Yapay zeka ile ünlü isimlerin sesleri ve görüntüleri taklit ediliyor, yanıltıcı videolar hazırlanıyor. Yapay zeka ile hazırlanan videolu reklamı tıklayan Birgül Güden, 650 bin lira dolandırıldı.
Yapay zeka ile oluşturulan sahte video linkine tıklayan Birgül Güden, “Basmamla aramaları bir oldu. Hesaplarıma girdiler yönlendirerek yani Skype üzerinden. Hesaplarıma girerek para, kredi çekmişler ve benim bunlardan haberim yok. Ta ki çocuğumun üniversiteye gitmesinden bir gün önce. Yani bankaya gittim, bu kadar para var hesabınızda, çekilmiş dedi borcunuz. Hiçbir işlem yapamazsınız dedi ve o günden beri dünyam karardı” diye konuştu.
Bankalardan kendi adına çekilen kredileri ödeme imkanı olmadığını ifade eden Güden, “O günden sonra aradılar beni. Hiçbir para ödemeyeceksiniz. Sadece yatırım amaçlı şu kadar para kazanacaksınız. Hiç öyle bir şey olmadı. Mahvettiler beni. Ben asgari ücretle çalışan iki çocuk annesiyim. Çocuğum üniversiteyi bıraktı geldi bu konuda. Çocuğum da üniversite okuyor. Hiçbir şekilde, yani asgari ücretle çalışıp da bu parayı ödeyecek bir durumda değilim” dedi.
Vatandaşları da uyaran Birgül Güden, “Demek ki ben böyle bir şey yapmam, benim başıma gelirse böyle yapmam, etmem demesinler. Çünkü onlardan biri de bendim. Gördüğüm zaman, duyduğum zaman bu insanlar nasıl aldanıyor? Hiç mi düşünmüyorlar? Ama demek ki oluyormuş. Nasıl oldu, nasıl bitti bilmiyorum. Hipnoz mu ediyorlar? Değişik bir konuşma şekilleri. Siz bile inanırsınız yani” diye konuştu.
Yaşadıkları sonrasında şikayetçi olduğuna değinen Günden, “Önce karakola gittim. Allah razı olsun onlardan. Beni yönlendirdiler, bana söylediler, savcılığa gittim. Şu an zaten savcılıkta. Ama daha büyük yerlerden daha büyük yardım istiyorum. Çünkü halen daha Instagram’da olsun yani medyada dönüyor” dedi. – BALIKESİR
DolandırıcılıkYapay ZekaEdremitÇocuk
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Kahreden olay dün akşam saatlerinde gerçekleşti. Şanlıurfa’da, kuduz hastalığı nedeni ile tedavi altında bulunan 9 yaşındaki yabancı uyruklu Muhammed Muaz, aniden fenalaştı.

Bunun üzerine hasta Elazığ Fethi Sekin Şehir Hastanesine sevk edildi.

Muaz burada yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak hayatını kaybetti.

Talihsiz çocuğun cenazesi ailesi tarafından alınarak defnedilmek üzere Şanlıurfa’ya götürüldü.

Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>TDED Genel Başkanı Ekrem Erdem, Eyüpsultan’daki TDED Genel Merkezindeki açılış töreninde yaptığı konuşmada, derneğin “Dilimiz kimliğimizdir” şiarıyla yayın ve faaliyetlerini sürdürdüğünü söyledi.
Toplumda bir dil şuurunun oluşması ve geliştirilmesi meselesinin çocuklar için gerekli olduğunu vurgulayan Erdem, “Bu ihtiyaçtan yola çıkarak 2022’de Kardelen Çocuk dergisini yayımlamaya başladık. Çocuk Edebiyatı Yazarlık Mektebi, Türkçe hassasiyetini gözeten, çocuklar için temiz içerik üretebilen yazarlar yetiştirmeyi amaçlıyor.” dedi.
Çocuk Edebiyatı Yazarlık Mektebi’nin ilk kez hayata geçirildiğine işaret eden Erdem, “Çocuk edebiyatı alanındaki gelişmeler son yıllarda hareketlilik kazandı. Bu alanda kendi kültürüne, tarihine ve değerlerine vakıf yazarların yetişmesi, çeviri eserlerle yerli eserlerin dengelenmesi gerekiyor. İstiyoruz ki çocukların zihinsel ve duygusal gelişimi için faydalı, sanat şuuru kazandıran, kendi değerleriyle barışık eserlerin sayısı artsın.” ifadesini kullandı.
Erdem, çocukların dijital dünyayla içli dışlı olduğunu bilerek dil yozlaşmasının da önüne geçilmesi gerektiğinin altını çizerek, “Bu da çocuklarımızın Türkçe kelime dağarcığını zenginleştirmek, dil şuuru aşılamakla mümkün. Çocukluk döneminde okunan eserlerin kalitesi hayal gücünün ve düşünce dünyasının gelişiminde çok önemli. Çocuk Edebiyatı Yazarlık Mektebi’nin de öncelikli hedefi bu niteliklere sahip, kaliteli eser üretebilecek yazarları sahaya kazandırmaktır.” değerlendirmesini yaptı.
Amaç çocuk edebiyatına nitelik kazandırmak
Kardelen Çocuk Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Elif Tokkal, çocuk edebiyatının her alanında ürün vermek isteyen yazar, çizer, eğitimci ve ebeveynlere yönelik iki aylık bir ders programı oluşturduklarını kaydetti.
Çocuk Edebiyatı Yazarlık Mektebi ile kendini çocuk edebiyatı alanında geliştirmek isteyen katılımcılara nitelikli bir çocuk edebiyatı eğitimi vermeyi hedeflediklerinin altını çizen Tokkal, şunları kaydetti:
“Yazar adaylarına editörlükte dikkat edilmesi gereken dil, üslup gibi temel hassasiyetler anlatılacak. Resimli çocuk kitaplarının yazımı ve editöryal süreciyle ilgili temel bilgiler verilecek, özellikle öğretmenlere ve ebeveynlere çocuklara yazı yazdırma teknikleriyle ilgili dersler anlatılacak, çocuk edebiyatının Türk ve Batı Edebiyatındaki dünü, bugünü konuşulacak, çocuk edebiyatı metinleri değer, kültür, medeniyet ve kutsalın anlatımı açısından incelenecek. Nitelikli çocuk kitabını nasıl seçeceğimiz, bir kitabı nasıl yazacağımızla ilgili kazanımları eğitim sonunda elde edeceğiz. Eğitim yazarlara, çizerlere, öğretmenlere ve ebeveynlere de bu yönleriyle hitap ediyor. Üniversitelerde bir çocuk edebiyatı kürsüsünün olmadığını biliyoruz. Özellikle alanla ilgili kendini yetiştirmek isteyen üniversite öğrencilerine öncelik vermek istedik.”
Tokkal, alandaki boşluğu doldurmak için çocuk edebiyatıyla ilgili temel bir eğitim planladıklarına dikkati çekerek, “Çocuk dergiciliği, çocuk kitabı yayımlama süreci, editör-yazar-çizer ilişkisi gibi konularla ilgili de derslerimiz mevcut. Ayrıca eğitim süresince çocuk edebiyatı alanına ciddi bir emek vermiş yazarlarla da katılımcılarımızı buluşturmak, tecrübelerinden faydalanmalarını sağlamak için sürpriz buluşmalarımız olacak. İki yüzü aşkın başvuru arasından iki gün süren mülakatlar sonucu toplam 55 kişi eğitimi almaya hak kazandı. Eğitimimiz iki ay sürecek. Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi tarafından eğitime devam eden katılımcılara sertifika vereceğiz.” şeklinde konuştu.
Açılış konuşmalarının ardından yazar Tülin Kozikoğlu, “Resimli Çocuk Kitapları” başlıklı açılış dersini verdi.
Çocuk edebiyatına ilgi duyan, bu alanda okuma ve yazma ufkunu genişletmek isteyenlere yönelik hazırlanan “Çocuk Edebiyatı Yazarlık Mektebi”nde yüz yüze gerçekleştirilecek eğitimler yaklaşık iki ay sürecek.
Çevrim içi derslerin de yer alacağı eğitimler Elif Tokkal, Halenur Çalışan, Kevser Şenel Yılmaz, Sümeyye Sel Odabaş ve Tülin Kozikoğlu tarafından verilirken, katılımcıların ürettiği metinler TDED tarafından iki ayda bir yayımlanan Kardelen Çocuk dergisinde yer bulacak.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Sahil Güvenlik Ege Deniz Bölge Komutanlığı dalış timi tarafından, İzmir Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü Çocuk Evleri Koordinasyon Merkezi bünyesindeki Bayraklı ve Karşıyaka çocuk evlerinde kalan, 5-16 yaş aralığındaki çocuklara hafta sonları yüzme eğitimi verilmeye başlandı. İlk etapta 15 çocukla başlayan yüzme eğitimi, aralıksız her hafta devam ettirilecek. Mayıs ayına kadar toplam 200 çocuğa eğitim verilmesi planlanan programda çocuklar için ayrıca deniz sevgisi ve denizcilik kültürüne ait bilgilerin verildiği eğitimler de düzenlenecek. – İZMİR
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Babaların çocuklarıyla kaliteli zaman geçirmesi, sağlıklı ve doğru iletişim kurabilmesi, çocuklarının ihtiyaçları konusunda bilgilenmelerini amaçlayan program AÇEV tarafından düzenlendi. Afyonkarahisar, Bilecik, Eskişehir, Kütahya ve Uşak’ta elektrik dağıtım hizmeti sağlayan OEDAŞ, düzenlenen programa katılım sağladı. Program ile 3-11 yaş arası çocuğu olan babalara destek verilerek çocuğun çok yönlü gelişimine katkı sağlanmasının hedeflendiği belirtildi. Ayrıca çeşitli konuları kapsayan 3 aylık programda her hafta farklı bir konunun uzmanlar tarafından ele alınacağı açıklandı.
“Çalışanlarımızın kişisel ve sosyal gelişimlerini önemsiyoruz”
İşveren markası yaklaşımları çerçevesinde çalışanlarının mesleki hayatları kadar kişisel ve sosyal gelişimlerine de önem verdiklerini söyleyen OEDAŞ Direktörü Muzaffer Yalçın, “Çocukların bakımı ve sorumluluğu genellikle annelere atfediliyor ve bu durum babalar ile çocuklar arasındaki bağı zayıflatabiliyor. AÇEV’in bu değerli programı hem daha sağlıklı aile ortamlarının oluşturulmasına hem de topluma duyarlı nesiller yetiştirilmesine önemli katkılar sağlıyor. Öte yandan çalışanlarımızın programa gösterdiği ilgi, onların yalnızca iş hayatlarında değil, özel hayatlarında da fark oluşturma arzusunu ortaya koyuyor” dedi. – ESKİŞEHİR
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Ayvalık açıklarında 8’i çocuk 35 düzensiz göçmen kurtarıldı
BALIKESİR – Balıkesir’in Ayvalık ilçesi açıklarında Yunanistan unsurları tarafından Türk Karasularına 2 cansalı ile geri itilen, açık denizde ölüme terk edilen 8’i çocuk 35 düzensiz göçmen Türk Sahil Güvenlik ekipleri tarafından kurtarıldı.
Edinilen bilgiye göre, Balıkesir’in Ayvalık ilçesi açıklarında can salları içerisinde bir grup düzensiz göçmen olduğu bilgisinin alınması üzerine bölgeye ekipler sevk edildi. Görevlendirilen Sahil Güvenlik Botu tarafından Yunanistan unsurlarınca Türk Karasularına geri itilen 2 can salı içerisindeki 8’i çocuk toplam 35 düzensiz göçmen (beraberinde 8 çocuk) kurtarıldı. Açık denizde ölüme terk edilen ve Türk Sahil Güvenlik ekipleri tarafından kurtarılan düzensiz göçmenler karaya çıkartılarak insani yardımda bulunuldu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Ramazan Tezcan, etkinlikle ilgili Tarihi Havagazı Fabrikası’nda gerçekleştirilen basın toplantısında, teknoloji sayesinde dünyanın daha iyi bir yer haline geleceğini söyledi.
Robot yarışlarına ev sahipliği yapmaktan gurur duyduklarını ifade eden Tezcan, “Bizim gibi gelişmekte olan ülkenin kalkınmasında en önemli etkenlerden biri teknolojiyi hızla kendi ekonomi mekanizmasına adapte etmek olmalı. Bunu farklı dönemlerde farklı ülkeler gerçekleştirmiş.” dedi.
Bilim Kahramanları Derneği Başkanı Sıdıka Semahat Demir ise çocukların erken yaşta bilimle tanışması ve bilginin toplumun odağında olması için faaliyet yürüttüklerini belirtti.
Her çocuğun mucit doğduğunu anlatan Demir, “Robot etkinliğinin temel amacı çocuk ve gençleri bilim, teknoloji, mühendislik ve matematik alanlarıyla çalıştırmaktır.” ifadelerini kullandı.
Demir, 90 ülkeden 3 bin 500 katılımcının yer alacağı etkinlikte doğa ile uyum içinde yaşamanın yollarını keşfetmek için çalışmalar yürütüldüğünü dile getirdi.
Dünya Robot Olimpiyatı Genel Sekreteri Claus Ditlev Christensen de robotlardan korkulmaması gerektiğini, onların dünyayı daha iyi bir yer haline getirmede bir araç olarak kullanılabileceğinin altını çizdi.
Dünyanın dört bir yanındaki gençleri buluşturduklarını belirten Christensen, “Onlar sadece yaratıcılıklarını ve teknik becerilerini sergilemek için değil, aynı zamanda akranlarıyla bağlantı kurmak, sınırları ve kültürleri aşan dostluklar kurmak için burada olacak.” diye konuştu.
Fuar İzmir’de 28-30 Kasım’da gerçekleştirilecek olan organizasyonda katılımcı ülkelerin klasman birincisi robotları yarışacak.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
EKİPLER OLAY YERİNE GÜÇLÜKLE ULAŞABİLDİ
Ekipler, bölgede etkili olan sağanak ve sis nedeniyle güçlükle olay yerine ulaşabildi. Yaklaşık 4 saatlik çalışmanın ardından araçların bulunduğu noktaya getirilen yaralı İnçamur, ambulansla Çatak Devlet Hastanesine kaldırıldı. Davut İnçamur’un cenazesi de morga götürüldü.

Yerel HaberlerGüvenlik3-sayfaGüncelYaşamÇocukÇatakvan
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, “Hem Gazze’de hem Lübnan’da insanlar ölüyor ve istatistiklere göre öldürülen insanların yüzde 70’inden fazlası kadın ve çocuk. Artık dünyanın Gazze meselesini bir istatistik meselesi olmanın ötesine götürmesi lazım. Onun yolu da İsrail ve hükümetini izole etmek ve uluslararası alanda üzerine baskı kurmaktır. İsrail’in BM üyeliğinin askıya alınması bundan sonra her uluslararası platformda konuşulmalıdır” dedi.
TBMM Başkanı Kurtulmuş, Meclis’te MalaviMeclis Başkanı Catherine Hara ile bir araya geldi. Kurtulmuş, basına kapalı görüşmenin ardından mevkidaşı ile birlikte ortak basın toplantısı düzenledi. Kurtulmuş, Malavili heyeti Meclis’te ağırlamaktan büyük bir memnuniyet duyduğunu belirterek, ” Türkiye’deki resmi temaslarınızın başarılı geçmesini ve bu temastan sonra gelişecek olan ikili ilişkilerimizin artarak devam etmesini, her alanda yaygınlaşmasını ümit ve temenni ediyoruz” diye konuştu.
Malavi Meclis Başkanı Catherine Hara ise kendilerini evlerinde gibi hissettiklerini belirterek, “Birbirimizden binlerce kilometre uzakta olabiliriz ama birbirimizden o kadar da uzak ve ırak olduğumuzu düşünmüyorum. Bu ilişkileri geliştirmek gerekli çünkü bu hem Türk halkının faydasına hem de Malavi halkının faydasındadır. O yüzden ileriye doğru hızla yol almamız gereken bir dönemdeyiz” ifadelerini kullandı.
‘EN BÜYÜK KATLİAMLA KARŞI KARŞIYAYIZ’
Konuşmaların ardından basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Kurtulmuş, 7 Kasım’da Brezilya’da düzenlenen ‘G20 Parlamento Başkanları Zirvesi’nde, İsrail’in Birleşmiş Milletler Genel Kurulu üyeliğinin askıya alınması için yaptığı açıklamanın sorulması üzerine şunları söyledi:
“Gazze’de 16-17 aydır devam eden, insanlık tarihinin gördüğü en büyük katliamla, en büyük soykırımla karşı karşıyayız. Ne yapılırsa yapılsın, uluslararası alanda hangi kararlar alınırsa alınsın İsrail hükümeti, Netanyahu ve çetesi bu kararlara uymadan yoluna devam ediyor. Dolayısıyla bizim uluslararası camia olarak baskılarımızı artırmamız gerekir diye düşünüyoruz. Filistin Devlet Başkanı Sayın Mahmut Abbas, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda, İsrail’in ırk ayrımcılığı uygulamaları dolayısıyla Birleşmiş Milletler Genel Kurulu üyeliğinin askıya alınması teklifinde bulundu. Fakat bu uluslararası camiada çok fazla yankı bulmadı, daha doğrusu yeterince destek bulmadı. G20 Parlamento Başkanları toplantısı vesilesiyle Brezilya’da gerçekleşen uluslararası toplantıda ben de bu konuyu gündeme taşıdım. Yani nasıl Güney Afrika Cumhuriyeti bir zamanlar apartheid rejimi (Irk ayrımcılığı) dolayısıyla, ‘Birleşmiş Milletler kararlarına uymamak ve ırk ayrımcılığı üzerinden sistematik birtakım baskılar, zulümler yapmak’ suçlamasıyla Birleşmiş Milletler üyeliği askıya alındıysa benzer bir durumda hatta çok daha ağır bir insanlık suçu işleyen İsrail hükümetinin bu işlediği suçları durdurabilmek ve Birleşmiş Milletler’in kararlarına uyumunu sağlamak amacıyla bir uluslararası baskı üzerlerine kurmak için İsrail’in Birleşmiş Milletler kararlarını uygulayana kadar Birleşmiş Milletler üyeliğinin askıya alınmasının vakti gelmiştir. Bu cümleleri 7 Kasım’daki toplantıda, G20 Parlamento Başkanları Toplantısı’nda, oradaki değerli meslektaşlarımızın da bulunduğu Genel Kurul’da ifade ettik. Bu sürede yapılacak en önemli işlerden birisi İsrail hükümeti üzerindeki uluslararası baskıyı artırmaktır. Öyle anlaşılıyor ki sözden anlamıyorlar. Somut siyasi yaptırımlarla, somut siyasi güçlerle, İsrail hükümetinin durdurulmasının vakti geldi ve geçiyor. Biz burada konuşurken şu anda bile hem Gazze’de hem Lübnan’da insanlar ölüyor ve istatistiklere göre öldürülen insanların yüzde 70’inden fazlası kadın ve çocuk. Artık dünyanın Gazze meselesini bir istatistik meselesi olmanın ötesine götürmesi lazım. Onun yolu da İsrail ve hükümetini izole etmek ve uluslararası alanda üzerine baskı kurmaktır. İsrail’in Birleşmiş Milletler üyeliğinin askıya alınması bundan sonra her uluslararası platformda konuşulmalıdır” dedi.
‘TÜRKİYE’NİN MESELELERİNİN ÇÖZÜM YOLU TBMM’DİR’
TBMM Başkanı Kurtulmuş, yeni anayasaya çalışmalarına ilişkin de şöyle konuştu:
“Türkiye’nin meselelerinin çözüm yolu Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir. Burada farklı her türlü konu bir müzakere masasında ve diyalog ortamının getirdiği nezaket içerisinde konuşulur, tartışılır. Millet adına karar verecek olan yer, Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir. 28’inci dönemdeki Türkiye Büyük Millet Meclisi de Cumhuriyet tarihimizin demokratik temsil gücü en yüksek meclisidir. Halkın oylarının yüzde 95’i temsil ediliyor. 14 siyasi parti var. Bu partilerden 6 tanesinin de grubu var. Dolayısıyla müzakerenin, konuşmanın, görüşmenin yapılacağı yer TBMM çatısının altıdır. Burada tabii ki bu müzakere usulünü belirleyerek yolumuza devam ederiz. Meclis Başkanı olarak da benim yapmam gereken bu müzakere ortamının gerçekten olgun bir demokrasi içerisinde gerçekleşmesine ön ayak olmasıdır. Ayrıca sadece Türkiye Büyük Millet Meclisi ve parlamenterlerin görüşleri değil; üniversitelerin, sivil toplum kuruluşlarının, farklı görüşü olan araştırma merkezlerinin yani toplumun farklı kesimlerini de bu süreçte anayasaya ilişkin görüşlerinin alınabileceği bir süreci yürütebilirsek iyi niyetli bir şekilde bu tartışmaları, müzakereleri gerçekleştirebilirsek sonuç alınabileceğini düşünüyorum” dedi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>BAŞKENT Üniversitesi Adana Dr. Turgut Noyan Uygulama ve Araştırma Merkezi Çocuk Endokrinoloji Bilim Dalı’ndan Prof. Dr. Özlem Sangün, Türkiye’de 18 yaş altı yaklaşık 30 bin çocuğun diyabetle yaşadığını belirterek “Çocuklarda diyabet, seyrek görüldüğü için belirtilerin fark edilmesi gecikebiliyor” dedi.
Başkent Üniversitesi Adana Dr. Turgut Noyan Uygulama ve Araştırma Merkezi Çocuk Endokrinoloji Bilim Dalı’ndan Prof. Dr. Özlem Sangün, 14 Kasım Dünya Diyabet Günü kapsamında diyabet hastalığı ve çocuklarda Tip 1 diyabetle ilgili önemli açıklamalarda bulundu. Halk arasında şeker hastalığı olarak bilinen diyabetin, kan şekerinin yükselmesi sonucu oluşan bir hastalık olduğunu belirten Prof. Dr. Sangün, “Çocuklarda en sık görülen diyabet türü, insülin bağımlı diyabet olarak bilinen Tip 1 diyabettir. Tip 1 diyabet, pankreasın yeterli insülin üretemediği durumlarda ortaya çıkar. Bu nedenle hastaların yaşamlarını sürdürebilmesi için eksik olan insülini dışarıdan almaları gerekmektedir” diye konuştu.
Türkiye’de 18 yaş altı yaklaşık 30 bin çocuğun diyabetle yaşadığını belirten Prof. Dr. Sangün, “Çocuklarda diyabet, seyrek görüldüğü için belirtilerin fark edilmesi gecikebiliyor. Bu nedenle farkındalık oldukça önemli” diyerek Dünya Diyabet Günü’nün amacının diyabet hastaları, aileler, sağlık çalışanları ve toplumun diyabet hakkında bilinçlenmesini sağlamak olduğunu vurguladı. Prof. Dr. Sangün, bu özel günün, insülin hormonunu bularak Tip 1 diyabetli hastalara yaşam hakkı kazandıran Frederick Banting’in doğum günü olan 14 Kasım’da kutlandığını da hatırlattı.
SENTÖR TEKNOLOJİSİNİN ÖNEMİ
Bir çocuğa diyabet tanısı konduğunda, sadece çocuğun değil, tüm ailenin yaşam tarzında değişiklikler gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Sangün, bu sürecin başlangıçta zorlayıcı olabileceğini ancak diyabet ekibi, aile ve çocuk arasında uyum sağlandığında başarılı sonuçlar elde edilebileceğini belirtti. Prof. Dr. Sangün, “Bu başarının temel unsurları arasında sağlıklı beslenme bilgisi edinmek, kan şekerini düzenli takip etmek ve insülin enjeksiyonlarını aksatmamak yer alıyor” dedi.
Günümüzde diyabetli çocukların hayatını kolaylaştıran teknolojilerden biri olan cilt altı glukoz izlem sistemlerinin (sensörlerin) dünya çapında yaygın olarak kullanıldığını belirten Sangün, şöyle konuştu:
“Maalesef bu cihazlar ülkemizde henüz geri ödeme kapsamında değil ancak Türkiye’de de her diyabetli bireyin bu sensörlere erişimini sağlayacak düzenlemelerin yakın zamanda yapılacağını umuyoruz.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından 6 Şubat 2023’teki afetten etkilenen kentte düzenlenen etkinlikler kapsamında 3 gün boyunca çocuk tiyatroları, söyleşiler, VR deneyim alanları etkinlikleri ve atölye çalışmaları yapıldı.
Atatürk Anıtı’ndaki “Cumhuriyet Panayırı”nda depremzede çocuklar doyasıya eğlendi.
Programın son gününde yazar Hatice Kübra Tongar, “Bağırmayan Anneler” konulu seminer verdi.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Adana Büyükşehir Belediyesi Kadın ve Aile Hizmetleri Dairesi Başkanlığı’na bağlı Çocuk Hizmetleri Şube Müdürlüğü’nce 11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günü kapsamında 140 kız çocuğa eğitim verildi. Eğitim, 13 ve 14 yaş aralığında yer alan çocuklara, iki ayrı oturum şeklinde gerçekleştirildi. Eğitimlerde meslek elemanları kız çocuklarına rehberlik yaptı.
İlk oturumda, hemşire, rehberlik ve psikolojik danışmandan oluşan meslek elemanları, 70 kişilik 13 yaş grubu kız çocuklarına, ergenlik dönemi ve regl konusunda interaktif eğitim verdi. Eğitim sırasında, genç kızların bu dönemi daha iyi anlamaları ve kendilerini bu süreçte daha rahat hissetmeleri için bilgilendirme yapıldı.
İkinci oturumda ise klinik psikolog ve sosyal çalışmacı tarafından, 70 kişilik 14 yaş grubuna çocuk hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliği konularında farkındalık kazandıran bir eğitim sunuldu. Bu oturumda da gençlere toplumsal cinsiyet rolleri, haklar ve sorumluluklar konusunda kapsamlı bilgiler aktarıldı.
