Eylül – Karadeniz Haber Tv https://www.karadenizhabertv.com.tr Fri, 04 Oct 2024 08:42:58 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.9.4 Bozüyük’te Gebe Okulu Mezunları Sertifikalarını Aldı https://www.karadenizhabertv.com.tr/bozuyukte-gebe-okulu-mezunlari-sertifikalarini-aldi/ https://www.karadenizhabertv.com.tr/bozuyukte-gebe-okulu-mezunlari-sertifikalarini-aldi/#respond Fri, 04 Oct 2024 08:42:58 +0000 https://www.karadenizhabertv.com.tr/bozuyukte-gebe-okulu-mezunlari-sertifikalarini-aldi/ BilecikBozüyük Devlet Hastanesi Gebe Okulu Eylül ayı mezunlarını verdi.

Bozüyük Devlet Hastanesi Gebe Okulunda 10 yıldır anne adaylarına doğuma hazırlık eğitimleri devam ediyor. Yılda ortalama yüz anne adayına ulaşılarak birebir danışmanlık hizmeti veriliyor. Gebe okulunda doğuma hazırlık eğitimleriyle anne adaylarına bilimsel ve güncel bilgiler sunuluyor. Yapılan uygulamalarla bilgilerin pekiştirilmesi sağlanıyor. Okulun amacı; Doğumla ilgili doğru ve bilinçli kararlar verilmesini sağlamak, sağlıklı, normal doğum yaptırabilmek, doğum sonrası emzirme ve bebek bakımı konusunda bilgilendirmek, gebelik, doğum ve doğum sonrası dönemi sağlıklı ve güvenli bir şekilde geçirmelerine yardımcı olmayı amaçlıyor. Bu bağlamda çalışmalarına devam eden Gebe Okulu Eylül ayı mezunlarına sertifikalarını vererek eğitim sürecini tamamladı. – BİLECİK

Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM

“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”

]]>
https://www.karadenizhabertv.com.tr/bozuyukte-gebe-okulu-mezunlari-sertifikalarini-aldi/feed/ 0
Enflasyon Düşüyor, Büyüme Hedefi Yükseliyor https://www.karadenizhabertv.com.tr/enflasyon-dusuyor-buyume-hedefi-yukseliyor/ https://www.karadenizhabertv.com.tr/enflasyon-dusuyor-buyume-hedefi-yukseliyor/#respond Tue, 01 Oct 2024 14:16:18 +0000 https://www.karadenizhabertv.com.tr/enflasyon-dusuyor-buyume-hedefi-yukseliyor/ Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı Osman Çelik, enflasyonda son 3 ayda 23,5 puanlık bir gerileme gerçekleştiğini, eylül verileriyle enflasyonun yüzde 50’nin altına düşmesini hedeflediklerini bildirdi.

13. Sigorta Haftası kapsamında düzenlenen 3. Uluslararası Sigorta Zirvesi, İstanbul’da başladı.

Zirveye Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı Osman Çelik, Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) Başkanı İbrahim Ömer Gönül, Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu (SEDDK) Başkanı Davut Menteş, Türkiye Sigorta Birliği (TSB) Başkanı Uğur Gülen, TSB Yönetim Kurulu üyeleri ve davetliler katıldı.

Zirvenin açılışında konuşan Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı Çelik, eylül başında açıklanan Orta Vadeli Program (OVP) ile fiyat istikrarını sağlayarak sürdürülebilir ekonomik büyümenin hedeflendiğini belirtti.

OVP’nin, yapısal reformlarla verimli, üretime odaklı, istihdam artırıcı önceliklere odaklandığını ifade eden Çelik, şunları kaydetti:

“Mali disiplin kararlılıkla sürdürülecek ve cari işlemler dengesinde kalıcı iyileşmenin sağlanmasına yönelik politikaları hayata geçirmeye devam edeceğiz. Türkiye ekonomisinin 2023’ün ikinci yarısında başlayan dengelenme eğilimi, 2024’ün ilk yarısında da devam etmiştir. Bu dönemde, net dış talebin 1,4 puanlık pozitif katkısıyla büyümenin kompozisyonunda iyileşme sağlanmıştır. 2024 yılında büyümenin yüzde 3,5 seviyesinde gerçekleşmesini hedefliyoruz.”

Çelik, büyümenin dengeli görünümünün enflasyondaki düşüş sürecine katkıda bulunduğunu vurguladı.

Enflasyon rakamlarına değinen Çelik, şöyle devam etti:

“Enflasyon, mayıs ayında yüzde 75,45 ile zirve yaptıktan sonra hızla düşmeye başladı. Enflasyonda son 3 ayda 23,5 puanlık bir gerileme yaşandı ve eylül ayı verileriyle birlikte enflasyonun yüzde 50’nin altında gerçekleşmesini hedefliyoruz. Mali disiplin her zaman Türkiye ekonomisinin en önemli çıpası olmuştur ve olmaya devam edecektir. Deprem harcamalarının etkisiyle 2023’te yüzde 5,2 olarak gerçekleşen bütçe açığının milli gelire oranı, kamu gelirleri ve deprem hariç harcamalardaki tasarruflar sayesinde yüzde 6,4 olarak OVP beklentisinin altında gerçekleşmiştir.”

Çelik, programın olumlu sonuçlarının rezerv birikiminde, düşen ülke risk priminde ve kredi derecelendirme kuruluşlarının kararlarında görüldüğüne dikkati çekti.

Son bir yılda Türkiye’nin kredi risk priminin 700 baz puandan 260 baz puan seviyelerine gerilediğini belirten Çelik, şu ifadeleri kullandı:

“2024’te, 3 büyük derecelendirme kuruluşundan not artırımı alan tek ülke konumundayız. Mali disiplinin yanı sıra para, maliye ve gelirler politikasındaki güçlü eş güdüm fiyat istikrarını desteklemekte önemli bir rol oynuyor. Enflasyonun tek haneli seviyelere gerilemesi ve vatandaşlarımızın alım gücünün kalıcı olarak artırılması temel önceliğimizdir. Makro finansal istikrarı sağlamanın yanı sıra kazanımlarımızı kalıcı hale getirmek için yapısal dönüşüme büyük önem veriyoruz. Ülkemizin uluslararası rekabet gücünü artıracak ve küresel değer zincirindeki konumunu iyileştirecek yapısal reformları, OVP’de belirlenen takvim çerçevesinde hayata geçirmeye devam edeceğiz.”

“Büyük veri ve yapay zeka teknolojileri sigorta dahil birçok sektörü dönüştürdü”

Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı Çelik, dünyada hızla artan büyük veri ve yapay zeka teknolojilerinin sigorta dahil birçok sektörü dönüştürdüğünü söyledi.

Veri odaklı bir finans sektörü oluşturmanın önemine dikkati çeken Çelik, “Yeni teknolojilerin benimsenmesiyle genç nüfusumuzun dijital ürünlere olan talebi sayesinde önemli yenilikçi uygulamalar ve yeni ürünler geliştirilebilecektir. Sigorta sektörü, siber güvenlik gibi önemli risklere karşı işletmelerin finansal dayanıklılığına katkı sağlayarak önemli bir koruma mekanizması sunacaktır.” diye konuştu.

Çelik, ülke ekonomisine sigorta sektörünün 2024’ün ikinci çeyreği itibarıyla 1,5 trilyon liralık bir fon sağladığını belirtti.

“Zorunlu Afet Sigortası çalışmalarında son aşamaya gelindi”

Bakan Yardımcısı Çelik, yaratılan uzun vadeli fonların, finansal piyasalar ve ekonomi üzerinde dengeleyici bir rol üstlendiğine işaret ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Ülkemizin finans sektörü, 2024 yılı ikinci çeyreği itibarıyla yüzde 6,1 pay alan sigorta ve özel emeklilik sektörü, ülkemiz ekonomisine gayrisafi yurt içi hasılanın 22 katı tutarında teminat sağlayarak büyük bir katkı sunmaktadır. Hükümetimiz, sigortacılık ve özel emeklilik sektörünün finansal mimari içinde hak ettiği konuma gelmesi için her türlü desteği sağlamaktadır.”

Katılım sigortacılığının son durumu hakkında bilgi veren Çelik, temmuz itibarıyla katılım sigorta şirketleri tarafından 24,2 milyar liralık katkı payı üretildiğini ve bunun, genel sigorta prim üretimindeki yüzde 5,5’lik paya karşılık geldiğini söyledi.

Çelik, “Katılım sigortacılığı ve katılım emeklilik planlarının daha geniş kitlelere ulaşması amacıyla ulusal ve uluslararası uygulama ve standartlarla uyumlu mevzuatlar hayata geçirilecektir. Böylece, katılım sigortacılığı sektörü daha kapsamlı hale getirilerek toplumun farklı kesimlerine hitap eden çözümler sunulacaktır.” şeklinde konuştu.

SEDDK ve DASK tarafından yürütülen Zorunlu Afet Sigortası projesine ilişkin çalışmaların son aşamaya geldiğine işaret eden Çelik, projenin kısa süre içinde Meclis’e sunulup yasalaşmasının beklendiğini söyledi.

Çelik, OVP kapsamında sektörde yapılacak düzenlemelere de değinerek, sözlerini şöyle tamamladı:

“Otomatik Katılım Sistemi (OKS), işveren katkısıyla birlikte ikinci basamak emeklilik sistemine dönüşecek ve tamamlayıcı emeklilik sistemi kurulacaktır. Bireysel Emeklilik Sistemi’nde (BES), standart emeklilik yatırım fonları katılımcıların birikimleri için daha fazla katma değer üretecek şekilde yeniden tasarlanacak. OKS katılımcıları, BES’teki emeklilik fonlarına erişim imkanı elde edecek, kesintilerin sadeleşmesi sağlanacak ve bu kapsamda sistemin cazibesi artırılarak fon tutarı ve katılımcı sayısı artırılacaktır.”

Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM

“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”

]]>
https://www.karadenizhabertv.com.tr/enflasyon-dusuyor-buyume-hedefi-yukseliyor/feed/ 0
Osmangazi Belediyesi’nden 26 Eylül Türk Dil Bayramı Kutlaması https://www.karadenizhabertv.com.tr/osmangazi-belediyesinden-26-eylul-turk-dil-bayrami-kutlamasi/ https://www.karadenizhabertv.com.tr/osmangazi-belediyesinden-26-eylul-turk-dil-bayrami-kutlamasi/#respond Fri, 27 Sep 2024 13:43:05 +0000 https://www.karadenizhabertv.com.tr/osmangazi-belediyesinden-26-eylul-turk-dil-bayrami-kutlamasi/ Osmangazi Belediyesi ve Osmangazi Kent Konseyi, 26 EylülTürk Dil Bayramı’nın 92’inci yıl dönümünü düzenlediği söyleşiyle kutladı.

Tarihler 26 Eylül 1932’yi gösterdiğinde Dolmabahçe Sarayı’nda, Türkçe’nin zenginliğinin araştırılması ve ortaya çıkarılması için Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün katılımıyla Birinci Türk Dili Kurultayı toplandı. Kurultayın toplandığı ilk gün olan 26 Eylül’ün her yıl “Dil Bayramı” adıyla kutlanma teklifi oy birliği ile kabul edilerek ve o günden bu yana 26 Eylül günü ülkemizde “Dil Bayramı” olarak kutlanıyor. Osmangazi Belediyesi ve Osmangazi Kent Konseyi de Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün büyük önem verdiği dile sahip çıkmak ve gelecek kuşaklara doğru aktarılmasını sağlamak için 26 Eylül Türk Dil Bayramı’nın 92’inci yıl dönümünde bir söyleşi düzenledi.

Hasan Ali Yücel Dünya Klasikleri Kütüphanesi’nde Uludağ Üniversitesi Türk Dili Bölümü Öğretim Görevlisi Nilüfer İnceman Akgün’ün moderatörlüğünde gerçekleştirilen söyleşide; Uludağ Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Yeni Türk Dili Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hasene Aydın da Türkçe’nin doğru konumu ve özellikle sosyal medyadaki sıkıntılar hakkında bilgiler verdi.

“Türkçe’nin önemini bir kez daha hatırlatmak için buradayız”

Türkçe’ye gereken önemin verilmediğini düşündüğünü belirten Doç. Dr. Hasene Aydın, “Umursamaz bir tavır takındığımız bugünlerde Türk Dil Bayramı dolayısıyla Türkçe’nin önemini bir kez daha hatırlatmak için buradayız. Özellikle gençlerin internet üzerinde yaygınlaştırdığı yanlışlar bizi kuşatmış durumda. Sosyal medya, Türkçe konusunda kanayan yaramız. Ne yazık ki, özellikle gençler özendikleri için bazı yanlışları yapmaktan çekinmiyorlar. kelimeleri bozabiliyor, kuralları işletmeyebiliyorlar ve bunların el birliğiyle yaygınlaşmasına yol açıyorlar. Sosyal medya, bizi bir araya getiren bir mecra ama dilin yanlışlarının da bir o kadar hızla yayıldığı bir ortam. Bizler de bir dil bilinci oluşursa küçük yaşlardan itibaren bu tür sorunların ortadan kalkacağını düşünüyoruz.” dedi.

“Dili doğru kullanmak bireysel ve toplumsal mutluluk için şarttır”

Doğru Türkçe’nin kullanımı için gençlere bir öneride bulunan Aydın, “Bilgili, farklı, ya da güzel görünmek için yabancı kelimeler kullanmaya özenmesinler. Eğer kendileri parmakla gösterilecekse Türkçe’yi doğru kullandıkları için gösterilsin. Ne kadar güzel Türkçe konuşuyor, dilini ne kadar iyi kullanıyor diye parmakla gösterilsinler. Gençlerin birbirlerine bu anlamda örnek olmalarını istiyoruz. Anaokulundan itibaren çocuklarımıza Türkçe’nin önemini kavratabilirsek, ben o halkanın genişleyeceğini düşünüyorum. Mutlu olmak için dili doğru kullanmak zorundayız. Dilimizi doğru kullanmadığımızda anlaşılmayız, anlaşılmadığımızda daha çok çaba sarf etmek zorunda kalırız. Bu fiziksel olarak çaba gerektirir, zamanımızı çalar, karşı tarafla ilişkilerimizin bozulmasına yol açar. Dolayısıyla dili doğru kullanmak bireysel ve toplumsal mutluluk için şarttır” ifadelerini kullandı.

