“OREŞNİK’E KARŞI SAVUNMASIZIZ”
Raporda Berlin’in, Rusya’nın seri üretimine başlanacağını duyurduğu”Oreşnik” adlı hipersonik füzelere karşı herhangi bir savunmaya sahip olmadığına dikkat çekildi.
PATRİOT DA YETERSİZ KALABİLİR
Bild’de yer alan habere göre, ABD yapımı hava savunma sistemi Patriot da Oreşnik süpersonik füzelerine karşı yetersiz kalabilir.
İSRAİL’DEN HAVA SAVUNMA SİSTEMİ ALINACAK
Gizli belgede, bu tür füzelerle yapılacak bir hava savunma sistemi müdahalenin başarısının “şanslı bir atışa” bağlı olacağına ilişkin endişeler ifade edildi. Raporlarda Almanya’nın savunma açığını kapatmak amacıyla İsrail’den ‘Arrow’ füze savunma sistemini almayı düşündüğü de yer aldı.
PUTİN TEHDİT ETMİŞTİ
Son olarak Almanya’ya yönelik tehditlerde bulunan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Belarus’a yerleştirilen ‘Oreşnik’ füzelerini Berlin’e çok daha yakın bir noktaya konumlandırma kararı alabileceğini söylemişti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>“UÇUŞ ESNASINDA PATLAMA SESİ DUYDUK”
Tacikistan’da doğup büyüdüğünü anlatan 48 yaşındaki Rahimov, 20 yıldan fazla Rusya’nın Yekaterinburg kentinde yaşadığını ve Rus vatandaşı olduğunu söyledi. Uçuş esnasında patlama sesi duyduklarını, ancak hangi bölgede patlama yaşandığını net şekilde fark edemediğini kaydeden Rahimov, şöyle konuştu: “Grozni kentini göremedim. Sis nedeniyle hangi yerleşim birimi üzerinde olduğumuzu göremedim.
“HİÇBİR ŞEY GÖZÜKMÜYORDU”
O ana kadar uyuyordum. Sonra uçağın tekrar yükseldiğini hissettim. Gözlerimi açtığımda sis gördüm. Hiçbir şey gözükmüyordu. Uçak tek seferde inemedi. Uçuşa göre ikinci kez inmeye çalışacağımızı düşündüm. Tüm bunların Grozni üzerinde olduğunu düşünüyorum. Ancak bu konuda net bir şey de söyleyemiyorum.”

“UÇAK PARÇALANACAKMIŞ GİBİ HİSSEDİYORDUM”
Patlama sesi duyulunca oksijen maskelerinin açıldığını dile getiren Rahimov, “Uçak parçalanacakmış gibi hissediyordum. Türbülans vardı. Sonra da uçak tekrar yükselmeye başladı. Sonra uçak düzeldi ve yavaş yavaş inmeye başladı. Yolcular sakinleşti. Başka bir havalimanına ineceğimizi düşündüm. Kendimi sakinleştirdim. Bir süre sonra deniz gözüktü. Hava açıktı.” ifadelerini kullandı.
“BİLDİĞİM TÜM DUALARI OKUDUM”
Sürekli uçuş öncesi ve esnasında dua ederek Allah’ı andığını anlatan Rahimov, “Uçmaya başladığımızda da dua ettim ve kelimeişehadet getirdim. Bunu her seferinde uçağa binince ve inince yapıyorum. Her zaman Allah’ı zikrediyorum. (Tehlike anında) Ne biliyorsam her şeyi okudum. Sonra bunun da yeterli olmayacağını, secdede ölmenin daha iyi olacağını düşündüm. Ölümün kaçınılmaz olduğu gözüktü. Allah’ın izniyle de hayatta kaldım.” diye konuştu.
“ŞOKTAYDIM”
Uçağın düştüğü anda birkaç kez yerinde zıpladığını ve sonrasında yangın çıktığını gördüğünü dile getiren Rahimov, şunları anlattı: “Olay birkaç saniyede gerçekleşti. Sonra sakinlik oldu. Kurtulduğum için şok yaşadım. Herhangi bir kırığım çıkığım bile yoktu. Bu sebeple şoktaydım. Elhamdülillah yanımda ve arkamda oturanlar da hayatta kaldı. Benden başka uçaktaki başka insanlar da kurtuldu. Biletimde 38 numaralı koltuk yazıyordu. Sonra pencere yanındaki 39. koltuğa geçtim. Koltuğum uçağın kuyruğundaydı. Uçağın kuyruğu koptu. Ama bunun nasıl olduğunu anlamadım.”
“KADIN HOSTES SON ANA KADAR İNSANLARI SAKİNLEŞTİRDİ”
Uçaktaki hostesi takdir ettiğini dile getiren Rahimov, “Öldüyse Allah onu cennete alsın. O, hep Azerbaycan Türkçesinde konuştu ve insanları sakinleştirdi. Her şeyi kurallara göre yaptı, son ana kadar uçaktaki insanlarla konuştu. Bu kritik durumda tüm yükümlülüklerini yerine getirdi. Kadın olduğunu belirtmek istiyorum. Korkmadı.” şeklinde konuştu.

“BENİM UÇAKTAN ÇIKTIĞIMI ANLAMADILAR”
Kaza sonrasında bilincini kaybetmediğini anlatan Rahimov, “Uçaktan çıkmaya çalıştım. Yolcularla birbirimize yardımcı olduk. Kemerleri açtık, uçaktan çıkış bulmaya çalıştık. Bir kadına yardımcı olmaya çalıştım. Ambulansların sesini duydum. Sağlık ekipleri geldi. Bazıları benim uçaktan çıktığımı anlamadı bile. Çünkü uçağın etrafında dolanıyordum. Bunu öğrenince şaşırdılar.” dedi.
“ÖLÜMDEN KORKMAYIN”
Kaza yerine ilk yardımın hemen geldiğini vurgulayan Rahimov, bu nedenle Kazakistan’a ve sağlık ekiplerine teşekkür etti. Kazada yaşadıklarından ötürü tüm Müslüman kardeşlerine mesajı olduğunu söyleyen Rahimov, “Ölümden korkmayın. Ölümü kabullenmelisiniz. Endişelenmeye gerek yok. Eğer bir Müslüman günde 5 vakit namaz kalıyorsa, eğer her gün Allah’a dua ediyorsa, benim karşılaştığım bu tür durumla her bir Müslüman karşı karşıya kalabilir. Bu durumda sakin kalması ve durumu kabullenmesi lazım. Kalbi ne yapması gerektiği konusunda onu yönlendirir.” diye konuştu.
Rahimov, kaza sonrası kendisini arayan dost ve kardeşlerine Allah’a güvenmeleri konusunda tavsiyede bulunduğunu belirterek, onlara, “Bu durumlarda Allah sizi de destekler. Durumu kabullenirseniz, sakinleşirsiniz. Allah ile karşılaşmaya hazırsanız korkmanıza gerek yok.” dediğini aktardı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ALTIN İŞLEMELİ KILIÇ
Suriyeli aktivistler, Hama’daki bir camide cuma namazının ardından kent halkı adına cami imamının Suriyeli pilot Tatari’ye altın işlemeli kılıç hediye ettiği görüntüleri paylaştı.
Cami imamı Şeyh Muaz Reydan, Tatari’ye sunduğu hediyenin “hayatının yarısından fazlasını rejimin zindanlarında geçirmiş olmasının sembolik bir hediyesi” olduğunu söyledi.
43 YILDIR HAPİS YATIYORDU
Tatari, Hafız Esed döneminde 27 yaşındayken Hama kentindeki sivillerin bombalanması emrine karşı geldiği için 43 yıldır hapis yatıyordu. Suriyeli pilot, Baas rejiminin düşmesinin ardından serbest kalmıştı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ABD Jeoloji Araştırmalar Merkezi’ne (USGS), depremin 146 kilometre derinlikte meydana geldiğini açıkladı.
Depremin ardından tsunami uyarısı yapılmazken, can ve mal kaybı bildirilmedi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Edinilen bilgilere göre önceki gün, CHP Genel Başkanı Özgür Özel ile CHP Elazığ Milletvekili Gürsel Erol arasında, kapalı düzenlenen kapalı milletvekili toplantısı sırasında sözlü tartışma yaşandı. CHP Genel Başkanı Özel ve Milletvekili Erol arasında yaşanan tartışma kısa sürede sona erdi.
Yaşanan olayın ardından CHP İletişim Merkezi, sosyal medya hesabından konuya ilişkin açıklama yaptı. Açıklamada, “Genel Başkanımız Özgür Özel ile Elazığ Milletvekilimiz Gürsel Erol arasında, önceki günkü kapalı milletvekili grubu toplantısında yaşanan bir diyalog, bazı basın-yayın organlarınca maksatlı olarak çarpıtılmaktadır. Eskiye dayanan kişisel dostlukları bulunan Genel Başkanımız ile milletvekilimiz arasında geçen diyalogda, parti kültürüne aykırı bir ifade kullanılmamış, kendi aralarındaki hukukla da bağdaşmayan bir davranışta bulunulmamıştır” denildi. – ELAZIĞ
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>“DEVRETMEYE HAZIRIZ”
Abdi yaptığı açıklamada Suriye’nin ilerleyebilmesi ve yeniden inşa edilebilmesi için bir barış ve güvenlik dönemine ulaşılması amacıyla, acil olarak diyalog çağrısında bulundu. Abdi ayrıca sınır güvenliği sorumluluğunu Şam’daki yeni yetkililere devretmeye prensipte hazır olduğunu ifade etti.
SURİYE’DE KÖŞEYE SIKIŞTILAR
Suriye’de HTŞ öncülüğünde başlayan harekat sonrasında terör örgütü DSG’nin köşeye sıkıştığı bilinirken; terör örgütünün kontrolündeki Münbiç, Suriye Milli Ordusu tarafından ele geçirilmişti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>“YAŞAM STANDARTLARINI İYİLEŞTİRMELİYİZ”
Mervan, “Öncelikle güveni yeniden inşa etmek gerekiyor çünkü halk ile devlet kurumları arasında büyük bir uçurum var. Genel ve özel sorunlar var. Kamu kurumlarıyla halk arasındaki güveni güçlendirmeliyiz.” değerlendirmesini yaptı. Bu güvenin yeniden tesisi için çalışacaklarını belirten Mervan, “Denetimi ve yeterliliği artırmak lazım. Vilayetimizde yaşam standartlarını iyileştirmeliyiz.” diye konuştu.
Kamu çalışanlarının ve işçilerin maaşlarının yükseltilmesi, yerel yatırımların teşvik edilmesi ve halka temel hizmetlerin modern yöntemlerle sunulmasına önem verdiklerini vurgulayan Şam Valisi, “Yerel ve yabancı yatırımcıları, tüccar ve sanayicileri buraya çekmek için kolaylıklar sağlamalıyız. Şam’da ve diğer illerde gençlere istihdam olanakları sunmalıyız. Yakıt sorununu yakın zamanda çözeceğiz. Kurumlarımızda, teknolojiyi entegre ederek dünya çapında hizmet vermek istiyoruz.” ifadelerini kullandı.
Mervan, elektrik altyapısının iyileştirilmesi, sokakların temizlenmesi, park ve kentsel düzenleme gibi birçok alanda çalışmalar yürüttüklerini kaydetti.
Altyapı ve yatırım projelerinin hayata geçirilmesinde Ekonomi, Ticaret ve Sanayi Bakanlıkları arasındaki işbirliğinin de önemli olduğuna işaret eden Mervan, “Eski rejimin baskıları nedeniyle ülkeden ayrılan yerel sanayimiz oldu. Yatırımcıların Şam’a ve Suriye’ye gelmelerini istiyoruz.” dedi. Şam Valisi, ülkede gençlere büyük önem verdiklerinin altını çizerek “Geleceğin mimarları olan gençler Suriye’yi daha ileri seviyeye taşıyacaktır.” değerlendirmesini yaptı.
KAMU ÇALIŞANLARININ GÖREVLERİNE DÖNMESİ
Mervan, devlet dairelerinde ve kamu hizmeti kurumlarında çalışanların işlerine geri dönmelerine öncelik verdiklerini belirterek “Diğer bir öncelik de maaşların artırılmasıydı çünkü maaşlar çok düşüktü ve birçok yerde yolsuzluk vardı. Şu an kamu kurumlarının ihtiyaçlarını değerlendiriyoruz. Gelecek ay maaşlar yüzde 400 artırılabilir. Memur maaşı 15-20 dolar arasındaydı, çok düşüktü.” diye konuştu.
Şam ile İdlib arasında ekonomik ve toplumsal açıdan farklılıklar olduğuna dikkati çeken Mervan, “İdlib’de sadece askeri alanda çalışmadık, aynı zamanda siyasi, askeri, sosyal, ekonomik ve hizmet alanlarında da birçok kurum faaliyette bulundu.” ifadesini kullandı.
Vali, yeni yönetimin tüm illerde hayatın normale dönmesi için tüm alanlarda çalıştığını aktararak “Şimdi geleceği belirleyecek bir yol çiziyoruz. Geçiş dönemiyle birlikte her bakanlık ve kurumun yeniden ayağa kalkması için planlar yapılıyor.” dedi.
“SURİYE’Yİ ESKİ HALİNE GETİRMEK İÇİN ÇALIŞIYORUZ”
Suriye’nin özgürleştirilmesinin ardından toplumda kaynaşmanın ve uyumun arttığını dile getiren Mervan, “Suriye eskiden bir mozaikti ancak önceki rejim, bunu bölerek mezhepçiliği ve ayrımcılığı yaymaya çalıştı. Biz, Suriye’yi eski haline getirmek için çalışıyoruz. Herkes kendisi başarmış gibi bu zaferden dolayı çok mutlu.”diye konuştu.
Sosyal özgürlükler konusunun ise kanun ve anayasaya bağlı olduğunu söyleyen Mervan, “Gelecek süreçte, bu konuda ilerlemeler kaydedilecektir. Kadınlar, erkekler, çeşitli dini ve etnik gruplar, herkes şu an eşit haklara sahip. Ayırımcılığın olmadığı bir dönemdeyiz.” dedi.
TÜRKİYE-SURİYE İLİŞKİLERİ
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Şam’a ziyaretini de değerlendiren Mervan, söz konusu ziyaretin iki kardeş halkın geleceğe bakışını pekiştirdiğini söyledi.
Şam Valisi, “Suriye ve Türk halkları kardeştir, devrimden bu yana tek yürektir. Türk halkı Suriye halkına çok destek verdi, bunu hiç unutmayacağız. Türkiye bizim için sosyal, kültürel, ekonomik ve askeri açıdan stratejik bir müttefiktir. Şu anki yönetimle işbirliği içindeler.” ifadelerini kullandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>HIZLI ŞARJ SİSTEMİ İLE UYUM ZORUNLU OLUYOR
Bu kapsamda, AB ülkelerinde taşınabilir elektronik cihazlarda yeni standart şarj girişi USB-C olacak. Bütün yeni akıllı telefon, tablet, dijital kamera, kulaklık, taşınabilir video oyun konsolu, hoparlör, klavye gibi cihazlarda USB-C şarj girişi bulunması gerekecek.
Ayrıca, elektronik cihazların hızlı şarj sistemleri de uyumlu olacak. USB-C kuralı, 28 Nisan 2026’dan itibaren dizüstü bilgisayarlar için de geçerli olacak.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ŞAM’DA YÜRÜYÜŞ DÜZENLEDİLER
Yeni Suriye Ordusu, Şam’da bulunan Emevi Meydanı’nda yürüyüş düzenledi. Yürüyüşe halkın da katılım gösterdiği bildirilirken; yürüyüş görüntüleri sosyal medyada yer aldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Lübnan basınına yansıyan haberlerde, Esad’in kuzeni Dureyd Esad’in eşi ve kızı Beyrut’taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı’nda gözaltına alındı. Esad ailesinden ismi açıklanmayan kişilerin sahte Suriye pasaportuyla Lübnan’dan çıkmaya çalıştığı için gözaltına alındığı bildirildi.
RESMİ AÇIKLAMA YAPILMADI
Beşşar Esad’in amcası Rıfat Esad’in oğlu olan Dureyd’in ailesinin daha önce de Lübnan’da mı ikamet ettiği yoksa Esad rejiminin devrilmesinin ardından Lübnan’a geldiği bilinmiyor. Konuya ilişkin Lübnan makamlarından resmi bir açıklama yapılmadı.
Beşşar Esad’in amcası Rıfat Esad (86), Hafız Esad’in yardımcılığı görevinde bulunmuştu. Başta 1982’deki Hama Katliamı olmak üzere işlediği savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar sebebiyle hakkında uluslararası mahkemelerce suçlamalar bulunuyor.
Fransa’da 2021’de yolsuzluk ve Suriye devlet fonlarının yasa dışı kullanımından suçlu bulunan Rıfat Esed 4 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. Suriye basınında çıkan haberlerde 2021’de Beşşar Esed’in af kararının ardından amcasının Şam’a döndüğü ifade edilmişti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Brezilya Ulusal Yerli Halklar Vakfı (Funai) tarafından yerleştirilen gizli kameralar, kabilenin günlük yaşamını belgeledi. Funai yetkilisi Altair Algayer, “Son keşif gezilerimizde yeni kulübeler gördük. Nüfuslarının 300’e yaklaştığını tahmin ediyoruz” dedi.
Batı Brezilya’nın Rondônia bölgesindeki 1 milyon dönümlük alanda yaşayan kabile, 3 metreden uzun yaylarla avlanıyor ve tamamen kendi kendine yetiyor. Araştırmacılar, kabilenin bu kadar uzun yayları nasıl kullandığını hala çözebilmiş değil.
Massaco’yu diğer Amazon kabilelerinden ayıran en önemli özellikler arasında uzun kulübeleri, hayvan kafataslarından yaptıkları totemler ve dış dünyaya karşı aldıkları sert önlemler yer alıyor. Kabile, bölgelerine yaklaşanları uzak tutmak için orman zemininde keskin ahşap kazıklardan oluşan tuzaklar kuruyor.
“Kabilenin varlığını belgelemek çok önemli,” diyen Algayer, “Çünkü ancak bu şekilde yaşam alanlarını koruma altında tutabiliyoruz. 1992’den beri bölgedeki çalışmalarımız devam ediyor ve kabile nüfusunun sürekli arttığını gözlemliyoruz” açıklamasında bulundu.
Funai yetkilileri, kabilenin mevsimsel hareketlerini takip ederek araştırmalarını sürdürüyor. Massaco’nun yağmur mevsimi başında çayırlık alanları yakıp, yeni bitkiler filizlendiğinde o bölgeye yerleştiği belirlendi.
Brezilya’da varlığı bilinen 28 izole kabileden biri olan Massaco’nun korunması, Amazon ormanlarının geleceği açısından da büyük önem taşıyor.



Kültür SanatBrezilyaAmazonYaşamDünya
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Kuzeydoğu Brezilya’da Aguiarnopolis ve Estreito kentlerini birbirine bağlayan Juscelino Kubitschek de Oliveira Köprüsü’nde meydana gelen felaket, sülfürik asidin suya karışması nedeniyle çevre felaketi endişesi de yarattı.
Yerel meclis üyesi Elias Junior tarafından çekilen görüntülerde, bir kamyonetin son anda durarak çöken yoldan kurtulduğu görülüyor. Bir arkadaşıyla köprüdeki çatlakları incelemeye giden Junior, yapı çökerken kaçmayı başardı. Junior daha sonra, “Arkadaşım olmasaydı, bugün hayatta olmayabilirdim. İnsanlar her zaman köprünün ne kadar kötü durumda olduğundan şikayet ediyordu” dedi.
Nehre düşen araçlar arasında iki motosiklet, üç kamyon ve bir otomobil bulunuyor. Yetkililer, kamyonlardan birinin sülfürik asit taşıdığını doğruladı ve güvenlik endişeleri nedeniyle kurtarma çalışmaları durduruldu.
Kazada motosiklet kullanan 25 yaşında bir kadın ve 46 yaşında bir erkek hayatını kaybetti. Sekiz yetişkin ve 3 ile 11 yaşlarında iki çocuktan haber alınamıyor. Bir kişi kırık bacakla kurtarıldı.
1961’de açılan ve hiç yenilenmediği belirtilen köprünün çökmesi, Brezilya’daki altyapı sorunlarını tekrar gündeme getirdi. Aynı gün içinde ülkede yaşanan diğer kazalarda da 41 kişi otobüs kazasında, 10 kişi ise uçak kazasında hayatını kaybetti.
Yetkililer, Tocantins Nehri ekosistemine yönelik hasarı değerlendirmeye çalışırken, olayla ilgili soruşturma başlatıldı. Başkent Brasília’yı kuzey kenti Belém’e bağlayan önemli bir güzergahta yer alan köprünün çökmesi, ülkedeki altyapı denetimlerine yönelik sert eleştirilere neden oldu.


MotosikletOtomobilBrezilyaGüvenlik3-sayfaÇevreDünya
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Kamunun gelirleri arasında KDV ve ÖTV’nin önemli yer tuttuğunun altını çizen Prof. Dr. Nuri Semih Öz şöyle konuştu: Türkiye’de makro ekonomisine baktığımızda şunu görüyoruz: Türkiye’nin enflasyonla mücadele ettiğini görüyoruz. Dolaysıyla devlet bir taraftan kamu harcamalarını finanse etmeye çalışıyor bir taraftan da enflasyonla mücadele etmeye çalışıyor. Dolaysıyla Türkiye’deki vergi sistemi bu iki amaca dayanıyor. 2025 yılı bütçe kanununda kamu harcamaları yaklaşık 14 trilyon olarak öngörülmüş, buna karşılık kamu gelirleri ise 12 trilyon lira civarında. KDV ve ÖTV yine bütçe gelirleri arasında öncelikli yer tutacak.”

2025 YILINDA HANGİ VERGİLERİ VERECEĞİZ?
“Yeniden değerleme oranına göre birçok veri artacak. Bunlara örnek olarak MTV, emlak vergileri artacak ama yeniden değerleme oranında artacak, damga vergisi, harçlar, pasaport harçları buna bağlı tüm vergilerde bir artış bekleniyor. İlave olarak vergi cezalarında da bir artış bekleniyor.”
“Bir birey alışveriş yaptığında fiş almazsa bunun cezası 5 bin liraydı. Bu da % 43,93 oranında artacak. Vergi cezaları da artacak ama diğer taraftan yeni vergiler de geliyor. Bunlardan bir tanesi kurumsal mükellefler için asgari kurumlar vergisi düzenlemesi. Geçtiğimiz günlerde de bazı vergilerde artışlar oldu. Örneğin mevduat faiz gelirleri üzerinde bir artış oldu. Bu vergiler %5’ten kademeli olarak %10’a çıkartıldı. Yine iştirak hisselerinde kurumsal vergi mükellefleri için bir vergi istisnası oranında indirim oldu. %75’ten %50’ye indirildi. Dolaysıyla bir taraftan yeni gelen vergiler var bir taraftan da yeniden değerleme oranına göre bir artış var. Dolaysıyla vergilerde iki türlü bir artış var.”

“AZ VERGİ VERİYORUZ”
“Diğer ülkelerle karşılaştırırsak eğer Türkiye’de gayri safi hasıladan toplanan vergiler ya da vergilerin gayri safi hasılaya oranı diğer ülkelere göre daha düşük, yüzde 20’lerde. Bazı ülkelerde bu oran örneğin %44 civarında. Kuzey Avrupa ülkeleri geleneksel olarak yüksek vergi ödüyorlar. Buna karşılık bazı ülkeler; Meksika, Kostarika gibi ülkeler bizden daha geride. Böyle bir karşılaştırma yaparsanız Türkiye’de mükellefler ya da Türkiye’de yaşayanlar daha az vergi ödüyorlar ama diğer taraftan bu konuyu şöyle değerlendirmek gerekiyor. Vergiyi kimler ödüyor? Vergiyi ödeyen kişi sayısı az ise ya da gelir dağılımı bozuk ise vergi yükü belirli kişilerin üstündeyse bu durumda bu kişilere daha fazla vergi yükü düşüyor.”
Abdurrahman YazıcıHaberler.com – EkonomiAnkara ÜniversitesiEkonomiTürkiyeFinansYaşamDünya
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın 2872 Sayılı Çevre Kanunu Uyarınca Verilecek İdari Para Cezalarına İlişkin Tebliğ, Resmi Gazete’de yayımlandı. Tebliğ ile, Çevre Kanunu’na aykırılık halinde 2025 yılında kesilecek para cezaları, yeniden değerleme oranı olan yüzde 43,93 oranında artırıldı.
1 OCAK’TAN İTİBAREN GEÇERLİ
Kararda “Bu Tebliğin amacı; 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 33 üncü, 38 inci, 51 inci ve 562 nci maddelerinde düzenlenmiş olan idari para cezalarının, 27/11/2024 tarihli ve 32735 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra No: 574)’nde 2024 yılı için yeniden değerleme oranı olarak tespit edilen % 43,93 (kırk üç virgül doksan üç) oranında artırılarak yeniden belirlenmesidir” ifadeleri yer aldı.
Kararlara göre cezalarda yeni oranlar 1 Ocak 2025’ten itibaren geçerli olacak.
EN DÜŞÜK VE EN YÜKSEK CEZA
Kararla çevreye zarar veren ihlallere yönelik cezalar 2025 yılı için yüzde 43,93 oranında artırıldı. Kanun uyarınca, en düşük ceza 14 bin 310 TL, en yüksek ceza ise 114 bin 584 TL olarak belirlendi.
EGZOZ EMİSYON ÖLÇÜMÜNE 14 BİN 310 TL CEZA
Egzoz emisyon ölçümü yaptırmayanlara uygulanan 9 bin 943 TL’lik ceza, 2025’te 14 bin 310 TL olarak uygulanacak.
ÇEVREYİ KİRLETENE 6 BİN 923 TL CEZA
Umuma açık alanlarda çevre kirliliği oluşturanlara verilen ceza da 2024’teki 4 bin 810 TL’den 6 bin 923 TL’ye yükseltildi.
Ayrıca, plastik poşetlerin ilgili düzenlemelere aykırı şekilde ücretsiz verildiği veya Bakanlıkça belirlenen kurallara uymayan satış noktalarına da ceza uygulanacak. Bu tür ihlallerde, depo alanı dışında her bir metre kare için 114,55 TL, elektronik ortamda satış yapanlara ise 20 bin 771 TL ile 207 bin 747 TL arasında ceza verilecek.
Abdurrahman YazıcıHaberler.com – YaşamHava KirliliğiOtomobilÇevreHukukYaşamDünyaZam
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>“SURİYE’DEKİ DURUM ŞU ANDA KIRILGAN”
Pentagon Sözcüsü Patrick Ryder, günlük basın toplantısında Suriye’ye ilişkin soruları cevapladı. Muhabirlerin, Suriye’nin bazı bölgelerindeki PKK/YPG terör unsuru grupların yerli Arap nüfusu tarafından protesto edilmesine ilişkin ABD’nin tutumuna ve bunun ABD güçlerine bir tehdit oluşturup oluşturmadığına yönelik sorusu üzerine Ryder, “Suriye’deki durumun şu anda kırılgan olduğunu kabul ediyoruz. ABD güçleri, yıllardır DEAŞ’ı yenme misyonu için, özellikle de (Beşşar) Esad rejimi sonrasıyla ilgili olarak SDG ile yakın şekilde çalışıyor ve bu bizim odak noktamız olmaya devam ediyor.” değerlendirmesini yaptı.
“DEAŞ’A KARŞI NEDEN TÜRKİYE İLE ÇALIŞIYOR MUSUNUZ?”
Ryder, Suriye’nin iç siyasetine değinmeyeceğini vurgulayarak, “SDG adına veya yerel halkın ne söyleyip söylemeyeceği konusunda konuşmayacağım” ifadesini kullandı. Bir gazetecinin, terör örgütü DEAŞ konusunda ABD’nin NATO müttefiki Türkiye ile niye birlikte çalışmadığı sorusuna ise Ryder, “Türkiye çok değerli bir NATO müttefikidir ve Suriye’deki durum ve DEAŞ gibi bölgesel güvenlik çıkarlarıyla ilgili olarak iletişim hatlarını açık tutmaya devam ediyoruz.” yanıtını verdi.
“TÜRK MEVKİDAŞLARIMIZLA GÖRÜŞÜYORUZ”
Ryder, ABD’nin bölgedeki pozisyonu veya DEAŞ’ı yenme misyonuna nasıl yaklaştığı konusunda duyuracak herhangi bir değişiklik olmadığını belirterek, “DEAŞ ve SDG ile ilgili zorluklar konusunda Türk mevkidaşlarımızla ve bölgedeki diğerleriyle görüşüyoruz.” dedi. Terör örgütü DEAŞ’ın yeniden canlanmamasında bölgedeki herkesin çıkarı olduğunu kaydeden Ryder, bu konuda PKK/YPG unsurlarının “önemli bir ortak olmaya devam ettiğini” savundu.
Ryder, Türkiye’nin sınırına yakın Aynularab (Kobani) bölgesinde terör örgütü PKK/YPG unsurlarının diğer taraflarla ateşkes görüşmeleri yapmasına ilişkin ABD’nin tutumuyla ilgili bir soru üzerine de sadece bu konudaki gelişmeleri yakından takip ettiklerini söyledi.
GÜLER TÜRKİYE’NİN DEAŞ TEKLİFİNİ AKTARMIŞTI
ABD’ye DEAŞ’la mücadele kapmasında teklif ilettiklerini söyleyen Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler “‘Terör örgütü PKK/YPG ile hareket etmeyi bırakın. Görevlendireceğimiz 3 komando tugayı ile DEAŞ’a karşı birlikte mücadele edelim’ dedik. Hatta onlara binlerce DEAŞ’lı teröristin ve ailelerinin tutulduğu El-Hol kampının kontrolünü sağlayabileceğimizi ilettik. Buna rağmen ABD’li dostlarımız buna sessiz kaldılar ve DEAŞ ile mücadele adı altında PKK/YPG terör örgütü ile iş birliği yaptılar” açıklamasını yapmıştı.
Milli Savunma BakanıYaşar GülerKomandoTürkiyeSuriyeNato
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Lazkiye ve Tartus’taki, 32. Hava Savunma Alayı, 107. Askeri Karargah ile Hıreysun, Harab, Mıserhin ve Ballutiyye köylerindeki askeri karargahlara ve mühimmat depolarına saldırılar yapıldı.
Tartus’ta yer alan Hıreysun köyüne düzenlenen saldırıda şiddetli patlamalar meydana geldi.
Baas rejiminin çökmesinin ardından İsrail, askeri imkanları yok etmek amacıyla Suriye’de yüzlerce hava saldırısı düzenledi.
Fotoğraf, AA tarafından servis edilmiştir, temsilidir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Netanyahu, Gazze’deki İsrailli esirler, Suriye’deki gelişmeler, İran ve Hizbullah ile çatışmalara ilişkin yazılı açıklama yaptı.
“ORTADOĞU’NUN YÜZÜNÜ DEĞİŞTİRDİK”
“Orta Doğu’nun yüzünü değiştirdiklerini” ifade eden Netanyahu, “Suriye, Lübnan, Gazze ve İran’ın bir yıl öncekiyle aynı olmadığı” değerlendirmesinde bulundu.
İsrail Başbakanı Netanyahu, “İran ve vekillerinin hala zorluk oluşturduğunu” ve Suriye ile çatışmaya girmek konusunda istekli olmadıklarını iddia ederek, Suriye’ye yönelik politikayı sahadaki gerçeklere göre belirleyeceklerini kaydetti.
REKLAM
Netanyahu, Gazze’deki tüm İsrailli esirlerin eve dönüşü için çalışmaya devam edeceklerini de ileri sürdü.
ABD’nin 47. başkanı seçilen Donald Trump ile dün gece bu konuları görüştüğünü kaydeden Netanyahu, “Çok dostça, sıcak ve önemli bir görüşme yaptık.” ifadesini kullandı.
*Haberin görselleri AA tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>“Çok gizli” olarak nitelenen belgeler, Suudi Araştırma ve Yayın Şirketinin 1980’de Londra’da kurduğu ve o tarihten bu yana Londra’dan yayın yapan haftalık El-Mecelle Dergisi tarafından yayımlandı.
“MUSA” KOD ADLI AJAN
İsrail ile Suriye arasındaki işbirliği mekanizmasının ortaya konulduğu belgeler, “Musa” kod adlı bir İsrail ajanının Suriye askeri liderlerine gönderdiği mesajları içeriyor ve bu mesajların Suriye İstihbarat Şefi tarafından Ulusal Güvenlik Ofisine iletildiği belirtiliyor.
REKLAM
Belgelerin ortaya koyduğu en dikkat çekici husus ise “Suriye ordusu ile İsrail arasında Rusya’nın himayesi altında bir mesajlaşma mekanizması”nın olması.
İsrail’in Suriye ordusunun Hizbullah ve İran ile işbirliğini yakından izlediğini ve bu faaliyetlerin devam etmesi durumunda “benzeri görülmemiş bir bedel ödeyeceği” uyarısını içeren belgelerde ayrıca İsrail’in, Suriye’ye karşı bir harekette bulunmak istemediği de ifade ediliyor.
İsrail’in 2022 yılı içinde İran ve Hizbullah’a ait olduğu belirtilen çeşitli hedeflere saldırılar düzenlediği, bu saldırılarda mühimmat depoları, askeri üsler ve hava savunma sistemlerinin hedef alındığı belirtiliyor.
Belgeler, Esad rejiminin uzun süredir İsrail karşıtı bir “direniş lideri” olarak kendini lanse etmesine rağmen, İsrail ile örtülü bir işbirliği içinde olabileceğini ima ediyor.
Aynı zamanda bu yazışmalarda İran ve Hizbullah’ın Suriye’deki faaliyetleri ile Esad rejimi üzerindeki etkisi hakkında da önemli ipuçları verilirken, İsrail, bu işbirliğini Suriye ordusunun zararına ve İran’ın lehine bir tehdit olarak değerlendiriyor.
REKLAM
İran ve Hizbullah’ın İran’dan Suriye ve Lübnan’a silah sevkiyatı amacıyla kullandığı yerlerin ve bazı komuta merkezlerinin hedef alındığına dair bilgilere yer verilen belgelerde, “Siz İranlılara, Suriye ordusuna ait uçaklarda silah taşınması konusunda yardım ettiğiniz sürece biz de buna karşı durmak zorunda kalacağız.”, “Suriye ordusuna zarar vermek istemiyoruz ama Hizbullah’a ve İranlılara silah sevkiyatına izin vermeye devam ederseniz buna elimiz kolumuz bağlı kalamayız. Harekete geçmek zorunda kalacağız.” ve “Hizbullah’la işbirliği Suriye ordusuna zarar verir ve siz de bunun bedelini ödersiniz.” gibi uyarılar yer alıyor.
“Musa” kod adlı İsrail ajanından Suriye Ulusal Güvenlik Ofisine gönderilen “9 Haziran 2022” tarihli belgede şu ifadeler dikkati çekiyor:
“Son haftalarda, 75. Karadan Havaya Füze Tugayı unsurlarının, Hizbullah’a hava savunma alanında yeniden yardım sağladığını açık bir şekilde gördük. Bu işbirliğini sürdürmenin bize güçlü bir karşılık vermekten başka seçenek bırakmadığını söyleyerek sizleri uyarıyoruz.” ifadesine yer verilen 11 Haziran 2022 tarihli belgede ise bunların Hizbullah’a hizmet ettiği, Suriye’nin ise bundan hiçbir fayda temin etmediği öne sürülüyor. Belgede, “Bilakis, bedelini ödeyen ve tüm sorumluluğu üzerine alan sizler oluyorsunuz. Bu işbirliğini sınırlandırabilir ve Suriye mevzilerinin zarar görmesini önleyebilirsiniz, bu konuda derhal harekete geçmenizi bekliyoruz.” deniliyor.
11 Mayıs 2022 tarihli belgede de “Son günlerde Kudüs Günü nedeniyle Filistinli unsurların topraklarınızdaki faaliyetlerine tanık oluyoruz. Bu unsurlar Halid Meşal ve Salih el-Aruri tarafından, Hamas tarafından görevlendiriliyor. Bu kesimlerin topraklarınızda herhangi bir faaliyette bulunabileceği ihtimaline karşı sizi uyarıyor ve topraklarınızda güç kullanımına yönelik tüm hazırlıkların durdurulmasını talep ediyoruz. Suriye’de olup bitenlerin sorumlusu sizsiniz.” ifadesi kullanılıyor.
Tedbir amaçlı “uyarı atışının” yapıldığı ancak Suriye tarafından bu olgunun ortadan kaldırılması yönünde bir adım görülmediği belirtilen belgede, “Bu sözlerimizi ciddiye almanızı tavsiye ederiz, bundan sonraki saldırımızın şimdiye kadar yaptıklarımızdan çok daha güçlü ve şiddetli olacağını ve bunun bedelini çok ağır ödeyeceğinizi unutmayın.” uyarısı yer alıyor.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Esad rejiminin devrilmesiyle ülke geçiş dönemine girdi, Beşar Esad ülkesinden kaçarak Moskova’ya sığındı. Şam’da halk kutlamalara devam ederken, Esad’ın başkanlık sarayı da sessizliğe gömüldü.
#video#865548 #
Habertürk TV Güvenlik Politikaları Koordinatörü Çetiner Çetin ve kameraman Hamza Canbolat, Esad ailesinin konakladığı sarayı görüntüledi.

Suriye’de 13 yılı aşkın süredir halkın açlık ve yoksullukla mücadele ederken, Esad’ın lüks içinde yaşadığını belirten Habertürk TV Güvenlik Politikaları Koordinatörü Çetiner Çetin, Esad ailesinin konakladığı bu sarayın babası Hafız Esad tarafından yapıldığını belirtti.
“GÜNLER ÖNCESİNDEN KAÇMAK İÇİN HAZIRLIK YAPMIŞ”
Sessizliğe gömülmüş saraydan izlenimlerini aktaran Çetiner Çetin, saraydaki görüntülerin Esad’ın günler öncesinde kaçmak için hazırlık yaptığını gösterdiğini söyledi.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Londra Metropolitan Polisi, söz konusu kişilerin terör örgütüne üye olmakla suçlandığını ve bugün Westminster Sulh Ceza Mahkemesi’ne çıkarılacaklarını duyurdu.
İngiltere’de polis, 27 Kasım tarihinde de terör örgütü PKK’ya yönelik yürüttüğü soruşturma kapsamında 2’si kadın, 7 kişiyi gözaltına almıştı.
Londra Metropolitan Polisi, Londra’daki farklı adreslere operasyon düzenlemişti.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Sçeimleri sol ittifakın kazanması ve Le Pen’in partisinin ikinci olmasına rağmen üçüncü olan kendi partisine yakın bir ismi başbakan olarak atayarak teamülleri uygulamayan Macron, Le Pen’i ve partisi göçmen karşıtı Ulusal Ralli’yi kendi deyimiyle ‘parya’ statüsüne düşürdü.
Siyasi partilerin liderleri Elysee Sarayı’nda Macron’la baş başa görüştü; ancak Macron’un kendi ifadesiyle ‘cumhuriyet karşıtı cephenin’ bir parçası olduğu için dışlanan Le Pen ile görüşmedi.
REKLAM
Bay Barnier bir bütçe teklifini oylama yapılmadan kabul ettirmeye çalışmış ve her şeyden önce en büyük parlamenter bloğuna sahip olan ve hükümetin ilk kurulduğu 3 ay önceki dönemde güvenoyu alabilmek için parlamentoda tavizler verdiği Le Pen’e neredeyse hiç danışmamıştı.
Le Pen, sol ittifakla anlaşması durumunda, parlamento çoğunluğuyla Macron istifa edene kadar birbirini izleyen Macron hükümetlerinin düşebileceğini öne sürdü ve daha önemli bir ödülün peşinde olduğunu açıkça ortaya koydu: Macron’un kendisi.
“Bırakmamak vicdanına kalmış”
Fransa’nın çok yakında sıkıntılından kurtulacağını öne süren Le Pen, “Görevde kalıp kalmayacağına karar vermek ilgili kişinin kendisine kalmış. Kendi gururu uğruna kamu politikasını ve Fransa’nın kaderini feda edip etmeyeceğine karar vermek onun vicdanına kalmış. Halkın kitlesel reddini görmezden gelip gelemeyeceğine karar vermek onun mantığına kalmış” dedi.
Macron ise hiçbir yere gitmeyeceği konusunda ısrarcı.
Le Pen, Fransa’nın siyasi kaderinin belirleyicisi olarak iktidara hiç olmadığı kadar yakın. Babası Jean Marie Le Pen döneminin kaba post-faşist siyasetçilerini bugünün düzgün konuşan, iyi giyimli parlamenterleriyle değiştirerek on yıldan biraz daha uzun bir süre içinde partisinde olağanüstü bir dönüşüm gerçekleştirdi.
Erken seçim, dengeleri değiştirdi
Macron kampanyaları sırasında, normalde iş dünyası yanlısı politikalarına tepki gösterecek olan sol seçmenlerin desteğini almayı başardı çünkü bu seçmenler Le Pen’den daha fazla nefret ediyorlardı.
Ancak Macron, haziran ayında kendi siyasi geleceği için gereksiz olduğu ortaya çıkan bir erken seçim çağrısı yaparak Ulusal Ralli’nin Parlamento’nun alt kanadındaki çoğunluğuna kapıyı açtıktan sonra kendi seçmenleri ve sol arasında itibarını yitirdi. Bunu yaparken netlik istediğini söyledi; ancak seçimlerin açıkça ortaya koyduğu şey, seçmenlerin aşırı sağı ve solu kendisine tercih ettiğiydi.
Bugün Macron yeni bir başbakan atayarak o başbakanın hükümeti kurabilmesi için gereken parlamento güvenoyu konusunda Le Pen ya da sol ittifakla anlaşmasını ummak zorunda.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>App Store
Google Play
https://x.com/Haberturk hesabımızı takip edebilirsiniz.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>

61 YILLIK BAAS REJİMİ SON BULDU
Son olarak dün akşam başkent Şam’ın da düşmesiyle ülkedeki 61 yıllık Baas rejimi son buldu. Rusya Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın ülkeden kaçtığı belirtilirken, nereye gittiğine ilişkin bir bilgiye ise yer verilmedi.

RUSYA’DAN TÜRKİYE’YE DESTEK TALEBİ
Tüm bu gelişmeler doğrultusunda Rusya’nın ne yapacağı merakla bekleniyordu. CNN Türk’te yer alan habere göre, Moskova yönetimi Suriye’den çekilme kararı aldı. Ülkedeki kuvvetleri için güvenli bir çıkış yolu arayan Rusya, Türkiye’den destek talebinde bulundu. Suriye’de konuşlu bulunan Rus kuvvetlerinin, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) hakimiyetinde bulunan bölgelere sevk edilmesi ve ardından da hava yoluyla Rusya’ya dönmeleri planlanıyor. Sürecin nasıl ilerleyeceği konusunda taraflar arasında görüşmeler devam ediyor.
Uluslararası İlişkilerPolitikaMoskovaTürkiyeSuriyeDünyaRusya
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>KRİTİK BİNALAR ELE GEÇİRİLİYOR
Esad’ın nereye gittiğine dair sorular belirsizliğini korurken, Baas rejiminin kritik binaları da silahlı muhaliflerin eline geçti. O binalardan birisi de El-Muhaberat’ın merkezi oldu.
MUHALİFLER, EL-MUHABERAT’IN MERKEZİNDE
Baas rejiminin en önemli kurumlarından birisi olan istihbarat örgütü El-Muhaberat’ın merkezine çok sayıda muhalif girdi. Gizli dosyalara el koyulurken, o anlar kameralara yansıdı.
SURİYE’DEKİ GELİŞMELER
Suriye‘de 27 Kasım’da rejim karşıtı silahlı gruplar ile Beşşar Esed güçleri arasında çatışmalar yoğunlaştı. Gruplar, 30 Kasım-7 Aralık tarihleri arasında Halep, Idlib, Hama ve Humus gibi en büyük illerde üstünlük kurdu. Başkent Şam’a 7 Aralık’ta girmeye başlayan gruplara halk kitlelerinin de destek vermesiyle rejim Şam ve diğer birçok bölgede kontrolü tümüyle kaybederek çöktü.
Baas Partisi’nin 61 yıllık iktidarı sona ererken rejim lideri Esed, başkentten kaçtı. Suriye Milli Ordusu da Türkiye sınırı yakınlarında terör örgütü PKK/YPG’nin işgalinde olan Tel Rıfat’ı özgürleştirdikten sonra Münbiç’te yuvalanan teröristlere yöneldi.

GüncelSuriyeDünya
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Dün gece parlamentonun önünde tekrar toplanan binlerce gösterici hükümet karşıtı sloganlar atarak, ellerinde AB ve Gürcistan bayraklarını taşıdı.
AA’nın haberine göre; parlamentonun önündeki Şota Rustaveli Caddesi’ni trafiğe kapatan göstericiler, burada ateş yakarak bekleyişlerini sürdürüyor.
İçişleri Bakanlığına bağlı polis özel kuvvetleri ve tazyikli su araçlarının güvenlik gerekçesi ile çevrede hazır bulunduğu alandaki protesto gösterisine katılan muhalefet partilerinin liderleri, halkı dağılmamaya davet ediyor.
REKLAMPOLİS BAZI MUHALEFET PARTİLERİNİN OFİSLERİNDE ARAMA YAPMIŞTI
Gürcistan’daki gösteriler 7 gündür devam ederken polis, bazı muhalefet partilerinin ofislerinde dün aramalar gerçekleştirmişti.
İçişleri Bakanlığı Merkezi Kriminal Polis Departmanı Müdürü Teimuraz Kupatadze, düzenlediği basın toplantısında, dünkü aramalarda, gösterilerde şiddeti organize etmekle suçlanan 7 kişiyi gözaltına aldıklarını belirtmişti.
Kupatadze, parti ofislerindeki aramalarda, koruyucu kasklar, piroteknik, molotofkokteyli, boya ve elektrikli ekipmanların ele geçirildiğini aktarmıştı.
HÜKÜMETTEN AB İLE MÜZAKERELERİN DURDURULMASI KARARI
Avrupa Parlamentosu, 26 Ekim’de Gürcistan’da yapılan parlamento seçimlerinin yenilenmesi çağrısında bulunmuş, buna karşılık muhalefet ve AB yanlısı eylemciler sokaklara dökülerek gösteriler düzenlemeye başlamıştı.
Başbakan Kobakhidze, 28 Kasım’da yaptığı açıklamada, bazı Avrupalı siyasetçilerin, Gürcistan’ın iç işlerine karıştığını ve AB parasıyla şantaj yaptığını belirterek, “Bütün bunları göz önünde bulundurarak, AB ile müzakerelerin başlatılmasını 2028 sonuna kadar gündeme almamaya karar verdik.” demişti.
REKLAM
Kobakhidze, ülkesinin 2030’da AB üyesi olması için çalışmalarına devam edeceklerini vurgulamıştı.
İrakli Kobakhidze, Avrupalı siyasetçilerin, AB’ye katılım müzakerelerini başlatması için ülkesine şantaj yapmaya başladığını savunarak, “Tüm bu konularda şantaja son verin. (AB) Müzakere açmak istiyorlarsa bunu masaya koysunlar, ben de bugün imzalarım.” ifadesini kullanmıştı.
GÜRCİSTAN’IN KARARINA TEPKİLER
ABD Dışişleri Bakanlığı, Gürcistan ile stratejik ilişkilerinin askıya alındığını duyurmuştu.
AB’nin yeni Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, Gürcistan Başbakanı Kobakhidze’nin müzakereleri askıya alması kararını eleştiren göstericilere desteğini açıklamıştı.
Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiserliği Sözcüsü Jeremy Laurence, Gürcistan’daki gösterilerde, polisin göz yaşartıcı gazla defalarca müdahale etmesi üzerine, yetkililere “barışçıl toplanma haklarına saygı gösterme” çağrısında bulunmuştu.
Baltık ülkeleri de Gürcistan hükümetinin üst düzey bazı temsilcilerine, ülkeye giriş yasağı uygulayacağını duyurmuştu.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Fiili Bölünme: Suriye’nin Geleceği 3-4 Ayrı Bölge mi?
Suriye’nin şu anda fiili olarak üç ana bölgeye ayrıldığı görülüyor:
1-Türkiye destekli muhaliflerin kontrolündeki bölgeler,
2- YPG/PKK’nın hakimiyetindeki kuzeydoğu
3- Rejimin kontrol ettiği batı ve orta bölgeler.
REKLAM
Bu fiili durum, uluslararası dengeler nedeniyle resmiyete dökülmese de uzun süre devam edebilir. Ancak Türkiye’nin sahadaki kararlı duruşu ve terör örgütü PKK/YPG’ye karşı elde ettiği başarılar, bu bölünmeyi engelleyebilecek kritik bir denge unsuru olmaya devam ediyor.
Halep ve Muhaliflerin Başarısı: Yeni Dönem Başlangıcı mı?
Muhaliflerin Halep’te hızlı bir şekilde kontrol sağlaması, rejimin askeri zayıflığını ve bölgedeki dengelerin değiştiğini göstermektedir. HTŞ’nin (Heyet Tahrir el-Şam) liderliğinde gerçekleşen operasyonlar, rejimin geri çekilmesine neden olurken, Halep’in büyük ölçüde muhaliflerin eline geçtiği bildiriliyor. Halep’in ele geçirilmesi, Suriye’nin kuzeyinde yeni bir dönemin başlangıcı olabilir. Ancak bu başarı, muhalefetin bölgesel ve uluslararası desteğini artırma yeteneğine bağlıdır.
REKLAM
Kadın Hakları ve Toplumsal Kapsayıcılık Endişesi
Halep’te muhalif grupların kontrolü ele alması, kadın hakları ve toplumsal kapsayıcılık konusunda bazı endişeleri beraberinde getiriyor. Bölgede HTŞ’nin yönetim anlayışının, kadınların haklarını kısıtlayıcı etkiler yaratabileceği korkusu dile getiriliyor. Özellikle kadınların toplumsal hayata katılımını güvence altına alacak politikaların geliştirilmesi, muhalefetin uluslararası meşruiyetini artıracak kritik bir adım olacaktır.
Türkiye’nin Kuzey Suriye’deki Rolü: Güvenli Bölgeler ve Sığınmacılar
Türkiye, kuzey Suriye’de oluşturduğu güvenli bölgelerle, hem bölgesel güvenliği hem de Suriyeli sığınmacıların geri dönüşünü sağlamayı hedeflemektedir. Barış Pınarı ve Zeytin Dalı Harekatları, bu bağlamda terörden arındırılmış alanlar yaratarak yüz binlerce Suriyelinin dönüşüne olanak tanımıştır. Ancak bu süreç, uluslararası destek ve altyapı yatırımlarıyla daha da genişletilmelidir.
REKLAM
Rejim Güçlerinin Durumu ve İran’ın Rolü
Esad rejimi, kaynaklarının tükenmesi ve dış destekçilerine olan bağımlılığı nedeniyle giderek zayıflamaktadır. İran’ın rejime sağladığı askeri destek, İsrail ve ABD’nin baskılarıyla giderek azalıyor. Bu durum, İran’ın sahadaki etkisini sınırlarken, Türkiye’nin bölgede dengeleyici bir rol üstlenmesini kolaylaştırmaktadır.
Uluslararası Aktörlerin Yaklaşımı
ABD ve Avrupa ülkeleri, Suriye’deki durumu daha çok insani bir kriz olarak ele alırken, Rusya ve İran gibi aktörler Esad rejimini desteklemeyi sürdürüyor. Türkiye ise hem sahada hem de diplomasi masasında aktif bir rol oynayarak, Suriye’nin toprak bütünlüğünü ve bölgedeki istikrarı sağlamaya yönelik adımlar atmaktadır.
Genel Değerlendirme
REKLAM
Suriye’nin geleceği, uluslararası ve bölgesel aktörlerin çıkarları doğrultusunda şekillenmeye devam etmektedir. Türkiye, Suriye krizinde sadece bir komşu ülke olarak değil, aynı zamanda çatışmanın çözümü için kilit bir aktör olarak ortaya çıkmaktadır. Kuzey Suriye’deki askeri operasyonlar, uluslararası diplomasi ve insani yardımlar gibi çok yönlü stratejilerle Türkiye, hem kendi ulusal güvenliğini hem de Suriye’nin geleceğini etkileyen kritik bir rol oynamaktadır.
Halep Zaferi ve Rejimin Zayıflaması
Halep’in muhalifler tarafından hızlı bir şekilde ele geçirilmesi, Suriye’de rejim güçlerinin askeri ve lojistik açıdan ne kadar kırılgan bir durumda olduğunu gözler önüne sermiştir. Özellikle rejim destekçisi olan Rusya’nın Ukrayna savaşı nedeniyle dikkatini başka bir cepheye kaydırması, İran’ın ise kendi iç baskıları ve İsrail’in hava saldırılarıyla sınırlanması, rejimi daha da savunmasız bırakmıştır. Bu durum, muhaliflerin Halep ve çevresindeki ilerleyişini hızlandırmıştır.
REKLAM
Ancak bu zafer, sürdürülebilir bir siyasi çözüme dönüşmedikçe, bölgesel çatışmaların derinleşmesi riski taşımaktadır. Türkiye’nin bölgesel aktörlerle olan diplomatik girişimleri, bu kazanımları barışçıl bir çözüme dönüştürmek için kritik bir öneme sahiptir.
Kadın Hakları ve Kapsayıcı Yönetim Zorunluluğu
Halep ve diğer bölgelerde muhaliflerin kontrolü ele alması, yalnızca askeri bir başarı değil, aynı zamanda toplumsal bir sınav niteliğindedir. Özellikle kadın hakları konusunda endişeler, muhalif grupların uluslararası arenada meşruiyetini etkileyebilir. Kadınların toplumsal hayatta eşit haklara sahip olması, Suriye’nin yeniden inşasında önemli bir yapı taşı olacaktır.
Muhalif grupların, kadın haklarını güvence altına alan ve toplumun tüm kesimlerini kapsayan bir yönetim anlayışı benimsemesi, yalnızca iç barışı sağlamakla kalmayacak, aynı zamanda uluslararası desteği artıracaktır. Bu doğrultuda Türkiye’nin rehberliği, özellikle kapsayıcı yönetim modelleri konusunda belirleyici olabilir.
REKLAM
Türkiye’nin Suriye Stratejisi: Kalıcı Çözüm için Çaba
Türkiye, Suriye’deki askeri operasyonlarıyla sadece terör örgütlerinin etkisini sınırlandırmakla kalmamış, aynı zamanda diplomatik çabalarıyla siyasi çözüme yönelik bir çerçeve oluşturmuştur. Astana süreci, Türkiye’nin Rusya ve İran ile koordinasyon içinde Suriye krizine barışçıl bir çözüm bulma çabasının önemli bir parçasıdır. Ancak bu süreç, rejimin katı tutumu ve uluslararası aktörlerin çıkar çatışmaları nedeniyle henüz kalıcı bir çözüme ulaşamamıştır.
Türkiye’nin öncelikleri arasında şunlar yer almaktadır:
Suriye’nin toprak bütünlüğünü korumak,
PKK/YPG gibi terör örgütlerinin etkisini ortadan kaldırmak,
Suriyeli sığınmacıların güvenli dönüşünü sağlamak,
Rejimi muhalefetle siyasi diyaloga zorlamak.
REKLAM
Gelecekteki Senaryolar
Suriye’nin geleceği için farklı senaryolar öngörülmektedir:
REKLAM
Suriye, tarihinin en karmaşık dönemlerinden birini yaşamaktadır. Türkiye’nin askeri, insani ve diplomatik çabaları, Suriye’nin geleceğini şekillendiren en önemli unsurlardan biridir. Halep’te ve diğer bölgelerde elde edilen askeri başarılar, ancak kapsayıcı bir yönetim modeli ve kadın haklarını garanti altına alan politikalarla sürdürülebilir bir barışa dönüşebilir. Türkiye’nin bu süreçteki aktif rolü, yalnızca kendi ulusal güvenliği için değil, bölgesel istikrar için de hayati öneme sahiptir.
Türkiye’nin sahada ve masadaki etkinliği, Suriye halkının daha güvenli ve adil bir geleceğe kavuşması için en önemli umut kaynağı olmaya devam etmektedir. Bu süreçte, uluslararası toplumun desteği ve bölgesel iş birliği, Suriye krizine kalıcı bir çözüm bulunmasında belirleyici olacaktır.
Türkiye’nin Diplomatik Girişimleri ve Uluslararası İş Birliği
Türkiye, Suriye krizinin çözümünde diplomatik kanalları etkin bir şekilde kullanarak uluslararası toplumla iş birliğini artırmaya çalışıyor. Özellikle Astana Süreci ve Cenevre Görüşmeleri, Türkiye’nin Suriye’de siyasi bir çözüm arayışının temelini oluşturuyor. Rusya ve İran ile ortak yürütülen bu süreç, çatışmaların kontrol altına alınması ve taraflar arasında diyalogun artırılması amacıyla kritik bir mekanizma olarak işlev görüyor.
REKLAM
Bununla birlikte, Türkiye’nin diplomatik çabaları yalnızca Rusya ve İran ile sınırlı değil. Türkiye, Avrupa Birliği, ABD ve Arap ülkeleriyle de yoğun görüşmeler yürüterek, Suriye’deki istikrarsızlığın bölgesel ve küresel etkilerine dikkat çekmektedir. Fransa, Almanya, İngiltere ve ABD’nin de katılımıyla oluşturulan uluslararası platformlarda Türkiye, mültecilerin geri dönüşü, insani yardımların sağlanması ve Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması arayan bir aktör olarak öne çıkmaktadır. Türkiye’nin bu çabaları, yalnızca kendi ulusal güvenliği ve sınır istikrarı açısından değil, aynı zamanda Suriye halkının geleceği ve bölgesel barış için de kritik bir öneme sahiptir.
Uluslararası Toplum ve Çelişkili Yaklaşımlar
REKLAM
Uluslararası aktörlerin Suriye’deki çıkar çatışmaları, krizin çözümünü karmaşık hale getiren temel unsurlar arasında yer alıyor.
REKLAM
Bu çelişkili yaklaşımlar, Suriye’nin geleceği için ortak bir vizyon oluşturulmasını zorlaştırmaktadır. Ancak Türkiye’nin dengeleyici ve aktif rolü, bu farklı çıkarları uzlaştırma potansiyeline sahiptir.
Türkiye’nin Sahadaki Gücü: Kuzey Suriye’de Güvenli Bölgeler
Türkiye, Suriye’nin kuzeyinde oluşturduğu güvenli bölgelerle, hem PKK/YPG tehdidini sınırlandırmak hem de sığınmacıların gönüllü geri dönüşünü sağlamak için somut adımlar atmaktadır. Barış Pınarı, Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekatları, bu bölgelerde terör tehdidini büyük ölçüde bertaraf etmiş, bölgedeki istikrarı sağlamıştır.
Bu bölgeler, aynı zamanda Suriyelilerin geri dönüşü için bir cazibe merkezi haline gelmiştir. Türkiye, bu güvenli bölgelerde altyapı, eğitim ve sağlık alanlarında projeler yürüterek, mültecilerin onurlu bir şekilde dönüş yapmalarını teşvik etmektedir. Ancak, uluslararası toplumun bu çabalara daha fazla destek vermesi gerekmektedir.
REKLAM
Kadın Hakları ve Toplumsal Kapsayıcılık
Suriye’nin geleceği, yalnızca çatışmaların sona ermesiyle değil, toplumsal kapsayıcılığın sağlanmasıyla mümkün olacaktır. Özellikle kadın hakları konusu, Suriye’de yeniden inşa sürecinin temel taşlarından biri olmalıdır. Muhalif grupların kontrolündeki bölgelerde kadınların toplumsal hayata katılımı ve temel haklarının güvence altına alınması, uluslararası kamuoyu nezdinde büyük önem taşımaktadır.
Türkiye, bu konuda rehberlik ederek, kapsayıcı ve eşitlikçi bir yönetim modelinin oluşturulmasına katkı sağlayabilir. Kadınların ekonomik, sosyal ve siyasal hayatta etkin bir rol oynaması, Suriye’nin gelecekteki barış ve istikrarına önemli katkılar sunacaktır.
Rejim Güçleri ve Muhalefet: Yeni Bir Denge Arayışı
Muhalif grupların Halep ve Hama’daki hızlı ilerleyişi, rejimin askeri olarak büyük bir zayıflık içinde olduğunu göstermektedir. Ancak rejim, İran ve Rusya’dan aldığı destekle yeniden toparlanmaya çalışmaktadır.
REKLAM
Muhalif grupların elde ettiği başarılar, yalnızca askeri ilerleme değil, aynı zamanda Suriye halkına sunulan bir umut ışığıdır. Ancak bu kazanımların kalıcı hale gelebilmesi için muhalefetin bir araya gelmesi ve uluslararası desteği artırması gerekmektedir. Türkiye, bu süreci kolaylaştıran bir aktör olarak kritik bir rol oynamaktadır.
Gelecek Perspektifleri ve Türkiye’nin Rolü
Suriye’nin geleceği için birkaç olası senaryo öne çıkmaktadır:
REKLAM
Türkiye’nin aktif bir şekilde hem sahada hem de masada varlık göstermesi, bu senaryolar içinde barışçıl ve kapsayıcı bir çözümün gerçekleşme ihtimalini artırmaktadır.
Öneriler
Suriye, tarihindeki en karmaşık ve yıkıcı süreçlerden birini yaşamaktadır. Ancak bu süreç, aynı zamanda bölgesel ve uluslararası iş birliğiyle çözüm yollarının açılabileceği bir dönüm noktasıdır. Türkiye’nin askeri, insani ve diplomatik girişimleri, Suriye’nin geleceğinde belirleyici olmaya devam edecektir.
REKLAM
Türkiye’nin Suriye krizindeki etkin rolü, sadece kendi güvenliğini değil, aynı zamanda Suriye halkının onurlu bir geleceğe kavuşmasını sağlamaya yönelik bir çabadır. Bu vizyon, bölgesel istikrarın en güçlü teminatı olacaktır.
Türkiye’nin Bölgesel İstikrar İçin Önerdiği Yol Haritası
Suriye krizinde Türkiye’nin aktif bir şekilde önermiş olduğu çözüm yolları, hem Suriye halkının refahını hem de bölgesel istikrarı hedefleyen çok boyutlu bir stratejiye dayanmaktadır. Türkiye, bu kapsamda aşağıdaki başlıklarda somut adımlar atmayı önermektedir:
Astana süreci, Türkiye, Rusya ve İran arasındaki koordinasyonu sağlayarak Suriye’deki çatışmaların kontrol altına alınmasını hedeflemiştir. Ancak bu süreçte ilerleme kaydedilmesi için yeni adımlar gerekmektedir:
REKLAM
Türkiye, Suriyeli sığınmacıların gönüllü, güvenli ve onurlu bir şekilde geri dönüşünü desteklemektedir. Ancak bu süreç, uluslararası desteğin artırılması ve altyapı yatırımlarının hızlandırılmasıyla mümkün olacaktır:
REKLAM
Kadınların ekonomik, sosyal ve siyasal hayata eşit katılımı, Suriye’nin yeniden inşasında temel bir unsur olacaktır:
Türkiye, kuzey Suriye’de PKK/YPG’nin etkinliğini sona erdirme hedefine bağlıdır. Bu bağlamda:
REKLAM
Suriye’nin yeniden inşa süreci, sadece bölgesel değil, küresel bir iş birliğini gerektirir. Türkiye, bu süreçte uluslararası toplumdan aşağıdaki adımları beklemektedir:
Genel Değerlendirme ve Türkiye’nin Stratejik Konumu
Türkiye’nin Suriye krizine yaklaşımı, yalnızca askeri değil, insani ve diplomatik boyutlarıyla da kapsamlı bir vizyon sunmaktadır. Türkiye’nin temel hedefleri arasında şunlar yer almaktadır:
REKLAM
Bu hedefler doğrultusunda Türkiye, hem sahada hem de masada aktif bir politika izleyerek, Suriye halkının daha güvenli ve müreffeh bir geleceğe ulaşması için çaba göstermektedir. Türkiye’nin bu kararlı tutumu, bölgesel istikrar ve barışın sağlanmasında kritik bir rol oynamaya devam edecektir.
Gelecek Önerileri
Suriye’nin geleceği, bölgedeki çatışmaların sona erdirilmesi, kapsayıcı bir siyasi çözümün bulunması ve uluslararası iş birliğinin artırılmasıyla mümkün olacaktır. Türkiye’nin bu süreçteki liderliği, Suriye halkına umut ve uluslararası topluma çözüm için bir yol haritası sunmaktadır.
Öneriler:
Türkiye’nin Suriye krizindeki aktif ve dengeleyici rolü, sadece bölgesel barış için değil, aynı zamanda Suriye halkının onurlu bir geleceğe ulaşması için de kilit öneme sahiptir. Bu süreçte atılacak her adım, Suriye’nin yeniden doğuşuna katkı sağlayacaktır.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Geçtiğimiz günlerde Doğu Akdeniz’de gerçekleştirilen deniz tatbikatının ardından gerçekleşen saldırıda savaş gemilerinde konuşlu scud ve kalibır füzelerinin kullanılmış olması mümkün görünüyor.
Rusya Akdeniz’de tatbikat düzenledi Haberi Görüntüle
Muhalifler ile Suriye Ordusu arasında Hama merkezine yakın bir mevkide bulunan Zeynel Abidin Dağı’nda yoğun çatışmalar devam ediyor. Muhalifler Hama merkeze yaklaşık 3-4 km uzaklıkta bulunuyor. Çatışma sesleri Hama kent merkezinden duyulabiliyor.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Sırt bölgesine 70’den fazla kırbaç darbesi alan kadının sırt bölgesinde morarmalar oluştu. Bu ağır cezaya maruz kalan kadın, kendi vatanında güvende hissetmediğini belirtti.
Mesih Alinejad olayla ilgili ‘X’ üzerinden paylaşımda bulunarak, kırbaç cezası uygulanan kadının sırtında oluşan yara izlerini gösterdi.
This is the brutal reality of life for women under the Islamic Republic in Iran. A woman in Tehran sent me this photo of her scarred back, flogged for the “crime” of showing her hair. Yet, she refuses to be silenced.
Holding a Woman, Life, Freedom slogan, she took this photo as… pic.twitter.com/7q8A6lZINx
— Masih Alinejad
(@AlinejadMasih) December 1, 2024REKLAM
OLAY AKILLARA MAHSA AMİNİ’Yİ GETİRDİ
Olay akıllara 2022 yılında öldürülen Masha Amini’yi getirdi. 22 yaşındaki Mahsa Amini tesettür kurallarına riayet etmediği gerekçesiyle gözaltına alınmış ve daha sonrasında uygulanan fiziksel şiddet nedeniyle hayatını kaybetmişti. Birleşmiş Milletler Heyeti tarafından yapılan soruşturmada Mahsa Amini’nin vücuduna aldığı ağır darbeler sonucunda öldüğü raporlanmıştı.
Mahsa Amini’nin vefatı İran’da büyük protestoları beraberinde getirirken, Mahsa Amini tüm dünyada kadın özgürlüğünün simgesi hâline gelmişti.
İRAN’DA KADINLAR TEPKİLERİNİ ARTIRIYOR
Tesettür kurallarına uyulmaması sonucu uygulanan ağır cezalara karşı İran halkı sembolik protestolar düzenliyor. Geçtiğimiz ay bir üniversitede genç bir kadın verilen cezaları protesto etmek için tesettür dışı bir giyimle üniversite kampüsü içinde dolaşmıştı.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Bu yılın en beklenmedik gelişmesi olarak Kuzey Koreli askerlerin Rusya saflarında Ukrayna sınırına getirilmesini gösteren Radakin, Rusya-Kuzey Kore işbirliğinin, Moskova ile Pyongyang arasında daha fazla teknoloji ve uzmanlık ticaretine neden olabileceğini söyledi.
AA’nın haberine göre; Tony Radakin, dünyadaki gelişmelere karşın İngiltere’nin varoluşsal bir tehditle karşı karşıya olmadığını anlatarak, “Coğrafyamız ile Arktik’ten Avrasya’nın steplerine uzanan derin bir ittifak tarafından korunuyoruz. Yine de istikrarsız bir dünyanın getirdiği sonuçları tecrübe ediyoruz.” dedi.
REKLAM
Çoğu askerin kariyerinde gördüğünden daha tehlikeli bir dönem yaşandığına dikkati çeken Radakin, “Bu, hiçbir yerde nükleer alanda olduğundan daha belirgin değil. Birinci nükleer çağ, yani soğuk savaş, iki blok tarafından tanımlanmıştı. İkinci nükleer çağ ise nükleer silahsızlanma çabalarıyla geçti. Ancak şu an çok karmaşık olan üçüncü bir nükleer çağın şafağındayız. Bu çağ, çoklu ve eş zamanlı ikilemler, nükleer güç ile yıkıcı teknolojilerin yaygınlaşması ve güvenlik mimarilerinin neredeyse tamamen yokluğuyla tanımlanıyor.” diye konuştu.
Radakin, İran, Kuzey Kore, Rusya ve Çin’in nükleer alanda attığı adımları küresel tehdit olarak gösterirken, ABD ve İngiltere gibi ülkelerin, müttefiklerinin güvenliği için nükleer güç kullanımına hazır olduğunu dile getirdi.
Rusya’nın İngiltere ve NATO üyelerine saldırma ihtimalinin çok uzak olduğunu vurgulayan Radakin, “Rusya, geleneksel ya da nükleer, kendisine verilecek yanıtın ne kadar ezici olacağını biliyor. NATO’nun caydırıcılık stratejisi çalışıyor. Ancak tehlikeli bir Rusya’ya karşı güçlü olmaya devam etmeli.” değerlendirmesinde bulundu.
“HALA ÇOK YAVAŞIZ”
Savunma alanında reform yapılması konusuna da değinen Radakin, “Hala çok yavaşız, hala çok dikkatliyiz, çok fazla risk var, hala çok fazla süreç var, çok fazla tekrar var ve yeterince öncelik yok.” görüşünü paylaştı.
Benzeri bir açıklamayı 2021’de yaptığını ve hala o noktadan uzaklaşılmadığını kaydeden Radakin, reform için işlerini yapan insanların önüne çıkan süreçleri ortadan kaldırmak gerektiğini belirtti.
Oramiral Radakin, kurumsal eksiklikleri gidermenin de önemine vurgu yaparak, güç ve hıza değer veren bir kurumsal kültürün geliştirilmesi gerektiğine işaret etti.
Teknoloji, bilim ve uluslararası işbirliklerine verilecek önemin de reform açısından faydalı olacağını aktaran Radakin, dünyada risklerin daha da arttığını ve dünyanın artık daha tehlikeli hale geldiğini sözlerine ekledi.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Muhalefetin sert tavrıyla karşılaşan Michel Barnier hükûmeti, 4 Aralık’ta güvensizlik oylamasına gidecek. Michel Barnier, 3 Aralık akşamı katıldığı bir televizyon programında oylamadan umutlu olduğunu vurgulayarak, milletvekillerinin sorumluluk refleksi ile hareket etmesini umduğunu belirtti.
Barnier “Bunu istiyorum, ve mümkün. Bütün farklılıklarımıza rağmen ülkenin iyiliği için milletvekillerinin sorumluluk refleksi ile davranacağını düşünüyorum.” dedi.
REKLAM
Barnier’e muhalefette bulunan tek parti Marine Le Pen’in Ulusal Birlik Partisi değil. Solcu, Yeni Halk Cephesi (NFP) de bütçenin daha halkçı ve sosyal demokrasiye uygun hâline getirilmesini bekliyor. Yeni Halk Cephesi, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron tarafından atanan Michel Barnier hükûmetini neo-liberal politikalar uygulamakla suçluyor.
Marine Le Pen de benzer şekilde ilaçların geri ödemesinde yapılacak kesintiler ve emekli maaşlarını gündeme getirerek
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Biden’ın, sosyalist bir geçmişe sahip olan MPLA (Angola Kurtuluş Halk Hareketi) üyesi Cumhurbaşkanı Lourenco ile görüşmesi ise tarihsel açıdan önem taşıyor. Sovyetler Birliği ve Küba ile derin tarihsel ilişkilere sahip olan MPLA üyesi bir cumhurbaşkanı ile bir ABD Başkanının görüşmesi The Economist’e göre oldukça şaşırtıcı. Ancak MPLA son senelerde yaptığı ekonomik reformlarla sosyalist politikalarından sapma gösteriyor.
Angolu Cumhurbaşkanı Lourenco ile yaptıkları görüşmede ekonomik iş birliği konularını ele aldıklarını söyleyen Biden, görevde olduğu süre boyunca Angola’ya 3 milyar dolarlık yatırım yaptıklarını açıkladı. İkili; iletişim, ulaşım ve teknoloji alanındaki iş birliği konusunun da altını çizdi.
Afrika’da nüfûz gücünü Rusya’ya kaptırdığı düşünülen ABD’nin gelecek dönemde Afrika ile daha yakın ilişkiler kurması bekleniyor.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Amerikan kamuoyunda tartışmalara neden olan Hunter Biden ile ilgili dava dosyası, Biden’ın oğlu için af yetkisini kullanmasının ardından Bölge Yargıcı Maryellen Noreika tarafından kapatıldı.
Yargıç Noreika, ABD Başkanının af yetkisini kullanmasının ardından Hunter Biden’ın yasa dışı silah edinmesiyle ilgili dava dosyasının kapatıldığını açıkladı. Hunter Biden’ın vergi kaçırmaktan suçlu bulunduğu Los Angeles’taki bir diğer davada da aynı şekilde dosyanın kapatılması bekleniyor.
Demokrat Parti içinde de ciddi tartışmalara neden olan ve Cumhuriyetçilerin yanı sıra birçok Demokrat ismin de tepki gösterdiği Biden, halen Angola’daki ziyaretini sürdürürken, hakkındaki eleştirilere henüz bir karşılık vermedi.
REKLAM
– Biden’a af tepkisi
Biden, daha önce verdiği sözün aksine, vergi kaçırmak ve silah edinmede usulsüzlük yapmakla suçlanan oğlu Hunter Biden için af yetkisini kullanmıştı.
Demokrat Partili bazı Senatör ve Temsilciler Meclisi Üyeleri, Biden’ın oğlu için pazar günü açıkladığı af kararına, “partiye zarar verdiği” gerekçesiyle tepki göstermişti.
Demokrat Senatör Michael Bennet, X platformundaki paylaşımında, “Başkan Biden, bu kararıyla kişisel çıkarlarını görevinin önüne koydu ve Amerikalıların adalet sisteminin herkes için adil ve eşit olduğuna olan inancını daha da aşındırdı.” ifadesini kullanmıştı.
ABD’nin seçilmiş başkanı Donald Trump ise Social Truth adlı sosyal medya platformundan yaptığı paylaşımda, Biden’ın, oğlu Hunter Biden için af yetkisini kullanmasına tepki göstermiş ve “Adaletin suistimali ve kötüye kullanımı böyle olur!” değerlendirmesinde bulunmuştu.
Hunter Biden, hakkında yasa dışı silah edinmeyle ilgili Delaware eyaletinde açılan diğer federal davadaki yargılama sonucunda 11 Haziran’da iddianamede yer alan 3 suçlamadan jüri tarafından suçlu bulunmuştu.
Böylece Biden’ın oğlu, ABD tarihinde ilk kez görevdeki bir başkanın oğlu olarak hakkındaki suçlamalar nedeniyle hakim karşısına çıkmış ve suçlu bulunmuştu.
California’da da 1,4 milyon dolar vergi kaçırmakla suçlanan ve suçunu kabul eden Hunter Biden’ın ceza konusunda önce savcılıkla bir anlaşmaya vardığı haberleri medyaya yansımış ancak taraflar detaylarda uzlaşamayınca anlaşma sağlanamamıştı.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>AA’nın haberine göre; tasarı, 8 “hayır”, 7 “çekimser” oya karşı 157 “evet” oyuyla kabul edildi.
Kararda, İsrail-Filistin sorununa ilişkin kalıcı, adil ve kapsamlı barış inşa etmek için ilgili kararların uygulanması, Orta Doğu’da kalıcı, adil ve kapsamlı barış inşa edilmesi ve bu konuda üst düzey katılımlı konferans düzenlenmesi talep edildi.
Konferansın “Filistin Sorununun Barışçıl Çözümü ve İki Devletli Çözüm için Üst Düzey Uluslararası Konferans” başlığıyla 2-4 Haziran 2025’te New York’ta düzenlenmesi kararlaştırıldı.
REKLAMKONFERANS SONUNDA SONUÇ BİLDİRGESİ KABUL EDİLMESİ TALEP EDİLDİ
Kararda, konferans sonunda somut adım atılmasına yönelik bir sonuç bildirgesinin kabul edilmesi talep edilirken, söz konusu bildirgenin, Filistin sorununun barışçıl çözümü ve iki devletli çözümün inşası için bir yol haritası belirlemesi gerektiğinin altı çizildi.
Kararda, Orta Doğu barış sürecine ilişkin nihai statü konularında müzakerelerin tekrar başlaması, bu çerçevede Moskova’da bir konferans düzenlenmesi istendi.
İki tarafa da uluslararası hukuk ve daha önce imzalanan anlaşmalar uyarınca yükümlülüklerini yerine getirme çağrısı yapılan kararda, işgalci güç olan İsrail’in Uluslararası Adalet Divanının (UAD) danışma görüşünde de belirtilen yükümlülüklerini yerine getirmesi talep edildi.
Bu çerçevede İsrail’in “derhal tüm yerleşim yeri faaliyetlerini sonlandırma, işgal altındaki Filistin topraklarındaki yerleşimcileri tahliye etme ve yasa dışı faaliyetlerine son vermesi” gerektiğine dikkat çekilen kararda, Doğu Kudüs dahil işgal altındaki Filistin toprakları ve Gazze’de demografik yapı ve toprağına ilişkin değişime karşı çıkıldı.
Kararda, zorla toprak elde etmenin yasa dışı olduğunun altı çizilerek, bunun iki devletli çözümü de baltaladığı ifade edildi.
Her türlü şiddetin derhal ve tamamen sonlanması talep edilen kararda, buna askeri saldırılar, yıkım ve terör faaliyetlerinin de dahil olduğu bildirildi.
Kararda, tüm üye ülkeler ve BM’nin Filistin halkı ve Filistin yönetimine ekonomik, insani ve teknik yardım sağlamaya devam etmeleri çağrısı yapılırken, Gazze’deki durumun çok korkunç olduğu vurgulandı.
UAD’nin danışma görüşüne göre, İsrail’in, yanlış eylemleri nedeniyle yarattığı yıkımı ” tam olarak tazmin” etme yükümlülüğü olduğu anımsatılan kararda, uluslararası hukuk uyarınca İsrail ve Filistin’in yan yana yaşayacağı iki devletli çözüme olan bağlılık teyit edildi.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Suriye’nin Hama ilinde kent merkezinin 6 kilometre dışında Beşşar Esed rejimi güçleriyle çatışan rejim karşıtı silahlı gruplar, Subay Okulu ile 87. Tugay isimli askeri bölgede de hakimiyet sağladı.
Esed rejimi güçleriyle 7 gündür çatışan Heyet Tahrir Şam’ın başını çektiği rejim karşıtı gruplar, Hama ili istikametinde ilerliyor.
Gruplar, Hama’nın kuzeyindeki Zor El Mahruka, Zor El Heysa, Zor Ebu Zeyid, Zor El Meselih, Zor Ec-Cedid, Hattap, El-Rehcen, Kuzey Serha, Güney Serha, Mericib El-Cemelen, Şıheytir, El-Hasnevi, El-Şekusiye, Ebu Leffe, Musteriha, Beyyud, Servet ve Maarşahrura yerleşim yerleri ile Nasiriye Tepesi’nin kontrolünü ele geçirdi.
REKLAM
Hama’nın doğusunda da Subay Okulu ve Hama yakınlarında rejime bağlı 87. Tugay isimli askeri bölge rejim karşıtı grupların eline geçti.
Öte yandan, rejime ait bir helikopterin, Hama’nın kuzeyindeki Mardes beldesine saldırı düzenlediği bildirildi.
Sosyal medyada da Beşşar Esed’in kuzeni Ali Munir Esed ve koruması Heysem Ebu Mezar’ın Sukeylabiye’de, Şahin adı verilen İHA saldırısında öldürüldüğüne yönelik iddialar yer aldı. Ancak kuzen Esed hakkında rejim kaynaklarından herhangi bir açıklama yapılmadı.
Birinci hat olan Maptane-Halfaya-Taybet İmam’ı kırarak, rejim kontrolündeki Hama kent merkezine 3 koldan ilerleyen rejim karşıtı gruplar, Kamhane-Muharde-Maar Suhur hattında rejim güçleriyle çatışıyor.
Çatışma hattı, Hama kent merkezinin dış mahallelerine 6 kilometre uzaklıkta yer alıyor.
Sahadaki kaynaklardan edinilen bilgiye göre, Esed rejimi, Hama’daki bankaları ve döviz bürolarını boşaltıyor.
Suriye’deki gelişmeler
Suriye’nin kuzeyindeki Halep ilinin batı kırsalında, 27 Kasım’da, Esed rejimi güçleriyle rejim karşıtı silahlı gruplar arasında çatışma başlamıştı.
28 Kasım’da Halep’in batı kırsalından merkeze doğru hızla ilerleyen rejim karşıtı silahlı gruplar, 30 Kasım’da merkezin büyük bölümünü ele geçirmişti.
30 Kasım’da Han Şeyhun ilçesini alarak tüm İdlib genelinde hakimiyet sağlayan silahlı gruplar, Hama ilinde de çatışarak ilerleyişini sürdürüyor.
Suriye Milli Ordusunun Halep kırsalında 1 Aralık’ta terör örgütü PKK/YPG’ye karşı başlattığı Özgürlük Şafağı Operasyonu’nda ise Tel Rıfat ilçe merkezi terörden kurtarıldı.
*Haberin fotoğrafı AA tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Türkiye’nin Seul Büyükelçiliği’nin ‘X’ hesabından yapılan açıklamada ise Türk vatandaşlarına kalabalıktan uzak durmaları uyarısında bulunuldu. Ayrıca ihtiyaç durumunda ulaşılması gereken iletişim bilgileri de verildi.
T.C. Seul Büyükelçiliği Duyurusu:
Güney Kore Cumhurbaşkanı Yoon Suk-yeol’un 3 Aralık 2024 gecesi ülkede sıkıyönetim ilan etmesi sonrasında yaşanan gelişmeler Büyükelçiliğimizce yakından takip edilmektedir.
— Türkiye in South Korea/주한튀르키예대사관 (@TC_SeulBE) December 3, 2024
*Haberde AA’nın arşiv fotoğrafı kullanılmıştır.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Atılmaya başlanan adımların en somut örneklerinden biri olan “Trinity House Anlaşması” Almanya ile İngiltere arasında geçtiğimiz aylarda imzalandı. Anlaşmanın ana hedefi gelişmiş ve vuruş gücü yüksek silahlar üretebilmek olarak kaydedildi. Anlaşma doğrultusunda iki ülke savunma sanayii alanındaki yatırımlarını artıracak. Örneğin; İngiltere’de 400 kişiye iş kapısı olacak 500 milyon pound değerindeki bir yatırımla topçu silah namlusu fabrikası açılacak.
REKLAM
YENİ TEKNOLOJİYE UYGUN YATIRIMLAR YAPILACAK
Anlaşmaya göre yeni teknolojik gelişmeler göz önüne alınacak ve özellikle insansız savunma ve saldırı sistemleri üretilecek. Diğer yandan deniz altıların havu savunmasına entegre edilmesi için de adımlar atılacak.
Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, “Bu zamanın gerektirdiği şey” diyerek Avrupa’da yaşanan güvenlik endişelerini açığa vurmuş oldu.
Almanya’nın önemli silah üreticilerinden biri olan Rheinmetall’in CEO’su Armin Papperger, Alman tekniğiyle İngiltere’nin teknoloji öncülüğünü birleştirerek önemli atılımlar gerçekleştireceklerini belirtti.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
AB’nin karar alma organı Konsey’in başkanlığını 1 Aralık itibarıyla devralan Antonio Costa, AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve Avrupa Parlamentosu (AP) Başkanı Roberta Metsola, Brüksel’deki Avrupa Tarihi Müzesinde bir araya gelerek müzenin çevresinde yürüyüş yaptı.
Burada sohbet eden üçlü, ardından toplantıya geçti.
ORTAK MESAJDA ZORLUKLARA VURGU
Toplantının ardından sosyal medya hesaplarından paylaştıkları ortak mesajda üçlü, “Bu, Avrupa için güçlü bir ortaklığın başlangıcını işaret ediyor. Önümüzdeki zorluklar parkta yürüyüş (kadar kolay) olmayacak ancak birlikte bunların üstesinden gelebiliriz.” ifadelerini kullandı.
Ortak mesajda Avrupalıların “daha iyi istihdam, iklim değişikliğiyle mücadele ve savunmayı güçlendirme” konularında beklentileri olduğu belirtilirken, “Birlikte başaracağız.” değerlendirmesi yapıldı.
Mesajda, AB’nin son dönemde içeride ve dışarıda karşı karşıya olduğu zorluklara atıfta bulunulması dikkati çekti.
LEYEN’E İLİŞKİN GÖREVE DEVAM KARARI
6-9 Haziran’da yapılan AP seçimleri sonrasında AB liderleri, Metsola ve von der Leyen’in bir dönem daha görevlerine devam etmesine, AB Konseyi’ne ise eski Portekiz Başbakanı Costa’nın liderlik etmesine karar vermişlerdi.
Kaynak: Anadolu Ajansı (AA)Öznur Kaya
Editor
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
ABD’nin Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilcisi Linda Thomas Greenfield, ABD’nin BMGK dönem başkanlığını İngiltere’den devralması vesilesiyle basın toplantısı düzenledi.
Dönem başkanlığında iki önemli odak noktasının gıda güvencesizliği ve cinsiyet eşitsizliği konusunun olacağını kaydeden Greenfield, aynı zamanda dijital tehditler ve bölgesel ihtilafların da önemli gündem maddeleri arasında yer alacağını belirtti.
Bu tür sınamaların “inatçı” olduğunu söyleyen Greenfield, “Çok sayıda insan bize güveniyor. Elimizi kolumuzu bağlayıp oturamayız, aksine kolları sıvayıp çalışmaya devam edeceğiz.” değerlendirmesinde bulundu.
BMGK dönem başkanlığı, ABD’den sonra Cezayir’e geçecek.
“SURİYE’DE BMGK KARARLARINI YOK SAYAN VE MASAYA OTURMAYAN ESED REJİMİ”
Greenfield, Suriye’deki mevcut gelişmelerin endişe verici olduğunu ve durumu yakından takip ettiklerini kaydetti.
Bölgedeki ortaklarıyla irtibatlarının sürdüğünü aktaran Greenfield, Suriye halkı için barış ve güvenliği sağlamak için bir yol bulunması gerektiğini dile getirdi.
Greenfield, “Biz Suriye’de uzun süre boyunca müzakereleri destekledik. Suriye’de BMGK kararlarını yok sayan ve masaya oturmayan Esed rejimidir.” diye konuştu.

GAZZE
Gazze’ye ilişkin ise Greenfield, ABD’nin diplomatik çabalarının sürdüğünü kaydetti.
Greenfield, durumun çok ciddi olduğunun altını çizerek, ateşkes sağlanması, esirlerin serbest bırakılması, Filistin halkının ihtiyaçlarının karşılanması ve insani yardım sevkiyatının sağlanması için çabaların devam ettiğini belirtti.
LÜBNAN
Lübnan’a ilişkin çalışmaların da sürdüğünü ifade eden Greenfield, “Bir anlaşma sağlandı, bazı sıkıntılar oldu ama anlaşma hala geçerli.” dedi.
Greenfield, ateşkese hala saygı duyulduğunu belirterek durumu takip etmeye devam ettiklerini söyledi.
Kaynak: Anadolu Ajansı (AA)Fatih Yıldırım
Yazar
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İsrail, Lübnan ile olan ateşkes anlaşmasını ihlal etti ve saldırıya geçti.
İsrail’in saldırıları sonrası, Lübnan’da da can kayıpları yeniden gündeme gelmeye başladı.
Lübnan Sağlık Bakanlığı, İsrail ordusunun, Lübnan’ın güneyindeki Haris ve Taluse bölgelerine düzenlediği saldırıların ilk bilançosuna ilişkin açıklama yaptı.
İSRAİL ÇEŞİTLİ BÖLGELERE SALDIRILAR DÜZENLEDİ
Açıklamaya göre, Bint Cubeyl’in Haris bölgesine düzenlenen saldırıda 5 kişi hayatını kaybetti, 2 kişi ise yaralandı.
Mercayun’un Taluse bölgesine düzenlenen saldırıda ise 4 kişi ölürken, 1 kişi yaralandı.
HİZBULLAH’TAN UYARI ATIŞI
Ateşkesin 6. gününde İsrail ordusunun Lübnan’ın güneyine düzenlediği saldırılar sonucunda 1’i devlet görevlisi 2 kişi hayatını kaybederken çok sayıda kişi yaralanmış, ülkenin kuzeydoğusundaki Hirmil’e düzenlenen saldırıda ise 1 Lübnan askeri yaralanmıştı.
Hizbullah, İsrail’in ateşkes ihlallerine işaret ederek, Kefr Şuba Tepeleri’nin İsrail işgali altında olan Ruveysat el-Alem bölgesine roketli “uyarı” atışında bulunmuş, roketlerin boş alana düştüğü açıklanmıştı.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Lübnan’da ateşkese varılmasından bu yana Hizbullah’ın ilk kez düzenlediği roket saldırısına “sert karşılık” vereceklerini açıklamış ve ardından İsrail ordusu Lübnan’ın güneyinde çok sayıda noktaya hava saldırısı düzenlemişti.
İLGİLİ HABERİsrail, Lübnan ile imzaladığı ateşkesi en az 10 kez ihlal ettiKaynak: Anadolu Ajansı (AA)Adile Topçu
Editor
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Batı Afrika ülkesi Gine’de hükümetten yapılan açıklamada Konakri’ye yaklaşık 850 kilometre uzaklıktaki N’Zerekore kentinde düzenlenen General Mamadi Doumbouya futbol turnuvasında stadyumda çıkan izdihamda yaşamını yitiren 56 kişi anısına 3 günlük yas ilan edildiği duyuruldu.
Başbakan Bah Oury önderliğindeki bir heyet de incelemelerde bulunmak üzere N’Zerekore kentine gitti.
PENALTI SONRASI ORTALIK KARIŞMIŞTI
Pazar günü N’Zerekore ve Labe takımlarının karşılaştığı maçta hakemin ev sahibi takıma penaltı vermesi üzerine stadyumda olaylar çıkmıştı.
Hakeme saldıran Labe taraftarlarını durdurmak için polis ekipleri göz yaşartıcı gaz kullanmış, taraftarlar da polise taşlarla karşılık vermişti.
Yaşanan izdihamda aralarında çocukların da olduğu 56 kişi hayatını kaybetmiş, yüzlerce kişi yaralanmıştı.
Göktürk Sönmez
Editor
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Hamas’ın Telegram hesabından paylaşılan video, kısa sürede yayılarak gündem oldu.
Videoda, İsrail ordusunun Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nin farklı noktalarına düzenlediği saldırılarda 33 İsrailli esirin öldüğü ve bazılarının kaybolduğu bildirildi.
NETANYAHU’YA YÖNELİK İNAT VURGUSU
Hamas, İsrailli esirlerin İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun inadı yüzünden öldüğünü vurguladı.
Ayrıca Hamas, saldırıların devam etmesi halinde daha fazla esirin öleceği uyarısında bulundu.
İsrail, Gazze Şeridi’nde 101 esirin tutulduğunu tahmin ediyor.
Kaynak: Anadolu Ajansı (AA)Öznur Kaya
Editor
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Geçtiğimiz günlerde İsrail ile Hizbullah arasında ateşkes antlaşmasına varılmış ve bu kapsamda anlaşma yürürlüğe girmişti.
Yaşanan son dakika gelişmesinde Hizbullah’ın, Lübnan ile İsrail arasında varılan ateşkes antlaşmasının yürürlüğe girmesinden bu yana ilk kez İsrail askerlerini hedef aldığı bildirildi.
Kefr Şuba Tepeleri’nin İsrail işgali altında olan Ruveysat el-Alem bölgesine düzenlenen saldırıya ilişkin Hizbullah’tan beklenen açıklama geldi.
“İLK SAVUNMA UYARI MÜDAHALESİ GERÇEKLEŞTİRİLDİ”
Açıklamada, İsrail’in 27 Kasım’da yürürlüğe giren ateşkes antlaşmasını sivillere ateş açmak, Lübnanlıların ölümüne ve yaralanmasına sebep olan hava saldırıları düzenlemek ve başkent Beyrut’a kadar ülkenin hava sahasını ihlal etmek gibi faaliyetlerle tekrar tekrar çiğnediği bildirildi.
İlgili makamların bu ihlalleri durdurmak konusunda başarılı olamadığı savunulan açıklamada, “Pazartesi akşamı Ruveysat el-Alem bölgesini hedef alan ilk savunma uyarı müdahalesi gerçekleştirildi.” ifadesine yer verildi.
İSRAİL SAVUNMA BAKANI’NDAN HİZBULLAH’A ‘SERT KARŞILIK’ AÇIKLAMASI
Hizbullah’ın saldırısı sonrası İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, X hesabından paylaşımda bulundu.
Açıklamada, Hizbullah’ın yapılan ateşkes sonrası ilk kez İsrail askerlerini hedef almasına “sert karşılık” vereceklerini bildirdikleri kaydedildi.
İsrail ordusundan yapılan açıklamada ise Hizbullah’ın bölgeye 2 roket fırlattığı ve roketlerin açık alana düştüğü ifade edildi.

İSRAİL’İN SALDIRILARINDA 2 KİŞİ YAŞAMINI YİTİRMİŞ ÇOK SAYIDA KİŞİ İSE YARALANMIŞTI
Öte yandan, ateşkesin 6. gününde İsrail ordusunun Lübnan’ın güneyindeki Mecaiyun ve Nebatiye’de düzenlediği saldırılar sonucunda 1’i devlet görevlisi 2 kişi hayatını kaybederken çok sayıda kişi yaralanmış, ülkenin kuzeydoğusundaki Hermel’e düzenlenen saldırıda ise 1 Lübnan askeri yaralanmıştı.
NE OLMUŞTU
ABD Başkanı Joe Biden, Lübnan ile İsrail hükümetleri arasında ateşkes antlaşmasına varıldığını basın açıklamasıyla duyurmuştu.
Antlaşmanın, söz konusu bölgeden Hizbullah unsurlarının silahsızlandırılarak Litani Nehri’nin kuzeyine geçirilmesini öngördüğünü kaydeden Biden, 60 günlük süreç zarfında İsrail askerlerinin kademeli şekilde bölgeden geri çekileceğini bildirmişti.
Biden, bu süreçte Lübnan’da herhangi bir Amerikan askerinin görev almayacağını da kaydederek, ABD ve Fransa’nın öncülüğünde uzun süren diplomatik çabaların sayesinde anlaşmaya varıldığının altını çizmişti.
Kaynak: Anadolu Ajansı (AA)Öznur Kaya
Editor
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Gürcistan’da sokaklar karıştı.
Gürcistan’da Başbakan İrakli Kobakhidze hükümetinin Avrupa Birliği’ne (AB) katılım müzakerelerini 2028 yılına kadar askıya alma kararına karşı protestolar düzenlendi.
5 gün önce başkent Tiflis’teki parlamento binası önünde toplanan protestocular, parlamento binasına havai fişek ve taşla saldırı düzenledi.
Bu saldırılar sonrası göstericiler ve polis arasında da gerilim arttı.
Ortalık savaş alanına dönerken polis, göz yaşartıcı gaz ve tazyikli suyla müdahalede bulundu.
İLGİLİ HABERGürcistan’da göstericiler polisle makineli havai fişek kullanarak çatıştı
GÖSTERİCİLER DAĞILMAYA BAŞLADI
Daha sonra göstericiler parlamento binasına yakın Şota Rustaveli Caddesi’nde barikatlar kurarak polise tekrar piroteknik, boya, taş, cam şişesi gibi farklı eşyalar attı.
Polis ekipleri de göstericilerin saldırılarına saatler boyunca yoğun bir şekilde göz yaşartıcı gazla müdahale etti.
Birkaç kişinin gözaltına alındığı protesto gösterisi sabah erken saatlere kadar sürdü.
Yerel saatle 06.00 civarında Şota Rustaveli Caddesi’ndeki göstericiler dağılmaya başlayınca, yüzlerce gösterici İlia Çavçavadze Caddesi’ne doğru yürüyüşe geçti.
Bir grup gösterici ise Tiflis İvane Javakhişvili Devlet Üniversitesi önünde bekleyişini sürdürüyor.

CUMHURBAŞKANI, POLİSİN GÖSTERİCİLERE MÜDAHALESİNE TEPKİ GÖSTERDİ
Gürcistan Cumhurbaşkanı Salome Zurabişvili ise X hesabından yaptığı açıklamada, polisin parlamento önündeki göstericilere müdahale etmesine tepki gösterdi.
Polisin barışçıl gösteriye müdahale ettiğini kaydeden Zurabişvili, “Bu, ifade özgürlüğüne ve protesto etme hakkına bir saldırıdır.” değerlendirmesinde bulundu.
Gürcistan İçişleri Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada ise gösterideki bazı grupların şiddet eylemine başvurduğu ifade edildi.
İLGİLİ HABERGürcistan’da protestocularla polis arasında çatışma
HÜKÜMETTEN AB İLE MÜZAKERELERİN DURDURULMASI KARARI
Avrupa Parlamentosu, 26 Ekim’de Gürcistan’da yapılan parlamento seçimlerinin yenilenmesi çağrısında bulunmuş, buna karşılık muhalefet ve AB yanlısı eylemciler sokaklara dökülerek gösteriler düzenlemeye başlamıştı.
Başbakan İrakli Kobakhidze, 28 Kasım’da yaptığı açıklamada, bazı Avrupalı siyasetçilerin Gürcistan’ın içişlerine karıştığını ve AB parasıyla şantaj yaptığını vurgulayarak, “Bütün bunları göz önünde bulundurarak, AB ile müzakerelerin başlatılmasını 2028 sonuna kadar gündeme almamaya karar verdik.” demişti.
Kobakhidze, ülkesinin 2030’da AB üyesi olması için çalışmalarına devam edeceklerini belirtmişti.

GÜRCİSTAN’IN KARARINA TEPKİLER
Hükümetin AB ile ilgili kararından sonra Gürcistan’ın ABD, Hollanda, Litvanya, Bulgaristan ve Güney Kore büyükelçileri görevlerinden istifa etmişti.
ABD Dışişleri Bakanlığı, Gürcistan ile stratejik ilişkilerinin askıya alındığını duyurmuştu.
AB’nin yeni Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, Gürcistan Başbakanı Kobakhidze’nin müzakereleri askıya alması kararını eleştiren göstericilere desteğini açıklamıştı.
Baltık ülkeleri de Gürcistan hükümetinin üst düzey bazı temsilcilerine ülkeye giriş yasağı uyguladı.












Kaynak: Anadolu Ajansı (AA)
Adile Topçu
Editor
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
“Mosaic United” kuruluşunun İsrail Diaspora ve Antisemitizmle Mücadele Bakanlığı için yaptığı bir anket İsrail medyasında yayımlandı.
YAHUDİ GENÇLERİN YÜZDE 32’Sİ SEMPATİ DUYUYOR
Yapılan ankete göre, İsrail dışında yaşayan Yahudi gençlerin yüzde 36’sı İsrail ordusunun Gazze’de soykırım suçu işlediğine inandıklarını, Yahudi gençlerin yüzde 32’si de Hamas’a sempati duyduklarını belirtti.
Anket aynı zamanda Gazze’deki savaş ve Hamas’la ilgili konularda ABD’de yaşayan Yahudi gençler ile diğer ülkelerde yaşayan Yahudi gençlerin arasında ciddi görüş ayrılığı olduğunu ortaya koydu.
ABD’de yaşayan Yahudi gençlerin yüzde 37’sinin Hamas’a sempati duyduğuna işaret edilen ankette, bu oranın diğer ülkelerde yaşayan Yahudi gençlerde yüzde 7 olduğuna yer verildi.
Ankete göre, ABD’deki Yahudi gençlerin yüzde 42’si İsrail’in Gazze’de soykırım suçu işlediğine inandıklarını ifade ederken, diğer ülkelerde yaşayan Yahudi gençlerin yüzde 9’u Gazze’de soykırım suçu işlendiğine inandıklarını belirtti.
Yaklaşık 6,3 milyonu ABD’de olmak üzere İsrail dışında 8,5 milyon Yahudi’nin yaşadığı belirtiliyor.
İSRAİL’İN GAZZE’YE SALDIRILARI
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda yaklaşık 17 bin 492’si çocuk, 11 bin 979’u kadın olmak üzere 44 bin 466 Filistinli öldü, 105 bin 358 kişi yaralandı.
Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.
Kaynak: Anadolu Ajansı (AA)Fatih Yıldırım
Yazar
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Batı Afrika ülkesi Senegal’de PASTEF partisinden milletvekili seçilen Başbakan Ousmane Sonko, bu görevine devam edebilmek için milletvekilliğinden istifa etti.
Meclis Başkanlığı’na da Sonko’nun yakın ekibinden 41 yaşındaki Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Malick Ndiaye seçildi.
EN GENÇ MECLİS BAŞKANI
Ndiaye, Senegal’in en genç Meclis Başkanı oldu.
Ndiaye’den boşalan koltuğa Çalışma ve İstihdam Bakanı Yancoba Dieme, Dieme’den boşalan koltuğa da Abass Fall atandı.
Senegal’de 17 Kasım’daki genel seçimde Cumhurbaşkanı Bassirou Diomaye Faye ve Başbakan Sonko’nun partisi PASTEF, 165 sandalyeli meclise 130 vekil göndermişti.
Göktürk Sönmez
Editor
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Operasyon kapsamında Tel Rıfat sahasını terör örgütü PKK/YPG’den kurtaran SMO, ilçe merkezindeki tünel ve tuzaklamalara karşı tedbirler alarak, sivillerin güvenli dönüşünü sağlamaya çalışıyor.
İlçe merkezinin dün PKK/YPG’den kurtarılmasının ardından, yıllar önce yerinden edilen Tel Rıfatlılar ilçeye dönmeye başladı.
Tel Rıfat’taki evlerine dönen siviller, mutluluklarını dile getirdi.
“ÇOK ŞÜKÜR 10 YIL SONRA GERİ DÖNDÜK”
Ahmet Said, çok mutlu olduğunu dile getirerek, “İnsanın evine, toprağına dönmesinden daha güzel bir şey var mı? Çok şükür 10 yıl sonra geri döndük.” dedi.
Tel Rıfat’tan 9 yıl önce göç ettirildiğini söyleyen Cemal Kapso da “Bize daha önce defalarca ‘Evlerinize döneceksiniz’ dendi. Yıllardır evimizden uzak, kamplarda kalıyorduk. Çok şükür PKK ilçeden çıkarıldı ve evimize döndük.” diye konuştu.

“ÇOK MUTLUYUM”
Yıllar önce saldırılar sonucu evini terk etmek zorunda kaldığını vurgulayan Kapso, “Evimize döndüğümüz için çok mutluyum. Evimizi onarıp yerleşeceğiz.” şeklinde konuştu.

“ŞİMDİ 24 YAŞINDA EVLİ OLARAK İLÇEME DÖNÜYORUM”
Ukba Hadbe de yaklaşık 9 yıl sonra ilçeye döndüğünü ve yaşadığı duyguları anlatmakta zorlandığını söyledi.
Henüz 15 yaşındayken ilçeyi terk etmek zorunda kaldıklarına anlatan Hadbe, şunları kaydetti:
Şimdi 24 yaşında evli olarak ilçeme dönüyorum. İlçeyi girdiğimde çoğu detayını hatırlamıyordum. Genç yıllarımız buradan uzakta çadırlarda geçti. Çok şükür bütün bu acılara rağmen onurlu şekilde geri döndük. O zalimlerin hükmü altında yaşamaktansa ilçeden çıktık, şimdi anlımız dik geri döndük.

“EVİMİZİ YENİDEN İŞA EDECEĞİZ”
Tel Rıfatlı Ömer Bedran da 9 yıl önce terör örgütü PKK/YPG, Beşşar Esed rejimi ve destekçilerinin saldırıları sonucu evlerini terk etmek zorunda kalarak, uzun yıllar kamplarda zor şartlarda yaşadıklarına işaret etti.
Bedran, “Şu an evimim önündeyim. Bu mutluğumu artık hiç kimse benden alamaz. Kimseye de vermem zaten. Çok mutluyum. Evimizi tekrar inşa edeceğiz.” dedi.

NE OLMUŞTU
Rejim karşıtı silahlı grupların 27 Kasım’da Halep’e yönelik operasyon başlatmasıyla Suriye rejimi güçleri terör örgütü PKK/YPG’yle işbirliğine girerek bazı bölgeleri örgüte devretti.
Fırat Nehri’nin doğusundan Halep bölgesine takviye güçler getiren terör örgütü bu alanları tahkim etmeye başladı.
Tel Rıfat ile Münbiç arasında terör koridoru kurulması hazırlıkları karşısında Suriye Milli Ordusu, dün PKK/YPG’ye karşı Özgürlük Şafağı Operasyonu’nu başlattı.
Operasyonda Tel Rıfat ilçesi kuşatıldıktan sonra ilçe merkezi terörden kurtarıldı.

PKK/YPG’NİN TEL RIFAT’TAKİ İŞGALİ
YPG/PKK’lı teröristler, Rusya’nın hava desteğiyle Şubat 2016’da Tel Rıfat ve çevresindeki bazı yerleşimleri ele geçirmişti.
Terör örgütü, Tel Rıfat ve çevresinden yaklaşık 250 bin sivili yerinden etmiş, söz konusu nüfus Türkiye sınırına yakın bölgelere sığınmıştı.
YPG/PKK, buradan Fırat Kalkanı Harekatı ve Zeytin Dalı Harekatı bölgelerindeki yerleşim yerleri ile emniyeti sağlayan Türk güvenlik güçlerine ve muhalif savaşçıların mevzilerine saldırı düzenliyordu.
Tel Rıfat ilçesini işgal eden terör örgütü PKK/YPG, Beşşar Esed rejimi ve destekçileriyle ortak hareket ederek ilçeyi elinde tutmaya çalıştı.
Esed rejimi karşıtı silahlı gruplarının Halep kent merkezine 29 Kasım’da girmesinin ardından, rejim güçleri Tel Rıfat’taki unsurlarını çekmişti.





Kaynak: Anadolu Ajansı (AA)Dilay Kaynak
Editor
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Ayvalık açıklarında 8’i çocuk 35 düzensiz göçmen kurtarıldı
BALIKESİR – Balıkesir’in Ayvalık ilçesi açıklarında Yunanistan unsurları tarafından Türk Karasularına 2 cansalı ile geri itilen, açık denizde ölüme terk edilen 8’i çocuk 35 düzensiz göçmen Türk Sahil Güvenlik ekipleri tarafından kurtarıldı.
Edinilen bilgiye göre, Balıkesir’in Ayvalık ilçesi açıklarında can salları içerisinde bir grup düzensiz göçmen olduğu bilgisinin alınması üzerine bölgeye ekipler sevk edildi. Görevlendirilen Sahil Güvenlik Botu tarafından Yunanistan unsurlarınca Türk Karasularına geri itilen 2 can salı içerisindeki 8’i çocuk toplam 35 düzensiz göçmen (beraberinde 8 çocuk) kurtarıldı. Açık denizde ölüme terk edilen ve Türk Sahil Güvenlik ekipleri tarafından kurtarılan düzensiz göçmenler karaya çıkartılarak insani yardımda bulunuldu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Sağanak yağışın etkili olması ile birlikte yollar adeta göle döndü. Sel sularının getirdiği taşlar yollara saçıldı. İlçe merkezi, İçmeler ve Turunç Mahallesi’nde cadde ve sokaklar çamurlu suyla kaplandı. Araç sürücüleri zor anlar yaşarken, bazı ev ve iş yerlerinde su baskınları meydana geldi.

