Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ndeki Cumhurbaşkanlığı Kabine Toplantısı’nın ardından millete seslendi.
Son Kabine toplantısından bu yana yaptıkları çalışmaları anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Şubat’ın 12’sindeki Kabine toplantısının ardından Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır’a gittiklerini hatırlattı.
Her iki ülkenin devlet başkanının davetine icabetle yaptıkları bu ziyaretlerin oldukça verimli, samimi ve başarılı geçtiğini belirten Erdoğan, Dubai’de düzenlenen ve onur konuğu olarak davet edildikleri Dünya Hükümetler Zirvesi’ne katıldığını kaydetti.
Devlet Başkanı Şeyh Muhammed’in yanı sıra zirveye iştirak eden diğer devlet ve hükümet başkanları ile görüşmeler yaptıklarını dile getiren Erdoğan, Dubai ziyaretinin ardından Kahire’ye giderek Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Es-Sisi ile ikili ve heyetlerin katılımıyla görüşmeler gerçekleştirdiklerini söyledi.
Erdoğan, Mısır’da da ticaret ve savunma başta olmak üzere ikili konularla özellikle Filistin meselesini etraflıca konuştuklarını aktararak, görüşmelerde, Gazze’deki katliamı durdurma ve yardımların bölgeye sorunsuz ulaşmasını sağlamak amacıyla atılabilecek ortak adımları da ele aldıklarını ifade etti.
Yaralıların Türkiye’ye sevki ve Gazze’ye gönderilen 37 bin tonu aşan insani yardım malzemesinin ulaştırılmasında Mısır’ın ciddi desteklerinin olduğunu ifade eden Erdoğan, bu desteğin sürdüğünü bildirdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, yarın Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ı bu konuları istişare etmek üzere Türkiye’de ağırlayacaklarını dile getirdi.
Mısır ziyaretlerinin ardından Samsun’la başlayıp Ordu, Giresun, Rize ve Trabzon’la devam eden bir Karadeniz programı yaptıklarını hatırlatan Erdoğan, “Sağ olsun Karadeniz her zaman olduğu gibi bu ziyaretlerimizde de bizi kucakladı, muhabbetle bağrına bastı.” dedi.
“Bölgesel hususları gözden geçirdik”
Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in kazandığı seçimin hemen ardından ilk resmi ziyaretini 19 Şubat’ta Türkiye’ye gerçekleştirdiğini anımsatan Erdoğan, bu ziyarette hem Aliyev’i tarihi seçim başarısından dolayı tebrik ettiklerini hem de ikili ve bölgesel hususları gözden geçirme imkanı bulduklarını aktardı.
Erdoğan, ertesi gün adli yargı hakim ve cumhuriyet savcıları ile idari yargı hakimlerinin kura çekim törenine katıldıklarını belirterek, “Ülkemizi eğitim, sağlık, adalet ve güvenlik üzerinde yükseltme sözümüzü, yargı teşkilatımızı her alanda güçlendirerek tutmayı sürdürüyoruz.” diye konuştu.
Kura töreninin ardından Arnavutluk Cumhurbaşkanı Edi Rama ve heyetini Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde ağırladıklarını söyleyen Erdoğan, şunları kaydetti:
“Seçim mitinglerimize 21 Şubat’ta Afyonkarahisar, 22 Şubat’ta Denizli, 23 Şubat’ta Balıkesir, 24 Şubat’ta Sakarya, 25 Şubat’ta Adana ile devam ettik. Gittiğimiz her şehirde, vatandaşlarımızın sevgisiyle, coşkusuyla, duasıyla karşılaşmış olmaktan büyük bir bahtiyarlık duyuyoruz. Meydanları hıncahınç dolduran tüm kardeşlerime bir kez daha teşekkür ediyorum.
İstanbul trafiği için yeni bir nefes olarak gördüğümüz Sirkeci-Kazlıçeşme Raylı Sistemi ve yaya odaklı yeni nesil ulaşım projesini 26 Şubat’ta hizmete açtık. Ardından Ankara’da Seçim İşleri Başkanlığımızın toplantısına katılarak, dava ve yol arkadaşlarımızla 31 Mart hazırlıklarını değerlendirdik. Miting maratonumuzu 27 Şubat’ta Manisa’yla, 28 Şubat’ta Kütahya’yla, 29 Şubat’ta Aydın’la sürdürdük. Kütahya’da ayrıca şehir hastanemizin ve NG Kütahya Seramik’in yeni fabrikalarının hizmete açılış törenlerine katıldık.”
“En önemli gündem maddemiz Gazze ve Filistin”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Mart ayının ilk gününü artık dünyanın önemli uluslararası etkinliklerinden biri haline dönüşen Antalya Diplomasi Forumu’na ayırdıklarını belirterek, “Bu sene üçüncüsü düzenlenen forumumuza, 148 ülkeden yaklaşık 4 bin 700 kişi katıldı. Forum kapsamında 11 devlet ve hükümet başkanı ile bir araya geldik. Gerek Forum açılışındaki hitabımızda gerekse görüşmelerimizde ikili konularımızın yanı sıra en önemli gündem maddemiz Gazze ve Filistin’di.” dedi.
Türkiye’nin başarılarının dünyanın farklı köşelerinde ilgiyle karşılandığını Antalya Diplomasi Forumu vesilesiyle bir kez daha gördüklerini dile getiren Erdoğan, şöyle devam etti:
“Takip eden günlerde Antalya ve Muğla mitinglerimizde yine vatandaşlarımızla buluştuk. Ayrıca Antalya’da şehir hastanemizi ve bağlantı yolunu hizmeti açtık. Muğla Marmaris’te sivil toplum kuruluşlarımızın temsilcileri ile bir araya geldik. Aday tanıtımlarından başlayarak seçim gününe kadar yaklaşık 50 şehrimizde vatandaşlarımızla buluşmayı hedefliyoruz. Bu takvimin yaklaşık yarısını önümüzdeki haftalarda hayata geçireceğiz. Bakanlıklarımız ve kurumlarımız 31 Mart mahalli seçimlerinin huzur ve güven içinde gerçekleştirilmesi için gereken hazırlıkları yaptılar. Seçim takviminin en sağlıklı şekilde işletilmesi, yargı ile birlikte yürütme olarak bizim görevimizdir. Her seçim gibi 31 Mart’ın da bir demokrasi şöleni havasında geçmesini sağlamakta kararlıyız. Seçim sonuçlarının şimdiden ülkemize, milletimize ve şehirlerimize hayırlı olmasını diliyorum.”
“Hayatın normal ritmine dönmesi için çalışıyoruz”
Gelişmeler ne olursa olsun, zihinlerinde ve kalplerinde en üst sıralarda tuttukları değişmez gündem maddelerinin olduğuna işaret eden Erdoğan, depremde yıkılan şehirlerin ayağa kaldırılmasının bunlardan biri olduğunu vurguladı.
Erdoğan, yerleşim yerlerini yıkıntılardan önemli ölçüde temizleyerek, geçici barınma alanlarının standardını yükselterek, hayatın normal ritmine kavuşması için çalışmayı sürdürdüklerini belirterek, şöyle konuştu:
“Şimdiye kadar 46 bin konut ve köy evini hak sahiplerine teslim ettik. Nisan ayının başı itibarıyla bu rakamı 75 bine çıkarıyoruz. Yıl sonuna kadar da 200 bin konutu ve köy evini hak sahiplerine teslim edeceğiz. Kendi evini yapmak isteyenlere, hibesi ve kredisiyle her türlü kolaylığı gösteriyoruz. Amacımız, tek bir vatandaşımızın bile mağduriyetine meydan vermeden, hiç kimseye mahcup olmadan bu süreci suhuletle tamamlamaktır.”
(Sürecek)
]]>METEOROLOJİ’DEN ART ARDA UYARILAR
Yurt genelinin parçalı ve çok bulutlu, Kuzey Ege’nin iç kesimleri, Akdeniz’in iç kesimleri, İç Anadolu’nun doğusu, Batı Karadeniz’in iç kesimleri, Orta Karadeniz, Doğu Karadeniz’in iç kesimleri ile Balıkesir’in doğusu, Bursa, Çanakkale Osmaniye, Hatay, Ankara, Çankırı, Karaman, Sinop, Gaziantep, Kilis ve Adıyaman çevrelerinin yağmur ve sağanak yağışlı, Ardahan, Kars, Erzurum ve Hakkari çevrelerinin karla karışık yağmur ve kar yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Sabah ve gece saatlerinde Marmara ve Ege ile doğu kesimlerde yer yer pus ve sis, doğu kesimlerde buzlanma ve don olayı görüleceği tahmin ediliyor. Doğu Karadeniz’in iç kesimleri ile Doğu Anadolu’nun kuzey ve doğusunda çığ tehlikesi bulunuyor.

“GÖK GÜRÜLTÜLÜ SAĞANAK YAĞIŞLARA DİKKAT”
CNN TÜRK Meteoroloji Danışmanı Prof. Dr. Orhan Şen, “Yarın sabah Muğla, Aydın, İzmir, Balıkesir, Çanakkale, Edirne. Öğlen Denizli, Antalya, Isparta. Öğleden sonra Bursa Sakarya Düzce İstanbul Eskişehir Afyon. Akşam Ankara Antalya. Gece Antalya’nın doğusu Mersin Adana da başlayacak gök gürültülü sağanak yağışlara dikkat”
İSTANBUL’A KAR YAĞACAK MI?
Prof. Dr. Orhan Şen, “Hafta sonu cuma, cumartesi kuzey ve doğu bölgelerde sıcaklık 6-7 derece düşecek. Karadeniz’in iç kesimleri ve doğu Anadolu’da kar yağışı yoğun olabilir. Bu bölgelerde 50 cm yeni kar birikir. İstanbul’da sıcaklık hafta sonu 10 derecenin altına düşer 2 günden sonra tekrar yükselir kar yok” dedi.

EGE DENİZİ’NDE FIRTINA UYARISI
Ege Denizi’nin güneyinde yarın günün ilk saatlerinden itibaren fırtınanın etkili olmasının beklendiği belirtilerek, ulaşımda yaşanabilecek aksamalara karşı uyarı yapıldı. Meteoroloji 2’nci Bölge Müdürlüğü Tahmin ve Erken Uyarı Merkezi Müdürlüğü’nden yapılan açıklamada, yarın günün ilk saatlerinden itibaren güneyli yönlerden 6 ila 8 kuvvetinde (50-75 km/saat) fırtına şeklinde eseceğinin tahmin edildiğini duyurdu. Fırtınanın, aynı gün öğle saatlerinde etkisini kaybetmesinin beklendiği bildirildi. Açıklamada, fırtınanın oluşturabileceği deniz ulaşımında aksama gibi olumsuzluklara karşı başta denizciler olmak üzere ilgililerin dikkatli ve tedbirli olmaları istendi.
Bazı illerde beklenen hava durumuyla günün en yüksek sıcaklıkları ise şöyle:
Ankara: Parçalı ve çok bulutlu, hafif sağanak yağışlı 14
İstanbul: Parçalı ve çok bulutlu 14
İzmir: Parçalı ve çok bulutlu 21
Adana: Parçalı ve çok bulutlu, kuzey ve doğusu sağanak yağışlı 21
Antalya: Parçalı ve çok bulutlu, doğusunun iç kesimleri sağanak yağışlı 19
Samsun: Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak yağışlı 10
Trabzon: Parçalı ve çok bulutlu 12
Erzurum: Parçalı ve çok bulutlu, akşam saatlerinden sonra hafif kar yağışlı 7
Diyarbakır: Parçalı ve çok bulutlu 15
]]>Yeniden Refah Partisi’nin Samsun İl Başkanlığı Aday Tanıtım Toplantısı, Genel Başkan Fatih Erbakan’ın katılımıyla İlkadım ilçesindeki Mustafa Dağıstanlı Spor Salonu’nda gerçekleştirildi. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunması ile başlayan programda Yeniden Refah Partisi İl Başkanı İbrahim Yaşar, Samsun Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Av. Adem Güney, Yeniden Refah Partisi Genel Başkan Yardımcıları Cengiz Zor ve Nurettin Gül konuşmalar yaptı.
Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, “Evet yıllar boyu partilerimizi kapattılar ama kalplerimizi kapatamadılar inşallah. Samsun’da böyle bir manzara görüyorum. Vefatının 13. yılında merhum Erbakan hocamızı rahmetle anıyor, hayırla yad ediyoruz. Yeniden Refah Partimiz üye rekorlarında birinciliği kimseye kaptırmıyor. 1 Mart günü konuşmamda dedim ki ‘450 bini geçtik, 452 bin 800 olduk.’ 2 Mart’ta İstanbul’da konuşma yaparken arkadaşlar dediler ki ‘455 bin 300 oldu.’ Üye sayımız günde 2 bin 500 artıyor. Günde 2 bin 500 demek, ayda 75 bin demektir. 1 yılda neredeyse 1 milyon üye demektir. Bugün itibarıyla 455 binin üzerindeyiz. İnşallah 31 Mart seçimlerine 500 binin üzerinde üyeyle gireceğiz. Türkiye’nin üye sayısı bakımından üçüncü büyük partisi olarak gireceğiz. 6 ay önce eylül ayının başında 265 bin üyeyle başladık. 6 ay içinde 455 bine geldik. Bu 6 ayda yüzde 80 büyüme demektir. Böyle bir büyümeyi başka bir siyasi partinin göstermesi mümkün değildir. İnşallah 500 bini geçip seçimlere girdikten sonra hemen takip eden birkaç ay sonra 1 milyonu da geçeceğiz. ve inşallah 2028’de milli görüş ve Yeniden Refah’ı iktidara taşıyacağız. İnşallah Türkiye’nin en hızlı büyüyen siyasi partisi olarak adım adım 31 Mart akşamına doğru gidiyoruz. Önce 31 Mart’ta yerel yönetimlerde Yeniden Refah’ı, milli görüşü iktidar yapacağız. Bu iktidar bizlere hem ahlaklı belediyeciliği getirmiş olacak hem de 2028’deki iktidarın kapısını açacak inşallah” dedi.
Genel Başkan Yardımcısı Cengiz Zor, “Samsun gerçekten Türkiye’nin incisi. Her bir yanında her türlü güzelliği var. Sadece bir eksiği var ki milli görüşçü belediye başkanları yok. 1 Nisan sabahı Samsun’a milli görüşçü belediye kadroları elini değdirdiği zaman bu Samsun başka bir Samsun olacak inşallah” diye konuştu.
Genel Başkan Yardımcısı Nurettin Gül ise, “Partimizin kuruluşunda birşey söylenmişti. Gün gelecek yeniden salonlara sığmayacağız denmişti. Bu manzarayı görünce aklıma geldi. Bugün yeniden salonlara sığmıyoruz. Milli görüşün ikinci 40 yılında partimiz hızla büyümeye devam ediyor. Siz zafere inanmış bir topluluk olarak partimizi Türkiye’nin en hızlı büyüyen partisi haline getirdiniz. Bu nedenle tebrik ve takdir ediyorum. Türkiye’nin üçüncü büyük partisi olma yolunda adım adım hedefe gidiyoruz inşallah” şeklinde konuştu.
Samsun Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Adem Güney, “Artık Türkiye’de ve Samsun’da ahlaklı belediyecilik dönemi başlıyor. Önce ahlak ve maneviyat diyen bir belediyecilik anlayışı Samsun’da 1 Nisan itibarıyla hakim kılınacaktır. Artık şefkatle muamele eden, hak ve adaleti üstün tutan, ahlaklı belediyecilik geliyor. Artık gardiyan belediyecilik değil, milletine karşı daima dürüst, güvenilir, garson belediyecilik başlıyor. Rüşvetin kökünün kazındığı, yalanın, talanın olmadığı belediyecilik başlıyor” dedi.
Gençlere yönelik vaatlerinden söz eden Güney, “Gençlerimizin en iyi şartlarda yaşama ve sosyal hayata katılımı bizim en önemli görevimizdir. Bu amaçla gençlik konseyleri ile katılımcı bir yönetim sergileyeceğiz. 18-25 yaş aralığındaki tüm gençlerimize Genç Refah Kartı vereceğiz. Gençlerimiz bu kartla ister tiyatroya, ister sinemaya gidebilecek. Hasan Togar belediye başkanımızla söz vermiştik. İleri sürüş pistleri kurarak, gençlerimizin drift yapma ve hız yapma isteklerini güvenli bir ortama taşıyacağız. Burada hem güvenli bir ortam sağlanacak hem de uzman eğitmenlerle sürüş tekniklerini geliştirebilecekler” diye konuştu.
Toplantıda Yeniden Refah Partisi’nin 17 ilçede belediye başkan adayları açıklandı. Aday listesi ise şöyle:
Tekkeköy – Hasan Togar
Ladik – Adnan Topal
Çarşamba – Necattin Arpacı
İlkadım – Kemalettin Tangal
Atakum – Okan Keskin
Terme – Berat Çetin
Vezirköprü – Havva Şen Saygın
Kavak – Şerif Ün
Ayvacık – Refahittin Şencan
Salıpazarı – Alim Çakır
19 Mayıs – Şaban Şenocak
Canik – Yılmaz Hocaoğlu
Bafra – Şükrü Neiş
Asarcık – Hidayet Belik
Alaçam – Muhammet Ergin
Yakakent – Murat Marap
Havza – Engin Toprak – SAMSUN
]]>CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin Tekirdağ aday tanıtım toplantısında; “Recep Tayyip Erdoğan, dün bir kez daha seçimleri kaybettiğini görünce geçen sefer yaptığı gibi iftiraya, yalana, dolana, hakarete sarılacağını gösterdi ve sarıldı. Geçmiş seçimlerde, sonradan kendisinin yalan olduğunu kabul ettiği montaj videolarla ‘Efendim CHP’nin, Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayına, Sayın Kılıçdaroğlu’na güya Kandil destek veriyormuş, alkış yapıyormuş. Montaj video yapacak kadar utanmazlığı ele aldılar. Seçim geldi geçti. Yoksul insanları, dardaki insanları beka sorunuyla korkutarak, terörle iş birliği diye yalanlar atarak kandırıp oylarını aldılar. Şimdi 10 bin lira emekli maaşına mahküm ediyorlar. İşsizliğe, derin yoksulluğa mahküm ediyorlar. Pazar yerlerinde çürümüş, atılmış, ezilmiş sebze meyveyi yüzünü kapayarak toplayan analarımız var. Onlar o haldeyse yüzünü gizleyecek olan onlar değil; biziz, hepimiziz ama esas yüzünü gizleyecek olan Recep Tayyip Erdoğan’dır” dedi.
CHP Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkan adayı Candan Yüceer’in tanıtım toplantısı, kentteki bir otelde yapıldı. Programa CHP Genel Başkanı Özgür Özel de katıldı. Burada konuşan Özel, önceki gün Çorlu tren faciasının 19’uncu duruşmasına katıldıklarını ve adalet rayların altında kalmasın diye 25 Nisan’a ertelenen duruşmaya da gideceklerini söyledi.
“ÇORLU DAVASINDA TARAFIMIZI BELLİ ETTİK”
Özel, şunları dile getirdi:
“Biz oraya giderek ve örgütümüz ilk günden beri giderek, milletvekillerimiz ilk günden son güne kadar orada olarak aslında biz tarafımızı belli ettik. Biz mağdurdan yanayız ama birileri de tarafını belli edecek iki tane iş yaptılar. Bir tanesini şöyle yaptılar. Kaza olduğu sırada Devlet Demiryolları Ulaşım AŞ’nin genel müdürü olan kişi Veysi Kurt, uzun tartışmalardan sonra görevden alınmıştı. Onu, karar duruşması diye bizim bildiğimiz, onların da duruşmayı erteleyeceklerini bildikleri günden 4 gün önce bu sefer Devlet Demiryolları’nın, TCDD’nin genel müdürlüğüne getirdiler. Yani Recep Tayyip Erdoğan diyor ki, ‘Siz mağdurdan tarafsınız ama şunu bilin, ben onları yargılatmadım. Onları kanun önüne çıkartmadım. Onlara hesap sorulup da ipin ucu bana uzansın diye, Binali (Yıldırım) Bey üzerinden bize kadar gelsin diye gayretlerin karşısında dimdik durdum, siz mağdurun tarafında olabilirsiniz. Biz katilin tarafındayız’ dedi. Bu kadar net taraf koydu kendisine. O gün bilmiyorduk bunlara tepki gösterirken ama sonradan öğrendik ki, kazanın olduğu gün Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları’nın genel müdürü vardı, İsa Apaydın. O da ayrılmıştı. Bir yerlerde şirket kurmuş. O kurduğu şirketle ihalelere girermiş ve tam bizim duruşma salonunda olduğumuz dakikalarda Samandağ’da bir yol ihalesi karara bağlanmış, 1,3 milyar lira İsa Apaydın’ın kurduğu şirkete verilmiş. Yani Tayyip Erdoğan diyor ki, ‘Madden de arkalarındayım, manen de arkalarındayım. Ben burada kimseyi yargılatmadım. Sadece çok alt düzeydeki sorumluların yargılanmasına izin verdim. Kimi atadıysam arkasında durdum. Bundan sonra da durmaya devam edeceğim’ dedi. Biz de buradan Tayyip Erdoğan’a hatırlatalım. Sen kimin arkasında durursan dur, biz haklının yanında, mağdurun yanında, ezilenin yanında, yani Cumhuriyet Halk Partisi ki kimsesizlerin kimsesidir; O senin kimsesiz gördüklerinin yanında kapı gibi durmaya devam edeceğiz.”
“BÜYÜKŞEHİRLERDE 5 GÜÇLÜ KADIN ADAYIMIZ VAR”
Bugün de Yüceer’in aday tanıtım toplantısı için Tekirdağ’da olduklarını belirten Özel, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Tabii Cumhuriyet Halk Partisi, Atatürk’ün kurduğu parti. Daha dünyada, dünya kadar ülkede kadınlar oy kullanamazken seçme ve seçilme hakkının tanındığı bir ülkedeyiz. Nice Avrupa Birliği ülkesi bizden 30 sene sonra kadınlara oy kullandırtmaya ya da onları milletvekili yapmaya, belediye başkanı yapmaya başladı. Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyetin kuruluşunun üzerinden 10 yıl geçmeden bu önemli vizyonu ortaya koydu ve bize de bunu öğütledi. Biz o yüzden Cumhuriyet Halk Partisi’nin aday belirleme süreçlerinde mutlaka kadın adayların ve gençlerin olması gerektiğini düşündük. Kadınla ilgili mesele şudur. Hayatın tam yarısı kadınlardan ve erkeklerden oluşurken bu kendiyle çok övünen, kendini vazgeçilmez gören biz erkeklerin her birini hem dünyaya getiren hem yetiştiren, ilk bilgileri verenler kadınlarken, en iyi öğretmenleriniz kadınlarken maalesef bizler Cumhuriyet Halk Partisi’nde siyaset yapanlar, Atamızın vizyonunu takip ettirip bugünlere getirmekte önemli bir eksiklik ve mahcubiyet içindeyiz. Rakamlar kötü. Benden önce bu görevi yapan Sayın Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu, çok önemli bir vizyon koydu, kadın kotası getirdi, gençlik kotası getirdi, mücadele etti ama eldeki rakamlar bu seçimlerde Cumhuriyet Halk Partisi’nde tam iki katına çıkabiliyor. Yine de yeterli değil ama Cumhuriyet Halk Partisi’nin yönettiği büyükşehirlerde Muğla varken elimizde, İzmir varken, Aydın varken, Antalya varken, İstanbul, Ankara varken, Mersin, Adana varken sadece bir kadın büyükşehir belediye başkan başkanımız vardı. Sevgili Topuklu Efe’miz. Bu dönem 5 güçlü kadın adayımız var. Bu 5 adayımızın gönül ister, 5’i de seçimi alsın. 5’te 5 yapmak istiyoruz. Gün gelecek, Cumhuriyet Halk Partisi grubunun yarısı kadın, yarısı erkek olacak. Belediye başkanlarının yarısı kadın, yarısı erkek olacak.”
“KADİR BAŞKAN, TAYYİP BEY GİBİ YAPMIYOR”
Tekirdağ’da CHP’li mevcut Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Albayrak’ın ailesindeki bir sağlık sorunu nedeniyle İzmir’e gittiği için programda olmadığını söyleyen Özel, şöyle devam etti:
“Candan Başkan’ın ondan alacağı ve sürdüreceği en önemli özellik şu. Hiç yöneticilikte Tayyip Erdoğan’a benzemiyor Kadir Başkan. Tayyip Erdoğan diyor ki, ‘Ben iktidarım. Bak, Hatay muhalefette kaldı. Boynu bükük kaldı’ diyor. Yani ‘Bana oy vermeyene hizmet etmedim’ diyor. Diyor ki Hataylılara, ‘Deprem geçirdiniz. Çadırda kaldınız. Açıkta kaldınız. Şimdi konteynerdesiniz. Bir kısmınız hala çadırda. Sorununuz çok ama sizin bir kusurunuz var. Oyu bana vermemek. O yüzden sizi cezalandırıyorum’ diyor. Hatta diyor ki, ‘Bak, bir daha sandığa gideceksiniz. Benim partime oy vermezseniz mahsun kalırsınız’ diye şantaj yapıyor. Burada 11 ilçe belediyesi var. 7’sini Cumhuriyet Halk Partili belediyeler yönetiyor, 4 tanesini de CHP’li olmayan belediyeler. Her bir belediye başkanı hakkını teslim ediyor ki, bunu bütün Tekirdağ biliyor. Kadir Başkan, Tayyip Bey gibi yapmıyor. Bizde olmayan belediyeyle olan belediyeye eşit davranıyor. Oy vermeyen kimseyi oy verenden ayırmıyor. Kendisine gerçek bir devlet adamı olduğu için yürekten teşekkür ediyorum.”
“TELAFİ EDİCİ BÜYÜMEYİ BÜYÜMEDEN SAYIYORLAR”
Albayrak’ın diğer çalışmalarını öven ve bundan sonra da parti bünyesinde çalışmalarını sürdüreceğini vurgulayan Özel, bundan sonraki süreçte de Yüceer’in, Tekirdağ’ı örgütle birlikte yöneteceğine işaret etti. Bölgedeki tarımın önemine de dikkat çeken Özel, şunları söyledi:
“2023 rakamları açıklandı. Tekirdağ için de çok önemli, benim memleketim için de. Güya Tayyip Bey diyor ki, ‘Hani yokluk, yoksulluk vardı? Bakın, Türkiye büyüdü’. Bir ara öyle bir küçülttüler ki, şimdi telafi edici büyümeyi büyümeden sayıyorlar. Türkiye toplamda büyüdü diye gösteriyorlar ama tarımda Türkiye, 2021’de yüzde 3 daralmıştı. Bu sene büyüyecek deniyordu. Yine yüzde 0,2 küçülmüş Türkiye gibi nüfusu artan, Türkiye gibi İhracatı olan, Türkiye gibi beslenme konusunda çok üst düzeyde bir talebin ortaya çıkmış olduğu; büyük bir ordusu, güçlü bir ordusu olan, genç bir nüfusu olan ülkede ve bu kadar verimli toprakları olan bir ülkede tarımın küçülmesini asla ve asla içimize sindiremiyoruz. Gıda enflasyonu, TÜİK’e göre bile yüzde 70. Gerçek gıda enflasyonu yüzde 120 ile 145 arasında ölçülüyor. Bir yandan Mehmet Şimşek, Türkiye’nin kişi başına milli gelirinin 13 bin 110 dolara çıktığını söylüyor ama bir yandan en düşük emekli maaşı 10 bin lira. Açlık sınırı 16 bin 200 yüz lira. 10 bin liralık emekli maaşı 3 bin 800 dolardır. 17 bin liralık asgari ücret, 6 bin 400 dolardır. Türkiye’de kişi başına 13 bin dolar düştüğüne göre emeklinin kayıp 10 bin doları nerededir? Kayıp 10 bin doları var emeklinin. Asgari ücretlinin kayıp 7 bin doları vardır. Bu ülkenin emeklisi ve bu ülkenin çalışanları, her birinin cebinde yıllık 10 bin dolar, 300 bin lira para kayıpsa, bütün asgari ücretlerin cebinden 7’şer bin dolar, 210 bin lira yıllık kayıpsa bu para kimin cebinde durmaktadır? İşte bunun hesabını sormak zorundayız.”
“TERÖR DİYE KANDIRIP OY ALDILAR”
Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın propagandalarına da değinen Özel, şöyle konuştu:
“Recep Tayyip Erdoğan, dün bir kez daha seçimleri kaybettiğini görünce geçen sefer yaptığı gibi iftiraya, yalana, dolana, hakarete sarılacağını gösterdi ve sarıldı. Geçmiş seçimlerde, sonradan kendisinin yalan olduğunu kabul ettiği montaj videolarla ‘Efendim CHP’nin, Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayına, Sayın Kılıçdaroğlu’na güya Kandil destek veriyormuş, alkış yapıyormuş. Montaj video yapacak kadar utanmazlığı ele aldılar. Birçok insana da şunu söylediler. ‘Evet. Açsın. Yoksulsun. İşsizsin. Güvencesizsin ama tehlike büyük. Vatanı bölecekler, oyu bize vermelisin. Bayrağı indirecekler, oyu bize vermelisin. Ezanı dindirecekler, oyu bize vermelisin’. Bu çok büyük bir yalandı. Seçim geldi geçti. Yoksul insanları, dardaki insanları beka sorunuyla korkutarak, terörle iş birliği diye yalanlar atarak kandırıp oylarını aldılar. Şimdi 10 bin lira emekli maaşına mahküm ediyorlar. İşsizliğe, derin yoksulluğa mahküm ediyorlar. Pazar yerlerinde çürümüş, atılmış, ezilmiş sebze meyveyi yüzünü kapayarak toplayan analarımız var. Onlar o haldeyse yüzünü gizleyecek olan onlar değil; biziz, hepimiziz ama esas yüzünü gizleyecek olan Recep Tayyip Erdoğan’dır. Gelinen bu noktada yine yalana sarılarak insanların açlıklarını, yokluklarını başka bir şeyle telafi etmeye çalışıyor.
“BAYRAK VE EZANLA TEHDİT EDİYORLAR”
Aynı Hitler gibi… Yıllar önce Alman halkı açlıktan kırılırken, Alman bebeler açlıktan ağlarken Goebbels, Hitler’e şöyle metinler yazıyordu: ‘Alman çocuklarının tereyağına değil, güçlü Alman tanklarına, gres yağına ihtiyacı var’. Şimdi burada bayrak ve ezanla tehdit ediyor. Seçim geçti. O beş vakit mübarek ezanı okuyan müezzinin hakkını yine sizin vekilleriniz savunuyor. Diyorlar ki müezzinlere, imamlara, Diyanet Sen’e, ‘Siz faizsiz bankacılığa gideceksiniz. Onlar size promosyon verecek. Özel bankanın verdiği onda birine razı etmeye çalışıyorlar’. Ezanı susturacak diyenler, ezanı okuyanın hakkını savunuyor. Tayyip Erdoğan da onun hakkını yedirtiyor. Buradan şunu söyleyelim. Ben Tekirdağ İl Başkanımın, adaşımın gözünün içine baka baka söyleyeyim. O da gittiği her yerde bunu söylesin. Bu ülkenin beka sorunu olduğunda kimin ne yaptığını hepimiz biliyoruz. Beka sorunu nedir? Yok olma, istila olma, zapt edilme, ele geçirilme; oldu mu? Vallahi oldu. Matbaayı 200 yıl geç getirince, adamlar 200 yıl ileri geçince, teknolojiye değil de saraylara yatırım yapınca, akla, insana değil de şatafata yatırım yapınca ve 1200’lerde İngiltere’den parlamento deneyimi başlarken, 1700’lerde Fransa kendi devrimlerini yaparken, herkes demokrasiye giderken tek adam rejimi sürünce bu memleket, yapamadığımız toplarla, yapamadığımız donanmalarla, tuhaf deyimlerle 30 yıl Haliç’e zincirlediğimiz donanma küflenmişken geldi işgal altına girdi.
“DÜŞMAN DONANMASINA KIRMIZI HALI SERİYORLARDI”
Bu ülkeye işgal donanmaları geldi. O gün bize bunlar, kendilerini milli görüp bizi gayrımilli ilan edenlerin çok sevdikleri, peşinden gittikleri, Numan Kurtulmuş’un dediği gibi ‘150 yıldır aynı yoldayız’ diyor. O yolun yolcuları, o düşman donanmasına kırmızı halı seriyorlardı. Bizim yolunun yolcusu olduğumuz Kartal istim botunun ucuna çıkmış, mavi gözleriyle ufka bakıp yanındaki yaverine ‘Korkma çocuk, geldikleri gibi gidecekler’ diyordu. Beka sorunu varken bizimkiler Bandırma vapuruyla Samsun’a, oradan Sivas’a, Erzurum’a, Ankara’ya savaşa; onunkiler İngiliz zırhlısıyla yurt dışına… Beka sorunu varken biz, İngiliz uçaklarının attığı İskilipli Atıf Hoca’nın, ‘Kurtuluş Savaşı’na katılmayın. Gazi Mustafa Kemal’in katli vaciptir’ yazıları atılırken biz Ankara Müftüsü Börekçi’nin fetvasını dinliyorduk. ‘Kurtuluş Savaşı’na katılmak her Müslüman’ın boynunun borcudur’ diyordu. Bugün, o Ankara Müftüsü Börekçi’nin daha sonra başına geçeceği Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kurulduğu gün.. Bugün 3 Mart. Güvence olan laiklik ilkesinin temellerinin atıldığı gündür.”
“İZMİR ADAYLARININ AFİŞLERİNDE AK PARTİ AMPULÜ YOK”
Özgür Özel, sözlerini şöyle tamamladı:
“Tayyip Erdoğan demiş ki dünkü yalanlarına, ‘Özgür Özel partisini topladı’ demiş. İnanamıyorum, bu sözleri nasıl söylüyor? Herhalde bunu nerede söylemem lazım, bilmiyorum. Sizin duymuş olmanız lazım. Ben demişim ki, ‘Seçim geçene kadar sahtekar olun. Sahte olun. Milleti kandırın. Sakın gerçek yüzünüzü göstermeyin’. Demişim ki, ‘Seçime kadar gizlenin, riyakarlık yapın. AK Partililerden oy toplayın’. Değerli partililerim, şimdi ben bir şey diyeceksem zaten açıktan söylüyorum da sen bize bir şey demedin demezsiniz. Ne diyeceğimi bilirsiniz ama bir şey diyeceksem, şunu söylerim. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün yolundan yürüyün derim. Zaten yürüyorsunuz. 6 okumuza ayrı ayrı sahip çıkın, derim. Derim ki örneğin günün birinde, Türkiye’ye yine had bildirmek için altıncı filo falan gelirse Tayyip Bey’in kendisinin abilerinin yaptığı gibi sakın ona doğru onu kıble görüp namaz kılmayın. Hemen gidin o altıncı filoyu denize dökün derim. Bir genç arkadaşımı görsem yakasında rozeti yok, kendi rozetimi ona takarım. Ben rozetimizle gurur duyarım ama Tayyip Bey ne yapıyor? İzmir’de Tayyip Bey’in büyükşehir belediye başkan adayı, ilçe belediye başkan adayları bırak rozet takmayı, billboardda AK Parti’nin ampulü yok, arabada AK Parti’nin ampulü yok, afişte, broşürde AK Parti’nin ampulü yok. Diyor ya, ‘Sahtekar olun, kendinizi gizleyin, oy alın, gerekirse riyakarlık yapın dedi Özgür’. Bakın, kişi kendinden bilir işi. Biz böyle bir şeyi aklımızdan bile geçirmedik. Onurla, gururla burada rozet ama İzmirlilere ‘Aman rozet kullanmayın. Benim ismimi bile asmayın. Belki ancak o zaman İzmir’de şansınız olur’ diyen riyakarı da bütün Türkiye’ye bir kez daha gözler önüne seriyorum. Recep Tayyip Erdoğan’dan başkası değildir.”
]]>ABD’likimya profesörü Michelle Francl’in yazdığı kitapta, biraz tuz eklemenin çayı daha iyi hale getirebileceği yönündeki önerisi
Hatta İngiltere’deki ABD Büyükelçiliği, sosyal medya hesabından bir açıklama bile yayımladı. Açıklamada, “İngiltere’nin güzel halkının yüreği ferah olsun; çaya tuz atmak gibi akla hayale sığmayacak bir düşünce resmi ABD politikası değildir. Hiçbir zaman da olmayacaktır” ifadelerine yer verildi.
Bu tartışmayla ilgili birçok esprili haber yayımlandı.
Serious Eats yazarları ve editörleri tat testi bile yaptı ve en nihayetinde de “Steeped: The Chemistry of Tea” kitabının yazarı kimyager Francl’ın haklı olduğu sonucuna vardılar.
Onlara göre de demliğe az miktarda tuz eklemek gerçekten de çayın acılığının bir kısmını gideriyordu.
Peki çay ve onu doğru şekilde demlemek İngiltere’de neden bu kadar çok insan için önemli?
Çayın İngiltere’deki tarihi incelendiğinde, çay yapma yöntemlerinin pek de tekdüze olmadığını görmek mümkün.
Çay 17. yüzyılda İngiltere’ye ilk getirildiğinde sütsüz içiliyordu; örneğin İngiliz yazar Samuel Pepys Eylül 1660’ta bir Salı günü ilk kez içtiği çayı sütsüz betimliyor.
Şekerse daha yaygın bir şekilde çaya katılıyordu.
İngiliz çay kültüründe alışkanlık haline gelen süt ilavesi çok daha sonra geldi.
Vergiler düşürüldü
“Scoff: Britanya’da Yemek ve Sınıfın Tarihi” isimli kitabın yazarı tarihçi Pen Vogler’e göre insanlar çay demlemenin çeşitli yollarını aradı.
Vogler, hükümet politikalarının da çayın birçok İngiliz için günlük bir ihtiyaç olarak yerleşmesine yardımcı olduğunu söylüyor.
18. yüzyılda çayın vergilendirilme biçiminde önemli değişikliklere gidildi ve çay bir lüks olmaktan çıkıp herkesin alabileceği bir şey haline geldi.
Vogler, “The East India Company (EIC) [İngiltere’nin Hindistan’daki sömürge aracı olan “Doğu Hindistan Şirketi”] hükümete o kadar bağlıydı ki, 2008 krizindeki bankalar gibi, batmak için çok büyüktü. Temelde çay ticareti yapıyordu” diyor.
EIC’nin o zamanki direktörü ve ünlü İngiliz çay markası Twining’s’in kurucusu Richard Twining, Çin çayına daha fazla talep yaratılması için dönemin başbakanı William Pitt’e başvurdu ve hükümet çay üzerindeki vergileri yüzde 119’dan yüzde 12,5’e düşürdü.
Böylece her sınıftan ve gelir düzeyinden insanlar arasında çay içmek mümkün hale geldi.
Bu durum, sonunda Britanya adalarının çok ötesinde etkilere neden oldu.
Ekonomist Francisca Antman’a göre, 18. yüzyılın sonlarında İngiltere’de o kadar çok çay içiliyordu ki, bu durum ortalama yaşam süresini kayda değer ölçüde uzatmış olabilir; çünkü suyun kaynatılması bakterileri öldürür.
İngilizler Hindistan’a hükmettiğinde, Çin çay bitkileri İskoç bir botanikçi tarafından çalındı, daha sonra da bitkilerin orada da yetişebildiği görüldü. Böylece mahsulü denetleyenler İngiliz sömürgecileri oldu.
Vogler, “Çay, İngilizlere özgü bir şey olarak görülmeye başlandı” diyor.
Dahası, Londra Queen Mary Üniversitesi’nde 18. yüzyıl çalışmaları profesörü ve “Çay İmparatorluğu: Dünyayı Fetheden Asya Yaprağı” kitabının ortak yazarı Markman Ellis, uluslararası alanda satılan çayın neredeyse tamamının dünyanın geri kalanına giderken Londra’dan geçtiğini söylüyor.
Çin ve Hindistan’da pek çok insan yakınlarda yetişen çayı içiyordu. Geri kalanlar içinse çay Londra üzerinden gidiyordu.
Bu gerçeklerden hareketle, çayın özünde “İngiliz” olduğuna dair yaygın bir inanış doğdu.
Adı ne olursa olsun İngiliz çayının (English Breakfast Tea) İngiltere’den binlerce kilometre uzakta yetiştirildiğini öğrenmek bugün basit birkaç Google aramasıyla çok kolay olsa da, bu inanış bugün bile değişmedi.
Ulusal efsane yaratma süreci
Tüm bölgesel ve sınıfsal farklılıklarıyla birlikte, İngiliz çay yapma yöntemleri, dünyanın geri kalanının çayı nasıl demlediğini düşündüğümüzde, oldukça küçük bir örnek olarak kalıyor.
Örneğin Çin’in kendine özgü epiküryen ve proleter çay demleme yöntemleri var. Hint alt kıtasındaki insanlar masala çayını bambaşka bir şekilde demliyor.
Gıda tarihçisi Helen Saberi’nin “Çay: Küresel Bir Tarih” kitabının açılış cümlelerinde, “Çinliler onu küçük fincanlardan yudumlar, Japonlar çırpar. Amerika’da buzlu servis ederler. Tibetliler tereyağı koyar. Ruslar limonla servis eder. Kuzey Afrika’da nane eklenir. Afganlar kakule ile tatlandırır” diyor.
Dünyanın dört bir yanında geçerli çay demleme tariflerinin listesi uzayıp gidiyor.
Ancak İngiltere’deki pek çok kişi için çay bir şekilde hala “ülkeye has” bir şey olarak duruyor.
Londra Queen Mary Üniversitesi’nde öğretim görevlisi ve “Ellis’s Empire of Tea” kitabının yazarlarından biri olan Richard Coulton, “İngilizler çay içerek ulusal bir efsane yaratma sürecine girdiler” diyor:
“Bence bugün İngilizler ideal bir fincan çay konusunda heyecanlanıyorlarsa, bunun bir nedeni, küresel hakimiyet deneyimlerine yönelik gizli bir kültürel özlem olabilir. Ya da bunun en azından bu şanlı geçmişin hikayelerine duyulan nostalji olduğuna inanıyorum.”
İngiltere’de insanlar çay hakkında konuşmayı seviyor çünkü çay her yerde.
Vogler bunu, “Çay günlük rutinimizi işaret ediyor. Nasıl her gün işe gidip geliyorsak, çay da günlük ritminizin gerçekten önemli bir parçası” sözleriyle açıklıyor ve şöyle devam ediyor:
“Tüm tarihi nedenlerden dolayı çayla aşırı özdeşleşiyoruz. Bunu tam bir çay fanatiği olarak söylüyorum. Çayı seviyorum.”
]]>Amerika Birleşik Devletleri’nde kadın işçiler, daha iyi çalışma koşulları istemiyle tekstil fabrikasında 8 Mart 1857’de grev başlattı. Grev sırasında fabrikada çıkan yangında çoğu kadın 100’den fazla işçi hayatını kaybetti.
Kopenhag’da 1910 yılında toplanan Dünya Kadınlar Kongresi’nde 8 Mart, New York’taki tekstil fabrikasında ölen kadın işçiler anısına “Emekçi Kadınlar Günü” olarak belirlendi.
Kadına şiddet uygulayan kişilere elektronik kelepçe veya bileklik takılmasına imkan sağlayan Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesine İlişkin Kanun Tasarısı, TBMM Genel Kurulu’nda 8 Mart 2012’de oybirliğiyle kabul edildi.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasının ardından Meclis’in 3 Mart 1924’te kabul ettiği yasayla hilafet kaldırıldı.
Saltanatın 1 Kasım 1922’de kaldırılması ve Cumhuriyet’in ilanının ardından halifeliğin kaldırılması gündeme geldi. 3 Mart 1924’te kabul edilen yasayla halifeliğin kaldırılmasına ve Osmanlı hanedanının sınır dışı edilmesine karar verildi. Halife Abdülmecit 4 Mart sabahı ülkeden ayrıldı.
Meclisin aynı gün kabul ettiği “Tevhidi Tedrisat” yasasıyla bütün okullar Milli Eğitim Bakanlığına bağlandı. Ardından medreseler ve mahalle mektepleri kapatıldı.
Bir başka yasayla da “Şer’iye ve Evkaf ve Erkanıharbiyei Umumiye Vekaletleri (bakanlıkları)” kaldırılarak yerlerine Diyanet İşleri Başkanlığı, Vakıflar Genel Müdürlüğü kuruldu, Genelkurmay Başkanlığı oluşturularak hükümetten ayrıldı.
Belli başlı öteki olaylar:
3 Mart
1878- Osmanlı ile Rusya arasında Ayastefanos Antlaşması imzalandı.
1883- Mektebi Sanayii Nefise (Güzel Sanatlar Akademisi) öğretime açıldı.
1924- Halifeliğin kaldırılması ve Osmanlı hanedanı mensuplarının yurt dışına çıkarılmasına ilişkin yasa kabul edildi. Tevhidi Tedrisat Kanunu çıkarıldı. Şer’iye ve Evkaf ve Genelkurmay Bakanlıkları kaldırıldı. Diyanet İşleri Başkanlığı, Vakıflar Genel Müdürlüğü kuruldu. Genelkurmay Başkanlığı oluşturuldu ve hükümetten ayrıldı.
1925- Şeyh Sait isyanının büyümesini önlemek için Takriri Sükun Kanunu kabul edildi, İstiklal Mahkemeleri kuruldu.
1942- Türk Ressamlar Cemiyeti, İstanbul’da faaliyetlerine başladı.
1980- Eski Hatay Cumhurbaşkanı Tayfur Sökmen, 88 yaşında İstanbul’da vefat etti.
1983- Çizgi roman Tenten’in çizeri Georges Remi (Herge) öldü.
1992- Zonguldak Kozlu’daki grizu faciasında 263 kişi yaşamını yitirdi.
1994- TBMM Genel Kurulunca, DEP’li Selim Sadak ve RP’den istifa eden İstanbul Bağımsız Milletvekili Hasan Mezarcı’nın dokunulmazlığı kaldırıldı.
2008- Rusya’da devlet başkanı seçimini Başbakan Birinci Yardımcısı Dimitriy Medvedev yüzde 70,28 oy alarak kazandı.
2013- Gerçek adı Müslüm Akbaş olan ve arabesk müzik hayranlarınca “Müslüm Baba” diye anılan sanatçı Müslüm Gürses, baypas ameliyatının ardından 4 ay yoğun bakımda tedavi gördüğü hastanede 60 yaşında hayatını kaybetti.
2013 – Voleybolda, Erkekler CEV Kupası Finali rövanş maçında Halkbank, İtalya’nın Andreoli takımını 3-2 yenerek şampiyon oldu ve erkeklerde CEV Kupası’nı alan ilk Türk takımı olarak tarihe geçti.
2016- Başbakanlık, MİT tırlarının durdurulması davasına müdahil oldu.
2017 – Avusturyalı ressam Gustav Klimt’in 1907’de tamamladığı “Bauerngarten” (Çiçek Bahçesi ) adlı tablosu, Londra’da düzenlenen açık artırmada 59,3 milyon dolara satıldı.
2018 – Nobel ödüllü bilim adamı Prof. Dr. Aziz Sancar’ın yeğeni Hakan Sancar, bitkileri ölümsüzleştirmek için keşfettiği solüsyon ile su, hava ve güneşe ihtiyaç duymadan süs bitkilerinden ağaçlara ve yosunlara kadar her türlü bitkinin yıllarca canlı kalmasını sağladı. Sancar, dünyada sadece birkaç şirketin başarabildiği stabilizasyonu Türkiye’de gerçekleştirdi.
2018 – Antalya’nın fethinin ardından Selçuklu Sultanı İzzettin Keykavus’un yaptırdığı iki fetih kitabesi, metruk bir binanın bahçesinde bulundu.
2020 – Estonya’nın Tartu kentinde düzenlenen Ritmik Cimnastik Miss Valentine Grand Prix Turnuvası’nda millilerin genel tasnif ve top aletinde kazandığı iki madalya, Grup Milli Takımı’nın grand prix turnuvalarında aldığı ilk madalyalar oldu.
2021- FETÖ’nün, “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ne karşı açıktan giriştiği ilk operasyon” olarak tanımlanan 7 Şubat 2012’deki “MİT kumpası”na ilişkin 18 sanığın yargılandığı davada eski emniyet müdürleri Ali Fuat Yılmazer ve Yurt Atayün’ün de arasında bulunduğu 10 sanık, “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni ortadan kaldırmaya veya görevini engellemeye teşebbüs”ten ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı.
2021- İsrail’deki Ultra-Ortodoks Yahudiler (Harediler), Batı Kudüs’te haber çekimi yapan Anadolu Ajansı (AA) ekibinin aracına saldırdı. Haredilerin, daha sonra taş ve sopalarla saldırmaya çalıştığı AA ekibi, olaydan zarar görmeden kurtulurken, saldırganlar hakkında şikayette bulundu. Olayla ilgili soruşturma açıldı.
2022- Formula 1 yönetimi, Rusya Grand Prix’sinin sözleşmesini feshederek yarışı takvimden çıkardı.
4 Mart
1193- Eyyubi Devleti’nin kurucusu ve Kudüs’te 88 yıllık Hristiyan hakimiyetini sona erdiren Selahaddin Eyyubi hayatını kaybetti.
1656- Düşük ayarlı para ve alınamayan maaşlar için ayaklanan askerler, IV. Mehmed’in onayıyla bazı saray ağalarını idam ettirdi.
1923- Mustafa Kemal Paşa’nın 17 Şubat’taki konuşmasıyla başlayan İzmir İktisat Kongresi sona erdi. Kongrede Misakı İktisadi kabul edildi.
1929- Takriri Sükun Kanunu yürürlükten kalktı.
1934- İstanbul Üniversitesinde açılan İnkılap Tarihi Enstitüsünde ilk dersi Milli Eğitim Bakanı Hikmet Bayur verdi.
1934- Ankara Radyosu yayına başladı.
1940- İstanbul’da yapılan Altıncı Balkan Güreş Şampiyonası’nda Türk takımı beş birincilik alarak altıncı kez şampiyon oldu.
1964- BM Güvenlik Konseyi, Kıbrıs’a uluslararası güç gönderme kararı aldı.
1992- İspanya’dan engizisyon baskısından kaçarak Osmanlı İmparatorluğu’na sığınan Museviler, Türkiye’ye gelişlerinin 500. yılını kutladı.
1994- Dokunulmazlıkları kaldırılan eski DEP milletvekilleri Leyla Zana, Sırrı Sakık, Ahmet Türk, Selim Sadak ve bağımsız milletvekili Mahmut Alınak gözaltına alındı. Hasan Mezarcı ve Selim Sadak serbest bırakıldı.
2002- Ilımlı Arnavut Lider İbrahim Rugova, Kosova’nın ilk devlet başkanı seçildi.
2015- Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk’te bir maden ocağında meydana gelen patlamada 32 kişi hayatını kaybetti.
2016- AA’nın Gazze’de görev yapan foto muhabiri Mustafa Hassona, önemli basın fotoğrafı yarışmalarından Pictures of the Year International’da (POYI) “Genel Haber Dalı Mükemmeliyet Ödülü”ne layık görüldü.
2016- İstanbul 6. Sulh Ceza Hakimliği, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine Zaman gazetesine kayyum atanmasına karar verdi.
2016- Muğla’nın Bodrum ilçesinde sahile vuran minik cesediyle gündeme gelen Aylan Kürdi ve teknedeki dört kişinin ölümüne ilişkin davada yargılanan Suriye uyruklu Muwafaka Alabash ve Asem Alfrhad, “göçmen kaçakçılığı” suçundan 4 yıl 2 ay hapis cezasına çarptırıldı.
2017- Somali Başbakanı Hasan Ali Hayri, kuraklık sebebiyle son 2 günde ülkenin güneybatısındaki Bay bölgesinde 110 kişinin öldüğünü açıkladı.
2021- Tatvan’a gitmek üzere Bingöl’den kalkan askeri helikopterin düşmesi sonucu 11 personel şehit oldu, 2 personel yaralandı.
2021 – Amerikalı Müslüman lider Malcolm X’in çocukluğunun geçtiği Boston’daki 2 katlı ev, ABD Ulusal Tarihi Yapılar Listesi’ne alındı.
2022- Uzun yıllar İtalya’nın Milan takımında forma giyen Hollandalı eski futbolcu Clarence Seedorf, Müslüman olduğunu açıkladı.
5 Mart
1920- Türkiye Yeşilay Cemiyeti kuruldu.
1934- Eski Milli Eğitim Bakanlarından Dr. Reşit Galip öldü.
1941- Türkiye’nin ilk Diyanet İşleri Başkanı Rifat Börekçi hayatını kaybetti.
1946- İkinci Dünya Savaşı’nda ortaya çıkan ve Sovyetler Birliği ile Doğu Avrupa ülkelerini simgeleyen “Demirperde” kavramı, ilk kez İngiltere Başbakanı Winston Churchill’in bir konuşmasında kullanıldı.
1953- Eski Sovyetler Birliği’ni yaklaşık 30 yıl yöneten ve geçirdiği beyin kanaması sonucu bilincini yitiren Jozef Stalin öldü.
1971- Amerikalı dört asker, Ankara’da terör örgütü THKO mensuplarınca kaçırıldı. Bir duyum üzerine polisin 5 Mart’ta üniversiteye düzenlediği baskında çatışma çıktı, Erdal Şener adlı öğrenci öldü, yaralananlar oldu. ABD’li askerler 8 Mart’ta serbest bırakıldı.
1994- Birleşmiş Milletler, Bosna’ya Türk askeri gönderilmesini kabul etti.
1999- Çankırı Valisi Ayhan Çevik, bombalı saldırıda ağır yaralandı, koruma polisi ve iki lise öğrencisinin öldüğü saldırıyı yasa dışı TİKKO örgütü üstlendi.
2009- Ergenekon soruşturması kapsamında Cumhuriyet gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay gözaltına alındı ve 6 Mart’ta tutuklandı.
2015- Konya’nın merkez Karatay ilçesi Ortakonak Mahallesi yakınlarında askeri bir uçak düştü. Genelkurmay Başkanlığından yapılan açıklamada, planlı eğitim uçuşu için kalkan F-4E 2020 uçağının, Konya Atış Sahası’nda kaza kırıma uğradığı, Kurmay Yüzbaşı Pilot Mustafa Tanış ile Kurmay Yüzbaşı Pilot Mustafa Delikanlı’nın şehit olduğu bildirildi.
2016- Dünyaca ünlü İslam alimi ve Kuzey Amerika Fıkıh Konseyi kurucusu Prof. Dr. Taha Cabir Al-Awani hayatını kaybetti.
2017- Suriyeli muhalifler, ülkenin kuzeybatısında Türkiye sınırında yer alan İdlib’in kırsalını bombalayan bir savaş uçağını düşürdü. Uçaktan paraşütle atlayan pilot, Hatay’ın merkez Antakya ilçesinde bulunarak hastaneye kaldırıldı.
2017- Antalya’da 12’ncisi düzenlenen Uluslararası Runatolia Maratonu’na katılan 36 yaşındaki sporcu Zeynel Murat Batur, bitiş çizgisine 500 metre kala kalp krizi sonucu hayatını kaybetti.
2021 – Katoliklerin ruhani lideri Papa Franciscus, Irak’ın başkenti Bağdat’a geldi. Uluslararası kamuoyunda gözler, tarihte ilk kez bir papanın ziyaret ettiği Irak’a çevrilirken Franciscus’un ülkedeki temasları nedeniyle 6 Mart Ulusal Hoşgörü ve Birlikte Yaşama Günü ilan edildi.
2022- Rusya-Ukrayna savaşı nedeniyle Ukrayna’dan Polonya’ya bir gün içinde 106 bin kişi geçti.
2023- Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca, 6 Şubat’ta meydana gelen depremlerde 1 milyon 728 bin binanın incelendiği, 227 bin 27 binanın yıkık, acil yıkılacak ve ağır hasarlı olduğu bildirildi.
6 Mart
1920- “Kaşağı”nın yazarı, ünlü öykücü Ömer Seyfettin, Haydarpaşa Hastanesi’nde öldü. Ömer Seyfettin, 12 Mart 1884’te Gönen’de doğmuştu.
1925- Takriri Sükun Kanunu’na dayanılarak İstanbul’da altı gazete ve dergi, Bakanlar Kurulu kararıyla kapatıldı. Kapatılan yayın organları şunlardı: Tevhidi Efkar, İstiklal, Son Telgraf, Aydınlık, Sebilürreşad ve Orak Çekiç.
1927- İstanbul Radyosu yayına başladı.
1948- Anadolu Ajansında 1925’te şirket kurucuları arasında yer alan ve “Başyazar” olan ünlü şair, yazar ve gazeteci Kemalettin Kamu 47 yaşında Ankara’da öldü.
1961- İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth, Türkiye üzerinden geçerken Ankara’ya geldi. Esenboğa Havalimanı’nda Devlet ve Hükümet Başkanı Orgeneral Cemal Gürsel tarafından karşılanan II. Elizabeth, Gürsel ile 40 dakika görüştükten sonra Türkiye’den ayrıldı.
1989- Şarkı sözü yazarı ve şovmen Fecri Ebcioğlu öldü.
1995- Avrupa Birliği üyesi on beş ülkeyle Türkiye arasında Gümrük Birliği Antlaşması imzalandı.
2002- Yargıtay 9. Ceza Dairesi, gazeteci yazar Çetin Emeç ve Turan Dursun ile İran rejim muhalifi Ali Akbar Gorbani’nin öldürülmesi olaylarının da aralarında bulunduğu birçok saldırıdan sorumlu tutulan İslami Hareket Örgütünün “İcra Şurası” üyesi İrfan Çağırıcı hakkındaki idam cezasını onadı.
2013- Venezuela’nın uzun süredir kanserle mücadele eden Devlet Başkanı Hugo Chavez, 58 yaşında hayatını kaybetti.
2016- Irak’ın Babil kentinde kontrol noktasına yönelik intihar saldırısında 52 kişi öldü, 100 kişi yaralandı. Saldırıyı terör örgütü DEAŞ üstlendi.
2016- İran’da yolsuzluktan yargılanan iş adamı Babek Zencani, idama mahkum edildi.
2016- Ankara’da düzenlenen Dünya Salon Okçuluk Şampiyonası’nda Makaralı Yay Genç Kız Milli Takımı altın madalya kazandı.
2017- ABD Başkanı Donald Trump, nüfusunun çoğunluğu Müslüman 6 ülkenin vatandaşlarına 3 ay yeni vize sınırlaması getiren düzenlemeyi imzaladı.
2018- “Ayla” filmi, ABD’de düzenlenen 24. Sedona Uluslararası Film Festivali’nde, “En İyi Yabancı Film” ve izleyici oylarıyla belirlenen “En İyi Film” ödüllerini kazandı.
2018- FETÖ’nün darbe girişimi sırasında Deniz Kuvvetleri Komutanlığındaki eylemlere ilişkin 73 sanığın yargılandığı davada hükmü açıklayan mahkeme, eski Harekat Başkan Vekili tuğamiral İrfan Arabacı ile eski İstihbarat Daire Başkanı tuğamiral Murat Şirzai’nin de aralarında bulunduğu 47 sanığa ağırlaştırılmış müebbet, 18 sanığa müebbet hapis cezası verdi.
2021 – Müzik dünyasında çığır açan kasetlerin mucidi, Hollandalı mühendis Lou Ottens, 94 yaşında öldü.
2023- Danimarka Savunma Bakanlığı, siber güvenlik tedbirleri kapsamında çalışanlarına resmi hizmette kullanılan cihazlarda TikTok’u kullanmasına yasak getirdi.
7 Mart
1917- Nick Larocca’nın “Original Dixiland Jazz Band” adlı orkestrası, ilk caz plağını New Jersey’deki Victor Co. plakçılık şirketi için doldurdu.
1927- İstiklal Mahkemelerinin görevi sona erdi.
1954- Petrol işletmeciliğini yabancı sermayeye açan Petrol Yasası kabul edildi. Petrol İşleri Genel Müdürlüğü kuruldu.
1969- Golda Meir, İsrail’in ilk kadın başbakanı oldu.
1977- Pakistan’da seçimleri Zülfikar Ali Butto kazandı.
1979- ABD uzay aracı Voyager I, Jüpiter ve Uranüs’ün Satürn gibi halkalara sahip olduğunu keşfetti. Voyager I, Jüpiter’in halkalı resimlerini dünyaya gönderdi.
1983- Zonguldak Ereğli Kömür İşletmelerinin Kandilli üretim havzasındaki Armutçuk Ocağı’nda meydana gelen patlamada 102 kişi öldü, 86 kişi yaralandı.
1989- Anayasa Mahkemesi, üniversitelerde “dini inanç sebebiyle boyun ve saçların örtü veya türbanla kapatılmasını” serbest bırakan yasayı iptal etti.
1990- Hürriyet Gazetesi Yönetim Kurulu Üyesi gazeteci yazar Çetin Emeç ve şoförü Ali Sinan Ercan, uğradıkları silahlı saldırıda yaşamlarını yitirdi.
2016- Rus tenisçi Maria Sharapova, Avustralya Açık’taki doping testinin pozitif çıktığını açıkladı.
2017- Fransa’da 7-12 Mart’ta düzenlenen Avrupa Salon Okçuluk Şampiyonası’nda ilk kez 8 kategorinin tamamında 24 sporcuyla mücadele veren Milli Takım’da klasik yay genç erkeklerde Erdal Meriç Dal Avrupa şampiyonu oldu.
2018- Türkiye’yi temsil etmek üzere UNESCO’dan davet alan Sivaslı halk ozanı ve şair Ayten Gülçınar, evinin önünde uğradığı silahlı saldırıda hayatını kaybetti.
2019- İstanbul’un en yüksek tepesine yapılan ve inşaatı 6 yıl süren Çamlıca Camisi’nde ilk ezan sabah namazında okundu.
2021- Ekvator Ginesi’nin Bata kentinde, askeri kışladaki cephanelikte meydana gelen 4 büyük patlamada, 105 kişi öldü, yüzlerce kişi yaralandı.
2022- Bilim insanları, ilk defa Güneş’ten 10 kat daha büyük kırmızı üstdev bir yıldızın patlayarak supernovaya dönüşmesini gözlemledi.
2023- AFAD’ın Kahramanmaraş merkezli depremlere ilişkin yayımladığı raporda, yıkılan binalarda kolon, kiriş ve perdelerde düz donatının kullanıldığı, hassas bölgelerde iri çakıl ve tahta gibi yabancı unsurlara rastlandığı tespitleri yer aldı, yönetmelik kurallarına ve esaslara uyulmadan inşa edilmiş yapıların ciddi hasar gördüğü vurgulandı.
2023- Hindistan ile Fransa orduları ilk kez “FRINJEX-23” adlı ortak askeri tatbikat yaptı.
8 Mart
1403- Osmanlı padişahı Yıldırım Bayezid, Akşehir’de yaşamını yitirdi.
1857- New York’ta tekstil işçisi kadınlar, “16 saatlik çalışma süresi, düşük ücret ve insanlık dışı çalışma koşulları” sebebiyle greve çıktı. Polisin müdahalesi ve ardından çıkan yangında 129 kadın işçi hayatını kaybetti. Kopenhag’da 1910’da toplanan Dünya Kadınlar Kongresi’nde, kadın işçilerin grevine atıfla bu gün “Emekçi Kadınlar Günü”, 8 Mart 1977’de ise BM tarafından “Dünya Kadınlar Günü” ilan edildi.
1948- Tanımladığı deri hastalığı “Behçet Hastalığı” adıyla dünya tıp literatürüne geçen, deri ve zührevi hastalıklar uzmanı Ordinaryüs Prof. Dr. Hulusi Behçet, kalp krizi sonucu öldü.
1952- ABD’nin Philadelphia eyaletinde ilk suni kalp ameliyatı yapıldı.
1954- Devletin siyasal prestijine ve mali gücüne zarar getirdiğine karar verilen ya da kişilerin özel hayatına tecavüz eden yazılar yazan gazetecilere ağır cezalar öngören Basın Kanunu, TBMM’den geçti.
1963- Suriye’de, darbe sonucu Baasçılar ve Nasırcılar iktidarı ele geçirdi. Baasçı subaylar, şubat ayında, Irak’ta da yönetimi ele geçirmiş ve Başbakan Kasım öldürülmüştü.
1972- Eski Başbakan Adnan Menderes’in oğlu Demokratik Parti Genel Başkan Yardımcısı Yüksel Menderes, Ankara’da intihar etti.
1984- 8 ilde olağanüstü hal uygulanmasıyla ilgili “Olağanüstü Hal Yönetmeliği” yürürlüğe girdi.
1996- Lefkoşa-İstanbul seferini yapan KKTC’ye ait bir yolcu uçağı kaçırılarak önce Sofya’ya, ardından da Münih’e indirildi.
2005- Çeçen lider Aslan Maşadov, bir çatışmada Rus güvenlik güçlerince öldürüldü.
2008- Hollanda’nın Lahey kentindeki Artistik Buz Pateni Uluslararası Aegon Kupası’nda, kadınlarda Tuğba Karademir 2. oldu ve Türkiye’ye bu spor dalında tarihte uluslararası bir yarışmada büyükler kategorisindeki ilk madalyayı kazandırdı.
2010- Elazığ’ın Karakoçan ilçesinde meydana gelen 6 büyüklüğündeki depremde 41 kişi öldü.
2012- Kadına şiddet uygulayan kişilere elektronik kelepçe veya bileklik takılmasına imkan sağlayan Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesine İlişkin Kanun Tasarısı, TBMM Genel Kurulu’nda oybirliğiyle kabul edildi.
2017- İsrail’de ezanın 23.00-07.00 saatlerinde hoparlörle okunmasının yasaklanmasına ilişkin kanun tasarısı mecliste (Knesset) yapılan ilk oylamada kabul edildi.
2017- Guatemala’da bir yetiştirme yurdunda çıkan yangında 13-17 yaşlarındaki 40 kız çocuğu hayatını kaybetti.
2018- Anadolu Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat’ın yaptırdığı burçların 94 yıldır yeri bilinmeyen kitabesi, Antalya Kaleiçi’nde bir evin duvarında bulundu.
2019- Şanlıurfa’da bulunan dünyanın en eski anıtsal tapınağı olarak kabul edilen, UNESCO Dünya Miras Listesi’ndeki Göbeklitepe’nin resmi açılışı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından yapıldı.
2021 – Tiyatro ve sinema sanatçısı Rasim Öztekin, İstanbul’da kalp rahatsızlığı sonrası kaldırıldığı hastanede 62 yaşında hayatını kaybetti.
2021 – Sırp tenisçi Novak Djokovic, tek erkekler dünya sıralamasında toplam 311 hafta zirvede yer almayı garantileyerek, İsviçreli Roger Federer’in rekorunu kırdı.
9 Mart
1764- Padişah III. Mustafa tarafından yaptırılan Laleli Camisi ibadete açıldı.
1796- Napolyon Bonapart ile Josephine evlendi.
1923- Sovyet lideri Lenin, geçirdiği felç sonucunda konuşma yeteneğini kaybetti.
1929- İstanbul’da Matbaacılık Mektebi açıldı.
1956- Kıbrıs Rum toplumunun lideri Başpiskopos Makarios, İngiltere tarafından Seyşel Adaları’na sürgüne gönderildi. Adanın İngiliz Genel Valisi John Harding, Makarios’un, terörizmi aktif olarak desteklediği için sürgün edildiğini açıkladı.
1957- Türkiye’nin ilk kadın doktor subayı Sema Aran, teğmen rütbesiyle göreve başladı.
1967- Gazeteci, yazar Vala Nureddin (Va-Nü), 66 yaşında İstanbul’da öldü.
1967- Gölcük Tersanesi’nde “Berk” adlı refakat firkateyninin yapımına başlandı.
1996- 1990 yılında öldürülen gazeteci Çetin Emeç’i vurduğu belirlenen İslami Hareket Örgütü’nün tim sorumlusu İrfan Çağırıcı, İstanbul’da yakalandı.
2001- Türk balesinin kurucusu Edris Stannus (Dame Ninette de Valois), İngiltere’de 104 yaşında öldü.
2003- Siirt’te yapılan milletvekili yenileme seçimlerinde üç milletvekilliğini alan AK Parti’nin Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan da parlamentoya girdi.
2007- İsviçre’de, Ermeni çevrelerinin “soykırım” iddiasının inkarını suç sayan yasayı ihlal ettiği gerekçesiyle yargılanan İşçi Partisi lideri Doğu Perinçek, Lozan Mahkemesince 9 bin İsviçre frangı para cezasına çarptırıldı. Bu ceza, mahkemece iki yıl tecil edildi.
2018- Tiyatro, sinema ve dizi oyuncusu Ercan Yazgan, tedavi gördüğü hastanede 72 yaşında hayatını kaybetti.
2019- Japonya’da yaşayan 116 yaşındaki Kane Tanaka, Guinness Dünya Rekorları tarafından dünyanın en yaşlı kişisi seçildi.
2020- Eski bakanlardan Şevket Kazan, Ankara’da tedavi gördüğü hastanede 86 yaşında hayatını kaybetti
2021 – Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov’un 19 Aralık 2016’da suikast sonucu öldürülmesine ilişkin FETÖ elebaşı Fetullah Gülen’in de arasında bulunduğu 28 sanığın yargılandığı davada 3 sanık ikişer kez ağırlaştırılmış müebbet, 2 sanık birer kez ağırlaştırılmış müebbet hapse çarptırıldı. 8 sanık 3 yıl 9 ay ile 10 yıl 6 ay arasında hapse mahkum edildi, 6 sanığın beraatine hükmedildi. Gülen’in arasında bulunduğu 9 firari sanığın dosyaları ayrıldı.
2021 – ABD merkezli düşünce kuruluşu Newlines Strateji ve Politika Enstitüsünün raporunda, Çin’in, Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki Uygur Türklerine karşı eylemlerinde, Birleşmiş Milletler Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nin tüm maddelerini ihlal ettiği ve bu halkı “yok etmeyi” amaçladığı ortaya konuldu.
2022 – Türk Havacılık ve Uzay Sanayii, T129 Atak Taarruz ve Taktik Keşif Helikopteri’nin yurt dışındaki ilk teslimatını Filipinler’e yaptı.
]]>CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Manisa’nın Soma ilçesinde halk buluşmasına katıldı. Özel, burada yaptığı konuşmada şunları söyledi:
“SEÇİM AKŞAMI BÜTÜN TÜRKİYE SOMA MANİSA’YI KONUŞACAK”
“Soma faciasından sonra geldik. Soma Kaymakamlığı önünde oturduk, kalkmadık. Ta Ankara’dan heyetler gelene kadar. Sözleri aldık. O sözler tutulana kadar Ankara’da meclisi kapattırmadık. Madencilere verilen sözler kısmen tutuldu ancak madenlerin güvenli olması, madenler güvenli olmadan madenlerin açılmamasına yönelik sözler çok azı tutuldu ama o günden bugüne Türkiye’nin dört bir yanında, Ermenek’ten başlayarak en son İliç’e kadar yine madenciler emeklerinin karşılığını almak yerine hayatlarını veriyorlarsa eğer bu Türkiye’de madencilerin ve emekçilerin daha verecek çok mücadelesi, yürüyecek çok yolu ve hep beraber elde edecek çok kazanımları olduğunu gösteriyor. Benim de size canım feda. Soma’ya gelince böyle duygular çok yüksek oluyor. Madenci kardeşim sesini duyurmak istiyor, emekçi, emekli kardeşim sesini duyurmak istiyor. Biz, o gün buradan yola çıktık. Somalı kardeşlerimizle birlikte büyük bir mücadeleyi verdik. Ama sonrasında çok üzüldük. Çünkü birileri Türkiye’nin başka bir yerinde, sıcak odalarında, ellerinde cep telefonları Twitter’da her seçim akşamı Soma’nın seçim sonuçlarına baktılar, bilir bilmez Soma’ya laf ettiler. Soma’da seçim kaybettiğimiz oldu, belediye başkan adayı gösterdiğimiz kazanamadığımız oldu. Ama Soma’ya, Somalının iradesine, Somalının oyuna, Somalının iyi niyetine, Somalının açık alınlığı, başı dik duruşuna hiçbir zaman laf söyletmedim, söyletmeyeceğim. Ama bu 31 Mart’ta yine Soma konuşulacak. Daha önce seçim kaybettiğimizde konuşanları susturdum. Sen biliyor musun Soma’daki zorluğu. Sen biliyor musun Soma’daki mücadeleyi? Sen anlar mısın açlıktan, yoksulluktan, işsizlikten dedim. Seçim akşamları onları susturdum. Ama bu seçim akşamı kimseyi susturmayacağım. Bu seçim akşamı bütün Türkiye Soma’yı konuşacak, Manisa’yı konuşacak. Çünkü bu sefer bu meydanı doldurduk ve Somalıların karşısına bu sefer kırk dört yaşında yirmi yıllık bir avukat, Soma davasını ilk günden son güne takip eden, Soma’da siz garibanın, Soma’da bir mağdurun, parası olmayan birinin devlette adliyede ne işi olsa her telefonda git onu bul dediğimiz Soma’nın bir civan mert delikanlısını benim çok değerli bir kardeşimi sizin evladınız Sercan Okur’u aday gösterdik. Gerçekten siyasetçinin telefonu yirmi dört saat durmaz çalar. Gece arar gündüz arar. Bayramda arar. Pazar günü arar. Telefonu açtığında karşındakinin derdini dinlediğinde önemli olan ona bir çözümü söyleyebilmek, onu doğru birine yönlendirebilmektir. Ben siyasete girdiğim günden beri Soma’da kimin başı sıkışsa Sercan’ı biliyor musun dediğimde bilirim der. Sizin Sercan Okur’u tanımayana tanıtmanız lazım. Bilmeyene bildirmeniz lazım. Ben Özgür Özel olarak Cumhuriyet Halk Partisi’nin Genel Başkanı olarak Sercan Okur’a kefilim, yanındayım, arkasındayım. Ona kefil olun ona bu seçimi siz kazandıracaksınız.
“CENGİZ ERGÜN VERDİĞİ SÖZLERİN HİÇBİRİSİNİ TUTMADI GİTTİ AKP’YE TESLİM OLDU”
Sandık başına gidince dört tane oy kullanılacak. Bu oylardan bir tanesi çok kıymetli, o oy, yakasında bir parti rozeti olmayan, arkasında bir parti gücü olmayan, tek başına çıkmış sizlerden oy isteyen muhtarın oyu. O oy demokrasi açısından en kıymetli oylardan bir tanesi. Bunun için sizden ricamdır. Hangi görüşten olursa olsun muhtarlarımıza sahip çıkalım. Ben hepsine başarı diliyorum. Yolları açık olsun. Hepsine kolay gelsin muhtar adaylarımızın. İkinci oy belediye meclisi için, üçüncü oy Soma’mız için, Sercan Başkanımız için ve dördüncü oy Manisa Büyükşehir Belediyesi için. İlk zamanlarda uzaktan davulun sesi hoş gelir. Manisaspor başkanıymış. Efendim eşi İzmir’denmiş. Ailesi CHP’liymiş diye laflarla bizim çok anlatmamıza, çok itirazımıza rağmen Cengiz Ergün seçildi. Ne yaptı verdiği sözlerin hiçbirisini tutmadı. Ne yaptı Manisa’da Türkiye’nin en pahalı suyunu sattı. Türkiye’nin en pahalı suyunu siz kullanıyorsunuz Cengiz Ergün yüzünden. Ne yaptı ulaşımı aksattı, arap saçına döndürdü. Türkiye’nin ölçek bazında en pahalı toplu ulaşımını siz kullanıyorsunuz. Önce ben de Atatürkçüyüm, ben de cumhuriyetçiyim, ailem sosyal demokrat diyerek oyları toplayan bu insan 2019 seçimlerinde AKP ile işbirliği yaptı. Cumhur İttifakı’nın adayı oldu. Kendi astığı Atatürk resimlerine söylediği birkaç cümleye aldanan Atatürkçüleri ve Manisa’nın güzel insanlarını kahrederek gitti AKP’ye teslim oldu.
“PEŞKEŞ ÇEKİLMESİNE FERDİ BAŞKAN ENGEL OLDU”
Ardından öyle bir dönem başladı ki Manisa’da sokağa çıkmaz oldu. Hiçbir iş yapmıyordu tamamen yapmaz oldu. Ama, Manisa’nın en güzel varlıklarını TÜGVA var ya Erdoğan’ın oğulları TÜGVA’lara, okçuluk vakıflarına, ENSAR vakıflarına peşkeş çekmeye başladı. Tayyip Erdoğan bunu en zayıf yerinden, bir takım davalarından dosyalarından yakaladı. Manisa’nın ne kadar güzel yeri varsa hepsini bunlara vermeye başladı. Verdi verdi verdi en sonunda hepimizin evlendiği nikah dairesini bile TÜGVA’ya verdi. SGK’ya ait Beyaz Fil’i aldılar, yıkmaya kalktılar, peşkeş çekmeye kalktılar, hepimiz itiraz ettik ama Cengiz Ergün nerede, Manisa’nın aleyhine bir şey varsa ona destek verdi. Peki karşısına kim dikildi? Bizim Ferdi. Sonra bir gün Manisa’da eko-turizm yapacaklar. Bir dağın başı. Oradaki alanda eko-turizm alanı ilan etmişler. Oyları vermişler, güzelim ormanın tepesindeki ağaçları kesiyorlar. Sonra bir baktık. Oraya villa yapıyorlar. Ferdi başkan peşine düştü. Yazdık, çizdik. ya bu eko-turizmdi. Bu olmaz. Yürütmeyi durdurma verin diye. Mahkeme davayı açacak ya. Taraflara tebliğ edecek ya. Adrese mektubu celbi yollayacak ya. Yolladığı kağıda bir baktık. Cengiz Ergün’ün kızının ismi. Meğersem o eko-turizm alanını bilinmedik bir turizm diye vermiş. Üstünden üç-beş ay geçmiş. Kızına devretmiş. Güzelim ormanın ortasında kızına villa yaptırıyormuş. Orayı kızına verdi. Kim engel oldu? Yine bizim Ferdi.
“350 DAİRE PARASINI KENDİNE ALMAK İÇİN DEĞİŞİKLİK YAPTI”
Yine bir gün Manisa’da imar plan değişikliği yapıldı. Ana cadde üzerindeki beş katlar, on beş kata çıkarıldı. Oradaki o değişiklik yapılırken oraya bir cümle koymuş. Eğer caddenin üstünde yeri olan bir arsanın devamında içeride de yerleri varsa onlara da on beş kat verilir. Bizim belediye başkanının orada küçük bir yeri varmış. Arkadaki parkla kendi arkasını değiş tokuş yapmış. Arkadaki koca arsaları da beş kattan on beş yapmış. Kaç daire fark ediyor? Üç yüz elli daire. Kaç para fark ediyor? Tam beş yüz milyon lira. Yani üç yüz elli daire parasını bir cümleyle kendine almak için değişikliği yaptı. Önergeyi verdi, verdi kim engel oluverdi yine bizim Ferdi. Şunun için anlatıyorum. Vicdansız, insafsız, gözü doymayan ve iktidarda kaldığı her gün kendini, ailesini, yandaşlarını bu yaptıkları görülünce de tehdit edilince de bütün Manisa’nın varlıklarını birilerine peşkeş çeken birisine karşı tertemiz. Sütte leke var onda yok. Yaptığı işi güzelce yapan her türlü kent suçunun karşısında dimdik ayakta duran, sokakta gezen ve asla ve asla surat asmayan, enerjisi bitmeyen yoksulu gördüğünde, emekçiyi gördüğünde yüzü gülen bir adayımız var. Mimar Ferdi Zeyrek.
“BU İŞİN AK PARTİ’Sİ MHP’Sİ KALMADI”
Bu işin AK Parti’si MHP’si kalmadı. Bu bir genel seçim değil. Bu seçimde artık, belediye başkan adayı seçiliyor. ve dürüst, çalışkan, namuslu sorun çözecek kişilere şehrin anahtarını vereceğiz. Belediyenin anahtarını vereceğiz. Ben size bir şey söyleyeyim. Kendi partisinde olsun. Sayın Devlet Bahçeli’nin karşısına götür. Bir tarafa mevcut belediye başkanını bir tarafa, Ferdi Zeyrek’i. Vallahi de billahi de Devlet Bey kendisi düzgün bir seçim yapacak olsa o belediye başkanı yerine elli kere Ferdi’yi seçer. Elli kere Ferdi’yi seçer. Cengiz Ergün bir kefeye Ferdi Zeyrek’i bir kefeye koyduğunda adaletin terazisi de, vicdanın terazisi de siyasetin terazisinde de Ferdi Zeyrek, ağır basıyor, ağır basıyor, ağır basıyor. O yüzden biz Cumhuriyet Halk Partililer olarak adaylarımızı sadece Cumhur Halk Partililere değil, şehrini seven, ilçesini seven herkese emanet ediyoruz.
“BEŞLİ ÇETEYE PARA VAR EMEKLİYE YOK”
Bugün sadece Soma’da değil, Türkiye’nin dört bir yanında televizyonlarının başına geçenler televizyonlarda bir umut, bir müjde bekliyorlar. Bunu bekleyenler, geçim sıkıntısı karşısında ezilenler, hayat pahalılığı karşısında ezilenler, zamlardan ezilenler, en çok da kimler, en çok da emekliler. Bakın meydanlarda bunu soruyorum. Meydanların çok önemli bir kısmı emekli. Canı yanıyor. Meydanlarda, mitinglerde sesimi duyurayım diye buralara koşuyor. Elleri kaldırtıyoruz, on taneden sekiz tanesi neredeyse on bin lira alıyor. Daha iki gün önce TÜRK-İŞ açıkladı. Açlık sınırı 16 bin 200 lira. Emekliler açlık sınırının altı bin lira altında geçinmeye zorlanıyorlar. Yokluğa, felakete, açlığa sürükleniyorlar. Yani TÜRK-İŞ’in hesaplarına göre, DİSK’in hesabı falan değil. Son bir ayda gıda enflasyonu yüzde on beşleri bulmuş. Ama bizim emeklimize o kadar düşük bir enflasyon hesabıyla zam yaptılar ki yüzde otuz üç zam yaptılar, yedi bin beş yüz lirayı on bin lira yaptılar ve açlığa sürüklediler. Ben emekliye para ver deyince, emekliye para verirsem, çalışanlara maaş ödeyemem diyor. Emekli başına yedi bin lira seyyanen zam sekiz yüz milyon para tutuyor, sekiz yüz milyon lirayı bulabilirsem çalışanların maaşını ödeyemem diyor. Emekliyle çalışanı karşı karşıya getirmeye çalışıyor. Oysa bu sene beşli çeteden, zengin müteahhitlerden, holdinglerden, yandaşlardan alması gerekip de vazgeçtiği vergi bu para kadar. Yani beşli çeteye para var. Emekliye para yok. Yani lüks otomobillerine, dünyanın en pahalı makam aracına fakat para var, emekliye yok. Uçan sarayına para var, emekliye para yok. Yazlık sarayına para var, emekliye para yok. Eğer emekliye para yoksa, 31 Mart’ta oy da yok. Öyle mi? Tayyip Erdoğan diyor ki emekliye para yok. Ben Tayyip Erdoğan’ın söylediğini söyleyeyim. Siz de sana da oy yok deyin. Belki duyar. Erdoğan diyor ki emekliye para yok. Oy yok, oy yok. Duyar da, duyar da bir şey yapar mı? Yapmaz. Çünkü o garibanın sesini, ezilenin sesini, yoksulun sesini duymaz. Onun duyduğu ses hep zenginlerin sesi, hep fabrikatörlerin sesi, hep patronların sesi. Ama ona sesimizi 31 Mart günü duyuracağız hep beraber.
“TEK ÇARE VAR O DA BİRLEŞMEK, BİRLİKTE OLMAK, BİZ BUNA TÜRKİYE İTTİFAKI DİYORUZ”
Soma olmuş, ders gibi. Biri diyor 3600 ek gösterge. Biri diyor motorum var mazotum yok. Biri diyor taşerondaydım, kadromu alamadım. Bir tanesi söylüyor. On lirayı gösteriyor cebimde bu kaldı diyor, ben emekliyim diyor. Cebimde bu kaldı diyor. Bu çarelerin, bu sorunların hepsinin çaresi vallahi ne bende, ne bir başkasında. Çaresi sizde, çaresi sandıkta. Şimdi bundan sonra hep birlikte yapacağımız bir şey var. 31 Mart tarihinde sandık başına gittiğimizde Cumhuriyet Halk Partisi’nin adaylarına oy vereceğiz. Ama bu adaylar CHP’nin adayları değil. Bu adaylar büyük bir ittifakın adayları. Bu ittifakın adı Soma’da Soma ittifakı. Manisa’da Manisa ittifakı Türkiye’de Türkiye ittifakı. Bu ittifakın rengi kırmızıyla beyaz. Ay yıldızlı al bayraktan alıyor rengini. İçinde sosyal demokratlar var. Milliyetçi demokratlar var. Muhafazakar demokratlar var. Bu partiye oy versin diye kimseyi ayırmıyoruz. Türk’ünü, Kürt’ünü, Laz’ını, Çerkez’ini, Karadenizlisini, doğulusunu, güneydekini, Manisa’dakini ayırmıyoruz. Soma’mızda, Karadeniz’den olanlar var. Güneydoğu’dan olanlar var, İç Anadolu’dan olanlar var. Buraların yerli olanları var. Ama herkes var. Sorun var. Ama, çözümde bir tek çare var. O da birleşmek, birlikte olmak. O yüzden biz buna Türkiye İttifakı diyoruz. Türkiye İttifakı kimden oy bekler. Türkiye İttifakı, milli takım gol atınca kim ayağa kalkıyorsa onlardan oy bekler. Türkiye İttifakı, Filenin Sultanları kazandığında kim gözyaşı döküyorsa onlardan oy bekler. Kimin karnı açsa, kimin maaşı yetmezse, kimin iş güvencesi yoksa, kimin çocuğu yurt dışına gitmek istiyor ve endişeleniyorsa onlar Türkiye ittifakındadırlar. Türkiye ittifakının renkleri bayrağımızın renkleridir. Kırmızı ve beyaz. Türkiye’yi sevenlerden oy istiyoruz. Öyle bedelli askerliğe kaçanlardan değil, gerekirse bu vatan için canını vermeye razı olanlardan oy istiyoruz. Zenginler bir yanda dururken, emeği sömürülen işçiden, fukaralardan, garibanlardan, emeklilerden, emekçilerden, genciyle, yaşlısıyla, bu memleketin güzel insanlarından oy istiyoruz. 31 Mart günü, Soma’yı Sercan Okur’a, Manisa’yı Ferdi Zeyrek’e. Bu iki genç adayımız, yaşları birbirine denk, ikisi de birbirinden yakışıklı, ikisi de birbirinden çalışkan, ikisi de birbirinden namuslu, bu iki evladımızı, bu iki kardeşimizi sizlere emanet ediyorum. Onları 1 Nisan sabahının belediye başkanları yapmaya söz mü? Size güveniyorum, size inanıyorum. Onları size, sizi de allaha emanet ediyorum.”
]]>İSTANBUL – İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, Eyüpsultan’da ‘Manzaram Eyüpsultan Seyir Terası’ açılış törenine katıldı. Yerlikaya, “Terör örgütlerinin her türlüsüne, organize suç örgütlerine, suç işlemekte kibirlenen kim varsa onlara millet iradesinden başka bir güç tanımamanın ne demek olduğunu gösterdik. Biz günün her vaktinde suç işlenmesini önlemek, eğer önleyemediysek en kısa zamanda onları yakalayıp adalete teslim etmek için çalışıyoruz” dedi.
Eyüpsultan Belediyesi tarafından Nişanca Mahallesi’nde yapımı tamamlanan ‘Manzaram Eyüpsultan Seyir Terası’ açılışı törenine İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, İstanbul Valisi Davut Gül, Eyüpsultan Kaymakamı İhsan Kara, Eyüpsultan Belediye Başkanı Deniz Köken, partililer ve vatandaşlar katıldı.
“90 projeden 91’incisini yaptık”
Programda konuşan Eyüpsultan Belediye Başkanı Deniz Köken, “2023’te projeye başladık. Yılbaşı öncesinde bitirmiştik havanın o halinde açılışını yapmayalım dedik. Baharı bekleyelim dedik. İçişleri Bakanımızı bekleyelim dedik, sizinle birlikte açmak istedim. Vatandaşlarımız İstanbul’u ve Eyüpsultan’ı buradan rahat izleyecekler. 90 projeden 91’incisini yaptık. Normal şartlarda gelecek projemiz içine dahil etmemiz gerekiyordu. Bir an önce açalım dedik. Çok yoğun bir talep vardı. 90+1’inci projemiz hayırlı olsun” dedi.
31 Mart seçimlerinde Deniz Köken ve Murat Kurum’a destek isteyen Bakan Ali Yerlikaya, “31 Mart akşamı inşallah ilçede ilk sayımda Deniz Köken Başkanımız hemen akabinde büyükşehir eminliğine Murat Kurum Başkanımızı iftiharla seçiyor muyuz? Artık seçime 30 gün kaldı. 91 eser çok önemli. Ben buna yüzde 10 diyorum” şeklinde konuştu.
“Sizin huzurunuz, güvenliğiniz için canla başla çalışıyoruz”
Göreve geldiği andan itibaren yoğun bir çalışma temposunda olduklarını söyleyen Bakan Yerlikaya, “İçişleri Bakanınız olarak 9 aydan beri gece gündüz gündüz demeden polisimiz, jandarmamız, sahil güvenliğimiz, sizin huzurunuz, güvenliğiniz için canla başla çalışıyoruz. Allah’ın izniyle de çalışmaya devam edeceğiz. İlk gün mesaiye başladığımız zaman hukuktan, insan haklarından, aziz milletimizin rızasından, gönlünden ayrılmayacağız, hep onu gözeteceğiz dedik. Allah’ın ipine sımsıkı sarıldık. Terör örgütlerinin her türlüsüne, organize suç örgütlerine, suç işlemekte kibirlenen kim varsa onlara millet iradesinden başka bir güç tanımamanın ne demek olduğunu gösterdik, gösteriyoruz, Allah’ın izniyle de göstermeye devam edeceğiz. Biz günün her vaktinde suç işlenmesini önlemek, eğer önleyemediysek en kısa zamanda onları yakalayıp adalete teslim etmek için çalışıyoruz. Bu inançla bize emanet edilen bu görevi kahraman polisimiz, jandarmamız, sahil güvenliğimiz ile beraber her geçen gün bir önceki günden daha azimli, daha kararlı, daha heyecanlı yerine getiriyoruz” ifadelerini kullandı.
“Burası iğne atsanız yere düşmeyecek hale gelecek”
Açılan teras hakkında konuşan Bakan Yerlikaya, “Göreceksiniz bu tepe turizmle ilgili rehberlerin, gözde mekanı olarak kayıtlara girecek. Burası iğne atsanız yere düşmeyecek hale gelecek. Çünkü buradan manzaraya baktığımız zaman hamdolsun diyoruz. Aziz İstanbul’umuzu, böyle güzel bir terastan seyretmek çok büyük bir onur ve çok büyük bir teşekkür halinde geri dönecektir” dedi.
Bakan Yerlikaya, esnaf ve vatandaşları ziyaret etti
Bakan Ali Yerlikaya ve Belediye Başkanı Deniz Köken ile beraberindeki heyet daha sonra Rami Yürüyüş Yolundaki esnafları ve vatandaşları ziyaret etti. Bakan Yerlikaya, ziyaretinden ardından Rami Sosyal Tesislerinde dernek ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ile bir toplantıda araya geldi. Toplantıya İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, İstanbul Valisi Davut Gül, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İl Jandarma Komutanı Tümgeneral Yusuf Kenan Topçu, Sahil Güvenlik ve Marmara Bölge Boğazlar Komutanı Tuğamiral Tayfun Paşaoğlu, Eyüpsultan Kaymakamı İhsan Kara, Eyüpsultan Belediye Başkanı Deniz Köken katıldı. Toplantı basına kapalı halde gerçekleştirildi.
]]>Eyüpsultan Belediyesi tarafından Nişanca Mahallesi’nde yapımı tamamlanan ‘Manzaram Eyüpsultan Seyir Terası’ açılışı törenine İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, İstanbul Valisi Davut Gül, Eyüpsultan Kaymakamı İhsan Kara, Eyüpsultan Belediye Başkanı Deniz Köken, partililer ve vatandaşlar katıldı.
“90 projeden 91’incisini yaptık”
Programda konuşan Eyüpsultan Belediye Başkanı Deniz Köken, “2023’te projeye başladık. Yılbaşı öncesinde bitirmiştik havanın o halinde açılışını yapmayalım dedik. Baharı bekleyelim dedik. İçişleri Bakanımızı bekleyelim dedik, sizinle birlikte açmak istedim. Vatandaşlarımız İstanbul’u ve Eyüpsultan’ı buradan rahat izleyecekler. 90 projeden 91’incisini yaptık. Normal şartlarda gelecek projemiz içine dahil etmemiz gerekiyordu. Bir an önce açalım dedik. Çok yoğun bir talep vardı. 90+1’inci projemiz hayırlı olsun” dedi.
31 Mart seçimlerinde Deniz Köken ve Murat Kurum’a destek isteyen Bakan Ali Yerlikaya, “31 Mart akşamı inşallah ilçede ilk sayımda Deniz Köken Başkanımız hemen akabinde büyükşehir eminliğine Murat Kurum Başkanımızı iftiharla seçiyor muyuz? Artık seçime 30 gün kaldı. 91 eser çok önemli. Ben buna yüzde 10 diyorum” şeklinde konuştu.
“Sizin huzurunuz, güvenliğiniz için canla başla çalışıyoruz”
Göreve geldiği andan itibaren yoğun bir çalışma temposunda olduklarını söyleyen Bakan Yerlikaya, “İçişleri Bakanınız olarak 9 aydan beri gece gündüz gündüz demeden polisimiz, jandarmamız, sahil güvenliğimiz, sizin huzurunuz, güvenliğiniz için canla başla çalışıyoruz. Allah’ın izniyle de çalışmaya devam edeceğiz. İlk gün mesaiye başladığımız zaman hukuktan, insan haklarından, aziz milletimizin rızasından, gönlünden ayrılmayacağız, hep onu gözeteceğiz dedik. Allah’ın ipine sımsıkı sarıldık. Terör örgütlerinin her türlüsüne, organize suç örgütlerine, suç işlemekte kibirlenen kim varsa onlara millet iradesinden başka bir güç tanımamanın ne demek olduğunu gösterdik, gösteriyoruz, Allah’ın izniyle de göstermeye devam edeceğiz. Biz günün her vaktinde suç işlenmesini önlemek, eğer önleyemediysek en kısa zamanda onları yakalayıp adalete teslim etmek için çalışıyoruz. Bu inançla bize emanet edilen bu görevi kahraman polisimiz, jandarmamız, sahil güvenliğimiz ile beraber her geçen gün bir önceki günden daha azimli, daha kararlı, daha heyecanlı yerine getiriyoruz” ifadelerini kullandı.
“Burası iğne atsanız yere düşmeyecek hale gelecek”
Açılan teras hakkında konuşan Bakan Yerlikaya, “Göreceksiniz bu tepe turizmle ilgili rehberlerin, gözde mekanı olarak kayıtlara girecek. Burası iğne atsanız yere düşmeyecek hale gelecek. Çünkü buradan manzaraya baktığımız zaman hamdolsun diyoruz. Aziz İstanbul’umuzu, böyle güzel bir terastan seyretmek çok büyük bir onur ve çok büyük bir teşekkür halinde geri dönecektir” dedi.
Bakan Yerlikaya, esnaf ve vatandaşları ziyaret etti
Bakan Ali Yerlikaya ve Belediye Başkanı Deniz Köken ile beraberindeki heyet daha sonra Rami Yürüyüş Yolundaki esnafları ve vatandaşları ziyaret etti. Bakan Yerlikaya, ziyaretinden ardından Rami Sosyal Tesislerinde dernek ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ile bir toplantıda araya geldi. Toplantıya İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, İstanbul Valisi Davut Gül, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İl Jandarma Komutanı Tümgeneral Yusuf Kenan Topçu, Sahil Güvenlik ve Marmara Bölge Boğazlar Komutanı Tuğamiral Tayfun Paşaoğlu, Eyüpsultan Kaymakamı İhsan Kara, Eyüpsultan Belediye Başkanı Deniz Köken katıldı. Toplantı basına kapalı halde gerçekleştirildi. – İSTANBUL
]]>CHP Genel Başkanı Özgür Özel, İstanbul Beykoz’daki halk buluşmasında; “Çıkmışlar, tekrar oy istiyorlar. Hatta 1994’te kazanmış ya, ’94 ruhuyla’ diyorlar. Kardeşim, 94 ruhu dediğin nedir? Ankara’da Melih Gökçek belediyeciliğidir. Burada o günden itibaren İstanbul’a ihanetin başlangıç günüdür. Ben demiyorum, Tayyip Bey diyor. Diyor ki, ‘Biz yatay mimari yapamadık, dikey mimariyi tercih ettik. İstanbul’a hançerleri sapladık. Burada benim de suçum var’. Doğru söylüyor, rakamı söyleyeyim mi? O geldiğinde İstanbul’da kaç gökdelen vardı, 4. O giderken kaç vardı, tam 247. İstanbul’a 243 tane hançer saplayanın bundan sonra İstanbul’a vereceği hiçbir şeyi yoktur. Uzak dursunlar, gölge etmesinler yeter” dedi.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ile Beykoz’da halk buluşmasına katıldı. Burada konuşan Özel, partisinin ilçe belediye başkan adayı Alaattin Köseler’e oy istedi.
