GİDEMİYOR”

“Türkiye’nin gerçek gündemi halkın geçim derdidir. Cumhuriyet tarihinin en ağır yoksulluğu yaşanıyor. Gelir adaletsizliği yüzünden bir mutlu azınlığı doyurmaya çalışıyoruz. Bu tablonun en büyük mağdurlarının başında emekliler geliyor. AKP’nin ‘uzaya gidiyoruz’ propagandası yaptığı günlerde, emekli markete dahi gidemiyor. Doktora gitse muayene ücreti, katkı payı, katılım payı, ilaç yüzdesi, reçete ücreti gibi adlarla 10 kalemden fazla ödeme yapıyor. Emekli evine bir şey satın alsa ÖTV, KDV, MTV, ÖTV’nin KDV’si, tescil, harç, TRT payı ödüyor. Ama seçim yaklaşınca hükümet birden emekliyi hatırlıyor. Hükümetin maaşlara yaptığı göstermelik artışla emekliye neredeyse asgari ücretin yarısını reva görmüştür. TÜİK verilerine inansak dahi 2023’te yıllık yüzde 65 denilen ama gerçekte bunun en az iki katı olan bir enflasyon var. ‘En düşük emekli aylığı 10 bin lira oldu’ diye böbürlenen AKP hükümeti acaba et, süt, yumurta fiyatlarından, kiralardan, gaz ve elektrik tutarlarından, fahiş ilaç ve ulaşım giderlerinden haberdar mıdır? Elbette haberdar. Demek ki hükümet şunu diyor; ‘Emekli, dul ve yetimler çok da umurumuzda değil. Yüzde 49’luk artış ve 3 bin liralık emekli ikramiyesiyle ne yaparlarsa yapsınlar.’ AKP, Türkiye’yi içine düşürdüğü bu korkunç ekonomik yıkım içerisindeyken bile israftan bir adım geri durmuyor.

“İLK ÇIKTIĞINDA 232 DOLAR EDEN İKRAMİYE BUGÜN 100 DOLAR DAHİ ETMİYOR”

Halkımız çok iyi hatırlayacaktır ki; bayram ikramiyesi AKP hükümetinin aklında bile yokken 2015 yılında önceki Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’nun verdiği bir söz olarak ülkenin gündemine girmiştir. Partimizin bu sözünü AKP sanki kendi vaadiymiş gibi ancak Haziran 2018 seçimlerinden önce seçmenin gözünü boyamak için istemese de yapmak zorunda kalmıştır. Geçtiğimiz yıl 2023 Genel Seçimlerine kadar geçen beş sene boyunca tüm uyarı ve eleştirilerimize rağmen 1000 lira bayram ikramiyesi vermeye devam ettiler. 2018’de 1000 lira olarak verilmeye başlanan ve o günün kuruyla 212 dolar karşılığındaki bayram ikramiyesi son artışla ancak 96 dolar ediyor. Bayram öncesi belki 90 dolara kadar düşecek. Yine ilk çıktığında 232 dolar eden ikramiye bugün 100 dolar dahi etmiyor. İsraf hükümeti, ‘Emeklilere artış verdik mi, verdik’ diyor. Yazıklar olsun.

“ERDOĞAN 10 BİN TL MAAŞ VE 3 BİN TL İKRAMİYE ALAN EMEKLİYE ‘RAMAZAN’DA İFTAR, SAHUR YAPMA’ DEMİŞTİR”

2020 yılında 1000 TL’lik emekli ikramiyesinin asgari ücrete oranı yüzde 42 iken bugün yüzde 17’si durumunda. Bugün asgari ücrete oranla bir zam verilecek olsaydı en az 7 bin 140 TL ikramiye verilmesi gerekiyordu. Emeklinin en az 4 bin 140 TL’si kayıp durumda. Erdoğan’ın açıklaması bu yönüyle müjde değil, yoksulluğun ve adaletsizliğin tescilidir. Erdoğan 10 bin TL maaş ve 3 bin TL ikramiye alan emekliye ‘Ramazan’da iftar, sahur yapma’ demiştir.