Yağışların sabah saatlerine kadar devam etmesi beklenirken, belediye ekipleri de su baskını yaşanan yerlerde çalışma başlattı.

Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İsrail’in verilerine göre Hamas militanları, geçen yıl 7 Ekim’de düzenledikleri saldırıda aralarında çifte İsrail ve ABD vatandaşlarının da bulunduğu 250’den fazla kişiyi kaçırdı.
Temas kurulamayan 101 yabancı ve İsrailli rehinenin hala hayatta olduğuna inanılıyor.
Kasım ayındaki seçimlerden sonra bu konudaki en net açıklamasını yapah Trump, sosayal medya hesabından yaptığı paylaşımda şu ifadeleri kullandı.
“Rehineler 20 Ocak’ta, ben gururla ABD Başkanlığı görevini devralacağım tadrihten önce serbest bırakılmazsa Orta Doğu’da ve insanlığa karşı bu katliamları yapanlara CEHENNEM YAŞATACAĞIM”
Trump ayrıca “Sorumlular, Amerika Birleşik Devletleri’nin uzun ve hikayelerle dolu tarihindeki herkesten daha büyük bir darbe yiyecek” diye de ekledi.
Hamas, kalan rehinelerin serbest kalması için savaşın durmasını ve İsrail’in Gazze Şeridi’nden tamamen geri çekilmesini talep ediyor.
İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, savaşın Hamas yok edilene ve artık İsrail’e herhangi bir tehdit oluşturmayana dek süreceğini söylemişti.
Hamas, 14 aydır devam eden İsrail saldırıları sırasında 33 rehinenin öldüğünü açıkladı, ancak milliyetleri konusunda bilgi vermedi.
İsrail, 1200 vatandaşının da öldürüldüğü 7 Ekim saldırısından sonra Gazze’de giriştiği saldırılarda Gazzeli yetkililere göre 44 binden fazla kişi öldü ve bölge nüfusunun büyük kısmı evlerini kaybetti. Bölgenin büyük bir kesimi de harabeye dönüştü.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>27 Kasım Çarşamba günü Yesha Konseyinde konuşan İsrailli aşırı sağcı Maliye Bakanı Bazalel Smotrich, Gazze nüfusunun yarısının iki yıl içinde göç ettirilebileceğini dile getirirken “İsrail Gazze’yi işgal edebilir ve etmek zorundadır.” dedi.
Niyetini gizlemeyen Smotrich, “işgal” kelimesinden utanmamalıyız ve kullanmaktan çekinmemeliyiz diyerek soykırımı normalleştirmeye çalıştı.
Resmî rakamlara göre Gazze’de 44 bin kişi öldürüldü, yaralıların sayısı ise tam olarak bilinmiyor. Birleşmiş Milletler Çevre Programının yayımladığı raporlara göre Gazze’de kullanılan silah ve bombalardan ötürü su ve toprağa yoğun miktarda kimyasal karıştı. Uzmanlara göre bu durum, Gazze’nin geleceğinin yok edilmesi anlamına geldiği gibi birçok hastalığa da yol açacak bir felaket olarak değerlendirildi.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Birleşik Krallık Bert Fırtınası ile mücadele ediyor. İngiltere ve Galler’de etkili olan fırtına nedeniyle 6 kişi hayatını kaybetti.
Şiddetli fırtına ve sel nedeniyle elektrik hatları hasar gördü. Binlerce ev ile iş yeri elektriksiz kalırken, uçuşlar ve tren seferleri ertelendi ya da iptal edildi.
Ağaç devrilmeleri sonucu çok sayıda araçta hasar oluştu.

“NOEL’DEN HEMEN ÖNCE İNSANLAR İÇİN KESİNLİKLE YIKICI OLUR”
İngiltere Başbakanı Keir Starmer, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, acil durum hizmetlerine teşekkür ederek Galler’in Başbakanı Eluned Morgan ile görüştüğünü söyledi. Starmer, “Düşüncelerim fırtınadan etkilenenlerle birlikte.” ifadelerinin kullandı.
Galler Başbakanı Morgan ise, “Gerçekten zor bir hafta sonu oldu. Acil servislere etkilenen insanlara verdikleri tüm destek için teşekkür etmek istiyorum. Sanırım bu, fırtına nedeniyle zarar görenlerin çoğunun ikinci kez yaşadığı bir durum. Son fırtınadan bu yana çok büyük yatırımlar yapıldı, dolayısıyla geçen seferkinden çok daha fazla mülkü korumayı başardık. Ancak Noel’den hemen önce yaşanan bu olay, fırtınadan etkilenen insanlar için kesinlikle yıkıcı.” dedi.

İNGİLTERE VE GALLER’DE 160 NOKTA İÇİN UYARI
İngiliz yetkililer, demir yolunu kullanacak yolculara Broxbourne, Hertfordshire, Stansted Havalimanı arasında seyahat etmemeleri çağrısında bulundu.
İngiltere ve Galler’de bugün için 160 nokta için sel uyarısı yapılırken, Billing Aquadrome Eğlence Parkı’ndaki uyarı, “ciddi ve hayati tehlike arz eden” olarak belirtildi.

Kaynak: İhlas Haber Ajansı (İHA)Abdullah Paçal
Editor
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Avrupa hayali ile lastik bot üzerinde denize açılan mültecilerin hayali yarım kaldı.
Canlarını tehlikeye atarak lastik bot üzerinde kendi topraklarından kaçmaya çalışan mültecilerin botu, Afrika kıtasının doğusunda yer alan ada ülkesi Madagaskar açıklarında alabora oldu.
İki mülteci botunun sulara gömüldüğü olayda, 22 Somali vatandaşının hayatını kaybettiği açıklandı.
22 KİŞİ ÖLDÜ
Madagaskar Liman, Deniz ve Nehir İdaresi (APMF), teknelerin Fransa’nın Hint Okyanusu’ndaki toprağı Mayotte’ye gitmek üzere 2 Kasım’da Somali’den yola çıktığını bildirdi.
APMF’den yapılan açıklamada, ilk botun yerli balıkçılar tarafından Nosy Iranja açıklarında tespit edildiğini ve balıkçıların 15’i kadın 25 kişiyi kurtardıklarını kaydetti.

BALIKÇILAR KURTARDI
Açıklamada, 7 kişinin ise öldüğü bildirildi. Ayrıca, 38 kişiyi taşıyan ikinci teknenin ise Madagaskar’ın Port du Cratre limanına ulaştığı aktarıldı.
İkinci botta can kaybını açıklamayan yetkililer, 23 kişinin kurtarıldığı bilgisini paylaştı.
BU ÖLMEDEN ÖNCE BİR UYARI MESAJIDR”
Somali Enformasyon Bakanı Minister Aweis konuya ilişkin açıklamasında, olayda 22 Somali vatandaşının hayatını kaybettiğini doğrulayarak, “Botlarda toplamda 70 Somali vatandaşı vardı. Bir botta 38, diğerinde 32 Somali vatandaşı bulunuyordu.” dedi
Somali hükümetinin teknelerin nereden yola çıktığını araştıracağını söyleyen Aweis, yolculuğu organize edenleri yasadışı göçle uğraşan suçlular olarak nitelendirdi.
Somalili Bakan Aweis, “Bu aynı zamanda yasadışı yollardan göç etmek isteyenlere, gidip bu şekilde ölmeden önce bir uyarı mesajıdır. Tehlikeye rağmen insanların hala gitmesi talihsizlik.” dedi.
Kaynak: İhlas Haber Ajansı (İHA)Büşra Yıldız
Muhabir
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
İspanya bunu konuşuyor…
Ağustos 2020’den bu yana Birleşik Arap Emirlikleri’nde yaşayan ve hakkındaki mali suçlamaların 2022’de düşürüldüğü emerit Kral Juan Carlos’ın yargılanması amacıyla İspanya’da bir grup eski hakim ve savcı, Yüksek Mahkeme’ye başvuruda bulundu.
VERGİ DÜZENLEMELERİNİN YASAL OLMADIĞI ÖNE SÜRÜLDÜ
Emerit Kral Juan Carlos’u 2014-2018 yıllarında beş farklı suçla vergi kaçırma ve usulsüzlükle suçlayan eski hakim ve savcılar, bu eylemlerin tahtı oğluna devretmesinden sonra işlendiğini, bu yüzden dokunulmazlık statüsünün bulunmadığını, 2020 ile 2021’de yaptığı vergi düzenlemelerinin yasal olmadığını iddia etti.
Yüksek Mahkeme 2. Dairesine yapılan dava başvurusunda, şu ifadelere yer verildi:
Maliyeye karşı işlenen suçların, sadece Ceza Kanunu’nun hükümlerini değil aynı zamanda anayasada yer alan ve kral gibi kamu görevinde bulunan kişilerin de yükümlülükleri arasında olan eşitlik ve dayanışma ilkelerini de ihlal ettiğini düşünüyoruz. Bu yüzden İspanyol toplumunun genel menfaatinin de savunulmasının gerektiğine inanıyoruz.
HAKKINDAKİ TÜM SUÇLAMALAR KALDIRILMIŞTI
Juan Carlos’un yargılanmasını isteyenlerin arasında eski Yüksek Mahkeme Hakimi Jose Antonio Martin Pallin ile eski yolsuzlukla mücadele savcıları Carlos Jimenez Villarejo ve Jose Maria Mena gibi İspanya’da tanınmış ve sol görüşlü partilere yakınlıklarıyla bilinen kişiler ile bazı gazeteciler bulunuyor.
İspanya, İngiltere ve İsviçre’de geçmişte mali suçlarla ilgili soruşturma yürütülen Juan Carlos, “kanıt yetersizliği, zaman aşımı, dokunulmazlık ve son yıllardaki vergi borcu ödemeleri” gibi sebeplerle aklanmış, 2022 yılında aleyhinde cezai kovuşturmaya yer olmadığı kanaatine varılarak hakkındaki tüm suçlamalar kaldırılmıştı.
MİLYONLARCA EUROLUK FONLARI SAKLADIĞI SAVUNULUYOR
Emerit Kral Juan Carlos hakkındaki eski suçlarla ilgili düzenlemelerin doğruluğunun ve yasallığının bir kez daha adli makamlarca araştırılması istenen yeni dava başvurusunda, önceden yasal bildirim yapılmasına rağmen ilk olarak 600 bin euro, daha sonra 4,4 milyon euroluk vergi borcunu ödemesine izin verilmesinin yasal olmadığı iddia ediliyor.
Lihtenştayn ve İsviçre’de geçmişte kurduğu vakıflardaki milyonlarca euroluk fonları sakladığı ve bunları Abu Dabi’de kurmayı planladığı vakıf aracılığıyla kızlarına aktarmayı planladığı iddiaları İspanyol basınında yazılan emerit Kral’ın, bu yeni başvurunun ardından ikamet ettiği Abu Dabi’de ifadesinin alınmasının gerektiği öne sürülüyor.

DAHA ÖNCESİNDE DE VERGİ KAÇIRMA SUÇLAMALARI YÖNELTİLDİ
Parlamenter monarşiyle yönetilen İspanya’da 39 yıl boyunca devlet başkanı olan ve diktatör Franco’nun ardından demokrasiye geçişin önünü açmasıyla bilinen 86 yaşındaki emerit Kral Juan Carlos, 18 Haziran 2014’te tahtını oğlu Felipe’ye bırakmış ve ardından 2 Haziran 2019’da Kraliyet Ailesi içindeki tüm resmi sorumluluklarını sona erdirdiğini bildirmişti.
Devlet bütçesinden aldığı yıllık maaş, yolsuzluk iddialarının ardından Haziran 2020’de kesilen Juan Carlos, İspanya’da hakkında açılan soruşturmaların ardından 3 Ağustos 2020’de ülkeyi terk etme kararı aldığını açıklamış ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne gitmişti.
HAKKINDAKİ SORUŞTURMA SAVCILIK TARAFINDAN KAPATILMIŞTI
İspanya’da maliyeye 4,6 milyon euroluk borcunu anlaşmayla ödedikten sonra hakkındaki soruşturma savcılık tarafından kapatılan Juan Carlos, ayrıca Suudi Arabistan’dan gelen 100 milyon dolarlık bağış ve eski sevgilisi Corinna Larsen ile bağlantılı komisyon olayıyla ilgili İsviçre Savcılığı tarafından yürütülen soruşturmalardan da Aralık 2021’de aklanmıştı.
Zaman zaman İspanya’ya kısa ziyaretlerde bulunan emerit Kral Juan Carlos, Abu Dabi’de yaşamını sürdürüyor.
Kaynak: Anadolu Ajansı (AA)Öznur Kaya
Editor
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>HAKEMLER: Sreten Radovic, Ioannis Foufis, Jurgis Laurinavicius
BASKONIA: Baldwin 5, Forrest 8, Sedekerskis 9, Moneke 22, Hall 8, Howard, Luwawu-Cabarrot 5, Jaramaz, Rogavopoulos 8, Diop 13, Ndiaye 6
ANADOLU EFES: Ercan Osmani 2, Nwora 5, Thompson 18, Beaubois 16, Oturu 2, Bryant 20, Smits 5, Johnson 5, Poirier 11, Hollatz, Willis 3, Doğuş Özdemiroğlu 2
1’İNCİ PERİYOT: 21-24
İLK YARI: 39-46
3’ÜNCÜ PERİYOT: 63-65
Anadolu Efes, Turkish Airlines EuroLeague’in 9’uncu haftasında konuk olduğu İspanya temsilcisi Baskonia’yı 89-84 mağlup etti. Bu sonucun ardından Anadolu Efes, 5’inci galibiyetini elde etti. Baskonia ise 5’inci mağlubiyetini aldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Salon: Kaposvar Arena
Hakemler: Atanas Varbanov (Bulgaristan), Szymon Pindral (Polonya)
Fino Kaposvar: Feliciano Jorge (L), Ivan, Hubicska, Boldizsar, Magyar, Kalmar, Bögöly, Novoselov, Yang, Baroti
Galatasaray: Atanasov, Hasan Yeşilbudak (L), Ahmet Tümer, Aykut Acar, Patry, Arslan Ekşi, Muzaffer Yönet, Almeida Cardoso, Oğuzhan Karasu, Caner Ergül (L), Onur Günaydı
Setler: 25-21, 25-22, 14-25, 18-25, 8-15
Süre: 110 dakika (25, 26, 19, 24, 16) – İSTANBUL
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>AK PartiBitlis Milletvekili Turan Bedirhanoğlu, DEM Partili belediyelere kayyum atanmasının haklı olduğunu söylemesi DEM Parti Grubunu sinirlendirdi.
DEM Parti adına kürsüye çıkan Sırrı Sakık, AK Parti sıralarına dönerek, “Hem talancı hem de yalancısınız” ifadelerini kullandı. Sakık’ın sözlerine AK Parti sıralarından tepki gecikmedi. Milletvekilleri karşılıklı bağırarak tartıştı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>“YENİ YETME SİYASET DÖNEKLERİNE…”
Bahçeli, Öcalan ile ilgili çıkışı üzerinden kendisini eleştirenlere meclisteki grup toplantısında yaptığı konuşmada tepki göstererek, “Bizim ülkücülüğümüzü sorgulamaya, vatanseverliğimizi tartıya çıkarmaya cüret ve teşebbüs eden yeni yetme siyaset döneklerine, kalbimizdeki dava ve vatan aşkının bir günlük sadakasını versek alayına ömürleri boyunca yetecektir.” ifadelerini kullandı.
“YAZIKLAR OLSUN”
Bahçeli’nin ifadelerine tepki gösteren İYİ PartiAdana milletvekili Ayyüce Türkeş, sosyal medya hesabından zehir zemberek bir açıklama yaptı. Türkeş, “Terörist başını Meclis’e çağırıp bizlere hain diyenlere yazıklar olsun” ifadelerini kullandı.
Türkeş yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:
“Marifeti kendinde sanıp bizim vatanseverliğimizin sadakasını 27 yıldır yiyenlere, dün söylediğinin bugün 180 derece zıttını söyleyip hiç dönmediğini iddia edenlere, Kürt Federasyonu kurmanın adımlarını atıp bunu Türk Milliyetçiliğinin şemsiyesi altına sokmaya çalışanlara, terörist başını Meclis’e çağırıp bizlere hain diyenlere yazıklar olsun..”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Cumhurbaşkanı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı İbrahim Kalın da Bakü’ye geldi.
*Haberin görseli AA tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>“İsrail’in hava savunma tesislerine saldırılarının ardından İran’ın nükleer tesislerinin her zamankinden daha savunmasız olduğunu” öne süren Katz, Gazze’de büyük bir yıkıma yol açan saldırılarında en önemli amacın İsrailli esirleri geri getirmek olduğunu iddia etti.
“HEDEFE ULAŞINCAYA KADAR ATEŞKES OLMAYACAK”
Katz, Lübnan’daki saldırılara ilişkin ise, “savaşın hedeflerine ulaşılıncaya kadar (Hizbullah ile) ateşkes olmayacak.” ifadelerine yer verdi.
REKLAM
İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar, Lübnan’da Hizbullah ile ateşkese varılması konusunda “belirli bir ilerleme” kaydedildiğini belirtmişti.
İsrail basınında çıkan haberlerde, Başbakan Binyamin Netanyahu’ya yakınlığıyla öne çıkan İsrail Stratejik İşler Bakanı Ron Dermer’in Lübnan’da Hizbullah ile ateşkesi görüşmek için ABD’ye gittiği belirtilmişti.
Yedioth Ahronot gazetesinin ismini açıklamayan ABD’li yetkililere dayandırdığı haberinde de ABD başkanı seçilen Donald Trump’ın Biden yönetimine İsrail ile Hizbullah arasında ateşkese varılmasına ilişkin mesaj yolladığı öne sürülmüştü.
*Haberin görseli AP tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Netanyahu, Yüksek Mahkeme’nin olası bir görevden alma kararına dahi uyum göstermeyeceğini ifade etti. “Ben-Gvir’i görevden almayacağım,” diyen Netanyahu, hem yargıya karşı açık bir meydan okuma sergiliyor hem de koalisyon ortağı aşırı sağcı gruplarla bağlarını korumaya çalışıyor.
REKLAM
Gazze İşgali ve Koalisyondaki Derin Çatlaklar
Netanyahu’nun Gazze’ye yönelik işgal politikaları, hükümet içindeki çatışmaları daha da derinleştiriyor. Aşırı sağcı ortaklarının taleplerini yerine getiren Netanyahu, işgal stratejisine karşı çıkan ılımlı bakanların tepkisiyle karşı karşıya. Özellikle Savunma Bakanı Yoav Gallant ve merkez sağcı isimler, Gazze işgalinin uluslararası baskıları artıracağını ve İsrail’in güvenliğini tehlikeye atacağını savunuyor.
Daha önce Netanyahu’ya karşı çıkan Gallant’ın görevden alınma girişimi, hükümetin kırılganlığını ortaya koymuştu. Ancak Netanyahu’nun, bu kez Ben-Gvir gibi figürlere verdiği ödünler, koalisyonun ılımlı kanadını iyice dışlıyor. Gazze’deki insani felaketler ve artan küresel tepkiler, Netanyahu liderliğini sorgulayan sesleri yükseltiyor.
Anayasal Krizin Eşiğinde
REKLAM
Ben-Gvir’in görevden alınması meselesi, İsrail’de hükümetin yargıya karşı direnişinin ne kadar ileri gidebileceğini gözler önüne seriyor. Eğer Yüksek Mahkeme, Netanyahu’ya Ben-Gvir’i görevden alma emri verirse ve Netanyahu bu kararı uygulamazsa, İsrail anayasal bir krizle karşı karşıya kalabilir. Böyle bir durumda, devlet kurumlarının Ben-Gvir’in emirlerini uygulayıp uygulamayacağı belirsizliğe sürüklenebilir ve ülke içindeki kaos derinleşebilir.
Gazze İşgali Hükümeti Sarsıyor
Gazze işgalinin uluslararası yankıları, Netanyahu’nun koalisyonunu içeriden çökertiyor. Aşırı sağcı Ben-Gvir’i desteklemekte ısrar eden Netanyahu, aynı zamanda işgal politikalarını savunarak ılımlı bakanların desteğini kaybediyor. İsrail’in Gazze’ye yönelik işgali, sadece bölgedeki insani krizi derinleştirmekle kalmıyor, aynı zamanda hükümetin iç dengelerini de tehdit ediyor.
Netanyahu’nun İkilemi
Netanyahu, bir yanda Ben-Gvir’i görevde tutarak koalisyon ortaklarını memnun etmeye çalışırken, diğer yanda Gazze işgali nedeniyle hükümetin ılımlı kanadını karşısına alıyor. Bu ikilem, İsrail siyasetinde sadece iç çatışmalara yol açmakla kalmıyor, aynı zamanda yargı ile yürütme arasındaki sınırları da sorgulatıyor. Netanyahu’nun hem iç hem de dış politikada verdiği ödünler, İsrail’i anayasal kaosa ve siyasi çöküşe doğru sürüklüyor.
Haberin görseli İHA taraından servis edilmiştir
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>400 Günlük Sessizlik: Gazze’deki Felakete Kayıtsızlık
İsrail’in Gazze’ye yönelik işgali, sivillere yönelik geniş çaplı saldırılar, altyapının sistematik bir şekilde hedef alınması ve binlerce insanın yerinden edilmesiyle sonuçlandı. Birleşmiş Milletler ve sivil toplum kuruluşlarının raporlarına göre, Gazze’de insani kriz boyutları her geçen gün büyürken, uluslararası toplumdan yeterli tepki gelmedi. Fransa ise bu süreçte İsrail’in “kendini savunma hakkı” söylemini yineleyerek, işgali meşrulaştıran bir pozisyonda yer aldı.
REKLAM
Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, işgal süresince birkaç kez Netanyahu ile telefon görüşmeleri gerçekleştirmiş, barış çağrısında bulunmuştu. Ancak bu çağrılar, Gazze’de yaşanan felaketlere yönelik herhangi somut bir adımla desteklenmedi. Fransa’nın, işgal boyunca diplomatik ve insani sorumluluklarını yerine getirmediği eleştirileri artarken, 45.000’e yaklaşan zorla yerinden edilen Gazze halkının durumuna ilişkin sessizliği büyük tepki topladı.
Dışişleri Bakanı’nın Yaptırım Açıklamaları: Gecikmiş Bir Hamle
Fransa Dışişleri Bakanı Barrot’un, İsrailli yerleşimcilere yönelik Avrupa Birliği yaptırımlarını genişletme önerisi, özellikle Batı Şeria’daki yasa dışı yerleşimlere yönelik bir tutum gibi görünse de, Gazze işgaline yönelik 400 günlük sessizlikle örtüşmeyen bir çaba olarak değerlendiriliyor. Barrot’un, “Fransa, Avrupa’nın ilk yaptırım mekanizmasının oluşturulmasında itici güç oldu,” şeklindeki açıklaması, Fransa’nın geçmişte uluslararası hukuka olan bağlılığını göstermeye çalışsa da, işgal süresince sergilenen pasif tutumla çelişiyor.
Gazze’de binlerce insanın hayatını kaybettiği, on binlercesinin göç etmek zorunda kaldığı bu süreçte, Fransa’nın hiçbir yaptırım mekanizmasını devreye sokmaması, mevcut açıklamaların samimiyetini sorgulattı. Yerleşim faaliyetlerine yönelik yaptırımların uluslararası hukuka uygunluğu tartışılmazken, Fransa’nın Gazze işgalindeki hukuksuzluklara yönelik suskunluğu ikiyüzlülük olarak değerlendiriliyor.
REKLAMFransa’daki Gösteriler ve Baskıcı Politikalar
Fransa’daki Filistin yanlısı protestolara yönelik polis müdahaleleri, hükümetin çelişkili yaklaşımını bir kez daha gözler önüne serdi. Gazze işgaline karşı Paris ve diğer şehirlerde düzenlenen gösterilerde, Fransız polisinin sert müdahalesi ve birçok protestonun yasaklanması, Fransa’nın ifade özgürlüğüne ne derece bağlı kaldığını sorgulattı. Göstericilere yönelik gözaltılar ve müdahaleler, hükümetin İsrail’in politikalarına karşı eleştirel sesleri bastırmaya çalıştığı yönündeki eleştirileri artırdı.
Bu süreçte Macron yönetimi, Yahudi topluluklarına yönelik olası tepkilerden çekinerek temkinli bir politika izlerken, İsrail’in işgal politikalarını dolaylı olarak desteklediği yönünde algı yarattı. Fransa’nın iç politikadaki bu ikircikli tavrı, uluslararası arenada da itibarını zedeledi.
Çelişkilerle Dolup Taşan Bir Dış Politika
Fransa’nın, Batı Şeria’daki yerleşim faaliyetlerini uluslararası hukuka aykırı bulurken, Gazze’deki açık insan hakları ihlallerine karşı sessiz kalması, çelişkilerle dolu bir dış politika tablosu çiziyor. İsrail ile güçlü ticari ve askeri bağlarını sürdürmek adına eleştirilerden kaçınan Fransa, Gazze işgali boyunca ortaya koyduğu pasif tutumla yalnızca Filistin halkını değil, kendi vatandaşlarını da hayal kırıklığına uğrattı.
Son açıklamalar, Fransa’nın uluslararası hukuka bağlı bir aktör olduğunu iddia etmeye çalışsa da, bu açıklamalar Gazze işgalinde 400 günlük sessizlik ve pasifliğin izlerini silecek gibi görünmüyor. Fransa’nın yaptırım söylemleri ve yerleşim karşıtı tutumu, Gazze’nin insani dramına yönelik sessizliğini telafi edemiyor.
İkircikli Bir Dış Politika
Fransa, İsrail-Filistin krizinde bir yandan uluslararası hukuka bağlılığını vurgulamaya çalışırken, diğer yandan Gazze işgali boyunca sergilediği sessizliği ve ikircikli politikalarıyla eleştiri oklarının hedefi olmaya devam ediyor. Macron yönetimi, Filistin halkının yaşadığı insani felakete kayıtsız kalarak, yalnızca Avrupa’da değil, küresel ölçekte de güvenilir bir arabulucu olma vasfını kaybetme riskiyle karşı karşıya. Fransa’nın, uluslararası arenada inandırıcı bir duruş sergileyebilmesi için, söylemlerini somut eylemlerle desteklemesi şart görünüyor.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Pope, Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de başlayan BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) 29. Taraflar Konferansı’na (COP29) ilişkin yazılı açıklama yaptı.
Dünya liderlerinin COP29 kapsamında bir araya geldiğini kaydeden Pope, iklim değişikliğinin etkisinden en çok etkilenen topluluklar için daha somut ve sürdürülebilir çözümler çağrısında bulundu.
REKLAM
Pope, iklim değişikliğinin etkilerinden kurtularak geçim kaynaklarını koruyabilmek için evlerinde kalmak isteyen insanların iklim değişikliğine uyum ve buna karşı dayanıklılık önlemlerine ihtiyaçları olduğunu bildirdi.
“İnsanların ve toplumların iklim değişikliğinin etkilerine karşı daha dayanıklı hale gelmelerine yardımcı olmak için daha iyi yollar bulmalıyız.” ifadelerini kullanan Pope, özellikle savunmasız olan insanlara iklim değişikliğine uyum sağlama ve bu konuda başarılı olmaları için destek olunması gerektiğini vurguladı.

Pope, “İklim göçü, yalnızca geleceğin bir endişesi değil, küresel çapta milyonlarca kişi için şu anki gerçeklik. Sadece geçen yıl, felaketler 26 milyondan fazla, ülke içinde yerinden edilmeye neden oldu.” değerlendirmesinde bulundu.
İklim değişikliğinin dünya genelinde insanların nasıl hareket edeceğini etkilediğini ve geçim kaynaklarını değiştirdiğini belirten Pope, iklim değişikliğinin aşırı etkisiyle başa çıkamayan toplulukların daha güvenli bölgelere taşınmak zorunda kaldığını kaydetti.
İklim değişikliğiyle ilgili göçün bu konudaki çözümlere entegre edilmesi gerektiğini ve planların göçmenlerle istişareyi içermesi gerektiğini de vurgulayan Pope, “Onların yenilikçi fikirleri ve çeşitli bakış açıları, herkes için adil ve kapsayıcı olan sürdürülebilir bir ekonominin inşasına katkıda bulunuyor.” ifadelerini kullandı.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Ülke genelinde şu ana kadar 150’den fazla can kaybına yol açan sel felaketinde kaybolan çok sayıda kişi için arama kurtarma çalışmaları sürüyor.
Fırtına nedeniyle nehirlerde yaşanan taşkınlar yerleşim yerlerini sular altında bırakırken binlerce kişi elektriksiz kaldı.
“YÜZYILIN EN KÖTÜ DÖNEMİ”
İspanya Devlet Meteoroloji Enstitüsü (AEMET), Valensiya bölgesi için “yüzyılın en kötü dönemi” şeklinde yorumladığı yağışın, geçmişte örneği görülmemiş bir biçimde düştüğünü duyurdu ve “Normalde 1 yılda alınan yağış, sadece 8 saatte düştü.” açıklamasını paylaştı.
“SOĞUK DAMLA”
Sonbaharda etkili olan ve İspanyolların “gota fria” yani “soğuk damla” adını verdikleri hava olayı hemen her yıl tekrarlanıyor ancak bu kez şiddeti geçmiştekilerden daha fazla oldu.
Bilim insanları, insan kaynaklı iklim değişikliğinin bu tür aşırı hava olaylarını daha sık ve yıkıcı hale getirebildiği uyarısında bulunuyor.
“HİDROLOJİK DÖNGÜ ŞİDDETLENİYOR”
İspanya’da yaşanan sel felaketinin meteorolojik boyutuna ilişkin AA muhabirinin sorularını yanıtlayan Türkeş, aşırı yağışların bölgenin uzun süreli ortalamalarının çok üzerinde olduğunu söyledi.
Hava olaylarında bölgenin topoğrafyası, özel fiziki coğrafya koşulları, geçmiş klimatolojik bilgileri ve mevcut meteorolojik hava olayları gibi faktörlerin etkili olduğunu belirten Türkeş, şunları kaydetti:
“Şimdiden küresel ortalama yüzey sıcaklıkları, sanayi öncesi döneme göre 1,3 ila 1,5 santigrat derece daha fazla. Daha sıcak dünyada buharlaşma çok daha fazla oluyor. Isınan, buharlaşmanın ve hava kütlelerinin nem tutma kapasitesinin arttığı bir dünyada hidrolojik döngü hızlanıyor, şiddetleniyor. Bu da yağışların çok daha şiddetli, çok daha kuvvetli ve aşırı yağışlar şeklinde olmasına yol açıyor. Yani çok kısa sürede bir bölgede kuvvetli sağanaklar, çok iri yağmur damlaları birkaç saatte düşüyor. Bu, iklim değişikliğinin özellikle bu anlamda hidrolojik döngünün şiddetlenmesi kısmıyla bağlantılı.”
Akdeniz Havzası ve Güney Avrupa’da uzun yıllardır sonbahar ve kış aylarının kurak geçtiğini, çoğunlukla bahar mevsiminde düşen yağışların da daha şiddetli hale geldiğini ifade eden Türkeş, Avrupa’nın büyük kısmında, Kuzey Atlantik’ten Türkiye’ye kadar ki alanda kurak ve normalinden çok daha fazla sıcak koşullar yaşandığını anlattı.
“İSPANYA’DAKİ YAĞIŞLAR BİRKAÇ GÜN DAHA DEVAM EDECEK”
Yaklaşık 20 gündür Kuzey Atlantik, İngiltere ve Avrupa’nın büyük bölümünden Türkiye’ye kadar yüksek basınç alanı bulunduğu bilgisini veren Türkeş, İspanya’da etkili olan hava olayı hakkında şunları söyledi:
“Yüzeyde yüksek basınç, yüksek atmosferde de kuvvetli bir sıcak sırt var. Bu bir blok etkinliği yaratıyor. Bu blok etkinliği Kuzey Atlantik’te kopmuş alçak basıncın İspanya üzerine yerleşmesine neden oluyor. Atlantik’in o bölgesi Kuzey Afrika ve Batı Akdeniz çok sıcak, buharlaşma ve yüzey sıcaklıkları da çok fazla. İber Yarımadası ve Güneybatı Avrupa üzerinde yerleşmiş olan kopmuş alçak basınç burada konvektif kararsızlık olaylarına, atmosferik dolaşımlara ve bulut kütlelerine neden oluyor. İspanya’da geçen günlerde Valensiya ve buranın gerisinde bulunan İber dağlık alanındaki kuvvetli yağışlara da bu sistem neden oldu. Yağışın bu kadar kısa sürede, bu kadar kuvvetli olmasına hem bu sistemin hem de dağ yamaç yağışlarının katkısı oldu. Ne yazık ki Valensiya, Barcelona, Balear Adaları yöresinde ve İber dağlık alanında bugün de dahil önümüzde birkaç gün daha aşırı yağışların düşme olasılığı ve yeni afetleri oluşturma potansiyeli olan bir hava söz konusu.”
Atmosferde “Rossby dalgaları” sistemi gibi geniş ölçekli dalga hareketleri bulunduğunu, bu sistemin küresel döngüsünü 3-4 haftada tamamladığını dile getiren Türkeş, ancak sistemin bu dengeyi tamamlarken özellikle döngünün bazı aşamalarında Kuzey Atlantik’teki alçak merkezde görüldüğü üzere kuzeyden bağını keserek İspanya üzerinde olduğu gibi kopuk alçak basınç (soğuk damla) yarattığını anlattı.
“CUT OFF SİSTEMLER MEVSİME VE COĞRAFYAYA GÖRE KARAKTER DEĞİŞTİRİYOR”
Bu hava olayının kış mevsiminde meydana geldiği durumlarda “soğuk kopuşlar” veya İngilizce haliyle “cut off sistemi” şeklinde tanımlandığını vurgulayan Türkeş, “Cut off, etkili olduğu bölgede günlerce kalıyor ve dolayısıyla günlerce çok soğuk, eğer kuzeydeyse karlı ve fırtınalı hava koşulları yaratıyor. Güneyde ise İspanya’da olduğu gibi Akdeniz havzasında zaman zaman çok kuvvetli yağışlar, fırtınalar doğuruyor ve onun kuzeyinde hava sıcaklıkları 0 santigrat derece civarındaysa kar yağışlarına yol açıyor. Cut off sistemler, mevsimine ve oluştuğu coğrafyaya göre karakter değiştiriyor.” diye konuştu.
Her yıl Amerika Birleşik Devletleri’nin bazı bölgelerinde kış mevsimi geldiğinde kutup kökenli kopmuş soğuk alçak basınç sistemlerinin aşırı soğuklara, buz ve kar fırtınalarına yol açtığını hatırlatan Türkeş, şöyle devam etti:
“İklim değişikliği, küresel ısınma sadece hava sıcaklıklarının artışı şeklinde ortaya çıkmıyor dolayısıyla atmosfer dolaşımındaki bozulmalar, onların kendi doğal değişkenliğindeki değişimler ve bu tür olaylar uzun süreli çok sıcak ve uzun süreli çok soğuk, yağışlı, fırtınalı koşullar bazı bölgelerde önümüzdeki yıllarda da etkili olmayı sürdürecek. Akdeniz havzasında bu tür kopmuş alçak basınçlar özellikle batı Akdeniz ve Kuzey Batı Afrika’da hem ilkbahar hem de sonbaharda oluşabiliyor. ABD’deki kopmuş alçak basınçlar ve blok etkinlikleri ise daha çok yılın soğuk mevsiminde aşırı hava olaylarına ve afetlere, felaketlere yol açabiliyor.”
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>“BM İnsani İşler Koordinasyon Ofisi, Gazze’nin kuzeyine tüm yardım sevkiyatının durduğu ve tüm yardım hizmetlerinin sonlanmak zorunda kaldığı konusunda uyarıyor.” diyen Dujarric, bunun temel nedeninin İsrail kuşatması ve insani yardım çalışanlarının yerinden edilmesi olduğunu kaydetti.
Dujarric, Gazze’nin kuzeyinden yakın zamanda yaklaşık 100 bin kişinin yerinden edildiğini bildirdi.
Gazze’nin kuzeyinde ise yaklaşık 75 bin kişinin kaldığını belirten Dujarric, 1 Ekim’den beri buraya elektrik ve yakıt sağlanmadığını söyledi.
Dujarric, Cibaliya bölgesinde su kuyuları, fırınlar ve kamuya açık mutfakların işlevsel olmadığını dile getirdi.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Saldırıların ardından Aksa Şehitleri Hastanesine 47 Filistinlinin naaşı ulaştı. İsrail’in saldırılarında çoğu çocuk ve kadın, onlarca kişi de yaralandı.
Yerel kaynakların aktardığına göre, İsrail ordusu, Nusayrat’ta farklı bölgelerden yerinden edilmiş akrabalarını misafir eden birçok evi hedef aldı. İsrail’in evleri bombalamasının ardından yardıma gelenler oldu. İsrail güçleri, bunun ardından bölgeye ikinci kez saldırı düzenledi. Ölenlerin çoğunun bu bölgeden olduğu kaydedildi.
GAZZE’DEKİ AVDE HASTANESİNE 14 CENAZE GETİRİLDİ
Gazze Şeridi’ndeki El-Avde Hastanesi, İsrail ordusunun Nusayrat Mülteci Kampı’nın kuzeyini hedef alan hava saldırıları sonrası hastaneye 14 ölü, 21’i ağır 69 yaralı getirildiğini duyurdu.
Hastane yönetiminden yazılı bir açıklama yapıldı.
Açıklamada İsrail ordusunun Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nusayrat Mülteci Kampı’nı bombalamasının ardından sabah saatlerinden bu yana hastaneye 14 Filistinlinin naaşı ile 21’i ağır olmak üzere 69 yaralı getirildiği kaydedildi.
Görgü tanıkları da İsrail savaş uçaklarının Nusayrat Mülteci Kampı’nın kuzeyine 10’dan fazla hava saldırısı düzenlediğini aktardı.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Mahkemenin hükmettiği para cezası, 2020’de Rus kanalı Tsargrad’ın ABD yaptırımları nedeniyle YouTube’dan yasaklanmasının ardından başlayan dört yıllık hukuk sürecinin ardından hesaplandı.
Rus mahkemesi, Google’ı YouTube platformunda kaldırılan söz konusu kanalları geri yüklemeye zorladı. Mahkeme Google’a her gün için 100 bin ruble (yaklaşık 1.025 dolar) ceza kesti. Cezanın her hafta katlanarak artmasıyla para cezası çığ gibi büyüdü.

20 desilyonluk miktar, Dünya Bankası’nın küresel GSYİH tahminlerinin neredeyse milyonlarca katı bir değerle ifade ediliyor. Google’ın bu miktarı karşılayabilmesi, gezegenin mevcut kaynaklarının ötesine geçiyor.
Google’dan henüz konuya ilişkin bir açıklama gelmedi.

NELER OLMUŞTU?
2022’de Rusya Ukrayna savaşının başlamasının ardından daha fazla Rus kanalının yasaklanmasıyla 17 medya kuruluşu Google’a dava açmıştı. Google, Rusya’da 2022’den bu yana fiilen inaktif durumda ve ülkedeki bankacılık hesaplarına el konulmasının ardından iflas ilan etmişti.
Şirketin Rusya’daki personelinin bir kısmı başka ülkelere taşınırken, bazı çalışanlar işten çıkarılmıştı.

Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Rusya Savunma Bakanı Andrei Belousov, yaptığı açıklamada, tatbikatın amacının “düşmanın nükleer saldırısına karşılık büyük bir nükleer saldırıyı” başlatmak olduğunu belirtti.
Tatbikatta, Yars kıtalar arası balistik füzesi, denizaltılardan ateşlenen Sineva ve Bulava balistik füzeleri ile stratejik bombardıman uçaklarından ateşlenen seyir füzeleri kullanıldı.
Rusya’dan nükleer tatbikat | Video
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
İSRAİL MEDYASI SUÇ ORTAĞI
Öte yandan siyonist İsrail’in etnik temizlik saldırılarına İsrail basını da büyük destek sağlıyor. İsrail katliam jetlerinin bombardımanları sonucunda Gazze’de yerle bir olan binaları ve tahribatı gösteren görüntüler, “İsrail ordusunun gücünü” yansıtan teknik terimler ve ifadeler eşliğinde ekranlara yansıtılıyor. Önceki gün de N12 adlı televizyon kanalından tanınmış İsrailli bir gazetecinin, İsrail askerlerinin Lübnan’ın güneyinde bir binayı havaya uçurmasına yardım ettiği görüntüler ortaya çıkmıştı. İsrail ordusu bir yandan da Gazze Şeridi’ndeki gazeteci katliamlarına devam ediyor. Hamas, İsrail ordusunun Gazze Şeridi’nde bir günde 5 gazeteciyi öldürmesini güçlü bir şekilde kınadı. Soykırımcı İsrail’in Gazze Şeridi’nde Filistinlilere karşı soykırım başlattığı 7 Ekim 2023’ten bu yana yaşamını yitiren basın mensuplarının sayısı ise 182’ye yükseldi.

NAZİ ABLUKASI DEĞİL İSRAİL İŞGALİNİN RESMİ
Gazze’nin kuzeyinden gelen bir görüntü yine insanlığın bitişinin simgesi oldu. Katil İsrail ordusunun 24 gündür Nazi ablukası uyguladığı bölgede kıyafetleri çıkarılan Filistinli erkekler tutuklanarak bilinmeyen yerlere götürülüyor.
GAZZE KASABI YİNE ATEŞKESİ REDDETTİ
İsrail basınına göre Başbakan Binyamin Netanyahu, Mısır’ın önerdiği Gazze’de kısa süreli ateşkesi reddetti. Mısır’ın İsrail ve Hamas arasında Gazze’de tutulan dört rehinenin ve bazı Filistinli mahkûmların serbest bırakılacağı iki günlük bir ateşkes önerisinin Netanyahu tarafından reddedildiği belirtildi.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>FİLİSTİN’E DESTEK YASAK
Alman polisi cumartesi günü düzenlenen Filistin’e destek mitinginde yine çok sayıda göstericiyi gözaltına aldı. Almanya “Nehirden denize özgür Filistin” sloganını paylaşanlara vatandaşlık verilmeyeceğini duyurmuştu. Uluslararası Af Örgütü de Filistin yanlısı gösterilerin kısıtlandığını bildirmişti.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Geçen hafta Gazze’yi ziyaret ettiğini belirten Wennesland, “Gördüklerim, tahmin edilenin çok ötesinde” diye konuştu. Gazze’de insani yardım operasyonlarını geliştirmek için temel bir değişimin gerekli olduğunu kaydeden Wennesland, “Orta Doğu’da son yılların en tehlikeli kavşağındayız” ifadesini kullandı.
BM Orta Doğu Barış Süreci Özel Koordinatörü Tor Wennesland, bölgede ateşkes sağlanmasının önemine vurgu yaparak, “Hepimizin tüm çabaları gerginliği azaltma ve bölgede barış ve istikrarı sağlamaya odaklanmalı” dedi.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
İspanya’nın doğusundaki Valensiya özerk yönetim hükümetinin başkanı Carlos Mazon, sel ve su baskınları sonucu bazı ilçelerde yaşamını yitirenlerin olduğunu bildirdi.

1996 YILINDAN BERİ EN BÜYÜK FELAKET
“Erişilen bazı noktalarda cansız bedenler bulundu ve başka cesetler bulunmaya devam ediliyor. Ailelere saygımızdan dolayı daha fazla bilgi vermeyeceğiz.” diyen Mazon, bölgede şiddetli yağış kaynaklı 1996 yılından bu yana en büyük felaketin meydana geldiğini duyurdu.
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

BİRÇOK KİŞİYE ULAŞILAMIYOR
İspanyol basını, sel ve su baskınları sonucu Valensiya’da ve Albacete kentinde birçok kişinin kayıp olduğunu yazdı.

HASAR KORKUTUCU BOYUTTA
Metrekareye 200 litreden fazla yağışın düştüğü doğu ve güney bölgelerinde olumsuz hava şartlarının büyük çaplı hasara yol açtığı, tarım alanlarının su altında kaldığı, yüzlerce aracın zarar gördüğü, ağaçların devrildiği, yol ve köprülerin çöktüğü, kara ve demir yolu ulaşımında ciddi aksamaların yaşandığı bilgisi paylaşıldı.

KRİZ MASASI OLUŞTURULDU
İspanya hükümeti, olumsuz hava şartlarının yol açtığı can ve mal kayıplarından dolayı kriz masasının oluşturulduğunu açıkladı.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
İsrail, Gazze’de başlattığı soykırımı, şiddetini artırarak sürdürüyor. Gazze saldırılarının yanına Lübnan, İran ve Suriye’yi de ekleyen İsrail ordusu, bir kez daha insanlık dışı uygulamalarıyla dikkat çekti. Bir yılı aşkın süredir sayısız kere Gazzeli sivillere yönelik işkence uygulamalarıyla gündeme gelen İsrail ordusunun yeni skandalı bu kez ABD basınına yansıdı. CNN’de yer alan yeni bir haberde, İsrail askerlerinin Cibaliye’yi’yi tahliye ederken Filistinli erkekleri kıyafetlerini çıkarmaya zorladığı görüntüler yer aldı.

CNN’nin yayınladığı görüntülerde, enkazın arasında oturan 200’den fazla sivilden oluşan büyük bir kalabalık görüldü. Çoğu erkek olan Filistinli sivillerin çıplak bir şekilde soğukta beklettiği anlar kameralara yansıdı.
Aralarında yaşlı ve yaralıların da olduğu görülürken CNN’e konuşan görgü tanıkları, İsrail askerlerinin sivilleri saatlerce buz gibi havada dışarıda beklettiğini söyledi.
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

Görgü tanıklarından birinin CNN’e yaptığı açıklamada, “Bize kıyafetlerimizi çıkarıp sadece iç çamaşırlarımızla kalmamızı söylediler. Bir kaç saat dışarıda oturduk, hava buz gibiydi. Biz otururken onlar bize hakaret ediyor, bize isimler takıyor ve gülerek fotoğraflarımızı çekiyorlardı” ifadelerini kullandı.
Görgü tanığına göre sivillere yönelik söz konusu muamele, güvenli bir koridoru kullanarak kamptan kaçmaya çalışmalarının ardından geldi.

İRAN MİSİLLEMESİ İÇİN YENİ AÇIKLAMA
İsrail Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi, Tel Aviv’in saldırısına yanıt vermesi halinde İran’da “vurmadıkları yerleri hedef alacaklarını” ileri sürdü. İsrail ordusundan yapılan açıklamaya göre, Halevi’nin Ramon Hava Üssünde gündeme dair açıklamalarda bulundu.

Halevi, Tahran’ın 26 Ekim’deki saldırıya karşılık vermesi halinde İsrail’in yeniden İran’ı hedef alabileceklerini söyledi. Tahran’ı İsrail’in saldırısına karşılık vermemesi konusunda “uyaran” Halevi, aksi halde İran’da “vurmadıkları yerleri hedef alacaklarını” savundu.
İsrail, İran’ın 1 Ekim’deki füze saldırılarına misilleme olarak 26 Ekim’de İran’daki askeri noktaları hedef aldığını ve saldırının başarıyla tamamlandığını açıklamıştı.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Botsvana’nın İngiltere’den bağımsızlığını kazandığı 1966’dan beri gerçekleştirilen 13. genel seçimde seçmenler, 69 sandalyeli Ulusal Meclisin üyelerini belirleyecek.
Seçimin resmi olmayan sonuçlarının, oy verme işleminin sona erdiği 19.00’dan itibaren kademeli açıklanması bekleniyor.
Sandığa katılımın yüksek olması için 30-31 Ekim’de resmi tatil ilan edildi.

ULUSAL MECLİS YENİ DEVLET BAŞKANINI SEÇECEK
Botsvana Bağımsız Seçim Komisyonunun (IEC) verilerine göre 6 partinin katıldığı genel seçimlerde belirlenecek milletvekilleri, gelecek ay Ulusal Mecliste yapılacak oylamada devlet başkanını seçecek.
Anayasa Mahkemesinin onayıyla devlet başkanlığı için 4 aday yarışacak.
2018’den beri devlet başkanı olan Mokgweetsi Masisi, 58 yıldır iktidardaki Botsvana Demokratik Partisinin (BDP) adayı olarak bir dönem daha başkanlık için yarışıyor.
Çeşitli muhalefet partilerinin ittifakından oluşan Demokratik Değişim Şemsiyesinin (UDC) adayı olan 54 yaşındaki Duma Boko, başkanlık yarışında 64 yaşındaki Masisi’nin en büyük rakibi olarak öne çıkıyor.
Bir önceki Devlet Başkanı Ian Khama’nın desteklediği Botsvana Yurtsever Cephesinin (BPF) 57 yaşındaki lideri Mephato Reatile ile Botsvana Kongre Partisinin (BCP) 53 yaşındaki lideri Dumelang Saleshando, başkanlık koltuğunun diğer adayları arasında yer alıyor.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
İstanbul’da iki sürücünün hız yarışı, kazaya sahne oldu.
Meydana gelen kazada ise 4 kişi ölümden döndü.
Başakşehir, Şahintepe Mahallesi’nde yarış yapan 2 otomobilden birinin sürücüsü, aşırı hız nedeniyle direksiyon hakimiyetini kaybetti.
Sürücünün kontrolünden çıkan otomobil, manevra yaparak oto tamirhane işçilerinin oturduğu alana uçtu.
4 KİŞİNİN YARALANDIĞI KAZA KAMERADA
Meydana gelen kazada 4 işçi, 2 otomobil arasında sıkışarak hafif şekilde yaralandı.
Kaza anı ise güvenlik kamerası tarafından saniye saniye kaydedildi.

“CANIMIZI ZOR KURTARDIK”
Kazada yaralanan 4 işçiden biri olan Arda Gümüş, “Bu cadde üzerinde özellikle akşam saatlerinde çok fazla kaza oluyor. Biz burada iş çıkışı oturuyorduk burada yarışmaya başladılar. Önce önümüzden geçtiler sonra geri döndüler, geçerken hakimiyetini kaybetti ve bizim üzerimize geldi.
Çekici üzerinde araç vardı ona bile hasar verdi biz araçların arasında kaldık canımızı zor kurtardık. Ben gözümü açtığımda bir far görmüştüm.
“CAN KOLAY BULUNAN BİR ŞEY DEĞİL”
Burada sürekli kazalar oluyor, ben kazanın olduğu gün muhtarı aradım ‘İBB’ye şikayet edin’ dedi. İBB’ye şikayet ediyoruz ama çözüm yok burası önceden kasis vardı şimdi hepsini kaldırdılar.
Burada ölümlü kaza oldu hanımefendi ve kızı okul dönüşünde yine hızlı gelen bir aracın çarpması sonucunda çocuk komada kaldı ve yaşamını yitirdi. Biz o kazaya da şahit olduk. Sürekli kaza oluyor burada ve buna rağmen hiçbir önlem alınmıyor. Can kolay bulunan bir şey değil” ifadelerini kullandı.
Öte yandan, ambulansla hastaneye kaldırılan 4 işçinin tedavilerinin ardından taburcu edildiği öğrenildi.
Kaynak: İhlas Haber Ajansı (İHA)Büşra Yıldız
Muhabir
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı dolayısıyla görüntülü mesaj yayınladı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan yayınladığı mesajında, ülke içindeki ve yurt dışındaki vatandaşların bayramını kutladı.
Türkiye’nin Cumhuriyet’in 101. kuruluş yıl dönümünü kutladığını belirten Erdoğan, Cumhuriyet’in kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve devletin kuruluşunda emeği geçen kadroları rahmetle andı.
“KAHRAMANLARIMIZI RAHMETLE ANIYORUM”
Erdoğan, Malazgirt’ten bugüne istiklalimiz ve istikbalimiz için vatan topraklarını kanlarıyla sulayan şehitlerimize ve gazilerimize Allah’tan rahmet dileğinde bulunarak, “Savunma sanayimizin lider kuruluşu TUSAŞ’a yönelik saldırıda verdiğimiz şehitlerimiz başta olmak üzere istiklalimiz uğrunda bir gül bahçesine girer gibi toprağa düşen her bir kardeşimiz kalbimizde daima yaşayacaktır. ‘İnsan büyür beşikte, mezarda yatmak için ve kahramanlar can verir yurdu yaşatmak içindir’ diyen şairin işaret ettiği gibi gönül coğrafyamızın geniş sınırlarında hüküm sürmüş devletlerimizin kurulmasında, yaşatılmasında, tarihe silinmez izler bırakmasında rol almış kahramanlarımızın her birini kemali edeple anıyorum” dedi.
Cumhurbaşkanlığı Forsundaki 16 yıldızın, Türkiye’nin 2200 yılı aşan köklü devlet geleneğini simgelediğini dile getiren Erdoğan, bu birikimi insanlığın ortak mirasına katkı sağlamak amacıyla kullanacaklarını belirtti.
“ÇOK ÖNEMLİ KAZNAIMLAR ELDE ETTİK”
Erdoğan, hem ülke sınırları içinde hem de uluslararası alanda barış, huzur ve adaletin hakim kılınması için tarihi değerlere sıkı sıkıya sarılacaklarını kaydetti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan şu ifadeleri kullandı:
Bu birikimi, soydaşlarımızın ve dostlarımızın da iştirakiyle, insanlığın ortak mirasına en büyük katkıyı sunacak şekilde kullanmayı, geliştirmeyi, güçlendirmeyi hedefliyoruz. Hem ülke sınırlarımız içinde, hem bölgemizde, hem dünyada barışın, huzurun, güvenliğin ve adaletin hakim kılınması için, milletimizin bu kadim tarihi perspektifine ve medeniyet değerlerimize daha sıkı sarılacağız. Verdiğimiz mücadelenin gayesine ulaşmasını, ne terör örgütleri, ne yayılmacı heveslerle bölgemizi kana ve ateşe bulamaya çalışanlar, ne de onları destekleyip şımartan emperyalistler engelleyebilir. Bu amaçla, nerede eksiğimiz varsa, hepsini birer birer tamamlayarak, ülkemizi muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkarmak için gece gündüz çalıştık, çalışıyoruz. Milletimizin desteğiyle geride bıraktığımız bu dönemde, çok büyük fedakârlıklar yaparak, nice sinsi oyunları ve tuzakları bozarak, nice hain saldırıları boşa çıkartarak, gerçekten çok önemli kazanımlar elde ettik.
“TERÖR BELASINI TARİHE GÖMMEMİZ GERKETİĞİNİ BİLİYORUZ”
Artık, güvenlikten teknolojiye, diplomasiden ekonomiye her alanda yapılan fedakarlıkların karşılığının alacağı bir sürecin arefesinde olunduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan şöyle devam etti:
“Türkiye Yüzyılı” olarak adlandırdığımız aydınlık yarınlara kavuşmak için önümüzde aşmamız gereken az sayıda engel, çözmemiz gereken az sayıda sorun kaldı. Ülkemizi, güvenlik tehditleri başta olmak üzere, diğer alanlarla birlikte ekonomide de çökertme girişimlerinin son 6 yılda milletimizin hayatında yol açtığı zorlukların farkındayız. Aynı şekilde, 40 yıldır enerjimizi sömüren, kardeşliğimizi kemiren, bizi hedeflerimizden uzaklaştıran terör belasını, tüm imkanlarımızı kullanarak artık tarihe gömmemiz gerektiğini de biliyoruz. Acıları değil sevinçlerimizi yarıştıracağımız, yoklukları değil zenginliklerimizi paylaşacağımız, karamsarlığı değil umutlarımızı filizlendireceğimiz bir Türkiye’nin kapılarını sonuna kadar açmak istiyoruz.Geçtiğimiz yılki Cumhuriyet Bayramı mesajımızda da ifade ettiğimiz gibi, her ne yapıyorsak, harici ve dâhili bedhahlara aldırmadan büyük ve güçlü Türkiye ülküsünü yüceltmek niyetiyle yapıyoruz.
Türkiye’nin 40 yıldır terörle mücadele ettiğini belirten Erdoğan, “Acıları değil, sevinçleri yarıştıracağımız bir Türkiye’nin kapılarını sonuna kadar açmak istiyoruz” diyerek, her türlü bedhahla aldırmadan güçlü Türkiye hedefiyle yola devam edeceklerini kaydetti.
TÜM VATANDAŞLARIN BAYRAMINI TEBRİK ETTİ
Mesajında, Hangi kökenden, meşrepten, siyasi görüşten olursa olsun, milletin tüm fertlerinin, dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın tüm dostların Türkiye’nin bu tarihi mücadelesinde yanında olacağına inandığını belirten Erdoğan, tüm vatandaşların Cumhuriyet Bayramı’nı bayramını tebrik etti.
Şehitlere Allah’tan rahmet dileyen Erdoğan, Cumhuriyetin 101. yıl dönümünün kutlu olmasını diledi.
Kaynak: İhlas Haber Ajansı (İHA)Furkan Can
Editor
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İsrail muhalefet lideri Yair Lapid, yeni yasama döneminin açılışı sırasında parlamentoda milletvekillerine hitap etti.
Lapid, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’yu hedef alarak, İsrail’i Binyamin Netanyahu’dan daha fazla zayıflatan bir başbakan olmadığını vurguladı.
“NETANYAHU, İSRAİL’İ SENDEN DAHA FAZLA ZAYIFLATAN OLMADI”
Netanyahu hükümetinin başarılarıyla övünmek istiyorsa, başarısızlıklarının da sorumluluğunu üstlenmesi gerektiğini aktaran Lapid şöyle dedi:
“Nasrallah’ın ölümünden pay çıkarmak istiyorsanız, Carmel Gat’ın ölümünden de pay çıkarın. Sinwar’ın ölümünden pay çıkarmak istiyorsanız, Nir Oz’da öldürülenlerden de pay çıkarın. Haniye’nin öldürülmesinden pay çıkarmak istiyorsanız, Nova’nın sorumluluğunu üstlenin. Bizi tarihimizin en büyük felaketine sürükleyen kişi, bizi bu felaketten kurtaracak doğru kişi olduğunu iddia edemez. Sayın Netanyahu, İsrail Devleti’ni sizden daha fazla zayıflatan bir başbakan olmadı. Bu hükümet, Aralık 2022’nin sonundan bu yana iki yıldır görevde. Bu hükümetin sayabileceği tek bir olumlu değişiklik var mı? İsrail vatandaşları için yaptığınız tek bir iyi şey var mı?”

“İSRAİL’E HİÇ DAHA FAZLA FÜZE İSABET ETTİ Mİ”
Netanyahu hükümetine yüklenmeye devam eden Lapid şunları dedi:
“İsrail’e hiç daha fazla füze isabet etti mi? İsrail’de hiç daha fazla sivil ve asker öldü mü? Vatandaşlar uzun bir süre için evlerinden tahliye edildi mi? En kötü kabuslarınızda bile yüzlerce İsrail vatandaşının terk edileceğini ve tünellerde öleceğini hiç düşündünüz mü?”
“BAKAN OLDUĞUNDAN BERİ DAHA FAZLA SALDIRI, DAHA FAZLA CİNAYET, DAHA FAZLA SUÇ, DAHA FAZLA TERÖRİZM OLDU”
Aşırı sağcı Maliye Bakanı Bezalel Smotrich’in ekonomiyi mahvettiğini savunan Lapid, aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’i de “terör saldırılarını önlemek yerine olay yerlerinde keyif çatmakla” eleştirdi. Ben-Gvir’in parlamentoda da terörizmi desteklemekten hüküm giymiş tek kişi olduğunu belirten Lapid, “İstatistikler yalan söylemiyor. Bakan olduğundan beri daha fazla saldırı, daha fazla cinayet, daha fazla suç, daha fazla terörizm oldu. Sözde yüz, eylemde sıfır” dedi.
Lapid’in sözlerinin ardından Ben-Gvir’in Lapid’e bağırması ile ikili arasında sözlü tartışma çıktı.
Kaynak: İhlas Haber Ajansı (İHA)Fatih Yıldırım
Yazar
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Türkiye Cumhuriyeti, 29 Ekim 2024’te kuruluşunun 101. yıl dönümünü kutluyor.
Geçmişe baktığımızda Türkiye Cumhuriyeti’nde birçok ismin cumhurbaşkanlığı görevinde bulunduğunu görüyoruz.
İLK CUMHURBAŞKANI: MUSTAFA KEMAL ATATÜRK
İlk Cumhurbaşkanı aynı zamanda Cumhuriyetin kurucusu Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ten şimdiki Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a kadar 12 isim, söz konusu görevi yerine getirdi.
Atatürk, 29 Ekim 1923’ten 10 Kasım 1938 tarihine kadar görevini sürdürdü.
İKİNCİ CUMHURBAŞKANI: İSMET İNÖNÜ
Atatürk’ün hayatını kaybettiği 10 Kasım 1938 sonrasında ise 11 Kasım 1938’de görevi devralan İsmet İnönü, 22 Mayıs 1950’ye kadar yönetimde kaldı.

TÜRKİYE’DE CUMHURBAŞKANLIĞI YAPAN İSİMLER
22 Mayıs 1950’den 27 Mayıs 1960’a kadar Celal Bayar, aynı yıl 27 Mayıs’tan 28 Mart 1966’ya kadar Cemal Gürsel görev yaptı.
Kenan Evren ise 9 Kasım 1982 ile 9 Kasım 1989 tarihleri arasında cumhurbaşkanlığı görevinde bulundu.
Fahri Korutürk 6 Nisan 1973-6 Nisan 1980, Cevdet Sunay 28 Mart 1966-28 Mart 1973 ve Turgut Özal 9 Kasım 1989-17 Nisan 1993 tarihlerinde cumhurbaşkanı olarak görev yaptı.
9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, 16 Mayıs 1993’ten 2000 yılının aynı tarihine kadar görevde kaldı.
Sonrasında göreve gelen Ahmet Necdet Sezer 16 Mayıs 2000-28 Ağustos 2007 yılları arasında cumhurbaşkanlığı koltuğunda bulundu.
11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül için bu tarihler, 28 Ağustos 2007-28 Ağustos 2014 şeklinde gerçekleşti.

HALKIN SEÇTİĞİ İLK CUMHURBAŞKANI: RECEP TAYYİP ERDOĞAN
2014’te dönemin Başbakanı Recep TayyipErdoğan, ilk kez halk tarafından yapılan seçimde, Türkiye’nin 12. Cumhurbaşkanı oldu.
Erdoğan, Mayıs 2023 seçimlerinde ise yine halk tarafından 13. Cumhurbaşkanı olarak seçildi.
Kaynak: Anadolu Ajansı (AA)Aslı Didari
Yazar
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Odenplan bölgesinde toplanan göstericiler, İsveç Parlamentosuna doğru yürüyüşe geçti.
Eylemciler, İsrail’in saldırılarına destek verdiği için İsveç ve ABD’yi de kınadı.
Filistin ve Lübnan bayrakları taşıyan göstericiler, “Soykırıma son verin”, “Özgür Filistin” ve “Katil Netanyahu” sloganları attı.
Gösteriye katılan İsveçli aktivist Karen Wild, AA muhabirine, İsrail’in dünya barışı önünde tehdit oluşturduğunu söyledi.
Wild, “Dünya barışı için çok endişeliyim. İsrail dünya barışı için bir tehdit. Diğer ülkelere saldırıları bazı Batılı hükümetler tarafından memnuniyetle kabul ediliyor ve bu saldırılara karşı çıkanlar susturuluyor. Filistin ve Lübnan için gösteriler yapıldığında polis ve hükümet, aktivistlere saldırıyor. Neden tarihin yanlış tarafında duruyoruz anlayamıyorum. Bazı insanlar çocukların katledilmesini alkışlıyor. Bunlar benim için kabul edilemez. Lütfen bunu yapmaktan vazgeçin.” dedi.
Her hafta cumartesi günü Stockholm’de İsrail’in saldırılarını protesto ettiklerini aktaran Wild, “Filistin halkını desteklemek için buradayım. Hep zayıf ve sesleri kesilmiş olanların yanında oldum ve şimdi Filistinlilerin desteğimize, sesimizi yükseltmemize ihtiyacı var. Bu nedenle her cumartesi gösteri yapıyoruz.” diye konuştu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>HEYELAN KAMERADA
Rize’de etkili olan sağanak, birçok noktada irili ufaklı heyelanlara neden oldu. Sağanak sonrası Çayeli ilçesine bağlı Madenli beldesi Çamlıca Mahallesi’nde yamaçtan akan toprak, köy yolunu ulaşıma kapattı. Dik araziden kopan irili ufaklı, taş-toprak ve ağaçlar yola akarken, köylüler tedbir amaçlı yola toprak dökerek önlem aldı. Yağışın şiddetini arttırdığı bölgede, heyelan DHA kamerasına yansıdı. Görüntülerde; yamaçtan kopan toprak kütlelerinin yola akması anbean kaydedildi.
Mehmet Can PEÇE/ÇAYELİ (Rize),
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ANKARA – MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, “Vefatının Yüzüncü Yılında Ziya Gökalp Sempozyumu”nda açıklamalarda bulundu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>MİLLİ İstihbarat Teşkilatı (MİT), Türk Havacılık ve Uzay Sanayii A.Ş.’ye (TUSAŞ) yönelik terör saldırısı sonrası, Suriye ve Irak’ın kuzeyinde PKK/ YPG’ye ait toplam 157 hedefi TUSAŞ üretimi ANKA SİHA’larla vurdu.
MİT, TUSAŞ’a PKK tarafından gerçekleştirilen terör saldırısı sonrasında, Suriye ve Irak’ın kuzeyinde terör örgütüne yönelik operasyonlar başlattı. Bu kapsamda, son 3 günde Suriye ve Irak’ın kuzeyinde PKK/YPG’ye ait toplam 157 noktaya operasyon düzenlendi. Özellikle PKK/YPG’nin silah ve mühimmat depoları hedef alındı. Hedefler arasında örgüt karargahları, sözde askeri eğitim kampları, lojistik/teknik depolar ile silah, mühimmat depoları bulunuyor. Ayrıca, operasyonlarda TUSAŞ üretimi ANKA SİHA’lara özellikle görev verildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Batı dünyasının en büyük yedi ekonomisi G7 ülkeleri tarafından dün yayımlanan açıklamaya göre, G7 Liderleri, dondurulmuş Rus varlıklarından yaklaşık 50 milyar dolarlık kredinin Kiev’e nasıl verileceği konusunda uzlaşmaya vardı. Kredinin yıl sonuna kadar dağıtımına başlanması hedefleniyor.
Açıklamada, kredinin “Ukrayna’nın bütçesini, askeri ihtiyaçlarını ve yeniden inşasını desteklemek amacıyla çeşitli kanallar aracılığıyla dağıtılacaktır…Ukrayna’nın zafer kazanması için gereken desteği sağlama kararlılığımızda yorulmayacağız” ifadelerine yer verildi. G7 ülkelerinin maliye bakanlarının “tüm G7 ortakları arasında tutarlılık, koordinasyon, adil kredi dağıtımı ve dayanışma sağlayan teknik bir çözüm üzerinde anlaşmaya vardıkları” belirtildi.
Açıklama, bu hafta Washington’da Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası tarafından düzenlenen uluslararası yıllık toplantıların başlamasının ardından yapıldı.
G7 Liderleri temmuz ayında gerçekleştirdikleri zirvede Rusya’nın dondurulmuş rezervlerinden elde edilen faizle, Ukrayna’ya 50 milyar dolar fon vereceklerini açıklamıştı. Ayrıca her yıl yine bu faizden 3 milyar dolar gelirin, Rusya saldırılarına karşı Ukrayna’ya yardım verilmesi de planlanmıştı. Ancak Ukrayna Savaşı’nın ardından el konulan Rus varlıklarından elde edilen faizle Ukrayna’ya kredi sağlanması konusunda teknik detaylar üzerine uzlaşmazlıklar olduğu biliniyordu.
ABD’den Ukrayna’ya 20 milyar dolar kredi… Geri ödemeler dondurulmuş Rus varlıklarından elde edilen gelirle yapılacak
ABD Başkanı Joe Biden, perşembe günü G7 paketinin bir parçası olarak ABD’nın Ukrayna’ya 20 milyar dolarlık kredi sağlayacağını açıkladı. Bu kredinin de geri ödemeleri dondurulan Rusya varlıklarından elde edilen faizle yapılacak. Biden, 20 milyar dolarlık krediye ilişkin açıklamasında “Çabalarımız, zalimlerin neden oldukları zararlardan sorumlu olacaklarını net bir şekilde ortaya koyuyor” dedi.
ABD Hazine Bakanı Janet Yellen, çarşamba günü Ukraynalı mevkidaşı Sergii Marchenko ile söz konusu kredi üzerine tarafların niyetlerini belirten bir bildiri imzaladı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Maltepe Sahil Parkı üzerinde yapılan prova uçuşu yaklaşık 20 dakika sürdü.
Prova uçuşunu izlemeye gelenler, SOLOTÜRK pilotunun F-16 savaş uçağıyla yaptığı akrobasi hareketlerini cep telefonlarıyla kaydetti.
Isı güdümlü füzeleri şaşırtmak için kullanılan alev toplarının da (Flare) atıldığı prova, izleyenler tarafından merakla takip edildi.
Cumhuriyet’in 101’inci kuruluş yıl dönümü dolayısıyla gerçekleştirilecek etkinlikler çerçevesinde görev alan SOLOTÜRK, 28 Ekim Pazartesi günü saat 16.00’da İstanbul semalarında iki uçakla selamlama uçuşu, 29 Ekim Salı günü de aynı saatte Maltepe Sahil Parkı üzerinde gösteri uçuşu yapacak.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Almanya Başbakanı Olaf Scholz, İsrail’in İran’daki askeri hedeflere yönelik gerçekleştirdiği saldırıya ilişkin sosyal medya hesabından paylaşım yaptı. Başbakan Scholz, “İsrail hükümeti bugün bize, yakın zamanda İsrail’e yapılan büyük füze saldırısına yanıt olarak İran’ın askeri tesislerine hassas ve hedefli saldırılar düzenlediğini bildirdi. Zayiat minimumda tutulmaya çalışıldı. Bu, gerilimin daha fazla artmasını önleme fırsatı sunuyor. İran’a mesajım açık: Gerginliği tırmandıracak eylemler sonsuza kadar devam edemez. Bunun artık sona ermesi gerekiyor. O zaman Orta Doğu’da barışçıl bir gelişme fırsatı olacak. Önemli olan Gazze’de ateşkesin sağlanması ve rehinelerin serbest bırakılmasıdır. Tüm tarafları bunu yapmaya çağırıyorum” ifadelerini kullandı. Lübnan’a da değinen Scholz, “Aynı şey Lübnan için de geçerli. BM’nin 1701 sayılı Kararı, olaya dahil olan herkesin davranışları açısından referans noktası olmaya devam ediyor. Hizbullah’ın Litani Nehri’nin gerisine çekilmesini bekliyoruz. Böylece barışçıl bir gelişme burada da mümkündür” ifadelerine yer verdi.
“Gerginliği ağırlaştıracak her türlü eylemden kaçınılmalı”
Fransa Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada ise, “Fransa, İsrail’in 1 Ekim saldırısına yanıt olarak bu gece İran’daki askeri hedeflere yönelik saldırıdan haberdar. Fransa, taraflara bölgede devam eden gerginliği ağırlaştıracak her türlü eylemden kaçınmaları çağrısında bulunuyor” ifadeleri kullanıldı.
Bahreyn’den ateşkes çağrısı
Bahreyn Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada İran’a yönelik saldırı kınandı. Sivilleri korumak ve bölgesel gerginliği azaltmak için derhal ateşkes çağrısında bulunuldu.
Rusya: “Tüm tarafları felaket senaryolarından kaçınmaya çağırıyoruz”
Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova ise açıklamasında, İsrail ile İran arasında devam eden tehlikeli tırmanıştan derin endişe duyduklarını ifade etti. Zaharova, “Tüm tarafları itidal göstermeye, şiddeti durdurmaya ve felaket senaryolarından kaçınmaya çağırıyoruz. İran’ı misilleme eylemlerine kışkırtmayı bırakıp kontrolsüz tırmanış sarmalından çıkmak gerekiyor” ifadelerini kullandı. – BERLİN
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>MUHALİF SİYASETÇİNİN CANSIZ BEDENİ YOL KENARINDA BULUNDU
Venezuela’da hükümete muhalif olan Halk İradesi Partisi’nin lideri Edwin Santos günler önce kayıplara karıştı. Her yerde aranan Santos’un cansız bedeni bir yol kenarında bulundu.

“İŞKENCE” İDDİASI
Parti yetkilileri, Santos’un güvenlik güçleri tarafından kaçırılıp işkence edilerek öldürüldüğünü öne sürdü. Hükümet yetkilileri ise, muhalif siyasetçinin bir trafik kazasında yaşamını yitirdiğini açıkladı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Romanya Ligi’nin 14’üncü haftasında Petrolul Ploieşti, evinde Poli Iaşi’yi ağırladı. Ilie Oana Stadyumu’nda Sorin Dan Vadana’nın yönettiği maçı Mehmet Topal’ın öğrencileri, 1-0 geriden gelerek 3-1’lik skorla kazandı. Ploieşti’ye galibiyeti getiren golleri 25’inci dakikada Gheorghe Grozav, 53’üncü dakikada Alexandru Tudorie ve 88’inci dakikada Mario Bratu kaydetti. Poli Iaşi’nin tek golü ise 20’nci dakikada Mihai Bordeianu’dan geldi. Öte yandan karşılaşmanın 38’inci dakikasında Poli Iaşi forması giyen Florian Kamberi, kırmızı kartla oyundan atıldı. Bu sonucun ardından Mehmet Topal yönetimindeki Petrolul Ploieşti, ligdeki beşinci galibiyetini alarak 22 puanla maç fazlasıyla ikinci sıraya yükseldi.
Petrolul Ploieşti, Romanya Ligi’nin 15’inci haftasında 2 Kasım Cumartesi günü deplasmanda Sepsi ile karşı karşıya gelecek.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>AK PARTİ BİRİNCİ, CHP İKİNCİ SIRADA
Ankette AK Parti’nin oy oranı 32,1 olarak ölçüldü. İkinci sıradaki CHP’nin oy oranı ise yüzde 26.9 oldu. DEM Parti yüzde 8,7 ile üçüncü sırada yer aldı.
ZAFER PARTİSİ’NİN OY ORANINDA BÜYÜK ARTIŞ
Ankette en dikkat çeken parti ise Zafer Partisi oldu. Katılımcıların yüzde 8,4’ü, bir seçim olsa oylarını Zafer Partisi’ne vereceğini söyledi.
Anketteki diğer partilerin oy oranı şu şekilde:

Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ANKARA – Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT), 23-26.10.2024 tarihleri arasında Suriye ve Irak’ın kuzeyinde PKK/YPG’ye ait toplam 157 noktaya operasyon düzenledi.
Milli İstihbarat Teşkilatı, 23.10.2024 tarihinde TUSAŞ’a yönelik PKK tarafından gerçekleştirilen menfur terör eylemi sonrasında, Suriye ve Irak’ın kuzeyinde terör örgütüne yönelik operasyonlarına aralıksız devam ettiriyor.
Bu kapsamda, MİT tarafından 23-26.10.2024 tarihleri arasında Suriye ve Irak’ın kuzeyinde PKK/YPG’ye ait toplam 157 noktaya operasyon icra edildi. Operasyonlarda PKK/YPG’nin savunma sanayi tesisleri öncelikli olarak hedef alınırken, hedefler arasında örgüt karargahları, askeri eğitim kampları, lojistik/teknik depolar ile silah/mühimmat depoları yer alıyor.
MİT’in gerçekleştirdiği harekatta, Türkiye’nin savunma sanayi kuruluşlarının ürettiği yerli ve milli ürünler aktif olarak kullanılırken TUSAŞ üretimi ANKA SİHA’lara özellikle görev verildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kahramanmaraş Platformu’nca yapılan çağırı ile Türkoğlu ilçesindeki TUSAŞ üretim tesisi yerleşkesi önünde toplanan bir grup, burada “Kahrolsun PKK” sloganları atıp çeşitli marşlar çaldı.
Grup adına konuşan Hacı Altun, TUSAŞ’a gerçekleştirilen hain saldırının, yalnızca stratejik bir kuruma değil, ülkenin bağımsızlık ve güvenlik hedeflerine yöneltilmiş bir darbe olduğunu söyledi.
Bu tür saldırıların, Türkiye’nin savunma sanayisindeki kazanımlarını baltalamak ve milli iradeyi zayıflatmak amacı güden alçak girişimlerin bir parçası olduğuna işaret eden Altun, şunları kaydetti:
“PKK’nın bu saldırıdaki rolü, örgütün ABD ve İsrail tarafından yönlendirildiğini bir kez daha gözler önüne sermektedir. Terör örgütü PKK, yalnızca bir tehdit değil, aynı zamanda dış güçlerin Türkiye karşıtı stratejilerinde bir araç olarak kullanılmaktadır. Bu alçak örgütün, bölgedeki huzuru bozma ve Türkiye’nin stratejik hedeflerini engelleme gayesiyle hareket ettiği tescillenmiştir. TUSAŞ çalışanları, bu hain saldırıya karşı kahramanca bir duruş sergilemiş, milli savunma irademizi temsil eden cesur adımlarıyla saldırganların amaçlarını boşa çıkarmıştır. Türk milletinin azmi ve kararlılığı, her türlü tehdide rağmen sarsılmadan devam etmektedir. TUSAŞ ve diğer milli kurumlarımız, güçlü ve bağımsız bir Türkiye için çalışmalarına ara vermeden devam edecektir.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ALMANYA Başbakanı Olaf Scholz, İsrail’in İran saldırısı sonrası yaptığı açıklamada, “Gerginliği tırmandıracak eylemler sonsuza kadar devam edemez. Bunun artık sona ermesi gerekiyor” dedi.
İsrail ordusu, dün gece İran’daki askeri tesislere saldırı düzenlendiğini duyurdu. İran’dan yapılan açıklamada, saldırı sonrasında 2 askerin hayatını kaybettiği belirtildi. Almanya Başbakanı Olaf Scholz saldırı ile ilgili olarak, “İsrail hükümeti bugün bize, yakın zamanda İsrail’e yapılan büyük füze saldırısına yanıt olarak İran’ın askeri tesislerine hassas ve hedefli saldırılar düzenlediğini bildirdi. Zayiat minimumda tutulmaya çalışıldı. Bu, gerilimin daha fazla artmasını önleme fırsatı sunuyor. İran’a mesajım açık: Gerginliği tırmandıracak eylemler sonsuza kadar devam edemez. Bunun artık sona ermesi gerekiyor. O zaman Orta Doğu’da barışçıl bir gelişme fırsatı olacak. Önemli olan Gazze’de ateşkesin sağlanması ve rehinelerin serbest bırakılmasıdır. Tüm tarafları bunu yapmaya çağırıyorum” ifadelerini kullandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Bahçelievler Kongre ve Nikah Sarayı’nda yapılan programın başkanlığını TBMM Adalet Komisyonu Başkanı ve AK Parti İstanbul MilletvekiliCüneyt Yüksel yaptı.
Yüksel, burada yaptığı konuşmada, cezasızlık algısını ortadan kaldırmak, toplumun güvenlik ve adalet konusundaki kaygılarını gidermek için gerekli değişiklikler yapılacağını söyledi.
Özellikle toplum güvenliğini bozan ruhsatsız silah taşıma ile trafik güvenliğini ihlal gibi bazı suçların tutuklama sebepleri olarak katalog suçlara ilave edilmesini değerlendirdiklerini belirten Yüksel, “Denetimli serbestlik uygulamalarıyla ortaya çıkan 2 yılın altındaki suçlar bakımından suçluların cezaevinde yatarının olmamasına ilişkin eleştiriler doğrultusunda yapacağımız düzenlemelerle 2 yılın altındaki suçlar bakımından da cezaevine girilmesinin hayata geçirilmesi değerlendiriliyor. Belirli suçlarda infaz hükümlerinin alınan cezanın yüzde 10 gibi kısmını cezaevinde geçirdikten sonra işlemeye başlamasıyla bunun çözüme kavuşturulmasını değerlendirmekteyiz.” diye konuştu.
” Türkiye Yüzyılı’nın anahtarı adalettir”
Yüksel, vatandaşların temel hak ve özgürlüklerinin daha da geliştirilmesinin, demokratik anlayışın güçlendirilmesinin, insan onuruna dayanan bir anayasal düzenin yerleşmesinin, hak ve özgürlükler alanında bugüne kadar kaydedilen ilerlemelerin de kalıcı hale getirilmesinin ancak yeni bir anayasayla mümkün olduğuna dikkati çekerek “Türkiye Yüzyılı’nın anahtarı adalettir ve bu adaletin anahtarı da inanıyorum ki insan haklarına dayanan sivil, demokratik ve özgürlükçü yeni anayasa olacaktır.” ifadelerini kullandı.
Türkiye olarak adaleti sadece vatan topraklarında değil tüm cihanda tesis etmek için uğraştıklarını vurgulayan Yüksel, Filistin’de, Gazze’de ve Lübnan’da yaşanan acıların insanlık ailesinin bir yarası olduğunu dile getirdi.
Yüksel, “İnsan hakları ve adalet mücadelesi yalnızca bir halkın mücadelesi değil hepimizin mücadelesidir. Tarihin hiçbir döneminde zulüm hiçbir zaman payidar olmamıştır. Bize küresel adalet mücadelemizi sürdürmek düşüyor. Bu adaletsizliklerin bir gün sona ereceğine inanıyoruz.” dedi.
Kamuoyunda 9. Yargı Paketi olarak bilinen “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”ne de değinen Yüksel, daha etkin yargılanmaların yapılması, daha kısa sürede tamamlanması, güven sağlayan adalet anlayışının toplumda oluşması için bütün gereken çalışmaların bundan sonra da yapılmaya devam edeceğini bildirdi.
“Sözüm Mecliste” programı farklı konu başlıklarıyla da yapılabilir
AK Parti İstanbul İl Başkanı Osman Nuri Kabaktepe ise katılımcı demokrasi anlayışı bağlamında Meclis temsilcileriyle İstanbul’daki dernek, sivil toplum kuruluşları ile medya temsilcilerini bir araya getirdiklerini söyledi.
Karşılıklı bir etkileşim ve yasama faaliyetlerinde güçlü bir kanal oluşmasını istediklerini dile getiren Kabaktepe, “Sözüm Mecliste” programının gelecek dönemlerde farklı konu başlıklarıyla da yapılabileceğini anlattı.
Konuşma ve değerlendirmelerin ardından soru cevap bölümüyle tamamlanan programda AK Parti İstanbul Milletvekilleri Adem Yıldırım, Yahya Çelik, Bahçelievler Belediye Başkanı Hakan Bahadır, parti temsilcileri, köşe yazarları, çeşitli dernek ve üniversite yöneticileri de yer aldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kölelikle ilgili uzayıp giden tarihi bağlarla ilgili soruları bir türlü üzerinden atamayan Kraliyet Ailesi için bu mesleki bir risk haline geldi.
Liderlerin sömürgecilik ve köleliğin mirasından en çok etkilenen ülkelerden bazılarını temsil ettiği Milletler Topluluğu zirvesinde bu daha da belirgin hale gelir.
Ancak Kral, sembolik bir özür veya tazminat taahhüdü olması gerektiğine kişisel olarak inansa bile, bunları yerine getiremez.
Hükümdarlar bakanların tavsiyesi üzerine konuşuyor ve böyle bir siyasi hassasiyet sorusunda konuşmaları, hükümet politikasının sınırları içinde kalmak zorunda.
Başka bir deyişle, senaryoya sadık kalmak zorundalar.
Bir hafta önce Başbakanlık, Samoa’daki zirvede İngiltere’den bir özür veya tazminat anlaşması olmayacağını oldukça açık bir şekilde işaret etti.
Bunun anlamı, Kral’ın özel olarak ne düşündüğü önemli değil. Bu tür tarihi haksızlıklar hakkında söyleyeceği her şey, hükümetin çizdiği çizgiyi yansıtacak.
Kral Charles diplomatik bir şekilde, “Hiçbirimiz geçmişi değiştiremeyiz” dedi zirvede. Başbakan Keir Starmer’ın “tarihimizi değiştiremeyiz” çizgisiyle uyumlu bir şekilde…
‘Üzgün olmak’ tazminat yükümlülüğünü ortadan kaldırıyor
Geçtiğimiz yıl Kenya’da Kral, sömürge dönemindeki yanlışlar için “en büyük üzüntü ve pişmanlık” duygusunu dile getirmişti.
Samoa’dakinden daha güçlü bir dille, bağımsızlık mücadeleleri sırasında Kenyalılara karşı işlenen “iğrenç ve haksız şiddet eylemlerinden” bahsetti.
Ancak hükümet politikasına uygun olarak, açık bir özür dilemedi.
“Üzüntü duymak” ifadesi, özür dilemekten dikkatlice kaçınıyor. Bunu “üzüntü” olarak ifade etmek aynı duyguyu içerse de, tazminat yükümlülüğünü ve beklentisini ortadan kaldırıyor.
Tony Blair’in 2007’de İngiltere’nin köle ticaretindeki rolü nedeniyle “derin üzüntüsünü ve pişmanlığını” resmen dile getirmesi, bir İngiltere başbakanının özüre en yakın olduğu noktaydı.
Geçmişte Kraliyet Ailesi de bu konuda bölünmüştü
Devlet başkanı olarak Kral, bu tür çağrıların sembolik odak noktasıdır. Bu devam edecek.
Ancak bu siyasi kararı değiştiremez, özellikle de İngiltere bütçeleri yoğun baskı altındayken geçmişe yönelik tazminatlar pek olası görünmüyor.
Ancak, hem bir aile hem de bir kurum olarak monarşinin, yaşananlardan sorumluluğunun daha fazla olduğuna dair bir soru var.
Tarihçi Prof. Suzanne Schwarz, 19. yüzyılın başlarında köleliği ortadan kaldırmaya yönelik öncü çabalarına gelince, Kraliyet Ailesi’nin kendisinin de bölündüğünü söylüyor.
Kral III. George’un yeğeni Gloucester Dükü, köleliği ortadan kaldırmak için en önemli kampanya yürütenlerden biriydi. Ancak III. George’un oğlu, geleceğin Kral IV. William’ı, köleliğin en coşkulu savunucularından biriydi.
‘Hiçbirimiz geçmişi değiştiremeyiz’
Diğer ülkelerde de kölelik sorununun altını çizme girişimleri oldu.
Hollanda Kralı, ülkenin başbakanıyla koordineli bir hareketle resmi bir özür diledi.
Ancak Kral Charles ve diğer kıdemli kraliyet mensupları için bu, özellikle eski bir koloniyi veya köle ticaretinin etkili olduğu bir yeri ziyaret ettiklerinde gündeme gelmeye devam eden bir soru.
Prens William ve Catherine’in 2022’deki Karayipler gezisi, ziyaretlerinin sömürge ziyaretinin görünümüne ve hissine çok fazla benzeyip benzemediği konusundaki tartışmalarla doluydu.
Ancak onlarca yıldır bu siyasi ip cambazlığını devam ettiren Kral, Samoa’da dikkatli bir yol çizdi.
“Hiçbirimiz geçmişi değiştiremeyiz. Ancak tüm kalbimizle, derslerini öğrenmeye ve devam eden eşitsizlikleri düzeltmek için yaratıcı yollar bulmaya kendimizi adayabiliriz” dedi.
Ve köleliğin mirasının hakkındaki bir konuşmada, köleliğe bir kez bile değinmedi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>HAZİNE ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Uluslararası Para Fonu (IMF) yıllık toplantıları için gittiği ABD’de bir dizi resmi temasta bulundu. Bakan Şimşek, temasları kapsamında ABD Hazine Bakanı Janet Yellen ile görüştü.
Bakan Şimşek, ABD Hazine Bakanı Janet Yellen ile görüştü. ABD Hazine Bakanlığından yapılan açıklamada, Yellen’ın IMF ve Dünya Bankası Yıllık Toplantıları marjında Bakan Şimşek ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan ile bir araya geldiği belirtildi. Açıklamada, “Yellen ve Şimşek ayrıca yaptırımlara uyumun önemini ve Türk finans sisteminin yaptırımlardan kaçanlar ile terörist gruplar tarafından kötüye kullanılmasının önlenmesini görüştü” ifadeleri kullanıldı.
Bakan Şimşek temasları kapsamında yaptığı açıklamada, “Dünya Bankası ve IMF yıllık toplantıları için bulunduğumuz ABD’de çok sayıda yatırımcı toplantısı ve ikili görüşme yaptık. Temaslarımızda programımızın sonuçlarını, program kazanımlarımızı kalıcı hale getirerek ülkemizin potansiyeline nasıl ulaşacağımızı anlattık. Ülkemize olan çok yoğun ilgi programımızın doğru ilerlediğini açıkça gösteriyor”dedi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Sugiono, BRICS’e katılma niyetinde olduklarına işaret ederek “Bu herhangi bir bloka katıldığımız anlamına gelmiyor, aksine tüm uluslararası forumlara aktif olarak katıldığımız anlamına geliyor.” dedi.
Endonezya’nın BRICS’i, gelişmekte olan ülkelerin ve Küresel Güney’in çıkarlarını savunmak için doğru platform olarak gördüğünü aktaran Sugiono, birliğin gelişmekte olan ülkeler arasındaki dayanışmayı güçlendirmek için birleştirici bir güç olarak hizmet etmesi çağrısında bulundu.
REKLAM
Sugiono, Endonezya’nın BRICS’e dahil olmasının 14 Şubat’taki devlet başkanı seçimini kazanan Prabowo Subianto’nun hükümet programlarının gerçekleştirilmesine yardımcı olacağını savunarak, “Bu bize gıda ve enerji güvenliği, yoksulluğun ortadan kaldırılması ve insan kaynaklarının geliştirilmesi konularında yardımcı olacak.” ifadesini kullandı.
Ayrıca, Bakan Sugiono, gelişmekte olan ülkeler ile gelişmiş dünya arasında bir “köprü” olarak Endonezya’nın BRICS dışındaki uluslararası forumlardaki varlığını ve gelişmiş ülkelerle diyaloğunu artırmaya kararlı olduğunu da yineledi.
16. BRICS Zirvesi sırasında Endonezya, henüz tam üye olmamasına rağmen BRICS’in 13 ortak ülkesinden biri olarak kabul edildi. Ortak ülke olarak tanınan diğer Güneydoğu Asya ülkelerinin ise Malezya, Tayland ve Vietnam olduğu belirtiliyor.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Fırtına sel ve toprak kayması riskleri getirdiğinden DOLAYI havaalanları, okullar ve tren seferleri durduruldu. ABD Donanması Ortak Tayfun Uyarı Merkezi Dana Kasırgası’nın Bengal Körfezi boyunca kuzeybatıya, Odisha eyaletine doğru saatte yaklaşık 100 km hızla estiğini söyledi.
Kasırganın bugün Odisha kıyılarında karaya ulaşacağı tahmin ediliyor. Odishalı yetkili Suresh Pujari, Odisha’da yaşayan bir milyon kişinin hükümetin kurduğu 5 binden fazla kampa yerleştirildiğini söyledi. Yerel haber medyasına göre, komşu Batı Bengal eyaleti de bölge sakinlerini tahliye etti.
REKLAM
Yaklaşık 42 milyon nüfusa sahip olan eyalet, ülkenin en fakir eyaletlerinden. Hindistan donanması ve diğer kurtarma ekipleri afet yardımı için görevlendirdi.
Kolkata Havalimanı ve Biju Patnaik Uluslararası Havalimanı da dahil olmak üzere uçuşlar iptal edildi. Hindistan Demiryolları 100’den fazla tren seferini iptal etti. Odisha ve Batı Bengal’de düzinelerce bölgede okul ve sınavlar askıya alındı.
Kasırga geçene kadar Bengal Körfezi’nde balıkçılık da dahil olmak üzere denizcilik faaliyetleri yasaklandı. Hindistan Meteoroloji Dairesi, fırtınanın evlere, yollara, ekinlere ve elektrik hatlarına zarar verebileceğini ve sel ve toprak kaymalarına yol açabileceğini söyledi.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Musk ile Putin arasındaki “gizli” görüşmelerle ilgili bilgi sahibi kişiler, konuya ilişkin WSJ’ye açıklamalarda bulundu.

Kaynaklar, Musk ve Putin’in, jeopolitik, iş ve kişisel meseleler olmak üzere birçok konuda görüş alışverişinde bulunduğunu ileri sürdü.
Washington yönetiminin, Musk’ın teknolojilerine fazla bağımlı olduğunu dile getiren kaynaklar, hükümetin bu anlamda “bir “ikilem” içinde bulunduğunu belirtti.
Kaynaklar, hükümetin, Musk-Putin temaslarından “hoşlanmadığını” ancak bunların oluşturacağı olası güvenlik ihlalleri konusunda yönetim tarafından Musk’a herhangi bir uyarının da yapılmadığını kaydetti.
REKLAM
Musk’ın Putin ile uzun süredir görüşmediğini belirtmesine rağmen kaynaklar, ikilinin temas kurmaya devam ettiğini savundu.
Kaynaklar, Rus yönetiminin 2023 sonlarında Musk’tan SpaceX’in uydu internet sistemi Starlink’i Tayvan üzerinde aktif hale getirmemesini talep ettiğini söyledi.
Habere göre, mevcut yönetimden bazı yetkililer, Musk’ın ABD hakkında “gizli bilgilere” de erişiminin olması nedeniyle bu temasların güvenlik endişesi yarattığı görüşünü paylaşıyor.
Elon Musk, Putin ile yalnızca bir kez uzay hakkında görüştüğünü, bunun da 2021 Nisan’da gerçekleştiğini açıklamıştı.
*Haberin görselleri Associated Press tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Filistin resmi ajansı WAFA’nın haberine göre, Filistin Kızılayı’ndan sağlık görevlileri, İsrail ordusuna ait bir savaş uçağının Gazze şehrinin doğusundaki Eş-Şucaiyye Mahallesi’nde Ferhat Ailesi’nin evini hedef alması sonucu aynı aileden 9 kişinin öldüğünü belirtti.
Sağlık görevlileri, saldırıda yaşamını yitirenlerin evin enkazından çıkarılarak Gazze’deki Ehli Baptist Hastanesi’ne nakledildiğini söyledi.

16 KİŞİ HAYATINI KAYBETTİ
İsrail ordusuna ait bir uçağın Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki En-Nusayrat Mülteci Kampı’ndaki El-Cemel Ailesi’nin evini bombalaması sonucu da biri çocuk 3 kişi hayatını kaybetti, çok sayıda kişi yaralandı. Toplamda 16 kişi yaşamını yitirdi.
Sağlık görevlileri, saldırıda ölen 3 kişinin cenazesinin yanı sıra yaralıları evin enkazından çıkararak kamptaki El-Avde Hastanesi’ne kaldırdı.
Gazze Şeridi’nin orta kesimdeki El-Bureyc Mülteci Kampı’nda ise İsrail savaş uçağının El-Halidi Ailesi’ne ait evi hava saldırısıyla hedef alması sonucu biri çocuk dört kişi öldü.

Kaynak: Anadolu Ajansı (AA)Abdullah Paçal
Editor
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İsrail, Gazze’de savaş suçu işlemeye devam ediyor.
Binlerce masumu öldüren İsrail, hastaneleri kuşatıyor ve vuruyor.
Gazze’deki Filistin Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, İsrail’in Kemal Advan Hastanesi’ni kuşattığı bildirildi.
Ayrıca, hastaneyi kuşatan askerlerin yönetim ofisine ateş açtığı aktarıldı.
“YIKIM, ÖLÜM VE TUTUKLAMA”
İsrail askerlerinin hastanenin boşaltmasını istediği, aksi takdirde “Şifa Hastanesi’nde yaşanan yıkım, ölüm ve tutuklamaların burada da olacağı” yönünde tehditte bulunduğu vurgulandı.
AMBULANS ÇALIŞANLARINDAN BİRİ ALIKONULDU
Ayrıca İsrail askerlerinin, hastanedeki yoğun bakım hastalarından birinin nakline yardım eden ambulans çalışanlarından birini alıkoyarak götürdüğü aktarıldı.
Sağlık Bakanlığı açıklamada, özellikle Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki sağlık kuruluşları ve çalışanlarının can güvenliğinin sağlanmasının zorunlu olduğunu vurguladı.
İLGİLİ HABERİsrail’in zulmü onları da vurdu: Gazze’nin en yaşlı ve en genç kurbanıKaynak: Anadolu Ajansı (AA)Adile Topçu
Editor
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Savaşı daha geniş bir alana yaymak isteyen İsrail, Lübnan’a olan saldırılarını sürdürüyor.
Lübnan’a saldıran İsrail, burada da kadın ve çocukları hedef almaya devam ediyor.
Lübnan resmi haber ajansı NNA’ya göre, İsrail savaş uçaklarının Baalbek’in batısındaki Saide beldesine düzenlediği saldırıda bir kişi hayatını kaybetti, aynı aileden 3 kadınla birlikte çok sayıda kişi yaralandı.
KARŞILIK VERİLİYOR
Öte yandan saldırılara karşılık Hizbullah’tan İsrail tarafındaki sivil yerleşimler ve askeri bölgeleri hedef alan füze, İHA ve topçu atışlarıyla karşılıklar veriliyor.
İSRAİL’İN SALDIRILARI
İsrail’in 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda yaklaşık 17 bini çocuk, 11 bin 378’i kadın olmak üzere 41 bin 965 Filistinli öldü, 97 bin 590 kişi yaralandı.
Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.
Hizbullah’la 8 Ekim 2023’ten beri kontrollü çatışmalara devam eden İsrail ordusu, 23 Eylül’de Lübnan’ın güney kentlerinin yanı sıra Bekaa ve Baalbek bölgelerine yüzlerce hava saldırısı düzenledi.
Lübnan Sağlık Bakanlığı verilerine göre, 8 Ekim 2023’ten bu yana 104’ü çocuk ve 194’ü kadın olmak üzere toplam 2 bin 119 kişi öldü.

İLGİLİ HABERNetanyahu’dan Lübnan halkına tehdit: ‘Gazze gibi olmak zorunda değil’Kaynak: Anadolu Ajansı (AA)Adile Topçu
Editor
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Ödül 11 milyon İsveç Kronu (1.1 milyon $) tutarında bir meblağ ile birlikte verilmekte olup, birden fazla olması halinde kazananlar arasında paylaştırılıyor.
ABD’li John Hopfield Princeton Üniversitesi’nde profesör olarak görev yaparken, İngiliz Geoffrey Hinton ise Toronto Üniversitesi’nde profesör.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Gürcistan’da siyasetin belirleyici unsurlarının başında 2008’den bu yana devam eden Güney Osetya ve Abhazya sorunu bulunuyor.
Rusya’nın askeri müdahalesiyle 2008 savaşında Gürcistan’ın toprak bütünlüğü bozulmuştu.
Moskova himayesindeki Güney Osetya ve Abhazya’da uzun bir süredir emekli ve memurlara maaş ödenmiyor olması önemli bir problem.
Gürcistan’da seçim öncesi muhalefet bu sorunun üzerine gidiyor.
Batı’nın bilhassa da ABD’nin de bu konuya ilgisi bir hayli fazla.
İktidardaki Gürcü Rüyası, bu sorunun kesin çözümü için bazı önemli adımlar attı.
Moskova ile bir temas var.
BM Genel Kurul toplantılarında da görüldü ki, Rusya da Gürcistan’ın attığı adımlara kayıtsız değil.
İktidarın hedefi 2008’de bozulan toprak bütünlüğünü sağlamak.
Yani Güney Osetya ve Abhazya’yı yeniden Gürcistan’a bağlamak.
Bunun yolu Moskova’dan geçiyor.
İktidardaki Gürcü Rüyası partisinin kurucusu ve eski Başbakan Bidzina İvanişvili, 26 Ekim’deki seçimin kazanılması halinde Gürcistan’ın Güney Osetya ve Abhazya ile uzlaşacağı sözünü verdi.
Tiflis’in bu önerisine Moskova’nın yanıtı olumluydu.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov taraflar ilişkilerin normalleştirilmesine ilgi gösterirse, Rusya “yardım etmeye hazır” ifadesini kullandı.
Bu diyalog Rus medyasında uzlaşı ve hatta anlaşma şeklinde yorumlandı.
Atılan bu adımlar, Gürcistan’ın toprak bütünlüğünü sağlamasının önünü açabilir.
Tiflis’in 2008’deki savaştan dolayı özür dileme-tazminat ödeme gibi bir dizi yükümlülükleri de yerine getirmesi gerekecek.
Tabi seçimin kazanılması birinci şart.
Seçim öncesi Güney Osetya ve Abhazya sorununun çözümü ile ilgili gündem, Gürcistan’ın ABD nezdindeki önemini daha da arttırdı.
Osetya meselesi Gürcistan ile Rusya arasında çözümü olan bir problem gibi görünse de bölgedeki Amerikan çıkarları kesinlikle göz ardı edilemez.
Güney Osetya ve Abhazya sorunun çözüm olasılığı ABD’nin tercih etmediği bir durum.
Güney Kafkasya’da sorunsal statükoların devam etmesi Washington’un bölgedeki Rus dengesine karşı gözettiği bir politika.
2008’den bu yana devam eden Osetya sorununun ortadan kalkması bölgede ABD’ye karşı Rus etkisini arttıracak.
Oysa Washington, Gürcistan’ın Saakaşvili döneminde olduğu gibi bölgesel uydu olarak kalmasını yeğliyor.
Tiflis-Moskova arasındaki uzlaşma mesajları batı destekli seçim tehdidine kadar ilerledi.
26 Ekim seçimine müdahale geleceği konuşuluyor.
Seçimin iktidar partisi tarafından kazanılması halinde Tiflis başta olmak üzere bir çok kentte protestolar başlatılacağı yönünde istihbarat verisi bulunduğuna dikkat çekiliyor.
Seçim sonrası Rusya ile Gürcistan arasında Güney Osetya ve Abhazya sorununun çözümüne dair somut hamleler ise ABD’nin Tiflis’e yönelik yaptırım seçeneğini de gündeme taşıyabilir.
Özetle Washington’un talebi şu şekilde okunuyor; “Gürcistan toprak bütünlüğünden vazgeçmeli ve ABD’nin dostu olarak kalmalı”.
Güney Kafkasya genelinde bakıldığında bölge ülkelerinin tamamının asgari müştereklerde buluşabiliyor olması hayati derecede önemli.
2020 sonrası bölgesel problemler aşılmaya başlandı.
Gürcistan seçimi de bu nedenle bölgenin tamamı için önemli.
Son yıllarda yakalanan istikrar tablosu devam mı edecek yoksa 90’larda patlak veren sorunsal statükoya geri mi dönülecek?
Gürcü halkı 26 Ekim’de sandığa giderken Güney Kafkasya’nın geleceği için de önemli olan bu soruları da yanıtlamış olacak.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Schwerin’de Devlet Tiyatro Salonu’nda yapılan resmi törene Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier, Başbakan Olaf Scholz, bazı bakanlar, devlet kurumlarının ve eyaletlerin temsilcileri katıldı.
Başbakan Scholz burada yaptığı konuşmada, ülkesinin batısı ile doğusu arasındaki hayat şartlarının eşitlenmesi gerektiğini söyledi.
Doğu eyaletlerinde gelirlerin düşük olmasının yanı sıra yönetici kademelerinde de doğu Almanların yeterince yer almadığına işaret eden Scholz, “Elbette 34 yıl sonra Alman Birliği bu anlamda tamamlanmış değil.” dedi.
REKLAM
Aşırı sağcı ve popülist partilerin Thüringen, Saksonya ve Brandenburg’da eylülde yapılan eyalet meclisi seçimlerinde yüksek oy almasına dikkati çeken Scholz, bu gelişmelerin ülkeye, ekonomiye ve Almanya’nın dünyadaki imajına zarar verdiğini anlattı.
Scholz, “Bu gelişmeyi tersine çevirmek için çok yoğun çalışmak gerekecek.” ifadesini kullandı.
Ancak halkın çok büyük bir bölümünün özgürlükçü düzeni savunduğunu belirten Başbakan Scholz, toplumun ortasında yer alanların radikallerden çok daha fazla olduğunu kaydetti.
Mecklenburg Vorpommern Eyaleti Başbakanı Manuela Schwesig de birleşmeden sonra doğu eyaletlerinde başarılı şirketlerin ortaya çıktığını ve işsizliğin gerilediğini belirtti.
Schwesig, birleşmenin ardından yaşanan ekonomik ve sosyal değişimler ne kadar zor olsa da bunların üstesinden geldik.” diye konuştu.
Doğu eyaletlerin iki Almanya’nın birleşmesinden sonra geliştiğini ifade eden Schwesig, Almanya’nın doğusunun daha da görünür hale gelmesini istediğini kaydetti.
Schwerin kentinde yapılan ve vatandaşların katılabildiği kutlamalar çerçevesinde 16 eyaletin ve ülke kurumlarının tanıtıldığı stantlar kuruldu.
REKLAMBİRLEŞME SÜRECİ
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra savaşı kaybeden Almanya 1949 yılında ikiye bölündü.
Demokratik Almanya Cumhuriyeti (Doğu Almanya) ve Federal Almanya Cumhuriyeti (Batı Almanya) olarak iki ülke kuruldu.
13 Ağustos 1961’de Berlin’de yapımına başlanan 46 kilometre uzunluğundaki duvar ile Doğu Almanya’da yaşayanların Batı’ya geçmeleri önlenmek istendi. Bu bölünmüşlük 9 Kasım 1989’da Berlin Duvarı’nın yıkılmasının ardından sona erdi.
Doğu Almanya’da 18 Mart 1990’da yapılan ilk serbest seçimlerden sonra Doğu ve Batı Almanya arasındaki görüşmeler “Birleşme Anlaşması” ile sonuçlandı.
3 Ekim 1990’da Doğu ve Batı Almanya’nın yeniden birleşme sürecinin resmen tamamlanması dolayısıyla her yıl 3 Ekim’de Alman Birliği Günü kutlanıyor.
*Haberin görseli AA tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Sosyal paylaşım platformu Telegram üzerinden yaptığı açıklamada Rışk, bazı medya kuruluşlarının yaydığı mantık dışı söylentiler hakkında genellikle yorum yapmadığını kaydetti.
Rışk, “Hamas, Filistin’de bulunuyor ve Filistin’i işgal eden düşmanla savaşıyor. Hamas’ın ya da liderlerinin Gazze’den uzaklaştırılması, İsrail’in gerçekleşmeyecek rüyası.” ifadesini kullandı.
Hamaslı lider, “mantık gereği işgalcinin gitmesinin; bu topraklarının sahiplerinin ve sakinlerinin kalmasının gerektiğine” dikkati çekti.
Kuveyt’teki “Aljarida” gazetesinin kimliğini belirtmediği kaynaklara dayandırdığı haberinde, “Hamas liderlerinin ve tüm silahlı mensuplarının Gazze’den Sudan’a güvenli bir şekilde çıkmasını gerektirecek bir ateşkes konusunda bazı yeni fikirlerin olduğuna” yer verilmişti.
İsrail, Sudan veya Hamas ile İsrail arasındaki arabulucu ülkelerden henüz habere ilişkin herhangi açıklama yapılmadı.
*Haberin görseli AA tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Açıklamada, “Zürih Başkonsolosluğumuz, aile ile temas halinde süreci yakından takip etmektedir. Aras’a acil şifalar diliyor, ailesine geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.” ifadesi kullanıldı.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Husilerin lideri Abdulmelik el-Husi, Husilere bağlı “El-Mesire” televizyon kanalında saldırılara dair konuştu.
Husi, Kasım 2023’ten bu yana Kızıldeniz ve Umman Denizi’nde hedef alınan gemilerin sayısının 188’e ulaştığını aktardı.
ABD ile İsrail’in Yemen halkına yönelik saldırılarını tırmandırmaya çalıştığını kaydeden Husi, söz konusu ülkelerin Yemen’e bu hafta 39 saldırı gerçekleştirdiğini ifade etti.
Husi, Yemen’in batısındaki Hudeyde’ye düzenlenen saldırıların Husilerin “operasyonlarını” durdurmayacağını savunarak bu yılın başından itibaren ABD’ye ait MQ-9 tipi 11 SİHA’nın da düşürüldüğünü aktardı.
REKLAMDURUM NE?
Yemen’deki İran’ın desteklediği Husiler, İsrail’in Gazze’deki saldırılarına tepki gerekçesiyle 31 Ekim 2023’ten bu yana Yemen açıklarında İsrailli şirketlere bağlı olduğunu belirttikleri ticari gemilere el koyuyor, bazılarına da insansız hava araçları ve füzelerle saldırılar düzenliyor.
Husilerin eylemlerinin ardından çok sayıda gemicilik şirketi, Kızıldeniz’deki seferlerini durdurma kararı aldı.
ABD, küresel deniz ticareti güvenliğinin tehlikeye girdiği gerekçesiyle 18 Aralık 2023’te bir grup ülkenin katılımıyla Husi güçlerine karşı “Refah Muhafızı Operasyonu” adında çok uluslu “deniz görev gücü” oluşturulduğunu açıkladı.
ABD güçleri, bu süreçte birçok kez Yemen’den atılan füze ve kamikaze dronları düşürdüğünü duyurdu.
Avrupa Birliği (AB) Kızıldeniz’de seyrüsefer güvenliği için 19 Şubat’ta Aspides misyonunu başlatırken İtalya da 5 Mart’ta parlamento kararıyla bu misyona katılarak taktik komutayı üstlendi.
Küresel ticaretin yaklaşık yüzde 12’si, Akdeniz’i Kızıldeniz’e bağlayarak Avrupa ile Asya arasındaki en kısa rotayı sunan Süveyş Kanalı üzerinden yapılıyor.
*Haberin görseli AA tarafından servis edilmiştir, arşivdendir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>App Store
Google Play
https://x.com/Haberturk hesabımızı takip edebilirsiniz.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Gazze’de çoğunluğu çocuklardan oluşan binlerce masum sivilin canına kıyan İsrail, son olarak rotasını Lübnan’a çevirdi.
Cihaz patlamaları ve Beyrut bombardımanına yanıt olarak Hizbullah’ın İsrail’i roketlerle vurmasının ardından, İsrail saldırıya geçti..
Katil İsrail ordusu, çağrı cihazı ve telsizleri patlatarak başlattığı Hizbullah’a yönelik saldırılar kapsamında Lübnan’ı havadan bomba yağmuruna tutuyor.
Uluslararası kamuoyu gelişmeleri yakından takip ediyor.
BMGK LÜBNAN İÇİN TOPLANIYOR
Bu kapsamda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK), 1 hafta içinde ikinci kez Lübnan’daki gelişmeleri ele almak için acil oturumla toplanacak.
Dönem Başkanı Slovenya Daimi Temsilciliğinden edinilen bilgiye göre, oturum yarın yerel saatle 18.00’de gerçekleşecek.
AÇILIŞI GUTERRES YAPACAK
Açılış konuşmasını Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres yapacak.
Acil oturum, Fransa tarafından talep edildi.
BMGK, 20 Eylül’de Cezayir’in talebiyle acil oturumla toplanmıştı.