“EKREM BAŞKAN, DEMOKRASİ TOKADINI VURDU”
Özel, şunları söyledi:
“Ben beş sene önce de Beykoz’da, Üsküdar’da, Ümraniye’de çalışma yapmıştım. O günlerde de nezaketen el sallayanlar, kalp yapanlar, otobüsün önüne koşanlar vardı ama bugün gördüğüm Ümraniye, bugün gördüğümüz Üsküdar, bugün gördüğüm Beykoz var ya, o ne güzel Beykoz öyle. Niye oluyor bunlar? Çünkü Beykoz beş yıl önce İstanbul’un verdiği karardan memnun. Beş yıldır Ekrem İmamoğlu’nun ekibinin Beykoz’a yaptıklarını Beykoz görmüş. Bundan memnun ve yeni bir karar vermiş. Diyor ki, Ekrem İmamoğlu’yla beş yıl daha tam yol ileri. Niye demesin ki? ya olmasaydı, geçen seçimlerde o küçük farkı bile önce hazmedemediler. Hilelerle seçimi elimizden almak istediler. Sonra hadi bir daha dediler. O 19 günde Ekrem Başkan’ın neler yapabildiğini görenler ve nasıl hakkı yendiğini, nasıl İstanbul’un iradesine el konulmak istediğini görenler ne yaptı? ‘Biz haziranda Osmanlı tokadı vuracağız’ diyenlere demokrasi tokadını bir vurdu, akılları başlarına geldi. Beykoz niye memnun olmasın ki? Eğer Tayyip Bey’in dediği gibi Binali (Yıldırım) Bey yönetseydi mesela Beykoz’a 154 bin ton asfalt döküldü ya, o asfalt dökülmeyecekti.
“EKREM BAŞKAN, BEYKOZ’DA 3 BİN 335 HANEYE YARDIM BAŞLATTI”
Beykoz’da 3 bin 335 haneye direkt yardım başlattı Ekrem Başkan. Bu yardımlardan Beykoz’un yardıma muhtaç aileleri yararlanamayacaktı. 3,5 milyon çiçek dikmiş Beykoz’a, 40 bine yakın ağaç, 21 bin hijyen paketi, 25 bin sahipsiz hayvanı Beykoz sokaklarından kurtarıp iyileştirmiş, aşılamış, ıslah etmiş. 4 bin 600 kişiye İstanbul Kart vermiş. Tam 2 bin 283 evladımıza burs vermiş, sahip çıkmış. Yetmemiş, 56 kilometre doğal gaz, 74 kilometre su borusu döşemiş, alt yapıyı yenilemiş. Ekrem Başkan, Beykoz’dan aldığını Beykoz’a vermiş, Beykoz’u unutmamış. Ona sahip çıkmış. Bir yandan da Beykoz’a dışarıdan gelenler, Beykoz’un oyunu alanlar ama Beykoz sokaklarında görünmeyenler var. O yüzden bu seçimden sonra Beykoz sokaklarında sadece böyle güzel yollarında değil; Beykoz’un köylerinde, Beykoz’un arka mahallelerinde, yoksul mahallelerinde Alaattin Başkanla Ekrem Başkan’ı el ele, kol kola, omuz omuza göreceksiniz. Beykoz’un sorunlarını biliyoruz. Özellikle kentsel dönüşümle ilgili mağduriyeti biliyoruz. Gönüllü olması gereken bir şeyde rızası olmayan 300 aileyi ite kaka dışarıya atmalarını biliyoruz. Bu güzel kentte zamanında kentin cefasını çekenlere ‘Sen git buradan, sefasını başkaları sürecek’ diyenleri biliyoruz. Elbette kentsel dönüşüm istiyoruz ancak adil, yerinde, şehirden koparmayan bir kentsel dönüşümün de sözünü veriyoruz.
“BEYKOZ’UN MAKUS TARİHİ DEĞİŞECEK”
Beykoz’un geçmişine bakınca memleketim Manisa’yla benzerlikler gördüm. Bizde bir Sümerbank Fabrikası vardı, kapattılar, içimiz yandı. Hem işsizimiz çok arttı hem de kentin önemli bir sosyal çevresi ortadan kalktı. Burada da kundura fabrikasının kapatıldığını, ispirto fabrikasının kapatıldığını, son olarak Paşabahçe Fabrikası’nın, Şişecam Fabrikası’nın kapatıldığını, yerine istihdam yaratacak, kaynak yaratacak hiçbir adımın atılmadığını, Beykoz’un boynu bükük bırakıldığını gördüm, üzüldüm. Ekrem Başkan’ın Beykoz’la ilgili neler yapacağını, Alaattin Başkanla kol kola girip de Beykoz’u nasıl ayağa kaldıracağını, bu konudaki azmini, heyecanını, kararlılığını biliyorum ve üzülmüyorum. Size müjde veriyorum. 1 Nisan’da Beykoz’un makus tarihi değişecek, söz veriyoruz. Ekrem Başkan, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğundan beri İstanbul’un üstünde, bir helikopterin içinde Tayyip Bey gezemiyor. Gezip de yanındaki İBB Başkanı’na ‘Bu arsa kimindi?’, ‘Bizim efendim’. ‘Katarlılara verdim’. ‘Bu arsa kimin?’, ‘İBB’nin efendim’. ‘Ben bunu Birleşik Arap Emirlikleri’ne söz verdim’. ‘Ya arsa kalmadı mı’, ‘Kalmadı efendim’. ‘O zaman bir kanal daha açalım, etrafını Katarlılara satalım’. Bunların hepsi bitti.
“KANAL İSTANBUL’U SENİN REİSİN SÖYLEDİ”
Şimdi Murat Kurum’a soruyorlar. Kanal İstanbul hakkında ne düşünüyorsunuz, baktı ki Ekrem Başkan’ın sloganını İstanbul benimsemiş, ya kanal ya İstanbul demiş, diyor ki, ‘İstanbul’un sorunlarını konuşalım. Bunu niye gündeme getiriyorsun, neden Kanal İstanbul konuşalım?’ Kardeşim, Kanal İstanbul’u sen söyledin. Senin reisin söyledi, Recep Tayyip Erdoğan söyledi. Bu ihanet projesini de işte Ekrem Başkanımız durdurdu. Eğer beş yıl önce Ekrem Başkan değil de o zamanki Tayyip Bey’in adayı Binali Bey olaydı, kalan bütün arsalar gitmişti. İstanbul’un boğazını hançer girmişti. Kanal İstanbul’u yapmışlar, her tarafı Katarlılara satmışlardı. İstanbullu, Ekrem Başkan’a oy vererek, Beykoz’da Alaattin Köseler’e oy vererek sadece kimin belediye başkanı olacağına karar vermeyecek, Beykoz’un ve İstanbul’un yeniden ihanete uğramasına engel olacak, izin vermeyecek. Çıkmışlar, tekrar oy istiyorlar. Hatta 1994’te kazanmış ya, ’94 ruhuyla’ diyorlar. Kardeşim, 94 ruhu dediğin nedir? Ankara’da Melih Gökçek belediyeciliğidir. Burada o günden itibaren İstanbul’a ihanetin başlangıç günüdür. Ben demiyorum, Tayyip Bey diyor. Diyor ki, ‘Biz yatay mimari yapamadık, dikey mimariyi tercih ettik. İstanbul’a hançerleri sapladık. Burada benim de suçum var’. Doğru söylüyor, rakamı söyleyeyim mi? O geldiğinde İstanbul’da kaç gökdelen vardı, 4. O giderken kaç vardı, tam 247. İstanbul’a 243 tane hançer saplayanın bundan sonra İstanbul’a vereceği hiçbir şeyi yoktur. Uzak dursunlar, gölge etmesinler yeter.
“SENİN ÖNCELİĞİN BEŞLİ ÇETELER, BENİM ÖNCELİĞİM EMEKLİLER”
Bir de Tayyip Bey ile aramızda son günlerde büyük gerilim var. Bana diyor ki, ‘Birisi emeklileri tahrik ediyor’. En düşük emekli maaşı 10 bin lira. Türk-İş açıkladı, açlık sınırı 16 bin 200 lira. Türkiye’de neredeyse bütün emekliler açlık sınırının altında. Bak, ‘Açız, aç’ diye bağırıyorlar. Bana diyor ki, ‘Emeklileri tahrik etme. Eğer emeklilere senin dediğini verirsem çalışanlara maaş ödeyemem’. Vallahi de yalan billahi de yalan. Sen beşli çeteye parayı buluyorsun, saray müteahhidine parayı buluyorsun, zenginlerin vergilerini ertelemeye parayı buluyorsun, bir tek emekliye gelince ‘Param yok’ diyorsun. Siyaset, öncelik belirleme işidir. Senin önceliğin beşli çeteler, benim önceliğim emekliler. Senin önceliğin birilerini zengin etmek, bizim önceliğimiz birilerinin yoksulluğunu gidermek. CHP’li belediye başkanları 1 Nisan’dan itibaren yoksulluğu yönetmek için değil, yoksulluğu yok etmek için göreve gelecek. Bunu böyle bilin. 4 yaşına kadar çocuğu olan anneye, ulaşımı bedava yapan, çocuk doğduğunda o doğum paketi ile oraya koşan, günü gelince sütünü veren, zor durumda kalana sahip çıkan İmamoğlu’na helal olsun. Bundan sonra anneler için çalışmaya, anneler sosyal yaşama, çalışma yaşamına katılsınlar diye kreşler yapmaya, İstanbul’a emanet edilen 80 ilden gelen öğrencilerimizin barınma sorunu için yurtlar yapmaya, onlara sıcak yemek vermeye, eğitim, ulaşım desteği vermeye, bu ülkede, bu kentte kimin kollanmaya, kimin arkasında durulmaya ihtiyacı varsa bunu yapmaya, halkçı belediyeciliğe, sosyal belediyeciliğe sonuna kadar devam edeceğiz. Sonuna kadar.
“BAŞI SIKIŞANIN GELECEĞİ YER BABA OCAĞIDIR”
Beykoz’dan bir çağrım olacak. O çağrım, Beykoz’daki CHP dışındaki partilerde geçmişte oy vermiş olanlara, siyaset yapmış olanlara, geçmişte gönlü orada olup da şimdi içi buruk olanlara. Biz CHP’yiz. Bu partiye baba ocağı diyoruz. Öyle ya, herkes baba ocağına doğar, ana kucağına doğar. Büyür bir noktaya gelir. Kimi büyüğüne gider ve yerleşir, kimi daha küçüğüne razı olur. Kimi ırakta oturur, kimi yakında oturur ama herkes bilir ki bir gün başım sıkışırsa, bir gün dara düşersem baba ocağının çorbası kaynamaktadır, bacası tütmektedir. Başı sıkışanın geleceği yer baba ocağıdır. Bizim ilçe başkanlarımız, önceki ilçe başkanlarımız, yöneticilerimiz o baba ocağının çorbasını kaynatanlar, bacasını tüttürenlerdir ama kim gelmek istiyorsa baba ocağının kapısı ardına kadar açıktır. Yeri, evin baş köşesidir. Kapının önüne geçip de gelene ‘Niye geldin’ demeyiz. ‘Nereden geldin’ demeyiz. ‘Madem gelecektin, niye gittin, sen gittin de bak bizlere neler ettirdin’ demeyiz. Çünkü sorarsa ‘Kardeşim tapusu kimdedir’ diye, baba ocağının tapusu Özgür Özel’de değildir. Kemal Bey’de de yoktu. Ne rahmetli Ecevit’teydi ne rahmetli İsmet Paşa’da… Baba ocağının tapusu bir kişiye kayıtlıdır, o da Gazi Mustafa Kemal Atatürk.
“BU MEMLEKETİN BİR KEZ DAHA GÜÇLÜ BİR TÜRKİYE OLMASINA İHTİYAÇ VAR”
Madem ki bu memleketin yüzde 95’i Atatürkçüdür, madem ki Beykozlu AKP’lilere, MHP’lilere sorduğunda da ‘Atatürk’ü seviyorum, vatanımı kurtaran, milletimi özgürleştiren, ezanımın okunmasına, dinimin yaşanmasına izin veren Ulu Önder’dir’ diyorsa Atatürk’ün baba evinin kapısı hepsine açıktır. Buyursunlar, gelsinler. Şimdi tam 100 yıl sonra Cumhuriyetin bir kez daha kurtulmasına, demokrasinin bir kez daha kurulmasına, fakirin fukaranın, garibin gurebanın, Cumhuriyet ki kimsesizlerin kimsesidir, yeniden kollanmasına, bu memleketin bir kez daha güçlü Türkiye olmasına ihtiyaç var. Onun için bu seçimlerde AKP ile MHP’nin Cumhur İttifakı’na karşı bir büyük ittifaka ihtiyaç var. Biz oradayız. Biz, CHP olarak İstanbul’da İstanbul İttifakının içindeyiz, Türkiye’de Türkiye İttifakı’nın içindeyiz. Türkiye İttifakı’nın içinde elbette sosyal demokratlar var ancak yetmez. Ayrıca milliyetçi demokratlar, iyi insanlar var. Muhafazakar demokratlar var. Hepimiz gibi inançlı insanlar var. Hiç ayrım yapmadan Türk’ü, Kürt’ü, Laz’ı, Çerkes’i, göçmeni hep beraber bütün demokratları İstanbul’da İstanbul ittifakına, Türkiye’de Türkiye İttifakı’na davet ediyoruz. Türkiye ittifakının renkleri ay yıldızlı al bayrağın renkleridir. Türkiye ittifakı, Milli Takım gol attığında kim ayağa kalkıyorsa, Filenin Sultanları dünya şampiyonu olup da bayrak göndere çekilirken, İstiklal Marşı okunurken iki gözü yaşlı Filenin Sultanlarını görüp de kimin gırtlağı düğümleniyorsa, kim bu ülkede vatanını, milletini, bayrağını seviyorsa hepsi Türkiye İttifakı’nın içindedir. Onlar bizimledir. Biz de onlarla birlikteyiz. Türkiye İttifakı’na var mısınız? O zaman Türkiye İttifakı’nın renklerini söyleyelim. Kırmızı, beyaz. En büyük Türkiye.”
]]>Genel Kurul’da, Saadet Partisi’nin “gıda katkı maddeleri”, İYİ Parti’nin “Bursa’da keşfedilen fay hattı”, DEM Parti’nin “Enflasyon” ve CHP’nin “1 Mart 2003 Irak tezkeresi” ile ilgili grup önerileri ayrı ayrı görüşüldü.
Partisinin grup önerisi üzerinde söz alan Saadet Partisi Antalya Milletvekili Şerafettin Kılıç, son yıllarda hazır ve paketli gıdalarda pek çok katkı maddesine yer verildiğini söyledi. Bu katkı maddelerinin obezite, şeker gibi pek çok hastalığa yol açtığını belirten Kılıç, “Hayatımıza giren hazır ve paketli gıdaların sağlımızı nasıl tehdit ettiği ortada ancak iktidarın sessizliği bir orkestranın en önemli enstrümanını unutması kadar çarpıcı.” dedi.
Okul gıdası uygulamasına geçiş süresinin 2026 yılına ertelenmesinin sebebini soran Kılıç, “Okul gıdası uygulanması ertelenmesine rağmen yürürlükteki genelgeye neden uyulmamakta, sağlıksız içeriklere sahip olan gıdalar neden okul gıdası logosuyla satılmakta?” ifadelerini kullandı.
-“İmar planları revize edilmeli”
İYİ Parti Bursa Milletvekili Hasan Toktaş, Bursa’da Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının destekleriyle üniversiteler tarafından yapılan araştırmada, Kayapa-Yenişehir Fayı’nın bulunduğunu ve bu fayın 7,3 şiddetinde deprem üretebileceğini belirtti.
Olası İstanbul depremine ilave olarak Bursa’da da büyük deprem olabilme ihtimalinin yüksek olduğunun altını çizen Toktaş, depremin Türkiye için beka meselesi olduğunu vurguladı. Toktaş, Bursa’da yeni bulunan fay hattı da dikkate alınarak imar planlarının revize edilmesini istedi.
Partisinin grup önerisi üzerinde söz alan DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli, her gün her şeye zam geldiğini söyledi. Enflasyon rakamlarının açıklanacağını hatırlatan Temelli, “O enflasyon rakamları, yaşadığımız bu zamları, yaşadığımız hayat pahalılığını açıklamaktan oldukça uzak. Neden uzak? O enflasyon rakamları TÜİK eliyle çarpıtılmış rakamlar. Esas enflasyon, yüzde 130’u aşmış durumda. İnanılmaz bir yangın var ama bunun farkında olmayan Hazine ve Maliye Bakanı var. Hazine ve Maliye Bakanı atmaya devam ediyor, ‘kişi başı gelir 13 bin doları geçti’ diyor. Hiçbir hedefini bu güne kadar tutturamadı, tutturamamakta da ısrarlı.” diye konuştu.
Partisinin grup önerisi üzerinde söz alan CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, TBMM Genel Kurulu’nda 1 Mart 2003 tarihinde kabul edilmeyen Irak tezkeresini hatırlatarak, 1 Mart 2003’te Meclis’in emperyalizm karşısında en şanlı direnişlerden birisini yaşadığını söyledi. Tezkerenin kabulünün üzerinden 21 yıl geçtiğini belirten Günaydın, “28 Şubat için konuşma yapanlardan önemli bir bölümünün 1 Mart için ağızlarını açmadıklarını gördük.” dedi.
1 Mart’ta CHP’nin tezkereye karşı direndiğini vurgulayan Günaydın, “Siz bu tezkerenin imzasına öyle bir teşneydiniz ki daha bu memleketten tezkere geçmeden Amerikan askerleri İskenderun Limanı’na yerleşmeye başlamıştı.” dedi.
Meclis içtüzüğünü hatırlatan Günaydın, kapalı oturumların tutanaklarının 10 yıl geçtikten sonra açıklandığını söyledi. Günaydın, “Maalesef sizin işaret oyunuza ihtiyacımız var. 21 yıl evvele burada ne konuşmuşlar, Amerika’nın çıkarlarını nasıl savunmuşlar. Yüreğiniz varsa elinizi kaldırın, kapalı oturumların tutanaklarını yayınlayalım.” diye konuştu.
-“1 Mart tezkeresinden size ekmek çıkmaz”
AK Parti Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Şahin, üzerinden 21 yıl geçen Irak tezkeresi ile ilgili, Meclis araştırma önergesi verilmesinin manidar olduğunu söyledi. Şahin, “Amaç 1 Mart tezkeresi ve sonuçları mı yoksa 31 Mart seçimlerinde bir yerlere mesaj mı vermek? Terörle mücadele amaçlı olarak Meclis’e getirilen Suriye ve Irak tezkeresine ‘hayır’ diyen, DEM çizgisinde demlenen, tezkere kardeşliği kuranların 1 Mart tezkeresini tekrar pişirmeleri size de manidar geliyor mu?” ifadesini kullandı.
Şahin, 1 Mart tezkeresinde milletvekillerinin hür iradelerini kullandığını vurguladı.
1 Mart tezkeresinin Meclis’in değil tarihin konusu olduğunu vurgulayan Şahin, “Bu tarihi konuda, 1 Mart tezkeresinden size ekmek çıkmaz.” dedi.
Görüşmelerin ardından yapılan oylamalarda CHP, DEM Parti, İYİ Parti ve Saadet Partisi’nin gündeme ilişkin grup önerileri kabul edilmedi.
Genel Kurul’da daha sonra kamuoyunda “8. Yargı Paketi” olarak bilinen Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 659 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin görüşmelerine geçildi.
]]>Isparta Belediye Başkanı Şükrü Başdeğirmen döneminde hizmete açılan ve yaşlıların korunması, desteklenmesi ile rutin sağlık kontrollerinin yapıldığı, gün boyu kaliteli vakit geçirebilmelerinin sağlandığı Gül Kokulu Çınarlar Vefa Konağı Yaşlı Destek Merkezini ziyaret etti. Gül Kokulu Çınarlar Vefa Konağı Yaşlı Destek Merkezi sakinleri tarafından düzenlenen hatim duasına katılan Belediye Başkanı Şükrü Başdeğirmen ve eşi Şadiye Başdeğirmen yoğun ilgiyle karşılaşırken, yaşılar tarafından da ilahiler okundu, ziyarette zaman zaman duygusal anlar yaşandı.
Isparta Belediyesi Sağlık İşleri Müdürü Ender Güven, 2021 yılında Belediye Başkanı Şükrü Başdeğirmen’in talimatlarıyla Gül Kokulu Çınarlar Vefa Konağı Yaşlı Destek Merkezinin faaliyete geçtiğini söyledi. Güven, projenin başlangıcının 65 yaş üstü vatandaşlara bulundukları mekanlarda rehabilitasyon hizmeti sunmak olduğunu belirterek, “Sizler o süreçte biz bir yer kuralım, gelebilenler gelsin, gelemeyenlerin evine gidelim dediniz. O süreçte 400 yaşlımızı kaydettik. Yaşlılarımızı sabah alıyoruz, kahvaltı öğle yemeği veriyoruz, gün içinde halk eğitim merkezinden gelen hocalarımız el sanatları ve zihinsel becerilere yönelik faaliyetlerde bulunuyor. Haftanın belirli günlerinde dışarıda gezi programları yapıyoruz, araçlarımızla yaşlılarımızı gezilere götürüyoruz, kültürel faaliyetlerin ardından evlerine bırakıyoruz. Bunun yanında fizyoterapistimiz her gün saat 10.30’da yaşlılarımıza egzersiz yaptırıyor, psikoloğumuz öğleden sonra burada oluyor destek veriyor. Doktorumuz haftanın 2 günü burada yaşlılarımızın şeker, tansiyon kontrolleri yapılıyor, reçeteleri varsa onlar yazılıyor. Bunu yaparken de bizler Isparta Belediyesi bünyesinde yetkilendirilmiş aile hekimliği merkezi olduk. Sağlık Bakanlığı yapılan incelemeler sonucunda bu yetkiyi bize verdi” dedi.
Gül Kokulu Çınarlar Vefa Konağı Yaşlı Destek Merkezinden hizmet alan yaşlılar da yapılan çalışmalardan dolayı Belediye Başkanı Şükrü Başdeğirmen’e teşekkür etti. Yaşlılar, “Azı bilmeyen çoğu hiç bilmez, Allah razı olsun her şeyden memnunuz. Evden çıkamıyorduk, burada hem gülüyoruz hem güzel vakit geçiriyoruz, elimizden tutuyorlar, istediğimiz yere götürüyorlar. Buraya berberimiz bile geliyor. Sabahtan güler yüzle karşılaşıyoruz, moralimizi alıyoruz. Evimizden alıyorlar, evimize bırakıyorlar. Yaptığınız hizmetleri 7’den 70’e herkes beğeniyor. Tüm sağlık kontrollerimiz yapılıyor. Evde yalnızlıktan usanmıştık. Bu binalar eskiden de vardı, buralar vardı, bize bugüne kadar niye kimse yapıp da ‘gelin’ demediler. Eşim vefat etmişti, evde kapanıyordum. Evde bırak duvarları beton çöküyordu üzerimize. Bu yer olmasaydı biz ne yapacaktık. Eskiden yüzümüze bakmıyorlardı. Allah bin kere razı olsun başkanımızdan” görüşlerinde bulundu.
“Bir büyüğümüzün mutlu olduğunu görmekten daha değerli ne olabilir”
Yaşlıların söylemiş oldukları güzel sözlerinden dolayı teşekkür eden Belediye Başkanı Şükrü Başdeğirmen, nerede kendilerine bir görev düşüyorsa orada olduklarını belirtti. Başkan Başdeğirmen, “Büyüklerimizin yanında olmaktan bizlerde son derece memnun ve mutluyuz. Sizlerin gülen yüzlerini görmek mutlu ediyor. Sağlığınız mutluluğunuz bizleri daha çok sevindiriyor. Sizler bizim değerlerimizsiniz, büyüklerimizsiniz. Sizlerin huzurlu yaşaması bizler için çok değerli. Anneler, babalar, evlatlar herkes için çok kıymetli. Ataerkil yetişen bir toplumuz. Bir insanın büyüğüne saygısı, küçüğüne sevgisi akranına dostluğu çok önemli. Burayı hizmete sunduğumuzdan buyana çok misafirimizi ağırladık. Burada sizlerin mutlu olduğunuzu gördük. Evlerinizde kendi başınıza kalmıyorsunuz. En zor şey evde yalnız başına akşama kadar oturmak. Sohbet edeceğiniz, konuşacağınız bir dosta ihtiyacınız vardı. Burası da onu sağlıyor. Bu yönden buranın çok değerli olduğunu düşünüyorum. Bazı kişilerin bu işi çok basite almalarından da üzülüyoruz. Bir partinin belediye başkan adayı ‘Dere Mahallesinde bir yer yapmışlar, içinde 7 kişi var, 7 kişiyle bir şey yaptıklarını zannediyorlar’ diyor. Bu çok üzücü, bir kişi de olsa, eğer biz bir büyüğümüzün, teyzemizin, annemizin, babamızın bir amcamızın burada mutlu olduğunu görmemiz kadar değerli ne olabilir” dedi. – ISPARTA
]]>TBMM Genel Kurulunda, grup başkanvekilleri yerlerinden söz alarak, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Saadet Partisi Grup Başkanvekili Bülent Kaya, 2003’te TBMM’de “1 Mart Tezkeresi”nin İçtüzüğe göre kabul edilmediğini hatırlatarak, Irak’ta istikrarın sağlanamamasında iktidarın da katkısı bulunduğunu öne sürdü.
İYİ Parti Grup Başkanvekili Erhan Usta, deprem bilincinin oluşturulması gerektiğini vurgulayarak, “Hükümeti, deprem konusuna hassasiyetle yaklaşmaya, yeni acılar yaşanmaması için gün geçirmeden denetimleri artırarak tedbir almaya davet ediyorum.” diye konuştu.
İsrail’in Gazze’deki saldırılarının sürdüğünü anımsatan Usta, Gazze’deki zulmün arşı aştığını dile getirdi. Usta, yaşananlara karşı tüm dünyanın kulağını tıkadığını belirtti.
Diplomatik çağrıların sonuçsuz kaldığını ifade eden Usta, uluslararası toplumun İsrail için somut adım atmadığını söyledi.
“Yaklaşık 6 milyon bağımsız bölüm risk altındadır”
MHP Grup Başkanvekili Erkan Akçay, Türkiye’nin dünyanın en etkili deprem kuşakları üzerinde bulunduğunu ve ülkenin yüzde 66’sının yüksek riskli deprem bölgesinde yer aldığını anlattı. Akçay, şöyle devam etti:
“Depremlerde yaşadığımız kayıplarla bir daha karşılaşmamak için risk altındaki alanlarda kentsel dönüşüm çalışmalarına hız verilmelidir. 2012’den bugüne kadar kentsel dönüşüm projeleriyle Türkiye genelinde 2 milyon 200 bin bağımsız bölümün dönüşümü tamamlanmıştır. 400 bin bağımsız bölümün dönüşümü de devam etmektedir. Türkiye genelinde yaklaşık 6 milyon bağımsız bölüm risk altındadır. 2 milyon bağımsız bölümün acilen dönüştürülmesi gerekmektedir.”
Erkan Akçay, kentleşme politikalarının gözden geçirilmesi gerektiğini bildirdi.
İklim değişikliğinden kaynaklanan doğal afetlerin de bir tehdit oluşturduğuna işaret eden Akçay, tüm illerde ekolojik ve yeşil şehir alt yapısının yeniden ele alınmasını istedi.
DEM Parti Grup Başkanvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit, partisinin bazı üyelerinin tutuklandığını belirterek, DEM Parti’nin Ankara Büyükşehir Belediye Başkan adayı Gültan Kışanak’ın haksız şekilde cezaevinde tutulduğunu öne sürdü. Gülüstan Kılıç Koçyiğit, Kışanak’ın serbest bırakılmasını talep etti.
“Adalet Akademisi, düzenleme yapılmazsa 9 ay sonra kapanacaktır”
CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, 2003’te 1 Mart Tezkeresi’nin partisinin kararlı duruşuyla reddedildiğini, aradan 21 yıl geçmesine rağmen kapalı oturumun tutanaklarına ulaşamadıklarını söyledi.
Anayasa Mahkemesinin, 1 Sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin bazı maddelerinin iptaline ilişkin kararının Resmi Gazete’de yer aldığını anımsatan Günaydın, 10 Temmuz 2018’de yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’ni süresi içerisinde Anayasa Mahkemesine taşıdıklarını hatırlattı.
Günaydın, “Anayasa Mahkemesi, 37 maddesini hukuka, Anayasaya aykırı bularak iptal ettiği bu düzenlemelere ilişkin karar vermek için tam 5,5 yıl bekledi. Anayasa Mahkemesi, 1 Numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’ndeki Anayasaya aykırı hükümleri fark etmen için neden 5,5 yıl beklemen gerekti? Neden 5,5 yıl sonra, 5,5 yıl gecikerek karar verdin?” ifadelerini kullandı.
Bu kararın, hüküm verildikten 4 ay sonra Resmi Gazete’de yayımlandığını dile getiren Günaydın, kararın 9 ay sonra yürürlüğe gireceğini belirtti.
Gökhan Günaydın, “Adalet Akademisi, düzenleme yapılmazsa 9 ay sonra kapanacaktır. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı düzenleme yapılmazsa 9 ay sonra etkisizdir, yetkisizdir, İletişim Başkanlığının yetkileri yoktur.” değerlendirmesinde bulundu.
“Çözüm için tek yol, başkenti Doğu Kudüs olan Filistin’in bağımsızlığının kazandırılmasıdır”
AK Parti Grup Başkanvekili Bahadır Yenişehirlioğlu da Gazze’de insanlık dramının yaşandığını ifade etti.
Türkiye’nin, Uluslararası Adalet Divanında (UAD) Filistin’de yaşanan zulmü dile getirdiğini aktaran Yenişehirlioğlu, UAD’de insanlık dışı uygulamaların durdurulması çağrısında bulunulduğunu vurguladı.
Gazze’de yaşayanların yaşam mücadelesi verdiğini söyleyen Yenişehirlioğlu, şunları kaydetti:
“Gazze’de acil ve ön koşulsuz ateşkes ile engelsiz, yeterli ve sürekli insani yardımın gerekliliğini vurguluyoruz. Türkiye olarak Uluslararası Adalet Divanından beklentimiz, İsrail’in Filistin topraklarındaki fiillerinin uluslararası hukuka aykırı olduğunu ilan etmesi ve tüm eylemlerinden sorumlu tutulmasıdır. Çözüm için tek yol iki devletli vizyon temelinde başkenti Doğu Kudüs olan Filistin’in bağımsızlığının kazandırılmasıdır.”
Bahadır Yenişehirlioğlu, uluslararası toplumun yaşanan vahşeti unutmaması gerektiğinin altını çizdi.
Antalya Diplomasi Forumu’nun başladığını belirten Yenişehirlioğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın açılış konuşmasını yaptığı forumun ana gündem maddesinin Filistin’deki insanlık dramı olacağını anlattı.
Yenişehirlioğlu, Cumhur İttifakı’nın 31 Mart’taki seçimlere hazır olduğunu ifade etti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın liderliğinde AK Parti belediyeciliğinin marka haline geldiğine dikkati çeken Yenişehirlioğlu, milletin karşısına çözüm arayan belediyecilik anlayışıyla çıkacaklarını sözlerine ekledi.
]]>Erdoğan, NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu’nun resmi açılışında konuştu.
Antalya Diplomasi Forumu’nun 3. buluşması münasebetiyle bir arada olmaktan büyük memnuniyet duyduğunu söyleyen Erdoğan, forumu, 6 Şubat 2023’te yaşanan asrın felaketi nedeniyle geçen yıl iptal etmek durumunda kaldıklarını anımsattı. Erdoğan, ülkenin 11 ilini ve 14 milyon vatandaşını etkileyen 53 binden fazla canın yitirildiği deprem felaketinin yaralarını hızla sardıklarını anlattı.
Bu zorlu süreçte, dost ve kardeş ülkelerden gördükleri maddi, manevi desteği özellikle ifade etmek istediğini belirten Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Dünyanın neresinde olursa olsun acımızı yürekten paylaşan, dayanışma ve desteklerini esirgemeyen dostlarımıza bir kez daha ülkem ve milletim adına şükranlarımı sunuyorum. Anadolu’nun manevi mimarlarından Mevlana’nın çağları aşan şu sözünün hikmetine bir kez daha şahitlik ettik. ‘Ümitsizliğin ardında nice ümitler vardır, karanlığın ardında nice güneşler vardır.’ Millet olarak destekleriyle dualarıyla katkılarıyla en zor günümüzde bizlere umut aşılayan dostlarımızın kadirşinaslığını asla unutmayacağız. Rabb’im, ülkemiz ve milletimizle birlikte tüm insanlığı bu tür tabii afetlerden korusun diyorum. Depremlerde vefat eden kardeşlerimizi bir kez daha rahmetle yad ediyorum.”
“Küresel diplomasinin kalbinin attığı merkezlerden biri haline geldi”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, turizmin başkenti Antalya’nın forumla küresel diplomasinin kalbinin attığı merkezlerden biri haline geldiğini ifade etti.
Bugünkü toplantının etkileyici katılım düzeyinin, bu tespitin ne kadar doğru olduğunu gösterdiğini vurgulayan Erdoğan, şu değerlendirmelerde bulundu:
“3 gün boyunca, günümüz liderlerinden geleceğin liderlerine, iş insanlarından akademisyenlere, yaklaşık 4 bin civarında katılımcı burada, aynı çatı altında bir araya gelecek. Yapılacak fikir teatilerinin ve tartışmaların bizleri doğruya, iyiye, adalete ve gerçekliğe bir adım daha yaklaştıracağına inanıyorum. Forumumuzun bu yılki temasını ‘Krizler döneminde diplomasiyi öne çıkarmak’ olarak belirledik. Küresel siyasetin kaotik durumuna şöyle bir göz attığımızda, forumun temasının ne kadar isabetli seçildiği anlaşılacaktır. İnsanlık olarak, gerçekten sancılı, sıkıntılı ve biteviye krizlerin yaşandığı bir dönemden geçiyoruz. Sadece dış politikada değil, üretim, iletişim, yönetim, sanat, ticaret ve teknoloji gibi pek çok alanda ezberler bozuluyor. Gönül ister ki bu değişim, insanlığın güncel sorunlarına çözüm getirsin, açlığa, yoksulluğa, geri kalmışlığa çare olsun. Maalesef bu konuda ümitvar konuşamıyoruz.”
“Kültürel ırkçılık, İslam düşmanlığı ve yabancı karşıtlığı…”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, ülkeler arasındaki gelir adaletsizliğinin katlanarak arttığını, savaşların eskisinden çok daha kanlı ve yıkıcı geçtiğini dile getirdi.
Sömürgeciliğin yeni yöntemlerle ne yazık ki devam ettirildiğine dikkati çeken Erdoğan, şunları kaydetti:
“Kültürel ırkçılık, İslam düşmanlığı ve yabancı karşıtlığı dünyanın birçok bölgesinde, toplum içinde bir veba salgını gibi yayılıyor. Karşı karşıya olduğumuz gerçeklik şudur; refah, huzur, barış ve özgürlük asrı olmasını umduğumuz 21. yüzyıl, beklentilerin tam aksine giderek bir buhranlar çağına dönüşmektedir. Herkesin diline pelesenk ettiği ‘kural temelli uluslararası düzen’ anlamını ve ağırlığını kaybetmekte, bir slogandan öteye geçememektedir. Dayanışma, adalet ve güven gibi temel kavramlardan yoksun olan cari uluslararası sistem ise asgari mesuliyetlerini bile yerine getiremiyor.
Değerli misafirler, tüm bunları, olayların uzağında bir ülkenin lideri olarak söylemiyorum. Türkiye, gerek coğrafi konumu gerek beşeri ve kültürel bağları gerekse beynelmilel ilişkileri itibarıyla krizlerden en çok etkilenen ülkelerden biridir. İnsanlığın gündemini meşgul eden çatışmaların, gerilimlerin, savaşların, risklerin kahir ekseriyeti bizim yakın coğrafyamızda yaşanıyor. Örneğin, pek çok ülkenin son 5-10 yılda yüzleştiği terör tehdidiyle biz tam 40 yıldır mücadele ediyoruz. DEAŞ ile sahada göğüs göğüse mücadele edip bu örgütü bozguna uğratan yegane NATO müttefikiyiz.”
(Sürecek)
]]>TBMM Genel Kurulunda, grup başkanvekilleri yerlerinden söz alarak, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Saadet Partisi Grup Başkanvekili Bülent Kaya, Türkiye’de 17 milyon emeklinin ağır şartlar altında geçimlerini sağlamaya çalıştığını söyledi.
Emeklilerin feryat ettiğini savunan Kaya, “Yeri sıcak, koltukları rahat olan makam sahipleri emeklilerin sesini ve feryatlarını duymazlıktan gelmeye devam ediyor.” diye konuştu.
Emeklilere seslenen Kaya, “Size ‘zam mam yok’ diyenlere karşı ‘zam yoksa oy da yok’ derseniz emin olun tıpış tıpış size bu zamları verirler. Yoksa ’emeklilerimiz sıkıntı çekiyormuş, emeklilerimiz sıkıntı altında’ diyerek hiç kimse sizin şartlarınızı düzeltmez. Çünkü kendi koltukları sallanmadığı müddetçe sizin sancılarınıza bihaber kalmaya devam eder.” ifadelerini kullandı.
İYİ Parti Grup Başkanvekili Erhan Usta, kamuda yardımcı hizmet sınıfındaki personelin, genel idare hizmetleri sınıfına geçiş yönünde talepleri olduğunu dile getirdi.
Doktora öğretim üyelerinin de ciddi sıkıntısı bulunduğuna işaret eden Usta, “Doçente, profesöre iş güvencesi var, asistana iş güvencesi var fakat doktora öğretim üyelerine bir iş güvencesi yok. Yaklaşık 40 bin civarında bu şekilde insanımız var. Az önce bahsettiğim, yardımcı hizmetler sınıfında da 150 bin kişi vardı. Yani bu sıkıntıların giderilmesi lazım, doktora öğretim üyelerinin de bu mağduriyetinin giderilmesi gerektiğini düşünüyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
Erzincan İliç’teki toprak kayması nedeniyle göçük altında kalan işçilere hala ulaşılamadığını anımsatan Usta, şöyle konuştu:
“Maden bizim, zehir ortamında çalışan ve hayatını kaybeden işçi bizim, fakat parayı kazanan, saraydan ihale alan şirketler. Toprak altında kalan işçi yakınının ifade ettiği gibi bizlere kalan şey ölüm, onlara kalan ise altın oldu. Bu adaletsizliğin, bu yanlışın, bu çarpıklığın, bu usulsüzlüğün mutlak suretle giderilmesi lazım.”
MHP’li Akçay, Vergi Haftası ve Muhasebeciler Günü’nü kutladı
MHP Grup Başkanvekili Erkan Akçay, her yıl şubat ayının son haftasının Vergi Haftası olarak kutlandığını hatırlatarak, Hazine ve Maliye Bakanlığının tüm çalışanlarına teşekkür etti, başarılar diledi.
Hazine ve Maliye Bakanlığının taşra uzmanları ile merkez uzmanları arasında özlük ve maaş farklılıkları bulunduğunu ve bu durumun giderilmesi gerektiğini ifade eden Akçay, denetim ve incelemeye yetkili defterdarlık uzmanlarının, muhasebe denetmenliği unvanına geçişlerinin sağlanmasını istedi.
Akçay, yardımcı hizmetler sınıfında çalışanlar için görevde yükselme ve ünvan değişikliği sınavı açılması, taşra teşkilatındaki personel eksikliğinin giderilmesi, merkez ve taşra teşkilatına fazla mesai ücreti verilmesi gerektiğini söyledi.
Erkan Akçay, 1 Mart’ın “Muhasebeciler Günü” ve o haftanın da “Muhasebe Haftası” olarak kutlandığını anımsatarak, muhasebeciler ve mali müşavirlerin günü ve haftasını kutladı.
DEM Parti Grup Başkanvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit, Tekirdağ’ın Çorlu ilçesinde 7’si çocuk 25 kişinin hayatını kaybettiği, 340 kişinin yaralandığı tren kazasına ilişkin davanın bugün duruşması olduğunu belirterek, kazada ölenlerin yakınlarının 6 yıldır adalet mücadelesini sürdürdüğünü kaydetti.
Sanık avukatlarının duruşmalarda mağdurlara ve mağdur yakınlarına yönelik kullandığı dilin çok çirkin olduğunu aktaran Koçyiğit, “Ne demişti sanık avukatlarından biri 25 kişi için, 25 yaşamını yitiren kişi için, ’25 kişi telef oldu’ demişti. Kim, ne telef olur? Mal telef olur ama insanlara ‘telef oldu’ diyecek kadar insanlıktan çıkmış bir yapıyla, bir akılla karşı karşıyayız.” dedi.
Koçyiğit, adalet beklentisini tekrar etmek istediğini dile getirerek, Çorlu’da yaşamanı yitirenlerin ailelerinin ve yaralananların yanında olduklarını anlattı.
“Sokağı bu kadar dertli, bu kadar öfkeli görmedim”
CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, milletvekillerinin sokağın, yurttaşın sesini Meclis’e taşıması ve Meclisin de sorunlara çözüm bulması gerektiğine dikkati çekerek, 10 günde dolaştığı 6 ilde ağırlıkla emeklilerin yanına gelip sıkıntılarını anlattıklarını söyledi.
Siyasi yaşamı boyunca sokağı bu kadar dertli ve bu kadar öfkeli görmediğini ileri süren Günaydın, “Torununa harçlık verememe bir tarafa, bir ekmek arası dönerin hayaliyle yaşayan, bunu yiyebilse kendini zengin sayabilecek, mutlu sayabilecek milyonlarca emekli var.” ifadesini kullandı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın emeklilere insan onuruna yakışır bir yaşam refahı sağlayamadığını itiraf ettiğini belirten Günaydın, emekliyle çalışanın karşı karşıya getirilmeye çalışıldığını iddia etti.
Emekliye para olmadığının söylendiğini ancak yandaşa rant aktarıldığını savunan Günaydın, “Memleketin emeklisi, çalışanı, genci, kadını 31 Mart’ı bekliyor, bu zulmü kendisine yapandan hesabını sormayı bekliyor.” şeklindeki görüşlerini paylaştı.
AK Parti Grup Başkanvekili Özlem Zengin de bugünün 29 Şubat ve “artık yıl” olduğunu dile getirerek, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“(Artık) dediğimiz şey o kadar kıymetli bir şey ki zamanın artığından koskoca bir gün ortaya çıkıyor. O yüzden yaptığımız işlerde özellikle zamanı kullanırken bu zamanın da bir kıymeti olduğunu ifade etmek istiyorum, buna Mecliste yaptığımız çalışmalar da dahil. Bu özel gün de doğanların da doğum günlerini bu arada kutluyorum. Dünyaya da kutlu olsun 366. gün.”
Antalya Diplomasi Forumu’nun 1-3 Mart tarihlerinde üçüncüsünün gerçekleştirileceğini bildiren Zengin, 100’ü aşkın ülkeden misafirlerin geleceğini programın Türkiye ve dünyaya fayda getirmesini diledi.
Özlem Zengin, bugün de zamanın, dakikanın, saniyenin kıymetinin bilineceği bir çalışma yapmayı ümit ettiğini söyledi.
]]>“GAZZE’DE KATLİAM DEVAM EDİYOR”
7 Ekim’den bu yana İsrail’in Filistin’e karşı yaptığı soykırımın sona ermesi için Hür Dava Partisi – HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu ve parti yöneticileri hazırlamış oldukları Gazze Beyannamesini basın mensuplarına tanıttı.
Yapıcıoğlu, “Gerçekten 146 gündür, Aksa Tufanının başladığı 7 Ekim’den bu yana ilk günlerde neredeyse bütün dünyanın gündemi tüm televizyonların canlı yayınların Mescid-i Aksa ismiyle tufan sonrası Siyonist işgal güçlerinin yapmış oldukları katliamlar, ortay koydukları vahşetler konuşulup durdu. Fakat Gazze’de değişen bir şey yok. Orada katliam aynen devam ediyor. Hatta her gün biraz daha gerçekten kelime bulmaktan zorlanıyorum her gün ortaya konulan vahşetler katlanarak devam ediyor. Bu daha çok zorlaşıyor. Siyonist işgal çetelerinin çiğnemediği hiçbir kırmızıçizgi, çiğnemediği hiçbir kanun kuralı kalmadı” dedi.
“FİLİSTİN DAVASI İÇİN BAŞKA NELER YAPILABİLİR”İ KONUŞTUK
11 maddelik beyannamenin içeriğini anlatan Yapıcıoğlu, “Biz bu süreçte arkadaşlarımızla birlikte 32 ilde siyasetçi, kanaat önderi ve sivil toplum kuruluşlarından oluşan yüzlerce kişi ile görüştük. Yüz yüze yaptığımız görüşmeler ve kararlar sonucunda Gazze’deki mevcut durum ve Filistin – Kudüs Davası için başka neler yapılabileceği konusunda görüş alışverişinde bulunduk. Görüştüğümüz kişilerle, yapılacak olan şeylerle ilgili listeyi 11 başlık halinde topladık. 250 kişiyle yüz yüze yapılan görüşmeler sonrasında ortaya çıkan beyannamenin başlıkları: sivil toplum kuruluşları ve siyasi partilerimizin üzerine düşen görevler vardır” şeklinde konuştu.
“ALİMLERİMİZ SİYONİST İŞGALCİLERE KARŞI BOYKOT FETVASI VERMELİ”
11 maddenin birincisi olan alimlerin üzerine düşen görevleri yapmaları gerektiğini söyleyen Yapıcıoğlu, “Alimlerimiz, kanaat önderlerimiz, sivil toplum kuruluşları ve siyasi partilerimiz ile bütün kurumlarımız Kudüs’ün ortak paydamız, ortak sorumluluğumuzun şuurunda olmak. Gazze’deki işgal ve soykırım sona erene kadar bütün kurumlar arasında bir dayanışma olmalı ve sivil toplum meclisi adıyla bir ortak platform oluşturulmalıdır. Buradaki istişareler sonrasında kısa vadede, orta plan ortaya çıkarılmalı ve acilen trafiğe geçilmelidir. Alimlerimiz halkın içinde olmalı ve bu konuda mücadele etmelidir. Siyonist işgalcilere destek veren markalara karşı boykot fetvası vermeli, bunun uygulanmasını takip etmelidir. Bu vahşeti unutturmamak için etkinlikler yapılmalıdır. Mümkün olan en geniş katılımla havadan ve karadan, denizden Gazze’ye insani yardım ulaştırılmalıdır. Boykot bir tercih değil dünyevi ve uhrevi bir görev ile sorumluluktur” ifadelerini kullandı.
“HÜKÜMET İSRAİLLİ FİRMALARA TEŞVİK VE DESTEĞİ KESMELİ”
Yapıcıoğlu boykot kapsamında “Hükümet Siyonist işgalci İsrail’e destekte bulunan firmalara verilen destek ve teşvikleri kesmelidir. Resmi kurum ve kuruluşlar ile özel sektörün boykota destek vermesi sağlanmalıdır. Belediyeler, KYK yurtları, THY, okul, üniversite, hastane kantinleri, yemek fabrikaları, düğün salonları, ulusal ve yerel zincir marketler ve ilgili tüm resmi ve sivil kuruluşların boykot ürünlerine alternatif ürünleri halka arz etmeleri sağlanmalıdır.” dedi.
Yaşanan dram karşısında Müslümanların bir araya gelmesi gerektiğini ifade eden Yapıcıoğlu, “Bir diğer başlığımız eğitim ve bilinçlendirme: bize göre Aksa Tufanı ile küreselleşen gündem ile oluşan Kudüs Davasının özellikle çocuklarımıza ve gençlerimize kavratılması için bir fırsat olduğu görülmektedir.
Medyaya düşen görevler vardır. Siyonist işgalci İsrail’in Gazze’de gündemin önüne geçmesi, sosyal medya platformları üzerinden baskı kurması, medya ofis ve bürolarını bombalaması ve şu ana kadar 130’un üzerinde gazeteciyi şehit etmesi medyayı susturarak yaptığı soykırım ve vahşetin üstünü örtme çabasından kaynaklanmaktadır. Meclise ve milletvekillerine de düşen görevler var. Milletvekilleri meclisi, mecliste hükümeti harekete geçirmeye çalışmalıdır. Hükümete ve devlete de düşen görevler var. İslam ülkelerine düşen çok ciddi sorumluklar var. Ümmetin birliği esastır, fitne haramdır. Çözüm ise İttihat- ı İslam’dır. Müslümanların bir araya gelmesidir” açıklamasında bulundu.
MAVİ MARMARA BENZERİ GEMİYLE GAZZE’YE İNSANİ YARDIM
Beyannamede, Kudüs davası konusundaki etkinlikleri ve boykotları itibarsızlaştırma çabalarına karşın, Filistin direnişine ciddi katkı sağladığı bilinciyle etkinliklerin dozu ve çeşitliliğinin artırılarak devam ettirilmesi gerektiği vurgulandı. Beyannamede, bu etkinliklerle Filistin davası ve siyonizmin tehlikelerinin anlatılması, kamuoyunun bu konuda bilinçlendirilmesi gerektiği de aktarıldı.
Mümkün olan en geniş katılım ile Mavi Marmara benzeri bir uluslararası gemi filosu ile Gazze’ye insani yardım ulaştırılması, siyonist kaynaklı dezenformasyonun önüne geçebilmek ve gerçekleri dünyaya duyurabilmek için İslam ülkelerinin desteği ile ortak bir medya bilgi havuzu kurulması önerisinin yer aldığı beyannamede, Mecliste gerekli duyarlılığın oluşturulması, Türkiye’de Hamas’ın resmi büro açabilmesi için gerekli yasal zemin oluşturulması, Filistin direnişinin resmi olarak tanınması ve desteklenmesi taleplerine yer verildi.
Beyannamede, İslam ülkelerini diplomatik, ekonomik ve stratejik konularda bir araya getirmenin yollarının aranması, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile kabinesinin ve soykırım suçunu işleyen işgal kuvvetlerinin yargılanmaları için gerekli hukuki girişimlerde bulunulması gerektiği de vurgulandı.
Yapıcıoğlu’nun bu açıklamalarıyla ortaya çıkan 11 maddelik beyanname şu başlıklarla duyuruldu:
– Sivil toplum ve siyasi partilerin üzerine düşen görevler
– Alimler
– Etkinlikler
– İnsani yardım
– Boykot
– Eğitim ve bilinçlendirme
– Medya
– TBMM ve Milletvekilleri
– Hükümet ve Devlet
– İslam ülkeleri
– Uluslararası hukuk
]]>Manisa Şehir Hastanesi’nde, 4 yılda bir denk gelen 29 Şubat tarihinin ilk bebekleri dünyaya geldi. 6 yıldır çocuk sahibi olamayan Raziye-Emrah Yılmaz çiftinin bebekleri bugün dünyaya geldi. Doğum öncesi gazetecilerin sorusunu yanıtlayan Kadın Hastalıkları ve Doğum Hekimi Op. Dr. Murat Özşahin, “Bugünün ilginç bir öyküsü var. Hastamızın 6 yıldır çocuğu olmuyordu. 1 yıl öncesinde tüplerini açtık ve gebe kaldı. 9 ay boyunca hastamızı takip ettik. Doğum gününü farkında olmadan 29 Şubat’a yani bugüne vermişiz. İlginç bir tesadüf de oldu. Hastamızın ağabeyi de 29 Şubat tarihinde doğmuş. Kendi çocuğunun da doğumu 29 Şubat tarihine denk geldi. 29 Şubat bilindiği üzere 4 yılda bir gerçekleşiyor. Hastamız 6 yıldır bu çocuğu bekliyordu. Güzel ve mutlu bir anı olacak onlar için de inşallah. Hastamızı birazdan doğumhaneye alacağız. Bütün çocuklarımız kıymetli. Bu çocuğumuzun da yeri biz de ayrı, çünkü 6 yıldır beklenen bir çocuktu. Kısmet 29 Şubat’a denk gelmesi” dedi.
Doğum tarihini 29 Şubat istemeyenler de oldu
Gün içerisinde 1 doğumun gerçekleştiğini ve planlı olarak 6 doğumun daha olduğunu belirten Özşahin, “Şu anda planlı 6 sezaryenimiz var. Sabaha doğru da bir normal doğumumuz oldu. Planlı olmayan bir doğumdu ve 29 Şubat’a denk geldi. Doğum günleri bazen birkaç gün öncesinden belli olduğu için 29 Şubat tarihini isteyenler oldu. Doğum gününü bir sonraki sene kutlayamayacağını düşünen hastalarımızdan istemeyenler de oldu” diye konuştu.
“Bizim için ilginç bir tesadüf oldu”
6 yıldır çocuk hasreti çeken Raziye Yılmaz ise doğacak çocuğuna Emre ismini vereceklerini belirterek, çok mutlu olduğunu söyledi. Yılmaz, “6 senedir çocuğumu bekliyordum. Allah’ın ve hocamızın da sayesinde bugün çocuğumuzu kucağımıza alacağız inşallah. Benim ağabeyimin de doğum tarihi 29 Şubat. Bizim için ilginç bir tesadüf oldu. 4 yılda bir kez doğum günü denk geliyor ama biz yine de 28 Şubat ya da 1 Mart gününe doğum gününü yapacağız” dedi.
Öte yandan röportajın ardından doğumhaneye alınan Raziye Yılmaz’ın doğumunun gerçekleştiği ve bebeğini sağlıklı bir şekilde kucağına aldığı bildirildi.
“Doğum gününü de babasıyla birlikte kutlarız”
Manisa Şehir Hastanesi’nde 29 Şubat tarihinin ilk bebeği ise İsmail-Şule Bilgin çiftinin Ahmet Müştak ismini verdikleri oğulları oldu. Sabah saatlerinde plansız olarak doğumu gerçekleşen Şule Bilgin, “İlk bebeğim çok heyecanlıyım. Yarın da nasipse babasının doğum günü. Doğum günleri arka arkaya denk geldi. Sürpriz yaptı bize. Tamamen kendi tercihi ile bugün doğum oldu. Bundan sonra inşallah doğum günün de babasıyla birlikte kutlarız” ifadelerini kullandı. – MANİSA
]]>Dünya’nın Güneş çevresindeki bir turunun yaklaşık 365 gün 6 saat sürmesi sebebiyle her yılsonunda artan 6 saatlik süreyi bir tam güne çevirmek için şubat ayı 4 yılda bir 29 gün oluyor. Birçok vatandaş her yıl doğum gününü kutlamayı heyecanla beklerken, 29 Şubat tarihinde dünyaya gelenler doğum günlerini 4 yılda bir kutluyor. Bugün Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi’nde sabah saatlerinde dünyaya gelen 3 kilo 900 gram ağırlığında ve 55 santimetre uzunluğundaki Ömer Asaf da ilk doğum gününü 4 yıl sonra kutlayacak.
“Bebeğimizin de, annemizin de sağlık durumu gayet iyi”
Başarılı bir doğum süreci olduğunu belirten Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Fatma Sağlam Karaoğlan, “Bebeğimiz 39 haftalık, 29 Şubat’ın nadir bebeklerinden. Gebelik sürecimizi de burada takip ettik. 55 santim, 3 kilo 960 gram doğdu. 4 yılda bir doğum gününü kutlayacaklar. Bebeğimizin de, annemizin de sağlık durumu gayet iyi. Doğum sürecimiz de gayet güzel ilerledi. Biraz daha takip edip daha sonrasında taburculuklarını planlayacağız. Ömer Asaf bebek ve tüm 29 Şubat’ta doğan bebeklerimizin umarım nice mutlu yılları olur, sağlıkla büyüsünler” dedi.
“Sıkayım kendimi 1 gün önce veya sonra olsun dedim bebeğimiz sabırsız çıktı”
Bebeğinin 29 Şubat’ta dünyaya gelmesinin kendilerini de şaşırttığını söyleyen 26 yaşındaki anne Elif Lütfüoğlu, “Beklemiyorduk, aslında daha doğuma vardı. Bizim için de sürpriz oldu. Erken olması da iyi oldu aslında bugünün tarihini hiç beklemiyorduk. Dedim sıkayım kendimi 2 gün önce veya sonra olsun ama dünden yatışımız oldu. Bebeğimiz sabırsız çıktı, bugün dünyaya geldi. 4 senede bir çocuğumun doğum gününü kutlamak biraz değişik olacak. Bakalım artık ya bir gün önceden ya bir gün sonradan kutlamayı düşünüyoruz. Artık o da büyüyünce bize sorar ‘Benim gerçek doğum günüm neden 4 yılda bir oldu?’ diye. 4 yılda bir olması biraz babaannemize yaradı. Yine de kurtulamaz, mecbur o doğum günü kutlanacak. 3’üncü çocuğum, tekrardan anne oldum, mutluyum” ifadelerini kullandı.
“Kendi aramızda 28’inde veya 1 Mart’ta kutlayabiliriz”
3’üncü çocuklarını kucaklarına aldıkları için mutlu olduklarını söyleyen baba Ümit Lütfüoğlu ise, “Normalde 10 Mart’a doğru bekliyorduk, bizim çocuk biraz aceleci davranınca erken geldi. 4 senede bir denk geliyor, onun da kısmetinde bu varmış, iyi ki de geldi. Bizim için fark etmez, yeter ki sağlıklı, mutlu, huzurlu olsun. Biz tarihini kendi aramızda 28’inde, 1 Mart’ta kutlayabiliriz. İlk çocuk diye bu ayrı diyemiyorsun, ikinci çocuğum 15 gün yoğun bakımda kaldı. Bu çocuğumda çok şükür bir şey yok, mutluyuz. Kardeşleri yine yakamıza yapışır, mecbur doğum gününü kutlayacağız” şeklinde konuştu. – İSTANBUL
]]>Ülkedeki asistan doktorların yaklaşık dörtte üçü geçtiğimiz hafta greve çıktı ve bu da büyük eğitim hastanelerindeki ameliyatlarda aksamalara neden oldu.
Stajyer doktorlar, hükümetin doktor sayısını artırmak amacıyla üniversitelere her yıl daha fazla tıp öğrencisi kabul etme planını protesto ediyorlar.
Güney Kore, gelişmiş ülkeler arasında en düşük doktor-hasta oranlarından birine sahip ve hızla yaşlanan nüfus nedeniyle hükümet, on yıl içinde ciddi anlamda doktor eksikliği yaşanacağı konusunda uyarıyor.
Greve katılan 25 yaşındaki doktor Ryu Ok Hada BBC’ye haftada 100 saatten fazla, çoğunlukla da 40 saat uykusuz olarak çalışmaya alışkın olduğunu söyledi.
“Bu kadar az maaşa bu kadar çok çalışmamız inanılmaz” dedi.
Güney Kore’de doktorların maaşları nispeten yüksek olsa da Ryu, çalışma saatleri göz önüne alındığında kendisinin ve diğer asistan doktorların asgari ücretten daha az kazanıyor olabileceklerini savunuyor.
Daha fazla doktorun, az maaşa çok fazla çalışmasına yol açan sağlık sistemindeki yapısal sorunları çözemeyeceğini söylüyor.
Güney Kore’de sağlık hizmetleri büyük ölçüde özelleştirilmiş durumda ancak fiyatlar karşılanabilir seviyede.
Doktorlar acil servis hizmetleri, hayat kurtaran ameliyatlar ve uzman bakımının fiyatlarının çok düşük belirlendiğini, estetik ameliyatlar gibi daha az gerekli tedavilere ise çok fazla para ödendiğini söylüyor.
Bu, doktorların büyük şehirlerde giderek daha kazançlı alanlarda çalışmayı tercih etmesine, kırsal bölgelerde ise personel yetersizliğine ve acil servislere aşırı yük binmesine neden oluyor.
Bir yıldır çalışan Ryu, stajyer ve asistan doktorların ucuz işgücü olarak üniversite hastaneleri tarafından sömürüldüğünü söylüyor. Bazı büyük hastanelerde personelin % 40’ından fazlasını oluşturuyorlar ve bu hastanelerin ayakta kalmasında kritik rol oynuyorlar.
Sonuç olarak bazı hastanelerdeki ameliyat kapasitesi geçtiğimiz hafta yarı yarıya azaldı. Grev nedeniyle genellikle önceden planlanmış prosedürler erteledi.
Grevden yalnızca az sayıda kritik hasta etkilendi. Ancak geçen Cuma, kalp krizi geçiren yaşlı bir kadının yedi hastane tarafından reddedildikten sonra ambulansta hayatını kaybettiği bildirildi.
Hem halkın hem de ekstra iş üstlenmek zorunda kalan sağlık çalışanlarının doktorlara karşı sabrıysa tükeniyor. Hemşireler, ameliyathanelerde normalde doktor meslektaşlarının sorumluluğunda olan prosedürleri yapmaya zorlandıklarını söylüyor.
Hükümet gelecek yıl üniversiteye kabul edilen tıp öğrencilerinin sayısını 3.000’den 5.000’e çıkarmak istiyor. Grevdeki doktorlarsa, daha fazla hekim yetiştirmenin bakım kalitesini düşüreceğini, çünkü bunun daha az yetkin pratisyenlere tıbbi lisans verilmesi anlamına geleceğini savunuyorlar.
Ancak doktorlar, daha fazla doktorun olumsuz durumlara yol olacağı konusunda halkı ikna etmekte zorlanıyor. Salı günü Seul’deki bir hastanede 74 yaşındaki Lee kolon kanseri tedavisi görüyordu ve hastaneye varmak için bir saatten fazla yol yapmıştı.
“Şehrin dışında, yaşadığımız yerde doktor yok” dedi.
Lee’nin eşi Soon-dong, “Bu sorun uzun süredir erteleniyor ve düzeltilmesi gerekiyor” dedi. “Doktorlar çok bencil davranıyorlar. Biz hastaları rehin alıyorlar.”
Çift, greve daha fazla doktorun katılmasından endişeli ve eğer anlaşmazlığın çözülmesi anlamına geliyorsa, daha fazla para ödemekten memnuniyet duyacaklarını söylüyorlar.
Ancak Cumhurbaşkanı Yoon Suk Yeol’a verilen destek, grevin başlamasından bu yana arttı, bu da hükümetin Nisan ayındaki seçimlerden hemen önce sistemi gözden geçirmeye ve prosedürleri pahalılaştırmaya isteksiz olacağı anlamına geliyor.
İki taraf da sıkışmış durumda. Sağlık Bakanlığı doktorların istifasını kabul etmeyi reddetti ve bunun yerine, gün sonuna kadar hastanelere dönmemeleri halinde yasayı ihlal etmekten tutuklanacaklarını söyledi. Sağlık Bakan yardımcısı Park Min-soo, gün sonuna kadar hastanelere dönmeyenlerin lisanslarının da en az üç ay süreyle askıya alınacağını belirtti.
Ancak greve çıkanların bazıları hükümetin sert yaklaşımının kamuoyunda desteği artırabileceğine inanıyor. Pazar günü Kore Tabipler Birliği, kıdemli doktorların stajyer doktorlara katılıp katılmaması gerektiği konusunda oylama yapacak. Meslektaşlarının bir kısmı tutuklanırsa harekete geçme olasılıkları daha yüksek görünüyor.
Bu habere Jake Kwon katkıda bulunmuştur.
]]>CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Muğla’da, partisinin Aday Tanıtım Toplantısı’nda konuştu. Özel, şunları söyledi:
“Hayat; siyasetçiler için, siyaseti halk için yapanlar için, ülke için yapanlar için, ideali için yapanlar için bir başkalarında olduğu gibi değil; CHP siyasetinde öyle çevresini zenginleştirme oradan kendisine, ailesine, çocuklarına çıkar sağlama işi değil. Bizim işimiz her şey bittiğinde, ‘Arkamdan nasıl konuşulacak, ne söyleyecekler ve ne kadar dost biriktirdim’ işimiz o iş. Ben bugüne kadar çok dost biriktirdim ama ilk günden beri tam 5 dönemdir Muğla’ya hizmet eden; ‘İşte cumhuriyetin, işte CHP’nin belediye başkanı’ dedirten; birileri Türkiye’nin kredi notunu B-‘ye çıkarmaya çalışırken yönettiği büyükşehir belediyesinin kredi notunu AAA’da tutan ve Muğla’da 5 dönem görevden sonra, tekrar aday gösterilse tekrar seçilecekken ‘Şimdi bu belediyeyi gençlere emanet etme zamanı, bu deneyimlerden başkalarını yararlandırma zamanı’ diyerek görev yaptığı dönemle ilgili hakkında bir kişinin bir kuruşla ilgili arkasından konuşmayacağı; emanet ettiğimiz bu güzel Muğla’nın koylarını yağmalamak isteyenlerin aşamadıkları; onun için MUÇEV diye özel vakıflar kurup arkadan dolaşmaya çalıştıkları; kent suçlarına, talana karşı durmuş; birileri ‘İstanbul’a ihanet ettik. Bu gökdelenleri diktik, hançer gibi sapladık’ derken Muğla’da 4 kattan fazla dikey mimariye izin vermeyen; emanet aldığı Muğla’yı yıllar sonra ihanet etmeden şimdi gençlere teslim eden bir dostum, büyüğüm, ağabeyim var benim burada: Osman Gürün.
“BÜYÜKERŞEN’İN GENEL KOORDİNATÖRLÜĞÜNDE, OSMAN GÜRÜN’E GÖREV TEKLİF EDİYORUZ”
Başkan’a bir teklifte bulunmaya geldim. CHP’nin belediye başkanları çok iyi çalışıyor. Ama bunu bütün Türkiye’ye anlatmakta birazcık eksik kalıyorlar. Aynı işi hepsi bir yapıyor ama ortak zeminde buluşturmakta bazen eksik kalıyorlar. Birinin bir yerde yaptığını, öbürü boşu boşuna masraf edip uğraşıyor, aslında proje hazır. 1 Nisan’dan itibaren seçilen belediye başkanlarımızı koordine edecek, iyileri birbiriyle buluşturacak, hizmetleri görünür kılacak, Türkiye’ye ‘Bakın, bu kentleri nasıl güzel yönetiyoruz, bu ülkeyi de böyle yönetiriz’ diyecek, bir yandan da kendi denetimini yapacak, üç ayda bir belediye başkanlarına karnelerini sunacak bir sistem kuralım dedik. Yılmaz Büyükerşen’in genel koordinatörlüğünde, onun yanı başında Osman Gürün’e bu görevi teklif ediyoruz. Bütün Türkiye’deki belediyeleri onlara emanet edeceğiz. Osman Başkan’ın yanında çok çalışkan bir arkadaşı vardı, o da şimdi görevi Menteşe’de bir kadın belediye başkanına teslim ediyor ama kendisi de Muğla’ya hizmet etmeye devam edecek: Bahattin Başkan. ve Milas’ta uzun yıllar hizmet edip bu süreçte yeniden aday olmayan CHP’nin en önemli değerlerinden bir tanesi: Muhammet Başkan. Bu üç cumhuriyet çocuğuna baktığınızda, kendilerine emanet edilen kamu görevini dört dörtlük yaptılar, ortak özellikleri; kırgınlık, küskünlük, yılgınlık yok. Gerçek partililik budur.
Bir değişim, bir gençleşme yaşıyoruz. Kadınların CHP’de hak ettiği noktaya gelmesini istiyoruz ve böyle bir vizyonda 43 yaşında bir kadın adayımızla Gonca Köksal ile, Bodrum’da 30 yaşında Tamer Mandanlinci ile, Seydikemer’de 34 yaşında Özgür Can ile, Dalaman’da 36 yaşında Sezer Durmuş ile ve benim yaşım olan 49 yaşındaki bir ortalamayla bundan sonra Muğla’yı kendisi de 53 yaşında olan Ahmet Aras’a emanet ediyoruz. Sizinle birlikte 33 gün daha koşacaklar. En sonunda mazbatalarını alıp göreve başlayacaklar. Mazbatalarını aldıklarında 9’u CHP’nin yönettiği belediyeler şu anda bizde. Bu sayının 15’e, 16’ya yükselmesini ümit ediyoruz. Göreve başlamak için devir teslime gidecekler. Orada kapıdan girerken camın yanında duracaklar. Ceplerinden mal varlıklarını çıkaracaklar. Mal varlıklarını göreve başladıkları gün, belediyelerinin kapısına asacaklar. Görevi bıraktıkları gün, yeni mal var varlıklarını oraya asacağız. Biz belediye başkanlarımızı mal varlıklarıyla, açık alınlarıyla, şeffaf bir belediyecilik yaparak ve emanet aldıkları Muğla’yı ranta değil, halka açarak yöneteceklerine yürekten inanıyorum.
“MUĞLA’YI HARAMİLERE DEĞİL, MİLLETE TESLİM EDECEĞİZ”
Muğla’da MUÇEV diye bir vakıf kurdular. Bir vakfı ve derneği birleştirdiler. Kim var yönetiminde? Eski milletvekilleri, AK Partili siyasetçileri, bürokratları koydular. Ne yapıyor? Osman Gürün’ün, belediye başkanlarımızın geçit vermediği işleri onlara yaptırtıyorlar. Koyları, yandaşlara kiralıyorlar. Buna karşı, CHP olarak mücadele verdik, vermeye devam edeceğiz. Muğla’yı haramilere değil, millete teslim edeceğiz. Söz veriyoruz. Buraya geçmişte partimizde milletvekilliği yapmış bir adayı görevlendirmişler. ‘İktidara yakın olursam şu, bu olur’ diyor. Bir yandan kibirle yukarıdan bakıyor, belediye emekçilerini işinden edeceğini söylüyor. Bürokratları tehdit ediyor ama en büyük tehdidi Muğla’nın yeşiline ve mavisinedir. Burası Adalet ve Kalkınma Partisi’nin her şeye rağmen ranta açamadığı, çok katlıları dikemediği, her çevre felaketinde karşısına toplumla birlikte yerel yöneticilerin kol kola girdikleri, Muğla’yı, Muğla’yı sevenlerin yönettiği, Muğla’da doğanların, doyanların, karnını namusluca ekmeğiyle kazandığı, ekmeğiyle doyuranların, namerde avuç açmayanların iktidarından, Muğla’yı talan ettirmeye memur kılınmış birine asla teslim etmeyeceğiz.
“MUĞLA’NIN ÇIKARINI KORUMAYA SÖZ VERİYORUZ”
Bundan sonraki süreçte nasıl ki Akbelen ormanlarında İkizköylülerin yanında olduysak, nasıl ki zeytin ağaçlarını koruduysak, nasıl ki çevremizi katledenlere, ağacımızı kesmeye, koylarımızı betonlaştırmaya çalışanlara karşı mücadeleyi verdiysek, bundan sonra da eski, yeni, mevcut kadrolarımızla, gençlerimizle, Muğla’nın genç il başkanıyla, tüm ilçe başkanlarımız ve sizlerle birlikte Muğla’yı korumaya, ona gözümüz gibi bakmaya, Muğla’nın çıkarını, namusumuz gibi korumaya hep birlikte bir kez daha söz veriyoruz.
“…BİR MİLYONLUK NÜFUSA GÖRE PARA YOLLUYORLAR”
Buradan Recep Tayyip Erdoğan’a bir hatırlatmada daha bulunmak istiyorum: Muğla, 1 milyon nüfuslu bir yerdir. Kışın, siz sizeyken 1 milyonsunuz. Yazın, 5-6 milyon oluyor. Buraya hizmet yapılsın diye bir milyonluk nüfusa göre para yolluyorlar. 5 milyon için hizmet bekliyorlar. Çok önemli altyapı yatırımları, çalışmalar yapılıyor. Yurt dışından krediler bulunuyor. Özel finans yöntemleri kullanılıyor. Ancak, Türkiye’nin göz bebeği, her bir ilçesi bütün dünyanın dilinde olan bu güzel memlekete daha iyi hizmet yapılması için, daha önce Antalya’da ifade etmiştim. Cep telefonu sinyalinden, bir şehirde kaç kişinin hangi gün olduğu belli. Biz 5-6 milyona 12 ay ücret ödeyin, demiyoruz. Ama kim bir şehre gelip hizmetinden yararlanıyorsa, altyapısını meşgul ediyorsa, o kişi için devletin genel bütçeden ayırdığı payın verilmesi gerekir. Bunu, sırf kıyı şeridindeki bu güzel kentleri CHP’liler yönetiyor diye yapmıyorlar.
“KİRA FİYATLARI ÇOK ÖNEMLİ SORUN”
Kira fiyatları deyince bu Türkiye’de çok önemli bir sorun. Ocak 2024’te Muğla’daki ortalama kira 17 bin 926 lira. Asgari ücretten 924 lira daha fazla. Burada asgari ücret verdiğin birisi ortalama bir ev tutsa suyunu bağlatacak, elektriğini ödeyecek, çay demleyecek parası kalmıyor. Bu oranlar son derece fazla. 2 yıl öncesine göre yüzde 171 artmış. Burada dinlenmeye gelen, konut stokuna talebi arttıran, ekonomisi iyi olanlar tamam da Muğla’nın evlatları ne olacak? Muğla’daki polisler, askerler, öğretmenler, emekçiler ne olacak? Bu yüzden biz şehirlerde sabit, yerleşik yaşayanların bu kira fiyatlarından etkilenmemeleri için bir dizi öneriyi hazırladık. Meclis’teki ilgili komisyonlara sunuyoruz. Muğla’daki yüksek kira sorununun bir an önce çözülmesi, Muğla’nın büyük sıkıntılar çeken, yoksullaşan orta direğine sahip çıkılması, Muğla’da çalışan turizm emekçilerinin kışın işsiz kalma sorununa karşı mutlaka çözüm üretilmesi, sıkıntıya düşen Muğla esnafının tüm yönleriyle desteklenmesi lazım. CHP olarak üzerine titrediğimiz bir ildeyiz. Seçim sonuçlarıyla ilgili hiç endişe duymadığımız, liyakatli, çalışkan yöneticilerinin işini iyi yaptığı, sizin de ziyadesiyle memnun olduğunuz, bundan sonra da ilerleyen günlere umutla bakacağımız günlerdeyiz.
“BİR ŞEY YAPACAKSANIZ 31 MART’TA SANDIK BAŞINDA YAPACAKSINIZ”
31 Mart seçimleri, sadece yerel seçimler değil. 31 Mart yerel seçimleri bundan sonra 4 yıl boyunca bir daha herhangi bir seçimin olmayacağı seçimler. Mehmet Şimşek’in ağzında bir bakla var. Diyor ki ‘1 Nisan’dan sonra sıkı para politikasına geçeceğiz.’ Bunun emekçiler için anlamı hak edilen zammı almamaktır. Emekliler için bugünkü açlık sınırından 7 bin lira aşağıdaki en düşük emekli maaşını arttırmamaktır. Küçük esnaf için yeni vergi yükleri, artan enflasyon, zamlar ve hayat pahalılığı demektir. 1 Nisan geldiğinde artık ertesi gün yapacak bir şey kalmamıştır bunlara engel olmak için. Eğer bir şey yapacaksınız, 1 Nisan’dan bir gün sonra yapamazsınız. 1 Nisan’dan bir gün önce, 31 Mart’ta sandık başında yapacaksınız. Daha önce her ne sebeple olsun, AK Parti’ye, MHP’ye oy vermiş ama hayat pahalılığı karşısında ezilmiş, enflasyon yüzünden tükenmiş, alım gücü kalmamış, borcunu ödeyemeyen, kredi kartını başka yerden kredi çekerek kapatan, borcu borçla çevirenler, geçen seneye göre bu sene daha yoksul hissedip gelecek seneden endişe edenler, boynu bükük çiftçiler, kaderine terk edilmiş hayvancılıkla uğraşanlar, sorunları hiç dile getirilmeyen Marmaris’teki arıcılar, esnaf, memur, çalışan, herkes. Bunlarla ilgili endişe duyan herkes 31 Mart’ta bu iktidara gücünü göstermek zorundadır.”
Her şeye rağmen oy alırsa, her şeye rağmen AK Partililer, MHP’liler sıkıntılarını ifade etmezlerse, hiç değilse bir sarı kart göstermezlerse, bir kırmızı ışık yakmazlarsa, ‘Hep zengine çalışıyorsun, bizi ezdirdin’ demezlerse 1 Nisan’dan sonra acı reçete geliyor. 31 Mart’ta Cumhur İttifakı’nın gücünü dengelemek, onların karşısına bir gücü koymak zorundayız. Bunu yerel seçimlerle yapmak zorundayız. O yüzden ben CHP’nin Genel Başkanı olarak Cumhur İttifakı’nın karşısında en büyük ittifakı aramak için elimden geleni yaptım. Çiçeği yaptırdım, arkadaşlarımı yanıma aldım ve ziyaretlerde, temaslarda bulundum, ‘Birlikte olalım. Buraları AK Parti’ye, MHP’ye teslim etmeyelim’ dedim. Biz Ankara’da bir ittifak, bir iş birliği gerçekleştiremedik. Ama 2019’da büyük zaferi yaşayanlar ve yaşatanlar buradalar, seçmen bir yere gitmedi. Ben o yüzden CHP olarak Cumhur İttifakı’nın karşısındaki büyük Türkiye İttifakı’nın içinde hep birlikte yer aldığımızı görüyorum.
“TÜRKİYE SENDEN BÜYÜKTÜR”
Hani dış politikada konuşup da gelip iç politikaya malzeme ediyor ya ‘Dünya beşten büyüktür’ diye. Bak, Türkiye senden büyüktür. O karınca gibi görüp ezmeye çalıştığın emekçinin, kardeşi vardır; karıncanın kardeşi vardır. O da CHP’dir, cumhuriyetçilerdir, bütün Türkiye’dir, Türkiye İttifakı’dır. Yok saydığın, Atatürk’ün ‘Milletin efendisidir’ dediği çiftçinin kardeşleri vardır. CHP’lilerdir, Türkiye İttifakı’dır, Türkiye’dir. Hepinizin arkasındayız. ve gençlerimiz, Türkiye’de umudu kalmayanlar, yurt dışına gitmek isteyip geleceği orada aramak isteyenler gençlerimize hep birlikte sesleniyoruz: Kimse enseyi karartmasın, umudunu kaybetmesin. Umut var, umut 31 Mart’tadır. Umut; geçtiğimiz sene çok üzüldüğünüz, geçtiğimiz sene mayıs ayında belki de çok karamsarlığa kapıldığınız noktada hep birlikte ayağa kalkan, motive olan, 100 yıl önce kurtardığı ülkeyi yine kurtarmaya azmetmiş olan, kurduğu cumhuriyetin kıymetini bilen cumhuriyetçilerdir, Atatürkçülerdir. Biz buradayız, hep birlikteyiz ve hiçbir yere gitmiyoruz.”
CHP lideri Özgür Özel, konuşmasının ardından, Memleket Partisi’nden istifa edip CHP’ye katılan İbrahim Şimşek ve Murat Gökalp’in rozetlerini taktı ve “Hangi partide olursa olsun tüm cumhuriyetçileri, tüm Atatürkçüleri, tüm vatanseverleri, tüm milliyetçileri Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün baba ocağına CHP’ye davet ediyorum” dedi.
]]>“PAYLAŞIMLARIMDAN DOLAYI BANA GADDARLIK YAPTILAR”
Sosyal medyayı eskisi gibi aktif olarak kullanmadığını belirten Yunus Günçe, “Sosyal medyada artık kendimi gerzek gibi hissetmeye başladım. Çünkü sen yazıp çiziyorsun ama hiçbir şey değişmiyor. Sen yazdığınla kalıyorsun. Sonra senin 43 tane oyununu iptal ediyorlar, bir şehre giremiyorsun.
Beni deprem ve seçim zamanı bir listelere koydular. Cem Yılmaz, Şahan Gökbakar ve ben. Aramızda 300 milyon dolar var ya…. Ben bu insanlarla başka hiçbir listede yokum. Bize gaddarlık yaptılar. Kuvvetli olmadığım için bana yaptıklarını yaptılar. Kimse yazdıklarımı umursamadı.
Bir şey olduğunda yine kendimi tutamıyorum ama biraz frene bastım. Mental ve ruhsal anlamda çok yoruldum” dedi.

“ACUN ILICALI DAHİL TÜM SURVIVOR EKİBİNİ TAKİPTEN ÇIKARDIM”
Survivor’a davet edildiğini ancak daha sonra kimsenin kendisine ulaşmadığını belirten Günçe sözlerine şöyle devam etti: “Bir ara Survivor’daki herkesi takipten çıkardım. Buna Acun Ilıcalı da dahil. Tavşan dağa küsmüş dağın haberi olmamış o hesap.
Takip etmeme gerek yoktu. Survivor All Star’a neden gitmediğim çok soruluyor. Cevabı çok basit çünkü beni çağırmadılar. Acun Ilıcalı beni bir daha çağırmak zorunda değil ki. Aslında All Star’ı geçen sezon yapacaklardı ve beni aradılar.
İlk beni çağırdıklarını söylediler çünkü Acun Ilıcalı ‘Yunus’u mutlaka ikna edin’ demiş. Ben de kabul ettim ve ertesi gün spora başladım. Yüzmem zayıf diye çok ciddi bir paraya yüzme kursuna yazıldım.
Sonra Survivor’a davet edilen bir arkadaşım arayarak ‘Abi Survivor’a gidiyormuşsun’ deyince olayın ciddiyetini anlayarak ailelere ilan ettim. Bütün ailemi toplayarak Survivor’a gideceğimi söyledim ve herkes çok mutlu oldu.
Daha sonra ekiple iletişim koptu ve kimse beni aramadı. Daha sonra ben onları aradım ve bana ‘Oradaki olaylar biraz değişti. Takımlar değişti All Star yapmaktan vazgeçtik. Seneye All Star var ve sen bankosun. İlk seni arayacağız’ dediler.
Sonra deprem ve seçim oldu. Ben o arada videolar çektim. All Star oldu ve beni çağırmadılar. Çağırmak zorunda değiller, mecbur da değiller.”

“ACUN’A LAF EDEN BATUHAN SURVIVOR’DA, DEMEK Kİ BENİM VİDEOLAR DA BİR ŞEY VAR”
“Annemin evinde hiçbir şey yapmadan otururken Acun Ilıcalı beni Survivor’a çağırarak çok büyük bir iyilik yaptı. Acun Ilıcalı minnettarım. Bana bir şans daha verdi Para Bende’yi yaptık sonra Survivor yorumları yaptık.
Ben Acun Medya’ya gidip bütün gün belki iş çıkar diye orada bekleyen adam olmadım, olmayacağım. Şu an Survivor’da MasterChef’te et çalarken yakalanan adam var, sevgilisine küfreden adam var. Batuhan Karacakaya, Acun Ilıcalı’ya neler neler söyledi şimdi o da orada.
Demek ki benim videolarla ilişkili bir durum var. Benim videoların içeriğinde bir şey var demek ki… Yine de sorun değil. Biz hep alttan aldık.”
]]>Cenaze töreni, Moskova’daki bir kilisede düzenlenen veda töreninin ardından Borisovskoye Mezarlığı’nda yapılacak.
Navalni’nin eşi Yulia Navalnaya, cenazenin barışçıl bir şekilde yapılıp yapılamayacağını ve polisin katılımcıları gözaltına alıp almayacağını bilmediğini söyledi.
Navalni’nin 16 Şubat’ta cezaevinde rahatsızlanarak aniden hayatını kaybettiği bildirilmişti.
Yıllarca Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in en önemli muhalifleri arasında sayılan Navalni’nin ölümünden, eşi Yulia Navalnaya ve birçok dünya lideri Rus devletini sorumlu tutuyor.
Ölüm nedenine ilişkin şimdiye kadar çok az ayrıntı açıklandı.
Rus yetkililer ölümünden sonra 8 gün boyunca Navalni’nin cenazesini annesi Lyudmila’ya teslim etmeyi reddetti.
Geçtiğimiz günlerde Navalni’nin sözcülerinden bir tanesi, annesine üç saat içinde “gizli” bir cenaze töreni yapılmasını kabul etmesinin söylendiğini belirtti.
Aksi takdirde Navalni’nin öldüğü IK-3 ‘Kutup Kurdu’ adlı cezaevi tesisinde defnedileceği söylendi.
Navalni’nin annesi, oğlunun doğal nedenlerle öldüğüne dair bir ölüm belgesi imzalamaya zorlandığını söyledi.
Navalni’nin sözcüsü Kira Yarmysh, Salı günü yaptığı açıklamada cenaze törenini yapmak için bir yer bulmakta zorlandıklarını söyledi.
Yarmysh, bazı yerlerin tamamen dolu olduklarını iddia ettiklerini, diğerlerinin ise etkinliğin kimin için olduğunu öğrendiklerinde reddettiklerini söyledi.
Sosyal medyada yaptığı paylaşımda Yarmysh, “Konuştuğumuz bir yer, cenaze hizmetleri sağlayan şirketlerin bizimle çalışmasının yasak olduğunu söyledi” dedi.
Navalnaya, AP’de konuştu: ‘Batı’nın stratejisi işe yaramıyor’
Cenaze törenine ilişkin ayrıntılar, Yulia Navalnaya’nın bugün Strazburg’da Avrupa Parlamentosu’nda konuşma yaptığı sırada geldi.
Navalnaya konuşmasında Rusya’nın Ukrayna’daki “acımasız ve sinsi” savaşını kınadı ve Batı’nın Rusya ile mücadele stratejisinin işe yaramadığını söyledi.
Navalnaya, “Daha öncekilerden hiçbir farkı olmayan yeni bir karar ya da yeni bir dizi yaptırımla Putin’e zarar veremezsiniz” diye konuştu.
Bunun yerine milletvekillerini eşinden ilham almaya çağırdı ve onu “her şey için ama özellikle de siyaset için her zaman yeni fikirleri olan” bir “mucit” olarak nitelendirdi.
Navalnaya, “Sıkıcı olmayı bırakmalısınız” dedi.
Aleksey Navalni’nin kurucusu olduğu Yolsuzlukla Mücadele Vakfı’nın Direktörü Ivan Zhdanov, X’te (eski adıyla Twitter) yaptığı paylaşımda, cenazeyi 29 Şubat’ta yapmak istediklerini, ancak “o gün etrafta mezar kazabilecek tek bir kişinin bile olmadığının kısa sürede anlaşıldığını” söyledi.
Zhdanov, bunun nedeninin de Putin’in aynı gün önemli bir konuşma yapacak olması olduğunu ima etti:
“Kremlin, Aleksey’e veda edeceğimiz günde kimsenin Putin’i ve konuşmasını umursamayacağının farkında.”
Zhdanov, insanları “Aleksey’e veda etme şansına sahip olmak için” erken gelmeye teşvik etti.
Sabah yapılacak veda töreninin ardından yerel saatle 14:00’te cenaze töreni ve 16:00’da defin işlemi gerçekleştirilecek.
İnsan hakları grubu OVO-Info’ya göre, Navalni’nin ölümünden bu yana, Rusya genelinde yaklaşık 400 kişi onun için çiçek bıraktıktan sonra gözaltına alındı.
Cenaze törenine de polisin yoğun katılım göstermesi bekleniyor.
Geçtiğimiz günlerde Navalni’nin sağ kolu olarak tanınan araştırmacı gazeteci Maria Pevchikh, ölümünün bir mahkum takasıyla serbest bırakılmak üzere olduğu sırada gerçekleştiğini açıkladı.
]]>Turan, Türkiye Gençlik Vakfı (TÜGVA) tarafından genel merkez binasında düzenlenen “Türkiye’nin Demokrasi Serüveni ve Yeni Anayasa” programında, 28 Şubat müdahalesinin Türkiye’nin tüm sosyolojik katmanlarına farklı bedeller ödettiğini söyledi.
Darbenin Türkiye’nin ekonomisine maliyetinin 380 milyar dolar olduğunu dile getiren Turan, “Bunun dışında 25 banka Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na (TMSF) devredildi. Yani o bankaların zararı bu milletin sırtına, alın terine bedel olarak yazılmış oldu. Bir gecelik faiz yüzde 7 bin 500’ü buldu.” diye konuştu.
Turan, 2010 yılında yapılan anayasa değişikliği ile “darbecileri koruyan” geçici maddenin kaldırıldığını aktararak, 28 Şubat’ın tek sorumlusunun asker olmadığını anlattı.
Askere “Haydi artık” ve “Geç kaldınız” diyen yazarlar ve finansörlerle sessiz kalan siyasetçilerin de sorumluluğunun bulunduğunu, toplumun 28 Şubat’a farklı görüş ve etkinliklerle hazırlandığını belirten Turan, “Ardından bu sert adımlar atıldı, acımasızca bir süreç başladı. Ancak o gün ‘Nerede kaldınız?’ diyen yazarların bugün halen yazarlık yapmasından ben utanıyorum. O gün sessiz kalmakla övünen, gününü gün eden iş adamlarının bugün halen iş adamı olmasından utanıyorum.” ifadelerini kullandı.
“Darbecilerden hesap sormadıkça bu ülkede bir daha darbe olmamasının garantisini sağlayamayız” diyen Turan, 2010 referandumunun bu kapsamda çok kıymetli bir adım olduğunu vurguladı.
Türkiye’de ilk darbelerin kaba, softa ve çok ucuz yöntemlerle gerçekleştirildiğinin altını çizen Turan, şöyle devam etti:
“Sonra Türkiye’de teknoloji geliştiği gibi, zihinler dönüştüğü gibi darbeciler de kendisini geliştirdi. Daha soft, daha farklı, daha ustaca yapılan darbelere şahitlik ettik. ’28 Şubat’ın halen darbe mi değil mi?’ olduğunu anlamayanlar var bu ülkede. Niye, askerin silahıyla çıkıp dayatmadığını düşündüler, 1980 gibi. Daha öncekiler gibi olmadığını düşündüler. Oysa sonuç itibarıyla hiçbir fark yoktu darbelerin. Osmanlı’da da darbe vardı ama Osmanlı’da padişahı yerinden kaldırıp tekrar adım atan darbeciler meşru olmanın yolunu hanedanın üyesini oraya oturtmak olarak gördüler. Yani bir padişah kaldırıldıysa onun oğlu, yakını oraya getirildi. Bir anlamda kendileri açısından meşruiyet sağlanmış oldu. Ama Türkiye’de yeni dönem modern darbe anlayışında o kadar sert, o kadar acımasız davranıldı ki bir adam alındı, idam edildi.”
“Filistin sokaklarını bu gençlikle doldurana kadar çalışacağız”
TÜGVA Genel Başkanı İbrahim Beşinci ise geçmişini unutanların geleceğini aydınlatamayacağını dile getirerek, bu düşünceyle bu tür etkinlikleri önemsediklerini söyledi.
Askeri vesayetin geride kalmasıyla devlet büyüklerinin açtığı yolda ilimde, fende ve teknolojide yüksek hedeflere çıkıldığını belirten Beşinci, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a bu yolu açtığı için teşekkür etti.
Gençliğin enerjisine inandıklarını vurgulayan Beşinci, şunları kaydetti:
“Kubbet-üs Sahra’nın saflarını, Mescid-i Aksa’nın avlusunu ve kadim Filistin sokaklarını bu gençlikle doldurana kadar çalışacağız. Nasıl ki Ayasofya’da zincirler kırıldı, özgür Kudüs’te bizler namaz kılacağız. Bunun inancıyla çalışacağız. Buradaki büyüklerime TÜGVA’nın şu sözünü vermek istiyorum; İnşallah bu gençlik yazacak hakikati, tüm dünya okuyacak. Bu gençlik söyleyecek, gök kubbede hoş bir sada yayılacak. Bir gün gelecek, bir gün kalacak. Buna hepimiz şahitlik edeceğiz, o günler gelecek.”
Programın devamında Kişisel Verileri Koruma Kurumu (KVKK) Başkanı Prof. Dr. Faruk Bilir’in başkanlığını yaptığı oturumda AK Parti Denizli Milletvekili ve TBMM Anayasa Komisyonu Üyesi Cahit Özkan, MHP Grup Başkanvekili Levent Bülbül ile Hukukçu Kadınlar Derneği Başkanı Figen Şaştım “Anayasa” konusunda görüşlerini aktardı.
]]>Bu hafta; Masal (Yeni Çocuk Oyunu), Savaş ve Barış, Gidiş Dönüş Moskova (Retro), Kuğunun Şarkısı, Yaşamak mı Yoksa Ölmek mi, Ay, Carmela!, Maviydi Bisikletim, Bir Halk Düşmanı, Sivrisinekler, Geçit, Benim Küçük Yıldızım, Bekçi ile Postacı, Herkes Sihirbaz Olacak, Bir Gün Ayakkabımın Teki, Bir Gece Masalı, Çöpsüz Dünya adlı oyunlarımız seyirciyle buluşacak.
İstanbul Şiirle Buluşuyor: “Ben Nergisten Sorumluydum” (Gülten Akın)
Gülten Akın’ın yazdığı şiirlerin evreninde, Emre Koyuncuoğlu’nun uyarlayıp yönettiği etkinlikte Radife Baltaoğlu, Sevil Akı, Yeşim Koçak, Işıl Zeynep Karaalp, Şirin Asutay, Ebru Üstüntaş, Elvan Boran rol alıyor. Etkinlik, 3 Mart 2024 tarihinde saat 18.00’de Müze Gazhane Meydan Sahne’de.
Bu Haftanın Programı (28 Şubat-3 Mart 2024)
MASAL (5+Yaş) (Yeni Çocuk Oyunu)
Hakkından ve ihtiyacından fazla yiyeceği çalarak açlığa sebep olan yemek hırsızı ve işbirlikçisine karşı üç çocuk fantastik bir yolculuğa çıkar. Birçok engelin aşıldığı yolculuk sürecinde bireysellikten birlikte hareket etmeye, yardımlaşma ve adaletli paylaşıma kadar çocukların düşünce ve eylemleri değişir. Açlığın tüm çocuklar için yaşamsal bir sorun olduğunu fark eden çocuklar, açgözlü yemek hırsızı ve işbirlikçisine karşı mücadeleyi büyütür. Eftal Gülbudak’ın yazıp yönettiği oyunda Ceren Hacımuratoğlu, Ercan Demirhan, Yeliz Şatıroğlu, Onur Şirin, Serkan Bozkurt rol alıyor. Oyun, 3 Mart 2024 tarihinde Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde.
SAVAŞ VE BARIŞ
1805 ve 1820 arasında geçen, tarihsel bir anlatı özelliği de taşıyan “Savaş ve Barış” Napolyon’un 1812’de Rusya’yı işgalinin hemen öncesinde hayatları tümüyle değişen Rus aristokrasisini konu edinir. Bir yanda aşk ilişkileri, aile ve salon hayatını anlatılırken, savaş ve savaşın geri dönülemez yıkımı da devam etmektedir. Savaş ve Barış, birçok yönüyle bir tarih anlatısının özelliklerini taşırken, aynı zamanda yaşama, inançlara, insanın yaşama amacına dair felsefi düşünceleri barındıran, politik ve sosyolojik çıkarımların yer aldığı destansı bir eserdir.
Savaş ve muharebelerin, Napolyon ve Kutuzov gibi tarihi şahsiyetlerin arka fonu oluşturduğu oyunda, aşk hikayeleri, kişisel zaaflar, aile içi çatışmalar ve kayıplar toplumun genelinden oyundaki her bir karaktere kadar uzanan bir panorama oluşturur.
Lev Tolstoy’un yazdığı, Eva Mahkovic’in uyarladığı, Aslı Önal’ın çevirdiği, Aleksandar Popovski’nin yönettiği oyunda Ayşegül İşsever, Berfin Berber, Can Başak, Defne Gürmen Yüksel, Deran Özgen, Dilara Demirdüzen, Doğan Altınel, Ersin Bağcıoğlu, İlker Sami Kılıç, İpek Uğuz, Levent Üzümcü, Melisa Demirhan, Mesut Çırak, Murat Bavli, Mutlu Güney, Nevzat Sinan Taştan, Ogeday Erkut, Osman Kaba, Salih Şimşek, Sefa Turan, Taha Karakaş, Yağmur Topçu rol alıyor. Oyun, 28 Şubat-2 Mart 2024 tarihleri arasında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde.
GİDİŞ DÖNÜŞ MOSKOVA (RETRO)
Eşinin ölümünden sonra Moskova’da kızı ve damadının yanında yaşamaya başlayan Nikolai Mihayloviç Çmutin, sakin ve huzurlu bir yaşam sürmek umuduyla köyüne gitmek istemektedir. Babasının köyde tek başına yaşayamayacağını düşünen kızı Ludmilla ve bir türlü anlaşamadığı damadı Leonid ise onu evlendirme planları yapmaktadır. Leonid, Çmutin’in birini eş olarak seçmesini umut ederek üç yalnız kadını eve davet eder. Üç gelin adayının da aynı anda eve gelmesiyle planlar karışacaktır.
Alexander Galin’in yazdığı, Hale Kuntay’ın çevirdiği, Engin Gürmen’in yönettiği oyunda Aybar Taştekin, Ayşe Nurseli Tırışkan Akpınar, Esra Ülger, Hikmet Körmükçü, Mahperi Mertoğlu, Zihni Göktay rol alıyor. Oyun, 28 Şubat-2 Mart 2024 tarihleri arasında Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde.
KUĞUNUN ŞARKISI
Anton Çehov’un tek perdelik kısa oyunlarından biri olan Kuğunun Şarkısı’nda, yaşlı ve yalnız bir aktörün geçmişiyle yüzleşmesine, hayatını sorgulamasına, pişmanlıklarına ve aradan geçen onca yıla rağmen, hala, hayatta en iyi yaptığı şeye, aktörlüğe tutunmaya çalışmasına tanık oluyoruz.