Her iki oturumun sonunda, katılımcı çocuklara eğitimin konularını destekleyen bilgilendirme broşürleri dağıtıldı. Bu çalışmalar, genç kızların kendilerini güçlendirmelerine katkıda bulunarak hem fiziksel hem de toplumsal gelişimlerini destekleme amacı ile gerçekleştirildi.
Eğitimde, “Adana Büyükşehir Belediyesi Kadın ve Aile Hizmetleri Dairesi Başkanlığı olarak; hiçbir kız çocuğunun yaşam hakkının elinden alınmadığı, eşit hak ve fırsatlara sahip olduğu yarınları kurana kadar çalışacağız” mesajı verildi. – ADANA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ANKARA – İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, 19 ilde yasa dışı bahis, çevrimiçi çocuk müstehcenliği, ödeme sistemleri ve bilişim suçlarına yönelik son 4 gün içinde düzenlenen “Siberağ-9” operasyonlarında 115 şüphelinin yakalandığını açıkladı.
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın paylaştığı bilgilere göre, 19 ilde son 4 gün içinde yasa dışı bahis, çevrimiçi çocuk müstehcenliği, ödeme sistemleri ve bilişim suçlarına yönelik “Siberağ-9” operasyonları düzenlendi. İl Emniyet Müdürlükleri Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüklerince Giresun, Sivas, Mardin, Osmaniye, Eskişehir, Gaziantep, İstanbul, Mersin, Kırşehir, Batman, İzmir, Samsun, Diyarbakır, Çorum, Konya, Adıyaman, Nevşehir, Kocaeli ve Trabzon’da düzenlenen operasyonlarda 115 şüpheli yakalandı. Şüphelilerin 17’si tutuklanırken 2’si hakkında adli kontrol kararı verildi. 96 şüphelinin işlemleri ise devam ediyor. Ayrıca operasyonlar sonucu 36 milyon Türk lirası değerinde, 3 adet ev, 3 adet araca Mersin Cumhuriyet Başsavcılığınca satılamaz/devredilemez şerhi konuldu. Çok sayıda dijital materyale de el konuldu.

Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Çocuklarının babası eşi Offset’e boşanma davası açtığını açıklamasından hemen sonra üçüncü bebeğini beklediğini duyuran 31 yaşındaki rapçi Cardi B, 8 gün önce doğum yaptı.
Ünlü rap şarkıcısı, lohusalığının sekizinci gününde, soluğu spor salonunda aldı.
ÇOCUĞU BIRAKIP SPORA GİTTİ
Doğumun ardından spor yapmaya başladığını sosyal medya takipçileriyle paylaşan Cardi B, “Bu gece izinliyim, gece geç saatlerde spor salonuna gidiyorum… Ağır kaldırma yok, ağırlık yok, sadece önümüzdeki haftaya kadar dümdüz merdiven çalışması yapacağım.” dedi.
Ancak rapçinin doğum yaralarının iyileşmeden spora gitmesi eleştirildi.
“SAHTE”
Cardi B, spor salonu videosunda “Hanımlar unutmayın, bu benim üçüncü bebeğim. İlk iki bebeğimle ilk hafta hala yatakta dinleniyordum.” açıklamasını yaptı.
“Bazen doğum sonrası depresyondan kaçınmak için zihninizi meşgul tutmanız gerekir ve benim için bu çalışmak ve aktif kalmaktır.” diyen Cardi B, “Komik olan ne biliyor musunuz? 5 aylık hamileyken 7 kilo aldığımda beni aşağı çektiniz ama şimdi sahte bir endişe içindesiniz ve baskıdan mı bahsetmek istiyorsunuz?” dedi.





Çağla Pınar Yılmaz
Editör
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Taksim CamiiKültür Sanat Merkezi’ndeki programda basın toplantısının yanı sıra imza günü ve çocuklar için Filistin temalı oyun etkinliği düzenlendi.
Eser ekibinin ve minik kitapseverlerin katılımıyla gerçekleştirilen etkinlikte hikayesinin yanı sıra Hanzala motifi, haritaları, görselleri, kefiye deseni, P4C (çocuklar için felsefe) etkinlikleriyle dikkati çeken ve çocuklar için Filistin’e felsefi bakış sunan kitabın tanıtımı yapıldı.
“5 yaş üzeri çocuklara hitap eden bir kitap oldu”
Erdem Yayınları Genel Yayın Yönetmeni Melike Günyüz, AA muhabirine, 7 Ekim’den bu yana Filistin’de yaşanan dramı çocukların anlayabileceği şekilde aktarmak için kafa yorduklarını belirterek, “Bugüne kadar üç farklı kitap yayımlamak kısmet oldu. Bunların ikisi çeviri kitaptı. Yerli olarak da 15 yaş üstü gençlerin ve yetişkinlerin okuyabileceği kitap yayımlamıştık. Filistin Atlası ise 5 yaş üzeri bütün çocuklarımıza hitap eden bir kitap oldu.” dedi.
Kitapta çocuk haklarının Filistin’deki çocukların eğitim hakkı üzerinden işlendiğini dile getiren Günyüz, şunları kaydetti:
“Yazarımız Ayşe Çam, aynı zamanda sosyal bilgiler öğretmeni ve harita okumayı çok önemsiyor. Dolayısıyla kitabın üç farklı özelliği var. Birincisi, Filistinli çocuklar üzerinden bütün çocukların eğitim haklarına vurgu yapıyor. İkincisi, Filistin’i muhayyel bir ülke olarak değil farklı şehirleriyle zihnimizde haritalandırabileceğimiz bir ülke olarak tasavvur etmemizi sağlıyor ve aynı zamanda ülkenin kültürel ögelerini de içinde barındırıyor. En son özelliği ise kitabın sonunda yer alan P4C etkinlikleriyle çocuklara düşünme becerileri üzerinden Filistin hakkında bilgi edindirmeyi sağlıyor.”
Günyüz, yazarın aynı zamanda P4C eğitmeni olduğunu, bu yönüyle çocukların farklı kazanımlar elde etmesini sağlayacağını, böyle bir kitabın yayıncısı olmaktan mutluluk duyduklarını söyledi.
“Filistin’in tüm şehirleriyle çocukların zihninde yer almasını istedik”
Yazar Ayşe Çam da eseri Filistin meselesine çocuk hakları ekseninde bakmak istediği için kaleme aldığını belirterek, “Bu çalışmayı yaparken Filistin’in tüm şehirleriyle, doğru bir mekan algısıyla, umut dolu bir hikayeyle çocukların zihninde yer almasını istedik.” dedi.
Çam, Yağız ile Kerime adlı kardeşlerin anneleriyle konuşmalarından Filistin’in şehirlerine uzanan kitabın hikayesine değinerek, iki kardeşin Filistin’deki çocuklara götürmek için hazırladıkları hediyeleri anlattıkları hikayeyi işlediğini dile getirdi.
Eserde Gazze, Kudüs, Hayfa ve Yafa gibi Filistin şehirlerinin kültürel yapısının, iklim özelliklerinin yer aldığının altını çizen Çam, şunları ifade etti:
“Çeşitli etkinlikleri anneleriyle ve kendileri yapabilecekleri şekilde tasarladık. En sonuna da yine Filistin’in kültüründen bu kadar sonra kefiyeyi ekledik ve orada da özgün bir tasarım istedik. İnşallah çocuk haklarının yaşandığı, çocukların ölmediği, haklarıyla donandığı, tüm çocukların okula gittiği ve Gazze’de okulların açıldığı günlere ulaşsın bu kitap. Kitabın bana ait telif gelirlerinin tamamı, Gazze’nin yeniden inşası için her yıl düzenli olarak bağışlanacak. Okuyucusu bol olsun, destekleri için tüm okuyuculara teşekkür ediyorum.”
Eser hakkında
Filistin’in özgürlük mücadelesini çocuk hakları perspektifinden ele alan “Filistin Atlası”, P4C (Philosophy for Children) yöntemi kullanılarak çocukları düşünmeye ve eleştirel bakış açısı geliştirmeye teşvik ediyor.
Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin eğitim hakkına değinilen 28. maddesi üzerine inşa edilen kitabın kurgusu, çocukların eğitim hakkını merkeze alıyor.
Okuyuculara Filistin’in şehirlerini keşfetme imkanı sunan eser, sadece bir hikaye anlatmaktan öteye geçerek çocuklara P4C etkinlikleri aracılığıyla Filistin konusunda eleştirel düşünmenin ve felsefi sorgulamaların kapılarını açıyor.
Ayşe Çam’ın kaleme aldığı, Zeynep Yıldırım’ın illüstrasyonlarıyla renk kattığı, 5 yaş ve üzeri için hazırlanan hikaye kitabı, çocukları Filistin’in şehirlerinde düşündüren ve keşif dolu yolculuğa çıkarıyor.
İngilizce, Arnavutça, Arapça, Farsça, Azerbaycan Türkçesi, Bengalce, Kürtçe, Endonezce ve Malayca dillerinde de gelecek aylarda yayımlanması planlanan kitabın Arapça baskısı, Filistin’de faaliyet gösteren Shamel Yayınları tarafından yapılacak.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>“ERKEKSİ HATLARI VAR”
Konser öncesi Muhabir Online’a konuşan Bülent Ersoy, İdil Bilgen için “Bu şimdi güzel mi! Erkeksi hatları var, Şabaniye gibi” dedi. Sözleriyle herkesi şaşkına çeviren Ersoy, durumu toparlamaya çalışarak “Genç çocuk kırmayalım, üzmeyelim onu” ifadelerini kullandı.

TÜRKİYE GÜZELİ’NE ŞABANİYE BENZETMESİ
Berfu Yenenler, Selen Soyder, Gizem Karaca, Amine Gülşe ve Neşe Erbek gibi isimlerin jüri olduğu Miss Turkey 2024 önceki akşam görkemli bir törenle seçildi. Tıp fakültesinden mezun olan 1.80 boyundaki İdil Bilgen, yarışmada birinci oldu. Görüntüleri kısa sürede gündem olan Bilgen, Kemal Sunal’ın unutulmaz karakterlerinden Şabaniye’ye benzetildi.
ELEŞTİRİLERE CEVAP: ÖNEMSEMİYORUM
Günlerdir eleştirilerin hedefinde olan İdil Bilgen, dün katıldığı canlı yayında yorumları önemsemediğini belirterek “Ben bir Türk kadınıyım. Türk Cumhuriyetimizi temsil etmek için bu unvanı aldım. Bununla çok gurur duyuyorum. Şu an ülkemizde kadın ve çocuk cinayetleri gibi birçok acı yaşanırken bana yazılan negatif yorumları insanların boşluğuna veriyorum. Bilgi sahibi olmayıp fikirleri olan insanlarımız bunlar. Yorumları hiç önemsemiyorum” ifadelerini kullandı.


Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>‘Canım Ailem’, ‘Küçük Sırlar’, ‘Yalan Dünya’, ‘Anne’ ve ‘Hedefim Sensin’ gibi yapımlarda yer alan Gonca Vuslateri, geçtiğimiz aylarda anne olmuştu.
Vuslateri, kızıyla birlikte çekildiği yeni pozlarını Instagram’da paylaşmıştı. Oyuncu, bebeğinin yüzünü kalp emojisiyle kapatmayı tercih etmişti.
MÜJDAT GEZEN’E GÖTÜRDÜ
Vuslateri, kızı Asya’yı aldı ve usta sanatçı Müjdat Gezen’in yanına gitti. Sosyal medyadan paylaşım yapan ünlü isim, ilk kez kızının yüzünü gösterdi.
38 yaşındaki oyuncuya takipçilerinden yorum yağdı. Asya bebeği herkes annesine benzetti.



Çağla Pınar Yılmaz
Editör
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Sahil Güvenlik Kuzey Ege Grup Komutanlığı ekipleri, Ayvacık açıklarında lastik bot içerisinde kaçak göçmen olduğu bilgisi üzerine harekete geçti. Bölgeye giden Sahil Güvenlik Gemisi TCSG-84 tarafından durdurulan lastik bot içinde 12’si çocuk 31 kaçak göçmeni yakaladı.
Küçükkuyu beldesindeki Sahil Güvenlik Karakoluna götürülen kaçak göçmenler işlemlerinin ardından Ayvacık ilçesindeki Yabancıları Geri Gönderme Merkezi’ne teslim edildi. – ÇANAKKALE
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İşte o anlara ilişkin kareler;



İMAMIN SÖZLERİ CENAZE TÖRENİNE DAMGA VURDU
Narin’in cenaze namazını kıldıran imam, “Bugün burada musallada yatan bizim vicdanımızdır, insanlığımızdır. Cenabı Hak bizi vicdan sahibi insanlardan eylesin. Ahlaklı insanlardan eylesin. İnşallah toplum olarak insanlığımızı yeniden hatırlarız. Narin’imiz cennettedir. Masum bir yavrumuz katledildi. Emin olun cennettedir. Bunun mutlaka hesabı sorulacaktır. Bu yavrumuzun cenazesini kılıyoruz, Allah’a nasıl hesap vereceğiz? Vicdanımız, insanlığımız… Bunu yeniden gözden geçirmemiz gerekiyor” sözleriyle tüyleri diken diken etti.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
ÇOCUK İSTİSMARI İÇERİKLERİ ÜRETTİĞİ GEREKÇESİYLE GÖZALTINA ALINDI
Griffith Ağustos 2022’de çocuk istismarı içerikleri ürettiği gerekçesiyle polis tarafından gözaltına alınmıştı. Bir yıl sonra ise Griffith’in 2003 ile 2022 yılları arasında Avustralya’nın on iki farklı bölgesinde ve İtalya’nın Pisa kentinde 91 çocuğa karşı bin 623 suç işlediği tespit edilmişti. Dava sürecinde Griffith’in hakkındaki suçlamaların bir kısmı düşürülmüştü. Şu anda gözaltında olan Griffith’in alacağı ceza sonraki bir tarihte belirlenecek.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kaza, akşam saatlerinde Aksaray- Konya karayolu Sultahanı ilçesi kavşağında yaşandı. Edinilen bilgiye göre, Aksaray’dan Konya istikametine seyreden A.N. (50) idaresindeki 68 ACU 635 plakalı otomobil ilçe kavşağında dönüş yapan Ö.S. (24) yönetimindeki 68 AEM 824 plakalı Dacia marka otomobil ile çarpıştı. Çarpışmanın etkisiyle otomobiller adeta hurdaya dönerken araç sürücüleri ve araçlarda yolcu olarak bulunan S.D. (43) ve M.D. (13) olmak üzere 4 kişi yaraladı. Kazayı gören çevredeki vatandaşlar durumu hemen 112 Acil Çağrı Merkezine bildirdi. İhbar üzerine olay yerine polis, jandarma ve sağlık ekipleri sevk edildi. Kısas ürede olay yerine gelen 112 Acil Yardım ekipleri yaralılara ilk müdahaleyi olay yerinde yaptı. Araçta sıkışan S.D. isimli vatandaş ise sağlık ekiplerince sıkıştığı yerden çıkarıldı. Yaralılar ilk müdahalelerinin ardından Aksaray Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Servisine kaldırılırken hayati tehlikelerinin bulunduğu öğrenildi.
Kazayla ilgili tahkikat başlatıldı. – AKSARAY
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Diyarbakır’ın Bağlar ilçesindeki evinden çıkan ve bir daha da haber alınamayan Narin Güran için günlerdir süren aramalar devam ediyor.
Tüm Türkiye, tek yürek Narin’in bulunmasını beklerken, sosyal medyada da tepkiler çığ gibi büyümeye devam ediyor.
Herkesin dikkatini çeken acı olaya bir yorum da Demet Akalın’dan geldi.
“TADIM TUZUM YOK”
Çok üzüldüğünü dile getiren ünlü şarkıcı “Ahhh düşünmek bile istemiyorum!! Aklımdan geçiremiyorum bile… ‘Şahane bir hayatımız vardı’ diyor baba ahh. Hiç tadım yok şu kız bir bulunsa.” diye yazdı.
“İDAM CEZASI OLSAYDI”
Akalın’ın bir sonraki paylaşımındaki “İdam cezası olsaydı bu kadar kolay olmazdı bu işler…” yorumu ise tartışma yarattı.
Bazı kullanıcılar Akalın’ın çıkışına destek verirken, bazı kullanıcılar da idamın çözüm olmadığını savundu.



Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Oyuncu Ezgi Mola, yaklaşık dört yıldır aşk yaşadığı işletmeci Mustafa Aksallı ile 8 Mayıs’ta sade bir törenle dünyaevine girmişti. Ünlü oyuncu, 23 Kasım 2023 tarihinde de oğluna kavuşmuştu.
İlk kez anne baba olmanın mutluluğunu yaşayan çift, çocuklarına Can adını vermişti.
Doğduğu günden beri oğlu Can’ın yüzünü göstermeyen ünlü oyuncu, sosyal medya hesabından bugün yaptığı paylaşımla güldürdü.
CAN BEBEK ŞAŞIRDI
Oğlu Can ile kendisine uyguladığı birbirinden komik filtrelerle vidolar yayınlayan Mola, takipçilerini güldürdü. TikTok kullanıcılarıyla da dalga geçen ünlü oyuncu, kendisini eleştirenlere de cevap verdi.
Mola, oğlu Can’ın şaşkın bakışlarını paylaşınca gündem oldu.



Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Çocuklarının annesinden olaylı bir şekilde boşanan Berdan Mardini aradığı aşkı kendisinden 15 yaş küçük genç sevgilisi Dilara Talay’da bulmuştu.
Daha önce verdiği bir röportajda gazetecilerin ‘evlilik yakın mı?’ sorusuna ‘Oldu bitti’ şeklinde açıklama yapan Berdan Mardini, şimdi de genç aşkıyla fotoğraflarını kolaj yaparak kalp emojisiyle paylaşınca gündem oldu.
Türkücünün aşk pozları “Kızın gibi”, “Yaş farkı çok belli” yorumları aldı.





Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Çocuklarını terör örgütünden kurtarmak amacıyla çarşamba günleri DEM Parti İl Başkanlığı binası önünde bir araya gelen anne ve babalar, yıllardır yolunu gözledikleri evlatlarına seslerini duyurmaya çalışıyor.
Eyleme katılan Gülbahar Teker, gazetecilere, oğlundan yıllardır haber alamadığını ve geri dönmesini beklediğini söyledi.
DEM Parti ve terör örgütü PKK’dan çocuklarını istediklerini belirten Teker, şöyle konuştu:
“Bir çocuk bile dağda kalmayıncaya kadar eyleme devam edeceğim. Buradayım ve korkmuyorum. Oğlum, sesimi duyuyorsan gel teslim ol, her zaman arkandayım. 11 yıl önce Batman’da tekstil fabrikasında çalıştığında kaçırıp götürdüler. Seni bekliyorum oğlum, gelinceye kadar buradan gitmeyeceğim. Yeter artık anne ve babalar ağlamasın.”
Şahinaz Özcan ise 7 yıl önce evden çıkan oğlundan bir daha haber alamadığını kaydederek, “DEM Parti ve PKK’dan çocuklarımızı istiyoruz. Atilla, oğlum sesimi duyuyorsan gel devlete teslim ol. Bu Kürt davası değil, biz de Kürt’üz. Çocuklarını ailesinden sadece ölüm ayırır. Oğlumu çok özledim. Bir kapı çaldığında, telefon çaldığında belki oğlumdur diyorum.” ifadelerini kullandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Gaziantep Büyükşehir Belediyesi bünyesindeki Kahraman Emmioğlu Kültür ve Sanat Merkezi’nde 7-16 yaş aralığındaki çocuklar ve gençler için açılan kurslarda tasarım, mozaik, resim, cam ve seramik başta olmak üzere toplamda 17 farklı branşta sanat eğitimleri veriliyor. Haftanın 5 günü açık olan merkezde istedikleri kurslara katılan çocuklar ve gençler, hayal güçleri ve el becerilerini birleştirerek geri dönüşüm malzemelerinden çeşitli eserler üretiyor.
Atık kartonlar, pet şişeler, bardaklar, kapaklar, ağaç ve yapraklar, kullanılmayan mutfak eşyalarını ve müzik enstrümanları ile kalem gibi atıkları sanat eserine dönüştüren çocukların ve gençlerin el emeği göz nuru ile bin bir zahmetle yaptıkları ürünler göz kamaştırıyor. Geri dönüşümden ve atık eşyalardan elde edilen malzemelerin çocukların ve gençlerin ellerinde birer sanat eserine dönüştüğü merkezde çocuklara ve gençlere atık malzemelerin çöp olmadığı ve çevresel sorunların farkında olmaları da öğretiliyor.
Merkezde kurslara katılan çocuklar ve gençler, aldıkları eğitimler sayesinde hem sosyalleşiyor hem de atıkları sanat eserine dönüştürüyor. Merkezde açılan kurslar sayesinde çevreye katkı sağlanırken, çocukların ve gençlerin el becerileri ile yetenekleri geliştiriliyor. Sanat merkezinin kurslarına katılan çocuklar ve gençler, yeteneklerini geliştirme ve kendi eserlerini üretmek fırsatı bulmanın yanı sıra kurslarda güzel vakit geçiriyor.
“Çalışmalarımız daha çok geri dönüşüm üzerine”
Merkezdeki tasarım atölyesinde çocuklara ve gençlere eğitim veren eğitmen Sevilay Göçer, genç yeteneklerle sanatsal faaliyet yürüttüklerini anlattı. Atık şişeleri, kavanozları, kağıtları ve diğer atık materyalleri tekrar dönüştürülerek süs eşyası olarak değerlendiklerini söyleyen Göçer, “Çalışmalarımız daha çok geri dönüşüm üzerinedir. Çocukların her türlü malzemeye ulaşılabilirliğini kolaylaştırmak için geri dönüşüm üzerine çalışıyoruz. Annelerimizin geri dönüşüm tavaları, çeyizlerinden kalan nakışlar, danteller, evdeki yumurta kolisi, atık kartonlar ve kağıt havlu rulosu yani akla gelebilecek her türlü inci, boncuk ve iplik gibi malzemelerden etkinlikler yapmayı amaçlıyoruz. Çocukların malzeme sıkıntısı çekmemesi ve atık durumda olan bir malzemeyi tekrar tasarım haline getirdiğimizi görmelerini amaçlıyoruz. Geri dönüşüm pet şişelerden bile bebek yapmayı amaçlıyorlar. Bunu nasıl olabileceğini merak ediyorlar. Pet şişenin nasıl bebeğe dönüşebileceğini ve hangi malzemelerle hayat verebileceğimizi merak ediyorlar. Süreci adım adım, aşama aşama kendileri yaptıkları için sonucunu merakla izliyorlar. Kursun sonunda da, bu eserin kendilerinin olabilmesi için ‘götürecek miyiz? Bu eser bizim olacak mı? Bu eseri biz mi yaptık ve nasıl yaptık?’ diye heyecanla sorular sorup neşeleniyorlar” dedi.
“Merkezde mozaik atölyesine geliyorum”
Mozaik atölyesine katılan öğrencilerden Deniz Gemicioğlu, “Yaz tatilini değerlendirmek için Çocuk Sanat Merkezine geldim. Merkezde mozaik atölyesine geliyorum. Mozaik atölyesinde yumurta ve fıstık kabuklarından mozaikler yapıyoruz. Taşları kırarak mozaik yapıyoruz. Bu atölyede çok güzel vakit geçiriyoruz. Bu merkezi çok seviyorum. Merkezde vaktimiz çok iyi geçiyor. Mozaik eser yapmak çok eğlenceli oluyor. Herkesi bu merkeze bekliyorum” şeklinde konuştu.
“Mozaik atölyesinde eğitim alıyorum”
Atık malzemelerden çok güzel sanat eserleri ortaya çıkardıklarını belirten Azra Ekici, merkezdeki mozaik kursunda aldıkları eğitim sayesinde arkadaşları ile birlikte atık malzemeleri sanat eserine dönüştürdüklerini belirterek, “Mozaik atölyesinde eğitim alıyorum. Bir buçuk yıldır bu merkeze geliyorum. Öğretmenim sayesinde çok güzel eserler yapıyorum. Eski atıkları sanat eserine dönüştürüyoruz. Eski tavalardan, fıstık ve yumurta kabuklarından birçok sanat eserleri ortaya çıkartıyoruz. Bu merkezde eğitim aldığım için çok mutluyum. Bu kurs sayesinde arkadaşlarımızla geri dönüştürmeyi, paylaşmayı, atıklarla sanat yapmayı öğreniyoruz. Arkadaşlarımızla birlikte çok güzel eserler ortaya çıkartabiliyoruz” diye konuştu. – GAZİANTEP
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>16 YAŞINDAKİ ÇOCUĞU TEKME TOKAT DÖVDÜLER
İstanbul Emniyet Müdürlüğü ekipleri, bir çocuğun kalabalık bir grup tarafından darbedildiğine ilişkin görüntülerin sosyal medyada paylaşılması üzerine çalışma başlattı. Ekipler, olayın Büyükçekmece‘de yaşandığını, darbedilen çocuğun da 16 yaşındaki M.A.Z. olduğunu belirledi.
6’SI TUTUKLANDI
Çocuğu darbedenlerin kimliklerini tespit eden polis, yaşları 12 ila 17 arasında değişen B.Ç, M.T, R.E.K, N.N.K, M.Ç, B.M.D, B.G.D. ve H.E.K’yi gözaltına aldı. Emniyetteki işlemlerinin ardından Büyükçekmece Adliyesine sevk edilen şüphelilerden B.G.D. savcı tarafından salıverildi. Nöbetçi sulh ceza hakimliğine gönderilen 7 şüpheliden B.Ç, M.T, R.E.K, N.N.K, M.Ç ve H.E.K. “kasten yaralama” suçundan tutuklandı, B.M.D. ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Uşak Belediyesi, 7-25 yaş arası sanatla ilgilenen çocuk ve gençlerin, yeni beceriler kazanması ve yaratıcılıklarını artırması için sanat kursları düzenliyor. Başvuruların 20 Ağustos’a kadar devam edeceği kurslarda kontenjanın sınırlı olması nedeniyle 26 Ağustos – 8 Eylül arasında kesin kayıt oluşturmak amacıyla yetenek sınavları yapılacak. Yetenek sınavını kazananların açıklanmasının ardından 16 Eylül’de dersler başlayacak.