“KÜRESEL EMEKLİLİK ENDEKSİNDE TÜRKİYE, 47 ÜLKE ARASINDA 44’ÜNCÜ SIRADA BULUNUYOR”

Diğer göstergelerde de tablo benzer. Avrupa Birliği (AB) İstatistik Birimi verilerine göre, Avrupa ülkeleri içinde emekliler arası gelir eşitsizliğinin en yüksek olduğu ülkelerin başında Türkiye geliyor. Yine küresel emeklilik endeksinde Türkiye, 47 ülke arasında 44’üncü sırada bulunuyor. Emekli uzaya değil, markete gitmek istiyor. Gıda, barınma, sağlık, giyim gibi temel ihtiyaçlarını karşılamak istiyor. Yoksa yurttaşının temel ihtiyaçlarına ulaşmasına engel olmuş evsiz, aşsız, ilaçsız bırakmış bir yönetimin nesine güvensin? Geçen aydan bu yana gıda fiyatları en az yüzde 9 arttı. İki sene önce bir adet kuru soğan 20 kuruş ederken bugün 1 buçuk lira olmuş. Bir bardak süt içmek 6 lira, bir kilo kuşbaşı 400 lira olmuş. Avrupa’daki emekliler ülkemizdeki otelleri ev gibi kullanırken bizim emeklilerimiz 3 bin lirayla otobüsle az ötedeki bir şehre gidip dönmenin hesabını yapıyor.

“3 BİN LİRALIK BAYRAM İKRAMİYESİ DE AYIPTIR, GÜNAHTIR, AKLIMIZLA DALGA GEÇMEKTİR”

Hem emeklilerin hem de çocukların çalışmak zorunda olduğu bir ülke haline geldik. AKP Türkiye’sinde emekliler ya ek işte çalışmak zorunda kalıyor ya da ek iş bulamadıysa yarı aç durumda yaşamlarını sürdürüyorlar. Vaatlerin emeklilere ekmek, öğrenciye çorba olduğu bir ülkede, banka promosyonlarının emekli maaşından fazla olduğu, 80 yaşında iki büklüm bin bir derdi olan insanların sabahın 5’inde yarım kilo ucuz et almak için bir karta adını yazıp, o soğukta yüzlerce metre kuyrukta saatlerce bekleyip üzerine eli boş eve dönmesine başarı diyorsak evet, AKP hükümeti gerçekten çok başarılı. Bu zulmü kimsenin aklından çıkarmaması lazım. Tekrar söyleyelim: AKP emekliye barınma, beslenme, sağlık, ulaşım, giyim ve insanca bir yaşam imkanı tanımayan, zalimliğini laf salatasıyla, çığırtkanlıkla bastırırken kendine çalışan bir israf hükümetidir. Tüm bunların sorumlusu, ‘Ekonominin patronu benim’ diyen Recep Tayyip Erdoğan hükümetidir. Bizim CHP olarak çözümlerimiz net: Emekli aylıkları en az asgari ücretle eşitlenmeli ve asgari ücretle uyumlu bir biçimde artış sağlanmalıdır. Emeklilere verilen ikramiye de asgari ücrete oranla artırılmalıdır. Buna ilişkin Kanun Teklifimizi de Meclis’e sunacağız. 3 bin liralık bayram ikramiyesi de ayıptır, günahtır, aklımızla dalga geçmektir.”

]]> https://www.karadenizhabertv.com.tr/aysu-bankoglu-erdogan-10-bin-tl-maas-ve-3-bin-tl-ikramiye-alan-emekliye-ramazanda-iftar-sahur-yapma-demistir/feed/ 0 Polonya’ya Avrupa Birliği’nden 137 Milyar Euro Yardım https://www.karadenizhabertv.com.tr/polonyaya-avrupa-birliginden-137-milyar-euro-yardim/ https://www.karadenizhabertv.com.tr/polonyaya-avrupa-birliginden-137-milyar-euro-yardim/#respond Sun, 19 May 2024 21:12:40 +0000 http://www.karadenizhabertv.com.tr/?p=7232 Geçtiğimiz Cuma günü Avrupa Birliği Dönem Başkanı Belçika Başbakanı Alexander De Croo, Polonya Başbakanı Donald Tusk ve Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen tarafından gerçekleştirilen bir basın toplantısında dikkat çeken bir açıklama yapıldı.