İLGİLİ HABERİsrail’in Lübnan saldırılarındaki Ayn kasabası yerle bir oldu
İLGİLİ HABERİsrail, Hizbullah’ın komuta kademesinin tamamını öldürdüKaynak: Anadolu Ajansı (AA)Dilay Yalçınkaya Kaynak
Editör
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Suriye rejimine yakınlığıyla bilinen sosyal medya hesapları, İsrail’e ait hava araçlarının Tartus’ta çok sayıda askeri noktayı hedef aldığını iddia etti.
‘SALDIRILAR DEVAM EDİYOR’ İDDİASI
Saldırıların sürdüğü ve rejime ait hava savunma sistemlerinin karşılık vermeye devam ettiği ileri sürüldü.
İsrail ve Şam yönetiminden olaya ilişkin henüz açıklama yapılmadı.
İsrail’e ait savaş uçakları 9 Eylül’de Suriye’nin Hama ve Tartus illerinde birden fazla askeri noktaya 15 hava saldırısı düzenlemişti. Saldırıda 16 kişi ölmüş, 36 kişi yaralanmıştı.
Tartus ve kırsalındaki bölgelerde Suriye ordusu ile İran destekli terörist grupların yanı sıra Lübnan Hizbullah’ı unsurlarının da bulunduğu biliniyor.
İsrail, iç savaşın başladığı 2011’den bu yana Suriye’de zaman zaman İran destekli gruplara ve Suriye ordusuna ait askeri noktalara saldırılar düzenliyor.
Kaynak: Anadolu Ajansı (AA)Fatih Yıldırım
Editör
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile BM 79. Genel Kurulu dolayısıyla ABD’ye giden Emine Erdoğan, BM Sürdürülebilir Kalkınma Çözümleri Ağı Başkanı Jeffrey Sachs’ı New York‘taki Türkevi’nde karşıladı. Emine Erdoğan ile görüşen Sachs, ‘Küresel Sıfır Atık İyi Niyet Beyanı’nı imzaladı. Görüşmeye ilişkin yapılan açıklamada, Sachs’ın, 150 ülkeden 2 bin üniversiteyi içeren Küresel Sürdürülebilir Kalkınma Çözümleri Ağı’yla ‘Sıfır Atık’ projesine sunabilecekleri katkıları ele aldıklarını, bu konudaki liderliğinden dolayı Emine Erdoğan’ı takdirle karşıladığını söylediği belirtildi. Küresel kalkınmanın barış olmadan mümkün kılınamayacağını kaydeden Sachs’ın, Türkiye’nin, Ukrayna ve süregelen savaşlar başta olmak üzere çatışmalara dair arabuluculuğu ve çözüme yönelik çabalarının çok önemli olduğunu ifade ettiği aktarıldı. Görüşmenin ardından Sachs, 2023’de BM 78. Genel Kurulu’nda küresel imzaya açılan ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ilk imzacısı olduğu ‘Küresel Sıfır Atık İyi Niyet Beyanı’nı imzaladı. Emine Erdoğan, imza dolayısıyla Sachs’a teşekkür etti.
“VERDİĞİ DESTEK İÇİN TEŞEKKÜR EDİYORUM”
Emine Erdoğan, görüşme sonrasında yaptığı sosyal medya paylaşımında şunları kaydetti:
“Birleşmiş Milletler 79. Genel Kurulu kapsamında ziyaret ettiğimiz New York Türkevi’nde, BM Sürdürülebilir Kalkınma Çözümleri Ağı Başkanı (SDSN) Jeffrey Sachs ile bir araya geldik. Sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşmakta ‘Sıfır Atık’ uygulamasının kazandıracağı ivme hakkında görüş alışverişinde bulunduk. Sayın Sachs’ın 150 ülkeden 2 bin üniversiteyi içeren, küresel sürdürülebilir kalkınma çözümleri ağı ile projeye sunabilecekleri katkıları ele aldık. Küresel kalkınmanın, daha adil ve kapsayıcı bir geleceğin öncelikle barış ortamında ortak çabalarla gerçekleştirilebileceği hususunda hemfikiriz. Bu vesileyle ‘Küresel Sıfır Atık İyi Niyet Beyanı’nı imzalayan Sayın Sachs’a, daha temiz ve yaşanabilir bir dünya adına verdiği destek için teşekkür ediyorum.”

Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ÇEVRE, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, Avustralya İklim Değişikliği ve Enerji Bakanı Chris Bowen ile Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31’inci Taraflar Konferansı (COP31) başkanlığına ilişkin görüştü.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, 2026’da yapılması planlanan COP31 başkanlığı süreciyle ilgili Avustralya İklim Değişikliği ve Enerji Bakanı Chris Bowen ile video konferans yoluyla görüştü. Görüşmede, COP31 ev sahipliği için her iki ülkenin adaylığı konusunda yürütülen çalışmalar ve olası iş birlikleri üzerinde fikir alışverişinde bulunuldu. Bakan Kurum, Avustralya gibi Türkiye’nin de COP31’e ev sahipliğini önemsediğini vurgulayarak, “COP31’in ülkemizin, iklim değişikliği konusundaki başarılı çalışmalarını güçlendireceğine yürekten inanıyoruz. Biz Türkiye olarak iklim değişikliğinin artık bir milli güvenlik meselesi olduğunu düşünüyoruz. İklim değişikliğine uyumun, ülkemiz için yeşil bir kalkınma hamlesi olduğu inancıyla çalışıyoruz. Bu anlamda Türkiye olarak bütün tarafları ülkemizde toplayarak, herkesin Türkiye’nin iklim değişikliği ile mücadelesini yerinde görmesini istiyoruz” dedi.
‘GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELER İÇİN TÜRKİYE KRİTİK BİR KÖPRÜ’
Türkiye’nin gelişmekte olan ülkelere de örnek olacağına işaret eden Bakan Kurum, “Türkiye coğrafi konumu, ekonomik yapısı ve iklim çeşitliliği nedeniyle iklim krizi konusunda gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasında kritik bir köprü rolü oynamaktadır. Biz, fosil yakıt ihraç eden bir ülke değiliz. Bu nedenle, bir petrol ülkesi olmadan Yeşil Kalkınma ve yenilenebilir enerji kaynaklarının çok daha aktif ve verimli kullanılması gibi hedeflerin gerçekleştirilebileceğini tüm ülkelere göstermeyi hedefliyoruz. Diğer taraftan, önemli bir sanayi ülkesi ve ham madde üreticisiyiz. Bu özelliğimizle; sektörlerin yeşil dönüşümü konusunda ülkelere örnek teşkil edecek çalışmalarımızı daha iyi tanıtmak amacındayız” ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin, iklim değişikliğinin etkilerinin en fazla hissedildiği Akdeniz Havzası’nda yer aldığına vurgu yapan Kurum, bu nedenle iklim değişikliğine karşı sürdürülebilir ve yenilikçi çözümler geliştirildiğini anlattı.
‘SIFIR ATIK ODAKLI BİR COP PLANLIYORUZ’
Türkiye’nin Sıfır Atık odaklı bir COP önerdiğini belirten Kurum, “Sıfır Atık odaklı bir COP planlıyoruz. Hem ulaşımda hem tedarik zincirinde düşük emisyonlu bir COP planı ile yola çıktık. COP alanımızı belirledik ve alt yapısını büyük oranda düzenledik” diye konuştu.
TEKRAR GÖRÜŞME ÜZERİNE MUTABIK KALINDI
Avustralya İklim Değişikliği ve Enerji Bakanı Chris Bowen ise “COP31’e ev sahipliği yapmaya çok hevesliyiz, destek istiyoruz. Deprem bölgesindeki çalışmalarınızdan dolayı size teşekkür ederim” dedi.
İki bakan COP31 süreciyle ilgili, teknik düzeyde görüşmelerin yürütülmesi konusunda mutabık kaldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre telekonferansla görüşen iki bakan, 2026’da yapılması planlanan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin 31’inci Taraflar Konferansı’nın (COP31) ev sahipliği için her iki ülkenin adaylığı konusunda yürütülen çalışmalar ve olası işbirlikleri üzerinde fikir alışverişinde bulundu.
Bakan Kurum, Avustralya gibi Türkiye’nin de COP31’e ev sahipliğini önemsediğine işaret etti.
COP31’in Türkiye’nin iklim değişikliği konusundaki başarılı çalışmalarını güçlendireceğine inandığını aktaran Kurum, “Biz Türkiye olarak iklim değişikliğinin artık bir milli güvenlik meselesi olduğunu düşünüyoruz. İklim değişikliğine uyumun, ülkemiz için yeşil bir kalkınma hamlesi olduğu inancıyla çalışıyoruz. Bu anlamda Türkiye olarak bütün tarafları ülkemizde toplayarak, herkesin Türkiye’nin iklim değişikliği ile mücadelesini yerinde görmesini istiyoruz.” değerlendirmesini yaptı.
Kurum, Türkiye’nin gelişmekte olan ülkelere de örnek olacağına vurgu yaparak, ülkenin coğrafi konumu, ekonomik yapısı ve iklim çeşitliliği nedeniyle iklim krizi konusunda gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasında kritik bir köprü rolü oynadığını söyledi.
“Sıfır Atık odaklı bir COP planlıyoruz”
Türkiye’nin fosil yakıt ihraç eden bir ülke olmadığını anlatan Kurum, şöyle konuştu:
“Bu nedenle, bir petrol ülkesi olmadan yeşil kalkınma ve yenilenebilir enerji kaynaklarının çok daha aktif ve verimli kullanılması gibi hedeflerin gerçekleştirilebileceğini tüm ülkelere göstermeyi hedefliyoruz. Diğer taraftan, önemli bir sanayi ülkesi ve ham madde üreticisiyiz. Bu özelliğimizle; sektörlerin yeşil dönüşümü konusunda ülkelere örnek teşkil edecek çalışmalarımızı daha iyi tanıtmak amacındayız.”
Bakan Kurum, Türkiye’nin iklim değişikliğinin etkilerinin en fazla hissedildiği Akdeniz Havzası’nda yer aldığına dikkati çekerek, bu nedenle iklim değişikliğine karşı sürdürülebilir ve yenilikçi çözümler geliştirildiğini kaydetti.
Türkiye’nin Sıfır Atık odaklı bir COP önerdiğini dile getiren Kurum, “Sıfır Atık odaklı bir COP planlıyoruz. Hem ulaşımda hem tedarik zincirinde düşük emisyonlu bir COP planı ile yola çıktık. COP alanımızı belirledik ve altyapısını büyük oranda düzenledik.” dedi.
Avustralya İklim Değişikliği ve Enerji Bakanı Chris Bowen ise “COP31’e ev sahipliği yapmaya çok hevesliyiz, destek istiyoruz. Deprem bölgesindeki çalışmalarınızdan dolayı size teşekkür ederim.” diye konuştu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Fransız AFP haber ajansının elde ettiği görüntüde, bir İsrail askerinin ayağını kullanarak cesedi çatının kenarına doğru yuvarladığı ve ardından onu çatıdan aşağı ittiği görülüyor.
En az iki asker de bu anları izlemekle yetiniyor.
Haaretz gazetesi, birden fazla Filistinlinin cesedinin çatıdan atıldığını bildiriyor.
AFP olayın Cenin yakınlarındaki Kabatiyah kasabasındaki bir operasyon sonrası yaşandığını aktarıyor.
Görüntülerde aşağıdaki bir buldozerin de cesetleri olay yerinden topladığı görülüyor.
İsrail ordusu söz konusu görüntünün ordunun değerlerine uymadığını açıkladı.
Ordu “Askerlerden beklenene uymayan ciddi bir olay, araştırılıyor.” açıklaması yaptı.
Filistinli yetkililer, Perşembe günü yaşanan çatışmalarda üç Filistinli’nin öldüğünü bildirdi.
İsrail ordusu Ağustos ayı sonlarında Batı Şeria’ya büyük bir operasyon başlatmıştı.
Filistin Sağlık Bakanlığı’na göre, 7 Ekim’de savaşın başlamasından bu yana Batı Şeria’da 700’den fazla Filistinli öldürüldü.
Aynı süre içinde aralarında güvenlik görevlilerinin de olduğu 24 İsrailli öldürüldü.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov’un katılımıyla Bişkek Büyük Konser Salonu’nda yargı sisteminin 100. yıl dönümü dolayısıyla kutlama etkinliği düzenlendi.
Etkinliğe, Yargıtay Başkanı Ömer Kerkez’in yanı sıra, Çin, Azerbaycan, Moldova, Belarus, Kazakistan, Tacikistan, Özbekistan ve Ermenistan yüksek mahkemelerinin başkanları, Kırgızistan Yüksek Mahkeme Başkanı Zamirbek Bazarbekov, bakanlar, milletvekilleri, yabancı diplomatlar ve uluslararası kuruluşların temsilcileri katıldı.
Cumhurbaşkanı Caparov, burada yaptığı konuşmada, ülkedeki yargı sisteminin Sovyetler Birliği devletinin Kırgız halkına 1924’te verdiği özerkliğin ardından kurulduğunu anımsatarak, bu bağlamda Kırgız yargısının 100’üncü yılı dolayısıyla yargı teşkilatının temsilcilerini tebrik etti.
Etkinliğin ardından Caparov, Yargıtay Başkanı Kerkez’in de aralarında bulunduğu yabancı ülkelerin Yargıtay başkanları, yardımcıları ve temsilcilerini Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda kabul etti.
Caparov, yargı başkanlarına “bu tarihi etkinliğe” katılımından dolayı şükranlarını sunarak, Kırgızistan’ın diğer ülkelerle çok taraflı entegrasyon süreçlerini desteklediğini vurguladı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ABD’de kasım ayında yapılacak başkanlık seçimlerine sayılı haftalar kala Demokratların adayı ve aynı zamanda Başkan Yardımcısı Kamala Harris, “silah” açıklamasıyla gündem oldu. Harris, Michigan’da katıldığı Oprah Winfrey’ın programında silahını kullanmaktan çekinmeyeceğini söyledi. Harris, canlı yayında, “Eğer evime biri girerse vurulur” dedi. Daha sonra gülen Harris, “Bunu söylemem gerekirdi ancak, personelim bununla daha sonra ilgilenecek” dedi.
Eski ABD Başkanı ve Cumhuriyetçilerin adayı Donald Trump ile gerçekleştirdiği münazarada silah sahibi olduğunu vurgulayan Harris, programın sunucusu Winfrey’ın silah sahibi olup olmadığını bir kez daha sormasıyla silahı olduğunu yineleyerek, bir kez daha saldırı silahlarının yasaklanması gerektiğini ifade etti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Olay, sabah saat 10.30 sıralarında meydana geldi. Yunan Sahil Güvenlik ekiplerini Türk karasularında fark eden vatandaşlar, durumu 112 Acil, Jandarma ve Türk Sahil Güvenlik ekiplerine ihbar etti. İhbar üzerine bölgeye sevk edilen Türk güvenlik birimlerinin hızla müdahalede bulunduğu, Yunan botunun ise Türk ekiplerini görmesinin ardından bölgeden uzaklaştığı kaydedildi. Olay anının, çevredeki vatandaşlar tarafından cep telefonlarıyla görüntülendiği öğrenildi. – MUĞLA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>AVUSTRALYA’DA bir akvaryumda anne babasının toplam ağırlığına eşit olan 9 aylık kral penguen yavrusu ‘Pesto’ sosyal medyada ilgi odağı oldu.
Sea Life Melbourne Akvaryumu yetkilileri tarafından yapılan açıklamada, 9 aylık yavru Pesto’nun 22 kilogram ağırlığında olduğu ifade edildi. Anne ve babasının toplam ağırlığında olan Kral penguen yavrusu dünya çapında sosyal medyada ilgi odağı oldu. Açıklamada, Pesto’nun kendi ağırlığından 24 kilogram fazla balık yediğine dikkat çekildi. Küresel çevre örgütü Antarktika ve Güney Okyanusu Koalisyonu’na göre yetişkin kral penguenlerinin ağırlığı 9.5 kilogram ile 18 kilogram arasında değişiyor. Kral penguen türü İmparator penguenlerinden sonra ikinci en büyük tür olarak kaydedilmiştir.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Norveç ekiplerinden Rosenborg’un yıldızı Ole Saeter, İsrail ekibi Maccabi’den teklif aldığını ancak Filistin’e yapılan zulüm sebebiyle bu teklifi reddettiğini açıkladı.
“MASUM HAYATLARA SON VEREN BİR ÜLKEYİ TEMSİL ETMEYECEĞİM”
Ole Saeter yaptığı açıklamada, “Maccabi Haifa’nın teklifini reddettim. Çünkü masum hayatlara son veren bir ülkeyi temsil etmeyeceğim. Benim değerlerimi hiçbir para satın alamaz” ifadelerini kullandı.

“500 MİLYON TEKLİF ETSELER BİLE KABUL ETMEM”
Kanlı parayı istemediğini söyleyen Norveçli futbolcu, “Bana 500 milyon teklif etseler bile kabul etmem. Banka hesabımda kana bulanmış para istemem” ifadelerini kullandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Jose, Bulgaristan’da kayıtlı Norta Global Ltd şirketinin sahibi. Bu şirketin Tayvan’dan parça alıp çağrı cihazlarının üretiminde rol oynadığı iddia ediliyor. Ancak Bulgar yetkililer, ülkelerinde böyle bir üretim yapılmadığını açıkladı.
Hint asıllı olan Jose, 2012’den beri Norveç’te yaşıyor ve Norveç vatandaşı. Oslo’da eşiyle birlikte yaşayan Jose, birkaç şirket yönetiyor ve bir medya grubunda çalışıyor.
Arkadaşları ve iş arkadaşları, Jose’nin ABD’ye iş seyahatine gittiğini, ancak o zamandan beri kendisinden haber alınamadığını söylüyor. Orta Doğu’daki olaylar nedeniyle korkmuş olabileceği ve bu yüzden aramalara cevap vermediği düşünülüyor.
Jose’nin çağrı cihazı bombalarıyla doğrudan bir bağlantısı olup olmadığı henüz bilinmiyor. Norveç polisi, ortaya çıkan bilgiler ışığında ön soruşturma başlattı.
Olayın ciddiyeti nedeniyle Jose’nin yakın çevresi endişeli. Komşuları onu yazdan beri görmediklerini belirtiyor. Arkadaşları, Jose’nin toplumda sevilen, “büyük kalpli” biri olduğunu söylüyor.
Bu karmaşık durum, uluslararası bir soruşturmaya dönüşebilir. Şu an için Jose’nin nerede olduğu ve olaylardaki rolü belirsizliğini koruyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>DÜZCE’de, polisin şüphe üzerine durdurduğu otomobilde, 1 kilo metamfetamin ile yakalanan 2 şüpheli tutuklandı.
Düzce Emniyet MüdürlüğüNarkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, şüphe üzerine bir otomobili durdurdu. Otomobildeki aramalarda, 4 parça halinde 1 kilogram metamfetamin bulundu. Araçta bulunan M.R.Y. ve R.E. isimli 2 şüpheli, gözaltına alındı. Emniyetteki işlemleri sonrası adliyeye sevk edilen şüpheliler tutuklandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
ATATÜRK FOTOĞRAFINI ‘TEHLİKELİ KİŞİ’ OLARAK TANIMLADI
AOG hesabına Instagram tarafından gönderilen mesajda, Atatürk’ün “tehlikeli kişi” olarak tanımlandığı ve bu tür sembollerin paylaşımının topluluk kurallarına aykırı olduğu belirtildi.
GÖRENLER TEPKİ VERDİ
Kullanıcı, Instagram’ın bu kararına itiraz ederek, konuyla ilgili ekran görüntülerini başka bir sosyal medya platformunda paylaşarak, “Bu ne rezalet, hayırdır? Böyle bir şey için shop diyenler oluyor, Allah aşkına böyle insanlar değiliz” şeklinde tepki gösterdi.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Radan, geçen hafta devlet televizyonuna bağlı yayın yapan Genç Gazeteciler Kulübü’ne (YJC) ülkedeki düzensiz göçmen sorununa ilişkin açıklama yapmıştı. İçişleri Bakanlığı ve diğer ilgili kurumlarla ülkedeki düzensiz göçmen sorununa karşı önlemler almaya çalıştıklarını aktaran Radan, “Bu yıl yıl sonuna kadar ( İran takvimine göre Mart 2025) ülkede yasa dışı olarak bulunan önemli sayıda izinsiz yabancı uyruklu kişiyi sınır dışı edeceğiz” ifadelerini kullanmıştı.
MİLLİ SAVUNMA BAKANLIĞINDAN AÇIKLAMA VAR
İran‘ın 2 milyon kişiyi sınır dışı edeceğini duyurmasının ardından ortaya atılan “Göçmenler Türkiye’ye gelecek” iddiası kamuoyunda infiale neden olur bazı basın yayın organlarında da yer alan haberlere yanıt Milli Savunma Bakanlığı’ndan geldi.
“GÖÇMENLERİN TÜRKİYE’YE GELECEKLERİ ANLAMINI ÇIKARMAK YANLIŞTIR”
MSB kaynaklarının açıklamasında “Sınır dışı etme, bulunulan ülkeden kolluk marifetiyle vatandaşı olunan ülkeye, transit gidilecek ülkeye veya başka bir ülkeye gönderilme işlemidir. İran’ın 2 milyon göçmeni sınır dışı etme kararından, bu göçmenlerin Türkiye’ye gelecekleri anlamını çıkarmak yanlıştır.
“KAÇAK GÖÇMEN SAYISI SON 5 YILIN EN DÜŞÜK SEVİYESİNDEDİR”
Sınırlarımız çok yoğun teknolojik sistemlerle korunmaktadır. Alınan yoğun tedbirler sayesinde hudutlarımızdan geçmeye çalışan kaçak göçmen sayısı da son 5 yılın en düşük seviyesindedir. İran’ın göçmenler konusunda tedbirleri artırmasını olumlu olarak değerlendiriyoruz. Bu konuda dezenformasyon yoluyla algı yaratmaya çalışanlara karşı dikkatli olunması önem arz etmektedir” ifadeleri yer aldı.
Erdem AksoyHaberler.com – Politika
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Güvenlik uzmanları, bu büyük çaplı güvenlik ihlalinin arkasında İsrail dış istihbarat teşkilatı Mossad’ın olduğunu düşünüyor. İddialara göre, Macaristan’dan Tayvan’a uzanan karmaşık bir operasyonla gerçekleştirilen saldırıda Mossad, İsrail Savunma Kuvvetleri’nin (IDF) bazı birimleriyle işbirliği yaptı.
Operasyonun detaylarına göre, bu yılın bahar aylarında Lübnan’a gönderilen iletişim cihazlarına az miktarda yüksek patlayıcı yerleştirildi. Daha sonra bu düzenekli cihazlar, Hizbullah’ın çeşitli kollarındaki binlerce üyeye dağıtıldı ve Salı öğleden sonra uzaktan patlatıldı.
Kudüs’teki yetkililer olayla ilgili yorum yapmaktan kaçınırken, Hizbullah saldırının sorumlusu olarak İsrail’i işaret etti ve misilleme sözü verdi. İsmini açıklamak istemeyen bir Amerikalı yetkili, İsrail’in saldırı sonrası ABD’yi bilgilendirdiğini, ancak ayrıntı vermediğini belirtti.
Güvenlik kaynakları, bölge uzmanları ve patlayıcı madde uzmanları, böyle kapsamlı bir operasyonu yalnızca Mossad ve IDF’nin gerçekleştirebileceği konusunda hemfikir.
Hizbullah, bu beklenmedik saldırının etkilerini değerlendirmeye çalışırken, Lübnan yetkilileri de olayın detaylarını aydınlatmak için yoğun çaba sarf ediyor. MailOnline, gelişmeleri yakından takip ederek şu ana kadar elde edilen bilgileri okuyucularıyla paylaşıyor.




Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Birlik üyesi ülkelerde satılan yeni otomobillerin yüzde 33,1’i benzinli, yüzde 31,3’ü hibrit, yüzde 14,4’ü elektrikli, yüzde 11,2’si dizel, yüzde 7,1’i fişli (Plug-In) hibrit ve yüzde 2,9’u diğer yakıt türlerinin kullanıldığı araçlar olarak belirlendi.
ELEKTRİKLİ OTOMOBİLLERDE HÜSRAN
Geçen yılın aynı döneminde elektrikli otomobillerin toplam satışlardaki payı yüzde 21 seviyesindeydi. Elektrikli otomobil satışlarının ağustosta geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 43,9 düşerek 92 bin 627 adet olarak gerçekleşmesi dikkati çekti. Elektrikli otomobillerin toplam satışlardaki payının hızlı gerilemesine işaret edildi.
Yeni otomobil satışları ağustosta geçen yılın aynı dönemine göre Almanya’da yüzde 27,8, Fransa’da yüzde 24,3, İtalya’da yüzde 13,4 ve İspanya’da yüzde 6,5 azaldı.
Öte yandan, ocak-ağustos döneminde toplam satışlar geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 1,4 artarak 7 milyon 180 bin 492’ye ulaştı.
AB’DEKİ PAZAR PAYIN VOLKSWAGEN ZİRVEDE
Üreticilere göre, ağustos ayında AB’de en fazla yeni otomobil satışını 179 bin 41 araçla Volkswagen Grubu yaptı.
Volkswagen Grubu’nu, Stellantis Grubu izledi. Peugeot, Fiat, Citroen ve Opel gibi markaları bünyesinde barındıran Stellantis Grubu, 92 bin 667 otomobil sattı.
Renault Grubu, 64 bin 392 yeni otomobille üçüncü, Hyundai Grubu ise 56 bin 450 yeni otomobille dördüncü sırada yer aldı.
ACİL EYLEM ÇAĞRISI
Verilerin ardından Avrupa otomotiv endüstrisi, elektrikli araçlara olan talebin azalmasına karşı acil eylem çağrısında bulundu.
ACEA’dan yapılan açıklamada, “AB’de elektrikli otomobillerin pazar payının sürekli olarak küçülme eğilimi, endüstri ve politika yapıcılara son derece endişe verici bir mesaj gönderiyor.” ifadesi kullanıldı.
AB kurumlarının otomobiller ve minibüsler için 2025’te yeni karbon hedefleri yürürlüğe girmeden önce acil tedbir alması talep edilen açıklamada, sektörün sıfır emisyonlu araçların üretiminde gerekli artışı sağlamak için gerekli koşullardan yoksun olduğu bu alanda adım atılması gerektiği kaydedildi.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Olay günü çekilen güvenlik kamerası görüntüleri, Gregg’in annesini vurduktan hemen sonra sakin bir şekilde mutfakta dolaştığını ve telefonuyla ilgilendiğini gösteriyor. Gregg’in annesi Ashley Smylie’yi yüzünden vurarak öldürdüğü, ardından üvey babası Heath’i eve çağırdığı ve onu da yaraladığı iddia ediliyor.
Mahkemede ifade veren Heath, eve geldiğinde karısının cesedini gördüğünü ve Gregg’in ona da ateş ettiğini anlattı. Heath, Gregg’i silahı almadan önce durdurabildiğini söyledi.
Gregg’in savunma ekibi, akıl hastalığı savunması yapıyor. Psikiyatrist Dr. Andrew Clark, Gregg’in olay günü hafıza kaybı yaşamış olabileceğini belirtti. Ancak, akıl hastalığının taklit edilme ihtimalini de göz ardı etmedi.
Mahkemede ayrıca Gregg’in esrar kullandığı ve ruh sağlığı sorunları için ilaç aldığı da ortaya çıktı. Cinayet, cinayete teşebbüs ve delil karartma suçlamalarıyla yargılanan Gregg, suçlu bulunursa müebbet hapis cezasıyla karşı karşıya kalabilir.




Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Hizbullah’ın çağrı cihazları nasıl patlatıldı? Haberi Görüntüle
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığından yapılan açıklamaya göre, görüşmede Cumhurbaşkanı Erdoğan, Lübnan’da düzenlenen saldırıyla ilgili üzüntülerini ifade etti, saldırıda yaşamını yitirenlere rahmet, yaralananlara acil şifa dileğinde bulundu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ayrıca, İsrail’in çatışmaları bölgeye yayma çabalarının son derece tehlikeli olduğunu, İsrail saldırganlığını durdurmak için gayretlerin devam edeceğini söyledi.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Lübnan Sağlık Bakanlığı saldırılarda ölenlerin sayısının 12’ye yükseldiğini açıkladı. Ölenlerin 2’sinin çocuk olduğu bildirildi. Patlamalarda 8 yaşında bir kız çocuğunun da öldüğü açıklanmıştı.
Şu ana kadar 9 kişi öldü, 3 bine yakın kişi yaralandı.
3 bine yakın kişinin yaralandığı patlamalarda, yaralananların 170’inin durumun kritik olduğu ifade edildi.
İsrail tarafından benzeri görülmemiş bu saldırı, 7 Ekim’de başlayan İsrail ile Hamas arasındaki çatışmalarla bölgede artan gerilimi daha da artırma riski taşıyor.
ABD’li yetkililer, İsrail’in siber saldırısından önceden haberdar olmadıklarını söyledi.
Neler biliniyor?
Hizbullah, saldırıdan İsrail’i sorumlu tuttu ve İsrail’in eyleminin yanıtsız kalmayacağını açıkladı. CNN, saldırının İsrail istihbarat servisi Mossad ile İsrail ordusu arasındaki ortak bir operasyon olduğunu öğrendi.
Lübnan hükümeti saldırıyı “İsrail’in saldırganlığı” kınadı. İsrail, patlamalar hakkında kamuoyuna açıklama yapmayı reddetti. İran da patlamaları “İsrail terörizmi” olarak adlandırdı.
Çağrı cihazlarını kim yaptı?
Tayvan merkezleri çağrı cihazı şirketi Gold Apollo, AR-924 model çağrı cihazlarının Macaristan merkezli bir dağıtımcı olan BAC Consulting KFT tarafından üretildiğini söyledi.
CNN’e konuşan bir yetkili, Tayvan’ın Gold Apollo çağrı cihazlarını Lübnan’a veya Orta Doğu’ya gönderildiğine dair bir kayıt olmadığını söyledi.
Çağrı cihazları nasıl patladı?
New York Times’ın haberine göre, İsrail, Hizbullah mensuplarının kullandığı çağrı cihazlarına patlayıcı yerleştirdi. Cihazlara, uzaktan patlatma için bir anahtar yerleştirildi.
İran büyükelçisi yaralandı
İran devlet medyasına göre, İran’ın Lübnan büyükelçisi Mojtaba Amani, iki büyükelçilik çalışanıyla birlikte Beyrut’ta yaralananlar arasındaydı.
Lübnan’daki hastaneler çağrı cihazlarının patlamasının ardından binlerce yaralıyı tedavi etmek için uğraşıyor. Yaklaşık 200 kişinin durumu kritik.
Uçuşlar durduruldu
Air France ve Lufthansa Perşembe gününe kadar Tel Aviv’e uçuşları askıya aldı. Air France ayrıca Perşembe gününe kadar Beyrut uçuşlarını da askıya aldığını açıkladı.
*Haberin görselleri Associated Press tarafından servis edilmiştir.
Siber saldırı savaşın boyutunu nasıl değiştirecek? Haberi Görüntüle
Hizbullah’ın çağrı cihazları nasıl patlatıldı? Haberi Görüntüle
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>38 yaşındaki Kristina Joksimovic, 41 yaşındaki kocası Marc Rieben tarafından boğularak öldürüldü, parçalandı ve kafası kesildi. Kocası, kalıntıların bir kısmını endüstriyel bir blenderda püre haline getirdi ve rahmini çıkardı.
Kalıntılar, 13 Şubat’ta kızının babası tarafından korkunç bir şekilde keşfedildi. Aile dostunun MailOnline’a anlattığına göre, baba, Basel yakınlarındaki Binningen’in “altın tepesi”ndeki büyük evin çamaşır odasında, içinden sarı saçlar çıkan siyah bir çöp torbası buldu.
Yıllardır Kristina’nın ailesi ve diğer akrabalarıyla tanıştığını söyleyen aile dostu, “Siyah çöp torbasını açtığında, saçları hâlâ takılı olan kesilmiş kafasını gördü,” dedi.
Kristina’nın yakın bir arkadaşına göre, babası bu rahatsız edici keşfi, saatlerce evde kaldıktan, üç ve dört yaşlarındaki iki torunuyla akşam yemeği yedikten ve Marc ile konuştuktan sonra yaptı. Marc, eski modelin nerede olduğu konusunda defalarca bilgisizlik taklidi yapmıştı.
Ebeveynleri ilk olarak, kızlarının anaokulu onları arayıp çocukları almalarını istediğinde endişelendiler çünkü kızları okula gelmemişti.
Çocukları eve bırakırken Marc, Kristina’nın nerede olduğunu bilmediğini iddia etti ve kayınpederine içecek bir şeyler teklif etti.
“Saatlerce hiçbir şey yokmuş gibi davrandı, kayınpederiyle sohbet etti, herkes için akşam yemeği hazırladı ve çocukları yataklarına yatırdı. Kayınpederi, kayınvalidesini almaya gitti ve eve döndü.”
“Marc, Kristina’nın nerede olduğunu bilmediğinde ısrar etti ve bazen ortadan kaybolduğunu iddia etti.”
“Annesi polise kayıp ihbarı vermek istedi, ancak Kristina bir günden fazla kayıp olmadığı için bir şey yapamadılar ve Marc sonunda telefonu kapattı,” diye arkadaşı MailOnline’a anlattı.
Marc kayınvalidesiyle konuşurken, Kristina’nın babası evin her odasında kızının izlerini aradı.
Evin çamaşır odasının bulunduğu bodrumda “kalın beton duvarlı izole bir sığınak”a ulaştığında, içinden saç telleri çıkan büyük bir siyah çöp torbası gördü.
“İçinde kesilmiş kafasını bulduğunda, garaj kapısından çığlık atarak dışarı koştu ve bir yolcudan polisi aramasını istedi. Sonra eve dönüp damadıyla yüzleşti. Damat şaşkına dönmüştü çünkü muhtemelen birinin onu bulacağını düşünmemişti.”
“Polis eve gelip Marc’ı kelepçeleyerek götürürken, Marc soğukkanlılıkla kayınvalidesine şöyle dedi: ‘Eh, sadece kısa bir süre için geleceğinizi söylemiştiniz.’ Hiç pişmanlık göstermedi. Tek bir duygu bile göstermemek için ne kadar dengesiz olmak gerekir.”




Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Papua Yeni Gine‘deiki kabile arasında çıkan tartışmanın çatışmaya dönmesi sonucu en az 30 kişinin hayatını kaybettiği kaydedildi. Papua Yeni Gine‘nin orta kesimlerindeki Porgera altın madeni yakınlarında, Sakar klanı üyelerinin Ağustos ayında rakipleri Piande’ye ait araziye yerleşmesinden bu yana bölgede huzursuzluk yaşanıyordu. İki kabile arasındaki tartışma barış görüşmelerinin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından çatışmaya döndü. Polis tarafından yapılan açıklamada, çatışmada en az 30 kişinin hayatını kaybettiği kaydedildi.

“HALKA AÇIK BİR YERDE SİLAH KALDIRIRSANIZ VURULURSUNUZ”
Polis, güvenlik güçlerine çatışmanın durdurulması yönünde talimat verildiğini açıklarken alkol satışının yasaklandığını ve gece boyunca da sokağa çıkma yasağı getirildiğini duyurdu. çatışmalarda binalar ateşe verilirken bölgedeki okullar, hastaneler ve devlet daireleri kapatıldı. Papua Yeni Gine polis Komiseri David Manning açıklamasında “Kötüleşen duruma, yerel topluluklarda terör estirmek ve toprak sahiplerini mağdur etmek için şiddet kullanan yasadışı madenciler ve yerleşimcilerin neden oldu. Basitçe söylemek gerekirse, halka açık bir yerde silah kaldırırsanız veya başka bir kişiyi tehdit ederseniz vurulursunuz” diye ekledi” dedi.
YILIN BAŞLARINDA DA 26 KİŞİ HAYATINI KAYBETMİŞTİ
Papua yeni Gine’deki Kanada’ya ait en büyük ikinci maden ocağı Porgera altın madeni, çatışmaların yoğunlaşması üzerine operasyonlarını kısa süreliğine durdurdu. Bu yılın başlarında ülkenin Doğu Sepik eyaletine bağlı 3 köye düzenlenen saldırıda 16’sı çocuk 26 kişi hayatını kaybetmişti.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Erdoğan, kısa sürede beğeni toplayan paylaşımında şu ifadeleri kullandı: Sesimizle, sözümüzle, dualarımızla, insani yardımlarımızla, elimizdeki tüm imkânlarla Gazze’nin, Filistinli kardeşlerimizin yanındayız. Onların asil ve onurlu direnişine her zaman destek vermeye devam edeceğiz.





Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>LÜBNAN’A SALDIRI HAZIRLIĞI KRİZ YARATTI
İsrail siyaseti ise Sabra Şatilla katliamının üzerinden geçen 42 yılın ardından sonra Lübnan’a yönelik yeni bir katliamı tartışıyor. binyamin Netanyahu başkanlığındaki hükümette bu saldırıya karşı olan Savunma Bakanı’nın istifa iddialarını konuşuluyor.


İsrail Savunma Bakanlığı, ülkenin kuzeyindeki sivil savunma birliklerine silah dağıttı. Bu amaçla bölgeye havadan bildiriler dağıtan İsrail ordusu, Lübnan’ın güneyinde yaşayan sivillerden bölgeyi terk etmelerini istedi.

KATLİAMIN YIL DÖNÜMÜNDE YENİ KATLİAM HAZIRLIĞI
İsrail’in Lübnan’a yeni saldırı planının Sabra ve Şatilla katliamlarının yıldönümüne denk gelmesi dikkati çekti.
15 Eylül 1982’de İsrail ordusunun Ariel Şaron komutasında Lübnan’ı işgalinin ardından 16 Eylül’de Sabra ve Şatilla Filistin mülteci kampları İsrail askerlerince kuşatıldı. İsrail ordusu ve Lübnanlı Hıristiyan Falanjist milislerin işbirliğiyle 40 saat süren katliam 17 Eylül’de sona erdi.

Uluslararası Kızıl Haç Komitesi’nin tespitlerine göre 2750 sivil erkek kadın ve çocuk öldürüldü. Katliam sonrası kampa giren ilk İsrailli gazeteci Amnon Kapeliouk’a göre ölü sayısı 3 binden fazlaydı. Kimi Filistin kaynaklarına göre öldürülenlerin sayısı 7 bini geçiyordu. İsrail ordusuna göreyse ölü sayısı 300 dolayındaydı.
İsrail’in 42 yıl önceki planı yine devrede! Lübnan’a saldırı hazırlığı kriz yarattı!

Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Putin, 10. St. Petersburg Uluslararası Birleşik Kültürler Forumu’na katılmasının ardından “Rossiya-1” devlet televizyon kanalına açıklamalarda bulundu.
Ukrayna’ya Rus topraklarına uzun menzilli silahlarla saldırmasına izin verilmesi konusunun ABD ve İngiltere’de gündeme getirilmesiyle ilgili soruyu yanıtlayan Putin, bu konuda kavramların değiştirildiğini söyledi.
Putin, “Burada Kiev yönetimine Rus topraklarına saldırmasına izin verilmesi veya yasak getirilmesi söz konusu değil. Ukrayna bunu insansız hava araçları ve diğer araçlar ile zaten yapıyor. Ancak yüksek hassasiyetli uzun menzilli silahların kullanılması halinde ise farklı bir durum söz konusu.” dedi.
Ukrayna ordusunun Batı üretimli modern yüksek hassasiyetli uzun menzilli sistemleriyle saldırı düzenleme kapasitesine sahip olmadığına işaret eden Putin, “Bu ancak, Ukrayna’nın elinde olmayan uydulardan elde edilen istihbarat bilgilerinin kullanımıyla mümkün. Bunlar da ya Avrupa Birliği (AB) ya ABD veya genel olarak NATO’ya ait uydu bilgileri olabilir. Diğer önemli ve kilit unsur, söz konusu füze sistemleri sadece NATO ülkelerinin askeri personeli tarafından çalıştırılabilir. Ukraynalı askerler bunu yapamıyor.” diye konuştu.
Putin, Ukrayna yönetimine Rus topraklarına saldırı düzenlemesine izin verilmesi veya verilmemesinin söz konusu olmadığını belirterek, “Bu, NATO ülkelerinin doğrudan çatışmaya dahil olup olmayacağı yönünde kararın alınmasıyla ilgilidir. Bu kararın alınması, NATO ülkeleri, ABD, Avrupa ülkelerinin Ukrayna’daki savaşa katıldığı anlamına gelecek. Bu da çatışmanın özünü ve doğasını önemli ölçüde değiştirecek. Bu, NATO ülkeleri, ABD ve Avrupa ülkelerinin Rusya ile savaş halinde olduğu anlamına gelecek. Böyle olursa, bizim için oluşturulacak tehditlere göre gerekli kararları alacağız.” ifadelerini kullandı.
*Haberin görseli AP tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>BM Sözcüsü Stephane Dujarric, günlük basın toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtladı.
BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in daha fazla BM personelinin ölümünü engellemek için ne yapabileceğinin sorulması üzerine Dujarric, “Personelimizi korumak ve Gazze halkının çok ciddi boyutta ihtiyacı olduğu yardımı sağlamak arasında denge oturtmaya çalışıyoruz.” açıklamasında bulundu.
REKLAM
Dujarric, bunun için İsrail hükümetinin en yüksek düzeydeki görevlileriyle irtibata geçtiklerini ve geçmeye devam edeceklerini söyledi.
İsrail’in, Nusayrat Mülteci Kampı’nda UNRWA’ya ait okulda öldürülen personellerin “Hamas üyesi” olduğuna ilişkin iddiaları hakkında ise Dujarric, “Burası sığınak olarak kullanılan bir UNRWA okulu. Kötü bir niyetle kullanılsa bilirdik. Buna yönelik bir kanıt yok.” ifadelerini kullandı.
İsrail ordusunun, dün Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nusayrat Mülteci Kampı’nda yerinden edilen sivillerin sığındığı UNRWA’ya ait El-Cauni Okuluna düzenlediği saldırıda aralarında çocukların ve BM çalışanlarının da bulunduğu 18 kişi ölmüş, 18 kişi yaralanmıştı.
*Haberin görseli AA tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>La Repubblica gazetesinin haberine göre, 2021’de Roma Belediyesi seçimlerinde FdI’den belediye meclis üyeliğine seçilen Rachele Mussolini, kürtaj ve ülkede zorunlu eğitimi tamamlayan göçmen çocukların vatandaşlık alması (ius-scholae) gibi bazı haklar konusunda farklı hassasiyetleri olduğunu, buna göre FdI’nin daha sağda bulunduğunu öne sürerek, partisinden ayrıldı.

Mussolini’nin torunu, söz konusu konuları daha destekleyici ve liberal bir konumda bulunan; FdI’nin iktidar ortağı, geçen yıl ölen Silvio Berlusconi’nin merkez sağ partisi Forza Italia’ya (FI) geçti.
Rachele Mussolini’nin FI’ye geçişi, partinin lideri Antonio Tajani’nin “ius scholae” vatandaşlık reformunu desteklediğini açıklaması ve sağcı koalisyon ortakları FdI ve Lig ile fikir ayrılığı yaşadığı döneme denk geldi.
Rachele Mussolini, ilk kez 2016’da Meloni’yi destekleyen bir listeden Roma Belediye Meclis üyeliğine seçilmiş, 2021’deki yerel seçimlerde de yine Meloni’nin partisi FdI’den aday olmuş ve yüksek bir oy oranıyla belediye meclisine girmişti.
İtalya’da Ekim 2022’de iktidara gelen Meloni liderliğindeki aşırı sağcı FdI’nin köklerinin, faşist lider Benito Mussolini’nin mirasçısı olarak anılan İtalyan Sosyal Hareketi’ne (MSI) dayandığı ve FdI’nin logosundaki “alev” figürünün de MSI’den geldiği belirtiliyor.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Saldırıda 2’si çocuk 6 Filistinli yaşamını yitirdi.
İsrail savaş uçakları Gazze’nin kuzeyindeki Bi’r en-Nace bölgesinde de Filistinli “Hassan” ailesinin evini vurdu. Saldırıda 3 kişi öldü, çok sayıda kişi de yaralandı.
*Haberin görseli AA tarafından servis edilmiştir, arşivdendir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Düzenlenen yardım kampanyasında Sarıoğlan Boyalı Camii İmamı Yunus Bilici öncülüğünde buğday üreticilerinden Gazze’deki zulüm altındaki Müslümanlar için buğday toplandı. Eski ismiyle Boyalı köyünde toplanan yardımlarla Gazze’de faaliyet gösteren Şemsi Mevlana Derneği aracılığıyla Boyalılar adına yemek verilecek.
Boyalı Camii imamı Yunus Bilici, “Köylülerimiz dayanışma örneği göstererek Gazze’deki zulüm altındaki kardeşlerine katkıda bulundu. Organizasyonumuza yardım eden kardeşlerimizden Allah razı olsun” dedi. – KONYA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İSRAİL’İN Gazze Şeridi’nde düzenlediği hava saldırılarında UNRWA’ya ait bir okulun vurulduğu, 6 UNRWA çalışanının öldüğü açıklandı. BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, yaşananın kabul edilemez olduğunu, vurulan okulda 12 bin yerinden edilmiş sivilin bulunduğunu söyledi.
UNRWA’dan yapılan açıklamada, “Gazze’de UNRWA’nın altı çalışanı bugün İsrail’in hava saldırısında orta kesimlerdeki Nuseirat’ta bir okul ve çevresini vurması sonucu hayatını kaybetti. Bu, tek bir olayda personelimiz arasında meydana gelen en yüksek ölü sayısıdır. Ölenler arasında UNRWA barınağının müdürü ve yerinden edilmiş insanlara yardım sağlayan diğer ekip üyeleri de bulunmaktadır. Ailelerine ve sevdiklerine içten başsağlığı diliyoruz. Bu okul savaş başladığından bu yana beş kez vuruldu. Çoğunluğu kadın ve çocuklardan oluşan yaklaşık 12 bin yerinden edilmiş insana ev sahipliği yapmaktadır. Gazze’de hiç kimse güvende değil” denildi.
BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ise okulda halihazırda 12 bin yerinden edilmiş sivilin bulunduğuna dikkat çekerek, “Gazze’de yaşananlar kesinlikle kabul edilemez. Yaklaşık 12 bin kişinin barındığı bir okul bugün yine İsrail hava saldırıları tarafından vuruldu. Altı UNRWA çalışanımız öldürülenler arasında” ifadelerini kullandı.
Birleşmiş Milletler’e göre, Gazze’de 7 Ekim’de başlayan İsrail saldırıları sonrası yaklaşık 500 sağlık çalışanı hayatını kaybetti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ULAŞTIRMA ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Küresel Altyapı İş Birliği Konferansı GICC 2024 kapsamında gerçekleştirdiği Kore Cumhuriyeti ziyaretinin 2’nci gününde Busan’da bulunan ve Kore Savaşı’nda şehit düşen 989 Türk askerinden 462’sinin anıt mezarının bulunduğu Birleşmiş Milletler Anıt Mezarlığı’nı ziyaret etti.
Bakan Uraloğlu, şehitlerin bulunduğu anıt mezara çelenk bırakırken, kabirlere tek tek çiçek koydu. Bakan Uraloğlu, anıt mezarlığı ile ilgili yetkililerden bilgi alırken, ziyaretin önemine ilişkin yaptığı açıklamada, “Çoğu 20’li yaşlarda olan birçok askerimiz burada yatıyor. Kore Cumhuriyeti’ne gelmek, bu ziyareti yapmak, şehitlerimizi burada anmak benim için de çok anlamlı. Kore Savaşı’nda bizim ailemizin de bir gazisi var, dayım İsmail Köroğlu da burada savaşmıştı. Hatıralarını kendisinden dinlemiştim. Burada yatan şehitlerimiz, iki millet arasındaki kardeşliğin ebedi bir simgesi olarak sonsuza kadar hatırlanacak” ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin geçmişte olduğu gibi bugün de uluslararası alanda barışa ve mazlumlara olan desteğine dikkat çekerek iki ülke arasındaki dayanışmanın köklü ve kalıcı olduğunu vurgulayan Bakan Uraloğlu, bundan sonra başka savaşların olmaması; tüm dünyanın huzur, dostluk ve barış içinde yaşaması temennisinde de bulunarak, “Günümüz şartlarında ve gelişmiş teknolojilerle dahi 10 saatlik uçuş mesafesinde bulunan Kore’ye, o dönemde yardım etmeye geldik. Kore Savaşı’na katılmamız sadece askeri bir destek değil, aynı zamanda dünyanın iki ayrı ucundaki iki milletin güçlü dostluğunun ve dayanışmasının en somut göstergesidir. Bugün bu bağlarımız her alanda güçlenerek devam ediyor. Şehitlerimizin ve gazilerimizin gösterdiği bu fedakarlık, bizim için sonsuza kadar gurur kaynağı olacaktır. Makamları yüksek olsun” dedi.
Ziyaretin devamında Birleşmiş Milletler Anıt Müzesi’ni gezen Uraloğlu, şehitlerin aziz hatırasına hürmeten anı defterini imzaladı. Bakan Uraloğlu, anı defterine yazdığı mesajında şu ifadelere yer verdi:
“Aziz Şehitlerimiz, Koreli Kardeşlerimizi için yaklaşık 10 bin kilometre mesafeden gelerek burada şehit oldunuz. Rabbim makamınızı yüksek eylesin. Türk’ün kahramanlığını burada da gösterdiniz. Dayım İsmail Köroğlu da burada savaştı. Allah rahmet etsin. Tesis edilen Türk-Kore kardeşliğinin daim olması temennisi ile şehitlerimizi tekrar rahmetle anıyorum.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>DIŞİŞLERİ Bakanı Hakan Fidan, resmi temaslarda bulunmak üzere gittiği Taşkent’te Özbekistan Dışişleri Bakanı Bahtiyor Saidov ile bir araya geldi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Bodrum açıklarında düzensiz göçmenler olduğu ve yardım talebinde bulunulduğu bilgisinin alınması üzerine Sahil Güvenlik Botu (KB-35) bölgeye hareket etti. Ekipler tarafından lastik bot içerisindeki 1 düzensiz göçmen kurtarıldı. Ayrıca ülkeyi yasa dışı yollarla terk etmeye çalışan 1 şahıs yakalandı.
Karaya çıkarılan göçmen, Muğla İl Göç İdaresi Müdürlüğü’ne gönderilirken ülkeyi yasa dışı yollarla terk etmeye çalışan 1 şahıs gözaltına alındı. – MUĞLA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Gazze Sivil Savunma Sözcüsü Mahmud Bassal, Nuseyrat mülteci kampında evlerinden olmuş binlerce Filistinli’nin sığındığı El Jauni okuluna düzenlenen saldırıda 18 kişinin öldüğünü açıkladı.
İsrail Ordusu ise “okuldan saldırı planlayan teröristlere karşı” saldırı düzenlendiğini ve sivil kayıplarından kaçınmak için önlemler alındığını iddia etti.
BM Genel Sekreteri Antonio Guterres saldırının “uluslararası insani hukukun dramatik bir ihlali olduğunu” söyledi.
UNRWA olayın, savaşın başladığı Ekim ayından bu yana “tek bir olayda en çok personelinin öldüğü” saldırı olduğunu belirtti. Kuruluş, aynı okulun son 11 aydır beşinci kez vurulduğunu kaydetti.
Temmuz ayında da İsrail’in Hamas üyeleri tarafından kullanıldığını iddia ettiği okula yönelik saldırıda 16 kişi ölmüştü.
Hamas ise okulların ve diğer sivil yapıların askeri amaçlarla kullanıldığı iddiasını reddediyor.
İsrail’in BM Büyükelçisi Danny Dannon, Genel Sekreter Guterres’in saldırıya yaptığı eleştiriye karşılık verdi ve “BM’nin İsrail’in teröristlere karşı savaşını kınamaya devam etmesinin insafsızca olduğunu” söyledi.
Gazze Sağlık Bakanlığına göre İsrail’in Hamas’ın 7 Ekim saldırısından sonra giriştiği saldırılarda şu ana dek 41.080 kişide fazla insan öldü.
BM Sözcüsü Stephane Dujarric de “sivillleri ve BM tesislerini hedef alan tüm hava saldırılarını kınadığını” belirtti.
UNRWA, iki hava saldırısında çoğunluğu kadın ve çocuk 12 bin kişiye ev sahipliği yapan okul ve etrafındaki yapıların iki hava saldırısında hedef alındığını bildirdi.
Açıklamada “Ölenler arasında UNRWA sığınak yöneticisi ve yerlerinden olmuş insanlara yardım sağlayan diğer ekip üyeleri de var” denildi.
UNRWA saldırıdan birkaç saat önce yayımladığı raporda Gazze’deki okullarının neredeyse % 70’inin vurulduğunu açıklamıştı.
Kuruluş ayrıca 214 çalışanının ve okullar ile diğer tesislere sığınan en az 563 yerlerinden edilmiş Filistinli’nin savaş sırasında öldürüldüğünü belirtti.
İsrail daha öne UNRWA’ya Hamas’a destek olma suçlaması yöneltmişti.
Kurum suçlamaları reddederken, Birleşmiş Milletler 7 Ekim saldırısında rol oynamış olabilecekleri şüphesiyle 13 bin çalışanı olan kurumdaki 9 kişinin kovulduğunu, 10 çalışanın da delil yetersizliğinden suçsuz bulunduğunu açıklamıştı.
İsrail ayrıca yüzlerce UNRWA çalışanının “terör örgütlerine üye olduğunu” iddia etmiş, ancak BM’nin Nisan’da yaptığı incelemede, İsrail’in bu iddiasına kanıt sunmadığı belirtilmişti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Yangın, saat 15.00 sıralarında Karaardıç köyü yakınlarında başladı. Henüz bilinmeyen bir nedenle başlayan orman yangını için Nallıhan, Göynük ve Mudurnu ilçelerinden bölgeye çok sayıda itfaiye ve arazöz ekibi sevk edildi. Ekiplerin hızlı müdahalesi neticesinde yangının etrafı çevrildi. Yangını söndürmek için istenen helikopterlere gerek kalmadan, karadan müdahaleyle bazı noktalarda yangın kısmen kontrol altına alındı. Alevlerin etki ettiği alan ise havadan görüntülendi.
Ekiplerin söndürme ve soğutma çalışmaları sürüyor. – BOLU
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>DIŞİŞLERİ Bakanı Hakan Fidan, resmi ziyarette bulunmak üzere gittiği Mısır’ın başkenti Kahire’de Arap Ligi 162. Dışişleri Bakanları Konseyi Toplantısı’na katıldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Türkiye Diyanet Vakfı (TDV) tarafından, “Dua ve Yardımlarınızla Filistin’in Yanındayız” sloganıyla mazlum Filistin halkının ihtiyaçları için başlatılan yardım kampanyasına Halis Erarslan isimli vatandaş 50 bin TL bağışta bulundu.
İlçe Müftüsü Süleyman Eroğlu bağış kabul esnasında göstermiş oldukları duyarlılıktan dolayı Halis Erarslan’a teşekkür ederek bu zulme karşı her Müslümanın kendi imkanınca duruş sergilemesi ve duyarlı olması gerektiğini ifade etti.
Müftüsü Eroğlu, hayır sahibi Halis Erarslan’a Kur’an-ı Kerim hediye ederek teşekkür etti. – ÇORUM
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>BOLU’nun Göynük ilçesinde orman yangını çıktı. Bölgeye sevk edilen ekipler, yangına müdahale ediyor.
Göynük ilçesi Karaardıç köyü mevkisinde saat 15.00 sıralarında bilinmeyen nedenle orman yangını çıktı. Alevler, rüzgarın etkisiyle yayılırken, köylülerin ihbarıyla bölgeye Göynük’ün yanı sıra çevre ilçelerden itfaiye ekipleri ile Bolu Orman Bölge Müdürlüğü’ne ait arazözler sevk edildi.
Ekiplerin yangına müdahalesi devam ediyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Tartışma, Brüksel’in mülteci politikasının gereklerini yerine getirmemesi nedeniyle Macaristan’a yaz aylarında 200 milyon euro (7,5 milyar lira) ceza vermesiyle başladı.
Ödemenin yapılmamasıyla birlikte Brüksel, bu ceza tutarını Macaristan’a verilecek AB yardımlarından tahsil etti.
Bu hamle, Budapeşte yönetimi tarafından tepkiyle karşılandı.
Macaristan yetkilileri, ülke sınırlarına dayanıp sığınma hakkı isteyen mültecileri otobüslerle Brüksel’e taşıyacaklarını açıkladı.
Bu açıklamaya Belçika’dan hükümet düzeyinde sert tepkiler geldi.
‘Otobüsler Brüksel’e mülteci taşımaya hazır’
Geçen hafta sonu Macaristan Mülteci İşler Sorumlusu Bence Retvari, ülkesinin 2015’ten beri yaklaşık bir milyon mültecinin Macaristan’a, dolayısıyla AB’ye kaçak girmesini engellediğini vurguladı.
Retvari, Macaristan’ın bunu AB’nin karşı çıktığı ve “hukuksuz bir uygulama” diye nitelendirdiği önlemlerle başardığını söyledi.
Macar yetkili ayrıca üzerinde Macaristan’ın Sırbistan sınırındaki gümrük kapısı Röszke ve Belçika’nın başkenti Brüksel’in isimlerinin yazılı olduğu onlarca otobüs önünde yaptığı basın toplantısında, içi mülteci dolu otobüslerin Belçika’ya yola çıkmaya hazır olduğunu söyledi.
Macaristan’ın tartışmalı uygulamalarına göre, Sırbistan üzerinden Macaristan topraklarına girmek isteyen mülteciler sığınma hakkı talebini sadece sınırın Sırbistan tarafında kurulan istasyonlarda yapabiliyor.
Başvuruya gelecek resmi cevaba kadar da o bölgede kurulan geçici kamplarda kalmaları gerekiyor. Eğer mülteci başvurusu yapmak isteyen kişi Macaristan topraklarına kaçak olarak girmişse, bu durumda tüm haklarını kaybediyor ve her durumda kendisine otomatik ret alıyor.
AB ise bu uygulamayı “hukukun ihlali” olarak tanımlıyor ve sınır dışında kurulan bu istasyonların yaşanılamaz yerler olduğunu, çocukların ve hastaların bakımı için de yetersiz olduğunu belirtiyor.
Daha sonra mahkemelere taşınan tartışmada Macaristan, AB’nin mültecilerle ilgili kararlarını yerine getirmediği için para cezası ödemeye mahkum edildi.
Budapeşte, Ağustos’ta vadesi geldiği halde verilen cezayı ödemedi.
Bunun üzerine de Brüksel bu paranın Macaristan’ın önemli bir kısmı başka hukuk ihlalleri nedeniyle halihazırda dondurulmuş olan AB fonlarından kesilmesine karar verdi.
Günlük 1 milyon euro gecikme cezası
Cezanın yanı sıra Macaristan’a kararları uygulamadığı her gün için bir milyon euro gecikme cezası da verildi.
Macar hükümeti ise bu karara sert tepki gösterdi.
AB’nin karşı çıktığı mülteci istasyonları Röszke yakınlarındaki Sırbistan topraklarında kurulu.
Cezayı ödemek yerine şimdiye kadar yapmadıklarını yapabileceklerini ifade eden Macar yetkililer “Sınıra dayanan mültecilere Macaristan’a girmelerine izin veririz, ancak Macar topraklarında kalamazlar. Otobüslere doldurur Brüksel’e kadar onları ücretsiz taşırız” diyor.
Belçika hükümeti: Macarlar provokasyon hazırlıyor
Belçika Dışişleri Bakanı Hadja Lahbib ise Macar hükümetinin AB üyesi olarak üstlendiği yükümlülükleri yerine getirmesini, provokatif önlemlere başvurmaması gerektiğini söyledi.
Belçika hükümeti mülteci işler sorumlusu Nicole de Moor da Macar hükümetinin bu işlemi gerçekleştirmesi halinde Brüksel’e mülteci taşıyan otobüslerin bir dizi Schengen ülkesinden geçmek zorunda kalacağını ve bu işlemin gerekleşme şansı olmayacağını vurguladı.
Moor, “AB kendi topraklarında kaçak mülteci taşıyan otobüs seferlerine izin vermez” dedi.
Brüksel Belediye Başkanı Philippe Close da Belçika Başbakanı Alexander de Croo’ya çağrı yaptı ve otobüslerin kalkması durumunda mutlaka sınırda durdurulmasını talep etti.
Avrupa’da mülteciler sorunu gündemde yine üst sıralara tırmanabilir mi?
Macarların bu çıkışı savaş ve ekonomik gerginlikler arasında bir süredir geri plana düşen mülteciler meselesini AB siyasi gündeminin belli başlı maddelerinden biri haline getirebilir.
Uzmanlara göre Almanya’daki son iki eyalet seçiminde ilk sıralara yükselen mülteci karşıtı Almanya İçin Alternatif (AfD) partisinin başarısı ve Fransa’daki son seçimlerde mülteci karşıtı aşırı sağın destek kazanması, Avrupa kamuoyunda mülteciler meselesinin önemli yer tuttuğuna işaret ediyor.
İlgili haberler
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>12 Eylül 1980 askeri darbesi sırasında ABD’nin Ankara Büyükelçisi olan James Spain, darbeden birkaç saat sonra ABD’ye gönderdiği diplomatik notta askeri lideri iyi tanıdıklarını ve Türkiye’nin gerek dış politika gerekse de savunma politikalarının değişeceği yönünde endişe yaratacak bir neden olmadığını söylüyor.
BBC Türkçe, 2011 yılında Bilgi Edinme Yasası kapsamında yapılan bir başvuru üzerine gizliliği kaldırılan ABD Dışişleri Bakanlığı belgelerine ulaştı. İlk kez kamuoyuna açıklanan bu belgeleri bugün, yarın ve Cuma olmak üzere üç gün boyunca haber dizisi halinde yayınlayacağız.
BBC Türkçe’nin ulaştığı belgeler arasında 12 Eylül 1980 ile 5 Kasım 1980 tarihleri arasında ABD’nin Ankara, İstanbul ve İzmir’deki diplomatik temsilciliklerinden Washington’daki Dışişleri Bakanlığı ile diğer ülkelerdeki temsilciliklerine gönderilmiş 10 adet yazışma yer alıyor.
İlk kez kamuoyuyla paylaşılan bu yazışmalardan biri gizlilik sıralamasında en yüksek ikinci derece olan “Gizli” ibaresini; yedi tanesi üçüncü gizlilik derecesi olan “Özel” ibaresini taşıyor. İki yazışma da kamuya açık bilgiler taşıdığı için “Tasnif Dışı” olarak sınıflandırılıyor.
Yazışmaların ilkinin tarihi 12 Eylül 1980 günü. Darbeden kısa bir süre sonra yazıldığı anlaşılan ve dönemin Ankara Büyükelçisi Spain imzasını taşıyan bu yazışma, “Gizli” ibaresine sahip. Dışişleri Bakanlığı’nın bu belgeyi paylaşmadan önce bazı kısımlarını çıkarttığı görülüyor.
“Ordunun (yönetime) el koymasının ardından ABD-Türkiye ilişkileri” başlıklı yazışmada Spain, darbenin hemen ertesinde şu değerlendirmeleri yapıyor:
“Mevcut askeri liderlerin tamamını iyi tanıyoruz ve özellikle de NATO üyeliği başta olmak üzere Türkiye’nin güvenlik ya da dış politikasında değişim yaşanacağı yönünde bir endişe taşımamıza da gerek yok.
“Buradaki esas mesele, bu çıkarları etkin ve hızlı bir şekilde yeniden tesis edilen demokratik ortamda da korumak olacak. Ancak bunun olmayacağına inanmak için de herhangi bir neden bulunmuyor.
“Bu ilk günlerde daha da önemli olan ise bizim kamuoyu önündeki tutumumuz. ABD devleti adına konuşan sözcülere, durumu yakından takip ettiklerini söylemelerini ve yorumlarını Türkiye’nin NATO üyeliği gibi dış politika yaklaşımlarında herhangi bir değişim görmeyi beklemedikleri yönündeki ifadelerle sınırlı tutmalarını öneriyoruz.”
Büyükelçi Spain’in kaleme aldığı yazışmanın askeri liderlerle ilgili değerlendirmeleri içeren paragrafının başlangıç kısmının ise belgelerin gizliliği kaldırılmadan önce ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından metinden çıkartıldığı görülüyor.
‘Türkiye’de yaşanan Latin Amerika cunta darbesi değil’
1970’lerin ortasında ABD’nin Ankara Maslahatgüzarlığı görevini yürüten Spain, 1979’un sonunda da büyükelçiliğe atandı. Spain’in görevi 1981 yılının yazında sona erdi.
Spain, 1984 yılında ‘American Diplomacy in Turkey’ (Türkiye’de ABD Diplomasisi) adında Türkiye’de görev yaptığı dönemi anlattığı bir kitap yazdı.
Spain’in darbe günü gönderdiği yazıda, Türkiye’de ordunun yönetime el koymasının diğer birçok demokratik ülkenin aksine “daha köklü ve daha kabul edilir” bir durum olduğu ifade ediliyor.
Yazışmada, “Kısacası, bu bir Latin Amerika cunta darbesi değil… El koymayla ilgili yapılan açıklamada da ifade edildiği gibi terör ve kamu düzeni alanında yaşanan son gelişmeler, her ne kadar gönülsüz de olsa Türk ordusu üzerinde harekete geçme baskısı yarattı” ifadeleri kullanılıyor ve şu değerlendirmeler yapılıyor:
“Hükümetlerle değil, devletlerle ilişki kurma temeline dayanan olağan politikamıza uygun olarak, bu durumda (askeri yönetimi) tanıma gibi bir sorunun ortaya çıkmadığını düşünüyorum.
“Bunun ötesinde, mevcut durumla ilgili ABD’nin iki önemli ulusal çıkarı söz konusu. Bunlardan ilki Türkiye’nin uzun vadede demokratik bir ülke olarak korunması. Diğeri de savunma ve ekonomik işbirliği anlaşmasının uygulanmaya devam etmesi de dahil olmak üzere güvenlik alanındaki ilişkilerimizin sürmesi.”
SEİA Nedir?
Spain’in yazışmasında bahsettiği Savunma ve Ekonomik İşbirliği Antlaşması (SEİA), 29 Mart 1980 tarihinde imzalandı. Bu anlaşma ile NATO sorumlulukları kapsamında ABD’ye Türk Silahlı Kuvvetleri’ne (TSK) ait bazı tesislerdeki ortak savunma önlemlerine katılma izni verilirken, ABD de Türkiye’nin kalkınma çalışmalarına “mali ve teknik yardım sağlamak için elinden gelen her türlü çabayı” gösterme taahhüdünde bulunuyor.
ABD Hesap Verilebilirlik Kurumu tarafından 1982 yılında hazırlanan bir raporda, SEİA anlaşmasıyla ABD’nin Türkiye’deki askeri tesislere erişiminin ambargo dönemi öncesindeki düzeylere döndüğü ve bu sayede “askeri tesislere, istihbarat tesislerine ve uzun menzilli bir navigasyon istasyona daha serbest şekilde erişmeye” başladığı belirtildi.
‘Demirel, Ecevit, Erbakan ve Türkeş’in gözaltısına tepki için bekleyelim’
ABD Büyükelçisi, gerek Milli Güvenlik Konseyi’nin (MGK) oluşumunu ve yayımladığı bildirileri gerekse de darbenin hukuki temelini inceledikten sonra daha detaylı bir yorum yapabilecek hale geleceklerini belirterek, 12 Eylül 1980 tarihli yazışmada şu ifadelere yer veriyor:
“Demokrasinin en hızlı ve mümkün olan en eksiksiz şekilde yeniden tesisinin sağlanması için çalışmalar yürüteceğiz. Ve yeni devlet yöneticilerini gereksiz yere küstürmediğimiz ve aşağılamadığımız sürece bu amacımızı gizlemeye de gerek görmüyoruz.
“(Örneğin; Demirel, Ecevit, Erbakan ve muhtemelen Türkeş’in gözaltına alınmaları konusunda tutumumuzun ne olması gerektiğine dair tavsiyede bulunmadan önce birkaç gün beklemek istiyorum.)
Dönemin Başbakanı ve Adalet Partisi Genel Başkanı Süleyman Demirel, ana muhalefetteki Cumhuriyet Halk Partisi’nin Genel Başkanı Bülent Ecevit ve azınlık hükümetine dışarıdan destek veren Milli Selamet Partisi’nin lideri Necmettin Erbakan, darbe gecesi gözaltına alındı. Demirel ve Ecevit eşleriyle birlikte Hamzaköy’e; Erbakan ise Uzunada’ya götürüldü.
Bu yazışmanın yapıldığı sırada ise azınlık hükümetine dışarıdan destek veren Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) Genel Başkan Alparslan Türkeş ise aranıyordu. Darbe gecesi evinde bulunamadığı için gözaltına alınamayan Türkeş, 14 Eylül Pazar günü Ankara’da teslim oldu ve Uzunada’ya götürüldü.
Spain, yapılan ilk açıklamalarda demokrasiye dönüş vurgusunun yeterince güçlü olmadığını temas kurduğu kişilere aktardığını belirterek, şunları yazıyor:
“Ben halihazırda bir inisiyatif alarak, Dışişleri Bakanlığı Genel Sekreteri olan ve aynı zamanda Milli Güvenlik Konseyi toplantılarına da katılan Büyükelçi (İlter) Türkmen’e, şu ana kadar sadece 1 numaralı (MGK) bildirisinde demokratik süreçle ilgili çok genel geçer bir ifade bulunduğunu ilettim.
“Türkmen, görüşlerimi hem (Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan) Evren hem de (MGK Genel Sekreteri Haydar) Saltık’a aktaracağını ve aynı zamanda bugün için NATO büyükelçileriyle planlanan toplantıda da demokrasinin yeniden tesisi konusunun üzerinde yoğun şekilde durulacağını söyledi.”
Yine aynı yazışmadan, 12 Eylül günü akşamüstü TSİ 15:00’te ordu komutasıyla NATO üyesi ülkelerin büyükelçileri arasında bir toplantının planlandığı da anlaşılıyor.
Spain, anılarını yazdığı “American Diplomacy in Turkey” kitabında da Evren’in aynı gün içerisinde öğlen saat 13:00’te bir kez daha televizyonların karşısına çıktığını ve bu kez demokrasiye dönüş meselesine daha çok vurgu yaptığını belirtiyor. Spain, bunda kendi önerisinin etkili olup olmadığını bilmediğini ancak yine de memnun olduğunu ifade ediyor.
Eski büyükelçi kitabında ayrıca, Türkmen’in de NATO büyükelçileriyle yapılan toplantıda bu konuya ağırlık verdiğinin altını çiziyor.
‘Dini görevlerini yerine getiren komutanların laik sisteme inancı ilginç’
ABD’nin diplomatik yazışmalarında, 12 Eylül darbesinin ardından Evren’in açıklamaları, MGK bildirilerini ve ulusal basında yer alan haberlerin yakından takip edildiği ve buradan derlenen bilgilerin, kendi kaynaklarından elde ettikleriyle harmanlanarak not halinde gönderildiği anlaşılıyor.
ABD’nin Ankara Büyükelçiliği, Evren’in 16 Eylül 1980’de düzenlediği basın toplantısındaki açıklamalarının İngilizce tam metnini diplomatik yazışmalar arasında gönderdiği görülüyor. Bu yazışma, gizlilik derecesi “Tasnif Dışı” olan iki belgeden birisi.
Bu basın toplantısından birkaç gün sonra da Ankara’da görevli diplomatlardan Daniel Newberry tarafından kaleme alınan “Türk ordusunun (yönetime) el koyması – Geçmiş ve Beklentiler” başlıklı yazışmayla gelinen duruma dair kapsamlı bir değerlendirme yapıyor.
Newberry’nin 20 maddeden oluşan ve “Özel” ibaresi taşıyan değerlendirmesinde darbe öncesi Türkiye’deki durum, Evren’in açıklamaları ve MGK bildirilerinin ayrıntıları, ordunun dünya görüşü, dış politikaya yönelik beklentiler, ekonomi politikaları, eğitim reformu, siyasal sistemde beklenen değişiklikler ve demokrasiye geri dönüş konuları ele alınıyor.
Bu yazışmada da ağırlığın Spain’in de darbe sabahı gönderdiği notta vurguladığı üç konu olan ekonomik reform süreci, dış politikada devamlılık ve demokrasiye verildiği görülüyor.
Ordunun darbe planlarının eski Başbakan Nihat Erim ve bundan üç gün sonra da Türkiye’deki sendikal hareketin en önemli isimlerinden Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun (DİSK) kurucusu Kemal Türkler’in öldürülmelerinin ardından Temmuz ayı ortasında “ciddiye bindiğinin artık daha net bir şekilde” görüldüğü belirtiliyor.
Erim, 19 Temmuz 1980 tarihinde İstanbul’un Dragos semtinde Dev-Sol tarafından düzenlenen bir suikast sonucu yaşamını yitirirken, Türkler de 22 Temmuz 1980’de evinin önünde bir ülkücü tarafından vurularak öldürüldü. Bu iki cinayet, 12 Eylül darbesi öncesindeki en önemli kilometre taşları arasında gösteriliyor.
Newberry de değerlendirmesinde darbenin hayata geçirilmesi kararında bu iki olayın önem taşıdığını belirterek, Evren ve diğer komutanların Türkiye’deki mezhepsel ve ideolojik farklılıkların dış güçler tarafından kullanılmasından kaygı duyduklarını aktarıyor:
“Evren her ne kadar doğrudan Sovyetler Birliği, Afganistan veya İran ile Libya’daki İslami uyanıştan bahsetmemiş olsa da, kendisinin ve diğer komutanların dış güçler tarafından yönetilen ya da dışarıdan ilham alan ideolojik grupların, devletin demokratik ve laik temellerini tehlikeli düzeyde zayıflattığına inandığını açık bir şekilde dile getirdi.
“Bazı askeri liderlerin dini görevlerini yerine getiren kişiler olduğu söylenirken, Kemalizm’in en güçlü ilkelerinden biri olan laik bir siyasal sisteme inançlarının tam olması da ilginç bir nokta.”
‘ABD çıkarlarıyla ilgili temaslar rahatlatıcı’
Yazışmayı kaleme alan Newberry, Türkiye’yi yakından tanıyan ABD’li diplomatlardan birisi. 1999 yılında yaşamını yitirmesinin ardından Washington Post gazetesi yayımladığı haberde Newberry’den “Türkiye konusunda otorite” olarak bahsediyor.
Newberry, 36 yıl süren diplomasi kariyerinde Türkiye’ye dört defa atandı ve Ankara, Adana ve İstanbul’da görev yaptı. 19 Eylül 1980 tarihli yazışmayı Ankara Büyükelçiliği’nde görevli olduğu sırada kaleme alan Newberry, bundan bir yıl sonra İstanbul Başkonsolosluğu’na atandı ve 1985 yılına kadar bu görevi sürdürdü.
Newberry’nin gönderdiği yazışmada, yeni yönetimde de devamlılığı olacak olan iki konu ekonomik sistem ve dış ilişkiler olarak tanımlanıyor ve askeri liderlerin 1980 yılının başlarında başlatılan ekonomik reform programını sürdürmeye kararlı oldukları vurgulanıyor.
Aynı yazışmada dış politika konusunda ise Newberry, “değişimin az olmasını ya da hiç olmamasını” beklediklerini dile getiriyor ve daha önce Spain’in yazışmasında da adı geçen Dışişleri Bakanlığı Genel Sekreteri İlter Türkmen ile temasta olduklarını belirtiyor.
Yazışmada, “Büyükelçi’nin Türkmen ile kurduğu temaslar yapıcı ve ABD’nin çıkarları ile savunma alanındaki karşılıklı olağan işbirliğinin devamına yönelik rahatlatıcı oldu” ifadeleri kullanılıyor.
Ekonomi politikaları alanında ise Evren’in ekonomik reform programının devam edeceğini ve Uluslararası Para Fonu (IMF) ile Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’yle (OECD) yapılan anlaşmaların süreceğini taahhüt ettiği ifade ediliyor.
24 Ocak Kararları nedir?
Newberry’nin atıfta bulunduğu ekonomik reformlar, Başbakan Demirel’in talimatıyla dönemin Başbakanlık Müsteşarı Turgut Özal tarafından hazırlanan ve 24 Ocak Kararları olarak bilinen programını ifade ediyor.
24 Ocak Kararları kapsamında yapılan bir dizi yapısal reformla serbest piyasa ekonomisine geçiş süreci başlatıldı.
Bu kararlar arasında devletin ekonomi içindeki payının azaltılması, yüzde 32 oranında devalüasyona gidilmesi, günlük döviz kuru uygulamasına geçilmesi, bazı sektörlerde sübvansiyonların kaldırılması ve dış ticaretin serbestleştirilmesi de yer alıyor.
İş dünyası bu kararları Türk ekonomisinin liberalleşmesi yönünde yapılmış çok önemli bir hamle olarak nitelendirmiş ve memnuniyetle karşılamıştı. Ancak özellikle sol kesim, bu kararların işçi sınıfı üzerindeki baskıları artıracağı ve haklarını azaltacağı için karşı çıkmıştı.
12 Eylül darbesini düzenleyenler tarafından hiçbir zaman kabul edilmemiş olsa da bu darbenin yapılmış olma nedenleri arasında iş dünyası ve ABD’nin de desteğiyle 24 Ocak kararlarının uygulanmasının bulunduğunu da öne sürenler bulunuyor.
‘Demokrasiye dönüşün hızını belirleyecek iki unsur var’
Newberry tarafından kaleme alınan yazışmada değinilen bir diğer önemli konu da darbenin ardından Türkiye’nin demokrasiye ne zaman geri döneceği konusu. Yazışmaya göre, iktidarın seçilmiş, sivil bir hükümete devredilmesini belirleyecek olan iki unsur bulunuyor:
“1) Terörün kökünü kazıma konusunda sağlanacak ilerleme. (Terör) azalmış durumda ancak bitmiş değil.
“2) Şu ana kadar kendi içinde sert şekilde bölünmüş görünen sivil elitlerin ordu ile ne ölçüde işbirliği yapacağı.
“İktidarın devredilmesiyle ilgili en makul tahmin en az bir yıl. Ancak daha da uzun sürmesi muhtemel.”
Newberry, Türkiye’nin “demokratik, laik ve Batı yanlısı bir ülke olarak korunması” amacıyla siyasal sisteminde “kapsamlı değişiklikler yapmayı planladığını” belirtiyor.
Newberry, “Parlamenter sistem korunacak ancak birçok kişi yeni sistemin mimarlarına cumhurbaşkanlığı makamını güçlendirme çağrısı yapıyor.
Ülkenin bölünmesine neden olan radikal siyasetçilerin önü kesilecek. Revize edilen sistemde, genel olarak, sınırsız bireysel özgürlükler yerine, devletin bütünlüğü ve devlet kurumlarının işlevselliğine daha fazla önem verilecek” diyor.
‘Yeni kabinede muhafazakar olarak bilinen yetenekli isimler var’
Türkiye’de görevli ABD’li diplomatların, 12 Eylül darbesinin ardından gelen tutuklamaları ve yapılan atamaları da yakından takip ettiği görülüyor.
22 Eylül 1980 tarihini taşıyan “Özel” ibareli bir yazışmada, Bülend Ulusu başbakanlığında kurulan yeni kabineye dair değerlendirmeler yer alıyor. ABD’nin Ankara Büyükelçiliği’nde görevli Arnold Schifferdecker imzalı yazışma, “Türkiye’nin yeni kabinesi” başlığını taşıyor.
Kabinedeki isimlerin seçiminde “deneyimin” önemli bir kıstas olarak göründüğünün belirtildiği yazışmada, “Yeni kabine, genel olarak muhafazakar olarak bilinen ve Türk halkının aşina olduğu bir grup yetenekli isimden oluşuyor. Az sayıda bilinmeyen isim var ve aralarında tartışmalı isim de bulunmuyor” deniliyor.
Yazışmada, kabinede ekonomi, dışişleri ve savunma bakanlıklarına yapılan atamaların, askeri yönetimin ekonomi ve dış politikada mevcut politikaları sürdüreceğinin bir teyidi olarak yorumlanıyor.
Başbakan Yardımcılığı görevine getirilen Özal’ın 24 Ocak Kararları ile başlayan ekonomik reform sürecinde “yetkili kişi” haline geldiği ifade edilirken, Dışişleri Bakanlığı’na getirilen Türkmen ve Savunma Bakanlığı’na atanan Haluk Bayülken de “yüzü güçlü şekilde Batı’ya dönük isimler” olarak tanımlanıyor.
Schifferdecker, kabineyle ilgili şu değerlendirmeleri yapıyor:
“İki başbakan yardımcısı, üç devlet bakanı ve 21 bakan ile Ulusu’nun kabinesinin büyüklüğü de Demirel’inkine yakın. Ancak, bu iki kabine arasında bazı ciddi farklılıklar bulunuyor.
“Kabineyi oluşturan adamlar -hiç kadın yok- yetenekli, tartışma yaratmayacak ve kendilerine teslim edilen konularda deneyimli isimler olarak biliniyor.
“Olağan bir kabineye kıyasla çok daha fazlası bir ya da birden fazla yabancı dil biliyor ve hem mevcut hem de eski büyükelçilik çalışanları birçoğunu yakından tanıyor.”
‘Kaç milletvekilinin gözaltına alındığına dair güvenilir bilgi yok’
Darbeden bir hafta sonra, 19 Eylül 1980 tarihinde Ankara Büyükelçiliği’nden “Özel” ibaresiyle gönderilen bir yazıda, gözaltına alınan eski milletvekillerinin listesi yer alıyor.
Thomas Martin imzalı yazışmada, Genelkurmay tarafından yapılan açıklamaya göre, 50 milletvekilinin gözaltına alındığı belirtiliyor. Bu kişilerin 25’inin CHP, 11’inin MHP, 7’sinin AP, 5’inin MSP ve 2’sinin bağımsız milletvekili olduğu ve aralarında iki de senatörün bulunduğu ifade ediliyor.
Yazışmada gözaltına alınan CHP’li vekillerin “birçoğu (CHP içindeki sol kanadın önemli temsilcilerinden İzmir Milletvekili) Süleyman Genç ve benzer şekilde DİSK gibi radikal sol örgütler ile solcu terör örgütleriyle bağlantısı bulunan solcu isimler” olduğu öne sürülüyor.
Tutuklanan AP’li vekillerin çoğunun ise Kürt bölgelerinden seçilenler olduğu vurgulanıyor ve şu ifadelere yer veriliyor:
“Ordu, bu açıklamayı muhtemelen çok daha fazla sayıda insanın tutuklandığı yönündeki söylentilerin giderilmesi için yapmak durumunda kaldı. Şu ana kadar kaç kişinin yargılandığı ya da yargılanacağına dair güvenilir bir bilgi bulunmuyor.
“Bazı Büyükelçilik kaynakları, gözaltına alınan 50 civarındaki kişinin son olmayabileceğini söylüyor. CHP’nin bazı diğer milletvekilleri içinde yakalama kararı çıkartıldığı yönünde duyumlar aldık.”
12 Eylül 1980’de ne oldu?
TSK, cumhurbaşkanının parlamentoda uzlaşma sağlanamaması nedeniyle aylarca seçilememesi, yaşanan hükümet istikrarsızlığı, ağır ekonomik sorunlar ve yoğun iç çatışmaları gerekçe göstererek 12 Eylül 1980 Cuma günü sabah saat 03:00’te yönetime el koydu.
Ülkenin yönetimi darbeyle birlikte kurulan Milli Güvenlik Konseyi’ne (MGK) devredildi. MGK’nın yayımladığı ilk bildiride, darbenin ordunun “İç Hizmet Kanunu’nun verdiği Türkiye Cumhuriyeti’ni kollama ve koruma görevini” yerine getirmek adına “emir-komuta zinciri” içinde gerçekleştirildiği belirtildi.
MGK’nın başkanlığına Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren getirildi.
Konsey’de yer alan diğer isimler de Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Nurettin Ersin, Deniz Kuvvetleri Komitanı Oramiral Nejat Tümer, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Tahsin Şahinkaya ve Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Sedat Celasun oldu.
Konsey’in genel sekreterliği görevini de Orgeneral Haydar Saltık yürütüyordu.
Darbe olduğunda iktidarda Adalet Partisi (AP) Genel Başkanı Süleyman Demirel başbakanlığındaki azınlık hükümeti bulunuyordu. Bu azınlık hükümetine Necmettin Erbakan önderliğindeki Milliyetçi Selamet Partisi (MSP) ve Alparslan Türkeş’in lideri olduğu Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) dışarıdan destek veriyordu. Ana muhalefette ise genel başkanlığını Bülent Ecevit’in yaptığı Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) vardı.
Darbenin ardından birçok siyasi parti, sendika ve dernek kapatıldı, yeni bir anayasa hazırlandı, birçok isme siyaset yasağı getirildi ve parlamenter sistemde önemli değişiklikler yapıldı. Darbenin ardından yaklaşık üç yıl sonra, 6 Kasım 1983 genel seçimleriyle demokrasinin yeniden tesisi süreci de başladı.
Adalet Bakanlığı’nın açıkladığı resmi verilere göre, 12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından toplam 650 bin kişi gözaltına alındı ve 52 bini de tutuklandı. Fişlenen kişi sayısı da 1 milyon 680 bin, vatandaşlıktan çıkartılanların sayısı da 14 bin.
Sıkıyönetim mahkemelerinde 210 bin dava açıldı ve toplamda 230 bin kişi farklı suçlardan yargılandı. Bunların 7 bini hakkında idam cezası istendi.
Bu dönemde, 14 kişi cezaevlerindeki açlık grevleri nedeniyle, 171 kişi sorguda ve uğradığı işkence sonucu ve 49 kişi de idam edilerek yaşamını yitirdi.
Ancak sivil toplum kuruluşları, gerçekten çok daha fazla kişinin darbeden etkilenmiş olabileceğini söylüyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ABD’nin İstanbul Başkonsolosu Robert Houghton, 12 Eylül 1980’deki askeri darbeden iki hafta sonra yolladığı gizli diplomatik notta iş dünyasınnda birçok kişinin “terör ve belirsizlik ortamının” geçmiş olmasından dolayı “neredeyse havalara uçtuğunu” yazıyor.
BBC Türkçe, 2011 yılında Bilgi Edinme Yasası kapsamında yapılan bir başvuru üzerine gizliliği kaldırılan ABD Dışişleri Bakanlığı belgelerine ulaştı ve bunları üç parçalık bir seri halinde yayımladı.
BBC Türkçe’nin ulaştığı belgeler arasında 12 Eylül 1980 ile 5 Kasım 1980 tarihleri arasında ABD’nin Ankara, İstanbul ve İzmir’deki diplomatik temsilciliklerinden Washington’daki Dışişleri Bakanlığı ile diğer ülkelerdeki temsilciliklerine gönderilmiş 10 adet yazışma yer alıyor.
Yazışmalarda, Ankara’daki diplomatlar yeni yönetim tarafından benimsenecek yaklaşımların ayrıntılarına odaklanırken, İstanbul ve İzmir’in ise iş dünyası, akademi ve basın gibi toplumun farklı kesimlerinin nabzını tuttuğu görülüyor.
Dönemin İstanbul Başkonsolosu Houghton, 27 Eylül 1980 tarihinde Washington’daki ABD Dışişleri Bakanlığı’na gönderdiği “Özel” ibareli yazışmada, görüştükleri kişilerin genel olarak darbeyi onaylar bir tavır içinde olduğunu ve şiddet olaylarında kaydadeğer bir azalma görüldüğünü belirtiyor.
Houghton, “Ordunun (yönetimi) ele almasının ardından İstanbul daha rahatlamış ve daha mutlu” başlıklı yazıda, iş dünyasının bundan sonra ekonominin iyiye gitmesini beklediğine işaret ediyor.
‘Erol Sabancı’nın anlattığı olay geçmişte neler yaşandığını gösteriyor’
Yazışmaya göre, iş dünyasının darbe ile ilgili değerlendirmeleri şöyle:
“İş adamlarını çoğu neredeyse havalara uçuyor. Bu havaya uçma halinin nedenini geçmişteki terör olaylarının sonlanması ve belirsizliğin ortadan kalkması kadar geleceğe yönelik vaat edici bir ortamın ortaya çıkması da oluşturuyor.
“İş adamları için grev, iş yavaşlatma, terör tehditleri, döviz ve emtia sıkıntısı gibi durumlar gündelik hale gelmişti.
” Hacı Ömer Sabancı Holding’den Erol Sabancı’nın kısa bir süre önce bize anlattığı bir olay, geçmişte neler yaşadıklarını ve ordunun yönetimi ele almasından önce hükümetin ne kadar felç halinde olduğunu gösteriyor.
” Adana yakınlarındaki fabrikalarından birinde radikal solcular, genel müdürün odasındaki Atatürk portresinin altına ‘Kapitalizmin Uşağı’ yazılı bir pankart asmışlar. Bu pankart, yönetim kademesindeki hemen herkes, çalışanların büyük çoğunluğu, kolluk kuvvetleri gibi birçok kişi için hakaret niteliği taşıyor olmasına karşın hiç kimse bu pankartı kaldıramamış.
“Yöneticiler, radikal işçi liderlerinden tepki görmekten -hatta öldürülmekten- korkuyorlarmış, işçiler radikal liderleri tarafından sindirilmiş. Kolluk kuvvetleri de harekete geçerlerse Ankara’dan destek alıp alamayacaklarından emin olamıyormuş. 12 Eylül gününe kadar hiçbir şey yapılamamış ve o gün bu pankart kaldırılmış.
“(İş insanları) kendilerini artık -belki de biraz fazla emin bir şekilde- çok daha güvende hissediyorlar ve yalnızca grevdeki çalışanlarının fabrikaya geri dönmesinden değil, döndükten sonra iş yapmaya başlamış olmasından dolayı da rahatlamış durumdalar.
“İş dünyasından irtibat kurduğumuz kişilere göre, tüm fabrikalar çalışıyor ve üretim düzeylerinin de artacağı konusunda iyimserler.”
Houghton, iş dünyasının özellikle Turgut Özal’ın başbakan yardımcısı olarak atanmasından büyük memnuniyet duyduğunu belirtiyor.
Darbeyle devrilen hükümetin Başbakanı Süleyman Demirel döneminde Başbakanlık Müsteşarı olan Özal, aynı zamanda 24 Ocak 1980’de açıklanan ve Türkiye’nin serbest piyasa ekonomisine geçişinin en önemli hamleleri arasında gösterilen kararların da mimarı.
Sol kesim ve sendikalar ise bu kararların işçi haklarına önemli zarar verdiğini savunuyor.
‘İnsanlar artık daha disiplinli, daha çok insan kırmızıda duruyor’
Houghton, aynı yazışmada, İstanbul’daki komuta kademesinin “normale dönüş” ilkesini benimsemiş gibi göründüğünü belirterek, sokaklardaki tankların çekildiğine ve asker sayısının azaldığına dikkat çekiyor.
Houghton, dönemin İstanbul Sıkıyönetim Komutanı OrgeneralNecdet Üruğ’u “makul, sert ve etkin bir yönetici ve lider” olarak tanımlıyor.
O dönemde Beyoğlu’nda bulunan İstanbul Başkonsolosluğu civarında şiddet olaylarının ve çatışmaların da azaldığına dikkat çeken Houghton, şu izlenimleri paylaşıyor:
“İstanbul’daki insanlar, artık geçmişe kıyasla çok daha disiplinli davranıyor. Halen çoğunluk olmasa da daha fazla kişi kırmızı ışıkta duruyor.
“Ayrıca insanların genel görünümü de iyileşmiş gibi görünüyor. Cunta öncesi döneme kıyasla, daha fazla insan artık İstiklal Caddesi’nde yürürken pahalı görünen paltolar giymeye ve hatta mücevher takmaya başladı.”
‘Gördüğümüz en ciddi hoşnutsuzluk iki solcu öğrenciden’
Houghton, karşılaştıkları en ciddi hoşnutsuzluk ifadesinin ise “şaşırtıcı olmayacak” şekilde iki solcu öğrenciden geldiğini aktarıyor.
Houghton, görüştükleri öğrencilerin İstanbul ÜniversitesiHukuk Fakültesi’nde eğitim gördüklerini ve Türkiye Komünist Partisi tarafından 1970’lerde kurulan İlerici Gençler Derneği’ne (İGD) üye olduklarını söylüyor.
İki öğrencinin, Türkiye’nin artık “ABD’nin tam kontrolü altına girdiğini ve faşist bir devlete dönüştüğünü” söylediklerini aktarıyor ve şöyle devam ediyor:
“Askeri müdahaleyi onaylayanlar arasından ise duyduğumuz tek çekince İstanbul Ticaret Odası Yönetim Kurulu başkanından geldi.
“Kabinede birkaç bakan kalması ve diğer bakanlıkların da daimi müsteşarlıklara dönüştürülmesi gerektiğini öne sürdü. Ayrıca, kurulan kabinedeki dört bakanın daha önce (eski Başbakan Nihat) Erim’in hükümetinde de görev yaptığını ancak çok da başarılı olamadıklarını söyledi.”
Darbenin ABD Başkonsolosluğu’nu, şirketleri ve kurumlarının gündelik faaliyetlerini hiçbir şekilde etkilemediğini belirten Houghton, geçen yılın aynı dönemine kıyasla ABD’ye yapılan vize taleplerinin arttığını ancak olağan seyrin üzerine çıkan kaydadeğer bir sıçrama görülmediğini de not düşüyor.
‘Darbe İstanbullular için tam ve hoş bir sürpriz oldu’
Houghton imzasıyla gönderilen bir diğer yazışma da 15 Eylül 1980 tarihini taşıyor.
“Türkiye’deki askeri darbenin ardından İstanbul’da durum sakin” başlığıyla gönderilen, gizlilik düzeyi “Özel” olarak belirlenen bu belgede, darbenin ilk üç gününe dair izlenimlere yer veriliyor.
Darbenin İstanbul’da yaşayanların büyük çoğunluğu için “tam ve hoş bir sürpriz” olduğunu belirten Houghton, birçok kişinin askeri yönetimin ülkeyi içinde bulunduğu zor dönemden çıkarmasını umduğunu ifade ediyor:
“12 Eylül Cuma sabahı, bu şehirde yaşayan 5,5 milyon kişi Ankara’da kurulan Milli Güvenlik Konseyi’nin yayımladığı bildirileri radyodan dinledi ve sokağa çıkma yasağı ilan edildiğini duydu.
“Sabahın ilk saatlerinde tek tük duyulan silah seslerinin dışında genel olarak sakin geçti. İstanbul Boğazı’ndan az sayıda yabancı gemi geçiş yapmış olsa da hiçbir sivil, yerli gemi geçmedi.
“Çevreyolunda çoğu kamyon, otobüs ve polis arabası olmak üzere az sayıda araç vardı ve dükkanların tamamı kapalıydı. Mahallelerden aralıklarla geçen kamyonlar ekmek satışı yapıyordu.
“Askerler, birkaç küçük çocuk ve evine dönmeye çalışanlar haricinde herkesi evinde tutmayı başardı. Su elektrik ve telefon hizmetleri normal şekilde devam etti.”
’14 Eylül itibariyle hayat normale dönüyor gibi’
Houghton, sokağa çıkma yasağının kaldırılmasının ardından görüştükleri Türklerin “neredeyse tamamının” darbeden memnuniyet duyduğunu ancak birkaç aydının ülkedeki demokrasinin başarısızlığa uğramış olmasından dolayı duydukları üzüntüyü dile getirdiğini belirtiyor:
” Cumartesi sabah saat 10:00’da askerler, İstiklal Caddesi üzerinde bulunan Cumhuriyet Halk Partisi ve Adalet Partisi merkez binalarına girdi ve parti amblemlerini sökmeye başladı.
“14 Eylül Pazar günü İstanbulluların Boğaz kenarında yürüyüşe çıktığı ve kafelerin büyük bir bölümünün de neredeyse dolu olduğu görüldü. Trafik normalden daha azdı.
“Boğaz’da gezen eğlence teknelerinin sayısı azalmıştı ancak yine de hayat genel olarak normale dönüyor gibi duruyor.”
İstanbul’da darbeyle birlikte uygulamaya konulan sokağa çıkma yasağı 13 Eylül Cumartesi günü saat 08:00 itibarıyla kaldırıldı. Otobüs ve gemi seferleri yeniden yapılmaya başlarken, bir günlüğüne durdurulan ülkeye giriş-çıkışlara da yeniden izin verildi.
İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı, gece saat 00:00 ile 05:00 saatleri arasında sokağa çıkma yasağı uygulanacağını açıkladı.
Houghton, bu yasağın gece hayatı üzerinde bir miktar olumsuz etki yaratabileceğini ancak zaten yaşanan şiddet olaylarından dolayı insanların bir süredir gece çıkmamayı tercih ettiklerini belirtiyor.
“Ekonominin çarı” olarak tanımladığı Özal’ın yeni kabinede görevinde kalacak gibi görünmesinden iş dünyasının büyük mutluluk duyduğunu belirten Houghton, ailelerin ise darbenin lideri Genelkurmay Başkanı Kenan Evren’in eğitimle ilgili yaptığı vaatlerden dolayı mutlu olduklarını ifade ediyor.
Yazışmada, “Halk, askeri yönetimin iktidarda kalmasını ne bekliyor ne de istiyor. Halkın isteği, askeri yönetimin güçlü bir sivil hükümetin ülkeyi yönetmesini sağlayacak kurumsal ve siyasi çerçeveyi oluşturması” yorumu yapılıyor.
‘En büyük muhalefet aydınlar ve sendikacılardan’
Darbe sonrası izlenimlere dair bir diğer yazışma da 2 Ekim 1980 tarihli.
“Gizli” ibareli İzmir’den yapılan bu yazışma, “Ordunun (yönetime) el koymasına İzmir’den başka tepkiler” başlığını taşıyor.
Yazışmanın kim tarafından kaleme alındığı belirtilmiyor. Ancak içinde Başkonsolos Houghton’ın İzmir’de yaptığı temaslarla ilgili ayrıntılara yer veriliyor.
Yazışmada, darbeyle ilgili İzmir’deki genel havanın da olumlu olduğu ve ordunun müdahalesine yönelik en büyük muhalefetin bazı aydınlar ve aralarında Türk-İş üyelerinin bulunduğu faal sendikacılardan geldiği ifade ediliyor.
Başkonsolos Houghton’ın, 24 Eylül’de “uzun zamandır birbiriyle arkadaş olan ve kendilerini ortanın solunda olarak tanımlayan” bir grup sanatçı, müzisyen, oyun yazarı, oyuncu ve basın mensubu ile bir araya geldiği belirtiliyor.
Bu görüşmelerde, hava “genel anlamda karamsar” olarak tanımlanıyor ve ordunun bundan sonra yönetimi bir daha bırakmayacağına dair endişelerin dile getirildiği ifade ediliyor:
“Sıkıyönetim kanununda yapılan değişikliklerle MGK’nın (Milli Güvenlik Konseyi) kendi yetkilerini artırması, basına uygulanan sansür, devlet memurlarını ihraç yetkisi ve arama, gözaltı ile tutuklamayla ilgili kuralların esnetilmesi, gücü kötüye kullanabilecekleri kaygısı yaratıyor.
“Her ne kadar temas kurduğumuz kişiler henüz böyle bir durumun olmadığını kabul etseler de, bir aşamada yaşanacağından emin görünüyorlar.”
‘Sorgularda işkence yapıldığından eminler’
Yazışmada, Başkonsolos Houghton’ın bir araya geldiği kişilerin tutuklananlara sorgu sırasında işkence yapıldığını iddia ettikleri belirtiliyor:
“Konuştuğumuz kişilerin elinde gözaltı ve tutuklamalara dair sayılar vardı ancak bu sayılar biraz abartılı görünüyor. Ayrıca, sorgularda bilgi almak için kesinlikle işkence yapıldığını da öne sürüyorlar.
“Özellikle sendika üyelerinin başına gelenlerden endişe ediyorlar ve bu kişilerin ‘acımasız sorgulardan’ geçirilerek fiziksel zarar görmelerinden korkuyorlar.
“Ayrıca, işçi örgütlerinin ve diğer muhalif grupların artık yer altına inmelerini ve geçmişe kıyasla çok daha geniş ölçekte şiddete başvurmalarını bekliyorlar.
“Sol kesimin sağcılardan daha fazla cezalandırıldığına dair kaygıları da mevcut.
İçlerinden birkaç kişi, ileride Milli Güvenlik Konseyi’nin üyelerinin Türkiye’ye faşizmi getiren insanlar olarak hatırlanacağını söyledi. Ancak bu iddiaya içlerinden bazıları itiraz etti.”
‘Askeri yetkililerin işleri düzelttikleri açıklamaları biraz safça’
ABD’li bir heyet, bu görüşmenin ertesi günü bu kez “daha yoksul gecekondu mahallelerini” ziyaret ediyor.
Bu ziyarette elde edilen izlenimlerin diğer görüşmelere kıyasla çok daha farklı olduğu not düşülüyor.
Yazışmada, “Bu ziyaret sırasında, esnaf, çay ocağı sahibi gibi karşılaştığımız herkes, 12 Eylül darbesi nedeniyle rahatladıklarını söylüyor. Darbeden önce şiddet olayı yaşanmadan gün geçmediğini söylediler” ifadeleri kullanılıyor.
ABD’li heyetin yine İzmir’de görüştüğü kişiler arasında iş dünyasının temsilcileri de var.
Yazışmada, iş dünyasının bazı temsilcilerinin “sorumsuz politikacılar” nedeniyle darbeden başka seçenek kalmadığını söyledikleri ve demokrasinin işleyememiş olmasından dolayı duydukları üzüntüyü dile getirdikleri belirtiliyor.
Yazışmada, aynı görüşmede bazı üst düzey askeri yetkililerin de bulunduğu aktarılıyor.
“Askeri yetkililerin artık ordunun yönetimi ele aldığı ve ‘işleri düzelttiği’ için endişe duyulmaması gerektiği ve teröristlerin de kaçtığı yönündeki sözleri biraz safça görünüyor. Ancak ortamda tartışma çıkmaması için sarf edilmiş olması da muhtemel” ifadelerine yer veriliyor.
‘Sıkıyönetim komutanı isteksizce müdahale ettiklerini söyledi’
Yazışmada, Ege Bölge ve Sıkıyönetim Komutanı Orgeneral Süreyya Yüksel ve Hava Kuvvetleri Komutanlığı’ndan Korgeneral Muammer İnal ile yapılmış görüşmelerin ayrıntıları da yer alıyor:
“30 Eylül’de Orgeneral Süreyya Yüksel’in sıkıyönetim komutanlığına atanmasından dolayı bir tebrik telefonu açtım. Normalde 20 dakika civarı süren görüşmelerimiz, bu kez bir saati buldu.
“Görüşmenin ana mesajı, ordunun çok isteksiz bir şekilde müdahale ettiği ve en kısa zamanda ülkenin yönetimini yeniden sivillere bırakmayı istedikleri yönündeydi.
“Milli Güvenlik Konseyi’nin üyelerinin tamamının kendisinin çok yakın arkadaşları olduğunu ve hiçbirinin siyasi gücü elinde tutmak istemediğini söyledi.
“Görüşmede, ‘amatörler’ olarak nitelendirdiği ve yönetme konusunda deneyimsiz, esas odaklarının Demokrat Parti üyelerinden intikam almak olduğunu söylediği 27 Mayıs 1960 darbesinin liderlerinden faklı olarak, bu yeni komuta kademesinin en kısa sürede siyasal partilerin hayata dönmelerini sağlayacak şekilde düzeni sağlamak ve gerekli ‘ayarlamaları’ yapmak istediğini ifade etti.”
12 Eylül 1980’de ne oldu?
TSK, cumhurbaşkanının parlamentoda uzlaşma sağlanamaması nedeniyle aylarca seçilememesi, yaşanan hükümet istikrarsızlığı, ağır ekonomik sorunlar ve yoğun iç çatışmaları gerekçe göstererek 12 Eylül 1980 Cuma günü sabah saat 03:00’te yönetime el koydu.
Ülkenin yönetimi darbeyle birlikte kurulan Milli Güvenlik Konseyi’ne (MGK) devredildi.
MGK’nın yayımladığı ilk bildiride, darbenin ordunun “İç Hizmet Kanunu’nun verdiği Türkiye Cumhuriyeti’ni kollama ve koruma görevini” yerine getirmek adına “emir-komuta zinciri” içinde gerçekleştirildiği belirtildi.
MGK’nın başkanlığına Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren getirildi.
Konsey’de yer alan diğer isimler de Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Nurettin Ersin, Deniz Kuvvetleri Komitanı Oramiral Nejat Tümer, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Tahsin Şahinkaya ve Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Sedat Celasun oldu.
Konsey’in genel sekreterliği görevini de Orgeneral Haydar Saltık yürütüyordu.
Darbe olduğunda iktidarda Adalet Partisi (AP) Genel Başkanı Süleyman Demirel başbakanlığındaki azınlık hükümeti bulunuyordu.
Bu azınlık hükümetine Necmettin Erbakan önderliğindeki Milliyetçi Selamet Partisi (MSP) ve Alparslan Türkeş’in lideri olduğu Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) dışarıdan destek veriyordu.
Ana muhalefette ise genel başkanlığını Bülent Ecevit’in yaptığı Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) vardı.
Darbenin ardından birçok siyasi parti, sendika ve dernek kapatıldı, yeni bir anayasa hazırlandı, birçok isme siyaset yasağı getirildi ve parlamenter sistemde önemli değişiklikler yapıldı. Darbenin ardından yaklaşık üç yıl sonra, 6 Kasım 1983 genel seçimleriyle demokrasinin yeniden tesisi süreci de başladı.
Adalet Bakanlığı’nın açıkladığı resmi verilere göre, 12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından toplam 650 bin kişi gözaltına alındı ve 52 bini de tutuklandı. Fişlenen kişi sayısı da 1 milyon 680 bin, vatandaşlıktan çıkartılanların sayısı da 14 bin.
Sıkıyönetim mahkemelerinde 210 bin dava açıldı ve toplamda 230 bin kişi farklı suçlardan yargılandı. Bunların 7 bini hakkında idam cezası istendi.
Bu dönemde, 14 kişi cezaevlerindeki açlık grevleri nedeniyle, 171 kişi sorguda ve uğradığı işkence sonucu ve 49 kişi de idam edilerek yaşamını yitirdi.
Ancak sivil toplum kuruluşları, gerçekten çok daha fazla kişinin darbeden etkilenmiş olabileceğini söylüyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından ABD’nin Türkiye’deki diplomatik misyonlarından Washington’a yapılan yazışmalarda gündeme getirilen en önemli konular arasında güvenlik durumu ve şiddet olaylarının seyri yer alıyor.
Darbenin hemen ardından ABD’li diplomatlar, özellikle sol örgütlerin yeraltına inip, güç topladıktan sonra tekrar eylemlerine başlayacağı yönünde kaygı taşıdığı görülüyor.
Bununla birlikte, 5 Kasım 1980 tarihinde Ankara Büyükelçiliği’nin gönderdiği bir yazışmada, darbenin ardından şiddet olaylarında kayda değer bir azalma olduğu ancak bazı sol grupların askeri müdahaleden ABD’yi sorumlu tutmasından dolayı kendilerine yönelik tehdidin ciddiyetini koruduğu belirtiliyor.
BBC Türkçe, 2011 yılında Bilgi Edinme Yasası kapsamında yapılan bir başvuru üzerine gizliliği kaldırılan ABD Dışişleri Bakanlığı belgelerine ulaştı.
İlk kez kamuoyuna açıklanan bu belgelerle ilgili haberlerin ilki 12 Eylül darbesinin 38’inci yıldönümü olan Çarşamba, ikincisi ise dün yayımlandı. Bugünkü haber üç günlük boyunca haber dizisinin de son haberi.
BBC Türkçe’nin ulaştığı belgeler arasında 12 Eylül 1980 ile 5 Kasım 1980 tarihleri arasında ABD’nin Ankara, İstanbul ve İzmir’deki diplomatik temsilciliklerinden Washington’daki Dışişleri Bakanlığı ile diğer ülkelerdeki temsilciliklerine gönderilmiş 10 adet yazışma yer alıyor.
İlk kez kamuoyuyla paylaşılan bu yazışmalardan biri gizlilik sıralamasında en yüksek ikinci derece olan “Gizli” ibaresini; yedi tanesi üçüncü gizlilik derecesi olan “Özel” ibaresini taşıyor. İki yazışma da kamuya açık bilgiler taşıdığı için “Tasnif Dışı” olarak sınıflandırılıyor.
‘Güvenlik güçleri aktif durumda ve çok sayıda kişi gözaltında’
“12 Eylül’den bu yana Türkiye’deki iç güvenlik durumu iyileşti” başlıklı 5 Kasım 1980 tarihli “Özel” ibareli yazışma, ABD’nin Ankara Büyükelçiliği’nden Daniel Newberry’nin imzasını taşıyor.
Newberry, bu yazışmada Türkiye’de güvenlik durumunun kaydadeğer ölçüde iyileştiğine dikkat çekiyor:
“Güvenlik güçleri geçmişe kıyasla çok daha aktif durumdalar ve terörist olduğundan kuşkulanılan çok sayıda kişi sorgulanmak üzere gözaltına alındı.
“MGK Genel Sekreteri Haydar Saltık, yabancı gazetecilere düzenlediği basın toplantısında, 12 Eylül’den bu yana güvenlik güçleri tarafından yaklaşık 11 bin 500 kişinin gözaltına alındığını söyledi. Bu kişilerden 6 bin 900’ü tutuklanırken, 3 bin 900’ünün gözaltındaki işlemleri devam ediyor ve 746 hakkında da çeşitli suçlardan hüküm verildi.
“Ayrıca çıkarılan af yasasının ardından geçen üç hafta içinde 160 bin ruhsatsız silahın da teslim edildiğini not etmekte fayda var.”
Türkiye’de 1970’li yılların sonunda şiddetlenen iç çatışma, ordunun da darbe için öne sürdüğü gerekçeler arasında yer alıyor.
Darbeden 10 gün önce, 2 Eylül 1980 tarihinde Milliyet gazetesinde yer alan bir haberde, son aylarda günde ortalama 10 kişinin “terör olayları nedeniyle” hayatını kaybettiği bildirildi. Haberde, Milliyet İstihbarat Servisi’nin yaptığı araştırmaya göre, Ocak ile Eylül 1980 arasındaki dokuz aylık dönemde 1.606 kişinin yaşamını yitirdiği ifade edildi.
Bu dönemde, Ağustos, 347 can kaybıyla en kanlı ay oldu. Gazetede yayımlanan tabloda, Mayıs ve Haziran aylarında can kaybı sayısının 200’e yaklaştığı ve Temmuz ayında da 300’ün üzerine çıktığı bilgisine yer verildi.
Milliyet’te Kasım başında yayımlanan bir başka haberde de, 12 Eylül’den sonra “terör olayları nedeniyle” yaşamını yitiren kişi sayısının 67 olduğu ve bunlardan 42’sinin yasa dışı örgüt üyesi olduğunun iddia edildiği belirtildi.
‘Gazeteler sıkıyönetim komutanlıklarından verilenleri haber yapıyor’
Ancak Newberry, çatışmalarla ilgili verilen rakamların güvenilir olmayabileceği uyarısını yapıyor. Yazışmada, 12 Eylül’den bu yana gazetelerin özellikle de sıkıyönetim komutanlıklarının görev alanına girebilecek konularda “emin olmadıkları şeyleri yazmadıkları” ve yapılan haberlerin de sıkıyönetim komutanlıkları tarafından servis edilen malzemelerin kullanıldığı vurgulanıyor.
Newberry, “Eldeki verilere yönelik kuşkularımıza rağmen, Büyükelçilik 12 Eylül’den sonra Türkiye genelinde iç güvenlik ortamının ciddi şekilde iyileştiğini düşünüyor. Bu düşünce diğer yabancı ve Türkler tarafından da destekleniyor” yorumu yapıyor ve şöyle devam ediyor:
“Şu aşamada genel terör tehdidi bir şekilde azalmış gibi görünse de, Türkiye’de görev yapan Amerikalılara yönelik tehdit ciddiyetini koruyor.
“Türkiye Komünist Partisi’nin radyo yayınlarında 12 Eylül ‘Amerikan yapımı darbe’ olarak tanımlanıyor ve Türklere çok sert şekilde karşılık verme çağrısı yapıyor.
“12 Eylül’den bu yana ülke genelinde ABD karşıtı birkaç olay yaşanırken, bunlar Amerikalı olarak tanımlanan binaların önüne bomba bırakılmasıyla sınırlı kaldı. ABD’li personele yönelik herhangi bir terör saldırısı yaşanmadı.
“Bununla birlikte, Türkiye’deki teröristler, zaman geçtikçe ve mevcut yönetim altında yaşamaya alıştıkça daha da cesur hale gelebilirler. Bu durumda hem Türklere hem de Amerikalara yönelik tehdit de artar.”
‘Orgeneral Yüksel, kökü kazınmasa da kontrol altına alınabileceğini düşünüyor’
Yazışmada, 12 Eylül öncesinde yaşanan siyasi şiddet olayları “kendine özgü” olarak tanımlanıyor ve onlarca küçük silahlı grubun yanı sıra bu grupların eylemlerine katılan ya da destek veren binlerce kişi olduğu belirtiliyor.
Ancak ABD’li diplomatların görüştüğü askeri yetkililer ise şiddet olaylarına başvuranları “azınlık” olarak tanımlıyor.
Bu isimlerden birisi de Ege Ordu ve Sıkıyönetim Komutanı Orgeneral Süreyya Yüksel.
İzmir Konsolosluğu’ndan 2 Ekim 1980 tarihinde geçilen “Özel” ibareli diplomatik yazışmada, Yüksel’in şiddet olaylarının kontrol altına alınabileceğine dair değerlendirmelerine yer veriliyor:
“Teröristleri ufak bir azınlık olarak nitelendiren Yüksel, terörizmin tamamen kökü kazınamasa da kontrol altına alınabileceğini aktardı.
“Dev-Yol’un tehdit ettiği gibi terörün hükümete meydan okuyacak hale gelip gelmeyeceği yönündeki soruma ise 12 Eylül’ün hemen ardından gelen dönemde bir artış olma ihtimali bulunsa da bunun hiçbir zaman Türkiye için darbe öncesi dönem kadar büyük bir tehlike oluşturmayacağı yanıtını verdi.”
‘ Evren, Sakarya Muharebesi kadar insanın öldüğü bu sürece örtülü savaş diyor’
ABD’li diplomatların, darbeden sonra yaptıkları yazışmalarda ordunun yönetime el koyma nedenleri arasında şiddet olayları ve iç çatışmaların rolüne ilişkin değerlendirmeleri de yer alıyor.
Yine Daniel Newberry imzası taşıyan, 19 Eylül tarihli “Gizli” ibareli yazışmada, darbenin lideri olan dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren’in yaptığı açıklamalarda yaşanan çatışmaların orduyu harekete geçmek zorunda bıraktığını söylediğini belirtiyor:
“Evren, bu olayları ve radikal gruplar nedeniyle ülkede giderek artan kutuplaşmayı göz önünde tutarak, son iki yıl içerisinde 5 bin ölü ve 15 bin yaralıyla Türkiye’nin bağımsızlığında önemli rol oynayan 1921’deki Sakarya Meydan Muharebesi kadar can alan bu şiddet olaylarını ‘örtülü savaş’ olarak nitelendirdi.
“Evren, hükümetlerin etkisizliği ve mecliste yaşanan tıkanıklığın etkisiyle artan şiddet olaylarının orduya yönetime el koymak dışında başka bir seçenek bırakmadığını söyledi.”
Darbeden önceki günlerde dönemin gündemini meşgul eden konulardan biri de Dışişleri Bakanı Hayrettin Erkmen hakkında verilen gensoruydu. Aynı dönemde ayrıca Enerji Bakanı Esat Kıratlıoğlu ve Maliye Bakanı İsmet Sezgin hakkındaki gensorular da Meclis gündemine alınmayı bekliyordu.
Adalet Partisi’nin kurduğu azınlık hükümetindeki bakanlara yönelik muhalefet partilerinin verdiği gensorular, bu dönemde Meclis’teki tıkanıklığın ve hükümetin de etkili politikalar yürütememesinin bir sembolü olarak nitelendiriliyor.
‘Komuta kademesi teröre ve eylemleri yapanlara karşı harekete geçecek’
Newberry tarafından kaleme alınan yazışmada, Evren ve diğer ordu komutanlarının ülkedeki “anarşi ortamına yabancı ülkelerin etkisi” konusundaki kaygılarının giderek arttığı ifade ediliyor.
Aynı yazışmada, ordunun darbe planlarının eski Başbakan Nihat Erim ve bundan üç gün sonra da Türkiye’deki sendikal hareketin en önemli isimlerinden Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun (DİSK) kurucusu Kemal Türkler’in öldürülmelerinin ardından Temmuz ayı ortasında “ciddiye bindiğinin artık daha net bir şekilde” görüldüğü belirtiliyor.
Erim, 19 Temmuz 1980 tarihinde İstanbul’un Dragos semtinde Dev-Sol tarafından düzenlenen bir suikast sonucu yaşamını yitirirken, Türkler de 22 Temmuz 1980’de evinin önünde bir ülkücü tarafından vurularak öldürüldü. Bu iki cinayet, 12 Eylül darbesi öncesindeki en önemli kilometre taşları arasında gösteriliyor.
Newberry, aşırı solun eskiye kıyasla daha şiddetli bir şekilde harekete geçebileceğini belirterek, şunları yazıyor:
“Siyasal sistemde büyük bir reformun yanı sıra ordunun mevcut komuta kademesinin terörü ve bu eylemleri yapanları ortadan kaldırmak için ülke çapında harekete geçmesi gerekiyor. Bu işin, önümüzdeki aylarda direnişin ortaya çıkması ve şiddet olaylarının yeniden ortaya çıkmasını engellemeye yetecek kadar hızlı ve kapsamlı yapılabileceğine dair şu aşamada hiçbir gösterge yok.
“Aksine, 1971-73 yılları arasındaki radikal sola kıyasla daha büyük, daha gelişmiş, daha organize ve daha iyi silahlanmış aşırı sol, kurulan geçici hükümeti itibarsızlaştırmak, halkın desteğini azaltmak ve muhtemelen orduyu ‘demir yumrukla’ baskı kurmaya kışkırtmak için çok ciddi çaba gösterecektir.”
Yazışmayı kaleme alan Newberry, Türkiye’yi yakından tanıyan ABD’li diplomatlardan birisi. 1999 yılında yaşamını yitirmesinin ardından Washington Post gazetesi yayımladığı haberde Newberry’den “Türkiye konusunda otorite” olarak bahsediyor.
Newberry, 36 yıl süren diplomasi kariyerinde Türkiye’ye dört defa atandı ve Ankara, Adana ve İstanbul’da görev yaptı. 19 Eylül 1980 tarihli yazışmayı Ankara Büyükelçiliği’nde görevli olduğu sırada kaleme alan Newberry, bundan bir yıl sonra İstanbul Başkonsolosluğu’na atandı ve 1985 yılına kadar bu görevi sürdürdü.
12 Eylül 1980’de ne oldu?
TSK, cumhurbaşkanının parlamentoda uzlaşma sağlanamaması nedeniyle aylarca seçilememesi, yaşanan hükümet istikrarsızlığı, ağır ekonomik sorunlar ve yoğun iç çatışmaları gerekçe göstererek 12 Eylül 1980 Cuma günü sabah saat 03:00’te yönetime el koydu.
Ülkenin yönetimi darbeyle birlikte kurulan Milli Güvenlik Konseyi’ne (MGK) devredildi. MGK’nın yayımladığı ilk bildiride, darbenin ordunun “İç Hizmet Kanunu’nun verdiği Türkiye Cumhuriyeti’ni kollama ve koruma görevini” yerine getirmek adına “emir-komuta zinciri” içinde gerçekleştirildiği belirtildi.
MGK’nın başkanlığına Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren getirildi.
Konsey’de yer alan diğer isimler de Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Nurettin Ersin, Deniz Kuvvetleri Komitanı Oramiral Nejat Tümer, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Tahsin Şahinkaya ve Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Sedat Celasun oldu.
Konsey’in genel sekreterliği görevini de Orgeneral Haydar Saltık yürütüyordu.
Darbe olduğunda iktidarda Adalet Partisi (AP) Genel Başkanı Süleyman Demirel başbakanlığındaki azınlık hükümeti bulunuyordu. Bu azınlık hükümetine Necmettin Erbakan önderliğindeki Milliyetçi Selamet Partisi (MSP) ve Alparslan Türkeş’in lideri olduğu Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) dışarıdan destek veriyordu. Ana muhalefette ise genel başkanlığını Bülent Ecevit’in yaptığı Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) vardı.
Darbenin ardından birçok siyasi parti, sendika ve dernek kapatıldı, yeni bir anayasa hazırlandı, birçok isme siyaset yasağı getirildi ve parlamenter sistemde önemli değişiklikler yapıldı. Darbenin ardından yaklaşık üç yıl sonra, 6 Kasım 1983 genel seçimleriyle demokrasinin yeniden tesisi süreci de başladı.
Adalet Bakanlığı’nın açıkladığı resmi verilere göre, 12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından toplam 650 bin kişi gözaltına alındı ve 52 bini de tutuklandı. Fişlenen kişi sayısı da 1 milyon 680 bin, vatandaşlıktan çıkartılanların sayısı da 14 bin.
Sıkıyönetim mahkemelerinde 210 bin dava açıldı ve toplamda 230 bin kişi farklı suçlardan yargılandı. Bunların 7 bini hakkında idam cezası istendi.
Bu dönemde, 14 kişi cezaevlerindeki açlık grevleri nedeniyle, 171 kişi sorguda ve uğradığı işkence sonucu ve 49 kişi de idam edilerek yaşamını yitirdi.
Ancak sivil toplum kuruluşları, gerçekten çok daha fazla kişinin darbeden etkilenmiş olabileceğini söylüyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Gaziantep’in Karkamış ilçesine bağlı Karşıyaka Mahallesi’nde bulunan bir eve, Suriye tarafından geldiği tahmin edilen yorgun mermi isabet etti. Mermi camdan geçerek evin içindeki duvara saplandı. Vatandaşların ihbarı üzerine eve jandarma ekipleri sevk edilirken şans eseri evde bulunan vatandaşlar yara almadan kurtuldu. Olay ile ilgili inceleme başlatıldı. – GAZİANTEP
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Sahil Güvenlik Kuzey Ege Grup Komutanlığı ekipleri, Ayvacık açıklarında lastik bot içerisinde kaçak göçmen olduğu bilgisi üzerine harekete geçti. Bölgeye giden Sahil Güvenlik Gemisi TCSG-84 tarafından durdurulan lastik bot içinde 12’si çocuk 31 kaçak göçmeni yakaladı.
Küçükkuyu beldesindeki Sahil Güvenlik Karakoluna götürülen kaçak göçmenler işlemlerinin ardından Ayvacık ilçesindeki Yabancıları Geri Gönderme Merkezi’ne teslim edildi. – ÇANAKKALE
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>10 ayır aşkındır Filistin topraklarını abluka altına alan İsrail’in kanlı saldırıları devam ediyor.
Her gün farklı bir bölgede katliam yapan İsrail askerleri, bu defa Gazze’nin kuzeyi ve orta kesimlerini hedef aldı.
Saldırıya ilişkin detayları Filistin Resmi Haber Ajansı paylaştı.
KANLI SALDIRILAR DURMAK BİLMİYOR
Filistin Resmi Haber Ajansı WAFA’nın haberine göre, İsrail, Gazze kentinin kuzeyindeki En-Nasr semtinde Avadallah ailesine ait bir apartman dairesini füzelerle hedef aldı.
Saldırıda bir kız çocuğu hayatını kaybederken yaralanan çok sayıda vatandaş, kentteki El Ehli Baptist Hastanesine kaldırıldı.