Öte yandan, ücretsiz Gençlik ve Çocuk Korosu kursları için başvurular da 20 Ağustos’a kadar devam edecek.
Kurs kategorileri ise şöyle:
-Uygulamalı Tiyatro
-Yaratıcı Drama
-Çocuk Korosu
-Ney
-Piyano
-Bağlama
-Gençlik Korosu
-Keman
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İlçeye yeni parklar ve yaşam alanları kazandırmak için çalışmalarını sürdüren Beylikdüzü Belediyesi, “12 Günde 32 Proje” sloganıyla başlatılan açılışlar serisine Gürpınar 100. Yıl Kent Ormanı ve 20 parkın açılışı ile başladı.
Gürpınar 100. Yıl Kent Ormanı’nda gerçekleşen açılış programına Başkan Çalık, CHP Beylikdüzü İlçe Başkanı Mülayim Demirtaş, Başkan Yardımcıları, Meclis Üyeleri ve birim müdürleri ve ilçe protokolü katıldı.
5 yılda toplamda 252 projeyi hayata geçirdiklerini belirten Başkan Çalık, Gürpınar 100. Yıl Kent Ormanı’nın ise yıllardır atıl ve metruk durumda olduğunun altını çizerek, böyle bir alanı yaşam alanına dönüştürüp ilçeye kazandırmanın mutluluğunu yaşadığını dile getirdi. İlçe halkının da yoğun katılım gösterdiği açılış öncesi alanda yürüyüş yapan Başkan Çalık vatandaşlarla sohbet etti.
20 gün boyunca Beylikdüzü’nde yeni açılışlar yaparak, ilçeye yeni tesisler kazandırılacağını duyuran Başkan Çalık, şunları kaydetti:
“DÜNYAMIZI VE ÇEVREMİZİ KORUMAK DA BİZLERİN SORUMLULUĞUNDA”
“Buranın bendeki yeri çok başka. O yüzden açılış törenlerine buradan başlamayı özellikle istedim. Dünyamız zaman içerisinde maalesef çok ciddi krizlerle karşı karşıya bırakıldı. Nasıl ki yeni projeler, kültür merkezleri, spor salonları, bilim ve sanat merkezleri, inovasyon merkezleri, kreşler hayata geçiriyorsak, dünyamızı ve çevremizi korumak, iklim değişikliğinin etkileriyle mücadele etmek, biyoçeşitliliği korumak da bizlerin görevi ve sorumluluğunda. Çocuklarımızın ve onların değerli ailelerinin nefes alabilecekleri yeni yeşil alanlar, parklar ve yaşam alanları kazandırmak da bizlerin sorumluluğunda. Ben bu kenti 95 santimden bakarak, yani 3 yaşındaki bir çocuğun boyundan bakarak deneyimliyorum, ona göre tasarlıyorum. Bana göre çocuklar yalnızca geleceğimiz değil, çocuklar geleceğin bugünüdür.”
Gürpınar 100 Yıl Kent Ormanı olarak tasarlanan alanın kendi haline terk edilmiş bir yer olduğunu hatırlatan Başkan Çalık, şöyle devam etti:
“HİÇBİR ZAMAN ‘BU KADAR YEŞİL YETER’ DEMEDİK”
“Eminim eski halini bilenleriniz vardır. Bu ormanlık alan metruk bir vaziyette, kaderine terk edilmiş bir şekilde duruyordu. Şimdi 26 bin metrekarelik bu alanı biz; içerisinde tematik parklar, sosyal tesis, piknik ve oturma alanları, çocuk oyun alanları, açık spor alanları, tenis kortu, seyir terası, sanat merdiveni ve yürüyüş yollarının olduğu yemyeşil bir yaşam alanına dönüştürdük. Biz hiçbir zaman ‘Bu kadar yeşil bize yeter’ demedik. Uygun bulduğumuz her alanı, yeşil alan olarak Beylikdüzü’ne kazandırmak için var gücümüzle çalıştık. Geçtiğimiz 5 yılda tam 1 milyon metrekare yeni yeşil alan kazandırdık. 15 bin 500 yetişkin ağaç diktik. Biz bu yeşil alanları çocuklarımız oynasın, emeklimiz rahatça vakit geçirsin, ailelerimiz evlerine sıkışıp kalmasın diye yapıyoruz. Biz bu yeşil alanları insanlar rahat nefes alsın diye yapıyoruz. Kimse betona, karanlığa, mutsuzluğa mahkum değil. Bu millet şehirlerinde mutlu yaşamayı hak ediyor. Biz bu millete hakkını vermek için mücadele ediyoruz.
“BU KENT İÇİN ÜRETMEYE DEVAM EDECEĞİZ”
Parkların insanların psikolojisine nasıl iyi geldiğini çok iyi bilen bir kişiyim. Ben hep şunu söyledim ‘Beylikdüzü’nde antidepresan kullananların oranını azaltacağım’ dedim. Her yaptığımız parkla Beylikdüzü’nde antidepresan kullanım oranı azalıyor. Beylikdüzü’ndeki yaptığımız alanları insanlar kullandıkça içerisine huzur dolacak ve o karamsar duygudan çok güzel duygulara geçecekler. Dolayısıyla biz bu kent için çalışmaya, bu kent için üretmeye devam edeceğiz.”
Alanın yapımında emeği olan çalışma arkadaşlarına da teşekkür eden Çalık, konuşmasına şöyle son verdi:
“ATATÜRK’ÜN AÇTIĞI YOLDA, GÖSTERDİĞİ HEDEFE YORULMADAN KOŞACAĞIZ”
“5 yıl daha Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün açtığı yolda, gösterdiği hedefe hep birlikte, durmadan ve yorulmadan koşacağız. Çünkü sizin enerjiniz, gülen yüzünüz, Beylikdüzü’nün aklı, ışığı bu memleketin umudu. Bugün açılışını gerçekleştirdiğimiz Gürpınar 100. Yıl Kent Ormanı’nın ve 20 yeni parkımızın Beylikdüzü’ne ve tüm komşularımıza hayırlı olmasını diliyorum.”
Başkan Çalık’ın konuşmasının ardından protokolün katılımıyla açılış kurdelesi kesildi. Etkinliğe gelenlere teşekkür eden Çalık, aileleri çocuklar için hazırlanan oyun alanlarında zaman geçirmeye davet etti.
]]>Tekin, Alsancak Gar Toplantı Salonu’nda kentteki eğitim yatırımlarına ilişkin açıklamalarda bulundu.
Her ayın ilk cumartesi günü yaptıkları “Öğretmenler Odası Buluşmaları”nı bugün Türkiye’nin farklı illerinden gelen 300 öğretmenle İzmir’de gerçekleştirdiklerini söyleyen Tekin, AK Parti hükümetlerinin eğitim alanında çok ciddi yatırımlar yaptığını, 2002-2003 eğitim-öğretim yılına göre derslik sayısı, öğretmen sayısı ve benzeri sayısal göstergelerin minimum iki katına çıkartıldığını söyledi.
Bakan Tekin, bu ay sonunda gerçekleşecek Mahalli İdareler Genel Seçimleri’nin Milli Eğitim Bakanlığını çok yakından ilgilendirdiğini belirterek, yerel yöneticilerin kendilerine destek verdiği yerlerde eğitim yatırımlarının çok rahat bir şekilde yürüdüğüne dikkati çekti.
İzmir’de yatırım programına alınan, ihale veya inşaat sürecinde olan 90 projenin bulunduğunu bildiren Tekin, “Bu projelerin bir kısmı devam ediyor, bir kısmı ihale sürecinde, bir kısmı ihalesine çıkılmış, imar ve inşaatla, ruhsatla ilgili problemlerin çözülmesi bekleniyor. Dolayısıyla bu bahsettiğimiz yatırımlarla ilgili süreç tamamlandığında toplamda İzmir’deki derslik sayısına 1907 derslik ilave edilmiş olacak.” diye konuştu.
Tekin, 90 projenin bedelinin yaklaşık 6 milyar 800 milyon lira olduğunu belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“2024’te İzmir için 956 dersliğe tekabül eden toplam 23 yeni okul projesini yatırım programımıza aldık. İzmir halkına, İzmir’deki eğitim öğretim sürecini sabırsızlıkla bekleyen, takip eden eğitim camiasına hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyorum. Ayrıca deprem kapsamında toplam 17 okulumuzda 2023 yılı içerisinde deprem güçlendirme çalışmaları başlamış, bu da 329 dersliğe tekabül ediyor. Onları da tamamlayacağız. Deprem güçlendirmesi yapılması gereken 48 okulumuzu da güçlendirme sürecine alıyoruz. Onların da derslik karşılığı 683.”
Bunların tamamlanmasıyla İzmir’deki derslik sayısının yaklaşık 33 binin üzerine çıkacağını kaydeden Tekin, Ankara’da hayata geçirecekleri müzik ilkokulu-ortaokulu ve lisesi projesini İzmir’de de planlayacaklarını söyledi.
İzmir’e de gastronomi lisesi projesi
Tekin, bakanlık olarak mesleki eğitimdeki ara eleman problemini çözmek için ciddi tedbirler aldıklarını, Türkiye genelinde oluşturmayı planladıkları gastronomi liselerinin ilkini 2024-2025 eğitim-öğretim yılında İstanbul’da başlatacaklarını ifade etti.
Uygun bir lokasyon temin edilmesi halinde bunun ikinci örneğini İzmir’de planlamak istediklerini kaydeden Tekin, “Bir hayırseverimiz yapımını üstlendi. Bizim yatırım programımızın dışında inşallah dediğimiz koşullara uygun bir lokasyon üretilebilirse onu da hayata geçirmiş olacağız.” dedi.
Tekin, Konak Öğretmenevi’ni yatırım programına aldıklarını, mevcut yerinde 2 yıl içinde tekrar hizmete açılacağını, Foça’da atıl durumda bulunan Hizmetiçi Eğitim Merkezi’ni de Öğretmen Akademileri’nin İzmir şubesi olarak hayata geçireceklerini sözlerine ekledi.
İzmir’e 100 yeni kreş ve Çocuk Gelişim Akademisi
AK Parti İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayı Hamza Dağ da seçimi kazanmaları halinde eğitim alanında çocuklara ve velilere yönelik bazı projeleri hayata geçireceklerini, İzmir’e 100 yeni kreş ile Çocuk Gelişim Akademisi’ni kazandıracaklarını, çocuk üniversiteleri kuracaklarını aktardı.
Çocukların eğitim-öğretim hayatlarının her anında yanlarında olacaklarını kaydeden Dağ, “Güçlü, huzurlu ve müreffeh bir İzmir, sadece bizim değil, gelecek nesillerimizin de hakkı. İzmir’imizin aydınlık yarınları için, el ele, omuz omuza, yürek yüreğe mücadele edeceğiz. Milli Eğitim Bakanlığımızın vizyonu olan ‘Hayata hazır, sağlıklı ve mutlu bireyler yetiştiren bir eğitim sistemi’ için İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak gelecek 5 yıla ‘biz hazırız’ diyorum.” dedi.???????
]]>Çiftçi, AA muhabirine yaptığı açıklamada, çocuklarda sık görülen solunum yolu enfeksiyonlarına ilişkin bilgileri paylaştı.
Kovid-19 salgınında virüsün baskınlığı, maske, mesafe gibi önlemlerin etkisiyle diğer solunum yolu enfeksiyonlarının görülmediğini anımsatan Çiftçi, “Kovid-19 salgını sonrası, önlemlerin kaldırıldığı ilk yıl, çok ağır enfeksiyonlarla karşılaştığımız bir kış mevsimi geçirdik. Bunun temel sebebi, çocukların pek çok hastalığı uzun süre geçirmemiş olmasıydı.” ifadesini kullandı.
Salgında, her kış beklenen influenza ve RSV’nin bile neredeyse görülmediğine işaret eden Çiftçi, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Salgın sonrası ilk kış, önlemler ortadan kaldırılınca hastalıkları hiç geçirmemiş olan büyük bir nüfus birikmişti ve bu nedenle hastalıklar ağır seyretti. Sadece ülkemiz değil, dünya genelinde çok ciddi enfeksiyonlar, ağır zatürreler gördük ve maalesef kayıplar oldu. Fakat sonrasında hastalıklara karşı bir bağışıklık oluştuğu için bu yılın biraz daha hafif geçmesini bekliyorduk. Gerçekten bu yıl önceki yıla göre biraz daha iyi bir yıldı. Büyük olasılıkla önümüzdeki yıl Kovid-19 öncesi dönemde gördüğümüze benzer bir sıklıkta enfeksiyon görmeye başlayacağız.”
“Beklediğimiz hastalıkların yeniden ortaya çıktığını gördük”
Solunum yolu enfeksiyonlarının azalmasının korunma yöntemlerinin önemini ortadan kaldırmadığını vurgulayan Çiftçi, hasta olan kişilerin maske takması, kalabalık, kapalı ortamlarda maske kullanımı ve sık el yıkamanın her zaman önem taşıdığını dile getirdi.
Prof. Dr. Çiftçi, “Bu kış mevsimi ise aslında bir önceki yıla göre daha hafif seyrediyor ama bir yandan da mevsimsel etkiyle beklediğimiz hastalıkların yeniden ortaya çıktığını gördük. İnfluenza salgınını, RSV virüsünü, boğmaca bakterisi ile beta yani Strep-A bakterisine bağlı vakaları görmekteyiz. Bu geçtiğimiz haftalarda oldukça yoğundu ama son birkaç haftadır vaka sayısında azalma olduğunu gözlemliyoruz.” diye konuştu.
Bunun beklenen bir süreç olduğunun altını çizen Çiftçi, “Yine de bu hastalıkların şu an tamamen ortadan kalktığını söyleyemeyiz. Çoğunlukla mart sonuna kadar bu tip enfeksiyonlar sürer, mevsim bittikten sonra da arada az da olsa vakalar görmeye devam ederiz. Fakat sonuçta önceki aylara göre bundan sonra çok ciddi bir artış beklemiyoruz.” açıklamasında bulundu.
“Bağışıklık sistemi sürekli eğitilen, öğrenen bir sistem”
Prof. Dr. Çiftçi, çocukluk çağı aşılarının ve grip aşılarının yaptırılmasının da önemine dikkati çekti.
Dengeli beslenme, sıvı tüketimi ve düzenli egzersizin bağışıklık sisteminin önemli koruyucularından olduğunu belirten Çiftçi, “Bağışıklık sisteminin eğitilmesi gerekiyor. Bir mikroorganizmayla, mikropla karşılaştığında ona karşı bağışıklık sisteminde tepki gelişiyor. Bu savunma bizi sonraki hastalıklardan da koruyor. Yani bu aslında sürekli eğitilen, öğrenen bir sistem. Bunu yapay zekaya da benzetebiliriz. Ancak bütünüyle mükemmel olmadığı için desteklemek, fazla yormamak önemli.” dedi.
“Gıda takviyesi” uyarısı
Çiftçi, çocuklarda sık gıda takviyesi kullanımının da doğru olmadığını vurgulayarak, şöyle konuştu:
“Çocuklarını hastalıklara karşı korumak düşüncesiyle ailelerin yaygın şekilde çeşitli gıda takviyelerine başvurduğunu görüyoruz. Bunlar akılcı kullanılmadığında olumsuz sonuçları da beraberinde getirebilir. Sadece bazı çocuklar, bireysel durumları çerçevesinde doktorlarının önerisiyle bazı gıda takviyelerinden fayda görebilir. Bütün çocuklar için uygulanabilecek bir gıda takviyesi önerisinde bulunmak doğru olmaz.”
]]>Bilkent Şehir Hastanesi Çocuk Hastanesi, Çocuk İmmünoloji ve Alerji Hastalıkları Öğretim Üyesi Doç. Dr. Betül Karaatmaca, AA muhabirine yaptığı açıklamada, primer immün yetmezliğin ağırlıklı olarak bebekler ve çocuklarda görülen nadir hastalıklar arasında yer aldığını söyledi.
Hastalığın bazen çocuklarda ilerleyen yaşlarda veya yetişkinlik döneminde de ortaya çıkabildiğini anlatan Karaatmaca, “Medyada da bilinen ismiyle ‘balon çocuk’ hastalığı, primer immün yetmezliğin en ağır formu olan, ilk 1 yaşta bulgu veren ağır kombine immün yetmezliktir. Hastalıkta özellikle 1 yaş altında tekrarlayan ağır, fırsatçı enfeksiyonlar, büyüme, gelişme gerilikleri ile karşılaşıyoruz.” ifadesini kullandı.
Doç. Dr. Karaatmaca, kalıtsal bağışıklık sistemi yetersizliğine neden olan en önemli risklere ilişkin, “Akraba evliliği ya da ailede immün yetmezlik nedeniyle kaybedilen bebek, çocuk ölümü olması bize bu hastalığı düşündüren, uyaran en önemli bulgular.” bilgisini paylaştı.
“Enfeksiyonlara karşı savunmasız hale geliyorlar”
Rahatsızlığın geçmişte ABD’de ağır kombine immün yetmezlik yaşayan, doğumunun 2’nci dakikasında özel steril ortama alınıp büyütülen bir bebeğin durumundan hareketle “balon çocuk” hastalığı olarak anıldığını dile getiren Karaatmaca, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu rahatsızlıkla doğan bir bebek, başlangıçta sağlıklı görünümde olabiliyor. Anneden geçen bazı antikorlar bebeği bir miktar koruyor ancak takip eden aylarda bebeğin bağışıklık hücreleri azalıyor ve enfeksiyonlara karşı savunmasız hale geliyor. En ufak bir durumdan hızlıca enfeksiyon kapabiliyor, ağızda geçmeyen pamukçuklar olabiliyor. Bu bebekler iyi beslenemediği, sık enfeksiyon geçirdiği, kronik ishal durumları yaşadığı için büyüme ve gelişme geriliği ortaya çıkıyor.”
“Erken tanı ve tedavi olmadığında 1 yaş civarında kaybediliyorlar”
Hastalarda erken tanı ve tedavinin önemine vurgu yapan Karaatmaca, “Bebeklerin erken tanıyla, etkin tedavisine başlanamazsa maalesef 1 yaş civarında kaybediliyorlar. Bu noktada hekimlerimizin hastalıkla ilgili farkındalığını artırmak çok önemli. Çünkü bu bebekler öncelikli ilk basamak sağlık kuruluşlarında görülüyorlar ve bazen immünoloji merkezlerine yönlendirilmeleri zaman alabiliyor.” diye konuştu.
Doç. Dr. Betül Karaatmaca, kemik iliği nakliyle hastalığın kesin tedavisinin mümkün olduğunu belirterek şöyle devam etti:
“Eğer kemik iliği erken dönemde yapılırsa hastalığın tedavisinde yüzde 95’lere varan başarı oranı sağlıyor. Bu sayede hastalarımız, tamamen sağlıklı bir yaşam imkanına kavuşuyor. Bu genetik geçişli bir hastalık olduğu için tekrarlama riski de bulunuyor. O yüzden aileleri bilgilendirmemiz, uyarmamız, farkındalık çalışmalarıyla akraba evliliği oranlarının azaltılması önemli.”
“Ülkemizde 10 binde 1 gibi bir görülme sıklığı söz konusu”
Çocuk İmmünoloji ve Alerji Hastalıkları Kliniğinin referans bir merkez olduğunu, Türkiye’nin dört bir yanından hastalara tedavi imkanının sunulduğunu vurgulayan Karaatmaca, bebeklerinde hastalık belirtileri gören, akraba evliliği bulunan ve bu hastalıktan daha önce bebeklerini kaybeden ailelerin mutlaka çocuk immünoloji kliniklerine başvurmaları gerektiğinin altını çizdi.
Karaatmaca, hastalığın görülme sıklığına ilişkin de şunları kaydetti:
“Primer immün yetmezlik, ABD’deki verilere göre 100 binde 1 oranda görülüyor. Ancak orada başlatılan yenidoğan taramalarıyla beraber, akraba evliliği yaygın olmamasına karşın, 50 binde 1 sıklığa kadar olduğu görüldü. Ülkemizde kesin veri olmamakla birlikte pilot yenidoğan çalışmalarının verisine göre, 10 binde 1 gibi bir görülme sıklığı söz konusu. Ülkemizde akraba evliliğinin daha fazla olması, hastalığın daha sık görülme riskini de artırıyor.”
“Akraba evliliğinin azaltılması nadir hastalıkları önlemek için çok büyük bir adım”
Çocuk Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Namık Yaşar Özbek de nadir hastalıkların giderek önem kazanan bir konu olduğuna dikkati çekerek, dünyada sık görülen hastalıkların tedavisinin büyük oranda çözüldüğünü ancak nadir hastalıklar için henüz bu durumun söz konusu olmadığını söyledi.
Prof. Dr. Özbek, “Nadir hastalıklar ülkemiz açısından çok önemli bir konu. Türkiye nüfusunun yaklaşık 25 milyonunu çocuklar oluşturuyor. Akraba evliliğinin sık olması, göç gibi durumların etkisiyle çocuklarımızda nadir hastalıkları da daha sık görüyoruz.” dedi.
Bilkent Şehir Hastanesinde Nadir Hastalıklar Günü kapsamında sağlık çalışanlarına yönelik uzmanların katılımıyla bilgilendirme toplantısı düzenlediklerini ve bu yılki temalarının primer immün yetmezlikler olarak belirlendiğini aktaran Özbek, şunları ifade etti:
“Türkiye’de yenidoğan taramaları kapsamında araştırılan nadir hastalıklar var ancak yüzlerce nadir hastalık olduğunu dikkate aldığımızda bunların her birini taramak mümkün değil. Bu nedenle akraba evliliğinin azaltılması nadir hastalıkları önlemek yönünden çok büyük bir adım olacaktır.”
]]>Uzmanından uyarı: Çocuğunuzda kas ağrısı varsa böbrek tıkanmasına neden olabilir
İSTANBUL – Bahar aylarında ‘B’ tipi influenza hastaları oranında artış yaşanacağını belirten Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Bekir Muhsin Arpaözü, çocuklu aileleri uyardı. İnfluenzanın genellikle hafif seyretmesine rağmen bazı durumlarda ağır atlatılabileceğinin altını çizen Uzm. Dr. Arpaözü, “Çocuğunuzda kas ağrısı var ve yürümesinde aksaklık varsa mutlaka doktora başvurun. Çünkü kas iltihaplanması tedavi edilmezse sonucu böbrek tıkanmasına kadar gidebilir. Bu da ‘çocuğunuzun diyalize girmek zorunda kalması’ demektir” dedi.
İnfluenza(Grip) A ve B tipi olarak 2 farklı grupta görülmektedir. Bunların salgın zamanları ise değişmektedir. Kış döneminde özellikle A tipi görülürken bahar başlangıcında B tipini görmeye başlarız. Şuanda hastaneye başvuran hastalarının yaklaşık yüzde 20-30’unda influenza tespit ettiklerini belirten Çakmak Erdem Hastanesi’nde Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Bekir Muhsin Arpaözü, “Ama bu oran zannediyorum ki önümüzdeki birkaç hafta içinde artacaktır. ‘B’ patlaması yaşayacağız. Hasta sayımız normalinden kat kat fazla olacaktır. Bu yüzden ailelerin böyle olmadan bu konuda uyanık olup önlem alması oldukça önemli” açıklamasını yaptı.
“Bol su içilip istirahat edilirse kas hasarı iyileşir”
İnfluenzanın kendini öksürük, yüksek ateş, kusma, genel durumda bozukluk olması gibi belirtilerle gösterdiğini söyleyen Uzm. Dr. Arpaözü şunları söyledi:
“Çocukların çoğu influenzayı ayakta atlatır. Bazı çocuklarda ise çok ağır seyredebilir. Buna bağlı zatürreler görülebilir. Bazen beslenme bozuklukları nedeniyle serum tedavisi alması için yatırdığımız hastalar da olur. Aileler influenza dönemlerinde sıklıkla korku içinde ‘çocuğum yürüyemiyor’ diyerek bizlere başvurur. En sık bacak ağrıları olur. Uyluk ve baldırdaki kaslar tutulur. İnfluenza bu kaslarda yoğun şekilde iltihaplanma yapar. Çocukların kaslarında harabiyete sebep olur. Çoğunlukla iyi seyirlidir. Bu durum 1-5 gün içinde atlatılabilir. Ailelerin bu konuda dikkat etmesi gereken şey çocukların bol sıvı almasıdır. Kas hasarı olduğunda ortaya çıkan zehirli maddeler, kandan böbrek yoluyla atılır. Bu çok fazla olursa böbreklerde tıkanmaya sebep olur. Bu tıkanmanın olmaması için istirahat yani kasları kullanmaması ve bol sıvı alması çok önemlidir.”
“Böbrekleri hasar görmemesi için hastanede sıvı tedavisi veriyoruz”
Tedavi yöntemlerini anlatan Uzm. Dr. Arpaözü, “Hastaya ağrı kesici ve ateş düşürücü veriyoruz. Gerekli çocuklarda böbrekleri hasar görmemesi için hastanede sıvı tedavisi veriyoruz. Bazen influenzaya bağlı beslenme bozuklukları da olabilir. Çocuklarda da yatarak serum tedavisi uyguluyoruz. Böbrek hasarı olmaması için olabildiğince erken dönemde çocuğun böyle bir hastalığı olduğunu tespit edip o yönde tedavisinin başlanması lazım. Böbrek hasarı gördüğümüz çocuklar genellikle doktora geç başvuranlardan çıkıyor” açıklaması yaptı.