Türk Dil Bayramı’nı kutlamak için bir araya geldiklerini belirten Osmangazi Kent Konseyi Başkanı Fatma Çil Yılmaz da, “Türk Dil Bayramı dolayısıyla bir araya geldik. Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün dile ne kadar önem verdiğini biliyoruz. Bundan tam 92 yıl önce Dolmabahçe Sarayında Türk dilinin zenginliğini ortaya çıkartmak ve bunu araştırmak üzere ilk defa dil tarih kurultayı yapılıyor. O kurultayda oy birliğiyle 26 Eylül tarihinin Türk Dil Bayramı olarak kutlanmasına karar veriliyor. O gün bugündür, bizler de Türk Dil Bayramını 26 Eylül tarihinde her yıl kutluyoruz. Bugün burada dilimizin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha hatırlayacağız.” diye konuştu. – BURSA

Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM

“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”

]]>
https://www.karadenizhabertv.com.tr/osmangazi-belediyesinden-26-eylul-turk-dil-bayrami-kutlamasi/feed/ 0
Hz. Muhammed’in Yıldönümü Kutlaması Elazığ’da https://www.karadenizhabertv.com.tr/hz-muhammedin-yildonumu-kutlamasi-elazigda/ https://www.karadenizhabertv.com.tr/hz-muhammedin-yildonumu-kutlamasi-elazigda/#respond Tue, 24 Sep 2024 11:21:57 +0000 https://www.karadenizhabertv.com.tr/hz-muhammedin-yildonumu-kutlamasi-elazigda/ Elazığ’da, Hz. Muhammed’in (sav) dünyayı şereflendirişinin yıl dönümünün kutlandığı Mevlid-i Nebi Haftası etkinlikleri kapsamında, “Peygamberimiz ve şahsiyet inşası” konulu bir program düzenlenecek.

Elazığ Belediyesi ve Elazığ Müftülüğü iş birliğiyle düzenlenecek program, 25 Eylül Çarşamba günü saat 19.30’da Elazığ Belediyesi Bünyamin Eroğlu Kültür ve Kongre Merkezinde gerçekleştirilecek. Alemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed’in (sav) dünyaya teşriflerinin yıl dönümü etkinlikleri kapsamında düzenlenecek program, Kur’an-ı Kerim tilaveti ile başlayacak. Elazığ İl Müftüsü İrfan Üstündağ’ın konuşmacı olarak yer alacağı programda, Mevlid-i Şerif okunarak dualar edilecek. Gecede, Elazığ Belediyesi Tasavvuf Ekibi tarafından da ilahi dinletisi sunulacak.

Elazığ Belediyesi Basın-Yayın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü tarafından yapılan açıklamada, “25 Eylül Çarşamba günü saat 19.30’da Elazığ Belediyesi Bünyamin Eroğlu Kültür ve Kongre Merkezinde düzenlenecek, ‘Peygamberimiz ve şahsiyet inşası’ konulu programa tüm hemşehrilerimiz davetlidir.” denildi. – ELAZIĞ

Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM

“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”

]]>
https://www.karadenizhabertv.com.tr/hz-muhammedin-yildonumu-kutlamasi-elazigda/feed/ 0
Sinema TIR’ı Antalya’nın İlçelerine Film Taşıyor https://www.karadenizhabertv.com.tr/sinema-tiri-antalyanin-ilcelerine-film-tasiyor/ https://www.karadenizhabertv.com.tr/sinema-tiri-antalyanin-ilcelerine-film-tasiyor/#respond Tue, 24 Sep 2024 11:21:55 +0000 https://www.karadenizhabertv.com.tr/sinema-tiri-antalyanin-ilcelerine-film-tasiyor/ (ANTALYA) – Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin habercisi Sinema TIR’ı, festival heyecanını ilçelere taşımak için yolculuğuna başlıyor. Antalya’nın tüm ilçelerini 26 Eylül-4 Ekim 2024 tarihleri arasında gezecek Sinema TIR’ı, sinemaseverleri üç farklı filmle buluşturacak.

Bu yıl 5-12 Ekim 2024 tarihleri arasında gerçekleştirilecek Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali öncesinde yola çıkacak Altın Portakal Sinema TIR’ı, ilçe ilçe gezerek Antalyalıları sinemayla buluşturacak. Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin gezen sinema etkinliği kapsamında “Lohusa”, “Kardeş Takımı”, “Altın Gaga ve Macera Çetesi” isimli filmler gösterilecek.

İlk gösterim Kepez ve Aksu’da

Gezen Sinema etkinliğinin ilk durağı, 26 Eylül Perşembe günü Kepez ve Aksu ilçeleri olacak. Açık Sinema TIR’ı saat 20.00’de Kepez Çamlıbel Kapalı Pazar Yeri’nde “Lohusa” filminin gösterimini gerçekleştirecek. Aynı gün Aksu Belediyesi önünde Kapalı Sinema TIR’ında saat 16.00’da “Altın Gaga ve Macera Çetesi”, saat 18.00’de “Kardeş Takımı”, saat 20.00’de ise “Lohusa” filmi gösterilecek.

Konyaaltı ve Döşemealtı ile devam edecek

Gezen Sinema etkinliği, 27 Eylül Cuma günü ise Konyaaltı ve Döşemealtı’nda olacak. Konyaaltı Uncalı Kapalı Pazartesi Pazar Yeri’nde saat 20.00’de “Kardeş Takımı” seyirciyle buluşacak. Döşemealtı TOKİ’lerde ise saat 16.00’da “Altın Gaga ve Macera Çetesi”, saat 18.00’de “Kardeş Takımı”, saat 20.00’de ise “Lohusa” filmi gösterilecek.

Geçmiş yıllarda yoğun ilgi gören ve ücretsiz olarak gerçekleştirilen gösterimle, 4 Ekim 2024 tarihine kadar devam edecek.

Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM

“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”

]]>
https://www.karadenizhabertv.com.tr/sinema-tiri-antalyanin-ilcelerine-film-tasiyor/feed/ 0
12 Eylül sabahı ABD Büyükelçisi: ‘Askeri liderleri iyi tanıyoruz, endişeye mahal yok’ https://www.karadenizhabertv.com.tr/12-eylul-sabahi-abd-buyukelcisi-askeri-liderleri-iyi-taniyoruz-endiseye-mahal-yok/ https://www.karadenizhabertv.com.tr/12-eylul-sabahi-abd-buyukelcisi-askeri-liderleri-iyi-taniyoruz-endiseye-mahal-yok/#respond Tue, 10 Sep 2024 15:45:24 +0000 https://www.karadenizhabertv.com.tr/12-eylul-sabahi-abd-buyukelcisi-askeri-liderleri-iyi-taniyoruz-endiseye-mahal-yok/ Bu haber ilk olarak 12 Eylül 2018’de yayınlanmıştır.

12 Eylül 1980 askeri darbesi sırasında ABD’nin Ankara Büyükelçisi olan James Spain, darbeden birkaç saat sonra ABD’ye gönderdiği diplomatik notta askeri lideri iyi tanıdıklarını ve Türkiye’nin gerek dış politika gerekse de savunma politikalarının değişeceği yönünde endişe yaratacak bir neden olmadığını söylüyor.

BBC Türkçe, 2011 yılında Bilgi Edinme Yasası kapsamında yapılan bir başvuru üzerine gizliliği kaldırılan ABD Dışişleri Bakanlığı belgelerine ulaştı. İlk kez kamuoyuna açıklanan bu belgeleri bugün, yarın ve Cuma olmak üzere üç gün boyunca haber dizisi halinde yayınlayacağız.

BBC Türkçe’nin ulaştığı belgeler arasında 12 Eylül 1980 ile 5 Kasım 1980 tarihleri arasında ABD’nin Ankara, İstanbul ve İzmir’deki diplomatik temsilciliklerinden Washington’daki Dışişleri Bakanlığı ile diğer ülkelerdeki temsilciliklerine gönderilmiş 10 adet yazışma yer alıyor.

İlk kez kamuoyuyla paylaşılan bu yazışmalardan biri gizlilik sıralamasında en yüksek ikinci derece olan “Gizli” ibaresini; yedi tanesi üçüncü gizlilik derecesi olan “Özel” ibaresini taşıyor. İki yazışma da kamuya açık bilgiler taşıdığı için “Tasnif Dışı” olarak sınıflandırılıyor.

Yazışmaların ilkinin tarihi 12 Eylül 1980 günü. Darbeden kısa bir süre sonra yazıldığı anlaşılan ve dönemin Ankara Büyükelçisi Spain imzasını taşıyan bu yazışma, “Gizli” ibaresine sahip. Dışişleri Bakanlığı’nın bu belgeyi paylaşmadan önce bazı kısımlarını çıkarttığı görülüyor.

“Ordunun (yönetime) el koymasının ardından ABD-Türkiye ilişkileri” başlıklı yazışmada Spain, darbenin hemen ertesinde şu değerlendirmeleri yapıyor:

“Mevcut askeri liderlerin tamamını iyi tanıyoruz ve özellikle de NATO üyeliği başta olmak üzere Türkiye’nin güvenlik ya da dış politikasında değişim yaşanacağı yönünde bir endişe taşımamıza da gerek yok.

“Buradaki esas mesele, bu çıkarları etkin ve hızlı bir şekilde yeniden tesis edilen demokratik ortamda da korumak olacak. Ancak bunun olmayacağına inanmak için de herhangi bir neden bulunmuyor.

“Bu ilk günlerde daha da önemli olan ise bizim kamuoyu önündeki tutumumuz. ABD devleti adına konuşan sözcülere, durumu yakından takip ettiklerini söylemelerini ve yorumlarını Türkiye’nin NATO üyeliği gibi dış politika yaklaşımlarında herhangi bir değişim görmeyi beklemedikleri yönündeki ifadelerle sınırlı tutmalarını öneriyoruz.”

Büyükelçi Spain’in kaleme aldığı yazışmanın askeri liderlerle ilgili değerlendirmeleri içeren paragrafının başlangıç kısmının ise belgelerin gizliliği kaldırılmadan önce ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından metinden çıkartıldığı görülüyor.

‘Türkiye’de yaşanan Latin Amerika cunta darbesi değil’

1970’lerin ortasında ABD’nin Ankara Maslahatgüzarlığı görevini yürüten Spain, 1979’un sonunda da büyükelçiliğe atandı. Spain’in görevi 1981 yılının yazında sona erdi.

Spain, 1984 yılında ‘American Diplomacy in Turkey’ (Türkiye’de ABD Diplomasisi) adında Türkiye’de görev yaptığı dönemi anlattığı bir kitap yazdı.

Spain’in darbe günü gönderdiği yazıda, Türkiye’de ordunun yönetime el koymasının diğer birçok demokratik ülkenin aksine “daha köklü ve daha kabul edilir” bir durum olduğu ifade ediliyor.

Yazışmada, “Kısacası, bu bir Latin Amerika cunta darbesi değil… El koymayla ilgili yapılan açıklamada da ifade edildiği gibi terör ve kamu düzeni alanında yaşanan son gelişmeler, her ne kadar gönülsüz de olsa Türk ordusu üzerinde harekete geçme baskısı yarattı” ifadeleri kullanılıyor ve şu değerlendirmeler yapılıyor:

“Hükümetlerle değil, devletlerle ilişki kurma temeline dayanan olağan politikamıza uygun olarak, bu durumda (askeri yönetimi) tanıma gibi bir sorunun ortaya çıkmadığını düşünüyorum.

“Bunun ötesinde, mevcut durumla ilgili ABD’nin iki önemli ulusal çıkarı söz konusu. Bunlardan ilki Türkiye’nin uzun vadede demokratik bir ülke olarak korunması. Diğeri de savunma ve ekonomik işbirliği anlaşmasının uygulanmaya devam etmesi de dahil olmak üzere güvenlik alanındaki ilişkilerimizin sürmesi.”

SEİA Nedir?

Spain’in yazışmasında bahsettiği Savunma ve Ekonomik İşbirliği Antlaşması (SEİA), 29 Mart 1980 tarihinde imzalandı. Bu anlaşma ile NATO sorumlulukları kapsamında ABD’ye Türk Silahlı Kuvvetleri’ne (TSK) ait bazı tesislerdeki ortak savunma önlemlerine katılma izni verilirken, ABD de Türkiye’nin kalkınma çalışmalarına “mali ve teknik yardım sağlamak için elinden gelen her türlü çabayı” gösterme taahhüdünde bulunuyor.

ABD Hesap Verilebilirlik Kurumu tarafından 1982 yılında hazırlanan bir raporda, SEİA anlaşmasıyla ABD’nin Türkiye’deki askeri tesislere erişiminin ambargo dönemi öncesindeki düzeylere döndüğü ve bu sayede “askeri tesislere, istihbarat tesislerine ve uzun menzilli bir navigasyon istasyona daha serbest şekilde erişmeye” başladığı belirtildi.

‘Demirel, Ecevit, Erbakan ve Türkeş’in gözaltısına tepki için bekleyelim’

ABD Büyükelçisi, gerek Milli Güvenlik Konseyi’nin (MGK) oluşumunu ve yayımladığı bildirileri gerekse de darbenin hukuki temelini inceledikten sonra daha detaylı bir yorum yapabilecek hale geleceklerini belirterek, 12 Eylül 1980 tarihli yazışmada şu ifadelere yer veriyor:

“Demokrasinin en hızlı ve mümkün olan en eksiksiz şekilde yeniden tesisinin sağlanması için çalışmalar yürüteceğiz. Ve yeni devlet yöneticilerini gereksiz yere küstürmediğimiz ve aşağılamadığımız sürece bu amacımızı gizlemeye de gerek görmüyoruz.

“(Örneğin; Demirel, Ecevit, Erbakan ve muhtemelen Türkeş’in gözaltına alınmaları konusunda tutumumuzun ne olması gerektiğine dair tavsiyede bulunmadan önce birkaç gün beklemek istiyorum.)

Dönemin Başbakanı ve Adalet Partisi Genel Başkanı Süleyman Demirel, ana muhalefetteki Cumhuriyet Halk Partisi’nin Genel Başkanı Bülent Ecevit ve azınlık hükümetine dışarıdan destek veren Milli Selamet Partisi’nin lideri Necmettin Erbakan, darbe gecesi gözaltına alındı. Demirel ve Ecevit eşleriyle birlikte Hamzaköy’e; Erbakan ise Uzunada’ya götürüldü.

Bu yazışmanın yapıldığı sırada ise azınlık hükümetine dışarıdan destek veren Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) Genel Başkan Alparslan Türkeş ise aranıyordu. Darbe gecesi evinde bulunamadığı için gözaltına alınamayan Türkeş, 14 Eylül Pazar günü Ankara’da teslim oldu ve Uzunada’ya götürüldü.

Spain, yapılan ilk açıklamalarda demokrasiye dönüş vurgusunun yeterince güçlü olmadığını temas kurduğu kişilere aktardığını belirterek, şunları yazıyor:

“Ben halihazırda bir inisiyatif alarak, Dışişleri Bakanlığı Genel Sekreteri olan ve aynı zamanda Milli Güvenlik Konseyi toplantılarına da katılan Büyükelçi (İlter) Türkmen’e, şu ana kadar sadece 1 numaralı (MGK) bildirisinde demokratik süreçle ilgili çok genel geçer bir ifade bulunduğunu ilettim.

“Türkmen, görüşlerimi hem (Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan) Evren hem de (MGK Genel Sekreteri Haydar) Saltık’a aktaracağını ve aynı zamanda bugün için NATO büyükelçileriyle planlanan toplantıda da demokrasinin yeniden tesisi konusunun üzerinde yoğun şekilde durulacağını söyledi.”

