Konya’da doğup büyüyen 62 yaşındaki Prof. Dr. Erdal Kalkan, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun olduğu 1985’te, çocukluk hayali olan hukuk eğitimi için üniversite sınavına girdi ve Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazandı.
Kayıt yaptırması için gerekli olan lise diplomasının aslını temin edemediği için hukuk fakültesine kayıt yaptıramayan Kalkan, 2011’de çıkan öğrenci affıyla hayallerine doğru bir adım attı. 26 yıl önce mezun olduğu üniversiteden lise diplomasını alan Kalkan, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesine kaydını yaptırdı.
Hukuk fakültesindeki eğitimini, beyin cerrahisinde alanında çalışırken sürdüren ve 2016’da mezun olan Kalkan, sağlık için zihinsel hareketin sürekliliğini öneriyor.
Kalkan, AA muhabirine, hayallerini gerçekleştirdiği için mutlu olduğunu söyledi.
Hukuk fakültesini kazandığı sene yaşadıklarını ise Kalkan, şöyle konuştu:
“Tıp fakültesi mezuniyeti cuma günüydü, hukuk fakültesinin son kayıt tarihi de pazartesiydi. Ben koşa koşa mezuniyet belgemle evrakımı toparladım, kaydımı yaptırmak için gittim. Öğrenci işleri kayıtta lise diplomamın aslını istedi. Dedim ki ‘Lise diplomamın aslı yok. Ben üniversite mezunuyum zaten. Buyurun bu çıkış belgem’. Dedi ki ‘Lise diplomasının aslı lazım’. Çukurova Üniversitesi’ne gittim. Dekan beye zorunlu hizmetimi yapacağımı, dışardan okuyarak da hukuk fakültesini bitirmek istediğimi söyledim. Ne yazık ki o zamanki dekanımız ‘Lise diplomanızın aslını aldığınızda mecburi hizmetten kaçacaksınız. Ben lise diplomanızı vermiyorum.’ dedi.”
Mezun olduğu liseden aldığı mezuniyet belgesinin de hukuk fakültesi tarafından kabul edilmediğini dile getiren Kalkan, mecburi hizmetini Ankara’da yapmasına rağmen kazandığı hukuk fakültesinde okuyamadığını söyledi.
“Bir gece yarısı af çıktığı haberini gördüm”
Mecburi hizmetinden sonra hem yurt içi hem de yurt dışında hekimlik ve akademisyenlikle beyin cerrahisi uzmanlığından başlayıp profesörlüğe kadar ulaştığını, 39 yıldır aralıksız olarak hekimliği sürdürdüğünü anlatan Kalkan, şöyle devam etti:
“Hukuk içimde kalmıştı. Doçentken bir gece yarısı uykum kaçtı. ‘Türkiye tarihinin en büyük öğrenci affı çıktı’ diye bir haber gördüm. Bu haberi görür görmez bende bir yıldız çaktı, ‘Acaba yeniden hukuk fakültesini okuyabilir miyim artık?’ diye.”
Afla birlikte kazandığı üniversiteye kayıt yaptırdığını, bu sırada Konya’da akademisyenliğe ve hekimliğe devam ettiği için Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesine geçtiğini anlatan Kalkan, 2016’da da mezun olduğunu söyledi.
Kalkan, tıp hukuku üzerine çalışmalar yaptığını, kitap yazdığını, hukuk tahsili gören hekimlerle Hukukçu Hekimler Enstitüsü Derneğini kurduklarını, hukukçu bakış ile tıpçı bakışı birleştirmeyi, iki meslek grubu arasında birlikte bir şeyler üretmeyi amaçladıklarını belirtti.
“Heybenizi artık daha çok doldurmanız lazım”
Beyin cerrahı olarak insanlara eğitimi ve kişisel gelişimin sürekliliğini öneren Kalkan, şunları kaydetti:
“Dünyada tek alanda uzman olmak yeterli değil. Heybenizi artık daha çok doldurmanız lazım. Sizi geliştirebilecek eğitimleri almanız lazım. Kendi alanınızda iyi olacaksınız, o alanda gayret edeceksiniz ama diğer alanlarda da bilgili olmanız, kendinizi geliştirmeniz lazım. Aksi takdirde körelmeye başlıyorsunuz. Oysa okumaya devam etmeniz zihninizi açık tutuyor. Sizi hep bir şeyler öğrenmeye teşvik ediyor.
Özellikle şunu vurguluyorum; çağımızın vebası gibi olan demans, Alzheimer eskiden 80’li 90’lı yaşlarda olurken, şimdi 60 yaşın üzerindeki insanlar demansa giriyorlar ve artık çevreleriyle irtibatları kopuyor, çocuklaşıyorlar. Ama siz zihninizi çalıştırırsanız, Alzheimer’a yakalanma ihtimaliniz daha gecikecektir, daha uzayacaktır, belki de hiç yakalanmayacaksınız. Bu yüzden zihinsel faaliyetleri, bedensel faaliyetlerle birlikte hep sürdürmek lazım. Öğrenmenin yaşı yok. İmkanınız varsa, öğrenmek istiyorsanız, ne olursa olsun, yabancı bir dil olabilir, yeni bir lisans alanı olabilir, başka bir alan olabilir mutlaka öğrenmeye gayret edin. ikinci üniversite, üçüncü üniversite, lisan, ikinci lisan, üçüncü bir lisan, mutlaka gayret edin. Eğitim, zihninizi hep açık tutacaktır.”