“Lütfen çocuğunuzu ıhlamur ve bitki çayı ile tedavi etmeye çalışmayın”
Uzm. Dr. Arpaözü, “Ailelerden özellikle istediğim bir şey var; çocuklarıyla ilgili bir rahatsızlık varsa evde kendileri bunu tedavi etme yönüne gitmesinler. Çok ağır gribal enfeksiyonlar geçiren çocuklar, sadece ıhlamur, bitki çaylarıyla evde tedavi edilmeye çalışıldığı için kötü durumlar yaşayabiliyorlar. Dolayısıyla ailelerin çocuklarıyla ilgili bir şikayetleri varsa doktora başvurunlar” şeklinde konuştu.
“En iyi PCR testiyle saptanıyor”
İnfluenzayı yapılan iki ayrı test ile tespit edebildiklerini belirten Uzm. Dr. Arpaözü, “Bunlardan birisi hızlı testtir. Bunun sonuçları bir saat içinde çıkar. Ancak güvenilirliği biraz daha düşüktür. Diğeri ise PCR testidir. PCR testinin sonuçlanması biraz daha uzun sürer. 6-12 saatte kesin tanıyı koyar” dedi.
]]>Kastamonu’dan yaz tatili için Adana’ya gelen Hüda ve Gazi Demir çiftinin oğulları 9 yaşındaki Doğukan Demir’in şikayetlerinin artması üzerine başvurdukları hastanede, küçük çocuğa lösemi teşhisi konuldu. 2006 yılında Çocuk Hematolojisi Uzmanı ve Çocuk Kemik İliği Nakli Merkezi Sorumlusu Prof. Dr. Bülent Antmen’in kontrolünde tedaviye başlandı.
2009 yılında Acıbadem Adana Hastanesi’nin açılması ve Bülent Antmen’in hastanede çalışmaya başlamasıyla Doğukan Demir, tedaviye bu hastanede devam etti. Yaklaşık 5 yıl tedavi gören Doğukan, zorlu tedavi sürecinin ardından kemik iliği nakline gerek kalmadan lösemiye karşı verdiği savaşı kazandı.
Kontrolleri devam etti
Lösemiye karşı verdiği mücadeleyi kazanan Doğukan, 3 ayda bir yine doktorunun yanına gelip kontrollerini yaptırdı. Bu sırada Doğukan, önce liseyi ardından da üniversitede sosyal hizmetler bölümünü başarıyla tamamladı.
Lösemili çocuklara umut oldu
Hem lise hem de üniversite döneminde Doğukan Demir, Acıbadem Adana Hastanesi’ndeki gönül bağını hiç koparmadan ve doktorların izin verdiği ölçüde lösemili çocuklarla moral etkinliklerine katıldı. Kendisi gibi hastanede tedavi gören kardeşlerini yalnız bırakmayan Doğukan, onların gönüllü ağabeyi oldu.
Lösemiyi yendiği hastanede işe başladı
Üniversiteyi tamamlayan Doğukan, lösemi savaşını kazandığı hastaneye iş başvurusunda bulundu. Gerekli yetkinliklere sahip olduğu tespit edilen Doğukan işe alındı ve hastanenin tıbbi arşiv bölümünde çalışmaya başladı. Şimdi hastanede kendisi gibi tedavi gören lösemili çocuk hastaların dosyalarının ona geldiğini, bu dosyaların onu ayrıca duygulandırdığını söyleyen Doğukan, aynı süreci yaşamış biri olarak neler yaşadıklarını çok iyi bildiğini belirtti.
“Zorlu tedaviyi atlattı”
İhlas Haber Ajansı’na konuşan ve Çocuk Hematolojisi Uzmanı ve Çocuk Kemik İliği Nakli Merkezi Sorumlusu Prof. Dr. Bülent Antmen, Doğukan’ın kendisi için çok özel olduğunu söyledi. Antmen, “Doğukan ile 2006 yılında tanıştık. Tetkiklerimizden sonra Doğukan’a lösemi teşhisi koyduk. Çok yoğun tedaviye başladık. Onun ilk 1 yılı Doğukan hastanede kaldı ve çok ciddi tedaviler gördü. Toplam 6 kürü 10-11 ayda aldı. Bu kürlerden sonra oral tedavi süreci sürdü ve o süreyi de Doğukan başarıyla bitirdi. Tedavisiz olduğu dönemde de kontroller devam etti. Doğukan tedaviden sonra okuluna döndü ve üniversiteden sonra karşımıza bir delikanlı olarak çıktı. Doğukan, hastanemizde işe başladı. Onun sağlıklı büyüdüğünü görmek güzel, ama Doğukan aynı zamanda tüm çocuk hastalarımız için bir umut. Kanseri yenip, iyileşebileceklerine dair canlı örnek ve çok büyük bir umut oldu” ifadelerini kullandı.
Hastalarının büyüyüp yetişkin olduklarını görmenin, aynı hastanede çalışmanın çok güzel bir duygu olduğunu söyleyen Prof. Dr. Bülent Antmen, Doğukan’ın hastanede işe girmesinden dolayı mutlu olduğunu belirtti.
“Bülent hocam benim ikinci babam”
Doğukan Demir ise yaşadığı zorlu sürecin ardından lösemiyi kazandığı hastanede işe girdiği için mutlu olduğunu belirterek, “İlk 4 sene çok ağır olmak üzere toplamda 5 sene tedavi gördüm. Ağır kemoterapiler uygulandı. Bu süreçte çok zorluklar çektim çünkü çocuktum. 9 yaşındaki bir çocuk için gerçekten zor günlerdi. Ağır kemoterapiler alıyordum. Bazı yiyecekler kısıtlanıyordu, çorbayı bile pipetle içtiğim günler yaşadım. Dışarı çıkmak istiyordum, top oynamak istiyordum ama bana yasaktı. O zaman Bülent hocama biraz kızıyordum. Büyüdükçe anladım tabii; Bülent hocama o kadar büyük saygı ve sevgi duydum ki anlatamam. Şu anda beni hayata bağlayan doktorumla aynı hastanede çalıştığım için çok mutluyum. O benim ikinci babam. Kendisine minnettarım. Beni tedavi eden doktorumla aynı hastanede çalışmak çok güzel bir duygu. Bülent hocam benim ikinci babam, o da beni oğlu gibi görüyor, onunla aynı hastanede çalışmak çok ayrı, çok güzel bir duygu” diye konuştu. – ADANA
]]>Sosyal yardım ve destek projeleri ile tüm kent sakinlerini kucaklayan Kuşadası Belediyesi, yaşama geçirilen çalışmalarla küçük ilçelilerin de yüzünü güldürüyor.
SÜT DESTEĞİ SÜRÜYOR
Kuşadası Belediyesi tarafından geçen mart ayında ihtiyaç sahibi ailelerin 2-5 yaş aralığındaki çocukları için başlatılan süt desteği projesi sürüyor. Çocukların kemik gelişimlerine ve sağlıklı büyümelerine katkıda bulunmak amacıyla uygulanan proje kapsamında her çocuk için haftada 2, ayda 8 litre süt ailelere ulaştırılıyor. Sosyal Yardım İşleri Müdürlüğü ekipleri tarafından Süt Dağıtım Araçları ile ihtiyaç sahibi ailelerin adreslerine teslim edilen sütler, Tire Süt Kooperatifi’nden temin ediliyor. Ayda 1626 çocuğun yararlandığı süt desteği projesi kapsamında 11 ayda 85 bin litre süt evlere ulaştırıldı.
BESLENME ÇANTALARINI KUŞADASI BELEDİYESİ DOLDURUYOR
Kuşadası Belediyesi, süt desteğinin yanı sıra geçen eğitim-öğretim yılında yaşama geçirdiği beslenme çantası desteğine bu yıl da devam ediyor. İhtiyaç sahibi ailelerin çocukları için hazırlanan ve çiğ kuruyemiş, mevsim meyveleri, meyve suyu, su, süt ve sandviç ekmeğinin yer aldığı beslenme çantaları, her hafta düzenli olarak ailelere teslm ediliyor. Veliler, belirlenen noktalara gelerek beslenme çantalarını Sosyal Yardım İşleri Müdürlüğü görevlilerinden alıyor. Proje kapsamında her ay 3082 öğrenciye 193 bin 500 beslenme paketi sağlanıyor.
İLK EĞİTİMLERİNİ ANNE BABA ÇOCUK MERKEZİ’NDE ALIYORLAR
Kuşadası Belediyesi tarafından İkiçeşmelik Mahallesi’nde bulunan Cafer Kotan Yaşam Parkı’ndaki Güler Aydın Süzgeç Sosyal Tesisi bünyesinde kente kazandırılan Anne Baba Çocuk Merkezi, ebeveynler kadar çocukların da çok yönlü gelişimine katkı sunuyor. Ebeveynlerin çocuk gelişimi konusunda bilgi edinmeleri amacıyla çeşitli eğitim ve etkinliklere ev sahipliği yapan Kuşadası Belediyesi Anne Baba Çocuk Merkezi, 3-6 yaş arası çocuklar için düzenlediği okul öncesi eğitim, etkinlik ve atölye çalışmaları ile de çocukların gelişimine katkı sunuyor.
KUŞADALI ÇOCUKLAR BİLGİYE RAHATÇA ULAŞIYOR
Kuşadası Belediye Başkanı Ömer Günel tarafından çocuklar için yaşama geçirilen bir diğer proje olan ve Güler Aydın Süzgeç Sosyal Tesisleri bünyesinde bulunan Kütüphane ve Kitap Kafe ise küçük ziyaretçilerine ders çalışıp kitap okumak için ortam sunuyor. 1 yılda üye sayısını 1120’ye, sahip olduğu kitap sayısını da bağışlarla birlikte 5 bin 47’ye yükselten Kuşadası Belediyesi Kütüphane ve Kitap Kafe, 8 adet internet erişimli bilgisayarı ve yazıcıları ile öğrencilerin ödev ve araştırmalarını rahatlıkla yapabilmelerini sağlıyor. İhtiyaç sahibi öğrenciler için askıda kitap uygulamasıyla dayanışma kültürüne de katkıda bulunan Kütüphane ve Kitap Kafe’nin sunduğu hizmetlerden bugüne kadar 1931’i yetişkin, 8 bin 518’i çocuk olmak üzere toplam 10 bin 449 kişi yararlandı.
SEYAKMER İLE BİNLERCE KİTAP “BİR TIK” UZAKLIKTA
Kuşadası Belediyesi ile Kuşadası Eğitim ve Geliştirme Vakfı (KEGEV) iş birliğinde 2020 yılının Ağustos ayında açılan Sevil-Yaşar Altaş Eğitim ve Kültür Merkezi (SEYAKMER) Dijital ve Materyal Çocuk Kütüphanesi, çocuklar için düzenlediği eğitici ve eğlenceli etkinliklerle ön plana çıkarken ziyaretçi, üye ve kitap sayısını da her geçen gün artırıyor. 3 yıl boyunca binlerce çocuğu ağırlayan ve çok sayıda etkinliğe ev sahipliği yapan SEYAKMER Dijital ve Materyal Çocuk Kütüphanesi, sunduğu sessiz ve konforlu ortamla ders çalışmak isteyen öğrencilerin de uğrak noktası olmayı sürdürüyor. SEYAKMER 10 binin üzerinde basılı, 25 binin üzerinde dijital kitaba ulaşma olanağı sunuyor.
İSTASYON KUŞADASI ÇOCUKLARIN UFKUNU AÇIYOR
Kuşadası Belediyesi tarafından Habitat Derneği ve META iş birliğinde ileri teknoloji ve girişimcilik eğitimleri vermek amacıyla açılan İstasyon Kuşadası Topluluk Merkezi’nde düzenlenen eğitim ve atölye çalışmaları, çocukların dijital gelişimlerine önemli bir katkı sunuyor. Kent sakinlerinin internet dünyası ve buna bağlı olarak ortaya çıkan mesleklere kolay uyum sağlayabilmesi amacıyla halka açık ve ücretsiz sunulan ileri teknoloji eğitimleri ve atölyeleri çocukların ufkunu açıyor.
]]>Enstitü’nün 100. kuruluş yılı kapsamında yapılan söyleşi öncesi Khemir’in “Güvercinin Kayıp Gerdanlığı” filmi gösterildi.
İstanbul Üniversitesi Öğretim Görevlisi Melek Paşalı’nın yönettiği söyleşide ünlü yönetmen, film ve kariyerine dair soruları yanıtladı.
Filmlerindeki dili oluştururken Endülüslü büyük annesi ve Tunus’u Fransızlardan kurtarmak için hayatını adayan babasından etkilendiğini belirten Khemir, filmlerinde özgünlüğü yakalamak için minyatürlerden istifade ettiğini söyledi.
Khemir, İbn Hazm’ın “Güvercin Gerdanlığı” kitabından hareketle çektiği “Güvercinin Kayıp Gerdanlığı” filminin dolaylı yoldan dönemin ve bugünün Arap dünyasına siyasi göndermeler içerdiğini dile getirdi.
Filmlerinde aşka odaklanan Khemir, toplumların en güçsüzleri olan çocukları filmlerinde önemli karakterler olarak barındırmaktan hoşlandığını ve bu tutkusunun sonucu olarak çocuk kitabı yazmaya başladığını “Artık film çekmek istemiyorum, kendilerini tanısınlar diye çocuklara kitap yazmak istiyorum. Bunu yapmak daha faydalı ve daha zor.” sözleriyle ifade etti.
Khemir, çocuklar için yazma isteğini şu sözlerle açıkladı:
“Benim kaderim başkasının elinde değil, bana aittir. Bab’Aziz’den sonra film çekecek param kalmadı. Küçük bir kamera aldım ve hala filmler yapıyorum. İnsanın özgürlüğü, karşısındaki makineden çok daha güçlüdür. Kazanacağız anlamına gelmiyor ama alevi canlı tutmaya gayret etmek gerekiyor. Artık film yapmak istemiyorum açıkçası. Daha çok çocuklar için kitap yazmak istiyorum. En derinlerinde olanı sevmeyi öğrenebilmeleri için. Emin olabilirsiniz ki, bunu yapmak film çekmekten çok daha zordur, daha ucuz olmasına rağmen. Neden? Çünkü herkes para kazanmak istiyor. ve zengin olanlar, dernekleri, vakıfları olanlar çok daha fazla kazanacaktır. Gelecek jenerasyona umut verecek işler yapmak gerekiyor. Ama artık hiç kimse Yunus Emre gibi kumları süpürmek istemiyor. Çünkü çocuklarla çalışmak, kumları süpürmek gibi.”
Fransa’dayken yabancı olduğu için kendi kültürünü daha çok sevmeye başladığı ve onu daha çok anlamaya çalıştığı bilgisini paylaşan Khemir, sinemadan hiç para kazanmadığını ve hayatını idame ettirmek için tüm Avrupa’da 1001 Gece Masallarını içeren anlatılar düzenlediğini söyledi.
“Son filmimi Nazım Hikmet’ten esinlenerek yaptım”
Filmlerindeki aşk anlatısında bahsederken Arapçada aşkı tanımlamak için kullanılan 60 kelime olduğunu, bunun üzerine bir kitap yazdığını belirten Khemir, “Aşk, zulme karşı gelen tek şeydir. Diğer her şey yok olur. ve bütün büyük şairlerin kaynağı aşktır. Genellikle şiir de zaten aşkın bir parçasıdır. Sizin de Mevlana, Yunus Emre gibi şairleriniz var. Aşkın nesnesi önemli değildir. Kadın ya da başka bir şey olabilir. Aşk bir yoldur ve bizi ilahi olana götürür, kuşların yolculuğu gibidir. Peygamberimizin şöyle bir sözü var: ‘Allah güzeldir ve güzelliği sever.’ Güzelliğin olduğu yerde aşk vardır. Bu yüzden benim için film yapmak, yapılabilenin en güzelini yapmak demektir. Kaynağı açığa çıkarmak için üzerindeki kumları temizlemek gibidir. Sanatın amacı bana göre zaten odur. Suyun kaynağından tekrar akabilmesi için kumları temizlemek gerekir.” şeklinde konuştu.
Filmlerinin bu kadar büyük kitlelere ulaşmasında kullandığı edebi dilin de etkisi olduğunu söyleyen Khemir, “İnsanların filmlerimi edebi Arapça öğrenmek için izlediğini gördüm ama ben bu filmlerimi bunun için yapmadım.” dedi.
Khemir, resim sanatıyla da uğraştığı bilgisini paylaştı ve Tunus’ta açtığı bir serginin yakın zamanda sona erdiğini dile getirdi.
Çektiği son film hakkında bilgi veren usta yönetmen, Nazım Hikmet’in “Sevdalı Bulut Masalı”ndan etkilendiğini kaydederek, şu bilgileri paylaştı:
“Son filmimi Nazım Hikmet’ten esinlenerek yaptım. Aşık bulut, Ayşe isminde bir kıza aşık. Kötüler gelip Ayşe’nin bahçesini yok ediyor. Bulut çiçekleri kurtarmak için yağmaya başlıyor ve yok olup ölüyor. Ayşe bu durum karşısında gözyaşlarını tutamıyor. Güvercin ona, yere bak diyor, ‘Yerdeki buharlar göğe yükselerek bulut oluyor ve tekrardan oluşuyor.’ Güvercinin dediği şey şu, Sevenler asla ölmez. Yaptığım filmlerde olan şeyler yok olmuş olsa da izleyenlerin kalplerinde tekrardan doğacaklardır ve önemli olan budur.”
]]>Yemek yerken kadınlardan bir tanesi telefonunda “Dikkat edin. Bizim gibi soyunuzun tükenmesine izin vermeyin” diyen bir dinozorun görselini gösteriyor.
Kadınlar gülüyor.
Televizyon yapımcısı olan 30 yaşındaki Yejin, “Bu hem komik hem de çok trajik. Yok oluşumuza yol açabileceğimizin farkındayız” diyor.
Ne kendisi ne de arkadaşlarından herhangi biri çocuk sahibi olmayı planlamıyor.
Onlar çocuksuz yaşamı seçen, giderek büyüyen bir kadın topluluğunun parçası.
Güney Kore, dünyadaki en düşük doğum oranına sahip ve her yıl kendi rekorunu kırmaya devam ediyor.
Son nüfus verilerinde doğum oranının 2023 yılında yüzde 8 daha düşerek 0,7’ye gerilediği görüldü.
Bu veri bir kadının yaşamı boyunca sahip olması beklenen çocuk sayısı.
Nüfusun sabit kalması için bu sayının 2,1 olması gerekiyor.
Eğer bu şekilde devam ederse Güney Kore nüfusunun 2100 yılına kadar yarıya düşmesi bekleniyor.
‘Ulusal acil durum’
Dünyadaki birçok gelişmiş ülkede doğum oranları düşüyor.
Ancak hiçbirindeki düşüş Güney Kore kadar hızlı değil.
50 yıl içinde ülkede çalışma çağındaki insanların sayısının yarıya düşmesi, zorunlu askerlik hizmetine katılmaya uygun kişi sayısının yüzde 58 oranında azalması ve nüfusun neredeyse yarısının 65 yaşın üzerinde olması bekleniyor.
Bu durum ülkenin ekonomisi, emeklilik fonları ve güvenliği için o kadar kötü ki siyasetçiler ‘ulusal acil durum’ ilan etti.
Birbirini izleyen hükümetler yaklaşık 20 yıl boyunca sorunu harcama yaparak çözmeye çalıştı.
Şimdiye kadar yaklaşık 379,8 trilyon KRW (286 milyar dolar) değerinde yatırım yapıldı.
Çocuk sahibi olan çiftlere aylık ödemeler, sübvanse edilmiş konutlar ve ücretsiz ulaşım gibi yardımlar yapılıyor.
Hükümet çocuk yapmak isteyen evli çiftlerin hastane masraflarını ve tüp bebek tedavilerini bile karşılıyor.
Ancak bu tür teşviklerin işe yaramaması nedeniyle siyasetçiler daha yaratıcı çözümler bulmaya yöneliyor.
Örneğin Güneydoğu Asya’dan çocuk bakıcıları getiriliyor ve asgari ücretin altında çalıştırılıyor veya 30 yaşından önce üç çocuk sahibi olan erkekler askerlik hizmetinden muaf tutuluyor.
Ancak gençler ve özellikle de kadınlar, siyasetçilerin kendilerine kulak vermediğini söylüyor.
BBC, geçen yıl ülkeyi dolaşarak çocuk sahibi olmamaya karar veren kadınlarla konuştu ve bu kararın arkasındaki sebepleri anlamaya çalıştı.
Yejin henüz 20’li yaşlarındayken tek başına yaşamaya karar verdiğinde sosyal normlara meydan okudu.
Güney Kore’de yalnız yaşamak büyük ölçüde kişinin hayatında geçici bir aşama olarak görülüyor.
Yejin beş yıl önce de evlenmemeye ve çocuk yapmamaya karar verdi.
Yejin, “Kore’de ev işlerini ve çocuk bakımını paylaşacak bir erkek bulmak zor. Tek başına çocuk sahibi olan kadınlar hakkında da kötü düşünülüyor” diyor.
2022 yılında Güney Kore’deki doğumların yalnızca yüzde 2’si evliliklerin dışında gerçekleşti.
‘Sürekli bir çalışma döngüsü’
Kariyerine odaklanmayı tercih ettiğini söyleyen Yejin, televizyon yapımcısı olarak çalıştığı işinin ona çocuk sahibi olma fırsatı vermediğini belirtiyor.
Güney Kore’de çalışma saatleri oldukça uzun.
“İşimi çok seviyorum ve beni tatmin ediyor” diyen Yejin, “Ama Kore’de çalışmak zor. Sürekli bir çalışma döngüsü içindesiniz” diye devam ediyor.
Yejin, işinde daha iyi olmak için boş zamanlarında ders çalışması yönünde de baskı olduğunu söylüyor:
“Koreliler, sürekli kendilerini geliştirmeye çalışmazlarsa geride kalacaklarını ve başarısız olacaklarını düşünüyorlar. Bu korku bizi iki kat daha fazla çalışmaya itiyor.”
“Hafta sonu geldiğinde, Pazartesi günü işe dönecek enerjiyi toplamak için bazen serum taktırdığını” söyleyen Yejin, aynı zamanda çocuk sahibi olmak için izin alması durumunda işine geri dönemeyeceğinden endişeleniyor.
Bu Kore’de oldukça yaygın bir korku.
Ücret eşitliği, işsizlik ve ev fiyatları
İnsan kaynakları alanında çalışan 28 yaşındaki bir başka kadın, doğum iznine ayrıldıktan sonra işten ayrılmak zorunda kalan ya da promosyon alamayan insanlar gördüğünü ve bu durumun kendisini asla bebek sahibi olmamaya ikna etmeye yettiğini söylüyor.
Güney Kore’de hem erkekler hem de kadınlar, çocuklarının ilk sekiz yılında bir yıllık izin hakkına sahip.
Ancak 2022 yılında, yeni babaların sadece yüzde 7’si izinlerinin bir kısmını kullanırken, bu oran yeni annelerde yüzde 70’ti.
Çalışma, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) göstergelerine göre dünyada en yüksek eğitim seviyesine sahip kadınlar Güney Kore’de yaşıyor.
Buna rağmen Güney Kore, ücret eşitliği ve işsiz kadın oranında en kötü ülkeler arasında.
Araştırmacılara göre kadınlar kariyer yapmak ya da aile kurmak arasında bir seçim yapmaya zorlanıyor.
Giderek daha fazla kadın ise kariyerini seçiyor.
5 yaşındaki çocuklara İngilizce öğreten Stella Shin 39 yaşında ve kendi çocuğu yok.
Stella bunun kendi tercihi olmadığını söylüyor.
6 yıldır evli ve çocuk istemesine rağmen çalışmak ve hayatını yaşamakla meşgul olduğunu söyleyen Stella, zamanın nasıl geçtiğini anlamadığını ve artık yaşam tarzının çocuk yapmayı “imkansız” hale getirdiğini anlatıyor.
“Annelerin ilk iki yıl boyunca çocuklarına bakmak için işi bırakması gerekiyor, bu da beni çok mutsuz eder” diyen Stella, “Kariyerimi ve kendime bakmayı çok seviyorum” diye devam ediyor.
Çocuk sahibi olunca işten 2-3 yıl izin alma beklentisi kadınlar arasında yaygın.
Çocuk bakımını erkeklerle paylaşmak ise çok sık görülen bir şey değil.
İşinden vazgeçmek istese veya bir şekilde idare etmeye çalışsa bile Stella, ev fiyatlarının çok yüksek olması nedeniyle bunu göze alamayacağını belirtiyor.
Seul’da doğum oranı yüzde 0,59
Güney Kore nüfusunun yarısından fazlası başkent Seul’da ve çevresinde yaşıyor.
Bu da konut talebi ve diğer hizmetler üzerinde ciddi bir baskı yaratıyor.
Seul’de doğum oranı 0,59’a düşerek ülkedeki en düşük oran oldu.
Barınmanın yanı sıra özel eğitim maliyetleri de kadınların çocuk yapmama tercihinde önemli bir etken.
Çocuklar 4 yaşından itibaren matematik, İngilizce, müzik ve tekvando gibi bir dizi pahalı, müfredat dışı kursa gönderiliyor.
Bu o kadar yaygın bir alışkanlık ki, vazgeçmek çocuğunuzu başarısızlığa sürüklemek olarak görülüyor.
Bu da aşırı rekabetçi bir ülke olan Güney Kore’de akıl almaz bir düşünce.
Güney Kore bu yüzden çocuk yetiştirmek için dünyanın en pahalı ülkesi haline geldi.
2022’de yapılan bir çalışmaya göre ülkedeki ailelerin yüzde 94’ü özel eğitimin ekonomik bir yük olduğunu, ancak sadece yüzde 2’sinin özel eğitimi tercih etmediğini tespit etti.
‘Kore, çocukların mutlu yaşayabileceği bir yer değil’
Minji (gerçek ismi değil) de hikayesini paylaşmak istiyor ama ailesine çocuk sahibi olmayacağını henüz söylemedi.
Kocasıyla birlikte sahil kenti Busan’da yaşayan Minji, “Çok şaşıracaklar ve hayal kırıklığına uğrayacaklar” diyor.