Oyunda, insan doğasının gizli özlemlerini, öfkelerini ve tutkularını yansıtan önemli bir Çehov karakteri olarak karşımızda duran Svetlevidov’un anılarında yeniden canlanan Shakespeare’nin seçme tiradları, izleyenleri de oyuncunun geçmişine doğru bir yolculuğa çıkarıyor.
Alkışlar, tebrikler, aşklar ve şöhretin sarhoşluğuyla, yaşamı boyunca mutluluğu ve hayatın anlamını arayan Svetlevidov, geride bıraktığı onca hayal kırıklığına ve çektiği bütün sıkıntılara rağmen, sahnede ölümü bekliyor olduğu gerçeğinin önünde bile başını eğmeden durmaya devam ediyor.
Bora Seçkin’in yönettiği oyunda Bora Seçkin, Ertan Kılıç, Naşit Özcan, Yeliz Şatıroğlu rol alıyor. Oyun, 28 Şubat-2 Mart 2024 tarihleri arasında Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde.
YAŞAMAK MI, YOKSA ÖLMEK Mİ
1939 yılı, Polonya’nın Nazi birliklerince işgalinin hemen öncesi. Varşova’da bir tiyatroda Hitler karşıtı bir oyunun provaları sürmektedir. Oyun siyasi sebeplerle yasaklanarak yerine Hamlet konulur. Almanların Polonya’yı işgali üzerine tiyatro kapanır. İşsiz kalan oyuncular, bir Alman casusunun engellenmesi için çalışırlar. Provasını yaptıkları oyun sayesinde, Nazilerin kılığına girer ve zaman zaman umutsuzlaşan ve gitgide çetrefilleşen bir savaşı sürdürürler.
Nick Whitby’nin yazdığı, Yücel Erten’in çevirdiği, Hüseyin Köroğlu’nun yönettiği oyunda Şenay Saçbüker, Hüseyin Köroğlu, Kutay Kırşehirlioğlu, Bahtiyar Engin, Vildan Türkbaş, İrem Arslan, Emre Narcı, Volkan Ayhan, Emre Şen, Ümit Bülent Dinçer, Tarık Köksal, Deniz Yeşil Mavi, Erkan Akkoyunlu, Özge Kırdı, Orçun Tekelioğlu, Rüzgar Aşıkoğlu, Özgür Ali Kuruçay rol alıyor. Oyun, 28 Şubat-2 Mart 2024 tarihleri arasında Ümraniye Sahnesi’nde.
AY, CARMELA!
İspanya’da Milliyetçiler ve Cumhuriyetçiler arasında geçen iç savaş dönemini anlatan oyunda, iki varyete oyuncusu Carmela ve Paulino, Franco önderliğindeki Milliyetçiler tarafından rehin alınır. Belçite şehrinin işgalini kutlayan Milliyetçiler tarafından istemedikleri bir gösteriye zorlanırlar. Bu zorlamanın sonucunda içinde bulundukları savaşı, “gösteri yapılmalı mı, yapılmamalı mı?” sorusuyla sanatı ve sanatçıyı sorgulamaları, işleri gereği güldürmeyi, eğlendirmeyi hedefleyen bu iki oyuncunun isyanları, gelgitleri, kayıpları anlatılır. Jose Sanchis Sinisterra’nın yazdığı, Yalçın Baykul’un çevirdiği, Naşit Özcan’ın yönettiği oyunda, Ada Alize Ertem, Çağatay Palabıyık, Erkan Akkoyunlu rol alıyor. Oyun, 28 Şubat-2 Mart tarihleri arasında Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde.
MAVİYDİ BİSİKLETİM
İlk gençlik yıllarını geçirdiği İzmir’e duyduğu özlemin ve ilk aşkının izinden giden bir adamın, anılarına yaptığı bu yolculuk, bizi 1950’lerin İzmir’inden günümüze taşıyor. Dinçer Sümer’in yazdığı Ersin Umulu’nun yönettiği oyunda Çağrı Büyüksayar rol alıyor. Oyun, 28 Şubat-2 Mart 2024 tarihleri arasında Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde.
BİR HALK DÜŞMANI
Kentin yegane gelir kaynağı olan kaplıcalarla ilgili araştırmasından şüphelerini haklı çıkartan bir sonuç alan Dr. Stockman’ın mücadelesi, Ibsen’in güçlü kalemiyle, “halkın yararı” sayılan şeyin, çıkar prizmasında şekil değiştirmesini anlatan bir “mesel”e dönüşüyor.
Henrik Ibsen’in yazdığı, Dilek Başak Carelius’un çevirdiği, Orhan Alkaya’nın yönettiği oyunda Barış Çağatay Çakıroğlu, Burçak Çöllü, Cem Baza, Derya Yıldırım, Gökhan Mete, Hakan Arlı, Hazal Uprak, Mert Tanık, Müge Akyamaç, Rahmi Elhan, Tankut Yıldız rol alıyor. Oyun, 28 Şubat-2 Mart 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde.
SİVRİSİNEKLER
Alice, Cenevre’de Higgs Bozonu’nun varlığını kanıtlamak için yapılan “Büyük Hadron Çarpıştırıcısı” projesinde çalışan bir bilim insanıdır. Kendisi gibi bilim insanı olan kocası, çocukları Luke küçükken ortadan kaybolmuştur ve bu onların hayatındaki kara deliktir. Lucy Kirkwood’un yazdığı, Ali Gökmen Altuğ’un yönettiği oyunda Ayşin Atav, Yeliz Gerçek, Senan Kara, Özgür Dereli, Ahhan Şener, Pınar Demiral, Volkan Öztürk, Ümran İnceoğlu, Pınar Pamuk rol alıyor. Oyun, 28 Şubat-2 Mart 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Meydan Sahne’de.
GEÇİT
Çıktıkları yolculukta dağ başında mola veren bir ağa ve maraba, saklandıkları yerden kontrol noktasını izlerler. İki kişi arasındaki ilişki aslında insanlığın varlığından beri mücadele ettiği mülkiyetçilik ve ezen-ezilenlerin hikayesinin özeti gibidir.
Cem Düzova’nın yazdığı Nihat Alpteki’nin yönettiği oyunda Gürol Güngör, Hasip Tuz rol alıyor. Oyun, 2 Mart 2024 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde.
BENİM KÜÇÜK YILDIZIM (3+ Yaş)
Bir gün bir yıldız kayar… Gökyüzünden… Küçük kız onun peşine düşer… Belki gözündeki yıldıza ulaşamaz; ama bir yıldız şarkıcı kargaya, tavuklar için bir Yıldız gibi pırıl pırıl parlayan bir mısır tanesine, her nefes aldıkça bir yıldız parıldayan ateş böceğine rastlar… Hepsiyle arkadaş olur… Sonunda gerçek yıldızın içinde olduğunu sevgi kardeşlik dostluk olduğunu anlar.
Cengiz Özek’in yazıp yönettiği oyunda Ayşe Günyüz Demirci, Buğra Can Ildırışık, Yunus Erman Çağlar, Kamer Karabektaş, Mana Alkoy, Özge Kırdı, Pınar Pamuk, Aslı Menaz rol alıyor. Oyun, 3 Mart 2024 tarihinde Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde.
BEKÇİ İLE POSTACI (3+ Yaş)
Postacı Piero ile Gece Bekçisi Marcello adlı çocuk kitabından uyarlanan eserde bir bekçi ile bir postacı ev arkadaşlarıdır. Biri gece diğeri gündüz çalıştığından hiç görüşemezler. Soğuk bir kış günü ikisi de hastalanınca, evi aynı anda paylaşmaları gerekir. Lodovica Cima, Gabriele Clima’nın yazdığı Ceylan Özçapkın’ın çevirdiği, Derya Yıldırım’ın oyunlaştırıp yönettiği oyunda Melisa Demirhan, Besim Demirkıran, Cafer Alpsolay, Fatma İnan, Reyhan Karasu, Zeynep Ceren Gedikali rol alıyor. Oyun, 3 Mart 2024 tarihinde Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde.
HERKES SİHİRBAZ OLACAK (3+ Yaş)
Ünlü sihirbaz Zubi’nin öğrencileri “usta”lığa geçip onun sihirli şapkasını almanın hayalini kurarlar. Zubi, sihirli şapkanın yeni sahibini belirlemek için bir yarışma düzenler. İllüzyon gösterileriyle ilerleyen oyunda, hedefe ortaklaşa ilerlemenin önemi anlatılıyor.
Kubilay Tuncer’in yazıp yönettiği oyunda Aslı Şahin, Aybar Taştekin, Cihat Faruk Sevindik, Damla Cangül Yiğit, Zeliha Bahar Çebi rol alıyor. Oyun, 3 Mart 2024 tarihinde Ümraniye Sahnesi’nde.
BİR GÜN AYAKKABIMIN TEKİ (3+ Yaş)
Rengarenk bir mutfak… Ama her yer çok dağınık… Oyuncu mutfağı toplamaktan sıkılıp gitmeye karar verir ama ayakkabısının tekini bir türlü bulamaz. O da ne, önce ayakkabısının diğer teki, sonra mutfaktaki her şey konuşmaya başlar. Kayıp ayakkabı, Kaptan Cook’u aramaya gitmiştir ve kim bilir başından ne maceralar geçmektedir… Derya Yıldırım’ın yazdığı, Özgür Kaymak’ın yönettiği oyunda Derya Yıldırım rol alıyor. Oyun, 3 Mart 2024 tarihinde Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde.
BİR GECE MASALI (5+ Yaş)
Shakespeare’in Bir Yaz Gecesi Rüyası isimli oyunundan uyarlanan Bir Gece Masalı, arkadaşlık kavramı üzerine kuruludur. Oyun, ailesinin istediği gençle değil kendi istediği kişi ile arkadaşlık kurmak isteyen Şirin Kız’ın Yakışıklı Delikanlı, Güçlü Delikanlı ve Selvi Kız ile ormanda geçirdiği bir gecede yaşananları anlatır. William Shakespeare’in yazdığı Musa Arslanali’nin yönettiği oyunda Ayşe Nurseli Tırışkan Akpınar, Burhan Yeşilyurt, Çağlar Ozan Aksu, Güzin Alkan, Hüseyin Emre Şen, Mehmet Emre Ertunç, Oğuzhan Oğuz, Ömer Naci Boz, Seda Yılmaz, Serap Doğan rol alıyor. Oyun, 3 Mart 2024 tarihinde Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde.
ÇÖPSÜZ DÜNYA (3+ Yaş)
İklim değişikliği ve hava kirliliğinden dolayı bulutların renginin, rüzgarın yönünün değiştiği günlerden bir gün; umutlu, mutlu ve bilinçli bir uçurtma olan Uç Uç kuyruğu koptuğu için bir çöplüğe düşer. Çöplükte, bez bir bebek olan Püsküllü ve atılmış bir koli olan Koli Koli ile tanışır. Çöplüğün kontrolünü elinde tutan Çöpten Kral ve yardımcısı Sinek ile kurulu düzenlerini değiştirmeye çalışan Uç Uç arasında bir mücadele başlar.
Çöpsüz Dünya oyunu sevimli karakterler aracılığıyla tüketim kültürünün bilinçsizce yaygınlaştığı günümüzde “geri dönüşüm, tamir, sıfır atık ve renklerle ayrılmış atık kutuları” gibi konuları ele alarak atıklardan arındırılmış bir dünya nasıl mümkün olabilir sorusuna cevaplar arıyor. Arzu Yurtseven’in yazdığı, Nihat Alpteki’nin yönettiği oyunda Eylül Soğukçay, Pınar Demiral, Engin Akpınar, Samet Silme, Mehmet Soner Dinç rol alıyor. Oyun, 3 Mart 2024 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde.
]]>“PAYLAŞIMLARIMDAN DOLAYI BANA GADDARLIK YAPTILAR”
Sosyal medyayı eskisi gibi aktif olarak kullanmadığını belirten Yunus Günçe, “Sosyal medyada artık kendimi gerzek gibi hissetmeye başladım. Çünkü sen yazıp çiziyorsun ama hiçbir şey değişmiyor. Sen yazdığınla kalıyorsun. Sonra senin 43 tane oyununu iptal ediyorlar, bir şehre giremiyorsun. Beni deprem ve seçim zamanı bir listelere koydular. Cem Yılmaz, Şahan Gökbakar ve ben. Aramızda 300 milyon dolar var ya…. Ben bu insanlarla başka hiçbir listede yokum. Bize gaddarlık yaptılar. Kuvvetli olmadığım için bana yaptıklarını yaptılar. Kimse yazdıklarımı umursamadı. Bir şey olduğunda yine kendimi tutamıyorum ama biraz frene bastım. Mental ve ruhsal anlamda çok yoruldum” dedi.

“ACUN ILICALI DAHİL TÜM SURVIVOR EKİBİNİ TAKİPTEN ÇIKARDIM”
Survivor’a davet edildiğini ancak daha sonra kimsenin kendisine ulaşmadığını belirten Günçe sözlerine şöyle devam etti: “Bir ara Survivor’daki herkesi takipten çıkardım. Buna Acun Ilıcalı da dahil. Tavşan dağa küsmüş dağın haberi olmamış o hesap. Takip etmeme gerek yoktu. Survivor All Star’a neden gitmediğim çok soruluyor. Cevabı çok basit çünkü beni çağırmadılar. Acun Ilıcalı beni bir daha çağırmak zorunda değil ki. Aslında All Star’ı geçen sezon yapacaklardı ve beni aradılar. İlk beni çağırdıklarını söylediler çünkü Acun Ilıcalı ‘Yunus’u mutlaka ikna edin’ demiş. Ben de kabul ettim ve ertesi gün spora başladım. Yüzmem zayıf diye çok ciddi bir paraya yüzme kursuna yazıldım. Sonra Survivor’a davet edilen bir arkadaşım arayarak ‘Abi Survivor’a gidiyormuşsun’ deyince olayın ciddiyetini anlayarak ailelere ilan ettim. Bütün ailemi toplayarak Survivor’a gideceğimi söyledim ve herkes çok mutlu oldu. Daha sonra ekiple iletişim koptu ve kimse beni aramadı. Daha sonra ben onları aradım ve bana ‘Oradaki olaylar biraz değişti. Takımlar değişti All Star yapmaktan vazgeçtik. Seneye All Star var ve sen bankosun. İlk seni arayacağız’ dediler. Sonra deprem ve seçim oldu. Ben o arada videolar çektim. All Star oldu ve beni çağırmadılar. Çağırmak zorunda değiller, mecbur da değiller.”

“ACUN’A LAF EDEN BATUHAN SURVIVOR’DA, DEMEK Kİ BENİM VİDEOLAR DA BİR ŞEY VAR”
“Annemin evinde hiçbir şey yapmadan otururken Acun Ilıcalı beni Survivor’a çağırarak çok büyük bir iyilik yaptı. Acun Ilıcalı minnettarım. Bana bir şans daha verdi Para Bende’yi yaptık sonra Survivor yorumları yaptık. Ben Acun Medya’ya gidip bütün gün belki iş çıkar diye orada bekleyen adam olmadım, olmayacağım. Şu an Survivor’da MasterChef’te et çalarken yakalanan adam var, sevgilisine küfreden adam var. Batuhan Karacakaya, Acun Ilıcalı’ya neler neler söyledi şimdi o da orada. Demek ki benim videolarla ilişkili bir durum var. Benim videoların içeriğinde bir şey var demek ki… Yine de sorun değil. Biz hep alttan aldık.”
]]>Trendyol 1. Lig takımlarından Erzurumspor FK, bu hafta karşılaşacağı Kocaelispor maçı hazırlıklarını sürdürüyor. Ligde oynadığı 24 maçta aldığı 8 galibiyet, 9 beraberlik ve 7 mağlubiyetle puan cetvelinde 30 puan ile 10 sırada yer alan Erzurumspor’da hafta sonu oynanacak Kocaelispor maçı için hedef mutlak 3 puan olarak gösterildi.
Mavi-beyazlı takımın Teknik Direktörü Hakan Kutlu, sezon başından beri oyuncularının göstermiş olduğu inanılmaz bir iyi niyet, aidiyet duygusu ve performansı olduğunu belirterek, “Sezon başı tam kadro toplanamamıştık. Ligin girişinde, lig başlamasına bir hafta kala bütün kadromuzu toplayabilmiştik. Ama ligin devre arasında tam kadro bir kamp yapma şansı bulmuştuk. Gerçekten bizim adımıza çok faydalı geçmişti. Bunun yansımaları da ligin ilk altı haftasında gol yemeden dört galibiyet iki beraberlikle yolumuza devam etmiştik. Son Boluspor maçına kadar da mağlup olmamıştık. Bu maçında da ben oyun olarak yenildiğimizi düşünmüyorum. Oyuncularımız gerçekten o maçta da çok önemli bir mücadele ortaya koydular. Girdiğimiz gol pozisyonları vardı. Rakibimizin tek gol pozisyonu duran toptan bir pozisyon yakalayıp golle sonuçlandırmışlardı. Ama oyun olarak ortaya konan mücadele, istek, arzu ve futbol yine bize gelecek açısından umut verdi” ifadelerini kullandı.
“Kocaelispor maçı önemli”
Kocaelispor karşılaşmasının kendileri için önemli olduğunu vurgulayan Kutlu, “Önümüzde çok önemli bir süreç var. Sezon başından beri söylediğimiz bir şey var. Biz bu sezon Erzurumspor’a yakışır, Erzurum şehrine yakışır, şehrimizi en iyi şekilde temsil edip iyi futbol oynayıp bu şekilde ligi güvenli bir yerde bitirmek istiyoruz demiştik. Aynı hedefimiz devam ediyor. Kocaeli maçı bu manada çok önemli. ve taraftarlarımızı bu maça bekliyoruz. Gerçekten önemli bir maç, güçlü bir rakiple oynayacağız. Ama biz de iyi oynayan, istekli oynayan, arzulu oynayan bir takımız. Özellikle kendi evimizde bunu bir kat daha arttırıyoruz. Seyircimizin taraftarımızın desteğiyle inşallah bu maçı kazanacağız” şeklinde konuştu.
“Yalçın Koşukavak’ın analizi doğru değil”
Boluspor Teknik Direktörü Yalçın Koşukavak’ın, maç sonrası Erzurumspor FK ile alakalı yaptığı değerlendirmeleri doğru bulmadığını belirten Hakan Kutlu, “Hazmedebilmek çok önemli. Başarılı olmayı hazmetmek de çok önemli. Biz hiçbir zaman kendi takımımızı bırakıp rakibimizle alakalı analizleri yapıyoruz. Rakibimizle alakalı teknik değerlendirmeyi oyuncularımıza gösteriyoruz. Ama bunları kamuoyuyla paylaşmıyoruz. Boluspor Teknik Direktörü Yalçın Koşukavak’ın yaptığı doğru bir analiz değil bence. Çünkü o gün daha çok oynamak isteyen, daha çok futbola yönelik ön alan baskısı yapan, pozisyona giren takım bizdik. Öyle düşünmüş olabilir, öyle düşünmüş olsa bile bunu hani karşı tarafı rencide edecek şekilde söylememeli gerek. Erzurumspor çok güçlü ve büyük bir camia. Bu şekilde konuşmasının yanlış olduğunu düşünüyorum. Ama ben yine de kendisini ve takımı tebrik ediyorum. Kendisinin önemli bir çıkışı var ve inşallah bu şekilde devam ederler. Ama yaptığının yanlış olduğunu düşünüyorum ki yanlış bir analiz bence. Hem o gün hem ondan önceki gün hem de ilk maçta Boluspor maçında biz çok daha üstün oynayan taraftık” diye konuştu.
“En kısa zamanda tam kadro toplanacağız”
Takımdaki sakatlıklardan de bahseden Hakan Kutlu, sözlerine şöyle devam etti: “Ligin başından beri aslında hiç sakat vermemiştik. Bir ayda oldukça sakatlarımız yoğunlaştı. Mustafa Akbaş’ın üç-dört haftalık sürece ihtiyacı var. Ufuk’un on günlük sürece ihtiyacı var. Mikail’in de 10 güne ihtiyacı var. Fırat’ın da benzer şekilde bir on günlük zaman ihtiyacı görünüyor. Batuhan şu anda tedavi sürecinde, en kısa zamanda aramızda olmasını diliyoruz. Cengizhan güç kazanması bekliyoruz. İnşallah milli maç arasından sonra tam kadro yine takımımıza kavuşup yolumuza ilerleriz.” – ERZURUM
]]>Bu ay; Masal (Yeni Oyun), Parkta Güzel Bir Gün (Lefkoşa Belediye Tiyatrosu)(Konuk Oyun), Savaş ve Barış, Gidiş Dönüş Moskova (Retro), Kuğunun Şarkısı, Yaşamak mı Yoksa Ölmek mi, Ay, Carmela!, Maviydi Bisikletim, Bir Halk Düşmanı, Sivrisinekler, Geçit, Tartuffe, Hamlet, Uçurtmanın Kuyruğu, Fosforlu Cevriye, Yaftalı Tabut, Komik Para, Godot Geldi, Çingene Boksör, Zehir, İfigenya, Rüstemoğlu Cemal’in Tuhaf Hikayesi, Oscar, Ben Medea Değilim, Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin, Öldün, Duydun mu?, Cadı Kazanı, Yatak Odası Komedisi, Benim Küçük Yıldızım, Bekçi ile Postacı, Herkes Sihirbaz Olacak, Bir Gün Ayakkabımın Teki, Bir Gece Masalı, Çöpsüz Dünya, Rüya, Fındıkkıran, Karagöz Çiftlik Bekçisi, Elma Kurdu Kırtık adlı oyunlarımız seyirciyle buluşacak.
Behçet Necatigil, Gülten Akın ve Edip Cansever Şiirleri İstanbul Şiirle Buluşuyor Etkinliğine Konuk Oluyor
İstanbul Şiirle Buluşuyor: “Ben Nergisten Sorumluydum” (Gülten Akın)
Gülten Akın’ın yazdığı şiirlerin evreninde, Emre Koyuncuoğlu’nun uyarlayıp yönettiği etkinlikte Radife Baltaoğlu, Sevil Akı, Yeşim Koçak, Işıl Zeynep Karaalp, Şirin Asutay, Ebru Üstüntaş, Elvan Boran rol alıyor. Etkinlik, 3 Mart 2024 tarihinde saat 18.00’de Müze Gazhane Meydan Sahne’de.
İstanbul Şiirle Buluşuyor: Oteller Kenti (Edip Cansever)
İBB Şehir Tiyatroları, İstanbul Şiirle Buluşuyor başlığı altında, şairler ve şiirleri üzerinden oluşturulan özel mekan ve ses evreninde yeni bir “anlatı”yı seyircisine sunuyor.
Hümay Güldağ’ın uyarlayıp yönettiği Oteller Kenti’nde müzik tasarımı Hüseyin Tuncel’e, dekor tasarımı Cihan Aşar’a, kostüm tasarımı Ahsen Nur Doğan’a, efekt tasarımı Metin Küçükyılmaz’a, ışık tasarımı Uğur Yıldız’a, görsel tasarım Yakup Altay’a ve koreografi Arda Alpkıray’a ait. Oteller Kenti’nin oyuncuları Hüseyin Köroğlu, Hümay Güldağ ve Aslı Şahin. Piyanoda Orçun Tekelioğlu, solist olarak Berfu Aydoğan etkinliğin müzikleri için sahnede yerini alıyor. Etkinlik, 10, 24 Mart 2024 tarihlerinde saat 18.00’de Müze Gazhane Meydan Sahne’de.
İstanbul Şiirle Buluşuyor: “Şimdi Değil Sonra”(Behçet Necatigil)
Şimdi Değil Sonra, Behçet Necatigil’in şiir evrenine özel bir yolculuk. Şairin şiirlerinden yapılan uyarlama, merkezine şairin Solgun Bir Gül Oluyor Dokununca şiirini alıyor. Yıldıray Şahinler’in Behçet Necatigil’in şiirlerinden yola çıkarak oyunlaştırdığı, Levent Üzümcü, Derya Çetinel ve Cihat Faruk Sevindik’in rol aldığı “Şimdi Değil Sonra”, Müze Gazhane Meydan Sahne’de 17 Mart 2024 tarihinde saat 18.00’de seyirciyle buluşacak.
Mart 2024 Programı
MASAL (5+Yaş) (Yeni Çocuk Oyunu)
Hakkından ve ihtiyacından fazla yiyeceği çalarak açlığa sebep olan yemek hırsızı ve işbirlikçisine karşı üç çocuk fantastik bir yolculuğa çıkar. Birçok engelin aşıldığı yolculuk sürecinde bireysellikten birlikte hareket etmeye, yardımlaşma ve adaletli paylaşıma kadar çocukların düşünce ve eylemleri değişir. Açlığın tüm çocuklar için yaşamsal bir sorun olduğunu fark eden çocuklar, açgözlü yemek hırsızı ve işbirlikçisine karşı mücadeleyi büyütür. Eftal Gülbudak’ın yazıp yönettiği oyunda Ceren Hacımuratoğlu, Ercan Demirhan, Yeliz Şatıroğlu, Onur Şirin, Serkan Bozkurt rol alıyor. Oyun, 3, 10, 17, 24 Mart 2024 tarihlerinde Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde.
Parkta Güzel Bir Gün(Lefkoşa Belediye Tiyatrosu-Konuk Oyun)
Oyunda, parkta güzel bir gün geçirmek isteyen Olivia ve Arthur’u bir ülkenin bantla çizilen yeni sınırı ikiye ayırır. İşe yeni başlayan sınır muhafızının sert bakışları altında iki ülke arasında sıkışıp kalan çift, giderek içinden çıkılmaz bir hal alan bu absürd durumun esiri olurlar. Bizi ayıran hayali çizgileri ve bu çizgileri kırmanın ağır yaptırımlarını konu alan acı-tatlı bir komedi Parkta Güzel Bir Gün. Kieran Lynn’in yazdığı, Kıymet Karabiber’in yönettiği oyunda Aytunç Şabanlı, İzel Seylani, Melihat Beşe Günalp rol alıyor. Oyun, 13-16 Mart 2024 tarihleri arasında Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde.
SAVAŞ VE BARIŞ
1805 ve 1820 arasında geçen, tarihsel bir anlatı özelliği de taşıyan “Savaş ve Barış” Napolyon’un 1812’de Rusya’yı işgalinin hemen öncesinde hayatları tümüyle değişen Rus aristokrasisini konu edinir. Bir yanda aşk ilişkileri, aile ve salon hayatını anlatılırken, savaş ve savaşın geri dönülemez yıkımı da devam etmektedir. Savaş ve Barış, birçok yönüyle bir tarih anlatısının özelliklerini taşırken, aynı zamanda yaşama, inançlara, insanın yaşama amacına dair felsefi düşünceleri barındıran, politik ve sosyolojik çıkarımların yer aldığı destansı bir eserdir. Savaş ve muharebelerin, Napolyon ve Kutuzov gibi tarihi şahsiyetlerin arka fonu oluşturduğu oyunda, aşk hikayeleri, kişisel zaaflar, aile içi çatışmalar ve kayıplar toplumun genelinden oyundaki her bir karaktere kadar uzanan bir panorama oluşturur. Lev Tolstoy’un yazdığı, Eva Mahkovic’in uyarladığı, Aslı Önal’ın çevirdiği, Aleksandar Popovski’nin yönettiği oyunda Ayşegül İşsever, Berfin Berber, Can Başak, Defne Gürmen Yüksel, Deran Özgen, Dilara Demirdüzen, Doğan Altınel, Ersin Bağcıoğlu, İlker Sami Kılıç, İpek Uğuz, Levent Üzümcü, Melisa Demirhan, Mesut Çırak, Murat Bavli, Mutlu Güney, Nevzat Sinan Taştan, Ogeday Erkut, Osman Kaba, Salih Şimşek, Sefa Turan, Taha Karakaş, Yağmur Topçu rol alıyor. Oyun, 28 Şubat-2 Mart 2024 tarihleri arasında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde.
GİDİŞ DÖNÜŞ MOSKOVA (RETRO)
Eşinin ölümünden sonra Moskova’da kızı ve damadının yanında yaşamaya başlayan Nikolai Mihayloviç Çmutin, sakin ve huzurlu bir yaşam sürmek umuduyla köyüne gitmek istemektedir. Babasının köyde tek başına yaşayamayacağını düşünen kızı Ludmilla ve bir türlü anlaşamadığı damadı Leonid ise onu evlendirme planları yapmaktadır. Leonid, Çmutin’in birini eş olarak seçmesini umut ederek üç yalnız kadını eve davet eder. Üç gelin adayının da aynı anda eve gelmesiyle planlar karışacaktır.
Alexander Galin’in yazdığı, Hale Kuntay’ın çevirdiği, Engin Gürmen’in yönettiği oyunda Aybar Taştekin, Ayşe Nurseli Tırışkan Akpınar, Esra Ülger, Hikmet Körmükçü, Mahperi Mertoğlu, Zihni Göktay rol alıyor. Oyun, 28 Şubat-2 Mart 2024 tarihleri arasında Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde, 27-30 Mart 2024 tarihleri arasında Ümraniye Sahnesi’nde.
KUĞUNUN ŞARKISI
Anton Çehov’un tek perdelik kısa oyunlarından biri olan Kuğunun Şarkısı’nda, yaşlı ve yalnız bir aktörün geçmişiyle yüzleşmesine, hayatını sorgulamasına, pişmanlıklarına ve aradan geçen onca yıla rağmen, hala, hayatta en iyi yaptığı şeye, aktörlüğe tutunmaya çalışmasına tanık oluyoruz.
Oyunda, insan doğasının gizli özlemlerini, öfkelerini ve tutkularını yansıtan önemli bir Çehov karakteri olarak karşımızda duran Svetlevidov’un anılarında yeniden canlanan Shakespeare’nin seçme tiradları, izleyenleri de oyuncunun geçmişine doğru bir yolculuğa çıkarıyor.
Alkışlar, tebrikler, aşklar ve şöhretin sarhoşluğuyla, yaşamı boyunca mutluluğu ve hayatın anlamını arayan Svetlevidov, geride bıraktığı onca hayal kırıklığına ve çektiği bütün sıkıntılara rağmen, sahnede ölümü bekliyor olduğu gerçeğinin önünde bile başını eğmeden durmaya devam ediyor.
Bora Seçkin’in yönettiği oyunda Bora Seçkin, Ertan Kılıç, Naşit Özcan, Yeliz Şatıroğlu rol alıyor. Oyun, 28 Şubat-2 Mart 2024 tarihleri arasında Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde, 30 Mart 2024 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde.
YAŞAMAK MI, YOKSA ÖLMEK Mİ
1939 yılı, Polonya’nın Nazi birliklerince işgalinin hemen öncesi. Varşova’da bir tiyatroda Hitler karşıtı bir oyunun provaları sürmektedir. Oyun siyasi sebeplerle yasaklanarak yerine Hamlet konulur. Almanların Polonya’yı işgali üzerine tiyatro kapanır. İşsiz kalan oyuncular, bir Alman casusunun engellenmesi için çalışırlar. Provasını yaptıkları oyun sayesinde, Nazilerin kılığına girer ve zaman zaman umutsuzlaşan ve gitgide çetrefilleşen bir savaşı sürdürürler.
Nick Whitby’nin yazdığı, Yücel Erten’in çevirdiği, Hüseyin Köroğlu’nun yönettiği oyunda Şenay Saçbüker, Hüseyin Köroğlu, Kutay Kırşehirlioğlu, Bahtiyar Engin, Vildan Türkbaş, İrem Arslan, Emre Narcı, Volkan Ayhan, Emre Şen, Ümit Bülent Dinçer, Tarık Köksal, Deniz Yeşil Mavi, Erkan Akkoyunlu, Özge Kırdı, Orçun Tekelioğlu, Rüzgar Aşıkoğlu, Özgür Ali Kuruçay rol alıyor. Oyun, 28 Şubat-2 Mart 2024 tarihleri arasında Ümraniye Sahnesi’nde, 13-16 Mart 2024 tarihleri arasında Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde.
AY, CARMELA
İspanya’da Milliyetçiler ve Cumhuriyetçiler arasında geçen iç savaş dönemini anlatan oyunda, iki varyete oyuncusu Carmela ve Paulino, Franco önderliğindeki Milliyetçiler tarafından rehin alınır. Belçite şehrinin işgalini kutlayan Milliyetçiler tarafından istemedikleri bir gösteriye zorlanırlar. Bu zorlamanın sonucunda içinde bulundukları savaşı, “gösteri yapılmalı mı, yapılmamalı mı?” sorusuyla sanatı ve sanatçıyı sorgulamaları, işleri gereği güldürmeyi, eğlendirmeyi hedefleyen bu iki oyuncunun isyanları, gelgitleri, kayıpları anlatılır. Jose Sanchis Sinisterra’nın yazdığı, Yalçın Baykul’un çevirdiği, Naşit Özcan’ın yönettiği oyunda, Ada Alize Ertem, Çağatay Palabıyık, Erkan Akkoyunlu rol alıyor. Oyun, 28 Şubat-2 Mart, 27-30 Mart 2024 tarihleri arasında Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde,
MAVİYDİ BİSİKLETİM
İlk gençlik yıllarını geçirdiği İzmir’e duyduğu özlemin ve ilk aşkının izinden giden bir adamın, anılarına yaptığı bu yolculuk, bizi 1950’lerin İzmir’inden günümüze taşıyor. Dinçer Sümer’in yazdığı Ersin Umulu’nun yönettiği oyunda Çağrı Büyüksayar rol alıyor. Oyun, 28 Şubat-2 Mart 2024 tarihleri arasında Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde, 13-16 Mart 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde.
BİR HALK DÜŞMANI
Kentin yegane gelir kaynağı olan kaplıcalarla ilgili araştırmasından şüphelerini haklı çıkartan bir sonuç alan Dr. Stockman’ın mücadelesi, Ibsen’in güçlü kalemiyle, “halkın yararı” sayılan şeyin, çıkar prizmasında şekil değiştirmesini anlatan bir “mesel”e dönüşüyor.
Henrik Ibsen’in yazdığı, Dilek Başak Carelius’un çevirdiği, Orhan Alkaya’nın yönettiği oyunda Barış Çağatay Çakıroğlu, Burçak Çöllü, Cem Baza, Derya Yıldırım, Gökhan Mete, Hakan Arlı, Hazal Uprak, Mert Tanık, Müge Akyamaç, Rahmi Elhan, Tankut Yıldız rol alıyor. Oyun, 28 Şubat-2 Mart 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde, 27-30 Mart 2024 tarihleri arasında Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde.
SİVRİSİNEKLER
Alice, Cenevre’de Higgs Bozonu’nun varlığını kanıtlamak için yapılan “Büyük Hadron Çarpıştırıcısı” projesinde çalışan bir bilim insanıdır. Kendisi gibi bilim insanı olan kocası, çocukları Luke küçükken ortadan kaybolmuştur ve bu onların hayatındaki kara deliktir. Lucy Kirkwood’un yazdığı, Ali Gökmen Altuğ’un yönettiği oyunda Ayşin Atav, Yeliz Gerçek, Senan Kara, Özgür Dereli, Ahhan Şener, Pınar Demiral, Volkan Öztürk, Ümran İnceoğlu, Pınar Pamuk rol alıyor. Oyun, 28 Şubat-2 Mart, 13-16 Mart 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Meydan Sahne’de.
GEÇİT
Çıktıkları yolculukta dağ başında mola veren bir ağa ve maraba, saklandıkları yerden kontrol noktasını izlerler. İki kişi arasındaki ilişki aslında insanlığın varlığından beri mücadele ettiği mülkiyetçilik ve ezen-ezilenlerin hikayesinin özeti gibidir.
Cem Düzova’nın yazdığı Nihat Alpteki’nin yönettiği oyunda Gürol Güngör, Hasip Tuz rol alıyor. Oyun, 2 Mart 2024 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde, 13-16 Mart 2024 tarihleri arasında Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde.
TARTUFFE
Zengin mi zengin bir adamın, ailesindeki ve çevresindeki kimseyi dinlemeden evine yerleştirdiği sahtekar bir sofu ile hem kendi hem de çevresindekilerin hayatını beter etmesini anlatan bu ölümsüz eserde; inancı, aileyi, aşkı, erkek-kadın farklarını, dünümüzü, bugünümüzü, mizahı, müziği, acıyı, hüznü, rahatsız edici türlü anları iç içe ve olanca dinamiğiyle seyircinin karşısına çıkarıyoruz. Orhan Veli’nin olağanüstü çevirisine, şiirlerinden bestelenen şarkıların da eşlik ettiği seyirliğimizle, hayata dair bu acayip bilmeceyi bir kez daha kahkahalarla selamlıyoruz.
Molière’in yazdığı, Orhan Veli Kanık’ın çevirdiği, Yiğit Sertdemir’in yönettiği oyunda Bennu Yıldırımlar, Emre Şen, Gürkan Başbuğ, Mehmet Soner Dinç, Murat Garipağaoğlu, Naci Taşdöğen, Nilay Bağ, Özge Kırdı, Semah Tuğsel, Tolga Yeter, Yeşim Koçak, Zeynep Göktay Dilbaz rol alıyor. Oyun, 6-9 Mart 2024 tarihleri arasında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde, 20-23 Mart 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde.
HAMLET
Usta yönetmen Engin Alkan, Shakespeare’in dünya klasikleri arasında haklı bir yere sahip bu oyununu, farklı bir yorumla seyirciyle buluşturuyor. Yaşam ve ölüm arasında, iktidar ve intikam arasında, düşüncesi ile eylemi arasında insanın tüm zamanlara özgü çelişkilerini sahneye taşıyan, tiyatro tarihinin en ünlü eseri Hamlet, Engin Alkan’ın rejisinde çağdaş bir okumayla şimdiki zamandan bakılan çarpıcı bir hatırlamaya dönüşüyor.
William Shakespeare’in yazdığı, Sabahattin Eyüboğlu’nun çevirdiği, Engin Alkan’ın yönettiği oyunda Müslüm Tamer, Doğan Altınel, Seda Çavdar, Elçin Atamgüç, Zeliha Bahar Çebi, Zafer Kırşan, Hira Ogeday Erkut, Ersin Bağcıoğlu, Göksel Arslan, Destan Batmaz, Osman Kaba, Emre Ertunç, Cihat Faruk Sevindik, Doğan Şirin, Oğuzhan Oğuz, Hüseyin Emre Şen, Deran Özgen rol alıyor. Oyun, 6-9 Mart 2024 tarihleri arasında Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde, 27-30 Mart 2024 tarihleri arasında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde.
UÇURTMANIN KUYRUĞU
Çocukluğu babası tarafından otoriteyle bezenmiş, sıkı bir disiplinle yetiştirilmiş, bu disiplin ve otorite kendisi için saplantıya dönüşmüş bir adam, hayatına son vermeye karar verir. İntihar mektubunu yazıp bitirdiği an kapı çalar. Karşısında ilk defa gördüğü, tanımadığı bir misafir vardır. Gelen adam hayatına ve tüm çocukluğuna dair her şeye hakimdir. Zaman geçtikçe sohbet ilgi çekici bir hal alır. Etkileyici bir iç hesaplaşma başlar. Savaş Dinçel’in yazdığı, Barış Dinçel’in yönettiği oyunda Gün Koper, Ali Yoğurtçuoğlu rol alıyor. Oyun, 6-9 Mart 2024 tarihleri arasında Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde, 20-23 Mart 2024 tarihleri arasında Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde.
FOSFORLU CEVRİYE
Anne babasını tanımadığı için gökteki yıldızlardan doğduğuna inanan, denizin kucağında bir sokak çocuğu olarak büyüyen, Galata mevkiinde karnını doyurabilmek için “icra-i sanat” eyleyen Cevriye, sıradan bir sokak kızı değil aslında İstanbul sokaklarının ta kendisidir. Hastalık ve soğuktan ölüme yaklaştığı o gece, karşısına çıkan esrarengiz bir Adam sayesinde hayata ve kara sevdaya tutunur. Cevriye’nin daha önce tanıdığı erkeklere hiç benzemeyen ve ona “siz” diye hitap eden bu Adam aslında gizli yaşayan bir idam mahkümudur. Cevriye onu tanıdığı günden sonra artık bambaşka bir “insan” olmuştur. Hapis, sürgün, aradan geçen zaman ve türlü belalara rağmen bu aşktan vazgeçmeyen Cevriye, sevdiği için her şeyi göze alacaktır.
Oyunda 1930-40’lı yılların İstanbul’u zengin tasvirleriyle sunuluyor. Mahallelerin arka sokaklarında, hapishanelerinde, batakhanelerinde hayata tutunmaya çalışan kadınların, annelerin, çocukların ve afili delikanlıların otoriteyle olan ilişkisi çarpıcı öykülerle aktarılıyor.
Suat Derviş, 60’lı yılların başında Türkiye’ye döndüğünde siyasi-mesleki ve maddi anlamda zorlu bir dönemden geçiyordu. “Fosforlu Cevriye” romanını yayınevlerine teklif ediyor fakat ne yazık her seferinde reddediliyordu. Suat Hanım’ın büyük arzusu, bu eserin yayınlanmasından öte, bir “müzikal” olarak oyunlaştırıldığını görmekti… Bunun için ilk görüştüğü kişi genç aktris Gülriz Sururi idi… Gülriz Hanım’ın da arzusu oyunu Şehir Tiyatroları’nda sahnelemekti…
“Karanlık bir gecede gökten düşüp parçalanan bir yıldız gibi…” kalbimizde iz bırakan Suat Derviş’e, Reşat Fuat Baraner’e, Nazım Hikmet’e ve Gülriz Sururi’ye sevgiyle…
Suat Derviş’in yazdığı, Gülriz Sururi’nin uyarladığı, Yelda Baskın’ın yönettiği oyunda Ayşe Günyüz Demirci, Besim Demirkıran, Binnur Şerbetçioğlu, Direnç Dedeoğlu, Esra Ede, Çağatay Palabıyık, Elif Verit, Emre Yılmaz, Hakan Örge, Irmak Örnek, Nur Saçbüker Otan, Samet Silme, Tuğrul Arsever, Yağmur Damcıoğlu Namak, Yunus Erman Çağlar, Zeynep Ceren Gedikali rol alıyor. Oyun, 6-9 Mart 2024 tarihleri arasında Ümraniye Sahnesi’nde, 20-23 Mart 2024 tarihleri arasında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde.
YAFTALI TABUT
Adına tarihin dipnotlarında rastlayabildiğimiz, Türkiye’nin ilk kadın oyun yazarı, kuramcı, aktivist, sosyal ve siyasi yaşamın her alanında öncü Fatma Nudiye Yalçı’nın hikayesi. 1920’lerde başlayan mücadelesine Dr. Hikmet Kıvılcımlı ve Nazım Hikmet de eşlik ediyor.
Bilgesu Erenus’un yazdığı Yelda Baskın’ın yönettiği oyunda Bensu Orhunöz, Ceren Hacımuratoğlu, Lale Kabul, Nazan Yatgın Palabıyık, Selin Türkmen, Şenay Bağ, Mana Alkoy rol alıyor. Oyun, 6-9 Mart 2024 tarihleri arasında Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde, 16 Mart 2024 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde.
KOMİK PARA
Doğum gününde Henry akşam işten dönerken metroda kendi çantası yerine yanlışlıkla bir başkasının çantasını alır. O çantanın içinde tam 1 milyon 735 bin pound para vardır. Evde onu bekleyen karısı Jean, Henry için bir doğum günü sürprizi hazırlamaktadır. Bu doğum günü kutlaması için aile dostları Betty ve Vic de davetlidirler. Henry para dolu çanta ile eve gelir. Hemen uçak biletleri alınır ama eve bir dedektif gelir ve işler karışır, soluksuz macera başlar.
Ray Cooney’in yazdığı, Haldun Dormen’in çevirdiği, Özgür Atkın’ın yönettiği oyunda Ada Alize Ertem, Can Alibeyoğlu, Elyesa Çağlar Evkaya, Emrah Derviş Soylu, Hasip Tuz, Nurdan Kalınağa, Özgür Atkın, Uğur Dilbaz rol alıyor. Oyun, 6-9 Mart 2024 tarihleri arasında Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde, 23 Mart 2024 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde.
GODOT GELDİ
“Godot Geldi”, İrlandalı yazar Samuel Beckett’in “Godot’yu Beklerken” adlı yapıtının ardından ve ona bir “gönderme” olarak, Karadağlı yazar Miodrag Bulatovic’in kaleme aldığı bir oyundur… “Olay” bir bataklıkta geçer. Becket’in oyununda; Godot beklenilir… Bulatovic’in oyununda ise, bir fırıncı olarak Godot gelir… Beckett, yapıtında kavramlardan yola çıkarak evrensel bir resital sunarken, Bulatovic, aynı tematik yapıyı işlemiş olsa da, rol kişilerinin ve kısmen de olsa mekanın yapısını değişime uğratarak, daha çok “simge”lere yönelmiştir… Beckett’te de, Bulatovic’te de bekleyenler açısından önemli olan, aslında beklenen kişinin kim olduğu değil, bekleyişin kendisidir… İşte bu durumda; kim olduğu tam olarak bilinmeyen bir “gelen”in, kesinlikle tanımlanmış bir “giden”e dönüşmesinin öyküsüdür diyebiliriz “Godot Geldi” için…
Miodrag Bulatovic’in yazdığı, Sevgi Soysal’ın çevirdiği, Ragıp Yavuz’un yönettiği oyunda Ali Mert Yavuzcan, Can Başak, Can Ertuğrul, Derya Çetinel, Meriç Benlioğlu, Murat Coşkuner rol alıyor. Oyun, 6-9 Mart 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde.
ÇİNGENE BOKSÖR
1920’lerin boks yıldızı Johann Wilhelm Trollmann’ın trajik yaşantısından yola çıkılarak yazılan oyun, kurgusal bir karakter olan Hans’ın tanıklığıyla seyirciye aktarılıyor. Çocukluk dönemlerinde tanışan ikili, güçlü bir arkadaşlık bağıyla yılları geride bırakır. Kendine has stiliyle yıldızlaşan çingene boksör Ruki, Nazi Almanya’sının faşizan politikalarına ve ayrımcılığa maruz kalır. Almanya Şampiyonu olsa da bu unvan kendisine verilmez ve hep kaybetmeye mahküm edilir. Yoksul mahallelerde başlayıp toplama kamplarına kadar süren, ölümüne dostluğun çarpıcı öyküsü…
Rike Reiniger’in yazdığı Cafer Alpsolay’ın yönettiği oyunda Ercan Demirhan rol alıyor. Oyun, 6-9 Mart, 20-23 Mart 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Meydan Sahne’de.
ZEHİR
Geçmişte yaşadıkları trajik kaybın ardından ayrılan çift, yıllar sonra bir araya gelmek zorunda kalır. Bu buluşma, acılı bir geçmiş hesaplaşmasına dönüşür. Karşı tarafın da neler hissettiğine dair eksik bırakılan taşlar yerine oturur. Kadın ve erkek dünyasının bakış açısına odaklanan eser Hollanda prömiyerinin ardından birçok dile çevrilmiştir.
Lot Vekemans’ın yazdığı Şaban Ol’un çevirip yönettiği oyunda Sevinç Erbulak, Ahmet Saraçoğlu, Aslıhan Kandemir, Eraslan Sağlam rol alıyor. Oyun, 9 Mart 2024 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde, 13-16 Mart 2024 tarihleri arasında Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde, 27-30 Mart 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Meydan Sahne’de.
İFİGENYA
Doğu ile Batı arasındaki ilk büyük savaş: Akha ordusu, Truva seferine çıkmak üzeredir. Birleşik ordu donanmasının sıkıştığı limandan kurtulup harekete geçebilmesi için rüzgara ihtiyacı vardır. Başkomutan Agamemnon, Artemis’in kutsal geyiklerinden birini öldürdüğü için tanrıça da onun rüzgarını kesmiş ve herkesi bu limana hapsetmiştir. Doksan dokuz kralın ordusu hastalıktan kırılırken, öfkeyle bekleyen askerlerin gözü Agamemnon’dadır. Başkomutan’ın sadece kendisi ve makamı değil, başta ailesi olmak üzere, tüm ülke tehlikededir. Agamemnon’un yapabileceği tek bir şey kalmıştır: En değerli varlığı olan kızı Iphigenia’yı tanrılara kurban vermek!..
Euripides’in yazdığı Serdar Biliş’in yönettiği oyunda Ayşecan Tatari, Elvan Boran, Yıldıray Şahinler rol alıyor. Oyun, 13-16 Mart 2024 tarihleri arasında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde.
RÜSTEMOĞLU CEMAL’İN TUHAF HİKAYESİ
Osmanlı İmparatorluğu’nun son demlerinde, Girit’teki yurtlarından sürgün edilen bir ailenin İstanbul’a Çanakkale’ye ve nihayet Ayvalık’a uzanan maceralı yolculuğu. Rüstem’in, Cemal’in ve hayatlarındaki diğer insanların kimi zaman gülünç kimi zaman hüzünlü ama sımsıcak hikayeleri. Oyunda Esen Koçer, Levent Üzümcü rol alıyor. Oyun, 13-16 Mart 2024 tarihleri arasında Ümraniye Sahnesi’nde.
OSCAR
Christian Jacqueline’e aşıktır, Colette ise Oscar’a. Christian uzun süredir sevdiği kızı Mösyö Bernard’dan isteme niyetindedir. Colette ise babası Mösyö Bernard’a söylediği yalanla sevgilisi ile evlenme planları yapmaktadır. Ancak ne Christian doğru kızı ister ne de Colette doğru adamla evlenmek üzeredir. Birkaç dakikada sarpa saran olaylar hiç de kolay çözülecek gibi gözükmemektedir.
Claude Magnier’in yazdığı, Asude Zeybekoğlu’nun çevirdiği, Ersin Umulu’nun yönettiği oyunda Abdullah Topal, Aslı Aybars, Asrın Gurur Kuyucak, Cem Karakaya, Ceylan Çete, Çağrı Büyüksayar, Damla Cangül Yiğit, Aslı Şahin, Hakan Gümüş, Hüseyin Emre Şen, İrem Erkaya, Neslihan Ayşe Öztürk, Oğuzhan Oğuz rol alıyor. Oyun, 20-23 Mart 2024 tarihleri arasında Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde.
BEN MEDEA DEĞİLİM
“Ben Medea Değilim” oyununda yakın geçmişte “katil” sıfatı yakıştırılan bir Kadın’ın, tiyatro sahnesinde gösteriyi ve seyirciyi manipüle ederek kendi hikayesine ve aslında her kadının kendi gerçeğine yönlendirdiğini görüyoruz. Allison Gregory’nin yazdığı, Hülya Karakaş’ın yönettiği oyunda Şirin Asutay, Berrin Koper, Kamer Karabektaş, Ozan Akif Serman rol alıyor. Oyun, 20-23 Mart 2024 tarihleri arasında Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde, 27-30 Mart 2024 tarihleri arasında Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde.
SEN İSTANBUL’DAN DAHA GÜZELSİN
Bir ailenin üç kadını; anneanne, kız ve torun… Üçünün ortak yazgısı, aynı mekanda, dile gelenlerden daha çok içlerinden sessiz sedasız geçen cümlelerde gizli… Erkeklerin yalnız ve eksik bıraktığı yaşamlarında, birbirlerine tutunurken ve giderek birbirine benzerken, geçmiş, şimdi ve gelecek içiçe geçiyor. Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin, İstanbul fonunda Ayfer, Başak ve Melis’in hikayesini anlatıyor. Kadının değişmeyen hikayesini…
“Kucağıma almışım seni… yürümüşüz beraber, çelik tellere bakmışım, çimentoya, karşıdan yeni yeni çıkan uzun binalara… yerdeki asfalta bakmışım… yolun yarısında yorulanların sigara dumanları arasından geçmişiz, ter kokusu her yer Allah kahretsin, “boğaz havasının içine ettiniz” diye bağırdım. ‘gel kız eve gidiyoruz, sen İstanbul’dan daha güzelsin’ O gün hayatımın en güzel günüymüş, meğerse…”
Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun yazdığı, anlatı geleneğiyle tiyatronun çağdaş araçlarını buluşturan oyun, “üç anlatıcı’lı bir kurguyla ilerliyor. Mekanın birliğine hikayenin parçalanmışlığı ekleniyor ve farklı bir kurgu ortaya çıkıyor. Bu kurgu, geçmiş, gelecek ve şimdide çakılı kalmış üç hikayeyi birleştiriyor. Zamanla üç hikaye de tekleşiyor ve ‘kadın’ın hikayesine dönüşüyor…
Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun yazıp yönettiği oyunda Esin Umulu, Şebnem Köstem, Yeliz Şatıroğlu rol alıyor. Oyun, 20-23 Mart 2024 tarihleri arasında Ümraniye Sahnesi’nde.
ÖLDÜN, DUYDUN MU?
İntihar eden bir adamın geride bıraktığı hayatı, hatalarıyla yüzleşmesi ve sonrasında kendini tanıma süreci anlatılıyor. Oyunda ayrıca sabır, mücadele, belleksizlik gibi insanı şekillendiren pek çok kavram irdeleniyor. Yiğit Sertdemir’in yazdığı Burçak Çöllü’nün yönettiği oyunda Emrah Can Yaylı, Pelin Budak, Tankut Yıldız rol alıyor. Oyun, 20-23 Mart 2024 tarihleri arasında Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde.
CADI KAZANI
Yıl 1692… ABD’de Salem kasabası…Cadılıkla suçlanan insanlar… Büyük tartışmalara, ardından işkencelere, nihayetinde de idamlara varan mahkemeler… Çıkarları için ‘liste’lerce insanları ölüme sürükleyen ‘insan’lar… İnancı kullanarak; önce toplumsal yaşamı, sonra hukuku, nihayetinde onuru yok etmeye çalışan ‘baştakiler’ ve buna sebep olmayı yahut seyirci kalmayı seçen halk… Tiyatro yazınının en önemli isimlerinden Arthur Miller’ın, 1952’de gerçek olaylardan yola çıkarak yazdığı bu ölümsüz eser; ilk kez Şehir Tiyatrosu’ndan seyircilerini selamlıyor.
Arthur Miller’ın yazdığı, Sabahattin Eyüboğlu-Vedat Günyol’un çevirdiği, Yiğit Sertdemir’in yönettiği oyunda Berfu Aydoğan, Berna Adıgüzel, Burak Davutoğlu, Canan Kübra Birinci, Ece Bağcı, Emre Çağrı Akbaba, Eraslan Sağlam, Ersin Sanver, Ezgim Kılınç, Fatma İnan, İbrahim Can, Mehmet Bulduk, Nilay Yazıcıoğlu, Onur Demircan, Ozan Gözel, Rozet Hubeş, Selçuk Yüksel, Selen Nur Sarıyar, Zeki Yıldırım rol alıyor. Oyun, 27-30 Mart 2024 tarihleri arasında Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde.
YATAK ODASI KOMEDİSİ
Oyun, evliliklerinin farklı aşamalarında olan dört çiftin iç içe geçmiş hayatlarını sıra dışı ama komik bir bakışla ortaya koyuyor. Evlilik kavramı, çiftlerin tuhaf nedenlerle sarsılan ve yeniden kurulan ilişkileri üzerinden, geleneksel, alışılagelmiş kalıpların ve kuralların dışına çıkılarak irdeleniyor.
Alan Ayckbourn’un yazdığı, Mert Dilek’in çevirdiği, Ali Gökmen Altuğ’un yönettiği oyunda Aslıhan Kandemir, Ayşen Sezerel, Buket Kubilay, Engin Gürmen, Gökçer Genç, Mert Aykul, Nurdan Kalınağa, Özgür Atkın rol alıyor. Oyun, 27-30 Mart 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde.
BENİM KÜÇÜK YILDIZIM (3+ Yaş)
Bir gün bir yıldız kayar… Gökyüzünden… Küçük kız onun peşine düşer… Belki gözündeki yıldıza ulaşamaz; ama bir yıldız şarkıcı kargaya, tavuklar için bir Yıldız gibi pırıl pırıl parlayan bir mısır tanesine, her nefes aldıkça bir yıldız parıldayan ateş böceğine rastlar… Hepsiyle arkadaş olur… Sonunda gerçek yıldızın içinde olduğunu sevgi kardeşlik dostluk olduğunu anlar.
Cengiz Özek’in yazıp yönettiği oyunda Ayşe Günyüz Demirci, Buğra Can Ildırışık, Yunus Erman Çağlar, Kamer Karabektaş, Mana Alkoy, Özge Kırdı, Pınar Pamuk, Aslı Menaz rol alıyor. Oyun, 3, 10 Mart 2024 tarihlerinde Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde.
BEKÇİ İLE POSTACI (3+ Yaş)
Postacı Piero ile Gece Bekçisi Marcello adlı çocuk kitabından uyarlanan eserde bir bekçi ile bir postacı ev arkadaşlarıdır. Biri gece diğeri gündüz çalıştığından hiç görüşemezler. Soğuk bir kış günü ikisi de hastalanınca, evi aynı anda paylaşmaları gerekir. Lodovica Cima, Gabriele Clima’nın yazdığı Ceylan Özçapkın’ın çevirdiği, Derya Yıldırım’ın oyunlaştırıp yönettiği oyunda Melisa Demirhan, Besim Demirkıran, Cafer Alpsolay, Fatma İnan, Reyhan Karasu, Zeynep Ceren Gedikali rol alıyor. Oyun, 3, 10 Mart 2024 tarihlerinde Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde, 17, 24 Mart 2024 tarihlerinde Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde.
HERKES SİHİRBAZ OLACAK (3+ Yaş)
Ünlü sihirbaz Zubi’nin öğrencileri “usta”lığa geçip onun sihirli şapkasını almanın hayalini kurarlar. Zubi, sihirli şapkanın yeni sahibini belirlemek için bir yarışma düzenler. İllüzyon gösterileriyle ilerleyen oyunda, hedefe ortaklaşa ilerlemenin önemi anlatılıyor.
Kubilay Tuncer’in yazıp yönettiği oyunda Aslı Şahin, Aybar Taştekin, Cihat Faruk Sevindik, Damla Cangül Yiğit, Zeliha Bahar Çebi rol alıyor. Oyun, 3, 10 Mart 2024 tarihlerinde Ümraniye Sahnesi’nde, 17, 24 Mart 2024 tarihlerinde Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde.
BİR GÜN AYAKKABIMIN TEKİ (3+ Yaş)
Rengarenk bir mutfak… Ama her yer çok dağınık… Oyuncu mutfağı toplamaktan sıkılıp gitmeye karar verir ama ayakkabısının tekini bir türlü bulamaz. O da ne, önce ayakkabısının diğer teki, sonra mutfaktaki her şey konuşmaya başlar. Kayıp ayakkabı, Kaptan Cook’u aramaya gitmiştir ve kim bilir başından ne maceralar geçmektedir… Derya Yıldırım’ın yazdığı, Özgür Kaymak’ın yönettiği oyunda Derya Yıldırım rol alıyor. Oyun, 3, 10 Mart 2024 tarihlerinde Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde.
BİR GECE MASALI (5+ Yaş)
Shakespeare’in Bir Yaz Gecesi Rüyası isimli oyunundan uyarlanan Bir Gece Masalı, arkadaşlık kavramı üzerine kuruludur. Oyun, ailesinin istediği gençle değil kendi istediği kişi ile arkadaşlık kurmak isteyen Şirin Kız’ın Yakışıklı Delikanlı, Güçlü Delikanlı ve Selvi Kız ile ormanda geçirdiği bir gecede yaşananları anlatır. William Shakespeare’in yazdığı Musa Arslanali’nin yönettiği oyunda Ayşe Nurseli Tırışkan Akpınar, Burhan Yeşilyurt, Çağlar Ozan Aksu, Güzin Alkan, Hüseyin Emre Şen, Mehmet Emre Ertunç, Oğuzhan Oğuz, Ömer Naci Boz, Seda Yılmaz, Serap Doğan rol alıyor. Oyun, 3, 10 Mart 2024 tarihlerinde Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde.
ÇÖPSÜZ DÜNYA (3+ Yaş)
İklim değişikliği ve hava kirliliğinden dolayı bulutların renginin, rüzgarın yönünün değiştiği günlerden bir gün; umutlu, mutlu ve bilinçli bir uçurtma olan Uç Uç kuyruğu koptuğu için bir çöplüğe düşer. Çöplükte, bez bir bebek olan Püsküllü ve atılmış bir koli olan Koli Koli ile tanışır. Çöplüğün kontrolünü elinde tutan Çöpten Kral ve yardımcısı Sinek ile kurulu düzenlerini değiştirmeye çalışan Uç Uç arasında bir mücadele başlar.
Çöpsüz Dünya oyunu sevimli karakterler aracılığıyla tüketim kültürünün bilinçsizce yaygınlaştığı günümüzde “geri dönüşüm, tamir, sıfır atık ve renklerle ayrılmış atık kutuları” gibi konuları ele alarak atıklardan arındırılmış bir dünya nasıl mümkün olabilir sorusuna cevaplar arıyor. Arzu Yurtseven’in yazdığı, Nihat Alpteki’nin yönettiği oyunda Eylül Soğukçay, Pınar Demiral, Engin Akpınar, Samet Silme, Mehmet Soner Dinç rol alıyor. Oyun, 3, 10 Mart 2024 tarihlerinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde.
RÜYA(5+Yaş)
Hayvanat bahçesini ziyaret eden Özgür, doğal yaşam alanlarından kopartılıp kafese konan hayvan dostlarını rüyasında görür. Artık harekete geçme zamanıdır ve Özgür onları kurtarmakta kararlıdır. Özge Midilli-Ertan Kılıç’ın yazdığı Özge Midilli’nin yönettiği oyunda Alp Tuğhan Taş, Esen Koçer, Pınar Aygün, Direnç Dedeoğlu, Gülce Çakır, Mehtap Gündoğdu Akbulut, Nilay Bağ, Nilay Yazıcıoğlu rol alıyor. Oyun, 17, 24 Mart 2024 tarihlerinde Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde.
FINDIKKIRAN (7+ Yaş)
Minik Clara, yılbaşı hediyesi olarak aldığı Fındıkkıran isimli oyuncağıyla özel bir bağ kurar. Görünenin ardındaki güzelliğin ortaya çıkacağı o gece hayalle gerçek arasında, başka dünyalarda büyük serüven başlar. 1800’lerden günümüze birbirinden farklı versiyonlarıyla operada, sinemada büyük ilgi gören bu halk öyküsü, tüm görkemiyle şimdi Şehir Tiyatrosu’nda sahneleniyor. E.T.A Hoffmann’ın masalından Dilşad Çelebi’nin uyarladığı, Lerzan Pamir’in yönettiği oyunda Asrın Gurur Kuyucak, Gözde İpek Köse, Cihan Kurtaran, Çağrı Büyüksayar, Derya Keykubat, Dolunay Pircioğlu, Emel Bertan, Esra Ede, Emrah Derviş Soylu, Gürkan Başbuğ, Hakan Gümüş, Osman Kaba, Pelin Budak, Salih Şimşek, Sefa Turan, Selen Nur Sarıyar, Ümit Bülent Dinçer, Yılmaz Aydın rol alıyor. Oyun, 17, 24 Mart 2024 tarihlerinde Ümraniye Sahnesi’nde,
KARAGÖZ ÇİFTLİK BEKÇİSİ (3+ Yaş)
Karagöz uzun zamandır işsizdir ve iş aramaktadır. Sonunda kendisine bir çiftlikte iş bulur. İşi hayvanların bakımını yapmaktır. Ama ortada bir sorun vardır. Karagöz, hayvanları tanımamaktadır. Özgür Atkın’ın yazıp yönettiği oyunda Elif Verit, Hakan Örge, İrem Erkaya rol alıyor. Oyun, 17, 24 Mart 2024 tarihlerinde Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde.
ELMA KURDU KIRTIK (4-7 Yaş)
Elma Kurdu Kırtık 7 yaş altı çocuklara yönelik, kuklaların kullanıldığı, canlı müzik eşliğinde oynanan eğlenceli bir çocuk oyunudur. Haylaz bir elma kurdunun mükemmel elmayı bulmak için çıktığı yolculuğu anlatır. Sahip olduklarına değer vermeyen, çevresindekileri hor gören Kırtık bu yolculukta aradığı mükemmel elmaya ulaşmak yerine çok daha kıymetli bir şeyin farkına varır.
Çocukların sosyal çevreleriyle olan ilişkilerine dikkat çeken oyun somut nesnelerle soyut kavramları ilişkilendirerek çocuğun algısını geliştirmeyi amaçlamaktadır. Çocuğun günlük yaşamında yaşadığı çelişkileri renkli bir hayal dünyasında yeniden yaratan oyun çocuğa kendi gerçekliğine dışarıdan bakabilme şansı verir. B. Çağatay Çakıroğlu ve Ö. Barış Bakova’nın yazıp B. Çağatay Çakıroğlu’nun yönettiği oyunda; Elyesa Çağlar Evkaya ve Seda Çavdar rol alıyor. Oyun, 17, 24 Mart 2024 tarihlerinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde.
]]>Galatasaray Başkanı Dursun Özbek, gündemdeki konulara dair açıklamalarda bulundu. Türkiye Futbol Federasyonu’nu tüm kurullarıyla birlikte istifaya davet ettikleri paylaşımla ilgili konuşan Dursun Özbek, “Federasyonun yapmış olduğu uygulamalar çerçevesinde Kulüpler Birliği Vakfı’nın üyelerinin çoğunluğu tarafından artık devam etmemesi gerektiğinin düşünüldüğü bir dönemde biz, federasyona biraz daha süre verilmesi gerektiği düşüncesiyle hep arkasında durduk. Fakat son zamanlardaki hızlı gelişmeler, olaylar öyle bir seviyeye geldi ki artık Galatasaray’a göre bu federasyonun bundan sonraki dönemde Türk sporuna fayda getiremeyeceği kanaatine ulaştık. Çünkü hedeflerimiz var. Avrupa’da ve dünyada Türk futbolu için hedefler koymuşuz. Galatasaray’ın ve diğer rakip kulüplerin hedefleri olduğu gibi Türk futbolunun da hedefleri var. Biz bugün itibariyle Türkiye Futbol Federasyonu’nun bu hedeflere bizi götürebileceği kanısında değiliz. Onun için de yapılması gereken en önemli şey, taze kuvvet, bir yenilenme, yeniden yapılanma, Türk sporuna, özellikle Türk futboluna daha kıymetli hizmetler verebilecek bir yönetimin gelmesi. Buradaki görüşlerimizin ifadesiydi o. Bunun da arkasındayız” ifadelerini kullandı.
“VAR’ı yöneten kişilerde tereddütler var”
Şanlıurfa’da oynanacak Süper Kupa maçında 11 Nisan Stadyumu’nun altyapısının yarı otomatik ofsayt sistemine uygun olmadığı konusuna da değinen Başkan Özbek, “VAR sisteminin Türk futboluna gelmesiyle birlikte bazı tartışmaları bitirmesi hedefleniyordu. Bunda büyük ölçüde muvaffak olmuş mudur? Bence olmuştur ama hala VAR’ı yöneten kişilerde tereddütler var. Sadece büyük kulüplerin maçlarını kast etmiyorum, diğer kulüplerin de maçlarında büyük hatalar olduğu kanaatindeyim. Kişisel bazı davranış biçimleri çerçevesinde VAR’ın faydasını da ortadan kaldırdığını düşünüyorum. Artık bir yenilenmeyi düşünmemiz lazım. Çünkü bu spekülasyonlar, bu tartışmalar artık öyle bir seviyeye geldi ki hiçbir kulüp memnun değil. Hiçbir kulüp ne uygulamadan ne hakem tayininden hiçbir şeyden memnun değil. Artık bu tartışmaların daha büyük boyutlara gelmesini engellemek lazım. Bunun için de yenilenmeye ihtiyaç var. Urfa’daki sahanın yarı otomatik ofsayt sistemine uygun olmadığı konusu gündemde. Federasyonun seçimidir. Federasyon bunu görmedi mi veya düşünmedi mi? Bilemiyorum. Aslında bu sorunun muhatabının TFF yetkileri olması lazım, onların bu soruyu cevaplaması lazım. Bize nerede oynayacaksınız derlerse orada gidip oynayacağız” diye konuştu.
“Galatasaray olarak 5. yıldızı bir an evvel takmak istiyoruz”
Bu sezonu şampiyon olarak tamamlamak istediklerinin altını çizen Başkan Dursun Özbek, “Galatasaray’ın sadece spor kulübünün yönetimlerinde değil, bir Galatasaraylı olarak Galatasaray’ın her konumunda talep edildiği zaman, ihtiyaç duyulduğu zaman görev aldım. Eğer Galatasaray Spor Kulübü Dursun Özbek başkanlığındaki yönetime ihtiyaç duyuyorsa hiçbir zaman bu görevden kaçmam. Seçime giderken çok önemli bir dönem geçiriyoruz. Şu andaki şampiyonluk yarışı kafa kafaya gidiyor. Hedefimiz bu sene şampiyon olmak. Hatta 2024’ten sonraki dönemde de şampiyonluk hedefimiz var. Galatasaray olarak 5. yıldızı bir an evvel takmak istiyoruz. Bu çerçevede önümüzdeki 2-3 aylık dönemde seçim polemikleriyle bu yarışın etkilenmemesi gerektiğini düşünüyorum. Biz mermer kadar sağlam kenetlenmiş olarak bu sezonu götürmek zorundayız. Seçimin elbet konuşulacağı tarih vardır. O geldiği zaman da görüşlerimizi, fikirlerimizi ortaya koyarız. Ama şu anda Galatasaray sportif manada çok önemli bir yarışın içerisinde. Bu yarışın etkilenmemesi lazım. Bütün camiaya sesleniyorum. Buradaki birlik, beraberlik ve konsantrasyon camia için de çok önemli. Kenetlenmenin sadece yönetim kurulu çerçevesinde değil, bütün camia bünyesinde de olması bizi başarıya götürecek en önemli unsurdur. İzliyorsanız Galatasaray Spor Kulübü birçok cephede savaşıyor ve verdiği bu savaş içinde özellikle futboldaki yarışta gelinen duruma baktığımız zaman Galatasaray bir koalisyona karşı yarışmayı sürdürüyor. Bunun mevcudiyetini herkes görüyor, herkes biliyor. İsim açıklamaya gerek yok. Camiamın ve bütün Galatasaraylıların bunu görmesini istiyorum. Aynı ağabeylerimizin Çanakkale’de, Kafkaslar’da verdikleri ve vatan uğruna şehit düştükleri dönem gibi. Bir koalisyon var, bir koalisyon güçleri var onlara karşı şu anda Galatasaray Spor Kulübü yönetimi bir mücadele vermektedir. Camiamızın da bunu görmesi ve bizi desteklemesi, bu mücadelede bizle beraber tek yumruk halinde destek olması gerektiğini düşünüyorum. Onlardan bunu rica ediyorum” şeklinde konuştu.
“Icardi’ye verilen cezayı haksız buluyoruz”
Sarı-kırmızılı kulübün başkanı, Arjantinli golcü Mauro Icardi’ye, MKE Ankaragücü maçında yaptığı hareket nedeniyle PFDK tarafından verilen cezayı haksız bulduklarını söyleyerek, “Icardi olayında tartışılması gereken husus bence şu; düşünün ki biz dün akşam saatlerinde bir maça çıkacağız. Icardi, tedbirsiz sevk edildiği için oynamak durumunda, taktik çalışma buna göre yapılıyor, takım buna göre hazırlanıyor ve buna göre konsantre oluyor, otobüse biniyor. Maçı oynamak üzere sahaya geliyorlar. Otobüste Icardi’nin sevk edildiği cezaya bağlı olarak 1 maç ceza aldığını öğreniyorsunuz. Yani böyle bir şey olabilir mi? 60-70 saat içinde takım müsabakaya hazırlanırken, mevcut şartlar bu kadar kısa süre içinde değişip ve maç oynanacak yere stada geldiğiniz zaman 11’i değiştirmek zorunda kaldığınız bir durum olabilir mi? Aslında Icardi’nin ne yaptığından ziyade tartışılması gereken konu bu. Bu kadar kısa süre içinde bir ceza verip, sen tedbirsiz sevk etmişsin. Bunun bir süreci var, normal sürecinin dışına çıkıyorsun, hemen cezayı da yapıştırıyorsun. Takım antrenman bölgesinden çıktığı zaman farklı bir takım var, stada geldiği zaman ayrı bir takım var. Elbette ki Icardi’ye verilen cezayı haksız buluyoruz. Benzer uygulamalar geçmişte yapılmış, yakın tarihte para cezasıyla savuşturulmuş işlerde burada Icardi’ye 1 maç ceza verdiler. Yedi düvele karşı mücadele ediyoruz derken, bahsettiğim konulardan bir tanesi buydu. Ama hiç kimse şüphe duymasın bu mücadeleden Galatasaray galip çıkacaktır” açıklamasını yaptı.
Bir Galatasaray yönetim kurulu üyesinin, Galatasaray Spor Kulübü üyesi olan TFF Başkanı Mehmet Büyükekşi’nin disipline sevk edilmesini istediğini aktaran Özbek, “Konu Galatasaray Yönetim Kurulu’nun gündemine geldi. Bir üye kardeşimiz Mehmet Büyükekşi’nin faaliyetleri doğrultusunda Galatasaray Spor Kulübü üyesi olması hasebiyle disipline sevk edilmesini istedi. Bizim tüzüğümüz gereği, yönetim kurulları kendisine iletilen bu tip talepleri disiplin kuruluna sevk etmek zorundadır, sevk etmek mecburiyetindedir. Neticede kararı disiplin kurulu verecektir. Yönetim görevini yapmıştır. Bundan sonraki konu disiplin kurulunun uhtesindedir. Onun vereceği karara bütün Galatasaraylıların saygı duyması gerekmektedir” dedi.
“Bize bu söylemleri yakıştıran takım, özellikle başkanı bir proje”
Rakip takımların Galatasaray ile ilgili söylemlerinin gerçekleri yansıtmadığını belirten Dursun Özbek, “Futbolda gerilimi arttırmamak, belli bir seviyenin üzerine çıkarmamak hususunda son derece dikkatliyiz. Elbette ki bunu yaparken Galatasaray’ın haklarının korunması, Galatasaray’ın mevcudiyetine zarar verecek hususların karşısında durması konusunda hiçbir tereddütümüz yok. Gerçeklerle uğraşıyoruz, gerçeklerle hareket etmek durumundayız. Rakiplerimizin gerçek dışı söylemlerine, Galatasaray’ı yıpratma çabalarına nezaketimiz çerçevesinde cevap veriyoruz. Bu demek değildir ki biz bu seviyeyi sürekli devam ettireceğiz. Bir konuda dikkatli olmamız lazım. Bugün toplumu germek, toplumu birbirine düşman edecek bir dil kullanmak son derece yanlıştır, son derece sakıncalıdır. Söylemlerin cevabını benzer şekilde cevaplamanın, tamir edilmesi güç olaylar oluşturacağı endişemiz var. Ben Galatasaray taraftarlarına, Galatasaray’ı sevenlere hep itidal tavsiye ediyorum. Türk futboluna fayda getirecek tartışmaları her zaman yapalım ama toplumu gerecek, birbirimize düşman edecek konularda itidalli davranılması konusunda da tavsiyem var. Burada rakibimizin bize atfettiği konuların Galatasaray’la ilgili hiçbir tarafı olmadığı gibi aynı Hacivat’la Karagöz gibi bir oyun sahneleniyor. Bir perde var. Perdeye bir gün birisi çıkıyor, öbür gün ötekisi çıkıyor. Aynı manada gerçek dışı ve Galatasaray’la bağdaşmayacak, birbirine yakıştırılmayacak konularda söylüyorlar. Biz benzer şekilde söyleyemez miyiz? Elbette söyleriz. Bir tuzağa düşmemek lazım. Burada bize bu söylemleri yakıştıran, bu söylemleri gönderen takımın bir proje olduğunu, özellikle başkanının bir proje olduğunu ifade etmiştim. Bunda hala ısrarlıyım. Bir proje olma hüviyetini hala sürdürüyorlar. Bir şey daha ifade etmiştim, ‘Cinayet mahaline evvela katil gelir’ dedim. Kimseyi itham etmek istemiyorum ama internete baktığınız zaman mesela ‘ananas’ deyin, ‘tesbih’ deyin, ‘şike’ deyin, ‘halı sahada dostluk maçları’ deyin bir girin bakın ne çıkıyor karşınıza. Sanki bunlar yokmuş gibi. Sanki bunları ben yapmışım gibi adamlar çıkıyorlar, Hacivat-Karagöz perdesinde bir sürü şey söylüyorlar. Onlara bir abi tavsiyesi; hiç boşuna uğraşmayın çünkü içinde bulunduğunuz ateş üfleyerek sönmez. Bunu kafanıza yazın” değerlendirmesinde bulundu.
“Kasımpaşa maçıyla ilgili gündemi değiştirmeye çalışıyorlar”
Başkan Özbek, rakip takımların gündemi değiştirme çabası içinde olduğunu da söyleyerek, “Bugün bizle ilgili haberleri trol hesaplarından ve kendi sosyal medya hesaplarından gündeme getirmelerinin bir sebebi var. Geçen hafta oynadıkları Kasımpaşa maçıyla ilgili gündemi değiştirmeye çalışıyorlar. Galatasaray, orada bir koalisyona karşı savaşıyor. Bu koalisyonun etkenlerini orada gördük. Oranın içinde Galatasaray’ın haricinde birçok futbol bileşenlerini var. Dolasıyla orada yaşanan rezilliği unutturabilmek için Galatasaray ile ilgili konular gündeme getirilerek, gündemi değiştirme çabası var. Kulüplerin kurulduğu tarihten bu zamana neler olmuş bakalım, neler ortaya çıkıyor? Bunun incelenmesi sonucunda Galatasaray’ın yine Türkiye’nin en başarılı kulübü olduğu ortaya çıkacaktır. Ama içinden cımbızlayıp 1997’de ne oldu? Böyle saçma bir şey olabilir mi? Herkesin kendi önüne bakması lazım. Artık kulüpleri yönetenlerin bir şeyden imtina etmesi gerekiyor. Bizim için önemli olan ülkemizin mutluluğu, birlik ve beraberliğidir. Aynı çağrıyı yine yapıyorum, saha içinde kalalım. Süreçli kaşıyarak, bizi sürekli cevap verme durumunda bırakarak Türk futbolunu böyle bir platforma çekmemiz son derece kötü” şeklinde konuştu.
“Galatasaray ara transferde çok önemli rakamlara ulaşmıştır”
Ara transfer döneminde yapılan çalışmalara da değinen Özbek, “Ara transfer dönemi maalesef en zor transfer dönemidir. Eğer bir takımın elinde iyi bir futbolcunuz varsa onu bırakmazsınız. Ancak önemli miktarda bir talep gelirse bırakırsınız. Mesela bizim Sacha Boey ile yaptığımız gibi. Galatasaray çok önemli transfer rakamlarına ulaşmıştır. Boey, bizim önemli bir oyuncumuzdu ama yapılan teklif çerçevesinde bu yapılabilir. Dolasıyla biz çalışmalarımızı bu yönde sürdürdük. Arkadaşlarım ve scout ekibi bu çalışmalardan netice alınması, hedefimiz olan oyuncuyu transfer etmek hem de hedefimiz olan rakamlarda en uygun seviyeyi yakalamak için hareket ettik. UEFA’nın belli bir tarihe kadar liste açıklama kararı önemliydi. Sıkışık bir takvime denk geldi. Bu sene Avrupa’ya veda ettik. Önümüzdeki sene inşallah Galatasaray yine Şampiyonlar Ligi’nde oynayacak. O dönemdeki yönetimde bugün ki olaylardan ders çıkararak yine Şampiyonlar Ligi’ndeki serüvenine devam edecektir” diyerek sözlerini noktaladı. – İSTANBUL
]]>Bazı temaslarda bulunmak üzere Kahramanmaraş’a gelen Özhaseki, 6 Şubat’taki 7,7 büyüklüğündeki ilk depremin merkez üssü Pazarcık ilçesinde, AK Parti’nin seçim ofisi açılış törenine katıldı.
Bakan Özhaseki, buradaki konuşmasında, yaklaşık bir sene önce yaşanan “asrın felaketi”nin 1000 yıllık Anadolu medeniyetinde karşılaşılabilecek en büyük felaket olduğunu vurguladı.
Depremlerin merkezinin Kahramanmaraş olduğunu ancak bundan 18 ilin etkilendiğini ve 14 milyon vatandaşın olumsuz etkilendiğini aktaran Özhaseki, “Depremlerde 680 bin evimiz yıkıldı, 170 bin civarında da iş yeri ve tek katlı müştemilat gibi yerlerimiz yıkıldı. Hasar çok fazla 104 milyar dolar olarak açıklanıyor. Manevi zararı mı soruyorsunuz? Onu ölçecek bir alet daha dünya kurulduğundan beri icat olmadı. Evleri teslim ediyoruz, gidip bir çaylarını içip sohbet ederken halini hatırını sorduğumuzda öyle bir manzara anlatıyorlar ki, emin olun hepimiz ağlayarak çıkıyoruz oradan.” diye konuştu.
Çocukluğunda ilk defa babaannesinden duyduğu ‘Allah devletimize zeval vermesin evladım’ sözünden hareketle hizmet etmeye çalıştığını anlatan Özhaseki, depremin olduğu gün saat 4.17’den itibaren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın koordinesinde yaraların sarılması adına gece gündüz demeden çalıştıklarını belirtti.
Türkiye’deki irili ufaklı 1390 belediyeden 810’unun AK Parti’li olduğunu ve bunların tamamının depremin hemen ardından bölge görevlendirildiğini ifade ederek, şunları kaydetti:
“Akdeniz havzasındakileri, Konya ve Bursa gibi büyükşehir belediye başkanlarını Hatay’a gönderdik. Kayseri ve Trabzon, Kahramanmaraş’ta gece gündüz çalıştılar. Melikgazi ilçemiz çok güçlü burada çarşılar kurdu. Herkes şahit buna başkanlarımız aylarca çalıştılar. Her birimiz, bir kardeşimizin kurtarılmasına yardımcı olabilir miyiz? Yarasını sarabilir miyiz? Ona biraz iaşe götürebilir miyiz? diye her gün buralardaydık. Kaçıncı kere geldiğimi hatırlamıyorum. Recep Akdağ’ı hepiniz bilirsiniz eski sağlık bakanı, şehir hastanelerinin altında imzası olan kardeşimiz gördüm koşturuyordu. Recep abi ne yapıyorsun dedim, ‘bana kimse bir şey demedi. Ben zaten emekli milletvekiliyim düşündüm ne yapabilirim diye atladım Kahramanmaraş’a geldim çadırları geziyorum, baktım tuvaletlerde sıkıntı var. Kendimi tuvaletlerden sorumlu müdür ilan ettim.’ Sağlık Bakanlığı yapmış bir kardeşimiz söylüyor bunu. ‘Asrın felaketi’ idi ama ‘asrın dayanışması’ haline dönüştü elhamdülillah.”
Bakan Özhaseki, depremin hemen ardından çalışmalara başladıklarını, bu kapsamda bulabildikleri sert zeminlerde inşaatlara başlayıp binlerce konut yaptıklarını hatırlatarak, geçen 10-15 gün içerisinde 46 bin konut dağıttıklarını gelecek ay 30 bin konut daha dağıtacaklarını sonrasında da her ay mayıstan başlayarak 10-15 bin konut dağıtmaya devam edeceklerini dile getirdi.
Gelecek sene içerisinde de hak sahibi olan herkesin hakkını vermiş olacaklarını belirten Özhaseki, “Kardeşlerim üzülmesinler. Bize çıkmadı demesinler. Sizin hakkınızı ödeyinceye kadar buradayız. Hakkımız helal olsun deyinceye kadar buradayız. Allah’ın izniyle gece gündüz çalışacağız ve sizlerin hakkını vereceğiz. Pazarcık’ta 5 bin 400 hak sahibi kardeşimiz var. 4 bin 500’e yakın inşaata başladık orada 900 kadar eksiğimiz var. Yerinde dönüştürmek isteyenlere fırsat veriyoruz. Yoksa fazladan yapacağız, fazladan yaptıklarımızı da bu bölgede kiracı kardeşlerimize dağıtacağız. Hiç kimsenin endişesi olmasın.” şeklinde konuştu.
Tüm bilgi ve birikimlerini deprem bölgesinin yeniden inşası için kullanacaklarının altını çizen Özhaseki, deprem bölgesindeki eksikleri tamamlamak adına hiçbir fedakarlıktan kaçınmadan hareket edildiğini kaydetti.
Açılış programına, AK Parti Kahramanmaraş milletvekilleri Vahit Kirişci, Mehmet Şahin, Mevlüt Kurt, Tuba Köksal, Ömer Oruç Bilal Debgici, Büyükşehir Belediye Başkanı Hayrettin Güngör, AK Parti Belediye Başkan adayı Fırat Görgel, MHP Kahramanmaraş İl Başkanı Hüseyin Vahit Demiröz ve ilgililer katıldı.
]]>Yaptığı halı saha ve spor komplekslerine Eskişehirspor’un efsane isimlerinin adını veren Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt, bir vefa örneği daha imza atıyor. Odunpazarı Belediyesi Başkan Kazım Kurt’un talimatı ile Eskişehirli milli atlet Şükrü Saban adına Türkiye Atletizm Federasyonu iş birliği ile yol koşusu düzenlemeye hazırlanıyor. 10 Mart Pazar Günü gerçekleştirilecek Şükrü Saban Yol Koşusu, saat 09.00’da Odunpazarı Tarihi Bölgede bulunan Hicri Sezen Meydanı’ndan başlayacak.
500 sporcu katılabilecek
Yol koşusu, küçükler, yıldızlar ve büyükler olmak üzere 3 kategoride gerçekleşecek. Küçüklerde 2011-2012-2013 doğumlular, yıldızlarda 2007-2008-2009-2010 doğumlular, büyükler de ise 2006 ve öncesinde doğanlar yarışacak. Yarışma, Uluslararası Atletizm Federasyonu (WA) kuralları ve Türkiye Atletizm Federasyonu Yarışma Talimatı doğrultusunda belirlenen mesafelerde yapılacak. Küçükler 2 km, yıldızlar 3 km, büyükler ise 9 km koşacak. Şükrü Saban Yol Koşusundan bir gün önce 9 Mart Cumartesi günü 11.00-17.00 saatleri arasında Hicri Sezen Meydanı’nda göğüs numarası dağıtımı ve spor festivali yapılacak. Yol koşusuna 500 sporcu katılabilecek. Şükrü Saban Yol Koşusu hakkında detaylı bilgi almak isteyenler, Odunpazarı Belediyesi’nin resmi web sitesinde yer alan güncel sekmesi altında bulunan duyurular bölümünden koşu ile ilgili bilgi detaylı alabilir. Yol koşusuna katılmak isteyenlerin 6 Mart Salı günü saat 17.00’ye kadar yine güncel sekmesi duyular bölümünde yer alan linki tıklayarak, başvuru formunu doldurması gerekiyor. Eğer, kayıt son başvuru tarihinden önce belirlenen sayıya ulaşırsa kayıt linki kapanacak. Kayıtlar ücretsiz olurken, kayıtlı yarışmacılar Odunpazarı Belediyesi tarafından sigortalanacak. Yarışma, kulüp, ferdi ve yabancı uyruklu sporculara açık. Yabancı uyruklu sporcular, yarışmaya katılmak için numara dağıtım masasındaki görevlilere pasaportlarını ibraz edip yarışma taahhütnamesini doldurduktan sonra göğüs numaralarını alabilecek. Sporcular, 2023-2024 sezonuna ait vizeli ferdi ve kulüp lisansları ile yarışmaya katılabilecek. 2023-2024 sezonuna ait vizeli lisanslı olmayan sporcular yarışma taahhütnamesini doldurup imzalayarak veya herhangi bir sağlık kuruluşundan “Şükrü Saban Yol Koşusuna katılmasında sağlık yönünden bir engel bulunmamaktadır” ibareli doktor raporu almaları şartı ile yarışmaya katılabilecek. 18 Yaşından küçük sporcuların taahhütnameleri velileri tarafından imzalanacak.
Parkur trafiğe kapatılacak
Yarışma süresi 1 saat 30 dakika olacak. Büyükler kategorisinde dönüş noktasına 45 dakika içerisinde gelemeyen sporcular araçlara alınacak. Yarışmaların startı, 10 Mart Pazar günü saat 09: 00’da tüm kategorilerle birlikte verileceğinden parkur trafiğe kapatılacak. Bu nedenle bir gün önce göğüs numarası alan tüm sporcuların saat 08: 00’de Hicri Sezen Meydanı’nda hazır bulunması gerekiyor. Yarışmalar sonunda yarışmayı tamamlayan her sporcuya bitiş anında katılım madalyası verilecek. WA’nın ilgili kuralı gereği yarışmacılar göğüs numaralarını herhangi bir şekilde katlamadan, kesmeden, üzerindeki tüm rakam ve yazıların görülebileceği şekilde göğüslerine takmalıdır. Çıkış anında hakemlerce yapılacak kontrollerde aksi uygulamalarda bulunan sporcular yarışmaya alınmayacak. Odunpazarı Belediyesi, Şükrü Saban Yol Koşunda ilk altıya giren başarılı sporculara para ödülü verecek. Şükrü Saban Yol Koşunda 1’inci olana 2 bin lira, 2’nci olana bin 500 lira, 3’inci olana 1000 lira, 4’üncü olana 800 lira, 5’inci olana 600 ve 6’ncı olana ise 400 lira ödül verilecek. Yarışmaların Ödül Töreni Hicri Sezen Meydanı’nda saat 11: 00’de yapılacak. İlk 6’ya girdiği halde kürsüye gelmeyen sporculara ödülü verilmeyecek.
Şükrü Saban yol koşusunu düzenlemekten büyük bir onur ve mutluluk duyuyoruz
Şükrü Saban Yol Koşusu ile ilgili konuşan Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt, “Biz vefa bilen insanlarız. Daha önce de yaptığımız halı saha ve spor komplekslerine Efsanelerin isimlerini verdik. Ben, insanların öldükten sonra değil onlar yaşarken onure edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Eskişehirli hemşerimiz başarıları ile gurur duyduğumuz milli atletimiz Şükrü Saban adına Türkiye Atletizm Federasyonu ile birlikte yol koşusu düzeliyoruz. Şükrü Saban Yol Koşusunu düzenlemekten büyük bir onur ve mutluluk duyuyoruz. Şükrü Saban Yol Koşusuna katılacak sporculara şimdiden başarılar diliyorum” dedi. – ESKİŞEHİR
]]>Marmara Adası Badalan Limanı’ndan, Gemlik Limanı’na gitmek üzere 14 Şubat’ta saat 20.30’da kalkan, 1250 ton mermer tozu yüklü BATUHAN A adlı gemiden, 15 Şubat’ta saat 06.32’de alınan acil durum sinyali, saat 07.12’de kesildi. Karacabey ilçesinin kuzeyinde 4 mil açıkta batan gemiyi arama kurtarma çalışmalarını koordine etmek için Mudanya ve Karacabey ilçelerinde Bursa Valisi Mahmut Demirtaş başkanlığında kriz merkezi oluşturuldu. AFAD, Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü, Sahil Güvenlik, deniz polisi, jandarma, UMKE, ANDA, AKUT ve NAK ekipleri tarafından toplam 6 kurtarma botu, 28 araç ve 1 Sahil Güvenlik korvetinden oluşan 275 personelle kurtarma çalışmaları başlatıldı. Arama kurtarma faaliyetlerine 1 Sahil Güvenlik korveti, 3 Sahil Güvenlik botu, 1 Sahil Güvenlik helikopteri, 1 Sahil Güvenlik uçağı, 1 Deniz Kuvvetleri Komutanlığı keşif karakol uçağı, 2 Kıyı Emniyet botu, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı arama kurtarma gemisi, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı mayın gemisi, ROV cihazı bulunan deniz polisi ekibi ve Kıyı Emniyeti’nin unsuru olan Nene Hatun römorkörü ile RHIB bot da katıldı.
51 METRE DERİNLİKTE TESPİT EDİLDİ
İzmit Körfezi’ndeki araştırma gemisi TCG ÇUBUKLU ile Erdek Deniz Üs Komutanlığı’nda görevli mayın avlama gemisi TCG AYVALIK ile Karadeniz açıklarındaki arama-kurtarma gemisi TCG AKIN da destek için bölgeye ulaştı. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na ait 1 Seahawk helikopteri Çanakkale Deniz Hava Üs Komutanlığı’nda, Hava Kuvvetleri Komutanlığı’na ait 1 AS532 tipi helikopter de bölgeye hareket etmek üzere Eskişehir 1’inci Ana Jet Üs Komutanlığı’nda hazır bekletilirken, Milli Savunma Bakanlığı’nın sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, BATUHAN A isimli kargo gemisindeki 6 mürettebatı arama kurtarma çalışmalarına destek sağlayan Deniz Kuvvetleri’nin, sonar cihazıyla gemiyi 51 metre derinlikte tespit ettiği belirtildi.
AŞÇI VE YAĞCININ CENAZESİ GEMİDE BULUNDU
Su altından kaydedilen görüntülerde, geminin yan yatmadığı ve seyir halindeymiş gibi batıp deniz tabanına düz şekilde oturduğu görüldü. Battığı pozisyonla, arama kurtarma çalışmalarını kolaylaştırabildiği değerlendirilen geminin 3 boyutlu modellemesi yapıldı. Sonar cihazlı incelemede kayıp 6 mürettebattan 2’sinin gemi enkazında olduğu tespit edildi. Aramaların 3’üncü gününde, TCG AKIN’dan kayıp gemiye ulaşmak için ilk dalış yapıldı. Karacabey ilçesi Kurşunlu Mahallesi sahiline 7 kilometre mesafedeki dalışta, kayıp 6 mürettebattan aşçı Zeynep Kılınç’ın (33) cenazesine, olaydan 56 saat sonra ulaşıldı. Kaptan köşkünde cenazesi bulunan ve geminin dümeninde olduğu değerlendirilen Kılınç, Adana’da toprağa verildi. Özel eğitimli dalgıçlar ile SAS komandolarının TCG AKIN’dan gerçekleştirdiği dalışlarda, 6’ncı günde de batık geminin makine dairesine ulaşıldı. Kapısı güçlükle açılan makine dairesinin girişinde, gemide yağcı olarak görev yapan Hüseyin Tutuk’un (40) cenazesi bulundu. Olaydan 128 saat sonra bulunan ve Manisa’nın Turgutlu ilçesinde toprağa verilen Tutuk, ailesine gönderdiği son görüntülerde, geminin su aldığını söyleyip o anları kaydetti. O anlarda, 6 saattir aynı yerde beklediklerini söyleyen Tutuk’un, eşine, saat 06.09’da internetten, içinde bulundukları durum hakkında mesaj yazdığı ve saat 06.19’da video paylaşımında bulunduğu belirlendi.
SAS KOMANDOLARI MAKİNE DAİRESİNİN KAPISINI KIRARAK GİRDİ
SAS komandolarının 6’ncı günde, kapısını kırarak girdiği ve yağcı Hüseyin Tutuk’un cenazesini bulduğu makine dairesindeki arama çalışmaları 5 gün boyunca aralıksız sürdü. Olası kaza ya da batma durumu düşünülmeyip, gemideki eşyaların sabitlenmemesi nedeniyle, depremde olduğu gibi sarsılmayla devrilen dolaplar alanı daraltırken, çalışmalar güçlükle yürütüldü. Karanlık olan ve alan darlığı nedeniyle görüş mesafesinin sıfır olduğu makine dairesinde dalgıçlar çalışmalarını elle yürüttü. Ancak defalarca aranan makine dairesinde de kayıp mürettebatın izine rastlanmadı.
Karacabey ilçesi Kurşunlu Mahallesi’nde bekleyişlerini sürdüren mürettebat yakınlarının, gemide işaret ettiği yerlerin de arandığı ancak buralardan da bir sonuç alınamadığı öğrenildi.
DENİZ KUVVETLERİ KOMUTANLIĞI UNSURLARI DÖNDÜ
Arama çalışmalarının 11’inci gününde Deniz Kuvvetleri Komutanlığı unsurları, çalışmalarını sonlandırdı. TCG AKIN’dan 36 baş dalış gerçekleştiren Deniz Kuvvetleri Kurtarma ve Sualtı Komutanlığı’nın özel eğitimli birinci sınıf 19 dalgıcı ile Sualtı Savunma Grup Komutanlığı’na (SAS) bağlı 4 dalgıç, toplamda 44 saat dalış gerçekleştirip, 14 saat 14 dakika dipte kaldı. 91 saat 31 dakika da ROV dalışı yapılarak, geminin enkazını 4 kez arayan Deniz Kuvvetleri unsurları, çalışmalarını sonlandırarak dün saat 02.29’da TCG AKIN’la birlikte batığın üzerinden ayrıldı.
NENE HATUN DEVREDE; HALEN 630 PERSONEL ÇALIŞIYOR
Kayıp mürettebatın yakınlarının talebi üzerine 11’inci günde Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü unsuru olan Nene Hatun Gemisi çalışma başlattı. İlk günden itibaren cihazlarla su üstü ve dip taraması gerçekleştiren dalgıçlar, arama çalışmalarının 12’nci gününde batık gemiye dalış gerçekleştirdi. Gemi enkazında ve su yüzeyindeki aramalarda, mürettebata ait olduğu değerlendirilen cüzdan ve ayakkabı ile pantolon, gömlek gibi kıyafetler bulunurken, eşyaların kime ait olduğu inceleme sonucu belirlenecek.
