Reyting rekorları kıran Kızılcık Şerbeti’nde Nilay karakterine hayat veren Feyza Civelek, gerek açıklamaları gerekse de tavırlarıyla gündemden düşmüyor.
Oyunculuğu beğenilmeyen Civelek’in diziye annesinin torpili sayesinde girdiği iddia edilmişti.
Yine torpil iddialarıyla gündeme gelen isim, bu sefer kendisine torpilli diyen bir kullanıcıya mesaj atarak sert yanıt verdi:
“NİLAY’SIZ DİZİ OLMAZ”
“Senin annen de yazsa sen de oynarsın. Bir oyuncu ol da görelim. Ben bu işe girerken annem yazmasına rağmen auditiona girdim hak geçmesin diye. Bilip bilmeden konuşan insanlardan sıkıldım. Şu an en popüleri Nilay. Nilay’sız dizi asla olmaz. Ha diziyi mahvettiğimi düşünüyorsan o senin zevksizliğin ama saçma sapan paylaşma bilmeden okey?”

Çağla Pınar Yılmaz
Editör
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Oyuncu Ezgi Mola, yaklaşık dört yıldır aşk yaşadığı işletmeci Mustafa Aksallı ile 8 Mayıs’ta sade bir törenle dünyaevine girmişti. Ünlü oyuncu, 23 Kasım 2023 tarihinde de oğluna kavuşmuştu.
İlk kez anne baba olmanın mutluluğunu yaşayan çift, çocuklarına Can adını vermişti.
Doğduğu günden beri oğlu Can’ın yüzünü göstermeyen ünlü oyuncu, sosyal medya hesabından bugün yaptığı paylaşımla güldürdü.
CAN BEBEK ŞAŞIRDI
Oğlu Can ile kendisine uyguladığı birbirinden komik filtrelerle vidolar yayınlayan Mola, takipçilerini güldürdü. TikTok kullanıcılarıyla da dalga geçen ünlü oyuncu, kendisini eleştirenlere de cevap verdi.
Mola, oğlu Can’ın şaşkın bakışlarını paylaşınca gündem oldu.



Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Olay, 14 Şubat’ta akşam saatlerinde, Yumurtalık ilçesi Asmalı Mahallesi’nde meydana geldi. İddiaya göre Emrah ve Sihan Akgül çiftinin 3 çocuğundan en küçüğü olan İpek Akgül (18), portakal bahçesinde tartıştığı Yaşar B. tarafından tabancayla başından vurularak öldürüldü. Şüpheli, daha sonra genç kızı bir tarlada bulunan su kuyusuna gömdü. Genç kızı öldüren Yaşar B., jandarmayı arayarak kendini ihbar etti. Bölgeye gelen jandarma ekipleri Yaşar B.’yi gözaltına aldı. Şüpheli daha sonra ekiplere genç kızı gömdüğü yeri gösterdi, kızın cesedi kuyudan çıkartıldı. Yapılan otopsisinin ardından genç kızın cenazesi Küçükoba Mezarlığına defnedildi.
“İşkence yapıp aç susuz bırakılıp öldürülmüşler”
Genç kızın annesi Sihan Akgül, “Sevgililer günü cinayeti değil önce söyleyeyim size. Sevgililer gününün kurbanı değil. Sevgilisi yoktu benim kızımın. Kızım dört beş kişi tarafından hunharca işkence uygulanıp aç susuz bırakılıp ondan sonra çırılçıplak bedeniyle portakal bahçesinde gömmüşlerdi. Benim kızımın her tarafından kırık vardı, çürük vardı. Aşırı derecede dayak yemişti” diye konuştu.
Kızının neden öldürüldüğünü bilmediğini ve sadece 3 kişinin yakalandığı dile getiren anne Akgül, “İki kişinin hala firari gezdiğin biliyorum. Sadece şunu istiyorum. O canilere şunu seslenmek istiyorum. Sen, benim kızımdan ne istedin? Şu üzerimdeki onun tişörtü. Her gün bu üstümde ve ben her gün bu yasta eriyorum bitiyorum. Sen böyle kaçarken, dolaşırken, nefes alıp verirken, benim kızım sana ne yapmış olabilir ki? Günlerce sen kızıma işkence gördürdün. Benim kızımın canını yaktın. Gözlerimin içine bak. İnan et senin sonun geldi. Devlet senin yakanı bırakmayacak. Bugün yarın alınacaksın. Adalete teslim olacaksın, adalete sonsuz güvenim var”
dedi.
“İpek’i unutmayalım, biri sürü İpek’ler var”
Anne Akgül, “İpek Akgül’ü unutmayalım, gerçekten unutmayalım. Bir sürü İpek Akgül’ler var. Boşu boşuna toprağın altında. Çok güzeldi benim kızım. Toprağın altına niye gömdün sen onu? İki kere gömdün. Bir portakal bahçesinde gömdün, ikinci ben kendi elimle yavrumu mezara koydum. Sen bana niye bunu yaşattın? Kızımı tanımıyorsun, etmiyorsun. Biz sana ne yapmış olabiliriz, sadece ben bunu söylüyorum” ifadelerine yer verdi.
“Her gün bir kız ölüyor”
Bir sürü kadının öldüğüne değinen acılı anne Akgül, “Her gün bir tane kız ölüyor, yazık günah değil mi annelerimize? Yazık günah değil mi bize? Ben her gün aklımı yitiriyorum. Kızımın hayali geliyor ama ben kızıma dokunamıyorum. Kızımı görüyorum ama kızım yok, kayboluyor ortadan. Kurbanınız olayım, bunun peşini bırakmayalım. Her gün bir ceset bulmayalım” diye konuştu.
“Sen bir canisin, canavarca kızımı katlettin”
Evladını öldürenlere ‘bunu neden reva gördün’ diyerek seslenen acılı anne Akgül, “Biz sana ne yaptık? Sana hayvan demiyorum. Sen hayvan bile olamazsın. Sen bir canisin, sen bir canavarsın. Canavarca onu katlettin. Neden? Sana ne yaptık? Biz sana ne yaptık, ailesi vardı. O kimsesiz değildi. Seni ben adalete havale ediyorum. Umarım müebbet yersin” dedi. – ADANA
]]>Buca ilçesinde ikamet eden 2 çocuk annesi 37 yaşındaki Serap Şahin, 12 yaşındaki kızı Esra Şahin’i rutin sağlık kontrolleri için 2021’de Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesine götürdü.
Yapılan testlerde böbrek fonksiyonları normal değerlerinin altında çıkan Şahin’e diyaliz uygulanmaya başlandı. Yaklaşık bir yıl diyalize giren ancak sağlık sorunları giderek artmaya başlayan küçük kız için doktorları nakil kararı aldı. Bunun üzerine uygun donör arayışına girildi.
Bu süreçte anne Şahin kızına böbreğini vermek istedi. Yapılan tetkiklerde annenin sonuçları kızıyla uyumlu çıktı. Anneden alınan böbrek, 14 Şubat’ta İzmir Şehir Hastanesinde kızına nakledildi.
Ameliyatın ardından böbrek değerleri normale dönen Esra Şahin, rahat bir şekilde su içmeye ve yemek yemeye başladı.
“Hiç tereddüt etmeden kızıma böbreğimi verdim”
Anne Serap Şahin, AA muhabirine, kızının yaşadığı rahatsızlık nedeniyle çok zor günler geçirdiklerini söyledi.
Kızının nakil olması için umutla beklediğini belirten anne Şahin, şunları kaydetti:
“Annede uyumlu olur sen denemek istiyor musun deyince hiç tereddüt etmeden kararımı verdim. 14 Şubat’ta nakil olduk. İnşallah uzun ömürlü olur. Diyaliz tedavisi özellikle çocuklar için çok zor. Doktorlar da ‘kızına ikinci bir hayat veriyorsun’ dediler. Evladını diyalizde görmek çok zor bir durum. Her an bir şeyle karşılaşmak. Yine tansiyonu yükselecek… O anları yaşamak çok zor. Yeter ki yaşasın, yeter ki hayatta kalsın. Hep onu düşünerek kızıma böbreğimi verdim.”
Şahin, ameliyattan çıktığında ilk olarak kızının durumunu sorduğunu, sağlık çalışanlarının bu süreçte hep yanlarında olduğunu dile getirdi.
Kızına ameliyattan sonra da gözü gibi baktığını anlatan Şahin, “En çok su içmesini, yemek yemesini özledim. Çünkü yemek yemesi çok büyük sıkıntıydı. Sofrada her şeyin var ama çocuğuna ‘sana yasak’ diyorsun. Bu çok acı bir durum. Bunların hepsini yaşayan bir anneyim. İnşallah sonu güzel olacak. Şimdi yeni yeni sevdiği şeyleri yiyor.” dedi.
Esra Şahin ise annesinin verdiği organ sayesinde rahat bir şekilde su içip yemek yemeye başladığını söyledi.
“Çocuk için yeni bir hayat bizim için yeni bir dönem başlamış oldu”
Çocuk Nefroloji ve Romatoloji Uzmanı Prof. Dr. Belde Kasap Demir ise Esra’nın diyaliz sürecinin zor geçtiğini, kadavra listesinde uygun organ bulunmayınca annesinden nakil yapmayı kararlaştırdıklarını anlattı.
Naklin birinci haftasında olunmasına rağmen anne ve kızı için her şeyin iyi gittiğini kaydeden Demir, “Çocuk için yeni bir hayat bizim için yeni bir dönem başlamış oldu. Nakil 14 Şubat’a denk geldi. Bilinçli olarak olmadı tabii. Aile de bu tarihe gelmesinden çok memnun oldu.” diye konuştu.
İzmir Şehir Hastanesi Organ Nakil Bölümü Sorumlu Hekimi Prof. Dr. Adam Uslu ise Esra’ya yapılan böbrek naklinin onun gelişimi için önemli olduğunu dile getirdi.