Yine aynı yazışmadan, 12 Eylül günü akşamüstü TSİ 15:00’te ordu komutasıyla NATO üyesi ülkelerin büyükelçileri arasında bir toplantının planlandığı da anlaşılıyor.

Spain, anılarını yazdığı “American Diplomacy in Turkey” kitabında da Evren’in aynı gün içerisinde öğlen saat 13:00’te bir kez daha televizyonların karşısına çıktığını ve bu kez demokrasiye dönüş meselesine daha çok vurgu yaptığını belirtiyor. Spain, bunda kendi önerisinin etkili olup olmadığını bilmediğini ancak yine de memnun olduğunu ifade ediyor.

Eski büyükelçi kitabında ayrıca, Türkmen’in de NATO büyükelçileriyle yapılan toplantıda bu konuya ağırlık verdiğinin altını çiziyor.

‘Dini görevlerini yerine getiren komutanların laik sisteme inancı ilginç’

ABD’nin diplomatik yazışmalarında, 12 Eylül darbesinin ardından Evren’in açıklamaları, MGK bildirilerini ve ulusal basında yer alan haberlerin yakından takip edildiği ve buradan derlenen bilgilerin, kendi kaynaklarından elde ettikleriyle harmanlanarak not halinde gönderildiği anlaşılıyor.

ABD’nin Ankara Büyükelçiliği, Evren’in 16 Eylül 1980’de düzenlediği basın toplantısındaki açıklamalarının İngilizce tam metnini diplomatik yazışmalar arasında gönderdiği görülüyor. Bu yazışma, gizlilik derecesi “Tasnif Dışı” olan iki belgeden birisi.

Bu basın toplantısından birkaç gün sonra da Ankara’da görevli diplomatlardan Daniel Newberry tarafından kaleme alınan “Türk ordusunun (yönetime) el koyması – Geçmiş ve Beklentiler” başlıklı yazışmayla gelinen duruma dair kapsamlı bir değerlendirme yapıyor.

Newberry’nin 20 maddeden oluşan ve “Özel” ibaresi taşıyan değerlendirmesinde darbe öncesi Türkiye’deki durum, Evren’in açıklamaları ve MGK bildirilerinin ayrıntıları, ordunun dünya görüşü, dış politikaya yönelik beklentiler, ekonomi politikaları, eğitim reformu, siyasal sistemde beklenen değişiklikler ve demokrasiye geri dönüş konuları ele alınıyor.

Bu yazışmada da ağırlığın Spain’in de darbe sabahı gönderdiği notta vurguladığı üç konu olan ekonomik reform süreci, dış politikada devamlılık ve demokrasiye verildiği görülüyor.

Ordunun darbe planlarının eski Başbakan Nihat Erim ve bundan üç gün sonra da Türkiye’deki sendikal hareketin en önemli isimlerinden Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun (DİSK) kurucusu Kemal Türkler’in öldürülmelerinin ardından Temmuz ayı ortasında “ciddiye bindiğinin artık daha net bir şekilde” görüldüğü belirtiliyor.

Erim, 19 Temmuz 1980 tarihinde İstanbul’un Dragos semtinde Dev-Sol tarafından düzenlenen bir suikast sonucu yaşamını yitirirken, Türkler de 22 Temmuz 1980’de evinin önünde bir ülkücü tarafından vurularak öldürüldü. Bu iki cinayet, 12 Eylül darbesi öncesindeki en önemli kilometre taşları arasında gösteriliyor.

Newberry de değerlendirmesinde darbenin hayata geçirilmesi kararında bu iki olayın önem taşıdığını belirterek, Evren ve diğer komutanların Türkiye’deki mezhepsel ve ideolojik farklılıkların dış güçler tarafından kullanılmasından kaygı duyduklarını aktarıyor:

“Evren her ne kadar doğrudan Sovyetler Birliği, Afganistan veya İran ile Libya’daki İslami uyanıştan bahsetmemiş olsa da, kendisinin ve diğer komutanların dış güçler tarafından yönetilen ya da dışarıdan ilham alan ideolojik grupların, devletin demokratik ve laik temellerini tehlikeli düzeyde zayıflattığına inandığını açık bir şekilde dile getirdi.

“Bazı askeri liderlerin dini görevlerini yerine getiren kişiler olduğu söylenirken, Kemalizm’in en güçlü ilkelerinden biri olan laik bir siyasal sisteme inançlarının tam olması da ilginç bir nokta.”

‘ABD çıkarlarıyla ilgili temaslar rahatlatıcı’

Yazışmayı kaleme alan Newberry, Türkiye’yi yakından tanıyan ABD’li diplomatlardan birisi. 1999 yılında yaşamını yitirmesinin ardından Washington Post gazetesi yayımladığı haberde Newberry’den “Türkiye konusunda otorite” olarak bahsediyor.

Newberry, 36 yıl süren diplomasi kariyerinde Türkiye’ye dört defa atandı ve Ankara, Adana ve İstanbul’da görev yaptı. 19 Eylül 1980 tarihli yazışmayı Ankara Büyükelçiliği’nde görevli olduğu sırada kaleme alan Newberry, bundan bir yıl sonra İstanbul Başkonsolosluğu’na atandı ve 1985 yılına kadar bu görevi sürdürdü.

Newberry’nin gönderdiği yazışmada, yeni yönetimde de devamlılığı olacak olan iki konu ekonomik sistem ve dış ilişkiler olarak tanımlanıyor ve askeri liderlerin 1980 yılının başlarında başlatılan ekonomik reform programını sürdürmeye kararlı oldukları vurgulanıyor.

Aynı yazışmada dış politika konusunda ise Newberry, “değişimin az olmasını ya da hiç olmamasını” beklediklerini dile getiriyor ve daha önce Spain’in yazışmasında da adı geçen Dışişleri Bakanlığı Genel Sekreteri İlter Türkmen ile temasta olduklarını belirtiyor.

Yazışmada, “Büyükelçi’nin Türkmen ile kurduğu temaslar yapıcı ve ABD’nin çıkarları ile savunma alanındaki karşılıklı olağan işbirliğinin devamına yönelik rahatlatıcı oldu” ifadeleri kullanılıyor.

Ekonomi politikaları alanında ise Evren’in ekonomik reform programının devam edeceğini ve Uluslararası Para Fonu (IMF) ile Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’yle (OECD) yapılan anlaşmaların süreceğini taahhüt ettiği ifade ediliyor.

24 Ocak Kararları nedir?

Newberry’nin atıfta bulunduğu ekonomik reformlar, Başbakan Demirel’in talimatıyla dönemin Başbakanlık Müsteşarı Turgut Özal tarafından hazırlanan ve 24 Ocak Kararları olarak bilinen programını ifade ediyor.

24 Ocak Kararları kapsamında yapılan bir dizi yapısal reformla serbest piyasa ekonomisine geçiş süreci başlatıldı.

Bu kararlar arasında devletin ekonomi içindeki payının azaltılması, yüzde 32 oranında devalüasyona gidilmesi, günlük döviz kuru uygulamasına geçilmesi, bazı sektörlerde sübvansiyonların kaldırılması ve dış ticaretin serbestleştirilmesi de yer alıyor.

İş dünyası bu kararları Türk ekonomisinin liberalleşmesi yönünde yapılmış çok önemli bir hamle olarak nitelendirmiş ve memnuniyetle karşılamıştı. Ancak özellikle sol kesim, bu kararların işçi sınıfı üzerindeki baskıları artıracağı ve haklarını azaltacağı için karşı çıkmıştı.

12 Eylül darbesini düzenleyenler tarafından hiçbir zaman kabul edilmemiş olsa da bu darbenin yapılmış olma nedenleri arasında iş dünyası ve ABD’nin de desteğiyle 24 Ocak kararlarının uygulanmasının bulunduğunu da öne sürenler bulunuyor.

‘Demokrasiye dönüşün hızını belirleyecek iki unsur var’

Newberry tarafından kaleme alınan yazışmada değinilen bir diğer önemli konu da darbenin ardından Türkiye’nin demokrasiye ne zaman geri döneceği konusu. Yazışmaya göre, iktidarın seçilmiş, sivil bir hükümete devredilmesini belirleyecek olan iki unsur bulunuyor:

“1) Terörün kökünü kazıma konusunda sağlanacak ilerleme. (Terör) azalmış durumda ancak bitmiş değil.

“2) Şu ana kadar kendi içinde sert şekilde bölünmüş görünen sivil elitlerin ordu ile ne ölçüde işbirliği yapacağı.

“İktidarın devredilmesiyle ilgili en makul tahmin en az bir yıl. Ancak daha da uzun sürmesi muhtemel.”

Newberry, Türkiye’nin “demokratik, laik ve Batı yanlısı bir ülke olarak korunması” amacıyla siyasal sisteminde “kapsamlı değişiklikler yapmayı planladığını” belirtiyor.

Newberry, “Parlamenter sistem korunacak ancak birçok kişi yeni sistemin mimarlarına cumhurbaşkanlığı makamını güçlendirme çağrısı yapıyor.

Ülkenin bölünmesine neden olan radikal siyasetçilerin önü kesilecek. Revize edilen sistemde, genel olarak, sınırsız bireysel özgürlükler yerine, devletin bütünlüğü ve devlet kurumlarının işlevselliğine daha fazla önem verilecek” diyor.

‘Yeni kabinede muhafazakar olarak bilinen yetenekli isimler var’

Türkiye’de görevli ABD’li diplomatların, 12 Eylül darbesinin ardından gelen tutuklamaları ve yapılan atamaları da yakından takip ettiği görülüyor.

22 Eylül 1980 tarihini taşıyan “Özel” ibareli bir yazışmada, Bülend Ulusu başbakanlığında kurulan yeni kabineye dair değerlendirmeler yer alıyor. ABD’nin Ankara Büyükelçiliği’nde görevli Arnold Schifferdecker imzalı yazışma, “Türkiye’nin yeni kabinesi” başlığını taşıyor.

Kabinedeki isimlerin seçiminde “deneyimin” önemli bir kıstas olarak göründüğünün belirtildiği yazışmada, “Yeni kabine, genel olarak muhafazakar olarak bilinen ve Türk halkının aşina olduğu bir grup yetenekli isimden oluşuyor. Az sayıda bilinmeyen isim var ve aralarında tartışmalı isim de bulunmuyor” deniliyor.

Yazışmada, kabinede ekonomi, dışişleri ve savunma bakanlıklarına yapılan atamaların, askeri yönetimin ekonomi ve dış politikada mevcut politikaları sürdüreceğinin bir teyidi olarak yorumlanıyor.

Başbakan Yardımcılığı görevine getirilen Özal’ın 24 Ocak Kararları ile başlayan ekonomik reform sürecinde “yetkili kişi” haline geldiği ifade edilirken, Dışişleri Bakanlığı’na getirilen Türkmen ve Savunma Bakanlığı’na atanan Haluk Bayülken de “yüzü güçlü şekilde Batı’ya dönük isimler” olarak tanımlanıyor.

Schifferdecker, kabineyle ilgili şu değerlendirmeleri yapıyor:

“İki başbakan yardımcısı, üç devlet bakanı ve 21 bakan ile Ulusu’nun kabinesinin büyüklüğü de Demirel’inkine yakın. Ancak, bu iki kabine arasında bazı ciddi farklılıklar bulunuyor.

“Kabineyi oluşturan adamlar -hiç kadın yok- yetenekli, tartışma yaratmayacak ve kendilerine teslim edilen konularda deneyimli isimler olarak biliniyor.

“Olağan bir kabineye kıyasla çok daha fazlası bir ya da birden fazla yabancı dil biliyor ve hem mevcut hem de eski büyükelçilik çalışanları birçoğunu yakından tanıyor.”

‘Kaç milletvekilinin gözaltına alındığına dair güvenilir bilgi yok’

Darbeden bir hafta sonra, 19 Eylül 1980 tarihinde Ankara Büyükelçiliği’nden “Özel” ibaresiyle gönderilen bir yazıda, gözaltına alınan eski milletvekillerinin listesi yer alıyor.

Thomas Martin imzalı yazışmada, Genelkurmay tarafından yapılan açıklamaya göre, 50 milletvekilinin gözaltına alındığı belirtiliyor. Bu kişilerin 25’inin CHP, 11’inin MHP, 7’sinin AP, 5’inin MSP ve 2’sinin bağımsız milletvekili olduğu ve aralarında iki de senatörün bulunduğu ifade ediliyor.

Yazışmada gözaltına alınan CHP’li vekillerin “birçoğu (CHP içindeki sol kanadın önemli temsilcilerinden İzmir Milletvekili) Süleyman Genç ve benzer şekilde DİSK gibi radikal sol örgütler ile solcu terör örgütleriyle bağlantısı bulunan solcu isimler” olduğu öne sürülüyor.

Tutuklanan AP’li vekillerin çoğunun ise Kürt bölgelerinden seçilenler olduğu vurgulanıyor ve şu ifadelere yer veriliyor:

“Ordu, bu açıklamayı muhtemelen çok daha fazla sayıda insanın tutuklandığı yönündeki söylentilerin giderilmesi için yapmak durumunda kaldı. Şu ana kadar kaç kişinin yargılandığı ya da yargılanacağına dair güvenilir bir bilgi bulunmuyor.

“Bazı Büyükelçilik kaynakları, gözaltına alınan 50 civarındaki kişinin son olmayabileceğini söylüyor. CHP’nin bazı diğer milletvekilleri içinde yakalama kararı çıkartıldığı yönünde duyumlar aldık.”

12 Eylül 1980’de ne oldu?

TSK, cumhurbaşkanının parlamentoda uzlaşma sağlanamaması nedeniyle aylarca seçilememesi, yaşanan hükümet istikrarsızlığı, ağır ekonomik sorunlar ve yoğun iç çatışmaları gerekçe göstererek 12 Eylül 1980 Cuma günü sabah saat 03:00’te yönetime el koydu.

Ülkenin yönetimi darbeyle birlikte kurulan Milli Güvenlik Konseyi’ne (MGK) devredildi. MGK’nın yayımladığı ilk bildiride, darbenin ordunun “İç Hizmet Kanunu’nun verdiği Türkiye Cumhuriyeti’ni kollama ve koruma görevini” yerine getirmek adına “emir-komuta zinciri” içinde gerçekleştirildiği belirtildi.

MGK’nın başkanlığına Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren getirildi.

Konsey’de yer alan diğer isimler de Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Nurettin Ersin, Deniz Kuvvetleri Komitanı Oramiral Nejat Tümer, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Tahsin Şahinkaya ve Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Sedat Celasun oldu.

Konsey’in genel sekreterliği görevini de Orgeneral Haydar Saltık yürütüyordu.

Darbe olduğunda iktidarda Adalet Partisi (AP) Genel Başkanı Süleyman Demirel başbakanlığındaki azınlık hükümeti bulunuyordu. Bu azınlık hükümetine Necmettin Erbakan önderliğindeki Milliyetçi Selamet Partisi (MSP) ve Alparslan Türkeş’in lideri olduğu Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) dışarıdan destek veriyordu. Ana muhalefette ise genel başkanlığını Bülent Ecevit’in yaptığı Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) vardı.