1’i ÇOCUK 5 ÖLÜ
Filistin Kızılayı da İsrail uçaklarının Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Bureyc Mülteci Kampı’na saldırısında 4 kişinin öldüğünü, aralarında çocukların da bulunduğu 10 kişinin yaralandığını bildirdi.
Yaralılar, Nusayrat Mülteci Kampı’ndaki El Avde Hastanesine kaldırıldı.
40 BİN 878 CAN KAYBI
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda yaşamını yitirenlerin sayısının 40 bin 878’e, yaralı sayısının ise 94 bin 454’e çıktığı kaydedildi.





Haber Kaynağı: Anadolu Ajansı (AA)
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>“Bizim için önemli olan belirlediğimiz hedeflere ulaşmak. Bunu ne şekilde yapacağımız ikinci planda. Elbette bunun barışçıl yollarla yapılması daha iyi olur. Ancak ne Washington, ne Avrupa devletleri, ne de önderliğindeki Ukrayna, siyasi diplomatik yöntemlere yanaşmıyor. Bu nedenle Ukrayna’daki özel askeri operasyonumuz belirlenen hedeflere ulaşana kadar devam etmeli.”
Rusya’nın Ukrayna’da ilhak ettiği Donetsk, Luhansk, Herson ve Zaporijya bölgelerinin durumuna da değinen Peskov, “Bunlar, Rus topraklarının ayrılmaz parçası. Bu bölgeler Rusya’nın. Elbette, bu bölgelerde özel durum söz konusu.” şeklinde konuştu.
Peskov, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin meşruiyeti ile ilgili ise “Zelenskiy, yasalara göre meşru başkan değil. Aslında, Ukrayna’da iktidarın meşruiyeti 2014 yılında yapılan darbeyle sona erdi.” ifadelerini kullandı.
Hindistan’ın hem Rus hem de Ukrayna tarafıyla temasları sürdürdüğünü ve bu nedenle Ukrayna krizi çözümünde yardımcı olabileceğini dile getiren Peskov, Rusya’da yeniden seferberliğin ilan edilmesi konusunun gündemde olmadığını söyledi.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Zelenskiy, Telegram hesabından paylaştığı görüntülü açıklamada, Rus ordusunca bugün Poltava’ya düzenlenen hava saldırısı hakkındaki son gelişmeleri aktardı.
Mevcut bilgilere göre saldırı nedeniyle ölenlerin sayının 51’e, yaralıların sayısının ise 271’e çıktığı bilgisini veren Zelenskiy, “Arama kurtarma çalışmaları devam ediyor, molozlar kaldırılıyor.” ifadesini kullandı.
Rus ordusunun saldırıda iki balistik füze kullandığını kaydeden Zelenskiy, olay yerinde incelemelerin yapıldığı ve soruşturmanın başlatıldığını da duyurdu.
Zelenskiy gündüz saatlerinde yaptığı açıklamada, Rusya’nın, Poltava’ya füze saldırısı düzenlediğini, saldırı sonucu bir enstitünün kısmen yıkıldığını ve yanındaki hastanenin de hasar gördüğünü ifade etmişti.
*Haberin görseli AA tarafından servis edilmiştir, arşivdendir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Miller, “Gazze’de halen onlarca rehine var ve onları eve getirecek bir anlaşma bekliyorlar. Bu anlaşmayı kesinleştirmenin zamanı geldi.” dedi
“İsrail halkı, Filistin halkı ve dünya daha fazla beklemeyi göze alamaz.” diyen Miller, ABD’nin önümüzdeki günlerde nihai bir anlaşmaya varmak için Mısır ve Katar dahil olmak üzere bölgedeki ortaklarıyla görüşmelere devam edeceğini söyledi.
Sözcü Miller, “Geçen haftaki görüşmelerde, kalan engellerle başa çıkma konusunda ilerleme kaydettik, ancak nihayetinde bir anlaşmayı sonuçlandırmak her iki tarafın da esneklik göstermesini gerektirecek.” dedi.
Miller, tarafların, “hayır yerine, evet demek için” neden araması gerektiğini belirtti.
ABD, Mısır ve Katar, bir süredir İsrail ile Hamas arasında Gazze’de ateşkes ve esir takasına yönelik görüşmeleri yürütüyor.
*Haberin görseli AA tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Danino, görüntülerde, “Gazze Şeridi’ yakınlarında düzenlenen Nova Müzik Festivali’nden 7 Ekim’de esir alındım, Hamas’ın esiriyim ve oldukça zor şartlardayım, yiyecek yok, su yok, elektrik yok” ifadelerini kullandı.
“İsrail tarafından bombardıman ve ateş durmuyor” diyerek saldırıların yoğunluğuna dikkati çeken Danino, İsrail hükümetinin, “başarısız rehine kurtarma operasyonlarıyla esirleri birer birer öldürmeye çalıştığını ve 7 Ekim’de İsraillileri koruma konusunda başarısız olduğunu” söyledi.
REKLAM
“İsrailliler, esir takası anlaşmasını yerine getirerek bizleri canlı olarak evimize geri getirmek için her şeyi yapmalılar. Bizleri ihmal etmeyin. Eve dönmekten başka bir şey istemiyoruz” ifadelerini kullanan Danino, vatandaşlara seslenerek, esir takası anlaşmasının yapılması için her şeyi yapmalarını ve onları ihmal etmemelerini talep etti.
Esirlerin İsrail bombardımanında öldüğünü destekleyen ifadelerinde Donino “Bizleri buradan canlı çıkarın çünkü (İsrail bombardımanı sebebiyle) hiç kimse hayatta kalamayacak” şeklinde konuştu.
İsrail ordusu, 1 Eylül’de Gazze Şeridi’nin Refah kentinde bir tünelde 6 İsrailli esirin cesedine ulaşıldığını açıklamıştı.
Hamas, 6 İsrailli esirin “Amerikan silahlarıyla Filistin halkını katleden İsrail bombardımanında” öldüğünü belirtmişti.
Gazze’de tutulan İsrailli esirlerin ailelerinin oluşturduğu platform, son olarak “Gazze-Mısır sınır hattındaki Philadelphi Koridoru’nda işgali sürdürmekte ısrar eden ve esir takası anlaşmalarını baltalayan” Başbakan Binyamin Netanyahu’yu 6 İsrailli esirin ölümünden sorumlu tutmuştu.
*Haberin görseli AA tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Bazı noktalarında ateş yakan göstericiler polis müdahalesiyle karşılaştı. Ellerinde İsrail bayrakları bulunan protestocular, Başbakan Netanyahu ve hükümetindeki siyasetçiler aleyhinde pankart, afiş ve dövizler taşıdı.
İsrailli esirlerin bir an önce evlerine dönmesi çağrısı yaparak davul ve düdük çalan protestocular, “Hepsi hemen eve”, “Yardım” yazılı dövizler taşıdı. Göstericiler, “(Netanyahu) Bibi esirleri serbest bırak”, “Sen baştasın, sen suçlusun” şeklinde sloganlar attı.
Tel Aviv’de her hafta olduğu gibi akşam saatlerinde Savunma Bakanlığı kompleksinin önündeki Begin Caddesi’nde toplanan binlerce kişi, Netanyahu ve hükümetini Gazze’de ateşkes ve esir takası anlaşmasını önlemekle eleştirdi.
Ateş yakıp, burada konuşma yapan esir yakınları, Netanyahu’yu esirleri “siyasi enkazın altında” ölüme terk etmekle suçladı.
Eylemde İsrail polisi ile göstericiler arasında zaman zaman arbede yaşandı. Polis, buradaki gösteride en az iki kişiyi gözaltına aldı.
Batı Kudüs’teki gösterilerin merkezi ise Netanyahu’nun Batı Kudüs’teki konutunun çevresi oldu.
Akşam saatlerinde yürüyüşe geçen grup, Netanyahu’nun Gazze Caddesi’ndeki konutuna doğru ilerlemek istediğinde polis engeliyle karşılaştı.
Bölgede çok sayıda birlikle, demir bariyerlerin arkasında konuşlanan polis, Netanyahu’nun konutuna ilerlemek isteyen göstericileri güç kullanarak dağıttı.
MÜZAKERELER SÜRÜYOR
İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nin Refah kentinde bir tünelde 6 İsrailli esirin cesedine ulaşıldığını açıklamıştı.
Gazze’de tutulan İsrailli esirlerin ailelerinin oluşturduğu platform, son olarak “Gazze-Mısır sınır hattındaki Philadelphi Koridoru’nda işgali sürdürmekte ısrar eden ve esir takası anlaşmalarını baltalayan” Netanyahu’yu esirlerin ölümünden sorumlu tutmuştu.
Netanyahu ise hükümetin kalan esirlerin serbest bırakılması için anlaşmaya varmakta kararlı olduğunu savunmuş ve anlaşma sağlanamamasının sorumlusunun Hamas olduğunu iddia etmişti.
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’nde süren saldırılarının durdurulması için taraflar arasında uzun süredir müzakereler devam ediyor.
Netanyahu; İsrail ve uluslararası kamuoyunda, siyasi nedenlerle Hamas ile esir takası anlaşması yapmamakla suçlanıyor.
İsrail’in anlaşma taslağına eklediği maddelerin ve özellikle de Mısır-Gazze sınır hattı Philadelphi Koridoru’nda kontrolünü sürdürme ısrarının müzakereleri zora soktuğu vurgulanıyor.
Öte yandan, İsrail, bu süreçte Gazze Şeridi’ndeki şiddetini de sürdürüyor.
İsrail’in Gazze’ye saldırılarında 10 ayı aşkın sürede çoğunluğu kadın ve çocuk olmak üzere can kaybı 40 bini aşarken, bölgedeki insanlık felaketi gün geçtikçe daha da derinleşiyor
*Haberin görselleri AA tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Portekiz Cumhurbaşkanı, “ABD seçimlerinden sonra kim kazanırsa kazansın farklı bir dünya olacak. Rusya veya Güney Afrika, Brezilya, Türkiye’deki yükselen güçlerin konumlanışı da aynı olmayacak. Hindistan da aynı olmayacak. Yeni bir tarihi döngünün başlangıcındayız.” değerlendirmesinde bulundu.
Kasım ayında ABD’de yapılacak başkanlık seçimlerinin kazananı kim olursa olsun “farklı bir döneme girileceğini” kaydeden Rebelo de Sousa, “Dünyada bir dönüm noktasındayız. Bir buçuk yıl sonra ne olacak bilemiyoruz. Salgını yönetmekte ve ekonomik olarak toparlanmakta zorlanan dünya, Çin’deki değişikliklerden sonra artık aynı olmayacak.” dedi.
REKLAM
Belirsizliklerin ve öngörülmezliklerin olduğu bir dönemde dönüşümün ve savaşların arttığı hissinin herkeste olduğunu kaydeden Portekiz Cumhurbaşkanı, “Avrupa’da, Afrika’da, Orta Doğu’da ve dünyanın neresinde olursa olsun barış için mücadele etme ihtiyacının çok daha fazla olduğuna” işaret etti.
Rebelo de Sousa, “Avrupa siyasetinin içinde bulunduğu derin krizin açtığı boşlukların yeni akımlar doğurduğunu ve bunun bazılarınca popülist yaklaşımlar olarak tanımlandığını” aktararak, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Bu zamana kadarki sistem, 2. Dünya Savaşı sonrası dönem için, Avrupa’nın geçişi için, 20. ve 21. yüzyıla göre tasarlandı. Ama dijitalleşmeye, enerji değişimine, bilimsel ve teknolojik gelişmelere, hareketliliğe, gençlerin isteklerine ve de yaşlanmaya uyum sağlayamadı.”
“Avrupa, geride kaldı. Avrupa’nın zengin olması olumlu bir faktör olmasına rağmen para gençlerin karşılaştığı sorunları çözmeyecektir.” diyen Portekiz Cumhurbaşkanı, “Avrupa’nın halen iklim değişikliğiyle mücadeleye, göç ve mülteci akınına karşı mücadeleye öncülük ettiğini ancak her şeye rağmen bunlarda da ivme kaybettiğini” ifade etti.
Rebelo de Sousa, Avrupa’daki siyasi krizin çözümü için “kırılmaların olması gerektiğini” savundu.
*Haberin görseli AP tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Bakanlık tarafından yapılan yazılı açıklamada, Sun’un Çin hükümeti için çalıştığı belirtildi.
İddianamede Sun, Çin Halk Cumhuriyeti ve Çin Komünist Partisi’nin gizli ajanı olarak hareket etmekle, onların talebi üzerine “Tayvan hükümetinin temsilcilerinin New York Eyaletinin üst düzey yetkililerine erişimini engellemek” ve “Çin hükümetinin gündemini gizlice desteklemek” gibi siyasi faaliyetlerde bulunmakla suçlandı.
Sun’un ayrıca eyalet valiliğindeki görevi sırasında ismi açıklanmayan New York’tan üst düzey bir politikacının Çin’e “seyahat etmesini kolaylaştırmaya” ve Çin’den gelen resmi heyetler için New York hükümet yetkilileriyle toplantılar ayarlamaya çalıştığı iddia edildi.
Açıklamada, Sun’un kocası Chris Hu’nun da suç ortaklığı, kara para aklama, banka dolandırıcılığı ve kimlik bilgilerini kötüye kullanma suçlamalarıyla yargılanacağı belirtildi.
Sun ve Hu, bu sabah Long Island’ta bulunan evlerinde FBI tarafından gözaltına alındı.
Hochul’un basın sekreteri Avı Small, suçlamalar konusunda CNN’e yaptığı açıklamada, “Bu kişi on yıldan fazla bir süre önce işe alınmış. Uygunsuz davranışa dair kanıtlar bulduktan sonra Mart 2023’te işine son verdik, eylemlerini derhal kolluk kuvvetlerine bildirdik ve bu süreç boyunca yetkililere yardımcı olduk.” ifadelerini kullandı.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Ukrayna Dışişleri Bakanı Kuleba, istifa dilekçesini Ukrayna Meclis Başkanı’na sundu. Kuleba’nın ve diğer bakanların istifa kararı Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin kabinede değişiklik mesajı vermesinin ardından geldi.
Ukrayna Dışişleri Bakanı Dmitry Kuleba’nın yanı sıra Başbakan Yardımcıları İrina Vereşçuk ve Olha Stefanişina ile Stratejik Endüstriler Bakanı Oleksandr Kamyşin ve Adalet Bakanı Denis Malyuşka ile Çevre Koruma ve Doğal Kaynaklar Bakanı Ruslan Strelets de istifa etti.
REKLAM
Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy dün akşam yaptığı açıklamada, hükümeti güçlendirmek için değişiklikler yapılacağını söylemiş ve şu ifadeleri kullanmıştı: “Sonbahar Ukrayna için son derece önemli olacak. Ve devlet kurumlarımız Ukrayna’nın ihtiyaç duyduğu sonuçları elde edebileceği şekilde kurulmalı. Hükümette bazı alanları güçlendirmeliyiz ve değişiklik kararları hazırlandı.”
Kuleba, 2020 yılından bu yana Ukrayna Dışişleri Bakanı olarak görev yapıyordu.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>CNN Brezilya televizyonuna konuşan Lula da Silva, X sosyal medya platformuna Brezilya’da erişim yasağı getirilmesine ilişkin açıklamalarda bulundu.

Lula da silva, Brezilya yargısının, X’e erişim yasağı getirmekle önemli bir mesaj verdiğini belirterek, “Dünya, zengin olduğu için Musk’ın aşırı sağcı görüşlerine tahammül etmek zorunda değil.” ifadesini kullandı.
REKLAM
Brezilya’da Yüksek Mahkeme, eski Devlet Başkanı Jair Bolsonaro hakkında yürütülen “darbe girişimi” soruşturması kapsamında X’ten bazı kişiler hakkında veri sağlanmasını ve bazı hesapların engellenmesini talep etmişti. Talebin reddedilmesinin ardından mahkeme, ülkede yasal temsilci ataması için X’e 24 saat süre vermişti.
Tanınan sürede şirketin Brezilya’da yasal temsilci atamaması sonrası, Brezilya Yüksek Mahkemesi, geçen hafta “temsilci atanana ve kesilen para cezaları ödenene kadar” X’e erişim yasağı getirildiğini açıklamıştı.
Elon Musk da X’ten yaptığı paylaşımda, “İfade özgürlüğü, demokrasinin temel taşıdır ve Brezilya’daki seçilmeyen sözde yargıç, bunu siyasi nedenlerden dolayı yok ediyor.” diyerek karara tepki göstermişti.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ABD Adalet Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, 7 Ekim’den sonraki süreçte ABD’nin hazırladığı ilk iddianamede Hamas liderleri, saldırılardan sorumlu tutuldu.
İddianamede, Hamas’ın önceki Siyasi Büro Başkanı olup İran’ın başkenti Tahran’da düzenlenen suikastta hayatını kaybeden İsmail Haniye, Hamas’ın yeni Siyasi Büro Başkanı Yahya Sinvar, Hamas’ın yurt dışı sorumlusu Halid Meşal, Kassam Tugayları Komutanı Muhammed el-Masri (Muhammed Deif), Mervan İsa ve Ali Baraka hakkında “terörizm” dahil, 7 farklı suçlama yöneltildi.
REKLAM
İddianamede 7 Ekim saldırılarının nasıl gerçekleştiğine dair detaylı iddialar yer alırken söz konusu isimlerin isnat edilen suçlarla ne şekilde bağlantılı olduğuna dair ifadeler de yer aldı.
Amerikan medyasına konuyla ilgili bir değerlendirme yapan ve adı açıklanmayan bir Adalet Bakanlığı yetkilisi, iddianamenin esasen 1 Şubat 2024 tarihinde hazır olduğunu ancak sanıklardan birinin yakalanabilmesi beklentisiyle bugüne kadar mühürlü kaldığını belirtti.
Yetkili, İsmail Haniye’nin öldürülmesi ve bölgedeki diğer gelişmeler neticesinde artık iddianamenin mühürlü kalmasına gerek kalmadığı değerlendirmesini yaptı.
Hamas lideri Haniye, 31 Temmuz’da Tahran’da suikasta uğramış; İran ve Hamas, Haniye’ye yönelik suikastın arkasında İsrail’in olduğunu belirtmişti.
İsrail ordusu, Hamas liderlerinden Mervan İsa’nın mart ayında, Muhammed Deif’in ise temmuz ayındaki bir saldırıda öldürüldüğünü iddia etmiş, Hamas iddiaları doğrulamamıştı.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Ülkede 28 Temmuz’daki devlet başkanı seçiminde muhalefet koalisyonunun adayı olarak yarışan Edmundo Gonzalez hakkında tutuklama emri çıkarılmasıyla siyasi gerilimin arttığı dönemde konuşan Maduro, Noel’in Ekim ayında kutlanmasına karar verdiğini söyledi.
Katıldığı bir televizyon programında konuşan Maduro, “Eylül ayındayız ve şimdiden Noel kokuyor. Bu yüzden bu yıl, hepinize saygılarımı sunmanın ve hepinize minnettarlığımı göstermenin bir yolu olarak, 1 Ekim’de erken bir Noel ilan edeceğim.” dedi.
2013’ten beri iktidarda olan Maduro’nun Noel tarihini ilk kez öne çekmiyor. Bunu pandemi döneminde de yapmıştı ancak hiç bu kadar erken olmamıştı.
*Haberin görseli Associated Press tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ABD, MISIR VE KATAR’IN YOĞUN DİPLOMASİSİ
ABD, Mısır ve Katar, Gazze’de ateşkes sağlanması ve rehinelerin serbest bırakılması için yoğun bir diplomasi trafiği yürüttü. ABD Başkanı Joe Biden’ın, bu çerçeveyi Cuma günü kamuoyuna açıklaması bekleniyor. ABD, taraflara ‘anlaşmaya varamazsanız iki hafta içinde masadan çekileceğiz’ uyarısında bulunarak baskıyı artırdı.
REKLAMKRİTİK GÖRÜŞMELER DEVAM EDİYOR: MOSSAD BAŞKANI DOHA’DA
İsrail istihbarat servisi Mossad’ın Başkanı David Barnea, pazartesi günü Katar’ın başkenti Doha’ya giderek görüşmelere katıldı. Görüşmelerin önümüzdeki günlerde de devam etmesi bekleniyor. İsrail’in Hamas ve diğer taraflara bu aşamada ne tür güvence vereceği ise belirsizliğini koruyor.
BIDEN’DAN SERT ELEŞTİRİ: NETENYAHU YETERİNCE ÇABA GÖSTERMEDİ
ABD Başkanı Joe Biden, Pazartesi günü yaptığı açıklamada, İsrail ile Hamas arasında bir esir takasını öngören nihai bir öneri sunmaya yakın olduğunu ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun bu konuda yeterli çaba göstermediğini ifade etmişti. Bu açıklama, hafta sonu İsrail güçlerinin Gazze’deki bir tünelde altı rehinenin cesedini geri aldığı haberlerinin ardından geldi. Bu esirlerden biri Amerikalı-İsrailli vatandaştı ve serbest bırakılması önerilen anlaşmanın bir parçasıydı.
STRATEJİK HESAPLAR DEĞİŞİYOR
Bu süreç, İsrail’in bölgedeki stratejik duruşunu nasıl değiştireceği konusunda önemli ipuçları veriyor. Philadelphia Koridoru’ndan çekilme kararı, bölgedeki güç dengelerini nasıl etkileyecek? Tüm gözler, bu kritik müzakerelerin sonuçlarına çevrilmiş durumda. Konu ve bölgedeki sıcak gelişmeler Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi arasında yapılacak görüşmede masaya yatırılması bekleniyor.

Haberin görselleri AA tarafından servis edilmiştir
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Cumhurbaşkanı Erdoğan, Mısır Cumhurbaşkanı Sisi’yi Esenboğa Havalimanı’nda karşıladı.

Erdoğan ve Sisi ikili görüşmenin ardından Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi Toplantısı düzenlenecek, anlaşmaların imza töreni ve ortak basın toplantısı yapılacak.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Sisi onuruna resmi akşam yemeği verecek.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Mısır’ın başkenti Kahire’ye 14 Şubat 2024’te yaptığı ziyaretle, Ankara-Kahire hattındaki ilişkilerde yeni bir sayfa açıldı. Bu, 12 yıl sonra bir ilkti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Sisi ile görüşmesinin başlıca gündem maddesi Gazze olacak. İsrail’in saldırılarının durdurulması, bölgede ateşkesin sağlanması ve Netanyahu hükümetinin yargılanması konusunda atılabilecek ortak adımlar görüşülecek. Filistin başta olmak üzere Libya, sudan, Somali gibi bölgesel meselelerde; kalıcı istikrar, barış ve huzurun tesisi iki yapılabilecekler ele alınacak.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Altun, sosyal medya hesabından, “Soykırım 333. gününde” etiketiyle Gazze’deki İsrail saldırılarına ilişkin paylaşımda bulundu.
Gazze için susma! Çünkü;
Gazze’de insanlığın en karanlık dönemlerinden biri yaşanıyor. 333 gündür süren saldırılar, şehirleri yerle bir etti. İşgalci İsrail güçleri, hiçbir insani ayrım gözetmeden camilere, kiliselere, okullara, hastanelere bomba yağdırıyor; bölgede yaşanan… pic.twitter.com/0HWENv86H5
— Fahrettin Altun (@fahrettinaltun) September 3, 2024
“Gazze için susma. Çünkü Gazze’de insanlığın en karanlık dönemlerinden biri yaşanıyor. 333 gündür süren saldırılar, şehirleri yerle bir etti.” ifadelerini kullanan Altun, işgalci İsrail güçlerinin, hiçbir insani ayrım gözetmeden camilere, kiliselere, okullara, hastanelere bomba yağdırdığını, bölgede yaşanan ağır insanlık dramını belgelemek için çalışan gazetecileri kasıtlı ve sistematik şekilde hedef aldığını belirtti.
REKLAM
Gazze’deki çocukların, kadınların, yaşlı ve masum sivillerin temiz suya, yiyeceğe ve sağlık hizmetlerine erişim imkanı bulamadığını vurgulayan Altun, şunları kaydetti:
“Gazzeliler dünyanın gözleri önünde soykırıma uğruyor. Bu soykırım, sadece Gazze’nin değil, tüm insanlığın vicdanını sarsmalıdır. Uluslararası toplumun 333 gündür devam eden bu barbarlığa karşı birlik olup tepki göstermesi gerekmektedir. Bu trajediyi durdurmak ve çocukların güvenliğini sağlamak için hep birlikte çaba göstermemiz gerekiyor. Gazze’deki durumu görmezden gelmek, bu zulme ortak olmak demektir. Adalet ve insanlık adına, bu soykırıma son vermek için güçlü bir şekilde sesimizi yükseltmeliyiz.”
Altun, paylaşımında, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Gazze’deki insanlık dramına ilişkin sözlerinin ve Gazze’deki çocukların görsellerinin yer aldığı videoya da yer verdi.
BAKANLARDAN PAYLAŞIM
Cumhurbaşkanlığı Kabinesi üyeleri, İsrail’in Gazze’deki soykırımının 333. günü dolayısıyla paylaşımda bulundu.
Bakanlar, “Soykırım 333. gününde” etiketiyle yaptığı paylaşımlarda, Gazze’de yaşanan insanlık dramına dikkati çekti.
Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, işgalci İsrail’in tam 333 gündür soykırım yaptığı Gazze’de insani dram yaşandığını ve insanlığın öldüğünü bildirdi.
Yaklaşık 41 bin masum sivilin hayatını kaybettiği Gazze’de, hayatta kalan Filistinlilerin ise temiz suya bile ulaşamadığını aktaran Tunç, şu ifadeleri kullandı:
“Terör örgütü gibi davranan İsrail’in işlediği insanlık ve savaş suçlarını vicdanlar kabul etmemektedir. Bebek katillerinin yaptığı zulüm karşısında sessiz kalanlar, masum çocukların çığlıklarına kulak tıkayanlar tarih huzurunda asla affedilmeyecektir. Filistin davası, adaletin, haklının ve özgürlüğün davasıdır. Türkiye olarak her daim Filistinli kardeşlerimizin yanında olmaya, zulmün ve işgalin karşısında durmaya devam edeceğiz.”
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş ise işgalci İsrail’in Gazze’de 7 Ekim’den beri gerçekleştirdiği soykırımda 16 bin 673’ü çocuk, 11 bin 269’u kadın olmak üzere 40 bin 819 Filistinlinin hayatını kaybettiğini vurguladı.
Göktaş, “Tüm dünyanın gözleri önünde insanlığı ayaklar altına alanlara ve bu zulme sessiz kalanlara rağmen kazanan mazlum Filistin halkı olacak, kazanan insanlık olacak.” değerlendirmesini yaptı.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan da “Gazze’deki kardeşlerimizi asla yalnız bırakmayacağız. Soykırımcı İsrail yönetimi döktüğü kanın, işlediği insanlık suçlarının hesabını elbet verecek. Türkiye her zaman olduğu gibi zalimin karşısında, mazlumun yanındadır.” ifadelerini kullandı.
“GERÇEKLERİ HAYKIRMAYA DEVAM EDECEĞİZ”
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, Gazze’de yaralanan anne ve çocuğun görseline yer vererek, şunları kaydetti:
“333 gündür Gazze’de, o küçücük toprak parçasında, tüm dünyanın gözleri önünde, soysuzca, barbarca, vicdansızca soykırım suçu işleniyor. İnsanlığını kaybetmiş, vicdanı tutsak İsrail yönetimi her gün yeni bir kıyıma imza atıyor. Gazzeli masum sivillerin, kadınların, çocukların, kundaktaki bebeklerin ahını alanlar bunun hesabını uluslararası mahkemeler önünde mutlaka verecek. Soykırımcı Naziler neyle karşılaştıysa bu barbar yönetim de aynı şeyle yüzleşecek. Zaman bunu hepimize gösterecek. Gazze’de soykırım var.”
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, işgalci İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze’de soykırıma devam ettiğine işaret ederek, “Gazze’de her gün nice güneşler batıyor. Çocuklar, kadınlar, yaşlılar dünyanın gözleri önünde katlediliyor. Susmayacağız. Haksızlıklar karşısında dimdik durmaya, gerçekleri haykırmaya devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı.
“TÜRKİYE OLARAK BİZ SUSMADIK, SUSMAYACAĞIZ”
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy ise “Dünyanın gözleri önünde gerçekleşen insanlık dramı aralıksız sürerken Gazze’de sadece çocuklar değil insanlık da ölüyor. İnsan sadece konuştuklarından değil sustuklarından da sorumludur. Türkiye olarak biz susmadık, susmayacağız.” değerlendirmesinde bulundu.
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin de Gazze’de katledilen çocuklara dikkati çekerek, “Gazze’de 25 yıl aradan sonra ilk kez çocuk felci vakası görüldü. Gazze’de çocuklar kimsesiz, aç, susuz, hasta, yaralı ve imkansızlıktan tedavi edilemiyor.” ifadelerini kullandı.
*Haberin görseli AA tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Gazze Şeridi’nin kuzeyinde, orta kesiminde, Deyr el-Belah’ta, Beric Mülteci Kampı’nda, Han Yunus’ta ve Refah kentinde can kaybının yaşandığını aktaran Basal, saldırılarda aralarında çocukların da bulunduğu toplam 26 Filistinlinin yaşamını yitirdiğini kaydetti.
*Haberin fotoğrafı AA tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Çin Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamalara göre, Şi, bu hafta Pekin’de düzenlenecek Çin-Afrika İşbirliği Forumu (FOCAC) için ülkesini ziyaret eden Afrika ülkelerinin liderleriyle ikili görüşmeler yaptı.
Şi, Güney Afrika Cumhurbaşkanı Cyril Ramaphosa ile görüşmesinde, FOCAC’ın Afrika kıtası ile işbirliğine öncülük eden, Güney-Güney işbirliği açısından örnek nitelikte bir oluşum olduğunu belirtti.
REKLAM
Dünyanın yüzyılda görülmeyen hızlı dönüşümlerden geçtiğini ve toplumun benzersiz meydan okumalarla karşı karşıya olduğunu ifade eden Şi, “Uluslararası durum giderek daha karmaşık hale geldikçe, ‘Küresel Güney’ ülkelerinin bağımsızlık, dayanışma ve eşgüdüm içinde uluslararası adaleti ve eşitliği savunması daha büyük önem taşıyor.” dedi.
Görüşmenin ardından iki lider, Çin ile Güney Afrika arasındaki ilişkileri “Çok Yönlü Stratejik İşbirliği Ortaklığına” yükselttiklerini duyurdu.
“ÜÇ TİP ORTAKLIK”
Çin lideri, Kenya Devlet Başkanı William Ruto ile görüşmesinde, iki ülkenin üç tip ortaklığı ilerletmesi gerektiğini dile getirdi.
Çin ve Kenya’nın öncelikli olarak “karşılıklı güvene dayalı ortaklığı” sürdürerek birbirinin ulusal egemenliğini ve kendi ulusal koşullarına uygun kalkınma yolunu seçmesini desteklemesi gerektiğine işaret eden Şi, ikinci olarak, “karşılıklı faydaya dayalı kazan-kazan işbirliği ortakları” olarak yeni çığırlar açması, kalkınma stratejileri ve planları arasında sinerji yaratması, dijital ekonomi, yeni enerji, yoksullukla mücadele ve tarımsal kalkınma alanlarında işbirliğini geliştirmesi gerektiğine dikkati çekti.
REKLAM
Şi, üçüncü olarak, iki ülkenin “uluslararası eşitliği ve adaleti savunan stratejik ortaklar” olarak uluslararası ve bölgesel meselelerde iletişimi ve eşgüdümü artırma, “Küresel Güney”in ortak çıkarları için birlikte çalışmasının önemine işaret etti.
“MADEN KASABASı”
Çin Devlet Başkanı Şi, Doğu Afrika takımada ülkesi Komorlar Birliği’nin Cumhurbaşkanı Azali Assoumani ile görüşmesinde, iki ülke arasında yıllar içinde gelişen işbirliğinin farklı büyüklükteki ülkeler arasında eşitlik, dayanışma ve işbirliğine örnek teşkil ettiğini söyledi.
“Maden Kasabası” adlı Çin televizyon dizisinin Komorlar’da popüler olduğunu öğrendiğini ifade eden Şi, Çin’in Komorlar halkının yoksullukla mücadelesinde işbirliği yapmaya, coğrafi avantajlarını ve deniz kaynaklarını kalkınma ivmesine dönüştürmesine yardım etmeye hazır olduklarını vurguladı.
Görüşmenin ardından iki lider, Çin ile Komorlar Birliği arasındaki ilişkileri “stratejik ortaklığa” yükselttiklerini duyurdu.
“MAVİ EKONOMİ”
Şi, Hint Okyanusu’nda Afrika’ya bağlı bir takımada ülkesi olan Seyşeller’in Cumhurbaşkanı Wavel Ramkalawan ile görüşmesinde de ülkeyi Çin-Hint Okyanusu Kalkınma İşbirliği Bölge Forumu’na katılmaya davet ederek, deniz kaynaklarının sürdürülebilir kullanımını hızlandırarak mavi ekonomiyi kalkınma gücüne dönüştürme çağrısında bulundu.
REKLAM
Çin’in Seyşeller ile acil durum yönetimi, afet önleme ve indirgeme alanlarında işbirliğini güçlendirmeye, denizlerde korsanlık ve diğer yasa dışı faaliyetlerle mücadelesini destelemeye hazır olduğunu aktaran Şi, iki ülke arasında doğrudan uçuşlar başlatarak iki yönlü turizmi teşvik etmeyi hedeflediklerini dile getirdi.
“YÖNETİM DENEYİMİNİ PAYLAŞMAK”
Şi, Eritre Cumhurbaşkanı Isaias Afwerki ile görüşmesinde, Çin’in Afrika Burnu ülkesi ile her düzeyde temasları artırarak devlet yönetimi deneyimini paylaşmaya, Kuşak ve Yol Girişimi, FOCAC ve Afrika Burnu’nda Barışçı Kalkınma Girişimi gibi platformları kullanarak enerji, altyapı ve tarım alanlarında işbirliğini geliştirmeye, Eritre’nin sanayileşmesine ve tarımda modernleşmesine katkı sağlamaya hazır olduklarını belirtti.
Çin ve Eritre’nin uluslararası ve bölgesel sorunlarda benzer görüşleri paylaştığını vurgulayan Şi, gelişmekte olan ülkelerin meşru haklarını ve çıkarlarını, daha eşit ve adil uluslararası düzeni savunmak için işbirliği ve eşgüdümü güçlendirmeyi istediklerini kaydetti.
“PRATİK İŞBİRLİĞİNİ GELİŞTİRMEK”
Şi, Sahra Altı Afrika ülkesi Gine’nin Cumhurbaşkanı Mamady Doumbouya ile görüşmesinde, Afrika ile dayanışmayı ve işbirliğini güçlendirmenin Çin diplomasisinin köşe taşı olduğunun, FOCAC’ın yalnızca pratik işbirliğini geliştirmek için etkili bir araç değil, aynı zamanda “Güney-Güney işbirliğinin bayrağı” olduğunun altını çizdi.
REKLAM
Çin ile Gine’nin forumda alınacak kapsamlı kararları hayata geçirmek üzere birlikte çalışması gerektiğini belirten Şi, altyapı, yer altı kaynaklarını geliştirme, kırsal kalkınma, yoksullukla mücadele, tıp ve sağlık alanlarında işbirliğini güçlendirerek, Gine’nin kaynak avantajlarını kalkınmasının itici gücü haline getirmesine destek olmayı istediklerini dile getirdi.
“ULUSAL EGEMENLİK VE GÜVENLİK”
Şi, Çad Cumhurbaşkanı Muhammed İdris Debi İtno ile görüşmesinde, Sahra ülkesinin Çad’ın ulusal egemenliğini, güvenliğini ve kalkınma çıkarlarını korumasını, bağımsız gelişim yolu izlemesini desteklediğini, Küresel Güvenlik Girişimi kapsamında işbirliğine hazır olduğunu ifade etti.
Çad lideri de Çin ile egemenlik ihtilafı içindeki Tayvan’ı ülkenin ayrılmaz parçası olarak gördükleri ve “tek Çin” ilkesine bağlı oldukları mesajını verdi.
Görüşmenin ardından iki lider, Çin ile Çad arasındaki ilişkileri “stratejik ortaklığa” yükselttiklerini duyurdu.
“ÇİN MODERNLEŞMESİNİN YARATTIĞI FIRSATLAR”
Şi, Malavi Cumhurbaşkanı Lazarus McCarthy Chakwera ile görüşmesinde, Çin’in Doğu Afrika ülkesinin kendi ulusal koşullarına uygun kalkınma yolunu keşfetmesini desteklediğini, Çin modernleşmesinin yarattığı fırsatları Malavi ulusal kalkınması ile paylaşmaya hazır olduğunu dile getirdi.
REKLAM
Malavi ile tarım, telekomünikasyon, altyapı ve diğer alanlarda işbirliğini güçlendirmeye hazır olduklarını, Çin şirketlerini Malavi’ye yatırım yapmaya teşvik edeceklerini aktaran Şi, Malavi Üniversitesinde kurulan Konfüçyüs Enstitüsünün halklar arası bağları güçlendirmek, Malavi’nin Çin’in güneyindeki Hunan eyaletinin merkezi Çangşa’da kurduğu Başkonsolosluğu da ulus-altı idari birimler ve yerel yönetimler arasında temasları artırmak ve işbirliğini geliştirmek için kullanma çağrısında bulundu.
Görüşmenin ardından iki lider, Çin ile Malavi arasındaki ilişkileri “stratejik ortaklığa” yükselttiklerini duyurdu.
“AFRİKA DÜNYANIN ÖNEMLİ BİR (GÜÇ) KUTBU”
Çin Devlet Başkanı Şi, Afrika Birliği (AfB) Komisyonu Başkanı Musa Faki Muhammed ile görüşmesinde, dünyada yüzyılda görülmeyen hızlı dönüşümlerin yaşandığına, Çin ve Afrika’nın dahil olduğu “Küresel Güney”in giderek güçlendiğine işaret etti.
Afrika’nın “dünyanın önemli bir (güç) kutbu” ve Çin diplomasisinin önceliği olduğunu vurgulayan Şi, “Çin ve Afrika, eşit ve düzen içinde çok kutuplu dünya ile kapsayıcı ekonomik küreselleşmeyi savunmalı, uluslararası eşitliği ve adaleti, gelişmekte olan ülkelerin ortak çıkarlarını birlikte korumalı.” diye konuştu.
FOCAC
Çin-Afrika İşbirliği Forumunun (FOCAC) 9’uncusu 4-6 Eylül’de Pekin’de düzenlenecek. Çin ile Afrika Birliği (AfB) üyesi 53 ülkeyi ve Afrika Komisyonunu bir araya getiren zirveye 50’den fazla ülkenin devlet ve hükümet başkanı katılıyor.
AfB üyesi Esvatini, Çin ile egemenlik ihtilafı içindeki Tayvan ile diplomatik ilişkisi olduğu için forumda yer almıyor.
*Haberin görseli AA tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Mısır’ın başkenti Kahire’ye 14 Şubat 2024’te yaptığı ziyaretle, Ankara-Kahire hattındaki ilişkilerde yeni bir sayfa açıldı. Bu, 12 yıl sonra bir ilkti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Sisi ile görüşmesinin başlıca gündem maddesi Gazze olacak. İsrail’in saldırılarının durdurulması, bölgede ateşkesin sağlanması ve Netanyahu hükümetinin yargılanması konusunda atılabilecek ortak adımlar görüşülecek. Filistin başta olmak üzere Libya, sudan, Somali gibi bölgesel meselelerde; kalıcı istikrar, barış ve huzurun tesisi iki yapılabilecekler ele alınacak.
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığından yapılan açıklamaya göre, ziyaret kapsamında, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 14 Şubat 2024’te Kahire’ye gerçekleştirdiği ziyarette imzalanan Ortak Bildiri uyarınca yeniden yapılandırılan Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi’nin ilk toplantısı, iki ülke Cumhurbaşkanlarının riyasetlerinde gerçekleştirilecek.
REKLAM
Konsey toplantısında, Türkiye-Mısır ilişkileri tüm yönleriyle gözden geçirilecek, ikili işbirliğinin daha da geliştirilmesine yönelik gelecek dönemde atılabilecek müşterek adımlar ele alınacak.
Görüşmelerde ikili ilişkilerin yanı sıra Gazze ve işgal edilmiş Filistin topraklarında yaşanan İsrail saldırıları başta olmak üzere, güncel bölgesel ve küresel meselelere ilişkin fikir teatisinde bulunulacak.
Toplantı kapsamında, ilişkilerin ahdi zeminini güçlendirmeye yönelik bazı belgelerin imzalanması da gündemde bulunuyor.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Jean-Pierre, sorumlularla ilgili gerekli işlemlerin Türk polisi ve yetkilileri tarafından yapıldığını aktararak, bu süreçteki çabaları dolayısıyla kendilerine teşekkür ettiklerini söyledi.
“RAHATSIZ EDİCİ”
Pentagon Sözcüsü Tuğgeneral Patrick Ryder da günlük basın toplantısında, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, söz konusu iki askerin herhangi bir yara almadığını ve güvende olduğunu belirterek, yerel makamlarla birlikte soruşturmanın devam ettiğini söyledi.
Olayı “rahatsız edici” olarak niteleyen Ryder, “Bu konuyu araştıran Türk yetkililerin desteği için minnettarız.” diye konuştu.
İzmir’de, dün, Kıbrıs Şehitleri Caddesi’nde saat 16.00 sıralarında Türkiye Gençlik Birliği (TGB) üyesi 2’si kadın, 13’ü erkek 15 kişilik grup, ABD vatandaşı 2 askeri personele fiziki saldırıda bulunmuştu. Polis, olayın ardından 15 kişiyi gözaltına almıştı.
*Haberin görseli AA tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, hakkında Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) tarafından çıkarılan tutuklama emrine rağmen Moğolistan’a resmi ziyaret gerçekleştiriyor. Dün akşam saatlerinde Moğolistan’ın başkenti Ulan Batur’a gelen Putin, bugün Moğolistan Cumhurbaşkanı Ukhnaagiin Khurelsukh tarafından resmi törenle karşılandı. Rus lider, başkent Ulan Batur’un merkezindeki Sukhbaatar Meydanı’nda düzenlenen resmi karşılama töreninde iki ülke milli marşlarının çalınmasının ardından karşılama kıtasını selamladı. Daha sonra Putin ve Khurelsukh’a, iki ülke heyetleri tanıtıldı.
Hollanda’nın Lahey kentinde bulunan Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM), 17 Mart 2023 tarihinde UCM Başsavcısı Karim Khan’ın talebi üzerine Putin hakkında tutuklama emri çıkarmıştı. – ULAN BATUR
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>PEKİN – Çin’in Shandong eyaletinde okul servisinin kalabalığa dalması sonucu 5’i öğrenci 11 kişi hayatını kaybetti.
Çin’in Shandong eyaletine bağlı Tai’an kentinde yaşanan olayda, okul servisi sürücüsü okula yaklaştığı sırada direksiyon hakimiyetini kaybederek kalabalığa daldı. Okul servisinin öğrenci ve ailelerin okul kapısında beklediği sırada kalabalığa dalması sonucu 5’i öğrenci 11 kişi hayatını kaybetti. Biri durumu kritik aralarında öğrenci ve velinin bulunduğu 12 kişinin yaralandığı olaya ilişkin soruşturma başlatılırken servis sürücüsü gözaltına alındı.
Yaralıların tedavisi hastanede sürüyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ULAN BATUR – Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Moğolistan’ın başkenti Ulan Batur’da resmi törenle karşılandı.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, hakkında Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından çıkarılan tutuklama emrine rağmen Moğolistan’a resmi ziyaret gerçekleştiriyor. Dün akşam saatlerinde Moğolistan’ın başkenti Ulan Batur’a gelen Putin, bugün Moğolistan Cumhurbaşkanı Ukhnaagiin Khurelsukh tarafından resmi törenle karşılandı. Rus lider, başkent Ulan Batur’un merkezindeki Sukhbaatar Meydanı’nda düzenlenen resmi karşılama töreninde iki ülke milli marşlarının çalınmasının ardından karşılama kıtasını selamladı. Daha sonra Putin ve Khurelsukh’a, iki ülke heyetleri tanıtıldı.
Hollanda’nın Lahey kentinde bulunan Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM), 17 Mart 2023 tarihinde UCM Başsavcısı Karim Khan’ın talebi üzerine Putin hakkında tutuklama emri çıkarmıştı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Bu yaz gerçekleştirilen önemli dalışlarda, Titanik filmindeki ikonik sahneyi anımsatan kayıp tırabzan tespit edildi. Büyük bir tırabzan parçasının artık deniz tabanında yattığı görülüyor.
Elde edilen görüntüler, enkazın bir asrı aşkın süredir deniz dibinde nasıl değiştiğini ve çürüdüğünü gösteriyor. Uzmanlar, yaklaşık 4,5 metre uzunluğundaki tırabzanın son iki yılda düştüğünü düşünüyor, çünkü 2022’de hala yerinde olduğu belgelenmişti.
Araştırmacılar, geminin metal yapısının mikroplar tarafından aşındırılmasıyla oluşan “pas sarkıtları” fenomenini ortaya çıkardı.
Beklenmedik bir gelişme olarak, uzmanların bir daha görüleceğini ummadıkları bir eser bulundu. 1986’da Titanik’in enkazını keşfeden Robert Ballard’ın gördüğü Versailles Dianası adlı bronz heykel, yıllar sonra yeniden keşfedildi. Yaklaşık 60 cm boyundaki figür, tortuların içinde yüzüstü yatar halde bulundu.
Titanik uzmanı James Penca, BBC’ye verdiği demeçte heykelin önemini vurgulayarak, “Bu, samanlıkta iğne bulmak gibiydi. Birinci sınıf salonunun merkezi olan bu heykelin yeniden keşfi çok önemliydi,” dedi.
Bu yaz, RMS Titanic Inc. şirketi, insansız uzaktan kumandalı araçlar kullanarak alanı inceledi. Şirket, Titanik’in kurtarma haklarına sahip ve şimdiye kadar enkazdan 5.500’den fazla nesne çıkardı.









Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Vakıftan yapılan açıklamaya göre, Bangladeş’in doğusundaki yoğun yağışlar ve Hindistan tarafındaki baraj kapaklarının açılması sebebiyle yaşanan sellerden 5,6 milyon kişi etkilendi, yerleşim alanları ve tarım arazileri su altında kaldı, en az 67 kişi hayatını kaybetti.
Yaşanan büyük selin ardından harekete geçen vakıf, afetin ilk saatlerinden itibaren bölgede başlattığı çalışmalarını sürdürüyor.
Acil yardım çalışmalarının ilk etabında şu ana kadar 18 bin kişiye sıcak yemek, 500 aileye ise kumanya ve kuru gıda yardımında bulunuldu.
Her gün 200 kişiye sağlık hizmeti veriliyor
Vakfın sağlık çalışmaları çerçevesinde ise geçici koruma kampında bulunan ailelere yönelik muayene, tanı ve ilaç tedavi hizmetleri sunuluyor.
Mobil klinikte her gün düzenli olarak 200 kişi sağlık hizmetlerinden faydalanıyor.
İHH, Feni, Comilla, Noakhali ve Lakshmipur şehirlerinde ağırlıklı olmak üzere acil yardım çalışmalarına devam ediyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>KİNŞASA – Kongo Demokratik Cumhuriyeti’ndeki Makala Merkez Cezaevinde yaşanan firar girişimi sırasında çıkan izdihamda 24 kişi uyarı ateşi sonrası öldürülürken toplamda 129 kişi hayatını kaybetti.
Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nin başkenti Kinşasa’da bir cezaevinde firar girişimi yaşandı. Yetkililer yaptıkları açıklamada, firar girişiminde çıkan izdihamda en az 129 kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı. Kongo Demokratik Cumhuriyeti İçişleri Bakanı Jacquemin Shaban sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada 24 mahkumun bugün erken saatlerde Kinşasa’daki aşırı kalabalık Makala Merkez Cezaevind”en kaçmaya çalışırken “uyarı” ateşiyle vurularak öldürüldüğünü söyledi. “Ayrıca 59 yaralı da hükümet tarafından tedavi edilirken tecavüz vakaları da var” diyen Shaban, cezaevinde kontrolün sağlandığını duyurdu.
Kongo Demokratik Cumhuriyeti Adalet Bakan Yardımcısı Mbemba Kabuya ise, firar girişiminin cezaevinde bulunan mahkumlar tarafından planladığını ifade etti.
Uluslararası Af Örgütünün yayınladığı son rapora göre bin 500 kişilik kapasitesi ile ülkenin en büyük büyük cezaevi olan Makala’da çoğu yargılanmayı bekleyen 12 bin mahkum bulunuyor. Daha önce de firarların yaşandığı cezaevinde, 2017 yılında dini bir tarikat tarafından düzenlenen saldırıda onlarca kişi serbest bırakılmıştı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>(ADANA) – Adana’da 6 Şubat depremlerinde yıkılan ve 40 kişiye mezar olan Sami Bey Apartmanı’nın müteahhidi Eda Aybaba Çelik’in, Türkiye’ye iade edilmesi için Birleşik Krallık yetkili adli makamlarına yazı gönderildi. Sami Bey Apartmanı’nda annesi, kardeşlerini ve akrabalarını kaybeden Naim Emin Ünvar, ANKA Haber Ajansı’na yaptığı değerlendirmede, “Adli tatil bitiminin hemen ertesinde böyle güzel bir haber almak umudumu tazeledi. Devamının gelmesini temenni ediyorum” dedi.
Kahramanmaraş merkezli depremlerde Adana’nın Çukurova İlçesi Güzelyalı Mahallesi’nde bulunan Sami Bey Apartmanı da yıkıldı. Enkaz yığınına dönen apartmanda 40 kişi yaşamını yitirdi. Sami Bey Apartmanı’nın müteahhitleri Abdullah Aybaba ile kızı Eda Aybaba Çelik’in yurt dışına kaçtığı tespit edilmiş ancak baba-kız yakalanamamıştı.
ANKA Haber Ajansı’nın edindiği bilgiye göre; Adana 4. Ağır Ceza Mahkemesi, sanık Eda Aybaba Çelik’in yakalanarak Türkiye’ye iade edilmesi için Birleşik Krallık yetkili adli makamına yazı gönderdi.
Sami Bey Apartmanı’nda annesi, babası, iki kardeşi, anneannesi ve akrabalarını kaybeden Naim Emin Ünvar, Çelik hakkında çıkartılan yakalama kararını ANKA Haber Ajansı’na değerlendirdi. Ünvar, “Adli tatil bitiminin hemen ertesinde böyle güzel bir haber almak umudumu tazeledi. Annemin doğum gününe denk gelmiş olmasını da onun için bir hediye olarak görüyorum. Devamının gelmesini temenni ediyorum” diye konuştu.
Ne olmuştu?
Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat depremlerinin üzerinden 19 ay geçerken, depremde yakınlarını kaybeden ailelerin adalet arayışı sürüyor. Depremde yıkılan ve 970 vatandaşın hayatını kaybetmesine neden olan binalarda sorumluluğu olan 14 firari sanık hala aranıyor.
Davalarda yıkılan binalarda hayatını kaybedenler ve aranan firari sanıklar şöyle:
Emlakbank Konutları: Hatay’ın Antakya ilçesinde 370 kişinin hayatını kaybettiği Emlakbank Konutları’nın şüphelilerinden Aytaç Kınay, firari olarak aranıyor.
Rönesans Rezidans: Hatay’daki rezidansın şantiye şefi ve şirket ortağı Hüseyin Yalçın Coşkun, firari olarak aranıyor. Coşkun hakkında kırmızı bülten çıkarıldı.
Üzümkent Sitesi: Adıyaman’daki Üzümkent Sitesi’nde sorumluluğu bulunan Ahmet İşitmen, aranıyor. İşitmen’in yurt dışında olduğu tespit edilmişti.
Sueda Kent Sitesi: Adıyaman’daki sitenin şantiye şefi ve statik proje müellifi Ömer Yılmaz yakalanamadı.
Furkan Apartmanı: Gaziantep’teki Apartmanı’nın müteahhitleri Hasan Hüseyin Sever ve Abdullah Devrim Sever, firari olarak aranıyor. Kırmızı bülten çıkarıldı.
Sami Bey Apartmanı: Adana’nın Çukurova ilçesindeki binanın müteahhitleri Abdullah Aybaba ile kızı Eda Aybaba Çelik bulunamadı. Firarilerin yurt dışına kaçtığı tespit edildi, iadesi istendi.
Ezgi Apartmanı: Kahramanmaraş’taki apartman için hazırlanan bilirkişi raporunda binanın giriş katında bulunan ve tadilat yapan Kervan Pastanesi’nin yıkımda asli kusurlu oldukları belirtildi. Yakalama kararı çıkarılan ve aylardır firari olan Kervan Pastanesi sahipleri Sami Kervancıoğlu ve Mustafa Pekel’in avukatı Ersan Şen’in talebiyle hazırlanan son bilirkişi raporunda kusurlu bulunmadı. Firari Kervancıoğlu ve Pekel aranıyor.
Kavak Apartmanı: Gaziantep’in Nurdağı ilçesinde 26 kişinin hayatını kaybettiği Kavak Apartmanı’nın şantiye şefi Serdar Çelebi Köse, aranıyor.
Fazilet Apartmanı: Kahramanmaraş’taki apartmanının yıkılmasına neden olan zemin kattaki fırının işletmecileri firari Akın Yağcı ve eşi Ferihan Yağcı hala bulunamadı.
Burak Yapı Sitesi: Adıyaman’ın Merkez ilçesinde 12 kişinin hayatını kaybettiği Burak Yapı Sitesi’nin şantiye şefi Metin Bekir Sarıkaya, firari olarak aranıyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İHH İnsani Yardım Vakfı, Bangladeş’te 5,6 milyon kişiyi etkileyen sellerin ardından ülkeye yönelik başlattığı acil yardım çalışmalarını sürdürüyor. Vakıf tarafından şu ana kadar, 18 bin kişiye sıcak yemek, 500 aileye ise kumanya ve kuru gıda yardımında bulunuldu. Ayrıca, İHH tarafından kurulan mobil klinikte de her gün 200 kişiye sağlık hizmeti veriliyor.
Bangladeş’in doğusunda yaşanan yoğun yağışlar ve Hindistan tarafındaki baraj kapaklarının açılması sebebiyle yaşanan sellerden 5,6 milyon kişi etkilendi. Yerleşim alanları ve tarım arazileri sular altında kaldı, en az 67 kişi hayatını kaybetti.
İHH tarafından yapılan açıklamaya göre, vakfın acil yardım çalışmalarının ilk etabında şu ana kadar, 18 bin kişiye sıcak yemek, 500 aileye ise kumanya ve kuru gıda yardımında bulunuldu. Vakfın sağlık çalışmaları çerçevesinde ise, geçici koruma kampında bulunan ailelere yönelik muayene, tanı ve ilaç tedavi hizmetleri sunuluyor. Mobil klinikte her gün düzenli olarak 200 kişi sağlık hizmetlerinden faydalanıyor. İHH; Feni, Cumilla, Noakhali ve Lakhmipur şehirlerinde ağırlıklı olmak üzere acil yardım çalışmalarına devam ediyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Ohio Eyalet Üniversitesi’nden ZhiPing Zhong liderliğindeki ekip, buzuldan alınan örneklerdeki DNA’ları yeniden yapılandırdı. Bu çalışma sonucunda ortaya çıkan virüslerin yaklaşık %75’inin modern insanlar tarafından daha önce bilinmediği anlaşıldı.
Keşfedilen virüslerden biri, özellikle dikkat çekici. Bu virüs, son büyük iklim geçişinin yaşandığı yaklaşık 11.500 yıl öncesine dayanıyor. Araştırmacılar, bu keşfin virüslerin iklim değişikliğine nasıl tepki verdiğini anlamak açısından önemli olduğunu vurguluyor.
İlginç bir şekilde, buzul Çin’de bulunmasına rağmen, bazı virüslerin Orta Doğu ve Arktik bölgelerinden geldiği de tespit edildi. Bu durum, antik dönemlerde bile virüslerin geniş coğrafi alanlara yayılabildiğini gösteriyor.
Zhong, bu keşfin önemini şöyle açıklıyor: “Virüslerin yoğun iklim dönemlerinde nasıl evrimleştiğini anlamak, gelecekte yaşanabilecek iklim değişikliklerinde virüslerin nasıl davranacağını tahmin etmemize yardımcı olabilir.”
Araştırmacılar, bulunan virüslerin insanlar için tehlikeli olup olmadığı konusunda net bir açıklama yapmadı. Ancak bu keşfin, antik dönemlerdeki yaşam ve iklim hakkında yeni bilgiler sağlayabileceğini belirtiyorlar.
Guliya Buzulu, dünyanın en yüksek platosu olan Tibet Platosu’nun bir parçası. Bu bölge, yaklaşık 2,5 milyon kilometrekarelik bir alanı kaplıyor. Daha önce de bu buzulda 15.000 yıl öncesine ait örnekler bulunmuştu.

Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Filistin Kızılayı Derneği (PRCS) Başkanı Younis al-Khatib, Ürdün’ün başkenti Amman’da düzenlenen Kızılay Konferansı’nda yaptığı açıklamada, “Yarın ateşkes sağlansa bile Gazze yaşanamaz bir yer haline geldi” dedi.
Amman’da Ürdün Kızılayı Derneği tarafından düzenlenen 11’inci Kızılhaç ve Kızılay Orta Doğu Konferansı’nda konuşan PRCS Başkanı al-Khatib, “Çatışmanın üzerinden 11 aydan fazla bir süre geçmişken, Gazze’de yaşananların doğal bir felaket olmadığını her zaman hatırlamalıyız. Yarın bir ateşkes üzerinde anlaşmaya varılsa bile, artan insani yardım ve yeniden inşa sorunu çözmeyecektir. Gazze yaşanamaz bir yer haline geldi” diye konuştu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
HÜKÜMETİ ÇÖKEBİLİR
Ülkenin en büyük sendikalarından Histadrut’un çağrısıyla belirli saatler arasında genel greve gidildi. Gösterilerin merkezi, başkent Tel Aviv’deki Savunma Bakanlığı’nın bulunduğu Menachem Begin ve Kaplan caddeleri oldu. Gösteriyi organize eden gruplar, Tel Aviv’deki protestolara yaklaşık 300 bin kişinin katıldığını, ülke genelinde ise gösterilere katılımın 500 bini aştığını belirtti. İngiltere merkezli Telegraph gazetesi göstericilerin İsrail ekonomisine etki yapabileceğini belirterek “Netanyahu hükümeti bir gecede çökebilir” yorumunda bulundu. Analize göre 6 rehinenin cansız bedeninin bulunması, İsrail’in kırılgan koalisyon hükümetini devirebilir ve ülkeyi 11 aydır devam eden katliamları sona erdiren bir anlaşmayı zorlayabilir.

HAMAS: BİZ HAZIRIZ
Hamas’ın Siyasi Büro Üyesi Halil el-Hayye, Gazze’de ateşkes ve esir takası için İsrail’le gerçek bir müzakerenin olmadığının altını çizerek, Netanyahu’nun istemesi halinde anlaşma için hazır olacaklarını söyledi.

SALDIRILAR GÖLGESİNDE AŞILAMA
31 Ağustos – 12 Eylül tarihleri arasında devam edecek olan çocuk felci aşısı, BM, DSÖ, UNRWA ve Gazze’deki Sağlık Bakanlığı’nın işbirliğiyle yürütülüyor. Kampanya kapsamında, Gazze’de 10 yaş altı toplam 640 bin çocuğun aşılanması hedefleniyor.

ABD’DEN SONTEKLİF İDDİASI
ABD merkezli Washington Post gazetesine konuşan ve ismini vermek istemeyen yetkililer, ABD Başkanı Joe Biden yönetiminin Gazze’de “kabul et ya da reddet biçiminde” son bir ateşkes teklifi sunmaya hazırlandığını iddia etti. Söz konusu teklifi iki tarafın da reddetmesi halinde ABD öncülüğündeki müzakerelerin sona erebileceğine işaret edildi. Biden da Netanyahu’nun, Gazze’de bir ateşkes anlaşması için “yeterli çabayı göstermediğini” belirtti.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
ÇOCUK İSTİSMARI İÇERİKLERİ ÜRETTİĞİ GEREKÇESİYLE GÖZALTINA ALINDI
Griffith Ağustos 2022’de çocuk istismarı içerikleri ürettiği gerekçesiyle polis tarafından gözaltına alınmıştı. Bir yıl sonra ise Griffith’in 2003 ile 2022 yılları arasında Avustralya’nın on iki farklı bölgesinde ve İtalya’nın Pisa kentinde 91 çocuğa karşı bin 623 suç işlediği tespit edilmişti. Dava sürecinde Griffith’in hakkındaki suçlamaların bir kısmı düşürülmüştü. Şu anda gözaltında olan Griffith’in alacağı ceza sonraki bir tarihte belirlenecek.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin, İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant ile telefon görüşmesi yaptı. Bakanlar, Gazze’de hayatını kaybeden 6 rehineyi görüştü.
Pentagon’dan görüşmeye ilişkin yapılan açıklamada, şu ifadeler yer aldı:
“Bakan Austin ve Bakan Gallant, İsrail’in Gazze’de Hamas tarafından öldürülen ve aralarında 23 yaşındaki Amerikan vatandaşı Hersh Goldberg-Polin’in de bulunduğu 6 rehinenin cenazelerinin geri almasını görüştü. Bakan, öldürülen tüm rehinelerin ailelerine en derin taziyelerini iletti ve Hamas tarafından acımasızca, yasadışı ve ahlaksızca infaz edilmelerinden duyduğu öfkeyi dile getirdi. Bakan, Hamas liderlerinin işledikleri suçlardan dolayı sorumlu tutulmaları gerektiğini teyit etti. Bakan Austin ve Bakan Gallant tüm rehinelerin serbest bırakılmasını sağlayacak bir ateşkes anlaşmasına bir an evvel varılması yönündeki ortak kararlılıklarını bir kez daha teyit ettiler. Bakan Austin ayrıca bu sabah Batı Şeria’da meydana gelen bir terör saldırısında hayatını kaybeden üç İsrailli polis memuru için taziyelerini iletti ve bu hafta Batı Şeria’da artan gerilim ve terörist faaliyetlerden duyduğu endişeyi dile getirdi.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İSRAİL Genel İşçi Örgütü (Histadrut) Başkanı Arnon Bar-David, dün yaptığı açıklamada Tel Aviv’de 2 Eylül’de genel greve gitme kararı aldıklarını duyurdu. Bar-David, “Sadece bir grev işleri sarsabilir ve bu yüzden yarın sabah saat 06.00’dan itibaren tüm İsrail ekonomisinin greve gitmesine karar verdim” dedi.
Histadrut Başkanı Bar-David, bugün tüm İsrail’in rehinelerin serbest kalması ve ateşkes anlaşması için greve gideceğini belirterek, “Yarın (2 Eylül) tüm ulus duracak ve rehineleri geri getirmek için ortak bir çığlıkta birleşecek. Grevi siyasi renklerle boyamaya çalışanlar yarın kim için her şeyi durdurduğumuzu hatırlamalıdır. Oğullarımızı ve kızlarımızı eve getirecek bir anlaşma için ödememiz gereken her türlü acı bedel, terk edilmeyi sürdürmenin maliyetinden çok daha düşüktür. Kamuoyunu kayıtsız kalmamaya ve yarın sokaklara çıkmaya çağırıyorum. Grev günü evde oturmak için değil, protesto etmek ve halkımızın çığlığını haykırmak için dışarı çıkmak içindir. Kışkırtmaya ve bölünmeye el uzatmayın, hayat kurtarmaya el uzatın” dedi.
‘DEVLET, HALKINI TERK EDİYOR’
Bar-David, İsrail’in halkını ‘terk ettiğini’ vurgulayarak, “Sevgili ülkemizin halkını terk eden bir ülke haline gelmesine kayıtsız kalmayı reddediyorum. Ülkedeki durum kötüden daha kötüye gidiyor. Terk etmek anahtar kelime ve bunun zararlarını her alanda görüyoruz. Rehinelerin terk edilmesi, evlerinden koparılan İsraillilerin terk edilmesi, güvenliğin terk edilmesi, eğitimin terk edilmesi ve ekonominin terk edilmesi” dedi.
‘SADECE GREV BİR ŞEYLERİ SARSABİLİR’
Histadrut Başkanı Bar-David, grevin bir şeyleri ‘sarsabileceğini’ ifade ederek, “Şimdiye kadar çok fazla sorumluluk üstlendim ve bu hiç de kolay olmadı. Ancak boş duramayacağımızı hissediyorum. Gazze’deki tünellerde öldürülen çocuklarımızın çığlıklarını görmezden gelemeyiz; bu akıl almaz bir şey. Aşağı doğru bir sarmal içindeyiz ve ceset torbaları almaya devam ediyoruz. Sadece bir grev bir şeyleri sarsabilir ve bu yüzden yarın sabah saat 06.00’dan itibaren tüm İsrail ekonomisinin greve gitmesine karar verdim” diye konuştu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Olay, 16 Ağustos Çarşamba günü sabaha karşı 04:15 civarında, Philadelphia Belediye Binası’na yaklaşık 3 kilometre uzaklıktaki Fairmount Park’ta meydana geldi. Polis, NBC10’a verdiği demeçte, çiftin arka koltukta bulunduğu sırada vites koluna çarptıklarını ve bunun sonucunda aracın nehre doğru hareket ettiğini belirtti.
Hızlı düşünmeleri sayesinde çift, araç suya girmeden hemen önce dışarı atlamayı başardı ve herhangi bir yaralanma yaşamadı. Tamamen suya batan Range Rover ise yaklaşık beş saat sonra, sabah saat 09:00 civarında nehirden çıkarıldı. Olay yerine gelen kurtarma ekipleri, Strawberry Mansion Köprüsü yakınlarında batmış haldeki aracı gördüler.



Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
İsrail’in Orta Doğu’da suikastlarla fitilini ateşlediği gerilim giderek tırmanıyor. İsrail ordusu bu sabah Lübnan’ın güneyine askeri hava operasyonu başlattı. Saldırılara kayıtsız kalmayan Lübnan Hizbullah’ı ise İsrai’e füzelerle karşılık verdi.

İSRAİL ORDUSU AÇIKLADI
İsrailLübnan’a yönelik saldırı başlattığını açıklarken Hizbullah da Beyrut’ta komutanlarından Fuad Şükür’e düzenlenen suikasta misilleme olarak İsrail’e saldırı başlattığını duyururdu.
İsrail Ordu Sözcüsü Daniel Hagari, Hizbullah’ın İsrail’e yönelik geniş çaplı bir saldırı hazırlığında olduğunu öne sürerek, Lübnan’ın güneyine “önleyici” saldırıların başlattıklarını açıkladı.
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

Hagari, yaptığı açıklamada, “Az önce Lübnan’dan İsrail topraklarına füze ve roketli saldırılar düzenlendi. Bunun üzerine İsrail bölgelerinde sirenler aktifleştirildi.” dedi.
Hizbullah’ın geniş çaplı bir saldırı hazırlığında olduğuna iddia eden Hagari, İsrail ordusunun buna karşılık Hizbullah hedeflerini vurmaya başladığını vurguladı.

Hagari, Lübnan’daki Litani Nehri’nin güneyinde yaşayan Lübnanlılara bulundukları bölgeleri terk etme çağrısı yaparak, İsrail’in “kendisine yönelik tüm tehditleri ortadan kaldıracağı” uyarısında bulundu.
Öte yandan Hizbullah’tan yapılan yazılı açıklamada, “İslami Direniş Hareketi Mücahidleri, Büyük Komutan Fuad Şükür’e düzenlenen suikasta misilleme çerçevesinde, Siyonist rejimin (İsrail) derinliklerine ve daha sonra açıklanacak olan bir İsrail askeri hedefine doğru çok sayıda insansız hava aracıyla (İHA) hava saldırısı başlattı.” ifadeleri kullanıldı.

Açıklamada, ayrıca “çok sayıda füzeyle işgal altındaki Filistin’in kuzeyinde (İsrail’in kuzeyi) çok sayıda düşman bölgesi, kışla ve demir kubbe platformu da hedef alındı.” ifadelerine yer verildi.
Operasyonun gidişatına ilişkin ayrıntıların daha sonra açıklanacağına dikkat çekilen açıklamada, Hizbullah’ın tam teyakkuz halinde olduğu ve İsrail saldırılarına karşı güçlü bir şekilde duracağı vurgulandı.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Mesajlaşma uygulaması Telegram’ın kurucusu ve üst yöneticisi (CEO) Pavel Durov, önceki gün Azerbaycan’dan özel jetle gittiği Fransa’da havalimanında gözaltına alındı.

İŞTE HAKKINDAKİ SUÇLAMALAR…
Yaklaşık 15 milyar dolar serveti olduğu tahmin edilen Durov hakkındaki suçlamalar ise “Terörizme destek, uyuşturucu kaçakçılığı, suça ortaklık, toplu dolandırıcılık, kara para aklama, suçu gizleme, pedofili içerik ve yaptırımlardan kaçınma” şeklinde sıralandı.
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

ZAHAROVA’DAN BATI’YA TEPKİ: YOKSA DİLLERİNİ Mİ YUTACAKLAR?
Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova gözaltı sonrası açıklama yaptı. Zaharova, Batılı sivil toplum örgütlerinin, Rusya’nın Telegram’a 2018’de erişim engeli getirmesine tepki gösterdiğini anımsattı. “Sizce bu sefer Paris’e çağrıda bulunarak Durov’un serbest bırakılmasını talep edecekler mi yoksa dillerini mi yutacaklar?” ifadesini kullandı.
Tarih boyunca kendi ‘medeniyetleri’ için dünyayı sömüren ve insanları köleleştiren Batı ülkelerinin; dijital adaletsizliğine ve ikiyüzlülüğüne ise tepki yağdı.

TERÖR DESTEKÇİSİ: META…
Oysa bu suçlamalar yakın bir tarihte Türkiye’den yapılan Hamas paylaşımlarını kaldıran ve İsrail’in dijital şubesi olan; META için de birçok kez yapılmıştı.
Facebook, Instagram ve WhatsApp gibi uygulamaları bünyesinde barından META, terör devleti İsrail’in Filistin’deki soykırımının da adeta reklamını yapmıştı.

META UYGULAMALARI ÜZERİNDEN İNSAN KAÇAKÇILIĞI YAPILIYOR!
Soykırıma ait görüntüleri yayınlayan ve Filistin halkına destek olan insanların paylaşımları ise anında sosyal medyadan kaldırılmıştı. Ayrıca bugüne kadar, “Terörizme destek, insan ve uyuşturucu kaçakçılığı, suça ortaklık, toplu dolandırıcılık, kara para aklama, suçu gizleme, pedofili içerik” gibi suçlamalar, META bünyesindeki Facebook, Instagram ve WhatsApp için de yapılmıştı. Hatta günümüzde insan kaçakçılığının bir numaralı adresi ise; Facebook, WhatsApp ve Instagram olarak biliniyor.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Soykırımcı İsrail rejimi, 7 Ekim 2023’ten bu yana ölüm yağdırdığı Gazze Şeridi’nde tüm uluslararası tepkilere ve ateşkes görüşmelerine rağmen katliama devam ediyor.

Katil İsrail ordusunun çok sayıda savaş suçu işlediği Gazze Şeridi’nde durum her geçen saat daha da kötüleşiyor.
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

İsrail bombalarının hedefi olan evlerin enkazlarından parçalanmış ve çürümüş çocuk cesetlerinin çıktığı bölgedeki dramla ilgili açıklama yapan uluslararası ve Avrupa merkezli insan hakları örgütleri en büyük mağdurların “çocuklar” olduğunu belirtiyor.

Katliamlardan en çok çocukların etkilendiğini dile getiren Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreter Sözcüsü Stephane Dujarric, “Beslenme sorunları üzerinde çalışan ortaklarımız, geçen ay Gazze’nin kuzeyinde akut yetersiz beslenme teşhisi konulan çocuk sayısının mayıs ayına kıyasla yüzde 300’den fazla, Gazze’nin güneyinde ise yüzde 150’den fazla arttığını söylüyor” dedi.

Sözcü Dujarric, “(Gazzeli) çocuklar, yetersiz beslenme ve sağlık hizmetleri ile su sanitasyonu ve hijyen altyapısının yok edilmesinden dolayı en ağır bedeli ödüyor.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Deyr Belah, daha önce İsrail tarafından “güvenli bölge” olarak ilan edilen yerler arasında yer alıyordu.
Bombalanan pazar yeri, Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus kentinin batısında bulunan Mevasi bölgesine araçların kalktığı durak olması sebebiyle sürekli yoğun kalabalığın bulunduğu bir bölge olarak biliniyor.
İsrail ordusunun Gazze Şeridi’nde son 24 saatte işlediği iki ayrı katliamda 21 Filistinli yaşamını yitirdi.
İsrail ordusu, bugün Gazze kentinde zorla yerinden edilen sivillerin barındığı bir okulu vurmuş, saldırıda 12 sivil hayatını kaybetmişti.
*Haberin görseli AA tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Lapid, esir takası müzakerelerine ilişkin sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada Netanyahu’yu hedef aldı.
Bir an önce esir takası mutabakatı yapılması çağrısı yapan Lapid, “Netanyahu’nun müzakereleri sabote etme girişimleri durdurulmalı. Hepsi (İsrailli esirler) ölmeden önce, hemen bir anlaşmaya varılmalı.” ifadelerini kullandı.
İsrail Savaş Kabinesi eski üyesi üyesi Gadi Eisenkot da katıldığı bir radyo programında esir takası müzakerelerindeki çıkmaz nedeniyle Netanyahu’yu eleştirdi.
REKLAM
İsrailli bakanların birçoğunun esir takası mutabakatını desteklediğini aktaran Eisenkot, olası bir anlaşmaya Netanyahu’nun karşı çıktığını söyledi.
Eisenkot, Netanyahu’nun esirleri geri getirmeyi istediğini ancak mutabakat için “cesur kararlar” almaya hazır olmadığını kaydetti.
NETANYAHU YENİ ŞARTLAR İSTEMİŞTİ
ABD Başkanı Joe Biden, 27 Mayıs’ta İsrail ile Tel Aviv arasında esir takası ve Gazze’de ateşkese varılması için bir öneri sunmuştu.
Netanyahu ise Biden’ın açıkladığı ateşkes taslağının İsrail’in hazırladığı tekliften farklı olduğunu ileri sürerek yeni şartlar eklenmesini talep etmişti.
İsrail Başbakanı, Gazze’yi ikiye ayıran Netzarim Koridoru ve Gazze Şeridi ile Mısır sınırındaki Philadelphi Koridoru’nun yanı sıra Refah Sınır Kapısı’ndaki İsrail işgalinin devam etmesini istemişti.
Bunlara ek olarak Netanyahu, Hamas üyelerinin Gazze’nin diğer bölgelerinden kuzeye geçmesinin engellenmesini şart koşmuştu.
Katar’ın başkenti Doha’da 15-16 Ağustos’ta, İsrail ile Hamas arasında esir takası ve Gazze’de ateşkes sağlanması için müzakereler yapılmıştı.
Hamas, ABD, Mısır ve Katar’ın arabuluculuğunda yürütülen müzakerelerde Netanyahu’nun yeni şartlar sürerek anlaşmaya varılmasını engellediğini belirtmişti.
*Haberin görseli AA tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Olay, dün gece gerçekleşti. Dokuz motorlu dev roket, fırlatma rampasında aniden alev aldı. Görgü tanıklarının çektiği videolarda, roketin alt kısmından büyük alevler ve dumanlar yükseldiği, sonra da tüm roketin bir anda ateş topuna döndüğü görülüyor.
Roketi üreten Alman şirketi Rocket Factory Augsburg (RFA), yaşanan felaketi doğruladı. Şirket yetkilileri, fırlatma sırasında beklenmedik bir sorun yaşandığını ve roketin tamamen kaybedildiğini açıkladı. Ancak iyi haber, kazada kimsenin yaralanmaması oldu.
RFA’dan yapılan açıklamada, “Pazartesi akşamı roketimizin ilk aşama motorlarını test ediyorduk. Ne yazık ki bir sorun çıktı ve roketi kaybettik. Neyse ki kimse zarar görmedi. Fırlatma rampası güvence altına alındı ve şu an için bir tehlike yok,” denildi.
Şirket, bu tür testlerin riskli olabileceğinin farkında olduklarını, ancak gerçek koşullarda test yapmanın ürün geliştirme süreçlerinin önemli bir parçası olduğunu vurguladı. RFA yetkilileri, “Amacımız en kısa sürede normal çalışmalarımıza dönmek. Bu süreçte herkesten sabır ve anlayış bekliyoruz,” diye ekledi.

Üzerine klima ünitesi düşen 18 yaşındaki genç, feci şekilde öldü

İmamoğlu lafı eveleyip gevelemeden söyledi: CHP’de bunun başka bir sonucu olamaz

Herkes sosyal medya hesabına kilitlenmişken ilk paylaşım geldi
SaxaVord Uzay Üssü’nden bir yetkili ise, “Bu bir testti ve testler zaten olası sorunları önceden belirlemek için yapılır. Şimdi RFA ile birlikte çalışıp bu kazanın nedenlerini anlamaya ve bir sonraki aşama için hazırlanmaya odaklanacağız,” şeklinde konuştu.
Bu olay, İngiltere’nin kendi topraklarından uzaya roket fırlatma çabalarında yaşadığı önemli bir aksilik olarak değerlendiriliyor. Ancak uzmanlar, uzay teknolojilerinde bu tür kazaların normal olduğunu ve ülkenin uzay programının devam edeceğini belirtiyorlar.



Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Olay şöyle gerçekleşti: Genç, motosikletinin üzerinde arkadaşıyla sohbet ediyordu. Sohbet bitip de genç motosikletini çalıştırdıktan hemen sonra, üç katlı bir apartmandan kopan klima ünitesi gencin üzerine düştü. Genç anında yere yığıldı.
Çevredekiler hemen yardıma koştu ve genç acilen hastaneye kaldırıldı, ancak tüm çabalara rağmen hayatını kaybetti. Yanındaki arkadaşı da yaralandı ama şans eseri kurtuldu. Yerel polis, olayı cinayet şüphesiyle soruşturuyor.
Bu tür beklenmedik kazalar ülkemizde de sıkça yaşanıyor. Özellikle inşaatlarda düşen malzemeler veya balkonlardan düşen saksılar can almaya devam ediyor. Benzer şekilde, iş kazaları da ülkemizin kanayan bir yarası.
Bu olay, çevremizdeki tehlikelere karşı her zaman dikkatli olmamız gerektiğini ve iş güvenliğinin önemini bir kez daha hatırlatıyor. Ayrıca, apartman yöneticileri ve ev sahiplerinin, binaların dış cephesindeki eşyaların güvenliğini sağlaması gerektiğini de vurguluyor.

Köpeklerin vatandaşı parçaladığı ilçenin belediye başkanı sessizliğe büründü

Barcelona’dan ayrılıyor! Yeni adresi de belli gibi

Küle dönen köyde alevler bir tek ona dokunmadı

Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
“İSRAİL’İN ASKER SAYISI YETERLİ DEĞİL”
Gürbüz, İsrail‘in mevcut asker sayısının, ülkenin dar bir coğrafi alana sıkışmış olması nedeniyle büyük bir dezavantaja dönüştüğünü ifade etti. ” İsrail‘in asker sayısı belli ve bu asker sayısı öyle bir coğrafyanın içine sıkışmış durumda ki, İsrail‘in bunun iki katı askeri bile olsa, karadan bir saldırıya uğradığı takdirde, bir yerden sonra saldırgan güçler İsrail topraklarının içine girecek,” dedi.

Dilan Polat evden çıktı! İlk ziyaretini bakın kime yapıyor

Emniyet’i birbirine katan şahsın sonu böyle oldu

Ali Koç’a saldıran Fatih Özkan, sessizliğini bozdu

“HAVA KUVVETLERİ YETERSİZ KALABİLİR”
Gürbüz, bu tür bir durumda İsrail’in hava kuvvetlerini etkili bir şekilde kullanamayacağını belirtti. “İsrail, istediği kadar hava kuvvetlerini de kullanamayacak hale gelecek,” diye ekledi. İsrail ordusunun ne kadar kalabalık olursa olsun, motive bir saldırgan gücün karşısında dezavantajlı bir konumda olduğunu ifade etti.