Avrupa’da kadavradan organ bağışının Türkiye’ye göre daha fazla olduğunu aktaran Uslu, “Organ bağışı konusunda okullarda eğitim verilmesi gerekiyor. Canlıdan böbrek almak bir yük getiriyor bize. Çünkü böbreği veren canlıya da en az 20 yıl süreyle kaybetmeden bakmak yaşamını garanti altına almak zorundasınız. Kadavra donör, dünyada tartışılmaz en önemli kaynak.” ifadesini kullandı.
]]>Sultangazi’de 300 bebek ve anneleri ağırlandı
İSTANBUL – Sultangazi Belediyesi tarafından geleneksel hale getirilen “Hoş Geldin Bebek” etkinliği gönüllere dokunmaya devam ediyor. 300 anne ve bebeklerinin ağırlandığı programda, annelere ve çocuklara çeşitli hediyeler verildi.
Sultangazi Belediyesi, annelerin gönüllerine dokunan program “Hoş Geldin Bebek” ile 300 miniği ağırladı. Program kapsamında 300 bebek ve annesi Sultangazi Belediyesi Nikah Sarayı’nda düzenlenen özel programda bir araya geldi. Programa Sultangazi Belediye Başkanı Av. Abdurrahman Dursun, eşi Tuba Dursun ve AK Parti İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Murat Kurum’un eşi Şengül Kurum katıldı.
“Kocaman bir aile olduk”
Programda konuşan Tuba Dursun, “Daha önce sizler bizleri davet ediyordunuz bizler geliyorduk. Şimdi bizler sizi davet ediyoruz sizler geliyorsunuz. Hoş geldiniz, sefalar getirdiniz. Biz görevi devraldığımızda sizler ile, Sultangazili komşularımızla kocaman bir aile olduk dedik ve ilk günden evlerinizin kapısını çalıp misafir olduk. Çekirdek bir aile iken kocaman bir aile olmuşuz. 570 bin nüfuslu 15 mahalleden oluşan kocaman bir aile” ifadelerini kullandı.
Eşi Tuba Dursun’un yürüttüğü projenin yakaladığı başarıya dikkat çeken Belediye Başkanı Abdurrahman Dursun, “Çalışmalarıyla, gayretiyle, emek sarf etmeleriyle bazen gözyaşı dökmeleriyle, bazen alın teriyle her daim bizim yanımızda olan Sultangazi’nin güçlü kadınları hepiniz hoş geldiniz, sefalar getirdiniz, şerefler getirdiniz. Öncelikle kıymetli eşim Tuba Hanım’a ve güçlü ekibine yürekten teşekkür ediyorum. Çünkü “Hoş Geldin Bebek” programımız bugün itibariyle 11 bin kişiye ulaşmış durumda. Bu az bir sayı değil. Ancak iş o kadar kolay değildir. Bu işe 1 ile başlandığında, 10’lar ile başlandığında 100’ler ile başlandığında 11 bin sayısına ulaşmanın kolay olmadığını biliyorduk. Bundan sonra çok daha fazla sayıya ulaşacağız. Esasında 11 bin kadına ulaşmış olmak, 11 bin kadının gönlüne girebilmiş olmak, 11 bin ailenin yüreğine dokunmuş olabilmek 5 yıl içerisinde çok önemli bir meziyet. Bu sebeple ben Tuba Hanım’a ve kıymetli ekibine canı gönülden teşekkür ediyorum. Emeklerine sağlık. Hemen hemen bütün kültür merkezlerimizde, kadın spor merkezleri, kadınların emeğini çok daha güçlü hale getirecek meslek edindirme kursları, çeşitli el becerilerinin ortaya çıkacağı seminerlerimiz, panellerimiz, çeşitli atölyelerimizde kadını güçlü hale getirebilecek çalışmaları yapıyoruz. Buralarda mekanlar oluşturuyoruz. Ama eğer bu ve benzeri programlarla gönlünüze dokunamamışsak, gönlünüzde yer edinememişsek emin olun yapılan işlerin çok fazla bir anlamı kalmıyor” ifadelerini kullandı.
Programda konuşan AK Parti İstanbul Büyükşehir Belediyesi başkan adayı Murat Kurum’un eşi Şengül Kurum ise “Seçim çalışması yapıyoruz biliyorsunuz. Bu süreçte vaatlerinden bahsediyor Başkan Bey. Bu vaatlerde çocukları ve anneleri de düşünüyor. Ben bu konuda da ona hem anne olarak, hem de seçmen olarak destek sunacağımı, sizlerin düşüncelerinizi ve fikirlerinizi ona ileterek bir an önce bunlarla ilgili çalışma yapacağımızı söylemek istiyorum” ifadelerini kullandı. Yapılan konuşmaların ardından “Hoş Geldin Bebek” programı kapsamında özenle hazırlanan ve anne ile bebeklerin temel ihtiyaçları ve oyuncakların da bulunduğu bebek çantaları annelere hediye edildi.
Programa bebeği ile katılan anne Dilan Ekinci, “Sultangazi Belediyesi tarafından düzenlenen bu organizasyon çok güzeldi. Çok güzel bir bebek programı oluşturmuşlar. Verilen hediyeler çok güzeldi. Her şey için teşekkür ederiz” dedi.
Bir diğer anne Sonbahar Ok, “Çok güzel bir etkinlik oldu. Geçen sene katıldık. Bu sene yine katıldık. Çok güzel oldu. Ne diyebilirim ki memnunuz, razıyız” dedi. Yasemin Kılıç, “Çok güzel geçti. Böyle güzel organizasyonlar oldu, çocuklar eğlendi. Ben ilk defa katıldım, ilk çocuğum zaten” dedi. Ayşe Vayık, “Sayın Başkanımızı çok seviyoruz, saygılar dileriz, iyi ki var çok memnun kaldık” dedi. Hayal Erol, “Her şey için çok teşekkür ederiz. Çantayı çok beğendik. Her şey vardı içinde. Hepimiz bir araya geldik. İnşallah oyumuz ona. Bu sene yine inşallah başkan olur” dedi.
Program toplu halde çektirilen hatıra fotoğraflarının ardından son buldu.
]]>Sultangazi Belediyesi, annelerin gönüllerine dokunan program “Hoş Geldin Bebek” ile 300 miniği ağırladı. Program kapsamında 300 bebek ve annesi Sultangazi Belediyesi Nikah Sarayı’nda düzenlenen özel programda bir araya geldi. Programa Sultangazi Belediye Başkanı Av. Abdurrahman Dursun, eşi Tuba Dursun ve AK Parti İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Murat Kurum’un eşi Şengül Kurum katıldı.
“Kocaman bir aile olduk”
Programda konuşan Tuba Dursun, “Daha önce sizler bizleri davet ediyordunuz bizler geliyorduk. Şimdi bizler sizi davet ediyoruz sizler geliyorsunuz. Hoş geldiniz, sefalar getirdiniz. Biz görevi devraldığımızda sizler ile, Sultangazili komşularımızla kocaman bir aile olduk dedik ve ilk günden evlerinizin kapısını çalıp misafir olduk. Çekirdek bir aile iken kocaman bir aile olmuşuz. 570 bin nüfuslu 15 mahalleden oluşan kocaman bir aile” ifadelerini kullandı.
Eşi Tuba Dursun’un yürüttüğü projenin yakaladığı başarıya dikkat çeken Belediye Başkanı Abdurrahman Dursun, “Çalışmalarıyla, gayretiyle, emek sarf etmeleriyle bazen gözyaşı dökmeleriyle, bazen alın teriyle her daim bizim yanımızda olan Sultangazi’nin güçlü kadınları hepiniz hoş geldiniz, sefalar getirdiniz, şerefler getirdiniz. Öncelikle kıymetli eşim Tuba Hanım’a ve güçlü ekibine yürekten teşekkür ediyorum. Çünkü ‘Hoş Geldin Bebek’ programımız bugün itibariyle 11 bin kişiye ulaşmış durumda. Bu az bir sayı değil. Ancak iş o kadar kolay değildir. Bu işe 1 ile başlandığında, 10’lar ile başlandığında 100’ler ile başlandığında 11 bin sayısına ulaşmanın kolay olmadığını biliyorduk. Bundan sonra çok daha fazla sayıya ulaşacağız. Esasında 11 bin kadına ulaşmış olmak, 11 bin kadının gönlüne girebilmiş olmak, 11 bin ailenin yüreğine dokunmuş olabilmek 5 yıl içerisinde çok önemli bir meziyet. Bu sebeple ben Tuba Hanım’a ve kıymetli ekibine canı gönülden teşekkür ediyorum. Emeklerine sağlık. Hemen hemen bütün kültür merkezlerimizde, kadın spor merkezleri, kadınların emeğini çok daha güçlü hale getirecek meslek edindirme kursları, çeşitli el becerilerinin ortaya çıkacağı seminerlerimiz, panellerimiz, çeşitli atölyelerimizde kadını güçlü hale getirebilecek çalışmaları yapıyoruz. Buralarda mekanlar oluşturuyoruz. Ama eğer bu ve benzeri programlarla gönlünüze dokunamamışsak, gönlünüzde yer edinememişsek emin olun yapılan işlerin çok fazla bir anlamı kalmıyor” ifadelerini kullandı.
Programda konuşan AK Parti İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkan Adayı Murat Kurum’un eşi Şengül Kurum ise, “Seçim çalışması yapıyoruz biliyorsunuz. Bu süreçte vaatlerinden bahsediyor Başkan Bey. Bu vaatlerde çocukları ve anneleri de düşünüyor. Ben bu konuda da ona hem anne olarak, hem de seçmen olarak destek sunacağımı, sizlerin düşüncelerinizi ve fikirlerinizi ona ileterek bir an önce bunlarla ilgili çalışma yapacağımızı söylemek istiyorum” ifadelerini kullandı.