Ursula von der Leyen tarafından yapılan açıklama, önümüzdeki hafta içinde resmileştirilecek bir kararla, Polonya için geçtiğimiz yıl durdurulan Avrupa Birliği karşılıksız yardım, kredi ve fon aktarımlarının yeniden başlayacağı yönündeydi.

Para musluklarının açılacağı haberi Polonya ve Doğu Avrupa basınında “Polonya’ya Euro yağmuru başlıyor” manşetleriyle yer aldı.

Gerçekten de haber basında büyütüldüğü kadar önemli: Çünkü Polonya, tarihinin en büyük fon aktarımına kavuşuyor. Bu açıklamaya göre, Polonya’ya 2027 yılına kadar toplam 137 Milyar euro girecek.

Bu miktarın 25,3 milyar eurosu karşılıksız, yani geri ödenmemek üzere yardım, 34,5 milyar euro çok elverişli koşullarda kredi ve 2027 yılına kadar ödenmesi gereken 76 milyar euro da kalkınma fonu desteği.

Böylece Polonya üç yıl içinde 137 milyar euro gibi dev ölçekli bir sermaye girişine kavuşacak.

Polonya bunun dışında Avrupa Birliği’nden hali hazırda 22 milyar euroluk tarım desteği de alıyor.

Brüksel Varşova’ya para musluklarını neden açtı?

Avrupa Birliği Polonya’ya yönelik tüm mali yardımları ve fon desteğini ülkede, 2023 yılındaki seçimlere kadar iktidarda olan muhafazakâr hükümetin “hukuk devletine ve temel haklara zarar veren uygulamalarını” gerekçe gösterip durdurmuştu.

Bu uygulamaların başında da mahkemeleri, hükümetin müdahalelerine açık hale getiren yargı reformu ve basının özgürlüğünü tamamen ortadan kaldırmakla eleştirilen hükümet politikası geliyordu.

Devlet televizyon ve radyoları hükümet çizgisinde yayın yapmaya başlamış, basın üzerinde de yaptırımlar gündeme gelmiş, Polonya ulusal basın sektörü baskı ve teşviklerle hükümet tarafından “yandaş basın” haline getirilmişti.

Avrupa Birliği bu gelişmeler üzerine Polonya’ya verilen AB yardım ve desteklerini tamamen kesmişti.

2023 yılının Ekim ayında yapılan ve rekor oy kullanma oranına ulaşılan seçimlerde ülkeyi sekiz yıldır yöneten Jaroslaw Kaczynski liderliğindeki muhafazakar PIS partisi her ne kadar en çok oy alan parti olma konumunu korumayı başarsa da, Polonya meclisinde çoğunluğu elde edemedi.

Bir zamanlar Avrupa Konseyi başkanlığı da yapan, ancak seçim öncesi Polonya siyasetine geri dönen Sosyal demokrat Donald Tusk’un liderliğinde bir araya gelen muhalefet ise mecliste çoğunluğu sağlayarak hükümeti kurdu.

Donald Tusk hükümeti ülkede bir önceki hükümetin verdiği “ağır zararları” ortadan kaldırmak için çok hızlı bir programla işe başlamıştı.

Bir gecede devlet televizyon ve medyasında ciddi değişiklikler yapılmış, devlet televizyon ve radyolarına “özgür haber yapma olanakları” yaratılmıştı.

Ardından yolsuzluklarla mücadele kapsamında, aralarında eski İçişleri Bakanı ve yardımcısının da bulunduğu bazı siyasetçiler yargı önüne getirilmiş ve tutuklanmışlardı.

Avrupa Birliği’nin Polonya’ya verdiği mali desteklere yeniden başlamasının gerisinde yatan nedenler, işte yeni Polonya hükümetinin attığı bu adımlar.

Ancak Polonya’da muhafazakâr çevreler Avrupa Birliği’nin yardımlara yeniden başlamasının gerisinde siyasi tercihlerin yattığını da öne sürüyorlar.

Eski PIS hükümeti Adalet Bakan yardımcısı Sebastian Kaleta Avrupa Birliği’nin Polonya’ya yardımları keserken gerekçe olarak öne sürdüğü yargı reformu hususunda yeni hükümetin henüz bir şey yapmamasına rağmen para musluklarının açılmış olmasına işaret ederek, Brüksel’in bu kararının siyasi olduğunu açıkça ortaya koyduğunu iddia ediyor.