Kayıp 4 mürettebatı arama çalışmaları karadan da sürdürülüyor. Karacabey ve Gemlik sahilleri ile Balıkesir’in Bandırma ilçesi sahil şeridinde su üstünde ve karada yürütülen çalışmalar, 10 jandarma asayiş timi, 1 JAK timi, 1 JÖH timi, 2 trafik timi, 1 motor timi, 2 JASAT timi, 1 OYİ timi, 5 eğitimli köpek, 146 araç, 10 dron, 1 uçak, 1 helikopter, 6 gemi, 17 bot, 14 balıkçı teknesi, 3 römorkör, 1 ROV, 1 SONAR cihazı olmak üzere 630 personelle devam ediyor.
]]>İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Çatalca’da düzenlenen halk buluşmasında; AKP’nin İBB Başkanı adayı Murat Kurum’u işaret ederek “Ne zaman ki rakibim aday, hakkımda iftiralara başladı; aynı anda eş zamanlı sosyal medya üzerinden de aynı kampanya harekete geçti. Milyonlarca reklam vererek bu videoları herkesin görmesini istiyorlar. Siz bu videoları, bir önceki seçimden hatırlıyorsunuz. Bu kumpasın patronu, o zaman canlı yayında, milyonlarca vatandaşın gözüne bakıp ‘Ama montaj ama şu ama bu’ demişti. Sahibi çok belli. Kumpası yapanlara sesleniyorum. Öncelikle kendinize yapılmasını istemediğiniz bir şeyi bana da yapmayın. Yapmaya devam mı edeceksiniz, yine kaybedeceksiniz. Sizin o kumpaslarınız, iftira kampanyalarınız bende toz zerresi kadar leke bırakmaz. İşinize bakın” dedi.
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, CHP Çatalca Belediye Başkan adayı Erhan Güzel ile birlikte Çatalca Avrupa Yakası Müteferrik 1 İçme Suyu Temel Atma Töreni’ne ve halk buluşmasına katıldı. Cumhuriyet Meydanı’ndaki kalabalığa seslenen İmamoğlu; AKP’li Çatalca Belediye Başkanı’nın, ilçede yaptıkları hiçbir temel atma törenine veya etkinliğe katılmadığını söyledi. İmamoğlu, şöyle konuştu:
“BU MAKAMIN SAHİBİ, BU ŞEHRİN 16 MİLYON İNSANI”
Ben hayata şöyle bakıyorum. Bu makamlar gelir geçer. Benim şu anda bulunduğum makam, çok kutlu bir makam. Kadim şehrimizin önemli bir makamı. Bu makamın sahibi, bu şehrin 16 milyon insanı. Çatalca’nın belediye başkanlığı makamının da sahibi Çatalcalılar. Bazıları şöyle düşünüyor olabilir. O makam, ona kimin tarafından verildiyse o makamın sahibi de o zannediyor olabilir. Değil sevgili kardeşim. Makam, milletin. Millete ait olan makamın hakkını verirken insanların siyaseti, şusu busu seçimden öncesinde kalır. Seçim biter, sonra hizmet yolculuğu başlar. Bu hükümet atmosferi değiştirdi. Bunlar iklimi, ahlakı değiştirdi ama onların ortaya koyduğu ahlak, iyi ahlak değil. Onun peşinden gidenin hali yaman. Biz, milletin yolunun peşinden gidiyoruz. Bizim yolumuz o.
KANAL İSTANBUL FELAKETİNE İZİN VERMEYECEĞİZ”
Çatalca’nın tarım alanlarına, ormanlarına, Çatalca’nın güzelim doğasına, meralarına göz dikmiş birileri de var. Tarıma saygı duymayan birileri de var. Ağızlarına almasalar da Kanal İstanbul denen ihanet projesiyle beraber Silivri’ye, Çatalca’ya uzanan alanları kontrolsüz bir biçimde, dehşet bir sürece taşıma gayretinde olanlar var. Bu, İstanbul’un sonu demek olur. Onlara karşı çok uyanık olmak ve el birliğiyle karşı durmak mecburiyetindeyiz. Bunlar ‘Gündemimizde yok’ diyorlar. Sakın inanmayın. Bunlar, seçimden önce her kılığa girerler. Bunlar, her türlü renge bürünürler. Bunlar, asıl niyetlerini gizlemeye çalışan insanlar ama ilk fırsatta harekete geçirecekler. Zaten ‘Yapmayacağız’ demiyorlar, diyemiyorlar. Öyle çevrelere öyle sözler, öyle vaatler verdiler ki yapmak mecburiyetindeler. Onun için sandıkta ne olacağız? Birlik olacağız. Kanal İstanbul denen büyük doğal felaket kaynağını, milli güvenlik sorununu bu milletin başına açmalarına izin vermeyeceğiz. Bu şehre muhafızlık yapacağız. Onlar talanla, yalanla, iftirayla hayatlarını sürdürsünler. Onlar israfla gündeme geldiler. Biz, icraatla gündeme geldik.
MİLLETİN PARASINI MİLLETE DAHA ÇOK DAĞITACAĞIZ
Onların döneminde hangi parselde kime daha fazla imar verilirdi, öyle konuşuldu. Biz ise 4,5 yıldır Halk Süt’le, Anne Kart’la, kreşlerle, eğitim desteği ve burslarıyla… 100 bin üniversite gencine bu kardeşiniz, ekip arkadaşlarıyla beraber -helali hoş olsun- 7 bin 500 lira burs verdik bu sene. Seneye 100 bin gencimize 15’er bin lira vereceğiz. Bu zor, dar günlerde başımıza yoksulluğu bela etti bu hükümet. Paramızı pul etti. Emeklimizi fakir eyledi. Biz elimizden gelen katkıyı, fedakarlığı yapacağız. Niye, biliyor musunuz? Onların derdi başka ama bizim derdimiz ne, biliyor musunuz? Milletin parasını millete dağıtıyoruz. Önümüzdeki dönemde daha çok dağıtacağız. Tek asgari ücretle geçinen evlere, tek emekli maaşıyla geçinen evlere yıllık 10 bin lira pazar desteği vereceğiz. Bu haneler, Halk Ekmek büfelerinden ücretsiz olarak günde bir ekmeğini alacak. Tek asgari ücretle geçinen hanelerdeki bir kişiye tam 10 bin lira da ulaşım desteği vereceğiz. Yeni evli çiftlere, evlenecek çiftlere sağlamakta olduğumuz evlilik desteğini -ki biz başlattık- 30 bin liraya çıkaracağız. Bunu İstanbul genelinde, bu 5 yılda 100 bin çifte çıkaracağız. İhtiyaç sahibi lise ve üniversite öğrencisi gençlere yılda iki defa kıyafet kuponu desteği sağlayacağız.
İSTANBUL’UN YENİDEN İHANETE DÖNMEYE TAHAMMÜLÜ YOK
Sözüm ona bu arkadaşlar, bu kampanyada sadece İstanbul konuşacaklardı. Böyle dediler, hatırlayın. Daha birkaç hafta dayanabildiler, hemen su kaynattılar, hemen kayış attılar. Çünkü görüyorlar, İstanbul başardı. Hep birlikte israfı bitirdik, hizmeti getirdik. Bundan geri dönüş yok. İstanbul’un yeniden ihmale, ihanete, israfa dönmeye tahammülü yok, dönmeyecek. Eşitlik ve adalet yolunda hep birlikte yürümeye devam edeceğiz. Birlik ve kardeşlik yolunda hep birlikte yürümeye devam edeceğiz. Hazır mıyız? Birlikten, kardeşlikten söz açılmışken şimdi biraz sizlerle dertleşmek istiyorum. Bakın, 5 yıldır konuşmalarımı dinliyorsunuz, tavrımı biliyorsunuz. Soruyorum, Allah aşkına, benim bir gün -hangi siyasi görüşten olursa olsun, hangi etnik kökenden olursa olsun, hangi inanca sahip olursa olsun, fark etmez- bir kişiye ayrımcılık yaptığımı ya da ötekileştirdiğimi gördünüz mü? Bana her gün hakaret eden siyasi rakiplerimin, bir gün bile onların vatanseverliğini ya da onların inancını sorguladığımı işittiniz mi? Kıskanıyorlar, doğru. Çekemiyorlar. Kimse, kendisine karşı böyle bir şey yapılmasını hoş karşılamaz. O zaman kendisine yapılmasını istemediğin şeyi bir başkasına yapmayacaksın.
EŞ ZAMANLI BİR OPERASYON BAŞLADI
Bunları niye söylüyorum? Çok eş zamanlı bir operasyon başladı. Yeni yeni filizlendirmeye çalışıyorlar. Operasyonun sahibini de belli ediyor. Ne zaman ki rakibim aday, hakkımda iftiralara başladı; aynı anda eş zamanlı sosyal medya üzerinden de aynı kampanya harekete geçti. Kampanya, bildiğimiz şey. Tam da şu. Sahte videolar ile kumpas videoları ile neymiş, terör örgütü beni destekliyormuş gibi gösteren videolar. Onlarca hesaptan aynı anda kumpas başladı. Milyonlarca reklam vererek bu videoları herkesin görmesini istiyorlar. Rakibimin açıklamalarıyla eşgüdümlü başladı. Altını çiziyorum bunun. Rastgele değil. Peki, siz bu videoları hatırlıyorsunuz. Nereden hatırlıyorsunuz? Bir önceki seçimde, değil mi? Bu kumpasın patronu, o zaman canlı yayında, milyonlarca vatandaşın gözüne bakıp kumpası nasıl itiraf etmişti? Ne demişti? ‘Ama montaj ama şu ama bu’ demişti. Sahibi çok belli. Kumpası yapanlara sesleniyorum. Öncelikle kendinize yapılmasını istemediğiniz bir şeyi bana da yapmayın. Yapmaya devam mı edeceksiniz, yine kaybedeceksiniz. Her babayiğidin yoğurt yiyişi farklıdır. Sizin o kumpaslarınız, iftira kampanyalarınız bende toz zerresi kadar leke bırakmaz. İşinize bakın.
ATA’YA HAKARET ETMEK BUNLARIN DÖNEMİNDE SERBESTLEŞTİ
Bunlar, bu milletin milli duygularını, inancını rencide edecek seviyede ne yazık ki her şeyi alet ediyorlar. Bunlara söylüyorum, buradan sesleniyorum. Ben, sizin gibi günübirlik Atatürkçü değilim. Çıkıyor bir meczup; bize, yüzümüze, gözümüzün içine baka baka Atatürk’e hakaret ediyor. O meczup hakaret ediyor ama kimsenin çıtı çıkmıyor. Herkes bir anda lal oluyor. Ağzını açan yok. Ata’ya hakaret etmek, küfretmek ne yazık ki bunların döneminde serbestleşti. Bu meczup gibiler bir de bize Osmanlı dersi vermeye kalkıyor. Sen kim, Osmanlı kim? Sen ne anlarsın Osmanlı’dan? Osmanlı da bizim, sarı saçlı, mavi gözlü lider de bizim liderimiz. Bunu buradan bilin. Bu yeminli Atatürk düşmanlarını bu iktidar, sadece bu tür durumlarda uzaktan izlemiyor. Ne yapıyor, biliyor musunuz? Onlara destek de oluyor hem de öyle az buz destek değil.
KÜFÜRBAZ ATATÜRK DÜŞMANI, ONLARIN SİYASİ YOL ARKADAŞI
Şimdi bilmediğiniz şeyler söyleyeceğim. O küfürbaz Atatürk düşmanı, onların siyasi yol arkadaşı. Doğru mu? Yetmedi. Atatürk’e küfreden o adamın oğlu, hala partilerinin milletvekili. Yetmedi. Damadı Sakarya Çevre İl Müdürü. Yetmedi. Abisini bir şirketin başına kayyum atadınız. Diğer oğlunu da Kocaeli İşkur İl Müdürü yaptınız. Aileye bak. Yetmedi. Abisinin damadı da eski milletvekili. Hani şu ‘Yeliz’ var ya… O işte, o arkadaş. Bakın, işte sizin liyakat anlayışınız. Atatürk’e hakaret edenlerin sülalesine üst düzey kamu görevleri vermek mi sizin Atatürkçülüğünüz? Vatanseverliğiniz bu mu? Siz, bu halkın çocuklarının hak ettikleri makama gelmesini istemeyenlersiniz. Bu anneler, bu hanımefendiler, bu çocuklarını, bu sıraladığım insanlardan katbekat daha iyi yetiştiriyor ama sizin tek derdiniz, bir avuç insan ve onların aileleri. Bizim derdimiz ne, biliyor musunuz? Bizim derdimiz 16 milyonun, milletin evlatları. Onun için siz, partizanlıkla milyonlarca gencin hakkını gasp edenlersiniz. Siz, alın teriyle başarı zincirini kırarak bu toplumun dengesini bozan bir yapısınız. Aileye bakın. Babası bunlardan milletvekili. Oğlu milletvekili. Damadı milletvekili. Diğer oğlu genel müdür. Damadı genel müdür. Abisi kayyum genel müdürü. Ne mübarek aile, değil mi? Bir de bu memleketin başının tacına hakaret edecek, küfredecek… Devletin bir tane kurumu bile harekete geçmedi. Yazıklar olsun size.
EKREM İMAMOĞLU’YLA UĞRAŞMAYI BIRAKACAKLAR
2015 yılında, bunların zamanında Çatalca’da, KİPTAŞ konutlarının 100’den fazlası, bunların partili yandaşlarına dağıtıldı. Kimler yok, kimler… Şimdi milletvekili yaptıkları Kadın Kolu Başkanı var. Belediye başkanlarının oğlu var. Başkan yardımcısının kızı var. Vakıflarının yöneticileri var. Zaten deprem olur, deprem konutunda kurada her nedense o kura milletvekiline çıkar. Bugün de buraya gelirken okudum. TOKİ’nin alt gelir seviyesi için yaptığı ‘İlk evim arsa’ projesinden arsa bilin bakalım kime çıkmış… AK Parti milletvekiline yine. İşte bunların gerçek yüzü bu. Bu saltanatı kim yerle bir edecek, biliyor musunuz? Vicdanlı ve hakkını koruyan milyonlarca genç, yerle bir edecek. Hem de ne zaman, biliyor musunuz? Çok uzak değil. Sadece 35 gün sonra. 31 Mart’ta hep beraber bunlara öyle bir ders vereceğiz ki, milleti tehdit etmeyi bırakacaklar. Onları, milletin hizmetkarı yapacağız. Hep beraber yapacağız. Seçimde öyle bir ders alacaklar ki, kalan zamanlarında enflasyonu düşürmek için uğraşacaklar. Kalan zamanlarında, berbat ettikleri ekonomiyi, maliyet artışlarını, dibe vuran asgari ücreti düzeltme gayretinde olacaklar. Bunlara halkımız, hangi partiden olursa olsun İstanbul İttifakı, milletimizin o güçlü vicdan birliği, öyle bir ders verecek ki, sandıktan bir gün sonra tutuşup hükümet işlerine koşacaklar. Ekrem İmamoğlu’yla uğraşmayı bırakacaklar.
HEP BİRLİKTE KAZANALIM
Sevgili Çatalcalılar; bu şehrin çocuklarına, bu şehrin gençlerine, bu şehrin saygıdeğer annelerine, hanımefendilerine, dar gelirlilerine, emeklilerine sahip çıkanı seçin. Güzel günler için bir kez daha birlik olun. Birlik olun hepimiz için, hep birlikte kazanalım. Haydi İstanbul, tam yol ileri. Ben, bu şehrin Erhan Bey’le gençleşeceğine, enerjisini bulacağına, sokakta, caddede, pazarda onunla birlikte hizmet üreten bir belediye başkanı olacağına, ahlakına, erdemine, iş yapma çalışkanlığına kefilim. Çatalca’da Erhan Güzel’e oy vermek için hazır mıyız? Meclise de oy istiyoruz. İstanbul’a da oy istiyoruz. Her şey çok güzel olacak.”
]]>Hacı Bayram Veli Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü mezunu Gürkan, Abant İzzet Baysal Üniversitesi Ziraat Fakültesinde eğitimini tamamlayan Serkan ile Abant İzzet Baysal Üniversitesi Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Bölümü son sınıf öğrencisi Furkan Özalp, 2018 yılında arkadaşlarıyla tatil yapmak için İzmir’e gitti.
Beraber tatil yapmanın ve seyahat etmenin farklı bir duygu olduğunu keşfeden üçüzler, Türkiye’yi ve dünyayı gezmeye karar verdi.
Seyahatlerine otostop çekerek Ege kasabalarıyla başlayan üçüzler, çadır kurarak konaklama ihtiyaçlarını karşıladı.
Daha sonra yurt içi konaklamalarında Gençlik ve Spor Bakanlığının yurtlarda ücretsiz konaklama imkanı sunduğu “Seyahatsever” projesinden faydalanan gençler, bu sayede Türkiye’nin birçok ilini gezdi.
Ucuz bilet buldukları uçakla ve farklı ulaşım yollarıyla bazı ülkelere de giden üç kardeş, gezip gördükleri yerleri sosyal medya hesaplarından paylaşıyor. Yılın büyük bölümü evden uzak olmaları nedeniyle aileleriyle kısıtlı zaman geçiren üçüzler, imkanları dahilinde seyahatlerini sürdürmek istiyor.
“Seyahatsever projesi büyük avantaj”
Furkan Özalp, AA muhabirine, kardeşleri ve arkadaş grubuyla başlayan seyahatlerinin farklı bir boyuta ulaştığını söyledi.
Sosyal medyada gördükleri gezginlerden etkilendiklerini dile getiren Özalp, salgın nedeniyle bir süre ara verdikleri seyahatlerini 6 yıldır sürdürdüklerini belirtti.
Özalp, Gençlik ve Spor Bakanlığının “Seyahatsever” projesiyle gitmek istedikleri il sayısının arttığını aktararak, Türkiye’de 40’dan fazla şehri gezdiklerini anlattı.
Konaklama ihtiyacının karşılanması noktasında projenin büyük bir avantaj olduğunu belirten Özalp, “Konaklamayı hallettikten sonra gerisi bir şekilde halloluyor. Gürkan kardeşim bir yerlerde çalışarak geziyor, ben KYK kredimi biriktirerek yapıyorum bu işi.” dedi.
Özalp, kardeşlerine göre yurt dışı deneyiminin daha az olduğuna değinerek, şöyle devam etti:
“Gürcistan ve Fas’a gittim. Serkan; İran, Mısır ve Sri Lanka’ya gitti. Gürkan’ın gittiği ülke 13 oldu. Gürcistan, Azerbaycan, İran, Mısır, Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan, Sri Lanka ve Balkan ülkelerini gezdi. Gürkan eğlence ağırlıklı seyahat ediyor. Şu anda Sri Lanka’da sörf öğrenmeye çalışıyorlar. Gürkan’ın amacı; daha çok yeni tecrübeler ve deneyimler elde etmek. Benimki biraz daha tarihi yerleri gezip görmek, insanlarla konuşup hayat hikayelerini dinlemek. Serkan’ın amacı da iş hayatına atılmadan önce bir daha fırsatı olmaz düşüncesiyle bir yerleri gezip görmek.”
“Görmek istediğim 30-40 ülke var”
Gürkan Özalp ise gezmekten keyif aldığını belirterek, Ege kıyılarında kamp yaparak başlayan serüvenlerinin, Bakanlığın projesiyle Türkiye turu, daha sonra ise dünya turu olarak devam ettiğini dile getirdi.
Vakti ve imkanı varken gidebildiği yerlere giderek farklı yerler görmek istediğini anlatan Özalp, “Çoğu gezgin bütün ülkeleri gezmek ister ama benim öyle bir hedefim yok. Görmek istediğim 30-40 ülke var. Onları görsem, ondan sonra Güneydoğu Asya’da herhangi bir ülkeye yerleşsem bana yeter.” dedi.
Serkan Özalp ise 6 Şubat’ta Kahramanmaraş merkezli meydana gelen depremlerin ardından gönüllü olarak gittiği bölgede 8 gün kaldığını aktararak, gördüklerinden etkilenerek önceliklerinin değiştiğini anlattı.
Maddi kazanımlar yerine zamanı iyi değerlendirmeye ağırlık verdiğini belirten Özalp, hayatına bu doğrultuda yön verdiğini, seyahat etmenin de bunun bir parçası olduğunu ifade etti.
“Biz belki 8 şehre gidemedik, çocuklarım 80 yere gitti”
Üçüzlerin annesi Ayşe Özalp, çocuklarının kendi başlarına seyahat etmelerine önce karşı çıktıklarını, daha sonra desteklediklerini söyledi.
Çocuklarının istediği yere özgürce seyahat ettiğini belirten Özalp, “Özlem var. Ertesi gün hatta gittikleri gün bile oluyor. Ama bazı şeyler artık alışkanlık haline geliyor. Alıştık uzakta olmalarına. Gidiyorlar 15 gün-1 ay, sonra tekrar geliyorlar. Sağlıklı olduklarını bilelim, nerede oldukları önemli değil.” diye konuştu.
Özalp, en önemli isteklerinin çocuklarının çalışıp evlenmesi olduğuna değinerek, “Biz okulları bittikten sonra işe girmelerini isteriz ama onlar gezmeyi tercih etti. Yaptıkları şey de küçümsenecek şey değil. Çok büyük bir iş başarıyorlar. Biz anne ve babaları olarak belki 8 ile gidemedik, çocuklarım 80 yere gitti. Yıl içinde belki 15 gün görüyoruz, 350 gün yoklar.” ifadesini kullandı.
Baba Rahmi Özalp ise çocuklarının gezmeye erken başladığını dile getirerek, “Bizimle beraber gezerken bir baktık ki kendileri gezmeye başladı.” dedi.
Çocuklarını özlediklerine ancak onların farklı yerler, insanlar, kültürler görmelerinin kendileri için avantaj olduğuna işaret eden Özalp, “Çadır ve otostopla başladılar, sonra KYK yurtları, projelerle bir anda yurt dışına çıkmaya başladılar.” sözlerine yer verdi.
]]>Bağcılar Belediye Başkanı Abdullah Özdemir ile Fatih Caddesi’ndeki esnafı ziyaret eden Kurum, burada vatandaşlarla görüştü, onları dinledi ve çocuklara oyuncak hediye etti.
Kurum, ziyaretlerin ardından katıldığı mitingde yaptığı konuşmada, adaylığı açıklandığı günden beri İstanbul’u karış karış dolaştığını söyledi.
Açıkladığı projelerden olumlu dönüşler aldıklarını ve bu güvenin birilerini telaşlandırdığını belirten Kurum, “İstanbul’da hangi görüşten olursa olsun tüm kardeşlerimiz istisnasız tüm annelerimiz, gençlerimiz bizlere güveniyor, bizlere inanıyor, verdiğimiz sözlere inanıyor. Çünkü biliyorlar ki biz bir söz verdik mi o sözü tutarız. Biz bu güveni asla boşa çıkarmayız. Bundan önce ne söz verdiysek sözlerimizi yaptık, tarlada izimiz var. Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz. Biz afetlere gittik, söz verdik, sözümüzü tuttuk. Biz milletimizin o en zor anında yanında olduk. Orada beraber üzüldük, beraber ağladık ama hamdolsun sözlerimizi bir bir tuttuk. İnşallah Bağcılar’da sözünü tutacak.” diye konuştu.
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun 31 Mart 2019 Mahalli İdareler Genel Seçimleri’nde verdiği sözleri hatırlatan Kurum, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Şimdi sen utanmadan, sıkılmadan ‘Ben böyle sözler vermedim.’ diyorsun. Yahu sana kim inanır? Şimdi çıkmışlar ne diyorlar? ‘İsrafı bitirdik, hizmeti getirdik.’ öyle değil mi? Bağcılar Meydanı’ndan buradaki Bağcılarlı kardeşlerimle birlikte kendilerine soruyoruz, ‘100 bin konut’ sözü verdiniz, yapmadınız. ’15 bin sosyal konut’ dediniz, yapmadınız. Bunca parayı nereye harcadınız? Söz verdiğiniz yeşil alanların hiçbirini yapmadınız, bunca imkanı nerede kullandınız? ‘İstanbul’a yüzlerce park, bahçe yapacağız.’ dediniz, onu da yapmadınız. İstanbul’un kaynaklarını nereye kullandınız? On binlerce kadınımıza ‘İş bulacağım, İSMEK’i büyüteceğim, her kadın meslek sahibi olacak.’ dediniz, yapmadınız. Şu güzel annelerimizin, kadınlarımızın parasını nereye kullandınız? Siz israfı bitirip, hizmet getirmediniz. Siz israfı getirip İstanbul’u bitirdiniz.”
Kurum, kendilerine yöneltilen “650 bin konutu nasıl yapacak?” sorusuna, şöyle yanıt verdi:
“Bağcılar’dan cevap veriyorum, aslında yanıma gelsen şöyle biraz staj yapsan, gelsen biraz afetlerde yanımda olsan, başka yerlere gideceğine bunları öğretiriz sana ama senin öğrenmek gibi bir derdin yok ki. Şimdi ben anlatıyorum nasıl yapacağımızı, sizin reklam bütçesine ayırdığınız kaynakları biz kentsel dönüşüme harcayacağız. Sizin kariyer inşa etmek için harcadığınız kaynakları, biz Bağcılar’ın yuvalarını inşa etmek için harcayacağız. Sizin sosyal medya trollerine harcadığınız paraları, biz İstanbulluların hizmetine harcayacağız. Sizin CHP’yi ele geçirmek için savurduğunuz kaynakları, biz İstanbul’un projelerinde kullanacağız.”
İstanbul için projelerini açıkladıktan sonra rakiplerinin telaş içinde olduğunu belirten Kurum, şunları kaydetti:
“Ne yapacaklarını bilmiyorlar. Sürekli yeni bir şeyler deniyorlar, farklı farklı gündemlerin peşinde koşuyorlar. Bu sefer de İstanbul’un hemen her ilçesinde bizim afişlerimizi, pankartlarımızı indiriyorlar. Bakın açık söylüyorum, Büyükşehir’in zabıtaları eliyle afişlerimizi söktürmeleri demokratik olgunluk sahibi olmadıklarını, gençlerimizin emeklerine saygılı olmadıklarını göstermiştir ama ben burada o afişleri asan bu davanın gençlerine, neferlerine söz veriyorum. İstanbul’u bu demokrasi düşmanı tutumlardan, bu algıcılardan ilelebet kurtarmak için 31 Mart akşamına kadar gece gündüz demeden çalışacağız.”
İstanbul’un bir tehlike girdabına sokulmak istendiğini aktaran Kurum, sözlerine şöyle devam etti:
“Bugün maalesef milletin gözleri önünde İstanbul kirli bir pazarlık masasına yatırılmıştır. Fatih’in emaneti İstanbul, Kandil uzlaşısıyla paylaşılmak istenmektedir. Her gün pazarlıklar yapılmakta, bir tarafta meclis üyelikleri dağıtılmakta, kapı arkasında, otel odalarında bir bir bu adaylıklar dağıtılmaktadır. Kandil uzlaşısının adayı İmamoğlu’dur. Siyasi hırsları uğruna İstanbul’u bu pazarlıkların konusu yapan bizzat kendisidir. İstanbul’u bu duruma düşürenler şunu asla unutmasın, tarihten bu yana İstanbul ne zaman pazarlık konusu yapılsa, ne zaman paylaşılmak istense bu millet buna asla izin vermemiştir, o kirli kapı arkası anlaşmaları milletimiz bozmuştur.”
Her zaman Bağcılar’ın yanında olacaklarını kaydeden Kurum, göreve başladıkları anda bir yandan Mahmutbey, Ateştuğla ve Çiftlik kavşakları projelerini yaparken, diğer yandan Kirazlı-Halkalı, Mahmutbey-Esenyurt metrolarını süratle inşa edeceklerini, ilçedeki iki önemli bölge olan Güneşli ve Çiftlik meydanlarının metroyla buluşacağını bildirdi.
“İstanbul’da e-Spor turnuvalarını, uluslararası turnuvalar haline getirebilmek için bu mücadeleyi yapacağız”
Mitingin ardından Kurum, Bağcılar Belediyesi e-Spor Merkezi’ni ziyaret etti, burada gençlerle oyun oynadı.
Kurum, burada yaptığı açıklamada, bu tür merkezlerin sayısını artıracaklarını ifade ederek, şunları söyledi:
“İstanbul’da e-Spor turnuvalarını, uluslararası turnuvalar haline getirebilmek için bu mücadeleyi yapacağız. İstiyoruz ki gençlerimiz burada, güvenli ortamlarda vakit geçirsinler. Gençlerimiz geleceğe daha güvenli bakacakları bu adımları buralarda atabilsinler. Çok farklı yetişsinler, gençlerimiz sadece yarının gençliği değil, bugünün de gençliği, bugünün de karar vericileri. O yüzden gençlerle inşallah bu tesislerimizin sayısını arttıracağız.”
Bir gazetecinin “Kentsel dönüşüm destek paketinde artış olacak mı?” sorusuna Kurum, şöyle cevap verdi:
“Tabii ki artacak, ‘Yarısı Bizden Kampanyası’yla ilgili süreci 1 Nisan itibarıyla yürüteceğiz. Siz de şahit oldunuz, aşağıda bir annemiz ‘Benim evimi de bir an önce dönüştürün.’ diyor. Bizim nisan itibarıyla başlayacağımız en önemli işlerden biri kentsel dönüşüm, deprem dönüşümü ve bu kapsamda da süreç içerisinde biz inşaat faaliyetlerini yürüttükçe; gerek güncellemeler yapacağız gerek farklı iyileştirmeler yapacağız. Vatandaşımızla el ele vereceğiz, İstanbul’un dönüşümünü gerçekleştireceğiz. Bu bizim olmazsa olmazımız. Deprem bu şehrin bir gerçeği dolayısıyla bu gerçekle mücadele etmek zorundayız.”
Kurum’a ziyaretlerinde Tarımsal Strateji ve Politika Geliştirme Merkezi (TARPOL) Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Mehdi Eker ve partililer de eşlik etti.
]]>Fatih’in kültürel mirasını gün yüzüne çıkarmak için 2021’de başlatılan “Sözlü Tarih” projesinin sonuçlarını değerlendirmek üzere gerçekleştirilen sempozyumda, sözlü tarihin önemi ve etkisi tartışıldı.
Proje kapsamında 2022-2024 arasında çalışma yürütülürken, detaylı literatür taramaları, saha araştırmaları, stüdyo hazırlıkları, çekimler ve proje tanıtımı gibi bir dizi faaliyet yapıldı.
Sempozyumun açılışında konuşan Fatih Belediye Başkanı Ergün Turan, sözlü kültürün hayata dair deneyim pratiklerinin şifahi olarak toplum belleğine aktarılması olduğunu söyledi.
Turan, sözlü tarihin araştırma metodu olarak son yıllarda rağbet gördüğünü belirterek, “Sözlü tarih metodunun, özellikle şehircilik ve sosyal tarih çalışmalarında tercih edildiği, sevildiği bilinmektedir. Fatih Belediyesi olarak biz de ilçemizin somut ve somut olmayan kültürel mirasına sahip çıkmak, şehrimizin derin hafızasını, insanlar ve mekanlar üzerinden belgelemek için Sözlü Tarih projesi başlattık. Zeyrek Akademi bünyesinde yürüttüğümüz sözlü tarih çalışmalarıyla ilçemizdeki toplumsal ve kültürel değişimin kaydını tutarak geleceğe aktarmayı hedefliyoruz.” diye konuştu.
Farklı sosyokültürel ve ekonomik özelliklere sahip 80 vatandaşın yaşamını kayıt altına aldıklarını aktaran Turan, şunları kaydetti:
“Burada Fatih’imizin tarihinden uzun uzun bahsetmemize imkan yok. Elbette bu köklü tarihin, gün yüzüne çıkmamış, kaydedilmemiş dalları, uzantıları da mevcut. Biz bu projeyle geçmişi neredeyse medeniyet tarihi kadar eski olan şehrimizin insan ve hafıza birikimini değerlendiriyoruz. Proje kapsamında akademisyenlerimiz, sanatkarlarımız, esnafımız, ev hanımlarımız yani toplumumuzun bütün kesimleri hakkında fikir verebilecek geniş bir profilde hemşehrilerimizin yaşamını, hatıralarını kayıt altına aldık.”
İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürü Coşkun Yılmaz, “Başkan’ımız aslında bir ilçe belediyesinin faaliyetlerini değil, bizim kadim medeniyet merkezimizin tarihini, kültürünü ve medeniyetini ortaya koymaya, geçmişin birikimini günümüze ve geleceğe taşıyarak geleceğin de temellerini attı. Bir tarihçi olarak gördüğüm budur.” değerlendirmesini yaptı.
“Sözlü tarih şu anda tarihçilikte ve diğer disiplinlerde oldukça kullanılan bir yöntem”
Programda proje danışmanı Dr. Öğretim Üyesi Arzu Güldöşüren, İstanbul Ticaret Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Abdülhamit Avşar, Doç. Dr. Yunus Uğur, Doç. Dr. M. Emir İlhan, Doç. Dr. Emine Çakır, Doç. Dr. Samet Çevik ve arkeolog Aslı Avcı gibi alanında uzman hocalar, “Mekan, Bellek, Gündelik Hayat ve Mekansal Dönüşümü Sözlü Tarihle Okumak”, “Kültürel Miras, Müzecilik, Belgesel Sinema ve Sözlü Tarih İlişkisi” oturum başlıklarının altında sözlü tarih ile ilgili sunumlar gerçekleştirdi.
Sözlü Tarih projesinin 2021 yılında başladığını söyleyen Dr. Öğretim Üyesi Arzu Güldöşüren, şu bilgileri verdi:
“Biz Fatih’teki kültürel miras mekanlarının gündelik hayattaki yeri ve dönüşümü adlı projeye 2021’de başladık. Bugüne kadar 80 kişiyle sözlü tarih görüşmeleri gerçekleştirdik. Birincisi, bunun çıktılarını araştırmacılarla ve akademisyenlerle bir taraftan da aslında Fatihlilerle paylaşmak, ikincisi de sözlü tarih şu anda tarihçilikte ve diğer disiplinlerde oldukça kullanılan bir yöntem. Sözlü tarihin teorisine ve pratiğine dair bu alanın uzmanlarının yapacağı sunumlarla bire bir sempozyum düzenlemek istedik.”
]]>Yaklaşık 86 bin Lübnanlı, İsrail ordusu ve Hizbullah Hareketi arasında 8 Ekim 2023’ten bu yana Lübnan’ın güneyindeki sınır bölgesinde yaşanan çatışmalar nedeniyle yerinden oldu.
İsrail ile Lübnan arasındaki 120 kilometrelik sınır hattı üzerinde bulunan belde ve köy sakinlerinin çoğu, başkent Beyrut başta olmak üzere güvenli bölgelerdeki yakınlarının yanına veya kendi imkanlarıyla kiraladıkları evlerde kalıyor.
Ev kiralamaya yetecek ekonomik gücü olmayan binlerce Lübnanlı ise çatışmaların başından beri ülkenin güneyindeki Sur kentinde halen eğitimim devam ettiği okullardaki dersliklerde kalıyor.
Okulların bazı katları iç göçmen ailelere ayrılırken, diğer katlarındaki dersliklerde ise öğrenciler eğitim alıyor.
AA muhabiri, Sur’daki okullarda 5 aydır yaşam mücadelesi veren ailelerle görüştü.
Sur’da 26 bin iç göçmen yaşıyor
Sur Belediye yetkililerinin verdiği bilgilere göre okullarda ve kendi imkanlarıyla kiraladıkları evlerde konaklayan iç göçmenlerin sayısı 25 bin 382’e ulaşmış durumda.
Yaklaşık 400 göçmenin kaldığı Sur Meslek Lisesi’nde öğretmen olarak görev yapan Hasan Alluş, okullun bir kısmında yerinden olan ailelerin bir kısmında ise öğrencilerin eğitim aldığını, öğretimde herhangi bir aksamanın meydana gelmediğini söyledi.
Okulun zemin katının yerinden olan ailelere ve diğer katlarının ise öğrencilere tahsis edildiğini belirten Alluş, “Çatışmaların bitmesi halinde aileler elbette evlerine geri dönecek ancak çatışma devam ederse geçim kaynağı sadece köyündeki tarlası olan aileler hiçbir yere gidemez. Ev kiralayacak ekonomik durumları yok.” diye konuştu.
11 çocuğu ve hasta annesi ile aynı derslikte yaşıyor
Ailesi ile birlikle Sur Meslek Lisesi’nde kalan Mustada Seyyid, bir an önce çatışmaların bitmesini ve çok kısa bir mesafede olan evine geri dönmeyi dört gözle beklediğini dile getirdi.
Okulun dersliklerinden birinde 11 çocuğu ve hasta annesi ile yaşayan Seyyid, okulda çoğu zaman elektriğin kesik olduğunu, mutfak ve hijyenik bir banyonun da bulunmadığını belirtti.
Nebatiye vilayetine bağlı Bint Cubeyl ilçesinin Beyt Liv beldesindeki evlerinden çıkıp ailesiyle birlikte okula sığındıklarını anlatan Seyyid, “4 aydan uzun süredir okulda kalıyoruz ve her gün beldemizin bombalandığına dair haberler duyarak yaşıyoruz. 4 günlük ateşkes olduğunda sadece bir kez evimi görme fırsatı elde ettim. Daha sonra evimin İsrail tarafından bombalandığı haberini aldım.” diye konuştu.
Ne zaman evlerine döneceklerini bilmeden çaresiz bir şekilde derslikte beklediklerini ve gün saydıklarını belirten Seyyid, okulda güvende olduklarını ancak hiçbir yerin kendi evleri gibi olmadığını ifade etti.
Seyyid, Lübnan hükümetinin yerinden edilenlere sağladığı yardımlar hakkında, “İlk önce aylık 140 dolar nakdi yardım yapılıyordu ancak şimdi bu 2 ayda bire çıkarıldı.” bilgisini verdi.
“Savaşın bu kadar uzun süreceğini tahmin etmiyorduk”
Okula sığınanlardan Blida beldesi sakini Nime Dahr, “Savaşın bu kadar uzun süreceğini tahmin etmiyorduk. Temmuz 2006’daki gibi 30 gün süren bir savaş olacağını düşünmüştük. Neredeyse 5’nci aya gireceğiz.” dedi.
Evine geri dönebileceği konusunda çok ümitli olmadığını belirten Dahr, İsrail savaş uçaklarının sınıra çok yakın olan Blida beldesine neredeyse her gün hava saldırısı düzenlediğini, bölgedeki birçok evin tamamen yıkıldığını söyledi.
Sınıra yakın yerleşim yerlerinin güvenli olmadığını ifade eden Dahr, çatışmaların seyrinin kendilerini endişelendirdiğini kaydetti.
İsrail ordusu ile Hizbullah Hareketi arasında 8 Ekim 2023’ten beri yaşanan çatışmalarda 211 Hizbullah mensubu, 43 Lübnanlı sivil, 11 Emel Hareketi, 12 Hamas, 12 İslami Cihad Hareketi mensubu, 6 İsrailli sivil ve 11 İsrail askeri öldü.
]]>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Şanlıurfa’da bir dizi programa katılarak incelemelerde bulundu. Bakan Uraloğlu, katıldığı program sırasında tarihi, stratejik ve jeopolitik öneme sahip olan Şanlıurfa’nın tarımının, turizminin, ticaretinin gelişmesi için ulaşım ağının güçlü olması gerektiğini söyledi.
“Şanlıurfa’nın ulaşım ve iletişim altyapısı için yaklaşık 58 milyar lira yatırım gerçekleştirdik”
Bu çerçevede Şanlıurfa’da hayata geçirdikleri ulaşım yatırımlarını sıralayan Bakan Uraloğlu, “2002 yılından bu yana Şanlıurfa’nın ulaşım ve iletişim altyapısı için yaklaşık 58 milyar lira yatırım gerçekleştirdik. Bölünmüş yol uzunluğunu 28 kilometreden 619 kilometreye çıkardık. Şanlıurfa-Birecik Otoyolu, Adıyaman-Kahta-Siverek yolunda Nissibi Köprüsü, Şanlıurfa-Diyarbakır yolu, Şanlıurfa Doğu ve Güneybatı Çevre Yolları, Şanlıurfa-Viranşehir Yolu gibi önemli karayolu projelerini tamamladık. Diyarbakır Devlet Yolu, Kuzeybatı Çevre Yolu ve Doğu Çevre yollarının kesiştiği noktada bulunan Çevik Kuvvet Köprülü Kavşağı’nı açarak Şanlıurfa’nın şehir içi trafiğine nefes aldırdık. Günlük yaklaşık 20-25 bin aracın geçtiği bu noktada dur kalk beklemelerinin ortadan kalkmasıyla kavşaktaki geçiş süresini 5 kat azalttık. Şanlıurfa’yı Mardin’e, Gaziantep’e ve Diyarbakır’a bölünmüş yollar ile bağladık. Şu anda da 13 milyar 876 milyon lira proje bedeliyle 13 karayolu projesine devam ediyoruz” dedi.
“Demiryolu ulaşım ağını güçlendiren çalışmalar da yapıyoruz”
Demiryolu ağına da değinen Bakan Uraloğlu, “Şanlıurfa’nın demiryolu ulaşım ağını güçlendiren çalışmalar da yapıyoruz. Karkamış-Nusaybin hattı Karkamış-Zenginova arasındaki 120 kilometre demiryolu hattını yeniledik. Şanlıurfa’yı hızlı trenle tanıştıracak Gaziantep-Şanlıurfa ve Şanlıurfa-Mardin hızlı tren hatları projelerini de hayata geçireceğiz. Gaziantep-Şanlıurfa hattının etüt projelerini tamamladık. Yatırım programına alır almaz ihalelerine de çıkacağız inşallah. Şanlıurfa-Mardin hattının proje çalışmalarını da bu yıl içerisinde bitireceğiz. Şanlıurfalı kardeşlerimizi göklere de taşıdık. Yıllık 2 milyon yolcu kapasiteli yeni havalimanını 2007 yılında hizmete açtık. 2002 yılında 23 bin olan yolcu trafiği, 2023 yılında 883 bine yükseldi” ifadelerini kullandı.
“Şanlıurfa’nın iletişim ağını da güçlendirdik”
Üst yapının yanı sıra internet alt yapısında da önemli çalışmalar yapıldığını söyleyen Bakan Uraloğlu, “Şanlıurfa’nın iletişim ağını da güçlendirdik. Fiber optik kablo uzunluğunu 854 kilometreden 6 bin 722 kilometreye çıkardık. Daha önce ilde hızlı internet abonesi yok iken bugün 1 milyon 682 binin üstünde abone hızlı internet kullanmaya başladı” dedi.
Şanlıurfa-Ovaköy arasına 320 kilometre uzunluğunda yeni bir otoyol inşa edilecek
Şanlıurfa’ya yeni bir müjde de veren Bakan Uraloğlu, “Sizlerle bir müjde paylaşmak istiyorum. Kalkınma yolu projesi kapsamında Şanlıurfa-Ovaköy arasına 320 kilometre uzunluğunda yeni bir otoyol inşa edeceğiz. Bu proje ile Hindistan, Doğu Asya ve Basra Körfezi ülkelerinden Irak’ın güneyinde inşa edilmekte olan FAV Limanı’na gelecek yüklerin, bin 200 kilometrelik çift yönlü otoyol ve demiryolu inşa ederek Türkiye’ye ulaşmasını planlıyoruz. Irak’tan başlayıp Ovaköy’den Türkiye’ye gelen bu yeni uluslararası koridor sayesinde Güney Asya ve Orta Doğu’yu, Avrupa, Kafkasya ve Kuzey Afrika’ya yeni bir güzergah üzerinden bağlayacağız. Kuzey-güney koridorunda bölgemiz için hayati bir bağlantı da tesis etmiş olacağız. Bugün, Ümit Burnu’ndan 45 gün ve Kızıldeniz’den 35 günde yapılan nakliyelerin ‘Kalkınma Yolu Projesi’ni bitirdiğimizde sadece 25 günlük bir süre içerisinde yapılabileceğini biliyoruz. Çok önemli bir proje ve hayata geçmesi için işleri çok sıkı tutuyoruz. Bu yeni otoyolumuz ve Kalkınma Yolu Projesi faaliyete geçtiğinde bölgedeki tarım, sanayi ve ticaret faaliyetlerini arttırarak Şanlıurfa ekonomisinin büyümesine ve istihdamın artmasına önemli bir katkı sağlayacak, vatandaşımıza iş ve AŞ olacaktır” şeklinde konuştu.
“Beyazgül güzel işler yapıyor”
Konuşmasında yerel seçime de değinen Uraloğlu, “31 Mart seçimlerinde Şanlıurfa Büyükşehir Belediye başkanlığı için AK Parti’den tekrar aday gösterdiğimiz başkanımız Zeynel Abidin Beyazgül, özellikle sosyal projeleri ile çok faal ve başarılı bir belediye başkanıdır. Şanlıurfa onunla birlikte her alanda değişim ve dönüşümü yaşadı. Eğitim, kültür, sağlık, spor alanında da önemli projeler üretti. ‘Daha Yeşil Bir Şanlıurfa’ hedefiyle kent merkezi ve ilçelerde parklar, meydanlar ve yeşil alanlar inşa edildi. Yaptığı kamulaştırma çalışmalarıyla ecdat yadigarı eserleri tarihi dokusuna uygun bir şekilde restore ederek Cumhurbaşkanımızın takdirini kazandı. Kale Arkası, Kültür ve Turizm Yolu, Asya ve Osmanlı Mahalleleri, Kızılay, Kızılkoyun’da betonarme yapıları şehrin göbeğinden kaldırarak bu alanları yeşile kavuşturup vatandaşlarımızın hizmetine sundu. Sizler muhalefet partilerindeki belediyelerin vatandaşına, halkına yaptığı bir hizmetle gündeme geldiğini hiç gördünüz mü? Sonuçta bu hizmeti yapanlar da bütçelerini devletten alıyorlar. Devletimiz bunlara da bütçeler aktarıyor. Ama maalesef üzülerek görüyoruz ve izliyoruz muhalefet belediyelerinde hizmet yok. Laf çok ama bir arpa boyu iş yok” diye konuştu. – ŞANLIURFA
]]>Erzincan’ın İliç ilçesinde 13 Şubat Salı günü saat Anagold Madencilik tarafından işletilen Çöpler Altın Madeni’nde toprak kayması sonucu 9 işçinin siyanürlü liç yığını altında kaldığı alanda Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki, Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan açıklama yaptı. Bakan Bayraktar, şöyle konuştu:
“ŞU ANDA TESİSTE HERHANGİ BİR FAALİYET YAPILMIYOR”
“Adli süreç devam ediyor. Şu anda 6’sı tutuklu 3’ü adli kontrol şartıyla serbest olmak üzere 9 kişi hakkında adli işlemler devam ediyor. Bu sayı artabilir. Daha çok çalışana, buradaki sorumlu kişilere adli organlar gerekli soruşturmaları yapacaklardır. Dolayısıyla bu süreç büyük bir titizlikle, gayretle devam ediyor.
14 Şubat itibarıyla buranın maden faaliyetleri durduruldu. Şu anda tesiste herhangi bir faaliyet yapılmıyor. Sadece temel odaklandığımız konu buradaki heyelana uğramış toprağın doğru bir alanda sağlıklı bir şekilde tekrar depolanmasıyla alakalı faaliyetlerdir.”
“SABIRLI DERESİ VE MANGAN’DAKİ ARAMA FAALİYETLERİNE ARAMA VERİYORUZ”
Alandaki arama çalışmalarına ilişkin bilgi veren İçişleri Bakanı Yerlikaya da şunları kaydetti:
“Jeo radar sismik ölçümlerden bahsetmiştik. Her anını takip ediyoruz, kayıt altına alıyoruz. Bunları bilim insanlarından oluşan bir kurulumuz var, bunlar teknik personel, sahada burayı tanıyanlar velhasıl istişaresi ve bilimi bize katkı sunacak herkesle bunu değerlendiriyoruz. Gelinen nokta şu: üç gün öncesinde Mangan sahasındaki alandaki arama çalışmalarına ara verilmişti, güvenlik gerekçesiyle. İki günden beri de Sabırlı Deresi’nin oradaki arama faaliyetlerine de yine ara verilmişti. Sebebi şu: biz her zaman olduğu gibi AFAD olarak, AFAD koordinasyonundaki tüm arama-kurtarma veya arama faaliyetlerinde önce arama işini yapan arkadaşlarımızın güvenliğini önceliyoruz. Yukarıdaki kaymaya vesile olan stabilite hiçbir şekilde durmadı, devamlı surette aktif.
Her iki tarafta, yani Sabırlı ve Mangan açık ocağındaki arama faaliyetlerine ara veriyoruz. Ne zamana kadar? Yukarıdaki yığın liç alanındaki aktivasyon durup stabil, aşağıda, güvenli çalışmaya vesile oluncaya kadar biz arama çalışmalarına ara veriyoruz.”
MEHMET ÖZHASEKİ: ŞU ANA KADAR NUMUNELERDE ZEHİRLİ ATIĞA RASTLANMADI
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Özhaseki de son durumu şöyle değerlendirdi:
“Bizim bakanlığımızı ilgilendiren tarafıyla bu bölgede arkadaşlarımız geldikten sonra ilk yaptıkları iş bu heyelan alanında biriken toprağın nehirle bulaşmasını kesmek gerekiyordu. O anlamda kapakları kapattılar. Bu toprağın güvenli bir yere nakli için gerekli aramaları yaptılar, çalışmaları yaptılar.
Toprağın herhangi bir şekilde insan sağlığına, çevreye zararı var mı, havada, suda, toprakta tehlikeli atıklar oluştu mu gibi bir soruya cevap olabilmek amacıyla da arkadaşlarımız her gün 9 noktadan burada numune alıyorlar. Sonra bunu gerek kendi mobil cihazımızda gerekse üç ayrı dışarıdaki yetkin laboratuvarlarda inceletiyorlar. Şu ana kadar çok şükür tehlike oluşturacak bir zehirli atığa rastlanmadı. Bundan sonra da bu titizliği devam ettireceğiz. Herhangi bir tehlikenin oluşmaması için elimizden ne geliyorsa onu yapacağız.”
YUMAKLI: YÜZEY SULARINDAN BARAJA YA DA HERHANGİ BİR YERE AKAN BİR SU SÖZ KONUSU DEĞİL
Devlet Su İşleri yöneticilerinin acil eylem planı oluşturduğunu ve yüzey sularının baraja akmaması için sedde yapılmaya başladığını ifade eden Tarım ve Orman Bakanı Yumaklı da “Şu anda 8 metreye ulaştı. 11 metreye kadar ulaştıracağız. Bunun önünde ve arkasında birikme ihtimali olan suları da atık havuzuna aktarmak üzere pompa sistemi de kurulmuş vaziyette” dedi. Yumaklı, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Gelecek olan yağışları da depolama amacıyla, şu an için planlamalar 30 metre yüksekliğinde adeta küçük bir baraj inşa edilecek. Bunun dışında da bu maden sahasının bir üst tarafında gelecek olan temiz suların alana girmemesi için bir bypass sistemi planlanıyor.
Yüzey sularından baraja ya da herhangi bir yere akan bir su söz konusu değildir. Herhangi bir tehlike arz edecek bir durum yok.”
VEDAT IŞIKHAN: İHMALİ OLAN KİM VARSA HUKUK ÖNÜNDE GEREKLİ HESABI VERECEK
Müfettişlerin yürüttüğü inceleme ve araştırmaların devam ettiğini belirten Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan ise şu bilgileri verdi:
“Olayın gerçekleşmesinde ortaya çıkan kök nedenlerin bulunması noktasında müfettişlerimiz çalışmalarını sürdürüyor. Olayla ilgili idari ve hukuki süreç devam ediyor. Ancak müfettişlerimizin hazırlayacağı raporlar belli bir zamanı alacaktır. Ama en son noktada, ihmali ve kusuru olan kim varsa hukuk önünde gerekli hesabı vereceğini ifade etmek isterim.”
ÖZHASEKİ: İLK GÜN GELEMEMEMİN NEDENİ ÖZEL SAĞLIK NEDENLERİ. ÖZÜR DİLEMEM GEREKİYORSA KAMUOYUNDAN ÖZÜR DİLERİM
Bakanlar açıklamalarının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtladılar. Özhaseki, kendisine yönelik ilk gün gelmediği yönündeki eleştirileri şu yanıtı verdi:
“Kendi özelimle ilgili bir şey söylemek istemezdim. Ancak 1 ay kadar önce 8 saat süren bir operasyon geçirdim. Buradaki hadisenin vuku bulduğu gün de 2 saatlik bir operasyon daha geçirdim. Hastanede kalıp doktorların nezaretinde uzunca bir süre tedavi oldum. Mecburen bu tür hadiseler olduğu için de dışarı çıkarak şu gördüğünüz kara gözlüklerle gezmeye devam ediyorum. Kusura bakmayın ondan dolayı. Olayın olduğu ilk andan itibaren narkozun tesirinden kurtulmamla birlikte çevreden sorumlu Bakan Yardımcısı arkadaşımızı, ÇED Genel Müdürü, Çevre Yönetimi Genel Müdürü, bilim adamları ekibimiz burada olduğu için anbean olayları takip ettik. Buradaki olayların hepsinden sonuna kadar haberim var. Gelememe nedenim sadece özel sağlık nedenleri. O yüzden eğer özür dilemem gerekiyorsa bütün kamuoyundan özür dilerim.”
]]>8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla Büyükşehir Belediyesi Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı Kadın Çalışmaları Şube Müdürlüğü tarafından “Güçlü Kadınlar Güçlü Toplumlar” mottosuyla düzenlenen etkinlikler, Sivrihisar ilçesinden başladı.
Sivrihisar Nasreddin Hoca Düğün Salonu’nda düzenlenen etkinliğe, Sivrihisar ve Günyüzü ilçeleri ile mahallelerinden çok sayıda kadın katıldı. İlçe ziyareti yapan CHP Eskişehir Milletvekili Jale Nur Süllü, CHP Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Ayşe Ünlüce, Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç ve Sivrihisar Belediye Başkan Adayı Habil Dökmeci de etkinliğe katılarak kadınlarla bir araya geldi.
Burada kadınlara seslenen Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Ayşe Ünlüce, “Cumhuriyetimizin 100. yılında Eskişehir’in ilk kadın Büyükşehir Belediye Başkan Adayı olarak sizlerle bir arada olmaktan onur ve gurur duyuyorum. 8 Mart kadınların haklarını hatırlatmak, sesini duyurabilmek için önemli bir gün. Biliyorsunuz Büyükşehir Belediyesi’nde uzun süre Genel Sekreterlik görevi yaptım. ve bu süreçte önceliğimiz hep kadınlar ve çocuklar oldu. Kadın istihdamının artırılması, eğitimler, kurslar, girişimciliğe teşvik gibi çok sayıda çalışma yaptık. Kadınları, çocukları, gençleri mutlu bir şehir her zaman ilk hedefimizdi. Biliyoruz ki güçlü ve cesaretli kadınlar, güçlü toplumlar yaratır. Kırsalda kadınlarımızı her anlamda güçlendirdik, güçlendirmeye devam edeceğiz. 31 Mart sonrasında hep birlikte örnek çalışmalara imza atacağız. 8 Mart Dünya Kadınlar Gününüzü yürekten kutluyorum” diye konuştu.
Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç da konuşmasında şunları kaydetti:
“Kadınların nüfusu şu anda yüzde 50-51. Ama bizi doğuran da kadınlar, o nedenle bu dünya yüzde 100 size ait. Bana göre 365 gün kadınlara aittir. Tepebaşı Belediyesi’nde şu an kadın çalışan oranı yüzde 40’a yaklaştı. Onun için Tepebaşı’nda kadın olmak bir şanstır. Ben seçimi kadınlar sayesinde kazanıyorum. Kadınlar sözünün eridir. Kadın söz verdiği zaman bir daha vazgeçmez, dimdik arkasında durur. Büyük kurtarıcı Mustafa Kemal Atatürk, 1924’te medeni yasayı kadınlar için çıkarttı. Ayrıca 1934’te de seçme seçilme hakkını veren büyük bir lider. Dünyanın en medeni ülkesi İsviçre, 1971 yılında kadına seçme ve seçilme hakkı veriyor. Nasıl bir vizyondur bu, nasıl güzel bir insandır. İyi ki Atatürk’ümüz var. Tek liderimiz, başkumandanımız Atatürk’tür. Ben Belediye Başkanıysam, Ayşe Ünlüce Belediye Başkan Adayıysa Atatürk sayesinde. Bakanlar, Cumhurbaşkanı hepsi Atatürk sayesinde o koltuklarda oturuyorlar. Bu ülkenin nesi var, nesi yoksa Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarına aittir. Atatürk’ümüz ve silah arkadaşlarını saygıyla, şükranla anıyorum. Yolumuz açık olsun. Türkiye, Eskişehir olsun.”
CHP Eskişehir Milletvekili Jale Nur Süllü de kadın dayanışmasına dikkat çekerek, başta etkinliğe katılan kadınlar olmak üzere tüm kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü tebrik etti.
Konuşmaların ardından yemek ve müzik eşliğinde düzenlenen eğlence ile etkinlik tamamlandı.
]]>Olay, 15 Şubat’ta İmralı açıklarında meydana geldi. Edinilen bilgiye göre Batuhan A. isimli kuru yük gemisi fırtına sebebiyle battı. Bölgede arama çalışmalarını sürdüren Deniz Kuvvetleri Komutanlığına bağlı balık adamlar geçtiğimiz günlerde asansör yardımıyla 51 metre derinliğe inerek, aşçı Zeynep Kılınç’ın cansız bedenine ulaşmıştı. Daha sonra dün Sualtı Savunma Grup Komutanlığı (SAS) komandoları tarafından yapılan dalışta ise kazan dairesinde bir kişinin daha cansız bedenine ulaşıldı. Ulaşılan cesedin gemi batarken eşine video gönderen Hüseyin Tutuk’a ait olduğu öğrenildi. Tutuk’un cansız bedeni, otopsi işlemleri için Bursa Adli Tıp Kurumu’na getirildi.
“Oğlum ilk seferine çıktı”
Geminin battığı bölgede çok fırtınalı bir havanın olduğunu söyleyen Baba Mahmut Tutuk, “Oğlum ilk seferine çıktı. Gemiye yağcı olarak başladı. Orada gece saat 23.30 sıralarında gemi arızalanıyor. Oğlum sabaha karşı 6’da hanımına video atıyor. Güverteye çıkıp ‘şu anda batıyor gemi’ diyor. Daha sonra Sahil Güvenlik’e alarm verilmiş. Alarmı geç vermişler. Tabi onlar da batan gemiye hemen ulaşamaz. İlk önce dalış yapılamadı. Çok fırtınalı bir hava vardı. Dalış yapmanın imkanı yoktu. Perşembe ve Cuma günü hiçbir müdahale yapılamadı. Cumartesi günü iki tane ayakkabı bulundu. Biri 38 numara diğeri de 44 numara ayakkabı. Pazar günü ise aşçı kadını buldular. Daha sonra dün aramalar devam etti. Devletimiz aramaları hiç aksatmadı. Dün benim oğlumu buldular. Biz de Sahil Güvenlik’ten tespitini yaptık” dedi.
“Benden çekindiği için gittiğini söyleyemedi”
Oğlun ile en son yaklaşık 20 gün önce görüştüğünü belirten baba Tutuk, “Önce İstanbul’a daha sonra da Kahramanmaraş’a arkadaşının yanına gitmiş. Oğlumla son temasım bu şekilde oldu. Benden çekindiği için ‘baba ben gidiyorum’ diye bana söylemedi. Çünkü ben ona ‘gitme’ diye ısrar ettim. Her şey Allah’ın takdiri. Ben ona çok ısrar ettim çalışma diye. Sadece ben değil ailecek ısrar ettik. Fakat bizi dinlemedi, ‘gideceğim’ dedi” diye konuştu.
Geminin her an batma tehlikesinin bulunduğunun altını çizen baba Tutuk, şu ifadelere yer verdi:
“Ben orada ikinci kaptanın oğlu ve eşleri ile görüştüm. Babası ‘gemi bugün veya yarın batar’ diyormuş. Bu gemileri denizlerden arındırsınlar. İnsanlar başka acılar yaşamasın. Benim oğlum gemiciliği bilmez birkaç ay önce sertifika almıştı ondan sonra gemiye yağcı olarak başladı.”
Son yolculuğuna uğurlandı
Öte yandan, hayatını kaybeden Hüseyin Tutuk’un cenazesi, otopsi işlemlerinin ardından Bursa Adli Tıp Kurumu’ndan yakınları tarafından alınarak toprağa verilmek üzere Manisa’nın Turgutlu ilçesine gönderildi. Tutuk, öğle namazını müteakip Urganlı Mahallesi Çarşı Camii’nde kılınan cenaze namazıyla son yolculuğuna uğurlandı. Tutuk’un cenazesi Turgutlu ilçesinde bulunan Urganlı Yeni Mezarlığı’na defnedildi.
Cenazeye Turgutlu Kaymakamı Selami Kapankaya ve Turgutlu Belediye Başkanı Çetin Akın katılarak Tutuk ailesine taziyelerini iletti. – MANİSA
]]>Akdeniz Üniversitesi ev sahipliğinde ikinci kez düzenlenen Güney Kariyer Fuarı’nın açılışına saatler kaldı. Akdeniz Üniversitesi ev sahipliğinde 12 üniversitenin paydaşlığında düzenlenen Güney Kariyer Fuarı’nın açılış töreni Cuma günü saat 09.00’da Mimar Sinan Kongre ve Sergi Merkezi’nde gerçekleştirilecek. Antalya Valisi Hulusi Şahin, Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek, Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan, Cumhurbaşkanlığı İnsan Kaynakları Ofisi Başkanı Doç. Dr. Salim Atay, 12 üniversitenin rektörü ve il protokolünün katılımlarıyla gerçekleşecek fuar eğitimden teknolojiye, sanattan spora pek çok alanda sektörün önde gelen isimlerini ağırlayacak.
Rekor katılım bekleniyor
23-24 Şubat 2024 tarihlerinde 2 gün süresince düzenlenecek GÜNKAF’ta öğrencilerin iş hayatına daha iyi hazırlanması amacıyla mülakatlar, söyleşiler, eğitimler, seminerler, örnek olay çalışmaları, çeşitli atölye çalışmaları yapılacak. Alanında yetkin isimler tecrübe paylaşımlarıyla da öğrencilere rehberlik edecek. Yine 200’ün üzerinde açılacak firma standıyla öğrenciler firmalarla iş ve staj imkanları için birebir görüşme fırsatı bulacak. Birbirinden renkli etkinliklere ev sahipliği yapacak GÜNKAF’ta tiyatrolar, dans gösterileri, ebru resim, seramik atölyelerinin yanı sıra Çanakkale Savaşları Mobil Müzesi Tır’ı da ziyaretçilere açık olacak. 85 farklı etkinlik ile rekor kıran GÜNKAF’ta öğrenciler kariyerlerini şekillendirmenin yanı sıra yeteneklerini keşfedip keyifli vakit geçirecekler.
Yıldız isimler geliyor
Önemli isimleri buluşturan GÜNKAF’ta 2023 Dünya Okçuluk Şampiyonu Mete Gazoz, Sanatçı Sümer Ezgü, Eski Milli Futbolcu/Teknik Direktör Ümit Karan, Güreşçi İsmail Balaban, Turan Balaban, TV Yapımcısı/Sporcu/Eğitmen Serdar Kılıç gibi yıldız isimler öğrencilerle bir araya gelecek. Yine alanında yetkin isimlerden CBİKO Yetenek Kazanımı ve Organizasyon Dairesi Başkanı Dr. Neşe Gülmez, CBİKO İnsan Kaynağı Eğitim ve Geliştirme Dairesi Başkanı Dr. Savaş Ceylan, Sunexpress İK Koordinatörü Dr. Yasin Öztürk, KOSGEB Antalya Müdürü Dr. İbrahim Uğur Erkış, Piksel Akademi Kurucusu Emrah Kozan, CW Enerji Yönetim Kurulu Başkanı Tarık Sarvan ve daha pek çok isim öğrencilerle buluşacak.
Sürpriz hediyeler
Sürprizleriyle de öğrencileri sevindirecek GÜNKAF’a kayıt yaptıranların arasından özel bir çekilişle çeşitli hediyeler verilecek. Fuara kayıt yaptıran 5 öğrenci, Türk Hava Yolları tarafından gidiş dönüş Avrupa ülkelerine uçak bileti kazanacak. Antalyaspor’un Süper Lig’in kalan dönemi için her maça 100 bilet kazanma şansı da öğrencileri bekliyor. Ayrıca 3 öğrenciye spor merkezinde aylık spor üyeliği, farklı firmalarda 45’er öğrenciye 1 saatlik scooter kullanımı, 30 öğrenciye dalış eğitimi gibi farklı hediyeler de yine çekilişle öğrencilerin olacak.
13 üniversite iş birliği
Fuara Akdeniz Üniversitesinin yanı sıra Alanya Alaattin Keykubat Üniversitesi, Alanya Üniversitesi, Antalya Bilim Üniversitesi, Antalya Belek Üniversitesi, Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi, Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi, Karamanoğlu Mehmet Bey Üniversitesi, Çağ Üniversitesi, Tarsus Üniversitesi, Toros Üniversitesi, Mersin Üniversitesi ve Süleyman Demirel Üniversitesi öğrencileri katılım sağlayacak. 200’ün üzerinde firmanın stant açacağı fuarı 50 binin üzerinde katılımcının ziyaret etmesi bekleniyor. – ANTALYA
]]>Fed’in faiz indirimlerine ne zaman başlayacağına yönelik belirsizlik devam ederken, ABD’de devam eden bilanço sezonunda özellikle yapay zeka alanında faaliyet gösteren teknoloji şirketleri gündemin odağındaki yerini koruyor.
Analistler, bugün yayımlanacak Fed Federal Açık Piyasa Komitesinin (FOMC) son toplantısına ilişkin tutanakların, bankanın gelecek dönemde atacağı adımlara dair ipuçları verebileceğini belirterek, pay piyasaları tarafında yıl başından bu yana yüzde 40’a yakın artış gösteren Nvidia’nın piyasalar kapandıktan sonra açıklanacak bilançosunun piyasaların yönü üzerinde etkili olabileceğini söyledi.
Tutanaklar öncesinde, para piyasalarında Fed’in martta politika faizinde değişikliğe gitmeyeceğine kesin gözüyle bakılırken, bankanın faiz indirimine başlama ihtimali mayısta yüzde 37 ve haziranda yüzde 78 ile fiyatlanıyor.
Öte yandan, ülkede şirketler finansal sonuçlarını açıklamaya da devam ediyor. Geçen yıl dördüncü çeyrekte beklentilerin üzerinde kar ve gelir bildiren Walmart’ın hisseleri, dün yüzde 3’ün üzerinde değer kazanırken, şirket ayrıca akıllı televizyon üreticisi Vizio’yu nakit olarak 2,3 milyar dolar veya hisse başına 11,50 dolar karşılığında satın alacağını da duyurdu.
ABD’nin büyük perakende zincirlerinden Home Depot’un geçen yılın son üç ayında kar ve geliri, satışlarındaki azalışa rağmen tahminleri aştı. Ancak şirketin 2024 mali yılında öngördüğü toplam satış büyümesi beklentilerin altında kaldı. Güne düşüşle başlayan Home Depot’un hisseleri gün sonunda hafif yükseldi.
ABD’li banka Capital One, finansal hizmetler şirketi Discover’ı 35,3 milyar dolar değerinde tamamı hisse senedi işlemine dayalı bir anlaşmayla satın alacağını açıklamasının ardından Discover’ın hisseleri günü yüzde 13’e yakın artışla tamamladı.
Bu gelişmelerle birlikte, ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi yüzde 4,27’de bulunurken, dolar endeksi de yüzde 0,1 azalışla 104 seviyesinde seyrediyor.
Yükseliş eğilimini üst üste beşinci işlem gününe taşıyan altının ons fiyatı, şu sıralarda önceki kapanışının yüzde 0,4 üzerinde 2 bin 31 dolardan alıcı buluyor.
Orta Doğu’da yaşanan gerilim yakından takip edilirken, dün Brent petrolün varil fiyatı günü yüzde 1 azalışla 81,8 dolardan tamamlamasının ardından bugün önceki kapanışının yüzde 0,1 üzerinde 81,9 dolardan işlem görüyor.
Dün, New York borsasında Nasdaq endeksi yüzde 0,92, S&P 500 endeksi yüzde 0,60 ve Dow Jones endeksi yüzde 0,17 azalış kaydetti. ABD’de endeks vadeli kontratlar, yeni güne ise karışık bir seyirle başladı.
Avrupa borsalarında dün karışık seyir hakim olurken, bugün gözler Avro Bölgesi’nde tüketici güven endeksine çevrildi.
Analistler, Avrupa Merkez Bankası (ECB) ve İngiltere Merkez Bankasının (BoE) haziranda faiz indirimine başlayacağına yönelik beklentilerin devam ettiğini anımsatarak, bölge genelinde açıklanacak makroekonomik verilerin söz konusu beklentiler üzerinde etkisinin olabileceğini dile getirdi.
Dün, BoE Başkanı Andrew Bailey, piyasaların bu yıl BoE’den faiz indirimleri beklemesinin mantıksız olmadığını belirtti.
Öte yandan, Avro Bölgesi’nde inşaat üretimi, aralıkta kasım ayına kıyasla yüzde 0,8, önceki yılın aynı dönemine göre de yüzde 1,9 artış göstermesi dikkati çekerken, AB pazarında yeni otomobil satış sayısı da ocak ayında geçen yılın aynı ayına göre yüzde 12,1 artarak 851 bin 690’a ulaştı.
Yükseliş eğilimini üst üste altıncı işlem gününe taşıyan avro/dolar paritesi, şu sıralarda önceki kapanışının hemen üzerinde 1,0810 seviyesinde bulunuyor.
Dün, İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 0,12 ve Almanya’da DAX 40 endeksi yüzde 0,14 gerilerken, Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 0,34 ve İtalya’da MIB 30 endeksi yüzde 0,08 değer kazandı. Avrupa’da endeks vadeli kontratlar, yeni güne de karışık bir seyirle başladı.
Asya pay piyasalarında da karışık seyir öne çıktı.
Dün, Çin Merkez Bankasının (PBoC) emlak piyasasını canlandırmak adına konut kredileri için gösterge faiz oranı olan 5 yıllık kredi ana faiz oranını beklentilerin de üzerinde indirmesinin ardından bugün Çin borsalarında emlak sektörü öncülüğünde yaşanan yükseliş dikkati çekiyor.
Japonya’da bugün açıklanan verilere göre, ihracatın ocakta yıllık yüzde 11,9 artış ile beklentileri aşması göze çarptı.
Kapanışa yakın Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 0,3 ve Güney Kore’de Kospi endeksi yüzde 0,3 azalırken, Hong Kong’da Hang Seng endeksi yüzde 2,7 ve Çin’de Şanghay bileşik endeksi yüzde 2,2 artış kaydetti.
Yurt içinde dün alıcılı bir seyir izleyen Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi, günü yüzde 1,62 değer kazancıyla 9.344,97 puandan tamamlayarak tüm zamanların en yüksek günlük kapanışını gerçekleştirdi.
Dolar/TL, dün alıcılı bir seyir izleyerek günü önceki kapanışının yüzde 0,2 üzerinde 30,9083’ten tamamlamasının ardından bugün bankalararası piyasanın açılışında 30,9290 seviyesinden işlem görüyor.
Analistler, bugün yurt içinde veri gündeminin sakin olduğunu, yurt dışında ise Avro Bölgesi’nde tüketici güven endeksi ve ABD’de Fed’in toplantı tutanaklarının yanı sıra Nvidia bilançosunun da takip edileceğini belirterek, teknik açıdan BIST 100 endeksinde 9.400 ve 9.500 seviyelerinin direnç, 9.300 ve 9.200 seviyelerinin destek konumunda olduğunu kaydetti.
Piyasalarda bugün takip edilecek veriler şöyle:
18.00 Avro Bölgesi, şubat ayı tüketici güven endeksi
22.00 ABD, FOMC toplantı tutanakları
]]>CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “Erdoğan, muhalefeti kendi içinde tartışmalara çekmeye çalışıyor, baktı, olmadı, muhalefete ayna tutuyormuş, CHP’nin seçmenine sesleniyormuş. CHP’ye ayna tuttuğunda, o aynayı sana çevirirler. O aynaya baktığında, varlığını borçlu olduğun millete şantaj yapan bir tükenmişi göreceksin. O ayna baktığında, 6 Şubat depremlerinde söz verip de bir yılın sonunda yüzde 92’sini hala çadıra, konteynere muhtaç ettiğin depremzedeyi orada bırakan bir vicdansızı göreceksin. O aynaya baktığında kendi çevresini güvende tutup, zenginleştirip milleti yoksulluğa, sefalete, güvensiz bir yaşama terk eden bir kalpsiz göreceksin. O aynaya baktığında yerel seçimleri kaybedeceğini anladığında, İstanbul seçiminin gittiğini anladığında Abdullah Öcalan’dan mektup okutacak kadar çürümüş bir siyasetçiyi göreceksin” dedi. Hatay’da yola Lütfü Savaş ile devam etmeye karar verdiklerini söyleyen Özel, “Hatay AK Parti’nin eline geçerse ne olacağı bellidir. Hatay’a bir belediye ne yapacaksa fazlasını yapacağımıza söz veriyoruz” diye konuştu. Özel, ayrıca ‘Osmanlıyı süren soysuzları lanetliyorum’ diyen Refah Partisi eski Rize Milletvekili Şevket Yılmaz için de “Şevki Yılmaz’la siyasi mücadele edemezsiniz. Onunla mücadelenin bir yolu var, bir tane foseptik kamyonu bulacaksınız, onunla layık olduğu yere taşıyacaksınız” ifadelerini kullandı.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, bugün TBMM’de partisinin Grup Toplantısı’nda konuştu. Özel’in konuşmasından öne çıkanlar şöyle:
“ORADA YAŞANAN BİR HEYELAN YA DA TOPRAK KAYMASI DEĞİL; HESAPSIZCA OLUŞTURULMUŞ YAPAY BİR DAĞIN ÇÖKMESİ VE 9 CANI ÖLÜME SÜRÜKLEMESİDİR”
“Erzincan İliç’teki altın madeninde, 9 emekçimizin toprak altında kalmasının üzerinden tam 1 hafta geçti. CHP olarak başta Erzincan Milletvekilimiz Sayın Sarıgül olmak üzere bölgeye derhal 2 genel başkan yardımcımız ve 3 milletvekilimizden oluşan bir heyet görevlendirdik. İlk andan beri oradaydılar. Bir ön rapor yazdılar, ardından raporlarını olgunlaştırdılar. Şu anda da genel başkan yardımcımız ve 2 milletvekilimiz bölgeyi takip ediyor. Televizyonlarda, gazetelerde haberi bir toprak kayması, bir heyelan ve kaçınılmayacak bir felaket gibi göstermeye çalışan bir iktidar medyası var. Orada yaşanan bir heyelan ya da toprak kayması değildir; orada yaşanan işlenen madenden arta kalan yığınların liç halinde üst üste konmasından oluşan, hesapsızca oluşturulmuş yapay bir dağın çökmesi, kaymaya başlaması ve önüne kattığı her şeyi altına alarak 9 canı ölüme sürüklemesidir. Orada üst üste parayı istifleyenlerin insan hayatını hiçe sayarak maden atıklarını bir yerde bir dağ şeklinde istiflemesinin sonucudur. Bir yanda birileri para kazanırken, zenginliğine zenginlik katarken 9 tane vatan evladı şu an durdurulan arama-kurtarma çalışmalarıyla ümitlerin neredeyse tamamen tükendiği bir noktada bu para kazanma hırsının kurbanı olmuşlardır.
“İKİ SOMA FACİASI’NI BİR ARADA YAŞAYABİLECEĞİMİZ BİR FELAKETTEN SON ANDA KURTULDUĞUMUZUN HEPİMİZİN BİLİNCİNDE OLMASI LAZIM”
Arama-kurtarma çalışmalarını dikkatle takip ettik. Oradaki hem etkisizliği hem çaresizliği gözlerimizle gördük. Ben milletvekili arkadaşlarımızın ulaştırdığı ön raporu okuduğumda, geçmişte yaşadığım bir felaketin travmasıyla bir kere daha tanışmış oldum. Soma’da 301 madencimizi kaybettiğimizde, 4 gün boyunca maden ocağının ağzında acılı anneler, eşler, çocuklar, babalarla birlikte beklerken hep ağlamaların, ağıtların, Allah’a yakarışların arasında şunları duyuyorduk: ‘Söylüyordu, maden çok sıcak diyordu. Çizmelerim yarıya kadar ter doluyor. 4-5 saatte bir boşaltıyorum, yoksa yürüyemiyorum, ayağım kayıyor diyordu. Akşam geliyordu, uyku uyuyordu ama uykusunu alamıyordu. Başının ağrısı hiç geçmiyordu. Hep ‘Bu maden bir gün başımıza bela olacak’ diyordu’ sözleri hala kulağımdayken ön raporu açtık. Son günlerde basına, sivil toplum örgütlerine konuşmalarının, büyükşehirlerden dayanışma için gitmiş sosyal hizmet görevlilerinin, psikologların bile ziyaretine, temasa engel olunan ailelerin ön raporda söyledikleri, ‘Bu dağ bir gün başımıza bela olacak. Yığ yığ nereye kadar? Çatlaklar oluştu. Bir kayarsa hepimizi altına alır. Burada kimse kalmaz.’ Bunları görünce ve o alanda zaman zaman 600-700 kişinin birden çalıştığı düşünüldüğünde, 9 kayıp çok büyük, yüreğimizdeki acı çok büyük ama nasıl bir büyük felaketin daha kenarından geçtiğimizin, bu sefer belki iki Soma Faciası’nı bir arada yaşayabileceğimiz bir felaketten son anda kurtulduğumuzun da hepimizin bilincinde olması lazım.
“İLİÇ MESELESİ NORMAL ŞARTLARDA, BİR DEMOKRASİDE TURNUSOL KAĞIDI GİBİDİR. DEĞİL BİR BAKAN, CUMHURBAŞKANI İSTİFA ETSE ANCAK YERİDİR”
İliç meselesi normal şartlarda, herhangi bir demokraside turnusol kağıdı gibidir. Bu yaşandığında iktidarın -yapmıyorlar ama- öz eleştiri yapması da onları kurtaramaz; -dilemiyorlar ama- özür de onları kurtaramaz. Değil bir bakan, başka ülkede olsa başbakan, cumhurbaşkanı istifa etse ancak yeridir. Çünkü bu İliç’i ilk kez duymuyoruz. Bu Erzincan İliç’teki altın madeni, yılların çevre mücadelesinin,; demokratik kitle örgütlerinin, sivil toplum örgütlerinin, meslek örgütlerinin ve dahi CHP’nin bizzat çevreden sorumlu genel başkan yardımcılarımızın geçmişte gidip orada açıklamalar yaptığı, tehlikelere dikkat çektiği bir yerdir. Siyaset; haklı çıkanın, söylediği doğru olanın karşılığını gördüğü; haksız çıkanın da hesabını verdiği bir müessesedir esasen. Ama öyle bir medya düzeni, öyle bir susturulmuş düzen, öyle bastırılmış sesler ve öyle haksız şekilde gündemin değiştirilmesiyle karşı karşıyayız ki grup kürsümüzün hem tüm televizyonların yayında olduğu ilk dakikalarında bunları ifade etmeyi çok önemli görüyorum. Yıllarca ‘hain, provakatif, marjinal gruplara CHP destek veriyor’ dedikleri o çevre mühendisliği odaları, akademik odalar, çevreciler, CHP2liler hep tehlikeye dikkat çekti. Bundan 3 yıl kadar önce orada siyanür sızıntısı oldu. Buna karşılık ortalık ayağa kalktı. Göstermelik 3 aylığına durdurdular madeni. O günkü durdurma, kapatmaya dönüşse bu felaket oluşmayacak. O madeni, durdurdular, incelediler, suçlu buldular ve o madene tam 16 milyon 440 bin lira ceza kestiler. İlk duyunca, ‘Büyük para, caydırıcı’ diye düşünüyorsun. Bu ceza kesildi, sadece aylar son bu Meclis’te, Plan Bütçe Komisyonu’nda bazı şirketlere vergi affı getirdiklerinde bu şirkette yararlandı. Bu şirkete kesilen ceza 16 milyon küsür affedilen vergisi 222 milyon lira.
“222 MİLYON LİRA CEBİNE PARA KOYULAN MADEN, İLİÇ’İ ZEHİRLEYEN MADENDİR”
İliç’i zehirlemenin, siyanürü sızdırmanın ve insanlara kast etmenin cezası 16 milyon, birkaç ay sonra burada kedilerine yapılan kıyak 222 milyon lira. Bütün vatandaşlarımız duymalıdır, bilmelidir ki Recep Tayyip Erdoğan’ın haberi olmadan değil 222 milyon lira, 2 milyon lira Türkiye’de el değiştiremez. 222 milyon lira cebine para koyulan maden, İliç’i zehirleyen madendir. Bu madenler önce izin alıyorlar, almış. ÇED raporu düzenlenmiş. Küçük bir izni sonra büyütüyorlar. 4-5 kat büyümek için başvurduğunda bir ÇED raporu hazırlanmış, o raporun altında bir imza var: Bakan .Murat Kurum. ve biz Murat Kurum’a bu sorumluluğunu hatırlatıyoruz, Murat Kurum hiç üstüne alınmıyor. Onu atayan Recep Tayyip Erdoğan, hiç bu konulara girmiyor. En nihayetinde bugün Devlet Bahçeli gelmiş, diyor ki ‘Murat Kurum görevi layığıyla yapmıştır, oradaki hata verilen raporu düzenleyenlerde, altına izin için imza atanlardadır. Murat Kurum’un konuyla alakası yoktur.’
“BELGE, MESELENİN TEK SORUMLUSUNUN MURAT KURUM OLDUĞUNU SÖYLÜYOR”
İstanbul’u yönetmeye talip, Cumhur İttifakı’nın adayı Murat Kurum söz konusu olunca Sayın Bahçeli, ‘Kurum’un konuyla alakası yok’ dedi. Raporun altında Devlet Bey’in dediği gibi, Mehrali Ecer ÇED Değerlendirme İzin ve Denetim Genel Müdürü’nün imzası var. İmzayı bakan adına genel müdür atıyor. Devlet Bey siz devleti, devlet geleneğini, devlet işleyişini bilen bir partinin genel başkanı olarak bakanın ‘Benim adıma, yani kalem, mürekkep, yetki, izin benim. Benim yerime imzayı sen at’ dediği genel müdürün imzasından Bakan Murat Kurum’un sorumlu olmadığını söylüyorsun. Oysa belge, meselenin tek sorumlusunun Murat Kurum olduğunu söylüyor. Eğer bakan adına atılan bu imzayla İliç’te bunlar yaşandıysa ve hala bu bakan bundan sorumlu değil deniyorsa ben bunu sizlerin vicdanına havale ediyorum.
“BU SORUNLARI 1978’İN GÜCÜYLE, BÜLENT ECEVİT’İN CESARETİYLE, DENİZ BAYKAL’IN KARARLILIĞIYLA CHP ÇÖZER”
Sayın Baykal, 1978’de Ecevit Hükümeti’nin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı’ydı. Yatığı bir iş, CHP’nin tarihindeki en önemli işlerden bir tanesiydi. Madenlerin talan edilmesi, yağmalanması, yandaş şirketlere peşkeş çekilmesine Bülent Ecevit Hükümeti’nin 39 yaşındaki Bakanı Deniz Baykal, ‘dur’ diyecek ve bütün madenleri kamulaştıracaktı. O gün Anayasa’ya uygun bir karar verildi, çünkü Anayasa halen ‘Madenler devletindir’ der. Ama o dönemde bir yoluyla madenler özel sektöre açılmıştı, Baykal durdurdu. 1985, cunta sonrası 1983’te seçimlerden sonra gelen ANAP Hükümeti’nde madenler yavaş yavaş yeniden özel sektöre açılmaya başlarken ‘Türkiye’de çıkarılacak her madende yüzde 10 devlet hakkıdır’ diye madde kondu. 2004 yılına kadar böyle devam etti. 2004 yılında AK Parti, devlet hakkını yüzde 2’ye indirdi. Bu yüzden halkın uzun vadeli çıkarları yerine, ayrıcalıklı grupların kısa vadeli çıkarlarını üstün tutanların, hukuki denetim mekanizmalarını ortadan kaldıranların, ülkeye, ekonomiye değer katmak yerine birilerine rant yaratanların nasıl hem ekonomimizin canına okuduklarını hem de 9 canımızı nasıl felakete sürüklediklerini hep birlikte yaşadık, bunu takip etmeye devam edeceğiz. Bu sorunları herhangi bir muhalefet partisi çözemez. Bu sorunları sadece ve sadece 1978’in moraliyle, gücüyle, Bülent Ecevit’in cesaretiyle, Deniz Baykal’ın kararlılığıyla CHP çözer.
“HEM ÜRETİMİ SEKTEYE UĞRATIP HEM BİR BAŞKA YERDEN ZENGİNLEŞEN AYRICALIKLI BİR ZÜMRE OLUŞTU”
Üretimin ve toplumsal refahın değil de rantın peşine düşülen, aklın ve bilimin değil küçük çıkar gruplarının faydalarının gözetildiği bir ekonomi düzeni içinde yaşıyoruz. Gelinen aşamada artık, ekonominin başındakiler de gerçekleri saklayamaz hale geldiler. Geçmişte büyük, bilinçli hatalar yapıldı. Şimdiki yönetim ‘irrasyonel yani akıl dışı dönem’ diyor. Yaptıklarına da sözde rasyonel diyorlar. Bir takım çıkar grupları dudak uçuklatan teşviklerle, başka kimseye verilmeyen ucuz kredilerle hem üretimi sekteye uğratıp hem bir başka yerden zenginleşen ayrıcalıklı bir zümre oluştu. Bu zümrenin en büyük karlarından bir tanesi bu ülkenin geleceğine inanmayan, Türk parasının değer kaybedeceğini gören ve dolara sarılan bunlara şunu söylediler: ‘Aman siz dolar almayın, biz size Kur Korumalı Mevduat (KKM) yapalım. Siz paranızı TL’de tutun. Doların artma ihtimalini de biz size sigorta edelim.’ Peki farkı kim ödedi? Ücretliler, garibanlar, emekliler ödedi. Bu ülkenin hazinesinden, bütçesinden ödediler.
“SON SİLAHINIZ, SON ÇARENİZ, SON GÜCÜNÜZ VE KULLANIRSANIZ SON YETKİNİZ 31 MART SEÇİMLERİDİR. GÜCÜNÜZÜ BU HÜKÜMETE GÖSTERİN”
1 Nisan sonrası acı reçete konuşuluyor. Bütün dünya piyasaları, bütün ekonomistler 1 Nisan’dan sonra, Türkiye’nin sıkı para politikası uygulayacağını, yani kemerleri sıkacağını, yoksulun daha yoksullaşacağını, dolaylı vergilerin artacağını, milletin gırtlağına çöküleceğini ve yabancı yatırımcılar için yeni fırsatlar çıkacağını konuşuyor. 31 Mart akşamının bambaşka bir önemi daha var. Yoksullar, garibanlar, emekçiler, emekliler için eğer bu iktidar gücüne güç katacak, beklediği desteği görecek olursa ya da beklemediği bir hezimetle cezalandırılıp sert bir uyarı almazsa, bu gidişata kırmızı ışık yakılmaz, bu hükümete bir sarı kart gösterilmezse 1 Nisan’dan sonrası felakettir. Emekçileri emekliler ilk mesajı 31 Mart’ta verirse herkes ayağını denk alacak. Ben vatandaşlarımıza 4 yıl boyunca bir daha seçim olmaması, zenginin kayrılması sizin yine sömürülmeniz, 10 bin lira gibi en düşük emekli maaşına mahkum edilmenizin önünde son silahınız, son çareniz, son gücünüz ve kullanırsanız son yetkiniz 31 Mart seçimleridir. Gücünüzü bu hükümete gösterin. Sizi buna davet ediyorum.
“VATANDAŞIN CEBİNDEN ÇIKANLARIN SANKİ AK PARTİ’NİN BİR HİZMETİYMİŞ GİBİ GÖSTERİLDİĞİ BİR İLETİŞİM SÜRECİNİN İÇİNDEYİZ”
OECD, 2015’teki ev kiralarını 100 birim kabul ederek 2023 ev kiralarını karşılaştırmış. Endeksin en tepesinin bir altında, Macaristan -Tayyip Erdoğan’ın yakın dostu Orban’ın memleketi- var. Macaristan’da 2015’ten 2023’e konut kiraları OECD ülkeleri içinde en çok artan ülke olmuş. Yüzde 70 artmış konut fiyatları. Orban’ın üstünde, sevgili dostu, birincilik kürsüsünde Recep Tayyip Erdoğan ve maalesef onun yönettiği Türkiye var. O hesaba göre Türkiye ortalaması, yüzde 530. Bütün OECD ülkelerini en kötüsü yüzde 70’ken bizde 530. Bunu bizim söylememiz, sizin sahada yaşamanız ayrı ama OECD’nin raporu da son derece çarpıcı. Son günlerde, köprü geçişleriyle ilgili rakamlar ortaya çıktı. Vatandaşın cebinden çıkanların sanki AK Parti’nin bir hizmetiymiş gibi gösterildiği bir iletişim sürecinin içindeyiz. ‘Şerit şerit yollar, köprüler, otoyollar yaptık’ diye övünüyorlar. Yaptıklarının sanki vatandaşa maliyeti yokmuş gibi. Oysa tamamına geçiş garantisi verilmiş bu köprülerin, otoyolların Ocak 2023’te bize maliyeti 14,2 milyon TL’ydi. Ocak 2024 gerçekleşmesi, yüzde 157 artışla 36 buçuk milyon TL olmuş.
“BU MEMLEKETTE İYİ İŞLERİ AK PARTİ, KÖTÜ İŞLERİ DEVLET YAPIYOR”
Bu memlekette iyi işler oluyor, kötü işler oluyor. İyi işleri AK Parti yapıyor, kötü işleri devlet yapıyor. Örneğin Oslo görüşmelerini devlet yapıyor, bölünmüş yolları AK Parti yapıyor. Recep Tayyip Erdoğan’ın yaptığı Osman Gazi Köprüsü’nden ceberut devlet 290 lira geçiş ücreti alıyor. Cumhurbaşkanımızın açtığı Avrasya Tüneli’nden tek geçiş, devleti yöneten lanet adamlar yüzünden 80 liraya çıkmış. Gebze Orhan Gazi-İzmir Yolu, Tayyip Bey’in kullandığı araçla açılmıştı, 710 lira para alıyor devlet bundan. Malkara-Çanakkale otoyolundan 410 lira ücret alanlara yazıklar olsun, ‘reis’in haberi olsa çok kızar. Bu ülkede iyi bir şey yapılıyorsa hepimizin emeğiyle, emek emek kazandığımız paradan ödediğimiz vergiyle yapılıyor. Övünmesi birilerine, cefası bizim üzerimize olamaz.
“‘EZANI SUTURURLAR’ DEDİKLERİ CHP İKTİDARA GELİRSE O EZANI OKUYAN MÜEZZİNİN HAKKINI SAVUNMAYA HER ZAMAN HAZIRDIR”
14 Mayıs seçimleri öncesi Recep Tayyip Erdoğan’ın, Devlet Bahçeli’nin, Cumhur İttifakı’nın temel söylemi şuydu: ‘Benim arkama gelmelisin, yoksa ezanı susturacaklar, bayrağı indirecekler, ülkeyi böldürecekler.’ Bu korku edebiyatıyla yoksul, borçlu, işsiz, güvencesiz vatandaşı korkuta korkuta oylarını aldılar. Aynı Hitler gibi. Buna inanan oldu, inanmayan oldu ama seçimin sonucuna çok ciddi etkisi oldu. Susmayı ezan diye oy atıp bu memlekette açlığa, yoksulluğa mahkum olanların günde 5 vakit dinlediği ezanı okuyan müezzinler, namazı kıldıran imamlarımızın sendikası var, Diyanet Sen. Diyanet Sen bir araştırma yaptırmış. Diyanet Sen üyesi imam ve müezzinlerin yüzde 80’i Diyanet İşleri Başkanlığı’nda torpil olduğunu düşünüyor. Torpil liyakate değil, sadakata önem vermek demek. Bir siyasi partiyi kayırmak demek, şüphesiz kul hakkı yemek. Artık bu noktadan sonra sözün bittiği yerdeyiz. Bunun nasıl sömürü, hile olduğunu bütün vatandaşlarımıza anlatmak hepimizin boynunun borcudur. Diyanet Sen araştırmasına göre, Diyanet İşleri personelinin yüzde 45’i yoksulluk, sefalet içinde olduğunu, her geçen gün yoksullaştığını söylüyor. ‘Ezanı sutururlar’ dedikleri CHP iktidara gelirse o ezanı okuyan müezzinin hakkını savunmaya; ‘Vatanı böldürür’ dedikleri CHP, orada canı pahasına nöbet tutan uzman çavuşun, sözleşmeli erin hakkını savunmaya; ‘Bayrağı indirecekler’ dedikleri CHP, günü gelirse o bayrak için can verecek milliyetçiliği göstermeye her zaman hazırdır.
“AKŞENER’E VERECEĞİM CEVAP ÇO SERT VE İKİ KELİME: CANI SAĞ OLSUN”
Sayın Akşener’in açıklamalarını dikkatle takip ettim. Ona karşı vereceğim cevap, çok sert ve iki kelime: Canı sağ olsun. Biz geçtiğimiz seçimde, cumhurbaşkanlığı yardımcılığına layık gördüğümüz büyükşehir belediye başkanlarımızın da cumhurbaşkanlığına layık gördüğümüz Sayın Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’nun da liyakatlerine kefiliz, verdiğimiz her oy da helal olsun. Biz muhalefetle kavga edip Recep Tayyip Erdoğan’ın ekmeğine yağ sürmeyeceğiz. Erdoğan, muhalefeti kendi içinde tartışmalara çekmeye çalışıyor, baktı, olmadı, muhalefete ayna tutuyormuş, CHP’nin seçmenine sesleniyormuş. Biz geçen sene mart ayının 14’üne kadar terörist, terör sevici, hain değil miydik? Erkeklerimiz çürük, kadınlarımız sürtük değil miydi? Bu ne yüzssüzlük kardeşim? Yumuşak bir üslup kullanıyor ve CHP’lilere sesleniyor. Bir kere CHP’liler şunu da unutmaz: Ey Erdoğan, sen değil miydin Hatay’da ‘Belediye başkanı benden olmazsa hizmet gelmez mahsun kalırsınız. Bakın Hatay mahsun kalmadı mı’ diyen? Bu taş kalplinin kalbindeki taşın yumuşadığına inanacak enayi var mı karşında? Ordu’ya ‘Tayyip Erdoğan varsa doğal gaz var yoksa doğal gaz yok’ diyen şantajcıya prim vereni görecek birini görüyor musun karşında?
“CHP’YE AYNA TUTTUĞUNDA, O AYNAYI SANA ÇEVİRİRLER. O AYNAYA BAKTIĞINDA VARLIĞINI BORÇLU OLDUĞUN MİLLETE ŞANTAJ YAPAN BİR TÜKENMİŞİ GÖRECEKSİN”
CHP’ye ayna tuttuğunda, o aynayı sana çevirirler. O aynaya baktığında, varlığını borçlu olduğun millete şantaj yapan bir tükenmişi göreceksin. O ayna baktığında, 6 Şubat depremlerinde söz verip de bir yılın sonunda yüzde 92’sini hala çadıra, konteynere muhtaç ettiğin depremzedeyi orada bırakan bir vicdansızı göreceksin. O aynaya baktığında kendi çevresini güvende tutup, zenginleştirip milleti yoksulluğa, sefalete, güvensiz bir yaşama terk eden bir kalpsiz göreceksin. O aynaya baktığında yerel seçimleri kaybedeceğini anladığında, İstanbul seçiminin gittiğini anladığında Abdullah Öcalan’dan mektup okutacak kadar çürümüş bir siyasetçiyi göreceksin.
ŞEVKİ YILMAZ’LA SİYASİ MÜCADELE EDEMEZSİNİZ. ONUNLA MÜCADELENİN BİR YOLU VAR, BİR TANE FOSEPTİK KAMYONU BULACAKSINIZ, ONUNLA LAYIK OLDUĞU YERE TAŞIYACAKSINIZ
Tabii anası böyleyken, danası ne yapmasın aşağıda da danaları tepişiyor. Şevki Yılmaz, çıkmış Abdülhamit’in dördüncü kuşak torunu Orhan Osmanoğlu’nun kızı Berna Osmanoğlu’nun düğününde nikah şahitliği yapıyor. Utanmadan sıkılmadan, ‘Osmanlıyı süren soysuzları lanetliyorum’ demiş. Şevki Yılmaz gibi bir çukura, seviyesine inmeye utanacağım birisine… Şevki Yılmaz’la siyasi mücadele edemezsiniz. Normal siyasi yöntemlerle mücadele olmaz. Onunla mücadelenin bir yolu var, bir tane foseptik kamyonu bulacaksınız, onunla layık olduğu yere taşıyacaksınız. Aziz milletin önünde bir hatırlatma yapalım: Birileri, çok sevdikleri bir soydan geliyor olabilirler. İşgal donanması, boğaza demirlediğinde kırmızı halı serip ona selam duranların, kahve içmeye saraya davet edenlerin soyundan geliyor olabilirler. Biz o donanmanın arasından Kartal İslimbotu’nun ucunda geçerken yaverine ‘Geldikleri gibi giderler’ diyenlerin soyundan geliyoruz. Şevki Yılmaz, Yıldız Sarayı’nın arka bahçesinden İngiliz zırhlısına kaçanların soyundan geliyor. Biz onları denize dökenlerin soyuyuz.