Yapılan konuşmaların ardından “Hoş Geldin Bebek” programı kapsamında özenle hazırlanan ve anne ile bebeklerin temel ihtiyaçları ve oyuncakların da bulunduğu bebek çantaları annelere hediye edildi.
Programa bebeği ile katılan anne Dilan Ekinci, “Sultangazi Belediyesi tarafından düzenlenen bu organizasyon çok güzeldi. Çok güzel bir bebek programı oluşturmuşlar. Verilen hediyeler çok güzeldi. Her şey için teşekkür ederiz” dedi.
Bir diğer anne Sonbahar Ok, “Çok güzel bir etkinlik oldu. Geçen sene katıldık. Bu sene yine katıldık. Çok güzel oldu. Ne diyebilirim ki memnunuz, razıyız” dedi. Yasemin Kılıç, “Çok güzel geçti. Böyle güzel organizasyonlar oldu, çocuklar eğlendi. Ben ilk defa katıldım, ilk çocuğum zaten” dedi. Ayşe Vayık, “Sayın Başkanımızı çok seviyoruz, saygılar dileriz, iyi ki var çok memnun kaldık” dedi. Hayal Erol, “Her şey için çok teşekkür ederiz. Çantayı çok beğendik. Her şey vardı içinde. Hepimiz bir araya geldik. İnşallah oyumuz ona. Bu sene yine inşallah başkan olur” dedi.
Program toplu halde çektirilen hatıra fotoğraflarının ardından son buldu. – İSTANBUL
]]>Dünya’nın Güneş çevresindeki bir turunun yaklaşık 365 gün 6 saat sürmesi sebebiyle her yılsonunda artan 6 saatlik süreyi bir tam güne çevirmek için şubat ayı 4 yılda bir 29 gün oluyor. Birçok vatandaş her yıl doğum gününü kutlamayı heyecanla beklerken, 29 Şubat tarihinde dünyaya gelenler doğum günlerini 4 yılda bir kutluyor. Bugün Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi’nde sabah saatlerinde dünyaya gelen 3 kilo 900 gram ağırlığında ve 55 santimetre uzunluğundaki Ömer Asaf da ilk doğum gününü 4 yıl sonra kutlayacak.
“Bebeğimizin de, annemizin de sağlık durumu gayet iyi”
Başarılı bir doğum süreci olduğunu belirten Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Fatma Sağlam Karaoğlan, “Bebeğimiz 39 haftalık, 29 Şubat’ın nadir bebeklerinden. Gebelik sürecimizi de burada takip ettik. 55 santim, 3 kilo 960 gram doğdu. 4 yılda bir doğum gününü kutlayacaklar. Bebeğimizin de, annemizin de sağlık durumu gayet iyi. Doğum sürecimiz de gayet güzel ilerledi. Biraz daha takip edip daha sonrasında taburculuklarını planlayacağız. Ömer Asaf bebek ve tüm 29 Şubat’ta doğan bebeklerimizin umarım nice mutlu yılları olur, sağlıkla büyüsünler” dedi.
“Sıkayım kendimi 1 gün önce veya sonra olsun dedim bebeğimiz sabırsız çıktı”
Bebeğinin 29 Şubat’ta dünyaya gelmesinin kendilerini de şaşırttığını söyleyen 26 yaşındaki anne Elif Lütfüoğlu, “Beklemiyorduk, aslında daha doğuma vardı. Bizim için de sürpriz oldu. Erken olması da iyi oldu aslında bugünün tarihini hiç beklemiyorduk. Dedim sıkayım kendimi 2 gün önce veya sonra olsun ama dünden yatışımız oldu. Bebeğimiz sabırsız çıktı, bugün dünyaya geldi. 4 senede bir çocuğumun doğum gününü kutlamak biraz değişik olacak. Bakalım artık ya bir gün önceden ya bir gün sonradan kutlamayı düşünüyoruz. Artık o da büyüyünce bize sorar ‘Benim gerçek doğum günüm neden 4 yılda bir oldu?’ diye. 4 yılda bir olması biraz babaannemize yaradı. Yine de kurtulamaz, mecbur o doğum günü kutlanacak. 3’üncü çocuğum, tekrardan anne oldum, mutluyum” ifadelerini kullandı.
“Kendi aramızda 28’inde veya 1 Mart’ta kutlayabiliriz”
3’üncü çocuklarını kucaklarına aldıkları için mutlu olduklarını söyleyen baba Ümit Lütfüoğlu ise, “Normalde 10 Mart’a doğru bekliyorduk, bizim çocuk biraz aceleci davranınca erken geldi. 4 senede bir denk geliyor, onun da kısmetinde bu varmış, iyi ki de geldi. Bizim için fark etmez, yeter ki sağlıklı, mutlu, huzurlu olsun. Biz tarihini kendi aramızda 28’inde, 1 Mart’ta kutlayabiliriz. İlk çocuk diye bu ayrı diyemiyorsun, ikinci çocuğum 15 gün yoğun bakımda kaldı. Bu çocuğumda çok şükür bir şey yok, mutluyuz. Kardeşleri yine yakamıza yapışır, mecbur doğum gününü kutlayacağız” şeklinde konuştu. – İSTANBUL
]]>İBB Başkanı İmamoğlu ve CHP Fatih Belediye Başkan adayı Mahir Polat, ilçe turu atıp vatandaşları selamladı. Kocamustafapaşa Meydanı’nı dolduran vatandaşlara seslenen İmamoğlu, “Bu şehrin bebeklerine dağıttığımız sütle dalga geçiyorlar. İstanbul’un gündeminden israfı, ihmali ve ihaneti çıkardık. Yerine ne getirdik biliyor musunuz? Biz bu şehre, icraat getirdik. Biz bu şehre, yatırım getirdik. Biz bu şehre, hizmet getirdik, hizmet. Yani israf, ihmal, ihanet gitti; bu şehre ne geldi? Hizmet, icraat, yatırım geldi, yatırım. Yani sizin hayatınıza dokunan, sizi koruyan, yok zamanınızda yanınıza koşan işler geldi… 250 bine yakın bebeğe süt dağıtmak, mega projedir. Ama bunların kafası almaz. 4 yaşına kadar bebeği olan annelere, Anne Kart dağıtmak, ne kadar vicdanlı biliyor musunuz? Bunu anlamıyorlar. Anlayamıyorlar. Çünkü, halktan uzaklaştılar. Onun için gündemde Halk Süt; gündemde Anne Bebek Kartı; gündemde kreş; gündemde gençlere yurt; gündemde 100 bin gencine burs veren belediye var” dedi.
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, CHP Fatih Belediye Başkan adayı Mahir Polat ile birlikte sabah saatlerinde başlattığı ilçe turunu, “Seçim Koordinasyon Merkezi” (SKM) ziyareti ile devam ettirdi. Hırka-i Şerif Mahallesi’ndeki ziyaretin ardından seçim otobüsüyle Fatih turu atan İmamoğlu ve Polat, vatandaşların yoğun ilgisiyle karşılaştı. İmamoğlu ve Polat’ı taşıyan seçim otobüsü, halk buluşmasının gerçekleştirileceği Kocamustafapaşa Meydanı’na, vatandaşların sevgi gösterileri altında, zorlukla girebildi.
İmamoğlu konuşmasında şunları söyledi:
“BERAT KANDİLİ’NDE DUANIZI İSTİYORUM: Bu akşam hem memleketimiz için hem milletimiz için, çocuklarımız için, gençlerimiz için Allah dualarınızı kabul etsin. Ben de sizden duanızı istiyorum. İnşallah sizlere layık olmaya devam edeceğim ve inşallah Fatih’te can arkadaşım, yol arkadaşım Mahir Polat’la sizlere doya doya hizmet etmenin beş yılına giriyoruz. İstanbul ihmalden, ihanetten ve israftan çok çekti. İhmali en çok da Fatih yaşadı; sokakları, caddeleri, meydanları… Beyazıt Meydanı’nın eski halini biliyorsunuz değil mi? Şimdi pırıl pırıl bir Beyazıt Meydanımız var. Bakın Sarayburnu… Çöplük çöplük 15 yıldır. ve biz, Sarayburnu’nda İstanbul’un en güzel biblolarından biri gibi bir köşe yaptık. Şimdi Mart’ın ortasında, pırlanta gibi Eminönü Meydanı geliyor Eminönü Meydanı. Pırlanta gibi.
HALİÇ TRAMVAYINI EMİNÖNÜ’NDEN ALİBEYKÖY’E KADAR BU KARDEŞİNİZ, EKİP ARKADAŞLARIYLA BİTİRDİ: Sözüm ona betonları dökülmüş, rayları bağlanacak. Bir baktık ki daha üstüne tramvay gelmeden, Haliç kıyısındaki tramvayın üstüne konacağı rayların çakılacağı betonlar yamulmaya başlamış. Niye? Çünkü Haliç kıyısı -hepiniz bilirsiniz- orası bataklık gibidir. Zemini yoktur Haliç kıyısının. Biz ne yaptık biliyor musunuz? Binlerce kazık çakarak, o yapılan bütün betonları söktük, attık. Tam 3 kilometreye yakın, neredeyse Eyüpsultan’dan Unkapanı’na kadar, komple kazık sistemini hem de 60 metreye, 70 metreye kazık sistemiyle çakarak, sıfırdan yaptık. Sonra hızlıca rayları döşedik. Ardından Cibali’ye kadar Alibeyköy tramvayımızı getirdik. ve Unkapanı Kavşağıyla ilgili hiçbir proje hazırlanmamıştı. Projesini hazırladık. Neredeyse yıkılmak üzere olan Unkapanı Kavşağını; pırıl pırıl, depreme dayanıklı, güçlü bir kavşak haline getirdik. Oradaki trafiğin sıkışmasını ortadan kaldırdık. Altından tramvayın geçişini sağladık. Şimdi, Eminönü’ne kadar yine o bölümdeki kazıkları çakarak, oranın tramvayını Eminönü’nden Alibeyköy’e kadar bu kardeşiniz, ekip arkadaşlarıyla bitirdi. Biz yaptık.