AB’nin diğer ‘söz dinlemez üyesi’ Macaristan ne olacak?

Avrupa Birliği’nin yetkili organları geçtiğimiz yıllarda, ülkede hukuk devleti ihlalleri olduğu gerekçesiyle iki ülkeye karşı işlem başlatmış ve bu işlemlerin sonucunda da bu ülkelere yönelik yardımlara ihtiyati tedbirler konulmuştu.

Bu iki ülke, kendi aralarında da yüksek düzey işbirliği içinde bulunan Polonya ve Macaristan’dı.

Polonya lideri Jaroslaw Kaczynski ve Macaristan lideri Vikor Orban pek çok konuda benzer bir ideolojik temel üzerinde oluşturdukları hükümet programlarıyla her iki ülkede benzer adımlarla “otokratik” olmakla eleştirilen bir rejim inşa ediyorlardı.

Mali yardımların kesilmesi her iki ülkeyi de zor durumda bırakmıştı. Ancak Polonya ve Macaristan, Vişegrad Dörtlüleri adı verilen, Çekya ve Slovakya’nın da katılımıyla kurulan yerel işbirliği inisiyatifini de arkalarına alarak Brüksel’in uygulamalarına karşı seslerini yükseltebiliyorlardı.

Elbette Polonya ve Macaristan’ın çoğu kez Brüksel’e karşı etkili de olabilen bu ortak muhalefetinin önemli bir etkeni de ortak kararlara karşı gündeme getirilen veto silahıydı.

Ortak kararlar kâh Varşova ve kâh Budapeşte, tarafından veto ediliyor, Avrupa Birliği’nin faaliyetleri yavaşlatılıyor, hızlı karar alıp uygulama yeteneği budanıyor, Avrupa Birliği hantal bir yapıya dönüştürülüyordu.

41,5 milyon gibi büyük bir nüfusa sahip Polonya’da son seçimlerin ardından Avrupa Birliği yanlısı bir hükümet oluşması ve Polonya’ya para musluklarının açılması bölgedeki dengeleri tamamen değiştirdi.

Şimdi Macaristan Brüksel’e muhalefette tek başına kaldı. Her ne kadar son seçimlerde Slovakya’da Macar lider Orban’la benzer siyasi düşünceye sahip partiler iktidara gelmiş olsalar da, Slovakya 5 milyon nüfusuyla Avrupa’nın kaderini etkileyebilecek ağırlığa sahip bir ülke değil.

Macaristan bir buçuk yıl önce kesilen mali yardımların eksikliğini ağır bir şekilde hissediyor. Avrupa Birliği içinde enflasyonun en yüksek olduğu ülke geçen yıl Macaristan’dı. Sanayi üretimindeki düşüş de ekonomiyi kötü etkiliyor.

Bu koşullarda geçtiğimiz ay Avrupa Birliği’nin Macaristan’a Ukrayna’ya destek kararını veto etmediği için, daha önce tedbir konulan yardımlardan on milyar euroya yeşil ışık yakması bu nedenle de ülkede sevinçle karşılanmıştı.

Ufukta değişim görünüyor mu?

Budapeşte ve Brüksel arasında karşılıklı olarak inşa edilen mevzilerde bir değişim görünmüyor.

Avrupa Birliği yönetimi, AB kurumlarının aldığı kararlar doğrultusunda Macar hükümetinden hukuk devletinin yeniden inşası hususunda ciddi reformlar bekliyor.

Macar hükümeti ise Avrupa Birliği’nin şu an uyguladığı politikaya pek çok konuda karşı olduğunu, ulusal egemenliği korumak adına bu hususlardan taviz vermeyeceğini ilan ediyor.

Viktor Orban Brüksel karşıtlığını dev bilboardlarda devlet bütçesinden yapılan harcamalarla programlanan kampanyalar kapsamında dev afişlerle sürdürüyor. İç siyaseti bu ilke üzerine inşa ediyor.

Macaristan İsveç’in NATO üyeliği konusunda son imza atan ülke olarak ve Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısı sonrasında özenle öne çıkardığı “tarafsız” duruşuyla da doğu ve batı arasında orta yol izlemeye özen gösteriyor.