“ÖRGÜTÜMÜZÜN TALEBİ, İNANCI VE ANKETLERDEKİ SEYRE BAKTIĞIMIZDA HATAY’DA YOLA LÜTFÜ SAVAŞ İLE DEVAM ETMEYE KARAR VERDİK”
Yerel seçimlere giderken biz Hatay ile ilgili kararı vermek için biz çok ince eledik, sık dokuduk. En çok üzerine titizlendiğimiz il oldu. Yüzde 80’inde 1 araştırma yaptık, Hatay için toplam 5 büyük araştırmak yaptık. 10 Ocak’ta anketlerde en üstte yer alan Belediye Başkanımız Lütfü Savaş’ı yeniden adaylaştırdık. Daha sonra bir kısmı Hatay’dan bir kısmı yurdun diğer illerinde yaşayan vatandaşlardan çeşitli eleştiri ve tepkiler yükseldi. Hükümetin bütün sorumluluğunun bir yere yüklenmesi doğru değildi. Ama biz oradaki mesajı aldık. Hatta Sayın Lütfü Savaş dedi ki ‘Ben reklam filminde oynamayayım.’ Anlayışla karşıladık. Lansman toplantısında da müziğin, sevincin, alkışın olduğu bir yerde olmadı. Ertesi gün Genel Merkezimizde toplandık. Önümüze bütün anketleri, bütün ilçe belediye başkan adaylarını, bütün ilçe başkanlarımızı toplam 40 kişi oturduk. Bütün anketler, ihtimaller değerlendirildi. Bir yanda AK Parti’nin tehdit ettiği, şantaj yaptığı depremzedeler; bir yanda anket sonuçlarımız ve örgütümüzün talepleri doğrultusunda, dün gece saat 3’e gelirken biz üzerime düşen bütün eleştiriyi yaparak Lütfü Savaş’ın kendisinin de bir depremzede olarak ilk günlerde kullandığı bazı ifadelerden kendisinin de duyduğu üzüntüyü, yaptığı özeleştiriyi not ederek ama bir yandan Hatay’ı ele geçirip demografisini değiştirmek isteyen ve Hatay’ı Hatay olmaktan çıkaracak olanlara karşı, örgütümüzün talebi, inancı ve anketlerdeki seyre baktığımızda Hatay’da yola Lütfü Savaş ile devam etmeye karar verdik.
“BUGÜN 17.01’DEN İTİBAREN ARTIK TARTIŞMANIN, KONUŞMANIN DEĞİL; HEP BİRLİKTE ÇALIŞMANIN, RECEP TAYYİP ERDOĞAN’I YENMENİN VAKTİDİR”
Hatay AK Parti’nin eline geçerse ne olacağı bellidir. Hatay’a bir belediye ne yapacaksa fazlasını yapacağımıza söz veriyoruz. Hatay’ı mahzun bırakmakla, geçmişte verdikleri oyun cezasını çektiklerini ima etmekle, gelecekte verecekleri oy için şantaj yapan, tehdit eden birine boyun eğmeyecek bir şehir varsa o da Hatay’dır. Bunu da Recep Tayyip Erdoğan 31 Mart’ta görecek. Bugün, seçim takviminde önemli bir gün. Artık aday listelerinin teslim edilmesinin son günü. 17.01’den itibaren artık tartışmanın, konuşmanın değil; hep birlikte çalışmanın, Recep Tayyip Erdoğan’ı yenmenin vaktidir. Yarından itibaren bu partinin üyelerinin görevi; 31 Mart seçimlerinde Recep Tayyip Erdoğan’a, Devlet Bahçeli’ye, çevreye, kente, yoksula, işçiye, sendikaya düşman bu anlayışa karşı hepsinin dostu olan halkın partisinin üyelerini büyük bir mücadeleye davet ediyorum. Cumhur İttifakı’nın renkleri koyu gri, kentin üstüne çöken bulut gibiler. Hiçbir renge tahammülleri yok. Her şey gri olsun istiyorlar. Oysa biz birbirimizden farklıyız ama ortak yanımız bu ülkeyi sevmemiz. Cumhur İttifakı’nın koyu gri rengine karşı, Türkiye İttifakı’nın rengi kırmızı ve beyazdır.”
]]>
İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) iştiraki İSTAÇ, Türkiye’nin ve Avrupa’nın en büyük, dünyanın ise ikinci büyük kapasiteli bir arıtma sızıntı suyu tesisini, 11 ay gibi rekor bir sürede tamamladı. Şile Kömürcüoda Çöp Sızıntı Suyu Arıtma Tesisi açılışında konuşan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “İnsana, doğaya değer vermeyen, uzmanların uyarılarını dikkate almayan yönetim anlayışı ölüm getiriyor, felaket getiriyor. Doğayı, sadece kendilerine ait bir kazanç kapısı gibi görenler, sadece gösterişli projelerle, özellikle de rant getiren projelerle ilgileniyorlar. Sadece seçim sonrası süreçleri hesaba katıyorlar. ‘Seçimi kazanalım. Seçimi kazandıktan sonra biz işimize bakalım’ diyenler ne yapıyorlar? Aslında geleceğimizi yok ediyorlar” dedi.
İSTAÇ, kapasite fazlası çöp sızıntı suyunun, yaklaşık 25 yıldır kara tankerleri ile Şile’deki tesisten diğer arıtma tesislerine taşınması uygulamasına son verdi. Şile Kömürcüoda Çöp Sızıntı Suyu Arıtma Tesisi’nin kapasitesi, 2.000 m3/günden 4.000 m3/güne çıkarıldı. 11 ay gibi rekor bir sürede tamamlanan Şile Karakiraz Mahallesi’ndeki Kömürcüoda Çöp Sızıntı Suyu Arıtma Tesisi’nin açılışı, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ve CHP Şile Belediye Başkan adayı Özgür Kabadayı’nın katılımlarıyla gerçekleştirildi. Açılış töreninde, İmamoğlu ve İSTAÇ Genel Müdürü Ziya Gökmen Togay birer konuşma yaptı. Konuşmasında, tesisin yapılış sürecinin detaylarını paylaşan İmamoğlu, şunları söyledi:
“ASLINDA GÖREVİ İHMAL ANLAŞIYIDIR: Buradaki çöp sızıntı suyu meselesi, önemli bir mesele. Etkisi sadece burada değil, buranın yakın çevresinde değil, -ne ilgisi var, diyeceksiniz- ta Tuzla’ya kadar uzayan bir çevre etkisi söz konusu. ve bu çöp sızıntı suyu meselesinin hem Silivri’de hem burada çözüme kavuşmasında, bizim dönemde atılan adımlarla sonuçlanması, gerçekten düşünmeye değer bir konudur. Yani bu kadar önemli bir çevre etkisi olan çöp sızıntı suyu meselesini düşünmeyen ya da buna dönük hızlı bir adım atmayan yönetim anlayışı, aslında görevini ihmal anlayışıdır.
ÇEVRE FACİALARINDAN SONRA YÖNETİCİ BULAMADIĞIMIZI GÖRÜYORUZ: Çevre duyarlılığını yitirmiş yönetimlerin nesiller boyu sürecek çok acı kayıplara yol açıyor. Bu vesileyle, bunu ülkemizin dört bir yanında gördüğümüzü ve çevre facialarından sonra ne yazık ki, mercekle arasak, sorumlu yönetici bulamadığımızı da görüyoruz. Çok acı bir durum. Özellikle insana, doğaya değer vermeyen, uzmanların uyarılarını dikkate almayan yönetim anlayışı ölüm getiriyor, felaket getiriyor. Doğayı, sadece kendilerine ait bir kazanç kapısı gibi görenler, sadece gösterişli projelerle, özellikle de rant getiren projelerle ilgileniyorlar. Sadece seçim sonrası süreçleri hesaba katıyorlar. ‘Seçimi kazanalım. Seçimi kazandıktan sonra biz işimize bakalım’ diyenler ne yapıyorlar? Aslında geleceğimizi yok ediyorlar. Ben, son günlerde sahada gözü yaşlı insanların, Erzincan İliç’teki meseleyi benimle paylaşmalarının duygusallığı içerisindeyim. Bizim insanımız o kadar değerli ki; bazen tahmin edemeyeceğiniz noktada, tahmin edemeyeceğiniz duyarlılıkta insanlarla karşılaşıyorsunuz. Örneğin; dün Esenler’de, semt pazarında 4-5 teyzemizin gözü nemli nemli İliç’i sormasından bunu anlıyorum. ya da birkaç gün önce Bağcılar’da ya da Beykoz’da, farklı coğrafyaların insanları.
HİÇBİR ŞEY OLMAMIŞ GİBİ DAVRANANLAR VE BUNUN SORUMLULUĞUNU ÜSTLENMEYENLER: Geleceğin sıkıntısını, korkusunu, endişesini ilk hissedenler; kadınlar, anneler. Onların o gözü yaşlı halleriyle bunu dile getirmeleri, benim içimi bir yönetici olarak, çok derinden burkmuştur. Hiçbir şey olmamış gibi davrananlar ve bunun sorumluluğunu üstlenmeyenler, bu sürece dair açık ve net konuşmayıp ortadan kaybolanlar, sadece seçim sürecine dair seçmeni tehdit edenler, o gözü yaşlı, gözü nemli annelerimizin hakkı, hukuku adına, bu sandıkta milletimizden hak ettiği cevabı alacak, dersi alacaktır diye düşünüyorum. 31 Mart’ı, milletimizin bu anlamda iple çektiğini düşünüyorum. Buradan şunu ifade etmek isterim: Biz, asla onlardan olmadık, onlardan değiliz ve olmayacağız. İstanbul, 2019’dan bu yana, çok yüksek bir çevreci hassasiyetle yönetiliyor. Çevre yatırımlarına, tam 945 milyon dolar bütçe ayırarak, İstanbul’u çevre felaketlerine karşı güçlendirdik; güçlendirmeye devam ediyoruz. Avrupa’nın en büyük atık yakma ve enerji üretim tesisini açtık. ve özellikle yeni açtığımız 4 tesisle birlikte, İstanbul’un çöpten elektrik üretim kapasitesini tam 3 katına çıkardık sadece 4,5 yılda.
BİZİ DİNLEYEN VATANDAŞLARIMIZIN ŞAŞIRMAYACAĞI GİBİ: Avrupa yakasında açmış olduğumuz atık yakma tesisinin aynı kapasitede olanını ve yine yılda 1 milyon ton çöp yakacak olan, 85 megavat elektrik üretecek kapasiteye sahip, 1,5 milyon ton karbon emisyonu azaltımı olacak olan böylesi faydalı bir tesisin her aşamasını bitirdik. Özellikle bizi dinleyen vatandaşlarımızın şaşırmayacağı gibi, ülkemizin yatırım planına alınmasını bekleyen bu projemiz, 2024 yatırım planına alınmadı. Yani İstanbul’da çöp yığını oluşmasını değil, çöpten enerji üretme tesisini hızlıca başlatıp bitirme hedefinde olduğumuz, kredisini hazırladığımız, ihaleye hazır olan bir tesisin yatırım planına alınmaması, yine görüyorsunuz ki, az önce çevre felaketi oluştuğunda ortadan kayboldukları gibi, Ekrem İmamoğlu’ndan ya da İstanbul Büyükşehir Belediyesi yönetiminden faydalı bir iş geldiğinde, yine ortadan kayboluyorlar. Az önce o söylediğim sandık dersi, onları öyle bir silkeleyip kendine getirecek ki, milleti için takır tukur bunları imzalamak zorunda kalacaklar. Hem tehdidin karşılığındaki cevabı alacaklar hem de kalan sürelerinde millet ve memleket lehine, hükümet olarak yapması gerekenleri yapmak zorunda kalacaklar. Onun için herkesin oyu çok değerli.
BAZILARI ÇOKÇA SORUYOR, ‘İMAMOĞLU NE YAPTI Kİ’ DİYE: Bu dönemde kazandırdığımız birkaç çevre projesini sizlere hatırlatmak isterim. Seymen Çöp Suyu Arıtma Tesisi. Haliç’teki Dip Çamuru Tarama ve Susuzlaştırma Tesisi. Kaynağında ayrı toplanan organik atıklardan enerji ve kompost üreten Biyometanizasyon Tesisi. Yenikapı Biyolojik Arıtma Tesisi. Beykoz Riva İleri Biyolojik Arıtma Su Arıtma Tesisi. Baltalimanı Biyolojik Arıtma Tesisi. Başakşehir Katı Atık Aktarma İstasyonu. Eyüpsultan Hasdal Katı Atık Aktarma İstasyonu. ve bugün de Kömürcüoda Çöp Sızıntı Suyu Arıtma Tesisi’nin sizlerle birlikte açılışını yapıyoruz. Hani bazıları çokça soruyor, ‘İmamoğlu ne yaptı ki’ diye. Yaptıklarımızı yok saymaya kalkıyorlar. Onlara tavsiyem; sadece hayata geçirdiğimiz projelerimizi bile oturup saysalar, göreceksiniz kendileri bile, -eğer vicdanları var ise- bu tarz iddiaları ortaya koyanların kendileri bile üzülecekler söylediklerine. Bunlara baksınlar, öyle çıksınlar karşımıza. Biz, İstanbul’un tarihinde hiç görülmediği kadar, bu kadar kısa zamanda, çok büyük işler yaptık. Bizim özellikle 5 yıla yakın zaman dilimi içinde yaptıklarımızı, geçtiğimiz 20-25 yıllarıyla kıyaslamalarını da açıkçası önemli bir veri olarak kabul ediyorum.
ÇEVREYE ZARAR VERECEK HİÇBİR YATIRIMI YAPMADIK: Tabi bizim yaptığımız kadar, yapmadıklarımızın da önemli olduğunu ifade etmek isterim. Çünkü biz, 5 yıla yakın bu sürede, çevreye zarar verecek hiçbir yatırımı yapmadık. Bilim insanlarının, uzmanların, halkın onay vermediği hiçbir işe imza atmadık. Bizim çevreyi korumak için yaptıklarımız, gerçekten saymakla bitmez. Aramızdaki fark; insana, doğaya, şehre, vatanına değer verenle, paradan başka hiçbir şeye değer tanımayanlar arasındaki farktır. Bizim icraat hızımızla yarışamayacaklarını anlayanlar, yaptıklarımızı küçültmek için, ‘İmamoğlu bizim başlattığımız projeleri tamamlıyor’ diyerek, sözüm ona projelerimizi küçük görmeye gayret ediyorlar. Tabii ki tamamladığımız projeler vardır. Tamamlayacağız da. Bunda hiçbir tuhaflık yok. Ama acaba başlattıkları projeleri, biz ne safhada aldık? veya nasıl o projeleri bitirdik? Hangi aşamada, projeler niçin durdu? İşin bu boyutuyla ilgili hiç sesleri çıkmıyor. Örneğin; geçen sene açılışını yaptığımız Silivri Seymen Çöp Sızıntı Arıtma Suyu Tesisi projesi, bizden önceki dönemde başlatılmış bir projeydi. Sözleşmeye göre, 32 ay içerisinde bitirilmesi gereken bir projeydi. Fakat biz göreve geldiğimizde, sözleşme süresinin yarısı bitmiş olmasına rağmen, ne kadar yapılmıştı işin biliyor musunuz? Yüzde 1’i yapılmıştı.
HIZLI HIZLI, SORGUSUZ, SUALSİZ, BAZEN USULSÜZ, BAZEN EKSİKLERİYLE, BOLCA İHALE YAPTILAR: İktidar kanadının “Biz başlattık” dediği birçok projeyi, çok düşük ilerleme yüzdeleriyle aldık. ‘Yüzde 3’ü, 4’ü ben yaptım’ demek, oraya bir konteyner koymak ya da şantiyeyi kurmak anlamına geliyor. Evet, şunu yaptılar: Hızlı hızlı, sorgusuz, sualsiz, bazen usulsüz, bazen eksikleriyle, bolca ihale yaptılar. Bu doğru. Ama biz öyle yapmadık. Biz bu süreçte ihaleleri de öyle yapmıyoruz. Sadece sürenin yüzde 50’si geçmiş, yüzde 1’i yapılmış bir işin, bizden önceki devraldığımız dönemden bize bırakılan projelerde tamamıyla gördüğümüz bir durum olduğunu ifade etmek isterim. İnanın metroda da böyle, altyapı yatırımlarında da böyle. Niye biliyor musunuz? Çünkü onlar için projenin uzaması, iyidir. Uzadıkça, birilerine yeni ve bir kısım kazançlar sağlanır. Bunlar, işlerine böyle bakıyorlar. ve ne yazık ki her işe bu şekilde baktıkları için, biraz daha ranta, paraya duyarlı bir halleri var. Bizim ise, insanımıza ve çevreye duyarlı bir halimiz var. Aramızdaki fark bu. Onlar sadece bir kişiye saygı duymakla her şeyi yeterli görüyorlar; biz ise, kocaman milletimize saygı duyma konusunda duyarlı davranıyoruz. Bugün hizmete açtığımız Şile Kömürcüoda Çöp Sızıntı Suyu Arıtma Tesisi, insana ve çevreye duyarlılığımızın değerli bir sonucudur.
NE O BİR KİŞİ NE DE DİĞERLERİ, PAZARLARA GİDEMEZLER, AMA BİZ, PAZARDAN ÇIKMAYIZ: Seçime kısa bir süre kala hem şantiye ziyaretleri hem açılışlar gerçekleştiriyoruz ve vatandaşlarımızla buluşuyoruz. Ne o bir kişi ne de diğerleri, pazarlara gidemezler, ama biz, pazardan çıkmayız. Vatandaşımızla buluşur, hesap da veririz. Önerilerini de dinleriz. Şeffaflığımızın gösterisi olarak, onlarla yürekli buluşmalarımızı yaparız. Ama en güzeli ne biliyor musunuz? Her gün şantiyeleri ziyaret ediyorum. Görünen, görünmeyen birkaç şantiyeyi gururla geziyorum. Hemen hemen her gün de bir açılış yapıyoruz; katıldığım ya da katılamadığım. ve seçime doğru giderken. Bu, müthiş bir şey. ve biz, daha dün, bu şehrin 3 aylık, 6 aylık, 1 yıllık, 5 yıllık bütçesini konuştuk. Bütçesi üzerinden tasarımlarımızı, yatırımlarımızı konuştuk. Biz ise, 2019 seçimlerinde, 23 Haziran seçimlerine giderken, 15 gün öncesinde hesaba parayı yatırıp, o ay sonu gelmesi gereken parayı, 15 gün önce hesaba yatırıp, seçimi kaybedeceğiz korkusundan ‘Parayı istediklerimize bir an önce dağıtalım’ endişesine düşen bir yönetimden süreci devraldık. Biz, kamu kurumuyuz. Kamucuyuz, halkçı belediyeyiz. Halkını düşünen ve halkının kurumunu yönettiğini bilen kişileriz. Bu ahlaktan da asla vazgeçmeyeceğiz.
EKİP ARKADAŞLARINA, ‘BUYRUĞUMU YERİNE GETİRİN’ DİYEN DEĞİL: Her günümüz seçim heyecanıyla geçmeli. Her arkadaşımdan, bizi seven her insanımızdan, sürece en doğruyu, en iyiyi, en dürüstü, en şeffafı, en başarılıyı, en becerikliyi, en çalışkanı, ekibiyle birlikte seçmelerini tavsiye ediyorum. Milletine had bildiren değil, milletine talimat veren değil, ekip arkadaşlarına, ‘Buyruğumu yerine getirin’ diyen değil… Ekip arkadaşlarıyla, ortak akılla bir arada çalışmayı bilen kişileri seçin. Bir kişiye değil, milletine sorumlu olduğunu bilen insanları seçmenizi çok önemli bulduğumu ifade etmek isterim. Bu bağlamda biz, İstanbul İttifakı’nın, bu şehirde yaşayan her insanın temsilcisi olarak, göreve talibiz. ve bu manada, sadece siyasi parti olarak, partimin bireylerini, fertlerini göreve çağırmıyorum. Onlarla elbette koşacağız. Ama ben, bütün İstanbul halkını bu sürecin bir gönüllüsü olmaya, birlikte iş üretmeye, birlikte çalışmaya davet ediyorum. Hep birlikte başaracağımızdan kimsenin kuşkusu olmasın. Çünkü biz, bu şehrin çocuklarını, gençlerini, kadınlarını, geleceğini düşünüyoruz. Biz, bu şehrin çevresini, doğasını, denizini, havasını, suyunu düşünüyoruz. Biz, bu şehrin tarihini, mirasını geleceğe emanet edilmesi gereken değerlerini; biz bu şehrin maneviyatını; biz bu şehrin inançlarını; biz bu şehrin her insanını, her etnik kökenini düşünüyoruz. Bu bakımdan güçlü bir yolculuk yürüdüğümüzü bilmenizi isterim. Elbette ki, halkımızın da takdiriyle, İstanbul’u güzel ve mutlu bir geleceğe daha hızlı ve daha güçlü adımlarla taşıyacağız. Hedefleri büyüterek, hepimiz için, hep birlikte yürüyeceğiz. Birliğimizi bozmadan, ‘Tam yol ileri’ diyerek yürüyeceğiz. Yolumuz açık olsun.
TOGAY: “TÜRKİYE’NİN VE AVRUPA’NIN EN BÜYÜK KAPASİTELİ, DÜNYANIN İSE İKİNCİ BÜYÜK KAPASİTELİ BİR ARITMA SIZINTI SUYU TESİSİNİ, 11 AY GİBİ REKOR BİR SÜREDE TAMAMLAMANIN GURURUNU YAŞIYORUZ”
İSTAÇ Genel Müdürü Togay da özetle şu bilgileri paylaştı:
“Bugün burada, Türkiye’nin ve Avrupa’nın en büyük kapasiteli, dünyanın ise ikinci büyük kapasiteli bir arıtma sızıntı suyu tesisini, 11 ay gibi rekor bir sürede tamamlamanın gururunu yaşıyoruz. Atık bertarafından oluşan çöp sızıntı suyu, normal evsel atık suya oranla, 55 kat daha zehirli bir içerik arz ediyor. O yüzden, bu suyun zamanında ve yerinde çevreye zarar vermeden arıtılması, çok büyük önem taşıyor. 2019 yılında, İstanbul’un fiili çöp sızıntı suyu arıtma kapasitesi, 4.000 bin metreküptü. Bugün hizmete aldığımız tesisimizle beraber, bu rakam 3 katına çıkarak, 12 bin metre küpe ulaşıyor. Bu kapasite, İstanbul’un 2050 yılına kadar bu konudaki ihtiyacını karşılayacaktır. Bugün İstanbul’da, günde 18 bin ton evsel atık ortaya çıkıyor. ve bunun 5.500 tonunu, katma değeri yüksek teknolojilerle geri dönüştürüyoruz ve elektriğe, enerjiye dönüştürüyoruz. Geri kalan kısmını ise, Avrupa ve Asya’da bulunan iki depolama alanımızda, çevreye zarar vermeyecek şekilde bertaraf ediyoruz.” Konuşmaların ardından kesilen kurdele ile tesis resmen İstanbul’un hizmetine girmiş oldu. İmamoğlu ve beraberindeki heyet, açılış sonrasında tesiste incelemelerde bulundu.
“TUZLA’NIN KOKU SORUNUNU ŞİLE GİDERECEK”
İBB iştiraki İSTAÇ A.Ş., Şile Kömürcüoda Çöp Sızıntı Suyu Arıtma Tesisi’nin temelini 29 Mart 2023’te attı. Tuzla’da kronik hale gelen koku sorununu da ortadan kaldıracak 31 metrekarelik alan üzerine kurulu tesis, 11 ayda tamamlandı. Membran Biyo Reaktör (MBR) + Nano Filtrasyon (NF) prosesi ile çalışan tesis; evsel atıkların depolanması sonucu oluşan, kirlilik yükü oldukça yüksek çöp sızıntı suyunu arıtacak. İstanbul’da, 7 bini Anadolu yakasında, 12 bin tonu da Avrupa yakasında olmak üzere, günde toplam 18 bin ton evsel atık oluştuğu hesaplandı. Mevcut arıtma tesisi, 2009 yılında 1.200 m3/gün kapasite ile devreye alınmıştı. 2012 ve 2019 yılında kapasite artışı yapılarak, tesis kapasitesi 1.700 ve 2.000 m3/güne çıkarılmıştı. 11 ay gibi rekor bir sürede devreye alınan yeni tesis ile birlikte, günlük arıtma kapasitesi, 4.000 m3/güne çıkarılmış oldu.
“KAPASİTE FAZLASI ÇÖP SIZINTI SUYU, 25 YILDIR KARA TANKERLERİ İLE DİĞER TESİSLERE TAŞINIYORDU”
Tesiste, “İleri Seviye Membran Teknolojisi” kullanılarak, “Alıcı Ortam” deşarj standartlarına uygun arıtım yapılacak. Kömürcüoda Çöp Sızıntı Suyu Arıtma Tesisi, Silivri’deki Seymen Sızıntısuyu Arıtma Tesisi ile birlikte, Türkiye’nin ve Avrupa’nın en büyük çöp sızıntı suyu arıtma tesisi olarak hizmet verecek. Mevcut durumda, sahada oluşan kapasite fazlası sızıntı suyu, herhangi bir çevresel riske sebebiyet vermemesi adına, yaklaşık 25 yıldır kara tankerleri ile diğer arıtma tesislerine taşınmaktaydı. Bu tesis ile ekonomik tasarruf yanında, yerinde çözüm de sağlanmış olacak.
]]>Olay, 5 Şubat 2021 günü İncivez Mahallesi Yavuzkent Sitesinde meydana geldi. İddiaya göre 28 yaşındaki Ayşe Özgecan Usta, erkek arkadaşı Bartu C.A.’nın yanına geldi. İddiaya göre Özgecan Usta ile erkek arkadaşı arasında evlenme konusunda tartışması çıktı. Tartışmanın devam etmesi üzerine genç kız, 8’inci kattaki dairenin terasından düşerek hayatını kaybetti. Emniyetteki işlemlerinin ardından Zonguldak Adliyesi’ne sevk edilen Bartu C.A. hakkında ev hapsi ve adli kontrolle yurt dışı çıkış yasağı kararı verildi.
Bartu C.A. hakkında ‘Taksirle ölüme neden olma ve kişiyi hürriyetten yoksun bırakma’ suçlarından 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davaya katılmadı. Sanık Bartu C.A. yerine avukatı ile Ayşe Özgecan Usta’nın ailesi ve avukatları katıldı.
Mahkeme heyeti duruşmada Ayşe Özgecan Usta’nın olay günü yengesi Ebru Usta ile yaptığı telefon görüşmesini sordu. Yenge Ebru Usta, “O gün aralarında kötü bir şey geçse mutlaka söylerdi. Telefon görüşmelerimiz genellikle uzun sürerdi. O gün de kızım ile ilgili sosyal medya hesabında bir paylaşım yapmış. Onunla ilgili soru sormuştum. Daha uzun konuşuyorduk ancak o gün annemin evindeydim. Görüşmeyi kısa kesmek durumunda kaldım. Konuşmamız sırasında herhangi bir olumsuzluktan bahsetmedi. Psikolojisi gayet yerindeydi” dedi.
Baba Kenan Usta, adli kontrol şartının arttırılmasını istedi
Kızının kendisinden kız arkadaşına gitmek için istediğini ancak Zonguldak’a geldiğini sonradan öğrendiğini anlatan baba Kenan Usta, kızı Ayşe Özgecan’ın hayat dolu olduğunu ve eğitim hayatını sürdürmek istediğine vurgu yaptı. Olay günü de Bartu C.A.’nın evin kapısını kilitleyerek dışarıya çıkmasına engel olduğunu hatırlatan baba Kenan Usta şöyle devam etti:
“Benim kızım o evdeyken dışarı çıkmak istediğinde çıksaydı başına başka türlü zarar gelseydi, farklı düşünebilirdik. Ancak sanığın ikrarı ile de belli olduğu üzere kızımın evden çıkmasına engel olması hatta masa üzerine mermi koyması, alt kattan duyulduğu üzere dışarı çıkmak konusunda direnmesi gibi hususlar birlikte değerlendirileceğinden “hürriyetten yoksun kılma’ durumu söz konusu. Olaydan sonra yapılan alkol kontrolünde kızımda 1.70 promil alkol çıkıyor sanıkta 0.40 promil alkol çıkmış olması kızıma alkol içirildiğini göstermektedir. Kendisi içmemiş kızıma içirmiştir. Sanığın cezalandırılmasını hatta adli kontrol şartının ayda birden haftada bire indirilmesini talep ediyorum.”
“Arkadaşım intihara meyilli biri değildi”
Ankara’dan Sesli Görüntülü Bilişim Sistemleri (SEGBİS) ile duruşmaya katılan Ayşe Özgecan Usta’nın arkadaşı Esra Aydın, Özgecan’ın sıklıkla Bartu C.A. ile evlilik konusunda tartıştığını ancak Bartu’nun evlilik konusunda somut adımlar atmadığından yakındığını anlattı.
Arkadaşı Özgecan’ın intihar edebilecek birisi olmadığını ifade eden Esra Aydın, “Kavga ettik, param yok gelmek istiyorum demişti. Sonrasında barıştık demişti. Sürekli problemler yaşıyorlardı. Özge ayrıldığı zaman Bartu geliyordu. Olay günü de gayet iyiydi. Sadece Bartu ile kavgalıydı. Sonra aralarını düzeltmişler. O güne dair bildiğim bu. Özgecan’ı 12 yıldır tanıyorum. Arkadaşımı alıkoyduğu belli. Özge çıkmak istemiş izin vermemiş. Arkadaşım intihara meyilli biri değildi. Öncesinde de bende kalmıştı. Bana ‘yalandan da olsa evlenebileceğini söylemesine razıyım’ diyordu. Asla böyle bir şey demiyor. Sonradan öğrendiğime göre Bartu, Özgecan hakkında verdiği ifadelerde onunla evleneceğini söylemiş. Ama böyle bir şey olsaydı Ayşe Özgecan bana bunu kesinlikle söylerdi. Sanık hiçbir zaman arkadaşıma ciddi düşündüğünü dahi söylememiştir” diye konuştu.
Taraf avukatlarını dinleyen mahkeme heyeti sanık Bartu C.A.’nın adli kontrol şartının ayda bir olmak üzere devam etmesine, dosyadaki eksikliklerin tamamlanması için duruşmayı 4 Temmuz 2024 tarihine erteledi. – ZONGULDAK
]]>Büyükşehir Belediyesi Engelsiz Çocuk Evleri’nde özel çocuklara gündüzlü bakım hizmeti kesintisiz devam ediyor. Büyükşehir Belediyesi Beyazşehir Engelsiz Çocuk Evi ve Yüksel Ateş Engelsiz Çocuk Evi’nde 4-12 yaş arasındaki zihinsel engelli çocuklara yönelik sıcacık bir ortamda gündüzlü bakım hizmeti sunuluyor.
“Özel çocuklarımızı ve ailelerimizi bekliyoruz”
Büyükşehir Belediyesi’nin Engelsiz Çocuk Evleri’nde Çocuk Gelişimci olarak görev yapan Fatma İzmitli, burada hem çocuklara, hem de ailelere destek verdiklerini ifade etti. İzmitli, özel çocukların burada gün içinde hizmet alırken, ailelerinde gönül rahatlığıyla, güven içerisinde çocukları bırakabildiklerini kaydetti. İzmitli, yapılan hizmetler hakkında şu bilgileri verdi:
“4-12 yaş, zihinsel engelli, fiziksel yetersizliği bulunan çocuklarımıza hizmet vermekteyiz. Hafta içi saat sabah 9.00, akşam 16.00 saatleri arasında, saatlik ya da günlük bakım veren bakım merkeziyiz. Engelli gruplar içerisinde sosyal hizmetlere ve psikolojik desteğe en çok ihtiyaç duyan engel grubu zihinsel engelliler ve aileleridir. Çocuklarımız gün içerisinde gelip burada hizmet alırken, ailelerimizde onları güvenli bir yere emanet ediyorlar. Burada özel çocukların haklarının neler olduğunu da öğreniyorlar. Ana kucağı kadar sıcak, baba kucağı kadar güvenli engelsiz çocuk evlerimizde özel çocuklarımızı ve ailelerimizi bekliyoruz. Bu kurumlara emek veren Başkan Dr. Memduh Büyükkılıç’a ayrıca teşekkür ediyoruz.”
“Başkanımız özel çocuklarımıza emek veriyor, onun emeği çok önemli”
11 yaşında otizmli oğlu olan Zuhal Türkoğlu ise Büyükşehir Belediyesi’nin Engelsiz Çocuk Evleri’nin bir güven ortamında olduğunu ve özel çocukların burada çok iyi hizmet gördüğünü ifade etti. Türkoğlu, Başkan Büyükkılıç’ın her zaman özel çocukların yanında olduğunu, asla onları ayırmadığını ve bu durumun kendisini çok mutlu ettiğini dile getirerek, konuşmasına şöyle devam etti:
“Otizmli oğlum var, 11 yaşında. Yaklaşık 4 yıldır buraya geliyoruz. Her şeyden önce belediyemizin bu desteği çok önemli. Öncelikle emeği geçen herkese çok teşekkür ediyorum. Burası her şeyden önce bize güven veriyor. Güvenimiz olunca huzurumuz da oluyor. 3, 4 saat bırakıp, kendimize zaman ayırıyoruz. El becerileri artıyor, zihinsel olarak burası çok fazla destek veriyor. Emeği geçen öğretmenlerimizden, belediyemizden, Büyükşehir Belediye Başkanımızdan herkesten biz çok memnunuz. Buranın bir sloganı var. ‘Ana kucağından sıcak, baba ocağından güvende’ diye. Gerçekten öyle hatta daha fazla. Evlerde bu kadar imkanımız yok. Çok daha rahat, çok daha konforlu. Büyükşehir Belediye Başkanımızın bize destek olması çok önemli. Çocuklarımızı seçmiyor, ayırmıyor, dışlamıyor. O emeği bizim için çok önemli. Çocuklar burada çok mutlular.”
“Burası çok büyük bir nimet”
Büyükşehir Belediyesi’nin Engelsiz Çocuk Evleri’nin çok büyük bir nimet olduğunu kaydeden Gamze Karakaş da çok mutlu olduklarını ifade ederek, Başkan Büyükkılıç’a teşekkürlerini iletti. ‘İyi ki varlar’ diyen Karakaş, “İlk açıldığından beri buradayız. Oğlum burayı çok seviyor. Çok mutluyuz. Çok güvenerek bırakıyorum oğlumu buraya. Temiz, güvenilir ve kamera kayıtları altında. En başta öğretmenlerimiz çok ilgileniyorlar. Her tanıdığıma söylüyorum. Gönül rahatlığıyla getirsinler çocuklarını. Çocuklarımızın o an neye ihtiyacı varsa, onu yaptırıyorlar. Sürekli iletişim halindeler. Buradan çok memnunuz. Sürekli teşekkür etmek istiyoruz. Öğrencilerini çok seviyorlar. Bu tesisin karşılığını aldığımı çok iyi biliyorum. İlk geldiğimiz gibi değiliz. Çok verimli günlerimiz oldu. Burası çok büyük bir nimet. Özel çocuklar hepsi. Başkanımıza çok teşekkür ediyoruz” şeklinde konuştu.
“Burada gördüğümüz sevgiyi, saygıyı, hiçbir yerde göremiyorsun”
Engelsiz Çocuk Evleri’nde gördükleri değeri, saygıyı hiçbir yerde göremediklerini ifade eden Nazife Güngördü ise “Ben de özel bir çocuğun annesiyim. Otizmli. Çocuğum burasının ilk öğrencilerinden. Buraya hizmet verenlerden, açanlardan Rabbim kat kat razı olsun. Çok güvenilir bir yer. Buralar bulunmadık bir nimet. Buradaki gördüğümüz sevgiyi, saygıyı, hiçbir yerde göremiyorsun. Memduh Başkanım çok sağ olun. Biz sizlerden dağlar kadar memnunuz” ifadelerini kullandı. – KAYSERİ
]]>Bu hafta; Maviydi Bisikletim (Yeni Oyun), Fosforlu Cevriye, Ben Medea Değilim, Rüstemoğlu Cemal’in Tuhaf Hikayesi, Yatak Odası Komedisi, Gidiş Dönüş Moskova (Retro), Zehir, Sivrisinekler, Kuğunun Şarkısı, Fındıkkıran, Herkes Sihirbaz Olacak, Benim Küçük Yıldızım, Rüya, Bir Gece Masalı, Bir Gün Ayakkabımın Teki, Bekçi ile Postacı adlı oyunlarımız seyirciyle buluşacak.
İstanbul Şiirle Buluşuyor: “Şimdi Değil Sonra”(Behçet Necatigil)
Şimdi Değil Sonra, Behçet Necatigil’in şiir evrenine özel bir yolculuk. Şairin şiirlerinden yapılan uyarlama, merkezine şairin Solgun Bir Gül Oluyor Dokununca şiirini alıyor. Yıldıray Şahinler’in Behçet Necatigil’in şiirlerinden yola çıkarak oyunlaştırdığı, Levent Üzümcü, Derya Çetinel ve Cihat Faruk Sevindik’in rol aldığı “Şimdi Değil Sonra”, Müze Gazhane Meydan Sahne’de 25 Şubat 2024 Pazar tarihinde saat 18.00’de seyirciyle buluşacak.
Bu Haftanın Programı (21-25 Şubat 2024)
MAVİYDİ BİSİKLETİM (Yeni Oyun)
Gençlik yıllarını geçirdiği İzmir’e duyduğu özlemle, ilk aşkının izinden giden bir adamın, anılarına yaptığı yolculuk, bizi 1950’lerin İzmir’inden günümüze taşıyor. Dinçer Sümer’in yazdığı Ersin Umulu’nun yönettiği oyunda Çağrı Büyüksayar rol alıyor. Oyun, 21-24 Şubat 2024 tarihleri arasında Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde.
FOSFORLU CEVRİYE
Anne babasını tanımadığı için gökteki yıldızlardan doğduğuna inanan, denizin kucağında bir sokak çocuğu olarak büyüyen, Galata mevkiinde karnını doyurabilmek için “icra-i sanat” eyleyen Cevriye, sıradan bir sokak kızı değil aslında İstanbul sokaklarının ta kendisidir.
Hastalık ve soğuktan ölüme yaklaştığı o gece, karşısına çıkan esrarengiz bir Adam sayesinde hayata ve kara sevdaya tutunur. Cevriye’nin daha önce tanıdığı erkeklere hiç benzemeyen ve ona “siz” diye hitap eden bu Adam aslında gizli yaşayan bir idam mahkümudur. Cevriye onu tanıdığı günden sonra artık bambaşka bir “insan” olmuştur. Hapis, sürgün, aradan geçen zaman ve türlü belalara rağmen bu aşktan vazgeçmeyen Cevriye, sevdiği için her şeyi göze alacaktır.
Oyunda 1930-40’lı yılların İstanbul’u zengin tasvirleriyle sunuluyor. Mahallelerin arka sokaklarında, hapishanelerinde, batakhanelerinde hayata tutunmaya çalışan kadınların, annelerin, çocukların ve afili delikanlıların otoriteyle olan ilişkisi çarpıcı öykülerle aktarılıyor.
Suat Derviş, 60’lı yılların başında Türkiye’ye döndüğünde siyasi-mesleki ve maddi anlamda zorlu bir dönemden geçiyordu. “Fosforlu Cevriye” romanını yayınevlerine teklif ediyor fakat ne yazık her seferinde reddediliyordu. Suat Hanım’ın büyük arzusu, bu eserin yayınlanmasından öte, bir “müzikal” olarak oyunlaştırıldığını görmekti… Bunun için ilk görüştüğü kişi genç aktris Gülriz Sururi idi… Gülriz Hanım’ın da arzusu oyunu Şehir Tiyatroları’nda sahnelemekti…
“Karanlık bir gecede gökten düşüp parçalanan bir yıldız gibi…” kalbimizde iz bırakan Suat Derviş’e, Reşat Fuat Baraner’e, Nazım Hikmet’e ve Gülriz Sururi’ye sevgiyle…
Suat Derviş’in yazdığı, Gülriz Sururi’nin uyarladığı, Yelda Baskın’ın yönettiği oyunda Ayşe Günyüz Demirci, Besim Demirkıran, Binnur Şerbetçioğlu, Direnç Dedeoğlu, Esra Ede, Çağatay Palabıyık, Elif Verit, Emre Yılmaz, Hakan Örge, Irmak Örnek, Nur Saçbüker Otan, Samet Silme, Tuğrul Arsever, Yağmur Damcıoğlu Namak, Yunus Erman Çağlar, Zeynep Ceren Gedikali rol alıyor. Oyun, 21-24 Şubat 2024 tarihleri arasında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde.
BEN MEDEA DEĞİLİM
“Ben Medea Değilim” oyununda yakın geçmişte “katil” sıfatı yakıştırılan bir Kadın’ın, tiyatro sahnesinde gösteriyi ve seyirciyi manipüle ederek kendi hikayesine ve aslında her kadının kendi gerçeğine yönlendirdiğini görüyoruz. Allison Gregory’nin yazdığı, Hülya Karakaş’ın yönettiği oyunda Şirin Asutay, Berrin Koper, Kamer Karabektaş, Ozan Akif Serman rol alıyor. Oyun, 21-24 Şubat 2024 tarihleri arasında Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde.
RÜSTEMOĞLU CEMAL’İN TUHAF HİKAYESİ
Osmanlı İmparatorluğu’nun son demlerinde, Girit’teki yurtlarından sürgün edilen bir ailenin İstanbul’a Çanakkale’ye ve nihayet Ayvalık’a uzanan maceralı yolculuğu. Rüstem’in, Cemal’in ve hayatlarındaki diğer insanların kimi zaman gülünç kimi zaman hüzünlü ama sımsıcak hikayeleri. Oyunda Esen Koçer, Levent Üzümcü rol alıyor. Oyun, 21-24 Şubat 2024 tarihleri arasında Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde.
YATAK ODASI KOMEDİSİ
Oyun, evliliklerinin farklı aşamalarında olan dört çiftin iç içe geçmiş hayatlarını sıra dışı ama komik bir bakışla ortaya koyuyor. Evlilik kavramı, çiftlerin tuhaf nedenlerle sarsılan ve yeniden kurulan ilişkileri üzerinden, geleneksel, alışılagelmiş kalıpların ve kuralların dışına çıkılarak irdeleniyor.
Alan Ayckbourn’un yazdığı, Mert Dilek’in çevirdiği, Ali Gökmen Altuğ’un yönettiği oyunda Aslıhan Kandemir, Ayşen Sezerel, Buket Kubilay, Engin Gürmen, Gökçer Genç, Mert Aykul, Nurdan Kalınağa, Özgür Atkın rol alıyor. Oyun, 21-24 Şubat 2024 tarihleri arasında Ümraniye Sahnesi’nde.
GİDİŞ DÖNÜŞ MOSKOVA (RETRO)
Eşinin ölümünden sonra Moskova’da kızı ve damadının yanında yaşamaya başlayan Nikolai Mihayloviç Çmutin, sakin ve huzurlu bir yaşam sürmek umuduyla köyüne gitmek istemektedir. Babasının köyde tek başına yaşayamayacağını düşünen kızı Ludmilla ve bir türlü anlaşamadığı damadı Leonid ise onu evlendirme planları yapmaktadır. Leonid, Çmutin’in birini eş olarak seçmesini umut ederek üç yalnız kadını eve davet eder. Üç gelin adayının da aynı anda eve gelmesiyle planlar karışacaktır.
Alexander Galin’in yazdığı, Hale Kuntay’ın çevirdiği, Engin Gürmen’in yönettiği oyunda Aybar Taştekin, Ayşe Nurseli Tırışkan Akpınar, Esra Ülger, Hikmet Körmükçü, Mahperi Mertoğlu, Zihni Göktay rol alıyor. Oyun, 21-24 Şubat 2024 tarihleri arasında Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde.
ZEHİR
Geçmişte yaşadıkları trajik kaybın ardından ayrılan çift, yıllar sonra bir araya gelmek zorunda kalır. Bu buluşma, acılı bir geçmiş hesaplaşmasına dönüşür. Karşı tarafın da neler hissettiğine dair eksik bırakılan taşlar yerine oturur. Kadın ve erkek dünyasının bakış açısına odaklanan eser Hollanda prömiyerinin ardından birçok dile çevrilmiştir.
Lot Vekemans’ın yazdığı Şaban Ol’un çevirip yönettiği oyunda Sevinç Erbulak, Ahmet Saraçoğlu, Aslıhan Kandemir, Eraslan Sağlam rol alıyor. Oyun, 21-24 Şubat 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde.
SİVRİSİNEKLER
Alice, Cenevre’de Higgs Bozonu’nun varlığını kanıtlamak için yapılan “Büyük Hadron Çarpıştırıcısı” projesinde çalışan bir bilim insanıdır. Kendisi gibi bilim insanı olan kocası, çocukları Luke küçükken ortadan kaybolmuştur ve bu onların hayatındaki kara deliktir. Lucy Kirkwood’un yazdığı, Ali Gökmen Altuğ’un yönettiği oyunda Ayşin Atav, Yeliz Gerçek, Senan Kara, Özgür Dereli, Ahhan Şener, Pınar Demiral, Volkan Öztürk, Ümran İnceoğlu, Pınar Pamuk rol alıyor. Oyun, 21-24 Şubat 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Meydan Sahne’de.
KUĞUNUN ŞARKISI
Anton Çehov’un tek perdelik kısa oyunlarından biri olan Kuğunun Şarkısı’nda, yaşlı ve yalnız bir aktörün geçmişiyle yüzleşmesine, hayatını sorgulamasına, pişmanlıklarına ve aradan geçen onca yıla rağmen, hala, hayatta en iyi yaptığı şeye, aktörlüğe tutunmaya çalışmasına tanık oluyoruz.
Oyunda, insan doğasının gizli özlemlerini, öfkelerini ve tutkularını yansıtan önemli bir Çehov karakteri olarak karşımızda duran Svetlevidov’un anılarında yeniden canlanan Shakespeare’nin seçme tiradları, izleyenleri de oyuncunun geçmişine doğru bir yolculuğa çıkarıyor.
Alkışlar, tebrikler, aşklar ve şöhretin sarhoşluğuyla, yaşamı boyunca mutluluğu ve hayatın anlamını arayan Svetlevidov, geride bıraktığı onca hayal kırıklığına ve çektiği bütün sıkıntılara rağmen, sahnede ölümü bekliyor olduğu gerçeğinin önünde bile başını eğmeden durmaya devam ediyor.
Bora Seçkin’in yönettiği oyunda Bora Seçkin, Ertan Kılıç, Naşit Özcan, Yeliz Şatıroğlu rol alıyor. Oyun, 24 Şubat 2024 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde.
Çocuk Oyunları
FINDIKKIRAN (7+ Yaş)
Minik Clara, yılbaşı hediyesi olarak aldığı Fındıkkıran isimli oyuncağıyla özel bir bağ kurar. Görünenin ardındaki güzelliğin ortaya çıkacağı o gece hayalle gerçek arasında, başka dünyalarda büyük serüven başlar. 1800’lerden günümüze birbirinden farklı versiyonlarıyla operada, sinemada büyük ilgi gören bu halk öyküsü, tüm görkemiyle şimdi Şehir Tiyatrosu’nda sahneleniyor.
E.T.A Hoffmann’ın masalından Dilşad Çelebi’nin uyarladığı, Lerzan Pamir’in yönettiği oyunda Asrın Gurur Kuyucak, Gözde İpek Köse, Cihan Kurtaran, Çağrı Büyüksayar, Derya Keykubat, Dolunay Pircioğlu, Emel Bertan, Esra Ede, Emrah Derviş Soylu, Gürkan Başbuğ, Hakan Gümüş, Osman Kaba, Pelin Budak, Salih Şimşek, Sefa Turan, Selen Nur Sarıyar, Ümit Bülent Dinçer, Yılmaz Aydın rol alıyor. Oyun, 25 Şubat 2024 tarihinde Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde.
HERKES SİHİRBAZ OLACAK (3+ Yaş)
Ünlü sihirbaz Zubi’nin öğrencileri “usta”lığa geçip onun sihirli şapkasını almanın hayalini kurarlar. Zubi, sihirli şapkanın yeni sahibini belirlemek için bir yarışma düzenler. İllüzyon gösterileriyle ilerleyen oyunda, hedefe ortaklaşa ilerlemenin önemi anlatılıyor.
Kubilay Tuncer’in yazıp yönettiği oyunda Aslı Şahin, Aybar Taştekin, Cihat Faruk Sevindik, Damla Cangül Yiğit, Zeliha Bahar Çebi rol alıyor. Oyun, 25 Şubat 2024 tarihinde Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde.
BENİM KÜÇÜK YILDIZIM (3+ Yaş)
Bir gün bir yıldız kayar… Gökyüzünden… Küçük kız onun peşine düşer… Belki gözündeki yıldıza ulaşamaz; ama bir yıldız şarkıcı kargaya, tavuklar için bir Yıldız gibi pırıl pırıl parlayan bir mısır tanesine, her nefes aldıkça bir yıldız parıldayan ateş böceğine rastlar… Hepsiyle arkadaş olur… Sonunda gerçek yıldızın içinde olduğunu sevgi kardeşlik dostluk olduğunu anlar.
Cengiz Özek’in yazıp yönettiği oyunda Ayşe Günyüz Demirci, Buğra Can Ildırışık, Yunus Erman Çağlar, Kamer Karabektaş, Mana Alkoy, Özge Kırdı, Pınar Pamuk, Aslı Menaz rol alıyor. Oyun, 25 Şubat 2024 tarihinde Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde.
RÜYA(5+Yaş)
Hayvanat bahçesini ziyaret eden Özgür, doğal yaşam alanlarından kopartılıp kafese konan hayvan dostlarını rüyasında görür. Artık harekete geçme zamanıdır ve Özgür onları kurtarmakta kararlıdır. Özge Midilli-Ertan Kılıç’ın yazdığı Özge Midilli’nin yönettiği oyunda Alp Tuğhan Taş, Esen Koçer, Pınar Aygün, Direnç Dedeoğlu, Gülce Çakır, Mehtap Gündoğdu Akbulut, Nilay Bağ, Nilay Yazıcıoğlu rol alıyor. Oyun, 25 Şubat 2024 tarihinde Ümraniye Sahnesi’nde.
BİR GECE MASALI (5+ Yaş)
Shakespeare’in Bir Yaz Gecesi Rüyası isimli oyunundan uyarlanan Bir Gece Masalı, arkadaşlık kavramı üzerine kuruludur. Oyun, ailesinin istediği gençle değil kendi istediği kişi ile arkadaşlık kurmak isteyen Şirin Kız’ın Yakışıklı Delikanlı, Güçlü Delikanlı ve Selvi Kız ile ormanda geçirdiği bir gecede yaşananları anlatır.
William Shakespeare’in yazdığı Musa Arslanali’nin yönettiği oyunda Ayşe Nurseli Tırışkan Akpınar, Burhan Yeşilyurt, Çağlar Ozan Aksu, Güzin Alkan, Hüseyin Emre Şen, Mehmet Emre Ertunç, Oğuzhan Oğuz, Ömer Naci Boz, Seda Yılmaz, Serap Doğan rol alıyor. Oyun, 25 Şubat 2024 tarihinde Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde.
BİR GÜN AYAKKABIMIN TEKİ (3+ Yaş)
Rengarenk bir mutfak… Ama her yer çok dağınık… Oyuncu mutfağı toplamaktan sıkılıp gitmeye karar verir ama ayakkabısının tekini bir türlü bulamaz. O da ne, önce ayakkabısının diğer teki, sonra mutfaktaki her şey konuşmaya başlar. Kayıp ayakkabı, Kaptan Cook’u aramaya gitmiştir ve kim bilir başından ne maceralar geçmektedir… Derya Yıldırım’ın yazdığı, Özgür Kaymak’ın yönettiği oyunda Derya Yıldırım rol alıyor. Oyun, 25 Şubat 2024 tarihinde Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde.
BEKÇİ İLE POSTACI (3+ Yaş)
Postacı Piero ile Gece Bekçisi Marcello adlı çocuk kitabından uyarlanan eserde bir bekçi ile bir postacı ev arkadaşlarıdır. Biri gece diğeri gündüz çalıştığından hiç görüşemezler. Soğuk bir kış günü ikisi de hastalanınca, evi aynı anda paylaşmaları gerekir. Lodovica Cima, Gabriele Clima’nın yazdığı Ceylan Özçapkın’ın çevirdiği, Derya Yıldırım’ın oyunlaştırıp yönettiği oyunda Melisa Demirhan, Besim Demirkıran, Cafer Alpsolay, Fatma İnan, Reyhan Karasu, Zeynep Ceren Gedikali rol alıyor. Oyun, 25 Şubat 2024 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde.
]]>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar eşliğinde maden ocağı girişinde gazetecilere açıklamada bulunan Bakan Yerlikaya, kayıp 9 kişiyi aramayla ilgili ilk günden bu ana kadar çalıştıklarını söyledi.
İnsan kaynakları ve araç yönünden her şeylerinin tam olduğunu ifade eden Yerlikaya, şöyle konuştu:
“Hem Sabırlar Vadisi’ne gelen bugünkü ölçümle 8 milyon metreküplük kaymayla oluşan toprak kütlesi hem de hemen onun arka tarafındaki manganez ocağına gelen bugünkü ölçümle 2 milyon metreküplük kaymayla gelen toprak kütlesinde canlarımızı arıyoruz. Planımız var, buradaki kayan kütleden dron radarlarla beraber aramış olduğumuz araç konteyner ile ilgili olan lokasyonlarda çalışmalarımız belli ama tüm arama kurtarma veya tüm arama faaliyetlerinde bizim olmazsa olmaz bir önceliğimiz var. O arama kurtarma veya arama faaliyetlerinde bulunan AFAD ile onların koordinasyonundaki tüm insan gücünün güvenliği, yani önce güvenlik.”
Bakan Yerlikaya, arama faaliyetlerini yaparken bir çalışanın dahi canını tehlikeye atmamak için mücadele verdiklerini belirterek, bunun için bilim insanları, mühendisler ve son teknolojik cihazlarla çalıma yaptıklarını anlattı.
“Hızlı çalışan bir uyarı mekanizmamız var”
Arama kurtarma çalışmalarının yapıldığı ve toprak kütlesinin bulunduğu Sabırlar Vadisi ile manganez ocağı bölgesindeki hakim tepelere yerleştirilen radarla sismik ölçümler yaptıklarından bahseden Yerlikaya, şöyle devam etti:
“Bir alarm sistemi de var. eğer toprak kütlesinin Sabırlar Vadisi ve manganez tarafına kayma ihtimali olursa aşağıdaki arama faaliyetindeki arkadaşlarımızın, çalışan kamyon, iş makineleri vesaire onların tamamıyla ilgili birçok hızlı çalışan uyarı mekanizmamız var. Şimdi açık konuştuğumuzu biliyorsunuz. Manganez ocağıyla ilgili az önce Sayın Bakanımız da söyledi, dün akşam ilk anından itibaren 6 gün önceki olayın olduğu günden bu yana oradaki duran kütlenin stabil değil maalesef aktif ama gittikçe de daha aktif hale gelme riskini görünce oradaki arama faaliyetini durdurduk.”
Sabırlar bölgesindeki aramayla ilgili durumdan bahseden Yerlikaya, “Oranın da tamamıyla ilgili yine onun üstünde duran liç alandaki kütlenin, bir bölümünün maalesef stabil değil orada da aktif olduğunu, bunun dışında kalan yerle ilgili de arama çalışmalarını yine baştan söylediğim gibi önce güvenlik duruşuyla, ilkesiyle devam ettiriyoruz.” dedi.
Yerlikaya, şunları kaydetti:
“İlk günden itibaren hep olumlu haber vermek, iyi haber vermek gayretindeyiz ama böyle bir gerçek var. Eğer bu her iki kaymanın olduğu lokasyonun sırtlarındaki liç alanı da stabil olsa, biz her gün size kaç araç naklini geçici toplama alanlarına naklettiğimizle ilgili her gün kendimizi nasıl geliştirdiğimiz haberlerini verecektik ve bununla beraber buradaki toplam kütleyi ne kadarlık bir sürede aktaracağımızı söyleyecektik. Ama şu anda içinde bulunduğumuz durum her zaman ama her zaman anlık. Maalesef bu olumsuzluğu göz önünde bulundurmamız ve dolayısıyla manganez ocağının olduğu yerdeki kısmı dün akşam itibarıyla durdurduk.”
Yerlikaya, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki, Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’ın da bölgeye geleceğini ifade ederek, ulaştıkları noktayı gün boyu değerlendireceklerini aktardı.
]]>ERKAN KARACA
İYİ Parti Grup Başkanvekili ve Samsun Milletvekili Erhan Usta, Çorum’da “Dış politikada Türkiye’de kurumlar yok. Dışişleri Bakanlığı diye bir şey çalıştırılmıyor. Sayın Erdoğan’ın ruh haline göre Türkiye bir dış politika çiziyor kendisine ona göre davranıyor. İşte bundan 10 yıl öncesinden başlayarak, Mısır Devlet Başkanı Sisi’yi darbeci, hain, zalim, katil diye nitelendiren Erdoğan, evvelsi gün Sisi’nin ayağına gitti ve Sisi, kardeş Sisi oldu. 10 yıl boyunca Sisi’ye bu şekilde zalim, katil demenin Türkiye’ye faturasını hiç hesap eden oldu mu? O gün darbeci olan bugün niye kardeş oldu ve niye ayağına gidiyorsun” dedi.
İYİ Parti Grup Başkanvekili ve Samsun Milletvekili Erhan Usta, İYİ Parti’nin aday tanıtım toplantısına katılmak üzere Çorum’a geldi. Toplantıda konuşan Erhan Usta şunları söyledi:
Dış Politika… Biliyorsunuz dış politikada Türkiye’de kurumlar yok. Dışişleri Bakanlığı diye bir şey çalıştırılmıyor. Sayın Erdoğan’ın ruh haline göre Türkiye bir dış politika çiziyor kendisine ona göre davranıyor. İşte bundan 10 yıl öncesinden başlayarak, Mısır Devlet Başkanı Sisi’yi darbeci, hain, zalim, katil diye nitelendiren Erdoğan, evvelsi gün Sisi’nin ayağına gitti ve Sisi kardeş Sisi oldu. 10 yıl boyunca Sisi’ye bu şekilde zalim, katil demenin Türkiye’ye faturasını hiç hesap eden oldu mu? O gün darbeci olan bugün niye kardeş oldu ve niye ayağına gidiyorsun?
“15 TEMMUZ FİNANSÖRÜ DEDİĞİNİZ BİRLEŞİK ARAP EMİRLİKLERİNE NEDEN GİDİLİYOR?”
Birleşik Arap Emirlikleri… Ondan iki gün önce de Birleşik Arap Emirlikleri’ne gitti değil mi? Onlara ne dediler? ’15 Temmuz’un finansörü’ dediler. ‘Türkiye’de darbe yaptılar’ dediler. Birleşik Arap Emirlikleri’nin ayağına gittiler. İşte bizim dış politikamız bu. 2 bin yıllık devlet geleneğine sahip Türklerin bugün dış politikada geldiği nokta, maalesef Türkiye’nin dış politikası bu şekilde yönetiliyor.”
“ENFLASYONDA DÜNYADA İLK DÖRTTEYİZ”
Ekonomiye de değinen Usta sözlerine şöyle devam etti:
“Ekonomiyi anlatmaya gerek yok zaten hepimiz yaşıyoruz. Bugün enflasyonda dünyada ilk dörtteyiz. Özellikle 2021 yılının Eylül ayından itibaren bile bile veya inatla, hani ben ona kuru inat kara cehalet diyorum. Bir politika uygulandı ve işte dolar kuru 7 liradan önce 18 liralara bu gün de 31 liraya çıktı. 2 yıl içerisinde 2,5 yıl içeresinde dolar kuru 7 liradan 31 liraya çıktı. Sadece dolar karşısında değil euro karşısında da işte komşumuz Gürcistan’ın parası, Romanya’nın Parası, Bulgaristan’ın parasının karşısında da Türk lirası aynı ölçüde değer kaybetti ve Türkiye’de çok ciddi bir enflasyon onun sonucunda da alım gücü sıkıntısı yaşıyor. Bugün en düşük emekli maaşı 10 bin lira yapıldı. Eskiye bakılınca güzel bir rakam gibi duruyor ancak bugünün rakamlarına bakınca, bugün açlık sınırı 15 bin lira ve bu 10 bin lira olan emekli maaşı haziran ayının sonuna temmuz ayının başına kadar devam edecek. Bizim tahminlerimize göre o gün 17 bin lira olacak açlık sınırı. Yani açlık sınırının 17 bin lira olduğu bir ülkede siz emekliye prim ödemiş, alın teri dökmüş gerek özel sektörde gerek kamu sektöründe ülkesi için çalışmış insana açlık sınırının 5 bin lira, 6 bin lira, 7 bin lira altında bir maaş reva görüyorsunuz. Böyle bir yönetim olabilir mi?”
]]>
EDİRNE – Edirne’de tıp fakültesi öğrencilerinin terör, soykırım ve İsrail’in Gazze’yi işgalini protesto etmek amacıyla başlattığı sessiz yürüyüşün bu hafta 14’ncüsü gerçekleştirildi. Eski Cami önünde bir araya gelen tıp fakültesi öğrencileri ve hekimler, ellerinde dövizler ve pankartlar sessiz yürüyüş yaptı.
Saraçlar Caddesi’ne kadar yürüyüş yapan tıp fakültesi öğrencileri, sessiz yürüyüşün 14’ncisini gerçekleştirdi. İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırıları protesto eden öğrenciler, Saraçlar Caddesi’nde basın açıklaması yaptı. Açıklamayı Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencisi Muammer Morkoç okudu.
“İsrail şiddetini arttırarak sürdürüyor”
Terör devleti İsrail’in yıllardır sürdürdüğü sistematik işgal politikasını 7 Ekim’den bu yana şiddetini arttırarak sürdürdüğünü söyleyen Morkoç, “‘İsrail insanlıktan daha ne kadar çıkabilir?’ diye düşündükçe her geçen gün hiçbir vicdanın kabullenemeyeceği yeni acılarla güne uyanıyoruz. Biz akıl sağlığımızı korumak için Gazze’deki haberlere bakamıyorken oradaki kardeşlerimiz güne bombalarla uyanmaya devam ediyor. Gazze’nin kuzeyinde 400 bin civarında Gazzeli kardeşimiz topraklarını terk etmeyi reddedip işgalci terörist İsrail’in bombardımanı altında açlık, susuzluk ve soğukla mücadele ediyor. Han Yunus bölgesinde işgalci teröristler özellikle hastane çevrelerinde keskin nişancılar ile sivilleri öldürüyor. Gazze’nin güneyine sıkışmış 1.5 milyon insan hayatta kalma mücadelesi veriyor. Güneyin son noktası Mısır sınırında, Refah kentinde 1.2 milyon insan bir mahalleye sıkışmış durumda ve İsrail bu bölgeyi bombalamaya, sınır bölgesine sığınan sivilleri öldürmeye devam ediyor. Gazze’ye giren su vanaları kapatıldı. Tarlalar bombalanıyor” ifadelerine yer verdi.
“30 hastane ve 53 sağlık merkezinin hizmet dışı bırakıldı”
30 hastane ve 53 sağlık merkezinin hizmet dışı bırakıldığını belirten Morkoç, “Han Yunus’taki Nasır Hastanesi’ne sığınan sivilleri kuşatma altına alan işgal birlikleri hastaneyi zorla tahliye ediyor. Yine de meslektaşlarımız, sağlık çalışanları; elektriksiz, susuz, oksijensiz, ilaçsız şartlarda tedavi vermek için destansı biçimde mücadele ediyor. Bütün bu saldırılar yetmiyormuş gibi Gazze’ye insani yardımın girilmesine izin verilmiyor. Filistin’in ger gün binlerce tır yardıma ihtiyacı varken günde 3-5 tırın girmesine izin veriliyor. Mısır, Gazze sınırına beton barikatlar kurup jiletli teller ile sınırı güçlendiriyor. İsrail işbirlikçisi devletlerin ve şirketlerin, soykırıma olan aleni desteği artarak sürüyor. Bir avuç mazlumun karşısında bütün dünya zalimleri tek safta saldırmaya devam ediyor. Biz hekimler ve sağlık çalışanları olarak buradan bütün meslektaşlarımıza ve halkımıza sesleniyoruz! Hayatımızın her alanında ve mesleklerimizde ‘boykot’ çağrımızı tekrarlıyoruz. Şirketlerin açıkladığı son rakamlardan anlıyoruz ki; günlük hayatımızda gösterdiğimiz en ufak boykot çabası, hep birlikte olunca çığ olup büyüyor” şeklinde konuştu.
“Filistin halkının yararına olacak tüm adımları destekliyoruz” dedi.
Filistin halkının yararına olacak bütün adımları desteklediklerini söyleyen Morkoç, “Sağlık çalışanları olarak gereken bütün desteği gücümüz yettiğince vermeye hazırız. 14. haftasında toplandığımız ‘Sessiz Yürüyüş’ümüzde, tutuklansalar da öldürülseler de görevleri başından ayrılmayan Gazzeli meslektaşlarımızı tekrar selamlıyoruz! İnsanlık dışı bütün eylemlerden kurtulmak için verdiğimiz mücadeleyi sonuna kadar sürdüreceğiz. Bu minvalde tüm hekimleri, sağlık çalışanlarını ve bütün vicdan sahibi insanları harekete geçmeye, bu onurlu yürüyüşte yer alarak zulme karşı durmak adına Sessiz Yürüyüş kervanımızda ses olmaya davet ediyoruz! ifadelerini kullandı.
]]>Saraçlar Caddesi’ne kadar yürüyüş yapan tıp fakültesi öğrencileri, sessiz yürüyüşün 14’ncisini gerçekleştirdi. İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırıları protesto eden öğrenciler, Saraçlar Caddesi’nde basın açıklaması yaptı. Açıklamayı Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencisi Muammer Morkoç okudu.
“İsrail şiddetini arttırarak sürdürüyor”
Terör devleti İsrail’in yıllardır sürdürdüğü sistematik işgal politikasını 7 Ekim’den bu yana şiddetini arttırarak sürdürdüğünü söyleyen Morkoç, “‘İsrail insanlıktan daha ne kadar çıkabilir?’ diye düşündükçe her geçen gün hiçbir vicdanın kabullenemeyeceği yeni acılarla güne uyanıyoruz. Biz akıl sağlığımızı korumak için Gazze’deki haberlere bakamıyorken oradaki kardeşlerimiz güne bombalarla uyanmaya devam ediyor. Gazze’nin kuzeyinde 400 bin civarında Gazzeli kardeşimiz topraklarını terk etmeyi reddedip işgalci terörist İsrail’in bombardımanı altında açlık, susuzluk ve soğukla mücadele ediyor. Han Yunus bölgesinde işgalci teröristler özellikle hastane çevrelerinde keskin nişancılar ile sivilleri öldürüyor. Gazze’nin güneyine sıkışmış 1.5 milyon insan hayatta kalma mücadelesi veriyor. Güneyin son noktası Mısır sınırında, Refah kentinde 1.2 milyon insan bir mahalleye sıkışmış durumda ve İsrail bu bölgeyi bombalamaya, sınır bölgesine sığınan sivilleri öldürmeye devam ediyor. Gazze’ye giren su vanaları kapatıldı. Tarlalar bombalanıyor” ifadelerine yer verdi.
“30 hastane ve 53 sağlık merkezinin hizmet dışı bırakıldı”
30 hastane ve 53 sağlık merkezinin hizmet dışı bırakıldığını belirten Morkoç, “Han Yunus’taki Nasır Hastanesi’ne sığınan sivilleri kuşatma altına alan işgal birlikleri hastaneyi zorla tahliye ediyor. Yine de meslektaşlarımız, sağlık çalışanları; elektriksiz, susuz, oksijensiz, ilaçsız şartlarda tedavi vermek için destansı biçimde mücadele ediyor. Bütün bu saldırılar yetmiyormuş gibi Gazze’ye insani yardımın girilmesine izin verilmiyor. Filistin’in ger gün binlerce tır yardıma ihtiyacı varken günde 3-5 tırın girmesine izin veriliyor. Mısır, Gazze sınırına beton barikatlar kurup jiletli teller ile sınırı güçlendiriyor. İsrail işbirlikçisi devletlerin ve şirketlerin, soykırıma olan aleni desteği artarak sürüyor. Bir avuç mazlumun karşısında bütün dünya zalimleri tek safta saldırmaya devam ediyor. Biz hekimler ve sağlık çalışanları olarak buradan bütün meslektaşlarımıza ve halkımıza sesleniyoruz! Hayatımızın her alanında ve mesleklerimizde ‘boykot’ çağrımızı tekrarlıyoruz. Şirketlerin açıkladığı son rakamlardan anlıyoruz ki; günlük hayatımızda gösterdiğimiz en ufak boykot çabası, hep birlikte olunca çığ olup büyüyor” şeklinde konuştu.
“Filistin halkının yararına olacak tüm adımları destekliyoruz” dedi.
Filistin halkının yararına olacak bütün adımları desteklediklerini söyleyen Morkoç, “Sağlık çalışanları olarak gereken bütün desteği gücümüz yettiğince vermeye hazırız. 14. haftasında toplandığımız ‘Sessiz Yürüyüş’ümüzde, tutuklansalar da öldürülseler de görevleri başından ayrılmayan Gazzeli meslektaşlarımızı tekrar selamlıyoruz! İnsanlık dışı bütün eylemlerden kurtulmak için verdiğimiz mücadeleyi sonuna kadar sürdüreceğiz. Bu minvalde tüm hekimleri, sağlık çalışanlarını ve bütün vicdan sahibi insanları harekete geçmeye, bu onurlu yürüyüşte yer alarak zulme karşı durmak adına Sessiz Yürüyüş kervanımızda ses olmaya davet ediyoruz! ifadelerini kullandı. – EDİRNE
]]>O gün de diğerleri gibi başladı. Steve sabah saatlerinde Nairobi’deki evinden çıktı ve hayvanlarını almak için tarlaya gitti.
“Onları göremedim. Bütün gün, bütün gece ve ertesi gün onları aradım.”
Üç gün sonra bir arkadaşı arayıp hayvanların iskeletlerini bulduğunu söyledi.
Steve, “Öldürülmüşlerdi, kesilmişlerdi, derileri alınmıştı” diye anlatıyor.
Bu tür eşek hırsızlıkları Afrika’nın pek çok bölgesinde ve dünyada eşek nüfusunun yüksek olduğu yerlerde giderek yaygınlaşıyor.
Steve ve eşekleri, küresel eşek derisi ticaretinden etkilenenler arasında.
Çin’deki ilaca talep yüksek
Eşek derisi ticaretinin kökeni, Kenya’daki o tarladan binlerce kilometre uzakta, Çin’e uzanıyor.
Çin’de eşek derisindeki jelatin ile yapılan, Ejiao adlı geleneksel bir ilaca talep çok yüksek.
Bu ilacın sağlığı geliştirici ve gençliği koruyucu özelliklere sahip olduğuna inanılıyor.
Eşek derileri kaynatılarak jelatin elde ediliyor ve bu jelatin toz, hap veya sıvı haline getiriliyor veya yiyeceklere ekleniyor.
Eşek derisi ticaretine karşı kampanya yürütenler, Steve gibi insanlar ve eşeklerinin, Ejiao’ya olan olağanüstü talebin kurbanı olduklarını söylüyor.
2017’den bu yana kampanya yürüten Donkey Sanctuary (Eşek Barınağı) adlı kuruluş, yeni bir raporda dünyada her yıl en az 5,9 milyon eşeğin Ejiao yapımı için katledildiğini tahmin ediyor.
BBC bu rakamları bağımsız olarak doğrulayamadı, ancak yardım kuruluşu talebin giderek arttığını söylüyor.
Ejiao endüstrisi için tam olarak kaç eşeğin öldürüldüğünü anlamak pek kolay değil.
Zirvede görüşülecek
Dünyadaki yaklaşık 53 milyon eşeğin üçte ikisinin Afrika’da yaşadığı düşünülüyor.
Afrika’da endüstriye yönelik çeşitli düzenlemeler bulunuyor.
Eşek derisi ihracatı bazı yasa dışı bir suç olarak sayılıyor.
Ancak talebin ve eşek derisi fiyatlarının yüksek olmasıyla eşek hırsızlığının körüklendiği söyleniyor.
Eşek Barınağı, eşeklerin kaçırılarak ticaretin yasal olduğu yerlere götürüldüğünü söylüyor.
Ancak, Afrika ülkeleri ve Brezilya hükümetinin, azalan eşek nüfusuna tepki olarak eşeklerin kesilmesini ve ihraç edilmesini yasaklamaya hazırlanmasıyla yakında bir dönüm noktası yaşanabilir.
Afrika genelinde endüstriyi yasaklamayı öngören yeni bir yasa tasarısı, 17 ve 18 Şubat tarihlerinde tüm devlet liderlerinin bir araya geldiği Afrika Birliği Zirvesi’nde gündemde olacak.
Eşek Barınağı için çalışan ve Nairobi’de bulunan Solomon Onyango, “2016 ile 2019 yılları arasında Kenya’daki eşeklerin yaklaşık yarısının [deri ticareti için] katledildiğini tahmin ediyoruz” diyor.
Afrika ve Brezilya’daki yasaklar ticareti başka yerlere kaydırabilir mi?
Ejiao üreticileri eskiden Çin’den temin edilen eşek derilerini kullanıyordu.
Ancak Çin’deki Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı’na göre ülkedeki eşek sayısı 1990’da 11 milyon iken 2021’de iki milyonun altına düştü.
Aynı zamanda, Ejiao niş bir lüks olmaktan çıkıp popüler, yaygın olarak bulunabilen bir ürün haline geldi.
Çinli şirketler deriyi başka ülkelerde aramaya başladı. Afrika, Güney Amerika ve Asya’nın bazı bölgelerinde eşek mezbahaları kuruldu.
Afrika’da bu durum, ticaret üzerinden acımasız bir çekişmeye yol açtı.
Eşek eti tüketiminin tabu olduğu Etiyopya’da bulunan iki eşek mezbahasından biri 2017 yılında halkın protestoları ve sosyal medyada insanların tepkisi üzerine kapatıldı.
Tanzanya ve Fildişi Sahili gibi ülkeler 2022 yılında eşek derisi kesimini ve ihracatını yasakladı, ancak Çin’in komşusu Pakistan bu ticarete kucak açtı.
Geçen yılın sonunda Pakistan basınında yer alan haberlerde, “en iyi cinslerden bazılarını” yetiştirmek üzere ilk “resmi eşek yetiştirme çiftliğinin” kurulduğu duyuruldu.
Sydney Üniversitesi’nden Çin-Afrika ilişkileri uzmanı Prof. Lauren Johnston’a göre bu oldukça kârlı bir işe dönüştü.
Johnston, Çin’de 2013 yılında yaklaşık 3,2 milyar dolar değerindeki Ejiao pazarının 2020 yılında yaklaşık 7,8 milyar dolara yükseldiğini söylüyor.
Bu durum halk sağlığı yetkilileri, hayvan refahı kampanyacıları ve uluslararası suç araştırmacıları için bir endişe kaynağı haline geldi.
Oxford Üniversitesi’nden uzmanların yaptığı bir göre eşek derisiyle birlikte çeşitli diğer yasa dışı yaban hayatı ürünlerinin ticareti de yapılıyor.
Pek çok kişi, ulusal yasakların bu ticareti daha da yeraltına iteceğinden endişe ediyor.
Ülkeler için temel bir soru da şu: Gelişmekte olan bir ekonomi için eşeklerin ölüsü mü yoksa dirisi mi daha değerli?
Eşek Barınağı’nda veteriner olan Faith Burden, eşeklerin dünyanın pek çok yerinde kırsal yaşamın “kesinlikle ayrılmaz bir parçası” olduğunu söylüyor.
Eşeklerin güçlü ve uyum sağlayabilen hayvanlar olduğunu söyleyen Burden, “Bir eşek belki de 24 saat boyunca su içmeden durabilir ve herhangi bir sorun yaşamadan çok hızlı bir şekilde yeniden sıvı alabilir” diyor.
Ancak tüm bu özelliklerine rağmen eşekler kolay ya da hızlı bir şekilde üremiyor.
Bu yüzden de kampanyacılar, ticaretin kısıtlanmaması halinde eşek nüfusunun azalmaya devam edeceğinden ve daha fazla yoksul insanı bir yaşam çizgisinden ve bir arkadaştan mahrum bırakacağından korkuyor.
Ejiao’nun tarihi
Ejiao, kanı güçlendirmekten uykuya yardımcı olmaya ve doğurganlığı artırmaya kadar sayısız faydası olduğuna inanılan binlerce yıllık bir ilaç.
Ancak 2011 yılında Çin’de yayınlanan ve bir imparatorluk sarayını anlatan bir televizyon TV programında popülaritesi artmaya başladı.
Sydney Üniversitesi’nden Çin-Afrika ilişkileri uzmanı Prof. Lauren Johnston, “Zekice bir ürün yerleştirmeydi. Dizideki kadınlar güzel ve sağlıklı olabilmek için her gün Ejiao kullanıyordu. Bu elit kadınlığın bir ürünü haline geldi. İronik bir şekilde, bu artık birçok Afrikalı kadının hayatını mahvediyor” diyor.
]]>Bakan Bayraktar, maden ocağı yerleşkesinde bulunan Kriz Yönetim Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında, haritalar üzerinden arama kurtarma çalışmalarında gelinen son duruma ilişkin bilgi verdi.
Heyelan sonrasında yaklaşık 10 milyon metreküplük toprak aktığını, hesaplamalara göre Sabırlı Deresi’ne ise yaklaşık 5 milyon metreküp toprağın hareket ettiğini söyleyen Bayraktar, heyelanın iki yönlü gerçekleştiğini hatırlattı.
Arama kurtarma çalışması süren 9 kişiden 6’sının bu dere yatağına gelen toprak alanının içerisinde, 3’ünün ise manganez ocağının içerisinde olduğunu düşündüklerini kaydeden Bayraktar, çalışmaları bu bölgeye yoğunlaştırdıklarını dile getirdi.
Manganez ocağında 1,5 milyon metreküpe yakın bir toprak bulunduğunu, bu toprağın 35 metre yüksekliğe ulaştığını, bunun da neredeyse 12 katlı bir apartmana karşılık geldiğini aktaran Bayraktar, şöyle konuştu:
“Dolayısıyla oraya erişmeye çalışıyoruz. Özellikle geçtiğimiz 3 gün içerisinde çok ciddi bir heyelan riski devam ediyordu. Dolayısıyla AFAD çalışanlarımızın da çalışma alanını riske sokacak bir durumdaydı. Biz özellikle dün akşam itibariyle biraz daha sahanın stabil, durgun olduğunu gördük. Onun için de çalışmalarımızı geceden itibaren yoğunlaştırdık. Çok büyük bir topraktan bahsediyoruz, yaklaşık 210 bin metrekarelik bir alanı etkiledi. Dolayısıyla burada özellikle yaptığımız radar ölçümleri, dedektörlerle yaptığımız çalışmalar neticesinde potansiyel işçi kardeşlerimizin ulaşacağı yerleri tespit edip oralara yoğunlaşmış durumdayız.”
Dere yatağına gelen toprağın kaldırılmasının öncelikli konulardan biri olduğunu, bunun çok zaman alabileceğini dile getiren Bayraktar, “Ama bu toprakları da herhangi bir yere gelişigüzel bir şekilde koyma şansımız yok. Dolayısıyla bu kontamine olmuş toprağı, en emniyetli olabilecek yer olarak manganez ocağının yanında geçmişte çalışılmış bir mermer ocağına aktarmayı planlıyoruz. Buna karar verdik. Mermer ocağını hazırlıyoruz. Gerekli tedbirleri almak suretiyle inşallah buradan toprağa hızlı bir şekilde şuraya aktarmış olacağız.” diye konuştu.
“Su ve toprak analizlerini yapıyoruz”
Bakan Bayraktar, haritalar üzerinde Sabırlı Deresi yatağını göstererek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Buradan herhangi bir şekilde suya, hem buradaki suya hem de yer altı suyuna kontaminasyon, bulaşma olmasın istiyoruz. Onun için bu işlemi biraz hızlı yürütüyoruz. Her gün farklı lokasyonlardan, suyla alakalı 9 ayrı lokasyondan ölçüm alıyoruz. Barajın hem kaynak kısmında hem çıkış kısmında iki ayrı noktadan su ölçümü yapıyoruz ve halk sağlığını etkileyecek herhangi bir olumsuzluk var mı ona bakıyoruz. Önceki günlerde ve en son dün itibariyle yaptığımız ölçümlerde herhangi bir olumsuzluğa rastlamış değiliz.
Onun dışında Çöpler Deresi ve Sabırlı Deresi’nin hem gözlem kuyularında hem Sabırlı Deresi’nin burada kurduğumuz seddi önünde ve arkasında ölçümlerimizi gerçekleştiriyoruz. Dediğim gibi çok şükür bu 9 lokasyonun hiçbirinde suda halk sağlığına zarar verecek herhangi bir olumsuzluk söz konusu değil bugün itibariyle. Ama biz yakın bir şekilde hem suyu hem toprak analizlerini yapıyoruz hem buradaki laboratuvarlarımızda yapıyoruz hem de Ankara’da yapıyoruz. Dolayısıyla işin çevresel boyutu, çevreye verdiği olumsuzlukla alakalı konuları da yakın bir şekilde takip ediyoruz.”
Bakan Bayraktar, buradaki toprağın kaldırılmasının arama kurtarmayı da destekleyecek bir konu olduğunu dile getirerek, konuyla ilgili soruşturmanın ise titizlikle devam ettiğini ifade etti.
Adli soruşturma kapsamında 6 kişinin tutuklandığını, 2 kişinin adli kontrol şartıyla serbest bırakıldığını hatırlatan Bayraktar, dün madenci aileleriyle de bir araya geldiklerini belirtti.
Onlara gerekli bilgileri verdiklerini ve her şeyi bütün şeffaflığıyla anlattıklarını vurgulayan Bayraktar, “Temiz suyun buradaki dere havzasına karışmadan daha farklı yollarla aktarılmasıyla alakalı da özellikle DSİ’nin koordinasyonu ve kontrolünde ciddi bir çalışmayı yürütüyoruz. Yani hem çevreyle alakalı gerekli tedbirleri almaya devam ediyoruz hem de yoğun bir şekilde arama kurtarmaya gece gündüz devam ediyoruz. Ümit ediyorum en kısa sürede bu kardeşlerimize ulaşırız.” ifadelerini kullandı.
“Kamyona ait parçaları bulduk”
Daha sonra gazetecilerin sorularını yanıtlayan Bayraktar, toprak kaymasının olduğu gün dinamit patlaması olduğu iddialarıyla ilgili soru üzerine müfettişlerin bu konuda soruşturmasının sürdüğünü ancak toprak kaymasının olduğu gün patlatma yapıldığıyla alakalı kendilerinde bir veri olmadığını söyledi.
Patlamayla ve sahada bulunan dinamitle alakalı şu ana kadar gördükleri bir aykırılık olmadığını aktaran Bayraktar, “Ama soruşturma bitmeden de bir şey söylemek erken olur diye düşünüyorum.” dedi.
Başka bir gazetecinin “kayıp madencilerin kullandığı bir kamyonun parçalarının bulunduğu” iddiasıyla ilgili sorusu üzerine de Bayraktar, “Evet bu kamyona ait parçaları bulduk. Dolayısıyla oraya odaklanmış durumdayız.” diye konuştu.
“5 işçinin konteyner içerisinde olduğu ve 6 metre derinlikte tespit edildiği” iddialarına ilişkin soru üzerine ise Bayraktar, bu konuda çok net bir bilgilerinin olmadığını, madencilerin dere yatağına gelen kısımda konteynerin içerisinde veya civarında olduklarının tahmin edildiğini, tespit edilen bazı lokasyonlar bulunduğunu bildirdi.
Toprak hareketliliğinde daha stabil bir görüntü
Bakan Bayraktar, toprak istiflerinin nasıl yapıldığı ve mevzuatın ne kadarına izin verdiğine ilişkin soruya da şöyle cevap verdi:
“3 ayrı lokasyonda istiflemeden söz edebiliriz. Yani üçe bölünmüş gibi düşünebiliriz. Maden firması atıkla alakalı Çevre Şehircilik Bakanlığının ilgili birimlerine planlamalarını sunarak izinlerini alıyor. Uygulama, soruşturma konusu, zaten ana konulardan bir tanesi. Uygulama esnasında yaptıkları farklı bir şey var mı? Bu soruşturmanın neticesinde ortaya çıkacak.”
Yeni bir göçük ihtimali olup olmadığına yönelik soruya da Bayraktar, ana toprak kaymasının olduğu manganez ocağı tarafında toprak hareketlerini cihazlarla takip ettiklerini, son 3 günde bazı hareketler olduğu için daha temkinli hareket ettiklerini ifade ederek dün akşamdan bu yana ise biraz daha stabil bir görüntü olduğu için sahada daha yoğun bir çalışma yaptıklarını anlattı.
Bakan Bayraktar, bu noktada bir aksilik yaşanmadan en kısa sürede 3 kişiye ulaşmayı planladıklarını da sözlerine ekledi.
]]>“CHP’li İBB yönetiminin İstanbul’da 5 yılda yaptığı tek şey İstanbul’u unutmak oldu”
İSTANBUL – İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Adayı Murat Kurum, Eyüpsultan Malatyalılar Derneği’nin açılış törenine katıldı. Kurum, “Malatya’nın yeniden ayağa kalkması için depremden etkilenen tüm ilçelerde önce barınma ihtiyaçlarını, ardından geçici yaşam alanlarıyla ilgili çalışmaları ve aynı zamanda 11 ilimizde 180 bin konutu başlattık. Bu milletin kucak açtığı, her zaman sahip çıktığı devletimizle milletimiz için 3 ayda 180 bin konutun inşasını başlattık. Sayın Cumhurbaşkanı’mızın teşrifleriyle 6 bin konutumuzun teslimlerini bir yıl bile bitmeden gerçekleştirdik” dedi.
Cumhur İttifakı’nın Belediye Başkan Adayı Murat Kurum, Eyüpsultan Malatyalılar Derneği’nin açılış törenine katıldı. Açılış okunan duaların ardından kurdele kesimi ile birlikte yapıldı. Açılışa Murat Kurum’un yanı sıra İstanbul Milletvekili Mustafa Demir, Eyüpsultan Belediye Başkanı Deniz Köken, AK Parti Eyüpsultan İlçe Başkanı Muhammed Vanlıoğlu, Malatyaspor Başkanı Adil Gevrek, E-MADER Başkanı Abdullah Özatilla ve yönetim kurulu üyeleri katıldı. Program sonunda Murat Kurum ve diğer protokol üyelerime Malatya’ya ait kayısı ve yöresel ürünler hediye edildi.
“Devletimizle milletimiz için 3 ayda 180 bin konutun inşasını başlattık”
Derneğin açılış programında konuşan Kurum, “Malatya bizim gönül bağımızın çok yüksek olduğu bir şehrimiz. İnsan memleketine sevdiklerinin yanına iyi günde kötü günde gider, biz de Malatya’nın hep iyi gününde kötü gününde yanında olmaya çalıştık. Bu aziz şehrimiz için gerçekten yapılması gereken tüm mücadeleyi Malatya’mızın tüm ilçelerine bizzat giderek, orada milletimizle vatandaşımızla el ele vererek bu hizmetleri kazandırdık. Malatya’mız bir deprem şehri. İstanbul’un bir deprem şehri olduğu gibi Malatya’mızda çok acılar çekti. 4 yıl önce Elazığ-Malatya depremlerinde biz 2 saat sonra Doğanyol’daydık. Bir seferberlik anlayışıyla orada o gün çalışmalarımızı başlattık. Malatya’mıza o gün o elleri o bize sarılmış kolları hiçbir zaman yalnız bırakmayacağız dedik. Malatya’mıza verdiğimiz tüm sözleri tuttuk. O gün acılarına ortak olduk, sonrasında mutluluklarına hep birlikte şahit olduk. Malatya’mızdan biz şunu duyduk: depremin ilk saatinde de, ilk dakikasında da, sonrasında da Allah bu devlete zeval vermesin. Allah sayın Cumhurbaşkanımızı sizleri başımızdan eksik etmesin dediler. Malatya’nın insanına yakışır duruşu tavrı 22 yıldır gösteriyorlar. Bize de düşen, bizim de boynumuzun borcu olan Malatya’nın o yiğit insanlarına hizmet etmektir. 11 ilimizdeki 14 milyon vatandaşımızı etkileyen ve 53 bin kardeşimizi yitirdiğimiz 6 Şubat’ta asrın felaketinde de biz yine oradaydık. Günlerce, aylarca, tüm milletimizle el ele verdik. Malatya’nın yeniden ayağa kalkması için depremden etkilenen tüm ilçelerde önce barınma ihtiyaçlarını, ardından geçici yaşam alanlarıyla ilgili çalışmaları ve aynı zamanda 11 ilimizde 180 bin konutu başlattık. Bu milletin kucak açtığı, her zaman sahip çıktığı devletimizle milletimiz için 3 ayda 180 bin konutun inşasını başlattık. Sayın Cumhurbaşkanı’mızın teşrifleriyle 6 bin konutumuzun teslimlerini bir yıl bile bitmeden gerçekleştirdik” dedi.
“Malatya bu ülkenin sağlamlaştırıcı çimentosu, birleştirici gücüdür”
“İstanbul’un sorunları ve meseleleri için gece gündüz çalışacağını ifade eden Kurum, “Çarşılarıyla, sanayisiyle, Malatyaspor’uyla Malatya’mız yeniden ayağa kalkacak. Bizim gönlümüz her zaman Malatya’mızla Malatyalılarla birlikte atacak. İstanbul Büyükşehir Belediye başkanı da olsak bir ayağımız hep deprem bölgesinde olacak. Deprem bölgesindeki kardeşlerimiz için yapılması gereken mücadeleyi sonuna kadar vereceğiz. Malatya bu ülkenin sağlamlaştırıcı çimentosu, birleştirici gücüdür. Biz bu gücü sizlerle birlikte korumaya devam edeceğiz. O acıyı bir daha yaşamamak için İstanbul’umuzun 39 ilçesinde, Eyüpsultan’ımız da tüm vatandaşlarımızla, belediye başkanlarımızla el ele verip, İstanbul’da tek bir riskli yapı kalmayıncaya kadar bu mücadeleyi sonuna kadar vereceğiz. Bu acılar bir daha yaşanmasın, milletimiz orada yastığa başını koyduğunda huzurla ve güvenle uyusun istiyoruz. Eyüpsultan’da kıymetli başkanımla birlikte bizi el ele her mahallede dönüşümde bulacaksınız. Bizi hiçbir zaman o polemiklerin iftiraların dedikoduları içinde bulamayacaksınız. İstanbul’un sorunları ve meseleleri için gece gündüz çalışacağız. Hep şantiyede, sahada, milletimizin yanında olacağız. Tek dileğimiz İstanbul’umuzu deprem riski bertaraf edilmiş artık deprem korkusu yaşamayan güvenli bir şehir haline getirmek. İstanbul’un her yerinde insanlarımızın huzur ve güven içerisinde yaşayacağı, trafik çilesinin bitmiş olduğu, her ilçeye metronun gittiği, her ilçede yeşil alanın, millet bahçelerinin, mahalle parklarının arttığı, gençlerin geleceğe güvenle baktığı, büyüklerimizin Eyüp Sultan Hazretleri’nin dizinin dibinde İstanbul’un manevi muhafızının kucak açtığı el ele gönül gönülle yaşayacağımız bir İstanbul’u sizlerle birlikte inşa edeceğiz” şeklinde konuştu.
“CHP’li İBB yönetiminin İstanbul’da 5 yılda yaptığı tek şey İstanbul’u unutmak oldu”
Mevcut İBB yönetiminin verdikleri vaatleri gerçekleştirmediğini vurgulayan Murat Kurum “Bu süreçte CHP’li yönetimin yaptıklarını hepimiz görüyoruz. Tek yaptıkları laf üretmek, reklam yapmak, algı oluşturmak. Verdikleri vaatlerin onda birini gerçekleştirmişler, 9 vaat yok. Milletimize söz verip, o sözlerini tutmadılar. İstanbul’u bir basamak olarak görüp, İstanbul üzerinden ikbal peşine düştüler. İstanbul’da ne depremle ilgili, ne trafikle ilgili, ne yeşil alanla ilgili, ne de İstanbul’un gelen sorunlarıyla alakalı bir irade ortaya koymadılar. Her sorduğunuzda da bir bahane üreterek, farklı farklı gündemler peşinde koşarak gündemi değiştirmeye çalıştılar algıyı başka alanlara çekmeye çalıştılar. Çünkü heybeleri boş, söyleyecek bir şeyleri yok. İstanbul’a dair gerçekleştirdikleri hiçbir şey olmadığı için, depremle ilgili de çalıştaydan öteye gidemedikleri için heybeleri boş, söyleyecek hiçbir şeyleri yok. 3 senedir çalıştay yapmaktan öteye gidemediler. CHP’li İBB yönetiminin İstanbul’da 5 yılda yaptığı tek şey İstanbul’u unutmak oldu. 5 yılda başlayıp da bitirdiği tek şey İstanbul oldu. İstanbul’u bitirmek ve duraksatmak için ellerinden gelen her şeyi yaptılar. 31 Mart’ta biz İstanbul’un o duraklama dönemini Malatyalı hemşerilerimizle, İstanbullu kardeşlerimizle birlikte bitireceğiz. Tüm İstanbullularla birlikte İstanbul’umuzun yeniden yükselişini, yeniden dirilişini sizlerle başlatacağız” ifadelerine yer verdi.
]]>Isparta Davraz Kayak Merkezi’nde kayakseverler için kayak sezonu açıldı. Toroslar’ın en yüksek zirvelerinden birisinde kurulu olan Davraz Kayak Merkezi, kayak, snowboard, tur kayağı, dağcılık gibi alanlarla uğraşanlar için imkanlar sunuyor. Davraz Kayak Merkezi, açıldığı gün itibarıyla yoğun ilgi görürken, bin 650 metre ile 2 bin 344 metre arasında değişen rakımda kar kalınlığının 30 ile 55 santimetreye kadar ulaştığı belirtildi.
Davraz Kayak Merkezi İdari Koordinatörü Ozan Yılmaz, bu yıl kar yağışının geç gelmesi sebebi ile sezonun 15 ile 20 gün sürebileceğini öngördüğünü belirterek, “Davraz Kayak Merkezi’ne yaklaşık üç gündür kar yağışı ile beraber cuma günü yani bugün itibari ile sezonu açmış bulunmaktayız. Geçmiş yıllarda 60 gün kadar bir sezon açık süremiz varken bu yıl beklentimiz 15 ila 20 gün gibi gözüküyor. Çünkü hava durumunu müsaitliği bunu bize öngörüde sunuyor. Bu sene inşallah 100 bin ile 150 bin barajını açabilirsek bizim için çok büyük bir hedef olmuş olacak. Tabii sağ olsun misafirlerimiz günlerdir hatta haftalardır bizden haber bekliyorlardı sezon açıldı mı açılacak mı diye. Çok şükür bugün açtık ve bugün hafta içi olmasına rağmen yalnız bırakmadılar. Otomobil ve misafir yoğunluğu olduğunu belirten Yılmaz, “Şu an yaklaşık olarak 450 ile 500 arası otomobil girişimiz oldu ve 3 bin ile 4 bin misafirimiz şu an merkezimizde kayak yapıyor. Çok teşekkür ediyoruz onlara. Davraz Kayak Merkezi olarak sezon süresi uzun oldukça biz kayak merkezimizdeki tesislerimizi çalıştıracağız. Tüm kayakseverleri ve kar severleri Davraz Kayak Merkezi’ne bekliyorum” dedi.
Kayak merkezine yapılan yatırımlarla ilgili bilgi veren Yılmaz, “Gondol testi çok merak ediliyor. Gondol testinin testleri devam ediyor. Müteahhit firmanın bize vereceği belgelerle beraber gondol mekanik testimizi de devreye alıp çalıştıracağız inşallah” şeklinde konuştu.
“10 yıldır her sene geliriz buraya”
Davraz Kayak Merkezine İzmir’den gelen Emre-Rabia Kılıç çifti 10 yıldır kış sezonunda Davraz Kayak Merkezini tercih ettiklerini belirterek, “Yaklaşık 15 gün önce buraya gelmiştik, o zaman kar yoktu ondan dolayı tatili yarım bıraktık. Şimdi dün itibarıyla yeniden geldik kar yağdığını görünce. İki tane oğlum var. Biz İzmir’de kara hasret kalıyoruz. Ailemiz de burada zaten hem ziyaret gibi oluyor. Şu an gayet memnunuz, hava da çok güzel İnşallah yarın da buradayız. 10 yıldır her sene geliriz buraya tatil için. Kış tatilini her sene burada geçiririz. Başka yerleri tercih etmeyiz, ailemiz de var zaten burada, aynı zamanda güzel buranın nezih bir ortamı var” ifadelerini kullandı.