FATİH’İN ALTYAPISINA 3,5 MİLYAR LİRALIK YATIRIM YAPTIK: Vatan Caddesi’nden Unkapanı’na kadar olan bölgeyi, bütün Fatih’i sel ve su baskınından korumak adına, yer altından tünelle İSKİ yatırımı yaptık. Şimdi aynısını yine Vatan Caddesi’nden Yenikapı’ya kadar yapacağız. Fatih’in altyapısına yaklaşık 3,5 milyar liralık yatırım gerçekleştirdik. Yedikule Gazhanesi’nden Bulgur Palas’a, Ordu Caddesi’nden Yerebatan Sarnıcı’na kadar, birçok projeyide hatırlatmak isterim. Bunları niye anlatıyorum biliyor musunuz? Bunların hepsi sizin, sizin. Size ait. İstanbul’un en güzel işlerinden birisi; İstanbul’un tarihini, maneviyatını, medeniyetini canlı tutmak, hayata geçirmek. İstanbul’un gündeminden israfı, ihmali ve ihaneti çıkardık. Yerine ne getirdik biliyor musunuz? Biz bu şehre, icraat getirdik. Biz bu şehre, yatırım getirdik. Biz bu şehre, hizmet getirdik, hizmet. Yani israf, ihmal, ihanet gitti; bu şehre ne geldi? Hizmet, icraat, yatırım geldi, yatırım. Yani sizin hayatınıza dokunan, sizi koruyan, yok zamanınızda yanınıza koşan işler geldi. İşte bunlar varken, rant konuşulurdu. Bir şahsın parseline ekstra imar konuşulurdu. ya da bir avuç insana verilen ihaleler konuşulurdu. Şimdi ne konuşuluyor biliyor musunuz? Kurban olurum o bebeklere. Halk Süt konuşuluyor, Halk Süt.
HALK SÜT, ANNE KART, KREŞLER, ÖĞRENCİ YURTLARI MEGA PROJEDİR: Bu şehrin bebeklerine dağıttığımız sütle dalga geçiyorlar. Bebeklere verdiğimiz, o pırlanta gibi kızlarımıza, oğullarımıza verdiğimiz süt için, ‘Efendim bunların mega projesi sütmüş…’ Evet, süt kardeşim. 250 bine yakın bebeğe süt dağıtmak, mega projedir. Ama bunların kafası almaz. Ben size başka bir mega proje daha söyleyeyim. 4 yaşına kadar bebeği olan annelere, Anne Kart dağıtmak, ne kadar vicdanlı biliyor musunuz? Bu şehrin annelerini huzurlu kılmak… Kurban olurum; helali hoş olsun sevgili annemiz. Anne Kart sana verildi ya. Niye biliyor musunuz? O senin hakkın, hakkın. Sen o evladı hayata hazırlıyorsun ya o bebeği; güzel anneler, bu annelerimiz o bebekleri hayırlı evlat olarak bu şehre, bu ülkeyi yetiştiriyor ya; bize o yeter. Bunu anlamıyorlar. Anlayamıyorlar. Çünkü, halktan uzaklaştılar. Onun için gündemde Halk Süt; gündemde Anne Bebek Kartı; gündemde kreş; gündemde gençlere yurt; gündemde 100 bin gencine burs veren belediye… Beni herhalde bu dünyada, en fazla annem düşünür. öyle düşünüyorum. Annesi babası düşünür. Diyorum ki, annemin ruhu bana geçsin. O beni nasıl düşünüyorsa, eşim evlatlarını nasıl düşünüyorsa; ben de bu şehrin evlatlarını öyle düşünüyorum. Öyle düşüneceğim kardeşim. Bu kadar net. Bu şehir o zaman huzurlu olur.
BU SEÇİM NE SEÇİMİ BİLİYOR MUSUNUZ: Biz, hiç kimsenin partisine, geçmişine, etnik kökenine, giyimine, kuşamına bakmadık; bakmayız. Bu şehirde yaşayan 16 milyon, bu ülkede yaşayan 86 milyon, benim vatansever hemşerim, vatandaşım, canım, ciğerim. Bu seçim ne seçimi biliyor musunuz? Bu seçim; ayrımcılık yapanla birleştirenlerin arasındaki seçim. Bu seçim; rantçılarla icraatçılar arasındaki seçim. Bu seçim; müsriflerle, israf yapanlarla tasarruf yapan, bereketli bütçe üretenler arasındaki seçim. Biz icraatı, biz bereketi, biz israftan kaçınmayı temsil ediyoruz. Onun için oylarınıza talibiz. Bu seçim; bir kişiye itaat edenle, 16 milyondan talimat alanlar arasındaki seçim. Ben, bir tek size karşı kendimi sorumlu hissederim, 16 milyona karşı” şeklinde konuştu. Karşılarındaki anlayışın, bir parti devleti yaratma çabasında olduğuna dikkat çeken İmamoğlu, “Biz ise neyin peşindeyiz biliyor musunuz? Biz, ‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’ diyen Atatürk’ün izindeyiz. Aradaki fark bu kadar net.
BU SEFER DAYANAMADILAR, ÇOK HIZLI KAYIŞ ATTILAR: Ben, ayıp söz söyleyemem kardeşim. Kimsenin hakkında iftirada bulunamam. Kimseye iftira atamam. Gıybet yapamam. Allah korusun, yalan söylemem. Ama bunlar, her seçim, köşeye sıkıştı mı, başka şeylere başvuruyorlar. Bu sefer dayanamadılar. Açık söyleyeyim; çok hızlı kayış attılar. Daha bir hafta, üç hafta, dört hafta demeden, bir baktım hemen ‘teröriste’ şuna buna geçtiler. Her zamanki hikayeleri. Hatırlayın; bunu hiç unutmayın. 2019’da, bunlar, milletin elinden en büyük güçleri olan demokrasi haklarını çaldılar. Öyle değil mi? Seçimi çaldılar, iptal ettiler. Öyle değil mi? Hatırlayın. O seçime giderken, sırf oy için bana ne dediler? ‘Sisi’ dediler hatırlıyor musunuz Sisi? Yani kulakları çınlasın, ‘Binali Bey mi, Sisi mi’ dediler. Hatırlıyor musunuz? Sisi kim oluyor? Ben oluyorum. Yahu madem ben Sisi’yim; niye gittiniz -14 Şubat Sevgililer Günü’nde hem de- Mısır’a gidip göz göze, diz dize niye muhabbet ettiniz? Bunlar hemen U dönüşünü çok kolaylıkla yapan bir siyasi anlayış. Bunlar böyle. Şimdi köşeye sıkıştılar, hemen işi teröriste, şuna, buna bağlamaya çalıştılar. Ama bu millet ne yaptı. Tek tek onlara bütün iftiralarını 2019’da yutturdu, yutturdu. Bu millet var ya -ben buna inanıyorum- Allah şahit, bu millet, bu seçimde, bu sandıkta göreceksiniz bunlara öyle bir haddini bildirecekler ki; bir daha milletin yüzüne çıkamayacaklar.
MÜSTAKBEL RAKİBİME ÜZÜLÜYORUM: Müstakbel rakibime üzülüyorum” diyen İmamoğlu, “Niye müstakbel rakibime üzülüyorum? Kim ne derse, onu söylüyor. Kim ne verirse, onu söylüyor. Ama bazen, doğruları söylüyor Allah için. Demiş ya, ‘İmamoğlu ancak vaatlerinin yüzde 87’sini yapabildi.’ Arkadaşlarımı çağırtıp dedim ki, ‘Arkadaşlar, siz bana yüzde 83, yüzde 84 diyordunuz. Şunu bir daha hesaplayın’ dedim. Hesapladılar; vallahi bir tek o konuda yanılmadı, yüzde 87 çıktı. Müstakbel aday ne yapıyor? Az önce dedim ya; o arkasında bir kişi olmadan, bir şey diyemiyor. Ona bağımlı olduğunu söylüyor. Ama bir şeyi söyleyemiyor, fark ettiniz mi? Ağzına Kanal İstanbul’u alamıyor. Spiker diyor ki ona. İzledim. ‘Efendim, Kanal İstanbul konusunda ne düşünüyorsunuz’ diyor. ‘Ya biz ne dedik size? İstanbul’un gündeminde olmayanlar, bizim de gündemimizde yok’ diyor. Tekrar soruyorum. Tamam da Kanal İstanbul konusunda düşüncen ne? Demişler ki; ‘Sakın kanal deme. İstanbul de, ama kanalla birlikte deme.’ İşi zor. Allah yardımcısı olsun. Alışık da değil.
BEN, KARDEŞİME KEFİLİM ARKADAŞ: İşimiz tabii ki kolay değil, çok çalışacağız. Sevgili Fatihliler, çok çalışmaya hazır mıyız? Fatih’te Mahir Başkan’a oy vermeye hazır mıyız? Herkes Mahir Bey’i komşularına anlatacak; var mıyız? Ben, kardeşime kefilim arkadaş. Ahlakına, insan sevgisine kefilim. Oylarınız Mahir Başkan’a. Yetmez. İlçe meclisine oylarınızı istiyoruz. E ben de oylarınızı istiyorum. İstanbul mücadelesinde partimizin faaliyetlerine katılan partililerimiz var, biliyorum. Biz neye talibiz? İstanbul’un güçlü ittifakına talibiz. Bu şehrin her siyasi düşüncesine talibiz. Biz, herkesi çok seviyoruz. Niye biliyor musunuz? Biz, insanı insan olduğu için seviyoruz. Yaradan’dan ötürü seviyoruz sizleri. Bu kadar net. Bunu onlar anlayamaz. Ben bu şehrin her inancını seviyorum. Her etnik kökenini seviyorum. Her siyasi görüşümü seviyorum. Onun için diyorum, ‘Allah’ım beni bu şehri çocuklarına mahcup etme. İçinizden şöyle bir ses gelsin. ‘Tam yol ileri’ kardeşim. Tam yol ileri İstanbul. Tam yol ileri Fatih. Yolumuz açık olsun. Her şey çok güzel olacak.