Darbenin ardından birçok siyasi parti, sendika ve dernek kapatıldı, yeni bir anayasa hazırlandı, birçok isme siyaset yasağı getirildi ve parlamenter sistemde önemli değişiklikler yapıldı. Darbenin ardından yaklaşık üç yıl sonra, 6 Kasım 1983 genel seçimleriyle demokrasinin yeniden tesisi süreci de başladı.

Adalet Bakanlığı’nın açıkladığı resmi verilere göre, 12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından toplam 650 bin kişi gözaltına alındı ve 52 bini de tutuklandı. Fişlenen kişi sayısı da 1 milyon 680 bin, vatandaşlıktan çıkartılanların sayısı da 14 bin.

Sıkıyönetim mahkemelerinde 210 bin dava açıldı ve toplamda 230 bin kişi farklı suçlardan yargılandı. Bunların 7 bini hakkında idam cezası istendi.

Bu dönemde, 14 kişi cezaevlerindeki açlık grevleri nedeniyle, 171 kişi sorguda ve uğradığı işkence sonucu ve 49 kişi de idam edilerek yaşamını yitirdi.

Ancak sivil toplum kuruluşları, gerçekten çok daha fazla kişinin darbeden etkilenmiş olabileceğini söylüyor.

Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM

“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”

]]>
https://www.karadenizhabertv.com.tr/12-eylul-sabahi-abd-buyukelcisi-askeri-liderleri-iyi-taniyoruz-endiseye-mahal-yok/feed/ 0
ABD gizli diplomatik belgelerinde 12 Eylül darbesi: ‘İş adamlarının çoğu havalara uçuyor, birkaç aydın dışında itiraz eden yok’ https://www.karadenizhabertv.com.tr/abd-gizli-diplomatik-belgelerinde-12-eylul-darbesi-is-adamlarinin-cogu-havalara-ucuyor-birkac-aydin-disinda-itiraz-eden-yok/ https://www.karadenizhabertv.com.tr/abd-gizli-diplomatik-belgelerinde-12-eylul-darbesi-is-adamlarinin-cogu-havalara-ucuyor-birkac-aydin-disinda-itiraz-eden-yok/#respond Tue, 10 Sep 2024 15:45:22 +0000 https://www.karadenizhabertv.com.tr/abd-gizli-diplomatik-belgelerinde-12-eylul-darbesi-is-adamlarinin-cogu-havalara-ucuyor-birkac-aydin-disinda-itiraz-eden-yok/ * Bu haber BBC Türkçe’de ilk kez 14 Eylül 2018’de yayımlandı.

ABD’nin İstanbul Başkonsolosu Robert Houghton, 12 Eylül 1980’deki askeri darbeden iki hafta sonra yolladığı gizli diplomatik notta iş dünyasınnda birçok kişinin “terör ve belirsizlik ortamının” geçmiş olmasından dolayı “neredeyse havalara uçtuğunu” yazıyor.

BBC Türkçe, 2011 yılında Bilgi Edinme Yasası kapsamında yapılan bir başvuru üzerine gizliliği kaldırılan ABD Dışişleri Bakanlığı belgelerine ulaştı ve bunları üç parçalık bir seri halinde yayımladı.

BBC Türkçe’nin ulaştığı belgeler arasında 12 Eylül 1980 ile 5 Kasım 1980 tarihleri arasında ABD’nin Ankara, İstanbul ve İzmir’deki diplomatik temsilciliklerinden Washington’daki Dışişleri Bakanlığı ile diğer ülkelerdeki temsilciliklerine gönderilmiş 10 adet yazışma yer alıyor.

Yazışmalarda, Ankara’daki diplomatlar yeni yönetim tarafından benimsenecek yaklaşımların ayrıntılarına odaklanırken, İstanbul ve İzmir’in ise iş dünyası, akademi ve basın gibi toplumun farklı kesimlerinin nabzını tuttuğu görülüyor.

Dönemin İstanbul Başkonsolosu Houghton, 27 Eylül 1980 tarihinde Washington’daki ABD Dışişleri Bakanlığı’na gönderdiği “Özel” ibareli yazışmada, görüştükleri kişilerin genel olarak darbeyi onaylar bir tavır içinde olduğunu ve şiddet olaylarında kaydadeğer bir azalma görüldüğünü belirtiyor.

Houghton, “Ordunun (yönetimi) ele almasının ardından İstanbul daha rahatlamış ve daha mutlu” başlıklı yazıda, iş dünyasının bundan sonra ekonominin iyiye gitmesini beklediğine işaret ediyor.

‘Erol Sabancı’nın anlattığı olay geçmişte neler yaşandığını gösteriyor’

Yazışmaya göre, iş dünyasının darbe ile ilgili değerlendirmeleri şöyle:

“İş adamlarını çoğu neredeyse havalara uçuyor. Bu havaya uçma halinin nedenini geçmişteki terör olaylarının sonlanması ve belirsizliğin ortadan kalkması kadar geleceğe yönelik vaat edici bir ortamın ortaya çıkması da oluşturuyor.

“İş adamları için grev, iş yavaşlatma, terör tehditleri, döviz ve emtia sıkıntısı gibi durumlar gündelik hale gelmişti.

” Hacı Ömer Sabancı Holding’den Erol Sabancı’nın kısa bir süre önce bize anlattığı bir olay, geçmişte neler yaşadıklarını ve ordunun yönetimi ele almasından önce hükümetin ne kadar felç halinde olduğunu gösteriyor.

” Adana yakınlarındaki fabrikalarından birinde radikal solcular, genel müdürün odasındaki Atatürk portresinin altına ‘Kapitalizmin Uşağı’ yazılı bir pankart asmışlar. Bu pankart, yönetim kademesindeki hemen herkes, çalışanların büyük çoğunluğu, kolluk kuvvetleri gibi birçok kişi için hakaret niteliği taşıyor olmasına karşın hiç kimse bu pankartı kaldıramamış.

“Yöneticiler, radikal işçi liderlerinden tepki görmekten -hatta öldürülmekten- korkuyorlarmış, işçiler radikal liderleri tarafından sindirilmiş. Kolluk kuvvetleri de harekete geçerlerse Ankara’dan destek alıp alamayacaklarından emin olamıyormuş. 12 Eylül gününe kadar hiçbir şey yapılamamış ve o gün bu pankart kaldırılmış.

“(İş insanları) kendilerini artık -belki de biraz fazla emin bir şekilde- çok daha güvende hissediyorlar ve yalnızca grevdeki çalışanlarının fabrikaya geri dönmesinden değil, döndükten sonra iş yapmaya başlamış olmasından dolayı da rahatlamış durumdalar.

“İş dünyasından irtibat kurduğumuz kişilere göre, tüm fabrikalar çalışıyor ve üretim düzeylerinin de artacağı konusunda iyimserler.”

Houghton, iş dünyasının özellikle Turgut Özal’ın başbakan yardımcısı olarak atanmasından büyük memnuniyet duyduğunu belirtiyor.

Darbeyle devrilen hükümetin Başbakanı Süleyman Demirel döneminde Başbakanlık Müsteşarı olan Özal, aynı zamanda 24 Ocak 1980’de açıklanan ve Türkiye’nin serbest piyasa ekonomisine geçişinin en önemli hamleleri arasında gösterilen kararların da mimarı.

Sol kesim ve sendikalar ise bu kararların işçi haklarına önemli zarar verdiğini savunuyor.

‘İnsanlar artık daha disiplinli, daha çok insan kırmızıda duruyor’

Houghton, aynı yazışmada, İstanbul’daki komuta kademesinin “normale dönüş” ilkesini benimsemiş gibi göründüğünü belirterek, sokaklardaki tankların çekildiğine ve asker sayısının azaldığına dikkat çekiyor.

Houghton, dönemin İstanbul Sıkıyönetim Komutanı OrgeneralNecdet Üruğ’u “makul, sert ve etkin bir yönetici ve lider” olarak tanımlıyor.

O dönemde Beyoğlu’nda bulunan İstanbul Başkonsolosluğu civarında şiddet olaylarının ve çatışmaların da azaldığına dikkat çeken Houghton, şu izlenimleri paylaşıyor:

“İstanbul’daki insanlar, artık geçmişe kıyasla çok daha disiplinli davranıyor. Halen çoğunluk olmasa da daha fazla kişi kırmızı ışıkta duruyor.

“Ayrıca insanların genel görünümü de iyileşmiş gibi görünüyor. Cunta öncesi döneme kıyasla, daha fazla insan artık İstiklal Caddesi’nde yürürken pahalı görünen paltolar giymeye ve hatta mücevher takmaya başladı.”

‘Gördüğümüz en ciddi hoşnutsuzluk iki solcu öğrenciden’

Houghton, karşılaştıkları en ciddi hoşnutsuzluk ifadesinin ise “şaşırtıcı olmayacak” şekilde iki solcu öğrenciden geldiğini aktarıyor.

Houghton, görüştükleri öğrencilerin İstanbul ÜniversitesiHukuk Fakültesi’nde eğitim gördüklerini ve Türkiye Komünist Partisi tarafından 1970’lerde kurulan İlerici Gençler Derneği’ne (İGD) üye olduklarını söylüyor.

İki öğrencinin, Türkiye’nin artık “ABD’nin tam kontrolü altına girdiğini ve faşist bir devlete dönüştüğünü” söylediklerini aktarıyor ve şöyle devam ediyor:

“Askeri müdahaleyi onaylayanlar arasından ise duyduğumuz tek çekince İstanbul Ticaret Odası Yönetim Kurulu başkanından geldi.

“Kabinede birkaç bakan kalması ve diğer bakanlıkların da daimi müsteşarlıklara dönüştürülmesi gerektiğini öne sürdü. Ayrıca, kurulan kabinedeki dört bakanın daha önce (eski Başbakan Nihat) Erim’in hükümetinde de görev yaptığını ancak çok da başarılı olamadıklarını söyledi.”

Darbenin ABD Başkonsolosluğu’nu, şirketleri ve kurumlarının gündelik faaliyetlerini hiçbir şekilde etkilemediğini belirten Houghton, geçen yılın aynı dönemine kıyasla ABD’ye yapılan vize taleplerinin arttığını ancak olağan seyrin üzerine çıkan kaydadeğer bir sıçrama görülmediğini de not düşüyor.

‘Darbe İstanbullular için tam ve hoş bir sürpriz oldu’

Houghton imzasıyla gönderilen bir diğer yazışma da 15 Eylül 1980 tarihini taşıyor.

“Türkiye’deki askeri darbenin ardından İstanbul’da durum sakin” başlığıyla gönderilen, gizlilik düzeyi “Özel” olarak belirlenen bu belgede, darbenin ilk üç gününe dair izlenimlere yer veriliyor.

Darbenin İstanbul’da yaşayanların büyük çoğunluğu için “tam ve hoş bir sürpriz” olduğunu belirten Houghton, birçok kişinin askeri yönetimin ülkeyi içinde bulunduğu zor dönemden çıkarmasını umduğunu ifade ediyor:

“12 Eylül Cuma sabahı, bu şehirde yaşayan 5,5 milyon kişi Ankara’da kurulan Milli Güvenlik Konseyi’nin yayımladığı bildirileri radyodan dinledi ve sokağa çıkma yasağı ilan edildiğini duydu.

“Sabahın ilk saatlerinde tek tük duyulan silah seslerinin dışında genel olarak sakin geçti. İstanbul Boğazı’ndan az sayıda yabancı gemi geçiş yapmış olsa da hiçbir sivil, yerli gemi geçmedi.

“Çevreyolunda çoğu kamyon, otobüs ve polis arabası olmak üzere az sayıda araç vardı ve dükkanların tamamı kapalıydı. Mahallelerden aralıklarla geçen kamyonlar ekmek satışı yapıyordu.

“Askerler, birkaç küçük çocuk ve evine dönmeye çalışanlar haricinde herkesi evinde tutmayı başardı. Su elektrik ve telefon hizmetleri normal şekilde devam etti.”

’14 Eylül itibariyle hayat normale dönüyor gibi’

Houghton, sokağa çıkma yasağının kaldırılmasının ardından görüştükleri Türklerin “neredeyse tamamının” darbeden memnuniyet duyduğunu ancak birkaç aydının ülkedeki demokrasinin başarısızlığa uğramış olmasından dolayı duydukları üzüntüyü dile getirdiğini belirtiyor:

” Cumartesi sabah saat 10:00’da askerler, İstiklal Caddesi üzerinde bulunan Cumhuriyet Halk Partisi ve Adalet Partisi merkez binalarına girdi ve parti amblemlerini sökmeye başladı.

“14 Eylül Pazar günü İstanbulluların Boğaz kenarında yürüyüşe çıktığı ve kafelerin büyük bir bölümünün de neredeyse dolu olduğu görüldü. Trafik normalden daha azdı.

“Boğaz’da gezen eğlence teknelerinin sayısı azalmıştı ancak yine de hayat genel olarak normale dönüyor gibi duruyor.”

İstanbul’da darbeyle birlikte uygulamaya konulan sokağa çıkma yasağı 13 Eylül Cumartesi günü saat 08:00 itibarıyla kaldırıldı. Otobüs ve gemi seferleri yeniden yapılmaya başlarken, bir günlüğüne durdurulan ülkeye giriş-çıkışlara da yeniden izin verildi.

İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı, gece saat 00:00 ile 05:00 saatleri arasında sokağa çıkma yasağı uygulanacağını açıkladı.

Houghton, bu yasağın gece hayatı üzerinde bir miktar olumsuz etki yaratabileceğini ancak zaten yaşanan şiddet olaylarından dolayı insanların bir süredir gece çıkmamayı tercih ettiklerini belirtiyor.

“Ekonominin çarı” olarak tanımladığı Özal’ın yeni kabinede görevinde kalacak gibi görünmesinden iş dünyasının büyük mutluluk duyduğunu belirten Houghton, ailelerin ise darbenin lideri Genelkurmay Başkanı Kenan Evren’in eğitimle ilgili yaptığı vaatlerden dolayı mutlu olduklarını ifade ediyor.

Yazışmada, “Halk, askeri yönetimin iktidarda kalmasını ne bekliyor ne de istiyor. Halkın isteği, askeri yönetimin güçlü bir sivil hükümetin ülkeyi yönetmesini sağlayacak kurumsal ve siyasi çerçeveyi oluşturması” yorumu yapılıyor.

‘En büyük muhalefet aydınlar ve sendikacılardan’

Darbe sonrası izlenimlere dair bir diğer yazışma da 2 Ekim 1980 tarihli.

“Gizli” ibareli İzmir’den yapılan bu yazışma, “Ordunun (yönetime) el koymasına İzmir’den başka tepkiler” başlığını taşıyor.

Yazışmanın kim tarafından kaleme alındığı belirtilmiyor. Ancak içinde Başkonsolos Houghton’ın İzmir’de yaptığı temaslarla ilgili ayrıntılara yer veriliyor.