Antalya’nın Manavgat ilçesinden arkadaş grubu ile gelen Sungur Alp ise kaydığı poşetle daha fazla zevk aldığını belirterek, “Kar çok güzel, kayıyoruz eğleniyoruz. Çok mutluyuz. Hava çok güzel, hiçbir sıkıntı çekmedik. Poşetle kaymak kızağa göre daha kaygan, daha güzel kayıyoruz” dedi. – ISPARTA
]]>AK Parti Küçükçekmece Belediye Başkan adayı Yeniay’ın, 10 Şubat Cumartesi Kanarya Mahallesi’ndeki bir derneği ziyareti sırasında beyaz bir araçla olay yerine gelen kişilerce uzun namlulu silah ve tabancayla ateş açılmıştı. Saldırıda 32 yaşındaki bir kadın ağır yaralanırken, çevredeki bazı binalara ve araçlara da kurşun isabet etmişti. Yeniay seçim çalışması esnasındaki silahlı saldırıda yaşananlara ilişkin CNN Türk ekranlarında dikkat çeken açıklamalarda bulundu.
Aziz YeniaySALDIRIDAN ÖNCE BİR KİŞİ UYARMIŞ
Yeniay, saldırı öncesi biri tarafından uyarıldığını ifade ederek, “Bir gün önceden bir cenaze çıkışında biri yanıma geldi, ‘Sizi öldürecekler, sizi uzun namlulu silahlarla tarayacaklar’ dedi. Tanıdığım, adını soyadını bildiğim biri. 20 senedir tanıdığım bir isim. Dedim ki; ‘Nereden aldınız bu bilgiyi?’ Şöyle cevap verdi; ‘Bozkırlar Kafe İSKİ’nin yanında bulunuyor. Oradaki 5 şahıs yakın zamanda cezaevinden çıktı. Geçmişte çok büyük bir iyilik yapmışsınız. Sokaklardaki biri sizi çok seviyor. Dedi ki bana, Aziz Başkan’a ulaş. Falan şirketteki falan kişi kendi aralarında konuşurken bir siyasetçi ile 2 saat toplantı yaptılar. Oradaki falan kişi oradakilerin konuşmasına şahit olmuş seni vuracaklar.'” dedi.
“BANA, ‘SENİ VURACAKLAR BAŞKANIM’ DEDİ”
Yeniay, açıklamasına devam ederek, “Israrla beni bırakmadı sonra şunları söyledi; ‘Terör örgütleri torbacıları kullanılacak. Roketle bile saldırabilirler.’ Ben de dedim ki; ‘Seni severim ama biraz makul olmak gerekiyor.’ O da bana, ‘Başkanım lütfen Kanarya Mahallesi’ne gitmeyin.’ dedi.” ifadelerini kullandı.

“DOĞRUSUNU SÖYLEMEK GEREKİRSE CİDDİYE ALMADIK”
Saldırının olduğu günkü seçim çalışmasıyla ilgili bilgi veren Yeniay şunları kaydetti:
“Bizim programlarımız birkaç gün önceden bellidir, duyurulur. Teşekkür ettim ama çok ciddiye almadım. İlgili şahsı aradım tekrar. Dedim ki; ‘İsim veriyorsun, siyasetçinin ismini veriyorsun. 2 tane firmadan bahsediyorsun. Niye böyle bir ilişkiye girsinler ki? Ben bu insanları tanımam etmem.’ Bunun üzerine, ‘Sana yalvarıyorum Başkanım’ dedi defalarca. Ben telefonu kapattım, doğrusunu söylemek gerekirse yine ciddiye almadık. Ertesi gün saat 16.00 civarında Kanarya’da Mardinlilerin bir ilçe derneğinde tanıtım yapacağız. Biz konuşmamızı yaptık. Oturma yerimiz kapının hemen girişindeydi. Güvenlik olarak en zayıf yerde oturuyoruz şimdi düşününce. İçerideki konuşmam bitti, artık çıkacağım. O esnada dikkatimizi çeken bir şey oldu. İçerdeki 2-3 kişi benim programım bitti değince dışarı çıktılar.”
İBB BAŞKANI İMAMOĞLU’NUN AÇIKLAMALARINDA TEPKİ
“Bir sonraki gün de birçok gariplik oldu.” diyen Yeniay, şunları söyledi: “Arkadaşlarımızdan bir tanesi vurulan kızımızın yanına gitti ilk müdahaleyi yaptı. Tabi ateş nereden açıldı bilmiyoruz, bekliyoruz. Dernek başkanı çıktı çok rahat bir şekilde içeri girdi. Dedi ki ‘Bu bize karşı bir şey değil. Adli bir saldırı, endişe edecek bir şey yok.’ Daha biz alandayız sahadan çıkmadan, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’ndan ‘Bu siyasi bir şey değildir’ açıklamaları geldi. Daha devlet olay yerine intikal etmemiş, savcı gelmemiş. ‘Siz nereden anladınız bunun adli bir mesele olduğunu? Bu beyanatı verenler; Devletin, emniyetin bilmediği bilgiyi nereden öğreniyorsunuz, size bu bilgiyi kim veriyor? Amacınız ne?’ diye soru sorduk. Sizin aracılığınız ile bir kez daha soruyorum. ‘Ne yapmak istiyorsunuz, nereye yönlendirmek istiyorsunuz, hedef mi şaşırtmak istiyorsunuz?'”

“İMAMOĞLU’NA, ‘SİZ SİNİRLİ HALİME HENÜZ DENK GELMEDİNİZ’ DEDİM”
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun saldırı sonrası açıklamalarına değinen Yeniay, “Saldırı basitse kimin yaptığını açıklasınlar. ‘Aydınlatın bizi’ diyorum İlçe Belediye Başkanı ve Büyükşehir Belediye Başkanı’na. Ben telefonda konuştuğumda çok net olarak sordum. Herkesin haddini bilmesini gerektiğini de sordum. Ben gergindim ama beyefendi çok rahattı, ‘Biz medeni insanlarız’ ifadelerini kullandı. Ben kendisine ‘Henüz sakinim, siz sinirli halime henüz denk gelmediniz. Tavsiye de etmem’ dedim.” ifadelerini kullandı.
“BENİ UYARAN KİŞİ DAHA SONRA BENİ ARAYIP YARDIM İSTEDİ”
Yeniay konuşmasının devamında şunları kaydetti: “Bizdeki, savcılıktaki, emniyetteki kanaat bunun bize karşı bir terör saldırısı olduğu yönünde. Aynı kişi beni bugün telefonla aradı ve ‘Benim ülkeyi terk etmem gerekiyor. Beni ortadan kaldıracaklar.’ dedi. ‘Bana yardım edin.’ dedi. Evham da yapıyor olabilir.”

Olay, 22 Haziran 2023’te, Osman Aksüner Mahallesi 5733 Sokak’ta meydana geldi. Evli ve 3 çocuk babası oto boyacısı Sedat Necmi Gültiren, kızı ve 10 yaşındaki kız torunuyla bir lokantada yemek yedi. Yemek sonrası Gültiren hesap öderken, torunu lokantanın önünde park halindeki otomobillerine binmek için dışarı çıktı. Küçük kız, dedesinin otomobili sandığı inşaat firması sahibi Nihat Pekyen’e ait otomobilin arka koltuğuna bindi. İddiaya göre, aynı lokantada oturan ve küçük bir kızın otomobiline bindiğini görüp, koşarak aracın yanına giden Pekyen, kızı darbetmeye başladı. Bu sırada lokantadan çıkan Sedat Necmi Gültiren, olaya müdahale etti. Gültiren ile Pekyen arasında çıkan tartışma kavgaya dönüştü. Çevredekiler tarafları ayırmak için araya girdi. Kavga sırasında Pekyen, Gültiren’in yüzüne ve göğsüne yumruk attı. Yere yığılan Sedat Necmi Gültiren, hareketsiz kaldı. İhbarla olay yerine sağlık ve polis ekipleri sevk edildi. Gelen sağlık ekipleri Gültiren’i ambulansla İzmir Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırdı.
KAVGA ANI KAMERADA
8 gün boyunca yaşam mücadelesi veren Gültiren, 30 Haziran 2023’te hayatını kaybetti. İzmir Adli Tıp Kurumu’nda otopsisi yapılan Gültiren, İzmir’de toprağa verildi. Kavgaya karışan Pekyen ise polis ekipleri tarafından gözaltına alındı. Emniyetteki işlemleri sonrası adliyeye sevk edilen Pekyen, tutuklandı. Gültiren’in ölümü ile sonuçlanan kavga anları ise bir iş yerine ait güvenlik kamerası tarafından kaydedildi. Soruşturmanın ardından Sedat Necmi Gültiren’in ölümüne neden olan Nihat Pekyen hakkında ‘kasten yaralama neticesinde ölüme neden olma’ suçundan 12 yıldan 16 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı.
‘ARKA KAPIYI AÇIP KIZLARI İNDİRMEK İSTEDİM’
Davanın ilk duruşması İzmir 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde bugün görüldü. Duruşmada tutuklu sanık Nihat Pekyen, taraf avukatları, ölen Sedat Necmi Gültiren’in yakınları yer aldı. Savunmasını yapan Nihat Pekyen, Denizli’den İzmir’e Kız arkadaşımla gelmiştik. Yol kenarında bir restoranda yemek yiyorduk. 10 ile 15 dakika sonra aracımın kapısının kapandığını gördüm. 20 ve 10 yaşlarında 2 kız çocuğunu aracımda gördüm. Koşarak aracın başına gittim. Kapıyı kilitlemeyi unutmuşum. 20’li yaşlardaki kız çocuğu kapıyı tutup açmadı. Arka kapıyı açıp kızları indirmek istedim. Araçta kız arkadaşımın çantası, valizim, 4 bin dolar ve 6 bin 800 TL param vardı. Kızları aracımdan indirmeye çalıştım. Sonra maktul geldi. Tartışmaya başladık. Kız arkadaşım araya girdi, ayrıldık. Bu kişi bana küfür etti. Avucumun içiyle boyuna vurdum. 30 saniye sonra yere düştü. Çevredeki esnaf bizi lokantanın içerisine soktu. Sonra da polisler geldi. Aracımdan 3 bin 200 dolarım çalındı dedi.
‘YEĞENİMİN KAFASINI CAMA VURARAK DARBETTİ’
Necmi Gültiren’in kızı Söngül Gültiren, Babam esnaftır. Olay günü beraber yemek yemek istedik. O gelmek istemedi ancak ikna ettik. Yeğenimle birlikte babam ile lokantaya gittik. Babam bir müşterinin aracı ile bizi lokantaya götürdü. İçeri girdik, babam aracı park edip peşimizden geldi. Biz sonrasında babamdan önce restorandan çıktık. Babamın bizi restorana getirdiği, ilk kez olay günü bindiğimiz sanık ile aynı renk ve modele sahip otomobili kapının önünde gördük. Restorana geldiğimiz araç zannedip, kapıları açık olan ve sanığa ait olduğunu sonradan fark ettiğimiz otomobile oturduk. Bu sırada sanık koşarak aracın başına geldi. Arka kapıyı açarak burada oturan yeğenimin kafasını cama vurarak darbetti ve dışarıya çıkartmaya çalıştı. Sonra babam olay yerine yetişti. Sanık babamın yüzüne ve göğsüne yumruk attı. 8 gün yoğun bakımda falan babam yaşamını yitirdi. Şikayetçiyim ifadelerini kullandı.
‘BUGÜN SEVGİLİLER GÜNÜ’
Necmi Gültiren’in eşi Sevim Gültiren ise Bugün 14 Şubat Sevgililer Günü. Ben bu sandık yüzünden 2 çocuğumla kaldım. Sanığın en ağır cezayı almasını istiyorum. 60 yaşındaki adama mı gücü yetti dedi.
Nihat Pekyen’in kız arkadaşı Dudu Yılmaz da Olay günü erkek arkadaşımla yemek yedik. Bu sırada Nihat birden koştu, aracın başına gitti. Araçtaki kızları indirmeye çalıştı, vurmadı. Sonra ölen kişi ve diğer yakınları toplandı. Bize sövüp, vurdular. Lokantaya yürürken, saldırı sürünce Nihat sinirlenip geri döndü. Ben arkamı döndüğümde, adamın yere düştüğünü gördüm. Paramız çalındı. Gerçi karakolda kızların üzerine baktılar ancak para çıkmadı diye konuştu.
Taraf avukatlarının savunmalarının ardından duruşma savcısı sanığın tutukluluğunun devamını istedi. Mahkeme heyeti ise sanığın tutukluluğunun devamına hükmedip, dosyadaki eksikliklerin giderilmesi için davayı ileri bir tarihe erteledi. (DHA)
]]>İZMİR’in Karabağlar ilçesinde, yanlışlıkla otomobiline binen kız çocuğunu darbettiği sırada olaya müdahale eden dedesi Sedat Necmi Gültiren’e (62) yumruk atarak ölümüne neden olan Nihat Pekyen’in (45) ‘kasten yaralama neticesinde ölüme neden olma’ suçundan 16 yıla kadar hapis istemiyle yargılanmasına başlandı. İlk duruşmasında Necmi Gültiren’in eşi Sevim Gültiren, “Bugün 14 Şubat Sevgililer Günü. Bu sanık yüzünden 2 çocuğumla kaldım. Sanığın en ağır cezayı almasını istiyorum” dedi. Tutuklu sanık Pekyen ise karşı tarafın kendisine küfür ettiğini söyledi.
Olay, 22 Haziran 2023’te, Osman Aksüner Mahallesi 5733 Sokak’ta meydana geldi. Evli ve 3 çocuk babası oto boyacısı Sedat Necmi Gültiren, kızı ve 10 yaşındaki kız torunuyla bir lokantada yemek yedi. Yemek sonrası Gültiren hesap öderken, torunu lokantanın önünde park halindeki otomobillerine binmek için dışarı çıktı. Küçük kız, dedesinin otomobili sandığı inşaat firması sahibi Nihat Pekyen’e ait otomobilin arka koltuğuna bindi. İddiaya göre, aynı lokantada oturan ve küçük bir kızın otomobiline bindiğini görüp, koşarak aracın yanına giden Pekyen, kızı darbetmeye başladı. Bu sırada lokantadan çıkan Sedat Necmi Gültiren, olaya müdahale etti. Gültiren ile Pekyen arasında çıkan tartışma kavgaya dönüştü. Çevredekiler tarafları ayırmak için araya girdi. Kavga sırasında Pekyen, Gültiren’in yüzüne ve göğsüne yumruk attı. Yere yığılan Sedat Necmi Gültiren, hareketsiz kaldı. İhbarla olay yerine sağlık ve polis ekipleri sevk edildi. Gelen sağlık ekipleri Gültiren’i ambulansla İzmir Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırdı.
KAVGA ANI KAMERADA
8 gün boyunca yaşam mücadelesi veren Gültiren, 30 Haziran 2023’te hayatını kaybetti. İzmir Adli Tıp Kurumu’nda otopsisi yapılan Gültiren, İzmir’de toprağa verildi. Kavgaya karışan Pekyen ise polis ekipleri tarafından gözaltına alındı. Emniyetteki işlemleri sonrası adliyeye sevk edilen Pekyen, tutuklandı. Gültiren’in ölümü ile sonuçlanan kavga anları ise bir iş yerine ait güvenlik kamerası tarafından kaydedildi. Soruşturmanın ardından Sedat Necmi Gültiren’in ölümüne neden olan Nihat Pekyen hakkında ‘kasten yaralama neticesinde ölüme neden olma’ suçundan 12 yıldan 16 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı.
‘ARKA KAPIYI AÇIP KIZLARI İNDİRMEK İSTEDİM’
Davanın ilk duruşması İzmir 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde bugün görüldü. Duruşmada tutuklu sanık Nihat Pekyen, taraf avukatları, ölen Sedat Necmi Gültiren’in yakınları yer aldı. Savunmasını yapan Nihat Pekyen, “Denizli’den İzmir’e Kız arkadaşımla gelmiştik. Yol kenarında bir restoranda yemek yiyorduk. 10 ile 15 dakika sonra aracımın kapısının kapandığını gördüm. 20 ve 10 yaşlarında 2 kız çocuğunu aracımda gördüm. Koşarak aracın başına gittim. Kapıyı kilitlemeyi unutmuşum. 20’li yaşlardaki kız çocuğu kapıyı tutup açmadı. Arka kapıyı açıp kızları indirmek istedim. Araçta kız arkadaşımın çantası, valizim, 4 bin dolar ve 6 bin 800 TL param vardı. Kızları aracımdan indirmeye çalıştım. Sonra maktul geldi. Tartışmaya başladık. Kız arkadaşım araya girdi, ayrıldık. Bu kişi bana küfür etti. Avucumun içiyle boyuna vurdum. 30 saniye sonra yere düştü. Çevredeki esnaf bizi lokantanın içerisine soktu. Sonra da polisler geldi. Aracımdan 3 bin 200 dolarım çalındı” dedi.
‘YEĞENİMİN KAFASINI CAMA VURARAK DARBETTİ’
Necmi Gültiren’in kızı Söngül Gültiren, “Babam esnaftır. Olay günü beraber yemek yemek istedik. O gelmek istemedi ancak ikna ettik. Yeğenimle birlikte babam ile lokantaya gittik. Babam bir müşterinin aracı ile bizi lokantaya götürdü. İçeri girdik, babam aracı park edip peşimizden geldi. Biz sonrasında babamdan önce restorandan çıktık. Babamın bizi restorana getirdiği, ilk kez olay günü bindiğimiz sanık ile aynı renk ve modele sahip otomobili kapının önünde gördük. Restorana geldiğimiz araç zannedip, kapıları açık olan ve sanığa ait olduğunu sonradan fark ettiğimiz otomobile oturduk. Bu sırada sanık koşarak aracın başına geldi. Arka kapıyı açarak burada oturan yeğenimin kafasını cama vurarak darbetti ve dışarıya çıkartmaya çalıştı. Sonra babam olay yerine yetişti. Sanık babamın yüzüne ve göğsüne yumruk attı. 8 gün yoğun bakımda falan babam yaşamını yitirdi. Şikayetçiyim” ifadelerini kullandı.
‘BUGÜN SEVGİLİLER GÜNÜ’
Necmi Gültiren’in eşi Sevim Gültiren ise “Bugün 14 Şubat Sevgililer Günü. Ben bu sandık yüzünden 2 çocuğumla kaldım. Sanığın en ağır cezayı almasını istiyorum. 60 yaşındaki adama mı gücü yetti?” dedi.
Nihat Pekyen’in kız arkadaşı Dudu Yılmaz da “Olay günü erkek arkadaşımla yemek yedik. Bu sırada Nihat birden koştu, aracın başına gitti. Araçtaki kızları indirmeye çalıştı, vurmadı. Sonra ölen kişi ve diğer yakınları toplandı. Bize sövüp, vurdular. Lokantaya yürürken, saldırı sürünce Nihat sinirlenip geri döndü. Ben arkamı döndüğümde, adamın yere düştüğünü gördüm. Paramız çalındı. Gerçi karakolda kızların üzerine baktılar ancak para çıkmadı” diye konuştu.
Taraf avukatlarının savunmalarının ardından duruşma savcısı sanığın tutukluluğunun devamını istedi. Mahkeme heyeti ise sanığın tutukluluğunun devamına hükmedip, dosyadaki eksikliklerin giderilmesi için davayı ileri bir tarihe erteledi.
]]>Dışişleri Sözcüsü Keçeli: İsveç ve F-16 konuları Türkiye-ABD ilişkileri için yeni bir fırsat
DIŞİŞLERİ Bakanlığı Sözcüsü Öncü Keçeli, “İsveç’in NATO’ya üyeliği ve F-16 sürecinin tamamlanmış olması, iki müttefik ülkenin karşılıklı saygı ve karşılıklı çıkarlar temelinde birbirlerini daha iyi anlaması için yeni bir fırsat penceresi sunması gerektiğini düşünüyoruz. Biz Amerika’nın, PKK’nın Suriye’deki uzantılarıyla olan ilişkisini tamamen sonlandırmasını istiyoruz. Diğer konu da FETÖ ile ilgili beklentilerimizi ciddiye alıp bu konuda bir adım atması. Biz meseleye müttefiklik ruhu bakımından yaklaşıyoruz” dedi.
Dışişleri Bakan Sözcüsü Keçeli, basın mensuplarıyla bir araya geldi. Keçeli, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın göreve geldiği günden bu yana yoğun bir diplomasi trafiği yürüttüğünü belirtti. Keçeli, Bakan Fidan’ın Arnavutluk-Bulgaristan ve Romanya temaslarının pozitif geçtiğini ve kapsayıcı olduğunu belirterek; hem siyasi partilerle hem kanaat önderleriyle görüşüldüğünü ve somut sonuçların da orta ve uzun vadede alınacağını söyledi. Keçeli, Bakan Fidan’ın Libya ziyareti hakkında ise Libya’nın toprak bütünlüğü ve istikrarının, Libya’daki iç çatışmalar başladığı günden bu yana Türkiye tarafından izlenen istikrarlı bir politika olduğunu söyledi.
FİDAN, MÜNİH GÜVENLİK KONFERANSINA KATILACAK
Bakan Fidan’ın Malta ziyaretinde Türkiye’nin Bingazi Konsolosluğu’nun yakın zamanda açılacağını duyurduğunu anımsatan Keçeli, henüz resmi bir tarih olmadığını; ancak kısa bir zaman içinde Bingazi’de Türkiye Başkonsolosluğu’nun faaliyete geçeceğini bildirdi. Keçeli, yarın Ankara’da Bakan Fidan’ın Macaristan Dışişleri ve Ticaret Bakanı Peter Szijjarto ile Gürcistan Dışişleri Bakanı Ilia Darchiashvili ile ayrı ayrı ortak basın toplantıları gerçekleştireceğini hatırlattı.
Sonrasında Fidan’ın Münih Güvenlik Konferansı’na katılacağını bildiren Keçeli, Münih Güvenlik Konferansı’nın dünyada çok sayıda karar alıcının katıldığı siyaset ve güvenlik konularının yoğunca konuşulduğu bir platform olduğunu belirterek, burada Fidan’ın yaklaşık 20 ikili görüşme yapacağını ve İsrail-Hamas çatışmaları sebebiyle Gazze’de yaşanan insani trajediye ilişkin mesajlar vereceğini söyledi.
Fidan’ın 2024 G20 Brezilya Zirvesi’ne katılacağını da belirten Keçeli, bu yılki toplantının ana temasının adil bir dünya ve sürdürülebilir bir gezegen inşa etmek olduğunu söyledi. Öte yandan zirvedeki 2 gündem maddesini açıklayan Keçeli maddelerin; ‘Küresel Yönetişim Reformu’ ve ‘Uluslararası gerilimlerde G-20’nin rolü’ olduğunu bildirdi.
ADF’DE GAZZE İÇİN YÜKSEK DÜZEYLİ PANEL
Keçeli, geçen yıl Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat depremleri nedeniyle yapılamayan Antalya Diplomasi Forumu’nun (ADF) bu sene 1-3 Mart tarihlerinde gerçekleşeceğini belirterek, “Ana tema, krizler döneminde diplomasiyi öne çıkarmak. Ana tema altında yapay zekadan, ara buluculuğa, bölgesel meselelerden, gıda krizine çok sayıda toplantı yapılacak. Şu aşamada 40 panel düzenlenmesi öngörülüyor. Gazze için yüksek düzeyli özel bir panel olacak. Katılımın geçtiğimiz bir önceki ADF’nin bile ötesine geçtiğini görüyoruz. 1’nci AFD’ye 10 devlet başkanı, 43 bakan ve 2 bin katılımcı vardı. 2022’de 17 devlet başkanı, 80 bakan ve 3 bin 300 katılımcı vardı. Bugün itibarıyla 3’ncü ADF’ye 21 devlet ve hükümet başkanı katılımını teyit ettiler, 59’u dışişleri bakanı olmak üzere 80’den fazla bakan Antalya’da olacak ve toplam 4 bin katılımcı olmasını bekliyoruz. Bu rakamların artmasını bekliyoruz. Zamanı gelince kimler olduğunu sizlerle paylaşacağız” dedi.
‘GAZZE’YE 34 BİN TON İNSANİ YARDIM SÖZ KONUSU’
Keçeli, Türkiye’nin Gazze konusunda öteden beri; ateşkes ilan edilmesi, insani yardımların Gazze’ye bir an önce ulaşması, Filistinlilerin yerlerinden edilmelerine yönelik politikaların son bulması ve gerilimin bölgesel çatışmaya dönüşmesinin engellenmesini istediğini söyledi. Keçeli, “İki devletli çözümle Filistin-İsrail sorununa kalıcı çözüm istiyoruz. Bu konuda uluslararası parametreler bellidir, diplomasinin unuttuğumuz metotlarıyla bu soruna çözüm bulunmasını istiyoruz. Tanık olduğumuz şeyler sözlerle ifade edilemez hale geldi. Büyük bir ihtimal İsrail uluslararası hukuk ve uluslararası insani hukuk bakımından işlenmesi mümkün olan bütün suçları bu işin sonunda işlemiş olacak. Gazze’ye bizim 34 bin ton insani yardım söz konusu oldu. Bunlardan yaklaşık 7 bin 400 ton ve 32 ambulans deniz ve hava yoluyla Mısır’a ulaştırıldı. Bu yardımın çok büyük oranda Gazzelilere ulaştığını gördük. Bu konuda Mısır hükumetine teşekkür etmek istiyoruz” dedi.
1359 KİŞİ TAHLİYE EDİLDİ
Keçeli ayrıca AFAD ve Türk Kızılay koordinesinde her hafta Gazze’ye 127 bin ton içme suyunun Mısır Kızılay’ı ile ortaklaşa bir şekilde sevk edildiğini açıkladı. Keçeli, Gazze’de sahra hastanesi kurulması konusunu da yakından takip ettiklerini vurgulayarak, “Dışişleri Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı yetkililerinden oluşan küçük bir heyet Gazze’de saha araştırması yaptılar. Tabii sahra hastanesi kurulabilmesi için belirli bir ekipman da gerekiyor. Bu konudaki çalışmalarımızda son aşamaya gelmek üzereyiz” dedi.
Bugüne kadar 1359 Türk ve KKTC vatandaşını ve yakınını Gazze’den tahliye ettiklerini belirten Keçeli, şu anda tahliye işlemleri takip edilen 1097 kişi olduğunu, bu listelerin düzenli olarak güncellendiğini kaydetti. Keçeli, Refah Kapısı’ndaki gelişmelerden de fazlasıyla rahatsız olduklarını belirterek, “Refah’ta yaşananları artık İsrail’in Gazze halkına uyguladığı zulmün kategorik olarak ‘yerinden edinme’ noktasına geldiğini gösteriyor. Bu da uluslararası hukuk ve uluslararası insani hukuk açısından bir suç teşkil ediyor. Bir an önce bunun durması lazım” dedi.
‘F-16 DOSYASINI MSB’YE DEVRETTİK’
Keçeli, Türkiye’nin ABD’den F-16 alımına ilişkin süreci de değerlendirerek, “Kongre onay süreci Türkiye saatiyle Pazar sabah 08.00’de sona erdi ve biz o noktada son derece mutlu bir şekilde bu dosyayı Milli Savunma Bakanlığı’na devrettik. Bundan sonraki süreçte bu konudaki teknik süreci onlardan daha sağlıklı bir şekilde öğrenebilirsiniz” dedi.
Türk-Amerikan ilişkilerini de değerlendiren Keçeli, “Bazı yorumcular Türk-Amerikan ilişkilerinde normalleşmeden bahsetti. Aslında normalleşme ifadesi biraz fazla güçlü oluyor. İlişkilerimizin seviyesinde, Amerika ile olan diyaloğumuzun derinliğinde hiçbir zaman azalma olmadı. Öte yandan İsveç’in NATO’ya üyeliği ve F-16 sürecinin tamamlanmış olması, iki ülkenin iki müttefik ülkenin karşılıklı saygı ve karşılıklı çıkarlar temelinde birbirlerini daha iyi anlaması için yeni bir fırsat penceresi sunması gerektiğini düşünüyoruz. Bizim Amerika’dan beklentimiz çok açık. Biz Amerika’nın PKK’nın Suriye’deki uzantılarıyla olan ilişkisini tamamen sonlandırmasını istiyoruz. Tabii bir diğer konu da Amerika’nın FETÖ ile ilgili beklentilerimizi ciddiye alıp bu konuda bir adım atması. Biz bu meseleye müttefiklik ruhu bakımından yaklaşıyoruz” diye konuştu.
Keçeli, Türkiye’nin Amerika’dan beklentilerinin çok açık olduğunu ve bu konuları Amerikalılarla konuşmaya devam edeceklerini, Amerika ile ilişkilerin daha da güçlendirilebileceğini belirtti. Keçeli, ayrıca Bakan Fidan’ın göreve geldiğinden bu yana ABD Dışişleri Bakanı Blinken ile 8 kez yüz yüze görüştüklerini ve en az da 10 telefon görüşmesi yaptıklarını açıkladı.
‘PUTİN’İN ÜLKEMİZE ZİYARETİ HER ZAMAN GÜNDEMDE’
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Türkiye’ye ertelenen ziyareti hakkındaki soruyu yanıtlayan Keçeli, “Erteleme kelimesi kullanılıyor; ama hiçbir zaman resmi olarak bir ziyaret tarihi açıklanmamıştı. Bu yüzden bir bakımdan ‘erteleme’ kelimesi doğru değil. Sayın Putin’in ülkemize ziyareti her zaman gündemde, bugün de gündemde. Ne zaman Cumhurbaşkanımızın takvimine alınırsa, nerede yapılacaksa o toplantı o gün Cumhurbaşkanlığımız tarafından açıklanacaktır” dedi.
Keçeli, Ukrayna’nın, Karadeniz Tahıl Girişimi’ne alternatif olarak Romanya ve Bulgaristan karasularından geçen yeni bir çalışma başlattığını belirterek “Biz bu çalışmayı destekliyoruz. Diğer taraftan gerek ihraç edilen tahılın miktarı gerekse de Karadeniz’in genel güvenliğine yansımaları bakımından biz Karadeniz’de tahıl girişiminin canlandırılması gerektiğini düşünüyoruz ve bunun için de çaba gösteriyoruz” ifadelerini kullandı.
‘KARADENİZ’İN GÜVENLİĞİ BİZİM İÇİN ÖNEMLİ’
Ayrıca Rusya-Ukrayna sorununun çözüme kavuşması noktasında Türkiye’nin masada olan bir teklifi olduğunu anımsatan Keçeli, “Taraflar kendilerini ne zaman müzakere etmeye hazır hissederlerse biz bunu kolaylaştırmaya hazırız; ancak bunun için esas olan tarafların kendi iradeleridir. Dışarıdan bir barış girişimi, bir arabuluculuk girişimi empoze edilemez. Karadeniz’in güvenliği bizim için çok önemli. Bu yüzden Montrö Anlaşması’na sahip çıkıyoruz. Sayın Bakanımız, Bulgaristan’da ve Romanya’da yaptığı açıklamalarda da bu konuya değindi. Biz Karadeniz’de Ukrayna’daki savaşın başlamasının hemen ardından Montrö’yü uygulamaya koyduk, ilgili maddesini harekete geçirdik” dedi.
Keçeli, Schengen Bölgesi için Türk vatandaşlarına vize serbestisine yönelik soruyu ise “Biz vize serbestisinde yüzde 92 oranında aslında süreci tamamlamış durumdayız. Yerine getirilmemiş 6 kriter var; ancak aynı diğer konularda da olduğu gibi AB’nin ciddi bir siyasi irade ortaya koyması gerekiyor. Biz bu konuyu, ikili ve çok tarafı platformlarda sürekli dikkate getiriyoruz” dedi.
]]>Bu hafta; Ayak Bacak Fabrikası (Eskişehir Şehir Tiyatroları)(Konuk Oyun), Yaftalı Tabut, İki Efendinin Uşağı, Tartuffe, Ay, Carmela!, Godot Geldi, Kimse Öyle Şeyleri Konuşmuyor Artık, Oscar, Fındıkkıran, Herkes Sihirbaz Olacak, Benim Küçük Yıldızım, Rüya, Bir Gece Masalı, Bir Gün Ayakkabımın Teki, Bekçi ile Postacı adlı oyunlarımız seyirciyle buluşacak.
İstanbul Şiirle Buluşuyor: Oteller Kenti (Edip Cansever)
İBB Şehir Tiyatroları, İstanbul Şiirle Buluşuyor başlığı altında, şairler ve şiirleri üzerinden oluşturulan özel mekan ve ses evreninde yeni bir “anlatı”yı seyircisine sunuyor.
Hümay Güldağ’ın uyarlayıp yönettiği Oteller Kenti’nde müzik tasarımı Hüseyin Tuncel’e, dekor tasarımı Cihan Aşar’a, kostüm tasarımı Ahsen Nur Doğan’a, efekt tasarımı Metin Küçükyılmaz’a, ışık tasarımı Uğur Yıldız’a, görsel tasarım Yakup Altay’a ve koreografi Arda Alpkıray’a ait.
Oteller Kenti’nin oyuncuları Hüseyin Köroğlu, Hümay Güldağ ve Aslı Şahin. Piyanoda Orçun Tekelioğlu, solist olarak Berfu Aydoğan etkinliğin müzikleri için sahnede yerini alıyor. Etkinlik, 18 Şubat 2024 tarihinde Müze Gazhane Meydan Sahne’de.
Oyun biletleri ve İstanbul Şiirle Buluşuyor etkinliğinin ücretsiz davetiyeleri gişelerden, https://sehirtiyatrolari.ibb.istanbul/, biletinial.com adreslerinden ve mobil uygulamamızdan temin edilebilir.
Bu Haftanın Programı (14-18 Şubat 2024)
AYAK BACAK FABRİKASI (Eskişehir Şehir Tiyatroları)(Konuk Oyun)
İnsanlık tarihi boyunca ezenlerin, ezilenler üzerinde kurduğu otorite, baskı ve kandırmacanın değişmediğini vurgulayan oyun, bilinmeyen bir ülkede geçiyor ve aslında çok iyi bilinen bir konuyu, çarpıcı bir anlatımla ele alıyor.
Sermet Çağan’ın yazdığı, Murat Karasu’nun yönettiği oyunda Ali Eyidoğan, Hakkı Kuş, Ecren Can Serim, Korel Cezayirli, Zafer Ergül, Başak Boran Oksal, Mustafa Kılıkçı, Özlem Boyacı, Serhat Onbul, Nigar Berktin, Ceyda Çınar Onbul, Onur Birgi, Ahmet Barut, Kutan Gökkaya, Sinan Aktezcan, Emel Alnady rol alıyor. Oyun, 14-17 Şubat 2024 tarihleri arasında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde.
YAFTALI TABUT
Adına tarihin dipnotlarında rastlayabildiğimiz, Türkiye’nin ilk kadın oyun yazarı, kuramcı, aktivist, sosyal ve siyasi yaşamın her alanında öncü Fatma Nudiye Yalçı’nın hikayesi. 1920’lerde başlayan mücadelesine Dr. Hikmet Kıvılcımlı ve Nazım Hikmet de eşlik ediyor.
Bilgesu Erenus’un yazdığı Yelda Baskın’ın yönettiği oyunda Bensu Orhunöz, Ceren Hacımuratoğlu, Lale Kabul, Nazan Yatgın Palabıyık, Selin Türkmen, Şenay Bağ, Mana Alkoy rol alıyor. Oyun, 14-17 Şubat 2024 tarihleri arasında Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde.
İKİ EFENDİNİN UŞAĞI
Pantolone, kızı Dottore’yi oğlu Slvio ile evlendirmeye karar vermiştir ve evinde bir tören düzenler. Gençler birbirlerine aşıktır ancak daha önce Pantolone’nin kızını evlendirme sözünü verdiği ve öldüğünü sandıkları Federico Rasponi’nin bu törene gelmesiyle işler karışır.
Sözlü gelenekten beslenen İtalyan Halk Tiyatrosu Commedia Dell Arte’nin seçkin örneklerinden biri olan ve uşak Truffaldino’nun kurnaz hazırcevaplığı ile ilerleyen oyun izleyicilerine keyifli bir seyir sunuyor. Carlo Goldoni’nin yazdığı Aslı Öngören’in yönettiği oyunda Çağlar Ozan Aksu, Dolunay Pircioğlu, Eraslan Sağlam, Hamit Erentürk, Mert Tanık, Murat Bavli, Müslüm Tamer, Seda Çavdar, Volkan Öztürk, Yeliz Gerçek, Yılmaz Aydın rol alıyor. Oyun, 14-17 Şubat 2024 tarihleri arasında Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde.
TARTUFFE
Zengin mi zengin bir adamın, ailesindeki ve çevresindeki kimseyi dinlemeden evine yerleştirdiği sahtekar bir sofu ile hem kendi hem de çevresindekilerin hayatını beter etmesini anlatan bu ölümsüz eserde; inancı, aileyi, aşkı, erkek-kadın farklarını, dünümüzü, bugünümüzü, mizahı, müziği, acıyı, hüznü, rahatsız edici türlü anları iç içe ve olanca dinamiğiyle seyircinin karşısına çıkarıyoruz.
Orhan Veli’nin olağanüstü çevirisine, şiirlerinden bestelenen şarkıların da eşlik ettiği seyirliğimizle, hayata dair bu acayip bilmeceyi bir kez daha kahkahalarla selamlıyoruz.
Molière’in yazdığı, Orhan Veli Kanık’ın çevirdiği, Yiğit Sertdemir’in yönettiği oyunda Bennu Yıldırımlar, Emre Şen, Gürkan Başbuğ, Mehmet Soner Dinç, Murat Garipağaoğlu, Naci Taşdöğen, Nilay Bağ, Özge Kırdı, Semah Tuğsel, Tolga Yeter, Yeşim Koçak, Zeynep Göktay Dilbaz rol alıyor. Oyun, 14-17 Şubat 2024 tarihleri arasında Ümraniye Sahnesi’nde.
AY, CARMELA!
İspanya’da Milliyetçiler ve Cumhuriyetçiler arasında geçen iç savaş dönemini anlatan oyunda, iki varyete oyuncusu Carmela ve Paulino, Franco önderliğindeki Milliyetçiler tarafından rehin alınır.
Belçite şehrinin işgalini kutlayan Milliyetçiler tarafından istemedikleri bir gösteriye zorlanırlar. Bu zorlamanın sonucunda içinde bulundukları savaşı, “gösteri yapılmalı mı, yapılmamalı mı?” sorusuyla sanatı ve sanatçıyı sorgulamaları, işleri gereği güldürmeyi, eğlendirmeyi hedefleyen bu iki oyuncunun isyanları, gelgitleri, kayıpları anlatılır. Jose Sanchis Sinisterra’nın yazdığı, Yalçın Baykul’un çevirdiği, Naşit Özcan’ın yönettiği oyunda, Ada Alize Ertem, Çağatay Palabıyık, Erkan Akkoyunlu rol alıyor. Oyun, 14-17 Şubat 2024 tarihleri arasında Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde.
GODOT GELDİ
“Godot Geldi”, İrlandalı yazar Samuel Beckett’in “Godot’yu Beklerken” adlı yapıtının ardından ve ona bir “gönderme” olarak, Karadağlı yazar Miodrag Bulatovic’in kaleme aldığı bir oyundur… “Olay” bir bataklıkta geçer. Becket’in oyununda; Godot beklenilir… Bulatovic’in oyununda ise, bir fırıncı olarak Godot gelir…
Beckett, yapıtında kavramlardan yola çıkarak evrensel bir resital sunarken, Bulatovic, aynı tematik yapıyı işlemiş olsa da, rol kişilerinin ve kısmen de olsa mekanın yapısını değişime uğratarak, daha çok “simge”lere yönelmiştir…
Beckett’te de, Bulatovic’te de bekleyenler açısından önemli olan, aslında beklenen kişinin kim olduğu değil, bekleyişin kendisidir… İşte bu durumda; kim olduğu tam olarak bilinmeyen bir “gelen”in, kesinlikle tanımlanmış bir “giden”e dönüşmesinin öyküsüdür diyebiliriz “Godot Geldi” için…
Miodrag Bulatovic’in yazdığı, Sevgi Soysal’ın çevirdiği, Ragıp Yavuz’un yönettiği oyunda Ali Mert Yavuzcan, Can Başak, Can Ertuğrul, Derya Çetinel, Meriç Benlioğlu, Murat Coşkuner rol alıyor. Oyun, 14-17 Şubat 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde.
KİMSE ÖYLE ŞEYLERİ KONUŞMUYOR ARTIK
Oyun, 12 Eylül darbesi dönemini en acı şekilde yaşayıp parçalanan bir ailenin bugüne uzanan hikayesini konu alıyor. Leyla, ailesinin geçmişiyle yüzleşiyor ve onların hikayesini anlatabilmek için hayatını değiştirmeyi göze alıyor.
Şirin Gürbüz’ün yazdığı Emre Koyuncuoğlu’nun yönettiği oyunda Caner Bilginer, Radife Baltaoğlu, Kutay Kırşehirlioğlu, Ebru Üstüntaş, Hazal Uprak, Can Alibeyoğlu, Kamer Karabektaş rol alıyor. Oyun, 14-17 Şubat 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Meydan Sahne’de.
OSCAR
Christian Jacqueline’e aşıktır, Colette ise Oscar’a. Christian uzun süredir sevdiği kızı Mösyö Bernard’dan isteme niyetindedir. Colette ise babası Mösyö Bernard’a söylediği yalanla sevgilisi ile evlenme planları yapmaktadır. Ancak ne Christian doğru kızı ister ne de Colette doğru adamla evlenmek üzeredir. Birkaç dakikada sarpa saran olaylar hiç de kolay çözülecek gibi gözükmemektedir.
Claude Magnier’in yazdığı, Asude Zeybekoğlu’nun çevirdiği, Ersin Umulu’nun yönettiği oyunda Abdullah Topal, Aslı Aybars, Asrın Gurur Kuyucak, Cem Karakaya, Ceylan Çete, Çağrı Büyüksayar, Damla Cangül Yiğit, Aslı Şahin, Hakan Gümüş, Hüseyin Emre Şen, İrem Erkaya, Neslihan Ayşe Öztürk, Oğuzhan Oğuz rol alıyor. Oyun, 17 Şubat 2024 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde.
Çocuk Oyunları
FINDIKKIRAN (7+ Yaş)
Minik Clara, yılbaşı hediyesi olarak aldığı Fındıkkıran isimli oyuncağıyla özel bir bağ kurar. Görünenin ardındaki güzelliğin ortaya çıkacağı o gece hayalle gerçek arasında, başka dünyalarda büyük serüven başlar. 1800’lerden günümüze birbirinden farklı versiyonlarıyla operada,
sinemada büyük ilgi gören bu halk öyküsü, tüm görkemiyle şimdi Şehir Tiyatrosu’nda sahneleniyor. E.T.A Hoffmann’ın masalından Dilşad Çelebi’nin uyarladığı, Lerzan Pamir’in yönettiği oyunda Asrın Gurur Kuyucak, Gözde İpek Köse, Cihan Kurtaran, Çağrı Büyüksayar, Derya Keykubat, Dolunay Pircioğlu, Emel Bertan, Esra Ede, Emrah Derviş Soylu, Gürkan Başbuğ, Hakan Gümüş, Osman Kaba, Pelin Budak, Salih Şimşek, Sefa Turan, Selen Nur Sarıyar, Ümit Bülent Dinçer, Yılmaz Aydın rol alıyor. Oyun, 18 Şubat 2024 tarihinde Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde.
HERKES SİHİRBAZ OLACAK (3+ Yaş)
Ünlü sihirbaz Zubi’nin öğrencileri “usta”lığa geçip onun sihirli şapkasını almanın hayalini kurarlar. Zubi, sihirli şapkanın yeni sahibini belirlemek için bir yarışma düzenler. İllüzyon gösterileriyle ilerleyen oyunda, hedefe ortaklaşa ilerlemenin önemi anlatılıyor.
Kubilay Tuncer’in yazıp yönettiği oyunda Aslı Şahin, Aybar Taştekin, Cihat Faruk Sevindik, Damla Cangül Yiğit, Zeliha Bahar Çebi rol alıyor. Oyun, 18 Şubat 2024 tarihinde Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde.
BENİM KÜÇÜK YILDIZIM (3+ Yaş)
Bir gün bir yıldız kayar… Gökyüzünden… Küçük kız onun peşine düşer… Belki gözündeki yıldıza ulaşamaz; ama bir yıldız şarkıcı kargaya, tavuklar için bir Yıldız gibi pırıl pırıl parlayan bir mısır tanesine, her nefes aldıkça bir yıldız parıldayan ateş böceğine rastlar… Hepsiyle arkadaş olur… Sonunda gerçek yıldızın içinde olduğunu sevgi kardeşlik dostluk olduğunu anlar.
Cengiz Özek’in yazıp yönettiği oyunda Ayşe Günyüz Demirci, Buğra Can Ildırışık, Yunus Erman Çağlar, Kamer Karabektaş, Mana Alkoy, Özge Kırdı, Pınar Pamuk, Aslı Menaz rol alıyor. Oyun, 18 Şubat 2024 tarihinde Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde.
RÜYA(5+Yaş)
Hayvanat bahçesini ziyaret eden Özgür, doğal yaşam alanlarından kopartılıp kafese konan hayvan dostlarını rüyasında görür. Artık harekete geçme zamanıdır ve Özgür onları kurtarmakta kararlıdır. Özge Midilli-Ertan Kılıç’ın yazdığı Özge Midilli’nin yönettiği oyunda Alp Tuğhan Taş, Esen Koçer, Pınar Aygün, Direnç Dedeoğlu, Gülce Çakır, Mehtap Gündoğdu Akbulut, Nilay Bağ, Nilay Yazıcıoğlu rol alıyor. Oyun, 18 Şubat 2024 tarihinde Ümraniye Sahnesi’nde.
BİR GECE MASALI (5+ Yaş)
Shakespeare’in Bir Yaz Gecesi Rüyası isimli oyunundan uyarlanan Bir Gece Masalı, arkadaşlık kavramı üzerine kuruludur. Oyun, ailesinin istediği gençle değil kendi istediği kişi ile arkadaşlık kurmak isteyen Şirin Kız’ın Yakışıklı Delikanlı, Güçlü Delikanlı ve Selvi Kız ile ormanda geçirdiği bir gecede yaşananları anlatır. William Shakespeare’in yazdığı Musa Arslanali’nin yönettiği oyunda Ayşe Nurseli Tırışkan Akpınar, Burhan Yeşilyurt, Çağlar Ozan Aksu, Güzin Alkan, Hüseyin Emre Şen, Mehmet Emre Ertunç, Oğuzhan Oğuz, Ömer Naci Boz, Seda Yılmaz, Serap Doğan rol alıyor. Oyun, 18 Şubat 2024 tarihinde Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde.
BİR GÜN AYAKKABIMIN TEKİ (3+ Yaş)
Rengarenk bir mutfak… Ama her yer çok dağınık… Oyuncu mutfağı toplamaktan sıkılıp gitmeye karar verir ama ayakkabısının tekini bir türlü bulamaz. O da ne, önce ayakkabısının diğer teki, sonra mutfaktaki her şey konuşmaya başlar. Kayıp ayakkabı, Kaptan Cook’u aramaya gitmiştir ve kim bilir başından ne maceralar geçmektedir… Derya Yıldırım’ın yazdığı, Özgür Kaymak’ın yönettiği oyunda Derya Yıldırım rol alıyor. Oyun, 18 Şubat 2024 tarihinde Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde.
BEKÇİ İLE POSTACI (3+ Yaş)
Postacı Piero ile Gece Bekçisi Marcello adlı çocuk kitabından uyarlanan eserde bir bekçi ile bir postacı ev arkadaşlarıdır. Biri gece diğeri gündüz çalıştığından hiç görüşemezler. Soğuk bir kış günü ikisi de hastalanınca, evi aynı anda paylaşmaları gerekir.
Lodovica Cima, Gabriele Clima’nın yazdığı Ceylan Özçapkın’ın çevirdiği, Derya Yıldırım’ın oyunlaştırıp yönettiği oyunda Melisa Demirhan, Besim Demirkıran, Cafer Alpsolay, Fatma İnan, Reyhan Karasu, Zeynep Ceren Gedikali rol alıyor. Oyun, 18 Şubat 2024 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde.
]]>CHP’nin 4’üncü Genel Başkanı Deniz Baykal’ın ölüm yıl dönümü dolayısıyla bugün Ankarada’ki Devlet Mezarlığı’nda anma töreni düzenlendi. Anma törenine, CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Memleket Partisi Genel Başkanı Muharrem İnce, CHP Ankara İl Başkanı Ümit Erkol, Çankaya Belediye Başkanı Alper Taşdelen, Etimesgut Belediye Başkan Adayı Erdal Beşikçioğlu, CHP genel başkan yardımcıları ve milletvekilleri katıldı. Özel, Baykal’ın mezarına çelenk bıraktı, saygı duruşunda bulunuldu, ardından dua okundu ve kabre karanfil bırakıldı.
ATAÇ BAYKAL: “BABAMI KAYBEDELİ 1 YIL OLDU, BUNUN YARATTIĞI BÜYÜK BİR BOŞLUK VAR”
Deniz Baykal’ın oğlu Ataç Baykal, şunları söyledi:
“Babamı, Deniz Baykal’ı kaybedeli 1 yıl oldu. Bunun yarattığı büyük bir boşluk var. Günümüzde o boşluğun doldurulmasına çok ihtiyaç var. CHP’de yeni bir genel başkanımız, yeni bir yönetimimiz var. Siyaset çok dinamik bir süreç, insanlar değişiyor, koşullar değişiyor. Değişen bilim-teknoloji insanları, koşulları değişmeye zorluyor. CHP’nin kuruluşundan beri 100 yıl geçti. İnşallah yeni yönetimimizle biz de bu değişen koşullara ayak uyduracağız. Önümüzdeki yıllarda göğsümüz kabarık olarak gelip babamın mezarı başında hatıralarla buluşacağız inşallah.”
MUHARREM İNCE: “BİR DEVLET ADAMIYDI. BENİM USTAMDI. MEKANI CENNET OLSUN”
Memleket Partisi Genel Başkanı Muharrem İnce, şunları söyledi:
“Sayın Baykal, rahmetli Baykal beni tahtanın başından alıp milletin karşına çıkaran kişidir. Seçilir seçilmez kendisine muhalefet demiştim. Sonra sordum, genel başkanlıktan ayrılınca, ‘2007’de beni neden harcamadınız’ dedim. ‘Düşündüm ama çok yetenekli bir çocuktun. Sana kıyamadım’ dedi. Çok özel sohbetlerimiz oldu genel başkanlıktan ayrıldıktan sonra. Sadece şunu söyleyebilirim: Bir devlet adamıydı. ‘Partinin oyu önemli değil, önemli olan memleket’ dediğini çok kere duymuşumdur ağzından. Allah rahmet etsin. Benim ustamdı diyorum. Mekanı cennet olsun.”
ÖZGÜR ÖZEL: “CHP’YE EMEK DEĞİL, BİR ÖMÜR VERMİŞ BİR GENEL BAŞKAN’IN HUZURUNDAYIZ”
CHP Genel Başkanı Özgür Özel ise şöyle konuştu:
“Bugün, Genel Başkanımız Deniz Baykal’ın vefatının 1’inci yıl dönümünde mezarı başında hep birlikteyiz. Kendisini rahmetle ve minnetle anıyoruz. CHP’nin 35 yaşında milletvekili, 36 yaşında maliye bakanı, 40 yaşında enerji ve tabii kaynaklar bakanı olmuş; talan edilmekte olan madenleri bir kez daha kamulaştırarak bu ülkeye kazandırmış; sosyal demokrasiye, CHP’ye emek değil, bir ömür vermiş bir Genel Başkan’ın huzurundayız. Kıymetli ailesinin acısını ve onurunu paylaşıyoruz. Çünkü Türkiye’nin en büyük ailesinin uzun süre bir neferi ve genel başkanı olmuş Deniz Baykal’ın huzurundayız CHP ailesi olarak. Her birimiz kendisinden çok şey öğrendik.
“HİKAYEM TAM 15 YIL ÖNCE O TELEFONLA BAŞLADI”
Bundan tam 15 yıl önce, sadece 2 gün farkla Sayın Deniz Baykal, Manisa’da belediye başkan adayı olmam için belediye başkan adayımız sağlık sorunlarından dolayı yoğun bakımdaydı, seçimlere çok kısa bir süre kala telefonla beni aradı. Ben Ankara’da, Türk Eczacıları Birliği’nde görevliydim. Kendisine seçimin bu zamandan sonra kayıp olduğunu, benim bu görev için çok erken yaşta olduğumu ve hazır olmadığımı söylediğimde, ‘Sen iyi bir CHP’lisin. Partililer, bazı günlerde partileri için görev yaparlar. O görev hiçbir zaman unutulmaz. Bu görevi yapman için aradım. Yoksa sana belediye başkanlığı teklif etmiyorum. Partinin bayrağını yere düşürmemeyi teklif ediyorum’ demişti. Onun üzerine de görevi kabul ettim ve benim aktif siyasetteki bir adaylaşmayla beraber -elbette parti üyesiydik, aktif siyasetteydik- hikayem tam 15 yıl önce o telefonla başladı. O telefondan 1 ay sonra, 2009 yılının mart ayında, Manisa’da Cumhuriyet Meydanı’nda yaptığı konuşmanın sonunda beni sahneye alıp Manisalılar’a, ‘Ona bakınca ben, 35 yıl önceki Deniz Baykal’ı görüyorum. Ona bakınca ben, 35 sene önce 35 yaşında bakan olan Deniz Baykal’ı görüyorum. Özgür de bugün 35 yaşında’ dedi. Deniz Baykal’ın bakanlığının üzerinden 50 sene, bu sözü söylediğinin üzerinden 15 sene geçti.
“DENİZ BAYKAL HAYATIMDA ÇOK FARKLI İZLER BIRAKMIŞ BİRİSİDİR”
O adaylıktan sonra Manisa’da bir esnaf lokantasında yemek yedik. Kendisi yemeğini bitirip çayını içince, ‘Sayın Genel Başkanım kalkalım mı’ dediğimde dedi ki ‘Bak yarın öbür gün sen de bu görevlere geleceksiniz. Akşam yemeğinden erken kalk. Seni ağırlayanlar rahat etsin. Ertesi günü de ona göre planlasınlar. Öğle yemeğinden en son kalk’ dedi, eliyle gösterdi. Dışarıda daha yeni yemek verilen korumalar vardı. Şoförler vardı. ‘Sana eşlik edenleri aç bırakmayasın’ dedi. Geçtiğimiz günlerde bir öğle yemeğinden kalkmaya davrandığımda arkaya baktım, daha çorbasını içen koruma arkadaşlar vardı. Deniz Baykal sadece siyaseten söyledikleriyle değil; bir siyasetçi nasıl yetiştirilir, bir siyasetçiyle ilgili nasıl öngörülü olunur hepsi açısından hayatımda çok farklı izler bırakmış birisidir. Manisa’da ertesi gün Deniz Bey ayrıldıktan sonra yerel gazetelerde -hala saklarım- ‘Deniz Baykal partinin belediye başkan adayını değil ama gelecekteki genel başkanı tanıttı’ gibi iddialı ifadeler vardı. Manisa’da hep konuşuldu, hep konuşuldu.
“ATATÜRK’ÜN, BAYKAL’IN, İNÖNÜ’NÜN, ECEVİT’İN VE KILIÇDAROĞLU’NUN DA PARTİSİNİ İKTİDAR YAPTIĞIMIZDA VEFAMIZI GÖSTERMİŞ OLACAĞIZ. MEZARI BAŞINDA SÖZ VERİYORUZ”
Bugün huzuruna 1’inci ölüm yıl dönümünde, partinin genel başkanı olarak varmış olmak beni açımdan hem büyük bir onur hem omuzlarımda çok büyük bir yük. Çünkü siyasette vefa tartışmaları yapılıyor. Bir partinin önceki genel başkanına vefa gösterecekseniz bunun bir yolu var. Bu ilk genel başkan da son genel başkan da olsa partisini iktidar yaparsanız vefanızı göstermiş olursunuz. Biz, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün partisini de Deniz Baykal’ın partisini de İnönü’nün, Ecevit’in ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun partisini de iktidar yaptığımızda önceki genel başkanlarımıza vefamızı göstermiş olacağız. Mezarı başında buna söz veriyoruz. Bundan sonra CHP ailesinin hep birlik ve beraberlik içinde, iyi günlerde Türkiye’ye iyi günleri yaşatmasını ümit ediyorum. Partimizde çok önemli görevlerde bulunmuş, bana da emeği olan Sayın Genel Başkanımız Muharrem İnce’ye ve örgütüne de burada bizimle birlikte oldukları için bu büyük ailenin birer zaferi olarak çok teşekkür ediyorum.”
]]>AĞRI – Ağrı’da bulunan Küpkıran Kayak Merkezi bu sene kar yağışının geç etkili olması nedeniyle sezonu geç açtı, kayak severler kayak merkezine koştu.
Kent merkezine 2 kilometre uzaklıkta bulunan Küpkıran Kayak Merkezi, Ağrı ve ilçelerinin yanı sıra çevre illerden de kayak meraklılarının ilgisini çekerken, bu yıl kar yağışının geç etkili olmasından dolayı açılışı 40 gün geç yaptı. Pist sayıları ve uzunlukları artırılarak büyütülen kayak merkezine gelen vatandaşlar, kızak ve snowboard yapmanın keyfini çıkardı.
Tatili fırsat bilip ailecek kaymaya geldiğini söyleyen Birol Yaşar, “Buraya kaymak için geldik. Üç günden beri kaymak için buradayız, zaten üç gün önce öğrendik, kaymaya başladık. Başarılı olduk 2-3 günde öğrenilecek bir spor, burada çok eğleniyoruz. Ağrı’da pistimiz gayet güzel, kısa bir pist ama yeni başlayanlar için güzel bir pist, öğrenme açısında çok iyi, haftasonu tatillerinde ailecek gelinecek bir mekan, Hafta sonu kızımla birlikte kayak merkezine geldik. Gayet keyifli zaman geçiriyoruz. Kar yağışımız biraz geç başladığı için sezonda biraz geç başladı” dedi.
Kaymak için gelen öğrenci Aysel Zeynep Yaşar, ” Bu hafta sonu kayak merkezine geldik ve kayıyoruz. Çok güzel bir gün oldu. 4 gündür buradayız çok güzel bir gün oldu” dedi.
İşletme sahibi Ali Yılmaz, “2023-2024 kayak sezonunu açtık fakat, 40 gün gecikmeli oldu. Normalde Aralık 15’te falan kayıyorduk ama bu sene sezonun sonu Ocak’ın 27’sinde sezonu açtık. Buda şöyle dünyadaki iklimlerin değişmesiyle böyle bir çok kayak tesisinde sıkıntı yaşıyorlar. Bizde yaşadık onu suni karlama var, suni karlama dediğimiz kendi karını kendim yapıyorsun. Artık kar 2 bin rakımdan aşağı yağmıyor, yani bin 600’lerde karı görmek çok zor, bizde karlama makinasını getirdik, farları da hepsini getirdik 4 yıldır depomuzda duruyor. Ama ne acıdır her yıl kuracağız diyoruz, bir türlü kurmadılar yapabilecek olanda Gençlik Spor’dur. Fanlarımızda şu anda depoda 4 yıldır duruyor onlarında şu anki maliyeti 10 milyon yani aldığımız malzemelerimizin eğer biz onu kurmuş olsaydık normalde 5 ay kayak kayardık yani Türkiye’de herkes burada Ağrı kayak kayıyor diyor herkes buraya gelecek diyor. Şu an kar çok az yani biz normal şartlarda, kayaklarımız mahvoluyor ama Ağrı halkını ve dışardan gelen insanları eğlendirmek için bir araya toplamak için risk alıyoruz. Kayaklarımızı veriyoruz. Biliyorsunuz kayak malzemeleri çok pahalı önümüzdeki sezon inşallah, Vali beyde söz verdi bize suni karlamamızı kurduğumuz zaman biz normal şartlarda Aralık içerisinde, suni karlama öyle bişey ki artı 4’te bile kar yapabiliyorsun bırakın eksiyi sene hedefimiz 4 ay 5 ay veya 150 gün, 120 gün kayak kaymak. Maddi olarak çok zarar ettik manevi olarak ta hepimiz zarar ettik. İnşallah bir kar bekliyoruz eğer kar yağarsa biz Mart’ı da çıkarırız eğer kar yağmazsa bir artıya geçerse biz bu karıda kaybederiz çok acil suni kar makinalarımızı kurup aktif hale getirip kaymamız lazım” dedi.
]]>Bu hafta; Yaşamak mı, Yoksa Ölmek mi? (Yeni Oyun), Savaş ve Barış, Cadı Kazanı, Fosforlu Cevriye, Geçit, Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin, Uçurtmanın Kuyruğu, Çingene Boksör, Zehir, Rüya, Herkes Sihirbaz Olacak, Benim Küçük Yıldızım, Fındıkkıran, Bir Gece Masalı, Çöpsüz Dünya, Bir Gün Ayakkabımın Teki adlı oyunlarımız seyirciyle buluşacak.
İstanbul Şiirle Buluşuyor: “Ben Nergisten Sorumluydum” (Gülten Akın)
Gülten Akın’ın yazdığı şiirlerin evreninde, Emre Koyuncuoğlu’nun uyarlayıp yönettiği etkinlikte Radife Baltaoğlu, Sevil Akı, Yeşim Koçak, Işıl Zeynep Karaalp, Şirin Asutay, Ebru Üstüntaş, Elvan Boran rol alıyor. Etkinlik, 11 Şubat 2024 tarihinde saat 18.00’de Müze Gazhane Meydan Sahne’de.
Oyun biletleri ve İstanbul Şiirle Buluşuyor etkinliğinin ücretsiz davetiyeleri gişelerden, https://sehirtiyatrolari.ibb.istanbul/, biletinial.com adreslerinden ve mobil uygulamamızdan temin edilebilir.
Bu Haftanın Programı (7-11 Şubat 2024)
YAŞAMAK MI, YOKSA ÖLMEK Mİ?(Yeni Oyun)
Polonya’nın başkenti Varşova 1 Eylül 1939 yılında işgal edildiğinde, Varşova Tiyatrosu’ndaki oyuncular; Hitler’in önderliğinde işgalci Nazi’lere, savaşa karşı tiyatro mesleği ile destansı bir direnişe başlarlar. Hayatlarını yok sayarak, bağımsızlıklarını yeniden kazanmak için mücadele ederler. Başarısız oldukları anda Polonya’nın başkenti Varşova’da direnişin beli kırılacak, savaş kaybedilecek, ülke bağımsızlığı son bulacak, Nazi’lere teslim olacaklardır.
Kara komedi tarzındaki oyunda; 1974’te Kıbrıs’ta savaşı yaşamak zorunda kalan Hüseyin Köroğlu rejisi ile savaşlara uzaktan nasıl tanıklık ettiğimizin ve barışın ne kadar kıymetli olduğunun aynasını tutuyor bize. Nick Whitby’nin yazdığı, Yücel Erten’in çevirdiği, Hüseyin Köroğlu’nun yönettiği oyunda Şenay Saçbüker, Hüseyin Köroğlu, Kutay Kırşehirlioğlu, Bahtiyar Engin, Vildan Türkbaş, İrem Arslan, Emre Narcı, Volkan Ayhan, Emre Şen, Ümit Bülent Dinçer, Tarık Köksal, Deniz Yeşil Mavi, Erkan Akkoyunlu, Özge Kırdı, Orçun Tekelioğlu, Necdet Berk Bacdar, Baran Yusuf Polat rol alıyor. Oyun, 7-10 Şubat 2024 tarihleri arasında Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde.
SAVAŞ VE BARIŞ
1805 ve 1820 arasında geçen, tarihsel bir anlatı özelliği de taşıyan “Savaş ve Barış” Napolyon’un 1812’de Rusya’yı işgalinin hemen öncesinde hayatları tümüyle değişen Rus aristokrasisini konu edinir. Bir yanda aşk ilişkileri, aile ve salon hayatını anlatılırken, savaş ve savaşın geri dönülemez yıkımı da devam etmektedir. Savaş ve Barış, birçok yönüyle bir tarih anlatısının özelliklerini taşırken, aynı zamanda yaşama, inançlara, insanın yaşama amacına dair felsefi düşünceleri barındıran, politik ve sosyolojik çıkarımların yer aldığı destansı bir eserdir. Savaş ve muharebelerin, Napolyon ve Kutuzov gibi tarihi şahsiyetlerin arka fonu oluşturduğu oyunda, aşk hikayeleri, kişisel zaaflar, aile içi çatışmalar ve kayıplar toplumun genelinden oyundaki her bir karaktere kadar uzanan bir panorama oluşturur. Lev Tolstoy’un yazdığı, Eva Mahkovic’in uyarladığı, Aslı Önal’ın çevirdiği, Aleksandar Popovski’nin yönettiği oyunda Ayşegül İşsever, Berfin Berber, Can Başak, Defne Gürmen Yüksel, Deran Özgen, Dilara Demirdüzen, Doğan Altınel, Ersin Bağcıoğlu, İlker Sami Kılıç, İpek Uğuz, Levent Üzümcü, Melisa Demirhan, Mesut Çırak, Murat Bavli, Mutlu Güney, Nevzat Sinan Taştan, Ogeday Erkut, Osman Kaba, Salih Şimşek, Sefa Turan, Taha Karakaş, Yağmur Topçu rol alıyor. Oyun, 7-10 Şubat 2024 tarihleri arasında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde.
CADI KAZANI
Yıl 1692… ABD’de Salem kasabası…Cadılıkla suçlanan insanlar… Büyük tartışmalara, ardından işkencelere, nihayetinde de idamlara varan mahkemeler… Çıkarları için ‘liste’lerce insanları ölüme sürükleyen ‘insan’lar… İnancı kullanarak; önce toplumsal yaşamı, sonra hukuku, nihayetinde onuru yok etmeye çalışan ‘baştakiler’ ve buna sebep olmayı yahut seyirci kalmayı seçen halk… Tiyatro yazınının en önemli isimlerinden Arthur Miller’ın, 1952’de gerçek olaylardan yola çıkarak yazdığı bu ölümsüz eser; ilk kez Şehir Tiyatrosu’ndan seyircilerini selamlıyor.
Arthur Miller’ın yazdığı, Sabahattin Eyüboğlu-Vedat Günyol’un çevirdiği, Yiğit Sertdemir’in yönettiği oyunda Berfu Aydoğan, Berna Adıgüzel, Burak Davutoğlu, Canan Kübra Birinci, Ece Bağcı, Emre Çağrı Akbaba, Eraslan Sağlam, Ersin Sanver, Ezgim Kılınç, Fatma İnan, İbrahim Can, Mehmet Bulduk, Nilay Yazıcıoğlu, Onur Demircan, Ozan Gözel, Rozet Hubeş, Selçuk Yüksel, Selen Nur Sarıyar, Zeki Yıldırım rol alıyor. Oyun, 7-10 Şubat 2024 tarihleri arasında Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde.
FOSFORLU CEVRİYE
Anne babasını tanımadığı için gökteki yıldızlardan doğduğuna inanan, denizin kucağında bir sokak çocuğu olarak büyüyen, Galata mevkiinde karnını doyurabilmek için “icra-i sanat” eyleyen Cevriye, sıradan bir sokak kızı değil aslında İstanbul sokaklarının ta kendisidir. Hastalık ve soğuktan ölüme yaklaştığı o gece, karşısına çıkan esrarengiz bir Adam sayesinde hayata ve kara sevdaya tutunur. Cevriye’nin daha önce tanıdığı erkeklere hiç benzemeyen ve ona “siz” diye hitap eden bu Adam aslında gizli yaşayan bir idam mahkümudur. Cevriye onu tanıdığı günden sonra artık bambaşka bir “insan” olmuştur. Hapis, sürgün, aradan geçen zaman ve türlü belalara rağmen bu aşktan vazgeçmeyen Cevriye, sevdiği için her şeyi göze alacaktır.
Oyunda 1930-40’lı yılların İstanbul’u zengin tasvirleriyle sunuluyor. Mahallelerin arka sokaklarında, hapishanelerinde, batakhanelerinde hayata tutunmaya çalışan kadınların, annelerin, çocukların ve afili delikanlıların otoriteyle olan ilişkisi çarpıcı öykülerle aktarılıyor.
Suat Derviş, 60’lı yılların başında Türkiye’ye döndüğünde siyasi-mesleki ve maddi anlamda zorlu bir dönemden geçiyordu. “Fosforlu Cevriye” romanını yayınevlerine teklif ediyor fakat ne yazık her seferinde reddediliyordu. Suat Hanım’ın büyük arzusu, bu eserin yayınlanmasından öte, bir “müzikal” olarak oyunlaştırıldığını görmekti… Bunun için ilk görüştüğü kişi genç aktris Gülriz Sururi idi… Gülriz Hanım’ın da arzusu oyunu Şehir Tiyatroları’nda sahnelemekti…
“Karanlık bir gecede gökten düşüp parçalanan bir yıldız gibi…” kalbimizde iz bırakan Suat Derviş’e, Reşat Fuat Baraner’e, Nazım Hikmet’e ve Gülriz Sururi’ye sevgiyle…
Suat Derviş’in yazdığı, Gülriz Sururi’nin uyarladığı, Yelda Baskın’ın yönettiği oyunda Ayşe Günyüz Demirci, Besim Demirkıran, Binnur Şerbetçioğlu, Direnç Dedeoğlu, Esra Ede, Çağatay Palabıyık, Elif Verit, Emre Yılmaz, Hakan Örge, Irmak Örnek, Nur Saçbüker Otan, Samet Silme, Tuğrul Arsever, Yağmur Damcıoğlu Namak, Yunus Erman Çağlar, Zeynep Ceren Gedikali rol alıyor. Oyun, 7-10 Şubat 2024 tarihleri arasında Ümraniye Sahnesi’nde.
GEÇİT
Çıktıkları yolculukta dağ başında mola veren bir ağa ve maraba, saklandıkları yerden kontrol noktasını izlerler. İki kişi arasındaki ilişki aslında insanlığın varlığından beri mücadele ettiği mülkiyetçilik ve ezen-ezilenlerin hikayesinin özeti gibidir.
Cem Düzova’nın yazdığı Nihat Alpteki’nin yönettiği oyunda Gürol Güngör, Hasip Tuz rol alıyor. Oyun, 7-10 Şubat 2024 tarihleri arasında Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde.
SEN İSTANBUL’DAN DAHA GÜZELSİN
Bir ailenin üç kadını; anneanne, kız ve torun… Üçünün ortak yazgısı, aynı mekanda, dile gelenlerden daha çok içlerinden sessiz sedasız geçen cümlelerde gizli… Erkeklerin yalnız ve eksik bıraktığı yaşamlarında, birbirlerine tutunurken ve giderek birbirine benzerken, geçmiş, şimdi ve gelecek içiçe geçiyor. Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin, İstanbul fonunda Ayfer, Başak ve Melis’in hikayesini anlatıyor. Kadının değişmeyen hikayesini…
“Kucağıma almışım seni… yürümüşüz beraber, çelik tellere bakmışım, çimentoya, karşıdan yeni yeni çıkan uzun binalara… yerdeki asfalta bakmışım… yolun yarısında yorulanların sigara dumanları arasından geçmişiz, ter kokusu her yer Allah kahretsin, “boğaz havasının içine ettiniz” diye bağırdım. ‘gel kız eve gidiyoruz, sen İstanbul’dan daha güzelsin’ O gün hayatımın en güzel günüymüş, meğerse…”
Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun yazdığı, anlatı geleneğiyle tiyatronun çağdaş araçlarını buluşturan oyun, “üç anlatıcı’lı bir kurguyla ilerliyor. Mekanın birliğine hikayenin parçalanmışlığı ekleniyor ve farklı bir kurgu ortaya çıkıyor. Bu kurgu, geçmiş, gelecek ve şimdide çakılı kalmış üç hikayeyi birleştiriyor. Zamanla üç hikaye de tekleşiyor ve ‘kadın’ın hikayesine dönüşüyor…
Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun yazıp yönettiği oyunda Esin Umulu, Şebnem Köstem, Yeliz Şatıroğlu rol alıyor. Oyun, 7-10 Şubat 2024 tarihleri arasında Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde.
UÇURTMANIN KUYRUĞU
Çocukluğu babası tarafından otoriteyle bezenmiş, sıkı bir disiplinle yetiştirilmiş, bu disiplin ve otorite kendisi için saplantıya dönüşmüş bir adam, hayatına son vermeye karar verir. İntihar mektubunu yazıp bitirdiği an kapı çalar. Karşısında ilk defa gördüğü, tanımadığı bir misafir vardır. Gelen adam hayatına ve tüm çocukluğuna dair her şeye hakimdir. Zaman geçtikçe sohbet ilgi çekici bir hal alır. Etkileyici bir iç hesaplaşma başlar. Savaş Dinçel’in yazdığı, Barış Dinçel’in yönettiği oyunda Gün Koper, Ali Yoğurtçuoğlu rol alıyor. Oyun, 7-10 Şubat 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde.
ÇİNGENE BOKSÖR
1920’lerin boks yıldızı Johann Wilhelm Trollmann’ın trajik yaşantısından yola çıkılarak yazılan oyun, kurgusal bir karakter olan Hans’ın tanıklığıyla seyirciye aktarılıyor. Çocukluk dönemlerinde tanışan ikili, güçlü bir arkadaşlık bağıyla yılları geride bırakır. Kendine has stiliyle yıldızlaşan çingene boksör Ruki, Nazi Almanya’sının faşizan politikalarına ve ayrımcılığa maruz kalır. Almanya Şampiyonu olsa da bu unvan kendisine verilmez ve hep kaybetmeye mahküm edilir. Yoksul mahallelerde başlayıp toplama kamplarına kadar süren, ölümüne dostluğun çarpıcı öyküsü…
Rike Reiniger’in yazdığı Cafer Alpsolay’ın yönettiği oyunda Ercan Demirhan rol alıyor. Oyun, 7-10 Şubat 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Meydan Sahne’de.
ZEHİR
Geçmişte yaşadıkları trajik kaybın ardından ayrılan çift, yıllar sonra bir araya gelmek zorunda kalır. Bu buluşma, acılı bir geçmiş hesaplaşmasına dönüşür. Karşı tarafın da neler hissettiğine dair eksik bırakılan taşlar yerine oturur. Kadın ve erkek dünyasının bakış açısına odaklanan eser Hollanda prömiyerinin ardından birçok dile çevrilmiştir.
Lot Vekemans’ın yazdığı Şaban Ol’un çevirip yönettiği oyunda Sevinç Erbulak, Ahmet Saraçoğlu, Aslıhan Kandemir, Eraslan Sağlam rol alıyor. Oyun, 10 Şubat 2024 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde.
Çocuk Oyunları
RÜYA(5+Yaş)
Hayvanat bahçesini ziyaret eden Özgür, doğal yaşam alanlarından kopartılıp kafese konan hayvan dostlarını rüyasında görür. Artık harekete geçme zamanıdır ve Özgür onları kurtarmakta kararlıdır. Özge Midilli-Ertan Kılıç’ın yazdığı Özge Midilli’nin yönettiği oyunda Alp Tuğhan Taş, Esen Koçer, Pınar Aygün, Direnç Dedeoğlu, Gülce Çakır, Mehtap Gündoğdu Akbulut, Nilay Bağ, Nilay Yazıcıoğlu rol alıyor. Oyun, 11 Şubat 2024 tarihinde Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde,
HERKES SİHİRBAZ OLACAK (3+ Yaş)
Ünlü sihirbaz Zubi’nin öğrencileri “usta”lığa geçip onun sihirli şapkasını almanın hayalini kurarlar. Zubi, sihirli şapkanın yeni sahibini belirlemek için bir yarışma düzenler. İllüzyon gösterileriyle ilerleyen oyunda, hedefe ortaklaşa ilerlemenin önemi anlatılıyor.
Kubilay Tuncer’in yazıp yönettiği oyunda Aslı Şahin, Aybar Taştekin, Cihat Faruk Sevindik, Damla Cangül Yiğit, Zeliha Bahar Çebi rol alıyor. Oyun, 11 Şubat 2024 tarihinde Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde.
BENİM KÜÇÜK YILDIZIM (3+ Yaş)
Bir gün bir yıldız kayar… Gökyüzünden… Küçük kız onun peşine düşer… Belki gözündeki yıldıza ulaşamaz; ama bir yıldız şarkıcı kargaya, tavuklar için bir Yıldız gibi pırıl pırıl parlayan bir mısır tanesine, her nefes aldıkça bir yıldız parıldayan ateş böceğine rastlar… Hepsiyle arkadaş olur… Sonunda gerçek yıldızın içinde olduğunu sevgi kardeşlik dostluk olduğunu anlar.
Cengiz Özek’in yazıp yönettiği oyunda Ayşe Günyüz Demirci, Buğra Can Ildırışık, Yunus Erman Çağlar, Kamer Karabektaş, Mana Alkoy, Özge Kırdı, Pınar Pamuk, Aslı Menaz rol alıyor. Oyun, 11 Şubat 2024 tarihinde Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde.
FINDIKKIRAN (7+ Yaş)
Minik Clara, yılbaşı hediyesi olarak aldığı Fındıkkıran isimli oyuncağıyla özel bir bağ kurar. Görünenin ardındaki güzelliğin ortaya çıkacağı o gece hayalle gerçek arasında, başka dünyalarda büyük serüven başlar. 1800’lerden günümüze birbirinden farklı versiyonlarıyla operada, sinemada büyük ilgi gören bu halk öyküsü, tüm görkemiyle şimdi Şehir Tiyatrosu’nda sahneleniyor. E.T.A Hoffmann’ın masalından Dilşad Çelebi’nin uyarladığı, Lerzan Pamir’in yönettiği oyunda Asrın Gurur Kuyucak, Gözde İpek Köse, Cihan Kurtaran, Çağrı Büyüksayar, Derya Keykubat, Dolunay Pircioğlu, Emel Bertan, Esra Ede, Emrah Derviş Soylu, Gürkan Başbuğ, Hakan Gümüş, Osman Kaba, Pelin Budak, Salih Şimşek, Sefa Turan, Selen Nur Sarıyar, Ümit Bülent Dinçer, Yılmaz Aydın rol alıyor. Oyun, 11 Şubat 2024 tarihinde Ümraniye Sahnesi’nde.
BİR GECE MASALI (5+ Yaş)
Shakespeare’in Bir Yaz Gecesi Rüyası isimli oyunundan uyarlanan Bir Gece Masalı, arkadaşlık kavramı üzerine kuruludur. Oyun, ailesinin istediği gençle değil kendi istediği kişi ile arkadaşlık kurmak isteyen Şirin Kız’ın Yakışıklı Delikanlı, Güçlü Delikanlı ve Selvi Kız ile ormanda geçirdiği bir gecede yaşananları anlatır. William Shakespeare’in yazdığı Musa Arslanali’nin yönettiği oyunda Ayşe Nurseli Tırışkan Akpınar, Burhan Yeşilyurt, Çağlar Ozan Aksu, Güzin Alkan, Hüseyin Emre Şen, Mehmet Emre Ertunç, Oğuzhan Oğuz, Ömer Naci Boz, Seda Yılmaz, Serap Doğan rol alıyor. Oyun, 11 Şubat 2024 tarihinde Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde.
ÇÖPSÜZ DÜNYA (3+ Yaş)
İklim değişikliği ve hava kirliliğinden dolayı bulutların renginin, rüzgarın yönünün değiştiği günlerden bir gün; umutlu, mutlu ve bilinçli bir uçurtma olan Uç Uç kuyruğu koptuğu için bir çöplüğe düşer. Çöplükte, bez bir bebek olan Püsküllü ve atılmış bir koli olan Koli Koli ile tanışır. Çöplüğün kontrolünü elinde tutan Çöpten Kral ve yardımcısı Sinek ile kurulu düzenlerini değiştirmeye çalışan Uç Uç arasında bir mücadele başlar.
Çöpsüz Dünya oyunu sevimli karakterler aracılığıyla tüketim kültürünün bilinçsizce yaygınlaştığı günümüzde “geri dönüşüm, tamir, sıfır atık ve renklerle ayrılmış atık kutuları” gibi konuları ele alarak atıklardan arındırılmış bir dünya nasıl mümkün olabilir sorusuna cevaplar arıyor. Arzu Yurtseven’in yazdığı, Nihat Alpteki’nin yönettiği oyunda Eylül Soğukçay, Pınar Demiral, Engin Akpınar, Samet Silme, Mehmet Soner Dinç rol alıyor. Oyun, 11 Şubat 2024 tarihinde Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde.
BİR GÜN AYAKKABIMIN TEKİ (3+ Yaş)
Rengarenk bir mutfak… Ama her yer çok dağınık… Oyuncu mutfağı toplamaktan sıkılıp gitmeye karar verir ama ayakkabısının tekini bir türlü bulamaz. O da ne, önce ayakkabısının diğer teki, sonra mutfaktaki her şey konuşmaya başlar. Kayıp ayakkabı, Kaptan Cook’u aramaya gitmiştir ve kim bilir başından ne maceralar geçmektedir… Derya Yıldırım’ın yazdığı, Özgür Kaymak’ın yönettiği oyunda Derya Yıldırım rol alıyor. Oyun, 11 Şubat 2024 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde.
]]>HATAY’da Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, depremden sonra özel bir hastanenin enkazından 261’inci saat sonra sağ çıkarılan Mustafa Avcı (34) ve aynı enkazda, aynı kaderi paylaşan Mehmet Ali Şakiroğulları (27) ile buluştu. Bakan Koca, deprem sürecinde özveriyle çalışan sağlık çalışanlarıyla da bir araya geldi.
Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, geçen yıl 6 Şubat’ta Kahramanmaraş’ta meydana gelen depremlerin birinci yıl dönümünde Hatay Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ni ziyaret etti. Burada sağlık çalışanlarıyla sohbet eden Bakan Koca, bir yıllık süreçte yaşananları dinleyip, onlarla sohbet etti. Bakan Koca daha sonra, bebeği Almila’nın doğumu için ailesiyle gittiği özel hastanede depreme yakalanan ve enkaz altında kalan sağlık teknikeri Mustafa Avcı ile 6 aylık bebeği Aziz Yusuf hastalanınca gittiği aynı hastanede aynı kaderi paylaşan işçi Mehmet Ali Şakiroğulları ile sohbet etti. Bakan Koca, 261 saat sonra enkazdan sağ kurtarılan Mustafa Avcı’nın ailesi ve Mehmet Ali Şakiroğulları’nın bebekleriyle yakından ilgilendi.
Ziyaretinin ardından konuşan Bakan Fahrettin Koca, “Üzerinden 1 yılın geçtiği bu felaketin ardından, sağlık çalışanlarımızla birlikte özellikle o günü, hatıralarını birlikte paylaşarak konuşma imkanı söz konusu oldu. Tabii özellikle yapılanın ve yapılamayanın kıymetinin olmadığı bir andayız. Çünkü geride kaybettiğimiz 10 binlerle ifade edilen 52 bine yakın canımız oldu ve bugün sadece bir yıl önce kaybettiklerimizin yasını yad etmek üzere bir araya geldik. Rabb’im benzer felaketleri milletimize ve insanlığa hiçbir şekilde yaşatmasın. Kaybettiklerimize Allah’tan rahmet, hepimize sabırlar diliyorum” dedi.
‘EŞİMİN VE BEBEĞİMİN ÖLDÜĞÜNÜ DÜŞÜNDÜM’
Depremden 261 saat sonra mucizevi şekilde enkazdan çıkarılan ve betona sıkışan sağ ayağı topuk altından ampute edilen Mustafa Avcı, eşinin doğumundan 3 saat sonra depreme yakalandıklarını belirterek, bebeğini sadece 1 kez görebildiğini söyledi. Eşi ve bebeğinin depremden 4-5 saat sonra kurtarıldığını anlatan Avcı, enkaz altında sesini duyduğu tek kişinin, bina yıkılmadan önce karılaştığı Mehmet Ali Şakiroğulları olduğunu dile getirdi. Büyük ümitsizliğe kapıldığını söyleyen Avcı, “11 gün boyunca Mehmet Ali’nin yüzünü hiç görmedim. Eşimin ve çocuklarımın öldüğünü düşündüm. Sadece 1 kez gördüğüm bebeğimin yüzünü hatırlayamıyordum bile, çok çaresizdik. İlk 3-4 gün yardım geleceğini düşünüyordum ancak daha sonra depremin büyük bir alanı yıktığını düşününce ümitlerim azaldı. 4 gün sonra ayağımı hissetmiyordum. Açlık bir şekilde tolere ediliyordu ama susuzluk dayanılmazdı. Mehmet Ali benden umutluydu. Bulunduğum yerde tavanla 1 karış mesafe vardı, sadece sol tarafıma doğru uzanabiliyordum. 6-7 günden sonra böbreklerimin iflas ettiğini düşündüm. Artık çıkmak gibi asla bir niyetim yoktu. Ailemin yanı sıra ayağımı kaybettiğimi biliyordum. Bir de diyaliz hastası olursam, böbreklerimi kaybedersem ne kendime ne çevremdeki insanlara bir faydam olacaktı. O yüzden sürekli uyumak istedim ve uyudum. Mehmet Ali o süre zarfında çıkmak için daha çok mücadele etti. ‘Ben yaşamak istiyorum, ağabey yaşayalım’ dedi. Sağa sola vurarak zamanımızı geçiriyorduk. 7-8 gün boyunca takip edebildik günleri ama 8’inci günde Mehmet Ali’nin telefon şarjı bitmek üzereyken gün kavramını, ay kavramını tamamen unuttuk. O süre zarfını hep uyumakla geçirdik” diye konuştu.
‘İMKANSIZIN İÇİNDE BİLE İMKAN VARDIR’
Mehmet Ali Şakiroğulları ise enkaz altındayken Mustafa Avcı’yı en yakın arkadaşlarından daha yakın hissettiğini vurgulayarak şunları söyledi:
“Ben umudumu hiç kaybetmedim. Eşim ve çocuğum depremden birkaç saat sonra kurtarılmış. Allah’ın rahmetinden ümit kesilmezmiş. Bunu bir daha gördük. Yani bu 11 gün içerisinde kendimi öyle dinç, öyle kararlı hissettim ki, aklımda beynimde hiçbir şey yapmadım. ‘Ben buradan çıkmalıyım’ dedim. ‘Ben anneme gitmeliyim, ben sevdiklerime gitmeliyim, geride kalan sevdiklerime’ gitmeliyim’ dedim. Umudumu hiç kaybetmedim. Yani her ne olursa olsun mücadelemi asla kaybetmiyorum. Her zaman yani böyle mücadele içerisindeyim. Enkazın başında, hastanenin başında bekleyen eşim, dostum, arkadaşlarım herkese tek tek teşekkür ediyorum. Onlar iyi ki varlar, onlar sayesinde oradan daha fazla bilgi aldılar, çıkardılar beni. Herkese çok teşekkür ediyorum. Yani hiçbir zaman için Hiçbir şey için umudunuzu kaybetmeyin. İmkansızın içinde bile imkan var. Yani çaresizliği ben orada gördüm ama onun da üstesinden geldim çok şükür.”
]]>Kahramanmaraş merkezli depremlerden etkilenen Osmaniye’de, sağlık, emniyet, jandarma, orman ve itfaiye gibi kurumların acil çağrılarının tek merkezde toplandığı 112 Acil Çağrı Merkezi personeli, deprem gecesi ve sonrasında cevapsız çağrı bırakmamak için var güçleriyle çalıştı.
Gece gündüz merkezde kalan 112 çalışanları, bazen gözyaşlarıyla bazen de soğukkanlı kalıp ihbarları ilgili birimlere ulaştırdı.
Deprem günü normal günden 10 kat fazla çağrıyı yanıtlamayı başaran çalışanlar, yaşadıkları o günleri unutamıyor.
Osmaniye 112 Acil Çağrı Merkezi Müdürü Guddusi Arık, AA muhabirine, 5 Şubat günü bir yakınının sağlık sorunlarından dolayı yıllık izne çıktığını ve Tekirdağ’da olduğunu söyledi.
Arık, 6 Şubat’ta depremi haber alır almaz görevinin başına döndüğünü belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Acil çağrı merkezinde görevli arkadaşlarımızı WhatsApp’tan görüntülü arayarak durumlarını sordum. Allah’a şükür, kimseye zarar gelmemişti. Bunun üzerine ‘Vatandaşlarımızın bugün bize ihtiyacı var, onlar bugün bize ulaşamazsa bu görevimizi yapmamış oluruz. Bunun için herkesin bütün gayretiyle görevini yapmasını ve çağrı merkezine gelmesini istiyorum.’ diye konuşma yaptım. Arkadaşlarım da bu sözüme binaen çağrı merkezine gelerek görevlerinin başını geçti.”
“Günde 1500 çağrı alırken deprem günü bu sayı 11 bin 650’ye çıktı”
Deprem gününde 11 bin 650 çağrı aldıklarına işaret eden Arık, “Eskişehir ve Manisa’ya aktardığımız çağrılar bunun haricinde. Günde 1500 çağrı alırken deprem günü bu sayı 11 bin 650’ye çıktı. Hiçbir arkadaşım istirahat etmedi, 3 gün boyunca 32 personelimizle görevlerimizi layıkıyla yerine getirmeye çalıştık.” dedi.
Arık, deprem sürecinde yapılan “Baraj patladı.” gibi yalan haberlerden dolayı panik yaşayan vatandaşların da çağrı merkezinde yoğunluk oluşturduğunu ifade ederek, bu yalan haberlerle de mücadele etmek zorunda kaldıklarını aktardı.
Her zaman olduğu gibi deprem zamanı da bir an olsun görevlerinin başından ayrılmadıklarını vurgulayan Arık, “İlk günkü gibi vatandaşımızın hizmetindeyiz. Zor bir süreçten geçtik ama bunu da atlattık. Biz buradayız, hizmet için elimizden gelen gayreti gösterme çabasındayız.” diye konuştu.
“Artçı depremlere rağmen nöbet yerlerimizi terk etmedik”
Acil Çağrı Merkezi çalışanı Nilgül Çolak ise 6 Şubat depreminde merkezde nöbetçi olduklarını ve büyük korku yaşadıklarını anlattı.
Depremin sadece Osmaniye’de olduğunu düşündüklerini ama daha büyük yıkımların yaşandığını gördüklerini belirten Çolak, şunları kaydetti:
“Evlerindeki arkadaşlarımız da görevlerinin başına geldi, hemen çağrıları almaya başladık. Gelen aramalarda hep feryat figan sesleri vardı. Vatandaşımız ağladı, biz de ağladık. Bir yandan ailemize ulaşmaya çalışıyorduk, bir yandan da vatandaşlarımızın çağrılarını cevaplıyorduk. Artçı depremlere rağmen nöbet yerlerimizi terk etmedik. Allah bir daha hiç kimseye yaşatmasın.”
Çolak, ailelerinin de çağrı merkezinde yatıp kalktığını, 3 gün boyunca kurumu hiç terk etmeyerek gelen çağrıları sorunsuz karşıladıklarını dile getirdi.
Merkez çalışanı Fatih Curabaz da depremden soran üstlerindeki korkuyu atarak hemen çalışmaya devam ettiklerini söyledi.
Deprem sürecinin kendileri için yıpratıcı olduğunu vurgulayan Curabaz, “Depremde 2 gün boyunca merkezden ayrılmadan çalıştık. Takviye ekiplerin gelmesiyle rahat bir nefes aldık. İhbarları gerekli birimlere ileterek üzerimize düşen görevi yaptık.” ifadesini kullandı.
]]>Sarıyer’deki Nativita di Santa Maria ( Meryem Ana’nın Doğuşu) İtalyan Kilisesi, kutsal su saçılarak ve dualar okunarak takdis edilip yeniden ibadete açıldı.
Katolik inancına göre kilisenin kutsallığına yapılan ihlal eyleminden dolayı kilisenin arındırılması ve yeniden takdisi ile Tuncer Cihan’ın ruhuna dua etmek için düzenlenen Kefaret Ayini öncesi kilise ve çevresinde polis ekipleri yoğun güvenlik önlemi aldı.
Kefaret Ayini’ni, Vatikan’ın Ankara Büyükelçisi Monsenyör Marek Solczynski ve İstanbul Latin Katolik Cemaati Episkoposu Monsenyör Massimiliano Palinuro birlikte yönetti.
Ayine İzmir Başpiskoposu ve Türkiye Katolikler Ruhani Reisi Monsenyör Martin Kmetec de katıldı.
Başka dinlerden temsilcilerin de katıldığı ayinde, kilisenin girişinde Tuncer Cihan için bir anma köşesi de hazırlandı.
Ayini yöneten Vatikan’ın Ankara Büyükelçisi Monsenyör Marek Solczynski, kilisenin büyük bir günah olan cinayetle kutsallığını yitirdiğini belirterek “Her cinayet hayatın kaynağı olan Allah’a karşı bir saygısızlık ve küfürdür. Bu nedenle kutsal suyla arındırma ve dualar sayesinde kilisenin arınmasını Allah’tan dilerim.” diye konuştu.
Solczynski daha sonra kutsal suyla kiliseyi gezerek kutsadı. Ayin sırasında dualar ve ilahiler okundu.
“Her cinayet aslında kutsala hakarettir”
İstanbul Latin Katolik Cemaati Episkoposu Monsenyör Massimiliano Palinuro ise Rabb’den onun evinde meydana gelen kötülük için af dilemeye geldiklerini vurgulayarak şöyle konuştu:
“İstanbul Katolik Kilisesi adına bu zor günlerde yanımızda olan herkese özellikle Sayın Cumhurbaşkanı’mıza, bakanlara, belediye başkanlarına, yerel yetkililere ve emniyet mensuplarına içten teşekkür ederiz. Geçtiğimiz pazar günü insana ve dolayısıyla Allah’a karşı büyük bir günah işlendi. Rahmetli kardeşimiz Tuncer’in öldürülmesi Allah’a karşı işlenmiş bir suçtur. Her cinayet aslında kutsala hakarettir. Yaşamın kaynağı olan Allah’a karşı bir küfürdür. Bu cinayet kutsal bir yerde Allah’ın yeryüzündeki yeri olan bu kilisede işlenmiştir. Bu kilisenin kutsallığı ihlal edilmiştir. Gördüğünüz gibi sunak masası örtüsüz ve çıplak. Kilise şimdi bu kutsal kefaret ayini aracılığıyla yeniden kutsanacaktır.”
Cemaatlerinin şaşkın ve korkmuş durumda olduğunu aktaran Palinuro, tüm bunların neden meydana geldiğini kendilerine sorduklarını aktardı.
Palinuro, dünyanın kötülüğünün kutsal bir yere bile girdiğini, acı ve ölüm ektiğini vurgulayarak “Rab İsa ‘korkmayın’ diyor. Eğer Rabb’in kendisi silahların tutukluk yapmasını sağlayarak öldürmeye devam etmeye hazır olan katilleri durdurmasaydı, burada bu kilisede bir katliam gerçekleşecekti. Bunun bir işaret olduğuna inanan bizler, bu kilisenin adanmış olduğu Meryem Ana’nın annelik şefaatini kabul ediyoruz. Bu terörist saldırının hemen ardından dostlarım bana kiliseleri kapatmamı ve ayinleri kapalı kapılar ardından yapmamı tavsiye ettiler. Böyle yaparsak kötülüğe teslim olmuş ve bu kilisede bir katliam gerçekleştirmeye çalışan kötü insanların sapkın planlarına ortak olmuş oluruz. Fakat İsa bize düşmanlarımızı sevmemizi ve bizi zulmedenler için dua etmemizi öğretmiştir.” değerlendirmesinde bulundu.
“Haber verip o kadar insanı kurtardı”
Merhum kardeşleri Tuncer Cihan’ın fedakarlığını minnetle andıklarının altını çizen Palinuro, “Acımasız bir şekilde bu kardeşimiz öldürüldü. Çünkü katillerle ilk o karşılaştı ve herkesi kurtarmak için kilisede bulunanlara cesurca haykırdı. Gözü yaşlı annesi onu ‘bir melek kadar iyiydi’ diyerek Tanrı’ya uğurladı. Evet tıpkı koruyucu bir melek gibiydi. Başkalarının hayatını kurtarmak için kendi hayatını feda etti. Merhametli Allah onu cennetine kabul etsin.” dedi.
Ayine katılan Tuncer Cihan’ın dayısı Rıza Aydemir ise şöyle konuştu:
“Yeğenim çok iyi bir insandı. Hayvanları, kedileri, kuşları beslerdi. Kim hastaysa hastaneye gidip refakatçilik yapardı. Kimseyi incitmezdi. Onun için çok gururluyum. Kendisi yardım etmeyi çok isteyen birisiydi. O gün içeri girip insanlara haber verip o kadar insanı kurtardı. Bunu isterdi. Böyle bir ölüm ona yakıştı.”
Ayine, kilisenin rahibi Anton Bulai ve çok sayıda cemaat üyesi katıldı.
Olayın geçmişi
28 Ocak’ta pazar ayini sırasında maskeli iki kişinin düzenlediği silahlı saldırı sonucu Tuncer Cihan (52) hayatını kaybetmişti.
Saldırıyı DEAŞ üstlenmiş, terör eylemini düzenleyen biri Tacikistan, diğeri Rus iki terörist aynı gün yakalanmıştı.
]]>Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı tarafından yapımı tamamlanan İstanbul’daki Kağıthane-Gayrettepe Metrosu’nun açılış töreni, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla bugün yapıldı. AKP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkan adayı Murat Kurum’un da yer aldığı açılışta konuşan Erdoğan, metro hakkında bilgi verdi.