Minji 20’li yaşlarının zor geçtiğini ve sanatçı olmak istemesine rağmen hayatını ders çalışarak geçirdiğini söylüyor:
“Hayallerime ulaşmak için değil, sadece vasat bir hayat yaşamak için durmadan rekabet etmek zorunda kaldım. Bu çok yorucuydu.”
Şimdi 32 yaşında olan Minji, sonunda kendisini özgür hissettiğini ve hayatın tadını çıkarabildiğini anlatıyor.
Çocuğunu kendisine benzer, rekabetçi bir mutsuzluğun içine sürüklemek istemeyen Minji, “Kore, çocukların mutlu yaşayabileceği bir yer değil” diyor.
İç karartıcı bir sosyal olgu
Daejeon şehrinde yaşayan Jungyeon Chun, kendi deyimiyle “tek ebeveynli bir evlilik” sürdürüyor.
7 yaşındaki kızını ve 4 yaşındaki oğlunu okuldan aldıktan sonra yakındaki oyun parklarını geziyor ve kocası işten dönene kadar vakit geçiriyor.
Jungyeon, “Çocuk sahibi olurken çok büyük bir tercih yaptığımı düşünmüyordum, oldukça hızlı bir şekilde işime dönebileceğimi sandım” diyor.
Ancak Jungyeon kısa süre sonra sosyal ve ekonomik baskıların devreye girdiğini ve kendini tek başına ebeveynlik yaparken bulduğunu söylüyor.
Son 50 yılda Kore ekonomisi baş döndürücü bir hızla gelişerek kadınları yüksek öğrenime ve iş gücüne itti.
Ancak eş ve anne rolleri aynı hızda gelişmedi.
Hayal kırıklığına uğrayan Jungyeon, diğer anneleri gözlemlemeye başladı:
“Çocuk yetiştiren arkadaşım da depresyonda, karşı sokakta oturan arkadaşım da depresyonda. Bu bir sosyal olgu.”
Jungyeon, kadınların içinde bulundukları “trajik durum” nedeniyle annelik mucizesinden mahrum bırakıldığı için üzüldüğünü söylüyor.
‘Elimde olsa 10 çocuk yapardım’
Yejin’in evine dönelim. Öğle yemeğinden sonra arkadaşları kitapları ve diğer eşyalarını karıştırıyor ve onunla pazarlık yapıyor.
Kore’deki yaşamından sıkılan Yejin, Yeni Zelanda’ya taşınmaya karar verdi.
Bir sabah uyandığında kimsenin onu burada yaşamaya zorlamadığını fark ettiğini söylüyor.
Yejin hangi ülkelerin cinsiyet eşitliği konusunda üst sıralarda yer aldığını araştırdı ve Yeni Zelanda’nın açık arayla birinci sırada olduğunu gördü.
Yejin ve arkadaşlarına fikirlerini değiştirmeleri için onları ikna edebilecek bir şey olup olmadığını soruyorum.
Minsung’un cevabı beni şaşırtıyor:
“Çocuk sahibi olmayı çok isterim. Elimde olsa 10 çocuk yapardım.”
Onu durduran ne diye sorduğumda 27 yaşındaki kadın bana biseksüel olduğunu ve aynı cinsiyetten bir partneri olduğunu söylüyor.
Güney Kore’de eşcinsel evlilik yasal değil ve evli olmayan kadınların hamile kalmak için sperm donörlerini kullanmalarına genellikle izin verilmiyor.
Minsung, “Umarım bu bir gün değişir ve ben sevdiğim kişiyle evlenip çocuk sahibi olabilirim” diyor.
Minsung’un arkadaşları, Güney Kore’deki duruma bakıldığında anne olmak isteyen bazı kişilere izin verilmemesinin ironik olduğuna dikkat çekiyor.
Ancak görünen o ki siyasetçiler krizin derinliğini ve karmaşıklığını yavaş yavaş kabulleniyor.
Bu ay Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol, şimdiye kadar yapılanların “işe yaramadığını” ve Güney Kore’nin “aşırı ve gereksiz düzeyde rekabetçi” bir ülke olduğunu kabul etti.
Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol, hükümetinin artık düşük doğum oranını “yapısal bir sorun” olarak ele alacağını söyledi.
Ancak bunun ülkenin politikalarına nasıl yansıyacağı henüz belli değil.
Geçtiğimiz haftalarda Yeni Zelanda’da üç aydır yaşayan Yejin ile tekrar görüştüm.
Yeni hayatı, arkadaşları ve bir barın mutfağında çalıştığı işi hakkında çok heyecanlıydı:
“İş-yaşam dengem çok daha iyi. Hafta içinde arkadaşlarımla buluşabiliyorum. İş yerinde çok daha fazla saygı gördüğümü hissediyorum ve insanlar önyargılı değil. Bu da eve dönmek istemememe neden oluyor.”
Bu haber, Leehyun Choi ve Hosu Lee’in katkılarıyla hazırlandı.
]]>Usta sanatçı, bir çocuğun dilinden Gazze’de yaşanan acıyı ele aldığı esere ilişkin görüşlerini ve eserin ortaya çıkış hikayesini AA muhabirine anlattı.
Böyle bir eseri yapmayı istemediğini dile getiren Demirci, “Keşke orada insanlar, çocuklar, bebekler katledilmeseydi de böyle bir eseri yapmak zorunda kalmasaydım. Yaşadığımız yüzyılda çok büyük felaketler oldu ve olmaya da devam ediyor. Bana göre Gazze’de yaşananlar yaşadığımız yüzyılın en büyük felaketlerinden bir tanesi. Çünkü masumiyetin katledilmesi söz konusu.” dedi.
Mustafa Demirci, çocuk ve bebeklerin, saflığı ve ilahi duyguları temsil ettiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:
“Çocukların bütün dünyanın gözü önünde açıkça katledilmesi katlanılır bir durum değil. Bu dışarıdan izleyen açısından bir başka utanç vesilesi ama içeride bizzat yaşayan Filistinli kardeşlerimiz için tarif edilemez bir acı. Beni en çok yaralayan görüntülerden bir tanesi, bir babanın yavrusunun parçalanmış bedenini torbalara doldurarak elinde tutmasıydı. Bunu bir insan nasıl kabullenebilir? Ben bu acıyı hissettiğim için böyle bir şiir yazmak istedim. İnsani duyarlılık her şeyin ötesindedir. Sanatçı olmasam da bir insan olarak bunu kabullenmem mümkün değil. Maalesef bu hikaye çok geçmişte başladı ve gitgide kötüleşerek devam ediyor.”
“Düşmanın niyeti, amelinden daha kötüdür”
Usta sanatçı, masumiyete karşı, aleni ve pervasızca işlenen bu suikastı kabullenmenin mümkün olmadığının altını çizerek, Gazze’de öldürülen masum çocukların da “Suçum neydi benim?” diye soracağını ifade etti.
Gazze’de son 5 ayda, 13 bine yakın çocuğun öldürüldüğüne vurgu yapan Demirci, “Bu bir soykırımdır. Bu gerçekten tarihte eşi benzeri görülmemiş planlı bir çocuk katliamıdır. Benim bunları söylerken içim titriyor. O kafa nasıl çalışıyor acaba? Dünyada böyle bir katliamın Batıda yapıldığını düşünsek acaba ne olurdu? Bu çocukların suçu Müslüman bir ailenin çocuğu olmaları mı? Her canlının yaşama hakkı var. Kaldı ki bir insandan bahsediyoruz.” diye konuştu.
Mustafa Demirci, sanatın yaşanmışların yansıması olduğunun altını çizerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Sanatçının eseri, tasavvuru, hayali ve estetik birtakım düşünceleri etrafında şekillenir. Hissetlerini sahip olduğu yetenekler çerçevesinde ortaya koyar. Ben hem kendi vicdanım ve duygularım çerçevesinde hem de toplumun hassasiyet gösterdiği konularda her zaman çalışmalarımı devam ettirmek istiyorum. Çalıştığım Türk dini musikisi alanında da güncel kaygı ve yaklaşımlardan uzak kalmadım. Filistin gibi kanayan bir yaramıza da uzak kalmam söz konusu olmamalıydı. Bu eseri de sadece bunun için yaptım. Çocuklardı tek düşüncem.”
“12 bin 600 bebek ve çocuk, dünyanın gözü önünde bombalarla yok edildi”
Eserin adını ilk önce “Ben Gazzeli Bir Bebeğim” olarak planladığını fakat müzik platformlarında “Gazze” kelimesinin geçmesinin eserin yayılmasına engel olacağını düşünerek vazgeçtiğini aktaran Demirci, “Filistin’de bir alışılmışlık oluşturdular. Lokma lokma Filistin’i yedikleri için, son lokma Gazze kalmıştı. Burayı da yemek istiyorlardı. Olayın oluş şekli önemli değil. Demek ki 12 bin 600 bebek ve çocuk, dünyanın gözü önünde bombalarla yok edilebiliyormuş. Bunu bir sene önce söyleselerdi inanmazdık. Bunu bile kanıksattılar insanlığa.” değerlendirmesinde bulundu.
Usta sanatçı, Gazze’de yaşanan hadiselerin herkesin başına gelebileceğine dikkati çekerek, “Herkes bu tehdidin altındadır. O yüzden duyarlı olmak zorundayız. Düşmanın niyeti, amelinden daha kötüdür. Yaşananlara baktığımızda eğer amelleri buysa niyetlerini tahayyül etmek bile istemiyorum. Allah bu acıları bir daha yaşatmasın.” dedi.
Mustafa Demirci’nin “Suçum Neydi Benim” adlı eserinin sözleri şöyle:
“Ben Gazzeli bir bebeğim,
Ben Gazze’de bir meleğim,
Ben Gazzeli bir bebeğim,
Suçum neydi, neydi benim?
Evim, yurdum bombalanmış,
Paramparçadır bedenim.
Büyüyemem, yürüyemem,
‘Anne acıktım’ diyemem,
Hislerimi söylemem,
Hayat hakkım yoktur benim.
Ben gülemem, oynayamam,
Ninnilerle uyuyamam,
Uykularım bombalanmış,
Bir masalım yoktur benim.
Ben Gazzeli bir çocuğum,
Yaşanmadı çocukluğum,
Ne varlığım ne yokluğum,
Kimse bilmez adım benim.”
]]>Tepebaşı Belediyesi tarafından hayata geçirilen Yeşiltepe Yaşam Merkezi, düzenlenen tören ile kent halkının hizmetine sunuldu. Tepebaşı Davet Salonu’nda düzenlenen toplu açılış törenine Başkan Ataç’ın yanı sıra CHP’nin Eskişehir Büyükşehir Belediyesi (EBB) Başkan Adayı Ayşe Ünlüce, CHP İl Başkanı Talat Yalaz, Tepebaşı meclis üyeleri ve çok sayıda Belde Evi kursiyeri katıldı.
Törende konuşan Başkan Ataç, şunları söyledi:
“20 yıldır yan yana çok güzel işler yaptık. Birçok hizmet yeri açtık. Tepebaşı bölgemiz gelişerek büyüyor. Tabii şehirleri, sanat, kültür, bilim, ilim bunlar geliştirir. Bunlara dikkat ederek 20 yılda çok mesafe kat ettik. Belde Evlerimizin ilkini 2001 yılında açtık. O zaman Belde Evi diye bir düşünce yoktu Türkiye’de. Belde Evleri projesine Fevzi Çakmak Mahallesiyle başladık. Şu anda yaklaşık 26 tane Belde Evimiz, 10 tane deneyimli kafemizle sizlere hizmet veriyoruz. Tepebaşı Belediyesi her zaman tasarrufla parasını harcar. Belediyemize ait 4 birimimizi buraya taşıdık. Burada inanılmaz güzel şeyler oldu. İçerisinde Belde Evi, Çocuk Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği, Dil ve Konuşma Terapisi Merkezi ile İki Elin Sesi Var Çocuk Senfoni Orkestrası’nın yer aldığı bu merkez, yaşam merkezi olarak sizlere hizmet verecek. Belde Evleri’ni mülkiyetimizdeki yerlere taşıyarak tasarruf ettik. Şimdi sıfır maliyetle Belde Evleri’miz oldu. Tasarruf ile kalan paraları da yine sizin için harcayacağız. Tasarrufu sizin için yapacağız.”
EBB Başkan Adayı Ayşe Ünlüce de şunları dile getirdi:
“Ahmet Başkan, 1999 seçimlerini kazanıp 1-2 yıl sonra Belde Evleri projesini ilk ortaya attığında bizler de şehirdeki genç kadınlar olarak çok büyük heyecan duymuştuk. O dönemde kadın dayanışma merkezi yoktu ama Belde EvleriWmiz bu alanda birçok çalışmaya imza attılar. Eskişehir Büyükşehir Belediyesi de ‘Eğitimde fırsat eşitliği sunan şehir’ sloganıyla yola çıkarak bugüne kadar Eskişehir’de birçok kadınımıza hizmet etti. ESMEK kurslarımızdan son 10 yılda 250 bin kadınımız, gencimiz ve çocuklarımız yararlandı. Kent merkezinin yanı sıra ilçelere de açtığımız ESMEK kursları sayesinde ilçeler canlandı, kadınlar ev hayatından sosyal hayata adım atmış oldu. Ayrıca Kadın Danışma ve Dayanışma Merkezi’mizden ise son 10 yılda 40 bin kadın yararlandı. Burada şiddete maruz kalan, psikolojik destek isteyen kadınlarımıza merkezimizde destek verdik.”
CHP İl Başkanı Yalaz ise “Bugün burada açacağımız Belde Evi, Çocuk Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği, İki Elin Sesi Var Çocuk Senfoni Orkestrası gibi tesisler, sosyal belediyeciliğin birer örneği. Belde evleri sayesinde siz değerli kadınlarımız hem toplanmak için fiziki bir imkana kavuşuyor hem de kendilerini geliştirmek için çeşitli eğitimler yapıyor. Bu anlamda Belde Evleri Tepebaşı’nda yer bölgeye yayılmış ve sosyal belediyeciliği en iyi örnekleyen oluşum olmuştur” diye konuştu.
Konuşmaların ardından Yeşiltepe Yaşam Merkezi’nin açılışı yapıldı. Açılışı sonrası Başkan Ataç, EBB Adayı Ünlüce, İl Başkanı Talat Yalaz ve kadın kursiyerler merkezin birimlerini gezdi.
Yeşiltepe Yaşam Merkezi içerisinde; kadınların sosyalleşmesini sağlayan Belde Evi, 4-18 yaş grubu çocuklara psikolojik danışmanlık, diş sağlığı eğitimi ve acil müdahale ve tedavi işlemlerinin ücretsiz gerçekleştirildiği Çocuk Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği ve İki Elin Sesi Var Çocuk Senfoni Orkestrası Eğitim ve Çalışma Merkezi ile iki buçuk yaş itibarıyla çocuk, ergen, yetişkin ve ihtiyaç duyan herkesin faydalanabileceği Dil ve Konuşma Terapisi Merkezi yer alıyor.
]]>Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Avrupa Bölge Ofisi, geçen ay, Ocak-Ekim 2023 arasında bölgedeki 53 üye devletin 40’ında, 30 binden fazla kızamık vakasının bildirildiğini, bunun 2022’nin tamamında bildirilen 941 vakayla karşılaştırıldığında, 30 kattan fazla bir artışı temsil ettiğini açıkladı.
DSÖ’nün kızamık konusunda teknik danışmanı Natasha Crowcroft da önceki gün basın mensuplarına yaptığı açıklamada, kızamık kaynaklı ölümlerin 2022’de bir önceki yıla göre yüzde 43 arttığını, 2023 verilerinde de artış beklendiğini ifade etti. Crowcroft, vaka artışının endişe verici olduğunu vurguladı.
Konuya ilişkin AA muhabirine açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Çiftçi, “DSÖ’nün de belirttiği gibi dünyada kızamık vakalarında artış söz konusu. Ülkemizde de kızamık vakalarının son dönemde bir miktar arttığını görüyoruz. Çok uzun aradan sonra yeniden kızamık vakaları görmeye başladık. Bu açıdan dikkatli olunması gerekiyor.” ifadelerini kullandı.
Sağlık Bakanlığının bu konuda talimatlarının bulunduğuna, döküntüyle, ateşle sağlık kuruluşlarına başvuran çocuklara doğrudan kızamık testlerinin yapıldığına dikkati çeken Çiftçi, vaka sayılarındaki artışın “salgın” boyutunda nitelendirilemeyeceğinin altını çizdi.
“Artışın temel nedeni aşı reddi ve kararsızlığı”
Kızamıktaki artışın çeşitli nedenlerinin bulunduğunu anlatan Çiftçi, “Vaka sayılarındaki artışın en temel nedeni, son dönemlerde yükselmeye başlayan aşı kararsızlığı, aşı reddi, aşı karşıtlığı.” dedi.
Savaşlar, nüfus hareketleri, Kovid-19 salgını gibi etkenlerin de çocuklarda aşılama faaliyetlerini aksattığını dile getiren Çiftçi, “Aşı reddi kaynaklı çocuklarını aşılatmayan bir kesim var. Böyle oldukça kızamık hastalığını sürekli görmeye devam edeceğiz. Aşılanmayan bir çocuk, eninde sonunda kızamık geçirecektir. Çocuğun büyümesi de kızamıktan kurtulduğu anlamına gelmiyor. Kızamık, her yaşta ölümcül olabilecek bir hastalık.” diye konuştu.
“İki doz aşılanan çocukların kızamığa yakalanmasını beklemiyoruz”
Prof. Dr. Çiftçi, kızamık aşısının oldukça etkili bir aşı olduğunu, tam koruyuculuk için iki doz uygulanmasının gerektiğini belirterek, “İki doz aşı yapılan çocukların çok nadir durumlar dışında kızamığa yakalanmasını beklemiyoruz. Bu nedenle kızamığa karşı en önemli koruyucu, aşılama.” değerlendirmesinde bulundu.
Türkiye’de gelişmiş bir aşılama programı ve sisteminin uygulandığına, çocukların yüzde 96 gibi bir oranla kızamığa karşı aşılandığına işaret eden Çiftçi, yine de bazı çocukların aşılanmamasının hastalık riski oluşturduğunu söyledi.
Çiftçi, Türkiye Ulusal Aşı Takviminde, iki doz kızamık aşısı uygulamasına, 9-12 ay arasındaki bebekler için önlem amaçlı ek bir doz daha eklendiğini anımsattı.
“Küçük çocuklarda son derece tehlikeli”
Aşısız çocuklarda kızamığın hayati risk oluşturduğunu aktaran Çiftçi, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Kızamık oldukça bulaşıcı, öldürücü olabilen bir hastalık, geçmişte bunun çok acı örnekleri yaşandı, kızamık nedeniyle çok sayıda çocuk kaybedildi. Aşılama sayesinde kızamığı uzun zamandır neredeyse görmüyorduk, çok nadir karşılaşılıyordu. Ancak ne yazık ki tekrar görmeye başladık.
Özellikle altta yatan hastalığı olan, bağışıklık sistemi zayıf kişiler ile küçük çocuklar ve beslenmesi zayıf çocuklar açısından son derece tehlikeli. Akciğer enfeksiyonu, zatürre gibi tablolarla ölümlere yol açabiliyor. Birçok hastalık için antibiyotik, antiviral ilaçlarımız var ama maalesef kızamık virüsüne karşı etkili bir ilaç yok, sadece destekleyici tedaviler verebiliyoruz.”
“Çocukluk çağı aşılarının eksiksiz yaptırılması gerekiyor”
Vücudun var olan savunma sisteminin kızamığa karşı yeterli olmadığını anlatan Çiftçi, “Kızamığın farklı bir yönü daha var. Hastalık geçirildikten sonra virüs beyinde sessiz halde kalıp, çok uzun süre sonra beyin hasarına, subakut sklerozan panensefalit (SSPE) dediğimiz beyin iltihabına yol açabiliyor. Bu nadir ancak tedavisi olmayan bir durum.” bilgisini paylaştı.
Prof. Dr. Çiftçi, ailelere, “Kızamık aşısı dahil tüm çocukluk çağı aşılarının mutlaka eksiksiz yaptırılması gerekiyor. Ülkemizdeki aşılar son derece güvenli, kontrol altında olan aşılar.” çağrısında bulundu.
]]>İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG), 2013-2023 yılları arasını kapsayan ‘Çocuk İş Cinayetleri’ raporunu yayımladı. Son 10 yılda 14 yaş ve altı 234, 15-17 yaş arası ise 437 çocuk olmak üzere toplamda 671 çocuk işçinin hayatını kaybettiği belirtilen raporda en çok ölümün yüzde 28’lik oran ile trafik servis kazalarında yaşandığı belirtildi. Ocak 2024 iş cinayetleri raporuna göre ise ocak ayında en az 158 işçinin hayatını kaybettiği açıklandı.
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG), 2013-2023 yılları arasını kapsayan ‘Çocuk İş Cinayetleri’ raporu ve Ocak 2024 iş cinayetleri raporu olmak üzere iki rapor yayımladı.
SON 10 YILDA 671 ÇOCUK İŞÇİ HAYATINI KAYBETTİ
‘Çocuk İş Cinayetleri’ raporuna göre son10 yılda 14 yaş ve altı 234, 15-17 yaş arası ise 437 çocuk olmak üzere toplamda 671 çocuk işçi hayatını kaybetti.
ÇOCUK İŞÇİ ÖLÜMLERİNİN EN ÇOK YAŞANDIĞI İŞ KOLU, TARIM-ORMAN
İş kollarına göre ölümler en çok yüzde 57’lik oranla Tarım, orman iş kolunda yaşanırken, çocuk işçi ölümlerinin işkollarına göre dağılımı şu şekilde açıklandı:
Tarım, Orman işkolunda 380 çocuk (250 işçi ve 130 çiftçi); İnşaat, Yol işkolunda 71 çocuk; Metal işkolunda 46 çocuk; Konaklama, Eğlence işkolunda 45 çocuk; Gıda işkolunda 23 çocuk; Ticaret işkolunda 21 çocuk; Genel İşler işkolunda 20 çocuk; Tekstil, Deri işkolunda 17 çocuk; Taşımacılık işkolunda 14 çocuk; Ağaç, Kağıt işkolunda 11 çocuk; Kimya, Lastik işkolunda 7 çocuk; Enerji işkolunda 4 çocuk; Çimento, Toprak, Cam işkolunda 3 çocuk; Madencilik işkolunda 1 çocuk; İletişim işkolunda 1 çocuk; Sağlık işkolunda 1 çocuk; eldeki veriler ışığında çalıştığı işkolunu belirlenemeyen 6 çocuk işçi çalışırken hayatını kaybetti.
TRAFİK, SERVİS KAZALARINDA 186 ÇOCUK İŞÇİ ÖLDÜ
Rapora göre 2013-2023 yıllarında çocuk işçi ölümlerinin nedenlerine göre dağılımı şöyle:
Trafik, Servis Kazası nedeniyle 186 çocuk; Zehirlenme, Boğulma nedeniyle 112 çocuk; Ezilme, Göçük nedeniyle 92 çocuk; Yüksekten Düşme nedeniyle 61 çocuk; Şiddet nedeniyle 56 çocuk; Elektrik Çarpması nedeniyle 44 çocuk; Yıldırım Düşmesi nedeniyle 41 çocuk; Patlama, Yanma nedeniyle 25 çocuk; Kalp Krizi, Beyin Kanaması nedeniyle 14 çocuk; Kesilme, Kopma nedeniyle 13 çocuk; İntihar nedeniyle 9 çocuk; Nesne Çarpması, Düşmesi nedeniyle 8 çocuk; Diğer nedenlerden dolayı 10 çocuk işçi çalışırken hayatını kaybetti.
EN ÇOK ÇOCUK İŞÇİ ÖLÜMÜ ŞANLIURFA’DA YAŞANDI
Son 10 yılda Türkiye’nin 77 şehrinde çocuk işçi ölümlerinin gerçekleştiğinin belirtildiği raporda en çok ölüm yaşanan ilk 5 şehir ise şu şekilde: Şanlıurfa 49 ölüm, Gaziantep 40 ölüm, Adana ve İstanbul’da 33’er ölüm, Konya’da ise 25 ölüm.
OCAK AYINDA 158 İŞÇİ İŞ KAZALARINDA HAYATINI KAYBETTİ
Ocak 2024 İş cinayetleri raporuna göre ise ocak ayında en az 158 işçinin hayatını kaybettiği belirtildi.
Rapora göre ölümlerin yüzde 18’i ezilme ve göçük, yüzde 17’si trafik servis kazaları, yüzde 16’sı yüksekten düşme olduğu belirtildi.
İş kollarına göre ölümlerin, yüzde 28’i inşaat/yol, yüzde 14’ü taşımacılık, yüzde 10’u tarım/orman, yüzde 7’si ticaret/büro, yüzde 6’sı metal iş kollarında gerçekleşti.
Raporda iş cinayetlerinde ölen 158 kişiden 5’inin kadın, 153’ünün ise erkek olduğu belirtildi.
EN ÇOK ÖLÜM İSTANBUL’DA
Ocak ayında en çok ölümlerin yaşandığı 6 şehir ise şöyle:
İstanbul 24 kişi, İzmir 17 kişi, Şanlıurfa 11 kişi, Gaziantep 10 kişi, Konya 8 kişi, Mersin 7 kişi
]]>İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Gürçeşme Çocuk Belediyesi Yerleşkesi, bugün açıldı. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, çocuklara “Biz bugünün yöneticileri, bu hakları, bu söz hakkını sizlere tanımak zorundayız. Üzerimize düşen bu büyük görevi sizleri yılda bir gün makam koltuklarında ağırlayarak yerine getiremeyiz. Ne mutlu ki bana Türkiye’nin çocuk belediyesine sahip ilk çocukları İzmir’in çocukları oldu.Türkiye’nin çocuk belediyesine sahip, ilk çocukları İzmir’in çocukları oldu” diye seslendi.