Yazışmada, darbeyle ilgili İzmir’deki genel havanın da olumlu olduğu ve ordunun müdahalesine yönelik en büyük muhalefetin bazı aydınlar ve aralarında Türk-İş üyelerinin bulunduğu faal sendikacılardan geldiği ifade ediliyor.

Başkonsolos Houghton’ın, 24 Eylül’de “uzun zamandır birbiriyle arkadaş olan ve kendilerini ortanın solunda olarak tanımlayan” bir grup sanatçı, müzisyen, oyun yazarı, oyuncu ve basın mensubu ile bir araya geldiği belirtiliyor.

Bu görüşmelerde, hava “genel anlamda karamsar” olarak tanımlanıyor ve ordunun bundan sonra yönetimi bir daha bırakmayacağına dair endişelerin dile getirildiği ifade ediliyor:

“Sıkıyönetim kanununda yapılan değişikliklerle MGK’nın (Milli Güvenlik Konseyi) kendi yetkilerini artırması, basına uygulanan sansür, devlet memurlarını ihraç yetkisi ve arama, gözaltı ile tutuklamayla ilgili kuralların esnetilmesi, gücü kötüye kullanabilecekleri kaygısı yaratıyor.

“Her ne kadar temas kurduğumuz kişiler henüz böyle bir durumun olmadığını kabul etseler de, bir aşamada yaşanacağından emin görünüyorlar.”

‘Sorgularda işkence yapıldığından eminler’

Yazışmada, Başkonsolos Houghton’ın bir araya geldiği kişilerin tutuklananlara sorgu sırasında işkence yapıldığını iddia ettikleri belirtiliyor:

“Konuştuğumuz kişilerin elinde gözaltı ve tutuklamalara dair sayılar vardı ancak bu sayılar biraz abartılı görünüyor. Ayrıca, sorgularda bilgi almak için kesinlikle işkence yapıldığını da öne sürüyorlar.

“Özellikle sendika üyelerinin başına gelenlerden endişe ediyorlar ve bu kişilerin ‘acımasız sorgulardan’ geçirilerek fiziksel zarar görmelerinden korkuyorlar.

“Ayrıca, işçi örgütlerinin ve diğer muhalif grupların artık yer altına inmelerini ve geçmişe kıyasla çok daha geniş ölçekte şiddete başvurmalarını bekliyorlar.

“Sol kesimin sağcılardan daha fazla cezalandırıldığına dair kaygıları da mevcut.

İçlerinden birkaç kişi, ileride Milli Güvenlik Konseyi’nin üyelerinin Türkiye’ye faşizmi getiren insanlar olarak hatırlanacağını söyledi. Ancak bu iddiaya içlerinden bazıları itiraz etti.”

‘Askeri yetkililerin işleri düzelttikleri açıklamaları biraz safça’

ABD’li bir heyet, bu görüşmenin ertesi günü bu kez “daha yoksul gecekondu mahallelerini” ziyaret ediyor.

Bu ziyarette elde edilen izlenimlerin diğer görüşmelere kıyasla çok daha farklı olduğu not düşülüyor.

Yazışmada, “Bu ziyaret sırasında, esnaf, çay ocağı sahibi gibi karşılaştığımız herkes, 12 Eylül darbesi nedeniyle rahatladıklarını söylüyor. Darbeden önce şiddet olayı yaşanmadan gün geçmediğini söylediler” ifadeleri kullanılıyor.

ABD’li heyetin yine İzmir’de görüştüğü kişiler arasında iş dünyasının temsilcileri de var.

Yazışmada, iş dünyasının bazı temsilcilerinin “sorumsuz politikacılar” nedeniyle darbeden başka seçenek kalmadığını söyledikleri ve demokrasinin işleyememiş olmasından dolayı duydukları üzüntüyü dile getirdikleri belirtiliyor.

Yazışmada, aynı görüşmede bazı üst düzey askeri yetkililerin de bulunduğu aktarılıyor.

“Askeri yetkililerin artık ordunun yönetimi ele aldığı ve ‘işleri düzelttiği’ için endişe duyulmaması gerektiği ve teröristlerin de kaçtığı yönündeki sözleri biraz safça görünüyor. Ancak ortamda tartışma çıkmaması için sarf edilmiş olması da muhtemel” ifadelerine yer veriliyor.

‘Sıkıyönetim komutanı isteksizce müdahale ettiklerini söyledi’

Yazışmada, Ege Bölge ve Sıkıyönetim Komutanı Orgeneral Süreyya Yüksel ve Hava Kuvvetleri Komutanlığı’ndan Korgeneral Muammer İnal ile yapılmış görüşmelerin ayrıntıları da yer alıyor:

“30 Eylül’de Orgeneral Süreyya Yüksel’in sıkıyönetim komutanlığına atanmasından dolayı bir tebrik telefonu açtım. Normalde 20 dakika civarı süren görüşmelerimiz, bu kez bir saati buldu.

“Görüşmenin ana mesajı, ordunun çok isteksiz bir şekilde müdahale ettiği ve en kısa zamanda ülkenin yönetimini yeniden sivillere bırakmayı istedikleri yönündeydi.

“Milli Güvenlik Konseyi’nin üyelerinin tamamının kendisinin çok yakın arkadaşları olduğunu ve hiçbirinin siyasi gücü elinde tutmak istemediğini söyledi.

“Görüşmede, ‘amatörler’ olarak nitelendirdiği ve yönetme konusunda deneyimsiz, esas odaklarının Demokrat Parti üyelerinden intikam almak olduğunu söylediği 27 Mayıs 1960 darbesinin liderlerinden faklı olarak, bu yeni komuta kademesinin en kısa sürede siyasal partilerin hayata dönmelerini sağlayacak şekilde düzeni sağlamak ve gerekli ‘ayarlamaları’ yapmak istediğini ifade etti.”

12 Eylül 1980’de ne oldu?

TSK, cumhurbaşkanının parlamentoda uzlaşma sağlanamaması nedeniyle aylarca seçilememesi, yaşanan hükümet istikrarsızlığı, ağır ekonomik sorunlar ve yoğun iç çatışmaları gerekçe göstererek 12 Eylül 1980 Cuma günü sabah saat 03:00’te yönetime el koydu.

Ülkenin yönetimi darbeyle birlikte kurulan Milli Güvenlik Konseyi’ne (MGK) devredildi.

MGK’nın yayımladığı ilk bildiride, darbenin ordunun “İç Hizmet Kanunu’nun verdiği Türkiye Cumhuriyeti’ni kollama ve koruma görevini” yerine getirmek adına “emir-komuta zinciri” içinde gerçekleştirildiği belirtildi.

MGK’nın başkanlığına Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren getirildi.

Konsey’de yer alan diğer isimler de Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Nurettin Ersin, Deniz Kuvvetleri Komitanı Oramiral Nejat Tümer, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Tahsin Şahinkaya ve Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Sedat Celasun oldu.

Konsey’in genel sekreterliği görevini de Orgeneral Haydar Saltık yürütüyordu.

Darbe olduğunda iktidarda Adalet Partisi (AP) Genel Başkanı Süleyman Demirel başbakanlığındaki azınlık hükümeti bulunuyordu.

Bu azınlık hükümetine Necmettin Erbakan önderliğindeki Milliyetçi Selamet Partisi (MSP) ve Alparslan Türkeş’in lideri olduğu Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) dışarıdan destek veriyordu.

Ana muhalefette ise genel başkanlığını Bülent Ecevit’in yaptığı Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) vardı.

Darbenin ardından birçok siyasi parti, sendika ve dernek kapatıldı, yeni bir anayasa hazırlandı, birçok isme siyaset yasağı getirildi ve parlamenter sistemde önemli değişiklikler yapıldı. Darbenin ardından yaklaşık üç yıl sonra, 6 Kasım 1983 genel seçimleriyle demokrasinin yeniden tesisi süreci de başladı.

Adalet Bakanlığı’nın açıkladığı resmi verilere göre, 12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından toplam 650 bin kişi gözaltına alındı ve 52 bini de tutuklandı. Fişlenen kişi sayısı da 1 milyon 680 bin, vatandaşlıktan çıkartılanların sayısı da 14 bin.

Sıkıyönetim mahkemelerinde 210 bin dava açıldı ve toplamda 230 bin kişi farklı suçlardan yargılandı. Bunların 7 bini hakkında idam cezası istendi.

Bu dönemde, 14 kişi cezaevlerindeki açlık grevleri nedeniyle, 171 kişi sorguda ve uğradığı işkence sonucu ve 49 kişi de idam edilerek yaşamını yitirdi.

Ancak sivil toplum kuruluşları, gerçekten çok daha fazla kişinin darbeden etkilenmiş olabileceğini söylüyor.

Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM

“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”

]]>
https://www.karadenizhabertv.com.tr/abd-gizli-diplomatik-belgelerinde-12-eylul-darbesi-is-adamlarinin-cogu-havalara-ucuyor-birkac-aydin-disinda-itiraz-eden-yok/feed/ 0
ABD belgelerinde 12 Eylül: ‘Terör tehdidi Türkler için azaldı ama ABD için sürüyor’ https://www.karadenizhabertv.com.tr/abd-belgelerinde-12-eylul-teror-tehdidi-turkler-icin-azaldi-ama-abd-icin-suruyor/ https://www.karadenizhabertv.com.tr/abd-belgelerinde-12-eylul-teror-tehdidi-turkler-icin-azaldi-ama-abd-icin-suruyor/#respond Tue, 10 Sep 2024 15:45:20 +0000 https://www.karadenizhabertv.com.tr/abd-belgelerinde-12-eylul-teror-tehdidi-turkler-icin-azaldi-ama-abd-icin-suruyor/ Bu haber ilk olarak 12 Eylül 2018’de yayınlanmıştır.

12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından ABD’nin Türkiye’deki diplomatik misyonlarından Washington’a yapılan yazışmalarda gündeme getirilen en önemli konular arasında güvenlik durumu ve şiddet olaylarının seyri yer alıyor.

Darbenin hemen ardından ABD’li diplomatlar, özellikle sol örgütlerin yeraltına inip, güç topladıktan sonra tekrar eylemlerine başlayacağı yönünde kaygı taşıdığı görülüyor.

Bununla birlikte, 5 Kasım 1980 tarihinde Ankara Büyükelçiliği’nin gönderdiği bir yazışmada, darbenin ardından şiddet olaylarında kayda değer bir azalma olduğu ancak bazı sol grupların askeri müdahaleden ABD’yi sorumlu tutmasından dolayı kendilerine yönelik tehdidin ciddiyetini koruduğu belirtiliyor.

BBC Türkçe, 2011 yılında Bilgi Edinme Yasası kapsamında yapılan bir başvuru üzerine gizliliği kaldırılan ABD Dışişleri Bakanlığı belgelerine ulaştı.

İlk kez kamuoyuna açıklanan bu belgelerle ilgili haberlerin ilki 12 Eylül darbesinin 38’inci yıldönümü olan Çarşamba, ikincisi ise dün yayımlandı. Bugünkü haber üç günlük boyunca haber dizisinin de son haberi.

BBC Türkçe’nin ulaştığı belgeler arasında 12 Eylül 1980 ile 5 Kasım 1980 tarihleri arasında ABD’nin Ankara, İstanbul ve İzmir’deki diplomatik temsilciliklerinden Washington’daki Dışişleri Bakanlığı ile diğer ülkelerdeki temsilciliklerine gönderilmiş 10 adet yazışma yer alıyor.

İlk kez kamuoyuyla paylaşılan bu yazışmalardan biri gizlilik sıralamasında en yüksek ikinci derece olan “Gizli” ibaresini; yedi tanesi üçüncü gizlilik derecesi olan “Özel” ibaresini taşıyor. İki yazışma da kamuya açık bilgiler taşıdığı için “Tasnif Dışı” olarak sınıflandırılıyor.

‘Güvenlik güçleri aktif durumda ve çok sayıda kişi gözaltında’

“12 Eylül’den bu yana Türkiye’deki iç güvenlik durumu iyileşti” başlıklı 5 Kasım 1980 tarihli “Özel” ibareli yazışma, ABD’nin Ankara Büyükelçiliği’nden Daniel Newberry’nin imzasını taşıyor.

Newberry, bu yazışmada Türkiye’de güvenlik durumunun kaydadeğer ölçüde iyileştiğine dikkat çekiyor:

“Güvenlik güçleri geçmişe kıyasla çok daha aktif durumdalar ve terörist olduğundan kuşkulanılan çok sayıda kişi sorgulanmak üzere gözaltına alındı.

“MGK Genel Sekreteri Haydar Saltık, yabancı gazetecilere düzenlediği basın toplantısında, 12 Eylül’den bu yana güvenlik güçleri tarafından yaklaşık 11 bin 500 kişinin gözaltına alındığını söyledi. Bu kişilerden 6 bin 900’ü tutuklanırken, 3 bin 900’ünün gözaltındaki işlemleri devam ediyor ve 746 hakkında da çeşitli suçlardan hüküm verildi.

“Ayrıca çıkarılan af yasasının ardından geçen üç hafta içinde 160 bin ruhsatsız silahın da teslim edildiğini not etmekte fayda var.”

Türkiye’de 1970’li yılların sonunda şiddetlenen iç çatışma, ordunun da darbe için öne sürdüğü gerekçeler arasında yer alıyor.

Darbeden 10 gün önce, 2 Eylül 1980 tarihinde Milliyet gazetesinde yer alan bir haberde, son aylarda günde ortalama 10 kişinin “terör olayları nedeniyle” hayatını kaybettiği bildirildi. Haberde, Milliyet İstihbarat Servisi’nin yaptığı araştırmaya göre, Ocak ile Eylül 1980 arasındaki dokuz aylık dönemde 1.606 kişinin yaşamını yitirdiği ifade edildi.

Bu dönemde, Ağustos, 347 can kaybıyla en kanlı ay oldu. Gazetede yayımlanan tabloda, Mayıs ve Haziran aylarında can kaybı sayısının 200’e yaklaştığı ve Temmuz ayında da 300’ün üzerine çıktığı bilgisine yer verildi.

Milliyet’te Kasım başında yayımlanan bir başka haberde de, 12 Eylül’den sonra “terör olayları nedeniyle” yaşamını yitiren kişi sayısının 67 olduğu ve bunlardan 42’sinin yasa dışı örgüt üyesi olduğunun iddia edildiği belirtildi.

‘Gazeteler sıkıyönetim komutanlıklarından verilenleri haber yapıyor’

Ancak Newberry, çatışmalarla ilgili verilen rakamların güvenilir olmayabileceği uyarısını yapıyor. Yazışmada, 12 Eylül’den bu yana gazetelerin özellikle de sıkıyönetim komutanlıklarının görev alanına girebilecek konularda “emin olmadıkları şeyleri yazmadıkları” ve yapılan haberlerin de sıkıyönetim komutanlıkları tarafından servis edilen malzemelerin kullanıldığı vurgulanıyor.