]]>Aslı Serçemeli Öcal ve Gökhan Öcal çifti, 6 Şubat’taki depreme çocukları Efe (12) ve Mete (15) ile Antakya’daki evlerinde yakalandı. Öcal ailesinin de bulunduğu 6 katlı bina büyük sarsıntı sonrası yıkıldı.
Apartmanın son katındaki dairede yaşayan aileden Gökhan Öcal, kendi imkanıyla enkazdan çıkmayı başardı. Efe ve Mete, depremden 10, anneleri ise 25 saat sonra enkazdan çıkarıldı. Hızlıca hastaneye götürülen anne ve çocukları tedavi altına alındı. Kontrollerinin ardından sağlık durumlarının iyi olduğu anlaşılan Mete ve Efe, taburcu edildi. Beton yığınlarının altında kalan Aslı öğretmen ise Hatay’daki tedavi sürecinin ardından Adana’ya gönderildi.
Daha sonra Ankara’daki Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne sevk edilen Öcal’ın sol bacağı diz altından ampute edildi.
Aslı Serçemeli Öcal’ın tedavisi, isteği üzerine memleketi İzmir’deki Dokuz Eylül Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi’nde sürdü. Bir süre fizik tedavi uygulanan Aslı öğretmenin bacağına protez takıldı.
Depremden sonra ailesiyle İzmir’e taşınan Aslı Serçemeli Öcal, yeni eğitim döneminde mesleğine dönmek istiyor.
“Hayat yürüyünce çok daha başka”
Aslı Serçemeli Öcal, AA muhabirine, üzerinden geçen bir yılda deprem anını unutamadığını söyledi.
Eşinin kendi başına enkazdan çıktığını belirten Öcal, yaşadıklarını şöyle anlattı:
“Maalesef bina sakinlerinin çoğu kurtarılamadı. Sarsıntı durduğunda boşluktaydım. O anı çok iyi hatırlıyorum. 30 saniye sonra toparlanayım derken yukarıdan ağır bir cismin üzerime indiğini hissettim. Çocuklarımla sürekli konuştum. ‘İyi misiniz, herhangi bir uzvunuz sıkışmış durumda mı, bilinciniz açık mı’ diye sordum. Mete ve Efe’nin iyi olduklarını duyduktan sonra ‘Evet tutunmalıyım hayata’ dedim. Saatler geçtikçe seslenmekte zorluk çektim. Enerjim biraz düşmeye başladı. Ama onların çıktığını görünce ‘Hayatta kalmalıyım’ dedim. Bir süre sonra kurtarma ekipleri bana da ulaştı. Enkazdan çıkarıldığımda ayaklarımı hissetmiyordum, ona rağmen gökyüzünü görüp rahat nefes aldığım için mutluydum.”
Sağlık görevlilerinin kendisine çok destek olduğunu ifade eden Öcal, “Ben 2 bacağımı kaybedeceğimi düşünüyordum ama biri ampute edildi. Hocalarım bunu zor söyledi ama ben mutlu olduğumu ifade ettim çünkü 2 bacağımın birden yok olacağını düşünüyordum.” diye konuştu.
Protez ile yeniden adım attığını aktaran Öcal, işlerinin büyük bölümünü tek başına yapmaya da başladığını kaydetti.
Zorlu bir süreci geride bıraktığını belirten Öcal, şöyle devam etti:
“Şimdi tek başıma çok daha özgürüm. Hayat yürüyünce çok daha başka, çok daha mutluyum. Bu dönemde benim için en büyük ilaç umut oldu. Bilinçli ellerde olmak, pes etmemek. Kötüyle teselli olunmaz belki ama ben hep ‘Daha kötü olabilirdim, her iki ayağımı kaybedebilirdim’… Bu duygularla kendimi biraz daha motive etmeye çalışıyorum. 23 yıllık Türkçe öğretmeniyim. Bazen oturduğum yerde zihnimi yokluyorum. Bilgilerim tazecik duruyor. Ama biraz bana yük olmaya başladı o bilgiler. Artık diyorum onların çocuklarla buluşması lazım bu bilgileri aktarmam lazım. Öğrencilerim ve velilerim bu süreçte hep benim yanımda oldular. Yeni motivasyonum da herhalde mesleğe başlamak. Eylül’de görevimin başında olmak istiyorum.”
“Günlük yaşamına dönmüş, yürümesi gayet iyi”
DEÜ Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Fakültesi Protez ve Ortez Bölüm Başkanı Doç. Dr. Seher Özyürek ise Öcal’ın fizik tedavi ve rehabilitasyonunu tamamladıktan sonra ampute edilen bacağı için protezini hazırladıklarını anlattı.
Öcal’ın proteziyle uyum sağladığını anlatan Özyürek, “Umarız dediği gibi eylülde iş hayatına dönebilir. Zaten sosyal hayatında günlük yaşamına dönmüş, yürümesi gayet iyi. Kasları kuvvetli. Hedefimiz daha kuvvetli egzersiz yaptırmak. İlk hedefimiz yavaş yavaş yürüteci bırakmak. Belki bir koltuk değneğine geçmek.” diye konuştu.
]]>