“MOTİVASYONLU SALDIRGAN GÜÇLER KARŞISINDA İSRAİL ZORLANABİLİR”
Gürbüz, İsrail ordusunun kalabalık olmasına rağmen, karşısındaki saldırgan güçlerin yeterince motive olması durumunda, ciddi bir tehdit oluşturabileceğini söyledi. “Orada yeterince motive bir sayı ile İsrail ordusu ne kadar kalabalık olursa olsun, İsrail’e saldıran kuvvetlerin bir şansı olacak,” diyerek İsrail’in stratejik zorluklarına dikkat çekti. Bu durumun, İsrail’in güvenlik stratejilerini gözden geçirmesi gerektiğini bir kez daha gösterdiğini vurguladı.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>On bir ayın sultanı ramazanın yüzyıllardır süregelen geleneği mahyalar, İstanbul’daki camilere asılmaya başlandı.
Her ramazanda camileri süsleyen mahyalara ilişkin Eyüpsultan Camisi’nin ardından Ayasoyfa Camii ile devam eden çalışmalar dron ile görüntülendi.
“Ramazanın en önemli işaretlerinden biri de mahyalar”
İstanbul Vakıflar 1. Bölge Müdür Yardımcısı Levent Çetin, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Vakıflar Genel Müdürlüğü İstanbul 1. Bölge Müdürlüğü olarak bu sene 7 selatin camisinde, kadim bir Osmanlı ve cami süsleme geleneği olarak mahya asma işlerine başladıklarını söyledi.
Ramazan ayı boyunca 7 farklı selatin camisine beşer farklı mahya asılacağını dile getiren Çetin, “Bu gelenek, Osmanlı padişahları tarafından da önemsenmiş bir cami süsleme sanatı. Dönemin padişahları da camilerin mahyalar ile süslenmesini istemişler.” dedi.
Vakıflar Genel Müdürlüğü olarak ramazan ayı boyunca bu geleneği sürdürmeye devam ettiklerini vurgulayan Çetin, “Ramazanın geldiğinin en önemli işaretlerinden birisi de bu mahyalar. İnsanlarımız bu mahyaları camilerimizin üzerinde gördüğünde ramazan hissiyatını çok daha iyi hissediyorlar.” şeklinde konuştu.
“Mahya sanatımızı yüzyıllardır devam ettirmeye çalışıyoruz”
Osmanlı’nın son mahyacısı Hacı Ali Ceyhan’ın çırağı mahya ustası Kahraman Yıldız ise mahya yazılarının Diyanet İşleri Başkanlığının belirlediği tema çerçevesinde belirlendiğini belirterek, “Bu senenin teması ramazan ve ahiret bilinci. Bu tema doğrultusunda İstanbul Müftülüğünün vermiş olduğu veciz sözler var. Vakıflar 1. Bölge Müdürlüğüne bu sözler geldi. Vakıflar Genel Müdürlüğü sayesinde mahya sanatımızı yüzyıllardan beri devam ettirmeye çalışıyoruz.” ifadesini kullandı.
Mahya asmaya her sene olduğu gibi Eyüp Sultan Camisi’yle başladıklarına işaret eden Yıldız, ilk olarak “Ramazan Kur’an ayıdır” yazısının asıldığını, ramazan boyunca 5 farklı yazının camide yer alacağını kaydetti.
Yıldız, “Eyüp Sultan’da 5 tane yazımız var, diğer camilerde de beşer tane yazımız var. Yalnız Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi’nde ‘La ilahe illallah’, Sultanahmet Camisi’ne ise ‘Muhammedün Resulullah’ yazıları bir ay boyunca kalacak. Diğer 5 caminin yazısı değişecek.” bilgisini verdi.
“En büyük harfler Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi’nde”
Mahya sanatının Osmanlı Devleti zamanına dayanan çok eski bir sanat olduğunu vurgulayan Yıldız, “Ramazan önemli bir olay. Sinemanın, televizyonun, gazetenin olmadığı dönemlerde tek görsel yayın mahyalar vardı. Hala o sıcaklık devam ediyor. Biz de burada belirli mesajları yazarak halkımızı aydınlatıyoruz ve akşamları güzel bir şenlik oluyor, ramazan şenliği oluyor.” şeklinde konuştu.
Mahya ustalığının zevkli fakat zor bir iş olduğunu belirten Yıldız, “Her işin bir zorluğu vardır. Bu işi de Allah’a şükür yıllardan beri yapmaya devam ediyoruz.” dedi.
Meslek hayatı boyunca pek çok hatırası bulunduğunun altını çizen Yıldız, “Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi’nde hiç mahya yoktu, evvelki sene buraya mahya kurduk. Osmanlı döneminde de buraya mahya kurulması girişiminde bulunmuş ama minarelerin arasındaki mesafe çok açık olduğu ve tek şerefesi olduğu için muvaffak olunamamış, birbirine vurarak hepsi kırılmış. Allah’a şükür ampuller arasındaki mesafeyi uzattım, o yüzden çarpışma olmuyor. En büyük harfler de Ayasofya’da. Zorluğu var, üç camiye bedel burası. Aslında işçiliği zor, ağır bir iş ama görüntü olarak çok güzel oldu. Hayırlı uğurlu olsun diyelim.” değerlendirmesini yaptı.
Mahya ustası Yıldız, gençlerin bu ata yadigarı sanatı sürdürmesi gerektiğini vurgulayarak, “Ben de şu anda 69 yaşına geldim, 50 senedir bu işi yapıyorum. Artık birisi gelsin bayrağı alsın devam etsin. Aslında güzel meslek, biraz zorluğu var ama güzel meslek. Sevda işi biraz da yani illaki isteyerek olacak, seveceksiniz mesleği. Biraz da ahlak gerekiyor, camilere güzel güzel sözler yazıyorsunuz.” diye konuştu.
Osmanlı Devleti’nde ilk olarak Sultan 1. Ahmet döneminde Sultanahmet Camisi’ne asılmasıyla başlayan mahya geleneği günümüzde de devam ediyor.
]]>On bir ayın sultanı Ramazan’a günler kala 450 yıllık Osmanlı geleneği mahyalar tarihi camileri süslemeye devam ediyor. İbadete 86 yıl sonra 24 Temmuz 2020 tarihinde yeniden açılan Ayasofya-i Kebir Camii Şerifi’nin minarelerine yıllar sonra ilk kez mahya asılmıştı. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Vakıflar Genel Müdürlüğü koordinesinde, Türkiye’nin son mahya ustası Kahraman Yıldız ve ekibi tarafından mahya hazırlandı. Usta ve ekibi mahyayı asmak için önce minareye çıktı. Daha sonra mahya, saatler süren çalışmayla Ayasofya-i Kebir Camii Şerifi’nin iki minaresi arasına yerleştirildi. Ramazan ayının öncesinde tarihi camiye, ‘La İlahe İllallah’ yazılı mahya asıldı. Asılan mahya Ramazan ayı boyunca değiştirilmeden aynı şekilde kalacak.
“Osmanlı İmparatorluğu’nda padişahların camilerini süslemek için talimatlandırdığı bir sanat”
Mahya asılma geleneği hakkında bilgi veren Vakıflar Genel Müdürlüğü İstanbul 1. Bölge Müdür Yardımcı Levent Çetin, “Mahya hazırlıklarımız bütün yıl boyunca devam ediyor. Yılın 11 ayı ustamız atölyede mahyaların bakımlarını, onarımlarını ve tamirlerini yapıyor. Daha sonra da Ramazan ayına yaklaştığımız bu tarihlerde de camilerimizde yerinde asma işlemlerimizi yapıyoruz. 7 selatin camiinin 5 tanesinde, 5 farklı yazı Ramazan ayı boyunca dönecek. Sultanahmet Camii ve Ayasofya Camii’nde mahya sabit olarak kalacak. Vakıflar Genel Müdürlüğü olarak her Ramazan olduğu gibi bu Ramazan’da da 7 selatin camiinin minareleri arasına mahya asacağız. Bu konunun Türkiye’de yaşayan tek örneği olan Kahraman ustayla beraber Ramazan ayı boyunca her camide 5 farklı metin olacak şekilde mahyalarımızı asacağız. Bu gelenek 1500’lü yılların sonlarına doğru Osmanlı İmparatorluğu döneminde padişahların, camilerini süslemek için talimatlandırdığı bir sanat” ifadelerini kullandı.
“Ayasofya Camii’ne ‘La İlahe İllallah’ ve Sultanahmet Camii’ne de ‘Muhammedun Resulullah’ mahyalarını asacağız”
Yaptığı çalışmalar hakkında bilgi veren mahya ustası Kahraman Yıldız, “Ayasofya Camii’ne biz evvelki sene ilk defa mahya astık. Kadir gecesinde ‘La İlahe İllallah’ mahyası asmıştık. Bu mahya çok beğeniliyordu. Çok uzun süre, geceleri yaktılar. Bu sene de Ramazan geliyor. Allah izin verirse bir hafta sonra Ramazan olacak. Ayasofya Camii’ne yine ‘La İlahe İllallah’ ve Sultanahmet Camii’ne de ‘Muhammedun Resulullah’ mahyalarını asacağız. Bu mahyalar bir ay boyunca kalacaklar. Diğer 5 camimizde bulunan yazılarımız farklı olarak 5 yazı yazacağız. Bir ay boyunca Sultanahmet Camii ve Ayasofya Camii değişmeyecek. Bu senenin Ramazan ayının teması, ‘Ramazan ve ahiret bilinci’ olarak geçiyor. Diyanet İşleri Başkanlığının belirlediği bir temadır. Vakıflar Genel Müdürlüğü İstanbul 1. Bölge Müdürlüğü tarafından uzun yıllardır mahya yapılmaktadır. Hala Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından sanatımızı devam ettirmeye çalışıyoruz” şeklinde konuştu. – İSTANBUL
]]>Diyanet İşleri Başkanlığından yapılan açıklamaya göre, Erbaş, İstanbul’da Diyanet Akademisi Başkanlığı 2. Dönem Aday Din Görevlileri Mesleki Eğitimi Açılış Töreni’ne katıldı.
Anadolu Dini İhtisas Merkezi’nde düzenlenen programda aday din görevlilerine ilk dersi veren Erbaş, sonu mutlulukla, huzurla, verimli bir şekilde tamamlanacak bir eğitime başladıklarını belirtti.
Yaptıkları işin en iyisini yapmak için eğitime, öğretime, okumaya, yazmaya önem veren bir medeniyetin çocukları olduklarının altını çizen Erbaş, şu ifadeleri kullandı:
“Algı, idrak ve davranışların çok hızlı değişip dönüştüğü zamanlar yaşıyoruz. Bilişim teknolojilerindeki gelişmeler, bilgi edinme araçlarından eğitim metodolojisine, bireysel ilişkilerden toplumsal normlara kadar her şeyi derinden etkilemektedir. Yaşanan bu karmaşık süreçten insanın yüz akıyla çıkmasının, işini en iyi bir şekilde yapmasının yolu, doğru bilgiyi doğru kaynaklardan, doğru yöntemle elde etmesinden geçmektedir. Önce metodumuzu, usulümüzü çok iyi tespit etmemiz ve uygulamamız gerekiyor.”
“Bütün toplumumuza hizmet götürmek zorundayız”
Erbaş, İslam ahlakı gereğince bilginin amacının iyiliği ve ahlakı yaymak, kötülükleri toplumdan uzaklaştırmak olduğunu vurgulayarak, “Kur’an’da Rabb’imiz, ‘İçinizden hayra çağıran, iyiliği emreden, kötülükten meneden bir topluluk bulunsun.’ buyurmaktadır. Adeta bizim görev tanımımızı yapıyor. Ömrümüzün sonuna kadar çizgimiz bu olacak. Hep hayra çağıracağız, iyiliği emredeceğiz, kötülükten men edeceğiz inşallah.” diye konuştu.
Toplumun her kesimine din hizmeti sunma ve İslam dini konusunda aydınlatmanın Diyanet İşleri Başkanlığının yasal sorumluluğunda olduğuna dikkati çeken Erbaş, “Bizler bu mükellefiyetin gereği olarak her türlü siyasi, ideolojik görüşün üstünde hiçbir mezhep, meşrep ayrımı yapmadan bütün toplumumuza hizmet götürmek zorundayız.” ifadelerini kullandı.
“Ömrümüzün sonuna kadar heyecanımız olacak”
Kur’an ve sünnetin ana kaynakları olduğunu ifade eden Erbaş, “Ama bunun yanında tabii ki aktüel bilgiyi ve dünyayı takip edin, o kadar hızlı değişiyor ki. Gençlere, çocuklara sahip çıkmamız lazım. Biz sahip çıkmazsak onlara sahip çıkan o kadar çok şey var ki.” dedi.
Erbaş, din görevlilerinden her alanda kendilerini geliştirmelerini isteyerek, aktüel bilgiyi ihmal etmemelerini ve sosyal bilimler, edebiyat, tarih, teknoloji ve fizik gibi alanlarda yapacakları okumaların çok farklı kazanımlar sağlayacağını aktardı.
Din görevlilerinin çalışmasında aşk, heyecan, ihlas ve samimiyetin olması gerektiğini vurgulayan Erbaş, “Peygamber varislerinde bunlar olmazsa başarılı olamayız. Mesleğimize, işimize aşık olacağız. Ömrümüzün sonuna kadar heyecanımız olacak, camiye, sınıfımıza girerken heyecanla gireceğiz.” ifadelerini kullandı.
Erbaş, başlanılan eğitim sürecinin büyük bir nimet olduğuna dikkati çekerek, “Akademi döneminizi dolu dolu geçirmenizi istiyorum. Zaman ve çalışma planınızı çok iyi yapmalısınız. Hem mesleki formasyonunuzu hem de aktüel dünyanızı güçlü hale getirmelisiniz. Buradan mezun olduktan sonra daha bilinçli, daha bilgili bir şekilde, samimiyet ve özgüvenle milletimize ve insanlığa hizmet edeceksiniz.” diye konuştu.
]]>ArtAnkara Yönetim Kurulu Başkanı Bilgin Aygül, bir otelde düzenlediği basın toplantısında, bir fuarı 10 yıl yaşatmanın Ankara’da kolay olmadığını belirterek, başkentte sanat fuarlarına hem mekan hem de etkinlik boyutuyla ilginin çok gösterilmediğini söyledi.
ArtAnkara’nın 2015’te başladığını ve doğal afet, salgın gibi pek çok olumsuz duruma rağmen devam ettiğini vurgulayan Aygül, “Bugün istediğimizin yüzde 50’sini yakalamış durumdayız. Basınımızla, sponsorlarımızın desteğiyle devam ederken, komşu ve çevre ülkelerin arananı, takvimlerinde yer alan bir çağdaş sanat fuarı olmayı diliyoruz.” dedi.
Bu sene fuara 200’e yakın Rus sanatçının katılacağını, en fazla yabancı sanatçı katılımı olacak ülke yönüyle Rusya’yı İran ve Güney Kore’nin izlediğini bildiren Aygül, “ATO Congresium’da yapılacak ArtAnkara’ya 152 katılımcının çatısı altında, 1600 sanatçı iştirak ediyor. Yalnız alıcılarla satıcıları buluşturan değil, sektörün aktörlerinin birlikte olduğu, galerici, sanatçı ve koleksiyoner üçleminde farklı konuların paylaşıldığı 32 panele fuarımız yer veriyor. Meksika, Amerika’dan da sanatçılarımız olacak.” ifadesini kullandı.
Kardeş ülke Macaristan
Aygül, bu yılki fuara Macaristan’ın kardeş ülke seçildiğini, 6 Mart saat 17.30’da Macar flüt sanatçısı Dominica Acs’ın konserinin ardından, ödül töreni ve ön gösterimle etkinliğin başlayacağını söyledi.
Fuarda, 50’nin üzerinde müzik dinletisi, 100’ün üzerinde workshop, atölye çalışması olacağını aktaran Aygül, Rusya’nın ünlü sanat okulu Ilya Repin Devlet Sanat Akademisi sanatçılarının da katılacağını kaydetti.
8 üniversite ve 110 galeri fuarda yer alacak
Usta ressamlar Devrim Erbil, Mustafa Ayaz, Ertuğrul Ateş, Bedri Baykam gibi çok sayıda sanatçının fuarda yerini alacağını ifade eden Aygül, sanat alanında 32 söyleşinin de yapılacağını bildirdi.
Aygül, fuarda, 110 galeri, 10 STK, 5 müze, 7 inisiyatif, 12 proje ve 8 üniversitenin yer alacağını dile getirerek, şunları kaydetti:
“Ankara Güzel Sanatlar Lisesi, Ankara Müzik ve Güzel Sanatlar Üniversitesi, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi, Başkent Üniversitesi, Bilim Üniversitesi, Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi, Şırnak Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, Trakya Üniversitesinden genç sanatçılar fuara katılım sağlayacak. Ankara Büyükşehir Belediyesi, Çankaya Belediyesi, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi de sanat projeleri ve sanatçılarıyla ArtAnkara’da yerlerini alacak. Sanatçı Tamer Levent’in ‘Sanata Evet’, Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik ve Cam Bölümünün ‘Gordion’un izinde’ projeleri de fuarda sanatseverle buluşacak.”
Güzel sanatlar lisesi öğrencileri ücretsiz ziyaret edebilecek
Aygül, fuarın 10’uncu yılına özel, bu yıl 10 onur ödülü vereceklerini söyledi.
Sanatseverlerin tam bilete 150 lira, öğrenci biletine ise 75 lira ödeyerek etkinlik alanına girilebileceğini belirten Aygül, “Farklı illerden 37 güzel sanatlar lisesi öğrencileri fuarımıza geliyor. Zaten güzel sanatlar lisesi öğrencileri ücretsiz girebiliyor. Ankara dışından gelecek güzel sanatlar lisesi öğrencilerini de ücretsiz ağırlayacağız.” dedi.
Aygül, Ankara Büyükşehir Belediyesi ile bir protokol yaptıklarını ve şehir dışından gelecek öğrencileri Gazi Eğitim Fakültesi Müzesi, Ankara Resim ve Heykel Müzesi, Hacettepe Üniversitesi Resim Heykel Müzesi ile Mustafa Ayaz Müzesi’ne ücretsiz götüreceklerini söyledi.
Geçen sene 72 bin kişi katılmıştı
Aygül, ATO Congesium’un 17 bin 500 metrekarelik alanına yayıldıklarını ve tüm sınırları zorladıklarına dikkati çekerek, şöyle konuştu:
“Geçen sene 72 bin kişi gezdi fuarımızı. Bu sene gösterilen ilgi, çok daha fazla katılımın olacağını gösteriyor. Bu da bizi düşündürüyor. Paylaşımın yapılması ve eser satılması kalabalıkta kolay değil. Ama gurur duyuyoruz, bu fuarı Ankara’ya kazandırdık. Koleksiyonerlerin geri dönüşleri çok olumlu. İlk yıllarda koleksiyonerler eserleri fotoğraflarıyla soruyorlardı, şimdi sormuyorlar. ArtAnkara’da karşılaştığımız sürprizler, yerli yabancı gördüğümüz sanatçılar bizi çok etkiledi. Türkiye’nin 81 ilinden katılımcısının, ziyaretçisinin ve koleksiyonerlerin olduğu bir fuarı yaşama geçiriyoruz. Böyle bir sanat piyasasının kurulması bizim için çok değerli. Bazı fuarlarda gündeme gelmeyen sanatçılar bu fuarla farklı yerlere gelebiliyorlar. Evlerinde resim olmayan insanlar bugün resim koleksiyonu yapmaya başladı.”
Toplantıya, Birleşik Ressamlar ve Heykeltıraşlar Derneği Başkanı Süleyman Dodi Dündar ve Tüm Sanat Galerileri Derneği (TÜSGAD) Kurucu Başkanı Okan Sartaş katıldı.
Fuar, ATO Congresium’da 7-10 Mart’ta 10.00-20.00 saatleri arasında ziyarete açık olacak.
]]>İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmaya, tutuklu sanık Hakan Öztürk, Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katılırken, tarafların avukatları da hazır bulundu.
Sanık Öztürk, kimlik tespitinde inşaat işçisi olduğunu belirtirken, mahkeme başkanının dosyaya giren Adli Tıp Kurumu raporları, maktulle bulunan görüntüleri ve iddianameye ilişkin bir diyeceği olup olmadığını sorusuna “Yok.” yanıtını verdi.
Duruşmada söz verilen sanık Öztürk, savunma yapmayacağını bildirdi.
Mahkeme başkanı sanığın cep telefonunun incelemesinde cinayeti gerçekleştirmeden 10 gün önce bazı aramalar yaptığını, telefonunda kimliği belirsiz ceset ve cinayet videolarının bulunduğunun tespit edildiğini aktardı.
Maktulün ağabeyi Ömer Faruk Kasadar ise sanığın kardeşini planlayarak katlettiğini söyledi.
Kardeşinin cenazesi defnedildikten 2 gün sonra onunla yaşıt birinin kendisini aradığını, bu kişinin sanığın kendisini de evine çağırdığını söylediğini aktardığını belirten Kasadar, haksız yere çalıştırarak parasının verilmediği iddialarının doğru olmadığını dile getirdi.
Kasadar, “Bizim ciğerimizi, Türkiye’nin ciğerini yaktı. Allah da onu perişan etsin.” dedi.
Avukat Can Çelik ise her şeyin ortada olduğunu kaydederek, “Tasarlayarak müteveffayı öldürmüştür. Cezalandırılmasını istiyoruz.” ifadelerini kullandı.
Ara kararını açıklayan mahkeme heyeti, sanığın akıl sağlığının yerinde olup olmadığına ilişkin rapor istenilmesine hükmetti.
Sanık hakkında “yağma” suçundan suç duyurusunda bulunmasını kararlaştıran heyet, sanığın tutukluluk halinin devamını hükmedip duruşmayı erteledi.
İddianameden
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, maktul Muhammed Nuh Kasadar’ın babası Mustafa Kasadar’ın aktardığına göre, maktulün 10 Temmuz 2023’te saat 11.00 sıralarında haber vermeden evden ayrıldığı belirtiliyor.
Aynı gün maktulün ağabeyi müşteki Ömer Faruk Kasadar’ın telefonuna “Merhabalar Ömer Bey, şu anda Muhammed elimizde. Ayrıntılı bilgi için Android bir telefondan ‘Connected2’ uygulamasını indirin ve ‘Kasadari’ diye bir hesap oluşturun. Bunun için 15 dakikan var, hesabı aç ve sana yazmamı bekle.” şeklinde mesaj gönderildiği kaydedilen iddianamede, müştekinin kendisine şaka yapıldığı gerekçesiyle bunu ciddiye almadığı ifade ediliyor.
İddianamede, gece eve gelmemesi üzerine müştekilerin maktulü aradığı ancak ulaşılamadığı aktarılarak, ailesinin maktulün kaçırılmış olabileceği şüphesiyle polise başvurduğu anlatılıyor.
Müşteki baba Kasadar’ın telefonuna sanık Hakan Öztürk’ün söylediği uygulama indirilip, sanıkla buluşma sağlamak amacıyla görüşülmeye başlandığı kaydedilen iddianamede, müştekilerin iletişime geçmesi sonrası, rehin tuttukları kişiyi 40 bin dolar karşılığında serbest bırakacağını söylediği bildiriliyor.
İddianamede, ağabey Ömer Faruk Kasadar’ın sanığa 70 bin lira getirebileceğini söylemesi üzerine, sanık Öztürk’ün teklifi kabul ettiği aktarılarak, parayı 12 Temmuz 2023’te Gaziosmanpaşa’daki bir parka bırakmasını istediği, parayı teslim aldıktan sonra maktulü parkın yakınındaki benzin istasyonuna bırakacağını söylediği kaydedildi.
Polis ekiplerinin de güvenlik önlemi alarak parka gittiğine yer verilen iddianamede, müşteki Kasadar’ın parayı parka bıraktıktan sonra sanığın sabaha karşı geldiği ve burada yakalandığı aktarılıyor.
İddianamede, Adli Tıp Kurumu (ATK) raporuna yer verilerek, maktulün zehirlenerek öldüğüne ilişkin delil bulunamadığı, vücudun ölüm sonrasında parçalanmış olduğu ve ölümünün bağla boğma sonucu meydana geldiği bilgisi verildi.
İlk haksız hareketin sanık Hakan Öztürk’ten geldiğine dikkati çekilen iddianamede, Öztürk’ün “tasarlayarak kasten adam öldürme” suçunda ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılması talep ediliyor.
]]>METEOROLOJİ’DEN ART ARDA UYARILAR
Yurt genelinin parçalı ve çok bulutlu, Kuzey Ege’nin iç kesimleri, Akdeniz’in iç kesimleri, İç Anadolu’nun doğusu, Batı Karadeniz’in iç kesimleri, Orta Karadeniz, Doğu Karadeniz’in iç kesimleri ile Balıkesir’in doğusu, Bursa, Çanakkale Osmaniye, Hatay, Ankara, Çankırı, Karaman, Sinop, Gaziantep, Kilis ve Adıyaman çevrelerinin yağmur ve sağanak yağışlı, Ardahan, Kars, Erzurum ve Hakkari çevrelerinin karla karışık yağmur ve kar yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Sabah ve gece saatlerinde Marmara ve Ege ile doğu kesimlerde yer yer pus ve sis, doğu kesimlerde buzlanma ve don olayı görüleceği tahmin ediliyor. Doğu Karadeniz’in iç kesimleri ile Doğu Anadolu’nun kuzey ve doğusunda çığ tehlikesi bulunuyor.

“GÖK GÜRÜLTÜLÜ SAĞANAK YAĞIŞLARA DİKKAT”
CNN TÜRK Meteoroloji Danışmanı Prof. Dr. Orhan Şen, “Yarın sabah Muğla, Aydın, İzmir, Balıkesir, Çanakkale, Edirne. Öğlen Denizli, Antalya, Isparta. Öğleden sonra Bursa Sakarya Düzce İstanbul Eskişehir Afyon. Akşam Ankara Antalya. Gece Antalya’nın doğusu Mersin Adana da başlayacak gök gürültülü sağanak yağışlara dikkat”
İSTANBUL’A KAR YAĞACAK MI?
Prof. Dr. Orhan Şen, “Hafta sonu cuma, cumartesi kuzey ve doğu bölgelerde sıcaklık 6-7 derece düşecek. Karadeniz’in iç kesimleri ve doğu Anadolu’da kar yağışı yoğun olabilir. Bu bölgelerde 50 cm yeni kar birikir. İstanbul’da sıcaklık hafta sonu 10 derecenin altına düşer 2 günden sonra tekrar yükselir kar yok” dedi.