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer tarafından ilki Seferihisar’da başlatılan Çocuk Belediyesi uygulaması yaygınlaşıyor. Katılımcı demokrasiyi geliştirmek, çocukların düşüncelerini açıkça söyleyebilmelerini, çözüm üretebilmelerini, karar alma mekanizmalarına aktif katılımlarını destekleyen, çocuk haklarını gözeten ve çocukların yönetime doğrudan katıldığı, çocuk odaklı sistem Gürçeşme Çocuk Belediyesi Yerleşkesi, bugün İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer tarafından açıldı.
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Soyer’in açılış konuşmasından önce Gürçeşme Çocuk Faaliyet Merkezi korosu ve Gürçeşme Masal Evi Çocuk Korosu sahne aldı.
Çocukların gözlerindeki pırıltıyı gördüğünü, herkesin tüm gücünü bu pırıltıdan aldığını söyleyen Soyer, “Sevgili İzmirliler, şehrimizin her köşesini sokakları, caddeleri evlerimizi ve parklarımızı bir şehri şehir yapan ne varsa tümünü çocuklarımızla paylaşıyoruz. Şu hayatta ne yapıyorsak aslında çocuklarımız için yapıyoruz. Dahası çocuklarımızın kendi geleceklerini tarif ederken söz haklarının olması gerektiğini biliyoruz. 2011 yılında bu eksikliği görerek Seferihisar Belediye Başkanlığı görevimi yaparken bir çocuk belediyesi kurulmasına öncülük ettim. Böylelikle Türkiye’nin ilk çocuk belediyesi Seferihisar’da kuruldu. Çocuk belediyesi bir belediye başkanı olarak bana eşsiz imkan sundu. Dünyayı bir çocuğun gözünden görebilmeyi bir park mı yapılacak? Yoksa bir okul, bir pazar yeri mi? Elbette uzmanların karar verecekleri düşünceleri çok önemli. Ama bir tesisi orayı kullanacak çocukların gözünden görmek en az meselenin teknik özellikleri kadar önemli. Çünkü o park, o okul, o yaşam alanı çocuklara ait. Seferihisar Çocuk Belediyesi’nde sadece çocuklar için değil, aynı zamanda çocuklarla birlikte icraat yapmanın anahtarını bulduk” dedi.
Hayata geçirilen yerleşkede çocuk belediyesinin yanında Gürçeşme Masal Evi, çocuk faaliyet merkezi, erken çocukluk birimi ve meslek fabrikasının da da hizmet vereceğini anlatan Soyer, “Daima iyilikten, daima güzellikten yana, herkes için adil ve eşit bir yaşamı çocuklarımızın katılımıyla gerçekleştirebiliriz. Onun için bu demokrasi ağını genişletmeye kararlıyız. Sevgili İzmirliler beş yılda elimizden geldiğince İzmir’i çocukların en az yetişkinler kadar söz sahibi olduğu örnek bir kent çalıştım. Çocuklarımızın yerel yönetimde söz sahibi olduğu çocuk belediyemizin kapısı dileyen tüm çocuklarımıza açık. Bugün çocuklarımızın tertemiz yüreklerinden, ışıl ışıl gözlerinden aldığımız ilhamlar şehrimize yepyeni bir meydan kazandırıyoruz. Gürçeşme Çocuk Belediyesi Yerleşkemiz tam donanımlı bir sosyal yaşam kampüsü olarak faaliyet gösterecek. Özellikle dezavantajlı mahallelerde yaşayan çocuklarımızın fiziksel, bilişsel ve sosyal gelişimleri için belediyemizin bütün imkanlarını seferber edeceğiz. Çünkü biz en büyük eserini çocuklara ve gençlere emanet eden ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün izindeyiz” ifadelerini kullandı.
“HENÜZ OY HAKKINIZ OLMASA DA SÖZ HAKKINIZ VAR”
Çocuklara “Henüz oy hakkınız olmasa da söz hakkınız var, haklarınız var” diye seslenen Soyer şunları söyledi:
“Biz bugünün yöneticileri, bu hakları, bu söz hakkını sizlere tanımak zorundayız. Üzerimize düşen bu büyük görevi sizleri yılda bir gün makam koltuklarında ağırlayarak yerine getiremeyiz. Merak ederek, sorarak, oynayarak, çalışarak, araştırarak, tasarlayarak, geleceğimizi inşa etmek için şimdiden harekete geçebilirsiniz. Ne mutlu ki bana Türkiye’nin çocuk belediyesine sahip, ilk çocukları İzmir’in çocukları oldu. Bugün hep birlikte açtığımız yerleşke size ait. Burası sizin. Burada iklim krizi, yoksulluk, demokrasi, adalet, bütün bunları öğreneceksiniz, konuşacaksınız. Huzurunuzda bir kez daha söz veriyorum Sizlerle birlikte bu ülkeyi daha ileriye taşımak için canla başla çalışmaya devam edeceğim. Hep beraber dünyamızı daha adil, daha huzurlu, barış ve mutluluk dolu bir gezegen yapacağız. Ben daima yanınızda olacağım.”
]]>
Büyükşehir Belediyesi Engelsiz Çocuk Evleri’nde özel çocuklara gündüzlü bakım hizmeti kesintisiz devam ediyor. Büyükşehir Belediyesi Beyazşehir Engelsiz Çocuk Evi ve Yüksel Ateş Engelsiz Çocuk Evi’nde 4-12 yaş arasındaki zihinsel engelli çocuklara yönelik sıcacık bir ortamda gündüzlü bakım hizmeti sunuluyor.
“Özel çocuklarımızı ve ailelerimizi bekliyoruz”
Büyükşehir Belediyesi’nin Engelsiz Çocuk Evleri’nde Çocuk Gelişimci olarak görev yapan Fatma İzmitli, burada hem çocuklara, hem de ailelere destek verdiklerini ifade etti. İzmitli, özel çocukların burada gün içinde hizmet alırken, ailelerinde gönül rahatlığıyla, güven içerisinde çocukları bırakabildiklerini kaydetti. İzmitli, yapılan hizmetler hakkında şu bilgileri verdi:
“4-12 yaş, zihinsel engelli, fiziksel yetersizliği bulunan çocuklarımıza hizmet vermekteyiz. Hafta içi saat sabah 9.00, akşam 16.00 saatleri arasında, saatlik ya da günlük bakım veren bakım merkeziyiz. Engelli gruplar içerisinde sosyal hizmetlere ve psikolojik desteğe en çok ihtiyaç duyan engel grubu zihinsel engelliler ve aileleridir. Çocuklarımız gün içerisinde gelip burada hizmet alırken, ailelerimizde onları güvenli bir yere emanet ediyorlar. Burada özel çocukların haklarının neler olduğunu da öğreniyorlar. Ana kucağı kadar sıcak, baba kucağı kadar güvenli engelsiz çocuk evlerimizde özel çocuklarımızı ve ailelerimizi bekliyoruz. Bu kurumlara emek veren Başkan Dr. Memduh Büyükkılıç’a ayrıca teşekkür ediyoruz.”
“Başkanımız özel çocuklarımıza emek veriyor, onun emeği çok önemli”
11 yaşında otizmli oğlu olan Zuhal Türkoğlu ise Büyükşehir Belediyesi’nin Engelsiz Çocuk Evleri’nin bir güven ortamında olduğunu ve özel çocukların burada çok iyi hizmet gördüğünü ifade etti. Türkoğlu, Başkan Büyükkılıç’ın her zaman özel çocukların yanında olduğunu, asla onları ayırmadığını ve bu durumun kendisini çok mutlu ettiğini dile getirerek, konuşmasına şöyle devam etti:
“Otizmli oğlum var, 11 yaşında. Yaklaşık 4 yıldır buraya geliyoruz. Her şeyden önce belediyemizin bu desteği çok önemli. Öncelikle emeği geçen herkese çok teşekkür ediyorum. Burası her şeyden önce bize güven veriyor. Güvenimiz olunca huzurumuz da oluyor. 3, 4 saat bırakıp, kendimize zaman ayırıyoruz. El becerileri artıyor, zihinsel olarak burası çok fazla destek veriyor. Emeği geçen öğretmenlerimizden, belediyemizden, Büyükşehir Belediye Başkanımızdan herkesten biz çok memnunuz. Buranın bir sloganı var. ‘Ana kucağından sıcak, baba ocağından güvende’ diye. Gerçekten öyle hatta daha fazla. Evlerde bu kadar imkanımız yok. Çok daha rahat, çok daha konforlu. Büyükşehir Belediye Başkanımızın bize destek olması çok önemli. Çocuklarımızı seçmiyor, ayırmıyor, dışlamıyor. O emeği bizim için çok önemli. Çocuklar burada çok mutlular.”
“Burası çok büyük bir nimet”
Büyükşehir Belediyesi’nin Engelsiz Çocuk Evleri’nin çok büyük bir nimet olduğunu kaydeden Gamze Karakaş da çok mutlu olduklarını ifade ederek, Başkan Büyükkılıç’a teşekkürlerini iletti. ‘İyi ki varlar’ diyen Karakaş, “İlk açıldığından beri buradayız. Oğlum burayı çok seviyor. Çok mutluyuz. Çok güvenerek bırakıyorum oğlumu buraya. Temiz, güvenilir ve kamera kayıtları altında. En başta öğretmenlerimiz çok ilgileniyorlar. Her tanıdığıma söylüyorum. Gönül rahatlığıyla getirsinler çocuklarını. Çocuklarımızın o an neye ihtiyacı varsa, onu yaptırıyorlar. Sürekli iletişim halindeler. Buradan çok memnunuz. Sürekli teşekkür etmek istiyoruz. Öğrencilerini çok seviyorlar. Bu tesisin karşılığını aldığımı çok iyi biliyorum. İlk geldiğimiz gibi değiliz. Çok verimli günlerimiz oldu. Burası çok büyük bir nimet. Özel çocuklar hepsi. Başkanımıza çok teşekkür ediyoruz” şeklinde konuştu.
“Burada gördüğümüz sevgiyi, saygıyı, hiçbir yerde göremiyorsun”
Engelsiz Çocuk Evleri’nde gördükleri değeri, saygıyı hiçbir yerde göremediklerini ifade eden Nazife Güngördü ise “Ben de özel bir çocuğun annesiyim. Otizmli. Çocuğum burasının ilk öğrencilerinden. Buraya hizmet verenlerden, açanlardan Rabbim kat kat razı olsun. Çok güvenilir bir yer. Buralar bulunmadık bir nimet. Buradaki gördüğümüz sevgiyi, saygıyı, hiçbir yerde göremiyorsun. Memduh Başkanım çok sağ olun. Biz sizlerden dağlar kadar memnunuz” ifadelerini kullandı. – KAYSERİ
]]>İZMİR – İzmir’de, evlerinde çıkan yangında kızını kaybeden 54 yaşındaki Fatma Bülbül, engelli maaşıyla aralarında bir epilepsi hastalığı bulunan 2 kızına ve 4 torununa bakıyor. Bülbül, hijyenik olmayan şartlarda adeta yaşam mücadelesi veriyor.
Konak ilçesi Ege Mahallesi’ndeki müstakil bir evde yaşayan Fatma Bülbül (54), 31 Temmuz 2022’de evlerinde çıkan yangının ardından 33 yaşındaki kızı Gamze Kaymaz’ı kaybetti. Daha sonra Kaymaz’ın emaneti olan kızların bakımı da, anneanne Fatma Bülbül’e düştü. Anneanne Bülbül, aynı evin içinde 4 torunu ve aralarında bir epilepsi hastası da bulunan 2 kızıyla beraber yaşıyor.
Havanın soğuk olmasına rağmen evinin pencereleri yeni takılan ve sobaları bile bulunmayan Bülbül ailesi, Fatma Bülbül’ün aldığı yaşlılık maaşı ve yardımseverlerin desteğiyle hayatlarını sürdürüyor. Çeşitli sağlık sorunları da bulunan Bülbül, sağlığı el verdiği zamanlarda ise hurdacılık yaparak çocuklarına bakıyor.
“Evde; soba, buzdolabı, yemek, hiçbir şey yok”
Bülbül’ün ve ailesinin yaşadığı evde içler acısı bir durum olduğunu aktaran İzmir Toplumsal Uyuşturucu ile Mücadele ve Eğitim Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Bedri Yalçın, “Bu evde yetim çocuklar var. Babaları olmadığı için anneanne Fatma ablamız tek başına, kendi imkanlarıyla hurda toplayarak bu çocuklara bakmaya çalışıyor. Bize aile geldiğinde, eve gidip yerinde inceleme yaptık. Baktık ki burada içler acısı bir durum var. Evde; soba, buzdolabı, yemek, hiçbir şey yok. Fatma ablamız tek başına bu yetimleri kimseye muhtaç etmemeye çalışıyor; fakat günün şartlarında da bu çok zor. Biz de dernek olarak ve hayırseverlerin de desteğiyle ailemizi arkadaşlarımızla paylaştık” şeklinde konuştu.
Aileye yapılan yardımlardan da bahseden Yalçın, “Çamaşır makinası, buzdolabı, ocak, tüp aldık. Evde cam yoktu, dün camları taktırdık. Yardımseverlerin kimisi 100, kimisi 500, kimisi de bin lira göndererek yardımda bulundu. Çocukların battaniyeleri, yastıkları alındı. Aklınıza gelebilecek bireysel olarak ihtiyaçları olan her şeyi aldık. İki gün önce Büşra kardeşimizle beraber markete gidip sadece yaklaşık 11 bin TL’lik gıda aldık; fakat hala bitmedi. Buraya alınacak çok şey lazım. Ustamız tesisatı yapıyor. Hazır mutfağa gelecek, çatılar yapılacak” dedi.
“50 milyon TL değerindeki dairelerin 100 metre ilerisinde böyle bir yokluk var”
Evin arka tarafında bulunan dairelerin tanesinin yaklaşık 50 milyon TL değerinde olabileceğini vurgulayan Yalçın, sözlerini şöyle sürdürdü:
“50 milyon TL değerindeki dairelerin 100 metre ilerisinde böyle bir yokluk var. Bunları elimizden geldiği kadar bizler destek olacağız. Burada şöyle de bir sıkıntı var; belediyelerden buna benzer kurumlardan yardım almak için ailelerden çok inanılmaz prosedürler istiyorlar. Çok inanılmaz evrak kalabalığı istiyorlar. Bu durum da başvuruyu zorlaştırıyor. Fatma ablamızın belki okuması yazması bile yok. Bu evrakları yerine getirmesi bile imkansız. Yetkililerden bu tarz olaylarda, ailelere biraz kolaylık sağlamalarını istiyoruz.”
“10 seneye yakın ben susuzum”
Yapılan yardımlarla normal yaşantılarına devam edeceklerini anlatan Fatma Bülbül, “Arka tarafta binalardan su taşıyorum. Kızım, klima tamir edildiği sırada klimadan çıkan yangın sebebiyle hayatını kaybetti. Şimdi normal yaşantımıza devam edeceğiz. Her şeyden önce susuz yaşanmaz. Suyumuz var. Evlerin üstü akıyor. Bir de çoluk çocuk üşüyor, öksürüyorlar. Camlarımız takıldı; fakat gelirimiz yok. Sadece engelli maaşım var” diye konuştu.
]]>Konak ilçesi Ege Mahallesi’ndeki müstakil bir evde yaşayan Fatma Bülbül (54), 31 Temmuz 2022’de evlerinde çıkan yangının ardından 33 yaşındaki kızı Gamze Kaymaz’ı kaybetti. Daha sonra Kaymaz’ın emaneti olan kızların bakımı da, anneanne Fatma Bülbül’e düştü. Anneanne Bülbül, aynı evin içinde 4 torunu ve aralarında bir epilepsi hastası da bulunan 2 kızıyla beraber yaşıyor.
Havanın soğuk olmasına rağmen evinin pencereleri yeni takılan ve sobaları bile bulunmayan Bülbül ailesi, Fatma Bülbül’ün aldığı yaşlılık maaşı ve yardımseverlerin desteğiyle hayatlarını sürdürüyor. Çeşitli sağlık sorunları da bulunan Bülbül, sağlığı el verdiği zamanlarda ise hurdacılık yaparak çocuklarına bakıyor.
“Evde; soba, buzdolabı, yemek, hiçbir şey yok”
Bülbül’ün ve ailesinin yaşadığı evde içler acısı bir durum olduğunu aktaran İzmir Toplumsal Uyuşturucu ile Mücadele ve Eğitim Derneği (İZMİRTUMED) Yönetim Kurulu Başkanı Bedri Yalçın, “Bu evde yetim çocuklar var. Babaları olmadığı için anneanne Fatma ablamız tek başına, kendi imkanlarıyla hurda toplayarak bu çocuklara bakmaya çalışıyor. Bize aile geldiğinde, eve gidip yerinde inceleme yaptık. Baktık ki burada içler acısı bir durum var. Evde; soba, buzdolabı, yemek, hiçbir şey yok. Fatma ablamız tek başına bu yetimleri kimseye muhtaç etmemeye çalışıyor; fakat günün şartlarında da bu çok zor. Biz de dernek olarak ve hayırseverlerin de desteğiyle ailemizi arkadaşlarımızla paylaştık” şeklinde konuştu.
Aileye yapılan yardımlardan da bahseden Yalçın, “Çamaşır makinesi, buzdolabı, ocak, tüp aldık. Evde cam yoktu, dün camları taktırdık. Yardımseverlerin kimisi 100, kimisi 500, kimisi de bin lira göndererek yardımda bulundu. Çocukların battaniyeleri, yastıkları alındı. Aklınıza gelebilecek bireysel olarak ihtiyaçları olan her şeyi aldık. İki gün önce Büşra kardeşimizle beraber markete gidip sadece yaklaşık 11 bin TL’lik gıda aldık; fakat hala bitmedi. Buraya alınacak çok şey lazım. Ustamız tesisatı yapıyor. Hazır mutfağa gelecek, çatılar yapılacak” dedi.
“50 milyon TL değerindeki dairelerin 100 metre ilerisinde böyle bir yokluk var”
Evin arka tarafında bulunan dairelerin tanesinin yaklaşık 50 milyon TL değerinde olabileceğini vurgulayan Yalçın, sözlerini şöyle sürdürdü:
“50 milyon TL değerindeki dairelerin 100 metre ilerisinde böyle bir yokluk var. Bunları elimizden geldiği kadar bizler destek olacağız. Burada şöyle de bir sıkıntı var; belediyelerden buna benzer kurumlardan yardım almak için ailelerden çok inanılmaz prosedürler istiyorlar. Çok inanılmaz evrak kalabalığı istiyorlar. Bu durum da başvuruyu zorlaştırıyor. Fatma ablamızın belki okuması yazması bile yok. Bu evrakları yerine getirmesi bile imkansız. Yetkililerden bu tarz olaylarda, ailelere biraz kolaylık sağlamalarını istiyoruz.”
“10 seneye yakın ben susuzum”
Yapılan yardımlarla normal yaşantılarına devam edeceklerini anlatan Fatma Bülbül, “Arka tarafta binalardan su taşıyorum. Kızım, klima tamir edildiği sırada klimadan çıkan yangın sebebiyle hayatını kaybetti. Şimdi normal yaşantımıza devam edeceğiz. Her şeyden önce susuz yaşanmaz. Suyumuz var. Evlerin üstü akıyor. Bir de çoluk çocuk üşüyor, öksürüyorlar. Camlarımız takıldı; fakat gelirimiz yok. Sadece engelli maaşım var” diye konuştu. – İZMİR
]]>İSTANBUL – Kağıthane Belediyesi ve ilçedeki sivil toplum kuruluşları ortaklığında düzenlenen ‘Gençlik Uyanıyor, Ailecek Duada Buluşuyor’ adlı projeyle camiye giden çocuk ve gençler bisikletle ödüllendirdi. Bin adet bisikletin teslim edildiği törene Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak ve AK Parti İstanbul İl Başkanı Osman Nuri Kabaktepe de katıldı.
Kağıthane’de ‘Gençlik Uyanıyor, Ailecek Duada Buluşuyor’ adlı proje hayata geçti. Kağıthane Belediyesi ve ilçedeki sivil toplum kuruluşları ortaklığında düzenlenen projeyle camiye giden çocuk ve gençler bisikletle ödüllendirdi. Her pazar günü ilçenin farklı camilerinde düzenlenen buluşma programıyla çocuk ve gençlerin camilere özendirilmesi ve dini pratiklerini yerine getirerek bilgi edinmesi amaçlandı. Projenin sonunda en az 10 kez camiye gelen çocuk ve gençlere bisikletleri, düzenlenen törenle hediye edildi. Törende bin adet bisiklet dağıtıldı. Yahya Kemal Spor Kompleksi’nde düzenlenen törene Bakan Osman Aşkın Bak, AK Parti İstanbul Milletvekili Büşra Paker, AK Parti İl Başkanı Osman Nuri Kabaktepe, Kağıthane Kaymakamı Niyazi Erten ve çok sayıda aile katılırken programın ev sahipliğini Kağıthane Belediye Başkanı Mevlüt Öztekin yaptı.
“Amaçlarımızdan biri de bağımlılıkla mücadele”
Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak da, Kağıthaneli çocukların bisiklet sevincine ortak oldu. Törende Bakan Bak, spor yapmanın önemini vurgulayarak, çocukların spor yapmalarını teşvik etti. Törende bin çocuğa bisiklet dağıtıldı ve Bakan Bak, kendisine armağan edilen bisikleti bir kız çocuğuna hediye etti. Bakan Bak, törende yaptığı konuşmada, spor yapmanın önemini belirterek, “Bu çocuklarımız her şeyi hak ediyor. Amaçlarımızdan biri de bağımlılıkla mücadele. Aileler, çocuklarını alarak spor tesislerine gelmeli. Hem vücut sağlıklarının hem de geleceklerinin güzel ve iyi olması için onların spor yapmalarını sağlamalıyız. Bütün tesisler ücretsiz emrinizde” ifadelerini kullandı.
“18 hafta boyunca bir eylemi ara vermeden yapan çocuklarımıza teşekkür ediyorum”
AK Parti İstanbul İl Başkanı Kabaktepe ise törende, “Değerli Belediye Başkanımıza çocuklarımızın benliklerin, kişiliklerinin oluşması anlamında bu teşvik edici kampanyasından dolayı teşekkür ediyorum. 18 hafta boyunca bir eylemi ara vermeden yapan siz çocuklarımıza da teşekkür ediyorum ve tebrik ediyorum. Programımızın hayırlara vesile olmasını talep ediyorum” diye konuştu.
“Sizlere bisiklet hediye etmekle kalmayıp yolunu da yaptık”
Kağıthane Belediye Başkanı Mevlüt Öztekin de törende bir konuşma yaparak spor alanındaki mevcut çalışmaları değerlendirdi. Başkan Öztekin, “Camilerimizin manevi iklimini zenginleştiren çocuk ve gençlerimizi ödüllendiriyoruz. Sevgili çocuklarımız, önümüzdeki bahar ve yaz aylarında hepinizi bisikletlerinizle Yeşil Vadi’ye bekliyorum. Sizlere bisiklet hediye etmekle kalmayıp yolunu da yaptık. Kağıthane’de 6 kilometre boyunca özgürce bisiklet kullanabileceğiniz bir yolunuz var artık. Yaşınız daha çok genç. Sizleri okulda, spor sahalarında, camilerde, bilim atölyelerinde, sanat merkezlerinde görmek istiyoruz” dedi.
“Bisikleti çok istiyordum”
18 hafta boyunca sabah namazına katılarak bisikleti alan Ali Yahya Çimen, “Kağıthane Belediyesi’nin yapmış olduğu etkinlikte 15 camiye gittim sadece Nurpete Camii’ne gidemedim ama 10 camiden fazla gittiğim için bu bisikleti almaya hak kazandım. Bisikleti çok istiyordum. Çok büyük bir maceraydı çok eğlendik. Çok iyi arkadaşlar da edindim Mevlüt Başkanımıza da çok teşekkür ederim” diye konuştu.
“Bisiklet hayali aslında o gün başlamıştı”
Ali Yahya’nın babası Yahya Çimen ise süreci, “Uygulamayı belediyemizin sitesinden gördük ve çocuğumuza anlattık. Ali Yahya zaten namaza yatkın bir çocuk. Bisiklet hayali aslında o gün başlamıştı. Sadece bir hafta fire verdik. Başta Kağıthane Belediye Başkanı Mevlüt Bey olmak üzere tüm sivil toplum kuruluşlarına da teşekkür ediyoruz” şeklinde anlattı.
“Akşamdan ‘Baba erken kalkalım, namaza geç kalmayalım’ şeklinde tepkiler aldım”
Bisiklet almaya hak kazanan Mehmet Emin Yılmaz’ın babası Ahmet Yılmaz ise, “Öncelikle Kağıthane Belediyesi’ne bu imkanı sunduğu için teşekkür ederim. Sabah namazlarına gittik. Çocukların heyecanını ben gördüm. Akşamdan ‘Baba erken kalkalım, namaza geç kalmayalım’ şeklinde tepkiler aldım. Bu tepkiler çok güzeldi. Aynı zamanda teşvik amacıyla bisiklet hediye edilmesi de çok güzeldi. Herkese çok teşekkür ederim” diye konuştu.
]]>Kağıthane’de ‘Gençlik Uyanıyor, Ailecek Duada Buluşuyor’ adlı proje hayata geçti. Kağıthane Belediyesi ve ilçedeki sivil toplum kuruluşları ortaklığında düzenlenen projeyle camiye giden çocuk ve gençler bisikletle ödüllendirdi. Her pazar günü ilçenin farklı camilerinde düzenlenen buluşma programıyla çocuk ve gençlerin camilere özendirilmesi ve dini pratiklerini yerine getirerek bilgi edinmesi amaçlandı. Projenin sonunda en az 10 kez camiye gelen çocuk ve gençlere bisikletleri, düzenlenen törenle hediye edildi. Törende bin adet bisiklet dağıtıldı. Yahya Kemal Spor Kompleksi’nde düzenlenen törene Bakan Osman Aşkın Bak, AK Parti İstanbul Milletvekili Büşra Paker, AK Parti İl Başkanı Osman Nuri Kabaktepe, Kağıthane Kaymakamı Niyazi Erten ve çok sayıda aile katılırken programın ev sahipliğini Kağıthane Belediye Başkanı Mevlüt Öztekin yaptı.