Uluslararası ilişkiler uzmanları bu noktada Brüksel ve Budapeşte arasında bir yumuşama gündeme gelmesi olasılığının bulunmadığını belirtiyor ve Macaristan’ın manevra imkânlarının daraldığının altını çiziyorlar.

Uzmanlara göre gelinen noktada Macar hükümeti açısından tek ümit önümüzdeki Haziran ayında gerçekleşecek olan Avrupa Parlamentosu seçimlerinde milliyetçi ve mülteci karşıtı olan ve ulusalcılığı en önemli ilke yapan aşırı sağ partilerinden seçilen parlamenterlerin Avrupa Parlamentosu’ndaki oranının artması ve Avrupa Birliği içindeki dengelerin değişmesi.

]]>
https://www.karadenizhabertv.com.tr/polonyaya-avrupa-birliginden-137-milyar-euro-yardim/feed/ 0
Sinop’ta Emlakçılar, Artan Kiralar Nedeniyle Vatandaşların Zorlandığını İfade Etti https://www.karadenizhabertv.com.tr/sinopta-emlakcilar-artan-kiralar-nedeniyle-vatandaslarin-zorlandigini-ifade-etti/ https://www.karadenizhabertv.com.tr/sinopta-emlakcilar-artan-kiralar-nedeniyle-vatandaslarin-zorlandigini-ifade-etti/#respond Sun, 14 Apr 2024 21:36:36 +0000 http://www.karadenizhabertv.com.tr/?p=6247

MUSTAFA USTA

Sinoplu emlakçı Ahmet Atalay, “Hükümetin denetleme mekanizmasını çalıştırması lazım. Hükümet bir liste çıkartmalı; 3+1 daireler şu metrekare şu kadar lira, 2+1 daireler şu metrekare şu kadar lira, 1+1 daireler şu metrekare şu kadar lira deyip kiraları belirlemesi lazım. Bunun yanında asgari ücretin 3’te 1’i fiyatı değerinde olması lazım kiraların. Bugün 17 bin lira alan bir vatandaşın verdiği kira 15 bin lira. Bu adam nasıl geçinecek” dedi.

Sinop’ta emlakçılar, artan fiyatlar nedeniyle vatandaşların kiralık ve satılık ev bulmakta zorlandığını ifade etti. Ahmet Atalay, şunları söyledi:

“HÜKÜMETİN YANLIŞ POLİTİKASINDAN KAYNAKLANAN BİR OLAY”

“Hükümetin kiralık ve satılık ev fiyatlarını denetlemesi lazım. Zaten bu kiraların yükselmesi de hükümetin yanlış politikasından kaynaklanan bir olay. Ev sahiplerinde de biraz fırsatçılık var. Hep yükseltelim diye düşünüyorlar. Burada hükümetin yapacağı tek şey var. Hükümetin denetleme mekanizmasını çalıştırması lazım. Ben yıllardır emlakçılık yapıyorum, akıl vermek gibi olmasın öyle olması gerektiğini düşündüğüm için söylüyorum. Mesela hükümet bir liste çıkartmalı; 3+1 daireler şu metrekare şu kadar lira, 2+1 daireler şu metrekare şu kadar lira, 1+1 daireler şu metrekare şu kadar lira deyip kiraları belirlemesi lazım. Bunun yanında asgari ücretin 3’te 1’i fiyatı değerinde olması lazım kiraların. Bugün 17 bin lira alan bir vatandaşın verdiği kira 15 bin lira. Bu adam nasıl geçinecek? Bu adam nasıl çoluk çocuğu okutacak? Bunları düşünmek lazım.

Bunu biraz düşünüyoruz da, hükümetimiz bunu düşünmüyor mu? Ben bunu çok merak ediyorum. Bir asgari ücret alan bir insan ailesine nasıl bakacak? Bu mekanizmayı kurmaları lazım. Ev kiraları en fazla 6-7 bin lira olması lazım. Bu düzen kurulursa, bu sistem getirilirse bu şekilde insanlar nefes alır. Örnek veriyorum ben 11 bin lira emekli maaşı alıyorum, benim kiram 10 bin lira. Ben nasıl geçineceğim? Buna artık hükümetin el atması lazım. İnsanlar patlama noktasında. Her şeyi bıraksınlar, bu olayla ilgilensinler artık. Piyasa çok felaket durumda. Öğrenciler kiraların yüksekliğinden okulu dondurup memleketine geri dönüyor. Yazık değil mi bu insanlara? Bu vatandaşları biraz düşünmeleri gerekiyor diye düşünüyorum. Bu kira fiyatları çok fahiş rakamlar. O yüzden bunun düzenlenmesi lazım. Hükümetin rakam belirlemesi lazım. Bu fiyatların üzerine çıkanlarda hukuken cezalandırılması lazım.”