EGE DENİZİ’NDE FIRTINA UYARISI
Ege Denizi’nin güneyinde yarın günün ilk saatlerinden itibaren fırtınanın etkili olmasının beklendiği belirtilerek, ulaşımda yaşanabilecek aksamalara karşı uyarı yapıldı. Meteoroloji 2’nci Bölge Müdürlüğü Tahmin ve Erken Uyarı Merkezi Müdürlüğü’nden yapılan açıklamada, yarın günün ilk saatlerinden itibaren güneyli yönlerden 6 ila 8 kuvvetinde (50-75 km/saat) fırtına şeklinde eseceğinin tahmin edildiğini duyurdu. Fırtınanın, aynı gün öğle saatlerinde etkisini kaybetmesinin beklendiği bildirildi. Açıklamada, fırtınanın oluşturabileceği deniz ulaşımında aksama gibi olumsuzluklara karşı başta denizciler olmak üzere ilgililerin dikkatli ve tedbirli olmaları istendi.
Bazı illerde beklenen hava durumuyla günün en yüksek sıcaklıkları ise şöyle:
Ankara: Parçalı ve çok bulutlu, hafif sağanak yağışlı 14
İstanbul: Parçalı ve çok bulutlu 14
İzmir: Parçalı ve çok bulutlu 21
Adana: Parçalı ve çok bulutlu, kuzey ve doğusu sağanak yağışlı 21
Antalya: Parçalı ve çok bulutlu, doğusunun iç kesimleri sağanak yağışlı 19
Samsun: Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak yağışlı 10
Trabzon: Parçalı ve çok bulutlu 12
Erzurum: Parçalı ve çok bulutlu, akşam saatlerinden sonra hafif kar yağışlı 7
Diyarbakır: Parçalı ve çok bulutlu 15
]]>İsrail’in 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze’de devam eden saldırıları sonucu diyaliz merkezleri dahil birçok hastane hizmet dışı kaldı. Gazze’de tedavi göremeyen yüz binlerce hasta hayatını kaybetme riskiyle karşı karşıya.
AA muhabirine konuşan Filistinli yaşlı adam Hasan Kasım, kronik böbrek yetmezliği yüzünden haftada iki kez Şifa Hastanesine giderek diyaliz makinesi sırasına girdiğini söyledi.
Haftada 3 kez diyaliz makinesine girmek zorunda olan Kasım, İsrail’in sivilleri hedef alarak Gazze Şeridi’nde hareket etmeyi neredeyse imkansız hale getirdiğini, hastaneye gidebilmek için kat etmek zorunda olduğu yolun çok uzun ve riskli olduğunu anlattı.
Böbrek hastası yaşlı adam, İsrail’in bölgeye insani yardım girişini engellemesi sonucu meydana getirdiği kıtlık yüzünden yetersiz beslenme yaşadığını ve günden güne halsiz düştüğünü ifade etti.
Kasım, “Böbrek yetmezliği çeken hastalar olarak her gün hastaneye ulaşımda, elektrik ve su temininde büyük sıkıntı yaşıyoruz. Eskiden haftada 3 kez diyalize geliyorduk ama artık en fazla 2 defa gelebiliyoruz. Artık hastalığa tahammül edemiyoruz, direnemiyoruz.” diye konuştu.
Yetersiz ve kötü beslenme yüzünden hastalığının ağırlaştığını anlatan Kasım, böbrek hastaları için uygun beslenme koşullarının olmadığını ve hastaların durumunun gittikçe kötüleştiğini söyledi.
Bir diğer böbrek hastası İmtisal el-Gaferi de, “3 yıldır diyalize giriyorum ama bu yıl saldırılar ve tahrip edilen yolar yüzünden ulaşımdaki zorluklar nedeniyle en zor yılımız oldu” dedi.
Gazze Şeridi’nde kronik hastalığı bulunanların kötü hijyen koşulları, temiz su ve sıhhi koşulların olmaması, sağlık merkezinde elektrik kesintisi gibi birçok zorlukla mücadele ettiğine işaret eden Gaferi, İsrail ablukası ve devam eden saldırıları nedeniyle ölümle yaşam arasında kaldıklarını söyledi.
Onlarca böbrek hastası hayatını kaybetti
Şifa Hastanesi Böbrek Hastalıkları ve Nakil Bölümü Başkanı Gazi el-Yazıcı, AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, İsrail’in abluka ve saldırıları nedeniyle diyaliz hizmetin durdurulmasının hastalar için, “toksin birikmesi, sıvı yoluyla kilo alımı ve yüksek potasyum seviyeleri” gibi komplikasyonlara neden olduğuna dikkati çekerek, diyaliz bölümünün devre dışı kalmasıyla onlarca böbrek hastasının hayatını kaybettiğini belirtti.
Şifa Hastanesinde şu anda böbrek yetmezliği olan hasta sayısının 40 olduğunu ve haftada 2 kez diyaliz makinesine girdiklerini aktaran Yazıcı, Gazze Şeridi’nde tedavi gören böbrek hastalarının sayısının 38’i çocuk, 1100 kişi olduğunu dile getirdi.
Yazıcı, tıp merkezinin yedek elektrik jeneratörlerini çalıştıramaması ve diyaliz süreci için gerekli temiz suyun bulunmaması nedeniyle diyaliz bölümünün tıbbi malzeme eksikliği ve sık sık ekipman arızası yaşadığını belirterek şunları söyledi:
“Kötü beslenme, hastaların sağlık durumunun kötüleşmesinin nedenlerinden biri. Nüfusun çoğunluğu baklagillere bağımlı, bu da böbrek fonksiyonlarının artmasına ve toksin birikmesine yol açarak hastanın sağlığını etkiliyor. Dünyadaki tüm özgür insanları Filistin halkının yanında olmaya ve hastalara, özellikle de Gazze’de böbrek yetmezliği olanlara destek olmak için gerçek bir duruş sergilemeye çağırıyorum.”
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 13 bin 230’u çocuk, 8 bin 860’ı kadın olmak üzere 30 bin 534 Filistinli öldürüldü, 71 bin 920 kişi yaralandı.
Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.
]]>Kur’an-ı Kerim’de isimleri geçen Zülkifl ve Elyesa peygamberlerin defnedildiğine inanılan Eğil, Asurlular zamanında yapıldığı tahmin edilen Eğil Kalesi ve Kralkızı Baraj Gölü, sur sarnıçları, tarihi yapılarıyla kültür ve inanç turizmi açısından önemli bir merkez olma özelliğini sürdürüyor.
Kaymakamlık ve belediyenin girişimi, Kültür ve Turizm Bakanlığının izniyle 2 yıl önce tarihi kalede, Dicle Üniversitesi (DÜ) Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Vecihi Özkaya’nın başkanlığında başlatılan kazı çalışmaları devam ediyor.
Kaledeki 4 antik tünelden 2’sinin restore edilerek turizme kazandırılmasının ardından, kaya kilisede yürütülen çalışmaların da yüzde 80’i tamamlandı.
Duvarlarında çok sayıda haç işaretinin bulunduğu yaklaşık 1900 yıllık kilisede belgeleme, alan düzenleme ve temizlik çalışması yapıldı.
Kilisenin yolu, yerli ve yabancı misafirlerin rahatça ulaşabilmesi için düzenlenirken, bir de merdiven yapıldı.
“Hristiyan dünyası için önemli bir kilise”
Eğil Kaymakamı ve Belediye Başkan Vekili Volkan Hülür, AA muhabirine, ilçenin Diyarbakır’ın adeta göz bebeği ve incisi olduğunu söyledi.
Eğil’in birçok medeniyete ev sahipliği yaptığını belirten Hülür, Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Diyarbakır Valiliği ile ilçeyi turizm anlamında canlandırmaya çalıştıklarını ifade etti.
Hülür, üç tarafı derin vadilerle çevrili, bir tarafı ise oyularak yekpare kaya üzerine oturtulan Eğil Kalesi’ni dünyaya tanıtmak istediklerini dile getirerek şunları kaydetti:
“Kilisemizin yaklaşık 1900 yıllık tarihi var. Hristiyan dünyası için önemli bir kilise. Yaptığımız çalışmalarla turizme açmak istiyoruz. Eğil’de yabancı turistleri ağırlamak istiyoruz. Şu anda turist ağırlamada sayımız yıllık 400 bin civarında. Yaklaşık 75 bini yabancı turist olarak kayıtlara geçiyor. Kilisemizi de turizme kazandırarak yapacağımız çalışmalarla yabancı turist sayımızı 300 bine çıkarmaya çalışıyoruz.”
Yapıyı turizme kazandırmak için akademisyenlerle güzel bir çalışma yürüttüklerini anlatan Hülür, “Eskiden kiliseye ulaşmak kolay değildi. Etrafını temizledik ve seyir terası oluşturduk. Misafirler Eğil’e geldiğinde rahat bir şekilde kiliseye çıkabilecek. Çalışmaların yüzde 80’ini tamamladık. Yakın bir süreçte Kültür ve Turizm Bakanı’mızın teşrifleriyle hizmete açacağız.” dedi.
“Avrupa devletleri ile Osmanlı’ya ait sikkeler bulduk”
Prof. Dr. Vecihi Özkaya ise kaya kilisenin tarihinin Hristiyanlığın Anadolu’daki tarihi ile bağlantılı olduğunu vurguladı.
Kilisesinin yaklaşık 1900 yıllık döneme tanıklık ettiğine dikkati çeken Özkaya, “Bölgede yaşayan Hristiyan azınlıkların dini etkinliklerine ait semboller bu kilisede görülüyor. Burada yaptığımız kazılarda 18. ve 19. yüzyıllardan kalma, Avrupa devletleri ile Osmanlı’ya ait sikkeler bulduk. Bu sikkelerin ortaya çıkması, 19. yüzyıla kadar burasının faal bir merkez olduğunu göstermektedir.” diye konuştu.
“Hristiyanlarca önemsenen kutsal emanetlerin muhafaza edildiği bir kilise”
Özkaya, kilisede dikkati çeken bazı bulgulara ulaştıklarına işaret ederek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Burada, bilinen örneklerinin olmadığı bir bulgu ele geçirdik. Pasifik Okyanusu kıyılarında yaşayan bir canlının fosilini bulduk. Bu fosil ‘Kum Doları’ olarak adlandırılmaktadır. Söz konusu fosil, Hristiyan dünyasında İsa Mesih inancıyla bağlantılı bir obje olarak değerlendirilmiştir. 5 yıldızdan oluşan kanatları dolayısıyla İsa’nın doğumunu, ölümünü ve göğe yükselişini sembolize etmektedir. Dolayısıyla tüm Hristiyanlarca kutsal kabul edilen bazı değerlerin saklandığı, bölgedeki Hristiyanlarca önemsenen kutsal emanetlerin muhafaza edildiği bir kilise olarak dikkati çekici bir özelliğe sahiptir.”
Kilisenin genel anlamda 2 ayrı kaya mezarın birleştirilmesi sonucu oluştuğu bilgisini veren Özkaya, duvar işçiliğinde farklı dönemleri yansıtması açısından da önem arz ettiğini, bölgede daha önce yaşamış ve yaşamaya devam eden Hristiyan azınlıkları sembolize eden haçların duvarda bulunduğunu söyledi.
]]>Japonya’nın Kyoto şehrindeki Doshisha Üniversitesinde gazetecilik eğitimi alan Ichimura, üniversitede öğrenciyken ülkesindeki yabancılara gönüllü olarak Japonca öğretmeye başladı.
Japonca öğretmenliği konusunda kendisini geliştirmek için formasyon eğitimi alan Ichimura, 1998 yılında öğretmenliğe başladığı Çin’de 3 yıl kaldıktan sonra kısa süreliğine ülkesine döndü.
Farklı kültürleri tanıma merakı olan Ichimura, öğretmenlik için 2003’te Laos, 2004 yılında ise Sri Lanka’ya gitti.
Sri Lanka’da karşılaştığı öğretmen arkadaşının, Türkiye’nin çok güzel bir ülke, insanlarının da sıcakkanlı ve yardımsever olduğunu anlatması üzerine Türkiye’ye gelmeye karar veren Japon akademisyen, ÇOMÜ Japon Dili Eğitimi Ana Bilim Dalı’nın öğretim görevlisi alımı ilanına başvurdu.
Başvurun kabul edilmesiyle 2005’te Çanakkale’ye gelen Ichimura Miyuki, bu bölümde üniversite öğrencilerine 19 yıldır hem dilini hem de kültürünü öğretiyor.
51 yaşındaki Ichimura, ÇOMÜ’de bu dönem haftada 17 saat, hazırlık programında yazma, okuma, dil bilgisi, 2. sınıflara “sözlü iletişim becerileri” ve “öğretim teknolojileri” dersleri veriyor.
Japon misafirperverliğini tam olarak yansıtan ve geleneksel çay seremonisi “sado”yu Türk-Japon Dostluk Kulübünde uygulamalı öğreten Ichimura, “wagashi” olarak adlandırılan “sakura mochi” ve “uguisu mochi” tatlılarını da yaparak öğrencilerine tanıtıyor.
“Barışın önemini hatırlamak için çok önemli bir yer”
Ichimura, AA muhabirine, Çanakkale’nin düşündüğünden daha güzel bir şehir olduğunu söyledi.
Geldiği dönemde sadece şehir içinde gezdiğini, daha sonra Troya Antik Kenti ile Assos’u ziyaret ettiğini, Gelibolu Yarımadası’nı da bisikletle dolaştığını anlatan akademisyen, “Çanakkale’nin doğası çok güzel. Gelibolu Yarımadası, barışın önemini hatırlamak için çok önemli bir yer. Biraz farklı ama Japonya’daki Hiroşima gibi olduğunu düşünüyorum. İlkokul ya da ortaokuldayken de ders kitaplarında Troya ile ilgili metin okuyoruz. Ondan dolayı galiba Troya, Japonlar için çok güzel, hayal gibi.” diye konuştu.
“İlişkilere küçük de olsa katkıda bulunabilirsem mutlu olurum”
Üniversitelilere dil öğretmenin çok keyifli olduğunu vurgulayan Ichimura, “Çoğu hiç Japonca bilmeden geliyorlar. Bir sene sonra günlük konuşma yapabilecek hale geldiklerini görmek çok mutlu ediyor.” dedi.
Ichimura, yabancı dil öğrenmek veya öğretmenin o dili konuşan kişiye ve kültürüne saygı duymaya eşit olduğunu dile getirerek, “Hem öğrenen hem de öğreten kişinin bakış açılarını genişletebiliyor. Dili kullanarak birbirimize düşündüklerimizi ifade etmeye ve anlamaya, iyi ilişkiler kurmaya çalışıyoruz. Benim yapabileceklerim çok küçük şeyler ama Türkiye ve Japonya arasındaki ilişkilere küçük de olsa katkıda bulunabilirsem çok mutlu olurum.” değerlendirmesinde bulundu.
Türkiye’de Japonca öğretmenin zorluklarına da değinen Ichimura, “Japon kültürünü ve dilini öğretmek açısından bazen sıkıntı oluyor çünkü Türkiye’de kaynaklar sınırlı. Japon kültürüne dokunmak için fırsat da sınırlı. Ondan dolayı ben ve diğer hocalar gerçek Japonya’yı tanıtmak için elimizden geleni yapıyoruz.” ifadelerini kullandı.
Japon kültürünün bir parçası olan çay seremonisi “sado”yu kulüp etkinliğinde öğrencilere tanıtmaya çalıştığını, ders dışında da Japonya’daki öğrencilerin de katılımıyla çevrim içi toplantı düzenlediğini aktaran Ichimura, ÇOMÜ Japon Dili Eğitimi Ana Bilim Dalı öğrencilerinin her yıl düzenlenen Japonca Konuşma Yarışması’ndaki başarılarına ilişkin ise “Lisans eğitimi başlamadan önce 1 yıl Japonca hazırlık programımız var. Bu 1 yıl içinde haftada 20 saat sadece Japonca öğreniyorlar. Başarılarında bunun yararı olabilir. Bu, öğrencilerimizin başarısıdır.” dedi.
“Türklerin misafirperverliğini çok seviyorum”
Türklerin misafirperver yönlerini çok sevdiğini ifade eden Ichimura, “Komşularımla aram iyi. Bana samimi davranmaları çok hoşuma gidiyor. Büyüklerim bana ‘kızım’, çocuklar ‘abla’ diyor. Bu Türkler için sadece hitap şekli ama benim için çok özel bir şey. Sanki onların arasına kabul edilmiş hissi veriyor. Yabancı olduğumu hiç hissettirmiyor. Bu, benim için çok önemli.” şeklinde konuştu.
Türkçe’nin kendisi için çok zor bir dil olduğuna işaret eden Japon akademisyen, şöyle devam etti:
“Türkçe öğrenmek için dil kursuna gitmek istiyordum ama ne yazık ki zamanım olmadı. Günlük hayatımda konuşa konuşa öğrendim. İlk geldiğimde sadece ‘Merhaba’ dedim, sonra ‘Nasılsınız’, ‘Teşekkür ederim’. Bunları telaffuz etmek çok zordu. Sonra ‘Paket yapar mısınız?’ cümlesini öğrendim çünkü buradaki restoranlarda porsiyon çok büyük geldi o zamanlar. O eskidendi, artık hepsini bitirebilirim. Türk yemeklerinden en çok biber dolmasını seviyorum. Kendim de yapıyorum. Türk mutfağına alıştım diyebilirim ama bazen yağı fazla gibi geliyor.”
Hediye edilen patiklerden koleksiyon yaptı
Ichimura, geleneksel el sanatlarından yün patiklerin ilgisini çektiğini belirterek şunları ifade etti:
“Patiklere bayılıyorum. Koleksiyonumda çok şirin, rengarenk desenli olanlar da var, ince, zarif, nakışlı olanlar da. Patiklerde, yapan kişi veya bana veren kişinin sıcaklığını görüyorum. ‘Hasta olmayın’, ‘Ayaklarınız üşümesin’ şeklinde çok nazik bir düşünce olduğunu hissediyorum. Bu içimi ısıtıyor. İlk kez Türk arkadaşımın evine ziyarete gittiğimde, büyükannesi verdi. Çok güzel bir hediye olduğunu düşündüm. Kendim almıyorum, hep hediye olarak veriyorlar ve koleksiyon yapıyorum. Koleksiyonumda 20’ye yakın patik var.”
Türklerin yardımsever olduğunun altını çizen Ichimura, “Türkiye’deki insanlar ‘Japonlar çok saygılıdır.’ diyor ama öğrencilerimiz de çok saygılı davranıyor. Öğrencilerimizden yardım istediğim zaman her öğrenci ‘Hocam teşekkür ederim, benden yardım istediğiniz için.’ diyor. Bu çok güzel bir şey. Öğrencilerimiz için neler yapabilirim diye sürekli düşünüyorum ve elimden geleni yapmaya çalışıyorum. Öğrencilerimiz için bu bölümün, Japonya dünyasına giriş noktası olduğunu düşünüyorum. Onların bu dünyaya ilk adımı atmalarına yardım etmek istiyorum.” diye konuştu.
Ülkesini özlediğini de vurgulayan Ichimura, “Ama alıştım buraya. Benim için sorun değil. Farklı şehirleri gezdim. Her seferinde Çanakkale’ye döndüğümde ‘Çanakkale’ye döndüm.’ diyorum ve çok seviniyorum.” dedi.
]]>İstanbul Valisi Davut Gül, 2023 yılında ve yeni yılın ilk 2 ayında gerçekleşen operasyonlara ilişkin asayiş raporunu Cağaloğlu’ndaki valilik binasında düzenlenen toplantıda duyurdu. Vali Davut Gül’e İl Jandarma Komutanı Tümgeneral Yusuf Kenan Topcu, İl Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, Sahil Güvenlik Marmara ve Boğazlar Bölge Komutanı Tuğamiral Tayfun Paşaoğlu eşlik etti.
İstanbul’un 16 milyona yaklaşan nüfusuyla dünyanın en büyük 15. metropolü olduğunu söyleyen Vali Gül, 131 ülkeden daha fazla nüfusa sahip mega kentte 65 bin 62 personelin görev yaptığını söyledi.
“2023, 2022 yılına göre yüzde 16 daha az suç işlendi”
Vali Davut Gül, hırsızlık suçlarıyla ilgili “2023 yılında bir önceki yıla göre; katalog suçlar olarak tabir edilen malvarlığına karşı suçlarda genel düşüş oranının yüzde 16. Bu ne demek, 2023, 2022 yılına göre yüzde 16 daha az suç işlendi demek. Aydınlatma oranımız yüzde 72. Bunlarda özellikle evden hırsızlık yüzde 29, otodan hırsızlık yüzde 19, işyerinden hırsızlık yüzde 21 azaldı. Kişilere karşı işlenen suçlar yüzde 2 düştü. Aydınlatma oranımız kişilere karşı olan suçlarda yüzde 98. Bunun yanında, dolandırıcılık suçlarında 2023 yılında suç sayısı 14 bin 575, aydınlatma oranı yüzde 91’dir. Ayrıca, ilimizde 2023 yılında hapis cezalı aranan 43 bin 790 şahıs, gıyabi aranan 142 bin 245 şahıs olmak üzere toplamda 186 bin 35 şahıs yakalanmıştır. Aynı performans 2024 yılının ilk 2 ayında geçen yılın aynı dönemine göre şehrimizde katalog suçlar olarak tabir edilen malvarlığına karşı suçlarda genel düşüş oranının yüzde 23, aydınlatma oranının yüzde 75 oldu. Burada şuna dikkatinizi çekmek istiyorum. 2023, 2022 yılına göre daha iyi 2024’ün ilk 2 ayın da 2023’e göre daha iyi bir sonuçla karşı karşıyayız. Özellikle ilk 2 ayda evden hırsızlık yüzde 35, otodan hırsızlık yüzde 51, işyerinden hırsızlık yüzde 20 azaldı. Kişilere karşı işlenen suçlar yüzde 2 düştü. Aydınlatma oranı yüzde 98 oldu. Bunun yanında, dolandırıcılık suçlarında 2024 yılı 2 aylık dönemde suç sayısı 2 bin 435, aydınlatma oranı yüzde 80’dir” dedi.
Vatandaşları internet ve telefon dolandırıcılığına karşı vatandaşları uyaran Vali Gül, “Hemşerilerimizden özellikle internet ve telefon dolandırıcılığına karşı kurumsal uyarıları dikkate almalarını rica ediyorum. İlimizde 2024 yılı ilk 2 aylık dönemde hapis cezalı aranan 11 bin 969 şahıs, gıyabi aranan 33 bin 86 şahıs olmak üzere toplamda 45 bin 55 şahıs yakalanmıştır” şeklinde konuştu.
“Terör örgütlerine karşı operasyon sayımız yüzde 5,5 yakalanan şahıs sayısı yüzde 10 arttı, 609 şahıs tutuklandı”
Terör örgütlerine karşı yapılan operasyonlar hakkında da bilgi veren Vali Gül, “Dünyanın tüm metropollerinde olduğu gibi, İstanbul’umuzun da güvenlik gündeminin en önemli başlıklarından biri de terör. 2023 yılında bir önceki yıla göre; terör örgütlerine karşı operasyon sayımız yüzde 5,5 yakalanan şahıs sayısı yüzde 10 arttı. 609 şahıs tutuklandı, 477 şahsa adli kontrol tedbiri uygulandı. 2024 yılı ilk iki ayında; terör örgütlerine karşı toplam 287 operasyon düzenledik. Bu operasyonlarda 795 şahsı yakaladık. 205 şahıs tutuklandı, 167 şahsa adli kontrol tedbiri uygulandı. 2023 yılında organize suçlarla mücadele kapsamında düzenlenen 404 operasyonda bir önceki yıla göre; yakalanan şahıs sayısı yüzde 7, tutuklu şahıs sayısı yüzde 47 arttı. 634 şahsa adli kontrol tedbiri uygulandı. 2024 yılı ilk iki ayında; 45 operasyonda 448 şahıs yakalandı. 231 şahıs tutuklandı, 109 şahsa adli kontrol tedbiri uygulandı” ifadelerini kullandı.
“Önceki yıla göre ele geçirilen uyuşturucu madde miktarı yüzde 21, hap miktarı yüzde 27, sentetik ecza maddesi 8 buçuk kat arttı”
Uyuşturucu ve madde bağımlılığıyla mücadelede zehir tacirlerinin kökünü kazımaya kararlı olduklarını söyleyen Vali Gül, “Bu amaçla, 2023 yılında, ilimizde narkotik suçlarla mücadele kapsamında yapılan operasyonlarda yakalanan şahıs sayısı 59 bin 68 oldu. Önceki yıla göre ele geçirilen uyuşturucu madde miktarı yüzde 21, hap miktarı yüzde 27, sentetik ecza maddesi 8 buçuk kat arttı. 5 bin 701 şahıs tutuklandı. 3 bin 474 şahsa adli kontrol tedbiri uygulandı. 2024 yılı ilk iki aylık döneminde ise narkotik suçlarla mücadele kapsamında yapılan operasyonlarda 13 bin 23 şahıs yakalandı. 2 ton 378 kilogram uyuşturucu madde, 2 milyon 545 bin 320 adet hap, 2 milyon 22 bin 973 adet sentetik ecza maddesi, Bin 382 kilogram ara kimyasal ele geçirildi. Bin 131 şahıs tutuklandı. 610 şahsa adli kontrol tedbiri uygulandı. Uyuşturucu tehlikesine yönelik, yürütülen eğitim ve bilinçlendirme çalışmaları önemli bir gücümüz. Annelerimiz, en büyük destekçimiz. Bu amaçla ‘En İyi Narkotik Polisi Anne Eğitimi’ projesi kapsamında 2023 yılında bilgilendirdiğimiz annelerimizin sayısı önceki yıla göre yüzde 70 arttı, 258 bine ulaştı” ifadelerini kullandı.
“Yakalanan şahıs sayısı yüzde 9 arttı, 98 şahıs tutuklandı”
2023 yılında bir önceki yıla göre; kaçakçılık suçlarıyla mücadele kapsamında düzenlenen operasyon sayısının yüzde 11 artarak 3 bin 695 olduğunu söyleyen Vali Gül, “Yakalanan şahıs sayısı yüzde 9 arttı. 98 şahıs tutuklandı. 564 şahsa adli kontrol tedbiri uygulandı. Tütün ve sigara kaçakçılığı operasyonlarında yakalanan kaçak sigara miktarı yüzde 35, tütün miktarı yüzde 27 arttı, Ayrıca, sahte içki imalatında kullanılan 212 bin 326 litre alkole el kondu. 2024 yılı ilk 2 aylık döneminde kaçakçılık suçlarıyla mücadele kapsamında düzenlenen 578 operasyonda 750 şahıs yakalandı, 38 şahıs tutuklandı, 35 şahsa adli kontrol tedbiri uygulandı. Tütün ve sigara kaçakçılığı operasyonlarında ise 170 bin 743 paket kaçak sigara, 17 milyon 599 bin 819 adet makaron, 21 bin 546 kg tütün ele geçirildi. Yine sahte içki imalatına baktığımızda 25 ton alkole el kondu” diye konuştu.
“Akıcı ve güvenli bir trafiğin sağlanması için gece-gündüz çalışıyor”
İstanbul’da akıcı ve güvenli bir trafiğin sağlanması için çalıştıklarını söyleyen Vali Gül, “İstanbul’umuz, 7/24 saat insan ve araç hareketliliğini çok yoğun yaşayan bir şehir. Geçtiğimiz yılsonunda 5 milyon 406 bin 820 olan motorlu araç sayısı 5 milyon 455 bin 930 oldu. Motosiklet sayısı ise yüzde 5 artarak 650 bin 783’e ulaştı. Akıcı ve güvenli bir trafiğin sağlanması için gece-gündüz çalışıyor ve önlemler alıyoruz. İçişleri Bakanlığımız tarafından şehrimize yeni atanan 6 bin 994 polis memurumuzun 2 bin 500’ü trafik birimlerinde görevlendirildi. Böylece 2 bin 785 olan trafik birimlerinde görevli personel sayımız 5 bin 285 oldu. Emniyetimize Ocak ayında teslim edilen bin 173 araçtan 418’i, 600 motordan 300’ü trafik birimlerimizin hizmetine verildi. 2023 yılında yapılan uygulamalarda kontrol edilen araç sayısı 8 milyon 468 bin 663 oldu” şeklinde konuştu.
“2024 yılı 2 aylık dönemde 22 bin 377 servis aracı kontrol edildi”
Servis araçlarına yönelik 2024 yılının ilk iki ayında kontrollerin yapıldığını söyleyen Vali Gül, “Bu kapsamda, 68 bin 568 servis aracı kontrol edildi, 2024 yılı ilk 2 aylık döneminde ise yapılan uygulamalarda kontrol edilen araç sayısı 2 milyon 755 bin 216 oldu. Gözümüzün aydınlığı evlatlarımızın okul yolundaki güvenlikleri için de denetimlerimize aralıksız devam ediyoruz. 2024 yılı 2 aylık dönemde 22 bin 377 servis aracı kontrol edildi. Hepimizin güvenliği için trafik kurallarına uymak bir zorunluluk. Bu kapsamda İçişleri Bakanlığımızca hayata geçirilen hız, emniyet kemeri, alkollü araç kullanımı, yaya önceliği ve cep telefonu kullanımı gibi birçok hususta denetim ve uygulamalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz” ifadelerini kullandı.
“2023 yılında 138 ölümlü kazada üzülerek ifade etmek isterim ki 157 vatandaşımız hayatını kaybetti”
2023 yılında İstanbul’daki ölümlü kazalarda 157 vatandaşın hayatını kaybettiğini belirten Vali Gül, “2023 yılında 138 ölümlü kazada üzülerek ifade etmek isterim ki 157 vatandaşımız hayatını kaybetti. Ayrıca yaralanmalı kazalarda 32 bin 628 vatandaşımız yaralandı. 2024 yılı ilk 2 aylık dönemde ise ölümlü kazalarda 25 vatandaşımız hayatını kaybetti. Ayrıca yaralanmalı kazalarda 5 bin 151 vatandaşımız yaralandı. Oysa bizim hedefimiz, bir insanımızı dahi kaybetmemek. Trafik kurallarına uyarak, birbirimize sabır ve anlayış göstererek, bu acıları hep birlikte azaltabiliriz. Siz hemşerilerime bu konuda güveniyorum” dedi.
“Bu güzel şehir 436 kilometre deniz sınırına sahip”
436 kilometre deniz sınırına sahip olan İstanbul’da sahil güvenliğinin önemli olduğunu vurgu yapan Vali Gül, “Siber Güvenlik ekiplerimiz, internet yoluyla işlenen suçlara karşı 7/24 çevrimiçi güvenliğin sağlanması için kararlılıkla mücadele ediyor. Biz bu dünyada da güçlüyüz. 2023 yılında 2 bin 459 dosya adliyeye intikal ettirildi. 2024 yılı 2 aylık dönemde ise bu sayı 457 oldu. Bu güzel şehir 436 km deniz sınırına sahip. Sahil Güvenlik Komutanlığımız denizlerimizdeki huzur ve güvenliğin sağlanması için 2023 yılında bir önceki yıla göre; görev icra saatini %6 artırarak 62 bin 390 saate çıkardı. Gemi/tekne kontrol sayısı % 16 artarak 21 bin 573’e yükseldi. Denizden kurtarılan kişi sayısı 193 oldu. Yasa dışı su ürünleri avcılığına yönelik tekne kontrolü sayısı 5 bin 571 oldu. Yasa dışı su ürünleri avcılığı ihlal tespit sayısı %12 azalarak 499’a düştü. Yasa dışı avcılık sonucu el konulan su ürünleri %22 artarak 31 bin 106 kilograma ulaştı. Yasa dışı avlanan 13 adet tekneye el kondu” ifadelerini kullandı.
“Yaz döneminden itibaren yeni Sahil Güvenlik birimlerimizle denizlerimizdeki denetimlerimiz artarak devam edecektir”
Yaz döneminden itibaren yeni kurulacak birimlerle denizlerdeki denetimin artacağını söyleyen Vali Gül, “Çevre kirliliği tespiti yüzde 40 azalarak 62’ye düştü. Kaçakçılık, İstihbarat, Harekat ve Bilgi Toplama (KİHBİ) sorgulamaları yüzde 67 artarak 58 bin 333’e ulaştı. 2024 yılı ilk 2 ayında geçen yılın aynı dönemine göre ise Sahil Güvenlik Komutanlığımız Gemi/tekne kontrol sayısı yüzde 48 artarak, 4 bin 496’ya yükseldi. Denizden kurtarılan kişi sayısı yüzde 129 arttı, 31 kişi güvenle tahliye edildi. Yasa dışı su ürünleri avcılığına yönelik tekne kontrolü yüzde 102 artışla bin 802’ye, Yasa dışı su ürünleri avcılığı ihlal tespit sayısı yüzde 18 artarak 141’e yükseldi. Yasa dışı avcılık sonucu el konulan su ürünleri yüzde 414 artarak 8 bin 930 kg’a ulaştı. 1380 Sayılı Su Ürünleri Kanununa muhalefet ederek yasa dışı avlanan mülkiyeti kamuya geçirilen tekne sayısı yüzde 67 arttı, yasa dışı avlanan 5 adet tekneye el konuldu, çevre kirliliği tespiti yüzde 20 azalarak 12’ye düştü. Kaçakçılık, İstihbarat, Harekat ve Bilgi Toplama (KİHBİ) sorgulamaları yüzde 10 artarak 92 bin 130’a ulaştı. Yaz döneminden itibaren Tuzla, Beykoz, Avcılar ilçelerimizde kurulacak yeni Sahil Güvenlik birimlerimizle denizlerimizdeki denetimlerimiz artarak devam edecektir” dedi. – İSTANBUL
]]>Deprem bölgesi Adıyaman’da, vatandaşların 31 Mart seçimlerinde daha rahat oy kullanabilmeleri ve her hangi bir mağduriyet yaşamamaları için çalışmalar yaptıklarını dile getiren Yüksek Seçim Kurulu Üyeleri Mahmut Akgün ve İsmail Kalender, ilk olarak Adıyaman Adliyesi’ni ziyaret ederek burada Cumhuriyet Başsavcısı Gökhan Şahin’i makamında ziyaret etti. Gerçekleşen ziyaret sonrası hakimler, savcılar ve seçim kurulu yetkilileriyle bir araya gelerek toplantı düzenlendi.
Seçim öncesi ve seçim sonrası deprem bölgesinde vatandaşların daha rahat bir şekilde oy kullanabilmeleri için yapılacak uygulamalar ve aynı zamanda alınması gerekilen tedbirler masaya yatırıldı. Basına kapalı bir şekilde gerçekleştirilen toplantı sonrası açıklamalarda bulunan Yüksek Seçim Kurulu Üyesi Mahmut Akgün, “YSK adına deprem bölgesindeki seçmenlerin anayasal oy haklarının sağlıklı bir şekilde sağlanmasını teminen yerinde incelemeler yapmak ve özellikle burada çalışan seçim kurulundaki arkadaşlarımızın da seçim işlerine bakan başsavcılık ile komisyon başkanlarımızı hem moral ve motivasyon hem destek hem de varsa ihtiyaçlarını tespit etmek için geldik. Deprem bölgesinde yaşayan seçmenlerin anayasal oy haklarının daha rahat kullanabilmeleri için bizler yasaların el verdiği ölçüde pozitif uygulamalar benimsedik bu seçim döneminde. Hem genel seçimlerde hem de 31 Martta yapılacak mahalli idareler genel seçimlerinde yeter ki seçmenlerimiz depremin mağduriyetinin aynı zamanda seçimde de mağduru olmamaları için biz anayasal haklarını kullanırken rahat olmaları için her türlü bürokratik kırtasiyeden ve sandığa gitmekte yormadan, bıkmadan rahat oy kullanmalarını sağlamak için her türlü tedbiri almıştık. Bizler sahayla sürekli iletişim içerisindeyiz ama mahallinde bizlerde kendimiz görmek istedik. Malumunuz burada ciddi bir deprem yaşandı. Hem okullar yıkıldı hem de seçmenlerimizin bir kısmı başka illere gittiler, bunların geri dönüşlerinde rahat bulacakları yerde oy kullanmaları için kolaylaştırıcı uygulamalar getirdik. Yine konteyner kentlerde yaşayan vatandaşlarımızın daha rahat oy kullanmaları için de her türlü tedbiri aldık. Yine yıkılan okullara ve diğer tesislerde oy kullanılan sandık kurulan yerler için de özellikle valilik ve diğer kamu kurumlarından destek almak suretiyle her türlü çalışma yaptık. Biz bugün ilk etapta başsavcımız ve il seçim kurulu başkanımızın ev sahipliğinde bir toplantı yaptık. Bundan sonra hem seçim personelimizle ve sonrasında da valimiz ile diğer kolluk amirlerimizle beraber bir toplantı yapacağız. Adıyaman’daki çalışmalarımızı tamamladıktan sonrada Urfa’ya geçeceğiz bugün. Arkadaşlarımızın şimdiden bu seçim döneminde gösterdikleri fedakarlık nedeniyle ben hepsine teşekkür ediyorum. ve yine başsavcımıza da destekleri ve ev sahipliği için teşekkür ediyorum” diye konuştu.
Yapılan açıklamaların ardından Yüksek Seçim Kurulu Üyeleri Mahmut Akgün ve İsmail Kalender, daha sonra Adıyaman Valiliği’ne geçerek burada Adıyaman Valisi Osman Varol, Cumhuriyet Başsavcısı Gökhan Şahin, İl Emniyet Müdürü Cihat Dağdeviren ve İl Jandarma Komutanı Kıdemli Albay Hikmet Uz ile bir araya geldi. – ADIYAMAN
]]>Azerbaycan Milli Meclisi’nde TÜRKPA Hukuk İşleri ve Uluslararası İlişkiler Komisyonu Başkanı, AK Parti Bursa Milletvekili Osman Mesten başkanlığındaki toplantıya, TÜRKPA Genel Sekreter Mehmet Süreyya Er ile komisyon üyesi milletvekilleri katıldı.
Mesten, toplantıda yaptığı konuşmada, Azerbaycan’ın 2. Karabağ Savaşı’nda elde ettiği zaferden sonra Avrupa’nın haksız suçlamaları ile karşı karşıya kaldığını söyledi.
Azerbaycan’ın, Avrupa Parlamentosunun (AP) haksız tutumu ve Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisinin (AKPM) uygunsuz davranışı nedeniyle AKPM’den çekildiğini hatırlatan Mesten, “Fransız Parlamentosu Azerbaycan’a yönelik birtakım yaptırım kararı kabul ederken, ABD Senatosu da askeri yardımların durdurulmasını içeren kanun tasarısını kabul etmiştir. Bütün bunlar bizim nazarımızda yok hükmündedir. Bir olduğumuz sürece haklı davamızdan her zaman zaferle çıkacağımıza inanıyor, kardeş Azerbaycan’ın yanında olduğumuzu bir kez daha burada ifade ediyoruz.” şeklinde konuştu.
Mesten, TÜRKPA kapsamındaki işbirliklerin önemine değinerek model kanun hazırlık çalışmalarından, bilimsel ve teknolojik gelişmelere destek vermek için yapılan ve yapılacak yasalardan bahsetti.
TÜRKPA Hukuk İşleri ve Uluslararası İlişkiler Komisyonu Üyesi, MHP Genel Başkan Yardımcısı, Nevşehir Milletvekili Filiz Kılıç da konuşmasında parlamentoların kullandığı inovasyona dayalı yasama sürecini destekleyen yeni teknolojilerin TÜRKPA üyeleri arasında ortaklaşa kullanımını sağlayacak işbirliklerinin geliştirilmesinin gerekli olduğunu belirtti.
Kılıç, “Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) teknoloji kullanımında dünyada sayılı parlamentolar arasında yer almaktadır. Örnek olarak şu an Meclisimiz, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) ile Tutanak Bilgi Sistemi Projesi yürütmektedir. Bu proje tamamlandığında yapay zekanın, milletvekillerinin TBMM Genel Kurul ve komisyonlardaki sesini tanıyarak, konuşmaları kendiliğinden yazıya dökmesi ve bunları video kayıtlarıyla eşleştirerek arşivlemesi mümkün olacaktır. Bu ve benzeri çalışmalarda tecrübe paylaşımının desteklenmesi ile işe başlayabiliriz.” dedi.
TÜRKPA Genel Sekreter Er de konuşmasında üye ülkelerin bilim ve teknolojinin gelişimine büyük önem verdiğini belirtti.
Er, “TÜRKPA üyesi ülkeler başarılı bilim ve teknoloji politikaları yürütüyor. Bu politikaların oluşmasında parlamentoların da özel bir yeri var. Çağımızın zorlukları bilim alanına ve bilimsel-teknolojik faaliyetlere yansımakta ve bu bağlamda bu alanın yasal düzenlemesi, sürekli değişen bu alanda meydana gelen değişikliklere mevzuatta karşılık verilmesi büyük önem taşımaktadır.” diye kaydetti.
“TÜRKPA’ya üye ülkelerde bilimsel ve teknolojik gelişmede parlamentoların rolü ve yasama desteği” başlıklı toplantıda Azerbaycan Türkiye Dostluk Grubu Başkanı Ehliman Emiraslanov, Hukuk İşleri ve Uluslararası İlişkiler Komisyonu üyeleri Azerbaycanlı milletvekilleri Cavanşir Feyziyev ve Melahat İbrahimkızı, Kazakistanlı milletvekili Abzal Kuspan, Kırgızistanlı milletvekilleri Ruslanbek Cakışov ve Nurcigit Kadırbekov da konuşma yaptı.
TÜRKPA Hukuk İşleri ve Uluslararası İlişkiler Komisyon üyeleri şehitlikleri ziyaret etti
AK Parti Bursa Milletvekili Mesten başkanlığındaki TÜRKPA heyeti, Azerbaycan temasları kapsamında ülkenin merhum Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev’in kabrini, 20 Ocak Şehitleri’nin yer aldığı Şehitler Hıyabanı’nı ve Bakü Türk Şehitliği’ni ziyaret etti.
]]>Maltepe Üniversitesinde Bestecilik ve Orkestra Şefliği bölümü son sınıf öğrencisi Yanık, AA muhabirine yaptığı açıklamada, orkestra şefliği eğitimi süreci, şimdiye kadarki tecrübeleri ve geleceğe yönelik hedeflerini açıkladı.
22 yaşındaki Yanık, yurt içinde ve dışında birçok orkestra ve koroyla çalıştığını söyleyerek. “Hocam Serdar Yalçın’dan çok şey öğrendim. Kendisinin opera şefi olması aslında biraz operaya da yoğunlaşmama, opera ile ilgili çalışmalar yapmama da sebep oldu.” şeklinde konuştu.
“Leipzig, Navigli ve Metz-Grand Est Senfoni Orkestrasını yönettim”
Genç yaşta çok sayıda orkestra ve koroyla çalışma fırsatı bulduğunu belirten Yanık, “Leipzig Senfoni Orkestrası ile çalıştım. Gittiğim yarışmalarda Navigli Senfoni Orkestrasını yönettim. Cemal Reşit Rey konser salonunda Metz-Grand Est Senfoni Orkestrası’nı yönettim. O da Fransız bir orkestraydı ve çok iyiydi. Devlet Çoksesli Korosu ile çalıştık geçen sene ve çok güzel bir tecrübeydi çünkü ben koroyla çok haşır neşir olmadım hiçbir zaman. Koro şefliği kesinlikle çok farklı bir alan.” ifadelerini kullandı.
Öykü Yanık, orkestra şefliğinin diğer müzisyenlik alanlarından farklı olduğuna vurgu yaparak, şunları kaydetti:
“Bizim bir enstrümanımız yok. Ben aslında keman ve piyano çalabiliyorum ama sahnede bu enstrümanı çalan kişi ben değilim. Bizim yaptığımız iş sahnenin üstünde olmak değil, sahnenin üstüne çıkma yolundaki hazırlığı yapmak diyebilirim. Yani biz aslında orkestra şefliğinin ne olduğunu, nasıl yapıldığını orkestra provalarında görüyoruz. Yani provayı kesip, burası olmadı bir daha yapalım, bunlar birlikte olmadı, oralar birlikte olsun gibi ayrıntılarla uğraşıyoruz.”
Saluzzo Opera Akademisi için maddi destek gerekiyor
Geçen ay İtalya’daki Saluzzo Opera Akademisi’ne şef asistanlığı için yaptığı başvurunun kabul edildiğini, ancak akademiye gidebilmek için maddi destek arayışında olduğunu aktaran Yanık, “Giulio Cesare isimli bir operanın asistan şefi olarak görev alacağım eğer gidebilirsem. Biz bu tarz çalışmalara, akademilere ve kurslara gittiğimiz zaman aslında bütün orkestra için bir ödeme yapıyoruz ve bu bizi zorlayabiliyor.” diye konuştu.
Yanık, orkestra şefliği eğitimine yurt dışında yüksek lisans ile devam etmek istediğini vurgulayarak, Avrupa’da iyi bir eğitim alarak Türk operasına daha fazla katkı sağlamayı amaçladığını dile getirdi.
Yurt dışında çok sayıda yetenekli Türk müzisyenin bulunduğuna dikkati çeken genç isim, “Yüksek lisans başvurusu için gittiğim okullarda çok sayıda Türk öğrencinin buralarda eğitim gördüğüne şahitlik ettim. Oradaki konservatörler de buna alışmış anladığım kadarıyla. Çünkü sürekli oradaki okullara geliyor Türk öğrenciler. Hatta keşke fırsatımız olsa da bu öğrencileri bir araya toplayabilsek yurt dışında. Eminim ki birkaç orkestra kurabilecek kadar müzisyenimiz var Avrupa’da.” değerlendirmesinde bulundu.
Geleceğe yönelik hedeflerini de anlatan Yanık, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ülkemi en iyi şekilde temsil etmek için yurt dışındaki orkestralarda çalışmak istiyorum. Bunun için çalışmalarıma da bir şekilde başlamış oldum. Eğer bu bahsettiğim opera akademisine de gidebilirsem, benim için çok önemli bir adım olacak. Çünkü Saluzzo, festival tarzında bir etkinlik aslında ve bu akademi sürekli devam etmiyor. Belirli zamanlarda kuruluyor ve bu klasik müzikte çok fazla olan bir şey. Böyle belirli festivaller ve akademiler Avrupa’da çok var ve bu festivallerin bazılarının içinde genç müzisyenlerin eğitimiyle ilgili bazı çalışmalar, girişimler de oluyor. Ben de kabul aldığım sürece bu tür etkinliklere katılım sağlamak istiyorum.”
]]>İl Jandarma Komutanlığına bağlı Jandarma özel harekat ve jandarma komando timleri, ilçeye 24 kilometre uzaklıktaki Belbuka Üs Bölgesi’nde zorlu arazi ve ağır kış şartlarına rağmen terörle mücadelesini sürdürüyor.
Derin vadiler, sarp dağlar ve karla kaplı arazilerde daha önce PKK’lı teröristlerin kış üslenme alanı olarak kullandığı bölgeyi terörden arındıran jandarma komandolar, insansız hava araçları, ASELSAN tarafından üretilen termal kameralar gibi teknolojik imkanları da kullanarak sorumluluk sahasını kontrol altında tutuyor.
Kar kalınlığının yer yer üç metreyi bulduğu ve hava sıcaklığının sıfırın altında 25 dereceye kadar düştüğü bölgede kar motorları ve paletli araçlarla devriye atan jandarma timleri, bugüne kadar yaptığı operasyonlarla, teröristlerin sözde karargah, depo, barınak ve sığınak olarak kullandığı Karataş Çukurları’ndaki yaşam alanlarını imha etti, çok sayıda silah ve yaşam malzemesi ele geçirdi.
“Hain terör örgütüne ağır darbe vuruluyor”
İl Jandarma Komutanlığı Terörle Mücadele Şube Müdürü Jandarma Yarbay Ümit Tuaç, AA muhabirine, bölgede tüm hava şartlarında terörle mücadelenin “ara, bul, yok et” stratejisiyle devam ettiğini söyledi.
Bölgede icra edilen operasyonlarda geçen yıl 6 teröristin etkisiz hale getirildiğini belirten Tuaç, teröristlere ait çok sayıda silah, mühimmat, yaşam malzemesi ve örgütsel dokümanın ele geçirildiğini ifade etti.
Jandarma komando timlerinin teknolojiden azami ölçüde faydalandığını, milli silahları etkin şekilde kullandığını dile getiren Tuaç, “Operasyonlarla kullanılan milli üretim silah, malzeme ve araçlarla sınır ötesinde olduğu gibi sınır içinde de hain terör örgütüne ağır darbe vuruluyor. Terör sorununu yüce Türk milletinin gündeminden çıkarmak maksadıyla jandarma özel harekat ve komando birliklerimizle terörü kaynağında yok etmek için operasyonlara inançlı ve kararlı bir şekilde devam edilecek. Üs bölgesi, kahraman jandarma komando timleri ile teknolojiden azami ölçüde faydalanarak ASELSAN tarafından üretilen silah sistemleri, radar, termal kameralar gibi cihazlar kullanılarak yaz, kış kontrol altında tutulmakta.” diye konuştu.
Üs bölgesine 6 kilometre mesafede yer alan ve başarılı operasyonlarla terörden temizlenen Karataş Çukurları bölgesinde geçici üs bölgesinin kurulduğunu hatırlatan Tuaç, şunları kaydetti:
“Üs bölgeleri marifetiyle bölgede tam anlamıyla alan hakimiyeti sağlanarak hem terörist faaliyetleri engelleniyor hem de bölgede petrol arama ve işletme faaliyetlerini sürdüren şirketin etkin ve güvenli bir şekilde çalışması sağlanarak Gabar Dağı örneğinde olduğu gibi ülke ekonomisine katkı sunulması hedefleniyor. 2023’te 3 büyük, 14 orta çaplı ve 3 bin 190 küçük olmak üzere 6 bin 979 timin katılımıyla 3 bin 207 operasyon başarıyla icra edildi. Van’da 2023’te icra edilen operasyonlarda 26 piyade tüfeği, 4 keskin nişancı tüfeği, 1 makineli tüfek, 2 tabanca, 42 el bombası, 11 telsiz, 13 dürbün, 571 tüp, 33 roketatar mühimmatı, 6 anti personel mayını ve 4 anti tank mayını ele geçirildi. Van İl Jandarma Komutanlığı, terörle mücadele öncelikli olarak üzere emniyet, asayiş ve kamu düzeninin devamlılığını sağlama konusunda istihbarata dayalı ve teknolojik cihazlardan azami düzeyde istifade ederek ilgili makamlarla koordineli şekilde bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da başarılı olma azim ve kararlılığındadır.”
]]>Çocuk Genetik Bilim Dalı Başkanı ve Faz-1 Klinik Araştırma Merkezi Müdür Yardımcısı Prof. Dr. Fatih Ezgü, yaklaşık 1 yıl önce faaliyete geçirilen merkezde yürütülen çalışmalara ilişkin, AA muhabirine açıklamalarda bulundu.
Merkezin özellikle yeni ve kalıcı tedavilere ihtiyaç duyulan çocukluk çağı genetik hastalıklarında, Türkiye’nin ilk ileri tedavi yöntemleri ve ilaç geliştirme çalışmalarına odaklandığını vurgulayan Ezgü, farklı tedavileri içeren 20’nin üzerinde klinik araştırmanın merkezde yürütüldüğünü anlattı.
Ezgü, bu kapsamda dünyada sadece nitelikli birkaç merkezde yapılabilen gen tedavi uygulamalarının da alınan uluslararası izinler doğrultusunda başlatıldığını belirterek, “Fenilketonüri (PKU) hastalığında yürüttüğümüz üç klinik araştırma var. Bunlardan sonuncusu hastalığın kesin, kalıcı tedavisini hedefleyen gen tedavisi.” bilgisini paylaştı.
“Dünyada tek merkez olarak başladık”
PKU’nun özel bir beslenme uygulanması gerektiren, aksi halde çocuklarda zeka geriliği ve kalıcı beyin hasarına yol açan kalıtsal bir hastalık olduğuna dikkati çeken Ezgü, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bütün genetik hastalıklar gibi fenilketonüride de kalıcı bir tedavi oluşturabilme hedefiyle dünyada gen tedavisi çalışmaları başlatıldı. Bu konuda farklı bir ülkede üretilen ilacın laboratuvar çalışmaları, hayvan denemeleri gibi aşamaları başarıyla tamamlandı. Ardından tedavinin ilk kez insanlar üzerindeki uygulamaları gündeme geldi.
Merkezimiz, yapılan araştırmalarda belirlenen kriterleri fazlasıyla karşılaması nedeniyle, gen tedavisinin fenilketonüri hastaları üzerinde dünyadaki ilk uygulamasını yapmak üzere seçildi. Bu çalışmaya, uluslararası bir merkez hüviyetinde dünyada tek merkez olarak başladık, ilerleyen aşamada 2-3 merkez katılabilir. Sadece ülkemizdeki değil, dünyadaki birçok hasta için de önem taşıyor. Gen tedavisini şu an 2 fenilketonüri hastamıza başarıyla uyguladık, yakın zamanda üçüncü hastamıza da yapılacak. İlerleyen günlerde sonuçlarını hep birlikte gözlemleyeceğiz.”
Prof. Dr. Ezgü, gen tedavisinin Faz 1 çalışmalarının, üçer hastaya farklı dozların uygulandığı üç ayrı hasta grubunu kapsadığını, sonuçlarını uluslararası bir doktor ekibinin değerlendirdiğini söyleyerek, buradan çıkacak sonuçlara göre bir sonraki aşamaya geçileceğini ifade etti.
İki hastada beyin içine ameliyatsız gen tedavisi uygulandı
Çocuklarda beyin ve farklı organlarda ciddi hasara yol açan, ölümle sonuçlanabilen bir tür enzim eksikliği bozukluğu GM1 Gangliosidozis’e ilişkin de dünyada üçüncü, Türkiye’de ise ilk olan bir tedavi yöntemini klinik çalışma kapsamında başlattıklarını bildiren Ezgü, şunları kaydetti:
“Bu hastalıkta da yabancı bir sponsor tarafından gen tedavisi geliştirildi ve dünyada bunu uygulayabilecek, bizim de içinde olduğumuz üç merkez seçildi. Bu hastalıktaki gen tedavisi uygulamasını damardan değil, doğrudan beyin içine yapıyoruz. Ameliyatsız olarak, bir iğneyle tomografi altında direkt beyne ilaç uygulamasını içeriyor.”
Dünyada çok yeni olan bu yöntemi sınırlı sayıda ekibin uygulayabildiğini, Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi bünyesindeki ekibin de ABD’de bu konudaki eğitimleri aldığını aktaran Ezgü, “Hocalarımız, gen tedavisini iki hastamıza tomografi altında, ameliyatsız, kısa bir anesteziyle doğrudan beyin içine başarıyla uyguladı. Ülkemizde ilk kez yapıldı bu uygulama. Hastalarımız da tedavinin uygulandığı dünyadaki 5. ve 6. hastalar oldu.” dedi.
“Yerli gen tedavisi ilacını üretebilmek için çabalıyoruz”
Prof. Dr. Fatih Ezgü, iki klinik araştırmanın farklı genetik hastalıkların tedavisine de ışık tutabileceğinin altını çizerek, “Önümüzdeki dönem, yurt dışında geliştirilen ilaçların yanı sıra kendi laboratuvarımızda geliştirdiğimiz bir ilacın ileri süreçlerini başlatmayı planlıyoruz.” diye konuştu.
Ezgü, üre döngüsü bozuklukları ve lizozomal hastalıklara ilişkin de iki ayrı gen tedavisi çalışmaları başlatacaklarını söyleyerek, “Bunların yanında kendi laboratuvarımızda farklı bir hastalığa ilişkin yerli gen tedavisi ilacını üretebilmek için çabalıyoruz. Eğer başarı sağlanabilirse ilerleyen yıllarda ürettiğimiz ilacın klinik araştırmasını da merkezimizde yapacağız.” açıklamasında bulundu.
“Hedefimiz bu tedavilerin tüm hastaların kullanabileceği şekilde geliştirilmesi”
Faz 1 klinik araştırmaların çok kısıtlı sayıda hastayla yürütüldüğünü, ilerleyen aşamalarda daha fazla insanın çalışmaya dahil edildiğini anlatan Ezgü, gen tedavisi çalışmasına da hastaların, yaş durumunun içinde olduğu yaklaşık 20 farklı kriterin değerlendirilmesi sonucu kabul edildiğini söyledi.
Ezgü, “Hedefimiz bu araştırmaların başarıyla sonuçlanması ve tedavilerin bütün hastaların kullanabileceği bir şekilde geliştirilmesi. Şunu özellikle belirtmek isterim; tüm genetik hastalarımız geleceğe umutla bakabilir. Elbette bir miktar sabretmeleri gerekiyor.” değerlendirmesini yaptı.
Yeni geliştirilen birçok ilacın yıllar içerisinde gelişme kat ettiğine dikkati çeken Ezgü, Sağlık Bakanlığı, Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu ve TÜSEB’in bu çalışmalara ciddi destek sağladığını vurguladı.
Klinik çalışmaların çocuk beyin cerrahisi, anestezi, kulak burun boğaz, radyoloji gibi birçok bölümle işbirliğinde yürütüldüğüne işaret eden Prof. Dr. Fatih Ezgü, merkezdeki klinik araştırmaların hastaların ileride daha iyi sağlık hizmetine kavuşabilmeleri için ellerinden gelen her şeyi yapabilecek, profesyonel bir ekiple yürütüldüğünü sözlerine ekledi.
]]>Sağlıklı yaşam sürdürebilmeleri için doğru beslenmeye ve uygun diyetlere ihtiyaç duyan evcil hayvanlar, verilen ev yemekleri nedeniyle sağlık sorunları yaşayabiliyor.
Evcil hayvanların beslenme sorunlarına çözüm üretmek amacıyla AÜ Veteriner Fakültesi Hayvan Hastanesi’nde kurulan “Veteriner Beslenme ve Diyetetik Birimi”nde hem sağlıklı hem de hastalıkları olan evcil hayvanların doğru beslenmesi için özel programlar hazırlanacak, sahiplerine beslenme danışmanlığı hizmeti verilecek.
Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi Hayvan Besleme ve Beslenme Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Pınar Saçaklı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, “Türkiye’de ilk kez” evcil hayvanlara yönelik böyle bir birim kurulduğunu söyledi.
Saçaklı, evde beslenen hayvan sayısındaki artışa paralel olarak, beslenmeye karşı bilinç ve ilginin de arttığını belirtti. Hayvan sahiplerinin herhangi bir hastalık, obezite ve yaşlılık durumunda “patili dostlarını” nasıl besleyecekleri hakkında bilgi eksikliği olduğunu dile getiren Saçaklı, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Kedi ve köpekler için böyle bir hizmetin verildiği bir bölüm bu zamana kadar kurulmamıştı. Beslenmeye ilişkin sorunlara uzman çözümü sunmak için bu bölümü kurduk. Hayvan sahipleri doğru besleme konusunda tereddüt yaşayabiliyor. Medyadan ya da birbirlerinden duydukları bilgileri sentezleyip doğrulara yönelemiyorlar. Hayvanseverlerin kafaları çok karışık. ‘Nasıl besleyeceğim, ne kadar besleyeceğim, hangi mamayı vereceğim?’ gibi o kadar çok sorun var ki normal sağlıklı hayvanlar için de biz burada bir beslenme modeli oluşturabileceğiz.”
Hayvanlardaki, böbrek hastalığı, diyabet, obezite gibi rahatsızlıklarda ilgili klinik birimlerdeki takibin yanı sıra beslenmenin de düzene sokulması gerektiğini vurgulayan Saçaklı, iyileşme süreçleri, hastalığın şiddetinin azalması, hatta hayvanların ömürlerinin uzaması için doğru beslemenin çok önemli olduğunu anlattı.
“Hayvanlar bireysel olarak değerlendirilecek”
Birime getirilen sağlıklı hayvanların öncelikle genel sağlık durumunun kontrol edileceğini, altta yatan bir hastalık yoksa günlük hayatı için gerekli enerji, mineral ve vitamin ihtiyacına göre program hazırlanacağını ifade eden Saçaklı, şöyle konuştu:
“Altta yatan başka önemli hastalıklar varsa o zaman burada mutlaka ilgili klinik birimlerde takibi yapılacak. Klinik tedavinin yanı sıra beslenme desteği de sağlayacağız. Çünkü bu tip hayvanların beslenmesinde özel olarak dikkat edilecek şeyler var. Hayvanlar bireysel olarak değerlendirecek. Örneğin bir böbrek hastası geldiğinde, onun klinik tedavi süreci devam edecek, fakat beslenmesine ilişkin o hayvanın durumuna özel program verilecek.”
Saçaklı, evcil hayvan sahiplerinin beslenme konusunda yaptıkları hatalara ilişkin de şunları kaydetti:
“Hayvanları ev yemekleriyle beslemenin doğru, hazır mamaların sakıncalı olduğu yönünde düşünceleri var, bu böyle değil. Eğer hayvanı, ihtiyacına uygun kaliteli mamayla besliyorlarsa başka hiçbir takviyeye gerek yok. Ev yemekleriyle beslediğiniz zaman o dengeyi sağlayamıyorsunuz. Sadece, hazır bir mamayı alıp vermek sahipleri için çok duygusal gelmiyor. İster istemez kendileri, çocukları gibi evde de bir şeyler vermek, beslemek istiyorlar. Bu yapılamaz değil ama mutlaka bir veteriner diyetisyen kontrolünde, uygun bir ev mama formülasyonuyla yapılmalıdır. Ondan sonra evde bunu hazırlayarak devam ederler. Ama çok sık kontrollerinin de yapılması lazım. Çünkü bizim ‘marjinal eksiklik’ dediğimiz durumlar oluşuyor. Bunu tespit edemezsek, gözden kaçarsa bu marjinal eksiklik veya fazlalık nedeniyle ileri dönemlerde çok ciddi problemlerle karşılaşabiliyoruz.”
]]>Unutulmaz filmlere imza atan iki sanatçı, Batman İlk Kültür ve Turizm Müdürlüğü Konferans Salonu’nda düzenlenen etkinlikte, sinema eleştirmeni Suat Köçer’in sorularını cevapladı, Türk sinemasına ilişkin merak edilenleri ve anılarını paylaştı.
Savaş, oyunculuğa henüz 5 yaşında tiyatro sahnesinde adım attığını belirterek, “Sinemada da uzun bir zaman oldu. Sevgili Suna Pekuysal’ın annemin arkadaşı olması, ‘Ben bu kızı tiyatroya götüreceğim, bu kızda cevher var.’ demesiyle başlayan bir süreç. Sonra kendimi bulduktan sonra bir baktım ki sanatın içinde, tiyatrodayım. Aynı zamanda okul da başladı. İyi ki beni götürmüş Suna abla, iyi ki tiyatroya koymuş, iyi ki bu mesleğin içinde olmuşum. Herhalde farklı bir meslek düşünemezdim.” dedi.
Sinemaseverlerin gösterdiği ilgiye de değinen sanatçı, şunları kaydetti:
“İnsanların sevgiyle bakması, kucaklaması, herkese nasip olan bir şey değil. Evde televizyonda ya da sinemada izledikleri zaman, bizi ailelerinden biriymiş gibi kabul etmeleri ve sokakta size baktıklarında gözlerindeki ışıkları gördüğümüz zaman çok mutlu oluyorum. İnsanların yaşadığı olumsuzlukları hem tiyatroyla hem sinemayla birlikte bir yerlere aktarabiliyorsak, bir şeyleri önleyebiliyor ya da ‘Bunun böyle yapılması gerekiyor.’ diyebiliyorsak bu bizim için çok önemli. O yüzden de tarafsız, kimseye ayrım yapmadan sevgiyle kucaklamak ve onların yaşadığı sorunları aktarmak bizim görevimiz diye düşünüyorum.”
Perihan Savaş, Türk sinema ve dizi sektöründeki duruma da dikkati çekerek, “Sinemada bir senaryo geliyor önünüze. Dizide ise ya iki ya da üç senaryo gönderiyorlar. Sonraki hikayelerin bir sinopsisini yani kısa anlatımını çıkarıyorlar. Oynadığım son diziden bahsedeyim. Üç bölüm senaryo okudum. 1980’leri anlatan olağanüstü bir şeydi. ‘Bu işin içinde olmak istiyorum.’ dedim. Bir baba çocuğun acı hikayesini anlatan, arada aşkı da olan çok güzel bir hikayeydi. Ne yazık ki bu diziler uzadığında, kanallar dizilere, senaryoya müdahale ettiğinde, sizin okuduğunuz şeyin çok daha dışına çıkıyor Biz 1980’ler diye başladığımız bir işi, Adams Ailesi olarak bitirdik. Üç senarist, üç yönetmen değişti.” diye konuştu.
“Annem sefir, babam elektrik mühendisi olmamı istiyordu”
Usta oyuncu Halil Ergün ise daha önce Tunceli ile Batman’ı görmediğini aktararak, “Şimdi Batman’ı gördüm, heyecan duyuyorum. Beton, apartman kültürü girmesine rağmen hiçbir rahatsızlığı olmayan bir kenttesiniz ve sizi kutluyorum gerçekten. Sevinçle ve herkese anlatacağım. Çok etkilendim. Buradaki etkinlik de çok önemli. Perihan’la onu da konuşuyoruz. Buradaki iki günlük çalışma içinde gördüğüm boyut ve derinlikten çok heyecan duydum.” ifadelerini kullandı.
Tiyatro kökenli olduğunun altını çizen Ergün, “Nasıl Perihan 5 yaş diyorsa bende de öyle. İznikliyim ben. Toprağa bağlı ve çok eski bir aile. Annem sefir, babam elektrik mühendisi, abim doktor olmamı istiyordu ama ben doğaya dönüktüm. Müsamereler filan oluyordu. Filmler seyrediyorduk. Sinemamız vardı, babamların işlettiği. Tüm filmleri seyrediyorduk beş yayından itibaren. Kerpiçten yapılmış bir salon ve sinemaydı. Ama hiç öyle artist olmak, meşhur olmak gibi bir düşüncem yoktu. Sadece hoşlandığımı biliyorum.” dedi.
Ergün, yaşamında oyunculuğun rolüne ilişkin, şu bilgileri verdi:
“Sanatın insan hayatındaki işlevi konusunda bilincimiz, bilgilenmemiz ortaya çıktı ve bir hayat tarzına dönüştü bir süre sonra. İnsan hayatlarını sergilemek, halka bir şey söylemek benim tarzım oldu. Tiyatrolar kurduk. Çok önemli tiyatro hareketlerinin içinde oldum. Şansımıza, Anadolu’da 40 tiyatronun dolaştığı bir dönemdi. Halkımızla sanatın buluştuğu, köylere kentlere kadar uzanan bir tiyatro macerası… Halkın toplumsallaşma kültüründe çok önemli fonksiyonu vardır, başka insan hayatlarına katılma kültürü. Sonra bu, bir hayat tarzına dönüştü. Sinemada 12 Mart’ı yaşadık. Kasabama döndüm. Yılmaz Güney hapse girmişti. Akadaşlarım dedi ki, ‘Yılmaz abi seni göreve çağırıyor. Bir film var, senin oynamanı istiyor.’ 1974 yılının eylül, ekim aylarında sette buldum kendimi ve kadere dönüştü. Çok sevdim kamerayı. Kamera sesini sevdim ve kaldım. Hiçbir zaman şöhret olmak, para pul kazanmak, çok büyük aşklar yaşamak gibi bir tarzımız yoktu. Çünkü Türkiye’deki o tartışmalardan etkilenmiştik. Bir şey söylemek, ülkenin sorunlarına, insanların sorunlarına, sanatın diline ilgi duydum ve hayat tarzım haline geldi. Bir kader gibi bugüne geldik.”
Oyunculukta rolünü en iyi biçimde yapmaya çalıştığını kaydeden sanatçı, “Bizler yönetmen oyuncularıyız. Senarist ve yönetmen kurar. Biz de bize sunulan karakteri en iyi şekilde sergilemek durumundayız. Toplumun çözümlenmesi, toplumdaki insan ilişkilerinin tahlil bilgisi ya da sınıfsal meseleler. Hayatın içindeki ayrı ayrı karakterlerin ayrı sosyal konumların, statülerin varlığını fark etmek, size sunulan karakteri de o anlamda yorumlama mecburiyeti ve çözüm bulma çabası getirir.” değerlendirmesinde bulundu.
“Çok ağlayınca, çok iyi oynamış olmaz. Çok gülünce, çok iyi oyuncu olmaz”
Usta oyuncu, kariyeri boyunca birbirinden farklı birçok rolü oynadığını vurgulayarak, şöyle devam etti:
“Ben patronu da, kötüyü de oynadım. ‘Jön kötü adam oynamaz.’ dediler. Jön dayak yemez, sadece döver. Öyle bir kültür vardır bizim Yeşilçam’da. Ama insan öyle değildir. Siz gösterebilirsiniz bunu. Rolün etkisinde kaldım, eve gittim filan. Ben böyle bir şeye inanmam. Bana verilen rolü sadece yorumlarım. Toplum içinde gözlemlerimiz, bilgimizle günlük hayatımızdaki örnekleri gözlemek, bilmek, tanımak noktasında, bir zenginlik taşımak zorundayız. En iyisini yapmaya çalışırız. Asıl mesele vücudunuzu çözmek. Elinizi, kolunuzu, gözünüzü hangi jestle hangi yansımayla sunabilirsiniz? Bunu çözmek de bir bilim işidir. Aslında sanat da bir bilim işidir bir tarafıyla. Duygusal iş meselesi değildir. Çok ağlayınca, çok iyi oynamış olmaz. Çok gülünce, çok iyi oyuncu olmaz. Mesele o karakterin toplumsal konumu. Köydeki başka, kentli başka, zengin, fakir, yoksul başkadır. Bakışlar bile değişir.”
Oyuncunun senaryoya katkılarına da dikkati çeken sanatçı, “Aslında sinema oyunculuğu gözlerle doğru bakmaktır. Kamera göz ilişkisi çok mühim. Bir karakteri ya da durumu, o sahneyi anlatmada sadece hareketle olacak işler değildir bu. Mesleğinizi sevdiğiniz zaman böyle. Ben hala heyecan duyuyorum. Sokakta yürürken millet bana sarıldığında, ‘Beni seviyorlar.’ diye bakmıyorum. İyi sunmuşum mesleğimi, çabalarımı diye algılıyorum. O beni çok sevindiriyor.” diye konuştu.
Halil Ergün, gerçek sanatçıların ardında iz bıraktığını söyleyerek, şunları kaydetti:
“Ben Yeşilçamlıyım diyorum artık. Keskin dönemlerimizde çok bilmişliğimiz, gençliğimiz vardır, en doğrusunu biz biliriz diye. Bizde de öyle keskin kararlar vardı, tiyatro da yaparken. Ama hayat size çok şey anlatıyor. Daha başka düşünmeye başlıyorsunuz. Yeşilçam’a girdiğimde biraz tepeden bakma meselesi vardı. Sonra fark ettim ki Türkiye sinemasının adı Yeşilçam’dır. Şimdi Yeşilçamlı olmakla çok övünüyorum ben. 80’e yakın filmde oynadım. Sonra düşünmeye başladım. Yanlışıyla doğrusuyla, eksiği, hatalı olanı vardır ama genel bir süreçten bahsediyorum. Çok önemli bir işlevi yerine getirmiştir. Bugün noktalanmıştır, başka bir mecraya düşmüştür.”
“Yeşilçam için kasabalara sinemalar kuruldu, harman yerlerinde filmler gösterildi”
Yeşilçam’ın Türkiye’de toplumsallaşmanın çok önemli bir işlevini yerine getirdiğini vurgulayan sanatçı, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bölgeler kurmuşlar; Güneydoğu Anadolu, Doğu, Karadeniz, Marmara bölgesi, Adana, İzmir. Orada bir ekonomi kurulmuş kasabalara kadar giden sinemalar. Babamla halaoğlunun açtığı kerpiç bir sinemaydı. O güne kadar insanların buluşmaları köyde, kasabada hatta kentin belli yerlerinde… Toplumsallaşma diyebileceğimiz, başka insan hayatlarına tanık olma, başka insan hayatlarının sevincini, acısını paylaşma kültürü… ya cenazelerde acılara ortak olursunuz. Namaz kılar veya cenazesini götürürsünüz ya da düğünlerde mutluluklara ortak olur hediye götürürsünüz. Bir ailenin, komşunun acısına ortak olmaktır. Yeşilçam için kasabalara kadar sinemalar kuruldu, harman yerlerinde filmler gösterildi.”
Usta sanatçı, Yeşilçam anılarına da değinerek, “Unutulmuş kahramanlar üç kuruşa oynarlardı. Gittiğimde heyecan duyuyordum. Hayatımıza girmiş birinci, ikinci, üçüncü derece rollerde oynamış insanlar vardı. Kadir Savun geliyor setime, ellerim titriyordu. O kadar tutkuyla ve mesleklerine bağlı işler yaptılar ki. Bu açıdan çok önemli işlev yerine getirmiştir Yeşilçam. Yeşilçam sinemacısı olmaktan çok şey kazandım, çok şey öğrendim. Bir tek eksikliğimiz şu. Dünya çapında sinema kültürüne sahip başarılarımız var ama Amerikan, İngiliz, Fransız sineması gibi değil. Oradaki eksiklik şudur. 200-300 film çekildiği zamanlar var. Bölgelerde dolup taşıyor sinemalar. Parayı kazananlar tekrar sinemanın teknolojik gelişmesine yatırım yapmadı. Fırınlar yaptı, apartmanlar kurdu, parayı başka yere aktardılar.” değerlendirmesini paylaştı.
İki sanatçı, etkinliğin ardından sinemaseverlerin sorularını yanıtladı.
]]>Olay, 14 Şubat’ta akşam saatlerinde, Yumurtalık ilçesi Asmalı Mahallesi’nde meydana geldi. İddiaya göre Emrah ve Sihan Akgül çiftinin 3 çocuğundan en küçüğü olan İpek Akgül (18), portakal bahçesinde tartıştığı Yaşar B. tarafından tabancayla başından vurularak öldürüldü. Şüpheli, daha sonra genç kızı bir tarlada bulunan su kuyusuna gömdü. Genç kızı öldüren Yaşar B., jandarmayı arayarak kendini ihbar etti. Bölgeye gelen jandarma ekipleri Yaşar B.’yi gözaltına aldı. Şüpheli daha sonra ekiplere genç kızı gömdüğü yeri gösterdi, kızın cesedi kuyudan çıkartıldı. Yapılan otopsisinin ardından genç kızın cenazesi Küçükoba Mezarlığına defnedildi.
“İşkence yapıp aç susuz bırakılıp öldürülmüşler”
Genç kızın annesi Sihan Akgül, “Sevgililer günü cinayeti değil önce söyleyeyim size. Sevgililer gününün kurbanı değil. Sevgilisi yoktu benim kızımın. Kızım dört beş kişi tarafından hunharca işkence uygulanıp aç susuz bırakılıp ondan sonra çırılçıplak bedeniyle portakal bahçesinde gömmüşlerdi. Benim kızımın her tarafından kırık vardı, çürük vardı. Aşırı derecede dayak yemişti” diye konuştu.
Kızının neden öldürüldüğünü bilmediğini ve sadece 3 kişinin yakalandığı dile getiren anne Akgül, “İki kişinin hala firari gezdiğin biliyorum. Sadece şunu istiyorum. O canilere şunu seslenmek istiyorum. Sen, benim kızımdan ne istedin? Şu üzerimdeki onun tişörtü. Her gün bu üstümde ve ben her gün bu yasta eriyorum bitiyorum. Sen böyle kaçarken, dolaşırken, nefes alıp verirken, benim kızım sana ne yapmış olabilir ki? Günlerce sen kızıma işkence gördürdün. Benim kızımın canını yaktın. Gözlerimin içine bak. İnan et senin sonun geldi. Devlet senin yakanı bırakmayacak. Bugün yarın alınacaksın. Adalete teslim olacaksın, adalete sonsuz güvenim var”
dedi.
“İpek’i unutmayalım, biri sürü İpek’ler var”
Anne Akgül, “İpek Akgül’ü unutmayalım, gerçekten unutmayalım. Bir sürü İpek Akgül’ler var. Boşu boşuna toprağın altında. Çok güzeldi benim kızım. Toprağın altına niye gömdün sen onu? İki kere gömdün. Bir portakal bahçesinde gömdün, ikinci ben kendi elimle yavrumu mezara koydum. Sen bana niye bunu yaşattın? Kızımı tanımıyorsun, etmiyorsun. Biz sana ne yapmış olabiliriz, sadece ben bunu söylüyorum” ifadelerine yer verdi.
“Her gün bir kız ölüyor”
Bir sürü kadının öldüğüne değinen acılı anne Akgül, “Her gün bir tane kız ölüyor, yazık günah değil mi annelerimize? Yazık günah değil mi bize? Ben her gün aklımı yitiriyorum. Kızımın hayali geliyor ama ben kızıma dokunamıyorum. Kızımı görüyorum ama kızım yok, kayboluyor ortadan. Kurbanınız olayım, bunun peşini bırakmayalım. Her gün bir ceset bulmayalım” diye konuştu.
“Sen bir canisin, canavarca kızımı katlettin”
Evladını öldürenlere ‘bunu neden reva gördün’ diyerek seslenen acılı anne Akgül, “Biz sana ne yaptık? Sana hayvan demiyorum. Sen hayvan bile olamazsın. Sen bir canisin, sen bir canavarsın. Canavarca onu katlettin. Neden? Sana ne yaptık? Biz sana ne yaptık, ailesi vardı. O kimsesiz değildi. Seni ben adalete havale ediyorum. Umarım müebbet yersin” dedi. – ADANA
]]>Şüphesiz her çiftin hayali mutlu bit yuva kurmak. Ancak evlilik aşaması gelip çattığında çiftler bazı olumsuz düşüncelerle baş başa kalabiliyor. Evlilik sorumluluğunu işaret eden duyguyu uzmanlar evlilik stresi olarak tanımlarken, beliren bazı soru işaretlerine karşı dikkatli olunması konusunda çiftleri uyarıyor. Uzmanlar bu soru işaretlerinin stresten ziyade güvensizlikten kaynaklandığını vurguluyor.
Bağımlılık duygusu, yanlış iletişim nedeni
İlişkilerde bağlılık ve bağımlılık duygularına değinen Uzman Psikolog ve İlişki Terapisti Nida Korkmaz, “Evlilik stresi bir insanın evlenmeden önceki zamanında ya da kişinin geçmişte yaşadığı olaylardan ötürü aklında olan soru işaretlerine dayanmaktadır. Toplumumuzda aşk her zaman ön planda tutulmaktadır. Bu nedenle bireyler bir kere aşık oldukları kişiye zamanla bağımlılık geliştirirler. Aşkın ilk aşamasında bu bağlılık olarak nitelendirilebilir. Ama daha sonra bağlılık dediğimiz unsur yerini zamanla bağımlılığa bırakır. Bağlılık insanlar arasında rahatlatıcı ve huzur verici bir niteliğe sahiptir. Ama bağımlılık bunun tam aksine insan üzerinde gerginlik ve strese neden olur. Bağımlılık insanın partnerine karşı duyduğu aklındaki soru işaretlerini ortadan kaldırma etkisini göstermektedir. Bireyler bağımlı olduklarından ötürü, aklındaki soru işaretlerine verilecek cevapları sürekli ertelemektedirler. Bu durum evlilik aşamasına kadar gelmektedir. Evlilik aşamasında ise bu durum, insanların flört zamanlarında olduklarından çok daha farklılık göstermektedir. Evlenen çiftlerde yavaş yavaş zihinsel ve fikirsel değişimler meydana gelir. Bu fikirsel değişimler ile birlikte bağımlılıktan dolayı akılda cevaplanmayan sorularla birleşip zamanla kişi üzerinde büyük strese neden olmaktadır. Bu stres ise ilişkilerde ciddi bir şekilde ayrılığı tetiklemektedir.” dedi.
Bu soru işaretlerine dikkat!
Evlilik öncesi stresin, kişinin evlenmeden önceki zamanında aklına takılan sorulardan ve geçmiş yaşantılarından edindiği tecrübelerden oluştuğuna dikkat çeken Uzman Psikolog Korkmaz, “Acaba evlendiğimde değişir mi? Bana gösterdiği ilgi azalır mı? Sevgi, saygı, şefkat ve aşkı azalır mı? Desteği azalır mı?’ Bu sorular evlilik stresini tetikler. Evlilikle birlikte omuzlarımıza yüklenecek sorumluluklar evlilik korkusunu oluşturan etkenlerdendir. Bu korkuya bir de bu soru işaretleri eklenince stres katlanarak artar. Bu sefer kişi ‘Aslında evlenmeyi çok istiyorum ama çok korkuyorum.’ demeye başlar. Bu cümle bir yerde ayrılık sinyallerinin de işaretini vermek anlamına gelebilir. Çünkü kişi bu soruların getirdiği stresle başa çıkamaz ve bu durumu atlatamazsa sendroma yakalanır. Ben bu durumu evlilik öncesi sendromu olarak adlandırıyorum” diye konuştu.
Ailelere büyük görevler düşüyor
Evlilik öncesi stresi ile çiftlerin başa çıkabilmesi için ailelere büyük görev düştüğünün altını çizen Nida Korkmaz, “Çiftler evliliğin getireceği sorumluluklarla birlikte strese girip endişeye kapılabilirler. Bununla birlikte çiftler partnerlerinin doğru seçim olup olmadığını sorgulayarak da strese girebilirler. Bu durumda ailelere düşen görevler çiftleri sakinleştirmek olmalıdır. Kendi ilişkilerindeki güzel yaşanmışlıkları ve hayata dair mücadelelerini örnek olarak vermeleri, evlenecek olan çiftlerin olumlu ve güzel yönlerini çiftlere karşı dile getirmeleri stresi büyük ölçüde azaltacaktır.” şeklinde konuştu.
Durumun bu şekilde de aşılamaması durumunda yapılması gerekenlere değinen Korkmaz, “Bu sorunlar ile baş etmenin bir kaç yolu vardır. Kişisel gelişim kitapları okunabilir ya da gelişimsel programlar izlenebilir. Ama ciddi anlamda bu sorunların en sağlıklı çözümü bu alan ile ilgilenen bir psikologdan destek almaktır.” dedi.
Çevrenizdekiler sizi doğru mu yönlendiriyor
İlişkilerde çevresel faktörlerin de ilişkinin seyrini etkileyebileceğini ifade eden Nida Korkmaz, “İlişkilerde 3’üncü şahıslar bazen çok yapıcı bazen ise çok yıkıcı olabiliyor. Bu ayırımı çok iyi yapmak ve buna göre müdahale izni vermek ya da vermemek gerekiyor. Eğer 3’üncü şahıslar ilişkiniz ve partneriniz hakkında sürekli olumsuz cümleler kuruyorsa, kötü dille eleştiriyorsa ve olumsuz iddialar ortaya atıyorsa buna kesinlikle ‘dur’ demeniz gerekir. Ancak 3’üncü şahıslar ilişkinizi destekliyor, ilişkiniz ve partneriniz hakkında olumlu cümleler kurup her fırsatta sevginizi ve birbirinize nasıl yakıştığınızı size hatırlatıyorsa onlarla dertleşebilirsiniz.” ifadelerini kullandı. – ERZİNCAN
]]>İletişim Fakültesi Yeni Medya ve İletişim bölümü akademisyenlerinden Dr. Öğr. Üyesi Nihal Acar, Prof. Dr. Birol Gülnar danışmanlığında hazırladığı doktora tezinde Türkiye’nin sosyal ağ yorgunluğu yaşadığını belirledi.
2022 yılında başlayan ve 5 ayın sonunda tamamlanan araştırmada en az sosyal ağ yorgunluğu yaşayan şehrin Erzincan, en yoğun sosyal ağ yorgunluğu yaşayan ilin Afyonkarahisar olduğu belirlendi. Bölge bazında ise Güney Doğu ile Doğu Anadolu bölgelerinin batı bölgelerine göre daha fazla sosyal ağ yorgunluğu yaşadıkları tespit edildi. Araştırmada, kişilerin yaşadıkları sosyal ağ yorgunluğunun kendilerinden kaynaklamadığı görülürken, kullanıcılar; platformlarda yer alan aşırı miktardaki bilgi, sürekli iletişim hali ya da sosyal ağların kendi teknik özelliklerine bağlı olarak yorgunluğa maruz kaldığı belirtildi.
Araştırma 81 ili kapsıyor
Türkiye’de ilk olan araştırma ile ilgili bilgiler veren Dr. Öğr. Üyesi Nihal Acar, “Çalışmamız aslında 2010 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde Pazar araştırmacıların bulduğu bir durum tespitidir. Şöyle ki sosyal ağların kullanım oranlarında ki düşüşe ve bu düşüşün kişiler üzerinde ortaya çıkarttığı fiziksel ve ruhsal nedenlere dayanan bir araştırmadır. Araştırmada Türkiye’de ilk Prof. Dr. Birol Gündar ve benim tarafımdan doktora tezi olarak hazırlandı. Araştırmayı biz tüm Türkiye’de yani 81 ili temsil edecek şekilde yapılandırdık. Kavramın yani sosyal ağ yorgunluğunun nasıl üretildiğine baktığımızda ise büyük Pazar şirketleri kullanım oranlarında 2011 yılında 2010’a göre yüzde yirmilik bir düşüşten bahsediyor. Bu oran sosyal ağ için yüksek bir oran. Pazar araştırmacılar bunun yani insanların neden artık platform kullanmaktan uzaklaştığının araştırılması gerektiğini literatür kısmına yöneltiyor. Yani biraz daha bu işle uğraşan bilim adamlarının araştırma yapmasını söylüyor” ifadelerine yer verdi.
“Sosyal ağ yorgunluğu Türkiye’de mevcut”
Pazar araştırmacılarının temel nedeninin reklam olduğuna dikkat çeken Nihal Acar, “Çünkü onlar sosyal ağlar üzerinden reklam aldığı için kullanılmayan bir platforma da ister istemez hiçbir firma reklam vermez. Araştırma da 2 boyut elde ettik. Vatandaşların sosyal ağ kullanımı sonucunda 2 olumsuz durumla karşılaştığını tespit ettik. Bunlardan bir tanesi teknostres, yani sosyal ağ kullanımına bağlı olarak kişilerin bunalma, stres, depresyon, anksiyete. Fiziksel anlamda da kas ve eklem ağrıları sürekli masa başında oturmaktan ya da göz bozuklukları, ani kalp atışı, nefesin aniden yükselmesi gibi durumlar tespit edilir. Ama araştırmanın bir diğer ilginç boyutunda da tükenme. Yani Kişiler artık yavaş yavaş sosyal ağ kullanmak istemiyor. Örnek verecek olursak bir sosyal ağ platformu temmuz ayında kendisine bağlı küçük bir üretip piyasaya sürdü. Burada ki temel neden kullanıcı sayısını düşürmemek, kullanıcı sayısını kaybetmemek olarak söylenebilir. Sosyal ağ yorgunluğu artık bizim ülkemizde mevcut. Kişiler özellikle ağ kullanımından yavaş yavaş uzaklaşmaya başladı” şeklinde konuştu. – ERZİNCAN
]]>İlçeye yeni parklar ve yaşam alanları kazandırmak için çalışmalarını sürdüren Beylikdüzü Belediyesi, “12 Günde 32 Proje” sloganıyla başlatılan açılışlar serisine Gürpınar 100. Yıl Kent Ormanı ve 20 parkın açılışı ile başladı.
Gürpınar 100. Yıl Kent Ormanı’nda gerçekleşen açılış programına Başkan Çalık, CHP Beylikdüzü İlçe Başkanı Mülayim Demirtaş, Başkan Yardımcıları, Meclis Üyeleri ve birim müdürleri ve ilçe protokolü katıldı.
5 yılda toplamda 252 projeyi hayata geçirdiklerini belirten Başkan Çalık, Gürpınar 100. Yıl Kent Ormanı’nın ise yıllardır atıl ve metruk durumda olduğunun altını çizerek, böyle bir alanı yaşam alanına dönüştürüp ilçeye kazandırmanın mutluluğunu yaşadığını dile getirdi. İlçe halkının da yoğun katılım gösterdiği açılış öncesi alanda yürüyüş yapan Başkan Çalık vatandaşlarla sohbet etti.
20 gün boyunca Beylikdüzü’nde yeni açılışlar yaparak, ilçeye yeni tesisler kazandırılacağını duyuran Başkan Çalık, şunları kaydetti:
“DÜNYAMIZI VE ÇEVREMİZİ KORUMAK DA BİZLERİN SORUMLULUĞUNDA”
“Buranın bendeki yeri çok başka. O yüzden açılış törenlerine buradan başlamayı özellikle istedim. Dünyamız zaman içerisinde maalesef çok ciddi krizlerle karşı karşıya bırakıldı. Nasıl ki yeni projeler, kültür merkezleri, spor salonları, bilim ve sanat merkezleri, inovasyon merkezleri, kreşler hayata geçiriyorsak, dünyamızı ve çevremizi korumak, iklim değişikliğinin etkileriyle mücadele etmek, biyoçeşitliliği korumak da bizlerin görevi ve sorumluluğunda. Çocuklarımızın ve onların değerli ailelerinin nefes alabilecekleri yeni yeşil alanlar, parklar ve yaşam alanları kazandırmak da bizlerin sorumluluğunda. Ben bu kenti 95 santimden bakarak, yani 3 yaşındaki bir çocuğun boyundan bakarak deneyimliyorum, ona göre tasarlıyorum. Bana göre çocuklar yalnızca geleceğimiz değil, çocuklar geleceğin bugünüdür.”
Gürpınar 100 Yıl Kent Ormanı olarak tasarlanan alanın kendi haline terk edilmiş bir yer olduğunu hatırlatan Başkan Çalık, şöyle devam etti:
“HİÇBİR ZAMAN ‘BU KADAR YEŞİL YETER’ DEMEDİK”
“Eminim eski halini bilenleriniz vardır. Bu ormanlık alan metruk bir vaziyette, kaderine terk edilmiş bir şekilde duruyordu. Şimdi 26 bin metrekarelik bu alanı biz; içerisinde tematik parklar, sosyal tesis, piknik ve oturma alanları, çocuk oyun alanları, açık spor alanları, tenis kortu, seyir terası, sanat merdiveni ve yürüyüş yollarının olduğu yemyeşil bir yaşam alanına dönüştürdük. Biz hiçbir zaman ‘Bu kadar yeşil bize yeter’ demedik. Uygun bulduğumuz her alanı, yeşil alan olarak Beylikdüzü’ne kazandırmak için var gücümüzle çalıştık. Geçtiğimiz 5 yılda tam 1 milyon metrekare yeni yeşil alan kazandırdık. 15 bin 500 yetişkin ağaç diktik. Biz bu yeşil alanları çocuklarımız oynasın, emeklimiz rahatça vakit geçirsin, ailelerimiz evlerine sıkışıp kalmasın diye yapıyoruz. Biz bu yeşil alanları insanlar rahat nefes alsın diye yapıyoruz. Kimse betona, karanlığa, mutsuzluğa mahkum değil. Bu millet şehirlerinde mutlu yaşamayı hak ediyor. Biz bu millete hakkını vermek için mücadele ediyoruz.
“BU KENT İÇİN ÜRETMEYE DEVAM EDECEĞİZ”
Parkların insanların psikolojisine nasıl iyi geldiğini çok iyi bilen bir kişiyim. Ben hep şunu söyledim ‘Beylikdüzü’nde antidepresan kullananların oranını azaltacağım’ dedim. Her yaptığımız parkla Beylikdüzü’nde antidepresan kullanım oranı azalıyor. Beylikdüzü’ndeki yaptığımız alanları insanlar kullandıkça içerisine huzur dolacak ve o karamsar duygudan çok güzel duygulara geçecekler. Dolayısıyla biz bu kent için çalışmaya, bu kent için üretmeye devam edeceğiz.”
Alanın yapımında emeği olan çalışma arkadaşlarına da teşekkür eden Çalık, konuşmasına şöyle son verdi:
“ATATÜRK’ÜN AÇTIĞI YOLDA, GÖSTERDİĞİ HEDEFE YORULMADAN KOŞACAĞIZ”
“5 yıl daha Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün açtığı yolda, gösterdiği hedefe hep birlikte, durmadan ve yorulmadan koşacağız. Çünkü sizin enerjiniz, gülen yüzünüz, Beylikdüzü’nün aklı, ışığı bu memleketin umudu. Bugün açılışını gerçekleştirdiğimiz Gürpınar 100. Yıl Kent Ormanı’nın ve 20 yeni parkımızın Beylikdüzü’ne ve tüm komşularımıza hayırlı olmasını diliyorum.”
Başkan Çalık’ın konuşmasının ardından protokolün katılımıyla açılış kurdelesi kesildi. Etkinliğe gelenlere teşekkür eden Çalık, aileleri çocuklar için hazırlanan oyun alanlarında zaman geçirmeye davet etti.
]]>“Tabutta Rövaşata”, “Filler ve Çimen”, “Nokta ve Cenneti Beklerken” gibi unutulmaz filmlere imza atan Zaim, Batman İlk Kültür ve Turizm Müdürlüğü Konferans Salonu’nda “Flaşbellek” filminin gösterimi sonrası sinemaseverlerle bir araya geldi.
Çukurova üniversitesi öğretim üyesi, yönetmen Batuhan Kalaycı moderatörlüğünde gerçekleştirilen söyleşide, sinemada izlediği yola değinen Zaim, “Parçalara ayırmak gerekirse, bir sinema yönetmeninin kendisine ait sistemi kurması demek, kendisine ait işaretler sistemine sahip olması demektir. Başka şartlar da var. Bu işaretler sistemini başkalarına anlatabilecek sözel, görsel yeteneklere sahip olması gerekir. Bu işaretler sitemini gerçekleştirecek olanakları bulabilecek esnekliğe, kabiliyete ve girişkenliğe, dayanıklılığa sahip olması anlamına da geliyor.” diye konuştu.
Derviş Zaim, sinema yönetmenliğinin zamanı ve mekanı tıraşlama işi olduğunu belirterek, şunları kaydetti:
“Bir heykeltıraşın yaptığı işten hareket edelim. Bir kaya parçası verirsiniz ve ondan bir heykel yapmasını istersiniz. O heykeli alır, Rodin’in dediği gibi fazlalıkları atar ve oradan düşünen adam heykeli çıkar. Bir yönetmen de kendisi için zamanı ve mekanı tıraşlar. Derviş Zaim’e göre, mekanı tıraşlamaya başlayınca aynı zamanda zamanı da tıraşlamaya başlar. Mekanın çok çeşitli yerlerine kamerayı koyarak, kameranın saptadığı planları yan yana dizerek bir kamera ve mekan ilişkisi kurabilir. Mekanın içerisinde kameranın dolaşmasına izin vererek bir plan sekansı mantığı içerisinde tıraşlayabilirsiniz. Buradan ayrı bir doku ortaya çıkar.”
Bazı yönetmenlerin zamanı ve mekanı nasıl tıraşladıkları üzerine uzun uzun düşündüklerini kaydeden Zaim, “Başkalarının işlerini etüt ettikleri için onu teorize etmeye başlarlar. Bu hem faydalıdır ama aynı zamanda geri çeker, geri tepme ihtimali olan bir şeydir ama ben çoğunlukla faydalı olduğuna inanıyorum. Dünya tarihinde zaman ve mekanı farklı şekillerde tıraşlama söz konusudur. Dünya sinema tarihi tercihlerin tarihidir bu anlamda.” ifadelerini kullandı.
“Mit, ritüel, sembol olmadan derinleşemezsiniz”
Derviş Zaim, her yönetmenin kendisine ait ahlaki sistem kurması gerektiğinin altını çizerek, “Yönetmenin kendi hayatı, deneyimleri, şahsi görüşleri, psikolojisi, inançları ve de ahlak felsefesine yakınlığı, içinde bulunduğu kültürün ne kertede farkında olup olmadığı gibi meseleler tarafından belirlenir.” dedi.
Kültürel değerlerin yapılan işlerdeki önemine de işaret eden Zaim, şu bilgileri verdi:
“Mit yani menkıbe, ritüel, sembol olmadan derinleşemezsiniz. Kendinize ait ve de otantik bir dil oluşturmanız zordur. Şahsi sinema kurmak demek, içinde bulunduğun kültürel havuzun sana sunduğu mit, ritüel ve sembollerle hesaplaşmak, onların fonksiyonundan geçerek zamanı ve mekanı tıraşlamaya çalışmak demektir. Şahsi sistemini kuran sinemacı olmak, böyle bir yürüyüş güzergahına sahip olmayı gerektirir.
İtalyan yeni gerçekçiliği o filmleri yapabildi, çünkü İtalyan toplumunun, İtalyan geçmişinin, bütün mit, ritüel ve sembollerini kardılar, değiştirdiler ve ondan hareket ederek, tüm Rönesans’ı, Roma geçmişini, Batı medeniyetini, II. Dünya Savaşı’ndaki faşist deneyimi ve acılarını da içine katarak konuşuyorum, oradan akarak çıkan ve de mit, ritüel, sembollerden hareket ederek giden, zaman ve mekanı bu sayede tıraşlayan bir sinema ortaya çıktı.”
Usta yönetmen Zaim, II. Dünya Savaşı’ndan sonraki büyük çalkantılar nedeniyle insanları farklı bir dünyayla karşı karşıya kaldığının altını çizerek, “Ancak büyük sosyal çalkantılar sanatta bu kadar büyük ve diri hareketlere yol açabilir. II. Dünya Savaşı’nın tokadını yedikten sonra Batı, neoliberalizmi çıkarmak zorundaydı. Ancak o şekilde İtalyan ustalar ortaya çıkabildi. Fransa’da kapitalizmin buhranı yüzünden Avrupa sanat sineması ortaya çıktı. Hollywood devam etmek durumunda kaldı. Kapitalizm böyle bir rüya makinesi istiyordu ve Amerikan Rüyası o şeyi yarattı. Amerikan Rüyası, kapitalizm dönüşüp kendini yeniledikçe devam etti ve şu anda da platformlarda sürüyor, size ayar satıyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Mit, ritüel ve sembolle doğru düzgün hesaplaşamamış bir yönetmenin, ticari ya da sanat sineması yapamayacağını vurgulayan yönetmen, sözlerini şöyle sürdürdü:
“John Ford, klasik Hollywood sinemasının dilini oluşturan büyük usta. 20. yüzyılda dominant olan Amerikan kültürünün mit, ritüel ve sembolünü oturttu. Western’in giysisini, şapkasını, bütün ikonalarını, göstergelerini oturtan adamdır. Vahşi Batı miti üzerinden, insanlığın keşfedilmemiş olanı bulmaya çalışmasını, Batı felsefesine, Yunan mitlerine kadar götürebilirsiniz. 19. yüzyıl ve 20. yüzyılın başındaki Amerika bütün bunların bir uzantısıydı. John Ford, üç perde anlatısı, Aristo’yu aldı. İçine Amerikan vahşi batı kavramını doldurdu. Hollywood anlatısı ortaya çıktı. Sonra Frank Capra romantik komedileri aynı mantıkla yürüttü. Amerikan Rüyası’nı romantik komedi yapmaya çalıştılar. Frank Capra ve John Ford bütün bu ikonografiyi bizim için oturttu. Yeşilçam onlardan kopya ederek bugüne geldi. Spielberg, John Ford’dan bayrağı alıp şu anda günümüze getiren, klasik zamanın yaşayan en büyük ustalarından biri. Onda da hesaplaşma vardır ve ne yaptığının farkındadır. Jaws’tan tutun canavarlara varıncaya kadar ince ince anlatabilir.”
“Sanat sineması, klasik sinemayı çok iyi bilmekten geçer”
Zaim, Jean-Luc Godard, Alain Resnais ve Christopher Nolan gibi usta sinemacıların da mit, ritüel ve sembollerle uğraştıklarına dikkati çekerek, “Ben de mit, ritüel ve sembollerle uğraşıyorum ve buradan hareket ederek zamanı ve mekanı duruma göre tıraşlamaya, belli bir denge oturtmaya çalışıyorum. Bunu klasik sinemada da yapmak mümkündür, hatta bunu bilmeyen adam klasik, ticari ya da sanat sinemasını iyi yapamaz. Kaldı ki sanat sineması, klasik sinemayı çok iyi bilmekten geçer. Klasik sinemayı iyi bilmeyen sanat sineması yapamaz, yaptığı şeyin neye denk düştüğünü de anlayamaz. Türk sinemasında olan şey de budur.” diye konuştu.
Referanslar sistemi olmadığı zaman mit, ritüel ve sembollerle oynanamayacağını aktaran usta yönetmen, şöyle devam etti:
“Bir Türk sinemacısının avantajı nedir? Hollandalının sahip olmadığı şeye sen sahipsin. Şeyh Galip var sende ama Hollandalıda yok. Ama sen aynı zamanda şu ya da bu şekilde 200 senedir Erasmus’u da okuyorsun, sana Spinoza’nın da değerli olduğu söylendi. 20. yüzyıl deneyimi, Kemalist geçmiş var. Daha öncesinde başka bir geçmiş var. Bütün bu farklı geçmişler sana farklı bir referanslar sistemi veriyor mu, veriyor. Bunlardan hareket ederek bir sinema kurman mümkün. Bana kalırsa, 100 ya da 200 sene, referanslar sisteminden hareket ederek konuşuyorum, sıkışmışlığın filmini iyi yapabiliriz biz. İki arada, bir derede kalmışlığın filmini dünyada en mükemmel yapabilecek insanlar biziz ama bunun henüz farkında değiliz. Türkler sıkışmışlığın başyapıtlarını vermeye namzettir, geçmiş nedeniyle. Ama bunu bilince çıkaracak yönetmenler lazım. Mit, ritüel ve sembolü alacak, referanslar sisteminin karışıklığına bakacak, kendisine ait bir mit, ritüel ve semboller sistemi kuracak.”
Derviş Zaim, Türk politik filmini cılız bulduğunu kaydederek, “Bu hep böyleydi. Referanslar sistemiyle ilgili derinleşemiyorlar. Türk sinemasının daha çağdaş, sanat sineması yapmaya çalışan kesimine baktığım zaman da bir nihilizm görüyorum. Türk ana akım sinemasında da, ticari sinemada da nihilizm görüyorum ayrıca. Ertem Eğilmez böyle değildi. Şu andaki Türk sinemasındaki nihilizm beni çok rahatsız ediyor. Bunu büyük bir dezavantaj olarak görüyorum.” ifadelerini kullandı.
“Nihilist sinemadan bir şey olmaz”
Referanslar sistemi nedeniyle toplumun kafasının karıştığını vurgulayan Zaim, “Senin dışarıya açılan yönetmenlerin ya da içeriye açılacak yönetmenlerin nihilistler. Nihilist sinemadan bir şey olmaz, değer üretmez ancak değer üretebilme kapasitesi olan bir sinema geleceğe kalır.” değerlendirmesini yaptı.
Yönetmen Zaim, içinde yaşadığı çağa ilişkin sorumluluğu dolayısıyla fotoğraflar çekmeye gayret ettiğini söyleyerek, “Tabutta Rövaşata’da sınıfsal bir durum vardır. Büyük şehirde ayakları üzerinde durmaya çalışan, duyarlıklı adamın ayakta kalma mücadelesi vardır ve bir neorealist gelenekten gelir Tabutta Rövaşata. İçesinde hafif Amerikan bağımsız etkisi de vardır. ‘Filler ve Çimen’ aynı minval üzere devam eder ve Türkiye’deki çürümenin devlet, mafya, aşiret tarafından Susurluk diye tabir edilen meselede ortaya çıkan fotoğrafını çekmeye çalışır. Bu anlamda devletteki çürümenin bir tezahürüdür ve ne yazık ki Filler ve Çimen’den sonra Türk sinemasında politik bazda benzer bir film ortaya çıkmamıştır.” dedi.
Kıbrıslı olduğunu ve Kıbrıs’la ilgili yapılmış iki uzun metrajlı filme imza attığını aktaran Zaim, daha önce Kıbrıs’la ilgili yapılmış filmlerin derinliksiz ve basmakalıp olduğunu sözlerine ekledi.
Zaim, gelenekten nasıl yararlanabileceğine kafa yorduğu birkaç film daha yaptığını kaydederek, şu bilgileri verdi:
“Bunlar ‘Nokta’, ‘Cenneti Beklerken’ ile ‘Gölgeler ve Suretler’di. Ondan sonra doğa ve insan ilişkisi üzerine yaptığım filmler geldi. Çünkü şu anda Türkiye’nin en önemli problemlerinden bir tanesinin doğayı hor görme, kötü kullanma olduğunu düşünüyorum. Bunlar ‘Devir’, ‘Balık’ ve ‘Rüya’ filmleri oldu. Şehirleşme, rant, şehirdeki hoyratlık Rüya filminin konusunu oluşturdu. Sonra Suriye ile ilgili yaptığım film, ‘Flaşbellek’ ortaya çıktı. Suriye’den kaçan göçmenin Türkiye’de ayakta durma macerası üzerine değil Suriye’de ne olduğuna ilişkin bir film oldu. Bunları şunun için anlattım; ben, çevremi saran, doğduğum büyüdüğüm ve etkilendiğim meseleler neyse onları tek tek, değişik biçimlerde önüme alıp onlarla ilgili bir şeyler söylemeye çalışıyorum. Bir cümlem oluyor şu ya da bu şekilde. Yüzleşmek istiyorum. Mesele neyse ona ilişkin değer üretmek, sizi soru sormaya çağırmak istiyorum.”
“Özgürlüğü her türlü deneyime açık olmak zannediyorlar”
Esas meselenin özgürlüğü derinleştirmek olması gerektiğinin altını çizen Zaim, “Aslında benim sinemam da özgürlük üzerine bir düşünce deneyimidir. Özgürlük sınırlar ortaya çıkarsa derinleşebilir. Özgürlük her şeyi yapmak değil ki. Sınırlar varsa ve o sınırları siz keşfederseniz özgür olursunuz. Ama bu sınırlar bireysel olmalıdır. Sen, sana başkası söylemeden, sınırları kendin keşfetmelisin. Öyle olursa şahsi ahlak ortaya çıkar ve şahsi ahlak dışarda özgürleşir, özgürlüğü de davet eder. Ancak şahsi olarak verilerini oturtan bir adam özgür olabilir. Özgürlüğü her türlü deneyime açık olmak, her an, her hafta farklı deneyimler yaşamak zannediyorlar. Bu özgürlük değil ki. Farklı heyecanlara kendini bırakmak, farklı aşklara yelken açmak özgürlük değil. Onları da yap, itirazım yok ama gerçek özgürlük sınırlar olduğu zaman derinleşir.” açıklamasını yaptı.
Türkiye’de iş yapmaya çalışan her yönetmeni her aşamada büyük problemlerin beklediğini dile getiren Zaim, “Eli yüzü düzgün bir film yaptığımızı düşünelim. Bunu nasıl dışarıya koyacaksın? Bunun için senin dışarda bir seyir zincirine girmen, eklemlenmen lazım. Onlar seni bir Türk olarak gördükleri için senin yerin daha fazlardır, senden beklentileri daha fazladır. Türklerden bekledikleri filmi yapmazsan allameicihan olsan seni o yerlere sokmazlar. Ne bekliyorlar? Sakallı adamlar kadın dövüyor, sakallı adamlar bir grup insanı hor görüyor. Berlin, Cannes, Venedik, Oscarlar, şunlar bunlardan bahsederek konuşuyorum. Kültürel, politik ve sanatsal oryantalizm var. Bu üç sacayağından, süzgeçten geçiyor Türk sineması.” dedi.
Derviş Zaim, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Biçimsel oryantalizm şudur. Yapıyla oynama diyor sana, yapıyla ben oynarım. Yapıyla Chistopher Nolan oynar, Alain Resnais oynar, Jean-Luc Godard oynar. Sen kimsin? Sen git, neorealist, minimalist filmini yap, Cihangir’de iki oda, bir salonda geçen filmini yap. Bu, biçimsel oryantalizmdir. İki, kültürel oryantalizm; sen despotik yönetim altında inleyen halkın filmini yap. Bir doğu despotizminin filmini getir bize. Berdel, kan davası, Masteng filmi, üç-dört küçük kız hayatı, cinselliklerini ve özgürlüğü keşfetmeye çalışıyorlar ama kötü babaları, kötü çevre onları engellemeye çalışıyor. Bunlar da aygır gibiler ve her türlü bariyeri ezip geçiyorlar. Kendi cinselliğini yaşamak isteyen insanlar, kötü toplum, şartlar onları eziyor vesaire. Bunlarda gerçeklik payı yok mu, var. Benim itirazım şu; biz bunlardan ibaret miyiz kardeşim. Elbette bunları söylemezsek, kendi kendimize çuvaldızı batırma şansını da yitiririz. İnsanın kendisini eleştirmesi gerekir. Sonuna kadar gidelim. Söyleyecek her şeyi sonuna kadar söyleyelim. Fakat beni bunlardan ibaret görme, ben buna karşıyım.”
]]>Erdoğan, partisinin Atatürk Bulvarı’nda düzenlenen Muğla mitinginde vatandaşlara hitap etti.
Ramazan ayının rahmetli ve bereketli iklimine yaklaşıldığını dile getiren Erdoğan, “Bu yıl inşallah Ramazan Bayramı gelmeden beraberce 31 Mart’ta milli irade bayramını ilan edeceğiz. Cumhuriyetimizin ikinci asrına yakışır yeni bir kalkınma hamlesinin startını inşallah sizlerle birlikte sandıkta vereceğiz. Ülkemize ve Muğlamıza en büyük müjdemiz bu olacaktır.” diye konuştu.
Türkiye’yi 21 yıldır eser ve hizmet siyasetiyle yönetirken, her şehirde olduğu gibi Muğla’ya verdikleri sözleri tutmak için de gece gündüz çalıştıklarını vurgulayan Erdoğan, “Şairin diliyle ifade edilecek olursa: Yollarda izimiz var, Hak’tan niyazımız var. İkrardan dönmek olmaz, Muğla’ya sözümüz var.” ifadelerini kullandı.
Erdoğan, iktidara geldikleri günden bugüne Muğla’ya 122 milyar lira tutarında kamu yatırımı yaptıklarını bildirdi.
Eğitimde 3 bin 375 yeni derslik kazandırdıklarını, gençlik ve sporda 11 bin 157 kişi kapasiteli yükseköğrenim yurt binaları açtıklarını, 71 spor tesisi inşa ettiklerini belirten Erdoğan, şimdi de Muğla, Bodrum ve Fethiye’ye yeni spor tesisleri, Marmaris’e gençlik merkezi kazandırmak için çalıştıklarını söyledi.
Şehirdeki ihtiyaç sahiplerine, yaklaşık 4 milyar lira tutarında kaynakla destek olduklarını, toplam 1291 yataklı 15 hastanenin de aralarında olduğu 40 sağlık tesisi inşa ettiklerini aktaran Erdoğan, 150 yataklı Marmaris Hastanesi’nin de içinde yer aldığı 4 sağlık tesisinin yapımının sürdüğünü dile getirdi.
Muğla’da 3 bin 375 konutun yapımını tamamlayıp hak sahiplerine teslim ettiklerini, 2 bin 303 konutun yapımına devam ettiklerini bildiren Erdoğan, Muğla’da 2021 yazında yaşanan orman yangınlarının ardından 21 köy evi yaparak, hak sahiplerine teslim ettiklerini anlattı.
Kentsel dönüşüm kapsamında, Muğla’da 4 bin 455 bağımsız bölümün dönüşümünü gerçekleştirdiklerini ifade eden Erdoğan, hükümete geldiklerinde şehirde 8 atık su arıtma tesisiyle belediye nüfusunun yüzde 25’ine hizmet verildiğini, bugün ise 33 atık su arıtma tesisiyle belediye nüfusunun yüzde 94’üne hizmet ulaştırıldığını bildirdi.
“Yol çalışmalarımızı peyderpey tamamlayıp hizmete açacağız”
Erdoğan, Muğla’daki 6 millet bahçesi projesinden birini tamamladıklarını, diğerleriyle ilgili çalışmaları sürdürdüklerini dile getirdi.
Ulaştırmada 90 kilometreden devraldıkları bölünmüş yol uzunluğunu 463 kilometreye çıkardıklarını belirten Erdoğan, Aydın, Muğla, Ortaca, Antalya ve Milas-Bodrum ayrımı Güllük yolunu tamamladıklarını, Seydikemer, Söğüt ve Fethiye-Kalkan yollarında çalıştıklarını söyledi.
Bodrum çevre yolu ve Milas Batı çevre yolu projelerinin ön hazırlıklarını yaptıklarını dile getiren Erdoğan, “Şehrimizin pek çok yerinde devam eden yol çalışmalarımızı peyderpey tamamlayıp hizmete açacağız.” dedi.
Erdoğan, geçen yıl 5,5 milyon yolcu kapasitesine ulaşan Dalaman Havalimanı’nı ve 4 milyon yolcu kapasitesine ulaşan Milas Bodrum Havalimanı’nı yenilediklerini aktardı.
“Gemilerimiz, tarama çalışmalarına inşallah bu hafta başlıyor”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ören ve Turgut Reis yat limanlarını, Bodrum ve Güllük iskelelerini şehre kazandırdıklarını belirterek, “Fethiye ve Marmaris Körfezi’nin balçıktan temizlenmesi için gönderdiğimiz iki tarama ve dip temizleme gemisi dün itibarıyla bölgeye ulaştı. Gemilerimiz, tarama çalışmalarına inşallah bu hafta başlıyor.” dedi.
Erdoğan, Muğla’nın turizm ve tarım potansiyelini artırmak için hayata geçirmeyi planladıklarını, gerek kendilerinin gerek Muğla Büyükşehir Belediye Başkan adayı Aydın Ayaydın’ın pek çok projesi bulunduğunu belirtti.
Muğla’ya 8 baraj, 7 içme suyu tesisi, 20 sulama tesisi, 1 arazi toplulaştırma projesi, 70 taşkın koruma tesisi, 8 gölet ve 10 hidroelektrik santrali kazandırdıklarını anlatan Erdoğan, şöyle konuştu:
“İnşa ettiğimiz tesislerle Muğla’nın içme suyunu garanti altına aldık, kalan eksikleri de en kısa sürede tamamlıyoruz. Hizmete sunduğumuz sulama projeleriyle Muğla’da yaklaşık 145 bin dekar zirai araziyi sulamaya açtık. Yapımı devam eden 13 sulama tesisimiz tamamlandığında 165 bin dekar mümbit araziyi daha suyla buluşturacağız. Muğla’da toplam 60 bin dekar arazinin sulanmasına hizmet edecek 5 yeni baraj daha inşa ediyoruz. Şehrimizde 117 bin hektar alanda çalışma yaparak 510 milyon fidanı toprakla buluşturduk. Arıcılığı geliştirmek ve organik bal üretimini desteklemek için 18 bal ormanı kurduk. Tesis ettiğimiz 91 şehir ormanıyla vatandaşlarımıza rahat nefes alacakları alanlar oluşturduk. Muğlalı çiftçilerimize 34 milyar liralık tarımsal hibe desteği verdik. İstihdamı desteklemek için Muğla’daki işverenlere 6,5 milyar lira tutarında prim teşviki verdik.”
9 ilçeye daha doğal gaz arzı
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Muğla’ya, Menteşe’ye, Yatağan’a, Ula’ya, Kavaklıdere’ye ve Bayır’a doğal gaz arzı sağladıklarını belirterek, “Önümüzdeki dönemde Bodrum, Dalaman, Datça, Fethiye, Köyceğiz, Marmaris, Milas, Ortaca ve Seydikemer’e de doğal gaz arzını sağlamayı planlıyoruz.” dedi.
Erdoğan, Muğla’ya yapılan hizmetlere ilişkin gösterilen videonun ardından alandakilere “Muğla’ya Cumhur İttifakı belediyeciliği yakışır mı?” diye sordu.
Cumhur İttifakı belediye başkan adaylarıyla şehri gerçek belediyecilikle buluşturmak istediklerini dile getiren Erdoğan, her partinin ve her adayın kendine göre belediyecilik yapma iddiasında bulunabileceğini ancak bu konuda kimsenin kendileriyle yarışamayacağını söyledi.
Belediyecilikteki 30, hükümetteki 21 yıllık birikimleriyle Muğla’nın emrinde olduklarını söyleyen Erdoğan, şunları kaydetti:
“Muğla’nın her biri diğerinden güzel körfezlerinin temizliğinden altyapı ve büyükşehir kaynaklı imar sorunlarına kadar tüm meselelerinin çözümü için projelerimiz hazır. İşte Muğla’nın körfezlerinin halini görüyorsunuz değil mi? Nasıl koktuğunu görüyorsunuz değil mi? İşte bunu giderecek olan, siz sandıkta yeter ki bize destek verin. Şu anda Cumhurbaşkanı kim, Erdoğan. Hükümet, Cumhur İttifakı. Dolayısıyla yerel yönetimlerde de 31 Mart akşamı inşallah Cumhur İttifakı güven alırsa bizi tutana aşkolsun. Biz de tüm gücümüzle Muğla’yı her bakımdan daha müreffeh, daha güzel, daha huzurlu bir geleceğe hazırlayacağız. Çeyrek asırlık basiretsiz belediyecilik dönemini kapatacağı konusunda ben Muğla’ya güveniyorum. Muğla inşallah sandıkları patlatarak gerçek belediyecilik konusunda bize güvenini ortaya koyacaktır.”
“85 milyon vatandaşımızın yastığa başını huzur içinde koyması için adımlar atıyoruz”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, her şeyin başının huzur, huzurun ilk şartının da güvenlik olduğuna dikkati çekerek, Muğla’nın bir asır önce işgal yaşamış, ardından milli mücadeleyle istiklalini kazanmış şehir olarak bunun anlamını çok iyi bildiğini ifade etti.
Türkiye’nin 1970’li yıllarda maruz kaldığı ideolojik kavgaların her yer gibi Muğla’yı etkilediğini söyleyen Erdoğan, “Ardından PKK terör örgütüne karşı yürüttüğümüz mücadelede Muğlamız yüzlerce evladını şehit olarak toprağa verdi. Tarih boyunca vatan savunmasında en ön safta yer alan Muğlalı kahramanlarımız bugün de ülke içinde sınırlarımızda ve sınırlarımız ötesinde görev yapıyor. Muğla ve ülke olarak bu kadar fedakarlığı 85 milyon vatandaşımızın her birinin akşam yastığa başını huzur içinde koyması için bu adımları atıyoruz.” diye konuştu.
Türkiye’nin istikrarını bozmak isteyen emperyalistlerin ilk harekete geçirdikleri araçların terör örgütleri olduğunu belirten Erdoğan, yaklaşık 40 yıldır terörle mücadele eden ülkenin bu alandaki en önemli strateji değişikliğini kendilerinin yaptığını söyledi.
Cumhuriyet tarihinin en alçak ihanet girişimi olan 15 Temmuz’un ardından terörle mücadeleyi artık kendi topraklarında değil, terörün kaynağı olan yerlerde yürüteceklerini ilan ettiklerini hatırlatan Erdoğan, şöyle konuştu:
“Bunu Gabar’da yaptık mı? Bunu Tendürek’te yaptık mı? Bunu Cudi’de yaptık mı? Bütün bu teröristleri oralarda mağaralara gömdük mü? Yaparsa… Gene yapacağız. Çünkü milletimizin huzuruna kimse kastedemez. Irak ve Suriye’de bunları yaptık. Yola aynı kararlılıkla inşallah devam edeceğiz. Adaylarımızı sizlere emanet ediyorum. Takdim edeceğim, sizlere emanet edeceğim ve inşallah buradan da 31 Mart’a kadar durmadan, usanmadan yola devam edeceğiz. Karasıyla, deniziyle, havasıyla çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Belediye başkan adaylarımızın takdimiyle ara vermeden ve buradan 31 Mart akşamına kadar… Ben size inanıyorum, size güveniyorum. 31 Mart akşamı Muğla’yı özellikle takip edeceğim.”
Mitingden notlar
Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasının ardından Cumhur İttifakı Muğla Büyükşehir Belediye Başkan adayı Aydın Ayaydın ile ilçe belediye başkan adaylarını sahneye çağırarak, vatandaşları selamladı.
Mitinge, AK Parti Genel Başkanvekili Efkan Ala, AK Parti Genel Başkan Yardımcıları Nihat Zeybekci, Fatma Betül Sayan Kaya ve Çiğdem Karaaslan, Büyükşehir Belediye Başkan adayı Aydın Ayaydın’ın kızı AK Parti İstanbul Milletvekili Derya Ayaydın, AK Parti Muğla milletvekilleri, MHP Muğla İl Başkanı Oğuz Akarfırat ve partililer katıldı.
Miting alanında, “Bir lider var yanımızda, inandığımız yolda baş koyduk davamıza”, “Dere tepe gideriz, kapı kapı gezeriz, yorulmak nedir bilmeyiz” sloganları ile adayların tanıtım afişlerine yer verildi.
(Bitti)
]]>Erdoğan, partisinin Atatürk Bulvarı’nda düzenlenen Muğla mitinginde vatandaşlara hitap etti.
Muğla’da olmaktan dolayı duyduğu memnuniyeti dile getiren Erdoğan, gönüllerinin Muğla’dan hiç ayrılmadığını, Muğla’ya yapılan her hizmette mühürlerinin ve damgalarının olduğunu söyledi.
Kendisinin de fahri Muğlalı olduğunu belirten Erdoğan, “Fırsat buldukça Marmaris’teki devlet misafirhanesinde birkaç gün dinlenmeye çalışan bir kardeşiniz sıfatıyla kendimi fahri Muğlalı olarak da görüyorum.” ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerinde Muğla’dan aldıkları oy oranlarına da değinen Erdoğan, şöyle konuştu:
“Cumhurbaşkanlığında aldığımız yüzde 34,5 ve milletvekilliğinde aldığımız yüzde 32 oy oranı için tüm Muğlalılara teşekkür ediyorum. Ama biliyorum ki bu oy oranları Muğla ile aramızdaki sevginin derinliğini göstermekten çok uzak. Hep söylediğimiz gibi biz bugüne kadar sadece eser ve hizmet siyaseti yaptık. Ülkemizin asırlık ihmallerin sonucu olan altyapı eksiklerini gidermek için çalıştık. Milletimizin anasından emdiği ak süt kadar helali olan hak ve özgürlüklerini geliştirmenin mücadelesini verdik. Demokrasi ve kalkınma atılımlarımızın meyvesini de ülkemizi 21 yılda üç kat büyüterek, insanımızın özgüvenini artırarak aldık. Başbakanlığımız ve Cumhurbaşkanlığımız sürecinde ne şahsen ne hükümet uygulamalarıyla ne parti politikalarıyla hiç kimseyi hiçbir zaman ötekileştirmedik. Her kesimden vatandaşımızın tamamını kucakladık, tamamına hizmet ettik. Muğla Yörüklerinin ve Türkmenlerinin mağduriyetlerini de biz ortadan kaldırdık. Kürt kardeşlerimizin hakkını da biz savunduk. Karadeniz’in, Akdeniz’in geçit vermez dağlarına hangi yatırımları yaptıysak Ege’nin, Doğu Anadolu’nun, Güneydoğu Anadolu’nun her karışına da aynı yatırımları biz götürdük.”
“Belediyenin engellediği projeleri üst üste koysanız bir Muğla daha çıkar”
Türkiye’yi önce 2023 hedefleri ile ardından Türkiye Yüzyılı vizyonuyla buluşturduklarını vurgulayan Erdoğan, şunları söyledi:
“Sanayi, ticaret, tarım ve turizmiyle her alanda üreten, istihdam eden, kendisine ve ülkesine katkı sağlayan insanlarımızı destekledik, teşvik ettik. Sağladığımız huzur ve güven iklimi sayesinde altyapısı gelişen, potansiyeli harekete geçen Türkiye’nin özellikle bereketinin en yakın şahidi Muğlamızdır. Şöyle bir çeyrek asır öncesinin Muğla’sını gözlerinizin önüne getirin, yanına da bugünkü Muğla’yı koyun. Arada adeta asırlık fark göreceksiniz.”
Erdoğan, yaptıkları yatırımlarla Muğla’nın dünyanın göz bebeği ve çekim merkezi bir şehir haline geldiğini ifade ederek, şunları kaydetti:
“Buna rağmen Muğla hak ettiği yerde değildir. Muğla’nın potansiyelini tam anlamıyla kullanmasının önündeki en büyük engel ise bu şehrin büyükşehir belediyesini 25 yıldır yöneten zihniyettir. Kendisi şehir için hiçbir şey üretmeyip Muğla’yı köy görünümünde tutanlar, bakanlıklarımızın ve girişimcilerimizin hayata geçirmek istediği projeleri engellemek için de ellerinden geleni yapmışlardır. Öyle ki Muğla Büyükşehir Belediyesinin idari tasarrufla veya yargı yoluyla engellediği projeleri üst üste koysanız bir Muğla daha çıkar. Şayet bugün Muğla turizmde ve tarımda Antalya’nın gerisinde kalmışsa tek sebebi işte bu zihniyettir. ve onun Atatürk’ün arkasına saklanan kifayetsiz temsilcileridir.”
“Ayaydın tercihi bile kararlılığımızın ifadesidir”
Cumhur İttifakı olarak Muğla Büyükşehir Belediye Başkan adayı olarak Aydın Ayaydın’ı gösterdiklerini anımsatan Erdoğan, şöyle devam etti:
“Kendisi ülkemizin akademide, bürokraside, siyasette tecrübeli, en saygın, en çözüm odaklı isimleri arasında yer alan bir hocamızdır. Sadece bu tercih bile şehrimizi hak ettiği eserlere ve hizmetlere kavuşturma konusundaki kararlılığımızın ifadesidir. Muğlamızın diğer alanlarla birlikte belediyecilikte de Türkiye Yüzyılı vizyonumuza uygun adımlarla ilerlemesini istiyoruz. Biz bu konuda kararlıyız.”
Erdoğan, mitinge 50 bin kişinin katıldığına dikkati çekerek, Muğla ile birlikte Türkiye haritasının tamamını Cumhur İttifakı’nın renkleriyle boyamak istediklerini vurguladı.
]]>Laiklik Meclisi ‘hilafetin ve Şeriye ve Evkaf Vekaleti’nin kaldırılmasının, Tevhidi Tedrisat (Öğretim Birliği) Kanunu’nun kabul edilmesinin 100. yılı olan 3 Mart’ı bugün Ankara’da düzenlediği toplantıyla Laiklik Günü olarak kutladı. Eski Yargıçlar ve Savcılar Birliği (YARSAV) Başkanı ve Laiklik Meclisi sözcülerinden Ömer Faruk Eminağaoğlu, “2023 yılında eğitim alanında laikliğe aykırılıklar zirve yaptı. Hukuk alanında da ayını şekilde tarikat ve cemaatlerin eylemeri hilafet istekleri aynı şekilde… Artık öyle bir noktaya geldi ki en etkin laiklik örgütü, laikliği savunan bir örgüt nasıl olabilir? Bunun üzerinde kafa yorarak, tartışarak böyle bir yapılanmanın artık en etkin bu şekilde olabileceğini düşüncesini benimsedik” dedi.
Laiklik karşıtı uygulamalara tepki olarak 25 Eylül’de, 90 aydının imzasıyla kurulan Laiklik Meclisi, hilafetin ve Şer’iye ve Evkaf Vekaletinin kaldırıldığı, Tevhidi Tedrisat (Öğretim Birliği) Kanunu’nun çıkarıldığı 3 Mart’ı yüzüncü yılında Laiklik Günü olarak kutladı.
Ankara İnşaat Mühendisleri Odası’nda bugün gerçekleştirilen sempozyumda akademisyenler, Öğrenci- Veli Derneği, Barolar Birliği’nden uzmanlar katıldı. Laiklik Meclisi Sözcüleri ANKA Haber Ajansı’na konuştu.
Eski Yargıçlar ve Savcılar Birliği (YARSAV) Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu, Laiklik Meclisi’nin 2023 yılında kurulduğunu belirterek şunları söyledi:
“Laikliğe yönelik artan saldırılar karşısında zorunlu bir gereklilik olarak 2023 yılında kuruldu. Hukukçu, yazar, akademisyen birçok bu konuda duyarlı kişinin katılımı ile kuruldu. Her geçen gün Türkiye’de laikliğe yönelik saldırılar arttığı için Laiklik Meclisi de çalışmalarını artırıyor. Laikliğe yönelik saldırılar tarikat ve cemaatlerden arttığı için Laiklik Meclisi’nin ne kadar gerekli bir oluşum olduğunu artan katılımlar karşısında gösterdi. 3 Mart Devrim Yasası’nın kabul edildiği gün bunu da laiklik günü olarak benimsedik kabul ettik. Türkiye Cumhuriyeti’nde asla hilafet söz konusu olmayacak. Devrimler laiklikle yaşayacak.
2023 yılında eğitim alanında laikliğe aykırılıklar zirve yaptı. Hukuk alanında da ayını şekilde tarikat ve cemaatlerin eylemeri hilafet istekleri aynı şekilde… Artık öyle bir noktaya geldi ki en etkin laiklik örgütü, laikliği savunan bir örgüt nasıl olabilir? Bunun üzerinde kafa yorarak, tartışarak böyle bir yapılanmanın artık en etkin bu şekilde olabileceğini düşüncesini benimsedik.”
“İNAILMAZ BİR ÖZLEM VAR”
İlerici Kadınlar Derneği (İKD) Genel Başkanı ve Laiklik Meclisi Sözcüsü Umut Kuruç ise şöyle konuştu:
Laiklik Meclisi bir karşı devrim sürecinin son düzlüğüne karşı kuruldu. Türkiye bir karşı devrim sürecinin son düzlüğüne girmiştir. Bütün yurttaşların kitle örgütlerin, sendikaların, baroların en başta bu karşı devrim sürecine cevap vermesi gerekir. Biz Laiklik Meclisi’ni bu düşünceyle kurduk. Amacımız bütün yurt sathında Laiklik Meclisi’nin büyümesi… Bizim komisyonlarımız var. Komisyonlarla çalışıyoruz. Hukuk, Anayasa, Medeni Kanun, eğitim komisyonu, kültür sanat komisyonumuz korunacak… Bizim de sendikalarla, barolarla, kadın örgütleriyle iş birliği yapmamız önemli. Bütün yurttaşların bu mücadelenin içerisinde olmaları önemli. Biz yurdun dört bir yanında bu mücadeleyi sahiplenen bize gelen başvurulardan görüyoruz. İnanılmaz bir özlem var bu mücadelenin sahiplenmesinde. Toplum onurlu bir yaşama sahip çıkmalı bunun yolu laiklikten geçiyor.”
Laiklik Meclisi sözcülerinden Avukat Berkay Çelen ise ANKA’ya şunları söyledi:
Bugün burada buluşmamız aslında çok anlamlı bir toplantıyı işaret ediyor. O da nedir? Hilafetin kaldırılması başta olmak üzere 3 devrim yasasının 100. yılında bir kutlama etkinliği yapıyoruz. Yalnızca anma etkinliği değil, dkutlama etkinliği güçlü bir mesaj vermek için buradayız. Bir tarihi yad etmekten ziyade aslında mücadeleninin devam etmesi gerektiğini ilan etmek için buradayız. Bugün bir avukat olarak adliyelerde şeriat çağrılarına rastlıyoruz. Ama bu çağrılazrın hiçbir şekilde soruşturulmadığı hatta övüldüğü günşerden geçiyoruza. 100 yıl önce yasaklanmış bir rejimi bugün övmeye çalışıyorlar. Bu yapılanların her birinin isuç olduğunu bizim deşifre etmemiz gerekiyor.
Bugün burada buluşmamız aslında çok anlamlı bir toplantıyı işaret ediyor. O da nedir? Hilafetin kaldırılması başta olmak üzere 3 devrim yasasının 100. yılında bir kutlama etkinliği yapıyoruz. Yalnızca anma etkinliği değil, dkutlama etkinliği güçlü bir mesaj vermek için buradayız. Bir tarihi yad etmekten ziyade aslında mücadeleninin devam etmesi gerektiğini ilan etmek için buradayız. Bugün bir avukat olarak adliyelerde şeriat çağrılarına rastlıyoruz. Ama bu çağrılazrın hiçbir şekilde soruşturulmadığı hatta övüldüğü günşerden geçiyoruza. 100 yıl önce yasaklanmış bir rejimi bugün övmeye çalışıyorlar. Bu yapılanların her birinin isuç olduğunu bizim deşifre etmemiz gerekiyor.”
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te moderatörlüğünü İslam İşbirliği Gençlik Forumu (ICYF) Başkanı Taha Ayhan’ın üstlendiği panelde akademisyen Talha Köse, Filipinler Hükümeti Barış Müzakerecisi Miriam Coronel-Ferrer, Bangsamoro Gençlik Komisyonu Başkanı M. S. Mimbantas Macasalong, Bosna Hersek Demokratik Eylem Partisi (SDA) Milletvekili ve Gençlik Kolları Başkanı Haris Sabanovic, Burj al Luqluq Toplum Derneği Yöneticisi Muntaser Edkaidek, Somali Ulusal İstatistik Bürosu Danışmanı Amal Abubakar, Genç Atlantik Antlaşması Derneği Başkanı Selin Yılmaz, “Talk For Education” Kurucu Ortağı ve Başkanı Yaya Dama ve ICYF Proje Koordinatörü Yunus Çolak konuştu.
Akademisyen Köse, dünyadaki krizlerle başa çıkma konusunda uluslararası sisteme yönelik güvenin sarsıldığını belirterek, gençlerin çatışmalardaki en kırılgan ve savunmasız grup olduğuna dikkati çekti.
Çözüm süreçlerinde dikkate alınması gereken en önemli ilkenin kapsayıcılık olduğunu ifade eden Köse, genç nüfusun ve kadınların barış süreçlerinde daha fazla söz sahibi olmaları gerektiğini vurguladı.
Köse, gençlerin siyasete daha fazla dahil edilmeleri gerektiğine dikkati çekerek, “Gazze’de ve başka birçok yerde çatışmalara denk geliyoruz. Çatışmaların gençleri daha fazla etkilediğini biliyoruz. Çatışmaların sonuçları, onların geleceğini şekillendirecek. Bu nedenle gençlerin daha fazla harekete geçmesi, gelecekleri için siyasi alanları kullanarak fikirlerini belirtmeleri oldukça önemli.” değerlendirmesinde bulundu.
“Barış istiyorsan barışa hazırlan”
Dünya genelinde genç nüfusun giderek daha büyük sorumluluklar üstlendiğini söyleyen Filipinler Hükümeti Barış Müzakerecisi Coronel-Ferrer, insanların öldürülmesini ve şiddeti durdurmak için gençlerin harekete geçmeleri gerektiğini dile getirdi.
Coronel-Ferrer, Romalıların “Barış istiyorsan savaşa hazırlan” sözüne atıfta bulunarak, “Pek çoğumuz bunun tersini yani ‘Barış istiyorsan barışa hazırlan’ sözünü duymuştur. Hep birlikte çalışalım ve bunu başaralım.” dedi.
“Genç nüfus, barışın inşasında oldukça etkili olabilir”
Bangsamoro Gençlik Komisyonu Başkanı Macasalong da gençlerin diplomasi ve diyaloğa katılımının çatışmaların önlenmesi ve barışın teşviki için önemli olduğunu vurgulayarak, genç nüfusun barışın inşasında oldukça etkili olabileceğini belirtti.
Genç nüfusun hoşgörü, işbirliği, insan hakları gibi ilkelere önem ve öncelik verdiğini ifade eden Macasalong, “Gençleri sorun çözmeye ve çözüm bulma sürecine dahil etmiyoruz. Gençleri, sadece hükümetin sunabileceği hizmetlerin alıcısı olarak değil aynı zamanda ulus inşasında ortak olarak düşünmeye başlamalıyız.” değerlendirmesinde bulundu.
“Barış olmadan başka hiçbir şeyin önemi yok”
Bosna Hersek Demokratik Eylem Partisi Milletvekili ve Gençlik Kolları Başkanı Sabanovic, ilk anılarının savaşla ilgili ve bunun bir çocuk için oldukça zor olduğunu söyledi.
Genç aktivistlerin dünyadaki adaletsizliklere karşı harekete geçmeleri gerektiğini ifade eden Sabanovic, “Barış, nihai hedef. Barış olmadan başka hiçbir şeyin önemi yok. Son 4 aydır uyuyamıyorum çünkü birileri masum çocukları katlediyor.” diye konuştu.
“Gazze’deki durum her geçen gün kötüleşiyor”
Gazze’deki durumun giderek vahim bir hal aldığına dikkati çeken Burj al Luqluq Toplum Derneği Yöneticisi Edkaidek, “Gazze’de evi, yiyecek yemeği, giyecek kıyafeti, eğitim hakkı ve geleceği olmayan bir milyon çocuk, genç kız ve erkek var.” ifadesini kullandı.
Edkaidek, “Dünya, Gazze’de olanları izliyor. Birçok ülkenin diplomasi ya da farklı yollarla Gazze’ye yardım etmeye ve destek olmaya çalıştığını biliyoruz. Bunu takdir ediyoruz ancak barış, güç olmadan gerçekleşmez. İsrail’in Birleşmiş Milletlerden ve dünyanın dört bir yanından gelen kararları dinlemesini sağlamanın bir yolunu bulmalıyız.” dedi.
“Gazzelilerin, Ukraynalı ve Afrikalı çocukların sesi olmalıyız”
Sürdürülebilir barış ve kalkınma konusunda genç nüfusa diyalog yaratma sorumluluğunun düştüğünü belirten Genç Atlantik Antlaşması Derneği Başkanı Selin Yılmaz, “Eğer birbirimizi dinlemezsek ve fikirlerimizi birbirimize dikte edersek nasıl diyalog kurabiliriz?” diye sordu.
Yılmaz, gelecekte karşı karşıya kalınabilecek tehlikeler konusunda farkındalık yaratmanın önemine dikkati çekerek, “Aynı değerleri paylaşmak zorunda değiliz ama aynı dünyayı paylaşıyoruz.” dedi.
Gençlerin dünyadaki sorunlar konusunda sorumluluk üstlenmesi gerektiğini savunan Yılmaz, “Genç neslin insani yardımlara ulaşamayan Gazzelilerin, savaşta ailesini kaybeden Ukraynalı çocuğun ve temiz suya erişimi olmayan Afrikalı çocukların sesi olması gerekiyor.” ifadesini kullandı.
“Gençler, barışın sağlanması sürecinde ciddi rol oynuyor”
Talk For Education Kurucu Ortağı ve Başkanı Dama da genç nesle karar alma sürecinde yer verilmediğini ve fikirlerinin yeterince dikkate alınmadığını ifade ederek, gençlerin barışın sağlanması sürecinde ciddi katkı sağlayabileceğinin altını çizdi.
Barışçıl bir dünya için işe okul ve aileden başlanması gerektiğini vurgulayan Dama, aileler ve okulların da barışın inşası sürecine dahil olmalarının önemini vurguladı.
Dama, “Hükümete ve karar alıcılara gençleri desteklemelerini öneriyorum. Böylece gençler olarak enerjimizi ve yaratıcılığımızı kullanarak dünyada barışı teşvik edecek bir çözüm bulabiliriz.” dedi.
Gençlerin sürdürülebilir barışa katkıda bulunabileceğini ifade eden Somali Ulusal İstatistik Bürosu Danışmanı Abubakar da onları desteklemenin dünyanın daha kapsayıcı ve barışçıl hale gelmesine yardımcı olacağını söyledi.
Abubakar, hükümetleri, özel sektörü ve diğer tüm kuruluşları, gençlerin görüşlerini paylaşabileceği alanlar yaratmaya çağırdı.
ICYF, barışın sağlanması için sürdürülebilir projeler yürütüyor
Panelin kapanışında söz alan ICYF Proje Koordinatörü Çolak, barışın tesisinde gençlerin söz sahibi olması gerektiğini vurgulayarak, “Sürdürülebilir barışın sağlanması için hayata geçirdiğimiz projeler, gençlere fikirlerini ve düşüncelerini paylaşma şansı veriyor.” dedi.
Çolak, gençlerin ICYF’nin projeleriyle birbirlerini daha iyi anlama olanağı bulduklarını belirtti.
]]>Fidan, Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumunun (ADF) kapanışında konuştu.
Muhataplarının forumun hem katılımcı profili hem de içerik bakımından zenginliği ve kapsayıcılığından etkilendiklerini defaatle kendilerine ilettiğini belirten Fidan, “Farklı coğrafyalardan gelen misafirlerimiz bu forumun kendilerine etkili bir network imkanı oluşturduğunu da gündeme getirdiler.” dedi.
Fidan, katılımcıların panellerde konuşmacı olarak görüşlerini rahatlıkla paylaşmaktan duydukları memnuniyeti dile getirdiklerini ve çok sayıda ikili görüşme yapma imkanı bulmalarından dolayı da müteşekkir olduklarını defaatle işittiğini belirtti.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın seçim kampanyasındaki yoğun mesaisine rağmen foruma katıldığını ve burada 11 devlet ve hükümet başkanıyla bir araya geldiğini dile getiren Fidan, bu görüşmelerde çok kritik konu ve gündemlerin ele alındığını söyledi.
Fidan, ADF’de 32 mevkidaşıyla ikili görüşme yapma imkanı bulduğunu ve Afrikalı mevkidaşlarıyla da bir araya geleceğini belirtti.
3 gün boyunca çok farklı düzeyde katılımcı ile ADF’de yoğun bir etkileşim içerisinde olduklarını vurgulayan Fidan, konuştuğu gençlerin, ADF’de akademisyen ve diplomatlarla buluşmalarının kendileri için ufuk açıcı olduğunu kaydetti.
Fidan, şöyle devam etti:
“Forum kapsamında düzenlenen 47 oturumda güvenlik, enerji, bölgesel konular, yabancı düşmanlığı, uluslararası ticaret, bağlantısallık, arabuluculuk konusu, yapay zeka, dijital diplomasi, uluslararası gündemin ilk sıralarında yer alan diğer çeşitli konular masaya yatırıldı. Sayın Cumhurbaşkanımızın eşleri Sayın Emine Erdoğan hanımefendinin ev sahipliğinde ‘kadın barış ve güvenlik’ temalı yüksek seviyeli oturum gerçekleştirildi.”
Gazze Temas Grubu üyesi olarak grup üyesi Filistin ve Mısır Dışişleri Bakanlarıyla Gazze konusunda bir panele ev sahipliği yaptığını aktaran Fidan, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakan Yardımcısı’nın oturumlara katılarak forumun başarısına katkıda bulunduklarını belirtti.
“Karşı karşıya olduğumuz tablo küresel adaletsizliklerin yansıması”
Fidan, forum kapsamında geleceğin liderlerinin görüşlerine de kulak verdiklerini ve kendilerine notlar çıkardıklarını söyledi.
Latin Amerika’dan Asya Pasifik’e farklı coğrafyaların karşı karşıya oldukları riskleri ve fırsatları daha ayrıntılı bir biçimde buradaki panellerde ele alma imkanı bulduklarını aktaran Fidan, Filistinli ve Mısırlı mevkidaşlarıyla düzenledikleri etkinliğe ilişkin şunları kaydetti:
“Gazze’de devam eden zulmün sona erdirilmesi için atmamız gereken adımları konuştuk. Karşı karşıya olduğumuz tablonun aynı zamanda küresel adaletsizliklerin ve eşitsizliklerin bir yansıması olduğunu ifade ettik.”
Fidan, ADF’ye katılan konukların diyaloğun ne kadar kritik olduğu hususunda mutabık kaldığını vurgulayarak, burada dile getirilen değerli fikirleri hayata geçirme ve geleceği ortak menfaatler çerçevesinde şekillendirmek üzere birlikte eyleme geçme zamanının geldiğine inandığını söyledi.
Yeni görüş, fikir ve ev ödevleriyle Antalya’dan ayrılacaklarını belirten Fidan, ADF’ye verdiği destekten dolayı Cumhurbaşkanı Erdoğan’a teşekkür etti.
Sorular
Fidan, ADF’nin kapanış konuşmasının ardından, basın mensuplarının sorularını yanıtladı.
Bakan Fidan, Gazze’de barış süreci ve kalıcı ateşkese yönelik görüşmelerine ilişkin sorulan soruya, “Gazze’deki süren zulmün durdurulması ADF’nin neredeyse merkezine oturdu. Gerek Sayın Cumhurbaşkanı’mız yaptığı görüşmelerde gerek biz yaptığımız ikili görüşmelerde, çok taraflı görüşmelerde ve panellerde bu konunun altını kuvvetle çizerek vurguladık. Diplomasinin kullanılabilecek bütün imkanlarını kullandık.” yanıtını verdi.
Bakan Fidan, moderatörlüğünü yaptığı “Gazze Temas Grubu” başlıklı panelde Filistin Dışişleri Bakanı Riyad el-Maliki’nin etkileyici bir konuşma yaptığını söyleyerek, “Biz de özellikle değerli kardeşimize bu imkanı vermek istedik. Çünkü meselenin asıl sahibi arkadaşlarımız.” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ı Türkiye’ye davet ettiğini söyleyen Fidan, “Filistin konusundaki gelişmeleri ele almak, savaşın gidişatının ve aldığı şeklin seyrini görüşmek istiyorlar. Ayrıca Filistinliler arası diyalog konusunda da gelişmeleri Cumhurbaşkanı’mız birinci elden kendisinden duymak istiyor. Ayrıca Türkiye’nin tavsiye ve telkinlerini de iletme imkanı bulacaklar bu çerçevede.” diye konuştu.
Fidan, kendi ziyaretinin yanı sıra Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD’ye ziyarette bulunup bulunmayacağına ilişkin soru üzerine, “Cumhurbaşkanı’mızın ziyareti konusu ABD’de üstünde çalışacağımız bir konu olacak. Ama şu anda biliyorsunuz her iki ülkede de bir seçim atmosferi var. Cumhurbaşkanı’mız son 2 aydır özellikle seçim gündemiyle oldukça meşgul. Daha sonrasında da ABD’de bir seçim gündemi var. Ama aradaki zaman diliminde ne yapılabilir, gittiğimizde de belki onu bir konuşacağız.” diye konuştu.
Japonya Dışişleri Bakanı Kamikawa Yoko’nun Türkiye’yi ziyaretine cevaben, ilişkilerin 100. yılı kapsamında bir iadeiziyaret düzenlenip düzenlenmeyeceğinin sorulması üzerine Fidan, mevkidaşı Kamikawa ile değerli bir görüşme gerçekleştirdiklerini ve aynı zamanda Brezilya’da G20 marjında bir araya gelme fırsatı bulduklarını belirtti.
Fidan, “Japonya’yla ilişkilerimizi geliştirmeye fevkalade önem veriyoruz. Özellikle ekonomi, teknoloji, ticaret alanında çok büyük potansiyel var aramızda. İlişkilerimiz de devam ediyor. Bölgesel konuları da ciddi bir çerçevede ele alıyoruz hep beraber. Önümüzdeki aylarda bir iadeiziyaret yapmak konusunda da planlamamız var.” dedi.
“21. yüzyılda Avrupa’nın ortasında 500 bine yakın insanın hayatını kaybetmesi dayanabileceğimiz bir gerçeklik değil”
Bakan Fidan, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’la görüşmesinde özellikle bölgesel gelişmelerle ilgili Kafkaslar’daki barış sürecinin, Karadeniz’deki seyrüsefer güvenliğinin ve Suriye konusunun masaya yatırıldığını belirtti.
Suriye konusuna ilişkin daha yakın bir tartışma ortamı oluşturulması ve zamana ihtiyaç olduğu konusunda Rus mevkidaşıyla mutabık kaldıklarını söyleyen Fidan, “Çünkü gerek mültecilerin geri dönüşü, gerek yeni anayasanın yazılması meselesi, gerek terörizmle mücadele konuları yani şu anda hep askıda olan konular Suriye’de. Bunun bir şekilde ilerletilmesi gerekiyor. Türkiye’nin milli güvenliğini ve menfaatini de yakından ilgilendiren bir konu. Rusya’nın da arasında bulunduğu birkaç ülkeyle bu konuyu yakından tartışmaya devam edeceğiz.” diye konuştu.
Rusya-Ukrayna Savaşı’na ilişkin Türkiye’nin görüşlerine değinen Fidan, “21. yüzyılda Avrupa’nın ortasında 500 bine yakın insanın hayatını kaybetmesi ve yaralanması koca bir ülkenin altyapısının ve üstyapısının tamamıyla imha olması bizim artık dayanabileceğimiz bir gerçeklik değil.” diyerek, söz konusu durumun bir an önce durdurulması ve bu fikre alışılması gerektiğini kaydetti.
(Bitti)
]]>Pandor, AA’nın “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu (ADF) 2024’te, AA muhabirine, ülkesinin Filistin konusundaki tutumuna ve UAD sürecine dair açıklamalarda bulundu.
Güney Afrika’nın, “beyaz hükümetin” ırkçı politikalar güttüğü bir dönemde apartheide karşı uzun yıllar mücadele ettiğini hatırlatan Pandor, mücadelelerinde uluslararası toplumun yardımına ihtiyaç duyduklarını söyledi.
Pandor, ülkesinin mücadelesinin bir kısmının silahlı olduğunu ve diğer taraftan uluslararası dayanışma için uğraştıklarını, ülke ülke gezip yardım istediklerini, onları destekleyenler arasında başta Yaser Arafat olmak üzere Filistinlilerin de yer aldığını anlattı.
Filistinlilerin o dönemde zor zamanlar geçirmelerine rağmen Güney Afrika’nın yanında yer aldığını dile getiren Pandor, şöyle devam etti:
“O yüzden bu her zaman görevimiz. İnsanlar baskı altındayken, zorluk, önyargı, ayrımcılık, öldürülmeye maruz kalırken, Güney Afrikalıların bir şey yapmak için ahlaki bir sorumluluğu var. Biz de dünyaya hiçbir şey söylemeden Filistin halkının katledilmesini izleyemeyeceğimizi hissettik. BM’nin araçlarını kullanmaya karar verdik çünkü uluslararası hukukun İsrail tarafından ciddi şekilde ihlal edildiğine inanıyoruz. Uzun yıllardır bunu yaptı. Biz de bu kez buna karşı çıkmamız, Uluslararası Adalet Divanına gitmemiz gerektiğini düşündük ve aslında bir karar çıkartmak istedik.”
Pandor, UAD’nin ihtiyati tedbir kararından bu yana, bir davaları olmadığını söyleyen ülkelerin bile İsrail’e, UAD’nin kararlarını uygulaması gerektiğini söylemeye başladığını anlattı.
Bu ülkelerin önceden bunun çok saçma ve zaman kaybı olduğunu, hiçbir başarı şansı olmadığını söylediklerinin unutulduğunu kaydeden Pandor, şimdi ise dava hakkında ve İsrail’in kararları uygulaması gerektiği hakkında konuştuklarını ifade etti.
“Güney Afrika ahlaki ve doğru bir mesele için uğraşıyor”
Pandor, bunun nedeninin İsrail’in dünyaya bir tehdit oluşturduğunu görmeleri olduğunu aktararak, şunları kaydetti:
“Tepkiler konusunda maalesef ABD’de bazı siyasiler Güney Afrika’ya karşı çok olumsuz bir pozisyon aldı. Bildiğiniz gibi ABD çok güçlü bir ekonomiye sahip ve hepimiz onlarla ticaret yapıyoruz. Ülkemdeki yatırıma ve istihdama da bu, tehdit oluşturuyor. Bu nedenle lobiye devam etmeliyiz. Güney Afrika çok ahlaki ve doğru bir mesele hakkında küresel olarak uğraşırken ABD halkının Güney Afrika’ya karşı hareket etmesi tamamen yanlış.”
UAD’deki davaya ilişkin herhangi bir ülkeden baskı görüp görmediğine ilişkin Pandor, “Hakkımız var, biz egemen bir ulusuz. Davamızı yürütme hakkımız var. Birçok ülkenin Güney Afrika’nın Filistin’e desteğiyle hemfikir olmadığını biliyoruz ancak bizim her zaman yaptığımız bir şey ve Filistin halkına arkamızı dönemeyeceğiz.” dedi.
Pandor, İsrail’in UAD’nin kararlarına dair yanıtına ilişkin, “Başvurmadılar. Hepimiz biliyoruz ki Netahyahu UAD’nin kararlarını reddetti ve bu şaşırtıcı değil. Apartheid ile aynı şeyi yaşadık. BM organlarınca uluslararası kararlar alındığında apartheid devlet ‘hayır’ diyecek. Bunda apartheid devlet ile İsrail hükümeti arasında benzer bir uygulama ve yaklaşım görüyoruz.” ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin UAD’deki davaya desteğine ilişkin Pandor, “Türkiye, başından itibaren Güney Afrika’nın attığı adımları takdir ettiğini söyledi ve bizimle her zaman iletişim halindeydi.” şeklinde konuştu.
Pandor, davanın değeri görüldüğünde ve daha detaylı süreçte bölgeden daha fazla ülkenin Güney Afrika’ya katılacağını umduklarını belirterek, “Mahkemeden hala tarih için bekliyoruz. Bu sürede kim Filistin’in gerçekten dostu, anlayacağız.” dedi.
“Gazetecilerin öldürülmesi beni tiksindiriyor”
Pandor, İsrail’in Gazze’ye saldırılarında hayatını kaybeden gazetecilere ilişkin ise şunları söyledi:
“Yaşanan trajediden dolayı kalbim acıyor ve özellikle de gazetecilerin özgürce faaliyet gösterememesi, korkunç tehlikelere maruz kalması ve birçoğunun öldürülmesi beni kesinlikle tiksindiriyor. Sık sık basın özgürlüğünden bahseden gazeteci örgütleri de dahil olmak üzere dünyanın büyük bir kısmı sessiz. Bu yüzden yaşananlar karşısında tiksinti duyuyorum. Tüm medya çalışanlarının ve hayatını kaybedenlerin ailelerine başsağlığı diliyorum.”
Batı ülkelerinin Gazze’de yaşananlara sessiz kalmasına yönelik soruyu yanıtlayan Pandor, “Bu, sık sık bahsettiğimiz bir sorunu yansıtıyor: İnsanları farklı olarak görmemiz. Eğer siyahsanız, daha az insansınız. Eğer Arapsanız, daha az insansınız. Eğer Avrupalıysanız, çok insansınız. ve bu yüzden korunmanız gerekir. Dünya bu şekilde görülüyor. Bence bunu değiştirmemiz gerekiyor. ve biz güneydekiler, bunun değişmesi için mücadele etmeliyiz. Bence kendi gücümüzü ele geçirmeli ve dünyanın yeni ve çok farklı bir versiyonunu yansıtmaya başlamalıyız.” ifadelerini kullandı.
AA’nın ADF’de bulunan standını ziyaret eden Pandor, kurumun “Kanıt” kitabını inceleyerek bilgi aldı.
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu ve Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te, moderatörlüğünü TÜBİTAK BİLGEM Yapay Zeka Enstitüsü Müdürü Mehmet Haklıdır’ın üstlendiği “Yapay Zeka ve Diplomasi: Yeni Sınırların Yönetilmesi” paneline, Toronto Metropolitan Üniversitesi Vector Yapay Zeka Enstitüsü Müdürü Sedef Akınlı Koçak, Holistic AI Hukuk ve Regülasyondan Sorumlu Kamu Politikaları Yöneticisi Osman Gazi Güçlütürk, Rochester Teknoloji Enstitüsü Müdürü Özcan Sarıtaş ve İspanya IE Üniversitesi Dekanı Manuel Muniz katıldı.
Toronto Metropolitan Üniversitesinden Koçak, derin öğrenme alanında araştırma yaptıklarını belirterek, yapay zeka, makine öğrenimi ve derin öğrenme araştırmalarının ileri seviyede olduğunu söyledi.
Yapay zeka okuryazarlığının gelişmesi gerektiğine işaret eden Koçak, yapay zeka alanında etik ilkelerinin belirlenmesi için de ekip oluşturduklarını aktardı.
Koçak, çerçeve çalışmalar kullanılarak mahremiyet, gizlilik ve güvenirlikle ilgili yapay zeka kriterlerinin belirlenebileceğini ve böylece küresel çerçevenin de oturtulabileceğini anlattı.
Farklı ülkelerin, farklı öncelikleri olduğuna dikkati çeken Koçak, 69 ülkenin yeni yapay zeka politikalarını belirlediğini ve güzel ilerlemeler kaydettiklerini dile getirdi.
Koçak, bu politikaların nasıl hayata geçirileceğinin önemli olduğuna işaret ederek, özel sektör, kamu ve uluslararası alanlarda ortak çalışılması gerektiğinin altını çizdi.
Genç nesillerin, yapay zeka alanında eğitilmesinin gerekliliğini vurgulayan Koçak, yapay zekanın topluma nasıl fayda getireceğinin çalışılması gerektiğini söyledi.
Koçak, yapay zekanın sürdürülebilirliği nasıl etkiyeceğinin önemine işaret ederek, bunun yalnızca çevre alanında da değerlendirilmemesi gerektiğini, ekonomi, teknik ve toplum boyutlarının da düşünülmesi gerektiğini dile getirdi.
“Makul, mantıklı ve uygulanabilir bir standartlaşma”
Holistic AI’dan Güçlütürk, dünyanın her yerinde farklı ilkeler olduğunu ancak esas farkın uygulamada ortaya çıktığını belirterek, herkes için geçerli olabilecek ve eşitlik sağlayacak kamu ilkelerine ihtiyaç duyulduğunu söyledi.
Bu alanda uyumlaştırmanın ve tek tipleştirmenin büyük bir görev olduğuna dikkati çeken Güçlütürk, bunun devletlere düştüğünü belirtti.
Güçlütürk, ortak dil ve çerçeve bir anlayışın belirlenmesi için işbirliği gerektiğini aktararak, bunun ulusal girişimlerle uluslararası çerçevelere katılma yoluyla mümkün olabileceğine işaret etti.
Uyumlaştırmanın algı seviyesinde başlaması gerektiğini belirten Güçlütürk, adil ve makul bir uyumlaştırma mentalitesi olması gerektiğini kaydetti.
Güçlütürk, uyumlaştırmanın pratik seviyede gerçekten uygulanabilir olduğundan emin olunması gerektiğini söyleyerek, “(Her ülke arasında) Tam uyum hedeflenirse bu belki uygulanabilir olmayabilir. Makul, mantıklı ve uygulanabilir bir uyumlaştırma ve standartlaşma, bunlar önemli detaylar.” dedi.
Teknolojinin dış politika alanı haline gelişi
IE Üniversitesi Dekanı Muniz, hukukta ve yasal yönetmeliklerde yapay zeka teknolojisinde pek çok gelişme olduğunu kaydederek, başarılı olan yasal düzenlemelerin bulunduğunu söyledi.
Teknoloji alanında değişim ve inovasyon dönemine girildiğine işaret eden Muniz, mahremiyet ve gizliliğin nerede başlayıp nerede bittiğine dikkat edilmesi gerektiğini belirtti.
Muniz, teknolojinin başlı başına bir dış politika alanı haline geldiğini, teknolojinin stratejik çıkarlar ve ana değerler etrafında şekillendiğini dile getirdi.
Yapay zeka ve diplomasi konusunda büyük bir güç unsurundan bahsedildiğini kaydeden Muniz, teknoloji kullanımının ve dağılımının değiştiğini ifade etti.
Muniz, diplomatların teknolojinin bu alandaki etkilerini öngörebilmesi gerektiğine dikkati çekerek, insan hakları ve siyasi sistem gibi alanlarda teknolojinin neler yapabileceğinin görülmesinin önemini anlattı.
Yapay zekada işbirliğinin önemi
Rochester Teknoloji Enstitüsü Müdürü Sarıtaş, bilimsel olarak mümkün, ekonomik olarak karşılanabilir ve sosyal açıdan arzu edilebilir bir gelecek tasarlanması gerektiğini kaydederek, bunu yaparken politika yapıcıların gündemine ileride bu çalışmaların neler yapabileceğini sunduklarını söyledi.
Etik, yasal ve sosyal unsurların düşünülmesi gerektiğini belirten Sarıtaş, yapay zeka alanında farkındalık oluşturulmasının yanı sıra toplum üzerindeki etki ve izlenimin nasıl olacağının değerlendirilmesi gerektiğini dile getirdi.
Sarıtaş, teknoloji ile yasa arasında bir boşluk olmaması gerektiğine işaret ederek, geleceğin öngörüleri çalışılırken senaryolar üzerinden giderek fırsat ve zorlukları değerlendirdiklerini aktardı.
Bilgi ve istihbaratın çok önemli olduğunu vurgulayan Sarıtaş, yapay zeka yarışının başlayabileceğini ancak işbirliği ruhu içinde hareket edilebileceğini ifade etti.
Sarıtaş, geçmişe göre bu alanlarda aktörlerin çeşitlendiğini belirterek, boşlukları kapatmak için yapay zekaya ihtiyaç duyulduğunun ve rekabete düşmeden işbirliği tarafında kalınması gerektiğinin altını çizdi.
]]>İSTANBUL – Ramazan ayında nasıl beslenilmesi gerektiğine ilişkin bilgilendirmede bulunan Diyetisyen Tuğba Nur Selçuk, “Bizim için en önemli faktör sahur öğününü atlamamak. Sahur öğününü mutlaka yapmalıyız. Çünkü sahur yapılmadığı taktirde açlık süresi 17-18 saate kadar uzayabiliyor. Bu da özellikle metabolizma hızında yavaşlamalara sebep oluyor. Öğünlerin dengeli olması önemli. Özellikle sahur öğününde kas ve sıvı kaybının önüne geçebilmek için bunları yeterli miktarda karşılamalıyız” dedi.
Diyetisyen Tuğba Nur Selçuk, Ramazan ayında nasıl beslenilmesi gerektiğine ilişkin bilgilendirmelerde bulundu. Selçuk, oruç tutacak vatandaşların sahur öğününü atlamamaları gerektiğini belirtti. İftar öğününde ise vatandaşların yemekleri yavaş ve iyi çiğneyerek tüketmesi gerektiğini söyleyen Selçuk, çorba ile başlayıp mümkün olduğunca 10-15 dakika kadar ara verilebilmesi takdirde mideye bir anda yüklenilmeyeceğini açıkladı.
“Öğünlerin dengeli olması önemli”
Öğünlerin dengeli olmasının önemine dikkati çeken Diyetisyen Tuğba Nur Selçuk, “Ramazan ayının gelmesiyle beraber beslenme alışkanlıklarımız büyük ölçüde değişiyor. Özellikle ürün sayımız azalıyor. Bununla beraber de açlık süresi 15-16 saate kadar uzayabiliyor. Açlık süresinin uzaması hem vücutta sıvı kayıplarına hem de enerji alımında yetersizliklere bağlı olarak metabolizma hızında yavaşlamalara sebep olabiliyor. Bu noktada bizim için en önemli faktör sahur öğününü atlamamak. Sahur öğününü mutlaka yapmalıyız. Çünkü sahur yapılmadığı taktirde açlık süresi 17-18 saate kadar uzayabiliyor. Bu da özellikle metabolizma hızında yavaşlamalara sebep oluyor. Öğünlerin dengeli olması önemli. Özellikle sahur öğününde kas ve sıvı kaybının önüne geçebilmek için bunları yeterli miktarda karşılamalıyız. Sahur öğünleri daha çok protein ağırlıkta besinlerden oluşmalı. Yani yumurta, süt ve süt ürünleri, az tuzlu peynir gibi bunları mutlaka bulundurmalıyız. Bununla beraber tam tahıllı ekmek, sebze ve meyve çeşitlerini sahur öğününe dahil etmeliyiz. Hatta çiğ kuruyemiş, çiğ fındık ve çiğ badem gibi yağlı tohumları da beslenmenize eklerseniz tokluk süresi daha da uzayacaktır. Gün içerisinde kan şekeriniz daha dengeli ilerleyecektir. Biz hiçbir zaman ekmeği tamamen kesin gibi bir yorum yapmayız. Ama tam tahıllı ekmek ve miktarına dikkat edildiği sürece tüketilmelidir” dedi.
“Kronik hastalığı olanlar doktoruna danışmadan oruç tutmamalı”
Sahurda tuz ve baharat içeriği çok yüksek ürünleri tüketmemeliyiz diyen Selçuk, “Sahurda tuz ve baharat içeriği çok yüksek salam, sucuk gibi şarküteri ürünlerini tüketmemeliyiz. Eğer kişinin kronik rahatsızlığı varsa tansiyon, şeker, diyabet gibi bunları tetikleyebilir. Bunlar gün içerisinde tansiyon dengesizliklerine yol açabilir. Su ihtiyacını arttırabilir. Karşılayamayacağınız için vücutta sıvı kaybına yol açar. Bununla birlikte kafeinli içecekleri sahur da mümkün olduğunca tüketmeyelim. Bunun yerine ayran, şekersiz komposto ve ev yapımı meyve suları yükleyebiliriz. Kronik hastalığı olanlar doktoruna danışmadan oruç kesinlikle tutmamalı. Eğer doktoru müsaade ediyorsa ve tutacaksa özellikle iftar sahur gibi öğünlerinin her besin grubundan içermesine ve vücudunun ihtiyacını karşılayacak kadar besin içermesine dikkat etmeli. Kuru baklagil, et, sebze, yoğurt ve süt ürünlerini mutlaka öğünlerinde bulundurmalıdır” ifadelerini kullandı.
“İftarı yavaş yapmalıyız”
İftarın yavaş ve çok çiğneyerek yapılması gerektiğini söyleyen Selçuk, “İftardan sonra halk arasında ağırlık dediğimiz durum olmaması için iftar öğünlerini olabildiğince yavaş ve çok iyi çiğneyerek tüketmemiz lazım. Bir çorba ile başlayıp mümkün olduğunca 10-15 dakika kadar ara verebiliriz. Bu hem kan şekerinin dengelenmesin sağlar hem de mideye bir anda yüklenmemiş olmasını sağlar. Çorba içtikten sonra da ana yemekle başlayabiliriz ama bu ana yemek kesinlikle kızartma ve kavurma gibi yağlı yöntemlerle pişmiş olmamalı. Bunun yerine haşlama, fırında ya da ızgara pişirme yöntemi olabilir. Öğünün yanında mutlaka bir salata olmalı. Bu da kan şekeri dengelenmesini sağlar ve tokluk süresini uzatır. İftar sonrası herkeste tatlı ihtiyacı görürüz. Yemeğin hemen ardından tatlı tüketmek çok da doğru bir tercih değildir. En az 2 saat geçmesini bekleyerek yapacağınız hafif bir ara öğünle bunu dengeleyebiliriz. Bu ara öğün de taze meyve ve kuru meyve olabilir. Yanında da süt ve yoğurt grubu bulundurabiliriz. Tatlı tüketimini de haftanın bir günü ev yapımı tercihen sütlü tatlıları küçük porsiyonda tüketebiliriz. Hamurlu, şerbetli ve kızarma yöntemiyle yapılmış tatlıları mümkün olduğunca tüketmemeye çalışalım bu süreçte” diye konuştu.
]]>Bingöl Üniversitesi (BÜ) Enerji, Çevre, Doğal Afet Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Dr. Öğretim Üyesi Kenan Akbayram’ın yürütücülüğünde kent merkezinin zemininin jeofizik ve jeolojik yöntemlerle araştırılması için proje hazırlandı.
“Doğu Anadolu Fay Zonu Üzerindeki Bingöl Sismik Boşluğu’nun Fay Yapısı ile Bingöl İli Merkez İlçesinin Yerel Zemin Etkilerinin Araştırılarak Sahaya Özel Sismik Tehlike Analizinin Yapılması” isimli proje, TÜBİTAK’tan 2022 yılında destek aldı.
Erzurum Atatürk Üniversitesi Deprem Araştırma Merkezi, Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü (MTA) ve Munzur Üniversitesindeki uzmanların da desteğiyle yürütülen proje kapsamında, kent merkezindeki alanların yüzde 70’inin zemin analizi tamamlandı, geriye kalan alanların analizi de yıl sonuna kadar gerçekleştirilecek.
Ayrıca, merkezin koordinatörlüğünde Bingöl Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü’nde araştırma görevlisi olan Dr. Ömer Faruk Nemutlu İstanbul Teknik Üniversitesi’nde, Dr. Sadık Varolgüneş de Dicle Üniversitesi’nde Bingöl’deki riskli yapıları belirlemek amacıyla doktora tezleri hazırladı.
Bu tezlerde de İçişleri Bakanlığı ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının uyguladığı metotlar kullanılarak, riskli yapıları tespit etmek amacıyla 1500’ü aşkın yapı incelendi.
Fay haritaları hazırlanıyor
Dr. Öğretim Üyesi Kenan Akbayram, AA muhabirine, Bingöl’ün depremler üreteceği konusunda haberler çıktığını, bunun doğru olduğunu belirterek, ancak yaşanacak olası depremde Bingöl’ün tamamen zarar görecek gibi düşünülmesinin doğru olmadığını söyledi.
Bunun tespitinin ancak bilimsel verilerle ve mühendislik çalışmalarıyla mümkün olduğunu vurgulayan Akbayram, TÜBİTAK’ın deprem konusundaki araştırmalara destek vereceğini açıklaması üzerine proje hazırladıklarını belirtti.
Akbayram, şöyle konuştu:
“Bingöl’ün merkez ilçesinin zemininin depremlerde nasıl davranacağını anlamamız gerekiyordu. Bunun için jeofizik ve jeoloji araştırmaları ağırlıklı bir proje hazırladık. Projede, Bingöl çevresindeki fayların yapılarını, jeolojik ve jeomorfolojik olarak haritalıyoruz. Neden bunu yapıyoruz çünkü Bingöl’ün zarar görebilirliğini arttıracak şeylerden biri faylarda oluşabilecek deprem büyüklükleridir. İleride gerçekleşebilecek olası depremlerin büyüklüklerini doğru tahmin edebilmek için fayların doğru haritalanması gerekiyor. Her ne kadar Bingöl’ün iyi fay haritaları, MTA tarafından yapılmış olsa da bu fay haritaları revizyona muhtaç. Bu revizyonu yapıyoruz. Bu, o çalışmaların kötü olduğunu göstermiyor bu arada. Sadece bizimkisi daha ayrıntılı bir çalışma.”
Proje kapsamında ayrıca kent merkezinin zeminini 250 ve 500 metrede bir, çeşitli jeofizik ölçümlerle araştırdıklarını anlatan Akbayram, bu sayede depremler esnasında kentteki zeminin nasıl davranacağını öğreneceklerini söyledi.
Hazırlanan doktora tezlerine de değinen Akbayram, şöyle devam etti:
“Bu doktora tezlerinde il merkezindeki 1500’den fazla binanın, sokak taraması metotlarıyla kalitesi araştırıldı. Bu 1500 bina kent merkezindeki toplam 7 bin 500 binanın yapı tiplerini temsil edecek şekilde seçildi. Bunlardaki zayıflıklar belirlendi. Mevcut yer, bilimsel zemin dinamik verileriyle birleştiğinde Bingöl’de olası depremlerde hasar alabilecek alanları tespit ettik. Araştırılan 1500’ü aşkın yapıdan yaklaşık 500’ünün, yapı kalitesinin ya da zemininin kötü olması gibi nedenlerle riskli olduğu tespit edildi. Yani ne kadar binanın yıkılabileceğini, maalesef ne kadar insanın eğer dönüşüm yapılmazsa zarar görebileceğini biliyor durumdayız. Tabi hata payları var ama bu rakamlar bizim elimizde.”
Hazırlanacak rapor ilgili kurumlarla paylaşılacak
Akbayram, bundan sonra eldeki bütün bu verileri bir araya getirip, bunların ışığında kentsel dönüşüme yönelik yeni imar planlarının hazırlanmasının gerektiğini kaydetti.
Projelerinin çeşitli ulusal ve uluslararası hakemlik süreçlerinden geçtiğini anlatan Akbayram, şunları aktardı:
“Proje tamamlandığında, doktora tezleriyle bir rapor hazırlanacak ve bu rapor ilgili kurumlarla paylaşılacak. Bunların Türkiye’de örneği çok az. Küçük alanlarda yapılmış çalışmalar var. Bu çalışmaların deprem üretebilecek aktif faylara yakın bütün şehirlerde yapılması gerekiyor. Örneğin Bingöl’de olabilecek bir deprem aynı Kahramanmaraş merkezli depremlerde olduğu gibi çevre illeri de etkileyecektir.”
]]>Göktaş, Erzurum Büyükşehir Belediye Başkanlığının sosyal tesislerinde düzenlenen, “STK ve İş Dünyası Buluşması”nda, Palandöken’in eteklerinde kurulmuş kutlu bir medeniyet olarak nitelendirdiği Erzurum’da bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın selam, sevgi ve muhabbetlerini ileten Göktaş, heyetine gösterilen misafirperverlikten dolayı da teşekkür etti.
Erzurum’un Milli Mücadele dönemindeki önemine vurgu yapan Göktaş, “Bu şehir, Gazi Mustafa Kemal önderliğinde 105 yıl önce başlatılan Milli Mücadele’mizin kalesidir. Bu şehir, Erzurum Kongresi ile kurtuluş meşalesinin yanan ilk ateşidir. Bu şehir, ‘Milli sınırlar içinde vatan bir bütündür, bölünemez’ kararının filizlendiği yerdir.” diye konuştu.
Milletle el ele Türkiye’nin ikinci asrının temellerini attıklarını vurgulayan Göktaş, şunları söyledi:
“Sayın Cumhurbaşkanı’mızın liderliğinde milletimizle gönül gönüle Türkiye Yüzyılı’nı tuğla tuğla inşa ediyoruz. Ecdadımızın emaneti olan bu vatanı eğitimden ulaşıma, sanayiden ticarete, turizmden sosyal hizmetlere kadar her alanda güçlü kılarak geleceğe taşıyoruz. Çocuklarımıza refah ve huzur içinde yaşayacakları bir ülke, tarihi, kültürel, doğal zenginlikleri korunan şehirler bırakmak için çalışıyoruz. Bunu siz kıymetli sivil toplum kuruluşlarımızla iş insanlarımızla, teşkilatlarımızla güç birliği yaparak gerçekleştiriyoruz. Bugün, Türkiye’nin kalkınması ve gelişmesi, istihdamın ve üretimin artması iş dünyamızın gösterdiği azim ve kararlılığın bir neticesidir. Artan refahın, toplumda adil ve etkili bir şekilde dağıtılması sivil toplum kuruluşlarımızın ortaya koyduğu özverinin bir neticesidir.”
Türkiye ekonomisinin dünyada yükselen bir değer olmasının daha fazla kadının iş dünyasına katılmasıyla mümkün olduğunu dile getiren Göktaş, “Sevginin ve merhametin bütün insanlığı kuşatması ancak ve ancak daha fazla kadının sivil toplum kuruluşlarının her kademesinde yer almasıyla mümkündür. Bakanlık olarak, kadınların istihdamının artırılması, çalışma şartlarının iyileştirilmesi için elimizden gelen tüm çabayı ve gayreti gösteriyoruz.” ifadesini kullandı.
Türkiye’de ilk defa yapıldı
Dünya genelinde olduğu gibi Türkiye’de de yaşlı nüfusunun arttığına işaret eden Göktaş, “Bugün yüzde 10 olan 65 yaş ve üzeri nüfus oranımızın 2030’da yüzde 12,9, 2040’ta ise yüzde 16,3 olması bekleniyor.” diye konuştu.
Bakanlık olarak “Yaşlı Profili Araştırması” yaptıklarını bildiren Göktaş, şunları kaydetti:
“Yine dünyada ve Türkiye’de yalnızlaşma oranları giderek artıyor. Özellikle yalnız yaşayan yaşlılarımızın sayısının gün geçtikçe daha da arttığına şahit oluyoruz. Türkiye’de ilk kez yapılan Yaşlı Profili Araştırması’nda çok çarpıcı sonuçlar elde ettik. Bu ay içerisinde sonuçları milletimizle paylaşacağız. Araştırma kapsamında 22 bin 640 hanede çalışma hayatından sosyal yardımlara, yaşlı haklarından toplumsal hayata katılıma 9 başlıkta yüz yüze görüşmeler gerçekleştirdik. Elde ettiğimiz sonuçlar, yaşlılarımıza sunduğumuz hizmetlerimize yön verecek. 4 yılda bir güncelleyeceğimiz veriler doğrultusunda hizmetlerimizi günün koşullarına göre ele alacağız. Yaşlı vatandaşlarımıza sunacağımız hizmetlere ilişkin göstergeleri bütüncül olarak değerlendirebileceğimiz bir sistemin alt yapısını oluşturacağız.”
Araştırmayla yaşlıların her türlü riskten korunması ve yaşlılar için iyileştirici tedbirler alınmasını sağlayacak politikalara temel teşkil edecek somut veriler elde edeceklerini bildiren Mahinur Özdemir Göktaş, “Mağduriyete sebep olabilecek riskleri tespit edebileceğiz. Vatandaşlarımızın ihtiyaç duydukları destek hizmetlerine ulaşmalarını sağlayan, koruyucu ve önleyici müdahaleleri içeren bir yapının oluşturulmasına yönelik ihtiyaç analizi yapacağız.” değerlendirmesini yaptı.
Bakan Göktaş, konuşmanın ardından katılımcıların sorularını yanıtladı.
]]>CHP’nin İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Dr. Cemil Tugay, Foça Seçim ve Koordinasyon Merkezi’nin açılışını gerçekleştirdi. CHP Parti Meclis Üyesi (PM) ve İzmir Milletvekili Rıfat Nalbantoğlu, Foça Belediye Başkanı Fatih Gürbüz, CHP Foça İlçe Başkanı Günal Biçer, CHP Foça Belediye Başkan Adayı Saniye Bora Fıçı, partililer ve yurttaşların katılımıyla marşlar ve sloganlar eşliğinde yapılan açılış, miting havasında gerçekleşti.
“İZMİR, TÜRKİYE’YE UMUT OLDU”
Açılışta konuşan Cemil Tugay, yerel seçimlere kısa bir süre kaldığını, yurttaşların sandıkta yeni belediye başkanlarını seçeceğini anımsattı. Sosyal demokrat duruşu nedeniyle herkesin İzmir’i ayrı bir yere koyduğunu ifade eden Başkan Cemil Tugay, “İzmir bugüne kadar sosyal demokrat ve aydın duruşuyla, Cumhuriyet’e sahip çıkışıyla, Cumhuriyet’in kurucusu Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e sahip çıkışıyla Türkiye için umut oldu. Her zaman ‘İyi ki İzmir var’ dendi. ‘İzmir bu duruşuyla var oldukça, umut devam edecek’ dendi. Bizim duruşumuz her zaman olduğu gibi bu seçimde de değerli. İzmir yine umut olacak” dedi.
“PUSULAMIZI ALIP YÖNÜMÜZÜ HATIRLAYALIM”
Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik krize değinen Cemil Tugay, şunları söyledi: “Ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik tablo, yoksulluk, sosyal adaletsizlikler, kafa karıştırdı. Yandaş medya ve sosyal medyada yaratılan bilgi kirliliği ve kafa karmaşası, insanları kendilerini sorgular hale getirdi. Artık bunları aklımızdan çıkarıp, elimize pusulamızı alıp, yönümüzü hatırlatmalıyız. Yönümüz elbette ki çağdaş, laik, demokrat Cumhuriyet yönü. Yüzümüzü medeni dünyaya dönük. Ama bu yolda bugüne kadar yaptığımızdan fazlasını yapmalıyız. İzmirliler bu görevi bana verirlerse, 5 yıl için tüm sorumluluğu üstüme alıp gereğini yapacağıma söz veriyorum.”
“BİZ, İZMİR’İ KORUDUK”
İzmir’de 25 yıldır devam eden sosyal demokrat yerel yönetim geleneği olduğunu vurgulayan başkan adayı Cemil Tugay, “Bu geleneği de İzmir’i de koruyacağız. İzmir, Türkiye’de nefes alınan şehirlerden biri. İzmir’i 25 yılda CHP’li belediyeler değil de başka partiler yönetseydi bu tablo böyle olmayacaktı. Biz İzmir’i koruduk. Demokratik yapısını ve özgür ruhunu, doğasını koruduk. İzmir’i, ranta peşkeş çekilmesine karşı koruduk. Kirletilmeye karşı direndik. Ne zaman iktidar eliyle bir istismar alanı açılmaya çalışılsa, karşısında durduk. Biz de bekledik ki Türkiye’de siyasi ortam değişsin. İçinde bulunduğumuz ekonomik tablo düzelsin. Üretim artsın, istihdam gelişsin, büyüme halka adil şekilde yansısın. Büyümeyle halk zenginleşsin istedik. Bekledik ki adalet olsun, refah artsın, denizlerimiz, orman ve kıyılarımız daha çok güzelleşsin, temiz olsun. Ne yazık ki öyle olmadı. Bizi yönetenler her şeyi daha kötü yaptılar” diye konuştu.
“YENİ BİR YEREL YÖNETİM MODELİ ORTAYA KOYACAĞIZ”
Yeni bir yerel yönetim modeli yaratacaklarını açıklayan Tugay, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Artık yerel yönetimler sadece şehir düzenini sağlayıp, temizlik yapan, standart belediyecilik hizmetlerini yerine getiren kurumlar olmayacak. Kentimizin ekonomik olarak adil ve şeffaf şekilde gelişmesi için çalışacağız. Bunu başarmak için her imkanımız var. İlçelerimizi, kentimizi gözümüz gibi koruyacağız. Foça’da kimsenin mağdur olmaması için çalışacağız. Burası sosyal yaşam açısından çok zengin. Kültürel mirası açısından keyifle yaşadığı bir yer olması için elimizden geleni yapacağız. Geleceğe dair umut vaat ediyoruz.”
“KENTLERİMİZİ KRİZLERE HAZIR HALE GETİRECEĞİZ”
İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Dr. Cemil Tugay, konuşmasında hizmetlerinden dolayı tüm partililere de teşekkür ederek, “Tunç Başkanımıza da teşekkür ediyorum. Bu bir bayrak yarışı. Bu bayrağı bu kez biz alacağız. Daha hızlı koşarak, hizmetlerimizi daha ileriye taşıyacağız. Bu bir hizmet yarışı. Alnımızın akıyla bizden sonraki arkadaşlara bu görevleri onurumuzla teslim edeceğiz. Planlama ile alt yapı ve üst yapı sorunlarını düzelteceğiz. Burayı geleceğin krizlerine hazır hale getireceğiz. Denizlerimizi, balıkçılarımızı koruyacağız. Bunlar bizim görevimiz. Bunun için 24 saat çalışacağız. Tüm varlığımızla mücadele edip emek harcayacağız. Diyeceğiz ki; biz buraya getirdik, siz devam edin” diye konuştu.
“BİZE GÜVENMEKTEN ASLA VAZGEÇMEYİN”
İzmir’in hak ettiğini kendilerinin yönetiminde alacağını vurgulayan Tugay, seçmenden CHP’li başkan adaylarına güven duymasını isteyerek, “Bize güvenmekten asla vazgeçmeyin. O sandıklar aydınlık Cumhuriyet’in yanındaki insanların oyuyla patlasın. O sandık sonuçları bu ülkeyi Menemen’de öğrencileri gericilerin mezarlarını zorla ziyaret ettiren insanlara karşı bir cevap olsun. Cumhuriyet’ten, Atatürk’ten, aydınlık devrimci ruhunuzdan asla vazgeçmeyin. Yaşasın Foça, Yaşasın İzmir, Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti” dedi.
“GÜZEL BİR TÜRKİYE İÇİN ÇALIŞACAĞIZ”
Foça Belediye Başkanı Fatih Gürbüz de 5 yıl boyunca Foça’da yaşayan herkese hizmet için mücadele ettiklerini belirtti.
CHP’nin Foça Belediye Başkan Adayı Saniye Bora Fıçı ise Foça’dan İzmir’e ve tüm Türkiye’ye umudu yaymak istediklerini vurguladı. Fıçı, “Birlikte daha güzel bir Türkiye için omuz omuza çalışacağız. Burayı sadece yaşadığımız yer değil, gurur duyduğumuz yuva haline getireceğiz” diye konuştu.
CHP Foça İlçe Başkanı Günal Biçer de ilçeyi ranta karşı korumak için çalıştıklarını belirterek, “CHP demokrasinin ve tam bağımsız Türkiye yolculuğunun en büyük şemsiyesi. Herkesi bu şemsiye altına davet ediyorum” dedi.
Konuşmaların ardından Foça Seçim ve Koordinasyon Merkezi’nin açılışı yapıldı.
]]>Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin, mesleğinde belli bir başarıya ulaşmış kişilerin, paylaşmaya değer fikir, yaşam ve deneyimlerini, başta gençler olmak üzere paylaşmak için geçtiğimiz yıl başlattığı AntTalks söyleşileri devam ediyor. Antalya Büyükşehir Belediyesi Kent Tarihi ve Tanıtımı Dairesi Başkanlığı’nın organize ettiği AntTalks söyleşileri çerçevesinde, tarihçi ve akademisyen Prof. Dr. İlber Ortaylı AKM Aspendos Salonu’nda, Antalyalılarla buluştu. Prof. Dr. İlber Ortaylı, söyleşisinde “Yerel Yönetimler, Türklerin çalışkanlığı, köyden şehre göçler, köylünün desteklenmesi, üniversite sayılarının fazla olması” gibi konulara değindi.
Türkiye Cumhuriyeti’nin yetiştirdiği en önemli tarihçilerden olan Prof. Dr. İlber Ortaylı, Antalya’nın bir kültürel merkez olduğunu söyledi. Antalya’nın topraklarının da çok verimli olduğunu, havanın ve iklim şartlarının tarıma çok elverişli olduğunu ifade eden Ortaylı, çiftçilerin üretim yapmaya devam etmesi ve desteklenmesi gerektiğini kaydetti.
İlber Ortaylı, “Her ülkenin kendi milli iktisadi bünyesi ve otonom yapısı olmalı. Milli iktisadi bünyenin en önemli unsurlarından biri de tarım. Antalya bu konuda önemli bir şehir. Ama ne yazık ki köylerden şehre göçler çok fazla arttı. Türkiye’deki köylüler, köylülükten uzaklaştı. Kaçınılmaz olan oldu. Bu ülkenin toprakları çok verimli, bunu kullanmalıyız. Zirai metotlar ıslah edilip, iyi zirai planlamalar yapılmalı. Çiftçinin korunması ve sübvanse edilmesi lazım. İşçi sınıfını sefaletten kurtarırsanız, hem alıcı kitlesi artar hem de halk rahatlar” diye konuştu.
Köylülere mesleki eğitim
Köylerden şehre göçün çok arttığının sık sık altını çizen Prof. Dr. Ortaylı, bunun önün geçilmediği takdirde köylerde insanların kalmayacağını, sonrasında kalabalıklaşan şehirlerde, doğa kirlenmelerinin artacağını ve oraların da yaşanamayacak hale geleceğini ve İstanbul’daki milyonların ilk kaçış alternatiflerinden birinin de Antalya olacağını söyledi.
Köylülere eğitim vermenin önemine de değinen Ortaylı, “Köylüye, doktorluk, veterinerlik, öğretmenlik gibi eğitimleri de verip, köyde kalmalarının ve köyde yaşayan insanlara gerekli hizmeti vermelerinin sağlanması lazım. Köylüyü sadece çiftçilik, hayvancılık kalıbından çıkarmalıyız. Köylü kendi kendine yetebilmeli” dedi.
“Sosyal devrim şart”
Gelecekte bazı belediyelerin bünye değişikliğine gitmesi gerektiğini söyleyen Prof. Dr. İlber Ortaylı, şunları ifade etti:
“Gelecekte belediyeler, işçi, hayvancı, çiftçi yetiştiren merkezler açmalıdır. Ayrıca bazı yetkilerin de merkezi devletten alınıp, belediyelere verilmesi gerekir. Türkiye, şehir devrimini, yani gerekli sosyal teknik devrimi başaramazsa çok sorun yaşar. Ülkeden kaçarım diyen de hiç düşünmesin, bu kadar çok insanı kimse almaz. Ayrıca Türkler çok çalışkan olduğu için, böylesine potansiyel işgücü rakibini de işlerini kaybetmemek için istemezler”.
Söyleşinin sonunda Antalya Büyükşehir Belediyesi Kent Tarihi ve Tanıtımı Dairesi Başkanı İsmail Oskay ve Kültür ve Sosyal İşler Dairesi Başkanı Okan Yavuz, Prof. Dr. İlber Ortaylı’ya çiçek ve plaket takdim etti. – ANTALYA
]]>Tuşba ilçesine bağlı İskele Mahallesi’ne geçen yıl taşınan Avcı, çevresindeki kadınların günlerinin büyük bölümünü evde geçirdiklerini fark ederek onlar için çalışma yapmaya karar verdi.
Kadınların yeteneklerini gösterebilmelerini sağlamak ve sosyalleşmelerine öncülük etmek için geçen yıl eylülde kurs açan, mahalledeki okulun bodrum katında atölye kuran Avcı, ev ev dolaşarak kadınları kursa katılmaya ikna etmeye çalıştı.
İlk günlerde 3 kişiyle başladığı kursta şimdi 15 kadına eğitim veren Avcı, onlara eski ürünleri geri dönüşümle süs eşyasına dönüştürmeyi, dikiş nakış yapmayı öğretti.
Şişeden gece lambası, eski vazo ve iplerle abajur, kutudan çiçeklik, yağdanlıktan vazo ve el işi ürünler yapan kadınlar, bu ürünleri farklı platformlarda satışa sunarak gelir elde etmeye başladı.
“Dükkanlara, sokaklara, okula afişler astım”
Avcı, AA muhabirine, geçen yıl taşındığı mahallede açtığı kurs için ev ev dolaşarak kadınları ikna etmeye çalıştığını söyledi.
Mahalleye taşındıktan sonra kadınların evden çıkmadığını fark ettiğini belirten Avcı, “Kadınlarımız günlerini evde yemek yaparak ve televizyon izleyerek geçiriyordu. Bu durum dikkatimi çekti, ben de kadınlarımızın yeteneklerini gösterebilmeleri ve sosyalleşebilmeleri için kurs açmayı düşündüm. Uzun zamandır halk eğitim merkezinde kurs açmıyordum ancak kadınlar için bir şey yapmak istedim ve kurs başvurusu yaptım.” dedi.
Kursu ilk açtığında iki gün boyunca kimsenin gelmediğini anlatan Avcı, “Kurs açıldıktan sonra mahalleye yakın bir yer bulmam gerekiyordu ve ben de İnci Kefali İlkokulu’na talepte bulundum. Müdürümüz kursun amacını dinledikten sonra kapılarını bize açtı. İlk başladığım zaman çok büyük zorluklar yaşadım. Kadınlarımızı ikna edebilmek için mücadele ettim. İlk başlarda kapılar yüzüme kapandı. Ben de okul girişine, dükkanlara ve sokaklara afişler astım ve ardından kadınlar gelmeye başladı.” diye konuştu.
Okuldaki velilerin kursa ilgi gösterdiğini dile getiren Avcı, şunları kaydetti:
“Kursa ilk başlarda 3 kişi geliyordu, şimdi ise 15 kadına ulaştık. Önceleri dikiş nakışla başladık fakat kadınlarımız daha farklı şeyler yapmak istediklerini söyledi. Ben de geri dönüşüm kapsamında evde kullanmadıkları eşyaları getirmelerini istedim. Getirilen eşyalarla farklı ürünler yaptık. Kadınlarımız, aile bütçesine katkı sağladıklarını görünce işe daha sıkı bağlandılar. Geri dönüşümden elde ettiğimiz ürünleri Türkiye’nin birçok noktasına gönderiyoruz. Evimizde bulunan eskimiş tabak, bardak, kavanoz ve çöpe atılacak ürünleri toparlayıp geliyoruz. Sadece atıl durumdaki malzemeleri kullanmıyoruz, bizi sokaklarda ve göl kenarında ürün toplarken görebilirsiniz.”
“Okul olarak kadınlarımızın yanındayız”
Okul Müdürü Önder Baki Güden ise velilerin kursa katılım sağlamasının mutluluğunu yaşadığını ifade etti.
İhtiyaç olması halinde kursa yardımda bulunduklarını belirten Güden, “Kadın velilerimizin kursa katılması sonucu güzel ürünlerin ortaya çıktığını gördük. Ürünlerin geri dönüşüm kaynaklı olması ve aile bütçelerine katkı sağlaması çok güzel bir şey. Okul olarak kadınlarımızın yanındayız.” dedi.
Kursiyerlerden Yıldız Avcı da torununun okulda öğrenci olduğunu belirterek, “Neriman hoca sayesinde evde oturmaktansa bütün günümüz okulda geçiyor. Neriman hoca bizi getirmek için çok uğraştı, biz de kırmadık. Elimizden geldiğince ürünler üretiyoruz ve satarak aile bütçesine katkı sağlıyoruz. Ailem de bana destek oluyor.” ifadelerini kullandı.
]]>AVUKATI ARACILIĞIYLA ŞİKAYETÇİ OLACAK
Heyecanla kargo paketini açan genç kadın, tablet yerine taş çıkınca hayatının şokunu yaşadı. Zengin, o anki şaşkınlığıyla tableti aldığı internet sitesini aradı. Siteden sorun olmadığı, kargo şubesinde sorun olabileceği cevabını aldı. Bunun üzerine kargo şubesine başvuran Sibel Zengin, buradan da karşılık alamayınca Tüketici Hakem Heyeti’ne başvuru yaptı. Zengin, avukatı aracılığıyla da şikayetçi olacağını belirtti. Engelli kadın şimdi Tüketici Hakem Heyeti’nden çıkacak kararı bekliyor.

“TABLET BEKLERKEN TAŞ GELDİ”
Bedensel engelli Sibel Zengin, “2 Şubat Cuma günü bir teknolojik mağazadan tablet satın alımı gerçekleştirdik. Cuma günü aldığımız için araya hafta sonu girdi. 5 Şubat’ta biz kargomuzu almak üzere; ben engelli olduğum için evden bizzat aile büyüğümden birini gönderdim. Onlar da gidip alıp getirdi. ‘Hayırlı olsun’ diyerek açmak istedi dayım. Açınca içinde kare şeklinde bir taş gördük.” dedi.

“SATICI ‘BİZ DÜZGÜN ŞEKİLDE KARGOLADIK’ DEDİ”
Zengin, “Kutusu da büyük bir şekildeydi. Hani biz bunun üzerine her yere bildirdik. Mağaza ve kargo şubesini aradık. Mağaza kendisi kabul etmedi bunu. Aldığım mağaza, ‘Diğer satıcı mağazaya söyleyin’ dediler. Biz de satıcı mağazayı aradık. Bayağı bir onlar ilgilendiler, baktılar, incelediler. Bir süre haber gelmedi zaten. Dediler, ‘Kargoluktur sorun.’ Biz kargonun genel müdürlüğünü aradık. Genel müdürü de bütün kayıtları, transfer sürecini, hepsini incelediğini beyan etti. ‘Bu bizlik değil, satıcının suçu’ dediler. Biz de satıcıya tekrar döndük. Aradık, satıcı da ‘Biz düzgün bir şekilde kargoladık’ dedi.” ifadelerini kullandı.

“TAŞI GÖRÜNCE ŞOK OLDUM, 20 BİN LİRA VERDİM”
Dolandırıcı mağduru Zengin, “20 bin lira söz konusu ortada, iki tarafta suçu birbirine atıyor. 20 bin liralık bir tablet satın aldık. Satıcıyı aradığımızda, ‘Aldığınız internet sitesi üzerinden satıcıya iade edin, iade olursa ürününüz, paranızı alırsınız’ dediler. Biz iade ettik. İadeyi reddettiler, içinde taş olduğu için kabul etmediler. Tutanak gönderdiler iade olmadığına dair. Gelen taş da şu şekilde. Ben şikayetçiyim, böyle durumda şikayet edilmesi gerekiyor. Tüketici hakem heyetine de başvuru yaptık. Mağdur oldum, bu resmen insanları dolandırmak. Avukatımızla hukuki süreci başlatacağız. Yani taşı görünce şok oldum, 20 bin lira verdim. Birazcık zoruma gitti, üzüldüm. Ben para biriktirerek aldım o ürünü. Böyle bir taş geldi bize, şok olduk. Tablet beklerken taş geldi. Yani aldığımız tablet yok” diye konuştu.