“Amaçlarımızdan biri de bağımlılıkla mücadele”
Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak da, Kağıthaneli çocukların bisiklet sevincine ortak oldu. Törende Bakan Bak, spor yapmanın önemini vurgulayarak, çocukların spor yapmalarını teşvik etti. Törende bin çocuğa bisiklet dağıtıldı ve Bakan Bak, kendisine armağan edilen bisikleti bir kız çocuğuna hediye etti. Bakan Bak, törende yaptığı konuşmada, spor yapmanın önemini belirterek, “Bu çocuklarımız her şeyi hak ediyor. Amaçlarımızdan biri de bağımlılıkla mücadele. Aileler, çocuklarını alarak spor tesislerine gelmeli. Hem vücut sağlıklarının hem de geleceklerinin güzel ve iyi olması için onların spor yapmalarını sağlamalıyız. Bütün tesisler ücretsiz emrinizde” ifadelerini kullandı.
“18 hafta boyunca bir eylemi ara vermeden yapan çocuklarımıza teşekkür ediyorum”
AK Parti İstanbul İl Başkanı Kabaktepe ise törende, “Değerli Belediye Başkanımıza çocuklarımızın benliklerin, kişiliklerinin oluşması anlamında bu teşvik edici kampanyasından dolayı teşekkür ediyorum. 18 hafta boyunca bir eylemi ara vermeden yapan siz çocuklarımıza da teşekkür ediyorum ve tebrik ediyorum. Programımızın hayırlara vesile olmasını talep ediyorum” diye konuştu.
“Sizlere bisiklet hediye etmekle kalmayıp yolunu da yaptık”
Kağıthane Belediye Başkanı Mevlüt Öztekin de törende bir konuşma yaparak spor alanındaki mevcut çalışmaları değerlendirdi. Başkan Öztekin, “Camilerimizin manevi iklimini zenginleştiren çocuk ve gençlerimizi ödüllendiriyoruz. Sevgili çocuklarımız, önümüzdeki bahar ve yaz aylarında hepinizi bisikletlerinizle Yeşil Vadi’ye bekliyorum. Sizlere bisiklet hediye etmekle kalmayıp yolunu da yaptık. Kağıthane’de 6 kilometre boyunca özgürce bisiklet kullanabileceğiniz bir yolunuz var artık. Yaşınız daha çok genç. Sizleri okulda, spor sahalarında, camilerde, bilim atölyelerinde, sanat merkezlerinde görmek istiyoruz” dedi.
“Bisikleti çok istiyordum”
18 hafta boyunca sabah namazına katılarak bisikleti alan Ali Yahya Çimen, “Kağıthane Belediyesi’nin yapmış olduğu etkinlikte 15 camiye gittim sadece Nurpete Camii’ne gidemedim ama 10 camiden fazla gittiğim için bu bisikleti almaya hak kazandım. Bisikleti çok istiyordum. Çok büyük bir maceraydı çok eğlendik. Çok iyi arkadaşlar da edindim Mevlüt Başkanımıza da çok teşekkür ederim” diye konuştu.
“Bisiklet hayali aslında o gün başlamıştı”
Ali Yahya’nın babası Yahya Çimen ise süreci, “Uygulamayı belediyemizin sitesinden gördük ve çocuğumuza anlattık. Ali Yahya zaten namaza yatkın bir çocuk. Bisiklet hayali aslında o gün başlamıştı. Sadece bir hafta fire verdik. Başta Kağıthane Belediye Başkanı Mevlüt Bey olmak üzere tüm sivil toplum kuruluşlarına da teşekkür ediyoruz” şeklinde anlattı.
“Akşamdan ‘Baba erken kalkalım, namaza geç kalmayalım’ şeklinde tepkiler aldım”
Bisiklet almaya hak kazanan Mehmet Emin Yılmaz’ın babası Ahmet Yılmaz ise, “Öncelikle Kağıthane Belediyesi’ne bu imkanı sunduğu için teşekkür ederim. Sabah namazlarına gittik. Çocukların heyecanını ben gördüm. Akşamdan ‘Baba erken kalkalım, namaza geç kalmayalım’ şeklinde tepkiler aldım. Bu tepkiler çok güzeldi. Aynı zamanda teşvik amacıyla bisiklet hediye edilmesi de çok güzeldi. Herkese çok teşekkür ederim” diye konuştu. – İSTANBUL
]]>Göktaş, İYİ Parti Grup Başkanvekili ve Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat 2023’te meydana gelen depremler sonrası kaybolan çocuklara ilişkin yazılı soru önergesini yanıtladı.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının, çocukların korunmasını, haklarının güvence altına alınmasını amaçladığını bildiren Göktaş, çocuğun üstün yararı ilkesi çerçevesinde tüm risklere karşı bilinçli ve duyarlı nesiller yetiştirmek üzere koruyucu, önleyici ve destekleyici çalışmalar yürütüldüğünü belirtti.
Çocuklara yönelik tüm hizmetlerin ilgili kamu kurum ve kuruluşlarla işbirliği içinde gerçekleştirildiğini aktaran Göktaş, deprem bölgesinde enkaz altında çıkarılmış ve yakınlarına ulaşılamayan kimliksiz veya kendini ifade edemeyen, refakatçisi olmayan ya da yakını vefat ettiği tespit edilen çocuklara ilişkin güncel bilgilerin deprem sürecinde kamuoyunu doğru bilgilendirmek adına Bakanlığın resmi sosyal medya hesaplarından şeffaf bir şekilde düzenli olarak paylaşıldığını hatırlattı.
Deprem felaketi nedeniyle ailesinden ayrı düşmüş veya refakatçisi olmayan 1912 çocuğun Aile Bilgi Sistemi Afet Yönetim Çocuk Modülünde kayıt altına alındığını dile getiren Göktaş, deprem bölgesinde, enkaz altından çıkarılmış, yakınlarına ulaşılamayan kimliksiz veya kendini ifade edemeyen hastanelerde tedavisi devam eden çocukların yakından takip edildiğini, tedavisi tamamlanan çocukların Bakanlığın çocuk bakım kuruluşlarında korunma ve bakım altına alındığını bildirdi.
Bakan Göktaş, şunları kaydetti:
“Kuruluşlarımıza alınan çocuklarımızın öncelikle ailesi ve yakınlarına ulaşılmasına yönelik çalışmalarımız titizlikle yürütülerek çocuklar ailelerine teslim edilmiştir. Bakanlığımız ile TÜBİTAK arasında yapılan işbirliği neticesinde TÜBİTAK tarafından geliştirilen “DerinGÖRÜ” yüz tanıma programı kullanılmıştır. Yapılan DNA eşleşmeleri ve kimlik kontrolü, kimliklendirme ve mesleki çalışmalar sonucunda 1874 çocuk ailesine/aile yakınlarına teslim edilmiştir. Halen hastanede tedavisi devam eden 1 çocuğumuz yakından takip edilmektedir. 6 çocuğumuz da aile odaklı hizmetlerden faydalandırılmıştır. 15 çocuğumuz bakım ve koruma altındadır. Çocuklar, yaş ve cinsiyet durumlarına uygun Bakanlığımıza bağlı çocuk bakım kuruluşlarında bakılmakta ve korunmaktadır. Kayıtlarımızda olan 16 çocuğumuz vefat etmiştir. Kimliği belirlenemeyen çocuğumuz bulunmamaktadır.”
Çocuk Koruma Kanunu kapsamında olduğu tespit edilen çocukların Bakanlık tarafından korunma ve bakım altına alınarak kuruluş bakımı hizmeti veya yakın evre/akraba koruyucu aile hizmetinden faydalandırıldığını belirten Göktaş, Bakanlığın hizmet modellerinden faydalandırılan çocukların izleme ve takiplerinin ilgili mevzuat çerçevesinde yapıldığını aktardı. Göktaş, “Yakınlarına ulaşılamayan kimliksiz veya kendini ifade edemeyen çocuklar hiçbir şekilde üçüncü şahıs, kurum, dernek, vakıf gibi yerlere yerleştirilmemektedir.” ifadesini kullandı.
Depremden etkilenen çocukların risk ve ihtiyaçlarının belirlenmesi için Çocuklar Güvende Ekipleri ile öksüz ve yetim hizmet birimleri aracılığıyla izleme ve takip çalışmalarının yapıldığını ifade eden Göktaş, depremden etkilenen çocuklara yönelik hane ziyaretleri gerçekleştirildiğini ve ihtiyaçları doğrultusunda gerekli sosyal hizmet müdahalelerinde bulunulduğunu kaydetti.
]]>“Geleneksel sporların ihyası” parolasıyla Antalya’nın Serik ilçesine bağlı Belek Turizm Merkezi’ndeki bir otelde gerçekleştirilen 6. Etnospor Forumu’nda Bakanlar Paneli gerçekleştirildi.
Panelin moderetörlüğünü yapan Dünya Etnospor Konfederasyonu Başkanı Bilal Erdoğan, geleneksel sporlara hükümetlerin yanı sıra belediyelerin, yerel yönetimlerin de destek sunması gerektiğini söyledi.
Türkiye olarak geleneksel sporlara destek olmayı çok önemli bulduklarını ifade eden Erdoğan, “Yerel yönetimlerin ve belediyelerin bu desteği vermesi, aslında geleneksel sporları canlı tutacak olan şeydir. Kişilerin katılımının yanı sıra sponsor bulmak gibi meseleler de istediğimiz seviyelerde değil. Dolayısıyla altyapıların oluşturulması ve geleneksel sporların icra edilebileceği mekanların kurulması noktasında bunlar son derece önemli.” diye konuştu.
Erdoğan, forumun açılışında bakanlarla mutabakat anlaşması imzaladıklarını anımsatarak, UNESCO anlaşmalarının pek çoğunda geleneksel sporların, kültürlerin ve kültürel mirasların korunması gibi maddelerin yer aldığını kaydetti.
“İnsan, doğanın bir parçasıdır”
Rusya Spor Bakanı Oleg Matytsin, ülkesinin aktif bir şekilde bu platformda işbirliğini geliştirme rolünü sürdüreceğini söyledi.
Dünyanın şu anda çok karışık bir dönemden geçtiğini ifade eden Matytsin, şöyle konuştu:
“Her bir kurumunun ilk önce dostluğunu, karşılıklı anlayışını güçlendirmesi gerekir. Bunun için sporu da kullanabiliyoruz. Bu bir yarış, madalya peşinde koşmak değil. Aynı zamanda kültürler ve uluslararası ilişkilerin güçlendirilmesi yöntemidir. Bu şekilde spor üzerinde herhangi bir ayrımcılık yapmadan, sporu siyasileştirmeden faaliyet gösteriyoruz. Etnospor’un temelinde de bu prensipler yatıyor. Önümüzdeki hedeflerde geleneksel değerlere geri dönüyoruz. İnsan, doğanın bir parçasıdır. Sadece toplumun bir parçası değildir. Toplumlaşmaya çalışıyoruz fakat ne kadar aktif şekilde toplumlaşırsak o kadar da doğallıktan uzaklaşabiliyoruz. Her bir çocuk ata dokunmalıdır. Çocukluktan, doğayla ilişkisin kurması gerekiyor. Bence geleneksel spor türleri tam da bunun için en uygun spor türleridir. Geleneklerine, doğaya ve kültürüne bağlı spor türleridir. Halkın en temel değerlerini bu spor türlerinde görebiliyorsunuz.”
“Fiziksel olarak sağlıklı olma yöntemi”
Namibya Cumhuriyeti Spor, Gençlik ve Ulusal Hizmet Bakanı Agnes Basilia Tjongarero, ülke olarak yakın zamanda kaybettikleri başkanlarının yasını tuttuklarını belirterek, bu ayın 25’ine kadar ulusal yaslarının devam edeceğini söyledi.
Geleneksel oyun ve müsabakaların ülkelerinde bağ kurma, sosyalleşme, işbirliği yapmak ile biraz da eğlence için kullanıldığını belirtti.
Tjongarero, geleneksel sporların kişilerin zihinsel olarak faal kalmasını sağladığını vurgulayarak, şöyle devam etti:
“Öğrenciler için de güzel bir kafa dağıtma yöntemi. Fiziksel olarak sağlıklı olma yöntemi. Aktivite olarak baktığınız zaman çocukların yetişkinlerle bağ kurma yöntemi. Bu arada çocukları da sokaklardan uzak tutmanın bir yöntemi. Çünkü bir toplum olarak bunu düşünmek zorundayız. Çocuklarımızın arkadaşlarıyla sosyalleşmelerini sağlamak ve yeni arkadaşlar bulmaları için kullanabiliriz. Müsabakalar açısında da kazanmanın da ötesinde adlarının duyulmasını sağlayacak ve koordinasyonlarını kuvvetlendirecek noktalarda önemli beceriler kazanıyorlar. Bir aradayken sadece rekabet için değil, aynı zamanda bir arada olmak için bunu yapıyorlar. Beraber ritim yakalıyorlar. Beraber alkış tutup, beraber zıplıyorlar.”
Özbekistan Gençlik Politikaları ve Spor Bakanı Adham İkramov da geleneksel sporlarla ilgili yaptıkları etkinliklere öğrencilerin aktif olarak katılım gösterdiğini belirtti.
Spor disiplinini yeni nesillere aktarmak için 10 yıldır yoğun bir şekilde çalışma yürüttüklerini ifade eden İkramov, “Özbekistan’da çalışmalara ‘Genç nesillere geleneklerimizi nasıl aktarabiliriz?’ diye sorarak başladık. Bizim için öğrenmenin ve öğretmenin ötesinde, değerlerimizi gelecek nesillere taşımak önemli.” dedi.
İkramov, Özbekistan olarak Dünya Etnospor Federasyonun çalışmalarının içinde ve yanında olacaklarını kaydetti.
]]>Mersin Büyükşehir Belediyesi Halkkent Çocuk Gelişim Merkezi’nde eğitim gören çocuklar, 14 Şubat Sevgililer Günü’nü aileleriyle kutladı. Öğretmenleriyle birlikte bir süredir özel güne hazırlık yapan çocuklar, annelerine hazırlamış olduğu gösterileri sundu. Etkinlikte ailelerin mutluluğuna, Mersinden Kadın Kooperatifi Başkanı Meral Seçer de ortak oldu.
Etkinlikte, öğretmenleriyle birlikte sevgi duvarı oluşturarak annelerine söylemek istediklerini mektuba yazıp duvara asan çocuklar, annelerine duygu dolu anlar yaşattı. Mandala yaparak keyifli zaman geçiren ve ikramlıklar eşliğinde bol bol sohbet eden aileler, kucaklaşmanın ve paylaşmanın tadını çıkardıkları sevgi dolu bir gün geçirdi.
Halkkent Çocuk Gelişim Merkezi’nden faydalanan annelerle bir araya gelmekten dolayı mutlu olduğunu belirten Mersinden Kadın Kooperatifi Başkanı Seçer, Büyükşehir’in Çocuk Gelişim Merkezleri’nin oldukça güvenli bir ortamı olduğunu söyledi. Seçer, şöyle konuştu:
“Öğretmenler burada çocuklarımıza gereken özeni ve önemi gösteriyorlar. Çocukların özgüveni gelişiyor, paylaşmayı ve birlikte hareket etmeyi öğreniyorlar. Bunun da eğitmenler eşliğinde olması çok avantajlı. Ergenliklerinde ve yetişkinliklerinde bunun etkisi ortaya çıkıyor, altyapısı buralarda oluşuyor. Mersin Büyükşehir Belediyesi’ne, Kadın ve Aile Hizmetleri Dairesi Başkanı Şerife Hanım’a ve tüm eğitmenlerimize çok teşekkür ediyorum. Hepinizin Sevgi Günü kutlu olsun.”
Kadın ve Aile Hizmetleri Dairesi Başkanlığı Çocuk Gelişim Merkezleri Eğitim Koordinatörü Özlem Tanışık da 14 Şubat Sevgililer Günü’nde kapsamında Halkkent ve Adile Teyze Çocuk Gelişim Merkezleri’nde eş zamanlı etkinlikler düzenlediklerini kaydetti Tanışık, şu bilgileri verdi:
“Ebeveynlerimizle birlikte bir paylaşım çemberi oluşturduk. Onlarla birlikte boyamalar yaptık. Sevgiye dair sohbet ettik. Öz şefkat çalışması yaptık. Sevginin en başta merkezde, kendi içimizden başlayıp diğer kimliklerimize uzandığından bahsettik. Çocuklarımız bu süreçte ebeveynlerine kartlar hazırladılar ve onlara mektuplar yazdılar. Sevgi kavramının onlarda uyandırdığı etki ve duyguyu ifade eden ve ebeveynleri ve sevgi denince akıllarına ne geldiklerine dair notlarını yazıp, mektuplarıyla birlikte ebeveynlerine ilettiler.”
Çocuğu Halkkent Çocuk Gelişim Merkezi’nde eğitim gören Özlem Karağan, etkinliği çok beğendiğini dile getirerek, şunları söyledi:
“Mandala etkinliği yaptık. İlk defa yaptım ama çok keyif aldım. Evde de kızımla birlikte yapmayı planlıyorum. Çalıştığım için ayrı kalıyoruz ve kızım bu aralar sürekli sarılmak istiyor ve sevgisini o şekilde gösteriyor. Notta da ‘Sarıl bana’ yazıyordu. Çok mutlu oldum, çok da duygulandım. Burası Belediye’nin kreşi değil de özel bir yer gibi. Hiç bu kadarını beklemiyordum, çok hoşuma gitti.”
Etkinliği çok eğlenceli bulduğunu söyleyen anne Sümeyye Yeter de “Etkinlik kalbime dokundu. Evladımdan sevgi kartı almak beni çok memnun etti. Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum” diye konuştu.
Etkinliğe ilk defa katılan annelerden Büşra Karakuyu, “Çok güzeldi ve gayet memnun kaldık. Kızım burada çok mutlu ve huzurlu. O burada mutlu ve huzurlu olunca biz daha çok heyecanlanıyoruz. Kızımı buraya göndermeden önce başka kreşlerle de görüşmüştüm. Kızım bana çok düşkün. Herkes ‘Kızın seni asla bırakamaz’ diyordu ama biz bir hafta gibi kısa bir sürede, öğretmenlerim sayesinde bunu hallettik” dedi.
]]>6 Şubat Kahramanmaraş merkezli depremlerin birinci yıl dönümüne sayılı günler kaldı. Diyarbakır’da 100 kişiye mezar olan, ikiz çocuklarını ve eşini kaybeden Hediye Aslan (43), enkaz altından 56 saat sonra çıkartılmıştı.
Hediye Aslan, bir yıl sonra İHA muhabirine enkaz altında yaşadıklarını anlatarak, 17 yaşında ikizleri ve eşi olduğunu, deprem sırasında çocuklarının kendisini kaldırdığını söyledi.
“Bir mezar gibi yerin altındaydık”
Kalktığında çok sallandıklarını, ne yapacağını bilemediğini belirten Aslan, şöyle konuştu:
“6’ncı kattayız, atlasak olmuyor. Kalktım, kapıyı açarken duvar üzerime geldi. Yıkıldı, ben orada kaldım, çocuklarım da içeride kaldı. Birbirimizi göremedik, hiçbir ses gelmedi. Çok saat geçti, hep karanlıktı, bir mezar gibi yerin altındaydık. Çalışma yapanların sesi bana geliyordu, benim sesim bir türlü onlara gitmiyordu. En son itfaiyeci bir dayı Kürtçe konuşuyordu, sesi geldi. Yan tarafımda epeyce çalıştı, sesimi ona duyurmak istedim. Sesim ona gitti ve üstüme çalıştılar. İtfaiyeciler beni buldu.”
“Kendimi bıraktım çocuklarımı düşünüyordum”
“O acıyla niye sesimi duymuyordunuz diyemedim” diyen Aslan, “Çocuklarımı hep soruyordum. Dediler sağdır. Hastaneye gidinceye kadar hep sağ dediler. Daha sonra söylediler. Hep çocuklarımı düşünüyordum. Kendimi bırakmıştım. Taşların içinde küçük bir parça kilim vardı. Mezar gibiydi, zorla dönerek sırayla yan tarafımı ısıtıyordum. Çok üşüyordum. Çocuklarım çok başarılıydı, hedefleri vardı, avukat olacaktı, olamadı” dedi.
Yerin altındayken çocuklarının kanepenin yanında olup kurtulacakları umuduyla beklediğini aktaran Aslan, kendisinin boş bir yerdeyken kurtulduğunu, pencerenin yanında olan çocuklarının da kendisine hep bir umut olduğunu kaydetti.
“Çıkarttıklarında da doktora götürdüklerinde kan değerlerimi ölçtüklerinde hepsi standarttı”
Yattığı sırada sanki 5 dakikalık bir uykuda olduğunu belirten Aslan, “Korkuyordum ve günler geçiyormuş. Avukat olmak isteyen oğlum Abdullah’ın 5’inci sınıftaki din kültürü öğretmeni rüyamda bana yiyecek getiriyordu. ‘Kan değerlerin düşmesin’ diyordu. Bana su getiriyordu. Gözümü kapattığım zaman bana kek ve su getiriyordu. Sanki melekler bana getiriyordu. Din kültürü öğretmeni bayandı. Uyandığım zaman sanki gerçekten yemiş gibiydim. Susama, acıkma hiçbir şey hissetmiyordum. Çıkarttıklarında da doktora götürdüklerinde kan değerlerimi ölçtüklerinde hepsi standarttı. Sofradan sanki yeni kalktığımı söylüyorlardı. Orada ne yediğimi sordular. Hiçbir şey yemediğimi söyledim. Rüyalarımdan da bahsetmedim. Çocuklarımı kaybetmenin şoku vardı, kendime sakladım” diye konuştu.
“Çocuk korkuyordu, sonra sesi yavaş yavaş kesilmeye başladı”
Yerin altında çocuklarına seslenirken kendi çocuğu yaşında olan Muhammed’in cevap verdiğini dile getiren Aslan, “Çocuklarım Abdullah ve Şiyar diye seslenirken bir çocuktan ses geldi. Şiyar’ı zannettim. O çocukta ‘ay, ay’ diye inliyordu. ‘Şiyar sen misin’ diye seslendim. ‘Yok, ben Muhammed’ dedi. Onu teselli etmeye çalıştım. Bak hepimiz bu duruma düşmüşüz, sakin ol. ‘Abla bu neydi başımıza gelen’ diye cevap verdi. ‘Ne durumdasın’ dediğimde, ‘yerin altındayım, sadece kafam gözüküyor’ dedi. Ben sustukça o, ‘abla susma’ diyordu. Çocuk korkuyordu. Sonra sesler yavaş yavaş kesilmeye başladı” ifadelerine yer verdi.
Öte yandan, geçtiğimiz günlerde görülen duruşmada mahkeme, Hisami Apartmanı’nın yıkılmasıyla ilgili tutuklu sanık müteahhit Mehmet Ali Korkut’un tutukluluk halinin devamına, Mehmet Meşe ile Ahmet Özcan’ın tutuklanmasına, tutuksuz sanık Nurettin Özcan hakkında da tutuklanmaya yönelik yakalama kararı vererek, duruşmayı 14 Mart’a ertelemişti. – DİYARBAKIR
]]>AİLE ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, koruyucu aile sisteminde son 20 yılda önemli bir mesafe katettiklerini belirterek, “2002 yılında 515 çocuğumuza bakan 500 koruyucu ailemiz varken, 2024 yılı itibarıyla 8 bin 164 koruyucu aile yanında 9 bin 806 çocuğumuz himaye ediliyor” dedi.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile UNICEF (Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu) iş birliğinde, Avrupa Birliği desteğiyle hayata geçirilen ‘Türkiye’de Koruyucu Aile Sisteminin Güçlendirilmesi Projesi’ kapsamında, Ankara’nın Kızılcahamam ilçesindeki bir otelde, ‘Türkiye’de Koruyucu Aile Sisteminin Güçlendirilmesi Projesi 2’nci Koruyucu Aile Temelli Çocuk Koruma Sistemi Çalıştayı’ gerçekleştirildi. Çalıştaya, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş ile birlikte çok sayıda davetli katıldı. Burada konuşan Göktaş, 12 Ocak’ta terör örgütü PKK tarafından yapılan saldırıda şehit olan askerleri anarak, yaralanan askerlere acil şifalar diledi. Bakan Göktaş, terörün Türkiye’nin birlik ve beraberliğini bozamayacağını söyleyerek, PKK ile mücadelede kararlılık mesajı verdi.
‘KORUYUCU ANNE VE BABALAR ÇOCUKLARIMIZ İÇİN KAHRAMANDIR’
Aile olmak için bazen kan bağı gerekmediğini, can bağıyla da aile olunabileceğini söyleyen Bakan Göktaş, daha hayatının başında zorluklarla yüzleşen çocuklara koruyucu aile hizmetiyle birlikte güvenli bir liman sunduklarını kaydetti. Çocukların gözünde yetişkinlerin yerinin çok önemli olduğunu işaret eden Göktaş, “Çocukluk yıllarından kalan hatıralar, insan hayatının geri kalanında hep hatırlanır. Her koruyucu annemiz, koruyucu babamız bu anlamda çocuklarımız için gerçek birer kahramandır. Sizlerin fedakarlıkları, çocuklarımıza sağladığınız imkanlar, onlara güvenli bir gelecek sunmak için gösterdiğiniz çabalar oldukça kıymetli. Çocuklarımızın maddi ve manevi ihtiyaçlarını gideriyor, onları hayata ve topluma hazırlamaya çalışıyorsunuz. Bu yolculukta yalnız değilsiniz. Sizlerin yanında olmak ve sizlere destek vermek bizim asli görevimiz” diye konuştu.