POLAT: “31 MART’TA NEHİR OLURUZ, FIRTINA OLURUZ GELİRİZ ARKADAŞLAR”
Buluşmada ilk konuşmayı yapan Polat da Fatihlilere, “Siz Anadolu’nun has evlatlarına böyle destek verdikçe, Trabzon’dan bir Ekrem İmamoğlu çıkar gelir, yıkılmış İstanbul’u tekrar ayağa kaldırır arkadaşlar. Erzincan’dan da Mahir Polat gelip, yıkılmış Fatih’i ayağa kaldırır; 31 Mart’ta nehir oluruz, fırtına oluruz geliriz arkadaşlar. Bu çaresizlikle halkı yalnız bırakmayız. Burayı kurtarırız. Vatanı kurtarırız. Ülkeyi kurtarırız arkadaşlar. Bizi yalnız bırakmayın. Çok teşekkür ediyorum. 80 gündür Fatih’in sokaklarını dolaşıyoruz. 40 gün daha dolaşacağız. 31 Mart’ta Fatih’i de alacağız, İstanbul’u da alacağız arkadaşlar” sözleriyle seslendi.
İmamoğlu ve Polat, konuşmaların ardından da Fatih caddelerinde ve sokaklarında vatandaşları, yoğun ilgi altında selamlamaya devam etti.
]]>Tuna Parkı’nda 13 Şubat’ta arkadaşı tarafından bıçakla yaralanan 17 yaşındaki Hüseyin Ünal, iki günlük yoğun bakım sürecinin ardından hayatını kaybetmişti.
Acılı anne ve doğuştan görme engelli babası, en küçük çocuklarının öldürülmesinin üzüntüsü yaşıyor.
Aile, katilin mahkemede en ağır cezayı almasını istiyor.
“Öğrendiğimde şok geçirdim ve çaresiz kaldım”
Doğuştan görme engelli baba İlhami Ünal, AA muhabirine yaptığı açıklamada, olay anında Yozgat’ta bulunduğunu belirterek, karakoldan aranmasıyla olaydan haberdar olduğunu söyledi.
Yaşananları öğrendiğinde şok geçirdiğini ve çaresiz kaldığını ifade eden Ünal, şunları kaydetti:
“Çünkü görmüyorum ki herhangi bir şekilde bir başka çare bulayım. Sadece artık sesle temas kurmaya çalışıyorum insanlarla. Çocuğumun yüzünü görmemiştim. Bundan sonra da göremeyeceğim ama bana sesiyle yetiyordu. Hastaneye geldikten sonra da hastanenin bunda ihmali olduğunu düşünüyorum. Çünkü operasyon öyle arka arkaya üç defa aynı günde, iki gün içerisinde yapılacak bir şey değil. Zaten 5 ünite kan verilmiş. Yani vücutta kan bitmiş. Çocuğumu ilk yoğun bakımda gördüm. Zaten oraya çıkarıldım. Rica ettim çocuklarıma. Ben kalp hastasıyım. Dayanamayacağımı söylediler ama yine de rica ettim. Orada elinden tuttum, dokundum. O kanlı canlı çocuğum, o heyecanlı neşe satan çocuğum boylu boyunca yatıyordu.”
Çocuğuyla en son ara tatilde Yozgat’ta görüştüğünü anlatan Ünal, bir hafta boyunca birlikte vakit geçirdiklerini dile getirdi.
Ünal, “Öğrendiğim kadarıyla böyle herhangi bir alacak verecek yok. Sadece okulda bir iki tartışmadan sonra en son söylediği, ‘Bunu senin yanına koymam’. Çocuğum evdeyken yakın arkadaşı aracılığıyla çağırılıp aşağıya indirildikten sonra parkta öldürüldü. Bu bir cinayettir. Bu bir terör olayıdır. Hüseyin’im şu an toprak altında. Adalet istiyorum.” diye konuştu.
“Ben yandım başka anneler yanmasın”
Anne Nazire Ünal ise olayın yaşandığı gün oğlunun diş ağrısı için hastaneye gideceğini belirterek, olayı büyük kızından öğrendiğini anlattı.
Oğlunun bıçaklandığının haberini iş yerinde aldığını kaydeden anne Ünal, ardından oğlunun kaldırıldığı hastaneye gittiğini söyledi.
Hastanede tanımadığı bir kadının yanına geldiğini ve olay anına şahit olduğunu söylediğini ifade eden anne Ünal, “‘Ben gördüm senin çocuğunu. Ben gittiğimde yerde yatıyordu, üstünde birkaç kişi vardı resmini çekiyorlardı’ dedi. Niye bunu yapıyorsunuz? Allah’tan korkun. Niye müdahale etmiyorsunuz?” dedi.
Çocuğuna yaralı haldeyken bir kadın ve bir hemşire tarafından müdahale edildiğini söyleyen anne Ünal, çocuğunun daha sonra ambulansla hastaneye kaldırıldığını öğrendiğini belirtti.
Katil zanlısının gerekli cezayı almasını istediğini ifade eden Ünal, şunları söyledi:
“Oradan kurtulmamasını istiyorum. O çocuk oradan kurtulursa çok annelerin canı yanar. Çünkü cesaret alır. Nasıl olsa ben bir tavuk kestim. Girdim. Bir sene, iki sene yattım, çıktım. ‘Gene bir tavuk daha keserim’ der. O katil önce okula gidiyor. Benim çocuğumu soruyor. Raporlu diyorlar. Demiyorlar ki ‘Sen onu niye çağırıyorsun?’ En samimi arkadaşını götürüyor. Samimi olan arkadaşı da demiyor ki ‘Niye çağırıyorsunuz?’ Benim çocuğumu tuzağa düşürdüler. Çocuğum arkadaş kurbanı oldu. Çocuğum iyi niyetinin kurbanı oldu. Ben adalet istiyorum. Onun kurtulmasını istemiyorum. Benim kuzum gitti. Ben yandım başka anneler yanmasın.”
Öte yandan, hayatını kaybeden Ünal’ın son anları güvenlik kamerasınca kaydedildi. Bir büfenin kamerasına yansıyan görüntülerde Ünal’ın yaşamını yitirdiği parka yürüdüğü anlar görülüyor.
]]>Görme engellerine rağmen, neşeli tavırlarıyla dikkat çekiyorlar
SİVAS – Sivas’ta yaşayan görme engelli 3 kardeş engellerine rağmen neşelerinden vazgeçmeyerek herkesin dikkatini çekiyorlar.
Sivas’ta 5 çocuğundan 3’ü görme engelli olan Fatma ve Recep Işık çiftinin kızları Eda Işık doğuştan görme engelli olarak dünyaya gelirken Emre Işık geçirdiği çiçek hastalığından Hasan Işık ise Menenjit hastalığından dolayı görme kabiliyetini kaybetti. Buna rağmen yaşam azimlerinden hiçbir şey kaybetmeyen 3 kardeş adeta kendilerini müziğe adadı. Eda eğitim alarak bağlama çalmayı öğrenirken diğer iki kardeş ise kendi kendilerini darbuka ve ney çalmayı başardı. Engellerine rağmen neşeli halleriyle dikkat çeken kardeşler, müzik sayesinde hayata tutundu. Eşini yaklaşık 1 yıl önce kaybeden anne Fatma Işık ise çocuklarının mutluluğu için elinden gelen her şeyi yapıyor.
“Ben yalnız kaldım ama çocuklarım gülsün ağlamasın”
Anne Fatma Işık, çocuklarının mutluluğunun kendisi için önemli olduğunu ifade ederek, ” İlk kızım sağlıklı doğdu, diğer çocuklarımda doğuşta sağlıklıydı. Doğduktan sonra birisi menenjit diğeri de çiçek hastalığı geçirdi. Kızımda ben hamileyken karnımda taşırken geçirdiğim hastalıktan dolayı görme engelli oldu. Eşimle akrabaydık ama çocuklarımızın böyle olmasının akraba evliliği ile bir alakası yok, kanlarımızda bir sorun çıkmamıştı. Çocuklarımla mutluyum, eşimi kaybettim çok üzüldüm ama çocuklarıma yansıtmadım. Babalarının yokluğunu hissettirmemeye çalışıyorum. Ben yalnız kaldım ama çocuklarım gülsün ağlamasın engelliyim deyip de geride kalmasınlar. Her şeyden önce ben çocuklarıma bakarım önce onların karınlarını doyururum, önce onları giydiririm sonrasında ben kendime bakarım. Eşimi kaybettim içim kan ağlıyor ama çocuklarım mutlu olsun, onların mutluluğu bana yeter. Mutluluğumun kaynağı çocuklarım oldu, eşim oldu her ne olursa olsun mutlu olmaya çalışıyorum. Kimi insanlar engelli diyerek daha çok engel oluyor ama engeller aşılabilir, anne baba aştıktan sonra çocukların engeli olduğunu unutuyor. Benim çocuklarım benim için gören çocuklardan üstündür” şeklinde konuştu.