Newberry, “Eldeki verilere yönelik kuşkularımıza rağmen, Büyükelçilik 12 Eylül’den sonra Türkiye genelinde iç güvenlik ortamının ciddi şekilde iyileştiğini düşünüyor. Bu düşünce diğer yabancı ve Türkler tarafından da destekleniyor” yorumu yapıyor ve şöyle devam ediyor:

“Şu aşamada genel terör tehdidi bir şekilde azalmış gibi görünse de, Türkiye’de görev yapan Amerikalılara yönelik tehdit ciddiyetini koruyor.

“Türkiye Komünist Partisi’nin radyo yayınlarında 12 Eylül ‘Amerikan yapımı darbe’ olarak tanımlanıyor ve Türklere çok sert şekilde karşılık verme çağrısı yapıyor.

“12 Eylül’den bu yana ülke genelinde ABD karşıtı birkaç olay yaşanırken, bunlar Amerikalı olarak tanımlanan binaların önüne bomba bırakılmasıyla sınırlı kaldı. ABD’li personele yönelik herhangi bir terör saldırısı yaşanmadı.

“Bununla birlikte, Türkiye’deki teröristler, zaman geçtikçe ve mevcut yönetim altında yaşamaya alıştıkça daha da cesur hale gelebilirler. Bu durumda hem Türklere hem de Amerikalara yönelik tehdit de artar.”

‘Orgeneral Yüksel, kökü kazınmasa da kontrol altına alınabileceğini düşünüyor’

Yazışmada, 12 Eylül öncesinde yaşanan siyasi şiddet olayları “kendine özgü” olarak tanımlanıyor ve onlarca küçük silahlı grubun yanı sıra bu grupların eylemlerine katılan ya da destek veren binlerce kişi olduğu belirtiliyor.

Ancak ABD’li diplomatların görüştüğü askeri yetkililer ise şiddet olaylarına başvuranları “azınlık” olarak tanımlıyor.

Bu isimlerden birisi de Ege Ordu ve Sıkıyönetim Komutanı Orgeneral Süreyya Yüksel.

İzmir Konsolosluğu’ndan 2 Ekim 1980 tarihinde geçilen “Özel” ibareli diplomatik yazışmada, Yüksel’in şiddet olaylarının kontrol altına alınabileceğine dair değerlendirmelerine yer veriliyor:

“Teröristleri ufak bir azınlık olarak nitelendiren Yüksel, terörizmin tamamen kökü kazınamasa da kontrol altına alınabileceğini aktardı.

“Dev-Yol’un tehdit ettiği gibi terörün hükümete meydan okuyacak hale gelip gelmeyeceği yönündeki soruma ise 12 Eylül’ün hemen ardından gelen dönemde bir artış olma ihtimali bulunsa da bunun hiçbir zaman Türkiye için darbe öncesi dönem kadar büyük bir tehlike oluşturmayacağı yanıtını verdi.”

‘ Evren, Sakarya Muharebesi kadar insanın öldüğü bu sürece örtülü savaş diyor’

ABD’li diplomatların, darbeden sonra yaptıkları yazışmalarda ordunun yönetime el koyma nedenleri arasında şiddet olayları ve iç çatışmaların rolüne ilişkin değerlendirmeleri de yer alıyor.

Yine Daniel Newberry imzası taşıyan, 19 Eylül tarihli “Gizli” ibareli yazışmada, darbenin lideri olan dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren’in yaptığı açıklamalarda yaşanan çatışmaların orduyu harekete geçmek zorunda bıraktığını söylediğini belirtiyor:

“Evren, bu olayları ve radikal gruplar nedeniyle ülkede giderek artan kutuplaşmayı göz önünde tutarak, son iki yıl içerisinde 5 bin ölü ve 15 bin yaralıyla Türkiye’nin bağımsızlığında önemli rol oynayan 1921’deki Sakarya Meydan Muharebesi kadar can alan bu şiddet olaylarını ‘örtülü savaş’ olarak nitelendirdi.

“Evren, hükümetlerin etkisizliği ve mecliste yaşanan tıkanıklığın etkisiyle artan şiddet olaylarının orduya yönetime el koymak dışında başka bir seçenek bırakmadığını söyledi.”

Darbeden önceki günlerde dönemin gündemini meşgul eden konulardan biri de Dışişleri Bakanı Hayrettin Erkmen hakkında verilen gensoruydu. Aynı dönemde ayrıca Enerji Bakanı Esat Kıratlıoğlu ve Maliye Bakanı İsmet Sezgin hakkındaki gensorular da Meclis gündemine alınmayı bekliyordu.

Adalet Partisi’nin kurduğu azınlık hükümetindeki bakanlara yönelik muhalefet partilerinin verdiği gensorular, bu dönemde Meclis’teki tıkanıklığın ve hükümetin de etkili politikalar yürütememesinin bir sembolü olarak nitelendiriliyor.

‘Komuta kademesi teröre ve eylemleri yapanlara karşı harekete geçecek’

Newberry tarafından kaleme alınan yazışmada, Evren ve diğer ordu komutanlarının ülkedeki “anarşi ortamına yabancı ülkelerin etkisi” konusundaki kaygılarının giderek arttığı ifade ediliyor.

Aynı yazışmada, ordunun darbe planlarının eski Başbakan Nihat Erim ve bundan üç gün sonra da Türkiye’deki sendikal hareketin en önemli isimlerinden Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun (DİSK) kurucusu Kemal Türkler’in öldürülmelerinin ardından Temmuz ayı ortasında “ciddiye bindiğinin artık daha net bir şekilde” görüldüğü belirtiliyor.

Erim, 19 Temmuz 1980 tarihinde İstanbul’un Dragos semtinde Dev-Sol tarafından düzenlenen bir suikast sonucu yaşamını yitirirken, Türkler de 22 Temmuz 1980’de evinin önünde bir ülkücü tarafından vurularak öldürüldü. Bu iki cinayet, 12 Eylül darbesi öncesindeki en önemli kilometre taşları arasında gösteriliyor.

Newberry, aşırı solun eskiye kıyasla daha şiddetli bir şekilde harekete geçebileceğini belirterek, şunları yazıyor:

“Siyasal sistemde büyük bir reformun yanı sıra ordunun mevcut komuta kademesinin terörü ve bu eylemleri yapanları ortadan kaldırmak için ülke çapında harekete geçmesi gerekiyor. Bu işin, önümüzdeki aylarda direnişin ortaya çıkması ve şiddet olaylarının yeniden ortaya çıkmasını engellemeye yetecek kadar hızlı ve kapsamlı yapılabileceğine dair şu aşamada hiçbir gösterge yok.

“Aksine, 1971-73 yılları arasındaki radikal sola kıyasla daha büyük, daha gelişmiş, daha organize ve daha iyi silahlanmış aşırı sol, kurulan geçici hükümeti itibarsızlaştırmak, halkın desteğini azaltmak ve muhtemelen orduyu ‘demir yumrukla’ baskı kurmaya kışkırtmak için çok ciddi çaba gösterecektir.”

Yazışmayı kaleme alan Newberry, Türkiye’yi yakından tanıyan ABD’li diplomatlardan birisi. 1999 yılında yaşamını yitirmesinin ardından Washington Post gazetesi yayımladığı haberde Newberry’den “Türkiye konusunda otorite” olarak bahsediyor.

Newberry, 36 yıl süren diplomasi kariyerinde Türkiye’ye dört defa atandı ve Ankara, Adana ve İstanbul’da görev yaptı. 19 Eylül 1980 tarihli yazışmayı Ankara Büyükelçiliği’nde görevli olduğu sırada kaleme alan Newberry, bundan bir yıl sonra İstanbul Başkonsolosluğu’na atandı ve 1985 yılına kadar bu görevi sürdürdü.

12 Eylül 1980’de ne oldu?

TSK, cumhurbaşkanının parlamentoda uzlaşma sağlanamaması nedeniyle aylarca seçilememesi, yaşanan hükümet istikrarsızlığı, ağır ekonomik sorunlar ve yoğun iç çatışmaları gerekçe göstererek 12 Eylül 1980 Cuma günü sabah saat 03:00’te yönetime el koydu.

Ülkenin yönetimi darbeyle birlikte kurulan Milli Güvenlik Konseyi’ne (MGK) devredildi. MGK’nın yayımladığı ilk bildiride, darbenin ordunun “İç Hizmet Kanunu’nun verdiği Türkiye Cumhuriyeti’ni kollama ve koruma görevini” yerine getirmek adına “emir-komuta zinciri” içinde gerçekleştirildiği belirtildi.

MGK’nın başkanlığına Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren getirildi.

Konsey’de yer alan diğer isimler de Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Nurettin Ersin, Deniz Kuvvetleri Komitanı Oramiral Nejat Tümer, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Tahsin Şahinkaya ve Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Sedat Celasun oldu.

Konsey’in genel sekreterliği görevini de Orgeneral Haydar Saltık yürütüyordu.

Darbe olduğunda iktidarda Adalet Partisi (AP) Genel Başkanı Süleyman Demirel başbakanlığındaki azınlık hükümeti bulunuyordu. Bu azınlık hükümetine Necmettin Erbakan önderliğindeki Milliyetçi Selamet Partisi (MSP) ve Alparslan Türkeş’in lideri olduğu Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) dışarıdan destek veriyordu. Ana muhalefette ise genel başkanlığını Bülent Ecevit’in yaptığı Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) vardı.

Darbenin ardından birçok siyasi parti, sendika ve dernek kapatıldı, yeni bir anayasa hazırlandı, birçok isme siyaset yasağı getirildi ve parlamenter sistemde önemli değişiklikler yapıldı. Darbenin ardından yaklaşık üç yıl sonra, 6 Kasım 1983 genel seçimleriyle demokrasinin yeniden tesisi süreci de başladı.

Adalet Bakanlığı’nın açıkladığı resmi verilere göre, 12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından toplam 650 bin kişi gözaltına alındı ve 52 bini de tutuklandı. Fişlenen kişi sayısı da 1 milyon 680 bin, vatandaşlıktan çıkartılanların sayısı da 14 bin.

Sıkıyönetim mahkemelerinde 210 bin dava açıldı ve toplamda 230 bin kişi farklı suçlardan yargılandı. Bunların 7 bini hakkında idam cezası istendi.

Bu dönemde, 14 kişi cezaevlerindeki açlık grevleri nedeniyle, 171 kişi sorguda ve uğradığı işkence sonucu ve 49 kişi de idam edilerek yaşamını yitirdi.

Ancak sivil toplum kuruluşları, gerçekten çok daha fazla kişinin darbeden etkilenmiş olabileceğini söylüyor.

Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM

“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”

]]>
https://www.karadenizhabertv.com.tr/abd-belgelerinde-12-eylul-teror-tehdidi-turkler-icin-azaldi-ama-abd-icin-suruyor/feed/ 0
Cevdet Yılmaz: Orta Vadeli Program 5 Eylül’de açıklanacak https://www.karadenizhabertv.com.tr/cevdet-yilmaz-orta-vadeli-program-5-eylulde-aciklanacak/ https://www.karadenizhabertv.com.tr/cevdet-yilmaz-orta-vadeli-program-5-eylulde-aciklanacak/#respond Mon, 02 Sep 2024 20:10:21 +0000 https://www.karadenizhabertv.com.tr/cevdet-yilmaz-orta-vadeli-program-5-eylulde-aciklanacak/ Orta Vadeli Program (OVP) için kritik tarih belli oldu. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, programın 5 Eylül Perşembe günü açıklanacağını duyurdu. Katıldığı televizyon programında ekonomi gündemine ilişkin önemli açıklamalarda bulunan Yılmaz, “Çalışmalar tamamlandı. Orta Vadeli Programı 5 Eylül Perşembe günü açıklayacağız. Cari açığı düşürmekte kararlıyız. Cari acık güncellenecek, yüzde 2’nin altına düşecek. Cari açığı Türkiye için bir engel olmaktan çıkaracağız” ifadelerini kullandı.

ÖNÜMÜZDEKİ DÖNEMDEKİ BAŞLIKLAR NELER OLACAK?

Cevdet Yılmaz konuyla ilgili açıklamasında “Büyümemizi bir taraftan tüketimi daha ılımlı hale getirirken tüketim artmasın demiyoruz yanlış anlaşılmasın, tüketimde sosyal refahla ilgili elbette tüketimde artacak ama aşırı tüketim her şeyin aşırısı gibi aşırı tüketimde belli olumsuzluklar doğuruyor. Fiyat istikrarı açısından, cari denge açısından bir takım olumsuz sonuçları oluyor. Dolayısıyla biz tüketimi daha ılımlı tutarken yatırımın, üretimin, ihracatın büyümede payının arttığı bir strateji ile hareket ediyoruz” ifadelerini kullandı. Yılmaz açıklamasına şöyle devam etti: Sayın Cumhurbaşkanımız da hep altını çizer zaten yatırım, istihdam, üretim ve ihracat işte bu perspektifi güçlü bir şekilde koruyoruz. Büyüme kompozisyonunda büyümenin bileşenlerin de yatırımın, üretiminin, ihracatın payını arttırmaya hedefliyoruz.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz’ın açıklamasında öne çıkan başlıklar şöyle oldu:

“1 MİLYONUN ÜZERİNDE İSTİHDAM ARTIŞI BEKLİYORUZ”

İstihdam açısından rakamlara baktığınız zaman olumlu bir durumla karşı karşıya olduğumuzu söyleyebilirim. Az önce anlattığım bütün o bölgesel olumsuzluklara rağmen uyguladığımız fiyat istikrarına dönük sıkılaştırıcı politikalara rağmen istihdamımız artmaya devam ediyor. Bu yıl 1 milyonun üzerinde istihdam artışı bekliyoruz. Bu gerçekten çok çok kıymetli bir rakam. Çünkü istihdam ekonomik ve sosyal bütün bakış açılarının özetlendiği bir göstergedir. İstihdamınızı artıyorsa büyümenizden toplum daha fazla fayda sağlıyor demektir. Çünkü istihdam edilen her kişi hem kendisi için hem ailesi için yeni imkanlara erişiyor demektir. Geleceğe daha güvenli hazırlanıyor demektir. İlan edeceğimiz OVP’de de en önemli unsurlardan biri tabii istihdamımızı korumak ve geliştirmek olacaktır.”

“BU SÜREÇ ÇOK KIYMETLİ”

Türkiye son 20 yılda AK Parti ve Cumhur İttifakı döneminde orta-alt, orta gelir grubundan üst-orta gelir grubuna geçti. Yani milli gelirimizdeki artışa baktığınızda onu da ifade etmiş olayım son çeyrek verileri ile birlikte 1.1 trilyon doların üzerine çıkmış olduk. Güncel OVP’de göreceksiniz, kur istikrarının da TL’deki değer kazancının da etkisiyle dolar bazında milli gelirimiz ve kişi başına milli gelirimiz oldukça yüksek seviyelerde ortaya çıktı ve bunu da toplumla paylaşacağız. Perşembe günü tam rakamları bu anlamda toplumumuzda paylaşmış olacağız. Bu süreç gerçekten çok çok kıymetli. Şu anda önümüzde kritik bir eşik var. Üst-orta gelir grubundan yüksek gelir grubuna geçiş. İşte biz bu yaptığımız çalışmalarla bunun zeminini güçlendirmiş oluyoruz.