“CEP TELEFONU YERİNE SALATALIK…”
Tüketici Konfederasyonu (TÜKONFED) Başkanı Aydın Ağaoğlu, “Bu internet üzerinden yapılan açık bir dolandırıcılık. Fakat tüketiciler artık bilinçlendi. Tanınmış internet satış portalları üzerinden alım yapıyorlar. Ucuz da bulsalar güvenmedikleri yerlere girmiyorlar. Şikayet sitelerinden sorguluyorlar. Tüketici bilinçlendi ama görülüyor ki güvenilir büyük internet satış portalları da bu tür sahtekarlara, dolandırıcılara, mağazalarına açıyor sayfalarını ve orada satış yapmalarına müsaade ediyor.” dedi. Ağaoğlu, “Burada taş gönderilmesinin sebebini de size söyleyeyim. Savcılık açısından soruşturulduğunda ‘Depocu karıştırmış bu bir dolandırıcılık değil’ demek için bazı açgözlü satıcılar cep telefonu yerine salatalık, tablet yerine de taş gönderebiliyor” ifadelerini kullandı.
]]>Devjee, Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu (ADF) 2024’te, AA muhabirinin sorularını yanıtladı.
Güney Afrikalı Devjee, ülkesinin Uluslararası Adalet Divanına (UAD) yaptığı başvuruya ilişkin, Güney Afrika’nın dış politikasının insan hakları, adalet ve özgürlüğe dayalı olduğunun anlaşılmasının önemli olduğu vurguladı.
Devjee, Güney Afrika, Gazze ve Filistin’de olanları değerlendirdiğinde, “Ülkemizde, Güney Afrika’da benzer baskı, adaletsizlik ve ‘apartheid’ı tecrübe ettik. Aslında Filistin’i, işgal altındaki Filistin’i ziyaret eden Güney Afrikalı liderlerin çoğu Gazze’de gördüklerinin Güney Afrika’da yaşananlardan 10 kat daha kötü olduğunu belirtti. Uluslararası Adalet Divanına yapılan başvuru da buna dayanıyor. Adalet, özgürlük, Gazze ve Filistin’deki baskının son bulmasını istiyoruz.” ifadelerini kullandı.
Bu nedenle İsrail’e karşı bir tavsiye ve yargıda bulunulması için başvuruyu mahkemeye taşıdıklarını kaydeden Devjee, “Çünkü İsrail’in apartheid uyguladığına, Filistinlilere karşı soykırım yaptığına inanıyoruz. Bu tolere edilemez. Bu (mahkeme) adaletsizlik duygusuyla bu ortaya çıktı. Güney Afrika hükümeti, bu soykırımı sonlandırmak için başvuruda bulundu.” dedi.
Devjee, UAD’ye başvurusunun ardından Güney Afrika hükümeti üzerinde davadan vazgeçmesi için çok fazla baskı olduğunu belirterek, “Aslında birçok ülke, Güney Afrika’nın UAD’de bir davası olduğuna inanmadı ancak UAD’nin Güney Afrika lehine bir karar almasıyla herkes bunun çok ciddi bir dava olduğunu fark etmeye başladı.” ifadesini kullandı.
İsrail’e silah satan ülkeler UAD kararının “soykırım” olmasından korkuyor
Birçok ülkenin İsrail’e silah satışını durduğuna dikkati çeken Devjee, bu ülkelerin, mahkemenin “İsrail soykırım yapıyor” kararı vermesinden, buna dahil edilmekten ve soykırımın suç ortağı olmaktan korktuklarını söyledi.
Devjee, bunun Gazze’de şu anda olanları insanların nasıl gördüğü üzerinde büyük bir etkisi olduğunu vurgulayarak, “Bir değişim var. Artık kesinlikle biliyoruz ki Batılı ülkeler bize gelip insan hakları, baskı ve özgürlük hakkında konuşamaz. Çünkü o haklarını bu şekilde davranarak kaybettiler, İsrail’i desteklediler ve Filistinlilerin soykırımının suç ortağı oldular.” diye konuştu.
Bu davanın Gazze ve Filistin’e etkisine ilişkin Devjee, “küresel güney” olarak adlandırılan ülkelerin daha fazla sosyal dayanışmada bulunduğu bir döneme girildiğini ifade etti.
Devjee, “Avrupa, Amerika değil. Latin Amerika, Güney Amerika, Afrika ve Orta Doğu’daki ülkeler bir araya gelerek her ülkeye eşit şekilde davranılan yeni bir uluslararası düzen ve kurallar istiyor” dedi.
“Soykırım ve baskı yapan bir ülkenin ceza almadan kurtulmasına izin veremezsiniz”
Herhangi bir ülkenin adaletsizlik ya da hata yapması durumunda hesap vermesi gerektiğini dile getiren Devjee, “Bu nedenle Güney Afrika, UAD’ye gitti. Soykırım ve baskı yapan bir ülkenin ceza almadan kurtulmasına izin veremezsiniz. Daha fazla ülke Gazze ve Filistin’de olanları; İsrail, ABD ve İngiltere’nin oynadığı rolü anlamaya başladıkça, daha fazlası yeni bir dünya düzenine ve ülkeler arasında yeni bir dayanışmaya ihtiyaç olduğunu fark edecek.” diye konuştu.
Gazze ve Filistin ADF’nin merkezinde
ADF’deki panellerin çok ilginç olduğunu kaydeden Devjee, Gazze ve Filistin meselesinin ADF’deki etkinliklerin merkezinde yer aldığını dile getirdi.
Devjee, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın konuşmasının da çok önemli olduğuna işaret ederek, “Çünkü (Erdoğan) Gazze ve Filistin’in uluslararası politikaya ve düzene ne nasıl baktığımızı yeniden tanımladığından, uluslararası örgütlerin Gazze, Filistin ya da başka bir yerde herhangi bir çözüm sağlamaktaki rolünden bahsetti.” diye konuştu.
Masum insanlara sürekli baskı yapılamayacağını ve öldürülemeyeceklerini aktaran Devjee, “Bu durmalı ve Antalya’daki gibi bir forum farklı grupları ve insanları bir araya getirerek tartışma ortamı sağlıyor, bu çok önemli. Ne olduğuna dair tartışmalara ve bir anlayışa ihtiyaç var.” dedi.
]]>Ouchhh Stüdyonun kurucu ortakları Ferdi Alıcı ve Eylül Duranağaç Alıcı’nın “Human Cell Atlas” adlı eseri geçen haftalarda SpaceX roketi ile Ay’a iniş yaptı.
Dünya prömiyerini Art Dubai’de gerçekleştiren eser, bir yandan sonsuza dek Ay yüzeyinde kalacak bir yandan da İstanbul dahil dünyanın pek çok sanat başkentinde sergilenecek.
Fuara, Hilton Contemporary galeriyle birlikte katılan eserin iki sanatçısından biri olan Ferdi Alıcı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, projenin yaklaşık 5 yıl önce CERN ile yaptıkları iş birlikleriyle başladığını belirterek, “Bilim insanlarının katkılarıyla CERN’e her yıl bir dijital sanat eseri üretiyoruz, orada sergilenmek üzere. Bu eserlerin sonuncu ise Human Cell Atlas oldu.” dedi.
“İnsanlığın sanatsal portresini ortaya çıkartmaya çalıştık”
Sanatçı, “Human Cell Atlas” projesinin dünyada insan vücuduyla ilgili üretilmiş en büyük veri seti olduğunu aktararak, şöyle devam etti:
“Binden fazla enstitü bir araya gelerek, insan vücuduyla ilgili en büyük haritalamayı yapıyorlar. Burada yaklaşık 32 trilyon insan hücresinden bahsediyorum, bunun bir veri seti olduğunu hayal edin. Bu harita sayesinde araştırmalarda fark edemeyecekleri bağlantıların ortaya çıkmasını ümit ediyorlar. Ayrıca bazı hastalıkların şifasını bulmak ve tüm bilim camiasına bu verileri açmak, amaçları arasında. Biz de bu muhteşem veriyi alıp yapay zeka aracılığıyla besleyerek insanlığın sanatsal portresini ortaya çıkartmaya çalıştık.”
Bu tarz çalışmalarda, bilim ve sanatın birbirine ilham verdiği alanlar olduğuna işaret eden Alıcı, “Acaba makinalar insandan gelen verileri kullanarak kendi gözlerinden bizi nasıl görüyorlar? Bu sorunun peşinden gittik. Bilim insanları açısından da bizlerle paylaştıkları o soğuk rakamların, projenin sonunda böylesi şiirsel veri heykellerine ve boyamalarına dönüştüğünü gördüklerinde çok mutlu oldular.” değerlendirmesinde bulundu.
Ferdi Alıcı, projeyi tamamladıkları sırada rastlantısal bir şekilde Ay’a gönderilmesi planlanan bir SpaceX roketiyle ilgili davet aldıklarını aktararak, şunları kaydetti:
“3 farklı kurum bir araya gelerek uzay tarihinde ilk kez Ay yüzeyine iniş yapan roketi tasarladılar. Böylesine tarihi bir projeyi hazırlarken 300’den fazla sanatçıyı Ay yüzeyinde kalıcı olarak hazırlanacak ilk dijital müzeye davet ettiler. Bu sanatçılar arasındaki tek Türk yapay zeka veri sanatçısı biz olduk. Yani dünyanın pek çok önemli başkentinde büyük projelere imza attık ama uzayda gerçekleşen bir işe imza atmak çok gurur verici oldu bizler için.”
“Uzayda yapay zeka sanatıyla üretilmiş ilk sanat eserini Türkler yapmış oldu”
Eserin, tamamlandıktan sonra New York’ta bir laboratuvarda nano-teknoloji ile bir diskin üzerine kazındığı bilgisini veren Alıcı, “Daha sonra bu disk Kennedy Space Center’da aya iniş yapacak SpaceX roketinin üzerine monte edildi. Yaklaşık 11 defa ertelendi, ay yörüngesinde 4 gün boyunca dolandıktan sonra yüzde 50 ihtimalle Ay yüzeyine inişinde çarparak düşme ihtimali olmasına rağmen sağ salim inişini yaptı ve sanat tarihinde bir ilki başararak Ay’da yapay zeka sanatıyla üretilmiş ilk sanat eserini Türkler yapmış oldu.” ifadelerini kullandı.
Yeni medya sanatçısı Alıcı, eserin ay yüzeyine indikten sonra dünyada ilk sergilendiği yerin Art Dubai olduğuna dikkati çekerek, “Burası için özel bir edisyon ürettik. Bütün büyük şehirlerde de eserin sergilerine devam edeceğiz. İstanbul’a da özel olarak gelmek istiyoruz. X Media Art Museum kendi vatandaşlarımızla paylaşmak için heyecanla bekliyoruz.” dedi.
Ouchhh Studio; Tokyo, New York, Los Angeles, Roma, Moskova, Prag, Brüksel ve Hong Kong dahil bir çok şehirde yaklaşık 75 kamu sanat projesi oluşturdu.
Fuar öncesi tüm bilet satışlarından elde edilen gelirin yüzde 25’inin, Gazze’deki sivillere destek için Birleşik Arap Emirlikleri’nin Kızılay Derneği üzerinden bağışlanacağını açıklayan sanat fuarı Art Dubai, bugün sona eriyor.
]]>“3 Mart Dünya Kulak ve İşitme Günü” kapsamında Harbiye Askeri Müzesi’nde 4. İşitme Teknolojileri Sempozyumu düzenlendi.
Sempozyumda AA muhabirine açıklamada bulunan Koç Üniversitesi Kulak Burun Boğaz (KBB) Ana Bilim Dalı Odyoloji Bölümü Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Ahmet Ataş, Türkiye’de yetişkinlerde meydana gelen işitme kaybının en büyük etmeninin gürültü olduğunu, yaşa bağlı işitme kaybının da 60’lı yaşlarda meydana geldiğini söyledi.
Ataş, yapılan bilimsel çalışmalarda 65 yaş üstü nüfusun yüzde 50’sinde işitme kaybı olduğunu ve işitme kaybıyla demans ve Alzheimer arasında yakın bir ilişki bulunduğunu dile getirdi.
İşitme kaybıyla birlikte zaman içerisinde konuşmayı anlamakta problemler başladığını söyleyen Ataş,” Gürültülü bir ortama, bir arkadaş çevresinde aynı anda birkaç kişinin konuştuğu ortama girdiğinde söylenenleri yanlış anlamaya başlıyor. Birkaç defa tekrar ettiğinde diğer insanların tepkisine maruz kalıyor. Konuyla alakasız bir soruyla karşılaşıldığında insanlar, ‘Ne diyor bu?’ diye yaklaşım sergiliyorlar.” dedi.
Ataş, işitme kaybı yaşayan insanların bu yaklaşım nedeniyle diğer insanlara sorular sormamaya karar verdiğini belirterek, şunları kaydetti:
“Bir sonraki toplantıda konuşmalara, sohbete katılmama eğilimi başlıyor, zaman içerisinde bu eğilim evde oturmaya dönüyor. Bu da maalesef insanı olağanüstü bir yalnızlaşmaya itiyor. İnsanlar sohbet ederken söylenenleri anlamadığı için farklı şekilde yargılanma riskine düşmemek adına evde oturmayı tercih etmeye başlıyor. Bu yalnızlık da maalesef demans ve Alzheimer sürecini olağanüstü şekilde hızlandıran bir süreç.”
“Hafif derecede kayba da işitme cihazı kullandırmaya çalışıyoruz”
İşitme kaybının demans ve Alzheimer üzerindeki etkilerinin bu kadar güçlü olduğunun son 10 yıldır bilindiğini dile getiren Ataş, “20 yıl önce, ‘Gündelik yaşamınızı etkilemeye başladığı zaman gelin, cihaza başlayalım’. derdik. Fakat son 10 yıldır işitme kaybını çok hafif derecede olsa görür görmez işitme cihazı kullandırmaya çalışıyoruz. Çünkü işitme kaybı hafif derecede bile olsa üzerinden zaman geçtikçe konuşmayı anlama becerisini olumsuz etkiliyor.” diye konuştu.
Ataş, yeni doğan çocuklarda da ülkede yaklaşık 15-16 yıldır işitme testi yapıldığını, bu konuda Sağlık Bakanlığının olağanüstü güzel bir çalışma yürüttüğünü, dünyadaki gelişmiş ülkeler seviyesine ulaşıldığını, Türkiye’de her yıl doğan yaklaşık 2-3 bin çocuğun tanılamasının bu testlerle mümkün olduğunu aktardı.
Tedavi için kritik yaş: 2
Ataş, amaçlarının, çocukları ilkokula başladığında normal işiten, kendilerini ifade edebilen, konuşabilen insanlar haline getirmek olduğunu vurgulayarak, çocuklarda erken teşhisin önemini şu sözlerle anlattı:
“Doğuştan işitme kayıplarında maksimum 2 yaş mümkün olduğu kadar. Hedefimiz, 1 yaşına kadar bunu yakalamak, taramanın mantığı buna dayanıyor. Ama 2 yaşına kadar yakaladığımızda çocuğu, işitme cihazına ihtiyacı varsa uyguluyoruz, implant gerekiyorsa o uygulanıyor. Amacımız, bir an önce henüz beyninde miyelinizasyon dediğimiz sinirlerin gelişimi tam oluşmadan erken dönemde yakalayıp o gelişime ulaşabilmek.”
“Koklear implant ile yüzde 99’un üzerinde bir başarı elde ediyoruz”
İleri düzey işitme kayıplarında implantın başarı oranına da dikkat çeken Ataş, “Bunun için radyolojik, odyolojik değerlendirmeler yapıyoruz. İç kulak yapısı, sinir yapısı koklear implant uygulamaya uygunsa çocuğun zihinsel performansı gibi diğer etmenleri de, nörolojik etkilenmesi var mı yok mu bunları da göz önünde bulunduruyoruz. Koklear implant yapılmasında herhangi bir sakınca olmaz ve uygularsak genelde yüzde 99’un üzerinde bir başarı elde ediyoruz.” dedi.
İşitme Cihazı İthalatçıları Derneği (İŞİTDER) Başkanı Ersin Oray da işitme sorunlarına farkındalık oluşturmak için belirlenen önemli günde sempozyumu düzenlemekten mutluluk duyduklarını söyledi.
Oray, amaçlarının, işitme sağlığının önemini tüm vatandaşlara duyurabilmek olduğunu, işitme bozukluklarının dünyada 1,5 milyardan fazla insanı etkilediğini, ülkede de yaklaşık 15 milyon kişinin bu sorunları yaşadığını düşündüklerini ifade etti.
İşitme kaybı yaşayan insanlara bir an önce ulaşmaları gerektiğini vurgulayan Oray, “Çünkü işitmenin kaybedilmesi, özellikle ileriki yaşlarda demans ve Alzheimer gibi birtakım sonuçlar doğurabiliyor. Bunların giderilmesi açısından bir an önce işitme sağlığımızı ölçtürmemiz gerekiyor. Gerekli önlemleri alıp işitme aletlerini, işitme implantlarını kullanmamız gerekiyor. Bu anlamda Türkiye’de işitme cihazı ve işitme implantı kullanan insanların sayısının şu anda olması gerektiğinden çok daha az olduğunu düşünüyoruz. Halkımızı bu konuda bilinçlendirmek için bu önemli günde böyle bir sempozyum düzenledik.” ifadelerini kullandı.
Oray, yetişkinlerde işitme kaybının, doğal yaşlanmanın dışında, gürültülü ortamlarda fazla kalma, yüksek sesle müzik dinleme gibi durumlardan kaynaklandığını söyledi.
“İşitme kaybının düşük seviyelerde olması bile demans ve Alzheimer’i tetikleyebilir”
Zamanında tedavinin önemine vurgu yapan Oray, “Eğer tedavi edilmezse, demans, Alzheimer gibi hastalıklara yol açma, diğer nedenlere göre çok daha yüksek bir oranda seyrediyor maalesef. İşitme kaybının düşük seviyelerde olması bile demans ve Alzheimer’i tetikleyebilir. Bununla ilgili pek çok bilimsel araştırma var. O yüzden işitme sağlığımızın önemini her ortamda vurgulamalıyız. Mümkünse 6 ayda bir işitme taramamızı yaptırmalıyız, özellikle belli bir yaştan sonra, 65 yaşından sonra.” diye konuştu.
Oray, işitme kayıplarının tedavisinde KBB hekimleri ve odyologların karar vermesi gerektiğini, karara göre işitme cihazı veya koklear implant tedavisinin uygulandığını sözlerine ekledi.
]]>Tarım ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar (DKMP) Genel Müdürlüğü ile Dicle Üniversitesi (DÜ) işbirliğiyle kurulan Dicle Yaban Hayvanı Kurtarma ve Rehabilitasyon Merkezi’nde ameliyathaneler, rehabilitasyon merkezleri, gözlem ve karantina odalarıyla yaban hayvanları tedavi ediliyor.
Kurt, alaca sansar, çakal, oklu kirpi, yaban kedisi, dağ keçisi, kaçakçılardan kurtarılan yavru sincaplar, nesli tükenme tehlikesi altında olan Fırat kaplumbağası, kara leylek ve çok sayıda şahin, kartal ve puhunun tedavi ve rehabilitasyonun yapıldığı merkez, ayrıca DÜ Veteriner Fakültesi son sınıf öğrencilerinin akademik gelişimine de katkı sunuyor.
Eğitim programı kapsamında salı ve perşembe günleri merkeze gelen öğrenciler, kadavra, doldurulmuş ve dondurulmuş yaban hayvanları yerine canlılarla uygulamalı eğitim görüyor.
Veteriner hekim adayları alanında uzman akademisyenlerin yanı sıra DKMP Diyarbakır Şube Müdürlüğünde yaban hayvanları üzerine çalışma yürüten veteriner hekim Kasım Ertürk ve Emre Yalçın tarafından birçok konuda destek alıyor.
“Her yerde yaban hayvanı merkezi yok”
Dicle Yaban Hayvanı Kurtarma ve Rehabilitasyon Merkezi Müdür Yardımcısı Prof. Dr. Alaeddin Kaya, AA muhabirine, veteriner hekim adaylarına teorik derslerin yanı sıra merkezde biyoçeşitlilik ve ekolojik yaban hayatı kapsamında pratik dersler verdiklerini söyledi.
Türkiye’nin birçok ilinde veteriner fakültesi bulunduğunu fakat yaban hayvanı merkezi olmadığını kaydeden Kaya, öğrenciler için yaban hayvanlarını tanıma ve yapılacak uygulamaları bilmeleri konusunda böyle bir merkezin varlığının çok önemli ve faydalı olduğunu belirtti.
Öğrencilere diğer kliniklerde pet ve evcil hayvanları tanıma noktasında yeterince imkan sağlandığını ifade eden Kaya, şöyle konuştu:
“Her yerde yaban hayvanı merkezi yok. Bu nedenle merkez Veteriner Fakültesi için büyük bir avantaj sağlıyor. Daha önce çok nadir gördüğümüz bazı özel türleri merkezde yakından görme imkanı var. Burada bu kadar çeşitli kuşu, memeliyi veya sürüngeni yakından görmek önemli. Bu hayvanlara dokunmak, onları tanımak ve onların davranışını görmek büyük bir avantaj. Bu yaban hayvanlarını tanımaları, bunlara yapılacak müdahaleleri bilmeleri açısından Veteriner Fakültesi öğrencileri büyük bir şans yakalamıştır.”
“Akademik çalışmalar yapacağız”
Öğrencilerden Mehmet Can Eşgin de merkezin öğrenciler için büyük bir fırsat olduğunu dile getirerek, Türkiye genelinde bu uygulamayı yürüten pek fazla veteriner fakültesi olmadığını söyledi.
Meslek hayatlarında çok fazla yaban hayvanıyla karşılaşmadıklarını belirten Eşgin, merkezde gördüğü eğitimin akademik gelişimine büyük katkı sağlayacağını aktardı.
Eşgin, “Özellikle Avrupa ve Amerika’da geniş kapsamlı çalışmalar yürütülüyor. Türkiye’de son zamanlarda yaygınlaşmaya başladı. Bu da yaban hayvanı merkezlerinin yaygınlaşmasıyla oluyor. Önümüzdeki yıllarda biz de bu akademik çalışmaları yapacağız. Daha önce bir kurt, puhu veya leyleği yakından görmemiştik. Merkez sayesinde onlara müdahale etme şansı bulduk. Onların nasıl tedavi edildiğini gördük.” ifadelerini kullandı.
Berna Töre ise okudukları dönemde pet hayvanları ve diğer evcil hayvanlar üzerinde eğitim gördüklerini kaydetti.
Merkez sayesinde yaban hayvanlarını da yakından tanıma fırsatı yakaladıklarını anlatan Töre, “Bu alanda bize çok büyük katkısı olduğunu düşünüyorum. Daha önce şahin ya da baykuşa yakın temasım olmamıştı. Şimdi ise nasıl tedavi edildiklerini öğreniyoruz.” dedi.
]]>Merkez Bağlar ilçesinde bulunan 9 kurs yeri, Bağlar Belediyesi’nin Valilik nezdinde Halk Eğitim Merkezi ile yapılan protokolleri çerçevesinde açtığı 80 atölye ile özellikle dezavantajlı kadınların deprem ve pandemi sürecinde yararlanmalarını sağladı.
Buraya gelen kadınlar, katıldıkları atölyelerde zamanlarını değerlendirip hem el becerilerini geliştirdi, hem de aile ekonomisine kimi yerde yaptıklarını satarak katkı sağladı, kime yerde ise ücret verilecek işleri burada yapıp masraftan kısmayı sağladı.
Bağlar Belediyesi Kadın ve Aile Hizmetleri Müdürü Neşe Anlı, 9 kurs yerleri olduğunu, bölge olarak deprem, pandemi gibi çok kötü sorunlar yaşadıklarını hatırlatarak bu süreçte ev kadınlarının kendilerini rahatlatacak ortamlar bulamadığını söyledi.
400 bin gibi bir nüfusu olan bir ilçenin belediyesi olduklarını dile getiren Anlı, en çok yoksulluğun yaşandığı bir ilçede olduklarını, bununla ilgili vatandaşlarla toplantı ve istişareler yaparak akla gelmeyen o kadar talepleri oldu ki, mutlulukla bunları dinledikleri ifade etti.
“Nasıl detaylandırırız diye düşünürken baktık ki onlar bizi yönlendirmiş” diyen Anlı, şöyle konuştu:
“Sosyal belediyecilik bu oldu. Halkla beraber yürümenin vermiş olduğu avantajları da kullandık. Valilik nezdinde halk eğitim üzerinden protokollerimiz vardı. Usta öğreticilerimizle bunlar hayata dönüştürülsün, ev ekonomisine katkı sunsun. Buraya geldikleri zaman farklı arkadaşlar, sosyal ortam buluyorlar. Daha çok bilgi akışını sağlayacakları ortam oluyor. Çünkü bilginin sınırı yok. Tekstile geliyordu, bir baktı ki aşçılık kursu var. Bu yörenin kadınları çok güzel yemek yaparlar, teknik yemek yapmayı burada öğrendiler. Yüzme kursunu gördüler. Çocukları olan anneler, çocukları okula giderken akran zorluğu yaşıyordu. Bununla ilgili de eğitimleriniz var mı, bize bununla alakalı eğitim verirseniz biz, bu çocuklara nasıl yaklaşırız? Sadece tekstil atölyelerimiz ile değil, 80 farklı atölyemiz var.”
İmkanlar sağladığı için belediye başkanına teşekkür eden Anlı, “Kursiyerlerimiz öğrendikçe heyecanla daha farklı talepleri oluyor. Profesyonel bir iş yapmıyoruz. Ama ev gittikleri zaman her hangi bir objeyi değerlendirebiliyorlar. Attık malzemelerden kullanabilecekleri ev eşyası üretebiliyorlar. Çocukları oyuncaklar üretebiliyorlar. Detaylandırmak o kadar çok ki, kısa hatlarla belirtebiliriz. 30 bine yakın kadın kursiyerimiz faydalandı” dedi.
Kursta usta öğretici olan Fatma Taşkesen, daha çok kadınlara yönelik kursları olduğunu söyledi. Kursiyerlere ilk önce makine eğitimi verdiklerini aktaran Taşkesen, “Daha sonra karma olarak istedikleri ürünleri dikme şansı veriyoruz. Hem ev ekonomisine katkıları çok oluyor. Hem de kendilerine özgüven geliyor. Deprem sürecinde psikolojik çok sorun yaşadıkları için buraya gelip kendilerini adapte ediyorlar. Ürünlerimiz daha çok geri dönüşümlü olarak çalışılıyor. Nevresim, pike takımı, el örgüsü, seccade, koltuk ayaklığı, yatak örtüleri, genç kızları varsa kızların çeyizine daha çok katkı da olsun diye çeyizlik ürünlerde diktiriyoruz” ifadelerini kullandı.
Kursiyer Berivan Yetiştiren ise buraya gelerek el becerilerini gösterdiklerini dile getirerek, “Kendimizi daha rahat hissedebiliyoruz. Evde olan eşyaları buraya getirip değerlendirebiliyoruz. Satarak ailemize katkıda bulunabiliyoruz” şeklinde konuştu. – DİYARBAKIR
]]>Tepebaşı Belediyesi Metin Özöğüt Yaşam Merkezi’nin açılış töreni, Tepebaşı Belediye Başkanı Dt. Ahmet Ataç’ın yanı sıra Özöğüt ailesi ve çok sayıda vatandaşın katılımı ile gerçekleşti. Etkinlik, Tepebaşı Belediyesi temizlik emekçilerinden oluşan Eko-Şov Ritim Grubu ve Metin Özöğüt Yaşam Merkezi sakinlerinin bir araya geldiği Deneyimliler THM Korosu’nun dinletileri ile başladı. Daha sonra konuşmalara geçilen programda Metin Özöğüt Yaşam Merkezi sakinleri Ayhan Tunçer, Turgut Atabay ve Abdullah Aköz söz alarak duygularını paylaştı.
“Burada kendi evimizden daha rahatız”
Metin Özöğüt Yaşam Merkezi sakini Ayhan Tunçer, “Ben, evimizin en yaşlısıyım ve 95 yaşındayım. Bize bu güzel evde yaşamayı hediye eden, yaşam evimizi bize bağışlayan Metin Özöğüt’ün ruhu şad olsun, tüm ailesi sağlıkla yaşasın. Kendilerine teşekkürler ediyoruz. Evimiz bizi her şeyden koruyan bir yer. Burada kendi evimizden daha rahatız. Artık kendime yetemeyince buraya gelmeye karar verdim, 8 aydır buradayım. Bu ev beni eski hayatıma döndürdü. Müzik, spor, resim, gezi etkinliklerimiz var. Ben evden çıkamayan bir insandım, gençlik hayatıma döndüm burada” dedi.
“Kanser hastasıydım, hastalığımı burada yendim”
Abdullah Aköz ise merkezden duyduğu memnuniyeti belirtirken, “Sayın Belediye Başkanımız Ahmet Ataç Bey ve Özöğüt ailesine saygılarımı sunuyorum. İlk geldiğimde tedirgindim. Kanser hastasıydım, hastalığımı burada yendim. Buna vesile olan doktorlarımıza ve sağlık ekibimize minnettarım. Çok teşekkür ediyorum, Allah razı olsun” diye konuştu.
“Büyüklerimizle yakından ilgileniyoruz”
Daha sonra konuşan Tepebaşı Belediye Başkanı Dt. Ahmet Ataç da “Büyüklerimizin konuşmalarından sonra söylenecek çok da şey yok. Burası demek ki hayat uzatıyor, insanlarımıza hayat veriyor. Bir hekim olarak o kadar mutluyum ki anlatamam. Metin Özöğüt Ağabey’i çok iyi tanırdım, dostluğumuz vardı. Kendisini kaybettikten sonra oğlu Mustafa Kemal bir gün beni ziyaret ederek, babasıyla ilgili böyle bir yardım yapmak istediklerini söyledi. Bu bambaşka bir proje oldu, Yaşam Köyü’ndeki Alzheimer Konuk Evi ve Sağlıklı Yaşlılar Konuk Evimizden edindiğimiz tecrübe ile projeyi bugünlere getirdik. Özöğüt ailesine burada kalan güzel insanlar ve kendi şahsım adına teşekkür ediyorum. Burada sadece istirahat değil, büyüklerimize yeni bir yaşam verilmesi çok önemli. Sağlık, sosyalleşme, müzik, sanat faaliyetleri gibi bir organizasyonumuz var. Ayrıca sağlık ekibimiz var, değerli büyüklerimizle çok yakından ilgileniyoruz. Buranın da parmakla gösterilmesini istiyorum. Bakın, burası pandemi esnasında yapıldı. Tepebaşı Belediyesi covid döneminde boş durmadı ve böyle bir tesisi Eskişehir’e kazandırdı” dedi.
“Gerçek belediyecilik budur”
Başkan Ataç daha sonra belediyecilikte sosyal projelerin önemine vurgu yaparak, “Belediyecilik, sadece yol yapmak, çöp toplamak değildir. İnsanların ihtiyaçları artık çok farklı noktalara geldi. Bazıları yapılan işleri anlamak istemiyorlar ama gerçek belediyecilik budur. Her yaştan insanımıza, bebeklikten deneyimli döneme kadar, değer vermek, daha iyi şartlarda yaşatabilmek, şehri bu şekilde yönetebilmek çok önemli. Bugün Eskişehir parmakla gösteriliyorsa, altında yatan bu projelerdir. Belediye başkanları insana dokunmayı çok sever, doğrudur. Ama insana dokunan proje olursa o çok daha başkadır. İşte bu proje, insana dokunan bir proje. İyi ki bu projeyi yapmışız. İyi ki Özöğüt ailesi gibi güzel dostlarımız var. Burası çok örnek oldu, bugün hala insanlarımız gelip Tepebaşı’na bu şekilde bağış yapmak istiyor, bu da bizleri yüceltiyor” sözlerini kullandı.
Daha sonra Özöğüt ailesi mensupları da söz alarak Tepebaşı Belediyesi’ne ve Başkan Ataç’a hayata geçirilen merkezden dolayı teşekkürlerini iletti. Başkan Ataç da Özöğüt ailesi tarafından inşaat giderleri karşılanan merkeze katkılarından dolayı aile fertlerine plaket takdim etti. Konuşmaların ardından Metin Özöğüt Yaşam Merkezi açılış kurdelesi, katılımcılar tarafından kesildi. – ESKİŞEHİR
]]>Tepebaşı Belediyesi Metin Özöğüt Yaşam Merkezi’nin açılış töreni, Başkan Ataç’ın yanı sıra CHP Eskişehir Milletvekili Jale Nur Süllü, İl Başkanı Talat Yalaz, Özöğüt ailesi ve çok sayıda vatandaşın katılımı ile gerçekleşti.
Etkinlik, Tepebaşı Belediyesi temizlik emekçilerinden oluşan Eko-Şov Ritim Grubu ve Metin Özöğüt Yaşam Merkezi sakinlerinin bir araya geldiği Deneyimliler THM Korosu’nun dinletileri ile başladı. Daha sonra konuşmalara geçilen programda Metin Özöğüt Yaşam Merkezi sakinleri Ayhan Tunçer, Turgut Atabay ve Abdullah Aköz söz alarak duygu ve düşüncelerini paylaştı.
Metin Özöğüt Yaşam Merkezi sakini Ayhan Tunçer, şunları söyledi:
“Ben, evimizin en yaşlısıyım ve 95 yaşındayım. Bize bu güzel evde yaşamayı hediye eden, yaşam evimizi bize bağışlayan Metin Özöğüt’ün ruhu şad olsun, tüm ailesi sağlıkla yaşasın. Kendilerine teşekkürler ediyoruz. Evimiz bizi her şeyden koruyan bir yer. Burada kendi evimizden daha rahatız. Artık kendime yetemeyince buraya gelmeye karar verdim, 8 aydır buradayım. Bu ev beni eski hayatıma döndürdü. Müzik, spor, resim, gezi etkinliklerimiz var. Ben evden çıkamayan bir insandım, gençlik hayatıma döndüm burada.”
Abdullah Aköz de merkezden duyduğu memnuniyeti şu sözlerle dile getirdi:
“Sayın Belediye Başkanı’mız Ahmet Ataç Bey ve Özöğüt ailesine saygılarımı sunuyorum. İlk geldiğimde tedirgindim. Kanser hastasıydım, hastalığımı burada yendim. Buna vesile olan doktorlarımıza ve sağlık ekibimize minnettarım. Çok teşekkür ediyorum, Allah razı olsun.”
Daha sonra söz alan Başkan Ataç da şunları kaydetti:
“TEPEBAŞI BELEDİYESİ COVID DÖNEMİNDE BÖYLE BİR TESİSİ ESKİŞEHİR’E KAZANDIRDI”
“Büyüklerimizin konuşmalarından sonra söylenecek çok da şey yok. Burası demek ki hayat uzatıyor, insanlarımıza hayat veriyor. Bir hekim olarak o kadar mutluyum ki anlatamam. Metin Özöğüt Ağabey’i çok iyi tanırdım, dostluğumuz vardı. Kendisini kaybettikten sonra oğlu Mustafa Kemal bir gün beni ziyaret ederek, babasıyla ilgili böyle bir yardım yapmak istediklerini söyledi. Bu bambaşka bir proje oldu, Yaşam Köyü’ndeki Alzheimer Konuk Evi ve Sağlıklı Yaşlılar Konuk Evi’mizden edindiğimiz tecrübe ile projeyi bugünlere getirdik. Özöğüt ailesine burada kalan güzel insanlar ve kendi şahsım adına teşekkür ediyorum. Burada sadece istirahat değil, büyüklerimize yeni bir yaşam verilmesi çok önemli. Sağlık, sosyalleşme, müzik, sanat faaliyetleri gibi bir organizasyonumuz var. Ayrıca sağlık ekibimiz var, değerli büyüklerimizle çok yakından ilgileniyoruz. Buranın da parmakla gösterilmesini istiyorum. Bakın, burası pandemi esnasında yapıldı. Tepebaşı Belediyesi covid döneminde boş durmadı ve böyle bir tesisi Eskişehir’e kazandırdı.
“BELEDİYECİLİK SADECE YOL YAPMAK DEĞİL, İNSANIMIZI DAHA İYİ ŞARTLARDA YAŞATABİLMEKTİR”
Belediyecilik sadece yol yapmak, çöp toplamak değildir. İnsanların ihtiyaçları artık çok farklı noktalara geldi. Bazıları yapılan işleri anlamak istemiyor ama gerçek belediyecilik budur. Her yaştan insanımıza, bebeklikten deneyimli döneme kadar, değer vermek, daha iyi şartlarda yaşatabilmek, şehri bu şekilde yönetebilmek çok önemli. Bugün Eskişehir parmakla gösteriliyorsa, altında yatan bu projelerdir. Belediye başkanları insana dokunmayı çok sever, doğrudur. Ama insana dokunan proje olursa o çok daha başkadır. İşte bu proje, insana dokunan bir proje. İyi ki bu projeyi yapmışız. İyi ki Özöğüt ailesi gibi güzel dostlarımız var. Burası çok örnek oldu, bugün hala insanlarımız gelip Tepebaşı’na bu şekilde bağış yapmak istiyor, bu da bizleri yüceltiyor.”
Ataç’ın ardından Özöğüt ailesi mensupları da söz alarak Tepebaşı Belediyesi’ne ve Başkan Ataç’a hayata geçirilen merkezden dolayı teşekkürlerini iletti. Ataç da Özöğüt ailesi tarafından inşaat giderleri karşılanan merkeze katkılarından dolayı aile fertlerine plaket takdim etti.
Konuşmaların ardından Metin Özöğüt Yaşam Merkezi açılış kurdelesi, katılımcılar tarafından kesildi.
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu ve Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te, moderatörlüğünü TRT World Sunucusu Andrea Sanke’nin üstlendiği, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın himayesindeki “Kadın, Barış ve Güvenlik Üzerine Yüksek Düzeyli Oturum” başlıklı panele, aktivist Tevekkül Karman, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) Başkan Yardımcısı ve Türkiye’den Sorumlu Bölge Müdürü Ivana Zivkovic, Afrika Birliği Komisyonu Başkanı’nın Kadın, Barış ve Güvenlik Özel Temsilcisi Bineta Diop, Bulgaristan Cumhurbaşkanı Rumen Radev’in eşi Desislava Radeva ve Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic’in eşi Tamara Vucic katıldı.
Aktivist Karman, kadınların tarih boyunca savaş ve çatışmaların yıkıcı etkilerinden en fazla etkilenen kesim olduğunu belirterek, “Savaşları tecrübe eden kadınlar, aynı zamanda çatışmalar patlak verdiğinde zorluklar karşısında liderlik sergilemişlerdir. Hayal bile edilemeyecek zorluklara, yerinden edilmeye, sevdiklerini kaybetmeye, cinsel şiddete ve temel hizmetlerin çökmesine katlanmışlardır.” ifadesini kullandı.
Kadınların, yoksulluktan, sağlık hizmetlerine ve eğitime erişim eksikliğinden de orantısız şekilde etkilendiğini vurgulayan Karman, “Kadınlar, aynı zamanda barışın isimsiz kahramanlarıdır. Dünyanın dört bir yanındaki toplumlarda kadınlar, ‘barış inşacıları’ olarak ortaya çıkmıştır. Onların fikirleri, deneyimleri ve bakış açıları çatışmalara sürdürülebilir çözümler üretilmesinde vazgeçilmezdir.” değerlendirmesinde bulundu.
Karman, kadınların karar alma süreçlerinde temsil edilmesi gerektiğine dikkati çekerek, “Kadınların, kamusal hayata katılımı sadece bir eşitlik meselesi değil, bir zorunluluk meselesidir.” dedi.
Baskıcı yönetim sisteminin küresel barış ve güvenlik için büyük bir risk ve tehdit oluşturduğuna işaret eden Karman, “Kadınlar baskıcı yönetimle, diktatörlükle ve otoriter rejimlerle mücadele ettiğinde onları desteklemeliyiz. Bu, barış ve güvenliği desteklediğimiz anlamına gelir.” diye konuştu.
Karman, İsrail’in Gazze’ye saldırılarına değinerek, şunları söyledi:
“İsrail işgali, Filistinlilere karşı devam eden soykırım savaşı, insanlığın bozulmasının üzücü bir örneği. (İsrail’in) Öldürme ve yok etme mekanizması, Gazze’deki sivillerin hayatlarını almaya devam ediyor. Evleri yıkan, hastanelere, üniversitelere ve ambulanslara saldıran ve milyonlarca insanı yerinden eden bu soykırımın tüm dünya tarafından görülmesi için ortak hareket etmemiz gerekiyor. İsrail işgali, ABD yönetimindeki destekçileri ve diğer Batılı müttefiklerince ölüme, açlığa ve yerinden edilmeye maruz bırakılan insanlar için soykırımdır.”
“Eşitliği sağlamazsak ne barış ne de kalkınma sürdürülebilir olur”
UNDP Başkan Yardımcısı ve Türkiye’den Sorumlu Bölge Müdürü Zivkovic, foruma katılmaktan onur duyduğunu belirterek, kadın güvenliği gündeminin Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyinin 1325 sayılı kararıyla desteklendiğini dile getirdi.
Kadınların yönetim alanındaki eksikliğine dikkati çeken Zivkovic, bu konuda daha fazla çalışma yapılması gerektiğine işaret etti.
Zivkovic, çalışmalarının, bilgi paylaşımı ve ekonomik güçlendirme yoluyla kadınları değişimin yoğun bir parçası haline getirmeyi hedeflediğine dikkati çekerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Yerinden edilmiş, mülteci kadın ve kız çocuklarının desteklenmesi Gazze, Ukrayna ve diğer kriz ortamlarındaki çalışmalarımızın merkezinde yer almaktadır. Kendilerini gerçekleştirme fırsatlarını artırarak ve özellikle kız çocuklarını ve genç kadınları kariyer yollarını planlayabilecek beceri ve fırsatlarla donatarak sosyo-ekonomik dayanıklılığı ve sosyal uyumu teşvik ediyor ve uzun vadeli barış ve istikrara katkıda bulunuyoruz.
Eşitliği sağlamazsak ne barış ne de kalkınma sürdürülebilir olur. Eğer toplumumuzun yarısı hayallerini, haklarını ve katkılarını gerçekleştirme konusunda geride bırakılıyorsa, ‘Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’ne ulaşamayız veya kadın, barış ve güvenlik konusundaki taahhütlerimizi yerine getiremeyiz.”
“Güney Afrikalı kadınların oynadığı rolü ve buna öncülük eden kadınları tanımamız gerekiyor”
Afrika Birliği Komisyonu Başkanı’nın Kadın, Barış ve Güvenlik Özel Temsilcisi Bineta Diop, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’a “kadın, barış ve güvenlik” konularını, ADF’de her zaman gündeme getirdiği için teşekkür etti.
Emine Erdoğan’ın liderliği sayesinde bu konuda daha önce de birçok kez konuştuklarını aktaran Diop, dünya genelinde yaşanan zorlukların üstesinden gelmek için kadınların sesinin duyulduğu ve saygı gördüğü etkili diplomasinin hiç bu kadar kritik olmadığını söyledi.
Diop, “Burada şunu da belirtmek isterim ki İsrail’i Uluslararası Ceza Mahkemesine taşıyanlardan biri olan Güney Afrikalı kadınların oynadığı rolü ve buna öncülük eden kadınları tanımamız gerekiyor. Bu odada bulunan Güney Afrika Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Naledi Pandor, bunu yaptığınız için teşekkür ederim.” ifadelerini kullandı.
Diop’un cümleleri üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan ve diğer lider eşleri dahil olmak üzere tüm salon, Bakan Pandor’u ayakta alkışladı.
Küresel zorluklarla mücadele etmek ve etkili diplomasi için kadınların sesinin de duyulmasının hiç bu kadar önemli olmadığına dikkati çeken Diop, barış süreçlerinde de kadınların rolünü yansıtmanın önemini vurguladı.
Diop, kadınların öncülük ettiğinde fark oluşturduğuna işaret ederek, Afrika’da da birçok politika ve program yürüttüklerini ve birçok başarı elde ettiklerini söyledi.
Afrika Birliği ülkelerinin yüzde 61’inin Ulusal Eylem Planı’nı benimsediğini aktaran Diop, bunların uygulanmasına ve etkili olmasına ihtiyaç duyulduğunu ifade etti.
“Kadınlar sadece kurban olmamalı”
Kadınların nasıl korunabileceğinden ve karar alma sürecinin parçası haline getirildiklerinden emin olunması gerektiğini belirten Diop, “Kadın arabulucular gibi mekanizmalar oluşturuyoruz. Kadınların kriz çözümünde bulunduğundan emin olmalıyız, sadece kurban olmamalılar. Dediğiniz gibi onlar dayanıklı ve katkı sağlayabilirler.” ifadelerini kullandı.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) reformuna ilişkin Diop, “Önce o masanın etrafına bir kadını dahil etmekle başlayalım. Böylece Filistin’deki, dünyanın farklı yerlerindeki ve benim kıtamdaki zorluklara da dikkati çekebilirler.” dedi.
Diop, ilk olarak tüm sektörlerde liderlik düzeylerinde diplomasi dahil kadınların sayısını artırmaları gerektiğini kaydederek, genç kadınlara destek olunmasının ve kadın liderlerin artırılması için girişimlere yatırım yapılması gerektiğinin altını çizdi.
Barışı sağlayabilecek kişilere alan verilmesi ve bakış açısının değişmesi gerektiğini ifade eden Diop, kadın hareketlerine yatırım yapmaları gerektiğine işaret etti.
Diop, kadın, barış ve güvenlik üzerine çalışılıp kadınların özel sektör dahil dış politika, diplomasi, sosyal, ekonomik ve siyasi alanda rolünün artırılmasına dikkati çekti.
Kalıcı barışta kadının önemi
Bulgaristan Cumhurbaşkanı’nın eşi Radeva, Emine Erdoğan’a bu etkinliği düzenlemekteki girişimi ve liderliği için teşekkür ederek, “Kadın, Barış ve Güvenlik” konulu bu panelde bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
Radeva, bu konunun dünyada şiddetin ve krizlerin arttığı bir dönemde çok önemli olduğunu belirterek, silahlı krizlerin kadınlar ve kız çocukları üzerinde orantısız şekilde daha fazla negatif etkisinin olduğunu ifade etti.
Kadınları güçlendirmenin, barış ve güvenlik alanlarında daha aktif rol oynamalarını sağlamanın önemine dikkati çeken Radeva, Emine Erdoğan’ın kadınların toplumdaki rolü konusunda onu etkilediğini söyledi.
Radeva, kadınların gelecek nesillerin ahlaki terbiyesini inşa ettiklerini belirterek, şiddeti kınayan, sorumlu ve barışçıl vatandaş olarak yetişen çocukların, kalıcı barışa ulaşmada en güçlü temeli sağlayacağını vurguladı.
Uluslararası toplumun, kadınların barış inşası ve koruması sürecinde daha etkili olması için çabalaması gerektiğini belirten Radeva, “Anne olarak kadınların öneminin anlaşılması ve barış süreçlerine aktif dahil edilmelerinin desteklenmesi kilit öneme sahip.” ifadesini kullandı.
Kadınlar karar alma sürecinde olmalı
Sırbistan Cumhurbaşkanı eşi Vucic, 3. ADF kapsamında düzenlenen bu önemli program için Emine Erdoğan’a saygısını ve hayranlığını dile getirerek, dünyayı ya da bir parçasını değiştirmek istiyorlarsa bunu eski temellerle ve prensiplerle yapamayacaklarını söyledi.
Vucic, aynı düşünce tarzının ve yaklaşımın, aynı çözümlere götüreceğine işaret ederek, bundan memnun olamayacaklarını, bu konuya yeni bir enerjiyle yaklaşılması ve eski yaklaşımdaki sorunların anlaşılmaya çalışılması gerektiğini ifade etti.
Dünyayı gözlemlemedeki paradigma değişiminin gerekli ve kaçınılmaz olduğunu söyleyen Vucic, kadınların da karar alma sürecinde olmaya, barışa katkıda bulunmaya, dengeyi anlamaya ve ailelerini korumaya hakkı olduğunu belirtti.
Vucic, çözümün birlik olduğuna dikkati çekerek, “Çünkü sadece ortak güçler politikaları şekillendirebilir, kaynakları mobilize edebilir, Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’ne ulaşmak için amaçlanan faaliyetleri tanımlayabilir, kadın, barış ve güvenlik gündemini tamamen uygulayabilir.” dedi.
Sözlerini, Emine Erdoğan’ın 2018’de bir konuşmasına atıfta bulunarak tamamlamak istediğini kaydeden Vucic, “Toplumların yeniden inşasında, ortak değerlerin yüceltilmesinde başrolün kadınlara düştüğüne inanıyorum.” ifadesini kullandı.
]]>Ersoy, etkinlikteki konuşmasında, bakanlık olarak her ilde turizme yönelik yerel zenginliklerin değerlendirilmesini savunduklarını söyledi.
İbradı için eko turizminin değerlendirilmesi gereken bir potansiyeli bulunduğunu belirten Ersoy, “Bu yüzden de 2022’de işletmecilerimize, esnafımıza ve girişimcilerimize eko turizm eğitimi verdik. Bir diğer potansiyeli olan alanımız ise taşınmaz varlıklarımız. Bu varlıklarımıza yaptığımız hibe yardımları 2022 ve 2023’te hem proje hem uygulama işleri kapsamında toplam 9 milyon lirayı aştı. Bugünkü güncel rakamlarla 30 milyon civarında. İbradı’nın sahip olduğu kültür ve turizm varlıkları açısından 800 yıla yaklaşan tarihiyle Türkiye’nin en büyük, dünyanın üçüncü en büyük yeraltı gölüne sahip Altınbeşik Mağarası’nın özellikle vurgulanması gerekiyor.” dedi.
Ersoy, kültür ve turizm denildiğinde İbradı’da geçen yıl 56. kez düzenlenen Ormana Üzüm Festivali’nin öne çıktığını dile getirerek, şöyle konuştu:
“Çoğu büyük ilimizde bile bu devamlılığı koruyan bir festival görmek çok zor. Bu festivaller, belde kültürünün korunması, yaşatılması ve gelecek nesillere aktarılması açısından çok değerli. Geçtiğimiz yıl bakanlık olarak 2,4 milyon liralık bütçe sunduğumuz festival, çevre beldelerin de ilgi alanına girdi ve onlardan da birçok katılım oldu. İki festivalin toplam süresi olan 3 günde 6 bin ziyaretçi ağırlanması da çok önemli bir başarıdır diye düşünüyorum.”
İbradı için yapılan altyapı yatırımları hakkında bilgi veren Ersoy, “Sokak sağlıklaştırması projesi kapsamında birinci etap çalışmaları 8 milyon liralık yatırımla 2023’te tamamlanmıştı. Bu yıl ikinci etap çalışmalarını da gerçekleştireceğiz.” ifadelerini kullandı.
Bakan Ersoy, İbradı’da yöresel mimariye uyumlu şekilde inşa edilen İlçe Halk Kütüphanesi’nin resmi açılışının da 15 Mart’ta gerçekleştirileceğini duyurdu.
İbradı’da geçen yıl açılan Necla-Yaşar Duru Gerontoloji Merkezi’ne değinen Ersoy, bu merkezi ilçeye kazandıran Necla ve Yaşar Duru’ya teşekkür etti.
“Antalya 16,1 milyon misafiri ağırladı”
Ersoy, Antalya’nın geçen yılki turizm sezonunu çıtayı yükselterek kapattığını vurgulayarak, şunları kaydetti:
“Transfer yolcular dahil yaklaşık 16,1 milyon misafiri geçen yıl Antalya’da ağırlamayı başardık. Bununla yetinmiyor ve bu rakamları daha yukarı taşımak için çalışıyoruz. Antalya Havalimanı’nı genişletme çalışmalarımız aralıksız devam ediyor. Bu çalışmaları 2025’te tamamlamış olacağız. 122 kilometre uzunluğunda 2×3 şeritli Antalya- Alanya Otoyolu ihalesini de geçen yıl aralıkta yaptık. Bu çalışmaya paralel olarak halihazırdaki trafik yükünün kaldırılması adına B-400 Otoyolu için rehabilitasyon çalışmalarına başladık. Uygulamasına başladığımız Geleceğe Miras projesiyle başta Antalya olmak üzere farklı illerimizdeki antik kentlerimizde son 60 yıldır yapılan işlere değecek işi gelecek 4 yılda tamamlayarak, görülmemiş yoğunlukta bir mesaiyi başlatmış oluyoruz. Antalya Arkeoloji Müzesi’ni yenileme çalışmalarının yanında Kemer’e de bir Sualtı Arkeoloji Müzesi kazandırmak için planlarımızı yapıyoruz.”
Türkiye’ye yeni kazandırılan 15 halk plajının 10’unun Antalya’da olduğunu anlatan Bakan Ersoy, bu yıl Manavgat Ilıca ve Kemer- Tekirova halk plajlarının sezon öncesi açılışının gerçekleştirileceği bilgisini verdi.
Bu yıl Antalya dahil 16 şehirde düzenlenecek Kültür Yolu Festivali’nde Türkiye’nin bütün kültürel zenginliklerinin öne çıkacağını ifade eden Ersoy, “Kültür ve turizme dair bütün bunlar ve çok daha fazlası hem Antalya hem de bütün Türkiye için tek tek planlanarak hayata geçiriliyor. İbradı, turizmde böylesi muazzam mesafeler kat etmiş ülkemizin turizm başkenti Antalya’ya bağlı bir yer olarak bundan payını almalıdır diye düşünüyoruz. İbradı’yı kültür ve turizmde hak ettiği ilgiye kavuşturmalıyız.” değerlendirmesinde bulundu.
Ersoy, 31 Mart’taki yerel seçimlere değinerek, AK Parti’nin İbradı Belediye Başkan adayı Hatice Sekmen’e destek istedi. Bakan Ersoy, “Hatice Sekmen’i 6 yıldır tanıyorum. Sağ olsun çok dürüst, çok çalışkan, çok da hırslı bir arkadaşımız. Benim asıl ilgimi çeken şey, sayın Cumhurbaşkanımızın Hatice hanımı benden çok daha öncesinden tanıması ve kendisine ismen hitap ediyor olması. İnşallah bu dönem Hatice hanımla beraber, sizlerle beraber el ele vererek İbradı’yı hak ettiği yere getireceğiz.” diye konuştu.
Ormana Kalkındırma ve Yardımlaşma Derneği yetkilileri, konuşmasının ardından Bakan Ersoy’a plaket takdim etti.
]]>Gezeravcı, Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te gerçekleştirilen “Gençlik Paneli”nde yaptığı konuşmada, uzaya çıkma başarısının kendisine değil Türkiye Cumhuriyeti’ne ait olduğunu söyledi.
Fırlatma aşamasında bir korku ya da heyecan hissetmediğini ifade eden Gezeravcı, o süreçte heyecanlanması gereken son kişi olduğunu, görevini en iyi şekilde yapmayı düşündüğünü dile getirdi.
Gezeravcı, görevi bittikten sonra okullarda çocuklarla buluştuğunda onların kendisi için yaptıkları uzay resimlerini görünce ya da panellerde gençlerle bir araya gelince heyecanlandığını belirterek, “Ülkemizin 100. yılında koyulmuş bu kadar önemli bir hedef için bütün gerekliliği sağlayıp sağlamadığım noktasında başvuru sürecinde astronotların biyografilerini inceledim, açıklamalarını okudum. Bir defa başvurduktan sonra bu işin dönüşü yoktu. Yapabileceğime inandım ve başvurdum.” dedi.
Uzay turizminin bu alanda yatırım yapan şirketlerin en önemli hedeflerinden olduğuna dikkati çeken Gezeravcı, bir insanın turist modunda oraya gidip gelmesini sağlayacak hava taşıtlarının yapılması gerektiğini söyledi.
Gezeravcı, son yıllarda uzay diplomasisinin tartışıldığını, uzaya “turist” adı altında erişimin sağlanması için bazı yasal gerekliliklerin temin edilmesi gerektiğini vurguladı.
“Bu, bir hikayenin başlangıç noktasıydı”
Türkiye’nin uzaya kendi insanını gönderen 22’nci ülke olduğu bilgisini veren Gezeravcı, “Uzay ekosistemindeki döngünün içerisinde yer alabilecek çalışmalara bu kadar hızlı giren başka bir ülke yok. Geç başladık ama bundan sonraki süreçte aynı gecikme yaşanmayacak. Devletimizin bu konudaki iradesi de sağlam.” diye konuştu.
Türkiye’nin insanlı uzay misyonunun bir defaya mahsus olmadığına işaret eden Gezeravcı, “Bu, bir hikayenin başlangıç noktasıydı. Surda bir delik açtık. Devletimizin kararlılığı ile devamı gelecek.” ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yaptığı resmi açıklamaya kadar ailesinin uzaya gideceğinden haberinin olmadığını anlatan Gezeravcı, şöyle konuştu:
“Mülakat sürecinde bu sürecin gizli olduğu söylenmişti. Asker olduğum için benim için gizlilik anne ve babamdan bile gizlemek anlamına geliyor. Resmi açıklama yapılmadan önce ABD’ye eğitime gittim. Aileme farklı bir görev gerekçesiyle gittiğimi beyan ettim. Ailem, bana F-16 pilotu olduğum için bu memleketin yetiştirdiği bir kişi olarak kendi evlatları gözüyle değil memlekete borcunu ödemesi gereken bir evlat olarak bakıyorlardı. Açıklama yapıldıktan sonra yine aynı gözle baktılar ve beni hep desteklediler. Tabii anne yüreği yufkadır. Fırlatma günü annemin gözlerindeki yaştan ve yüzündeki ifadede endişeyi gördüm. Kendilerine aldığım eğitimler dolayısıyla görevi başaracağımı, gönüllerinin ferah olmasını hep söyledim. Bir roket içinde değil bisiklete binerken de mukadderatınız gelmişse her şey olabilir. Kadere inanan insanlarız. Helalleştik.”
“Ülkemizde çocukların ihtiyaç duyduğu öz güven için eşik noktasıydı”
Bir çocuğun mesajla gönderdiği “Uzayda denizyıldızı gördünüz mü?” sorusu üzerine Gezeravcı, şunları kaydetti:
“Yıldızın her çeşidini gördük ama denizyıldızının ayrımını yapamadık. Biraz daha çalışmam gerekecek. Türk pratik zekası ile gurur duyuyorum. Genç yaşta kardeşlerimizden gelen sorular hayran bırakıyor. Ülkemizde çocukların ihtiyaç duyduğu öz güven için eşik noktasıydı bu. Bana ’70 yıldır birçok milletin yaptığından neyi farklı yaptın?’ diye soruyorlar. Farklı işler yaptık ama aynısını da yapabilirdik. Milyarlarca insan sokakta her gün rutin olarak yürüyor ama bir anne ve baba için çocuğunun ilk adımı hiç unutulmuyor. Benim attığım adım da bu ülkenin çocuğunun ilk adımıydı. Başlangıçtı.”
Panele katılan Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Burak Akçapar da Alper Gezeravcı’nın birçok kişinin çocukluk hayalini gerçekleştirdiğini söyledi.
Uzay teknolojilerinin haberleşmeden istihbarata, savunmadan doğal afetlerle mücadeleye kadar birçok kritik noktada kullanıldığına işaret eden Akçapar, “Bunlardan geri kalırsanız küresel ortamda geri kalıyorsunuz. Uzay programında bu kadar hızlı yol alıyor olmamız çok önemli. Uluslararası mücadelede Türkiye’nin hak ettiği yeri alabilmesi için artık yeryüzünde değil gökyüzünde de güçlü bir mevcudiyet sergilememiz gerekiyor. Bu nedenle uzay programımız çok önemli.” diye konuştu.
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te, moderatörlüğünü Adalet ve Hukukun Üstünlüğü Uluslararası Enstitüsü İcra Sekreteri Steven Hill’in yaptığı panele, Somali Devlet Bakanı ve Dışişleri Bakan Vekili Ali Ömer Muhammed, Irak Ulusal Güvenlik Müsteşarı Kasım Araci ile Güvenlik ve Araştırma Genel Müdürü Büyükelçi Fatma Ceren Yazgan konuşmacı olarak katıldı.
Muhammed, ülkesinin terörizmden ciddi anlamda yara aldığını ve terörle mücadele etmeye devam ettiklerini söyledi.
Somali’de 1990’da hükümetin düştüğünü ve 16 yıl boyunca yerel yönetimlerin söz sahibi olduğunu hatırlatan Muhammed, 11 Eylül 2001 sonrası terörle mücadele yöntemlerinin uygun olmayan bir adımla yapıldığını aktardı.
Muhammed, terör örgütleriyle mücadelede için diplomasinin gerekli olduğunu vurgulayarak, “Somali’de biz diplomasiyi farklı şekilde uygulamaya başladık. Öncelikle partnerlerimize ulaştık ve farklı platformlarda yakın müttefiklerimizi bir araya getirdik. Kaynakları ve siyasi imkanları bir araya getirdik. Örneğin; 5 üyesi olan bir kurulumuz var; Türkiye, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, İngiltere ve ABD. Bunların arasında bizlere siyasi destek sağlıyorlar aynı zamanda da güvenlik desteği sağlıyorlar. İkinci olarak komşularımıza ulaştık.” diye konuştu.
“Kapsamlı şekilde terörle nasıl mücadele edebiliriz?” sorusuna yönelik konuşan Muhammed, diplomasiden faydalanmak gerektiğini, terör örgütlerinin bir inancı, bir ideolojiyi kendilerine bir sebep olarak görebildiklerini anlattı.
“Bu kesinlikle çok önemliydi çünkü güvenlik gücümüzü artırdı”
Muhammed, ekonomik fırsatlar yaratmak için de diplomasiye ihtiyaç olduğuna işaret ederek, diplomasinin çok boyutlu ve katmanlı olduğuna dikkati çekti.
Bakan Vekili Muhammed, Türkiye ile Somali arasında son olarak imzalanan “Savunma ve Ekonomik İşbirliği Çerçeve Anlaşması”na ilişkin soruya yönelik, şunları kaydetti:
“Bu kesinlikle çok önemliydi çünkü güvenlik gücümüzü artırdı. Savunma kuvvetlerimizin eğitilmesi vesairesi konusunda zaten Türkiye’den uzun yıllardır savunma alanında destek alıyorduk. Ama bu çok daha iyi, bizim elimizi çok da güçlendiren bir gelişme oldu.
Deniz güvenliğimizi 1970-80’lerde test etmeye çalıştık ama 1990’lardaki hükümet sorunları sebebiyle denizlerimizin güvenliğini kaybettik.
Arkasından yaşanan sorunlarla yani korsanlığa kadar her türlü yasa dışı aktivite yaşandı. Bu anlaşma özellikle Somali’nin deniz güvenliğini tesis etmeye yönelik. Somali’nin ekonomik kalkınma potansiyeli aslında denizlerinde, petrol olsun, balıkçılık su ürünleri olsun, burada ciddi bir potansiyel var ve anlaşma her şeyden önce deniz güvenliğini sağlamaya yönelik.”
Terörle mücadelede bilgi paylaşımı gerçekten çok çok önemli”
Irak Ulusal Güvenlik Müsteşarı Araci, ülkesinin terörle etkin şekilde mücadele ettiğini vurgulayarak, terör sonrası toplumu rehabilite etme aşamasına geçtiklerini, Irak topraklarını terörden kurtardıktan sonra ailelerin normal hayata geçmesi için entegrasyon ve rehabilitasyon süreci yürüttüklerini anlattı.
Kayıplara tazminat verildiğini, işsiz ailelere iş sağlanmaya başladıklarını ve ortaya çıkan zararların hukuki anlamda giderilmesi bağlamında davalar yürütüldüğünü aktaran Araci, terör örgütü PKK/YPG’nin Suriye’de işgal ettiği bölgede bulunan vatandaşlarına yönelik ise şunları kaydetti:
“1924 Iraklı ailenin yeniden kazanımını sağlamıştır ve 5 binden fazla vatandaş (Suriye’deki) bu kamplardan kurtarılarak tekrardan Irak’a getirilmiştir ve orada rehabilite edilerek topluma kazandırılmaya çalışılmıştır. Hol Kampı içerisinde halen belli sayıda insanlar var ancak güvenlikleri de temin edildikten sonra bu insanların gönüllü şekilde dönüşünü sağlamaya çalışıyoruz. Önümüzdeki süre içerisinde entegrasyon programını da daha aktif şekilde hayata geçireceğiz.”
Araci, diplomasiyi bölgesel anlamda kullandıklarını dile getirerek, bölgede sıkıntıların büyük bir bölümünün giderildiğini aktardı.
Terörle mücadele sürecinde önemli deneyimler elde ettiklerini belirten Araci, teröre karşı çok net stratejinin olması gerektiğini söyledi.
Terörle mücadelede, ülkeler ve uluslararası arenada diplomatik işbirliklerine ihtiyaç olduğunu aktaran Araci, “Terörle mücadelede sınır aşan terörizm konusunda güvenlik ve istihbarat bağlamında bilgi paylaşımı gerçekten çok çok önemli.” dedi.
“Tehdidin kendisi de çok hızlı ve çok örgütlü bir şekilde ortaya çıkıyor”
Güvenlik ve Araştırma Genel Müdürü Büyükelçi Yazgan da “Diplomasi, ne söylemediğimiz ile de ilgilidir.” diyerek, diplomasi ve güvenlik konularının kesişiminde samimi olmakla sessiz olmak arasında ince bir çizgi olduğunu belirtti.
Yazgan, “Tehdidin kendisi de çok hızlı ve çok örgütlü bir şekilde ortaya çıkıyor. Bugün yetmişli yıllarda da olduğu gibi terörizm hala gayrimeşru ve gayriyasal bir uluslararası ilişkiler aracı olarak kalmaya devam ediyor. O yüzden zarar görüyoruz, yara alıyoruz. Devletin vatandaşlarını koruma yükümlülüğü var ve kendi yargı bölgesindeki herkesi koruma görevi var. Bu bizim egemenlik hakkımızın da bir gereksinimi.” değerlendirmesinde bulundu.
Yazgan, terörizmin büyük güçlerin siyaseti tarafından suistimal edilmesinin neticesi olduğuna vurgu yaptı.
“Terörizm yalnızca bir yan ürün değil aynı zamanda da yanlış politikaların doğrudan sonucu.” diyen Yazgan, bunun uluslararası anlamda yanlış yönetilen politikaların sonucu olduğunu ifade etti.
]]>Yılmaz, Antalya’nın Kemer ilçesindeki bir otelde düzenlenen “İş Dünyası ve Kanaat Önderleri Buluşması” programına katıldı.
Burada konuşan Yılmaz, Türkiye’ye geçen yıl 57 milyondan fazla yabancı turist geldiğini ve bunun 16 milyondan fazlasının Antalya’da misafir edildiğini belirterek, böylece Antalya’daki en yüksek rakama ulaşıldığını söyledi.
Turizmin çok kıymetli bir sektör, Antalya’nın da turizmin başkenti olduğunu ifade eden Yılmaz, Antalya’nın özellikle örtü altı denilen tarımda, seracılıkta öncü illerden biri olduğunu ve çok önemli bir katma değer ürettiğini kaydetti.
Yılmaz, yeni organize sanayi bölgeleri, küçük sanayi siteleriyle Antalya’nın sanayide de adından söz ettirir hale geldiğini dile getirerek, ayrıca araştırma, geliştirme, teknolojik bazı yatırımlar noktasında Antalya’nın iyi bir yolda olduğunu ifade etti.
“Merkezi idare olarak Antalya’ya bugüne kadar her türlü desteği vermeye çalıştık, yatırımlarda hiçbir şekilde Antalya’yı ihmal etmedik. Tam aksine bütün gücümüzle destek olduk. Cumhurbaşkanı’mızın Antalya’ya olan ilgisini, sevgisini herhalde buradaki herkes görüyordur, takdir ediyordur” diyen Yılmaz, Antalya’da ulaştırma sektöründen hastanelere, üniversitelere, barajlardan göletlere yatırımlar yaptıklarını, Expo gibi uluslararası fuarların da bu vesileyle gerçekleşen yatırımlar olduğunu söyledi.
Projeleri anlattı
Yılmaz, gelecek dönemde de Antalya’ya ilişkin çok önemli projelerinin bulunduğunu anlatarak, şöyle devam etti:
“Kara yollarında Alanya-Gazipaşa 5. Bölge Hududu projesine bu sene 800 milyon lira ödenek ayırdık. Devam eden bir projemiz, yaklaşık tutarı 6,6 milyar, 74 kilometre uzunluğunda. Diğer taraftan yine Korkuteli-Çavdır Ayrımı-Fethiye-Kalkan Ayrımı projesine 700 milyon lira ayırdık. Antalya-Burdur Ayrımı-Kızılkaya-Korkuteli-Elmalı-Finike projesi için 540 milyon lira ödenek ayırdık. Kalkan-Fethiye 2. Bölge Hududu projesine 390 milyon lira ayırdık. Alanya Ayrımı-Hadim projesi için 320 milyon lira ayırdık. Manavgat-Alanya Ayrımı-Akseki 3. Bölge Hududu için 300 milyon, Taşkent-Alanya Ayrımı-Sarıveliler projesine 173 milyon lira ayırdık. Bunlar sadece 2024 yılı için ayırdığımız ödenekler ve yürüttüğümüz çok önemli kara yolu projeleri.”
Kara yolunda en önemli projelerinin Alanya-Antalya otoyolu olduğunu bildiren Yılmaz, bu projeyi kamu özel işbirliği olan yap-işlet-devret modeliyle gerçekleştireceklerini, ihalesinin yapıldığını aktararak, otoyolun toplam uzunluğunun 119 kilometre, 84 kilometresinin 3 gidiş 3 geliş şeklinde olacağını söyledi.
Yılmaz, Antalya Havalimanı dış hatlar terminaline yeni ilaveler yaptıklarını, bu projenin 750 milyon avro değerinde olduğunu anlatarak, bunun bitirilmesiyle 35 milyon yolcu-yıl kapasitesine sahip olan havalimanının 80 milyon yolcuyu ağırlayacak hale geleceğini, bunun da turizm açısından önemli olduğu ifade etti.
Antalya’nın aynı zamanda Türkiye’nin çok önemli bir tarımsal üretim merkezi olduğunu hatırlatan Yılmaz, şunları kaydetti:
“Geçen yıl sadece Antalya ilinde toplam 402 milyon lira destekleme ödemesi yapmışız çiftçilerimize. Bunun dışında da yaptığımız birçok projeler var. Antalya içme suyu ikinci merhale projesi 3,7 milyarla yatırım programımızda yer alıyor. Toplam proje bedeli 7,9 milyar olan yaklaşık 8 milyar bedele sahip 9 adet müstakil sulama projesini gerçekleştiriyoruz. Bunlar da programımızda yer alan yatırımlar. Ayrıca yaklaşık 2,2 milyar bedelinde 7 adet gölet çalışması yapıyoruz. Bunlar da Antalya’nın bereketine bereket katacak inşallah. Ayrıca bahsettim sanayide de iyi gidiyor Antalya. Manavgat OSB’nin altyapı çalışmalarını sürdürüyoruz, devam ettiriyoruz. Başka birtakım organize sanayi bölgelerine sanayi bakanlığımız birtakım izinler veriyor, projeler yapıyor ve çalışmalar yürütüyor.”
Akdeniz Üniversitesinin bir marka üniversite olduğunu ifade eden Yılmaz, üniversitenin özellikle sağlık alanında, dünyada ses getiren birtakım projelere imza attığını, kurdukları Akdeniz Üniversitesi İleri Sağlık Araştırmaları Merkezi ile de sağlık altyapısının güçlenmiş olacağını söyledi.
Yılmaz, Sağlık Bakanlığı tarafından Antalya’da yürütülen toplam yatak kapasitesi 1130 olan 8 adet ikinci basamak yatırımın olduğunu, yatırım programı kapsamında 2 ağız diş sağlığı tesisi, 2 AMATEM, 34 birinci basamak sağlık projesinin yer aldığını belirtti.
Antalya Şehir Hastanesi’nin ilin uzun zamandır özlemini çektiği bir proje olduğunu, projenin devreye girmesiyle Antalya’nın sağlıkta çok farklı bir yere geleceğini ve bu projelerle sağlık turizmine de aynı zamanda bir altyapı oluşturulduğunu vurgulayan Yılmaz, bu projenin bedelinin ise 9,7 milyar Türk lirası olduğunu ifade etti.
Özellikle antik kentlerin ihyasına dönük çalışmalara hız verdiklerini, Side Antik Kenti Bakım Onarım ve Çevre Düzenlemesi Projesi’nin 340 milyon lirayla yatırım programında yer aldığını dile getiren Yılmaz, Perge Antik Kenti ve Alanya Atatürk Evi Restorasyonu çalışmasına ciddi bir kaynak tahsis ettiklerini kaydetti.
Akseki Kentsel Tasarım ve Tarihi Kent Dokusunun Sağlıklaştırılması Projesi ve Antalya İbradı İlçe Halk Kütüphanesi yapım işinin kültür turizmi programlarında bulunduğunu aktaran Yılmaz, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Halk plajlarına da önem veriyoruz. Buradaki otel sahipleri takdir ederler ki halkımızın da plajlardan faydalanması lazım. Bu projemize de halkın çok büyük ilgisi oldu doğrusu, çok büyük memnuniyeti oldu. Dolayısıyla bu projeyi de sürdürüyoruz. Şu anda 45 milyon bedelle Manavgat Ilıca Mahallesi Halk Plajı, 25 milyon proje bedeliyle Kemer Tekirova Mahallesi Halk Plajı, 50 milyon proje bedeliyle Manavgat Sorgun Mahallesi Halk Plajı, 15 milyon bedelli Belek Halk Plajı Çevre Düzenleme ve diğer projelerimiz devam ediyor. Halk plajları kapsamında yöresel ürün satışı, çocuk parkları, bisiklet ve yürüyüş yolları da yer alıyor. Dolayısıyla halkımız için gerçekten Antalya’da yaşayan insanlar için turistlerin faydalandığı imkanlardan, halkımızın da daha fazla faydalanması adına çok önemli bir proje olduğunu ifade etmek isterim. Engelsiz Yaşam Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi’ni de programımıza almış durumdayız.”
(Sürecek)
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu ve Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te, moderatörlüğünü TRT World uluslararası haber sunucusu ve muhabiri Jaffar Hasnain’in üstlendiği “Barış ve Kalkınmanın Teşvikinde Parlamentoların Rolü” başlıklı “ADF Round”a, Parlamentolar Arası Birlik (IPU) Başkanı Tulia Ackson, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Parlamenter Asamblesi (KEİPA) Genel Sekreteri Asaf Hajiyev, Kırım Tatar Milli Meclis Başkanı Rıfat Çubarov, Arnavutluk Meclisi Dışişleri Komisyonu Başkanı Mimi Kodheli, eski Türk Konseyi Genel Sekreteri Ramil Hasan, Avrupa Parlamentosu (AP) Avrupa için Liberaller ve Demokratlar İttifakı (ALDE) Eş Başkanı İlhan Küçük, Finlandiya Parlamentosu Üyesi Jouni Ovaska ve Yunanistan’da milletvekili olan Hüseyin Zeybek ve Özgür Ferhat katıldı.
Ackson, IPU olarak Orta Doğu’da meselelerin ele alındığı özel bir komite kurduklarını ve Gazze’de hayatını kaybeden insanlardan dolayı endişeli olduklarını belirtti.
Komite kapsamında toplantılar yaptıklarını, orada barış ve güvenlik meselesini ele aldıklarını aktaran Ackson, kendisinin bizzat bölgeye ziyarette bulunarak hem Filistinlilerle hem İsraillilerle görüşmeler yaptığını dile getirdi.
Ackson, IPU olarak diyaloğa önem verdiklerini ve bu kapsamda tarafların parlamento üyelerinin kendi aralarında diyalog kurabilmesi için bir platform sunduklarını söyledi.
Parlamento üyelerinin sorunları tartışmasının önemli olduğuna dikkati çeken Ackson, bu çerçevede onların barışın tesis edilmesi konusunda ciddi rolünün bulunduğunu ifade etti.
Hajiyev, KEİPA’nın bölgede barışı ve refahı temsil etmek zorunda olduğunu söyledi
Hajiyev ise KEİPA olarak bölgede barışı ve refahı temsil etmek zorunda olduklarını vurgulayarak, bunu yaparken ülkelerin toprak bütünlüğüne saygı duyulması gerektiğini kaydetti.
Karabağ konusunda KEİPA’nın Ermenistan ve Azerbaycan arasındaki görüşmelere katkı sağlayacağını belirten Hajiyev, tartışma ortamının yaratılması adına KEİPA’nın önemli bir rolü olabileceğine işaret etti.
Çubarov, toprak bütünlüğünü tanımayan parlamentoların bir araya gelemeyeceğini belirtti
Çubarov, demokratik yöntemlerle seçilenlerle otoriter yönetimlerce gösterilen parlamenterler arasında diyalog kurulamayacağını söyledi.
Ukrayna’da seçimlerin yaklaştığını ancak savaş zamanı seçimlerin olmayacağını vurgulayan Çubarov, toprak bütünlüğünü tanımayan parlamentoların bir araya gelemeyeceğini kaydetti.
Kodheli, barışın bir “ütopya” olmadığını vurguladı
Kodheli, parlamenterlerin sorun çözülmesi için ortak bir akılda buluşmasının önemine dikkati çekerek, parlamentolar arası diplomasinin yanı sıra kadınların da bu görüşmelerin bir parçası olması gerektiğinin altını çizdi.
Barışın bir “ütopya” olmadığına işaret eden Kodheli, “Barışa şans vermeliyiz geç olmadan.” dedi.
Kodheli, çatışmalar ve küresel meseleler konusunda parlamenterlerin daha fazla rol alabilmesi gerektiğini vurguladı.
Hasan, 21. yüzyılın milletvekillerinin barışı tesis etme görevine sahip olduğunu söyledi
Hasan, 21. yüzyılın milletvekillerinin barışı, sürdürülebilir kalkınmayı, cinsiyet eşitliğini ve iklim değişikliğiyle mücadeleyi tesis etme konusunda önemli bir göreve sahip olduğunu kaydetti.
Diyaloğun ön planda tutulması gerektiğini söyleyen Hasan, parlamenterlerin dünya barışını tesis etmek konusundaki rolünün önemli olduğunu ifade etti.
Hasan, Karabağ konusunda parlamentolar arası diplomasinin çok büyük bir rolünün bulunduğunu ve her iki ülkenin parlamento üyelerinin de barış görüşmelerine katılmak konusunda istekli olduğunu aktardı.
Küçük, AB’nin tek bir ses olması taraftarı
Küçük, Avrupa Parlamentosunun Kuzey Makedonya konusunda çok önemli bir rol oynadığını kaydetti.
Parlamenterlerin “önleyici bir görev” üstlenebileceğini dile getiren Küçük, Avrupa Birliğinin (AB) bütün kuruluşlarıyla tek bir ses olması taraftarı olduğunu söyledi.
AB ve mevcut kuruluşların 20. yüzyıl şartlarına göre kurulduğunu belirten Küçük, o dönemdeki küresel sorunlara müdahale edebilme konusunda “belki” yeterli olduğunu ancak şu anda şartların değiştiğini belirtti.
Küçük, bu kapsamda AB’nin ancak bütün kurumlarıyla bir araya gelebilmesi durumunda “ahlaki ve siyasi” yükümlülüklerini yerine getirebileceğini vurguladı.
Ovaska da barışın tesisi konusunda parlamenterlerin daha aktif rol alabileceğini ve barışın korunmasında da önemli olduklarını kaydetti.
Sorunların çözülmesi konusunda parlamenterlerden daha fazla faydalanılması gerektiğini anlatan Ovaska, bu kapsamda parlamenterlerin daha aktif olması için platformlar oluşturulması gerektiğinin altını çizdi.
“Gözümüzün önünde bir soykırım söz konusu ve BM yaptırım bile yapamıyor İsrail’e karşı”
Birleşmiş Milletler (BM) gibi kurumların krizlerin çözülmesinde daha aktif rol alması gerektiğine işaret eden Zeybek ise, “Orada da görüyoruz ki güçlü ülkeler kendi lehine kararlar çıkartıyor. Bir Ukrayna savaşı, bir Filistin katliamı. Gözümüzün önünde bir soykırım söz konusu ve Birleşmiş Milletler yaptırım bile yapamıyor İsrail’e karşı.” ifadelerini kullandı.
Zeybek, “ben”den “bize” geçilmesi ve bugüne değil yarın için çalışılması gerektiğini dile getirdi.
]]>CHP Sağlık Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Zeliha Aksaz Şahbaz, Parti Meclisi Üyesi Nazan Güneysu, Bursa Milletvekili Kayıhan Pala, Kocaeli Milletvekili Muhip Kanko, Erzincan Milletvekili Mustafa Sarıgül ile birlikte maden felaketinin yaşandığı Erzincan İliç Çöpler Altın Madeni bölgesini ziyaret etti.
Çöpler Altın maden bölgesinde gözlemlerini aktaran Şahbaz, yaşananların endişe verici olduğunu belirterek, şunları söyledi:
“BU NORMAL BİR TOPRAK KAYMASI DEĞİL”
“Erzincan İliç’te Anagold madenindeyiz. Büyük maden faciasının yaşandığı yerdeyiz. Buraya biz kaza demiyoruz, bu bir suçtur, bu bir eko kırım suçudur. Göz göre göre, biline biline kapasite artırımları yapılarak, bu suça meydan verilmiştir. Biz öncelikle sorumluların halkımızın vicdanına mahküm etmek istiyoruz. Bu madenin açılması işletilmesi ve kapasite artırılmasıyla bugüne getiren yetkilileri halkımızın vicdanına sevk ediyoruz. Burada çok büyük, 10 milyon metre küplük bir göçükten bahsediliyor. Bu normal bir toprak kayması değil. İşlenmiş, altın alınmış ve ağır metaller ayrıştırıldıktan sonra yüksek eğimli bir bölgeye kapasite artımlarıyla çok fazla miktarda milyonlarca ton atığın yığılmasıyla meydana gelmiş bir faciadır.
Burada söz konusu olan sadece siyanür değil, ağır metal zehirlenmesidir, ağır metal kirlenmesi, kirliliğidir. Gördüğümüz gibi, Karasu’nun kenarındayız ve bu maden karasudan birkaç yüz metre mesafede kurulmuş durumda.
2020 yılında Tarım ve Orman Bakanlığı’nın DSİ ile birlikte bu bölgenin su havzası olmadığı ve bu nedenle de kapasite artırımının yapılabileceği yönünde raporu var. Bu sosyal medya hesaplarında yayınlandı.
Akarsuya bu kadar yakın bir bölgede ve 1. derece deprem bölgesinde böyle bir madenin işletilmesi bugünkü faciaya davetiye çıkarmıştır. ve bunun önümüzdeki süreçte olmayacağının garantisi yoktur.
Şu anda 9 canımı toprak altında, biz çok üzgünüz ve kayıp yakını ailelerimize sabırlar diliyoruz. Fakat bundan sonra meydana gelebilecek kayıpların, halk sağlığının, can kayıplarının, sağlık problemlerinin göz önünde bulundurulması gerekiyor.
“ARSENİK 1. DERECE TEHLİKELİ MADDELER SINIFINDA”
Bölgede bu madenler açılırken, sadece Çevre Etki Değerlendirilmesi (ÇED) yapılıyor. Bu madenler açılırken, bu projeler değerlendirilirken halk sağlığı üzerine sağlık etki değerlendirme çalışmalarının da yapılması gerekiyor. ÇED raporlarına yapılan itirazlarda, bilirkişi heyetinde halk sağlığı uzmanının bulunması ve halk sağlığı etki değerlendirmesi göz önünde bulundurulması taleplerini biliyoruz ki mahkemeler tarafından reddediliyor, bunu yaşayarak öğreniyoruz.
Yapılan proje çevre ve halk sağlığına olumsuz etkileri göz ardı edilerek yapılmıştır. Biz diyoruz ki, 1. derece deprem bölgesine ve akar su havzasına ve suyun kenarındaki bu dik yamaçlı madene ruhsat verilmiş. Burada çevrenin etkilenmemesi mümkün değildir.
Biz buradaki madenin durdurulmasını ve bu atıkların güvenli bir bölgeye taşınmasını istiyoruz.
Bu bölge çok sıkıntılı bölge, atıkların güvenli bir bölgeye taşınarak orada saklanması gerektiğini ifade ediyoruz. Gerekli bütün bilimsel çalışmalar yapılmalı, tedbirler alınmalı ve buradaki, madenin uzun erimli etkileri için halktan, sudan, yeraltı ve yer üstü sularından topraktan ve insanların kanındaki ağır metallerin tespit edilmek üzere numuneler alınarak uzun vadeli çalışmaların yapılması gerekiyor.
Burası sadece İliç’in problemi değil burası tüm, Basra Körfezine kadar ve Fırat Nehri’nin geçtiği, beslendiği bütün ovaların ve yaşam alanlarının, milyonlarca insanımızın yaşadığı şehirlerimizin problemidir.”
]]>
Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde devam eden forum kapsamında moderatörlüğünü gazeteci Maria Ramos’un üstlendiği panele Dışişleri Bakan Yardımcısı ve Avrupa Birliği Başkanı Büyükelçi Mehmet Kemal Bozay, Romanya Dışişleri Bakanı Luminita Odobescu, Ukrayna Dışişleri Bakan Yardımcısı Mikola Toçitskiy ile Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü (KEİ) Genel Sekreteri Büyükelçi Lazar Comanescu katıldı.
Panelde konuşan Dışişleri Bakan Yardımcısı ve Avrupa Birliği Başkanı Bozay, Karadeniz bölgesinin güvenliğinin önemine işaret ederek, “Karadeniz, tarihten beri İpek Yolu’nun parçasıydı biliyorsunuz.” dedi.
Bozay, Rusya-Ukrayna Savaşı’nın başlaması nedeniyle Afrika ülkelerinde ekmek üretiminde ciddi sorunların yaşandığını belirterek, “Savaş başladıktan sonra 7 dolarlık bir ürün (tahıl), 12 dolara kadar çıktı ve Mısır’da, Afrika’da ekmek üretiminde ciddi sorunlar ortaya çıktı.” ifadesini kullandı.
Karadeniz’in, dünya genelindeki tahıl ürünleri taşımacılığı alanında büyük öneme sahip olduğuna dikkati çeken Bozay, bölgenin güvenliği açısından Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin öneminin altını çizdi.
Bozay, Karadeniz bölgesinde güvenliğin sağlanması ve güçlendirilmesi yönünde Türkiye olarak adil diplomasi yürüttüklerine dikkati çekti.
Ukrayna’nın toprak bütünlüğüne önem verdiklerini vurgulayan Bozay, zamanında Kırım’ın ilhak edilmesine de en büyük tepki veren ülkelerden birisinin Türkiye olduğunu, Ukrayna’daki savaşın sona ermesi için çözüm yollarının bulunması gerektiğini kaydetti.
Bozay, Karadeniz’de iklim değişikliği ve gıda güvenliği gibi diğer sorunların çözümünün de ele alınması gerektiğini dile getirerek, “Bütün bu (Karadeniz’deki) sorunların ortasında Türkiye oluyor yani Karadeniz’de olan her şeyin doğrudan bize (Türkiye) etkisi oluyor. Bizler, en iyisini yapmaya çalışıyoruz.” dedi.
Ukrayna’da devam eden savaşın Karadeniz’deki ticaret akışını engellediğine dikkati çeken Bozay, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ticaret çok önemlidir. Elbette savaş (Rusya-Ukrayna Savaşı) ticaretin yapılması önünde bir engel ama bu bölgede daha çok iyi bir işbirliğine sahip olunması gerekiyor. Bölge, elbette tarihten bu yana birtakım sorunlarla karşı karşıya kaldı ama iyi bir operasyon yürüterek bunu daha iyi hale getirebiliriz. Tüm bakış açımızı yenilememiz gerekiyor. Bu savaşı bitirmek adına birçok şey yapmamız ve emin olmamız gerekiyor. Türkiye’nin pozisyonu zaten belli, güvenliğin ne pahasına olursa olsun sağlanması gerekir.”
Bozay, Karadeniz’deki sorunların çözülmesi için gerekli çalışmaları yapmaya devam ettiklerinin altını çizdi.
Karadeniz’in güvenliği ön plana çıktı
Romanya Dışişleri Bakanı Luminita Odobescu, Karadeniz bölgesinin güvenliğinin, Ukrayna’daki savaşın başlamasından sonra özelikle ön plana çıktığını belirterek, “Çünkü Karadeniz, korozyon mekanı olmaya başladı.” dedi.
Karadeniz bölgesinin güvenliğini güçlendirmek için bölge ülkelerini ortak çaba sarf etmeye çağıran Odobescu, “Bölgedeki tüm ülkelerin işbirliği içinde olmaları ve net projelerin üzerinde çalışmaları gerekiyor.” ifadesini kullandı.
Odobescu, Rusya’nın 2008’de Gürcistan, 2014 ve 2022’de Ukrayna’ya düzenlediği saldırıların ardından bölge güvenliğinin artırılmasının daha büyük önem taşıdığına dikkati çekerek, NATO ülkeleri Türkiye, Romanya ve Bulgaristan olarak bu yönde Gürcistan, Moldova ve Ukrayna ile ortak çalışılması gerektiğini vurguladı.
Rusya-Ukrayna Savaşı başladıktan sonra Karadeniz’deki mayın tehlikesinin bugüne kadar devam ettiğini, bu yönde Türkiye ve diğer ortaklarla çalışmaları sürdürdüklerini kaydeden Odobescu, “Öncelikle bu mayınları tespit etmemiz, sonra da Karadeniz’i mayınlardan temizlememiz gerekiyor.” dedi.
Odobescu, Rusya’yı bölgedeki ülkelere saldırı politikası uygulamakla suçlayarak, “Çok açık olmamız lazım, dürüst olalım. Biz, Rusya’nın davranışını caydırıcı kılmak konusunda başarısız kaldık.” değerlendirmesinde bulundu.
“Türkiye ile her zaman işbirliğimiz oldu”
Ukrayna Dışişleri Bakan Yardımcısı Mikola Toçitskiy, forumda bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, Antalya Diplomasi Forumu 2024’ün gerçekleştirilmesinden dolayı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a teşekkürlerini iletti.
Toçitskiy, yıllar öncesine kadar Karadeniz’in Ukrayna için serbest dolaşımın ve ticaretin yapıldığı bir yer olduğunu belirterek, artık bunların hepsinin imkansız hale geldiğini söyledi.
Rusya’nın 2014’te yasa dışı olarak Kırım’ı ilhak etmesinden ötürü bölgede krizin ortaya çıktığına dikkati çeken Toçitskiy, “Kırım meselesi (Karadeniz’de), böyle bir krizin başlangıcı oldu. Eskiden bu bölgede barış içinde yaşayan insanlar aniden siyasi, silahlı, nükleer tehditlerin olduğu bir döneme girdi.” dedi.
Toçitskiy, Rusya’yı geçen yıl Ukrayna’daki Kahovka Barajı’na saldırı düzenlemekle suçlayarak, barajın yıkılmasının Karadeniz için ekolojik sorunlara yol açtığını dile getirdi.
Karadeniz’de hem güvenliğin güçlendirilmesi hem de ekolojik sorunların önlenmesi yönünde bölgedeki ülkelerin işbirliği içinde olması gerektiğinin altını çizen Toçitskiy, “Son 10 yıldır müzakereler veya başka konular olsun, Türkiye ile her zaman işbirliğimiz oldu. Özelikle de Türkiye, Karadeniz’de (Ukrayna için) en önemli ihracat ülkesidir.” diye konuştu.
Toçitskiy, Ukrayna’da savaşın devam ettiğini, ülkesinin ordusunun demokrasi, küresel güvenlik ve toprak bütünlüğü için mücadele verdiğini kaydetti ve “Savaş devam ediyor. Emin olun ki hiçbir ülke, Ukrayna kadar barış isteyemez.” dedi.
Ukrayna Dışişleri Bakan Yardımcısı Toçitskiy, ülkesine gönderilen insani yardımlar, Karadeniz’in mayınlardan temizlemesi gibi desteklerden dolayı başta Türkiye olmak üzere bölgedeki ülkelere teşekkürlerini iletti.
“Savaş, sadece Ukrayna’yı ilgilendiren bir husus değil”
ABD’nin silah yardımı konusundaki soru üzerine Toçitskiy, bu ülkede düzenlenecek başkanlık seçimlerinden çıkan herhangi bir sonuca rağmen Ukrayna’ya desteğin ortadan kalkmasını beklemediklerini ve seçim sonuçlarını destekleyeceklerini belirterek, “Çünkü bu savaş, sadece Ukrayna’yı ilgilendiren bir husus değil. Bu konu (savaş) demokrasinin geleceğini belirleyecektir.” dedi.
Toçitskiy, Rusya’nın Ukrayna topraklarından tüm askeri birliklerini geri çekmesi ve Ukrayna genelinde savaş nedeniyle meydana gelen yıkımın maddi olarak karşılanması gerektiğini söyledi.
“Bizim için en önemli konulardan biri, Karadeniz bölgesi için güvenliktir”
Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü (KEİ) Genel Sekreteri Büyükelçi Lazar Comanescu, forumun önemine işaret ederek, “Elbette birçok foruma katıldım ama 3. Antalya Diplomasi Forumu’nun, katılım ve içerik açısından birçok foruma göre daha geniş kapsamlı olduğunu biliyorum.” ifadesini kullandı.
Ukrayna’da devam eden savaşın, Karadeniz bölgesinin önemini daha net şekilde ortaya çıkardığını savunan Comanescu, “Bizim için en önemli konulardan biri, tabii ki Karadeniz bölgesi için güvenliktir. Burada ciddi bir güvenlikten bahsetmemiz gerekiyor.” ifadelerini kullandı.
Comanescu, savaş nedeniyle bölgedeki krizden çıkış yolu bulunmasının şart olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:
“Bu savaşın (Rusya-Ukrayna Savaşı) sona erdirilmesi, bu krizin sona erdirilmesi için tam bir uyumluluk içerisinde bulunulması gerekiyor. Bunun uluslararası kurallar çerçevesinde yapılması gerekiyor. Bu güvenlik orta ve uzun vadeli olmalıdır.”
]]>Bahçelievler’de 15’nci Bilim Merkezi açıldı
İSTANBUL – Bahçelievler Belediyesi ve TÜBİTAK işbirliğiyle hayata geçirilen Şule Yüksel Şenler Kütüphanesi ve Bilim Merkezi açıldı.
Bahçelievler Belediyesi ve TÜBİTAK’ın ortaklaşa yaptığı kütüphane ve bilim merkezinin açılışı yapıldı. Bahçelievler’de açılış programına Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, İstanbul Valisi Davut Gül, Bahçelievler Belediye Başkanı Hakan Bahadır ve TÜBİTAK Başkanı Hasan Mandal, vatandaşlar ve davetliler katıldı. Merkezde Astronomi, Havacılık ve Uzay Bilimleri, Matematik, Doğa Bilimleri, Teknoloji ve Tasarım Atölyeleri gibi pek çok farklı branşta eğitimler verilecek.
Programın açılış konuşmasını yapan Bahçelievler Belediye Başkanı Hakan Bahadır, “Bahçelievler’de ilkokul, orta okul, lise ve kuran kursu öğrencilerimize 600 TL kırtasiye yardımı yaptık. Amacımız öğrencilerimiz okusun. Üniversite öğrencilerimize de 2 bin 600 TL burs verdik. Bunun nedeni de öğrencilerimiz Türkiye içinde okuyorlar, onlara destek vermek. Özellikle üniversite öğrencilerimiz, yurt dışında stajını yurt dışında kabul ettirenlere gidiş gelişlerinin uçak biletlerini Bahçelievler Belediyesi karşılayacak. Bahçelievler’de ikametli örgün eğitim gören üniversite öğrencilerinin İstanbul Kartını biz karşılayacağız. Aklı fikri sadece İstanbul’da olan bir belediye başkan adayı var. Diğeri Diyarbakır’da, Trabzon’da, Mardin’de, Tunceli’de tüm Türkiye’yi dolaşan bir isim var. Yahu sen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanısın. Hiçbir hizmet almadık. Büyükşehir’in bir sınırı yok, çatı belediye, koordinatör belediyedir. Büyükşehir’den bir bina, bir asfalt, bir hizmet aldınız mı diye sorsanız, almadık arkadaşlar. Allah razı olsun kar için tuz verdiler o da kumlu çıktı” dedi.
“Gençlerimizi bilime ve teknolojiye yönlendiriyoruz”
Gençleri bilime ve teknolojiye yönlendirdiklerini söyleyen Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, “Araştırmaları yüksek teknolojili ve katma değerli üretimi destekleyerek gençlerimizi bilime ve teknolojiye yönlendiriyoruz. Böylelikle aydınlık yarınlarımızın teminatı gençlerimizin sahip oldukları potansiyeli ortaya çıkarmaya devam ediyoruz. Merak eden, araştıran, sorgulayan, keşfeden ve çözüm üreten bir gençliğin peşinde tüm imkanlarımızı gençlerimiz için seferber ediyoruz. Bu anlayışla ülkemizin tüm şehirlerinde teknolojiye yönelik farkındalığı arttırmak üzere değer teknoloji atölyeleri kurduk. Ortaokul ve lise öğrencilerimize geleceğin teknolojilerini şekillendirecek, yenilikçi disiplinlerde üç yıl süreli, ücretsiz eğitim programları sunuyoruz” diye konuştu.
Öğrenci ve bilim insanlarını bir araya getirdiklerini belirten Kacır, “Bugüne dek büyük ölçekli on bilim merkezimizi bilim gönüllülerinin hizmetine sunduk. Altı şehrimizde daha bilim merkezi kurulması için çalışmalarımızı hızla sürdürüyoruz. Ziyarete açık olan bilim merkezlerimizde 10 milyon 500 bin vatandaşımızı ağırladık. Diğer yandan ilçe ölçeğinde bilim merkezlerimizde de bilim ve teknolojiye olan ilgiyi arttırıyor. Bilime ve teknolojiye erişimi destekliyoruz. Bugüne dek on üç ilçemizdeki bilim Eğitim atölyelerimize yedi yüz yetmiş beş bin öğrencimiz katıldı. Dün ilçe ölçeğinde on dördüncü bilim merkezimizi Çekmeköy’e, Anadolu yakasında Çekmeköy ilçemize kazandırdık. Bugün de on beş, 15’nci açılışını Bahçelievler’imizde gerçekleştir Gururunu ve mutluluğunu yaşıyoruz” şeklinde konuştu.
Konuşmaların ardından merkezin açılış kurdelesi kesilirken, bakan ve beraberindekiler merkezi gezerek öğrencilerle sohbet etti.
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu 2024’e katılan Bayramov, basın mensuplarının sorularını yanıtladı.
Bayramov, Antalya Diplomasi Forumu’na üçüncü kez katıldığını bildirerek, foruma ilginin her geçen yıl artmasından memnuniyet duyduklarını belirtti.
Antalya Diplomasi Forumu’na ilginin Türkiye devleti ve Türk diplomasinin dünya çapında artan nüfuzunun göstergesi olduğunu söyleyen Bayramov, Azerbaycan olarak bundan gurur duyduklarını vurguladı.
Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki barış müzakerelerinden bahseden Bayramov, Ermeni mevkidaşı Ararat Mirzoyan’la 7 ayın ardından 28-29 Şubat’ta Berlin’de bir araya geldiklerini hatırlattı.
Barış müzakerelerinde yüz yüze görüşmelerin önemli olduğunu kaydeden Bayramov, “İki gün süren müzakerelerin genel olarak faydalı olduğunu düşünüyorum. Önceki müzakerelerden farklı olarak taslak metin ya da belirli maddeler üzerinde konuşmadık. Birkaç açık konu ve tarafların uzlaşmadığı yaklaşımlar var. İki günümüzü bu hususların müzakeresine ayırdık. Görüşmeler sonucunda her iki taraf açısından da somut çözümlere ulaşıldığını söyleyemem. Ancak durumu daha iyi anlamak ve daha sonraki temaslara temel oluşturmak için genel olarak faydalı görüşme oldu. Taraflar, temasların devam ettirilmesi gerektiği yönünde mutabık kaldı.” bilgisini paylaştı.
Bayramov, önceki müzakerelerde Ermenistan’ın Karabağ’daki Ermenilerin hakları hususunu ön plana çıkardığını ve bu konuda özel yaklaşım beklentisi içinde olduğunu belirterek, şöyle devam etti:
“Azerbaycan ise barış anlaşmasının Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki ilişkileri düzenleyen bir anlaşma olması ve Azerbaycan topraklarındaki Ermenilerle ilgili konuların ülkenin iç meselesi olduğu görüşünü savunuyordu. Yasa dışı Ermeni güçlerin Azerbaycan arazisinden çıkmasını talep ediyorduk. Ermenistan ise bu durumu kontrol edemediğini belirtiyordu. Biz ise bunu kabul etmiyorduk. 19 Eylül’deki antiterör operasyonunda yasa dışı silahlı güçlerin mevcudiyetine son verildi, yasa dışı rejim feshedildi. Artık müzakere masasında bu konu yok. Ermenistan da bu konuyu gündeme getirmiyor.”
Ermenistan’la uluslararası hukuk kuralları çerçevesinde anlaşma imzalamak istediklerini bildiren Bayramov, “Öyle bir anlaşma imzalanmalı ki bu sürdürülebilir olsun ve gelecekte herhangi açık konu kalmasına neden olmasın.” dedi.
Bayramov, tüm ülkelerle birbirlerinin iç işlerine karışmamak ilkesi temelinde ve karşılıklı saygıya dayanan dostluk ilişkisi kurmanın Azerbaycan diplomasinin önceliği olduğunu vurgulayarak, “Fakat her devletle aynı düzeyde ilişki kurmak mümkün değil. Her devletin daha iyi ilişki kurduğu devletler vardır. Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkiler dünyada benzeri olmayan ilişkilerdir. Bugün ise daha geniş Türk coğrafyasında, Türk Devletleri Teşkilatı üyesi ülkeler arasındaki daha da artan işbirliğine şahit oluyoruz.” ifadelerini kullandı.
“Türkiye’nin başarıları dünya çapında örnek niteliğindedir”
Türkiye ile Azerbaycan arasındaki askeri ve savunma sanayi alanındaki işbirliklerinden de bahseden Bayramov, şunları söyledi:
“Azerbaycan ordusu Türk ordusu modeline uygun olarak yeniden yapılandırılıyor. Bu hususta somut reformlar ve değişimler yapılıyor. İki ülke her yıl çok sayıda ortak tatbikat yapıyor. Savunma, her devletin ulusal güvenlik konusudur. Her devletin silah ve mühimmat açısından bağımsızlığını sağlaması çok önemlidir. Dünyada savunma ihtiyaçlarını tam olarak kendi üretimleriyle karşılayan çok az ülke vardır. Bu hususta Türkiye’nin başarıları dünya çapında örnek niteliğindedir. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, savunma sanayinde yerlilik oranını yüzden 20’den yüzde 80’e çıkardıklarını açıkladı. Bu çok büyük göstergedir. Çok az ülke bunu başarabiliyor. Azerbaycan da kendi askeri ihtiyaçları için somut adımlar atıyor. Türkiye’den silah alımı, Azerbaycan’da Türk şirketleriyle ortak üretim ve Türkiye’deki şirketlerin projelerine Azerbaycan şirketlerinin ve uzmanlarının katılımı gibi çeşitli işbirliği ve entegrasyon yöntemleri mevcuttur.”
]]>Bakan Tunç, AK Parti Sinop Belediye Başkan adayı Yakup Üçüncüoğlu’nun Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen Proje Tanıtım Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, Türkiye’de gerçek belediyeciliğin temellerinin 1994 yılında atıldığını söyledi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul’da temellerini attığı gerçek belediyeciliğin bütün ülkeye yayıldığını dile getiren Tunç, “Sayın Cumhurbaşkanı’mız 1994 yılında suları akmayan, Haliç’in kenarından kokudan geçilmeyen, yaşanılamaz hale getirilmiş bir İstanbul’u devraldı. Dört buçuk, beş yıl gibi kısa bir sürede yaşanılır hale getirdi. İşte gerçek belediyecilik oradan doğdu.” diye konuştu.
AK Parti’nin masa başında, birkaç kişinin bir araya gelip, “Haydi, bir parti kuralım, amblemini belirleyelim, milletten oy isteyelim.” diye siyaset mühendisliği yapılarak değil, milletin talebiyle kurulduğunu anlatan Tunç, şunları kaydetti:
“AK Parti’nin kurulmasının sebebi de işte bu gerçek belediyeciliktir. O gerçek belediyeciliğin daha sonra merkezi hükümetle de icraat hamlesi 81 vilayetimize yayılmış ve 22 yıldan bu yana da AK Parti’nin eser ve hizmet siyaseti olarak devam etmektedir. 2002’den bu yana ülkemizin her köşesine ayrım yapmadan hizmet götürdük. 22 yıldan bu yana hep ‘önce insan’ dedik. Siyasetimizin merkezinde hep insan vardı. ‘İnsanı yaşat ki devlet yaşasın’ derken bunu sadece bir slogan olarak söylemedik. Sayın Cumhurbaşkanı’mızın liderliğinde, insanımızı güçlendirmek için çok çalıştık. ‘Her alanda insan güçlü olacak’ dedik. Eğitimden sağlığa, sosyal politikalardan kültüre, adalete, güvenliğe varıncaya kadar her alanda insanımızı güçlendirmek için çalıştık.”
AK Parti iktidarında Türkiye’deki temel hak ve özgürlüklerin önündeki engellerin birer birer kaldırıldığını belirten Tunç, şu değerlendirmede bulundu:
“Temel hak ve özgürlüklerin önüne engel koymak isteyenlerin karşısında olmaya devam edeceğiz. Bir daha bu ülkede 28 Şubatlar, 15 Temmuzlar, 12 Eylüller, 27 Mayıslar yaşanmasın diye demokrasimizin standartlarını yükselttik, yükseltmeye devam edeceğiz. Anayasa’mızda gerçekleştirdiğimiz sessiz devrim sayılan reformlarla hak arama yollarını genişlettik. Kadın hakları Anayasa’mızda yoktu, çocukların korunması yoktu, özel hayatın korunması yoktu, kişisel verilerin korunması yoktu, bilgi edinme hakkı diye bir hak yoktu. Bunların hepsini 22 yılda milletimizin onanıyla gerçekleştirdik.”