“HÜKÜMET BU KONUDA BENCE YETERSİZ KALIYOR”

Doğukan Evrimer ise şöyle konuştu:

“Hükümetin bunun için önlemlerini alması lazım. Bunun sebebi zaten kendi yaşadığımız memlekette Sinop’ta fazla rast gelmiyoruz ama İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de bu tip büyük şehirlerde kiracıların ne kadar mağdur olduğunu, hatta ve hatta şiddet eylemine doğru gittiğini görebiliyoruz. Hükümetin kesinlikle ve kesinlikle bunun için yasa tasarısı yapması lazım. Bu sadece sözde kalması gerekmiyor çünkü biliyorsunuz, bizim vatandaşlarımız sözde hiçbir şeye inanmıyor, yasayı göstermeniz gerekiyor. Şu anda ev ve ev sahiplerinin denetlendiğini düşünmüyorum. Hükümet bu konuda bence yetersiz kalıyor. Bunun sebebi de kafalarına göre hükümetin bir politikası var. Dükkanlarda ya da evlerde kira artışları yüzde 25 ya da yüzde 50 olarak iş yeri ve konuta göre değiştirilmişti ama bunun kesinlikle ve kesinlikle uygulandığını düşünmüyorum. Bunun gerekli ölçülerde de tedbir alındığını da hiç inanmıyorum. İnandırıcı gelmiyor çünkü görünen köy kılavuz istemiyor. Bunun için hükümetin varını yoğunu ortaya koyması lazım ki halkımız mağduriyete uğramasın.”

]]> https://www.karadenizhabertv.com.tr/sinopta-emlakcilar-artan-kiralar-nedeniyle-vatandaslarin-zorlandigini-ifade-etti/feed/ 0 Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Erbakan Açıklaması https://www.karadenizhabertv.com.tr/yeniden-refah-partisi-genel-baskani-erbakan-aciklamasi/ https://www.karadenizhabertv.com.tr/yeniden-refah-partisi-genel-baskani-erbakan-aciklamasi/#respond Sat, 23 Dec 2023 21:15:12 +0000 http://www.karadenizhabertv.com.tr/?p=1295 Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı ve İstanbul Milletvekili Muhammed Ali Fatih Erbakan, “Gerçekçi bir kıyaslama yapılmak isteniyorsa 54’üncü hükümetin 11 ayda ortaya koyduğu başarılı ekonomi icraatlarıyla kıyaslama yapılmalıdır, 2002 yılının kriz verileriyle yapılan kıyaslamaların yanıltıcı olacağı ortadadır” dedi.