“NİHAİ AMACIMIZ İNSANIMIZIN REFAHINI ARTTIRMAK”

Risklerimizi azaltıyoruz temellerimizi kuvvetlendiriyoruz. Hem halkımızın refahını arttırma hem de ülkemizin gücünü arttırma anlamında Türkiye’yi geleceğe çok daha emin bir şekilde hazırlıyoruz. Orta Vadeli Programın esas faydası burada. Belki bu süreçte bir takım sıkıntılarda yaşıyor olabiliriz. Elbette bir takım zor meselelerle de uğraşmak durumundayız. Ama inanın bu yaptıklarımız toplumumuza milletimize ülkemize gelecekte çok daha güzel yarınlar hazırlamaya yönelik çalışmalar. Enflasyonun düştüğü istikrarın oluştuğu bir ortamda büyüme de daha istikrarlı bir şekilde istikrarlı bir ortamda sürdürülebilir bir şekilde cereyan edecek. Böylece de halkın refahını arttırmak için daha geniş imkanlara kavuşmuş olacağız. Nihai amacımız da insanımızın refahını arttırmak. Ama kalıcı bir şekilde arttırmak geçici şeylerle değil. Bugün yapıp yarın işte enflasyonun etkisiyle eriyen bir refah artışı değil. Daha kalıcı istikrarlı bir sosyal refah artışı için gayret ediyoruz.Çünkü başından beri bizim anlayışımız insan odaklı bir kalkınma anlayışıdır. Temel amacımız ekonomi dediğiniz sadece rakamlar sadece teknik analizler değil. Bütün bunların sonucunda insanın refahını geleceğini daha iyi koşullarda sürdürmek esas amacımız. Dolayısıyla bu Orta Vadeli Programında bu temel amaçlarımıza hizmet ettiğini rahatlıkla söyleyebilirim.

Haber Kaynak : HABERLER.COM

“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”

]]>
https://www.karadenizhabertv.com.tr/cevdet-yilmaz-orta-vadeli-program-5-eylulde-aciklanacak/feed/ 0
İsrail’de Genel Grev Kararı Alındı https://www.karadenizhabertv.com.tr/israilde-genel-grev-karari-alindi/ https://www.karadenizhabertv.com.tr/israilde-genel-grev-karari-alindi/#respond Mon, 02 Sep 2024 09:15:34 +0000 https://www.karadenizhabertv.com.tr/israilde-genel-grev-karari-alindi/

İSRAİL Genel İşçi Örgütü (Histadrut) Başkanı Arnon Bar-David, dün yaptığı açıklamada Tel Aviv’de 2 Eylül’de genel greve gitme kararı aldıklarını duyurdu. Bar-David, “Sadece bir grev işleri sarsabilir ve bu yüzden yarın sabah saat 06.00’dan itibaren tüm İsrail ekonomisinin greve gitmesine karar verdim” dedi.

Histadrut Başkanı Bar-David, bugün tüm İsrail’in rehinelerin serbest kalması ve ateşkes anlaşması için greve gideceğini belirterek, “Yarın (2 Eylül) tüm ulus duracak ve rehineleri geri getirmek için ortak bir çığlıkta birleşecek. Grevi siyasi renklerle boyamaya çalışanlar yarın kim için her şeyi durdurduğumuzu hatırlamalıdır. Oğullarımızı ve kızlarımızı eve getirecek bir anlaşma için ödememiz gereken her türlü acı bedel, terk edilmeyi sürdürmenin maliyetinden çok daha düşüktür. Kamuoyunu kayıtsız kalmamaya ve yarın sokaklara çıkmaya çağırıyorum. Grev günü evde oturmak için değil, protesto etmek ve halkımızın çığlığını haykırmak için dışarı çıkmak içindir. Kışkırtmaya ve bölünmeye el uzatmayın, hayat kurtarmaya el uzatın” dedi.

‘DEVLET, HALKINI TERK EDİYOR’

Bar-David, İsrail’in halkını ‘terk ettiğini’ vurgulayarak, “Sevgili ülkemizin halkını terk eden bir ülke haline gelmesine kayıtsız kalmayı reddediyorum. Ülkedeki durum kötüden daha kötüye gidiyor. Terk etmek anahtar kelime ve bunun zararlarını her alanda görüyoruz. Rehinelerin terk edilmesi, evlerinden koparılan İsraillilerin terk edilmesi, güvenliğin terk edilmesi, eğitimin terk edilmesi ve ekonominin terk edilmesi” dedi.

‘SADECE GREV BİR ŞEYLERİ SARSABİLİR’

Histadrut Başkanı Bar-David, grevin bir şeyleri ‘sarsabileceğini’ ifade ederek, “Şimdiye kadar çok fazla sorumluluk üstlendim ve bu hiç de kolay olmadı. Ancak boş duramayacağımızı hissediyorum. Gazze’deki tünellerde öldürülen çocuklarımızın çığlıklarını görmezden gelemeyiz; bu akıl almaz bir şey. Aşağı doğru bir sarmal içindeyiz ve ceset torbaları almaya devam ediyoruz. Sadece bir grev bir şeyleri sarsabilir ve bu yüzden yarın sabah saat 06.00’dan itibaren tüm İsrail ekonomisinin greve gitmesine karar verdim” diye konuştu.

Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM

“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”

]]>
https://www.karadenizhabertv.com.tr/israilde-genel-grev-karari-alindi/feed/ 0
Kuralar çekildi! İşte Şampiyonlar Ligi’ndeki tüm eşleşmeler https://www.karadenizhabertv.com.tr/kuralar-cekildi-iste-sampiyonlar-ligindeki-tum-eslesmeler/ https://www.karadenizhabertv.com.tr/kuralar-cekildi-iste-sampiyonlar-ligindeki-tum-eslesmeler/#respond Thu, 29 Aug 2024 22:17:24 +0000 https://www.karadenizhabertv.com.tr/kuralar-cekildi-iste-sampiyonlar-ligindeki-tum-eslesmeler/ Uefa Şampiyonlar Ligi‘nde 2024-2025 sezonunun kura çekimi Monte Carlo’daki Grimaldi Forum’da gerçekleştirildi. Lig formatı şeklinde düzenlenecek organizasyonda bu sezondan itibaren 36 takım mücadele edecek. UEFA Şampiyonlar Ligi’nde yeni sezonunda oluşan lig aşamasında takımların oynayacakları rakipler şu şekilde;

1. TORBADAKİ TAKIMLARIN RAKİPLERİ

Manchester City’nin rakipleri: Inter, Paris Saint-Germain, Club Brugge, Juventus, Feyenoord, Sporting, Sparta Prag, Slovan Bratislava

Inter’in rakipleri: Manchester City, Leipzig, Arsenal, Bayer Leverkusen, Kızılyıldız, Young Boys, Monaco, Sparta Prag

Bayern Münih’in rakipleri: Paris Saint-Germain, Barcelona, Benfica, Shakhtar Donetsk, Dinamo Zagreb, Feyenoord, Slovan Bratislava, Aston Villa

Leipzig’in rakipleri: Inter, Liverpool, Juventus, Atletico Madrid, Sporting, Celtic, Aston Villa, Sturm Graz

Borussia Dortmund’un rakipleri: Barcelona, Real Madrid, Shakhtar Donetsk, Club Brugge, Celtic, Dinamo Zagreb, Sturm Graz, Bologna

Real Madrid’in rakipleri: Borussia Dortmund, Liverpool, Milan, Atalanta, Salzburg, Lille, Stuttgart, Brest.

Barcelona’nın rakipleri: Bayern Münih, Borussia Dortmund, Atalanta, Benfica, Young Boys, Kızılyıldız, Brest, Monaco.

Liverpool’un rakipleri: Real Madrid, Leipzig, Bayer Leverkusen, Milan, Lille, PSV Eindhoven, Bologna, Girona

Paris Saint-Germain’in rakipleri: Manchester City, Bayern Münih, Atletico Madrid, Arsenal, PSV Eindhoven, Salzburg, Girona, Stuttgart

Kuralar çekildi! İşte şampiyonlar Ligi'ndeki tüm eşleşmeler

2. TORBADAKİ TAKIMLARIN RAKİPLERİ

Atletico Madrid’in rakipleri: Leipzig, Paris Saint-Germain, Leverkusen, Benfica, Lille, Salzburg, Slovan Bratislava, Sparta Prag

Atalanta’nın rakipleri: Real Madrid, Barcelona, Arsenal, Shakhtar Donetsk, Arsenal, Celtic, Young Boys, Sturm Graz, Stuttgart

Club Brugge’nin rakipleri: Dortmund, Manchester City, Juventus, Milan, Sporting, Celtic, Aston Villa, Sturm Graz.

Bayer Leverkusen’in rakipleri: Inter, Liverpool, Milan, Atletico Madrid, Salzburg, Feyenoord, Sparta Prag, Brest

Arsenal’in rakipleri: Paris Saint-Germain, Inter, Atalanta, Shakhtar Donetsk, Dinamo Zagreb, Sporting, Monaco, Girona.

Benfica’nın rakipleri: Barcelona, Bayern Münih, Atletico Madrid, Juventus, Feyenoord, Kızılyıldız, Bologna, Monaco.

Milan’ın rakipleri: Liverpool, Real Madrid, Club Brugge, Leverkusen, Kızılyıldız, Dinamo Zagreb, Girona, Slovan Bratislava

Juventus’un rakipleri: Manchester City, Leipzig, Benfica, Club Brugge, PSV Eindhoven, Lille, Stuttgart, Aston Villa

Shakhtar Donetsk’in rakipleri: Bayern Münih, Dortmund, Atalanta, Arsenal, Arsenal, Young Boys, PSV Eindhoven, Brest, Bologna

Kuralar çekildi! İşte şampiyonlar Ligi'ndeki tüm eşleşmeler

3. TORBADAKİ TAKIMLARIN RAKİPLERİ

Young Boys’un rakipleri: Inter, Barcelona, Atalanta, Shakhtar Donetsk, Kızılyıldız, Celtic, Aston Villa, Stuttgart

Lille’in rakipleri: Real Madrid, Liverpool, Juventus, Atletico Madrid, Feyenoord, Sporting, Sturm Graz, Bologna.

PSV Eindhoven’in rakipleri: Liverpool, Paris, Shakhtar, Juventus, Sporting, Kızılyıldız, Girona, Brest

Feyenoord’un rakipleri: Bayern Münih, Man City, Leverkusen, Benfica, Salzburg, Lille, Sparta Prag, Girona

Dinamo Zagreb’in rakipleri: Dortmund, Bayern Münih, Milan, Arsenal, Celtic, Salzburg, Monaco, Slovan Bratislava

Kızılyıldız’ın rakipleri: Barcelona, Inter, Benfica, Milan, PSV, Young Boys, Stuttgart, Monaco.

Salzburg’un rakipleri: PSG, Real Madrid, Atletico Madrid, Leverkusen, Dinamo Zagreb, Feyenoord, Brest, Sparta Prag.

Celtic’in rakipleri: Leipzig, Dortmund, Club Brugge, Atalanta, Young Boys, Dinamo Zagreb, Bratislava, Aston Villa

Sporting’in rakipleri: Manchester City, Leipzig, Arsenal, Club Brugge, Lille, PSV, Bologna, Sturm Graz

Kuralar çekildi! İşte şampiyonlar Ligi'ndeki tüm eşleşmeler

4. TORBAKİ TAKIMLARIN RAKİPLERİ

Stuttgart’ın rakipleri: PSG, Real Madrid, Atalanta, Juventus, Young Boys, Kızılyıldız, Sparta Prag, Slovan Bratislava

Girona’nın rakipleri: Liverpool, PSG, Arsenal, Milan, Feyenoord, PSV, Slovan Bratislava, Sturm Graz.

Bologna’nın rakipleri: Dortmund, Liverpool, Shakhtar, Benfica, Lille, Sporting, Monaco, Aston Villa

Brest’in rakipleri: Real Madrid, Barcelona, Leverkusen, Shakhtar, PSV, Salzburg, Sturm Graz, Sparta Prag

Aston Villa’nın rakipleri: Bayern Münih, Leipzig, Juventus, Club Brugge, Celtic, Young Boys, Bologna, Monaco

Sparta Prag’ın rakipleri: Inter, Man City, Atletico Madrid, Leverkusen, Salzburg, Feyenoord, Brest, Stuttgart

Slovan Bratislava’nın rakipleri: Manchester City, Bayern Münih, Milan, Atletico Madrid, Dinamo Zagreb, Celtic, Stuttgart, Girona

Monaco’nun rakipleri: Barcelona, Inter, Benfica, Arsenal, Kızılyıldız, Dinamo Zagreb, Aston Villa, Bologna

Sturm Graz’ın rakipleri: Leipzig, Dortmund, Club Brugge, Atalanta, Sporting, Lille, Girona, Brest

Kuralar çekildi! İşte şampiyonlar Ligi'ndeki tüm eşleşmeler

YENİ SEZONDA FORMAT

Bu sezon ilk kez lig formatı şeklinde düzenlenecek organizasyonda birinci maçlar, 17-19 Eylül tarihlerinde oynanacak. Lig etabı 29 Ocak 2025’te sona erecek.

Lig etabını ilk 8 sırada tamamlayan takımlar, doğrudan son 16 turuna adını yazdıracak. Ligi 9 ile 24’üncü sırada bitiren ekipler ise play-off’ta yer alacak. Play-off’ta ise 9 ile 16’ncı sırada yer alan takımlar ile 17 ve 24’üncü sırada bulunan takımlar karşılaşacak. Rakiplerine üstünlük sağlayan 8 takım daha son 16 turunda mücadele etmeye hak kazanacak. İlk 24’ün dışında kalan takımlar ise organizasyona veda edecek

Haber Kaynak : HABERLER.COM

“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”

]]>
https://www.karadenizhabertv.com.tr/kuralar-cekildi-iste-sampiyonlar-ligindeki-tum-eslesmeler/feed/ 0
Nazilli Belediyesi, Kurtuluş Yıldönümünü Haluk Levent Konseriyle Kutluyor https://www.karadenizhabertv.com.tr/nazilli-belediyesi-kurtulus-yildonumunu-haluk-levent-konseriyle-kutluyor/ https://www.karadenizhabertv.com.tr/nazilli-belediyesi-kurtulus-yildonumunu-haluk-levent-konseriyle-kutluyor/#respond Wed, 28 Aug 2024 06:55:23 +0000 https://www.karadenizhabertv.com.tr/nazilli-belediyesi-kurtulus-yildonumunu-haluk-levent-konseriyle-kutluyor/ Nazilli Belediyesi, 5 Eylül’de şehrin kurtuluşunun 102. yıldönümünü büyük bir etkinlikle kutlayacak. Bu özel günde ünlü sanatçı Haluk Levent, Belediye Medyanı’nda ücretsiz konser verecek.