Erdoğan, şunları söyledi:
“BİZ SÖYLEDİK Mİ, ORTADA BIRAKMAYIZ: Biz söyledik mi, yaparız. Ortada bırakmayız. Belediye başkanlığımdan tutun, daha sonra hükümete geldik ve hükümette de Ulaştırma Bakanlığı olarak nasıl bu yolları, bu hızlı yüksek hızlı tren hatlarını nasıl yaptıysak aynı şekilde İstanbul’umuzda da bunu yaptık ama birileri de hatırlayın, maalesef hafriyatla ne yaptılar? Kim olduğunu biliyorsunuz, benim söylememe gerek yok. Esasen raylı sistem projelerinde en önemli, hassas, zor konulardan birisi; hattın beyni diyebileceğimiz sinyalizasyon sistemidir. Hamdolsun ASELSAN-TÜBİTAK iş birliğiyle artık bu alanda başkalarına bağımlı olmaktan kurtuluyoruz. ASELSAN sinyalizasyon sistemi için gerekli araç üstündeki ekipmanların hatlara konulacak sistemlerle istasyonlara konulacak akıllı sinyal sistemlerini TÜBİTAK geliştirdi. Biz yapıyoruz. Dışarıdan ithal yok. Yine bu hatta kullanılacak 60 adet sürücüsüz metro aracı da Ankara, Sincan Organize Sanayi Bölgesi’ndeki fabrikada üretiliyor. Savunma sanayi başta olmak üzere teknolojiye dair her konuda tam bağımsız Türkiye hedefine ulaşıncaya kadar azimle çalışacağız.
MİLLETE TEPEDEN BAKANLAR KAYBETMEYE MAHKUMDUR: Bizler ‘İki günü birbirine eşit olan ziyandadır’ anlayışına sahip bir inancın mensubuyuz. Siyasette de parolamız, vatandaşlarımıza kesintisiz hizmet vermektir. Kimin ne dediğine bakmadan şehirlerimizin ihtiyaçlarını gidermeyi, sıkıntılarına çözüm bulmayı ana vazifemiz olarak görüyoruz. Bizim siyaset tasavvurumuzda millete efendilik olmaz, hizmetkarlık olur. Millete tepeden bakanlar, milleti hor hakir görenler, millete karşı kibirli, nobran davrananlar siyasette kaybetmeye mahkumdur. Şimdi 31 Mart akşamı, inşallah bunları da hep beraber göreceğiz. Türk siyasi tarihine şöyle bir göz attığınızda bunun sayısız örneğine şahit olursunuz. Milletin yetki tevdi ettiği, emaneti teslim ettiği ancak bunun hakkını veremeyen nice bakanın, başbakanın, belediye başkanının siyaset sahnesinin tozlu raflarında unutulup gittiğini görürsünüz. Aynı şekilde şehrine, ilçesine ve ülkesine kazandırdığı hizmetlerle milletin gönlüne taht kurmuş sayısız siyasetçimiz, devlet adamımız var.
HER KUL GİBİ KUSURUMUZ OLABİLİR: Bu gerçeklerin ışığında biz de kendimizi sürekli hesaba çekiyor, her gece ‘Bugün ülkemiz, milletimiz ve insanlık için ne yaptık’ sorusunu kendimize soruyoruz. Geride hayırla, şükranla yad edilecek bir miras bırakmayı arzu ediyoruz. Siyasetin inişli çıkışlı yolculuğunda bugüne kadar pek çok zorlukla, engelle, haksızlık ve hukuksuzlukla karşılaştık. Vesayetin gölgesinin ülkemizin üzerine karabasan misali çöktüğü 1990’lar Türkiye’sinde büyükşehir belediye başkanlığı yapmış bir kardeşiniz, bir siyasetçi olarak zorluklar karşısında yılmadık, yılgınlığa asla kapılmadık. Millete hizmet sevdamızla aramıza kimsenin girmesine müsaade etmedik. Her zaman söylüyorum. Biz laf üstüne laf koyanlardan değil, taş üstüne taş koyanlardan olmanın peşindeyiz. Vatandaşımızın şöyle içtenlikle söylediği ‘Allah ondan razı olsun’ duasını her türlü siyasi ve dünyevi hesabı üstünde görüyoruz. Bizim anlayışımızda ülkesine ve insanına gerçekten hizmet götürmek isteyen ya bir yol bulur ya bir yol açar ama yolda kalanlardan kesinlikle olmaz. Elbette her kul gibi bizim de eksiğimiz, kusurumuz, hatamız olabilir.
ALANIMIZA GİREN HİZMETLERDEN FAZLASINI İSTANBUL’A KAZANDIRDIK: Tüm samimi gayretlerimizle tüm çabalarımıza, tüm emeklerimize rağmen gerçekleştiremediğimiz hususlar çıkabiliyor ama şartlar ne olursa olsun, önümüze hangi engeller çıkarsa çıksın ülkeye ve millete hizmet mücadelesinden asla vazgeçmiyoruz. Zorluklara aldırmadan, sorunları gözümüzde büyütmeden, bahane arama kolaycılığına kaçmadan Türkiye Yüzyılı hedefimiz doğrultusunda sabırla yürümeyi sürdürüyoruz. Burada bir kez daha altını çizerek şu hususu ifade etmek isterim. Bizim nazarımızda 85 milyon vatandaşımızın tamamı, oy tercihlerinden bağımsız olarak eşit şekilde hizmete ve hürmete layıktır. İktidarlarımızın 21 yılı aşkın döneminin hiçbir safhasında belediyelerimizi siyasi rengine göre ayırmadık. Kampanya dönemi boyunca yaptıklarımızı anlattık, projelerimizi paylaştık, muhalefetle ilgili eleştirilerimizi açık yüreklilikle dile getirdik. Seçimin bittiği gün sandıktan çıkan iradeye saygı gösterip kaldığımız yerden hizmetlerimize devam ettik. Bu durum İstanbul için de geçerlidir. Şayet İstanbul bugün mevcut durumundan çok daha kötüye gitmemişse bunun en büyük sebebi, bizim elimizi taşın altına koymamızdır. Hükümetimizin görev alanına giren hizmetlerden çok daha fazlasını İstanbul’a kazandırarak şehrin iflas bayrağını çekmesinin önüne geçtik.
MURADINIZA ERMEK İSTİYORSANIZ MURAT’A SAHİP ÇIKACAKSINIZ: Şimdi biz neredeyiz, Kağıthane. Bu Kağıthane’nin Haliç’e bağlanan kısmının nasıl pislik olarak aktığını hatırlıyor musunuz? Belki gençler hatırlamayabilir ama anneleri, babaları bunu gayet iyi hatırlıyor. Peki, bütün bu pisliği, Boğaz’ın o pırıl pırıl temiz suyunu ne yaptık? Biz buraya bağladık, Kağıthane’ye ve Haliç’e bağladık. Ondan sonra buranın suyu ne oldu, tertemiz oldu. Biz yaptık. Söyledik mi, yaparız. Bundan sonra da yapacağız. Murat’ımızla (Kurum) yapacağız ama siz de muradınıza ermek istiyorsanız Murat’a sahip çıkacaksınız. Durmak yok. Şurada 61 gün kaldı. Yola devam. Bir taraftan belediyeler, bir taraftan hükümet olarak biz, ikimiz el ele vereceğiz ve ülkemizi ayağa kaldıracağız. İstanbul’umuzu, Ankara’mızı, İzmir’imizi, Eskişehir’imizi, Konya’mızı, Kayseri’mizi, ülkemizin 30 büyükşehrini ayağa kaldıracağız. Sadece son 2 yıl içerisinde 51 kilometrelik metro hattını İstanbulluların hizmetine sunmanın sevincini yaşadık. Sabiha Gökçen Havalimanı- Pendik Metrosu gibi önemli bir projeyi, İstanbul halkının ve bölgedeki diğer illerimizin hizmetine verdik. Elbette bunları yeterli bulmuyoruz.
FATİH’İN ŞEHRİNİ, İNŞAATA BAŞLANAN METROLARI DAHİ YAPAMAYAN ZİHNİYETE BIRAKMAYACAĞIZ: İstanbul gibi her gün büyüyen bir şehrin artan ulaşım altyapı ihtiyacına ve diğer sıkıntılarına çözüm yolları geliştiriyoruz. Atalarımız ne güzel söylemiş, ‘Uğraştıran değil, ulaştıran İstanbul.’ Bu şuurla çalışmalarımızı aralıksız devam ettiriyoruz. Gençlik yıllarım, partimin Gençlik Kolları’nın başında olduğum zamanlar, ah ah, şu Kağıthane’nin dili olsa da konuşsa. Ne günlerimiz geldi geçti buralarda ama hamdolsun, Kağıthane buralara geldiyse bizimle geldi. Şu an İstanbul genelinde toplam uzunluğu yaklaşık 53 kilometre olan 4 metro hattının inşası sürüyor. Bakırköy, Bahçelievler, Kirazlı Metro hattını, Halkalı, Başakşehir, İstanbul Havalimanı Metro hattını, Altunizade, Çamlıca Cami, Bosna Bulvarı Metro hattını, Kazlıçeşme, Sirkeci raylı sistemi ve yaya odaklı yeni nesil ulaşım projesini de tamamlayıp inşallah İstanbullulara kullanımına açacağız. Bu yılın ilk çeyreğinde dört ayrı proje kapsamındaki 34,2 kilometre raylı sistem hattımızın ve üzerindeki 18 istasyonun açılışını gerçekleştireceğiz. Fatih’in emaneti olan bu aziz şehri, inşaatına başlanmış metroları dahi yapamayan, kendi beceriksizliklerinin günahını sıradan vatandaşa yükleyen zihniyetin insafına bırakmadık, bırakmayacağız. Çünkü biz bu şehre ve insanlarına tarifsiz bir aşkla, sevgiyle bağlıyız.
SEÇİM TAKVİMİ İŞLEDİKÇE MASKELER DÜŞÜYOR: 31 Mart seçimleriyle ilgili takvim işlemeye başladıkça maskeler düşüyor. Herkesin gerçek niyeti ortaya çıkıyor. Kimin şehrine aşkla hizmet ettiği, kimin de 5 yıl boyunca üç dönüm bostan, yan gel yat Osman misali vaktini boşa geçirdiği netleşiyor. Sandıkta millete hesap verme günü yaklaştıkça görüyoruz ki, birilerinin dizleri titremeye, paçaları tutuşmaya başladı. Ülkenin ikinci büyük partisinin acemi genel başkanının birkaç gün önce belediye başkan adaylarıyla ilgili yaptığı skandal açıklama, muhalefette yaşanan panik havasının bir işaretidir. Neymiş, illerde farklı partilerden adayların olması oyunmuş, tezgahmış. Bakınız, çok açık ve net söylüyorum. Dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde böyle bir beyana rastlayamazsınız. Milli iradeye saygı duyulan hiçbir ülkede muhalefet partisinin çoğulcu demokrasinin bir gereği olan yarıştan korktuğunu, ürktüğünü, rakiplerinin sayısı karşısında hırçınlaştığını göremezsiniz. Meselenin çok daha vahim tarafı, suçladığı partilerin daha 8 ay öncesine kadar beraber Türkiye’yi yönetmeye talip olduğu siyasi yapılar olmasıdır.
BUNLAR ALTILI MASA’DA BERABER DEĞİL MİYDİLER: Bunlar Altılı Masa’da beraber değil miydiler? ‘Gerekirse 16’lı masa da kurarız’ diyenler değil miydiler? Ne oldu bunlara şimdi? Olay bu. Birkaç gün öncesine kadar işbirliği görüşmeleri yaptığı partileri daha içtikleri çayın dumanı kalkmadan ihanetle suçlamak, beraber siyaset yaptığı insanları ihanetle itham etmek tam bir siyasi basiretsizlik örneğidir. Gençler, Kağıthane’den sandıkların patladığını görmek istiyorum. Buna var mısınız? Kimseyi küstürmeyeceksiniz, kucaklayacaksınız. Nefret diliyle değil, kucaklayıcı bir dille konuşacaksınız. Üzerinde kurulan vesayetin zincirlerini kırma iradesi göstermek yerine sağa sola sataşarak rüştünü ispat peşinde koşandan kendi partisine de Türkiye’ye de hayır gelmez. Halbuki ortak adayla seçime gitmek nasıl demokratik bir yöntemse her partinin kendi adayını çıkarması da gayet tabiidir. Biz de Cumhur İttifakı bünyesinde diğer siyasi partilerle ortak belediye başkan adayı belirleme noktasında görüşmeler yürüttük. Halen görüşmelerimizin devam ettiği partiler var. Anlaştığımız illerde beraber yol yürüyor, anlaşamadığımız il ve ilçelerde ise demokratik bir yarış için hazırlığımızı yapıyoruz ama hiçbir şekilde kimseyi ihanetle, oyunbozanlıkla, gafletle, oyuna gelmekle, şuursuzlukla suçlamıyoruz. Çünkü seçime nasıl girilirse girilsin, nihayetinde hükmü millet verecek.
31 MART’TA KİBİRLİ ZİHNİYET, HAK ETTİĞİ DERSİ ALACAK: Onun için ne diyoruz? Yeniden İstanbul. Millet, vaatlere bakacak. Bunları gönül ve fikir terazisinde tartacak, hangi belediye başkanı tarafından şehrinin yönetilmesini istiyorsa tamamen hür iradesiyle tercihini ona göre yapacak. Biz de her zaman olduğu gibi sandıktan çıkan iradeyi baş tacı edeceğiz. Tüm bunlar apaçık ortadayken milletin iradesine şimdiden ipotek koymak, demokrasinin değil ancak dikta hevesinin bir tezahürü olabilir. Aslında bu ifadeler bunların çarpık zihin dünyalarında nasıl bir Türkiye ve nasıl bir demokrasiyi hayal ettiklerini de göstermektedir. Bunlar halen açık oy gizli sayımla milletin iradesinin gasp edildiği tek parti faşizminin özlemiyle yaşıyor. Maalesef bu partide genel başkan koltuğunda oturanlar değişse de demokrasiye tahammülsüzlükleri değişmiyor. Yıllar gelip geçiyor fakat bunların faşizan kodlarında zerre miskal gerileme olmuyor. İnşallah 31 Mart’ta sandıktan çıkacak güçlü iradeyle İstanbul başta olmak üzere her yerde demokrasiden ürken, çoğulcu demokrasiden korkan bu kibirli zihniyet, hak ettiği dersi alacaktır. İstanbul’un kronikleşen sorunlarına dair kapsamlı, detaylı ve pratik çözüm önerilerimizi, büyükşehir belediye başkan adayımız Murat Kurum kardeşimiz de kısa süre önce İstanbul halkıyla paylaştı.”
]]>Galatasaray Teknik Direktörü Okan Buruk, “Çok acele sağ bek, sol bek istiyorum. Başkanımız, Erdem Bey uğraşıyor. Hızlı bir şekilde cuma gününe kadar sağ bek ve sol bek transferini yapmamız gerekiyor” dedi.
Galatasaray, Süper Lig’in 23’üncü haftasında sahasında Gaziantep FK’yı 2-1 mağlup etti. Karşılaşmanın ardından düzenlenen basın toplantısında Galatasaray Teknik Direktörü Okan Buruk açıklamalarda bulundu. Karşılaşmayı değerlendiren Okan Buruk, “Beklediğim gibi bir oyun oldu. Rakibin 5-4-3-1 savunacağını biliyorduk. Hep gol atacağımız gibi gitti maç. Beklediğimiz anda gol yedik. 1-0 sonrası reaksiyon gösterdik. Bugün iyi bir oyun ortaya koyduk. Çok pozisyona girdik. Sonunda kazandık. Bu tür maçlar çok önemli. Son dakika golleri bu tür maçlarda çok değerli. Hak ettiğimiz bir galibiyet olarak düşünüyorum. Yediğimiz gol, duran top sonrası daha konsantre bir şekilde durabilirdik. Genel olarak önemli olan kazanmaktı. İyi oyunla kazandık. Çok pozisyona girdik. Çok gol atmamız lazımdı. Şanslı değildik, 4 direkten dönen top oldu. Futbolcularına emeklerinden dolayı teşekkür ediyorum. Taraftarlarımıza teşekkür ediyorum” diye konuştu.
“SAĞ BEK VE SOL BEK TRANSFERİ YAPMAMIZ GEREKİYOR”
Cuma gününe kadar sağ bek ve sol bek transferlerini istediğini ifade eden Buruk, “Çok acele sağ bek, sol bek istiyorum. Başkanımız, Erdem Bey uğraşıyor. Hızlı bir şekilde cuma gününe kadar sağ bek ve sol bek transferini yapmamız gerekiyor. Bugün Kaan’ı sağ bekte kullandık. Barış oyunun devamında sol beke geçti. Berkan orada oynadı. Çok fazla maç oynayacağız. Benim bu denklemi çözmek için transferleri yapmak istiyorum. Geçen maça geldik, döndük, 3 gün tesisten çıkmadım. Hep oyuncu bakıyoruz, hem Sacha Boey’un yerine hem de sol beke. Zor bir dönem. Transferin son haftası. Kolay değil. En iyisini yapmaya çalışacağız. Onun yanında her oynadığınız maçı kazanacağız. Kazanarak devam etmek zorundayız” yorumlarında bulundu.
“BİRÇOK OYUNCU ÜZERİNDEN ÇALIŞMALARIMIZ SÜRÜYOR”
Okan Buruk, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Sacha’nın satışı beklediğimiz bir şey değildi. Angelino Romaya gitti. Yabancı kontenjanı açmak için bu oyuncuaların gitmesi gerekiyordu. Hazırlıklarımız var. Birçok oyuncu üzerinden çalışmalarımız sürüyor. Assignon da orada adı geçen oyunculardan biri. Direkt net bir görüşmemiz olmadı. Ayın 2’sine kadar yapacağımız transferin son 4 günü. Yarından sonra hızlı bir şekilde hareket etmemiz gerekiyor. Başkanımız da bu anlamda bize destek veriyor. Yönetim kurulumuzu aynı şekilde devam ediyor. Umuyorum ki bu 4 günde bize basamak atlatacak oyuncu bulunur. Elimizdeki kadroyu kullanmaya devam edeceğiz. En azında birer tane oyuncu almak istiyoruz.”
“BOEY İNANILMAZ BİR HİKAYE YAZDI”
Alman temsilcisi Bayern Münih’e transfer olan Sacha Boey ile ilgili de konuşan Buruk, “Sacha Boey, Türk futbol tarihinin rekor fiyatla gitti. Bunda emeği geçen herkesi tebrik etmek gerekiyor. En büyük pay burada Sacha Boey’un. Çok çalıştı, çok emek verdi. İnanılmaz bir hikaye yazdı. İnşallah orada da başarılı olur” ifadelerini kullandı.
“BARIŞ ALPER YILMAZ HER MEVKİYE ADAPTE OLUYOR”
Barış Alper Yılmaz’ın çok yönlü olmasına değinen Buruk, “Bu da önemli bir şey futbolcu için. Her oynadığı bölgeye adapte oluyor. Şu anda kadromuzdan bu tür oyuncuların ayrılmasına izin vermeyiz. Galatasaray’ın kadrosu çok değerli. Birçok oyuncumuza teklif gelecek. Şu andaki kadromuzu korumak istiyorum. Oyuncu sayımız azaldı. Afrika Uluslar Kupası devam ediyor, orada da oyuncularımız var. Bu dönemde açıkçası başka oyuncu kaybı istemiyorum” diye konuştu.
“PSİKOLOJİK ÜSTÜNLÜK OLDUĞUNA İNANMIYORUM”
Fenerbahçe’nin gerisinde olmaları hakkında yorumlarda bulunan tercibeli teknik adam, “Her iki takımında yakın geçti. Fenerbahçe geriye düştü kazandı. Bizim de öyle. Oyun olarak üstün oyunumuz var. İki takım da dominant oynuyor. Bundan önceki senelerde puan kaynı normal karşılanırdı fakat şimdi karşılanmıyor. İki takım da kazanmak için elinden geleni yapıyor. Bu hafta da deplasmana gidiyoruz, Fenerbahçe de deplasmana gidiyor. İki takımda kazanmak zorunda. Biz az hata yapan takım olmak istiyoruz. Hangi takım daha az hata yaparsa şampiyon olacak. Daha iyi olmamız gerektiğini biliyorum. Çok fazla maç oynuyoruz. Bu takvim içinde oyuncular da yıpranabiliyorlar. Önümüzdeki hafta kupa da geliyor. Psikolojik üstünlük gibi bir şey olduğuna inanmıyorum. İki takım aynı puanda. Şansları eşit. Galatasaray’ın genlerinde özellikle bizim şampiyonluk yarışı olduğumuz dönemlerde hep şampiyonluğu kazanmış bir Galatasaray var. Yine mayıslar bizim demek istiyorum. Hedefimiz o, şampiyonluk yolunda bir şampiyonluk daha kazanabilmek. Fenerbahçe’nin de ne kadar iyi bir takım olduğunu net bir şekilde görüyoruz. Önemli olan dışarıya da aynı o sevgiyi, mutluluğu verebilmek. Bunun için de elimizden gelenin en iyisini yapmamız gerektiğini biliyorum” şeklinde konuştu.
“BERKAN OYUNCU OLARAK ÇOK FEDAKAR”
Berkan Kutlu’nun sol bek oynaması hakkında yorumlarda bulunan Okan Buruk, “Bir kere oyuncu olarak çok fedakar. Ne zaman oynarsa en iyisini yapmaya çalışan bir arkadaşımız Berkan. Sol ayaklı oyuncu oynatmak istedim. Oradan girdi orta yaptı. Ayağı kaliteli bir oyuncu. Berkan’ı oyun kurucu şekilde kullandık. Tabii ki mevkisi değil. Hücum yönünde iyiydi. Berkan da bugün orada bize alternatif olduğunu gösterdi” diyerek sözlerini tamamladı.
]]>Geçen yıl 6 Şubat’ta meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremlerden sonra bölgede çalışmalar yapan Özkaymak, AA muhabirine, yaklaşık bir yıllık süre zarfında bölgede 44 binin üzerinde artçı yaşandığını, azalarak da olsa bunların 3-4 yıl devam edeceğinin öngörüldüğünü söyledi.
Bölgede yaptıkları çalışmalarda, depremler nedeniyle 450 kilometreye yakın bir yüzey kırığının oluştuğunu gözlemlediklerini aktaran Özkaymak, şöyle konuştu:
“6 Şubat’taki depremler bize, bilimsel anlamda beklemediğimiz durumları da öğretti. Aynı anda birden fazla fay segmentinin kırıldığını gördük. İlk depremde 4, ikinci depremde 2 fay segmenti kırıldı. Bu segmentlerin aynı anda kırılması da bizim beklediğimiz büyüklüğü de artırdı. Bizim Kahramanmaraş’ta beklediğimiz deprem 7,2-7,3 büyüklüğündeydi, 7,7 ile 7,6 değil. Yine, aynı gün 9 saat arayla iki büyük deprem, bölgedeki yıkımı oldukça artırdı.”
-“Kırılmamış olan segmentlerin bu anlamda araştırılması çok önemli”
Gelecek yıllarda kırılmanın meydana geldiği alanlarda yeni bir kırılma beklemediklerine işaret eden Özkaymak, şunları kaydetti:
“Kırılmamış olan segmentlerin bu anlamda araştırılması çok önemli. Bu yıl ‘Türkiye Diri Faylarının Paleosismoloji Projesi’ kapsamında Antakya Fayı ile Ölüdeniz Fayı üzerindeki Yesemek, Narlı ile Sakçagöz segmentlerinde araştırmalar yapacağız. Çünkü, bu faylar hakkında günümüzde yeterince veri yok. Bu araştırmaların sonucunda, bu fayların deprem üretme potansiyeline yönelik yeni veriler üreteceğiz. Projede, Dokuz Eylül Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasan Sözbilir ile Araştırma Görevlisi Dr. Mustafa Softa ve Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Volkan Karabacak ile çalışacağız.”
“Bilinmeyen fay üzerindeki konuları ortaya çıkarmaya çalışacağız”
Özkaymak, sismolojik ve deprem davranışları açısından Hatay ve güney bölgesindeki fayları çok iyi tanımadıklarını dile getirdi.
Ölüdeniz Fayı’nın kuzey kolları üzerinde 1800’lü yıllarda yıkıcı deprem kayıtlarının olduğuna dikkat çeken Özkaymak, şöyle devam etti:
“O depremlerin hangi faylar üzerinde meydana geldiği, şu ana kadar bilinmiyor. Dolayısıyla Antakya’nın güney tarafına yoğunlaşarak bu bilinmeyen fay üzerindeki konuları ortaya çıkarmaya çalışacağız. Çünkü, Antakya’nın güneyinde ve doğusunda gelecek yıllarda 7,3-7,4 ve hatta faylar birlikte kırıldıklarında 7,6-7,7’ye varan büyüklükte deprem üretme potansiyeli olan büyük faylar var. Ölüdeniz Fay Zonu, Doğu Anadolu Fay Zonu’yla Antakya bölgesinde birleşme eğilimi gösteriyor. Güneye doğru da Kızıldeniz ve İsrail’e doğru devam eden çok büyük bir kırık. Bu kırık, Arap ile Afrika plakasının arasındaki tektonik sınırı da oluşturuyor. Antakya Fayı ise güneybatıya doğru devam ederek Kıbrıs Adası güneyinden geçen ve Afrika okyanusal litosferinin Anadolu plakası altına daldığı Kıbrıs yayına bağlanmaktadır.”
Özkaymak, Kıbrıs Adası ve doğusundaki bu alanda da özellikle deniz altında yıkıcı deprem ve tsunami oluşturma potansiyeline sahip kırıkların olduğunu sözlerine ekledi.
]]>Kardeşi pusuda ölen ağabey, faillerin bulunmasını istiyor
Hain saldırı ‘yan bakma’ yüzünden gerçekleştirilmiş
Acılı ağabey Mehmet Aslanhan:
“Ağabeyimin katilleri halen firar”
ADANA – Adana’da benzin istasyonunda öldürülen Ahmet Aslanhan’ın cinayet anının güvenlik kamerası ortaya çıkarken, acılı ağabey “Kardeşimi öldürenler halen firar. Bir an önce bu şahısların yakalanmasını istiyorum” dedi. Öte yandan, cinayete kurban giden adamın, oğlu ile bir genç arasında yan bakma kavgası yüzünden çıkan tartışma sonucu öldürüldüğü ortaya çıktı.
Olay, 5 Ekim 2023’te saat 10.00 sıralarında, merkez Yüreğir ilçesi Doğankent Cumhuriyet Mahallesi’nde meydana geldi. İşe gitmek için akaryakıt istasyonunda servis bekleyen Ahmet Aslanhan (46), bu sırada tuvalete girdi. O esnada istasyonda bekleyen otomobildeki 2 kişiden kar maskeli kimliği belirsiz şüpheli, araçtan inip, tuvaletten çıkan Aslanhan’ı başından tabancayla vurdu. Ağır yaralanan Aslanhan, kanlar içinde yere yığılırken, şüpheli ise havaya ateş açıp, kendisini bekleyen otomobile binerek kaçtı. Diğer çalışanların ihbarıyla olay yerine polis ve sağlık ekipleri sevk edildi.
2 gün sonra öldü
İlk müdahalesi yapılan Aslanhan, ambulansla Adana Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırıldı. Ameliyat edilip, yoğun bakım ünitesine alınan Aslanhan, olaydan iki gün sonra hayatını kaybetti. Aslanhan’ın cenazesi toprağa verilirken, Adana Emniyet Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliği ekipleri olaya karıştığı tespit edilen S.G.’yi yakaladı. S.G., ifadesinin ardından çıkartıldığı nöbetçi mahkemece tutuklanırken, diğer failler ise halen bulunamadı.
Cinayet anbean kamerada
Akaryakıt istasyonunda işlenen cinayet anının ise güvenlik kamerası ortaya çıktı. Kar maskeli bir şüphelinin koşarak geldiği, tuvaletten çıkan Ahmet Aslanhan’a doğru tabanca ile ateş edip daha sonra da havaya sıkarak kaçtığı anlar güvenlik kamerasına saniye saniye yansıdı.
Olay yan bakma yüzünden çıkmış
Ahmet Aslanhan’ın kardeşi Mehmet, İhlas Haber Ajansı’na konuştu. Mehmet Aslanhan, yeğeni Osman Aslanhan ile M.G.’nin 2023 yılının Nisan ayında tartıştıklarını ve M.G.’nin yeğenini silahla yaraladığını söyledi. Daha sonra Mehmet Aslanhan, yeğeni Osman ile M.G.’nin cinayetten 1 gün önce de yan bakma yüzünden tartıştıklarını, 1 gün sonra da ağabeyinin öldürüldüğünü söyledi.
“Kimseyle husumetimiz yoktu”
Mehmet Aslanhan, “Bizim kimseyle bir husumetimiz yoktu. M.G. ile yeğenim tartıştı daha sonra bu şahıslar ile husumetimiz oldu. Cinayetten 1 gün öncede yeğenim ve M.G., yan bakma nedeniyle tartışıyor. 1 gün sonra ağabeyim öldürülüyor. Olay M.G.’nin babasının kuzeninin otomobiliyle işleniyor ancak o günden sonra M.G., babası C.G., kuzeni M.G., amcaları A.G. ve M.G. kaçıyor. Bir tek S.G. yakalanıp tutuklanıyor” dedi.
“Can güvenliğimiz yok”
Can güvenliklerinin olmadığını söyleyen Aslanhan, “Ailemiz perişan oldu. Bu olaydan sonra can güvenliğimiz kalmadı. Bu adamlar halen firar ancak kimse bulamadı. Belki saklanıyorlar bizleri öldürecekler bilmiyoruz. Bu insanların bulunmasını istiyoruz. En azından içimiz bir nebze olsun rahatlar. Bu cinayeti 16 yaşındaki M.G.’nin işlemiş olduğunu düşünmüyorum ama bunu yapanlar bir an önce bulunmalı. Bu insanların eşleri, çocukları halen burada. Mutlaka onlarla iletişim kuruyorlardır” ifadelerini kullandı.
]]>Kış şartlarının hayatı iyice zorlaştırmasından önce kan stoklarını belirli bir seviyenin üzerine çıkarmayı ve düzenli bağışı özendirmeyi hedefleyen Kızılay, ülke çapında “Birbirimize Candan Bağlıyız” sloganı ile büyük bir kan bağış kampanyası başlattı. Tüm illerde olduğu gibi Van’da da bu çerçevede başlatılan kan bağışı kampanyası merkez ve ilçelerde devam ediyor.
Van’ın Gevaş ilçesinde düzenlenen ve bir gün sürecek olan kampanyayla ilgili açıklamada bulunan Kızılay Güneydoğu Van Bölge Kan Merkezi Müdürü Dr. İbrahim Çelik, bölge olarak Van, Bitlis, Muş, Iğdır ve Hakkari’deki 28 hastanenin kan ihtiyacını karşıladıklarını belirtti. Bölge olarak bu il ve ilçelerde kan bağışı kampanyaları düzenleyerek, bu hizmeti yürütmeye devam ettiklerini ifade eden Çelik, “Bizim kan ihtiyacını karşılayabilmemiz, hastanelerde kan ve kan ürünlerine ihtiyacı olan hastaların sorunsuz bir şekilde ihtiyaçlarını giderilebilmesi için gönüllü kan bağışçılarına ve düzenli kan bağışına ihtiyacımız var. Çünkü kan, kaynağı sadece insan olan ve diğer ilaçlar gibi üretilmeyen bir tedavi aracıdır. Biz de bu anlamda kan bağışı faaliyetlerine devam ediyoruz” dedi.
Kızılay’ın 11 Ocak itibarıyla ülke genelinde ‘Birbirimize Candan Bağlıyız’ sloganı çerçevesinde bir kan bağışı kampanyası başlattığını vurgulayan Çelik, “Özellikle bu yoğun kış aylarının sert geçmesi nedeniyle kan bağışındaki düşüş ve martta Ramazan ayına girecek olmamız bu düşüşü yaşatmamak adına böyle bir kan bağışı kampanyası başlattık. Biz de Van bölgesinde kan bağışı kampanyaları düzenleyerek devam ediyoruz. Şimdi de Gevaş ilçesinde mobil kan alma kamyonumuzla faaliyetlerimize devam ediyoruz. Halkımızın yoğun bir ilgisi var. Kurumlarımız, kampanyaya çok güzel katkı sunuyor. Amacımız bugün burada 70-80 ünite civarında kan bağışı elde etmek. Tabi biz her gün Van olarak 200 ünite kanı stoklarımıza almamız gerekiyor ki, hastanelerimizin ihtiyacını sorunsuz giderebilelim. Çünkü soğuk havalarda, kış aylarında hastanelerin ihtiyaçları azalmıyor. Hastanelerimizde sadece acil durumlarda değil, sürekli kronik hastalıklar nedeniyle kan tedavisi görmek zorunda kalan hastalarımız var. Faaliyetlerimizi devam ettirerek, ihtiyacı sorunsuz gidermeyi hedefliyoruz” ifadelerini kullandı.
Kampanyanın yıl boyunca devam edeceğini vurgulayan Çelik, “Van merkezde kan alma kamyonumuz her gün, Erciş ilçemizde de haftanın iki günü düzenli olarak kan bağışı alıyoruz. Kan bağışı, toplumsal dayanışmanın en güzel örneklerinden biridir. Bu manada bu güzel organizasyona tüm bağışçılarımızı bekliyoruz” diye konuştu.
Vatandaşlar ise kan bağışının önemli olduğunu ifade ederek böyle bir kampanyada yer aldıkları için mutlu olduklarını söylediler. İlk defa kan vermenin mutluluğunu yaşadığını belirten Mazlum Gülsüm isimli vatandaş ise, “Kan bağışı ile ilgili sürekli bir hevesim vardı ama 18 yaşından küçük olduğum için kan veremiyordum. Üç ayda bir mobil araç Gevaş’a gelecek. Artık arkadaşlarla sürekli buradayız. Bizim için kan bağışı önemli” ifadelerine yer verdi. – VAN
]]>Dün, dünya genelinde açıklanan imalat sanayi Satınalma Yöneticileri Endeksi (PMI) verileri üretim tarafında çarkların yavaş yavaş dönmeye devam ettiğini gösterdi.
ABD’de imalat sanayi PMI ocakta 50,3’le son 15 ayın en yükseğine çıkarak beklentileri aşarken, söz konusu veri imalat sanayisinde yeniden genişleme bölgesine girildiğine işaret etti.
Bu durum ülkede ekonomik aktivitenin güçlü kalmaya devam ettiği şeklinde yorumlanırken, ABD Merkez Bankasının (Fed) martta faiz indirimlerine gidebileceği ihtimali zayıflamayı sürdürdü.
Para piyasalarındaki fiyatlamalarda, Fed’in gelecek hafta politika faizini sabit bırakmasına kesin gözüyle bakılırken, martta da yüzde 57 ihtimalle yüzde 5,25-5,50 seviyesinde tutulacağı öngörülüyor.
Öte yandan, ekonomideki “yumuşak iniş” ihtimali S&P 500 endeksini desteklemeye devam ederken, dün yükselişini üst üste altıncı iş gününe taşıyan endeks, kapanış rekorunu da 4.868,55 puana yükseltti.
Microsoft’un hisseleri gün içinde yüzde 1’in üzerinde artarak 405,63 dolara kadar çıkarken, şirketin piyasa değeri ilk kez 3 trilyon doları aştı.
Bugün ABD’de açıklanacak büyüme ve kişisel tüketim harcamaları verileri ise yatırımcıların odağına yerleşen bir başka önemli veri seti olarak dikkati çekerken, bu verilerden alınacak sinyallerin varlık fiyatlarında oynaklığı artırması bekleniyor.
ABD ekonomisinin geçen yılın son çeyreğinde yüzde 2 büyüdüğü tahmin edilirken, kişisel tüketim harcamalarındaki artışın da yüzde 3,1’den yüzde 2,5’e indiği öngörülüyor.
Analistler, kişisel tüketim harcamalarına ilişkin verilerin Fed’in para politikası kararlarında önemli yer tuttuğunu belirterek, piyasa tahminlerinden olası sapmaların fiyatlamalar üzerinde etkili olabileceğini ifade etti.
Bununla birlikte, martta Fed’in politika faizini sabit bırakabileceği ihtimalinin güçlenmesi tahvil piyasalarındaki satış baskısını desteklemeyi sürdürürken, ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi yüzde 4,16 seviyesinde bulunuyor.
Emtia tarafında da benzer bir seyir öne çıkarken, merkez bankalarının güvercin adımlarının gecikebileceği endişesi altının ons fiyatını baskılıyor. Dün altının ons fiyatı yüzde 0,8 değer kaybıyla 2.012 dolardan günü tamamlarken, yeni günde dünkü kapanışın hemen üzerinde 2.014 dolardan alıcı buluyor.
Brent petrolün varil fiyatı ise 80 dolar seviyesinde bulunuyor.
Öte yandan, dün Kanada Merkez Bankası politika faizini yüzde 5’te sabit bırakırken, bankadan yapılan açıklamada net bir şekilde faiz artışlarının sona erdiği sinyali verildi.
Dün, New York borsasında, Nasdaq endeksi yüzde 0,36 ve S&P 500 endeksi yüzde 0,08 değer kazanırken, Dow Jones endeksi yüzde 0,26 azalış kaydetti. ABD’de endeks vadeli kontratlar, yeni güne pozitif bir seyirle başladı.
Avrupa borsalarında dün alış ağırlıklı bir seyir öne çıkarken, Avrupa Merkez Bankasının (ECB) bugün açıklayacağı para politikası kararları yatırımcıların odağında bulunuyor.
Para piyasalarındaki fiyatlamalarda ECB’nin politika faizlerini sabit tutacağına kesin gözüyle bakılırken, ECB Başkanı Christine Lagarde’ın yapacağı sözle yönlendirmelerin varlık fiyatlarında oynaklığı artırması bekleniyor.
Analistler, ECB’nin ilk faiz indirimine yüzde 64 ihtimalle nisanda başlayabileceğinin öngörüldüğünü ancak söz konusu tahminlerin günden güne hazirana kaydığını belirterek, Lagarde’ın açıklamalarının piyasalardaki fiyatlamaları netleştirebileceğini bildirdi.
Dün bölge genelinde açıklanan imalat sanayi PMI verilerinin toparlanmaya işaret ettiğini ancak hala daralmanın sürdüğünü aktaran analistler, makroekonomik verilerden alınacak sinyallerin takip edilmeye devam edileceğini bildirdi.
Dün, İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 0,56, Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 0,91, Almanya’da DAX 40 endeksi yüzde 1,58 ve İtalya’da MIB 30 endeksi yüzde 0,87 artış kaydetti. Avrupa’da endeks vadeli kontratlar, yeni güne ise negatif bir seyirle başladı.
Asya’da piyasalar Çin Merkez Bankası (PBoC) Başkanı Pan Gongşıng’ın açıklamalarının ardından pozitif seyrediyor.
Pan, dün, banka ve kredi kuruluşları için zorunlu karşılık oranının 5 Şubat’tan itibaren 50 baz puan azaltılacağını belirterek, piyasaya yeterli nakit sağlanmasının amaçlandığı kararın, 1 trilyon yuan (yaklaşık 140 milyar dolar) nakit varlığı serbest bırakmasının beklendiğini bildirdi.
Söz konusu açıklamalarla birlikte dün Hong Kong’da Hang Seng endeksinde yükseliş yüzde 3,56’ya ulaşırken, Çin’de Şanghay bileşik endeksi yüzde 1,8 değer kazandı.
Analistler, ülkede bir süredir ekonomik aktiviteye ilişkin endişelerin varlık fiyatları üzerinde etkili olduğunu belirterek, söz konusu adımın ülkedeki deflasyonist baskıyı azaltabileceğini ve risk iştahını beslediğini ifade etti.
Söz konusu alış ağırlıklı seyir bugün de piyasalar üzerinde etkili olurken, kapanışa yakın Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 0,1, Hong Kong’da Hang Seng endeksi yüzde 1,7 ve Çin’de Şanghay bileşik endeksi yüzde 2,4 artış kaydetti. Güney Kore’de Kospi endeksi ise yüzde 0,1 geriledi.
Yurt içinde dün alış ağırlıklı bir seyir izleyen Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi, günü yüzde 1,77 değer kazancıyla 8.090,90 puandan tamamlarken, bugün TCMB’nin açıklayacağı para politikası kararları yatırımcıların odağında bulunuyor.
Analistler, faiz kararıyla birlikte politika metninden alınacak sinyallerin yurt içi piyasalarda oynaklığı artırabileceğini kaydederek, piyasalarda bankanın bir süredir devam eden şahin adımlarının bu toplantıyla birlikte sona ereceği öngörülerinin hakim olduğunu ifade etti.
AA Finans’ın beklenti anketine katılan ekonomistler, TCMB’nin politika faizini 250 baz puan artırarak yüzde 45’e çıkaracağını tahmin ediyor.
Dolar/TL, dün yatay bir seyir izleyerek 30,2382’den günü tamamlamasının ardından bugün bankalararası piyasanın açılışında 30,2630 seviyesinden işlem görüyor.
Öte yandan, dün açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Akla ziyan dedikodularla ekonomide bin bir güçlükle temin ettiğimiz güven ve istikrar iklimini bozacak kampanyalar başlatıyorlar. Dedikodular üzerinden bir bardak suda fırtına koparmaya çalışan fitne tüccarlarını kesinlikle umursamıyoruz.” ifadelerini kullandı.
ABD Başkanı Joe Biden ise Kongre’ye bir mektup yollayarak, İsveç’in NATO’ya üyeliğiyle ilgili Türkiye’deki süreç tamamlanır tamamlanmaz Türkiye’ye F-16 savaş uçaklarının satışına ilişkin resmi bildirimi Kongre’ye göndereceğini bildirdi.
Analistler, bugün yurt içinde TCMB’nin faiz kararının yanı sıra para ve banka istatistikleri, yurt dışında ise ECB’nin faiz kararı ve ECB Başkanı Lagarde’ın açıklamaları ile ABD’de büyüme başta olmak üzere yoğun veri gündeminin takip edileceğini belirterek, teknik açıdan BIST 100 endeksinde 8.100 ve 8.250 seviyelerinin direnç, 8.060 ve 7.980 puanın destek konumunda olduğunu kaydetti.
Piyasalarda bugün takip edilecek veriler şöyle:
10.00 Türkiye, ocak ayı reel kesim güven endeksi ve kapasite kullanım oranı
12.00 Almanya, ocak ayı Ifo iş dünyası güven endeksi
14.00 Türkiye, TCMB’nin faiz kararı
14.30 Türkiye, haftalık para ve banka istatistikleri
16.15 Avro Bölgesi, ECB’nin faiz kararı
16.30 ABD, 4. çeyrek GSYH
16.30 ABD, haftalık işsizlik maaşı başvuruları
16.45 Avro Bölgesi, ECB Başkanı Lagarde’ın konuşması
]]>Çuvaldızla yaklaşık 2 bin 500 dikiş atılarak 5 günde üretilen herik için usta bulunamıyor
BİTLİS – Bitlis’te 27 yıl önce başladığı harik sanatını tek başına sürdüren Haydar Yılmaz, mesleği bıraktığı takdirde bu sanatı sürdürecek kimsenin olmadığını söyledi.
Bitlis’in son harik (yöresel ayakkabı) ustası olan Haydar Yılmaz, yöre halkının yüzyıllardır kullandığı ancak son yıllarda kaybolmaya yüz tutan el sanatlarından biri olan harik sanatını 27 yıldır tek başına sürdürmeye çalışıyor. Keçi kılı ve kendirden yapılan ve bir dönem yöre halkı ve sanat camiasının gözdesi olan Bitlis’e has harik sanatı, eski popülerliğini kaybetmiş durumda. İlginin her geçen gün biraz daha azaldığı harik sanatı yavaş yavaş kaybolmaya yüz tutan halk sanatları arasındaki yerini almaya başladı.
Yöre halkının geçmişte ayakkabı olarak kullandığı harik; yazın serin, kışın ise ayakları sıcak tutan, ayaklarda mantar oluşumunu da önleyen ve bu anlamda ayak sağlığı için önerilen bir giyim eşyası olarak biliniyor. Zorlu bir üretim süreci olan harik sanatı, ustasının elinde 12 farklı yapım aşamasından geçerek tamamlanabiliyor.
Keçi kılı ve kendir kullanılarak tamamen el işçiliğiyle üretilen harik, çuvaldızla yaklaşık 2 bin 500 dikiş atılarak 5 günde üretilebiliyor. Yaklaşık 650 yıllık bir geçmişi bulunan sanatın son ustası olan Haydar Yılmaz ise bu değerli sanatın kaybolmaması için 27 yıldır mücadele veriyor.
1997 yılında başladığı harik sanatını sürdürmenin gayreti içerisinde olan devlet sanatçısı unvanına sahip Haydar Yılmaz, kaybolmaya yüz tutan harik sanatını yaşatmaya çalıştığını belirtti. Harikin üretiminden tanıtımına kadar her aşamasıyla ilgilenen Yılmaz, harik yapımının zorlu ve emek gerektiren bir süreç olduğunu ifade etti. Ülke genelinde düzenlenen fuar ve festivallere katılarak sanatını tanıtmaya çalışan Yılmaz, en çok ilgisizlikten yakındı. Yılmaz, bu mesleği yeni nesillere aktardıktan sonra gönül rahatlığı ile bırakacağını ifade ederek, “Kültür merkezinde çalışmalarıma 27 yıldır devam etmekteyim. 1997 yılında aldığım kursla mesleğe başladım. 1998 yılında yine kültür merkezinde Halk Eğitim Merkezi Müdürlüğüne bağlı olarak kurslar açıyorum. O günden bugüne öğrencileri yetiştirdim. Şu ana kadar 150’nin üzerinde yetiştirdiğim kursiyer sayısı var. Fakat meslek zorlu ve malzemeyi bulmak sıkıntılı mevcut. Bir de pazar sorunu olduğu için maalesef öğrettiğim kursiyerler de devam ettiremiyorlar. Bu sebepten ötürü de 27 yıldır tek başıma mesleği sürdürmeye çalışıyorum. Bitlis’in geleneksel ayakkabısı olan harik, ayakkabı olmadan önce 600 yıl boyunca ayakkabı olarak kullanıldığı rivayet edilmektedir. Günümüzde daha çok hediyelik ve halk oyunları ekiplerinin siparişleri doğrultusunda üretimi yapılmaktadır. Ana ham maddesi keçi kılı ve kendirden oluşuyor. Tamamıyla el işi, yaklaşık 5 günde bir çift yapılıyor. Ayakta romatizma ağrısına yardımcı olduğu söylenmektedir. Ayrıca mantar hastalıklarına da iyi geliyor. Tek başıma kaldığım için mesleği bırakma gibi bir lüksümde kalmadı. Çünkü bıraktığım zaman meslek kaybolacak. Bu sebepten dolayı yeni nesillere aktarmak amacıyla çalışmalarımı yapıyorum. Yeni nesillere aktardığım zaman en azında meslek devam edecek. O zaman gönül rahatlığı ile bırakacağım. Çünkü 27 yıldan sonra gerçekten çok yoruldum artık. Halk eğitim ve kültür müdürlüklerinin kurs desteği olmazsa geçimimi idame edebilecek şansım bile yok. Onlar sayesinde yok olmaya yüz tutan bu sanatı ayakta tutmaya çalışıyorum” diye konuştu.
]]>AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bugün İstanbul Haliç Kongre Merkezi’nde “AK Parti İstanbul İlçe Adayları Tanıtım Toplantısı”na katıldı. Erdoğan şöyle konuştu:
“KAĞITHANE’DE TEMEL ATMAMA MERASİMİ YAPIYORLAR”
“Seçimlere 70 gün kaldı. Seçmeni yani milleti sandıktan sandığa hatırlayan bir parti hiçbir zaman olmadık. Biz yılın 365 günü, günün 24 saati milletimizle yüz yüze, gönül gönüle irtibat halinde olan bir kadroyuz. Seçim dönemlerini bu tempoyu daha da arttırmanın her zaman yaptığımız işleri kısa sürede tekrarlamanın muhabbet saflarını sıklaştırmanın gönül köprülerimizi daha da güçlendirmenin vesilesi olarak görüyoruz. Hele söz konusu İstanbul olduğunda hem bizim için hem sizler için yaptığımız çalışmalar bir başka anlam taşıyor.
Binlerce yıldır her medeniyetin, her toplumun, her devletin hayalini süsleyen İstanbul’a hizmet etmenin şerefi dünya malının tamamına değişilmez.
Ben Kasımpaşalıyım, Haliç’in kenarında doğdum, büyüdüm. Haliç ile beraber yaşadım. Bu Haliç ne yazık ki ne zaman biz temizlemeye başladık işte o zaman bugünkü Haliç oldu. Haliç’ten o zamanlar itibariyle 9,5 milyon metreküp çamur çıkardık, pislik çıkardık. Bu çamuru 9,5 kilometre uzaklıkta Alibeyköy’de bir taş ocağına naklettik. ya bunu şu andakiler yapar mıydı? Yapabilir miydi? Ama bunu Murat Kurum yapar. İşte burada hemen Kağıthane’de bunlar temel atmama merasimi yapıyorlar. ya böyle bir şey olur mu, temel atmamam merasimi. Ama bunlar yapar. Biz ise temel üstüne temel koyma mücadelesi verdik. İstanbulumuzda bu yarışı biz yaptık.
Karşılaştığımız tüm engellere rağmen hamdolsun kısa sürede İstanbul’un temel sorunlarının hemen hepsini hal yoluna koyduk. Ancak yapmak zor yıkmak çok kolaydı. Maalesef son 5 yılda yeniden o eski günlerini hatırlatan ihmallere maruz kaldı. Tüm dünyanın gözbebeği olan bu güzel şehir 5 yıl gibi çok kısa sürede neredeyse çeyrek asırlık irtifa kaybı yaşadı.
“VİZYONSUZLUKLARINI İSTANBUL’UN YOL KENARLARINI SÜSLEYEN GÜZELİM DİKEY BAHÇELERİ YOK EDEREK DEVAM ETTİRDİLER”
2019’da İstanbul’un yönetimini devralanlar işe programla, projeyle, icraatla, tuğla üstüne tuğla koyarak değil temel atmama töreniyle başladılar. Atmadıkları temel Silahtarağa Arıtma Tesisi projesiydi. Peki sonra ne oldu? Arıtma yapılmayan sular Haliç’e boca edilince, burası yeniden ölmeye, kararmaya, kokmaya başladı. Halbuki Silahtarağa Projesi İstanbul’un altın boynuzu Haliç’i temizlemek için 1994 yılından beri yürüttüğümüz çalışmaların kritik bir parçasıydı. Hatalarından ders çıkarmak yerine vizyonsuzluklarını İstanbul’un yol kenarlarını süsleyen güzelim dikey bahçeleri yok ederek devam ettirdiler. Şimdi aynı zihniyet poşet göndermesiyle yeniden arzı endam ediyor.
“BUNLARIN ÇEVREDEN ANLADIKLARI, BU KAVRAMIN ARDINA SIĞINARAK ŞEHRİ YAKIP YIKAN ÇAPULCULARA SAHİP ÇIKMAKTIR”
Büyükşehir adayımız Murat Kurum’un İstanbul’u depreme hazırlamak başta olmak üzere bu güzel şehrin geleceği için hayati öneme sahip projelerini kendi akıllarınca küçümsüyorlar, hafife alıyorlar. Tabii bunların çevreden anladıkları yalnızca bu kavramın ardına sığınarak şehri yakıp yıkan çapulculara sahip çıkmaktır.
İstanbul’daki ana yolların etrafında kurulan yeşil panolara bile tahammül edemeyip hepsini yıkarak betona boğan bir kafanın böyle bir derdinin olmadığı da açıktır. Daha da vahimi aynı kafa bilim insanlarının her gün ikaz ettiği deprem tehdidine karşı üzerine düşen hiçbir görevi yerine getirmediği gibi büyük bir pişkinlikle bunu sırıtarak dalga konusu yapabiliyor. Milyonlarca insanın geleceğini, yüz binlerce insanın hayatını doğrudan ilgilendiren böyle bir meselede bile aymazlık yapanların şehrin diğer sorunlarının çözümüyle ilgili ne hassasiyeti olabilir ki? Bunları tek derdi İstanbul nimetini kendi şahsi çıkarları, kendi bireysel ajandaları, kendi siyasi kariyerleri için kullanabildikleri kadar kullanmak, sömürebildikleri kadar sömürmektir. İstanbul bu zulmü, bu eziyeti hak etmiyor. İstanbul bu ihmali, bu riyakarlığı hak etmiyor. İstanbul hırsı boyunu aşanların oyuncağı haline getirilmeyi hak etmiyor. İstanbul aklı da gözü de gönlü de başka yerlerde olanların yedeği muamelesi görmeyi hak etmiyor.
“31 MART’TA 5 YILLIK FETRET DEVRİ SON BULACAK”
Kardeşlerim, inşallah 31 Mart’ta İstanbul hak etmediklerinden kurtulacak, inşallah 31 Mart’ta İstanbul’un büyükşehir hizmetleri konusundaki hasreti sona erecek. İnşallah 31 Mart’ta İstanbul’u yapacağı doğru tercihle kendisine yeni bir ufuk açacak. İnşallah 31 Mart’ta 5 yıllık fetret devri son bulacak yeniden şahlanış dönemi başlayacak.
Gırtlağına sarıldığınız bu millet size cevabını seçim günü sandıkta verecektir. Küfürler savurduğunuz kadınlarımız 31 Mart günü sandık önlerine geldiğinde size ettiğiniz hakaretlerin hesabını soracaktır. Hem kadın hakları diyeceksiniz hem de milletin ortasında yaşlı bir kadına saldıran edepsizlere hiçbir tepki göstermeyeceksiniz. Hem basın özgürlüğünden dem vuracaksınız hem de görevini yapmaya çalışan gazetecileri militanlarınıza linç ettireceksiniz. Bunun adı sadece iki yüzlülük değildir, aynı zamanda faşizmdir, despotizmdir.
“BAY KEMAL İLE ÇOK KAVGAMIZ OLDU AMA ONUN DA KENDİNE GÖRE BİR ÜSLUBU VE MİSYONU VARDI”
CHP yönetiminde giderek düşen bir seviye var. Bizim dönemimizde bu partide tam iki kez genel başkan değişti. Ama siyasi kalite ve kalibre noktasında her seferinde gelen gideni arattı. Rahmetli Deniz Baykal ile pek çok konuda anlaşmazdık ama siyasi birikimini takdir ederdik. Bay Kemal ile çok kavgamız oldu ama onun da kendine göre bir tarzı, üslubu ve misyonu vardı. CHP’nin mevcut Genel Başkanı Özgür efendi ise daha başlamadan listenin en altına yuvarlanmayı başardı.
CHP uzunca bir süredir bölücü bir örgütün güdümündeki partiyle el altından zaten iş birliği yapıyordu. Ancak hiç değilse bu iş birliğinden mahcubiyet duyuyorlar, yapılan pazarlıkları gizli saklı tutmaya çalışıyorlardı. Özgür efendinin CHP’si ise bölücü örgütün aparatlığına devam eden, dolayısıyla siyasi meşruiyeti tartışmalı DEM Parti ile adeta bütünleşmiş durumdadır. Koltuğunu muhtaç olduğu birilerinin siyasi ihtirasına zemin hazırlamak için yapılan bu iş birliğiyle her iki parti de kendi ayaklarına utanç prangası vurmaktadır.”
İKİ İLÇE ADAYI MHP’Lİ
Erdoğan konuşmasının ardından 37’si AKP’den ve 2’si (Beşiktaş ve Silivri) MHP’den olmak üzere 39 ilçenin adaylarını açıkladı. Erdoğan, Üsküdar belediye başkanı adayını açıklarken sahneye gelen çocuğa para verdi. Erdoğan’ın açıkladığı adaylar şöyle:
Adalar: Uğur Sina Şen
Arnavutköy: Mustafa Candaroğlu
Ataşehir: Mustafa Naim Yağcı
Avcılar: Abdullah Küçükoğlu
Bağcılar: Abdullah Özdemir
Bahçelievler: Hakan Bahadır
Bakırköy: Ali Talip Özdemir
Başakşehir: Yasin Kartoğlu
Bayrampaşa: İlknur Kovaç Bayraktar
Beşiktaş: Serkan Toper (MHP)
Beykoz: Murat Aydın
Beylikdüzü: Mustafa Günaydın
Beyoğlu: Haydar Ali Yıldız
Büyükçekmece: Recep Erol
Çatalca: Mesut Üner
Çekmeköy: Ahmet Poyraz
Esenler: Mehmet Tevfik Göksu
Esenyurt: Hamit Öncü
Eyüpsultan: Deniz Köken
Fatih: Mehmet Ergün Turan
Gaziosmanpaşa: Hasan Tahsin Usta
Güngören: Bünyamin Demir
Kadıköy: Veli Arslan
Kağıthane: Mevlüt Öztekin
Kartal: Hüseyin Karakaya
Küçükçekmece: Aziz Yeniay
Maltepe: Kadem Ekşi
Pendik: Ahmet Cin
Sancaktepe: Şeyma Döğücü
Sarıyer: Hüseyin Coşkun
Silivri: Volkan Yılmaz (MHP)
Sultanbeyli: Ali Tombaş
Sultangazi: Abdurrahman Dursun
Şile: İlhan Ocaklı
Şişli: Gökhan Yüksel
Tuzla: Şadi Yazıcı
Ümraniye: İsmet Yıldırım
Üsküdar: Hilmi Türkmen
Zeytinburnu: Ömer Arısoy
]]>Eskişehir’de önceki yıllarda Bayat Pazarı olarak bilinen bölgedeki kıraathanelerde, günümüzde ise Reşadiye Camii’nin önünde toplanan vatandaşlar, ekmek parası kazanmak amacıyla gün boyu ayakta bekliyor. Emekli ve yaşlı vatandaşların da aralarında bulunduğu yaklaşık 15 kişi, günlük yevmiye ile hamal işleri yapıyor. Bir dönemler piyasasının çok aktif olduğu belirtilen Hamal Pazarı’nın eski tadında olmadığından bahseden işçiler, bazı günler hiç iş almadan eve gittiklerini ifade etti. Kış aylarında da soğuk havaya rağmen saat 08.00-17.00 aralığında bekleyen ve üşüdüklerinde çayla içlerini ısıtan hamallar, yetkililerden kendilerine özel bir kıraathane yapılmasını ve buranın tanıtılmasını istedi.
“Un çuvalı indiririz, yem taşımaya ve inşaatlara yardıma gideriz”
Emekli vatandaş Ali Uyar, uzun yıllardır bir gelenek haline gelen Hamal Pazarı’nın ne olduğunu anlattı. Yaz mevsiminde işlerinin yoğunlaştığını, kışın ise durma noktasına geldiğini aktaran Uyar, “Hamal Pazarı’na genellikle günlük yevmiye ile eşya taşımak için aranan adamlar gelir. Un çuvalı indiririz, yem taşımaya ve inşaatlara yardıma gideriz. Genellikle bildiğimiz işleri yaparız. Müşterinin hangi konuda talebi varsa onun üzerinde çalışırız. Hamal önceki yıllarda Eskişehir’de Bayat Pazarı olarak bilinen yerdeki kahvelerde toplanırlarmış. Mesela birisi ‘işçi ihtiyacım’ var diyerek gelirmiş, 10 kişiyi götürürmüş. Başka birisi gelip, ‘bana inşaatta 20 kişi lazım’ dermiş, saat 10.00 olmadan kahvede adam kalmazmış. Ama şu anda burada öyle bir şey yok. Geliyoruz, dikiliyoruz. İş çıktığı da oluyor, çıkmadığı da oluyor. Birkaç gün hiç iş olmadan dikiliyorsun, gün oluyor arka arkaya 2-3 defa işe gidiyorsun. İşler şu anda durgun, eski tadı yok. Özellikle kış mevsiminde işler duruyor, yazın bir nebze hızlanır. Havalar sıcak olunca bağ, bahçe ve budama işi çok oluyor” dedi.
“Aramızda 73 yaşında olan insanlar da var”
Şu an emekli olduğunu ama emekli olmadan önce de Hamal Pazarı’na gelip gittiğinden bahseden Uyar, “Mesela gece vardiyasına gittiğim zaman, gündüz Hamal Pazarı’nda bekliyordum. Bu işle geçim sağlanmaz, anca karın doyurulur. Gününü kurtarsın, ertesi güne Allah kerim. Günümüzde Hamal Pazarı’nda 10-15 kişi anca vardır. Bazıları da telefonla işe gidiyorlar. Sağa sola numara bırakıyorlar, hamal işi yaptıklarını söylüyorlar. O nedenle çoğu da buraya gelmiyor artık. Aramızda 73 yaşında olan İnsanlar da var. Bizim bir hamal ipimiz olur, çamaşır makinesi ve buzdolabı gibi eşyaları bu iple sırtımıza bağlayarak taşırız. Yaşlı vatandaşlar genellikle bunları yapamıyor, zorlanıyorlar. Birlikte gittiğimiz zaman onlara küçük kutuları taşımalarını söylüyoruz. Onlar niye bu işi yapıyorlar? Kendilerine başka bir uğraş bulamıyorlar. İhtiyaçları olduğundan hamallığa devam ediyorlar” şeklinde konuştu.
“Sadece hamallara özel bir kıraathane olsun istiyoruz”
Sabah saat 08.00 gibi bekleye başlayıp, akşam 17.00’da dağıldıklarını belirten Ali Uyar, sözlerine şu şekilde devam etti:
“Öğlen acıktığımız zaman gidip karnımızı doyuruyoruz. Lokantanın az ilerisinde kahve var, hamallar genellikle o kahvede takılırlar. Üşüdüğümüz zaman çay içip ısınıyoruz. Genellikle burada 1 kişi dikilmez, yaklaşık 4 kişi beraber dikilir. İş verenler oraya gelirler, ‘bana 1 işçi lazım’ derler. Biz de ne işi olduğunu sorarız. Bazen pazarlığı burada yaparız, bazen de işe göre fiyat veririz. İş veren direkt olarak benim yanıma gelirse iş benimdir. O işe kesin giderim. Bence işi görerek fiyat vermek en güzelidir. Ucuz fiyat verirsin, orada eşya çok olduğunda bunu yükseltemezsin. Az paraya çalışırsın, çok iş yaparsın. Kış şartlarında dışarıda beklemek zor oluyor. Sadece hamallara özel bir kıraathane olsun istiyoruz. Herkes bu kıraathanenin Hamal Pazarı olduğunu bilse, iş verenler de eskisi gibi sadece buraya gelip işçi alsa daha güzel olurdu. Şu an soğukta bekliyoruz, kahvemiz ya da belli bir yerimiz yok. Eskişehir halkı genelde bilirdi burayı ama artık eskisi kadar bilinmiyor.” – ESKİŞEHİR
]]>“Filistin İçin Sağlık Çalışanları” çağrısıyla İngiltere Başbakanlık Ofisi 10 Numara’nın bulunduğu Downing Sokağı’nda gerçekleştirilen anma etkinliğinde Prof. Dr. Nick Maynard, James Smith, Deborah Harrington ve Khalid Dawas, son 2 haftadır görev yaptıkları Gazze’de yaşadıklarını anlattı.
Maynard burada yaptığı konuşmada, 2010’dan bu yana doktor olarak gittiği Gazze’nin kalbinde önemli bir yere sahip olduğunu ve orada görev yapan her sağlık çalışanının Gazze’ye dönmek istediğini söyledi.
Gazze’deki çoğu hastanede görev yaptığını anlatan Maynard, “Göreceklerim karşısında kendimi hazırladığımı düşünüyordum. Birçok insanla ve meslektaşımla konuştum ve korkunç manzaralarla karşılaşacağımı biliyordum ama hazır değilmişim. Beklediğimden çok daha kötüydü.” dedi.
“Göreceğimi hiç tahmin etmediğim şeyler gördüm” diyen Maynard, Aksa Şehitleri Hastanesindeki görevinin sona ermesinden bir gün önce İsrail güçlerinin yoğun bakım bölümünü vurduğunu anlattı.
Maynard, hastanenin kullanılmaz hale geldiğini belirterek, “Aksa Şehitleri Hastanesi, Gazze’nin orta bölgesinde işleyen tek hastane. İşler hastaneler artık güneydeki Han Yunus ve Refah’ta. Onlar da Gazze nüfusu için yetersiz.” değerlendirmesini yaptı.
Gazze sağlık sisteminin sistematik olarak yok edildiğine vurgu yapan Maynard, “Tam bir ateşkes sağlanana kadar bu durmayacak. O yüzden politikacılara ateşkes çağrısı yapmaları, bu toplu katliamı durdurmaları için baskı yapmaya devam etmeliyiz.” ifadelerini kullandı.
“Gazze’de sabah büyük bir patlama sesiyle uyanıyorduk”
Acil servis doktoru James Smith da konuşmasında, Gazze’den ayrıldıktan bir gün sonra birlikte görev yaptıkları Filistin Kızılayı çalışanı ambulans şoförü ve acil tıp uzmanlarının İsrail saldırılarında öldürüldüğünü kaydetti.
İngiliz siyasetçilerinin, “İnsani yardım girişi” açıklamalarını değerlendiren Smith, “Bu İsrail şiddetinin üzerini örten bir örtüdür. Tek çözüm acil ateşkestir.” dedi.
Kadın doğum uzmanı Harrington da konuşmasında, hastanelerin sistematik olarak devre dışı bırakılmaya çalışıldığını anlatarak, “Çok kısa bir süre Gazze’de kaldık ve Gazzelilerin çektiği acılara şahit olduk. Ayrıca sağlık çalışanlarının yaşadıklarına da şahit olduk. Ailelerinin yaşadığı korkunç duruma rağmen işlerine bağlılıklarını görmezden gelemeyiz. Biz okyanusta bir damlaydık ama onlar bombardımana ve aile trajedilerine rağmen her gün görevlerine geldiler.” diye konuştu.
Harrington, 2 hafta görev yapıp ayrıldığı Aksa Şehitleri Hastanesi yeni doğan bölümünde kalan 20 bebek için endişe ettiğini söyledi.
Cerrah Dawas ise Gazze’den döndüğü için kendisini suçlu hissettiğini belirterek, “Burada telefonum sabah alarmla beni uyandırıyor. Gazze’de genelde sabah 05.00’te büyük bir patlama sesiyle uyanıyorduk. Burada işime toplu taşımayla gidiyorum ve yolcular gülümsüyor. Gazze’de ise işe eşeklerin çektiği arabalarla gidiyorduk. İçinde yataklar, mutfak eşyaları ve güneye göçen insanlar oluyordu. Bazısı 6-7 kere yerinden edilmişti.” değerlendirmesinde bulundu.
Dawas, Gazze’de hastaneye gelenlerin insanlar tarafından taşınarak ya da sürüklenerek hastaneye getirildiğini ve hastane zeminine bırakıldıklarını söyleyerek, “Gazze’de mola veremiyorsunuz çünkü yiyecek yok, kimsenin elinde içecek su yok ve bu Gazze’nin normali oldu. Görevimiz bunun normalleşmemesi ve ateşkesin gerçekleşmesi.” dedi.
]]>“Işık” adıyla 1918’de kurulan gazete, 6 Haziran 1925’ten itibaren Yeşilgiresun adını aldı.
Sahibi, sorumlu müdürü ve başyazarı Nuri Ahmet Çimşit tarafından, 1928’e kadar Osmanlı Türkçesi ve Türkiye Türkçesi ile karma olarak haftalık basılan gazete, bu tarihten sonra Türkiye Türkçesi ile yayın hayatını sürdürdü.
Sanattan spora birçok yazı ve haberi sayfalarına taşıyan gazete, 14 Mayıs 1974’te Hasan Öğütçü tarafından satın alınmasından bir yıl sonra faaliyetine günlük devam etti.
Yaklaşık bir asırdır okuyucularla buluşan gazete, haber içeriğinin yanı sıra günümüzde tarih meraklılarınca da ilgi görüyor.
Kent tarihiyle ilgili çalışma yapan kurumlar, akademisyenler ve öğrencilerin ilk başvurduğu yerler arasında olan Yeşilgiresun gazetesinin arşivi, dijital ortama aktarılmaya başlandı.
Gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Egemen Öğütçü, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü münasebetiyle AA muhabirine yaptığı açıklamada, milli mücadeleye katkı vermek için yayınlar yapan Işık gazetesinin, Cumhuriyet’in kurulmasıyla Yeşilgiresun adını aldığını söyledi.
Dedesi Hasan Öğütçü’nün gazeteyi satın almasıyla çocukluktan itibaren kurduğu gazetecilik hayalini gerçekleştirdiğini anlatan Öğütçü, gazetenin hiçbir zaman kapanmadığını, bazı yıllarda matbaa ve işçi gibi sorunlar dolayısıyla aksaklıklar yaşandığını kaydetti.
Öğütçü, “Dedem satın aldıktan sonra burayı güncelliyor, o zaman çevre illerde bile olmayan yeni bir dizgi makinesiyle baskıya başlıyorlar. Şu an neredeyse 50 yıl olacak, Öğütçü ailesinde gazete basılmaya devam ediyor.” dedi.
Gelecek yıl gazetenin 100. yaşını kutlayacaklarını dile getiren Öğütçü, Işık gazetesi de baz alındığında bu tarihin daha da geriye gittiğini belirtti.
“Bu hafıza bizim ve Giresun için çok önemli”
Öğütçü, Yeşilgiresun gazetesinin Giresun’un hafızası olduğunu vurgulayarak, şöyle devam etti:
“Giresun’da birçok kurumun elinde olmayan, unuttuğu bilgiler Yeşilgiresun’da var. Bu hafıza bizim ve Giresun için çok önemli. Biz de elimizden geldiği kadar koruyoruz. Dijitalleştirme anlamında çalışmalara devam ediyoruz. 1925 ve 1950 arasındaki arşivi tamamen taradık, hatta birinci sayfalarını da internet sitemizden de isteyenler bulabilir. Tabii diğer yılları da dijitale aktarma anlamında kendi çabalarımızla devam ediyoruz.”
Tarihçilerin ve akademisyenlerin yoğun ilgisiyle karşılaştıklarını ifade eden Öğütçü, “Biz bazen akademisyenleri geri çevirmek zorunda kalıyoruz çünkü eski, özellikle Osmanlıca olan arşiv yıpranmış durumda, o nedenle dijitalleşmeyi hızlı yapmaya çalışıyoruz.” diye konuştu.
“Tarihteki en önemli gündemler fındık fiyatı, hastane ve yol”
Egemen Öğütçü, arşivlere bakıldığında Giresun’un en önemli gündeminin günümüzdekine benzediğini belirterek, “Gündemler fındık fiyatı, hastane ve yol. 1920’lerden devam ederek hep aynı.” ifadelerini kullandı.
Yeşilgiresun gazetesinin, 1930’da “Şehir hastanesi istiyoruz” kampanyası başlattığını kaydeden Öğütçü, “Ciddi de bir kamuoyu oluşmuş. Bunun yanında fındık bayramları var. Üretici birliklerimiz günümüzde ‘fındığı pazara erken indirmeyin’ gibi söylemler kullanıyor, bu 1930’da da aynıymış.” dedi.
Öğütçü, Yeşilgiresun’un önemli bir marka olduğunu vurgulayarak, sözlerini şöyle tamamladı:
“Gazete denilince akla gelen ilk Yeşilgiresun oluyor. Sosyal medyada da bu şekilde. Basılı gazete için gelecekte çok da güzel günler görünmüyor. İnsanlar birçok haberi sosyal medya üzerinden alıyorlar, orada haber ihtiyacını insanlar anlık karşılıyor, tabii ki bu sefer gazetelerde özel haberler yapmanız lazım. Biz de hemen hemen her gün özel haberlerle okuyucularımızı bilgilendirmeye çalışıyoruz. Her gün en az bir köşe yazarımız var, bu şekilde devam etmeye çalışıyoruz.”
]]>Dünya genelinde önemli merkez bankalarının, enflasyonla mücadele kapsamında yaklaşık son 2 yıldır sürdürdüğü şahin politikaların sonuna gelindiğine yönelik beklentilerin güçlü kalmaya devam etmesine karşın faiz indirimlerinin büyüklüğü ve zamanına ilişkin belirsizlikler sürüyor.
Geçen hafta ABD’de açıklanan verilerin, iş gücü piyasasında sıkı duruşun sürmesine rağmen hizmet sektörünün yavaşladığına işaret etmesi, ABD Merkez Bankasının (Fed) gelecek dönem para politikası adımlarına ilişkin fiyatlamaları zorlaştırıyor.
Analistler, bu hafta perşembe günü ABD’de açıklanacak Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) verilerinin Fed’in gelecek süreçte nasıl bir yol izleyeceğine dair sinyaller verebileceğini ifade ederek, söz konusu verilerin piyasalarda oynaklığı artırabileceğini bildirdi.
Para piyasalarındaki fiyatlamalarda, Fed’in ocak toplantısında politika faizini sabit bırakacağına kesin gözüyle bakılırken, mart toplantısında ise yüzde 65 ihtimalle ilk faiz indirimini gerçekleştireceği öngörülüyor.
Fed’in faiz indirimlerine piyasa beklentilerinden daha geç başlayabileceğine yönelik ihtimallerin güçlenmesi tahvil piyasalarında satış baskısına neden olurken, ABD 10 yıllık tahvil faizi geçen hafta 12 baz puan artarak yüzde 4,10’a çıkmasının ardından haftayı yüzde 4,05 seviyesinden tamamladı. Şu sıralarda da yatay bir seyir izliyor.
Dolar endeksi haftaya önceki kapanışının hemen üzerinde 102,5 seviyesinden başlarken, altının ons fiyatı ise yüzde 0,4 azalışla 2 bin 36 dolardan işlem görüyor.
Suudi Arabistan’ın tüm bölgeleri için resmi satış fiyatlarını düşürdüğüne yönelik haber akışı petrol fiyatlarını aşağı yönlü baskılarken, Brent petrolün varil fiyatı yüzde 1,3 azalışla haftaya 77,7 dolardan başladı.
Öte yandan, Alaska Havayollarına ait yeni bir jetin, gövde bölümünün uçuş sırasında patlamasının ardından “Boeing 737 MAX 9” tipi uçakların yere indirilmesi dünya çapında hız kazanırken, bugün Boeing Co. şirket hisselerinin nasıl bir performans göstereceği merak konusu oldu.
Cuma günü, New York borsasında negatif bir seyir izlenirken, S&P 500 yüzde 0,18, Nasdaq endeksi yüzde 0,09 ve Dow Jones endeksi yüzde 0,07 artış kaydetti. ABD’de endeks vadeli kontratlar, yeni haftaya ise karışık seyirle başladı.
Avrupa borsalarında ise cuma günü negatif seyir hakim oldu.
Avrupa borsalarında, bölge genelinde açıklanan öncü verilerin enflasyonun yavaşlamadığına işaret etmesinin ardından Avrupa Merkez Bankasının (ECB) faiz indirimine öngörülenden daha geç başlayabileceğine ilişkin endişelerin artması risk iştahını olumsuz etkiledi.
Analistler, ECB’nin ne zaman faiz indirimlerine başlayacağına yönelik belirsizliklerin sürdüğünü kaydederek, bölge genelinde geçen hafta açıklanan verilerin ekonomik aktiviteye ilişkin olumsuz sinyaller vermeye devam ettiğini de dile getirdi.
Bu hafta yoğun veri gündeminin yatırımcıların odağında olduğunu anımsatan analistler, Kızıldeniz’den gelecek haber akışının da takip edildiğini vurguladı.
Dünyanın dört bir yanından ekonomistler, bu yıl için daha düşük enflasyon oranları bekliyor.
Öte yandan, Alman Ekonomi Araştırma Enstitüsü (Ifo) ile İsviçre Ekonomi Politikası Enstitüsünün (IWP) üç ayda bir gerçekleştirdiği “Ekonomi Uzmanları Anketi”nin ocak ayı sonuçlarına göre bu yıl için üç ay önce yüzde 6 olan dünya genelinde enflasyon beklentisi yüzde 5’e, gelecek yıl için ise yüzde 5,2’den yüzde 5’e geriledi. Enflasyon oranının 2027 yılında ise yüzde 3,6’ya gerileyeceği tahmin edildi.
Geçen haftanın son işlem gününde, İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 0,43, Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 0,40 ve Almanya’da DAX 40 endeksi yüzde 0,14 değer kaybederken, İtalya’da MIB 30 endeksi yüzde 0,12 artış kaydetti. Avrupa’da endeks vadeli kontratlar, yeni haftaya ise karışık seyirle başladı.
Asya’da negatif seyir hakim olurken, bugün Japonya’da piyasalar tatil nedeniyle kapalı olacak.
Çin’de oyun endüstrisine yönelik daha sıkı düzenlemelerin olacağı düşüncesinin güçlenmesi ve hükümetin ekonomiyi desteklemeye yönelik çabalarının yetersiz olduğu endişesi nedeniyle risk iştahı düşük seyrediyor.
Açıklanan verilere göre, Çin limanlarında taşınan kargo yükü ve konteyner hacmi, 2023’ün 11 ayında önceki yılın aynı dönemine göre artış kaydetti. Taşınan birim konteyner sayısı, 2022’nin aynı dönemine kıyasla yüzde 4,9, kargo yükü miktarı da yüzde 8,4 arttı.
Öte yandan, Çin’in ilk yerli üretim kruvaziyeri Adora Magic City’nin ilk ticari seferini tamamladığı bildirildi. Çin ajansı Xinhua’nın haberine göre, yolcu gemisi, 7 gün 6 gece süren seferin ardından dün Şanghay şehrindeki limana döndü.
İlk ticari seferinde 3 binden fazla yolcu taşıyan gemi, 1119 deniz mili (2 bin 72 kilometre) mesafe kat ederek Güney Kore’nin Jeju Adası ile Japonya’nın Nagasaki ve Fukuoka şehirlerindeki limanlara uğradı.
Kapanışa yakın Hong Kong’da Hang Seng endeksi yüzde 2, Çin’de Şanghay bileşik endeksi yüzde 1 ve Güney Kore’de Kospi endeksi yüzde 0,4 değer kaybetti.
Yurt içinde cuma günü alış ağırlıklı bir seyir izleyen Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi, günü yüzde 1,07 değer kazancıyla 7.628,73 puandan tamamlarken, bu hafta yoğun veri gündeminin yanı sıra uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s’in cuma akşamı açıklaması beklenen Türkiye değerlendirme raporu yatırımcıların odağına yerleşti.
Dolar/TL, cuma günü önceki kapanışının yüzde 0,3 üzerinde 29,8423’ten günü kapatmasının ardından bugün bankalararası piyasanın açılışında 29,8850 seviyesinden işlem görüyor.
Ayrıca, bu hafta, TCMB’nin 11 Ocak Perşembe günü JPMorgan’ın New York’taki merkezinde düzenleyeceği “Yatırımcı Günleri”nin ilk toplantısı takip edilecek. Toplantıda, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile TCMB Başkanı Dr. Hafize Gaye Erkan yatırımcılar ile buluşacak.
Analistler, bugün yurt içinde hazine nakit dengesinin, yurt dışında ise Almanya’da dış ticaret fazlası ve perakende satışların, Avro Bölgesi’nde işsizlik oranı ile perakende satış verilerinin takip edileceğini belirterek, teknik açıdan BIST 100 endeksinde 7.700 ve 7.800 seviyelerinin direnç, 7.600 ve 7.500 puanın destek konumunda olduğunu kaydetti.
Piyasalarda bugün takip edilecek veriler şöyle:
10.00 Almanya kasım ayı ticaret dengesi ve perakende satışlar
13.00 Avro Bölgesi, kasım ayı perakende satışlar ve işsizlik oranı
17.00 Türkiye, aralık ayı hazine nakit dengesi
]]>1 Ocak’tan itibaren uygulanmaya başlayan Konutların Turizm Amaçlı Kiralanması Faaliyetlerinin Düzenlenmesine İlişkin Yönetmelik kapsamında konutunu tek seferde 100 gün veya 100 günden daha kısa süreyle kiralayan ev sahipleri, apartman sakinlerinden onay alıp, gerekli evrakı hazırladıktan sonra e-Devlet üzerinden Kültür ve Turizm Bakanlığı’na yapacağı başvuruyla ‘Turizm Amaçlı Konut’ belgesine sahip olacak. Konutuna astığı belgeyle evini kiralayan ev sahipleri kiracının kimlik bilgisini emniyet müdürlüğüne bildirecek.
Kalabalık mekanlarda bulunmayı istemeyen veya otelde konaklamayı tercih etmeyenlerin tatil anlayışındaki değişiklik son yıllarda günlük ev kiralama yöntemini yaygınlaştırdı. Seyahat ve tatil maliyetini düşürmek isteyenlerin çoğunlukla tercihiyle günlük kiralanan ev sayısı hızla arttı. Ev sahiplerinin yüksek kazanç beklentisiyle konutunu günlük kiraya vermesi emlak sektörünü olumsuz etkiledi. Kira fiyatlarındaki artışın yanı sıra ev sahibi- kiracı anlaşmazlığı, konut stoku sıkıntısı sorunları oluştu. Kira fiyatlarındaki yükseliş sonrası bazı ev sahipleri yaşadığı konutta kullanmadığı odayı, bazıları kullanmadığı konutu, bazıları da kiraladığı konutu başkalarına gündelik kiralamaya başladı.
YÜKSEK KİRA KAZANCINA DÖNÜŞTÜ
Konut fiyatlarındaki hareketlilik emlak sektörünü de olumsuz etkiledi. Emlakçıların kiralık ev arayanlara konut temin etmekte zorlandığı süreçte, ‘ayakçı’ diye tabir edilen yetkisiz kişiler, emlakçılık faaliyetine başladı. Son yıllarda ‘korsan’ emlakçı sayısının hızla arttığı kentte ‘ayakçı’ diye tabir edilen kiralama sürecinde ev sahibi ile kiracıya aracılık eden kişilerin faaliyetleri de çoğaldı. Rusya- Ukrayna savaşı sonrası konut satın alan yabancı sayısının arttığı Antalya’da, konutunu turizm amaçlı kiralayan, emlakçılık veya yatırım danışmanlığı faaliyeti yürüten yabancı sayısı da hızla arttı.
BAŞVURU SÜRECİ BAŞLADI
Antalya Emlakçılar, Oto Galericileri, İş Takipçileri Odası Başkanı İsmail Çağlar, Konutların Turizm Amaçlı Kiralanmasına İlişkin Yönetmelik kapsamında 1 Ocak’tan itibaren 100 günün altında evini kiraya verecek ev sahiplerinin Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan ruhsat alması gerektiğini belirtti. Yasanın emlak sektörüne faydalı olacağını dile getiren Çağlar, “Apartmanda 5’den fazla konutun kiraya verilmesi halinde belediyeden ruhsat alınması gerekir. Bunun için tüm kat sahiplerinden izin alması gerekecek. Bunu herkes yapamayabilir. Kural sonrası günlük kiraya verilen evler ruhsat alamayınca uzun süreli kiraya verilmesi, Antalya’daki kiralık konut sıkıntısının az da olsa azalmasına yardımcı olacaktır. Yasa çıktı ama günlük kiraya verilen evlerin denetlenmesi lazım. Denetim yapılmazsa kaçak olarak günlük kiraya verilmesi devam edecektir. Kaçak günlük kiralama devlete, apartman sakinlerine, sektör temsilcilerine zarar verecektir” diye konuştu.
DENETİM TALEBİ
Yasanın uygulaması açısından vatandaşlara büyük sorumluluk düştüğünü anlatan Çağlar, “Apartman sakinleri konutun günlük kiraya verilmesini istememesine rağmen ev sahiplerinin bu yöntemle kiralamaya devam etmesi halinde vatandaşlar ilgili kurumlara şikayet etmeli. Günlük kiralık evlerde ev sahipleri kiralayan kişi ya da kişilerin kimliğini emniyete bildirmek zorundadır. Yetki belgesi bulunmayan evlerin günlük kiraya verilmesi güvenlik sorununu da ortaya çıkaracaktır. Apartman sakinlerinin huzuru için de yasanın faydalı olacağına inanıyoruz” dedi.
1 MİLYON LİRAYA KADAR CEZA
Kanun hakkında bilgi veren Çağlar, şöyle konuştu:
“İzin belgesi bulunmaksızın turizm amaçlı kiralanan konutları kiraya verenlere, kiralama yapılan her bir konut için 100 bin lira idari para cezası uygulanacak ve izin belgesi alarak faaliyette bulunabilmesi için 15 gün süre verilecek. Bu süre sonunda izin belgesi alınmaksızın turizm amaçlı kiralama faaliyetine devam edenlere 500 bin lira idari para cezası uygulanacak ve izin belgesi alarak faaliyette bulunabilmesi için bir kez daha 15 günlük zaman tanınacak. İzin belgesi sahibinden kiraladığı turizm amaçlı konutu, kendi ve hesabına üçüncü kişilere kiraya verenler hakkında, her bir sözleşme için 100 bin lira idari para cezası uygulanacak. Kendi adına mesken olarak kullanmak amacıyla kiraladığı konutu, turizm amaçlı kiraya verenler ile izin belgesi olmayan konutların turizm amaçlı kiralanmasına aracılık edenler hakkında, her bir sözleşme için 100 bin lira idari para cezası verilecek. İzin belgesi bulunmaksızın turizm amaçlı kiralama faaliyetlerine devam edenler ile her defasında 100 günden fazla süreli kira sözleşmesi yapmasına rağmen ilk sözleşme tarihinden itibaren bir yıl içinde aynı konutu 4 defadan fazla kiraya verenler hakkında 1 milyon lira idari para cezası verilecek.”
KİRACININ KİMLİK BİLDİRİMİ ZORUNLULUĞU
Günübirlik ev kiralama ruhsatına başvurunun Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından e-devlet aracılığıyla yapılacağını anlatan Çağlar, “Evini günlük kiraya verecek ev sahiplerinin 1 ay içinde turizm konutu ruhsatına başvurması gerekiyor. Ev sahiplerinin günlük kiralık ev ruhsatı almadan evlerini kiraya vermeleri, yasalara göre suç olarak kabul ediliyor. Ev sahipleri evde konaklayacak müşterilerle günlük ev kiralama sözleşmesi imzalamalı. Sözleşme gereğince kalacak kişilerin kimlik bilgileri emniyet müdürlüğüne bildirilir. Bildirim yapılmaması halinde ev sahiplerine de para cezası uygulanır” dedi.
GÜNÜBİRLİK KİRALANAN EVLERİN DENETİMİ YAPILDI
Antalya Emniyet Müdürlüğü birimleri, il genelinde faaliyet gösteren günübirlik kiralanan evlere yönelik dün eş zamanlı denetim yaptı. İl genelinde 43 ekip ve 96 personelin katılımıyla yapılan uygulamada, toplam 702 günübirlik konaklama yeri kontrol edilirken, 36 işletmeye kayıt dışı konaklamadan cezai işlem uygulandı.
]]>Çin geleneğinde her yıl, Çin burçlarında yer alan 12 farklı hayvandan biri ile temsil ediliyor. 2024’te Tavşan Yılı’ndan Ejderha Yılı’na geçeceğiz.
Peki bu ne demek? Bilmeniz gerekenleri derledik.
‘Ay Yeni Yılı’ ile ‘Çin Yeni Yılı’ aynı şey mi?
Bazı kişiler bu ikisini birbirinin yerine kullansa da, aralarında bir fark var.
Çin Yeni Yılı, kışın sonunu ve baharın başlangıcını simgelediği için Çin’de genellikle Bahar Bayramı olarak anılır.
Ülkedeki en önemli dört geleneksel festivalden biri ve Çin ay takvimine göre yeni yılın başlangıcı kutlanır.
Çin geleneklerinin ve kültürünün kutlandığı yeni yıl etkinlikleri düşünüldüğünde, Çin Yeni Yılı olarak anılabilir.
Ancak birçok Doğu ve Güneydoğu Asya ülkesi de aynı bayramı kutluyor ve kutlamalar farklı kültürlere göre değişiklik gösteriyor.
Ay Yeni Yılı, ay takvimine göre belirlenen yeni yılı kutlayan tüm etkinlikleri kapsayan daha genel bir terim.
Diğer ülkelerde Ay Yeni Yılı ifadesi, Çin Yeni Yılı veya Bahar Bayramı ifadelerine tercih edilir.
Ancak Çin’de bu terime karşı çıkanlar, bayramın kökeninin Çin’in Ay-Güneş takvimine (Ay ve Güneş’in döngülerine dayanır) ve Çin’in bölge ülkeleri üzerindeki tarihsel etkisine dayandığını savunuyor.
Bu nedenle ifade seçimi tartışmalara neden olabilir.
Ay Yeni Yılı nerelerde kutlanıyor?
Bu yıl dünya çapında 1,5 milyardan fazla kişi Ay Yeni Yılı’nı kutlayacak.
Milyonlarca insan yeni yıla aileleri veya arkadaşlarıyla girmek için seyahat ettiğinden, dünyanın en büyük göçü de her yıl bu dönemde gerçekleşiyor.
Vietnam’da bu güne ‘Tet Nguyen Dan’ veya kısaca ‘Tet’ deniyor, yani İlk Günün İlk Sabahı Festivali.
Kuzey Kore ve Güney Kore’de insanlar ‘Seollal’ı kutluyor. Moğolistan’da festivale ‘Tsagaan sar’ deniyor; ‘Beyaz Ay Festivali’ olarak adlandıranlar da var.
Yeni yıldan önceki günlerde Çinli aileler evlerinde bahar temizliği yapıyor. Temizlikle, kötü şansı süpürmek ve odaları iyi şansın girmesine hazır hale getirmek amaçlanıyor.
Aileler ve arkadaşlar bir araya gelerek, bir sonraki yıl için şans getirdiğine inanılan Çin eriştesi, Çin mantısı, pirinç keki, turp keki, balık ve mandalina yiyor.
İnsanlar ayrıca havai fişek gösterilerini izliyor, özel kıyafetler giyiyor ve yeni yılı kutlamak için kırmızı fenerler asıyor.
Ay Yeni Yılı’nda, arkadaşlara ve aileye, yeni yıl için iyi dilekleri ve şansı temsil eden, içinde para bulunan parlak kırmızı bir zarf (‘hongbao’ olarak bilinir) vermek de gelenekten.
Çin’de Yeni Yılı tatili ne kadar sürüyor?
Yeni yılın tarihi ay takvimine göre belirliyor. 21 Aralık’taki kış gündönümünden sonraki ikinci yeni aya, genellikle 21 Ocak ile 20 Şubat arasına denk geliyor.
Kutlamalar genellikle 15 gün sürüyor. Yeni ayın oluştuğu gün başlıyor ve bir sonraki dolunaya kadar devam ediyor.
Bu yıl Çin Devlet Konseyi, Bahar Bayramı için resmi tatili 10 ile 17 Şubat tarihleri arasında, toplam sekiz gün olarak planladı.
Çin Yeni Yılı’nın öncesindeki gün resmi tatil takvimine dahil edilmiyor, ancak işverenler o gün çalışanlara ücretli izin vermeleri için teşvik ediliyor.
Çin Yeni Yılı’nın kökenleri
Çin Yeni Yılı’nın, Şang Hanedanlığı’nın hüküm sürdüğü M.Ö. 14. yüzyıla dayandığı düşünülüyor ve kökenleri efsanelerle dolu.
Çin mitolojisine göre kökeni, Nian (Çince’de “yıl” anlamına gelir) adlı bir canavara karşı yapılan savaşa dayanıyor.
Nian yeni yılın ilk gününde köylüleri tehdit etmek için gelir. Ancak köylüler Nian’ın yüksek sesten, parlak ışıklardan ve kırmızı renkten korktuğunu keşfeder.
Bu nedenle her yeni yılda köylüler Nian’ı korkutmak için kırmızı fenerler asar ve havai fişek kullanırlar. Nian bir daha ortaya çıkmaz.
Çin Yeni Yılı’nın bu yılki hayvanı ejderha
Çin geleneğinde her ay yılı, Çin burçlarında yer alan 12 farklı hayvandan biriyle temsil ediliyor: Fare, öküz, kaplan, tavşan, ejderha, yılan, at, keçi, maymun, horoz, köpek ve domuz.
Her hayvan bir elementle bağlantılı: Metal, tahta, su, ateş ve toprak. Ayrıca her 12 yılda bir, bir yıla isim verir.
2024, Tavşan Yılı’ndan Ahşap Ejderha Yılı’na geçişi işaret ediyor.
Ahşap Ejderha Yılı yalnızca 60 yılda bir denk geliyor. En son Ahşap Ejderha Yılı 1964’te ve ondan önce de 1904’te kutlandı.
İnsanların doğdukları yıla göre, müstesna bir dizi kişilik özelliğine sahip olduğuna inanılıyor.
Ejderha, Çin burcundaki beşinci hayvan. Çin kültüründe iyi şansı, gücü, sağlığı ve erkek elementi ‘yang’ı temsil ediyor.
Ahşap Ejderha Yılı’nda doğan bazı ünlüler:
Çinli komünist lider Deng Şiaoping (22 Ağustos 1904); Dünyanın en büyük e-ticaret işletmelerinden biri olan Alibaba Grubu’nun kurucularından Jack Ma (10 Eylül 1964); İspanyol sanatçı Salvador Dali (11 Mayıs 1904) ve eski İngiltere Başbakanı Boris Johnson (19 Haziran 1964).
]]>3. Ağır Ceza Mahkemesince adliyenin zemin katındaki çok amaçlı konferans salonunda evvelsi gün görülmeye başlanan davanın, dün de devam eden duruşmasına sanıklar, Ses ve Görüntülü Bilişim Sistemi ile bağlandı.
Duruşmada dinlenen müştekilerden KKTC’de beden eğitim öğretmeni olan ve depremde 2 çocuğunu kaybeden Osman Akın, voleybol finallerine gelmeyi planladıklarını ve otel araştırmasında “İsias Oteli’nin temiz, nezih ve özellikle de güvenli olduğunu” öğrendikleri için bu otele kayıt yaptırdıklarını belirtti.
Akın, şunları söyledi:
“Çocuklarımızı odalarına yerleştirdik. İsias’ta 39 kişiydik, ben 16 kişiyle Kahramanmaraş’taki başka otele yerleştim. 5 Şubat sabahı Kahramanmaraş’a hareket ettik, yerleşimler tamamlandı, çocukların maçı başlayacaktı. Ben Kahramanmaraş’a canımı kurtarmaya mı gittim yoksa başka bir şeye mi gittim bilmiyorum. Eğer aynı otelde kalsaydım burada olmayacaktım. Kahramanmaraş’ta öğretmenevinde kaldım. Büyük bir deprem ama yıkılmadı. İnsan hayatına önem verilen bir binada kaldım. Kimsenin burnu bile kanamadan çıktık. Adıyaman yıkıldı, benim dünyam yıkıldı. Kaos bir ortam vardı, çocukları güvenli bölgeye getirmek için 1 kilometre yürüdük. Sonra Adıyaman’a hareket ettim. Depremden sonra salı günü gelebildim. Gördüğüm manzara sadece bir kum yığınıydı. Otelden 72 can gitmiş. ‘Öldü’ lafını kullanamıyorum, duymak da istemiyorum. 11-14 yaş arasındaki çocuklarımız kum yığınının içine gömüldüler ve hep bir umut çocuklarımıza ulaşmak için çabaladık. Umutlar tükendiğinde bütün halde ulaşmak istedik. Düşünün bunun için dua ediyorsunuz. Beton sağlam bir malzemedir değil mi? Aileler çocuklarına ulaşmak için elleriyle beton kazdılar. Biz adalete güveniyoruz, onun için buradayız, sizlerin en iyi kararı vereceğine inanıyoruz. Dün duruşmada bahsedildi, maddi gerçek yarım kalan hayatlardır. Biz acımızı yaşamadan adalet diye haykırmaya başladık. Türk yargısına güveniyoruz. Bizim can parçalarımızı ahlaksızca alan zihniyet en yüksek cezayı alana kadar buradayız.”
“İsias bir kum yığınıydı”
Osman Akın’ın eşi Ayşe Akın, eşini ve 2 oğlunu mutlu bir şekilde Adıyaman’a gönderdiğini ifade ederek, şöyle konuştu:
“Hiç böyle bir şeyle karşılaşacağımızı düşünmedim. Kıbrıs’ta da depremi hissettik sadece. Evlatlarımızın bunları yaşayacağı aklımızın ucundan dahi geçmedi. Televizyonu açtığımızda Adıyaman’dan hiç bahsedilmiyordu. Maalesef haber alınmamasının sebebi bu felaketmiş. Ben de 1999 Depremi’ni İstanbul’da yaşamış bir öğretmenim, depremlerde nelerle karşılaşabileceğimi seminerlerde gördüm, çocuklarıma anlattım. Depremle ilgili sayfalara fotoğrafların bulunduğu projeler yaptılar. O fotoğrafların hiçbiri İsias’a benzemiyordu. İsias bir kum yığınıydı. Otele vardığımda aynı görüntüyle karşılaşacağımı umut ediyordum ama ne zamanki otobüsten indik gerçekle karşı karşıyaydık. Ben inancı güçlü bir anneyim, öyle bir görüntü karşısında dilim dönmedi dua edemedim. Kovalar bulduk ve aileler çatıların üzerine dizildik, tek tek taşları kovalara atıp aşağıya indirdik evlatlarımıza ulaşabilmek için. Elimdeki taş kum yığına dönüyordu, hiçbiri de ağır değildi. Adalete güvenimiz sonsuzdur. Biz aileler olarak yaşadıklarımızın sadece çok küçük bir kısmını anlatabiliyoruz.”