“Çoğunlukla neşem annemden, bağlamamdan gelir”
Ailesinin her zaman arkasında olduğunu belirten Eda Işık, “Biz 5 kardeşiz ben ve abilerim görme engellidir. Ben müzik öğretmeniyim, bu yıl atandım. Annemizden kaynaklı çok neşeliyizdir, babam artık yok onu çok arıyoruz ama annemiz neşe kaynağımız olmaya devam ediyor. Çoğunlukla neşem annemden, bağlamamdan gelir. Bağlamayı okuduğum görme engelliler ilkokulunda öğrendim. Bağlama kursu açılmıştı bende oraya gittim, 3 ay içeresinde türkülerden çalmaya çalışıyordum. İlk çaldığımda babamın da duymasını çok istemiştim. Sonrasın da çok gördü beni bağlama çalarken. Babam bana ‘ne güzel öğrenmişsin’ demişti. Azimden hiçbir şey kurtulmaz, ben engelliyim diye pes etmedim. Evet, pes ettiğim oldu ama babam dedi ki ‘başarırsın’, annem dedi ‘başarırsın’ hep arkamda oldular. Ailemin beni sevenlerin duasıyla azim ettim başardım. Öğretmen olacağımdan da pek emin değildim. Arkadaşımın söylemesiyle girdim, nasibimde varmış ki öğretmen oldum” dedi.
]]>Göktaş, bir termal otelde düzenlenen “Kadınlarla Büyük Afyonkarahisar Yolunda Buluşması”nda, kadınların desteğiyle nice engelin aşıldığını, nice başarılara ulaşıldığını anlattı.
Kadınlar her zaman çalışarak, üreterek güçlendiğini belirten Göktaş, “Bugün yine işimiz çok. Milletimizin varlığını koruyan ve geleceğini inşa edecek nesilleri yetiştirmek için her alanda bütün samimiyetimizle çalışıyoruz.” ifadesini kullandı.
Göktaş, AK Parti’nin kurulduğu ilk günden itibaren cesur ve azimli kadınların çalışmalarıyla hızla tanındığını, büyüdüğünü dile getirdi.
AK Parti olarak kadın bakış açısının sağladığı bütüncül yaklaşımla insan odaklı politikalar belirlendiğini aktaran Göktaş, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Milletimizin gönül hanesine bir anne, bir abla, kız kardeş ya da evlat olarak girmeyi başardık. Kuşaktan kuşağa, milletimizden hiç kopmadan milletimiz için çalıştık. Kadın Kolları, AK Parti siyasetinin dinamiklerini illerimize doğrudan yansıtıyor. Şehrimizde siyasetin dışında girişimci ve esnaf olarak ticari faaliyetler yürüten kadınlarımız da var. Kadınların ekonomik hayata dahil olması, kadının ve ailenin güçlenmesini sağlayan çok önemli etkenlerden biri. Aynı zamanda ülkemizin kalkınma hızının artmasına ve refah seviyemizin yükselmesine de önemli bir katkı sunuyor. Biz de Bakanlık olarak kadın girişimciliğini sonuna kadar destekliyoruz. Kadın ve annelerin şefkati ve sağduyusu, halkımıza hizmette her zaman ilham aldığımız duygulardan oldu. Özellikle yaşlı ve engelli bireylerin bakımıyla yakından ilgilenen kadınlarla biz de huzurlu bir nefes alıyoruz. Elbette üstlendikleri bu hassas görevlerde onları yalnız bırakmıyoruz.”
“Ailelere sunduğumuz istihdam haklarıyla onları devletimizin himayesine aldık”
Göktaş, gerek yaşlı gerek engelli vatandaşlar için sağladıkları kurumsal bakım hizmetleriyle gece gündüz çalışmalarını sürdürdüklerini kaydetti.
Evde bakım yardımıyla ailelerin sorumluluğunu paylaştıklarına dikkati çeken Göktaş, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Millet için unutulmaz fedakarlıklar yapan şehit ve gazi ailelerini de hiçbir zaman unutmadık. Aziz şehitlerin yadigarı anne babaları, eş ve çocukları için birçok sosyal hizmetimizde öncelik tanıdık. Ailelere sunduğumuz istihdam haklarıyla onları devletimizin himayesine aldık. 20 yılı aşkın süredir milletçe birlik beraberlik ruhunu güçlendirdik. Artık hep beraber büyük Türkiye hedeflerine daha kolay ulaşacağımıza inanıyoruz. 31 Mart yerel seçimlerine aynı birlik ruhu ve hizmet aşkıyla hazırlanıyoruz. Afyonkarahisar’a 2003-2023 döneminde yaklaşık 4,47 milyar lira sosyal yardım tahsis ettik. Siyasette kadın vizyonuyla kapsayıcılığımız artıyor. Ticari ve ekonomik faaliyetlerimiz kadın girişimciliğiyle bereketleniyor. Sivil toplum örgütlerimiz kadın duyarlılığıyla insanımızın yüreğine dokunuyor. Şehit annelerimizin dualarıyla yollarımız açılıyor. Biz de hem sosyal politikalarımız hem kadınlara sunduğumuz hizmetler hem de söylemlerimizle bu çabayı görünür kılmaya özen gösteriyoruz. Kadınlarla omuz omuza güçlenen milletimizin Türkiye Yüzyılı’nda da önemli başarılara ulaşacağına inanıyorum.”
Programda, AK Parti Afyonkarahisar Kadın Kolları Başkanı Ferda Ertürk de konuşma yaptı.
Konuşmaların ardından Göktaş’a hediye takdim edildi.
]]>Hesna ve Hikmet Dönmez çiftinin 18 yaşındaki Gülsüm’den sonraki ikinci çocukları Emir Eymen’e, Şubat 2023’te öksürük ve burun kanaması şikayetiyle başvurdukları Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Sağlık, Uygulama ve Araştırma Hastanesinde lösemi teşhisi konuldu.
Hastanenin Çocuk Hematolojisi ve Onkolojisi Servisine yatırılan, kemoterapi görmeye başlayan Emir Eymen’in doktorları, tedaviden olumlu sonuç alınamaması nedeniyle kök hücre nakli yapılmasına karar verdi.
Geçen yıl haziranda baba Hikmet Dönmez’den alınan kök hücrenin vücuduna uyum sağlamasıyla kontrol aşamasına giren, tedavisine evinde devam edilen Emir Eymen, gözetim sürecinde evden sadece hastaneye gitmek için ayrılıyor.
Orhangazi İmam Hatip Ortaokulunun 5’inci sınıfına kayıtlı Emir Eymen, gözetim sürecinin haziranda tamamlanmasının ardından okuluna ve arkadaşlarına yeniden kavuşacağı, yaşıtlarıyla özgürce oynayacağı günleri sabırsızlıkla bekliyor.
Emir Eymen Dönmez, AA muhabirine, bir yıl önce başlanan tedavisinin ilk döneminde hareket güçlüğü çektiğini söyledi.
Yürümekte bile zorlandığını belirten Dönmez, şöyle konuştu:
“İlk ameliyat olacağım zaman bayağı korkuyordum ama ilerleyen zamanlarda hiçbir şey kalmıyor. En çok saçım döküldüğünde üzülmüştüm. Mesela hasta olduğunuzda spor yapamıyorsunuz ama iyileştikten sonra yapabiliyorsunuz. Koşamıyorsunuz ama ilerleyen zamanlarda daha çok koşabiliyorsunuz. Sabahları kahvaltı ettikten sonra ilaçlarımı içiyorum. İyileştikçe ilaçlar azalıyor. Arkadaşlarımla en çok saklambaç ve ebelemece oynamayı özledim.”
Dönmez, lösemi hastası çocukların güçlü olmaları halinde bu hastalığı yenebileceklerini dile getirdi.
“Hiçbir anne bu durumu yaşamasın”
Anne Hesna Dönmez de daha önce kırtasiye dükkanı işlettiğini ancak tedavi sürecinde oğluyla ilgilenebilmek için çalışmaya ara verdiğini anlattı.
Dükkanı, iş makinesi operatörlüğünü bırakan eşinin işlettiğini kaydeden Dönmez, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Oğlumun rahatsızlığı yoğun burun kanamasıyla başladı. Kanaması 30-40 dakika sürüyordu. 20 gün kadar teşhis konulması sürecini geçirdik. Zaten en kötü dönem bu. Kabullenme süreci bunun bir tık daha ağırı oluyor. İster istemez ‘Neden’ diyorsunuz. Bir anne, baba en çok evladına kıyamıyor. ‘Ne yapabilirim’ aşamasına geçtiğinizde biraz daha rahatlamaya başlıyorsunuz. Çocuktan kemik iliği alınıyor. Orada diğer annelerle çok güzel bir dayanışma var. Bu süreçte onlardan Lösemili Çocuklar Sağlık ve Eğitim Vakfını (LÖSEV) öğrendim. O dönemde beyaz ve kırmızı kana çok ihtiyaç oluyor. LÖSEV’i ilk bunun için aramıştım.”
Dönmez, başta panik halinde olduklarını ancak eşinden alınan kök hücrenin kendilerine umut olduğunu vurguladı.
Nakilden sonra zaman zaman hastanede kaldıklarını aktaran Dönmez, “Şimdi 15 günde bir kontrole gidiyoruz. Bir senenin tamamlanmasının ardından yasaklar kalkacak. Gerçekten çok mutluyum. Geriye dönüp baktığımızda ‘Ne kadar çok şey yaşamışız’ diyorum. İnşallah oradaki herkes bu aşamaya gelir. Hiçbir anne bu durumu yaşamasın.” ifadesini kullandı.
Dönmez, oğlunun tedavisinde LÖSEV’in her alanda yanlarında olduğunu ifade ederek, desteklerinden dolayı vakıf yetkililerine teşekkür etti.