5 Eylül Nazilli’nin kurtuluşunun 102. yıldönümü ilçe genelinde çeşitli etkinliklerle kutlanacak. Haluk Levent’in sahne alacağı kurtuluş etkinliklerinde, sanatçının sevilen şarkıları ve sürpriz performanslarıyla sanatseverlere keyifli bir müzik deneyimi sunulacak. Nazilli Belediyesi’nin ev sahipliğinde düzenlenen etkinlik, hem şehir halkını hem de çevre bölgelerden müzikseverleri bir araya getirecek. Nazilli’nin tarihi ve kültürel mirasını kutlamanın yanı sıra vatandaşların kurtuluş coşkusunu doyasıya yaşaması için düzenlenen programın detayları Nazilli Belediyesi’nin sosyal medya hesaplarından paylaşılacak.

Tüm Nazilli halkını kurtuluş etkinliklerine davet eden Belediye Başkanı Dr. Ertuğrul Tetik, “Nazillimizin kurtuluş yıldönümünü büyük bir coşkuyla kutlamak ve Haluk Levent’i şehrimizde ağırlayacak olmaktan mutluluk duyuyoruz. Güzel şehrimiz Nazillimizin tarihini ve kültürel değerlerini yüceltmek için çok kıymetli bir tarih. Nazillili hemşehrilerimiz başta olmak üzere bu coşkuyu bizimle paylaşmak isteyen herkesi 5 Eylül’de Belediye Meydanı’nda davet ediyorum” dedi. – AYDIN

Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM

“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”

]]>
https://www.karadenizhabertv.com.tr/nazilli-belediyesi-kurtulus-yildonumunu-haluk-levent-konseriyle-kutluyor/feed/ 0
Muğla Büyükşehir Belediyesi Konservatuvarı’na Başvurular Başladı https://www.karadenizhabertv.com.tr/mugla-buyuksehir-belediyesi-konservatuvarina-basvurular-basladi/ https://www.karadenizhabertv.com.tr/mugla-buyuksehir-belediyesi-konservatuvarina-basvurular-basladi/#respond Fri, 23 Aug 2024 05:45:23 +0000 https://www.karadenizhabertv.com.tr/mugla-buyuksehir-belediyesi-konservatuvarina-basvurular-basladi/ (MUĞLA) – Muğla Büyükşehir Belediyesi Konservatuvarı sınavları için başvurular dün itibarıyla başladı.

Sanat eğitimi almak isteyenler için önemli bir fırsat sunan Muğla Büyükşehir Belediyesi Konservatuvarı’na başvurular, 13 Eylül 2024 tarihine kadar devam edecek. Konservatuvarda bale, Türk sanat müziği, halk dansları, modern dans, Türk halk müziği çocuk korosu ve tiyatro gibi çeşitli dallarda eğitim veriliyor.

2015’ten bu yana konservatuvar 285 mezun verdi

2023-2024 eğitim ve öğretim yılında 90 öğrenciyi mezun eden Muğla Büyükşehir Belediyesi Konservatuvarı kurulduğu 2015 yılından bu yana toplamda 285 mezun verdi. Konservatuvarda hali hazırda Türk halk müziği bölümünde 44, Türk sanat müziği bölümünde 66, Türk halk dansları bölümünde 96, Tiyatro bölümünde 85, Bale bölümünde 57, Çocuk Korosu bölümünde 35, Modern Dans Topluluğu bölümünde ise 21 olmak üzere toplam 404 öğrenci eğitim görüyor.

Sanata ve kültüre değer veren öğrenciler yetiştirilmesi amacıyla faaliyet gösteren konservatuvar, başvuruların ardından yetenek sınavları ile öğrenci alımını gerçekleştirecek. Eğitim almak isteyen adaylar, başvurularını ‘konservatuvar.mugla.bel.tr/WebBasvuruForm’ adresinden yapabilecek.

Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM

“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”

]]>
https://www.karadenizhabertv.com.tr/mugla-buyuksehir-belediyesi-konservatuvarina-basvurular-basladi/feed/ 0
Sisi 4 Eylül’de Türkiye’ye geliyor! Dosyasında tek bir konu başlığı var https://www.karadenizhabertv.com.tr/sisi-4-eylulde-turkiyeye-geliyor-dosyasinda-tek-bir-konu-basligi-var/ https://www.karadenizhabertv.com.tr/sisi-4-eylulde-turkiyeye-geliyor-dosyasinda-tek-bir-konu-basligi-var/#respond Thu, 22 Aug 2024 11:29:40 +0000 https://www.karadenizhabertv.com.tr/sisi-4-eylulde-turkiyeye-geliyor-dosyasinda-tek-bir-konu-basligi-var/ Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, 4 Eylül’de ilk kez Türkiye’ye ziyarette bulunacak. Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuğunu Beştepe’de resmi törenle karşılayacak. İki lider, daha sonra Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi toplantısına başkanlık edecek.

GÜNDEM GAZZE OLACAK

Yapılacak görüşmelerde İsrail’in saldırılarının durdurulması, bölgede ateşkesin sağlanması ve Netanyahu hükümetinin yargılanması konusunda atılabilecek ortak adımlar görüşülecek. Filistin başta olmak üzere Libya, sudan, Somali gibi bölgesel meselelerde; kalıcı istikrar, barış ve huzurun tesisi iki yapılabilecekler ele alınacak. İki ülke arasında 10 milyar dolara ulaşan ticaret hacminde yeni hedef 15 milyar dolar. Bu hedefe ulaşmak için atılacak adımlar görüşülecek. Sisi’nin beraberinde iş dünyasından isimlerle Türkiye’ye gelmesi bekleniyor.

SAĞLIK, TURİZM VE SAVUNMA SANAYİ

LNG, yenilenebilir, madencilik başta olmak üzere enerjinin yanı sıra; sağlık, turizm ve savunma sanayiinde iş birliği gündemde olacak. Kahire’deki Yunus Emre Enstitüsü’nde 20 bin öğrencisi var. Her iki ülke de üniversiteler arası işbirliği, medya ve iletişim alanında çalışmaları artırıcı yöndeki çabalar ele alınacak.

Haber Kaynak : HABERLER.COM

“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”

]]>
https://www.karadenizhabertv.com.tr/sisi-4-eylulde-turkiyeye-geliyor-dosyasinda-tek-bir-konu-basligi-var/feed/ 0
Charge Sendromuyla Mücadele Eden Aile: İnsanların İçinde Umut Olsun İstiyoruz https://www.karadenizhabertv.com.tr/charge-sendromuyla-mucadele-eden-aile-insanlarin-icinde-umut-olsun-istiyoruz/ https://www.karadenizhabertv.com.tr/charge-sendromuyla-mucadele-eden-aile-insanlarin-icinde-umut-olsun-istiyoruz/#respond Wed, 26 Jun 2024 21:30:36 +0000 http://www.karadenizhabertv.com.tr/?p=8562 Öznur ve Orhan Karaarslan çiftinin, doğduğunda sürekli ağlayan, beslenemeyen, işitme gibi birçok sorun yaşayan, yapılan testlerin ardından 1 yaşındayken dünyada nadir görülen hastalıklardan Charge Sendromu tanısı konulan kızları Eylül, devam eden birçok tedavisinin ardından artık yaşıtları gibi hayatını sürdürebiliyor.

Kızlarıyla birlikte Charge Sendromu ile verdikleri mücadeleyi “Dünya Nadir Hastalıklar Günü”nde AA muhabirine anlatan Öznur Karaarslan, hastalığın, gelişme geriliği, kalp problemleri, göz ve kulak anomalileri gibi birden fazla sistemi ilgilendiren, nadir görülen, doğumsal bir bozukluk olduğunu aktardı.

Öznur Karaarslan, ilk doğduğunda hiçbir sorun hissetmedikleri kızının daha sonra sürekli ağladığını ve mama yemediğini belirterek, “Doktora gittik, birkaç kez hastaneye yatırıldı ama sorun çözülemedi ve bir teşhis konamadı. Tesadüfen çekilen bir akciğer filminde midesinin yerinde olmadığı teşhis edildi. 7 aylıkken ameliyata girdi. Sonra doktorumuz Yasemin Alanay ile tanıştık, bazı genetik testler istedi. Bu şekilde tanı konulmuş oldu ve tedavi süreci başladı. 4 yıldır tedavisi devam ediyor.” ifadelerini kullandı.

“İnsanların içinde umut olsun istiyoruz”

Charge Sendromuna en basit haliyle çoklu organ bozukluğu denebileceğini dile getiren Karaarslan, kızının şu an en büyük sorunlarından birinin işitme olduğunu söyledi.

Karaarslan, bunun da konuşmasını zorlaştırdığını dile getirerek, şöyle devam etti:

“İlk teşhis konulduğunda çok şaşırdık ve üzüldük. Bu hastalığın adını bile duymamıştık. Ancak en azından bir teşhis konulduğu için biraz da olsa rahatladık. Kızım için bu hastalıkla sonuna kadar mücadele edeceğim. Bizim gibi bir anne ve babası olduğu için çok şanslı olduğunu düşünüyorum. Zira mücadeleyi hiç bırakmadık ve bırakmayacağız.”

Yeni kurulan “İstanbul Tanısız ve Nadir Hastalıklara Çözüm Platformu-İSTisNA” platformunda Charge Sendorumuyla ilgili bölümün sorumluları olduklarını anlatan Karaarslan, “Hastalıkla yeni tanışan ailelere korku ve üzüntü yaşamaması için yardımcı olmaya çalışıyoruz. İnsanların içinde umut olsun istiyoruz. Biz çocuğumuzu yaşatamayacağımızı düşündük ama artık öyle olmadığını anladık.” diye konuştu.

Anne Karaarslan, bu hastalıkta tedavinin ömür boyu süreceğini belirterek, “Kızımın sol kulağında hiç sinir yok, bu işitme kaybı ömür boyu devam edecek. Sürekli olarak sağ kulağını sağlıklı tutmaya ve konuşma sorununu bu şekilde çözmeye çalışacağız. Görme sorunuyla ilgili de tedavi oluyor. Bir de büyüme geriliği var. Bu hastalıkta en öne çıkan sorun kalp ama çok şükür bizde yok.” şeklinde konuştu.

“Birçok doktora gittik sonuç alamadık”

Baba Orhan Karaarslan da kızı Eylül’ü ilk kucağına aldığında hiçbir farklılık hissetmediğine vurgu yaparak, “Doğumunun 2. günü rutin işitme testini geçemediğinde içime bir korku düştü. Sonra 1-2 defa daha işitme testi yapıldı ama Eylül hiçbirinden geçemedi. Hastaneden çıkıp eve geldiğimizde Eylül’de bitmek bilmeyen bir ağlama başladı. Bir türlü bir şey yediremiyorduk. ’24 saat ağlayan bir çocuk düşünün ve nedenini bulamıyoruz. Birçok doktora gittik sonuç alamadık.” ifadelerine yer verdi.

Gastroenteroloji doktorunun genetik hastalıktan şüphelenmesi üzerine kızına test yapıldığını anlatan Karaarslan, testlerde ilk seferinde net bir şey çıkmadığını, çocuk 1 yaşına geldiğinde Charge Sendromu tanısı konulduğunu aktardı.

Nadir hastalıkların teşhisinin ve bu alanda uzmanlaşmış doktor bulmanın çok zor olduğunu ifade eden Karaarslan, Charge Sendromunu birçok doktorun bilmediğini, bunun için de doğru tedavi uygulayamadığını söyledi.

“Platform sayesinde birçok aileye ulaşmak, yol göstermek istiyoruz”

Karaarslan, tanıdan sonra doktorlarıyla tedavi sürecini planladıklarını belirterek, şöyle konuştu:

“Her 3 ayda 1 göz, kulak-burun-boğaz ve endokrinoloji doktoru Eylül’ü muayene ediyor. Bu şekilde bütün süreçleri takip altına aldık. Genetik hastalıkların bir çoğunun ya tedavisi olmuyor ya çok zor oluyor ya da kötü sonla bitiyor. Eylül’ün durumunun en iyi tarafı doktorumuzun, ‘Korkmayın bundan daha kötüsü olmayacak, biz bundan sonraki süreci iyi yöneterek başaracağız.’ demesi. Bizim süreci iyi yönettiğimizi düşünüyorum. Eğer böyle olmasaydı belki Eylül daha kötüye giderdi. Fizik tedavi, konuşma terapileri, işitme tedavileri sayesinde kızımız bu gün yaşıtları gibi kreşe gidebiliyor.”

Baba Karaarslan artık süreci kabullendiklerini anlatarak, “Bizim gibi hastalığa yabancı olup da ne yapacağını bilememek, ortada kalmak çok zordu. Allah kimseye bu durumu yaşatmasın. Bu durumdaki ailelerin bize ulaşmasını ve bizim yaşadıklarımızı yaşamamalarını istiyorum. Bu nedenle yeni bir platform oluşturduk. Bize ulaşıp her türlü desteği alabilirler. Tedaviyi yürüttüğümüz hastanemizin de desteğiyle kurduğumuz platform sayesinde birçok aileye ulaşmak, umut olmak, yol göstermek istiyoruz.” ifadelerini kullandı.

“Şu an genetik araştırmaların esas yönlendiricisi artık aileler”

Yaklaşık 3 yıldır Eylül’ün tedavisini yürüten Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Genetik Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Yasemin Alanay da Charge Sendromunun nadir hastalık olarak değerlendirilen 7 bin hastalıktan biri olduğunu belirtti.

Anne ve babanın yumurtasının birleştiği anda tamamen tesadüfen oluşan hastalığın, genetik olmadığını dile getiren Alanay, “Doğumda çocuklarda aksaklılar oluşuyor ve ömür boyu devam ediyor.” dedi.

Prof. Dr. Alanay, nadir hastalıklarda en büyük sorunun tanı konulamaması olduğunu vurgulayarak, tanı konan ailelerin en azından tedavi sürecine başlayabildiklerini söyledi.

Dünya çapında nadir hastalıklarla mücadele eden ailelerin çok iyi organize olduklarını ve birbirlerini desteklediklerini aktaran Alanay, şunları kaydetti:

“Bu aileler sosyal medyayı çok iyi kullanıyor. Her ailenin, hatta her genin bir sosyal medya hesabı var. Şu an genetik araştırmaların esas yönlendiricisi artık aileler. Herkes kısmen kendi çocuğunun doktoru gibi. Bunlar diğer aileleri de yönlendirip bilgilendiriyor. O yüzden ailelerin bir araya gelmesini çok önemsiyorum. Bu da çok büyük farkındalık yaratıyor. Biz de üniversite olarak ailelerin bir platform altında bir araya gelmesini destekliyoruz.”

]]>
https://www.karadenizhabertv.com.tr/charge-sendromuyla-mucadele-eden-aile-insanlarin-icinde-umut-olsun-istiyoruz/feed/ 0