Çocuklarından birinin çantasını gördüğünü, saatlerce enkazın başında evladının bedenine zarar gelmesin diye uğraştığını anlatan Akın, “Çocuklarımız yataklarından kalkamamış canlarla karşılaştık. Birinci depremde 10 saniye içinde kum yığına dönmüş İsias’tan bahsediyorum. Anlatmak çok zor ama biz bunları yaşadık. Ben hiç evlatlarımdan ayrılmazdım ama uçakta onlar aşağıda Türk bayrağına sarılı ben üstte döndüm.” ifadesini kullandı.
Çocuğunu kaybeden Sefer Aydoğdu da sanıkların en ağır şekilde cezalandırılmasını istedi.
Hayatını kaybeden sporcu İmran Aydoğdu’nun kardeşi İrem Aydoğdu ise “Kardeşim kum yığınında boğulmuştu, biz artık yaşamıyoruz. Bu çocuklar Kıbrıs’ın aydınlık yüzleri, ülkelerinin gururuydu. Sadece biz değil, tüm Kıbrıs etkilendi.” dedi.
Tüm sorumlulardan şikayetçi olduklarını belirten Aydoğdu’nun “Ölenlerin kim olduklarını, isimlerini biliyor mu?” sorusu üzerine, yıkılan otelin sahibi tutuklu sanık Ahmet Bozkurt, “Aynı acıyı ben de yaşıyorum, yakınların sorularına cevap vermek istemiyorum.” diye cevap verdi.
Müştekilerden bazıları, duruşmada gözyaşlarını tutamadı.
Öğleden sonraki kısım
Duruşmanın öğleden sonraki kısmında da müştekilerin beyanları alındı.
Yaşamını yitiren Hasan Bilge’nin babası Mehmet Akif Bilge, “Çocuklarımızın ağzı, burnu, kulakları kum dolmuştu, hiçbir yaşam üçgeni yoktu, zaten savcılık raporunda da var, havasızlıktan ölmüşler. Yüce adalete güveniyoruz, bir son verilmesi lazım, tüm ilgililerden şikayetçiyiz.” sözlerini sarf etti.
Hayatını kaybeden Aykut Bulut’un babası Mehmet Bulut, “Bu bir kader değil bir cinayettir.” ifadesini kullandı.
Bulut, “Kıbrıs arama kurtarma ekibi geldi, kaldırdığımız her taş kum gibi avcumuzda dağıldı. Bütün umudumuzu kaybettik, biz de o çocuklarımız gibi o enkazda kaldık. Ahmet Bozkurt enkazın başına geldi, derdi altındaki kişiler değil, kasasıydı.” diye konuştu.
“İsias Otel bir suç aletidir”
Yaşamını yitiren Önder Cırık’ın kız kardeşi Özlem Arslan, sanıklardan ve tüm sorumlulardan şikayetçi olduğunu belirterek, şunları paylaştı:
“Bir insanın hayatı boyunca yaşayabileceği tüm duyguları yaşadık; korkuyu, umudu, açlığı, cehennemi yaşadık. Biz dün çok yalan dinledik, sanıklar doğruyu anlatmadı. Her yatak çıktığında korkuyorduk acaba kimin yakını çıkacak diye çünkü her yatak çıktığında biliyorduk bir cenaze çıkacağını. 72 cana mal olan bir suç aleti yapılmış. İsias Otel bir suç aletidir.”
Hayatını kaybeden Aras Aktuğralı’nın enkazdan yaralı çıkan babası Murat Aktuğralı, “Duruşmaya sanıkların yüzüne katil olduklarını söylemek için geldim ancak mümkün olmadı, umarım davanın devamında bu imkan yaratılır, sanıkların yüzüne bakarak soru sorabiliriz.” dedi.
Bazıları ilk kez kar heyecanı yaşamıştı
Çocukların spor aşkıyla dolu olduğunu, onların mutluluğuna ortak olmak için Adıyaman’a geldiklerini anlatan Aktuğralı, 5 Şubat Pazar günü kar yağdığını, çocukların bazılarının ilk kez kar heyecanı yaşadığını ve çok mutlu olduklarını dile getirdi.
Oğlunu en son akşam yemeği sırasında gördüğünü ve “baba” demesini hatırladığını aktaran Aktuğralı, deprem sırasında telefonunu alıp çocuklara gitmek istediğini, ancak afetin şiddetinden adım atacak durumda olmadığını vurguladı.
Olduğu yere çöktüğünü ve duvara dayanarak yalvardığını, büyük gürültüyle odanın üzerine yıkıldığını kaydeden Aktuğralı, şunları anlattı:
“Telefonun ışığını açtım, sadece toz, duman görüyordum. Hayatımın son anlarını geçirdiğimi düşündüm. 310 numaralı odada kalmıştım. Üzerimdeki yüklerden sürünerek kurtuldum ve eğilir pozisyonda oluşan boşlukta ne olduğunu anlamaya çalıştım. Birkaç adım attıktan sonra gökyüzünü gördüm. Ben 3. kattayken yapının en üzerindeydim, bina benim üzerimden kopmuştu. Enkazdan çıkan Recep’i (Recep Kılıç) gördüm önce toz içinde olduğu için tanıyamadım. Çok üşüyordu, enkazdan bir şeyler alıp üzerine verdim. Alttaki birini de yukarı çekerek çıkardık. Hiç durmadan çocuklarımıza seslendik. Aşağıdan gelen birinin yardımıyla inecek bir alan bulduk. Yıkıntının ne kadar kötü olduğunu hissediyorduk. Bastığımız yerde sağlam parça olmadığını gördüm, tuzla buzdu her şey darmadağındı, büyük parçalar yoktu. Çocuklardan hiç ses yoktu. Kıbrıs’tan gelen ekipten sadece 3 kişiydik. Sadece birkaç kişinin enkazda olduğunu duyuyorduk, sıkışmış vaziyette olduğunu gördük ama üzerindekileri kaldırma şansımız yoktu. Titriyorduk, inanılmaz soğuktu, kanımız donmuştu ve tek aklımızda olan çocukları kurtarabilmekti ama karanlıkta olduğumuza rağmen enkazın ne kadar kötü olduğunu gördük.”
Aktuğralı, 8 Şubat Çarşamba günü ilk cenazeye ulaşıldığını, 10 Şubat Cuma günü oğlunun cenazesinin bulunduğunu ifade ederek, “Teşhis için çadıra gittim, oğlum da uyur pozisyondaydı. Teşhis ettim, yıpranma vardı ama kanama yoktu, sıkıştığını anlıyorum. Bir tahribat yoktu, onun beyaz yüzünü gördüm. Gözleri maviydi, gözlerini görünce Aras’tır dedim. Biz her gün 6 Şubat’a uyanıyoruz, gözümüzü açtığımızda gözyaşı var. Benim umudumdu Aras, memleketin de umudu olabilecekti. Hepsi öyleydi çok akıllılardı.” dedi.
“Çocuklarımızın ayağına toz kondurmazken tonlarca toprağın altından çıkardık”
Otelin enkazının yakınına gelen herkesin buranın betonundan zeminine kadar hiçbir şeyin doğru yapılmadığını söylediğini belirten Aktuğralı, şöyle devam etti:
“Çocuklarımızın ayağına toz kondurmazken tonlarca toprağın altından çıkardık. 2 gün önce buraya geldiğimde binaların çoğunlukla yıkıldığını göreceğimi sandım ama ayakta kalan binalar gördüm. Bu kişiler işlerini biraz doğru yapsalardı çocuklarımız sağ kurtulabilirdi. Bilime uygun yapılan binaların ayakta olduğunu herkes gördü. Ben sanıkların buradakilerin yüzlerine bakmalarını istiyorum. Hepsi katil, her yerden çaldılar. Deprem öldürmedi bizi sanıklar öldürdü.”
Müştekilerden Mehmet Çetiner, 11 Şubat’ta çocuğunun cansız bedenine ulaştığını vurgulayarak, “Yalan konuşulmasın, bina kum yığınıydı. Bir insanın, bir anne babanın görmemesi gereken şeyi gördüm, cehennemi gördüm. Her gün aynı acıyı yaşıyoruz. Adalet yerini bulsun, bizim yaşadıklarımızı başkaları yaşamasın ders alınsın.” ifadesine yer verdi.
Anne Deniz Çetiner, tüm sorumlulardan şikayetçi olduğunu dile getirerek, “Benim çocuğum donarak ölmedi, raporda yazıyor karın baskısı ve iç kanamadan öldü, yatağında öldü. Keşke sanıkların başına yıkılsaydı.” diye konuştu.
Ölen Osman Çetintaş’ın babası Nebi Çetintaş, çocuğunun depremden çok korktuğunu, sanıkların ifadelerinin doğru olmadığını belirterek, “Soğuktan ölmedi, hepsi hikaye, çocuklarımızın hepsi kum yığının içindeydi.” ifadesini kullandı.
Nehir Çevik’in babası Yoksuli Çevik, inşaat ustası olduğunu anlatarak, “Otele geldiğimde resmen kum yığını gibiydi, sağlam değildi. Canımızdan can aldılar, çocuklarımızı tabuta koydular, üzerlerine kum koydular. Mezarlarını kendileri yaptı, oradan çıkarıp toprağa koyduk. Canlı çıkarma umudumuz kalmamıştı, sadece sağlam çıkarmaya çalıştık.” dedi.
Anne Safiye Çevik de 30 sene önce tutuklu sanık Ahmet Bozkurt’un un fabrikasında amcasını kaybettiğini hatırlatarak, “Bu sene de sanığın otelinde kızımı kaybettim. Çocuklarına güzel bir gelecek bırakmak için bizim yarınlarımızı aldı. Sorumlu olan insanlar katildir.” sözlerini dile getirdi.
Eşini ve 2 kızını kaybeden Ozan Dağlı, “sanıkların idam edilmesini istediğini” söyledi.
Tahsin Can Efe’nin babası Erkan Efe, tek evladını kaybettiğini, her gün mezarı ziyaret ettiklerini, eşiyle birlikte kendilerine de bir mezar yeri açtırdıklarını ve ölümü beklediklerini belirterek, “Kedimiz sürekli mezarlıkta” dedi. Efe, sanıkların cezalandırılmasını talep etti.
“Kızım lotus çiçeği dövmesiyle teşhis edildi”
Müzeyyen Gökçen’in babası İsmail Gökçen, 6 Şubat’ta kendilerinin de öldüğünü ifade ederek “Dün sanıklar arasında bir tiyatro oynandı; ‘benim haberim yok’; adam bir mimar, başka bir şey oluyor; aba altından sopa gösterir gibi ‘buranın tanınan ailesiyim’ diyor. Bizim hayatımızı mahvettiler, yarınlarımız gitti, ben her sabah işe giderken ‘niye çalışıyorum’ diyorum. Kızım lotus çiçeği dövmesiyle teşhis edildi, mezar taşına fotoğrafını ve lotus çiçeğini yaptırdık.” diye konuştu.
Anne Özlem Gökçen, kızına kavuşmak için her gün ölmeyi dilediğini belirterek, sanıkların en ağır şekilde cezalandırılmasını talep etti.
Oğlunu kaybeden Meriç İçme, “Enkazın üstünde binlerce kez oğluma bağırdık. Nasıl ‘sesler duyuyorduk, soğuktan öldü’ diyebiliyorlar. Çocuklarımızı nasıl soktular oraya, çocuk katillerisiniz.” ifadesini kullandı.
Bakanlar dinlendi
Bir saat ara verilen duruşmanın ardından KKTC İçişleri Bakanı Dursun Oğuz, KKTC Milli Eğitim Bakanı Nazım Çavuşoğlu ve Milli Eğitim Bakanlığı Genel Ortaöğretim Daire Müdürü Cengiz Topel Uzun tanık olarak dinlendi.
KKTC İçişleri Bakanı Oğuz, 6 Şubat’taki depremlerde alarma geçtiklerini, bölgeye arama kurtarma ekibi, doktorlar ve yardım malzemelerinin gönderildiğini anlattı.
Türkiye’de ve ABD’de arama kurtarma konusunda eğitim aldığını, salonda bir siyasetçi olarak değil bir sivil savunmacı olarak bulunduğunu aktaran Oğuz, “Binaya ulaştığımızda bina değil bir moloz, kum yığını vardı. Depremde arama kurtarmacılar hep umutlu olur, ilk 72 saat çok önemlidir ancak bu enkazda öyle bir durum yoktu. Yanındaki binalarda parçalı kırık vardı, yaşam alanı yapılacak yerler vardı ama otel binası kum yığınıydı. Dün mal sahibinin yaptığı ‘bütün Adıyaman yıkıldı da otel öyle yıkıldı’ sözü doğru değildir.” dedi.
Kolonların dayanıklılığıyla ilgili bir görüntü olmadığını vurgulayan Oğuz, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Son cenazemizi çıkarana kadar enkazın başından gitmedik. Yaşam boşluğu yoktu, bir kişi çıktı o da mucizeydi. Fotoğraflara bakıldığında durum anlaşılacaktır. Koordinatör Bakan Adil beye ulaştık, 2 günde 4 ekip çalışmaya başladık. Bütün iş makinalarının, kepçelerin başında ehil insanlar görevliydi. Çünkü inancımız ve ailelerin hassasiyeti gereğiyle vücut bütünlüğünü korumak istedik. Enkazın savunulacak hiçbir yönü yok, bina otel olarak yapılmamış, binanın hiçbir direnç dayanımı yoktu. Enkazda farklı demirler olduğunu gördük, demirleri tutacak beton kalitesi yoktu, demirler inceydi insan saçı gibi. O binada çalışılmaz da. Bu açıkça katliamdı ve suçtur. Çünkü insanlar güven duydukları için oraya gittiler. Sanıkların ‘olası kast’tan yargılanmalarını talep ediyoruz, yüce Türk adaletine güveniyoruz, gerçekler ortada, kimse saptıramaz. Sanıkların söylediklerinin hepsi yalan, dikili bir tane kolon göstersinler. Enkazın fotoğraflarını seçtik, binanın dayanıksız bir bina olduğunu biliyoruz.”
KKTC Milli Eğitim Bakanı Nazım Çavuşoğlu, depremin olduğu saatte uyanık olduğunu ve depremi hissettiğini aktararak, “Çocuklarımızı kültürel anlamda gelişmesi için Türkiye’ye gönderiyoruz, göndermeye de devam ediyoruz. Sosyal medyadan çocuklarla ilgili bir şey olup olmadığını takip etmeye çalıştım. Sabah Cumhurbaşkanımızla toplantı yaptık, Türkiye’ye gelip çocuklarımızı alıp geri dönmeye karar verdik. Biz yıkım olduğunu hiç düşünmedik, belki yaralı olan varsa da alıp geliriz dedik. Bir depremde en son yıkılacak olan yerlerin hastane, otel ve devletin binaları olduğunu düşünüyoruz. Saat 4 buçuk civarı Adıyaman’a geldik. Sivil savunmanın araçlarıyla 100 kişi geldik ve 300 kişiye çıktı bu sayı. Ailelerin çocukları alıp gittiğini düşünürken bir anda şok olduk. Bir bina yığınıyla karşılaştık.” ifadesini kullandı.
“Kolonların dağıldığını gördük inanamadık”
Çavuşoğlu, otel sahibinin enkazın başında olduğunu söylemesinin “tam bir yalan” olduğunu, tutuklu sanığın kardeşinin Kıbrıs’ta otelinin olduğunu ve birbirlerine çok benzediklerini, enkaz alanına gelseydi tanıyacağını vurguladı.
KKTC Milli Eğitim Bakanı Çavuşoğlu, şunları aktardı:
“Arama kurtarma için çok büyük bir çırpınışa girdik. O dönemdeki bakanla da irtibat kurduk araçlar gelmeye başladı. Gün aydınlanınca daha da vahim bir durumda olduğunu gördük. Gerek hayırseverler gerekse devletin desteği gerekse Kıbrıslı hayırseverlerin desteğiyle 7 ekskavatör getirdik. Bir tane de büyük bir ekskavatör getirdik. Kolonları kırmak için kırıcı kullanmadık, ekskavatör üstüne bastırmasıyla kolonların dağıldığını gördük inanamadık. Vinçle kaldırdığımız betonlar demirden ayrılıyordu. Bu nedenle doğal afet dememiz mümkün değil, insan hatası ve hırsı tavan yapmıştı. Enkazda yaşam boşluğu yoktu, diğer enkazları gördüğümüzde plakalar duruyordu ve aralarında can alanları da vardır mutlaka ama yaşam boşluğu vardı. Burada kimse yatağından kalkamamış veya yatağının yanına düşmüş. Ailelerden özür dileyerek söylüyorum resmen boğularak ölmüşler. Çocuklarda herhangi bir taştan ya da betondan dolayı kırıklık yoktu, kum yığını üstlerine dökülmüştü. Sanıkların suçlarını kabul edip en büyük cezayı almalarını istemeleri gerekiyor. Ailelerin yaralarının sarmayacaktır ama yüreklerine bir nebze su serpmiş olacaktır.”
“Kıbrıs’ta ağıl yapılırken daha kalın demir kullanılır”
Otel enkazındaki 72’nci cesedi çıkarmak binanın yan tarafından girdiklerini anlatan Çavuşoğlu, “Komutana yandaki perde duvar kepçeyle kırılmaz dedim ama komutan ‘bir deneyelim’ dedi. Kepçeyle dokundu inanınki mukavvaya girer gibi girdi. Duygusal konuşmuyorum, sadece gördüklerimi söylüyorum. Bir yalan daha söyleniyor, 3 gün ses duyduğunu söylüyor. Oraya ilk gelen ekibin lideriydim ve son ceset çıkana kadar ayrılmadım. Eğer otel sahibi gelmiş olsaydı kesinlikle görürdüm, otel müdürü geldi konuştuk; hatta sordum sahipleri nerede, ‘ortada yok kayıp’ dedi. Oradaki ailelere hiç destek olmadılar, cezaevine bağlanıp profesyonelce verdikleri ifadeler aileleri daha da yaralamıştır. Gerçekten orada insanlık kaybı vardı. O kadar yüksek binayı bu kadar malzemeden çalarak nasıl yaptılar? Kıbrıs’ta ağıl yaparken daha kalın demir kullanılır, eminim buradaki evleri de daha kalın demirlerle yapıyorlar ama otel sahibi bu ülkeye yazık etmiş. Bunlar can almışlardır ve katillerdir.” görüşünü paylaştı.
Tutuklu sanık Halil Bağcı’nın avukatı, bu aşamada tanıkların dinlenmesinin usule aykırı olduğunu savunarak itirazda bulundu.
Mahkeme başkanı, taraf avukatları arasında başlayan konuşmayı sonlandırdı ve duruşmaya devam edildi.
Milli Eğitim Bakanlığı Genel Ortaöğretim Daire Müdürü Cengiz Topel Uzun’un tanık olarak dinlendiği sırada sanık avukatlarının salondan ayrıldığı görüldü.
Mahkeme başkanı, duruşma düzeni sağlandıktan sonra tanık Uzun’un beyanda bulunduğu sırada sanık müdafilerinin tümünün salonu terk ettiklerini ve bir kısım müştekilerin sanık müdafilerine tepki gösterdiğinin görüldüğünü zapta geçirerek, duruşmaya 15 dakika ara verdi.
Aranın ardından devam eden duruşmada, eşini ve eşinin abisini kaybeden Zarife İsrafiloğlu, sanıkların iki çocuğunu yetim bıraktığını belirterek, cezalandırılmalarını istedi.
Çocuğunu kaybeden Enver Karakaya, 1974 yılından beri KKTC’nin ilk sporcu şehitlerinin çocukları olduğunu anımsatarak, sanıkların cezalandırılmasını talep etti.
Şampiyon Melekleri Yaşatma Derneği Başkanı Ruşen Karakaya, “mezar” olarak inşa edilen yerde çocuklarını kaybettiklerini vurgulayarak, “Hepsi çok zeki, geleceği parlaktı. Öğretmenlerimiz çok başarılıydı, ailelerimiz çok çalışkandı. Kıbrıs’ta bir nesil yok oldu. Bozkurt ailesi bunun hesabını verecek. Biz çocuklarımızı deprem yüzünden kaybetmedik, 10 saniye içinde yıkılan bir bina. Çocuklarımız uyku pozisyonunda kumların altında nefes alamadan can verdi. 11 sanığın en ağır suçtan cezalandırılmasını istiyoruz.” ifadesini kullandı.
Aynı gün doğup aynı gün can verdiler
Karakaya, çocuğunun en yakın arkadaşıyla aynı odada kaldığını, aynı gün aynı hastanede doğduklarını, aynı gün can verdiklerini belirterek, “Bozkurt ailesi katil bina yarattınız bunun cezasını ödeyeceksiniz. Rahat uyumayın biz nefes alamıyoruz siz de nefes alamayacaksınız.” dedi.
Çocuğunu kaybeden Recep Kılıç, enkaza ilk gidenler arasında yer aldığını hatırlatarak, otel sahibinin bahsettiği üst kattaki pervoleyi kaldırmak için çok uğraştıklarını anlattı. Kılıç, talebi üzerine duruşmaya görüntülü olarak bağlanan Ahmet Bozkurt’un görüntüsünün yakınlaşmasının ardından pervole tenteyi nasıl yaptırdığını sordu.
Sanık Ahmet Bozkurt, tüm ailenin acısını yaşadığını ve cevabının bu kadar olduğunu dile getirdi.
Turist rehberi oğlunu kaybeden Mehpare Koç, uzun uğraşlar sonucu oğlunun cenazesine ulaştığını, bu davanın emsal olacağını kaydetti.
Eşini ve oğlunu kaybeden Şenay Atakan Konutlu, 8 Şubat’ta eşini tırnaklarından, 10 Şubat’ta da çocuğunu teşhis ettiğini dile getirerek, şunları söyledi:
“Biz enkazda çalışırken yanımıza gelenler, Bozkurt ailesinin arkasının güçlü olduğunu, bunlara bir şey olamayacağını söylediler. Ahmet Bozkurt’un ses tonunda bunu duydum. Arkadaşlarımızın çoğu ağladı, zannetmeyin ki güçsüzüz. Biz güçlüyüz, siz huzur bulmayacaksınız. Ceza alana kadar peşini bırakmayacağız. Bize anlattığınız hikayelere inanmıyoruz ki gerçek er yada geç ortaya çıkacaktır. Ben oğluma gelene kadar 50 kişiyi teşhis ettim. Kanımızı dondurdunuz. Biz çocuklarımızı gönderirken İsias’a güvendik, lütfen adalet yerini bulsun.”
Oğlunu kaybeden İhsan Nurluöz, sanıkların emsal bir kararla cezalandırılmalarını istedi.
Çocuğunu kaybeden Tayyip Özberman, enkaza ilk ulaşanlardan olduğunu anlatarak, “Elimde tuttuğum beton parçalarının ufalandığını gördüm. Yumruk büyüklüğünde betonların içinde dere taşı gördüm. Yıkılan kum yığını üzerindeki yıkılmayan tek şey Ahmet Bozkurt’un kaçak inşa ettiği kattı.” sözlerini sarf etti.
Oğlunu kaybeden Mehmet Tabarlı, 30 yıldır inşaat yaptığını belirterek, şunları paylaştı:
“Ahmert Bozkurt, ‘inşaat yapılırken en iyisini dostlarıma sordum’ diyor. Akrabayla dostla inşaat yapılır mı? ‘Tabana halı serdim, ofis yaptım’ diyor, yalan. Ben de ofis yaptım altına parke fayans yaptım. Çocuk mu kandırıyorlar, cahil yok burada. ‘Her şeyi güzel yaptım’ sözü de yalandır. Ustaların fark istediği de yalandır. Türkiye Cumhuriyeti’nde böyle bir şey yok. Kim uygun yaparsa ona verirsin. Demiri de betonu da gördüm. Buraya vardığımda otel tuz buz olmuş. Benim oğlumun üstüne kapı düşmüş. Kapının üzerinde kiriş yoktu. ‘Ben kaba inşaatı yaptım 8 sene durdu sonra ince işçiliğini yaptım’ gibi bir şey de olamaz. Bir elbise bile durduğu yerde eskir. Tüm sanıklardan şikayetçiyim.”
Oğlunu kaybeden Mehmet Topukçuoğlu, “Yaşadığımız acının tarifi yok. Bütün sanıkların en ağır şekilde ceza alması temennimizdir. Biz 11 aydır çocuklarımızdan ayrıyız, Ahmet beyi çocuklarının yanında görmek istemiyorum, mümkünse onların ayrı cezaevi alınmasını talep ediyoruz. Aileler olarak onların bir arada olması istemiyoruz. Biz nasıl koparıldıysak onların da koparılmasının doğru olduğunu düşünüyoruz.” dedi.
Eşini ve kızını kaybeden Can Ahmet Yeniçeri, “Dışımız sağlam gibi görünse de içimiz çürüdü. Gördüğüm manzara karşısında hayal kırıklığına uğradım. Sanıklara uzaktan bakıyoruz, asrın davası olacak bir davanın bu şekilde hazırlanması çok üzücü. Otel olduğu iddia edilen mezardan eşimi ve kızımı çıkardık toprağa gömdük. Ceza olası kast’tan görülmeli. O bile yetersizdir. Emsal teşkil edecekse, bir devrim olacaksa bu şekilde olacak. Türkiye’de artık depremle ilgili özel cezalar konmalı. Soruşturmayı yapan da sanıklar da bilmeli hangi cezanın uygulanacağını.” diye konuştu.
Müşteki beyanlarının tamamlandığı duruşmanın görülmesine, bugün tanıkların dinlenmesiyle devam edilecek.
]]>Binaları yerle bir eden asrın felaketi, şehidin fotoğraflarını yerinden oynatmadı
HATAY – Hatay’da yaşayan Tahir Mert, evladının şehadeti sonrası bağımlısı olduğu alkolü bırakma sürecinde yaşadıklarıyla duygulandırıyor. Şehit babasının, evladı için yaptığı odaysa asrın felaketini hiçbir zarar almadan atlattı.
Hatay’ın Kırıkhan ilçesi Topboğazı Mahallesi’nde yaşayan Tahir Mert’in evladı Jandarma Uzman Çavuş İrfan Mert, Hakkari’nin Dağlıca ilçesinde görev yaptığı esnada teröristlerle girilen çatışmada 2016 yılında şehadete ermişti. Evladının şehadetiyle birlikte hayat felsefesi değişen baba Tahir Mert’in yaşadıklarıysa duyanları duygulandırıyor. Oğlunun şehadetinde önce alkol bağımlısı olan baba Mert, gördüğü rüya sonrası alkolü bıraktı ve iş yerinde alkol satışına son verdi. Evladının şehadeti sonra yaşam biçimi değişen baba Mert; kısa sonra hac görevini yerine getirerek, çevresindeki insanlara örnek olmaya başladı. Şehit babasının evladı için yaptığı hatıra odasıysa asrın felaketini hiçbir zarar almadan atlattı.
“Evladım şehit olmadan evvel çok alkol alan; gece gündüz, yedi yirmi dört alkol alan bir insandım”
Evladının şehadeti sonrası bağımlısı olduğu alkolden kurtulabilmek adına günlerce dua ettiğini ifade eden şehit babası, “Evladım, hayırlısı dedik ve gitti orada göreve başladı. Hayırlısı 4 buçuk sene orada görev yaptı. 4 buçuk yılın sonunda sıcak bir çatışmaya girdiler. Teröristlerle Sıcak çatışmada şehit oldu oğlum. Rabbim bütün şehitlerimizin şehadetini kabul etsin. Hocalarımız, imamlarımız güzel haftalarca burada Kur’anlar okundu. Burada bize yardımcı oldular ve bizimle beraber o anı yaşadılar sanki. Biz de onlara çok memnun olduk. Yani bu vatandır; bugün sen gitmezsen ben gitmezsem kim gidecek bu vatanı koruyacak. Yani şehit de olabiliriz, her şey olabilir. Şimdi benim de oğlum şehit oldu tabii. Evladım şehit olmadan evvel çok alkol alan; gece gündüz, yedi yirmi dört alkol alan bir insandım. Yani alkol almadığım gün yatamıyordum. Vücudum karıncalanıyordu. Yani nasıl bir eroinman gibi olmuştum artık. Yani kırk yıllık bir alkol içicisiydim. Bilakis bunu bırakmam için ben Rabbime dedim ki ‘Allah’ım sen madem ki beni şehit babası olmaya layık gördün beni bu illetten kurtar’ dedim. Hep dua ettim, yalvardım rabbime. Rabbim de dualarıma karşılık verdi” dedi.
Gördüğü rüyayla birlikte namaza başladı ve ağzına bir daha alkol sürmedi
Duaları ve yalvarışları sonrası gördüğü rüyayla birlikte namaza başladığını, iş yerinde alkol satışını bıraktığını ifade eden şehit babası, “Bu arada biraz yattıktan sonra ben sağ tarafa doğru yatarken iki elinin üzerinden böyle bir kişi geldi bana, böyle vücuduma hafif böyle dokundu. Ben kendim şöyle düşündüm. Dedim herhalde kapıyı ben kilitlemedim, açık bıraktım. Sabah oldu, herhalde müşteri geldi. Sol tarafıma döndüm ve bir karartıyla karşılaştım. Geliyorum arkadaş dedim ve o ara kapıyı açtım işte o karartı öbür kapıdan da çıktı, gölge gitti. Tekrar ben kapıya baktım, kapı kilitli. Allah’ım dedim, bu kimdi. Bu kadar güzel bir dokunuştu ki yani bu kadar güzel bir dokunuş olamaz, bedenimi sardı o dokunuş. Bir müddet daha sonra sabah ezanı okundu. O sabah ezanı o kadar ruhuma dokundu ki bu kadar ezanlar okundu ama o dokunuş, o ezanın sesi beni daha fazla bir aleme götürdü. Ben dedim ki bu sabah namazını kılmam lazım, bu adam beni namaza kaldırdı. Dolapta bir yarım şişe bir viskim vardı onu önce lavaboya döktüm. Namazdan sonra kesinlikle alkol almadım ama devamlı canım istiyordu. Oğlum Mesut’a dedim ki gel oğlum burada; ne kadar bira var, şarap var, viski var, bunların hepsini alacaksın doldur kasalara ve bunu götür Kırıkhan’daki büfeye teslim et. Bizim alışveriş yaptığımız, iş yeri. Onları teslim et, dedim oradan parasını da bana getirme. Onun parası senin olsun. Ben dedim gidiyorum Hacca yazılmaya. ve dükkanı kapattık, hacca yazılmaya. Dükkanı kapattık, biz hacca gittik ve geldik” dedi.
Devasa binaların yerle bir olduğu asrın felaketinde evladı için oluşturduğu odada hiçbir eşyanın zarar görmediğini ve fotoğraflarda herhangi bir oynama olmadığına dikkat çeken şehit babası “Büfedeki bütün bardaklar yerde, kırıldı. Gelinin hiçbir şeyi kalmadı. Kırıldı bütün tabaklar. İşte bir gün aklımıza geldi. Bir gün, iki gün sonra dedik Şehidimizin odasına bakalım. İnanır mısınız resimler bile oynamamış. Az bir şey kaybolmuş bir tanesinde. Allah’ım bu nasıl bir şey, bu nasıl bir ilahi takdirdir. Resimler bile oynamamış. Az bir şey kayma olmuş bir tanesinde. Rabbimin ilahi takdirdir; yani böyle bir şey olur mu, yani şu büfelerin birinin camı oynamaz mı. Benim koca soba oynamış da böyle gitmiş. Şu büfe oynamaz mı, oynamamış. Resimler düşmez mi, düşmemiş” dedi.
]]>İSRAİL, BM GÖREV GÜCÜNÜN MERKEZİ OLAN NAKURA KENTİNDEKİ BİNAYI HEDEF ALDI
Önceki gün Beyrut’ta Hamas’ın ikinci ismi Siyasi Büro Başkan Yardımcısı Salih el-Aruri yönelik suikast düzenleyen İsrail ordusu, bu kez de Lübnan’daki Birleşmiş Milletler Geçici Görev Gücü’nün merkezi olan, İsrail sınırına yakın Nakura kentindeki bir binayı bombaladı.

ÖLÜ VE YARALILAR VAR
Bölgeden gelen görüntülerde binanın olduğu sokağın enkaz yığınlarıyla kaplandığı görüldü. İlk belirlemelere göre İsrail saldırısında çok sayıda kişinin öldüğü ve yaralandığı bildirildi.
DIŞİŞLERİ BAKANI FİDAN: İSRAİL, LÜBNAN’LA SAVAŞA GİRMEMEK İÇİN KENDİNİ ZOR TUTUYOR
Dışişleri Bakanlığında basın mensuplarıyla bir araya gelen Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, gündeme ilişkin soruları yanıtladı.
İsrail’in, Hamas Siyasi Büro Başkan Yardımcısı Salih el-Aruri ve arkadaşlarına yönelik Beyrut’taki suikastının ardından savaşın bölgeye yayılma eğilimini göstermesinin bir emaresi olup olmadığına ilişkin soru üzerine Fidan, “İsraillilerin, Lübnan’la savaşa girmemek için kendilerini zor tuttuğunu düşünüyorum. Ama hep söylüyorum. Bu yol çıkmaz sokaktır. Öyle bir şey olursa bu savaş tabii ki bitmez. Tam tersine, meselenin çözülmesi isteniyorsa, barış ve iki devletli çözüme odaklanmak lazım.” diye konuştu.
Dışişleri Bakanı Hakan FidanFidan, İsrail’in Lübnan’daki bu operasyonunun, bir Hizbullah hedefini, Hizbullah yöneticisini vurmadığını ama Lübnan’a “ben senin üstünde uçuyorum, takip ediyorum” mesajını verdiğini aktararak, “Hizbullah buna nasıl aksiyon gösterecek? Yani tamamıyla savaşa girerek mi reaksiyon gösterecek yoksa misilleme yaparak mı? Bugün gelen raporda, ‘3 askeri hedefe saldırdık’ diyorlar. Başından beri savaşın ilk gününden beri ortaya koyduğu aslında tavrın bir devamı. Burada daha farklı bir şey yapılmış değil.” dedi.

İSRAİL BEYRUT’TAKİ HAMAS LİDERİNE SUİKAST DÜZENLEDİ
Hamas lideri Salih el-Aruri ve 6 Hamas üst düzey yetkilisi, dün Beyrut’un güneyinde insansız hava aracıyla düzenlenen saldırıyla öldürülmüştü.

LÜBNAN-İSRAİL SINIRI HAREKETLİ
İsrail ordusu ile Hizbullah arasında 8 Ekim 2023’ten bu yana sınırda devam eden çatışmalarda 28 Lübnanlı sivil, 142 Hizbullah mensubu ile 5 İsrailli sivil ve 9 İsrail askeri öldü.

İRAN’DAKİ TERÖR SALDIRISINDA MOSSAD PARMAĞI
İran’da, General Kasım Süleymani’nin Ocak 2020’de ABD saldırısında öldürülmesinin yıl dönümü dolayısıyla anma töreninin yapıldığı kabristana bombalı saldırılar düzenlendi. Patlamalarda 103 kişi hayatını kaybetti, 211 kişi de yaralandı. İranlı yetkililer, patlamaların terör saldırısı olduğunu açıkladı. İsrail basını ise saldırıların arkasında İsrail istihbarat servisi Mossad’ın olduğunu iddia etti.
]]>BALIKESİR’in Gönen ilçesinde tatil için geldiği yazlık evinden, ‘Tina’ isimli köpeğiyle ayrıldıktan sonra haber alınamayan Korhan Berzeg (84), 200 gündür kayıp. Arama çalışmaları, 130’uncu günde sonlandırılırken, artık gelen bir ihbar da yok. Berzeg için umutlar tükenirken, soruşturmanın aileden gizli yürütüldüğü öğrenildi. Berzeg’in, 74 gün sonra eve dönen doberman cinsi köpeği Tina ise hala sahibini bekliyor. Berzeg’in eşi Angela Berzeg (82) ile İstanbul Büyükada’da yaşamaya devam eden Tina’nın, daha önce bir araç gördüğünde tepki vermediği, ancak artık yanından geçen her aracın içine baktığı öğrenilirken, aile yakınları, köpeğin bu davranışının araçla kaçırılmış olma ihtimalini güçlendirdiğini belirtiyor.
ABD’deki Dünya Bankası’nda bir dönem ‘Asya Direktörü’ olarak çalıştıktan sonra emekli olup, İstanbul Büyükada’daki evinde yaşamaya başlayan Korhan Berzeg, 2023 Mayıs’ta İngiliz eşi Angela Berzeg ile memleketi Balıkesir’in Gönen ilçesi kırsal Armutlu Mahallesi’ndeki yazlık evine geldi. 17 Haziran’da telefonunun yanı sıra kimlik ve banka kartlarını da yanına almadan, doberman cinsi eğitimli köpeği ‘Tina’ ile yürüyüşe çıkan Korhan Berzeg, geri dönmeyince eşi kayıp ihbarında bulundu. Bölgede, AFAD, Jandarma Arama Kurtarma (JAK), Ankara Jandarma Özel Asayiş Komutanlığı (JÖAK) ile gönüllü arama ve kurtarma ekiplerinin yanı sıra iz takip ve kadavra köpekleriyle arama başlatıldı.
250 KİLOMETRELİK ALAN 5 KEZ TARANDI
Dron ve İHA’ların da kullanıldığı aramalarda, 250 kilometrekarelik alan, havadan ve karadan 5 kez sil baştan aranmasına rağmen Berzeg ile köpeği bulunamadı. Gönen Cumhuriyet Savcılığı’nın talimatıyla, Korhan Berzeg’in, Armutlu Mahallesi ve İstanbul Büyükada’daki evlerinde arama yapıp, bilgisayarları inceleyen ekipler, 20 kişinin de şüpheli olarak ifadesini aldı. Olay günü ve öncesinde, Armutlu Mahallesi’nden geçen araçların plakalarını belirleyen jandarma ekipleri, 40 araç sürücüsünü de sorguladı ancak hiçbir ize ulaşamadı.
74 GÜN SONRA ‘TİNA’ EVİNE DÖNDÜ
Berzeg’in köpeği Tina, kaybolduktan 74 gün sonra, 29 Ağustos sabahı, Armutlu Mahallesi’ndeki eve geldi. Evde kimseyi bulamayan köpek, 500 metre ileride, komşularının evinin olduğu bölgeye gitti. Tina’yı görenlerin ihbarıyla, Armutlu Mahallesi muhtarı Hamit Erman, olay yerine gelip, jandarmaya bilgi verdi. Çip kontrolünde de köpeğin Tina olduğu tespit edilince Angela Berzeg, Büyükada’dan Armutlu’ya gelip, köpeği teslim aldı. Tina’nın bakımlı olduğu, üzerinde arazide kaldığına dair kir, toprak ve çamur gibi izlerin bulunmadığı, patilerinin de temiz olduğu görüldü.
TİNA, ÇALIŞMALARA KATILDI ANCAK KATKISI OLMADI
İlk olarak köpeğin yakın bölgede alıkonulurken bırakıldığı ya da kaçtığı değerlendirildi. ‘Tina’nın dışkı ve kan örnekleri incelendi; köpeğin doğada kalmadığı bulgularına ulaşıldı. Aramalara ‘Tina’ da dahil edildi. 74 gün boyunca alıkonulduğu yere gitmesi için GPS takılıp, aç bırakılan ‘Tina’, her defasında, eve geri döndü. Ekipler, Tina’nın otomobille getirilip, bulunduğu yere bırakıldığı ihtimalini araştırmaya başlarken; çalışmalarda katkısı olmayacağı düşünülen köpek, bir süre sonra Angela Berzeg’e teslim edildi. Tina, Angela Berzeg ile İstanbul Büyükada’daki evlerine döndü.
ARAMALAR 130’UNCU GÜNDE SONLANDIRILDI
Tina’nın geri dönmesinin ardından, ekip sayısı arttırıldı, arama çalışmaları 120 kişiyle yeniden başlatıldı. Ekipler, daha önce 5 kez aranan 250 kilometrekarelik bölgeyi genişletti. 325 kilometrekareye çıkartılan alanı 9 kez arayan ekipler, son olarak Tina bırakıldıktan sonra Berzeg’in atılma ihtimali üzerine bölgedeki 10 kuyuyu boşaltıp, içini kameralarla izledi. Berzeg, Armutlu Mahallesi’ndeki evinden Çanakkale sınırına kadar olan 54 kilometrelik alan da dahil, 325 kilometrekarede arandı. Gönen’de 20’den fazla mahalle ile Gönen Çayı’nın, Erdek’te denize döküldüğü güzergahlar defalarca özel olarak kontrol edildi ancak hiçbir ize rastlanmadı. 50 kişilik ekiple sürdürülen arama çalışmaları, Korhan Berzeg kaybolduktan 130 gün sonra, 24 Ekim’de sonlandırıldı.
‘NE ÖLÜSÜ VAR, NE DİRİSİ’
Bölgedeki kayıp olaylarının kısa sürede çözüldüğüne ve gizemli bir durum olduğuna dikkat çeken yetkililer, sadece yapılan ihbarları değerlendirmeye başlarken, Berzeg’in kuzeni Levent Berzeg, soruşturmanın aileden de gizli yürütüldüğünü söyleyerek, “Bize de bilgi vermiyorlar. Bir gelişme yok, artık ihbar da yok. Ne ölüsü var ne dirisi, bir haber yok. Bu adamı ne yaptılar, ne ettiler hiçbir şey bilmiyoruz. Kaybolduğu gün neyse, o kadar bilgi var elimizde” dedi.
HER ARACIN İÇİNE BAKIYOR
Berzeg’in eşi Angela Berzeg de köpeği Tina’yı aldıktan sonra ayrıldığı Gönen’e bir daha gelmedi. Berzeg, İstanbul Büyükada’daki evinde yaşamaya devam ederken, ailenin yakınları, 200 gün geçmesine rağmen Tina’nın hala Korhan Berzeg’i beklediğini söyledi. Tina’nın kaybolduktan 74 gün sonra döndüğünde, eskisinden çok daha sağlıklı ve bakımlı olduğuna dikkat çekilirken, eskiden bir araç gördüğünde tepki vermeyen köpeğin, şu anda adada yanından geçen araçları görünce durup içine baktığı belirtildi. Daha önce böyle bir davranış sergilemeyen köpeğin, döndüğünde temiz ve bakımlı olmasının yanı sıra bu davranışının da araçla kaçırılmış olma ihtimalini güçlendirdiği belirtilirken, psikolojik destek alan Tina’nın gayet sağlıklı olduğu ve günde 3 kez yürüyüşe çıkarıldığı da öğrenildi.
]]>Türkiye Gençlik Vakfının (TÜGVA) öncülüğünde, Milli İrade Platformu tarafından 308 STK’nin katılımıyla Galata Köprüsü’nde düzenlenen “Şehitlerimize Rahmet, Filistin’e Destek, İsrail’e Lanet” etkinliğinde bazı katılımcılar konuşma yaptı.
TÜRGEV Yönetim Kurulu Başkanı Altun, konuşmasında, yeni yılın ilk sabahında bütün dünyaya ses vermek için bir araya geldiklerini söyledi.
Coşkulu kalabalığın tek yürek, tek ses, tek nefes olarak hakkı haykırdığını dile getiren Altun, “Bugün burada toplanan kalabalık, başkasının acısını duymakla, kardeşinin acısını duymakla sabahın erken saatlerinde buraya toplandı ve dünyaya haykırıyor. Artık soykırım bitsin, artık ateşkes bir an önce yapılsın. Artık Gazzeli kardeşlerimizin acısı bitsin. Gazze bir an önce ayağa kalksın.” diye konuştu.
Gazze’nin sadece Gazze’den ibaret olmadığına dikkati çeken Altun, şöyle devam etti:
“Gazze’ye bugün ellerini uzatanlar yarın coğrafyamızda daha büyük ameliyatlar yapmak istiyorlar. Hem de bu ameliyatları anestezisiz, kanlı bıçaklı yapmak istiyorlar. Bu ameliyatlar yaklaşık 200 yıldır coğrafyamızda sürüyor. Biz istiyoruz ki bu anestezisiz, kanlı bıçaklı ameliyatlar artık son bulsun. Biz istiyoruz ki yeni yılın ilk saatlerinde insanların uykuya dalacağını, tatlı uykularında uyuyacağını, sıcak yataklarından çıkmayacağını düşünenler işte insanların hallerini görsünler. Soğukta, sıcak yataklarından kalkıp ‘yeni yıl, tatil’ demeden burada bulunan insanların duygularını görsünler. Bu o kadar önemli bir buluşma ki. İsrail şu anda insanların unutacağına, insanların günlük hayatlarına dalacağına güveniyor. İnsanların gündeminden bu soykırımın düşeceğine inanıyor. Biz bakmazken insanları katletmeye devam edeceğine inanıyor. Ama biz burada diyoruz ki ‘Hayır, böyle bir şey olmayacak. Sen bizim bakmadığımızı düşündüğün zamanda biz daha çok bakacağız. Sen bizim gündemimizden düştüğünü düşündüğün sırada biz bunu daha çok gündem edeceğiz. Biz unutmayacağız, unutturmayacağız ve sesimizi asla kesmeyeceğiz, asla susmayacağız. Sabahın bu saatlerinde toplanan topluluk bütün dünyaya bunu haykırıyor. ve diyoruz ki Türkiye’den yılın ilk saatlerinde henüz seher saatlerinde tüm dünyaya yükselen mesaj işte bu.”
“Bu tepki çığ gibi büyüyecek”
Altun, Filistin’deki soykırımı da şehitlere uzanan kanlı elleri de hiçbir zaman unutmayacaklarını vurguladı.
Gündelik hayata dalmayacaklarını, Gazze’yi gündemlerinden düşürmeyeceklerini kaydeden Altun, “Bu tepki çığ gibi büyüyecek. Bu çığ, katilleri ve soykırımcıları ezip geçecek. Şu anda Filistin’deki, Gazze’deki kardeşlerimiz bize bakıyorlar ve bugün gördükleri manzaradan memnun olduklarına inanıyorum. İnşallah sözümüzle sesimizle elimizle bu katliamı durdurmayı Allah nasip etsin bizlere.” ifadelerini kullandı.
Gazze’deki katliamın 87. gününde olduğunun altını çizen Altun, insanların üzerine bombaların yağdığını, küçücük bedenlerin paramparça olduğunu, buna karşı dünya halklarının ayağa kalktığını anlattı.
Bu katliamı durdurabilecek devletlerin, hükümetlerin ve çıkarlarını savunan bazı aktörlerin eliyle bunun devam ettiğini belirten Altun, “Bu soykırım aslında dünya halkları vicdanında da hak ettiği yeri bulmuş vaziyette. İnsanlar seslerini her geçen gün daha fazla yükseltiyorlar. Her geçen gün tepki daha fazla büyüyor. Türkiye’nin yılın ilk saatlerinde bu tepkiyi göstermesi ise çok anlamlı. İstanbul’u, Türkiye’yi aşacak, bu ses tüm dünyaya ulaşacak. Tüm dünyaya mesajı vereceğiz. Tepki bitmiyor, sönümlenmiyor. Siz bunu bitirmediğiniz sürece biz daha yeni başlıyoruz. Bu da günün ilk saatinde tüm dünyaya verdiğimiz mesajdır. Bitirmediğiniz sürece daha da fazlası gelecek.” değerlendirmesini yaptı.
“Cumhurbaşkanı Erdoğan’a her zaman bizim davamıza sahip çıktığı için teşekkür ederim”
Filistin’in Ankara Büyükelçisi Faed Mustafa, Kur’an-ı Kerim’de de yazıldığı gibi zulme karşı savaşanın her zaman zaferi kazanacağını söyledi.
Türk milletinin ve İstanbul’un evlatlarının, bu sabah katliamlara ve zulümlere karşı yürüyerek tavırlarını gösterdiğini dile getiren Mustafa, “Biz Filistinliler olarak kaybettiğimiz, sevdiğimiz insanlar için acı çekiyoruz. Biz çok üzülüyoruz ki Gazze şehrindeki her şeyi hedef alan bu zalimler, bizi davamızdan saptırtmak istiyorlar. Bütün bunlara rağmen biz davamızdan hiç sapmadık.” dedi.
Büyükelçi Mustafa, her zaman dini ve siyasi haklarının ebedi bir şekilde kalacağını, Kudüs ile Mescid-i Aksa’ya olan iman ve sevgilerinin hiçbir şekilde kırılmayacağını kaydetti.
Türk halkına davalarında birleştiği için teşekkür eden Mustafa, “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a her zaman bizim davamıza sahip çıktığı için teşekkür ederim. Desteğiniz, duruşunuz, duygularınız, öfkeniz için teşekkür ederim. Allah, Gazze’yi korusun, Gazze halkı ve Türkiye halkı arasındaki muhabbeti ve sevgiyi daim etsin.” ifadelerini kullandı.
Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, Galata Köprüsü’nden muhteşem ve heybetli yürüyüşle Gazze’nin yanında olanlara selamlarını iletti.
Yalçın, “Başkasının yangınıyla evini ısıtanın, yemeğini pişirenin, yerleşimci adı altında işgalcileri götürüp Filistin’e yerleştirenlerin, ‘Ben İsrail’e ABD Dışişleri Bakanı olarak değil, bir Yahudi olarak geldim’ diyenin canı cehenneme.” ifadelerini kullandı.
“2024 umudun yılı olsun” diyerek ilk günde sabah saatlerinde burada buluşan Gazze ve Filistin yürekli İstanbul’un tüm haysiyetli insanlarına selamlarını ileten Yalçın, bu görüntünün son derece önemli olduğunu bildirdi.
“Filistin halkı vatanlarının bedelini kanlarıyla, canlarıyla ödemiştir.”
ÖNDER İmam Hatipliler Derneği Genel Başkanı Abdullah Ceylan ise bir toprağı değerli kılan, onu vatan yapanın onun insanla kurduğu ilişkisi olduğunu söyledi.
Bir toprak parçasının üzerinde, gündüzünde alın teri, gecesinde gözyaşı ve şehitlerin kanı olduğunda onun vatan olabileceğine dikkati çeken Ceylan, şunları kaydetti:
“Bugün aynı ortak iki düşmanla mücadele eden dünyanın en büyük 2 terör örgütüne karşı mücadele eden milletimiz ve Filistin halkı vatanlarının bedelini kanlarıyla, canlarıyla ödemiştir. Buradan yeni yılın ilk seher vaktinde bebek katili, eli kanlı terörist Amerika ve onun maşası İsrail’e sesleniyoruz, ey katiller sürüsü, ellerini topraklarımızdan, masum bebeklerimizden, çocuklarımızdan, kadınlarımızdan, yaşlılarımızdan çekin. O kirli ellerinizi, okullarımızdan, hastanelerimizden, ibadethanelerimizden çekin. Yoksa yüzyıllardır o kirli ellerinizi kırdığımız gibi bugün de bu aziz millet sizlerin ellerini kıracaktır.”
İsrail’e boykota devam çağrısı
TÜGVA Başakşehir Teşkilatı Okul Başkanı Usame Zeyd Demir de platforma çıkarak, konuşma yaptı.
Demir, “Filistin’de, Gazze’de benim yaşımda arkadaşlarım, kardeşlerim öldürülürken biz burada nasıl sessiz kalabiliriz? Dünya buna nasıl sessiz? Her gece bomba sesleriyle, uçak sesleriyle çocuklar uyumaya çalışırken biz nasıl yatağımızda rahat yatabiliriz?” diyerek, İsrail’e boykotun devam etmesini istedi.
]]>SÜPER Lig ekiplerinden Antalyaspor’dan ayrılıp, Alman ekibi Borussia Dortmund’a antrenör olarak transfer olan futbol sorumlusu Nuri Şahin için veda programı düzenlendi. Nuri Şahin, hayal edemeyeceği bir karar aldığını ve karalar bağlanacak bir durumun olmadığını söyledi.
Antalyaspor yönetimi takımdan ayrılan futbol sorumlusu Nuri Şahin’e Atilla Vehbi Konuk Tesisleri’nde veda programı düzenledi. Programa Antalyaspor Başkanı Sinan Boztepe, Basın Sözcüsü Alkan Evren, Başkan Vekili Deniz Ali Yeşil, Asbaşkan Yener Yıldırım ve Nuri Şahin katıldı.
BOZTEPE: ÇOK ANİ GELİŞEN BİR DURUM OLDU
Çok ani gelişen bir durum yaşandığını ifade ederek konuşan Antalyaspor Başkanı Sinan Boztepe, “Antalyaspor’a da gurur veren Nuri hocamız için de muhteşem bir hikayesi olan ve bu hikayenin sonunda da bizleri, hepimizi mutlu eden, onurlandıran, gururlandıran bir gelişme var. Bugün netleşmiş olan bir açıklamayı hocamızla beraber yapalım istedik” dedi.
‘SPONTANE GELİŞTİ’
Transferin spontane geliştiğini söyleyen Antalyaspor Başkanı Sinan Boztepe, “Süreç spontane gelişti ama biz yani transfer çalışmaları yaparken önümüzdeki transferleri beraber masaya yatırırken Nuri hocamızın da bizim de karşı durabileceğimiz, engelleyeceğimiz onun kariyeriyle geleceğiyle alakalı planlamalarda kuracağımız bir pozisyon değildi. Dünyanın 10 büyük markasından, 10 büyük kulübünden birine gidiyor hocamız ve biz bununla alakalı kendi başarısını tebrik ediyoruz. Bunda da tekrardan söylediğim gibi gurur duyuyoruz. Burada hepimiz şaşırmış durumdayız. Her birimiz Nuri Hoca’nın da ben de hepimiz şaşırıyoruz. Çok hızlı gelişti ama dediğim gibi bizim kendi ilerideki planlarımızı yaparken, farklı bir planlamaya geçtik. Yeni hocamızla alakalı da birkaç gün içerisinde bilgilendirme yapacağız. Kendisine tekrardan sizlerin önünde teşekkür ediyorum” dedi.
‘HOCA ARAYIŞLARIMIZ BAŞLADI’
Nuri Şahin’den boşalan teknik direktörlük koltuğu için görüştükleri isimler olduğunu ifade eden Başkan Sinan Boztepe, “Şu anda 3-4 kişiyle aynı anda görüşmemiz var. Antalyaspor için en iyisi olabilecek, en büyük başarıyı sağlayabilecek, Nuri hocamızın yerini doldurabilecek bir hocayla alakalı karar vermek üzere, ekip olarak çalışma yapıyoruz. Şu anda herhangi bir isim veya bir şey söylememiz yanlış olur. Hem yerli hem yabancı olarak görüşmelerimiz var. Önümüzdeki hafta içerisinde, hafta başında netleşmiş olur” diye konuştu.
ŞAHİN: HAYAL EDEMEYECEĞİM BİR KARAR ALDIM
Antalyaspor’dan ayrılarak Borussia Dortmund’a giden Nuri Şahin de “Son 2- 3 gün hepimiz adına bayağı yoğun geçti. Anlayışı için, beni anladığı için başkanıma, yönetime ve Antalyaspor camiasına çok teşekkür etmek istiyorum. Benim için Antalyaspor çok değerli. Geçen hafta hayal edemeyeceğim ve düşünemeyeceğim bir karar aldım. Bundan 2- 3 gün önce evimde gelen teklifi masaya yatırdık. Başkanımla konuştum. Bu teklifi kabul etmek istediğimi söyledim. Sağ olsun tüm planlamalarımıza rağmen bana yol verdi ve ‘hayalinin peşinde koş’ dedi ve gururlandığını söyledi. Tüm kamuoyunun önünde başkanıma ve yönetime teşekkür etmek istiyorum. Antalyaspor camiasına da, Antalyaspor’un benim için ne kadar önemli olduğunu, ne anlamda olduğunu artık söylememe gerek yok galiba. Bunu her gün, iyi günde, kötü günde her zaman yansıtmaya çalıştım. Hem saha içinde hem saha dışında. Kulübümüzün değerlerini korumaya çalıştım. Kulübümüzü korumaya çalıştım. Şehrimizi korumaya çalıştım. İnşallah herkes bunu görmüştür. Bundan hiç şüphem yok zaten” dedi.
‘KARALAR BAĞLAMAYA GEREK YOK’
Antalyaspor’u ve Antalyaspor’daki futbolculara çok değerli olduklarını söylediğini ifade eden Şahin, “Çok değerli kardeşlerimin, çok değerli yol arkadaşlarımı burada bırakıyorum. Onların çok başarılı olacağından eminim. Benden sonra çok daha başarılı olacaklarına eminim. Çünkü çok karakterde, çok büyük ve iyi futbolcular. Karalar bağlamaya hiç gerek yok. Yani başkanımıza da söyledim. Başkanımıza zaten her zaman yanlarında olduğumu ve destek vereceğimi söyledim. Antalyaspor çok iyi bir durumda. İnşallah çok çok daha iyi yerlere geleceğinden eminim” diye konuştu.
‘HER ZAMAN BİRBİRİMİZE AÇIK OLDUK’
Başkanın 5 gün önce yaptığı basın toplantısında transferiyle ilgili henüz bir durumun olmadığına dikkati çeken Nuri Şahin, “Başkanımız 5 gün önce basın toplantısı yaptığında böyle bir durum söz konusu değildi. Yani bu konuda kimseyi sosyal medya çağında yaşadığımız için bu konuda kimseyi mağdur etmeye gerek yok. Çünkü biz her zaman birbirimize açık olduk. Her zaman açık sözlü olduk. O yüzden tüm Antalyaspor camiasının gönlü rahat olsun. Bunlar gerçekten son günlerde gelişen şeyler. Burada kimseyi hedef almaya veya linç etmeye gerek yok. Antalyaspor ve inanın bana burada oturan herkes tüm yönetim futbolcuları vesaire Antalyaspor’un başarısı için burada. Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın” dedi.
‘SADECE BORUSSIA DORTMUND OLDUĞU İÇİN ÇOK DÜŞÜNDÜM’
Bir basın mensubunun ‘Ayrılışınızın zamanlaması doğru mu’ sorusuna Nuri Şahin, “Tabii ki ideal bir zaman değil. Bunu inkar edecek durumda da değilim. Futbol adamı olarak devre arasında ayrılmak tabii ki her zaman değil ama futbolun dinamikleri, futbolun zamanlaması çok farklı ilerliyor. Siz de biliyorsunuz. Biz planlamalarımızı yaparken tamamen buraya odaklı planlar yaptık. Tabii takdir edeceksiniz ki bana geçtiğimiz aylarda çok farklı yerlerden çok ciddi teklifler geldi. Ben hiçbirini kabul etmedim. Benim için inanın bana sadece bir kulüp için böyle bir düşünceye sahip olurum. O da Borussia Dortmund, bu zamanda gelmesi benim suçum değil. Sadece ve sadece Borussia Dortmund olduğu için çok düşündüm. Gerçekten çok düşündüm ama hem kulübüme bir bonservis getirerek hem de hayalimi gerçekleştirerek ayrılacağım için gönlüm ferah. Dediğim gibi ilk zamanlamayı tercih ettik. Bunu inkar edemem” diye cevap verdi.
Borussia Dortmund ile ilgili gelen sorulara Nuri Şahin cevap vermedi. Açıklamaların ardından Başkan Sinan Boztepe, Antalyaspor’a verdiği katkılardan dolayı Nuri Şahin’e plaket verdi.
]]>TEKİRDAĞ’ın Çorlu ilçesinde SMA TİP-1 hastası 11 aylık Yağız Batu Demirtaş’ın tedavi giderlerini karşılamak için iş yerlerine bırakılan yardım kumbaralarından 10’u çalındı. Yağız Batu’nun annesi Zeynep Demirtaş, “Bu kumbaraları biz gram gram, damla damla biriktirmeye çalışırken bebeğimizin kumbaralarının başka birileri tarafından çalınmış olması, onun nefesine göz dikilmiş olması, gerçekten bir anne için çok zoruma gitti” dedi.
Çorlu’da Zeynep- Hakan Demirtaş’ın 2 çocuğundan Yağız Batu’ya, henüz 9 günlükken götürüldüğü Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde SMA Tip-1 teşhisi konuldu. Tekirdağ Valiliği’nden alınan izinle Yağız Batu’nun gen tedavisi görmesi için gerekli olan 1 milyon 819 bin doların toplanması amacıyla yardım kampanyası başlatıldı. Eşi ev kadını olan Hakan Demirtaş, çocuğunun hastalığı üzerine şoför olarak çalıştığı özel şirketten ayrıldıktan sonra, stantlar kurup, para toplamaya başladı. Ailenin bugün marketler, iş yerlerine koyduğu yaklaşık 100 yardım kumbarasına son günlerde hırsızlar dadandı. Son 10 gün içinde Yağız Batu için konulan kumbaralardan 10’u hırsızlar tarafından çalındı. Bazı kumbaraların çalınma anları da iş yerlerinin güvenlik kameralarına yansıdı. Polis, şüphelileri yakalamak için çalışmalarını sürdürüyor.
‘OĞLUMUN NEFESİNİ ÇALMAYIN’
Oğlunun SMA hastası olduğunu 9 günlükken öğrendiklerini söyleyen Zeynep Demirtaş, “Çok insanın az parasına ihtiyacımız var. Bu süreçte biz bebeğimizin ilacına kavuşması için kumbaralar dağıttık. Bu kumbaraları biz gram gram, damla damla biriktirmeye çalışırken bebeğimizin kumbaralarının başka birileri tarafından çalınmış olması, onun nefesine göz dikilmiş olması, gerçekten bir anne için benim çok zoruma gitti. Benim evladım her gün acı çekerken bir de üstüne böyle bir şey yaşamak bir aile olarak bizleri çok üzdü. Ben buradan tüm Türkiye’ye seslenmek istiyorum; bu çok zor bir durum, hastalık gerçekten bebeğimi gün gün öldürürken sizlerin desteği olmadan biz bunları tamamlayamayız. Sizlerden tek isteğim 5 lira, 10 lira demeden bize destek olmaları insanların. Ben çocuğumun nefes almasını istiyorum. Bu kumbaraları çalan kişilerin de yakalanmasını istiyorum. Kumbaralarımızı çalan kişiye sesleniyorum; ne olursunuz benim evladımın sesini nefesini geri getirin. Bizim o kumbaralardaki 1 TL’ye dahi ihtiyacımız var. Allah rızası için yapmayın, biz onu damla damla biriktirmeye çalışıyoruz. Siz neden bizim emeklerimizi, nefeslerimizi çalıyorsunuz? Ne olursunuz geri getirin. Ben her gün çocuğumla burada acı çekiyorum. Neden benim acı çekmemi sağlıyorsunuz. Sizden hiç vicdan yok mu?” dedi.
‘1 LİRA, 1 LİRA BAĞIŞ TOPLUYORUZ’
Oğluna yardım toplamak için Edirne’de Bulgar turistlerin de yoğunlukla geldiği pazarda stant kuran Hakan Demirtaş, tedavi gideri 1 milyon 819 bin doları toplamak için 10 aydır tek başına koşturduğunu söyledi. Demirtaş, “Yağmur, çamur, kış demeden pazar yerlerine yetişmeye çalışıyorum. Evladımızın sesini duyurmak, kampanyamızı bir şekilde bitirmek istiyorum. Fakat ben burada evladım için koşarken 1 lira, 1 lira diye pazar yerlerinde bağış toplayıp evladımın sesini duyurmaya çalışırken arka planda sahadaki kumbaralarımız kimliği henüz belirlenemeyen 2 kişi tarafından günden güne toplanıyor. Her gün bana esnaftan ‘Kumbaranız çalındı, polise haber verelim mi?’ diye güvenlik kamerası görüntüleri gelmeye başladı. Bu konu bizi çok yaraladı. Biz 1 lira, 1 lira diye bağırarak bağış toplarken kumbaralarımızın çalınması bizi çok üzdü. Evladımızın sesini duyurmaya çalışırken, böyle olumsuz durumla karşılaşmak çok üzücü gerçekten. Ben buradan seslenmek istiyorum. Acılı bir baba olarak evladımın nefesi çalınsın istemiyorum. Evladımın nefesini çalanların da bir an önce bulunmasını yakalanmasını rica ediyorum” dedi.
’10 KUMBARAMIZ ÇALINDI’
Çorlu’da bugüne kadar 10 yardım kumbarasının çalındığını söyleyen Demirtaş, “Ne yapacağımı bilmiyorum. Artık stantlarda durmayıp hırsızların peşine kendim mi düşeyim. Kampanyayı mı yürüteyim. Kur ile mi yarışalım. Ne yapacağımızı şaşırmış durumdayız. Lütfen yetkililerden destek bekliyorum. Sesimize ses, bize destek olsunlar. Kampanyada şu anda yüzde 30’luk dilimi topladık, yüzde 70’lik henüz toplayamadık. Valilik iznimizin bitmesine de 67 günümüz kaldı. Nasıl yapacağımızı şaşırdık. Evime gidemiyorum, çocuklarımın yüzüne, eşimin yüzüne bakamıyorum. Bu durum beni çok üzüyor. Bir çıkar yol alıyorum, bulamıyorum. Lütfen bize destek olun, elimizden tutun. Biz çaresiz olan bir hastalık yüzünden evladımızı kaybetmek istemiyoruz. Bizim yüzdelik dilimimiz çok yükse, toplamamız gereken miktar çok yüksek olduğu için miktar olarak söylersek kumbara başına 2 bin 500 TL olarak hesaplayabiliriz. 10 tane kumbaramız çalındı. Biz bunları 1 lira, 1 lira topluyoruz. Yüzde 30’luk dilimi de bu şekilde geldik. Evladımızın nefesi var o kumbaralarda çalınmasını istemiyoruz. İnşallah yakalanıp cezasını çekerler diyorum” ifadelerini kullandı.
]]>15 Ocak 2023 tarihinde Emet Termal Otelde biz bütün teşkilatlarla bir toplantı ve çalışma kampı gerçekleştirdiklerini söyleyen Başkan Mustafa Önsay, “Sonrasında 26 Ocakta bir Kandil Gecesi Numan Kurtulmuş Bey’i ağırladık. Kapalı Spor Salonumuzda il danışma toplantısı gerçekleştirdik. Teşkilatımızla beraber, çok yoğun bir katılımla çok güzel bir toplantı oldu. Tabi bütün bunlar bizim göreve geldiğimiz tarihten itibaren teşkilat içerisindeki arkadaşlarımızın büyük bir gayretiyle şehrimizde AK Parti açısından bir canlanmanın da sonucuydu” dedi.
“11 ilimizi etkileyen depremle karşı karşıya kaldık”
6 Şubat tarihinde tarihin en büyük yıkımı depremle karşı karşıya kaldıklarını söyleyen Başkan Önsay, “Depremin olduğu andan itibaren bütün teşkilatımızla oradaki insanlarımızı ki 11 şehrimizi etkileyen nüfusumuzun yüzde 15’ini evsiz bırakan büyük bir yıkımdan bahsediyoruz. Hemen anında bir çabaya başladık. Bu süreçte Kütahya’nın yardımsever insanların ortaya koyduğu bütün o yardım faaliyetlerini, insanların eline ne geçirirse kapıp geldiği günleri hakikaten unutmak mümkün değil. Devlet millet kucaklaşması ile hep beraber bu yıkımın altından kalkmaya çalıştık. Tabi Kütahya özelinde bütün iller burada yardım çalışmalarına devam etti. Kütahya özelinde yine teşkilatımızın büyük gayretiyle önemli bir işi daha gerçekleştirdik” diye konuştu.
“Hatay’da Kütahya Koordinasyon Merkezi kurduk”
Hatay’da Kütahya Koordinasyon Merkezi kurduklarını ifade eden Başkan Önsay, “Bu başka bir teşkilatın kurduğu bir şey değildi. Hakikaten teşkilatımızdan 135 arkadaşımız burada 2 ay boyunca gece gündüz çalıştılar, gelen yardımları orada istiflediler. Sonrasında onları köy köy en ücra noktaya dağıtımlarını yaptılar, insanların o durumunda kendileri de gidip Hatay’da günlerce evden uzak orada bir depoda kalarak aynı ortamı o insanlarla beraber yaşayarak yardım faaliyetlerini sürdürdü, bu Hatay’da çok büyük ses getirdi. Hakikaten teşkilatımızın her bir üyesiyle Kütahya olarak ne kadar iftihar etsek azdır. Hakikaten Kütahya, Hatay’da büyük bir iz bıraktı. Tabi bizim kendi tecrübelerimizde var. Gediz depremimiz, Simav depremimiz. Bunu bilen insanlar olarak bütün ilçelerimizle beraber, güzel bir dayanışma örneği gösterdik. Bu teşkilatımız adına o günlerde 2 ay boyunca belki de biraz sahadan uzaklaştığımız ama sonuç itibariyle çok önemli bir iş yaptığımız günlere tekabül etti” şeklinde konuştu.
“İftara 43 Kala” programı başlattık”
Başkan Mustafa Önsay, şöyle konuştu: “O günlerde yine hem onunla paralel bir şekilde Vazoda bir “İftara 43 Kala” programı başlattık. Çadır kurduk, teşkilatımızın kendi imkanlarıyla her gün 1000 kişiye orada Ramazan boyunca iftar verdik. Yine oradaki bütün o hizmeti teşkilat mensuplarımız gerçekleştirdi. Allah hepsinden razı olsun. O da güzel bir şey getirdi. Tam bayrama doğru yaklaşırken 10 gün kala da adaylarımız belli oldu. Seçimlere gidiyorduk. Her ne kadar biz deprem derken mevzudan uzaklaşsak da seçim geliyordu. 14 Mayıs Seçimlerine 5 adayımızla beraber bir de ben hakikaten büyük bir gayretle, çalışma azmiyle, disipliniyle çalıştık. Her birimiz 2 bin 500 tane evi tek tek dolaştık. 6 kişiydik, 5 adayımız bir de ben. Toplamda 15 bin Kütahyalıyı evlerinde ziyaret ettik. Bu da çok güzel bir saha çalışması oldu. Tabi bütün bunların hem Kütahya projesi hem bütün bunlar bizi hakikaten seçime hazır hale getirdi.”
“Kütahyalılar Kütahya’yı tekrar Ege Bölgesinde birinci çıkardı”
Kütahyalılar Kütahya’yı tekrar Ege Bölgesinde birinci çıkardığına vurgu yapan Başkan Önsay,” Allah hepsinden razı olsun. Hem Tayyip Bey’in aldığı oy oranıyla hem AK Parti’nin aldığı oy oranıyla Biz Ege Bölgesinde 1. olduk. Ayrıca Kütahya’mız AK Parti’nin 81 il içerisinde en çok oy aldığı 10. İl oldu. Bunu da tarihimizde ilk defa başardık. Bütün bu gayretlerin bir şekilde sandığa yansımış olması, sonucunu elde edebilmiş olması hepimizi çok sevindirdi. 3 vekilimizi Meclise göndermiş olduk. Sayın Cumhurbaşkanımızı tekrar Cumhurbaşkanı seçmiş olduk ve böylelikle 14 Mayıs ve 28 Mayıs seçimlerini alnımızın akıyla tamamlamış olduk. Sonrasında malum olduğu üzere yavaş yavaş 31 Mart seçimlerine hazırlanmaya başladık. Tabi burada da yine teşkilatımızla beraber 3 tane büyük proje gerçekleştirdik. Bunlardan bir tanesi “Haydi Şimdi Sıra Sende” projesiydi. Burada bu salonda her gün 50-60 tane işçi kardeşlerimizi, kurumlarda çalışan kardeşlerimizi misafir ettik. Toplam 27 tane program yaptık. Onlarla hemhal olduk, dertlerini dinledik. Onlarla partimiz arasındaki ilişkileri tekrar sıcak hale getirdik” ifadelerini kullandı.
“Mahallede gezek var programı”
Kütahya’da “Mahallede gezek var” programına başladıklarını ifade eden Önsay, “Mahalle mahalle 41 mahalleyi 22 programda bir araya getirdik. Her akşam bir mahallede cimcik ikram ettik vatandaşlarımıza. Çok büyük teveccüh gösterdiler, salonlara sığmadı insanlar. Hep beraber bir şekilde 31 Mart seçimlerine hem hazırlandık hem durumumuzu ortaya koyduk. Hem tekrar Kütahya’yı AK Partili belediye ile buluşturmanın sözünü birbirimize verdik. Tabi onun yanında “Esnafın Sesi Ekmek Teknesi” programımız gibi pek çok programı yine gerçekleştirdik” dedi.
“Yeniden ‘Kütahya’ diyeceğiz, ‘AK Belediyecilik’ diyeceğiz”
“31 Mart akşamı da Kütahya’yı AK Belediyecilikle tekrar buluşturacağız” diyen Başkan Önsay, “Yani şunu söyleyebiliriz görev yaptığımız 18 ayı geçkin süre içerisinde bütün teşkilatımızla gün ayırmadan hakikaten hafta sonu dahil her an sahada olmaya, vatandaşımızın yanında olmaya, onların dertleriyle hemhal olmaya devam ettik. Şu anda bizim elimizde, mahalle mahalle her bir vatandaşımızın ne istediği ne eksiğinin olduğu, Kütahya Belediyesi’nden ne beklediği, önümüzdeki 5 yıl içerisinde Kütahya ile ilgili ne tip hayaller kurduğu hepsiyle ilgili şu anda bizim raporlarımız hazır ve şu anda inşallah adayımızın da Cumhurbaşkanımız tarafından açıklanmasıyla birlikte yine sahaya çıkacağız ve 31 Mart tarihine kadar gece gündüz çalışacağız. İnşallah 31 Mart akşamı da Kütahya’yı AK Belediyecilikle tekrar buluşturacağız. Yeniden ‘Kütahya’ diyeceğiz, ‘AK Belediyecilik’ diyeceğiz. ‘Türkiye yüzyılı’, ‘Kütahya yüzyılı’ diyeceğiz. Bunun için hazırız biz. Vatandaşımızda gördüğümüz kadarıyla hazır. Onlarında büyük umudu bizde. Allah hepimizi İnşallah bu umutlara vasıl olanlardan eylesin. İnşallah çalışmaya, gayret etmeye, milletimiz için yaşamaya halkımız için gayret etmeye, Kütahya’mızın geleceğini hep beraber ihya ve inşa etmeye devam edeceğiz. 2024 yılının da hepimize hayırlar getirmesini, ülkemize, milletimize İslam alemine bilhassa Filistin gibi pek çok yerde bir sürü sorunlarımız var. Bu sorunların da çözülmesini, bu noktada İslam aleminin, Müslüman dünyasının bir araya gelmesini Cumhurbaşkanımızın önderliğinde hakikaten hep beraber tekrar dünyada en büyük gücün Müslümanların elinde olduğu bir dünyayı yaşamayı İnşallah Allah nasip etsin” ifadelerini kullandı. – KÜTAHYA
]]>Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, 2 Ocak 2024 tarihinde başvurusu sona erecek olan Çiftçi Kayıt Sistemi (ÇKS) ve açıklanan yeni asgari ücret sonrası belirlenen tarım BAĞ-KUR primleri hakkında çaçıklama yaptı. 1 Eylül 2023 tarihinde başlayan 2023-2024 tarımsal üretim dönemi Çiftçi Kayıt Sistemi başvurularının 2 Ocak 2024 tarihinde sona ereceğini hatırlatan Bayraktar, “Ziraat odalarımızda aktif olan çiftçilerimiz, arazi beyanında ve ek belgelerinde değişiklik olmayan üreticilerimiz ÇKS başvurularını e-Devlet üzerinden yapabiliyor. Ancak üretim yaptığı arazi beyanı ve ek belgelerinde değişiklik olan üreticilerimizin ÇKS Yönetmeliği gereği ziraat odasından alacakları ‘Çiftçi Belgesi’ ve istenen diğer belgelerle Tarım ve Orman İl/İlçe müdürlüklerine şahsen başvuru yapmaları gerekiyor.”
Türkiye’de ÇKS kayıt şartlarını yerine getiremeyen yaklaşık 8,24 milyon hektar tarım arazisini işleyen üreticilerin her yıl desteklerden mahrum kaldığını belirten Bayraktar, “Gıda güvencesinin sorgulandığı, iklim değişikliğiyle birlikte gelecekte tarımsal faaliyetlerin daha da zorlaşacağının beklendiği bir ortamda ÇKS Yönetmeliği’ndeki kayıt şartları nedeniyle üretim yapan üreticilerimizin destek alamamasının kabul edilemez olduğu Birliğimizce her fırsatta dile getirildi” diye konuştu.
2023 yılında Tarım ve Orman Bakanlığının üreten ve üretmek isteyen çiftçilerin sesini duyduğunu belirten Bayraktar, 18 Kasım 2023 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan ÇKS Yönetmeliği değişikliğiyle kayıt şartlarının düzenlendiğini ve miras ile intikal sorunları nedeniyle tarım yapılamayan arazilerin işlenerek kayıt altına alınmasının önünün açıldığını aktardı. 18 Kasım 2023 tarihinden itibaren yeni arazilerin ve çiftçilerin kayıt işlemlerinin yoğun bir şekilde devam ettiğini vurgulayan Bayraktar, “2024 yılı ÇKS başvurularının bitmesine kısa bir süre kaldığı için bugünlerde yoğunluk daha da arttı. Ziraat odalarımız kalan sürede ÇKS kayıtlarının tamamlanamayacağını söylüyor. Öngörülen 3 milyon hektar yeni tarım alanının kayıt altına alınabilmesi ve üreticilerimizin destek alabilmeleri için başvuru süresinin 1 ay uzatılması gerekiyor” ifadelerine yer verdi.
TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, açıklanan brüt asgari ücretle beraber üreticilerin tarım BAĞ-KUR primlerinin de yüzde 49 oranında arttığını belirterek, şöyle konuştu:
“4 bin 628 liradan 6 bin 900 lira 86 kuruşa, prim borcu olmayan çiftçilerimize verilen hazine teşviki ile tarım BAĞ-KUR primi 3 bin 957 lira 28 kuruştan 5 bin 900 lira 74 kuruşa ulaştı. Tarım BAĞ-KUR prim artışı üretici fiyat artışlarının üzerinde gerçekleşti. Artan prim tutarları nedeniyle Sosyal Güvenlik Kurumu’na kayıtlı tarım BAĞ-KUR sayısı her geçen yıl azalıyor. SGK verilerine göre 2021 yılında 1 milyon çiftçimiz kayıtlı iken, bu yıl 500 binin altına geriledi.”
“SGK primleri daha makul ve ödenebilir seviyeye çekilmeli”
SGK primlerine de dikkati çeken Bayraktar, “SGK primleri daha makul ve ödenebilir seviyeye çekilmeli, prim ödeme gün sayısı 15 güne indirilmelidir. Diğer sigortalılar 7 bin 200 gün, yani 20 yıl prim ödemesi yaparak emekli olabiliyorken, üreticilerimiz 9 bin gün yani 25 yıl prim ödeyerek emekli olabiliyor. Bu hakkaniyetsizlik bir an önce giderilmelidir. Muafiyet belgesi ile gelirinin düşük olduğunu belgeleyerek prim ödemesini durduran çiftçilerimizin muafiyette geçen sürelerin borçlandırılması sağlanmalıdır” açıklamalarında bulundu. – ANKARA
]]>Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu ve Saadet Partisi Genel Başkan Vekili Sabri Tekir, TBMM’de Saadet Partisi’nin grup toplantısında konuştu. Davutoğlu, 12 Aralık’ta TBMM Genel Kurulunda geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybeden Saadet Partisi Kocaeli Milletvekili Hasan Bitmez’i anarak, “Bugün yüreğimizde derin bir sızı, boğazımıza düğümlenen cümleler var. Hasan Bitmez kardeşimiz ahlakıyla, vakarıyla ve herkese örnek olan o asil duruşuyla bizim sadece Meclis’teki bir milletvekilimiz değil, aynı zamanda her an ve her seferde yüzüne baktığımızda muhabbeti gördüğümüz bir kardeşimizdi” dedi.
‘CUMHURBAŞKANLIĞI MAKAMI, HALKI TAHRİK ETTİ’
Ardından Pençe-Kilit Harekat bölgesinde şehit olan 12 askeri hatırlatan Davutoğlu, “Milli birlik ve beraberliğin unutulmaması gereken günlerdeyiz’ diye bir tekerleme vardır, herkes bunu söyler ama 12 şehidimiz toprağa verilirken; ortak kader bilincimiz, ortak acı bilincimiz, ortak demokratik bilincimiz aynı anda darbe yedi. Gönül isterdi ki 5 değil 6 partinin de imza attığı bir metinle, ‘Bu ülkenin çocukları kardeştir ve bu ülkenin birliği için toprağa düşen herkes, aziz şehitlerimiz mukaddestir ve onların davasına sahip çıkarız’ denilseydi. Maalesef ortak bir bildiride dahi buluşulamamış olması, milletimizi derinden yaralamıştır. O acının yaşandığı gün buluşamazsak ne zaman buluşacağız. Maalesef olmadı. Önce o ortak bildiride uzlaşacaktık. Sonra demokratik bilincimiz devreye girecekti ve neden bu şehitlerimiz karda kışta zor şartlarda oralarda terk edildiler diye soracaktık” ifadelerini kullandı.Davutoğlu, Manisa’da şehit cenazesine katılan CHP Genel Başkanı Özgür Özel’e yönelik tepkilere ilişkin de, “Eğer cenaze varsa her şey unutulur. Kan davası unutulur, küskünlükler unutulur, her şey unutulur. Cenaze makamında sadece tekbir getirilir, o da genellikle içten getirilir. Bir cenaze kılında Manisa’da, sanki siyasi partiler arasındaki kavga mekanı gibi. Böyle günlerde milleti birleştirmesi gereken Cumhurbaşkanlığı makamı, neredeyse bundan sonraki cenazeleri de ipotek altına alırcasına ‘Daha ne günler göreceksiniz’ tarzında halkı ana muhalefet partisi genel başkanına karşı tahrik etti. Düşmanınız gelse cenazede unutursunuz. Taziye kültürünün bir ahlakı vardır, bu ahlakı ne zaman kaybettik biz” diye konuştu.
TEKİR’DEN BÜTÇE ELEŞTİRİSİ
Saadet Partisi Genel Başkan Vekili Sabri Tekir de pazartesi günü Meclis’te kabul edilen 2024 yılı bütçesini eleştirerek, “Her seçimde, ‘düzelecekler’ diye AK Parti’ye oy veren vatandaşlarımız olana bitene eğer anlam veremiyorlarsa, bu bütçeye baksınlar. Bu anlamı daha iyi anlamak için noktasına virgülüne dokunmadan Meclis’ten geçirdikleri bütçenin mahiyetine baktıkları zaman; Türkiye’de ne olup bittiğini izan sahibi, irfan sahibi biraz da gerçekten de ekonomiden siyasetten anlayan insanların anlayabileceği şekilde bütçeden takip edeceklerdir” dedi.Öte yandan grup toplantısına Hasan Bitmez’in eşi Safiye Bitmez de katıldı. Davutoğlu, Hasan Bitmez’in rozetini eşi Safiye Bitmez’e taktı. Ayrıca Bitmez’in oturduğu sıraya fotoğrafı konuldu. (DHA)
]]>Nuri Bilge Ceylan’la bahsedildiği gibi yakın arkadaş olmadıklarını belirten Demirkubuz, “Hiçbir zaman söylendiği gibi çok yakın arkadaş değildik. Aç kalsam ekmek parası isteyeceğim biri değildi.
Ama işte Semih Kaplanoğlu gibi, ya da başka arkadaşlar gibi görüştüğüm bir arkadaştı. Ama ben midem bulanınca uzaklaştım ama ilişkimiz kopmadı” dedi.

“İKLİMLER FİLMİNİN KURGUSUNDA BANA ÇOK ÇİĞ BİR HAREKET YAPTI”
2006 yılında Kader filminin “En İyi Film” ödülünü aldığı Antalya Film Festivali’nde Nuri Bilge Ceylan’ın bayılmasıyla ilgili konuşan Demirkubuz, sözlerine şöyle devam etti:
“İklimler’in kurgusu sırasında çok çiğ ve pis bir hareket yaptı. O onu çekti, ben Kader’i çektim. O sene Kader ağlarını Antalya Film Festivali’nde ördü; en iyi film ödülünü 300 bin liraya çıkardılar. 230 bin dolar. Dünyada eşi yok.
Ödül töreninin açıklanacağı gün otelin lobisinde otururken bu geldi, böyle havalı havalı gevrek gevrek… Jüride de bir Cannes’dan bir lavuk var, bunun bir arkadaşı. Hatta orada bunun esprisi oldu, herhalde sinyal aldı bu ondan keyfi yerinde diye. Benimle de konuşuyor, geldi masamıza oturdu, sohbet ettik.”
“TÖRENDE EN İYİ FİLM ÖDÜLÜ AÇIKLANACAKKEN BİRDEN BAYILDI”
“Aynı akşam bunlar geldi yapımcısı, karısı, kendisi, tören sırasında önümüze oturdular, hiç konuşmadılar benimle… Ebru iki gün önce Kader’i izleyince allak bullak olduğunu söyledi, aramız iyiydi. Neyse geldiler, konuşmuyor.
Arkasından seslendim de, bakmadı bile. Neyse vardır bir derdi dedim. İki tane ödül aldı, çıktı acayip küskün falan. Sonra her şeyin üstüne yemin ediyorum bir tane bile Kader’e şey yok… Bizim zaten bir beklentimiz de kalmadı.
Tam böyle en iyi film ödülü açıklanmadan önce bu pat bayıldı. Gitti kaldırdılar, hatta ben de yardım etmeye çalıştım… Törenden sonra ‘iyi misin’ demek için aradım. Konuşmak istemedi ve o günden itibaren konuşmadı. 2 gün sonra Mis Sokak’ta yüz yüze geldik ‘iyi misin’ dedim. Yüzünü çevirdi. Bir tane tokat atmak istedim…”
“SEN CANNES FİLM FESTİVALİ’NİN MUHTARI MISIN?”
“Çok yakınındaki bir akrabasına sordum. Cannes Film Festivali aleyhinde konuştuğum için benimle konuşmadığını söyledi. Lan Cannes Film Festivali’nin muhtarı mısın, nesin sen? Sana ne. Ben onunla ilgili yaşanan her şeyi akrabasına anlattım.
Bunları ona da anlatmalarını istedim. Haksızlığa uğradığını düşünüyorsa arasın ona da anlatayım. Kendisi de her şeyi biliyor. Yıllar sonra günlük ayağına çıkıp bir şey söylüyor. Arkadaşına sordum o da ‘vardır bir çıkarı’ dedi. Kendini o kadar akıllı zannediyor ki…
Çok akıllı bir insan ama sadece akıllı olmak yetmiyor. Zaten akıllı olsaydı 17 yıl sonra konuşup beni de buraya çıkıp konuşmak zorunda bırakmazdı. Arkasında kesin para işi var.
Zeki Demirkubuz ve Nuri Bilge Ceylan
NURİ BİLGE CEYLAN: AŞAĞILANAN BEN OLDUM AMA ASIL AŞAĞILIK OLAN KENDİSİ
2014’te Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye kazandığı “Kış Uykusu” filminin kitabı geçtiğimiz günlerde yayımlayan Nuri Bilge Ceylan, “Üç Maymun” filmini Zeki Demirkubuz’un senaryosundan intihalle çektiği iddiasıyla ilgili sessizliğini bozmuştu.
Demirkubuz’un gerçeği bildiğini söyleyen Ceylan “Öyle bir şey yok ama nedense öyle bir şey varmış gibi bir izlenim yaratmayı tercih ediyor. Bence çok ayıp ediyor. Bunca yıl arkadaşlık ettik, birbirimize ne yardımlar ettik sonuçta.
Yıllar sonra yaptığı bir söyleşide ‘Üç Maymun’ filmini seyretmediğini de söylemiş üstelik. İnsan izlemediğini iddia ettiği bir film için nasıl böyle şeyler ima eder? Bilmiyorum. Evet, aşağılanan ben oldum belki burada ama aşağılık olan kesinlikle ben değilim” demişti.
DEMİRKUBUZ: TEK KELİME EDERSE YOUTUBE KANALI AÇAR YAYIN YAPARIM
Dün akşam katıldığı canlı yayında Nuri Bilge Ceylan’ın bu sözlerine de cevap veren Zeki Demirkubuz, “Üç Maymun’u izlemedim. Susacak, dişini sıkacak ve bir daha tek kelime etmeyecek.
Ederse, Youtube kanalı açarım, her gün düzenli yayın yaparım. Bu ülkenin en sevdiği şey unutmaktır. Her yaptığımız yanımıza kar kalmıyor. Biraz düşüneceksin.”
]]>CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Pençe-Kilit operasyonu bölgesinde 12 askerin şehit olması ardından TBMM’de ortak bildiriye CHP’nin imza atmamasıyla ilgili, “CHP, sorumluluğu olan ve sorumluluğu gereği Meclis’i bilgilendirmeyen Adalet ve Kalkınma Partisi ile bir A4 kağıdı üzerinde ortaklaşıp da onların yaptıkları bütün eksiklikleri, bütün kusurları meşrulaştırmaya itiraz etmiştir. Kendi bildirgesini yayınlamıştır. İki bildirge yan yana konulduğunda bir bildirgede büyük ihtimalle gözden kaçmıştır; ama terörü kınamaktadırlar. Oysa böyle bir terör örgütü kınanmaz, lanetlenir” dedi.
2’nci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün vefatının 50’nci yılı nedeniyle Anıtkabir’de anma töreni düzenlendi. Törene İnönü’nün kızı Özden Toker, torunu Ayşe Gülsün Bilgehan ve bazı aile fertlerinin yanı sıra CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Cumhurbaşkanlığı İdari İşler Başkanlığı Personel ve Prensipler Genel Müdürü Bilal Şentürk ve askeri erkan ile vatandaşlar katıldı.
Törende ilk olarak Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kabrine çelenk konuldu, saygı duruşunda bulunuldu. Heyet, daha sonra İnönü’nün kabrinin bulunduğu alana geçti. İsmet İnönü’nün öz geçmişinin okunmasının ardından Cumhurbaşkanlığı, Türk Silahlı Kuvvetleri, CHP ve ailesi adına kabre çelenk bırakıldı. Saygı duruşunda bulunulmasının ardından İnönü ailesine taziye dilekleri iletildi.
‘TEMSİLİN ALT DÜZEYDE TUTULMASINI MİLLETİMİZE ŞİKAYET EDİYORUZ’
Törenin ardından gazetecilere açıklama yapan Özgür Özel, Cumhuriyetin 2’nci Cumhurbaşkanı, Atatürk’ün silah arkadaşı ve CHP’nin 2’inci Genel Başkanı İsmet İnönü’yü Anıtkabir’de hep birlikte bir kez daha andıklarını söyledi. Özel, törene Cumhurbaşkanı ya da Cumhurbaşkanı düzeyinde değil bir temsilci düzeyinde katılım olduğunu belirterek, “İsmet İnönü’nün bu ülke için yaptıklarına karşı canını ortaya koyarak, Lozan Fatih’i olarak bu ülkenin tapu senedini dünyaya kabul ettiren bir kişinin karşısında devletin çok daha güçlü bir şekilde temsil ediliyor olması lazımdı. CHP dışındaki kurumlarda bu temsiliyetin alt düzeyde tutuluyor olmasını milletimize şikayet ediyoruz ve bu durumun ilerleyen senelerde tekrar etmemesi gerektiğini hatırlatıyoruz” dedi.
‘CHP’NİN TERÖRE KARŞI DURUŞU ORTAKTIR’
Özgür Özel, dün Manisa’da katıldığı Şehit Piyade Sözleşmeli Er Enes Budak’ın cenaze töreninde protesto edilmesi ile ilgili, bir gün öncesinden büyük bir algı operasyonu başlatıldığını söyleyerek, “CHP, sorumluluğu olan ve sorumluluğu gereği Meclis’i bilgilendirmeyen Adalet ve Kalkınma Partisi ile bir A4 kağıdı üzerinde ortaklaşıp da onların yaptıkları bütün eksiklikleri, bütün kusurları meşrulaştırmaya itiraz etmiştir. Kendi bildirgesini yayınlamıştır. İki bildirge yan yana konulduğunda bir bildirgede büyük ihtimalle gözden kaçmıştır; ama terörü kınamaktadırlar. Oysa böyle bir terör örgütü kınanmaz, lanetlenir. Öyle kınanacak bir kusur işlememişlerdir. Lanetlenmeleri gerekmektedir. CHP’nin teröre karşı duruşu ortaktır. Ancak iktidar partisi bu konuda yapmış olduğu dezenformasyonu provokasyona çevirmiştir. Partinin sözcüleri tarafından söylenen sözler ortadadır. Dün sabah erken saatlerden itibaren hem koruma ekibimize hem Manisa’da partimize hatta civar illerden Adalet ve Kalkınma Partisi’ne geçmişte çok yakın olmuş isimlerden bir provokasyon olacağı, bir saldırı olacağı söylenmiştir. Hatta bana bu cenazeye katılmayı yeniden değerlendirmem söylendi. Dün gün boyunca şehit cenazemize katılacağımı, şehidimize sahip çıkacağımı ifade ettim ve bu provokasyonların amacının ne olduğunu bildiğimi söyledim. Dün cenazeye katıldığımız andan itibaren o organize meseleyi hep birlikte takip ettik” ifadelerini kullandı.
‘CHP, DOĞRU BİLDİĞİNİ YAPACAK’
Özel, kendisini protesto edenlerin isimlerinin bugün itibari ile tespit edilmeye başlandığını söyleyerek, sözlerine şöyle devam etti:
“Manisa’da olanların parti aidiyeti olduğu çok açık ortada. Ama civar illerden getirilenlerde de aynı kümelenme belli. Milletimiz dünkü yapılan provokasyonu, Manisalıların şehit cenazesine kendi isteği ile gelmiş kişilerin olmadığını biliyor. Şehit ailesi dün cenaze sırasında da gelip bu sloganları attıranlara tepki gösterdi. Dün uçağa binmeden önce şehit ailesi taziye evinden arayarak, sonra uçaktan indikten sonra bir kez daha arayarak yaşananlardan üzüntü duyduklarını, şehidin bizimle olan samimiyetini, yakınlığını bildiklerini, dün orada yaşanan saygısızlığın şehide yapıldığını ve Enes’in hatırasına saygısızlık olduğunu defaten söylediler. Hatta şehit ailesi, hiçbir günahları olmamasına rağmen aile büyükleri kanalıyla özür dilemeye kalktı. Bizim böyle bir şey kabul edemeyeceğimizi, esas şehide yeterli saygının gösterilememesi noktasında bütün yaşananlardan dolayı biz üzüntülerimizi ve özürlerimizi ilettik. Milletimiz her şeyi biliyor. ve bundan sonra da istedikleri kadar provokasyon yapsınlar, istedikleri kadar bu tip tertipler içerisine girsinler CHP, doğru bildiğini yapacak.”
‘ESAS VATANA İHANET BUDUR’
Bir kez daha Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’i Meclis’i bilgilendirmeye davet eden Özel, “Hadi dün gelmediniz. Yarın Meclis olağan gündemine dönüyor. Ne zaman gelip Milli Savunma Bakanı gerekli bilgilendirmeleri yapacak? Pençe-Kilit Operasyonu ile ilgili geçmişte çok önemli görevlerde bulunmuş askeri kişiler önemli hataları ifade ediyorlar. Operasyonun hedefinin ne olduğunu sorguluyoruz. Bu hedefe ulaşılıp ulaşılmadığını söylesinler. Ulaşıldıysa ne için oradayız? Ulaşılmadıysa kusur kimde? Lojistik imkansızlıklara dikkat çekiyor askerlerimiz. Bu lojistik imkansızlıklar nedeni ile askerlerimizin bazen orada yemeğe erişemediklerini, bazen gerekli lojistik sağlanamadığı için hayatlarının tehlikeye girdiği ortaya çıkıyor. Bunların hepsi konuşulması gerekirken ve Pençe-Kilit’ten durup durup bir günde 6 şehit gelen bir durum ortadayken hiçbir şey olmamış gibi sorunu bir A4’e imza atarak çözülmüş gibi göstermek milleti kandırmaktır. Esas vatana ihanet budur” ifadelerini kullandı.
‘MİLLİ YAS, 12 MEHMETÇİKTEN ESİRGENİYOR’
Özel, 12 şehidin anısına milli yas ilan edilmesi gerektiğini de vurgulayarak, “12 vatan evladı ölmüş, şehit olmuşlar. Kimsenin aklına milli yas ilan etmek gelmiyor. Ama Sudi Arabistan Kralı öldüğünde 3 günlük milli yas ilan ediyorlar. İşte size Recep Tayyip Erdoğan. İşte size yerli ve milli Adalet ve Kalkınma Partisi anlayışı. Suudi Arap Kralı’na gösterilen 3 gülük yas, 3 günlük vefa 12 Mehmetçikten esirgeniyor. Buna da ‘yerli ve milli siyaset’ diyorlar. Yere batsın böyle yerlilik, yere batsın böyle millilik. Gerçekten yerli ve milli bir siyaset istiyorsanız İsmet Paşa’ya bakacaksınız. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e bakacaksınız. CHP’nin iktidarda olduğu dönemlere, Bülent Ecevit’in Kıbrıs Barış Harekatı’na, ambargo tehditlerine rağmen doğruyu yapmasına bakacaksınız. Öyle dünyanın öbür liderlerinin ya da körfez liderlerinin karşısında sus pus olup da burada sözde yerli ve milli olanlara söyleyecek sözümüz şudur; hadi oradan o kolay siyaset durumunuz bitti artık” diye konuştu.
]]>