]]>SERRA TAYLAN
Engelli oğlu Hasan Küçük ile birlikte 2014’te Mersin’den Elazığ’a gelerek yerleşen Nuran Küçük, vefat eden eşinden kalan evin miras paylaşımı nedeniyle nüfus kayıtlarının değiştirilerek “ölü” gösterildiklerini ve bu durumu geç fark ettiklerini söyledi. Elazığ’da mahalle muhtarının yardımı ve avukat desteği sayesinde kimliklerine yeniden kavuşan Nuran Küçük ve oğlu bu kez de geçim sıkıntısı ve hastalıkla mücadele ediyor. Yüzde 73 engelli olan oğluna 2 bin 800 lira engelli maaşı bağlandığını belirten anne Küçük, oğlunun bir an önce tedavi edilmesi gerektiğini söyledi.
Eşinin ölümü üzerinde 10 yıl önce Mersin’den Elazığ’a taşınan Nuran Küçük ve oğlu Hasan Küçük senelerce resmi kayıtlarda ölü olarak gösterildiklerini öğrendiler. İddiaya göre akrabaları tarafından resmi kayıtlarda “ölü” olarak gösterilen anne ve oğul; para çekmek için gittikleri bankada bu gerçeği öğrendiler. Bu olayın miras kavgası nedeniyle yaşandığını anlatan Nuran Küçük, muhtarın da desteği ile kimliklerine kavuştuklarını ancak oğlunun obezite, ileri derece tansiyon ve zihinsel hastalığının ise devam etmesi nedeniyle yetkililerden yardım istedi.
“MİRAS DAVASI GİBİ BİR NEDENLE ÖLÜ GÖSTERMİŞLER”
Konuyla ilgili olarak Mahalle Muhtarlığı Azası Celal Cirit şunları söyledi:
“Bunlar 10 yıl önce Mersin’den Elazığ’a gelmiş yoksul bir aile. Dışarda kalmışlar, köprü altında yatmışlar kimsesiz bir şekilde. Daha sonra muhtarımız sağ olsun kendilerini gördü mahallemizde yaşayabilecekleri 1-2 göz yer yaptılar. Ondan sonra burada yaşamaya başladılar. Daha sonra aileleri bunları Tarsus’ta miras davası gibi bir olay nedeniyle ölü göstermişler. Kadının kendi ailesi. Muhtarımız sağ olsun ailenin mağduriyetini gerekli yerlere bildirerek nüfusta kaydını tekrardan yaptırdı. Şu anda çok şükür bir maaşları da var artık. Muhtarımız yardımcı oluyor yardımlardan faydalanıyorlar. Maaşlarını alma konusunda da ben yardımcı oluyorum. Her ayın 26’sında taksi ile götürüyorum. İnsanlarımız sağ olsun yardımcı oluyorlar. Maaşlarını alıyorlar şu anda 5 bin 800 liralık maaşları var. Hasan Küçük’ün de engelli maaşı var, 2 bin 800 lira. Hasan Küçük rahatsız obezite hastası. İhtiyaçlarını biz karşılıyoruz. Gün oluyor bisikletim var gidiyorum iki kere üç kere ihtiyaçları için. Miras davası konusunda bir avukat tuttular. Şu anda bir sıkıntıları yok. Olay çözüldü. Sürekli olarak korkuları var gelecekler falan diye. O aile geldi kapıdan görüşüp gittiler. Şu an en büyük mağduriyetleri çocuğun sağlık problemleri. Aynı zamanda çocuğun engelli maaşı sadece bir yıllık süre ile bağlandı. Korkuları, bu kesilirse ne yapacağız, nasıl geçineceğiz diye düşünüyorlar. Neden bu maaş bir yıllık bağlandı kendisine ben de anlamadım. Annesi orada kurula götürmüş hiç haberleri yoktu bize raporun yüzde 35 verildiğini söylediler. Bir gün hastaneye giderek araştırdık. Gidip görüştük kurulla raporu getirdik ki yüzde 73. Muhtarım sağ olsun dedi ki git al yoksa almasaydık o rapor da öyle giderdi belki. Kimseleri yok yani. Bizler burada yardımcı olmaya çalışıyoruz.”
“BEN ÖLÜRSEM ANNEM NE OLACAK?”
Hasan Küçük şunları söyledi:
“2016 yılında bizi öldü gösterdiler, Tarsus’ta oldu. Beni de annemi de ölü gösterdiler. Akrabalarımız bizi ölü gösterdiler. İkimize bir ev kalmış. Bize kalan miraslardan bir çöp vermediler. Ne bir yatak, ne bir eşya, ne bir şey. Mal almayalım diye yapılmış. Yaşadığımızı ispatlamak için dava açtık, bir şey olmadı. Yeni kimliklerimiz var ama mallarımızı alamadık. Allah razı olsun onun bunun verdiklerini yiyip içerek hayatımızı sürdürüyoruz. Obezite hastalığım var. Devletimizden yardım bekliyorum tedavim için. Zar zor kalkabiliyorum. Bana annem bakıyor. Bize mal düşüyordu en az 6-7 milyon değerinde mal vardı verselerdi bize. Beni hastaneye yatırsınlar. Ben kalkamıyorum sizler de gördünüz. Ben insanım. Geçen gün düştüm, çay dahi içemiyorum. Bir iki gün yatmak istiyorum hastanede. Randevu vermiyorlar. Anneme bir şey olsa ben ne yapacağım? Bana bir şey olsa annem ne yapacak?”
“EŞİMDEN KALAN MALI VERMEDİLER”
Nuran Küçük ise, “Eşimden kalan mal vardı ama vermediler. O yüzden bizi ölü gösterdiler. Kaynanam ve üvey kız kardeşim bir olarak benim mirastan pay almamam için beni ve oğlumu 2016 yılında ölü gösterdiler. Ben eşim öldüğünden beri burada yaşıyorum çocuğumla birlikte. Beni ölü gösterdiler. Kimliğimizi yeni çıkarttık” dedi.
]]>
Kentin ve bölgenin ihtiyaçlarına cevap veren Kayseri Şehir Hastanesi bünyesindeki gebe okulunda, yüz yüze ve çevrim içi eğitim imkanı sunuluyor.
Anne ve baba adaylarının birlikte katıldığı gebe okulunda, nefes egzersizi, plates eğitimi, bebeğin bakımı, gazının çıkarılması, annenin lohusalık dönemindeki ruhsal hali gibi pek çok konuda uzman ebeler eşliğinde eğitimler veriliyor.
Gebe okulunda çocuk bakımı ve hamilelik süreci hakkında detaylı bilgiler edinen baba adayları, oyuncak bebekler üzerinde pratik yapma fırsatı da buluyor.
Gebe Okulu Sorumlusu Uzm. Dr. Arzu Karakaş Aydın, AA muhabirine, dünya standartlarındaki eğitim ortamında 2 ebe eşliğinde anne adaylarına eğitimler verildiğini söyledi.
Aydın, gebe okulunda gebeliğin başlangıcı, fizyolojisi, annenin yaşayacağı sorunlar, geçireceği evreler, hangi ayda hangi sorunlarla karşılaşılacağı, doğum sonrası lohusalık bakımı, aile desteği, bunun önemi, bebek bakımı, bebek banyosu, doğum çantası hazırlanması gibi birçok konuda bilgiler verdiklerini anlattı.
Korkularını yenenler normal doğuma yöneliyor
Anne ve baba adaylarını beraber de eğitime aldıklarını belirten Aydın, şöyle konuştu:
“En temel amaçlarımızdan biri gebelerimizin doğum korkusunu yenmelerine yardımcı olmak. Gebelerimiz gerek basında gerek haberlerde gerek filmlerde doğumla ilgili korkunç sahnelere şahit oluyor. Kötü doktor, bebeği kaçıran ebe gibi sahneler, bağırış çağırış olan doğum sahneleri gebeleri olumsuz etkiliyor. Ülkemizde her yıl yaklaşık 1 milyon 300 bin doğum olmakta. Bunların hepsi bu kadar olumsuz bir hikayeyle mi sonuçlanıyor, biz hep olumsuz şeyleri duyuyoruz basından. Aslında birçok mutlu doğum haberlerimiz de var. Bunları da ön plana çıkarmak gerekiyor. Gebelerimizin korkuları büyüklerinden, komşu teyzeden, görümcesinden, teyzesinden, başkalarının yaşadığı doğum öykülerinden de kaynaklanıyor.”
Korkularını yenen gebelerin normal doğuma yöneldiğine dikkati çeken Aydın, “Gebe okulu, normal doğumu teşvik ediyor, normal doğum şansını da artırıyor. Bazı gebelerimiz direkt sezaryen diye bize geliyor ama gebe okulundaki derslerimizi dinlediğinde bunun fizyolojik bir şey olduğunu, rahatlatıcı tekniklerle ağrı korkusunun aslında çok da gerçeği yansıtmadığını, atlatabileceğini anlıyor.” dedi.
Aydın, eğitimlerden çok güzel dönüşler aldıklarını, bazı gebe adaylarının yurt dışından çevrim içi eğitimlere katıldığını kaydetti.
“Doğum süreci ve sonrasını bu bilgiler sayesinde kolay geçireceğimi düşünüyorum”
Eşiyle eğitime gelen, bir erkek bebek bekleyen Atasoy Asker de böyle bir eğitim ortamıyla karşılaşacağını tahmin etmediğini söyledi.
Güzel bilgiler edindiğini belirten Asker, “Özel hastanede bulamayacağınız bir ortam şu an burada var.” diye konuştu.
Anne adaylarından Bengüsu Sapancı da erkek bebek beklediğini, gebe olduğunu öğrenince hemen eğitimlere başladığını ve doğum süreci ile sonrasını bu bilgiler sayesinde kolay geçireceğini düşündüğünü dile getirdi.
Eşi Gökhan Sapancı ise “Eğitime çok gönüllü gelmedim, eşimin tavsiyesiyle geldim, mutluyuz, öğrendikçe kendimize güvenimiz artıyor.” ifadelerini kullandı.