‘ZAMAN İÇİNDE BU UYGULAMAMIZI SİSTEMATİKLEŞTİRDİK’
Koruyucu aile hizmetinin aslında milletin kadim bir değeri olduğuna dikkat çeken Göktaş, “Bu anlamda koruyucu aile hizmetinin tarihimizde önemli bir yeri var. Uyguladığımız koruyucu aile hizmetimizin yasal temelleri 1926 Türk Medeni Kanunu’na dayanıyor. İlk uygulama örnekleri 1961 yılında başlıyor. Zaman içinde bu uygulamamızı sistematikleştirdik. Farkındalık çalışmalarımızla ülke çapında yaygınlık kazandırdık” ifadelerini kullandı.
Bakan Göktaş, koruyucu aile sisteminde son 20 yılda önemli bir mesafe katettiklerini söyleyerek, “2002 yılında 515 çocuğumuza bakan 500 koruyucu ailemiz varken, 2024 yılı itibarıyla 8 bin 164 koruyucu aile yanında 9 bin 806 çocuğumuz himaye ediliyor. Koruyucu aileliğin tanınmasında, 2012 yılından itibaren Sayın Emine Erdoğan’ın himayelerinde gerçekleştirilen ‘Toplum Kalkınmasında Gönül Elçileri Projesi’nin katkısı çok büyüktür. Bu vesileyle desteğini hiçbir zaman esirgemeyen saygıdeğer hanımefendiye hem çocuklarımız hem de milletimiz adına bir kez daha şükranlarımızı sunuyorum” dedi.
‘KORUYUCU AİLE HİZMETİNİN GELİŞMESİNE İLİŞKİN STRATEJİMİZİ BELİRLEYECEĞİZ’
Koruyucu aile hizmetine yönelik iyileştirmelerin hayati önem taşıdığını aktaran Göktaş, gerçekleştirilen çalıştayların bu anlamda çok önemli olduğunu bildirerek, “Bu çalıştayımızın sonuçlarıyla da koruyucu aile hizmetinin gelişmesine ilişkin stratejimizi belirleyecek ve eylem planımızı hazırlayacağız. Çalıştay kapsamında koruyucu aile birim yapılanmaları ve standartlaşma, koruyucu aile modelleri ve profesyonelleşme, çocuklara ve ailelere sunulan destekler, dijital dönüşüm ve yeni medya gibi başlıkları bütüncül bir bakış açısıyla ele alacağız” diye konuştu.
Bakan Göktaş, çalıştaya destek veren UNICEF’e, AB Delegasyonuna, akademisyenlere, koruyucu ailelere ve sivil toplum kuruluşu temsilcilerine teşekkür ederek sözlerini tamamladı. Çalıştay, 17 Ocak’ta sona erecek.
]]>İlçe Gençlik ve Spor Müdürlüğü ile Ortahisar Milli Eğitim Müdürlüğü iş birliğinde hazırlanan “Sporla Gülümse Geleceğine Projesi” kapsamında 10 pilot okuldan 2 bin 943 öğrenci, spor branşlarını öğrenmek için ders saatlerinde spor tesislerine geliyor.
Hafta içi 10.00-14.00 saatleri arasında servisle okullarından spor kompleksine gelen öğrenciler, yüzmeden tekvandoya, bokstan atıcılığa kadar 12 branşta eğitim alıyor.
Ortahisar Gençlik ve Spor Müdürü Ecvet Kurt, AA muhabirine, proje ile öğrencilerin sporla tanışmasını amaçladıklarını söyledi.
Kurt, Ortahisar Kaymakamlığı ve İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü önderliğinde güzel bir birliktelik yaptıklarını belirtti.
Proje kapsamında 10 okuldan 2 bin 943 öğrencinin haftanın 5 günü spor kompleksine geldiğini ifade eden Kurt, “Bu ciddi bir sayı. Bizim için de çok sevindirici, iki ayda bir de branşlarda dönüşüm yaptırıyoruz çocuklara. Bir dönemde 4 branşın altyapısını tanımış oluyorlar.” dedi.
Kurt, antrenörlerin çocuklara sadece egzersiz ya da oyun değil, branşın altyapısını, temel tekniklerini öğrettiklerine dikkati çekerek, “Çok da güzel dönüşler alıyoruz. Şu anda 10 okulumuzla projeyi yürütüyoruz.” diye konuştu.
Projenin çok önemli olduğunu vurgulayan Kurt, şu değerlendirmede bulundu:
“Aynı anda tesiste bazı günler 750 ila bin çocuk oluyor. Antrenörler karşılıyor, ders bittiği zaman yine servislerle okullarına dönüyorlar, diğer gruplar başlıyor. Çocuklarımıza branşlarımızı tanıtıyoruz. Spor yapma imkanı olmayan çocuklarımız oluyor, ulaşamayanlar var. Böyle bir imkan olduğu zaman günde yaklaşık 3 bin çocuk, bu tesislerden faydalanıyor. Judo, karate, tekvando, güreş, masa tenisi, satranç, eskrim, badminton, okçuluk, yüzme, atıcılık ve tenis branşlarımız var. Çok talep var, önümüzdeki yıl projeyi daha da geliştirmeyi hedefliyoruz.”
Cemil Karakaş: “Çocuklar alanında uzman antrenörlerle etkinlik yapıyor”
Ortahisar Milli Eğitim Müdürü Cemil Karakaş, amaçlarının çocukların hem fiziksel hem de ruhsal gelişimlerine katkı sağlamak olduğunu söyledi.
Karakaş, Milli Eğitim Bakanlığının da bu tür faaliyetlere önem verdiğine işaret ederek, “Sayın Bakanımız özellikle okullarda sabah etkinliklerinde fiziksel hareketlerle öğrencilerin okula başlamaları noktasında bizleri yönlendiriyorlar. Bu anlamda yapılan çalışma ilkokul düzeyinde olduğu için çok önemli.” dedi.
Çocukların, alanında uzman antrenörlerle etkinlik yaptığını belirten Karakaş, “Çocuklarımıza dokunuyorlar, bu anlamda günümüzün en büyük sıkıntısı dijital bağımlılıktan spor etkinlikleri sayesinde uzaklaşıyorlar. Gerçekten faydalı bir etkinlik olacak.” ifadesini kullandı.
Velilerden Selda Akat ise projenin çocuklar için faydalı olduğunu belirterek, “Belki çocukların saklı kalmış bir yeteneği varsa, o yeteneği değerlendirilir. Mutlu ve keyifli bir şekilde gidip geliyor. Proje bizim için de çocuklar için de çok güzel oldu.” diye konuştu.
Öğrencilerden Kerem Asaf Kapucu da tenisi çok sevdiğini dile getirerek, “El ve kol kaslarım gelişiyor. Burada spor yapmayı daha çok seviyorum çünkü burası daha güvenilir ve uygun bir alan. Hocalar da iyi eğitiyor bizi. Gelecekte bir sporcu olmayı planlıyorum. Yetenekli bir sporcu olacağıma inanıyorum.” diye konuştu.
]]>Unutulmaya yüz tutan masal geleneğini yaşatmaya çalışan üniversite öğrencileri anaokulu öğrencilerine derste masal anlatıyor
ERZİNCAN – Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Eğitim Fakültesinde oluşturulan ve Türkiye’de çok fazla eşi bulunmayan Masal Atölyesi Sınıfında Okul Öncesi Öğretmenliği bölümünü okuyan ve seçmeli ders olarak alan üniversite öğrencileri, anaokulu öğrencilerine unutulmaya yüz tutan masal geleneğini yaşatmak için masal anlatıp, kurulan oyuncak stantların da miniklerle keyifli zaman geçiriyorlar.
Türkiye’de eşine az rastlanan sınıf Erzincan’da yoğun ilgi görüyor. Kentteki çeşitli anaokulundan öğrenciler Masal Atölyesi Sınıfına gelerek üniversiteli ağabey ve ablalarından masal dinliyorlar. Hem ders görüp hem de minikleri sevindiren üniversite öğrencileri ise bu durumdan bir hayli mutlu oluyorlar.
Masal dinleyen minikler çok güzel olduğunu ifade ederek büyüklerinden masal dinlemenin hoşlarına gittiğini belirttiler.
Masal Atölyesi erotik shop Sınıfından çıkan anaokulu öğrencileri daha sonra EBYÜ Çocuk ve Oyun Kulübü öğrencilerinin koridorda kurduğu oyun stantlarında bolca neşeli vakit geçiriyorlar.
EBYÜ Çocuk ve Oyun Kulübü Başkanı Ayşenur Çiydem, temel eğitim öğrencileri olarak çocuklarla buluşmak, onlarla etkinlik yapmak ve güzel anılar bırakmak istediklerini ifade etti.
Çocuk ve Oyun Kulübü Akademik Danışmanı Dr. Öğretim Üyesi Fulya Ezmeci’de, “Okul Öncesi Anabilim Dalı seks shop olarak Çocuk ve Oyun Kulübünü kurduk. Neden çocuk oyunu? Çünkü çocuk oyunla büyür. İnsan oyunla çocuk kalır. İnsan doğumundan ölümüne kadar hep oyun oynar. Ama bu çocuklukta biraz daha farklı. Çocuğu geliştirir, eğlendirir, geleceğe hazırlar. O yüzden kadıköy erotik shop Çocuk ve Oyun Kulübünü kurduk.” dedi.
EBYÜ Eğitim Fakültesi, Temel Eğitim Bölümünden Doç. Dr. Serap Uzuner Yurt da, “Ben çocuk edebiyatı alanında çalışmalar yapıyorum. Derslerde bizim öğrencilerimiz 2000 ve 2000 sonrası doğumlu öğrenciler. Hep sorarım kadıköy sex shop masal dinleyip büyüyen var mı içerinizde? Maalesef çok az parmak kalkıyor sınıfta. Bir, iki, bazen hiç. Masal geleneğinin devam etmesini bizde düşünüyoruz. Hem kendilerinin gelişimi açısından hem de öğrencilerine bilinçsel, dilsel, konuşma becerisi açısından çok büyük katkısı olduğunu ve bizim değer aktarımını sağlayan önemli ürünler bunlar. Buradan hareketle seçmeli bir ders açtık. 3 dönemdir devam ediyor. Kendi öğrencilerimizin çok ilgisi var. Keyifle katılıyorlar. Beraberinde tabi bunlar ekran çocukları. İnteraktif masal anlatıcılığı yapıyoruz birazda. Farklı olarak çocukları da, dinleyenleri de işe dahil ediyoruz. Sonrasında ilimizden de anaokulundaki öğrenciler buraya gelip bizlerden masal dinlemek istediklerini belirttiler. Böyle de bir katkımız var şehrimize. Öğretmen adayları da burada birebir öğrendiklerini uygulama fırsatı buluyorlar. Bu şekilde süreç ilerliyor. Erzincan dışından da masal dinleme talepleri gelmeye başladı. Şanlıurfa Viranşehir’den bir okulumuza online bağlanıp masal anlattık. Haftaya da Hatay’dan deprem bölgesinden bir okulumuz bizden rica etti. Onlara da online masal anlatacağız. Bu da yeni başladı. Geri çevirmek istemiyoruz. Oradaki miniklerimiz de. Bu şekilde devam ediyoruz” diye konuştu.
]]>Birleşmiş Milletler, 18 yaş altı her bireyi çocuk olarak tanımlar. Hukukta ise çocuk kavramı, özel korunmaya alınan kendisine özel haklar ve ayrıcalıklar tanınan yetişkin olmayan insan olarak tanımlanır. Yani çocuk hukuku, çocukların hayatlarının en kırılgan oldukları dönemde onlara hak ettikleri gibi yaşamalarını sağlamayı hedefler. Bu çerçevede çocuk hakları, kanunen ve ahlaken, dil, din, ırk, mezhep gibi hiçbir ayrımcılık gözetilmeden dünya üzerindeki bütün çocukların doğuştan; yaşama, eğitim, sağlık, barınma, fiziksel, psikolojik ve cinsel sömürüye karşı korunmasını hedefleyen evrensel bir kavramdır.
Çocukların yaşama, gelişme, korunma ve katılım haklarının korunmasını sağlamak için ortaya çıkan Çocuk Hakları Sözleşmesi ile ilgili İstanbul Esenyurt Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Çocuk Gelişimi Bölüm Başkanı Öğr. Gör. Zeynep Deniz Seven, özellikle savaş bölgesindeki çocuklar için mevcut sözleşmenin koruyucu olmadığını ve dünya üzerindeki bütün çocukların haklarını korumak adına tekrar gözden geçirilmesi gerektiğine dikkat çekti.
“Savaşlarda çocukların korumasız kalarak hedef haline geldiği açık bir şekilde ortadadır”
Sözleşme ile dünya üzerindeki bütün çocukların her türlü ihmal, istismar ve kötü muamelelere karşı korunmasının hedeflendiğini Öğr. Gör. Zeynep Deniz Seven, “Bu amaçla ülkelerin sorumluluklarını belirleyerek bütün dünyayı kapsayacak standartlar belirlenmiştir” dedi. Şu anda ise savaş bölgesindeki çocuk sayılarına bakıldığında ciddi ve acil bir durum ile karşı karşıya kalındığına dikkat çeken Zeynep Deniz Seven, “Günümüz 21. yüzyıl dünyasında savaşların durumuna baktığımız zaman, modern dönemde gerçekleşen bu savaşların şekli değişerek “belli coğrafyalarda” ve “vekalet savaşları” şeklinde olduğu görülmektedir. Bu durum savaşta belli bir cephe olmamasını ve milyonlarca sivilin çatışmalarının ortasında kalarak hedef alınmasına neden olmaktadır. Dolayısıyla sivillerle birlikte çocuklar da en ağır şekilde yaşanan çatışma ortamında kalmaktadır. Save the Childiren 2021 raporuna göre tüm çatışma bölgelerinde 450 milyon çocuk yaşamaktadır. Bunların 230 milyonu ise en ölümcül çatışma alanlarında kalmaktadır. Avrupa’da yaşayan tahmini çocuk sayısının 120 ile 150 milyon olduğunu düşünecek olursak durumun ciddiyeti hakkında daha net fikir sahibi olabiliriz. İsrail’in Filistin’i işgali ile devam eden süreçte 7 Ekim 2023 tarihinden itibaren sadece 85 günde 10 binin üzerinde çocuk ölümü, bir o kadarının sakat ve yetim kalması ve 1 milyona yakınının ise temel barınma, beslenme haklarının ellerinden alınmasına, şiddet ve istismara uğramasına sebep olmuştur. Sayısal verilere bakıldığında, savaşlarda çocukların korumasız kalarak hedef haline geldiği açık bir şekilde ortadadır. Bu durum Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin uygulanabilirliğini bir kez daha tartışmaya açmıştır. Ne yazık ki BM tarafından azınlıkta kalan bazı ülkelere veto etme hakkı tanınması sonucu sözleşmenin dünya üzerinde en çok üye ülke tarafından onaylanmış olmasına rağmen uygulanamaması sonucunu ortaya çıkarmıştır” dedi.
Seven sözleşmenin daha önce de düzenlendiğini hatırlatarak, “Çocuk hakları ihlalleri daha önce dünya üzerinde 3 kez düzenleme ihtiyacı doğurmuştu. Bugün yukarıda bahsedilen sebeplerden dolayı acilen 4. bir düzenlemeye ihtiyaç duyulmaktadır. Bu düzenleme her türlü siyasetin üstünde adil bir biçimde dünya üzerindeki bütün çocukları kapsayacak şekilde olmalıdır. Bu düzenleme hepimiz adına geleceğimizin teminatı olacaktır. Zira bu günkü şartlarda insanların geleceğe karşı umutsuz bakışı artarak devam emektedir” şeklinde konuştu.
Bütün dünya ülkelerinin ortak sorunudur
Seven sözlerini şöyle sonlandırdı:
“Daha sürdürülebilir bir dünya ancak bugünün çocuklarının öncelikli olarak yaşama ve gelişme haklarının en iyi şekilde korunması için daha gerçekçi çözüme gidilmesi ile gerçekleşebilir. Geleceğimiz olan çocuklarımızın korunması için acil çözüm yollarına gidilmesi bütün dünya ülkelerinin ortak sorunudur ve bu sorumluluk ancak daha kapsayıcı ve eşitlikçi çözüm ile gerçekleşecektir.” – İSTANBUL
]]>KAZILARDA ÇOCUK MEZARI BULUNDU
İnkaya Mahallesi’nde farklı alanlarda yapılan yüzey araştırmasında Bizans İmparatoru 1. Anastasius dönemine ait sikke bulunmasının ardından bölgede Diyarbakır Müze Müdürlüğünce 2021’de başlatılan kazılar, 15’i uzman, 35 kişilik bir ekiple sürüyor. Geçen yıl 1500 yıllık kilise kalıntısı bulunmasının ardından çalışmaların yürütüldüğü bölgede eski taş ocağı olarak değerlendirilen alanda kazı çalışması başlatıldı. Kazılarda çocuk mezarıyla karşılaşan ekipler, bu noktadaki çalışmalarını yoğunlaştırdı. Mezarlarda bulunan kemikler incelenmek üzere Müze Müdürlüğüne ait kazı evinde muhafaza altına alındı.
“MUHTEMELEN SADECE ÇOCUKLARIN GÖMÜLDÜĞÜ BİR TOPLU MEZAR”
Diyarbakır Müze Müdür Vekili Müjdat Gizligöl, 2018’de Devlet Su İşlerinin destekleri, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğünün izni doğrultusunda kırsal İnkaya Mahallesi’nde çalışmalara başladıklarını söyledi. Geçen yıl eski taş ocağı olarak değerlendirdikleri alanda çalışmalara başladıklarına işaret eden Gizligöl, şunları kaydetti:
“Burada yaptığımız kazı çalışmalarında şu ana kadar 50 mezar bulduk. Bugün de 4 mezara ulaştık. Şu anda kaldırma işlemleri devam ediyor. Yani toplamda 54 mezarın olduğunu biliyoruz. Bu bakımdan bizim için çok ilginç bir sonuç. Muhtemelen burası taş ocağı olarak kullanıldıktan sonra bir nekropol (toplu mezarların bulunduğu yer) alana dönüştürüldü ve sadece çocuklar buraya gömüldü.”
“MEZARLAR KİREÇ TAŞIYLA KAPATILMIŞ”
Bazı mezarlara birden fazla çocuğun gömüldüğünü tespit ettiklerini dile getiren Gizligöl, “Mezarların etrafında kireç taşından sanduka oluşturulmuş ve kireç taşıyla üzeri kapatılmış. Mezarlar, doğu-batı doğrultusunda, gelişigüzel bir gömülme yok.” ifadelerini kullandı.
“ÇOK KARŞILAŞILAN BİR DURUM DEĞİL”
Toplanan kemikleri kazı evine götürdüklerini belirten Gizligöl, “Kemiklerin yaş, cinsiyet ve ölüm sebepleri hakkında ayrıntılı bir çalışma yürütülecek. Tamamının çocuk bireylere ait olduğu mezarlık bir alan, çok karşılaşılan bir durum değil.” dedi.
Gaziantep Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde araştırma görevlisi ve antropolog Dr. Nazlı Akbaş da daha önce alanda yapılan kazılarda kilise kalıntısı bulunduğunu hatırlatarak, kilisenin erken Bizans Dönemi’ne ve yaklaşık 1500 yıl öncesine tarihlendirildiğini düşündüklerini ifade etti.
Akbaş, kilisede mezarlar tespit edilmesine ilişkin şunları söyledi: “Erken Bizans’ta ‘aziz’ ve ‘şehit’ kültürü olduğu için kiliselerde yerleşim içi gömüler söz konusu olabiliyor. Taş ocağı ismini verdiğimiz bu alanda 0 ile 6 yaş aralığında sadece bebek ve çocuklara ait mezarlar bulundu.”
Yapılan ön inceleme doğrultusunda, bebek ve çocukların herhangi bir salgından dolayı ölmüş olduklarını düşünmediklerini belirten Akbaş, detaylı iskelet çalışmasının henüz gerçekleştirilmediğini ifade etti.
“Henüz Hristiyan olmayan bebek ve çocuklar”
Ön incelemelerde bazı hastalıklar tespit ettiklerini dile getiren Akbaş, şunları kaydetti:
“Bu dönem ve bu coğrafya için anemi oldukça yaygın bir hastalıktı. Fakat hepsinde gözlemlediğimiz bir salgın hastalık belirtisi yok. Bebeklerin söz konusu alana gömülmesinin Hristiyanlığın erken Bizans dönemindeki vaftiz kültürüyle ilişkili olduğunu düşünüyoruz. Erken Hristiyanlık döneminde vaftiz edilenler genelde yetişkinler oluyordu. 10’uncu yüzyıldan sonra çocukların vaftiz edilmesi gerektiği yasallaştı. Bunların erken Hristiyanlık dönemine ait olduklarını düşünüyoruz. Bu nedenle vaftiz edilmemiş yani henüz Hristiyan olmayan bebek ve çocuklar. Vaftiz edilmediği için de kilise içine değil de kilise dışına gömülme ihtimali üzerinde duruyoruz.”
Çocukların gömüldüğü mezar örneğinin Afyonkarahisar’daki Amorium kazılarında da bulunduğunu ifade eden Akbaş, orada 10’uncu ve 11’inci yüzyıla tarihlendirilen mezarlığın belli bir alanında sadece bebek ve çocukların gömülü olduğunun ortaya çıktığını, mezarlığın yakınında da bir vaftizhane tespit edildiğini ancak Kulp’taki kazıda vaftizhaneye rastlanmadığını söyledi.
Kazı ekibinden arkeolog Başak Oban da alanda çocuk mezarlarıyla karşılaştıklarında hem şaşırdıklarını hem de heyecanlandıklarını belirtti.
Oban, “Gittiğim hiçbir alanda toplu olarak bu kadar çok çocuk mezarına rastlamadım. Bir alanda toplu olarak sadece çocuklara ait mezarlığın bulunması ilginç bir durum.” ifadelerini kullandı.
]]>Ankara Bilkent Şehir Hastanesi’nde normal doğumla üçüncü bebeğini dünyaya getiren anne Aslı Deveci’yi ziyaret eden Göktaş, 3 kilo 650 gram doğan kız bebek Beril Ece’nin ömrünün uzun, bahtının güzel olması, sağlıkla büyümesi temennisinde bulundu.
Anne Deveci’nin sağlık durumuna ilişkin bilgi alan Göktaş, Beril Ece bebeği kucağına alarak yakından ilgilendi.
Ailenin diğer çocuklarıyla ilgili de bilgi alan Göktaş, “Kardeşleri şimdi heyecanlı bekliyorlardır.” dedi.
Bakan Göktaş, ardından normal doğumla 3 kilo 350 gram olarak dünyaya gözlerini açan kız bebek Hatice Kübra’nın annesi Zeynep Cömert’i ziyaret etti.
Anne ve eşinin de aynı hastanede sağlık personeli olarak çalıştığını öğrenen Göktaş, “Bebekler bizim için çok kıymetli. Onlar bizim umudumuz, geleceğimiz.” diye konuştu.
Ziyaretlerinin ardından basın mensuplarına açıklamada bulunan Göktaş, yeni yılın ilk bebeklerini ziyaret ettikleri için çok mutlu olduğunu dile getirdi.
Hem bebeklerin hem de annelerin gayet sağlıklı olduğunu belirten Göktaş, “Her doğan bebek bizim için çok kıymetli. Dünyada olduğu gibi ülkemizde de yaşlanan bir nüfus var. Her doğan çocuk ülkemizin geleceği için oldukça kıymetli. Bakanlık olarak hem aile hem çocuk odaklı politikalar üretiyoruz, üretmeye de devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı.
2024’ün sağlık ve esenlik getirmesini dileyen Göktaş, sözlerini şöyle sürdürdü:
” Filistin’de bu gece dahi bombalar altında yeni yılı geçiren kadınlar ve çocuklar var. İnşallah ateşkes en kısa sürede sağlanır ve oradaki kadınlar ve çocuklar da sağlık ve huzura ererler. Bizler de Cumhurbaşkanı’mız önderliğinde din, dil, ırk ayrımı yapmaksızın hiç kimseyi geride bırakmıyoruz. Her türlü çocukların, kadınların, ailelerin yanında oluyor, olmaya da devam ediyoruz. Dün Filistinli, Ukraynalı çocukları ziyaret ettik. Onlar da zor süreçlerden geçti. Sayın Emine Erdoğan’ın da destekleriyle Filistinli çocukları ülkemize getirmeye yönelik çalışmalarımız devam ediyor. İnşallah bir an önce ateşkes sağlanır. Bizler de mazlum coğrafyalardaki çocuklarımıza sahip çıkmaya devam edeceğiz.”
Bebeklerini kucağına almanın sevincini yaşayan anne Aslı ve Adem Deveci çifti, 2024 yılının ilk bebeği olması nedeniyle mutlu olduğunu söyledi.
Doğumun çok kolay geçtiğini, ebelerin kendisine çok yardımcı olduğunu dile getiren anne Deveci, “Bir kızım, bir oğlum vardı, bu çocuğum da kız oldu. Kardeşler merakla aşağıda bekliyor.” dedi.
“Amacımız doğumları normalleştirip güzelleştirmek”
Ankara Bilkent Şehir Hastanesi Kadın Doğum Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Özlem Moraloğlu Tekin de hastanenin “gebe ve bebek dostu” olduğunu belirtti.
Hastanenin açıldığı günden bugüne normal doğumu desteklediği söyleyen Tekin, “Amacımız doğumları normalleştirip güzelleştirmek. Sağlıklı nesilleri topluma kazandırabilmek.” dedi.
Hastanede gebe okulunun da bulunduğunu bildiren Tekin, “Gebelerimiz ilk başvurularından itibaren eşleriyle gebe okullarına kaydını yaptırıp ücretsiz faydalanabiliyor. Özellikle emzirme, anne sütünün ve doğum şeklinin önemine dair pek çok konudan bahsediliyor. Profesyonel ekipten yardım alıyorlar.” diye konuştu.
]]>