TBMM Genel Kurulu’mda 2024 bütçe görüşmeleri devam ediyor. Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, şehitlere Allah’tan rahmet ve millete başsağlığı dileyerek başladığı konuşmasında. hükümetin bütçe müzakerelerinde mali ve iktisadi kıyaslamaları yaparken 2002 yılı verilerini baz aldıklarını belirterek, “2002 yılı öncesinde 28 Şubat darbesi, 1999’da başlayan 2001’e kadar süren 1 tanesi ulusal 1 tanesi de küresel 2 tane ekonomik kriz, bununla beraber Anayasa kitapçıklarının fırlatılması, devalüasyonun gerçekleşmesi ve çok büyük bir felaket olarak Marmara depreminin yaşanmış olduğunu hepimiz biliyoruz. Böyle bir dönemle, böyle bir kriz dönemiyle bugüne ait verileri kıyaslamanız halinde başarılı görünmeniz son derece doğaldır. Örneğin Sayın Cevdet Yılmaz tarafından 11 Aralıkta bu kürsüden yüzde 50,4 olarak açıklanan Avrupa Birliği tanımlı borç yükü yani kamunun brüt borç yükü yüzde 50,4 olarak açıklanmıştı. Bunu 2002 yılının kriz ortamındaki yüzde 71,5’la kıyaslarsanız başarılı görünürsünüz ancak bu oranın 1992-2000 yılları arasında yüzde 33,7 ila yüzde 53,5 arasında olduğunu dikkate almak gerekir. Bu veriler 90’lı yıllardaki kısa süreli koalisyon hükümetlerinin kamu brüt borç stoku bakımından şu andaki hükümetten daha başarılı olduğunu göstermektedir. 53’üncü hükümet döneminde yüzde 44,1 olan kamu brüt borç stoku, 54’üncü hükümet döneminde uygulanan icraatlar ve atılan temeller sayesinde iki senede 3,5 puan birden düşerek yüzde 40,6’ya gerilemiştir. Yani bugünkü kamu borç yükü oranının 10 puan altındadır. Yine milli görüşün ekonomi modelinin uygulandığı 54’üncü hükümette işsizlik oranı yüzde 6,8’di; şu anda ise işsizlik oranı yüzde 8’5’tir. Oysa kendinizi kriz dönemi olan 2002 yılındaki yüzde 10,5’lik işsizlikle kıyaslarsanız başarılı görünmeniz gayet normaldir. Ayrıca, bugün yüzde 5,9 olan büyüme, 1996 yılında yüzde 7, 1997 yılında yüzde 7,5 seviyesindedir yani büyüme bakımından da mevcut hükümet 54’üncü hükümetin gerisindedir. Yine, kişi başı milli gelirin 54’üncü hükümetin icraatları sayesinde 1996-1998 yılları arasında iki senede yüzde 52 oranında artış gösterdiğini de hatırlamamız gereklidir. Cari dengenin o dönemde yüzde eksi 1 olduğunu ve şu anda cari dengenin yüzde eksi 5 seviyesinde olduğunu da hatırlamamız gereklidir” ifadelerini kullandı.

Erbakan şöyle konuştu:

“Kıymetli milletvekillerimizin ve aziz milletimizin bildiği üzere 54’üncü hükümet dönemi refahın tabana yayıldığı bir bolluk ve bereket dönemi, dar gelirlinin alım gücünün, refah seviyesinin arttığı bir dönem olmuştur. 54’üncü hükümet 11 ay gibi kısa bir sürede dar gelirlinin alım gücünün artırılması noktasında dünya şampiyonu olmuştur. Aradan geçen 26 sene ve 13 hükümete rağmen, hiçbir hükümet 54’üncü hükümetin ekonomi alanındaki başarılarını gösterememiştir. Buradan sesleniyorum: Gerçekçi bir kıyaslama yapılmak isteniyorsa 54’üncü hükümetin 11 ayda ortaya koyduğu başarılı ekonomi icraatlarıyla kıyaslama yapılmalıdır, 2002 yılının kriz verileriyle yapılan kıyaslamaların yanıltıcı olacağı ortadadır. Buradan dostane bir şekilde çağrımızı yineliyoruz: Bu borçlanma politikası bizleri darboğaza sürüklemektedir. 2024 yılında 2,65 trilyon lira net borçlanma ve 1,25 trilyon lirayla en büyük harcama kaleminin faiz ödemeleri olduğunu görüyoruz. 20 senede 500 milyar doların üzerinde faiz ödedik ve önümüzdeki 3 senede 125 milyar dolar daha faiz ödeyeceğiz. Sürekli borçlanarak, bu borcun faizini zamlarla ve vergilerle millete, esnafa ve üreticiye yükleyerek bir yere varamayız. İktisadi kalkınma olmadan, reel üretim artırılmadan, katma değerli üretimin payı artırılmadan, 110 milyar dolarlık dış ticaret açığından kurtulmadan, başta mesleki ve teknik eğitim olmak üzere milli eğitimde ve üniversitede köklü değişimleri ortaya koymadan, AR-GE ve inovasyonu geliştirmeden, hukukun üstünlüğü ilkesi piyasalara hissettirilmeden ekonominin düze çıkması mümkün değildir. Bu amaçla hükümeti borçlanmadan denk bütçe yapmaya davet ediyorum.” – ANKARA

]]>
https://www.karadenizhabertv.com.tr/yeniden-refah-partisi-genel-baskani-erbakan-aciklamasi/feed/ 0