“Normal doğum oranlarımız yüksek”
Şehir Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği Şefi Doç. Dr. Hüseyin Aksoy da 2018’de kentteki doğumevinden hastaneye taşındıklarını, yaklaşık 5 yıldır burada hizmet verdiklerini belirtti.
Bugüne kadar normal ve sezaryen dahil hastanede 50 bini aşkın doğum gerçekleştiğini anlatan Aksoy, “25 uzman hekimimiz var, içlerinde öğretim üyesi, doçentlerimiz, riskli gebelik uzmanlarımız var. 20 kadın doğum asistanımız var, onlara uzmanlık eğitimi veriyoruz. Yılda ortalama 11-12 bin civarında doğum oluyor. Doğumlarımızın büyük kısmı normal doğum olarak gerçekleşiyor. Normal doğum oranlarımız Türkiye geneline göre çok yüksek.” dedi.
]]>Ankara Bilkent Şehir Hastanesi’nde normal doğumla üçüncü bebeğini dünyaya getiren anne Aslı Deveci’yi ziyaret eden Göktaş, 3 kilo 650 gram doğan kız bebek Beril Ece’nin ömrünün uzun, bahtının güzel olması, sağlıkla büyümesi temennisinde bulundu.
Anne Deveci’nin sağlık durumuna ilişkin bilgi alan Göktaş, Beril Ece bebeği kucağına alarak yakından ilgilendi.
Ailenin diğer çocuklarıyla ilgili de bilgi alan Göktaş, “Kardeşleri şimdi heyecanlı bekliyorlardır.” dedi.
Bakan Göktaş, ardından normal doğumla 3 kilo 350 gram olarak dünyaya gözlerini açan kız bebek Hatice Kübra’nın annesi Zeynep Cömert’i ziyaret etti.
Anne ve eşinin de aynı hastanede sağlık personeli olarak çalıştığını öğrenen Göktaş, “Bebekler bizim için çok kıymetli. Onlar bizim umudumuz, geleceğimiz.” diye konuştu.
Ziyaretlerinin ardından basın mensuplarına açıklamada bulunan Göktaş, yeni yılın ilk bebeklerini ziyaret ettikleri için çok mutlu olduğunu dile getirdi.
Hem bebeklerin hem de annelerin gayet sağlıklı olduğunu belirten Göktaş, “Her doğan bebek bizim için çok kıymetli. Dünyada olduğu gibi ülkemizde de yaşlanan bir nüfus var. Her doğan çocuk ülkemizin geleceği için oldukça kıymetli. Bakanlık olarak hem aile hem çocuk odaklı politikalar üretiyoruz, üretmeye de devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı.
2024’ün sağlık ve esenlik getirmesini dileyen Göktaş, sözlerini şöyle sürdürdü:
” Filistin’de bu gece dahi bombalar altında yeni yılı geçiren kadınlar ve çocuklar var. İnşallah ateşkes en kısa sürede sağlanır ve oradaki kadınlar ve çocuklar da sağlık ve huzura ererler. Bizler de Cumhurbaşkanı’mız önderliğinde din, dil, ırk ayrımı yapmaksızın hiç kimseyi geride bırakmıyoruz. Her türlü çocukların, kadınların, ailelerin yanında oluyor, olmaya da devam ediyoruz. Dün Filistinli, Ukraynalı çocukları ziyaret ettik. Onlar da zor süreçlerden geçti. Sayın Emine Erdoğan’ın da destekleriyle Filistinli çocukları ülkemize getirmeye yönelik çalışmalarımız devam ediyor. İnşallah bir an önce ateşkes sağlanır. Bizler de mazlum coğrafyalardaki çocuklarımıza sahip çıkmaya devam edeceğiz.”
Bebeklerini kucağına almanın sevincini yaşayan anne Aslı ve Adem Deveci çifti, 2024 yılının ilk bebeği olması nedeniyle mutlu olduğunu söyledi.
Doğumun çok kolay geçtiğini, ebelerin kendisine çok yardımcı olduğunu dile getiren anne Deveci, “Bir kızım, bir oğlum vardı, bu çocuğum da kız oldu. Kardeşler merakla aşağıda bekliyor.” dedi.
“Amacımız doğumları normalleştirip güzelleştirmek”
Ankara Bilkent Şehir Hastanesi Kadın Doğum Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Özlem Moraloğlu Tekin de hastanenin “gebe ve bebek dostu” olduğunu belirtti.
Hastanenin açıldığı günden bugüne normal doğumu desteklediği söyleyen Tekin, “Amacımız doğumları normalleştirip güzelleştirmek. Sağlıklı nesilleri topluma kazandırabilmek.” dedi.
Hastanede gebe okulunun da bulunduğunu bildiren Tekin, “Gebelerimiz ilk başvurularından itibaren eşleriyle gebe okullarına kaydını yaptırıp ücretsiz faydalanabiliyor. Özellikle emzirme, anne sütünün ve doğum şeklinin önemine dair pek çok konudan bahsediliyor. Profesyonel ekipten yardım alıyorlar.” diye konuştu.
]]>Olay, 10 Aralık günü Kavaklı Mahallesi 74. Sokak’taki bir binada meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, Derya ve Tezcan Mendi çiftinin 5 çocuğundan biri olan Sudenaz (17), babası evde uyuduğu esnada dışarıya çıktı. Tezcan Mendi okuldan gelen diğer kızının kapı ziline basmasıyla Sudenaz’ın evde olmadığını fark etti. Tezcan Mendi, kızını her yerde arasa da bulamadı. Baba ardından Niğde’de bulunan eşi Derya’ya haber verdi. Dünyası adeta başına yıkılan Derya Mendi alelacele Kocaeli’ye döndü. Ailesinin kayıp başvurusunda bulunduğu Sudenaz’dan 10 gündür haber alınamıyor.
15 kez evden kaçmış
Öte yandan, Sudenaz’ın liseye başladıktan sonra 15 kez evden kaçtığı öğrenildi. Anne Derya Mendi, ilk kez bu kadar
uzun süredir eve dönmeyen Sudenaz’ın hayatından endişe ediyor.
“Annem çok perişanım”
Kızının hayatından endişe ettiğini söyleyen anne Derya Mendi, “Ben Niğde’de olduğum için eşim kızlarımla ilgilenmeye başladı. Çalışıyordu fakat gidip geliyordu, onların üzerinden ellerini çekmiyordu. Babaları işten geldikten sonra birkaç saat dinlenip kızlarımı alıp yemeğe çıkartıp gezdirecekti. Küçük kızım okuldan geldi, eşim de uyandı. Sudenaz’ın evde olmadığı ortaya çıktı. O günden beri Sudenez’dan bir ses soluk yok. Bir aile dostumuz var onu aradım ‘Abicim Sudenaz’ı gördün mü’ dedim. ‘Fırının önünde gördüm konuştuk senin Niğde’de olduğunu söyledi, çekti gitti’ dedi. Çarşıya bir arkadaşının yanına gittiğini sonra döneceğini söylemiş. Ben çocuğumu istiyorum. Ben Sudenaz’ımı istiyorum. Onun kötü bir şeylere bulaştığını düşünüyorum. Elim gücüm yetmiyor. Ben iyi değilim bana yardım edin. Çok kız çocuğunun hayatı sönüyor. Ben kızımın hayatının sönmesini istemiyorum. Annem ne olursun, seni ne kadar çok sevdiğimi biliyorsun. Annem ne olur gel. ‘Annem’ de sar sarmala beni. Annem çok perişanım sizin için hayatımı ortaya koydum, kendimi yok saydım” dedi.
“10 gündür çocuğumdan bir ses soluk alamıyorum”
Daha önce de evden kaçan kızını sokakta bulduğunu söyleyen Derya Mendi, “Hep perişan ve kötü halde buldum, sosyal medyaya her yere ilan verdikten sonra 2 kez birileri tarafından salındı, gönderildi. O zaman da akıl hocaları kuvvetli olduğu için ‘Ailene değil yurda git’ dediler. 2 kez kendi isteğiyle yurda gitti, 3’üncü kez ben verdim. Babası dayanamadı geri aldı. Ben Niğde’ye hasta kızımın yanına gitmiştim, benim olmayışımı fırsat bildi. Benim çocuğum tekrardan dışarıya çekildi. 10 gündür çocuğumdan bir ses soluk alamıyorum” diye konuştu.
“Hep sokaklarda dışarıda buldum”
Kızının bir an önce bulunmasını istediğini söyleyen Derya Mendi, “Bu 15’inci kez kaçışı. Hep sokaklarda dışarıda buldum. Karakola gidip polise söylediğimizde ‘Çocuğu dövüyor musunuz? Sövüyor musunuz?’ dediler. Döven söven bir aile değiliz. ‘Kötü insanlardan uzak dur yavrum, varsa kötü arkadaşların onu yola getirmek için çalışalım yavrum’ diye ikazda bulunduk. Ben yetersiz kaldım. Tek başıma benim gücüm hiçbir şeye yetmiyor. Eşim uzun yolda çalışıyor. İşi bırakır bizimle uğraşmaya çalışırsa bize kim ekmek verecek? Bizim halimiz ne olacak?” şeklide konuştu.
Sudenaz’ın hayat dolu bir kız olduğunu söyleyen Mendi, “Liseye başladıktan sonra kızımın hayatı komple değişti. Kız Meslek Lisesine başladı. Onun okumasını ve bir meslek sahibi olmasını istiyorduk. Kuaförlük bölümüne katılmıştı. O yönde ilerlemesini istiyorduk. Liseye başladıktan sonra evden de kaçmaya ve kötü arkadaşlıklar edinmeye başladı. Sürekli kaçıyordu, her şartta onun peşinden koşuyordum. Onu bulup getiriyordum” ifadelerini kullandı. – KOCAELİ
]]>