Adalet Bakanı Tunç, “bir daha bu ülkede darbe olmasın, vesayetçi anlayış ikide bir devreye girip de millet iradesinin önüne taş koymasın” diye yaptıkları reformları anlattı.
Bakan Tunç, Türkiye’de muhalefet belediyelerine de eşit hizmetin gittiğini ancak, AK Parti belediyelerinin başarılı kılanın payların doğru projelere aktarılması olduğunu dile getirdi.
Payların yanı sıra ilave projeler üreterek ilin milletvekiliyle bakanıyla uyumlu bir şekilde çalışılmasının da bir diğer başarı unsuru olduğunu anlatan Tunç, şunları kaydetti:
“İşte Sinop’ta da inşallah bunu göreceğiz ve gerçek belediyeciliğin nasıl olduğunu Sinoplu hemşehrilerimiz de yaşayarak görmüş olacaklar. Gerçek belediyecilik katılımcı bir belediyeciliktir. Herkesin görüşlerine saygı duyar, herkesi dinler. Mahalle meclisleri, halk meclislerinde vatandaşların, hemşehrilerinin ne istediğine bakar. Sivil toplum kuruluşlarını dinler. Muhtarları dinler. Şehri için ne istiyor ona bakar. Gerçek belediyecilik erişilebilir bir belediyeciliktir. Belediyeye gittiğiniz zaman hemen kapıda karşılanırsınız. Problemini sorarsınız. İşte beyaz masa denilen projeler arasında var. Bir vatandaşı dinlersiniz. Vatandaş çayını içerken problemini anlatır. Gerçek belediyecilik hem dijitalden hem de gerçek olarak erişilebilmektir. Telefonla aradığınızda bir belediyeyi, şurada bir sorun var dendiğinde o telefona cevap verecek bir belediye görevlisi hemen o soruna müdahale eden bir belediyeciliktir.”
]]>AK Parti Dörtyol İlçe Başkanlığı önünde düzenlenen açık hava toplantısında vatandaşlara hitap eden Yerlikaya, Hatay Büyükşehir Belediyesinin uzun zamandır AK Parti’nin gerçek belediyeciliğinden uzak kaldığını, artık kavuşma vaktinin geldiğini söyledi.
Yerel seçimde kentteki tüm belediyeleri hizmetle buluşturacaklarını belirten Yerlikaya, şöyle devam etti:
“Artık Dörtyol, Hatay eser ve hizmet belediyeciliğiyle, gerçek belediyecilikle Allah’ın izniyle yeniden tanışacak. Dörtyol ve Hatay’ımızı ayağa kaldıracak, depremin yaralarını saracak, sokaklarımızı, caddelerimizin her bir noktasını değerlerine, tarihine ve dokusuna uygun şekilde bizim güçlü Cumhur İttifakı’mız yapacak.”
Yerlikaya, büyük ve güçlü Türkiye yolunun yerelden geçtiğini vurgulayarak, “Kalkınma, büyüme, gelişme hep önce mahallinde, yerelde, burada, sizlerle başlıyor. Eğer yerelde adımlarımızı sağlam atmazsak, hizmetlerimizi gerçekleştiremezsek hep yarım ve eksik kalırız.” diye konuştu.
Kente hizmet için bayrağı devralacaklarını dile getiren Yerlikaya, eser ve hizmet anlayışıyla Hataylıları daha mutlu ve huzurlu hissettirmek için durmadan, yorulmadan çalışacaklarını belirtti.
“Hataylı kardeşlerimizin her şeyden önce gönlüne talibiz”
Yerlikaya, Cumhur İttifakı’nın Hatay Büyükşehir Belediye Başkan adayı Mehmet Öntürk ve Dörtyol Belediye Başkan adayı Ömer Oğuz Uçar’a hayırlı işler yapmayı dileyerek, şu değerlendirmede bulundu:
“Her şey gelir geçer. Önemli olan gök kubbede hayırla anılacak seda, gönüllerinizde iz bırakmak. Cumhur İttifakı olarak şehir inşa ederken gönül yıkmayacağız. Bu milletin, Hataylı kardeşlerimizin her şeyden önce gönlüne talibiz. Bu makamlar, görevler, hepsi birer emanet. Bunlar milletimizin, sizlerin bizlere emaneti. Milletimiz kendisine hizmet etmemiz için bizlere bu görevi veriyor, bizler de bu anlayışla hareket ediyoruz. Bu ülke, millet için taş üstüne taş koyan, hizmet ve eser üreten herkesten Allah razı olsun.”
“Hatay, Türkiye Yüzyılı’na ışık tutmaya Allah’ın izniyle devam edecektir”
Hatay’ın, Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat 2023’teki depremlerden en çok etkilenen kent olduğunu anlatan Yerlikaya, afette hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet diledi.
Yerlikaya, depremler nedeniyle büyük acıların yaşandığını belirterek, şöyle konuştu:
“Bu kadim topraklar; inanıyor, çalışıyor ve çabalıyoruz ki yeniden ayağa kalkacak. Hatay hiçbir zaman sahipsiz kalmadı, kalmayacak. Cumhuriyet’imizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, ‘Hatay benim şahsi meselemdir’ diyordu. İşte Hatay da bizim, AK Parti’mizin ve Cumhur İttifakı’mızın şahsi meselesidir. Dünyada caddesi ilk aydınlatılan şehrin, Hatay’ımızın caddesi olduğunu biliyoruz. Hatay’ımızın hiçbir caddesinin, sokağının da karanlıkta kalmasına müsaade etmeyiz, edemeyiz. Hatay bizim yolumuzu aydınlatmaya, Türkiye Yüzyılı’na ışık tutmaya Allah’ın izniyle devam edecektir.”
Bakan Yerlikaya, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde ve Cumhur İttifakı’nın kararlı duruşuyla bölücü terör örgütünün bitme noktasına geldiğini söyledi.
Terörle mücadeledeki başarıyı tüm dünyanın gördüğünü aktaran Yerlikaya, “Terörü sınırımızın ötesinde, kaynağında, Mehmetçiğimizin kahramanlığıyla nasıl dize getirdiğimizi herkes görüyor. Ülke içerisinde, İçişleri Bakanlığımız, kahraman güvenlik güçlerimiz ve Milli İstihbaratımızın nokta atışıyla nasıl nefeslerini kestiğimizi, onları pişman ettiğimizi görüyorsunuz.” diye konuştu.
Bu durumun en büyük şahidinin de Hatay, Dörtyol, İskenderun, Belen olduğunu aktaran Yerlikaya, şöyle devam etti:
“Şimdi değil ki Dörtyol’daki, Osmaniye’deki, bu coğrafyadaki yaylalar şu an Türkiye’mizdeki hiçbir yaylamız, meramız kapalı değil. Hepsi aziz milletimizin emrinde ve istifadesinde Allah’a hamdolsun. Her zaman Sayın Cumhurbaşkanı’mız ne diyorsa gelin bu meydanda yürekten bir kere daha söyleyelim. Son terörist etkisiz hale gelinceye kadar durmayacağız, duraksamayacağız.”
Yerlikaya, felaketin yaşandığı ilk andan itibaren devletin ve milletin bütün imkanlarını seferber ettiğini ve etmeyi de sürdüreceklerini vurguladı.
“Depremin yaralarını sarmak, bizim boynumuzun borcudur”
“Hataylı kardeşlerim şunu çok iyi bilir ki biz bu millete verdiğimiz sözden dönmedik, dönmeyeceğiz” diyen Yerlikaya, şöyle devam etti:
“Bizim yolumuz, milletin yoludur. Bizim yolumuz millete ömrünü adayan Recep Tayyip Erdoğan yoludur. Bizim yolumuz yeniden büyük ve güçlü Türkiye yoludur, bu anlayış 22 yıldır AK Parti siyasetinin mihengi olmuştur. Şimdi Dörtyol’un, Hatay’ın gözü pek, yüreği cesur insanları, kıymetli kardeşlerim, depremin yaralarını sarmak, yıkılan şehirlerimizi ayağa kaldırmak bizim boynumuzun borcudur. 22 yıldır ülkemizin dört bir yanında eser ve hizmetler ortaya koyduk. Yapılan her iş, büyüyen ve kalkınan Türkiye’nin temel taşlarını oluşturdu. Sizlere olan aşkımız, sizlere olan sevdamız hamdolsun bizlere hep güç verdi. Sizlerin duası bizi başarılı kıldı, şimdi de sizlerin desteğiyle Dörtyol’umuzu, Hatay’ımızı yeniden ayağa kaldırmak için var gücümüzle çalışıyoruz.”
Kalıcı konutların yapımına da büyük bir hızla devam ettiklerinin altını çizen Yerlikaya, Dörtyol’da 3 bin 105 hak sahibinin bulunduğunu, 2 bin 60 konutun ihalesinin yapıldığını anlattı.
Yerlikaya, 6-20 Şubat arasında 11 ilde hak sahiplerine, biten evlerin kuralarını çektiklerini hatırlatarak, “Her ay kura çekmeye devam ediyoruz. Şimdi 389 bin depremzede hak sahibi vatandaşlarımızın evlerini vermemiz lazım. 75 bini tamam. Yıl sonuna kadar Allah’ın izniyle 200 bin konutun kuralarını çekip anahtarlarını verecek, yine bu yıl boyunca ihalelerini tamamlayıp önümüzdeki yılın sonuna kadar Allah’tan bir mani gelmezse sizlerin duası, bizim durmadan, duraksamadan, gece gündüz çalışarak 389 bin evin anahtarlarını kardeşlerimize teslim edeceğiz.” ifadesini kullandı.
Ayrım yapmadan hizmetlere devam edeceklerini belirten Yerlikaya, “Allah’ın izniyle hiçbir ilçemizde ayrım yapmaksızın, bağışlayın beni; ‘oy vermiş, vermemiş’ ayrımı yapmadan ki bizim ittifak siyasetimizde bunun yeri yok; Defne de Dörtyol da Hassa da Payas da Belen de Armutlu da bizim, hepsi bizim insanlarımız.” dedi.
Yerlikaya, Cumhur İttifakı’nın Hatay Büyükşehir Belediye Başkan adayı Mehmet Öntürk ve Dörtyol Belediye Başkan adayı Ömer Oğuz Uçar’a destek istedi.
Cumhur İttifakı’nın Hatay Büyükşehir Belediye Başkan adayı Mehmet Öntürk de kentin altyapısını, ulaşımını, yollarını yeniden ele alacaklarını söyledi.
Yerlikaya, daha sonra Çaylı ve İnönü caddelerinde esnafla bir araya geldi, Dörtyol’daki seçim iletişim merkezinin açılışını yaptı.
]]>İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, CHP Zeytinburnu İlçe Belediye Başkan adayı Onur Soytürk ile ilçe turu yaptı. CHP İstanbul Milletvekili Yunus Emre’nin eşlik ettiği İmamoğlu ve Soytürk’ün Zeytinburnu’ndaki ilk adresi, Yenidoğan Mahallesi’ndeki 58. Bulvar oldu. Caddedeki esnafa ziyaretlerde bulunan İmamoğlu ve Soytürk, vatandaşların yoğun ilgisiyle karşılaştı. Yenidoğan’dan Merkezefendi Mahallesi’ne geçen İmamoğlu ve Soytürk, bölgede kurulan semt pazarını ziyaret etti. Hem esnaf hem de pazar ziyaretlerinde, İmamoğlu ile vatandaşlar arasında samimi sohbetler gerçekleşti.
“SENİN İÇİN YAZLIĞA GİTMİYORUM”
Yurttaşlarla anı fotoğrafları çektiren İmamoğlu, bir vatandaşın, “Senin için 4 tane oyum var. Senin için yazlığa gitmiyorum. Seni seviyoruz” şeklindeki destek sözlerine, “Allah razı olsun” yanıtını verdi. İmamoğlu, kendisine destek mesajlarını ileten vatandaşlara, “Hep birlikte kazanacağız. Bu seçim bir partinin değil, milletin kazanacağı seçim olacak” sözleriyle seslendi.
VATANDAŞTAN İMAMOĞLU’NA: “ELE BAKMAK ZORDUR”
İmamoğlu’nun, ev hanımı olduğunu aktaran yaş almış bir kadının, “Bizim sorunlarımızı da bir dile getirin. Bizim de ihtiyaçlarımız vardır” sözlerine yanıtı, “Ev hanımlarının emeklilik projemizi biz, geçen seçimde, hükümet olursak diye açıkladık. Bu önemli bir sorun. Çünkü, haklısın. Ev hanımlarının sigorta primlerinin ödenmesiyle, emekli olması sağlanabilir. Bu konuda proje açıkladık, ama biz hükümet olmadık. Bunu gündemden düşürmememiz lazım” oldu. Vatandaş da İmamoğlu’na, “İnşallah olursunuz. Ama düşürmeyin. Bizi de düşünün. Biz de bu ülkenin vatandaşıyız. Ele bakmak çok zordur.” diye karşılık verdi.
İMAMOĞLU’NDAN VATANDAŞA: “BELEDİYENİN ELİ, SENİN ELİN”
“Çok değerli bir şey söyledin” diyen İmamoğlu, vatandaşa, “Biz ne yapıyoruz? En azından evde duran anneyi düşünüyoruz. Diyoruz ki, ‘Çocuğu varsa 4 yaşına kadar, ücretsiz kart veriyoruz ona, toplu taşımada ücretsiz dolaşsın diye. İhtiyacı varsa sütünü yolluyoruz. Mümkün olduğu kadar, çocukla anneye daha katkı sunan bir belediyecilik yapmaya gayret ediyoruz. Daha da büyüteceğiz. Ama bizim elimiz, el değil. Bizim elimiz, senin elin. Belediyenin eli, senin elin. Senin ihtiyacın varsa, belediye koşmak zorunda” açıklamalarında bulundu. İmamoğlu, Zeytinburnu Belediyesi’ne yaptığı başvuruların sonuçsuz kaldığını belirten vatandaşa, “Orayı biz, yeni dönemde inşallah Onur kardeşimle daha duyarlı çözeceğiz. Onur, bizim buradaki genç adayımız. Ama seninle ilgili başka bir husus varsa, bizim de senin başvurunu alacak bir yerimiz var. Bir konuşturalım seni. Tamam mı ablacığım” yanıtını verdi.
“MİLLİYETÇİ OLMAMA RAĞMEN SİZİNLEYİM, İNŞALLAH KAZANACAĞIZ”
Başka bir kadın vatandaş da “Milliyetçi olmama rağmen sizinleyim inşallah. İnşallah kazanacağız” sözleriyle İmamoğlu’na desteğini açıkladı. İmamoğlu da vatandaşa, “İnanın sizin bütün değerlerinizi biz taşıyoruz” karşılığını verdi. İmamoğlu, “İlk seçimde de sizi burada görmüştüm, gene burada gördüm. Çekmeköy’den geliyorum” diyen kadına, “Ne mutlu bana. Orada değil, burada buluşmuş olduk” yanıtı verdi. Yaş almış bir başka kadın da her namazında İmamoğlu’na dua ettiğini söyleyerek, İBB Başkanı’na sarıldı. İmamoğlu’nun yaş almış vatandaşa yanıtı, “Oy kurban olurum. Senin duan yeter. Zaten beni o tutuyor ayakta, biliyorum. Bazen insanlar, ‘Nasıl ayakta kalıyorsun’ diyor. ‘Vallahi dualar yanımda’ diyorum. Anneciğim benim, sağ ol” oldu.
MOTOKURYE İLE İMAMOĞLU ARASINDA İLGİNÇ DİYALOG
Motokurye olarak çalışan bir vatandaşla İmamoğlu arasında da ilginç bir diyalog. Motokurye, “Başkanım bir şey söylemek istiyorum. Geçen seçimde, eğer hatırlarsanız Haznedar’da miting yapmıştınız. Ben oraya gelmiştim. İş yerinden kaçamak yapıp gelmiştik. Siz konuşma yaparken, biz, hoparlör bağladık. ‘Başkanım sizi seviyoruz’ diyerek, konuşmanızı da kesmiştim ben de o sırada. Hani, ‘Adama bakın, ben konuşma yaparken hoparlör bağlamış’ demiştiniz.” dedi. İmamoğlu, “Helal olsun” karşılığını verdi.
Motokuryenin, ‘Sizi görmeye geleceğim’ demiştiniz bana. Ama iş yerinden de beni patron arayıp, kızmıştı, ‘Çabuk iş yerine gel’ diye. Kaçmıştım öyle de ama inşallah bu seçimde de kazanacaksınız. Gönlümüz sizden yana. Çok seviyoruz sizi.” sözleri üzerine İmamoğlu, “Ne mutlu bana. İnşallah kazanırız. Çok güzel. Bu nazik duygularınız için çok teşekkür ediyorum.” dedi
“KAMU YÖNETİCİSİ, VATANDAŞINA NAZİK OLMAK ZORUNDADIR”
İmamoğlu, Motokuryeye şu sözlerle karşılık verdi: “Eyvallah. Ama yönetici, kamu yöneticisi, vatandaşına nazik olmak zorundadır. Bazen vatandaş agresif olabilir, kızabilir, kızgın olabilir, üzgün olabilir, duygularını dile getirebilir. Biz onu alacağız, hani futbolda vardır ya, göğsünde topu yumuşatırsın… Biz onu alacağız, yumuşatacağız. Sonra tekrar konuşacağız, karşılıklı saygı çerçevesinde. Çünkü kamuoyu şuna alıştı yani. Hani sert yönetici. Değil. Tam tersi. Bu memleket, Cumhuriyeti kurduğu günden beri bize bir şey bağışladı Atatürk’ün sayesinde. Neyi biliyor musun? Senle ben, eşitim kardeşim. Metin Bey’le işte Onur Bey eşit. Başkan, o, bu, şu yok. Sadece makamlar… Hele hele kamu makamları nasıl bir şey biliyor musunuz? Siz bize yetki veriyorsunuz. O yetkiyi en iyi şekilde kullanıyoruz ve size hesap vereceğiz. Bu ahlakı, bu terbiyeyi getirmediğimiz sürece, hep gelecek kaygısı duyarız. Bunu düzelttiğimiz zaman var ya; sen, çocukların, ailen o kadar mutlu olursunuz ki.”
VATANDAŞTAN İMAMOĞLU’NA: “25 YILLIK AK PARTİLİYİM. SÖZ; BU SEFER SİZE OY VERECEĞİZ”
İmamoğlu’nun pazar ziyareti de esnaf gezisi gibi ilginç diyaloglara sahne oldu. İmamoğlu, “25 yıllık AK Partiliyim. Söz; bu sefer size oy vermeyi düşünüyoruz. Vereceğiz inşallah” diyerek kendisini selamlayan vatandaşa, “Ben sizi mahcup etmem. Ben sizi mahcup etmeyeceğim inşallah” yanıtını verdi.
PAZARCI ESNAFI: “MURAT KURUM DİYOR Kİ…”
Bir önceki seçim kampanyasında İmamoğlu ile birlikte çekilmiş fotoğrafı İBB Başkanı’na gösteren bir esnaf, “O zamandan beri destekliyoruz. Sıkıntı yok. Sonuna kadar” dedi. İmamoğlu’nun esnafa yanıtı, “Sağ ol. Helal olsun sana” oldu. “Halkın adamı yine halkın içerisinde arkadaşlar. Dürüst, samimi, İstanbul’u yöneten lider” diyen esnafın isteği üzerine pazarcı önlüğünü takan İmamoğlu, “Önlük bağlıyoruz ama bir şey aldığımız yok ha” şeklinde espri yaptı. Esnaf ise “Sizin varlığınız yeter Başkanım” dedi. Aynı esnaf, “Bir video açacağım Başkanım. Murat Kurum diyor ki, ‘Bu seçimi kazanırsak, Gazzeliler kazanacak. Bu seçimi kazanırsak, Filistin’dekiler kazanacak.’ Bütün insanları idare ettiler, ama bunlar Türk halkına, vatandaşına bakmadılar. Hep kandırdılar, oyaladılar. Hala oyalama peşindeler bunlar. Davalarında samimi değiller. 2018’den bu yana, 5 sene Çevre ve Şehircilik Bakanlığı yaptı. Ama hiçbir şeye imza atmadı. Bu saatten sonra da atamaz. Atmayacak da” deyince, İmamoğlu, “Allah, akıl versin. Yüreğine sağlık” şeklinde karşılık verdi.
YAŞ ALMIŞ KADIN VATANDAŞTAN İMAMOĞLU’NA: “HATİM İNDİRDİM GEÇEN SEÇİM SİZE. DUALARIM SİZİNLE”
Yaş almış bir kadın vatandaş, pazarda karşılaştığı İmamoğlu’na, “Hatim indirdim geçen seçim size. Dualarım sizinle. Dualarımı yine okuyorum. İnşallah kazanacaksınız. Rabbim, iyilerle birlikte olsun. Biz sizinleyiz” sözleriyle desteklerini iletti. İmamoğlu vatandaşa, “Allah razı olsun. Sağ olun. Ne mutlu bana. Duanız yeter” yanıtını verdi. Başka bir kadın vatandaş da “Sabahtan beri bekliyoruz seni” diyerek İmamoğlu’na sarıldı. Bu sırada İmamoğlu’na yaklaşan bir başka kadın da 9.000 lira emekli maaşıyla nasıl geçineceğiz diye yakındı, İmamoğlu da vatandaşla, “Biz zaten onu anlatıyoruz. Yeni sosyal politikalarımızın mesela çocuk, kadın ve emekli kısmını arttırdık. Eğer bir emekli maaşı giriyorsa eve, ‘Bu sene itibariyle o haneye 10 bin lira pazar desteği vereceğiz’ dedik” bilgisini paylaştı.
EMEKLİLERİN İSYANINA KULAK VERDİ
İmamoğlu, “Benim eşim öldü deyip, parayı kesiyorlar. 9.000 lira maaş alıyorum. Eşim öldüyse benim suçum ne paramı kesiyorsun. Şu an pazara çıktım Başkanım. 500 lira. Bomboş çanta” şeklinde araya giren vatandaşa, “Allah rahmet eylesin. O ayrı. Doğru, haklısınız. Türkiye’de emekli politikaları iyi yönetilmiyor” yanıtını verdi. Araya giren bir başka kadın vatandaş da “Emekli ölsün, diyorlar. 1000 lira verdi ya bayramda. O 1000 lirayı ben ona bayramda hediye edeceğim, o çocuklarına, torunlarına versin. 1000 lirayla ne alacağız biz. ya yeter, bizimle dalga geçiyorlar” diyerek sohbete katkı verdi. Konuşmasına devam eden İmamoğlu, “Biz onun için bu destek paketini açıklıyoruz. Evi dönüşüme giren emekliye, eve tek bir emekli maaşı giriyorsa, yüzde 65’ini biz karşılayacağız. Yeni politikalarımızı dinleyin. Ama bu emeklinin temel sorunu, bizim sorunumuz değil ne yazık ki. Bunu hükümet belirliyor, biz değil. Desteğinizi istiyoruz. Onur’a desteğinizi istiyoruz Zeytinburnu’nda” ifadelerini kullandı.
]]>BTP, Eskişehir’de aday tanıtım toplantısı düzenledi. BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş’ın da katıldığı programda, BTP Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Fahri Gürgenburan ve ilçe adayları tanıtıldı. Programda konuşan BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş, gündeme dair açıklamalar yaptı.
TÜİK’in kişi başı gelirin 13 bin dolar olduğu yönündeki açıklamasını değerlendiren Baş, şunları söyledi:
“KİŞİ BAŞI 13 BİN DOLAR KİME GİDİYOR?”
“13 bin dolar kişi başı gelirden bahsediliyor. Bu, aylık 40 bin liraya yakın bir para yapıyor yani her bir kişinin cebine 40 bin lira girmiş olması anlamına geliyor. Bu da 4 kişilik bir ailenin evine aylık 160 bin lira para girmiş olması anlamına geliyor, 2023 yılında devletin açıkladığı resmi verilere göre. Şimdi burada evine 150 bin lira para giren kaç kişi var? Benim tanıdığım evine 150 bin lira giren insan sayısı gerçekten çok az. Şimdi bu şu anlama geliyor; demek ki bizim olan bir para, adil paylaşıldığında bizim cebimize evimize girecek olan bir para bizim cebimize girmiyor ve başka bir yerlere gidiyor.
“SİZİN PARANIZI SEÇİM ÇALIŞMASINDA KULLANIYORLAR”
Toplumun çalışan insanlarının neredeyse yarısı asgari ücretle çalışıyor ve bu şu bin lira giriyor. Şimdi ben size, ‘Arkadaşlar seçim çalışması yapacağız, onar bin lira verin’ desem, ‘Dalga mı geçiyorsun’ dersiniz. Niye? Cebinizdekini istiyorum da ondan ama siz farkında değilsiniz, o onar bin liranın kat be katını bugün iktidar sahiplerine teslim ettiniz, seçim çalışması diye harcıyorlar.
“BU MANTIKLA DAHA YOKSUL OLURUZ”
Bize düşen bir sistem kurmak. Bu sistemle birlikte hiç kimsenin şahsi menfaatini toplum menfaatinin üstünde tutabilmesine imkan sağlamamak, bize düşen bu. Şimdi kızıyoruz; Cumhurbaşkanı kararnamelerle şu kararları aldı vs. diye. Şimdi o, anayasal yetkilerle birlikte ülkenin bütün varlığını, bütün imkanını, bütün kararını kendisine bağladı ve biz şikayet ediyoruz. Bu yetkiyi biz verdik, bunu biz yaptık ve bekliyoruz ki O kendine çeki düzen versin, değişsin! Olmaz, bizim değişmemiz lazım, bizim zihniyetimizin değişmesi lazım, mantığımızın değişmesi lazım. Sabit mantıklarla bu yolların sonucu çıkmaz sokak, yine çıkamayacağız. 100 sene geçsin, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin vatandaşları üzülerek söylüyorum, 100 sene sonra ancak daha yoksul olur, ülkemizdeki sığınmacı nüfusu bizi geçer.
“BAĞIMSIZ TÜRKIYE PARTISI’NIN ADAYLARINA OY VERIN”
Böyle giderse bunlar olur; daha da yoksullaşırız, daha da imkansızlaşırız, daha da ülkeyi terk etmeye başlarız. Bırakın 100 seneyi 10 sene sonrası belli. Nitekim 2002 2012’den daha iyiydi, 2012 2022’den daha iyiydi, 2032 de 2022’den daha kötü olacak gidilen yol bu. Bunu değişmemiz lazım, nasıl değişeceğiz? İktidarı değişerek. Peki iktidarı değişmek için elimizdeki en güçlü argüman ne dersek; muhalefeti iktidar etmemiz lazım. Bak kafa hep böyle çalışıyor, çünkü bize böyle yüklüyorlar, bizi böyle kodluyor; bu iktidarı değişmek istiyorsan bu muhalefeti iktidar etmek zorundasın. Bu muhalefet iktidar olmak istemiyor anlatamıyoruz herhalde, istemiyor. Böyle bir derdi yok, böyle bir gündemi yok muhalefetin. Tek gündemleri muhalefette iktidar olarak kalmak. Ülkenin temel meselelerini çözmek gibi bir derdi yok. Bu derdi olmayan insanlara oy vermekle nereye varabiliriz? Hiçbir yere varamayız, varamıyoruz da varamayacağız da. Bunu değişmemiz lazım. Her yeri geziyoruz ve şunu söylüyoruz; Bağımsız Türkiye Partisi’ni destekleyin, Bağımsız Türkiye Partisi’nin adaylarına oy verin.
“EMEKLİYE VERİLEN PARA YÜK DEĞİL PİYASAYA CAN SUYUDUR”
Emeklilik hususu ile ilgili bizim parti yaklaşımımız anlaşılsın diye söylüyorum; birincisi eğer hükümetler, ‘Biz birine para verdiğimizde bu bizim sırtımızda yük’ olur diye düşünüyorsa o zaman biz emekliye hiç para vermeyelim. Emekliye verdiğimiz para bir yük ise hiç vermeyelim daha iyi. Doğru mu, şimdi mantık kuruyorum. Ne diyorlar; ‘Emekliye para verince bütçeye şu kadar yük biniyor, bunu kaldıramıyoruz’ O zaman hiç verme, bütçeye hiç yük binmesin. Çok basit bir analiz. Yöneticiler şunu bilmediği sürece iş çözülemez; piyasaya verilecek olan para direkt olarak tüketime giriyorsa bu para iyi paradır, gerekli paradır. Bunu piyasada sağlayabileceğiniz en önemli grup ve grupların başında emekliler gelir. Dolayısıyla emekliye verilen para aslında hükümetler ve devlet için bir can suyudur. Bir kısıtlayıcı unsur, bir yük değildir, ekonomiye can suyudur ama bunun için farklı bir zihniyet lazım, bu zihniyetle olmaz.
“YEDİLER, VERECEK PARA BULAMIYORLAR”
Bizim dedelerimiz 45 yaşında emekli oldu, babalarımız 55 yaşında, Bizler 65 yaşında olacağız, çocuklarımız muhtemelen 75 yaşında emekli olacaklar, onların çocuklarını
emekli bile yapmayacaklar sistem buraya doğru gidiyor. Şimdi soru; 45 yaşındaki
vatandaşını emekli yapan Türkiye Cumhuriyeti devleti, hani ‘Güçlendik, büyüdük, ekonomimiz büyüdü, dünya bizi kıskanıyor, Avrupa bizi kıskanıyor’ diyorlar ya… O günkü ekonomi, bugünkü ekonomiden daha mı iyiydi de 45 yaşında vatandaşını emekli yapıyordu? Bugünkü ekonomiden daha mı iyiydi de 55 yaşında bizim babalarımız emekli oldu? Onların anlatmasına göre o zaman tüp kuyruklarındaydık, ülkede buzdolabı yoktu, ülkede tuvalet kağıdı yoktu, ülkede hiçbir şey yoktu. Şimdi bunu onlar anlatıyor. Bizim ülkemizde emekli olan bir memur gidiyordu evini alıyordu, yanına bir tane araba alıyordu. Şimdi emekli olan memur kredi kartı borcunu veya kredi borcunu ödüyor ‘Allah’a şükür’ diyor. Ne evi var, ne arabası var, ne bir sosyal güvencesi var. Hiçbir şeyi kalmıyor. Bunların sebebi şu; yediler işte yediler, verecek para bulamıyorlar.
“PARA İÇİN YAPMAYACAKLARI ŞEY YOK”
Para bulabilmek için dün darbe girişiminin finansörü dedikleri insanların eteklerini öpmeye başladılar, katil dedikleri Sisi ile barışmaya başladılar. Niye? Para bulmak için. Bakın dünyada en uzak duracağını insan değerleri için değil de para için eğilip bükülen insandır. Bir insan ister devlet yönetsin, ister dükkan yönetsin, ister tek başına hayatını yaşasın para için eğilip bükülüyorsa o insandan uzak duracaksın. Şimdi bizi yönetenlerin böyle bir zafiyeti var. Para için – gösterdikleri kadarıyla söylüyorum – yapamayacakları hiçbir şey yok.
“İLK NATO TOPLANTISINDA İSVEÇ BAŞBAKANIYLA SARILACAK”
İsveç’e, ‘Bunlar Kur’an-ı Kerim yaktı, bunlar terör devletidir’ dediler. Amerika muhtemelen ‘Bak birkaç milyar veririm, siz ses çıkarmayın’ dedi ve hemen İsveç’e ‘evet’ dediler. Sisi ortada, Birleşik Arap Emirlikleri ortada. Daha önce tweet attım şimdi FETÖ’ye ‘terörist’ diyorlar. Yarını belli mi bu işin, ne yapacakları belli mi? Sisi ile anlaştın, 15 Temmuz’un finansörü Birleşik Arap Emirlikleri ile anlaştınız. İsveç’e tamam dedin. İlk NATO toplantısında sarılacak. İlk NATO toplantısında, ‘terör devleti, o kur’an-ı Kerim yakan hadsizler’ dediğin ülkenin başbakanıyla sarılacaksın. Göreceğiz, bunlar kameralar çekecek, önümüze düşecek. Acaba kendini nasıl aklayacak çok merak ediyorum. O’na ‘kıymetli arkadaşım, kıymetli dostum’ diyecek.
“YARIN FETÖ’YE TERÖRİST DEMENİN SUÇ OLMAYACAĞI NE MALUM?”
Şimdi FETÖ’ye biz bugün terörist diyoruz, faaliyeti ortada yarın ona terörist demenin suç olmayacağı ne malum? Bu insanlarla bir yere varabilir miyiz, varamayız. Ha diğerleri de ne yaptı? Diğerleri de ne kadar kripto Fetöcü varsa tuttular kendi partilerine aldılar.”
]]>Vefatının 62’inci yıldönümünde Tanpınar’a vefa
BURSA – Osmangazi Belediyesi, Bursa’yı edebiyat dünyasının usta isimlerinden Ahmet Hamdi Tanpınar’ı, vefatının 62’inci yıl dönümünde düzenlenen sempozyum ile andı. Seçkin akademisyenlerden ve edebiyatçılardan oluşan konuşmacılar, Tanpınar gibi değerli bir edebiyatçının daha iyi bilinmesine ve anlaşılmasına katkıda bulunmak adına usta edebiyatçının kişiliği ve eserleri üzerine bilgiler verdi.
Panorama 1326 Bursa Fetih Müzesi’nin ev sahipliği yaptığı ‘Ahmet Hamdi Tanpınar Sempozyumu’na çok sayıda akademisyen, araştırmacı ve edebiyatsever katıldı. Osmangazi Belediyesi tarafından bu yıl 5’incisi gerçekleştirilen sempozyumda büyük edebiyatçının eserleri, edebi kişiliği, yaşam öyküsü ve akademik fikirleri ele alındı. Şiirden, romana, öyküden makaleye ve edebiyat tarihine birçok alanda eser veren Ahmet Hamdi Tanpınar’ın eser ve fikirlerini geleceğe aktarılması adına düzenlenen sempozyum, 4 oturum olarak gerçekleştirildi.
“Yaşadığı dönemde değeri anlaşılmayan Tanpınar’ı geleceğe taşıyoruz”
Sempozyumun açılış konuşmasını yapan Osmangazi Belediye Başkanı Mustafa Dündar, “Osmangazi Belediyesi olarak sosyal ve kültürel faaliyetler konusunda iddialı çalışmalar yürütüyoruz. Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Sempozyumu da bunlardan bir tanesi. Ahmet Hamdi Tanpınar, yaşarken ‘süküt suikastı’na uğradığını söylüyor. Osmangazi Belediyesi olarak bizler yapmış olduğumuz edebiyat yarışmaları, sempozyumlar ve çıkardığımız dergiler ile yaşadığı dönemde kıymeti anlaşılamamış olan Tanpınar’ı geleceğe taşıyoruz. Bu sene Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Yarışması’nın 23’üncüsünü düzenliyoruz. Bir kişinin Ahmet Hamdi Tanpınar hakkında bir şeyler yazabilmesi için Tanpınar’ın eserleri ve edebiyatçı kişiliği konusunda bilgi sahibi olması, onun düşüncelerini bilmesi gerekiyor. Yani Tanpınar’ı okuması gerekiyor” dedi.
Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Yarışması’nın tüm dünyanın takip ettiği bir yarışma olduğuna vurgu yapan Başkan Dündar, “Bu yarışma sayesinde Türk edebiyatına birçok eser kazandırdık. 2001 yılından bu yana yarışmamızı düzenliyoruz. Yarışmamız yıllar geçtikçe kurumsal bir hal aldı. Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Yarışması’nı, bir yarışma olmaktan çıkartıp Ahmet Hamdi Tanpınar Etkinlikleri’ne dönüştürdük. Akademisyenlerimiz ve edebiyatçılarımız ile birlikte Ahmet Hamdi Tanpınar Akademisi’ni oluşturduk. Bu akademi çerçevesinde de bu yıl 7’incisini gerçekleştirdiğimiz Ahmet Hamdi Tanpınar Sempozyumu’nu düzenliyoruz. Ahmet Hamdi Tanpınar Akademisi çerçevesinde bir de dergi çıkartıyoruz. Yılda bir çıkan bu dergimizin 8’inci sayısı yayında. Güzel bir sempozyum olmasını temenni ederek, tüm katılımcılarımıza dolayı teşekkürlerimi sunuyorum” diye konuştu.
Sempozyumun konuşmacılarında Prof. Dr. Abdullah Uçman da, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın son 25-30 yıldır üzerinde en çok konuşulan, münazara edebiyatçılardan bir tanesi olduğuna dikkat çekerek, “Tanpınar çok yönlü bir şahsiyettir. Kendisi ölümünden sonra şair olarak anılmak istiyorsa da daha çok romancı ve fikir adamlığı yönüyle ön plana çıkmıştır” dedi. Osmangazi Belediyesi’nin 23 yıldır düzenlediği Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Yarışması’nın takdiri hak eden bir etkinlik olduğuna vurgu yapan Uçman, “Bu yarışma sayesinde Türk edebiyatına şiir, roman ve deneme yeni isimler kazandırılıyor. Bu çok önemli. 8 yıldır, yılda 1 kez olmak üzere Tanpınar Zamanı adlı dergi çıkartılıyor. Bir de bu yıl 7’incisini düzenlediğimiz Ahmet Hamdi Tanpınar Sempozyumu var. Bu çalışmaların en önemli tarafı tüm bu etkinliklerin kitap haline getirilmesi ve kütüphanelerde yerlerini alması” ifadelerini kullandı.
Tüm gün süren sempozyumda sunulan bildiriler, kitap haline getirilerek edebiyat dünyasına kazandırılacak.
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te moderatörlüğünü gazeteci Melinda Nucifora’nın üstlendiği “ADF Round”a Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Irak Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin, Ermenistan Dışişleri Bakanı Ararat Mirzoyan, Cibuti Dışişleri Bakanı Mahmud Ali Yusuf, Ruanda Dışişleri Bakanı Vincent Biruta, Macaristan Ulusal Ekonomi Bakanı Marton Nagy, Türk Yatırım Fonu Başkanı Baghdad Amreyev, Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü Genel Direktörü Daren Tang, Avrupa Birliği Körfez Bölgesi Özel Temsilcisi Luigi Di Maio, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, Almanya Dış Ticaret ve Ekonomik Kalkınma Birliği (BWA) Yönetim Kurulu Başkanı Michael Schumann ve Hepsiburada Yönetim Kurulu Başkanı Hanzade Doğan Boyner katıldı.
Irak Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Hüseyin, Irak’ın da diğer ülkelerde olduğu gibi dünyanın geri kalanına bağlantılı olduğunu belirterek, şunları söyledi:
“Irak, aynı zamanda pek çok savaş nedeniyle izole kalmış bir ülke. 2005’ten itibaren Irak’ı çeşitli düzeylerde, özellikle diplomatik ve ekonomik bağlar açısından dünyanın geri kalanıyla daha irtibatlı hale getirmeye çalışmaya başladık. Hala ekonomimizi düzlüğe çıkarmaya çalışıyoruz çünkü ekonomimiz bu savaşlar nedeniyle mahvolmuş durumdaydı. Yaptırımların da etkisi vardı. O yüzden de yeniden yapılanma sürecinde ekonomimiz teknolojiden ve inovasyondan yararlanmak durumundaydı.”
Kovid-19 döneminde ve Rusya-Ukrayna Savaşı’yla petrol fiyatlarında yaşanan düşüşten de oldukça etkilendiklerini anlatan Hüseyin, “Diğer ülkelerle irtibatımız da bundan büyük darbe aldı ve ülkenin ekonomisinin güvence altına alınması konusunda sorunlar yaşadık çünkü büyük oranda petrole bağlı bir ülkeyiz. Ekonomisi petrole bağlı olan bir ülkeyiz.” diye konuştu.
Hüseyin, şu anda bunu çeşitlendirmeye çalıştıklarını belirterek, “Yakında sadece petrol değil doğal gaz ülkesi haline de geleceğimizi düşünüyoruz. Bunu yapabilmemiz için de tabii ki diğer ülkelerle bağlantımızın olması gerekiyor. Sonuç olarak her ülkenin dış dünyayla bağlantılı olması gerekiyor fakat bizler komşu ülkelerimize büyük oranda bağımlı durumdayız.” ifadelerini kullandı.
“Ermenistan, denize kıyısı olmayan bir ülke”
Ermenistan Dışişleri Bakanı Ararat Mirzoyan, uluslararası ticaret için insanların birbirleriyle irtibatının artması gerektiğini, kültür olarak birbirine yakınlaşılması gerektiğini vurgulayarak, “Ermenistan, denize kıyısı olmayan bir ülke, o yüzden de Ermeniler olarak uluslararası ticaretin tabii ki bir parçası olmamız gerektiğinin elzem olduğunu biliyoruz. Sadece denize kıyısı olmayan bir ülke değiliz, aynı zamanda sadece iki sınırımız açık yani diğer iki komşumuzla sınırlarımız 30 yılı aşkın süredir kapalı durumda.” şeklinde konuştu.
Sınır kapılarının açılmasının sadece ekonomik açıdan değil siyasi açıdan da faydalı olacağının altını çizen Mirzoyan, sözlerini şöyle tamamladı:
“Diğer ülkelerle bağlantı kurduğunuzda sadece ekonominize katkı sağlamıyorsunuz, birbirinize bağımlı hale gelme imkanı da sağlıyor ve bunun barışın tesis edilmesi anlamında da olumlu etkileri oluyor. Biz, bunu bölgemizde yaşayarak gördük, o yüzden de geçiş noktalarının açılması, ticaretin kolaylaştırılması anlamında çeşitli inisiyatifler aldık ve bunun da barışa katkısının olduğunu gördük.”
“Sahra Altı ülkelerde çok kırılgan ekonomisi olanlar var”
Cibuti Dışişleri Bakanı Yusuf, Afrika’nın bu konularda bazen eğilimin farklı ilerlediği bir kıta olabildiğinin altını çizerek, şunları söyledi:
“Şu anda Kızıldeniz’de olanlarla ilgili şunu söyleyebilirim, buradaki deniz trafiği oldukça fazla ve Avrupa’nın dış ticaretinin yüzde 40’ı buradan geçiyor. Kasımda buna yönelik sorunlar ortaya çıktığında ve trafik aksamaya başladığında ilk haftanın etkileri inanılmaz oldu. Buradan geçen gemilerin yüzde 50’si artık geçemez oldu o dönemde ve ticaret hacminin yüzde 40’ı bu işten etkilendi.”
Farklı yöntemlerden yararlanılarak bu tür sorunlara karşı dayanıklı hale gelmenin önemini vurgulayan Yusuf, şunları kaydetti:
“Jeopolitik gerilimlerin küresel ekonomiye etkilerinin olduğunu görüyoruz. Sahra Altı ülkelerde çok kırılgan ekonomisi olanlar var. O yüzden de ulaşım maliyetlerinin bu şekilde artmasının çok önemli sonuçları beraberinde getirebileceği ülkeler var. Aden Körfezi’nde, Kızıldeniz’de ve Süveyş Kanalı’ndaki bu tür aksaklıklar, küresel büyüme oranlarına da yansıyacaktır. Bu tür konulara yönelik yenilikçi çözümler bulunması lazım. Yemen’i bombalamak, bu anlamda bir çözüm değil kesinlikle.”
“Artık ülkeler izole bir şekilde mevcudiyetlerini sürdüremiyor”
Ruanda Dışişleri Bakanı Biruta, küreselleşme, teknolojik gelişmeler ve ekonomik entegrasyonun kolektif geleceği şekillendiren faktörler olduğunu belirterek, “Uluslararası ticaret, aslında dünya ekonomisine can veren bir şey. Mal, hizmet ve fikirlerin sınırları aşarak ticareti hem yenilikçiliği hem de küresel anlamda refahı teşvik ediyor. Uluslararası ticaretin kalbinde de tabii ki bağlılık var.” değerlendirmesinde bulundu.
Dijitalleşen dünyanın dijital olarak da anında iletişim kurabilme ve kıtalar arasında doğrudan hızlı şekilde bilgi alışverişi anlamına geldiğini anlatan Biruta, “Tabii bağlılık, birbirine bağımlılığı da yanında getiriyor. Artık ülkeler, izole şekilde mevcudiyetlerini sürdüremiyor.” dedi.
“Devletlerin teşvik etmesi gerekiyor”
Macaristan Ulusal Ekonomi Bakanı Nagy, Batı dünyası ve Avrupa Birliği’nin (AB) daha önce ticaret ve rekabet anlamında üstünlüğe sahip olduğunu kaydederek, “Fakat şu anda özellikle Avrupa, bunu kaybetmiş durumda. Artık bu yeni sektörlerde bayağı geride kaldık. Mesela 5G, robotik, yapay zeka, elektrikli araçlar vesaire gibi birçok sektörde gerideyiz.” ifadelerini kullandı.
Gelecek 5 yılda ABD ve Çin’in, Avrupa’ya kıyasla gayrisafi milli hasılalarının yüzde 20 daha fazlasını bu teknolojilere ayıracağını belirten Nagy, bunun “Avrupa için intihar” demek olduğunu söyledi.
Nagy, teknolojik yatırımların çok pahalı olduğunu dile getirerek, “Devletlerin bunu teşvik etmesi gerekiyor çünkü hem tüketici hem de üretici için bunlar çok pahalı. Bir süre sonra bunun faydalarını görmeye başlayacağız.” dedi.
“İnsanlara destek olmamız ve yaratıcılığı desteklememiz gerekiyor”
Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü Genel Direktörü Tang, fikri mülkiyetin inovasyon, teknoloji, dijitalleşme ve girişimciliği hızlandırdığını belirterek, “Şirketler ve ülkeler yenilikler yaptıkça ve dijitalleştikçe değer yaratmada patentler, ticari markalar, markalar, tasarımlar, teknik bilgi ve veriler gibi maddi olmayan varlıklara doğru dramatik bir geçiş görüyoruz. Bugün küresel şirketlerin elinde yaklaşık 70 trilyon dolar değerinde soyut varlıkları var.” dedi.
Fikri mülkiyet başvurularında ciddi bir coğrafi değişimin söz konusu olduğunu vurgulayan Tang, “Türkiye fikri mülkiyet başvuruları, şu anda dünyanın 3. en büyük tasarım başvuru sahibi ve 4. en büyük ticari marka başvuru sahibi konumunda. Yani fikri mülkiyet, sadece Avrupa ve Kuzey Amerika gibi geleneksel güç odaklarından değil Latin Amerika gibi, Asya gibi ülkelerden geliyor.” ifadelerini kullandı.
Tang, yeni kurulan şirketlerin, KOBİlerin ve gençlerin desteklenmesi gerektiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:
“Bu çelişkili ve çatışmalı dünyada insanların daha önce olduğundan çok daha fazla bir arada olmaya ihtiyacı var. Şimdi bir şeyler icat ettiğiniz zaman bunu belki bireysel olarak yapıyorsunuz ama bundan para kazanmak istediğinizde başka insanlara ihtiyacınız oluyor. Bu anlamda bizlerin de insanlara destek olmamız ve yaratıcılığı desteklememiz gerekiyor.”
“Çok taraflı ilişkilere odaklanmamız gerekiyor”
AB Körfez Bölgesi Özel Temsilcisi Di Maio, artık dünyada iki tip dinamiğin olduğunu belirterek, “Bunlardan biri beklenmedik olaylar. Ukrayna’da olanlar gibi, Kovid-19 gibi. Şimdi de Gazze çatışması var. İkinci dinamik ise ikili bir dönüşüm, dijital ve teknolojik dönüşüm. Şimdi bu iki şey Avrupa’da ham madde ihtiyacını artırıyor, artık 2030’da ham madde ihtiyacımız 4 katına çıkmış olacak.” diye konuştu.
Karar verme mekanizmalarının artık değişmesi gerektiğini söyleyen Di Maio, “İki kutuplu bir dünyadan çok kutuplu bir dünyaya geldiğimiz bu dönemde çok taraflı ilişkilere odaklanmamız gerekiyor.” dedi.
“Ekonomi ve ticari anlaşmalar da ittifaklarda değişikliklere neden olabilir”
Türk Yatırım Fonu Başkanı Amreyev, bağlantısallık ve birbirine bağımlılığın, küresel hale gelmiş dünyanın elzem bir unsuru olduğunun altını çizdi.
Belirsizliğin oluştuğu ortamda ülkelerin birbiriyle işbirliği yapmaları gerektiğini belirten Amreyev, şöyle devam etti:
“Çünkü bunlar ortak sorunlar fakat buna kim öncü olacak? Dünyanın karşı karşıya olduğu sorunlarda kimler öncülük edecek? Çünkü çok taraflı mekanizmalar söz konusu. Küresel kurumlar, bu sorunlarla yeterli şekilde baş edemiyor. O yüzden de ülkeler arasındaki gerginliklerin artması sonucunda bunun örneklerini görüyoruz.”
Amreyev, dünyada bu yıl 64 ülkede seçim olacağını anlatarak, “Bunlar da çeşitli belirsizliklere yol açabilir. Bunlar, küresel piyasalara etki edebilir ve burada değişiklikler olması, ekonomi ve ticari anlaşmalar da ittifaklarda değişikliklere neden olabilir, küresel olarak yapılan işbirliklerine olumsuz etki de edebilir.” ifadelerini kullandı.
“Ticaret, en büyük barış kaynağıdır”
TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu, 1996’da Gümrük Birliği’ne geçişin, Türkiye’yi pozitif etkilediğini söyleyerek, “Bu, esasında şunu göstermektedir: Ticaret zenginleştirir, korumacılık fakirleştirir. Özellikle gelişmekte olan ülkelerin istikrarlı ve refah için ticaretin daha serbest olması şart. Dünyaya entegre olmuş, iş yapma ortamını iyileştirmiş ülkeler, hem daha zengin hem daha huzurlu olacaktır.” diye konuştu.
İki büyük dünya savaşını çıkaran Avrupa ülkelerinin birbirlerine artık düşman olarak değil ticaret partneri gözüyle baktığını dile getiren Hisarcıklıoğlu, “Kurdukları bu ekonomik birlik sayesinde tarihte ilk defa Batı Avrupa, 80 senedir kendi bölgesinde savaş görmüyor çünkü ticaret, en büyük barış kaynağıdır. Ticaret yapan savaşı konuşmaz, birbirine kötü bakmaz.” değerlendirmesinde bulundu.
“Vize işlemlerinin kolaylaştırılması, önemli gündem maddelerinden biri haline getirilmeli”
Almanya Dış Ticaret ve Ekonomik Kalkınma Birliği (BWA) Yönetim Kurulu Başkanı ???????Schumann da böyle bir dönemde barışın en büyük öncelik olması gerektiğine dikkati çekerek, “Çünkü yalnızca çatışmaların önlenmesi, bizi ticaretin artırılması gibi bir yola götürecektir. O yüzden de bu tür sorunlardan kurtulup düzlüğe kavuştuğumuzda da ticaretin kolay hale gelebileceğinden bahsedebileceğiz.” diye konuştu.
Sınır geçişlerinin ve vize işlemlerinin kolaylaştırılmasının ticaretteki yavaşlamanın önüne geçme imkanı sağlayacağını belirten Schumann, şu ifadeleri kullandı:
“Vizelerin kaldırılması konusunda özellikle de iş insanları, yatırımcılar ve akademisyenlerin Almanya’ya gelmesi, daha da kolay hale getirilmeli çünkü Almanya’nın ekonomik olarak büyümesi, milyonlarca Türk’ün katkısı olmadan mümkün olamazdı. Bugün hala Türk girişimciler ve Türk iş insanları, Almanya’da değer yaratılmasına büyük katkı sağlıyor. Vize işlemlerinin kolaylaştırılması, bu anlamda önemli gündem maddelerinden biri haline getirilmeli.”
“Jeopolitik, teknolojik yeniliklerin bazen önüne geçebiliyor”
Hepsiburada Yönetim Kurulu Başkanı Doğan Boyner de yeni dünyada ticaretten bahsederken geleneksel mal ve hizmet ticaretinden daha ziyade yazılım, veri ve teknolojik hizmetler ticaretinden söz etmek gerektiğini vurguladı.
Teknolojinin birçok sorunu çözebileceğini dile getiren Doğan Boyner, şunları kaydetti:
“Jeopolitik, teknolojik yeniliklerin bazen önüne geçebiliyor. Sonuçta teknolojinin ilerlettiği bir küresel büyüme çerçevesinde sürdürülebilir olması ve bütün uluslara fayda sağlayabilmesi için Amerika-Çin blokunun ötesinde bir şey gerekiyor ve ulusların kendi teknolojik stratejilerinin olması gerekiyor, kendi yeniliklerini yapmaları gerekiyor ve işbirliği yapması gerekiyor.”
]]>Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin Antalya’da düzenlenen mitinginde konuştu. Mitinge katılanlara “Şurada artık 30 günümüz var. Kadın Kolları, gençler, Cumhur İttifakı, 31 Mart’a hazır mıyız? Yeniden Antalya diyor muyuz?” diye seslenen Erdoğan, Antalya’nın turizmiyle, tarımıyla, ticaretiyle ve insanıyla ülkeye değer kattığını söyledi. Antalya’nın artık sadece turizmin ve tarımın değil, diplomasinin de küresel yıldızlarından biri haline dönüştüğünü kaydeden Erdoğan, şunları söyledi:
“Hükümeti ya da belediyeleri yönetmek için sandıktan yetki alan siyasetçiler, seçim meydanlarında yaptıklarının muhasebesini yapar. Milletimiz bu süreçte gördüklerini, duyduklarını kendi iç dünyasında değerlendirir, verdiği kararı da sandıkta ilan eder. Antalya geçtiğimiz beş yılda büyükşehir ve ilçeleriyle belediyelerini yönetenlere notlarını veriyor. Önümüzde beş yıl için de aday olanları ölçüp, tartıyor. Antalya’ya hizmete talibiz.”
“OY ORANLARI ANTALYA İLE ARAMIZDAKİ MUHABBETİ YANSITMAKTAN UZAK”
Antalya halkının, geçen mayıs ayındaki seçimlerde kendilerine Cumhurbaşkanlığında yüzde 43, milletvekilliğinde yüzde 41 oy verdiğini kaydeden Erdoğan, “Tabii bu oy oranları Antalya ile aramızdaki muhabbeti yansıtmaktan uzaktır. Hep birlikte 31 Mart’ta sandıkları Cumhur İttifakı oylarıyla patlatarak bunu telafi edeceğimize inanıyorum. Sizlerden bunun sözünü almak istiyorum. Yerel yönetimi de bize teslim ettiğinizde ülkeyi uçurmaya devam edecek miyiz? Bu ülkeyi çöpten, çamurdan, çukurdan çıkarmayanlara bir daha teslim edemeyiz. Antalya’nın dünya şehri vasfını her alanda güçlendirme sözümüzü yerine getireceğiz.” dedi.
“NE YAPSALAR BOŞ, NE YAPSALAR BEYHUDE”
CHP Genel Başkanının parti teşkilatının yöneticilerine seçim dönemine özel öğütler verdiğini ifade eden Erdoğan, “Teşkilatlarına ‘dürüst davranın’ demiyor da ‘seçime kadar maskelerinizi takın ve sakın çıkarmayın’ diyor. Tabii ne yapsalar boş, ne yapsalar beyhude.” şeklinde konuştu.
Erdoğan, şunları kaydetti:
“Hangi maskeyi takarlarsa taksınlar milletimiz bunların ne olduğunu artık gayet iyi biliyor ama niyetlerini ve taktiklerini kendi ağızlarıyla ikrar etmelerinden açıkçası biz memnuniyet duyduk. Görüldüğü gibi sandıkta hesaba çekilecekleri günler yaklaştıkça bunların ayakları titremeye başladı. Hangi kılığa gireceklerini, hangi yalana sarılacaklarını, hangi istikamete koşacaklarını şaşırdılar. CHP’nin Genel Başkanı önce İstanbul’da, Mersin’de ve kimi başka yerlerde DEM ile DEM’lendi, ittifak yaptı. Bu iki parti kendi aralarında yaptıkları gizli kapaklı anlaşmalarla belediye başkan adaylıklarını, meclis üyeliklerini, belediye yönetimlerini paylaştılar. Sonra da CHP Genel Başkanı çıkıp utanmadan ‘Bizim DEM ile ittifakımız yok’ diye demeç veriyor. Yalan bunların ağzına yuva yapmış. Riyakarlık bunların karakteri haline gelmiş. Herkesi kör, alemi sersem sanıyorlar. Milletin feraset şamarı yüzlerine defalarca indiği halde bu aymazlıklarından bir türlü vazgeçmiyorlar. Ne yaparlarsa yapsınlar nafile. Milletimiz sadece maskelerin arkasına sakladıkları gerçek yüzlerini değil onların ciğerlerini biliyor. Bukalemun gibi renkten renge girseler de bu millet onları gördüğü her yerde tanır ve layık olduğu cevabı verir.”
Millete hizmete devam ettiklerini, Türkiye’nin demokrasi ve kalkınma eksiklerini telafi ettikleri gibi bugünkü sıkıntılarını da yine kendilerinin çözeceğini belirten Erdoğan, “Ülkemizi siyasetiyle, diplomasisiyle, sanayisiyle, teknolojisiyle, tarımıyla, turizmiyle dünyanın en üst sıralarına nasıl taşıdıysak Türkiye Yüzyılı ile zirveye de öyle çıkaracağız.” şeklinde konuştu.
“ZORLUKLARI GÖRMEZDEN GELMİYORUZ”
“Gerisinde 10 yıllık zorlu bir mücadelenin, bölgesel ve küresel krizin olduğu ekonomik sıkıntılarımızın çözümünde önemli mesafeler katettik.” diyen Erdoğan açıklanan büyüme rakamlarına değindi. Erdoğan, “Tesis ettiğimiz kesintisiz büyüme iklimi sayesinde istihdamda, üretimde, ihracatta, turizmde her yıl yeni rekorlar kırarak yolumuza devam ediyoruz. Tüm bunları söylerken çalışanlar ve emekliler başta olmak üzere vatandaşlarımızın yaşadıkları zorlukları asla görmezden gelmiyoruz. Tam tersine bu sıkıntıların çözümünün üretiminin, büyümenin, yatırımdan, çalışmaktan, kazanmaktan geçtiğini biz söylüyoruz.” dedi.
“MİLLİ İRADE BAYRAMINI BERABER İLAN EDECEĞİZ”
Ramazan ayının yaklaştığına işaret eden Erdoğan, meydandakilere “Ramazan Bayramı gelmeden 31 Mart’ta milli irade bayramını beraberce ilan edeceğimize ben inanıyorum. Siz inanıyor musunuz? Cumhuriyetimizin en büyük demokrasi ve kalkınma hamlesinin yeni bir safhasını inşallah sizlerle birlikte ‘Yeniden Antalya’ diyerek başlatacağız. Gayretiniz ve desteğiniz için Rabb’im şimdiden sizlerden razı olsun.” diye konuştu.
]]>KBÜ tarafından Türkiye’de ilk kez ulusal ve uluslararası düzenlenen SOSYALFEST’in açılış seremonisi gerçekleştirildi. 15 Temmuz Konferans Salonu’nda düzenlenen programa; Karabük Valisi Mustafa Yavuz, AK Parti Karabük Milletvekili Ali Keskinkılıç, Karabük Belediye Başkanı Rafet Vergili, Safranbolu Belediye Başkanı Elif Köse, KBÜ Rektörü Prof. Dr. Fatih Kırışık, Cumhuriyet Başsavcısı Koray Kesgin, Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Mustafa Duran, kurum müdürleri, siyasi parti temsilcileri, STK temsilcileri ve öğrenciler katıldı.
SOSYALFEST’in tanıtım videosu ile başlayan programda konuşan Karabük Valisi Mustafa Yavuz, “TEKNOFEST’lerin ortam hazırladığı heyecan ve başarıyı, sosyal bilimler alanında da sağlayarak ‘Milli Sosyal Bilimler Hamlesi’ SOSYALFEST ile milletimizin ve uluslararası camianın zihnine kazımayı hedefliyoruz” dedi.
Gençlerin yeteneklerini ve vizyonlarını ön plana çıkaracak, toplumsal dönüşüme öncülük edecek, ulusal ve uluslararası ilkleri yaşama ayrıcalığı sağlayacak etkinliğin Karabük’te düzenlenmesinin gurur ve heyecanını yaşadıklarını belirten Yavuz, “İki gün boyunca, gençliğin dinamizmi ve bilimin ışığıyla buluşacak; gerçekleşecek sosyal, kültürel, sanatsal, eğitsel ve sportif etkinliklerle, Türkiye’nin sosyal bilimler sahnesindeki geleceğine, derin ve kalıcı bir etki bırakacağına inanıyoruz” diye konuştu.
Festivali bildiri halinde hazırlayıp yayınladıklarını ifade eden KBÜ Rektörü Prof. Dr. Kırışık, şunları söyledi:
“Bu sürecin sonrasında tabii ki pek çok sosyal model de üreterek toplumumuzun, milletimizin, devletimizin değerlendirmesine ve uygulamasına sunduk. Bu anlamda sevindirici bir gelişme olarak bazı üretmiş olduğumuz sosyal modeller devletimiz tarafından uygun görüldü ve uygulama alanına geçti. Bu da bizim için çok kıymetli, bir sonuç doğurması açısından değerli ve önemliydi.”
“Sosyal modeller üreterek dünyayı kardeşlik adasına dönüştürmek istiyoruz”
SOSYALFEST’in düzenlenmesinin amacından bahseden Kırışık, “Dünyamız çok zor ve karanlık dönemlerden geçiyor. Dünyanın her tarafında çatışmalar, kavgalar, mazlumlar, mağdurlar var Bunlara destek olmak yardımcı olmak istiyoruz ama hep batılı kavramlarla düşünüp batılı değerlerle analiz yapıyoruz. Biz istiyoruz ki medeniyetimizden, tarihimizden aldığımız güçle geçmişte yaptığımız gibi dünyayı yeniden yönetecek, yeniden nizam verecek sosyal modeller üretecek ve dünyaya yeni barış ufukları, kardeşlik ufukları açacak mağdurların ve mazlumların sesi olacak yeni bir dünyayı, Türkiye 100 yılını oluşturmak istiyoruz. Bunu gerçekleştirmek için en önemli gücümüz sosyal modeller üretmekten geçiyor. İnsanların barış ve kardeşlik içerisinde yaşayabileceği sosyal modeller üreterek dünyayı yeniden bir barış adasına, bir kardeşlik adasına dönüştürmek istiyoruz” şeklinde konuştu.
14 farklı yarışma temasında Türkiye çapında ilana ve duyuruya çıktıklarını aktaran Kırışık, “Tabii ilk defa yapılan bir yarışma olması, çok bilinmemesi, sosyal modelin ne olduğunun henüz toplumda yeterince anlaşılamaması durumlarına rağmen gençlerimiz, hocalarımız, öğretmenlerimiz buna çok büyük bir ilgi gösterdi ve 3 bin 783 başvuru yapıldı. Yarışmamıza bu kadar sosyal modelin, bu kadar projenin gelmiş olması bize gerçekten Türkiye yüzyılı açısından büyük bir umut vadetmektedir” ifadelerine yer verdi.
Konuşmaların ardından protokol üyeleri tek tek stantları gezerek, çalışmalar hakkında bilgi aldı.
Vali Yavuz, daha sonra Rektör Kırışık ve beraberindekilerle birlikte festival çerçevesinde finale kalan sosyal modellerin sunumlarını takip etti.
Festival yarın gerçekleştirilecek ödül töreninin ardından sona erecek. – KARABÜK
]]>Hacı Veyiszade İbrahim Efendi’nin çocuğu olarak Konya’da 3 Mart 1922’de dünyaya gelen Kurucu’nun dedesi, Konya’nın yetiştirdiği önemli alimlerden Hacı Veyis Efendi idi.
Babaannesinin kendisi için Ali ismini uygun görmesiyle bu ismi alan şair, ilerleyen yıllarda 16 yaşlarında iken Konya’da bir züccaciye mağazasının tabelasında gördüğü ve çok beğendiği “Ulvi” ismini de kullanmaya başladı.
11 yaşındayken hafız oldu
Küçük yaştan itibaren Kur’an-ı Kerim’i öğrenen ve ilim tahsiline başlayan Kurucu, 11 yaşındayken hafızlığını tamamladı, bu suretle de ilk unvanını alarak ailesi ve çevresinde “Hafız Ali” olarak anıldı.
Lisans eğitimini El-Ezher Üniversitesi’nde tamamlayan Kurucu, Kahire’de Mustafa Runyun, Ali Yakup Cenkçiler, Ahmet Davudoğlu, İsmail Ezherli gibi isimlerin içinde bulunduğu Revaku’l-Etrak isimli toplulukta bulundu ve dönemin büyük alimlerinden şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi, Mehmed İhsan Efendi ve Zahid Kevseri’den eğitim gördü.
Babasının vefatının ardından, 1939’da dönemin şartları doğrultusunda daha iyi bir eğitim ortamı sağlamak için Medine’ye göçen ailesinin yanına giden Kurucu, önce küçük çaplı ticaretle uğraştı. 1953 yılında Medine-i Münevvere Maarif Müdürü (Eğitim Müdürü) Muhammed Said Defterdar’ın teklifiyle, onun emrinde memuriyete başladı.
Bu görevi 1955’e kadar sürdüren Kurucu, bu tarihten sonra bir yıl kadar ilkokullarda Kur’an-ı Kerim ve siyer dersleri verdi. Daha sonra 1956’da Medine-i Münevvere Evkaf İdaresi’nin İnşaat ve Sicillat Dairesi müdürlüğü görevine getirilen şair, 1980 yılına kadar bu vazifeyi yaptı.
Kurucu, ayrıca 1947 yılında Konyalı olan yakın komşuları Hacı İbrahim Sandıkçı Efendi’nin kızı Fatma Hanım’la evlendi. Bu evliliğinden 1948’de kızı Sare Hanım, 1952’de ilk oğlu İbrahim Bey ve 1962 yılında ikinci oğlu Mustafa Bey dünyaya geldi.
“Safahat”ın tamamını ezberledi
Şiire ilgisi üniversite yıllarında başlayan Ali Ulvi Kurucu, Mehmet Akif Ersoy’dan da etkilenerek “Safahat”ın tamamını ezberledi.
Ardında yüzlerce şiir ve eser bırakan Kurucu, şiirlerinde kullandığı dil, üslup ve ölçü itibarıyla Tanzimat ve Serveti Fünun dönemi şairlerini örnek aldı. Bu dönemlerden Namık Kemal, Ziya Paşa, Süleyman Nazif, Tevfik Fikret, Abdulhak Hamit, Muallim Naci, Cenap Şahabettin ve Mehmet Akif Ersoy’un aralarında bulunduğu şair ve edipleri okuyarak kendisini yetiştirdi.
Kurucu’nun dini ve manevi konulardaki şiirleri ilk kez Ali Kemal Belviranlı’nın çıkardığı “İslamın Nuru” dergisinde yayımlandı.
Medine’de 2. Mahmud’un inşa ettirdiği Mahmudiye ve Şeyhülislam Arif Hikmet kütüphanelerinde 32 yıl görev yapan Kurucu, görev sürecinde Arapça, Farsça ve Türkçe kaleme alınmış binlerce yazma eseri inceledi ve tasnif etti.
Kurucu, 1985’te emekliliğinin ardından Türkiye’ye daha sık gelip Şeyh Sami, Şeyh Mehmed Zahid, Şeyh Abdülgafur Abbasi, Ebul Hasen Nedvi ve Hasan El-Benna’nın arasında olduğu isimlerle aynı ortamlarda bulundu, sohbetler gerçekleştirdi.
Ömrünün 56 yılını Medine’de geçiren Kurucu, 3 Şubat 2002’de aynı kentte vefat etti ve cenazesi Cennetü’l Baki kabristanına defnedildi.
Kurucu’nun kaleme aldığı eserlerden bazıları şöyle:
“Büyük İslam Şairi Dr. Muhammed İkbal”, “Nurdan Sesler”, “Zulmeti Yıkan Nur”, “Gümüş Tül”, “Gümüş Tül ve Alevler”, “Asırlar Boyunca Parlayan Nur”, “Gecelerin Gündüzü” ve “Medine Notları”
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te, moderatörlüğünü TRT World Sunucusu Elif Bereketli’nin üstlendiği “Gıda Güvenliği: Büyüyen Bir Sınama” paneline Moldova Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Mihai Popşoi, Malavi Dışişleri Bakanı Nancy Tembo, Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu (ECOWAS) Komisyonu Başkanı Omar Alieu Touray, Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Dernekleri Federasyonu (IFRC) Başkanı Kate Forbes ve Dünya Gıda Programı (WFP) İcra Direktörü Yardımcısı Carl Skau katıldı.
“Çok daha kuvvetli önlemlere ihtiyacımız var”
Moldova Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Popşoi, Rusya-Ukrayna Savaşı’nın ikinci yılının dolduğunu hatırlatarak ülkesinde 2014’ten bu yana çok sayıda göçmenin bulunduğunu ve uluslararası toplumun desteğiyle onlara ev sahipliği yapmayı sürdüreceklerini söyledi.
Moldova’nın Ukrayna’dan gelen gıda için çok önemli bir ülke olduğuna dikkati çeken Popşoi, “Türkiye’ye de burada teşekkür etmek istiyorum. Türkiye, Ukrayna tahılının güvenli bir şekilde dünyaya açılması için mükemmel bir koridor oluşturdu.” dedi.
Popşoi, Rusya’nın tahıl koridoru anlaşmasını askıya almasının ardından alternatif arayışlarına yöneldiklerini, bu çerçevede bazı koridorlar oluşturduklarını ve bu çerçevede Moldova’dan Ukrayna’ya ve Ukrayna’dan Moldova’ya 2 milyon tonluk gıda akışı sağlandığını kaydetti.
Ukrayna’nın ihtiyacı olan altyapıyı sağlamaya devam ettiklerini aktaran Popşoi, göçmenler konusunun yanı sıra gıda güvenliğinin de öncelikli meselelerden biri olduğunu ifade etti.
Popşoi, “Aslında şoke edici bir durum ortaya çıktı. Aslında bu devasa kriz ile karşı karşıya kalmamız bizi de şaşırttı. Fakat uluslararası toplum ile Birleşmiş Milletler (BM) gibi uluslararası kurumların bize yardımcı olması ve vatandaşların harekete geçmesiyle büyük bir iş çıkardık. Ukrayna’ya komşu olan ülkeler bir araya gelerek kaynakları bir araya getirdiler.” ifadelerini kullandı.
Gıda güvenliğinin sağlanması açısından Ukrayna’dan gelen tahıl konusunun önemli olduğunu vurgulayan Popşoi şunları söyledi:
“Uluslararası toplumun desteğini sürdürmesi gerekiyor. Gıda güvenliğinden bahsedip bundan bahsetmezsek olmaz. Temel güvenliğin sağlanması lazım, bunun için belirli yatırımlara ihtiyaç var. Aynı zamanda da yine bu çatışmaların etkisini azaltabilmek için çok daha sağlam, çok daha kuvvetli önlemlere ihtiyacımız var. Evet hukukun üstünlüğünden bahsediyoruz, ancak hukukun üstünlüğüne dayalı olarak biz bunları yaparsak istikrar sağlanabilir ve değer zincirlerinin kırılmadığından emin olabiliriz. Aksi takdirde özellikle de ihtiyacı olan ülkelerin gıdaya olan erişimi maalesef sekteye uğrayacak.”
“(İklim değişikliği) sürdürülebilir kalkınma hedeflerini de etkileyecektir”
Malavi Dışişleri Bakanı Tembo, Malavi için tarım ürünlerine bağımlı bir ülke olarak iklim değişikliği konusunun en önemli zorluklardan biri haline geldiğini söyledi.
Malavi’nin ekonomik faaliyetlerinin yüzde 80’ini tarımın oluşturduğunu kaydeden Tembo, “2015’ten bu yana olağanüstü bazı koşullarla karşı karşıya kaldık. Örnek olarak da kasımda normalde yağmur yağar, o dönemde ekim yapılır. Fakat öyle durumlar ortaya çıktı ki ocak ayına kadar yağmur yağmadı.” ifadelerini kullandı.
Madagaskar, Malavi ve Zimbabve’nin bazı kesimlerinde 2015’ten itibaren büyük kasırgaların yaşandığını belirten Tembo, özellikle geçen seneki kasırgada, yüzlerce insanın hayatını kaybettiğini, binlerce hanenin yıkıldığını ve tarım ürünlerinin büyük zarar gördüğünü aktardı.
Tembo, gıda güvenliğinin ülkelerinin kalkınması açısından son derece önemli olduğunu vurguladı.
İklim değişikliği konusunun doğru ele alınması gerektiğine dikkati çeken Tembo şunları kaydetti:
“Bu, sürdürülebilir kalkınma hedeflerini de etkileyecektir. Bu kasırgalar bütün altyapıyı etkiledi, hastane ve eğitim altyapısını etkiledi, bu kasırgalardan dolayı okullar mahvoldu. Birçok insan artık eğitim erişimine sahip değil.”
Tembo, Malavi’nin kendi kendine yetmek konusunda sorun yaşayan bir ülke olduğunu ve kasırgalar sebebiyle uluslararası kurumlardan yardım aldıklarını, çiftçileri tekrar ekim yapmaları için teşvik ettiklerini ve tarım konusunda da bilgiye ihtiyaçları olduğunu ifade etti.
Gübrenin büyük kısmının Rusya ve Ukrayna’dan geldiğini belirten Tembo, “Avrupa Birliği’nden çok uzağız ama savaş gerçekten bizi de etkiledi, özellikle de tarım ürünlerinin üretimi konusunda. Çünkü birçok çiftçinin maliyet artışından dolayı gübreye erişimi yok. Aslında bu, tüm sistemin nasıl birbiriyle bağlantılı olduğunun da mükemmel bir örneği.” diye konuştu.
Tembo, az gelişmiş ülkelerin finansmana erişimi konusunda yeni adımlar atılması gerektiğini aktardı.
“Batı Afrika’da 40 milyondan fazla insan gıda güvensizliği ile karşı karşıya”
ECOWAS Komisyonu Başkanı Touray, gıda güvenliğinin insanların sağlıklı bir hayat yaşayabilmesi için çok önemli bir konu olduğunu ifade etti.
Batı Afrika’da 413 milyonluk bir nüfusun bulunduğunu kaydeden Touray, “Bu nüfusun yüzde 10’u yani Batı Afrika’da 40 milyondan fazla insan gıda güvensizliği ile karşı karşıya.” dedi.
Touray, Nijer’de 3,2 milyon, Nijerya’da 36 milyon, Burkina Faso ve Mali’de 3 milyon insanın gıda güvensizliği ile karşı karşıya olduğunu kaydetti.
Batı Afrika’da gıda güvensizliğine sebep olan 4 unsurun varlığına dikkati çeken Touray, bunların güvensizlik, yapısal sorunlar, jeopolitik sorunlar ve iklim değişikliği olduğunu söyledi.
Touray, ECOWAS olarak bölgedeki unsurlar arasında koordinasyon sağlamak istediklerini, barış ve istikrar için gerekli finansman sağlanmazsa kötü sonuçların devam edeceğini belirtti.
Göç konusuna da değinen Touray şunları kaydetti:
“Göç de aslında bu güvensizliğin bir sonucu ve şunu da unutmamak gerekiyor, göç aslında genelde Afrika içerisinde gerçekleşiyor. Yani Afrikalı göçmenlerin yüzde 90’ı genelde Afrika içerisinde yer değiştiriyor ve genelde yoksul topluluklar içerisinde gerçekleşiyor.”
“Kısa vadeli ve uzun vadeli çözümlere odaklanmamız lazım”
IFRC Başkanı Forbes, milyonları ilgilendiren bir sorunun konuşulduğunu ve bu sorunun, içerisinde birçok unsuru barındırdığını söyledi.
Gıda güvenliği konusunda siyasi çözümlere ihtiyaç olduğunu vurgulayan Forbes, “Artık çiftçilerin işlerini yapamıyor olmasına da bir çözüm bulmak lazım. Yani biz yemek bıraktık gıda emanet ettik ve gittik gibi tek seferlik çözümler bizim için uygun değil. Hem siyasi olarak hem de kuruluşlarımız içerisinde kısa vadeli ve uzun vadeli çözümlere odaklanmamız lazım.” ifadelerini kullandı.
Forbes, iklim değişikliği gibi sorunların artık içerisinde olunduğunu ve bu sebeple ayak uydurulması gerektiği, çözüm bulunmazsa şiddet ve ihtilaflarla karşı karşıya kalınacağı ve bunun için de uzun bir süreye sahip olunmadığı değerlendirmesinde bulundu.
“Karşımızda daha önce hiç görülmemiş bir ihtiyaç düzeyi var”
WFP İcra Direktörü Yardımcısı Skau, halihazırda çok büyük bir gıda krizinin içerisinde olunduğunu, bu sebeple de fonları ve finansmanı artıracak çalışmaları yapmanın öncelik arz ettiğini söyledi.
Kaynakların yetersizliğinden bahseden Skau, “Karşımızda daha önce hiç görülmemiş bir ihtiyaç düzeyi var ve bu, 3 yıl içinde dramatik bir yükseliş gösterdi. Dolayısıyla eşi benzeri görülmemiş, kapatılması gereken bir boşluk var.” ifadelerini kullandı.
Skau, istikrarsızlığın belirsizliğin yolunu açtığını dolayısıyla bilgi akışının sağlanmasının, çözüm odaklı hareket etmenin ve doğrudan gıda sağlamak yerine gıda sistemlerine yatırım yapmanın önemine dikkati çekti.
Gıdaya erişimin sağlanması için alınan inisiyatiflerin teşvik edilmesi gerektiğini ifade eden Skau, “Karadeniz inisiyatifini düşünün, burada Türkiye’den ve birkaç başka yerden gelen diplomatik adımlar sayesinde bir kazan kazan senaryosu ve fırsatı oluşturuldu.” dedi.
Skau, Gazze’de ve Sudan’da yaşananlara bakıldığında durumun sürdürülebilir olmadığını, finansman sıkıntısının değil finansmanın ulaştırılması sıkıntısının bulunduğunu ve diplomatik çözümlere ihtiyacın olduğunu sözlerine ekledi.
]]>Öğrenci Veli Derneği, Türk Tabipler Birliği, TMMOB Gıda Mühendisleri Odası, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği,Bir Arada Yaşarız Eğitim ve Toplumsal Araştırmalar Vakfı, Derin Yoksulluk Ağı, Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve Eğitimciler Derneği’nin bir araya gelerek oluşturduğu Türkiye Okul Yemeği Koalisyonu’nun okullarda sağlıklı ve ücretsiz yemek çağrısı yaptığı açıklama şu şekilde:
“ÜCRETSİZ OKUL YEMEĞİ EN ACİL GÜNDEM”
“Ülkemizde çocukların sağlığı ve geleceği üzerinde ciddi ve kalıcı olumsuz etkilere neden olan beslenme yetersizliği sorununun çözülmesi, sağlıklı ve başarılı bir neslin yetişmesi için elzemdir. Her çocuğun temel hakkı olan sağlıklı beslenme başta siyasi iktidar olmak üzere ilgili kamu kurumlarının sorumluluğundadır. Okul yemeği programları yoluyla okul çağındaki çocuklara ücretsiz gıda ve beslenme desteğinin kamu kurumlarının politika önceliği olması son derece ivedidir. Ancak uygulanan politikalara bakıldığında okul yemeği programlarının kamu gündeminin dışında bırakıldığı aşikardır. Ücretsiz okul yemeği; salgın sonrasında her geçen gün artan yoksulluk ve geçtiğimiz yıl yaşanan deprem felaketiyle birlikte ülkemizin en temel, en acil gündemlerinden biri haline gelmiş durumdadır. Okul yemeği tüm öğrenciler için tartışmasız en temel hak iken ve okul yemeği uygulamasının genişleyerek süreceği açıklamalarına rağmen gerekli adımlar atılmamış; verilen sözler tutulmamıştır.
“ÖĞRENCİLER İÇİN EĞİTİM PARALI HALA GETİRİLMİŞ DURUMDA”
Şubat 2023’te başlatılan anaokullarına besin desteği hizmetinin dahi ekonomik koşullar gerekçe gösterilerek deprem bölgesi haricinde geri çekildiği görülmektedir. Öte yandan, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından yayınlanan 160 sayfalık ‘Türkiye Çocuk Hakları Strateji Belgesi ve Eylem Planı (2023-2028)’ belgesinde okul çağındaki çocuklara ücretsiz gıda ve beslenme desteği yapılacağına dair bir ifade yer almamaktadır. Verilen sözler yerine getirilmediği gibi Okul Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinin ‘… okul öncesi eğitim kurumlarında çocukların okulda geçirdikleri süredeki temel ihtiyaçlarını, öz bakım süreçlerini ve eğitim programının uygulanmasını desteklemek amacıyla katkı payı alır’ maddesi ile eğitim; okul öncesi ve tüm kademelerdeki öğrenciler için yemekten, eğitim materyallerine kadar paralı hale getirilmiş durumdadır.
Açıklanan her veri ve son açıklanan PISA 2022 raporu artık nitelikli eğitimi, eğitimde eşitliği dahi konuşamadığımızın açık kanıtıdır. Üç yılda bir yapılan ve 15 yaşındaki öğrencilerin okuma, matematik ve fen alanlarındaki becerilerini ölçen PISA kapsamında öğrenciler, öğretmenler, okul yöneticileri ve velilere anketler uygulanmaktadır. Ankette öğrencilere sorulan sorulardan biri de ‘Geçen 30 günde yiyecek alacak paranız olmadığı için kaç kere yemek yiyemediniz?’ sorusuydu. Bu soruya verilen yanıtlar ülkemizde en az 5 öğrenciden birinin haftada en az bir kere parası olmadığı için yemek yiyemediğini ortaya çıkardı.
“GERÇEK TABLONUN DAHA VAHİM OLDUĞU AŞİKARDIR”
Türkiye 37 OECD ülkesi arasında yüzde 19,2 ile, son 30 günde haftada en az bir kez yiyecek parası olmadığı için yemek yiyemeyen öğrenci oranının en yüksek olduğu ülke oldu. Geçmiş yıllardaki LGS verilerine göre sosyo-ekonomik durumu düşük ebeveynlerin çocuklarının büyük çoğunluğu meslek liseleri ve imam hatip liselerinde iken sosyo-ekonomik durumu daha yüksek ebeveynlerin çocukları fen ve Anadolu liselerinde öğrenim görmektedir. Çoğunluğunu fen ve Anadolu lisesi öğrencilerinin oluşturduğu PISA anketinde dahi en az beş çocuktan biri açlığı yaşıyorsa diğer okul türleri ve okulların tamamı açısından gerçek tablonun daha vahim olduğu aşikardır.
“ÜÇ ÇOCUKTAN BİRİ CİDDİ YETERSİZ BESLENME SORUNU İLE KARŞI KARŞIYA”
MEB’in örgün eğitim verileri bile okul terklerinin ülke tarihinde görülmemiş boyutlara ulaştığını göstermektedir. Aynı zamanda TÜİK 2022 verilerine göre üç çocuktan biri (yüzde 35,3) ciddi maddi yoksulluk, yetersiz beslenme sorunu ile karşı karşıyadır. Okul terklerinin bu maddi yoksulluktan kaynaklandığı açıktır, diğer bir deyişle neden yoksulluk sonuç okul terkidir. Yetersiz beslenme, çocukların fiziksel gelişimini, okul için hazır bulunuşluğunu, akademik başarısını ve okula devamını da etkilemektedir. Dünyada bu sorunların çözümü için en etkili ve en yaygın şekilde kullanılan müdahale programı okul çocuklarına ücretsiz beslenme desteği sunan kamusal okul yemeği programlarıdır. Bu programlar başta kız çocukları ve özel eğitim gereksinimi olan çocuklar olmak üzere dezavantajlı tüm öğrencilerin eğitimde fırsat eşitliğini ve derslere devamlı katılımını sağlayan bir işleve sahiptir.
Okul yemeği programlarının uygulandığı ülkelerde, bu programın çocuk yoksulluğuna, okul terki ve devamsızlığın azaltılmasına, akademik başarının artırılmasına, cinsiyetten kaynaklı ayrımcılığın, eşitsizliğin ortadan kaldırılmasına etkisi, ulusal ve uluslararası kurumların yaptığı çalışmalarla ortaya konmuştur. Dolayısıyla, ‘çocuklara ücretsiz okul yemeği’ neden sunulmalı sorusunun bilimsel ve gözlemsel verilere bakarak cevabı çok net olmasının yanı sıra, okul yemeği programlarının uygulanmaması durumunda çocuklarımızın fiziksel, psikolojik ve bilişsel yetilerinin olumsuz etkileneceği de bir o kadar net bir gerçektir.
“ÇOCUKLAR OKULDA AÇ KALMAMALI”
Bir gıda krizi içinde olduğumuz, toplumun geniş kesimlerinin sağlıklı beslenme açısından ciddi sorunlar yaşadığı ve bu sorunun mevcut şartlar bu şekilde devam ederse daha da kötüye gideceği bilinmelidir. Gıda krizi çocukların sağlıklı büyüme ve gelişme hakkının bir ihlali olarak görülmelidir. Açlık, gizli açlık, yoksulluk, güvencesizlik çocukların eğitim görmesine engel olmamalı. Çocuklar okulda aç kalmamalı. Eğitim kurumları çocuklara eğitim ve sağlıklı beslenme imkanını bir arada sunmalı. Çocuklara iyi bir hayat sağlamak siyasal iktidar, muhalefet ve tüm toplumsal kurumlar için kamusal bir görevdir; ancak her yurttaş için de ahlaki bir sorumluluktur.
“KAMUSAL DESTEK DAYANIŞMA PROGRAMI ACİLEN UYGULANMALI”
Türkiye’nin de 27 Ocak 1995’te onayladığı Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşmesi’nde de belirtildiği üzere; ‘taraf devletler, her çocuğun bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlaksal ve toplumsal gelişmesini sağlayacak yeterli bir hayat seviyesine hakkı olduğunu kabul eder. Ulusal durumlarına göre ve olanakları ölçüsünde ebeveynlerine ve çocuğun bakımını üstlenen diğer kişilere, çocuğun bu hakkının uygulanmasında yardımcı olmak amacıyla gerekli önlemleri alır ve gereksinimi olduğu takdirde özellikle beslenme, giyim ve barınma konularında maddi yardım ve destek programları uygularlar’ Türkiye’nin taraf olduğu sözleşmenin ilişkin maddesine dayanarak tüm kademelerdeki okullarda eğitim gören tüm çocuklarımıza ayrım yapılmaksızın ücretsiz nitelikli bir öğün yemek ve okulda geçirdikleri süre boyunca temiz içme suyu temininin sosyal devletin görevi olduğunu hatırlatıyor ve çocuklarımız başta olmak üzere yoksullukla ilişkili olarak yetersiz beslenme ve açlık sorunu yaşayan kesimlere yönelik bir ‘kamusal destek-dayanışma programı’ acilen uygulamaya konulmalıdır diyoruz.
Başta siyasi iktidar olmak üzere tüm bileşenler, yetersiz beslenme ile mücadelede sorumluluk almalı ve devlet okullarında ücretsiz beslenme birincil öncelikli mesele olarak görülmelidir. Ekonomik krizin derinleştiği bu dönemde “Türkiye Okul Yemeği Koalisyonu” olarak son derece önemli olan bu meselenin çözümüne katkı sunmak isteyen kurum ve kişilere çağrımızdır: Gelin hep birlikte çocuklarımızın geleceğine sahip çıkalım, yapılan çalışmaların takipçisi olalım ve birlikte çözüm üretelim.”
]]>Tekin, Alsancak Gar Toplantı Salonu’nda kentteki eğitim yatırımlarına ilişkin açıklamalarda bulundu.
Her ayın ilk cumartesi günü yaptıkları “Öğretmenler Odası Buluşmaları”nı bugün Türkiye’nin farklı illerinden gelen 300 öğretmenle İzmir’de gerçekleştirdiklerini söyleyen Tekin, AK Parti hükümetlerinin eğitim alanında çok ciddi yatırımlar yaptığını, 2002-2003 eğitim-öğretim yılına göre derslik sayısı, öğretmen sayısı ve benzeri sayısal göstergelerin minimum iki katına çıkartıldığını söyledi.
Bakan Tekin, bu ay sonunda gerçekleşecek Mahalli İdareler Genel Seçimleri’nin Milli Eğitim Bakanlığını çok yakından ilgilendirdiğini belirterek, yerel yöneticilerin kendilerine destek verdiği yerlerde eğitim yatırımlarının çok rahat bir şekilde yürüdüğüne dikkati çekti.
İzmir’de yatırım programına alınan, ihale veya inşaat sürecinde olan 90 projenin bulunduğunu bildiren Tekin, “Bu projelerin bir kısmı devam ediyor, bir kısmı ihale sürecinde, bir kısmı ihalesine çıkılmış, imar ve inşaatla, ruhsatla ilgili problemlerin çözülmesi bekleniyor. Dolayısıyla bu bahsettiğimiz yatırımlarla ilgili süreç tamamlandığında toplamda İzmir’deki derslik sayısına 1907 derslik ilave edilmiş olacak.” diye konuştu.
Tekin, 90 projenin bedelinin yaklaşık 6 milyar 800 milyon lira olduğunu belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“2024’te İzmir için 956 dersliğe tekabül eden toplam 23 yeni okul projesini yatırım programımıza aldık. İzmir halkına, İzmir’deki eğitim öğretim sürecini sabırsızlıkla bekleyen, takip eden eğitim camiasına hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyorum. Ayrıca deprem kapsamında toplam 17 okulumuzda 2023 yılı içerisinde deprem güçlendirme çalışmaları başlamış, bu da 329 dersliğe tekabül ediyor. Onları da tamamlayacağız. Deprem güçlendirmesi yapılması gereken 48 okulumuzu da güçlendirme sürecine alıyoruz. Onların da derslik karşılığı 683.”
Bunların tamamlanmasıyla İzmir’deki derslik sayısının yaklaşık 33 binin üzerine çıkacağını kaydeden Tekin, Ankara’da hayata geçirecekleri müzik ilkokulu-ortaokulu ve lisesi projesini İzmir’de de planlayacaklarını söyledi.
İzmir’e de gastronomi lisesi projesi
Tekin, bakanlık olarak mesleki eğitimdeki ara eleman problemini çözmek için ciddi tedbirler aldıklarını, Türkiye genelinde oluşturmayı planladıkları gastronomi liselerinin ilkini 2024-2025 eğitim-öğretim yılında İstanbul’da başlatacaklarını ifade etti.
Uygun bir lokasyon temin edilmesi halinde bunun ikinci örneğini İzmir’de planlamak istediklerini kaydeden Tekin, “Bir hayırseverimiz yapımını üstlendi. Bizim yatırım programımızın dışında inşallah dediğimiz koşullara uygun bir lokasyon üretilebilirse onu da hayata geçirmiş olacağız.” dedi.
Tekin, Konak Öğretmenevi’ni yatırım programına aldıklarını, mevcut yerinde 2 yıl içinde tekrar hizmete açılacağını, Foça’da atıl durumda bulunan Hizmetiçi Eğitim Merkezi’ni de Öğretmen Akademileri’nin İzmir şubesi olarak hayata geçireceklerini sözlerine ekledi.
İzmir’e 100 yeni kreş ve Çocuk Gelişim Akademisi
AK Parti İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayı Hamza Dağ da seçimi kazanmaları halinde eğitim alanında çocuklara ve velilere yönelik bazı projeleri hayata geçireceklerini, İzmir’e 100 yeni kreş ile Çocuk Gelişim Akademisi’ni kazandıracaklarını, çocuk üniversiteleri kuracaklarını aktardı.
Çocukların eğitim-öğretim hayatlarının her anında yanlarında olacaklarını kaydeden Dağ, “Güçlü, huzurlu ve müreffeh bir İzmir, sadece bizim değil, gelecek nesillerimizin de hakkı. İzmir’imizin aydınlık yarınları için, el ele, omuz omuza, yürek yüreğe mücadele edeceğiz. Milli Eğitim Bakanlığımızın vizyonu olan ‘Hayata hazır, sağlıklı ve mutlu bireyler yetiştiren bir eğitim sistemi’ için İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak gelecek 5 yıla ‘biz hazırız’ diyorum.” dedi.???????
]]>Maliki, Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu (ADF) 2024 kapsamında düzenlenen basın toplantısında konuştu.
Bakan Maliki, Filistin davasını desteklediği iddiası olan Irak’taki direniş fraksiyonlarının Amerikalı hedeflere saldırmasına ilişkin soruyu cevaplayarak, bu tür saldırıları, Filistinlilerin yalnız olmadığı konusunda Amerika’ya yapılan bir hatırlatma olarak gördüğünü söyledi.
Bölgedeki halklar ve hükümetlerin Filistinlilerle birlikte durup savaşacağına vurgu yapan Maliki, İsrail’in Filistin topraklarındaki işgalinin bitmesi ve 1967 sınırlarına dayanan bağımsız Filistin Devleti’nin kurulması durumunda, devlet dışı aktörlerin saldırılarının duracağını ifade etti.
Maliki, Batı ülkeleri ve ABD’nin Filistin sorununun çözümünü, müzakere süreçleriyle yürütme konusunda uzun yıllardır çok gönüllü olmadığına dikkati çekerek, “2013’te (Eski ABD Dışişleri Bakanı) John Kerry bölgeden ayrıldıktan sonra bir vakum oluştu, güç boşluğu oluştu. Barış süreci olarak adlandırılan bu süreç, maalesef işlemedi.” diye konuştu.
Bakan Maliki, Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’nın 7 Ekim 2023’te İsrail’e düzenlediği kapsamlı saldırıları sonrasında, Amerikalıların çatışmanın bir şekilde çözülmesinin gerekliliğini fark ettiğini dile getirdi.
ABD’nin Filistin’i tanıyacağına ilişkin haberler
“7 Ekim’dekiler gibi olayların önlenmesinin tek yolu, bir Filistin Devleti’nin kurulmasıdır.” diyen Maliki, ABD’nin bağımsız Filistin Devleti’ni tanıyacağı yönünde çıkan haberlerin gerçeği yansıttığını umduğunu belirtti.
ABD’nin Filistin Devleti’ni er geç tanıyacağı değerlendirmesinde bulunan Maliki, “Bu sayede belki (İsrail Başbakanı Binyamin) Netanyahu da kendi pozisyonunu yeniden değerlendirir, yeniden düşünür ve müzakere masasına geri döner. O zaman biz iki devletli çözümü nasıl uygulayabiliriz diye bakarız.” ifadelerini kullandı.
Maliki, Batı Şeria’nın farklı bölgelerinde 200’den farklı yerleşimde, çok sayıda Yahudi yerleşimcinin olduğunu aktararak, “Bu bölge aslında Filistin’in bağımsız toprakları. Ben Filistin Devleti dediğim zaman, toprak bütünlüğü sağlanmış, birleşik ve tam egemen bir Filistin Devleti’nden bahsediyorum. Yerleşimciler yasa dışıdır. Uluslararası hukuka göre, bu yerleşimler tasfiye edilmelidir ve yerleşimciler geldikleri yere, İsrail’e dönmelidir.” dedi.
Yerleşimcilerin işgal altındaki Filistin topraklarında bulunmalarının uluslararası hukuku ve Cenevre Konvansiyonu’nu ihlal ettiğine dikkati çeken Maliki, herkesin uluslararası hukuka saygı gösterip uygulamasını istediklerini vurguladı.
“147 gündür soykırım uygulanıyor”
Maliki, Hamas ile Fetih Hareketi’nin Moskova’daki görüşmesine ilişkin, insanlar arasında mucize beklemediklerini belirterek, biraz gerçekçi olunması gerektiğini söyledi.
Var olan problemlerin ve farklılıkların uzun yıllardır devam ettiğini kaydeden Maliki, Filistin’deki fraksiyonlar arasında da farklılıklar olduğunu ve bunların bir anda, tek bir toplantıda giderilemeyeceğini dile getirdi.
Maliki, başlangıcın olumlu olduğunu ve Moskova’daki toplantının sonucunun da çok pozitif ve teşvik edici göründüğünü kaydederek, fraksiyonlar arasında imzalanmış ve bildiri haline gelmiş formatın takip edilmesi gerektiğine işaret etti.
Her ülkenin siyasi duruşuyla ilgili konuşmayacağını anlatan Maliki, 7 Ekim 2023 itibarıyla ülkelerin gönderdiği mesajlara bakıldığında çok büyük farklılıklar olduğunu ve buradan yargıya varmak istemediğini ifade etti.
Maliki, önemli olanın, bu ülkelerin şu anda ne söyledikleri, nasıl tepki verdikleri ve hangi hükümlere vardıkları olduğunun altını çizerek, “147 gündür soykırım uygulanıyor, insanlığa karşı suç işleniyor, hak ihlalleri gerçekleştiriliyor. İsrail bunu yapıyor 147 gündür, bunu konuşmamız lazım.” değerlendirmesini yaptı.
“Filistin halkının kendi geleceğini tayin etme hakkı vardır”
Amaçlarının otonom bir yapıya kavuşmak olmadığını vurgulayan Maliki, “Biz aynı zamanda Filistin Devleti’nin topraklarının işgalini kabul etmiyoruz zaten. Bizim yapmaya çalıştığımız şey egemen bir Filistin Devleti’nin kurulması ve İsrail işgalinin sona erdirilmesi ve bütün bunların da Batılı devletler tarafından tanınmasını istiyoruz. Bizim olduğumuz yer burası açıkçası. Biz özellikle bu hedeflere ulaşabilmek için çok sıkı çalışıyoruz.” şeklinde konuştu.
Maliki, Netanyahu’nun bütün bunları görmezden geldiğinin açık olduğunu işaret ederek, Filistin halkının en temel haklarını göz ardı ettiğini söyledi.
Netanyahu’nun Filistin halkının mevcudiyetini bile kabul etmediğine dikkati çeken Maliki, “Filistin halkının kendi geleceğini tayin etme hakkı vardır.” dedi.
Maliki, İsrail Parlamentosu’nda kabul edilen bir yasa tasarısında sadece İsrail halkının kendi geleceğini tayin etme hakkı olduğunun belirtildiğini hatırlatarak, “İsrailliler, her zaman Filistin’in, Filistinlilerin en temel haklarından mahrum yaşamasına göz yummuştur.” diye konuştu.
ABD hükümetinin tavrında bazı olumlu değişiklikler gördüklerini dile getiren Maliki, yine de ABD’nin çok istekli görünmediğini ve adım atmadığını belirtti.
Maliki, İsrail yönetiminin işlediği suçların, Biden yönetimini adım atmaya zorladığını kaydederek, “Bu tip gerçekliklerin sahada olması, yeni ve somut adımların atılmasına sebebiyet veriyor.” dedi.
Batı ülkelerinin çifte standart uyguladığını ve bilerek uluslararası hukuka aykırı değerleri savunduğunu anlatan Maliki, “Kendileri de aynı zamanda geçmişlerinin mahkumu. Başkalarına hep tepeden baktılar.” ifadelerini kullandı.
Maliki, ramazan ayı başlamadan önce ateşkesin sağlanacağını ümit ettiğini söyleyerek, ateşkes sağlanmadığı takdirde Filistinlilerin yaralanmaya ve hayatını kaybetmeye devam edeceğini hatırlattı.
Ölenlerin çoğunluğunun kadın ve çocuklardan oluştuğuna vurgu yapan Maliki, masum hayatları korumaya ve yaşatmaya çalıştıklarını kaydetti.
(Bitti)
]]>Batman İlk Kültür ve Turizm Müdürlüğü Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen açılışa katılan Batman Valisi Ekrem Canalp, bütün değişim ve dönüşümlerin son yüzyılda yaşandığına işaret ederek, “Sinema da son yüzyılda bizim hayatımıza giren harikulade işlerden bir tanesidir. Sinemayı sadece kendisiyle değil, tiyatroyla beraber ele almamız gerekiyor.” dedi.
Canalp, sinemanın yüzyıllık ama tiyatronun binlerce yıllık bir geçmişi olduğunu vurgulayarak, şunları söyledi:
“Şu anda her ikisi de birbirini besliyor. Sinemayı destekleyebilmek için aynı zamanda tiyatroyu da desteklememiz gerekiyor. Bugün burada sinema günleri gerçekleştiriyoruz. Bizim için gurur verici ama bunun öncülleri de var. Geçmişteki hafızayı tekrar canlandırmak adına, bizim açık alanda sinema günlerimiz oldu.”
“Bu tarz organizasyonlar Batman’ı daha da güzelleştirir”
Programın danışmanı sinema yazarı Suat Köçer de festivalin önemine ilişkin, “Sezen Aksu’nun ‘Gülümse’ diye meşhur bir şarkısı var. Belki şehre bir film gelir, bir güzel orman olur yazılarda. İklim değişir, Akdeniz olur. Batman zaten güzel. Bence bu tarz organizasyonlar, Batman’ı daha da güzelleştirir, mevsimini değiştirir.” değerlendirmesinde bulundu.
Bu tür etkinliklerde destek olması gerektiğinin altını çizen Köçer, “Biz ne kadar iyi işler yaparsak yapalım, ne kadar emek verirsek verelim, bu emeğin ve bu işin bir sahiplenicisi, hamisi olması gerekiyor. Yoksa sağlam olmaz. Bu vesileyle Batman Valiliğine, Ekrem Canalp Bey’e, Batman Belediyesi çalışanlarına ve özellikle de Metin Gürbüz’e çok teşekkür ediyorum. Bu organizasyonun kahramanı gerçekten de o.” ifadelerini kullandı.
Açılışta onur ve başarı ödülleri verildi
Yönetmen Ahmet Toklu, festivalde seyirciyle buluşan “Farha” filminin Filistin asıllı Ürdünlü yönetmeni Darin J. Sallam’a “Başarı Ödülü”nü takdim etti.
Sallam, Filistin’de yaşananlara dikkati çekerek, “Bu şekilde tanınmak ve ödül almak benim için çok gurur verici, teşekkür ederim. Farha filmini Batman’da göstermek benim için büyük bir onur. Umarım yakın zamanda özgür Filistin’i de kutluyor oluruz.” diye konuştu.
Batman Valisi Canalp’in elinden “Onur Ödülü”nü alan yönetmen Derviş Zaim ise “Çok sonra, ileriki senelerde devam edeceğini fark ettiğim bir organizasyonun ilk günlerini, ilk bebek adımlarını görmekten ve bunlara şahit olmaktan çok mutlu olduğumu söylemem gerek. Umarım önümüzdeki senelerde de hep beraber burada bunu daha üst seviyelerde kutlarız. Kendi adıma bu verdiğiniz onur ödülüne layık olmaya gayret edeceğim.” dedi.
Usta yönetmen, sinemadaki yolculuğunu sürdüğünü ve hikayelerini anlatmaya devam etmek istediğini söyledi.
“Sonunda iz bırakmak çabasıdır oyunculuk”
Onur ödülünü oyuncu Umut Karadağ’ın elinden alan sanatçı Halil Ergün de çok etkilendiğini belirterek, “Çok boyutlu bir tatla karşılaştım burada. Yerel ölçekli varoluşlarda, bir şehirde, bir kasabada, devlet yöneticilerinin yaklaşımı çok önemli.” ifadesini kullandı.
İlk kez Batman’a geldiğini dile getiren Ergün, şunları aktardı:
“Heyecan içindeyim. Birinci derece, saygın, ferah bir şehirleşmeyle karşı karşıya kaldım. Bu da beni çok sevindirdi. Ödülümle ilgili de birkaç şey söylemek istiyorum. Tarih boyunca heykelden tiyatroya, resimden müziğe, halk ozanından sanatın bütün alanlarına, insanlığın aydınlanma, gelişme sürecinin ana itici gücü sanat olmuştur. Ben de hayata adım attığım günlerde sanatla buluştum ve sanatın bu boyutuyla ilgilendim, naçizane katkılarda bulundum. Bununla onur duyuyorum. Bu çabaya katkımız noktasında elimden geleni yapmaya çalışacağım. Sonunda bir iz bırakma çabasıdır, oyunculuk da yazarlık da şarkı söylemek de beste yapmak da. Yaşarken ödüllerle ve alkışlarla fark edilmek ve değerlendirilmek de çok önemlidir.”
Yönetmen Vuslat Saraçoğlu, usta oyuncu Perihan Savaş’ın “Onur Ödülü”nü takdim etti.
Savaş, Batman’a ikinci kez geldiğini söyleyerek, “Gerçekten de çok keyif aldığım bir yer burası. Çünkü yaptığımız söyleşide de çok hoş ve çok güzel bir zaman geçirmiştik. Sanat adına, oyuncular ve yönetmenler adına çok teşekkür ederim. Bu ödüller, yapmaya çalıştığım işimin doğruluğunu anlatıyor.” açıklamasını yaptı.
Özbekistan yapımı Sunday filminin yönetmeni Shokir Kholilov da ödülünü Suat Köçer’den aldı.
Program sonunda sanatçı Sedat Anar ve ekibi, film müziklerinden oluşan mini bir konser verdi.
Yarın sona erecek Batman Film Günleri’nde Semih Kaplanoğlu’nun “Bağlılık Hasan”, Derviş Zaim imzalı “Flaşbellek”, Vuslat Saraçoğlu’nun “Borç” ve Ahmet Toklu imzasını taşıyan “Pota” filminin yanı sıra Batman Sinema Akademisi öğrencilerinin çektiği yapım sinemaseverlerle buluşacak.
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde ikinci gününde devam eden forum kapsamında gerçekleştirilen panelin moderatörlüğünü, Birleşmiş Kentler ve Yerel Yönetimler Dünya Teşkilatı (UCLG) Genel Sekreteri Emilia Saiz üstlendi.
Panelde konuşan Konya Büyükşehir Belediye Başkanı ve UCLG Başkanı Uğur İbrahim Altay, ADF’nin Türkiye’nin yükselen marka değerlerinden olduğunu belirterek, “Diplomasinin yerelleşmesi çok önemli ve kıymetli. Bu yüzden UCLG ve Konya Büyükşehir Belediyesi olarak burada bulunmaktan mutluluk duyuyoruz.” ifadelerini kullandı.
Yerel yöneticilerin söz sahibi olmasının, yerel gündemin küresele taşınması açısından önem taşıdığını vurgulayan Altay, yerel yönetim konusunun, ilerleyen yıllarda forumun önemli bir parçası olması gerektiğini belirtti.
Türkiye’de 6 Şubat 2023’te meydana gelen depremleri hatırlatan Altay, “dirençli şehirler oluşturmanın” yerel yöneticilerin en önemli gündemi olması gerektiğini kaydederek, “Bu şehirlerde yaşayan insanların bütün sorumluluğunu biz taşıyoruz. Bu yüzden her türlü afete karşı öncelikle şehirlerimizi dirençli hale getirmeliyiz.” dedi.
Dirençli şehirler konusunun, afet öncesi ve afet sonrası olarak iki bağlamda ele alınması gerektiğine dikkati çeken Altay, “Afet öncesi yapılması gerekenler, her şehrin kendine göre risk haritalarını oluşturarak, en sorunlu alanlardan başlayarak çözümler üretmemiz gerekiyor.” ifadesini kullandı.
Şehirlerin afetlere hazır olması için ulaşılması gereken şeyin finans kaynağı olduğunu söyleyen Altay, “Hepimizin yapması gereken şey, şehirlerin bu finansa ulaşmasını kolaylaştıracak çözümler ve yollar bulmak.” değerlendirmesinde bulundu.
Afet sırasında dünyada yaşanan dayanışmanın önemine değinen Altay, “Türkiye’de yaşanan depremde dünyanın birçok ülkesinden ve birçok şehirden arama kurtarma başta olmak üzere çok sayıda yardım aldık. Bir problem yaşadığınızda dostlarınızı yanınızda hissetmek çok önemli.” ifadelerini kullandı.
Yerel yöneticilerin dünyada oluşan krizlerin karar vericileri olmadığına ancak bu durumların sonuçlarının şehirlerde yaşayan insanları doğrudan etkilediğine dikkati çeken Altay, “İklim değişikliğinden sonra bazı ada şehirlerin tamamen yok olması gündemde ancak o şehirlerde yaşayan insanların iklim değişikliğine neredeyse hiçbir etkileri yok. Ancak bunun sonucundan acımasız bir şekilde zarar görüyorlar.” değerlendirmesini yaptı.
Altay, bu nedenle yerel yönetimlerin diplomaside yer almasının çok önemli olduğunu söyledi.
Johannesburg Büyükşehir Belediye Başkanı Kabelo Gwamanda ise kardeş belediyeciliğin, başka kentlerle kardeşlik ilişkisi kurma ve dayanışmayı gösterme yoluyla Johannesburg tarafından teşvik edildiğini söyledi.
Gwamanda, “Her ne kadar dış ilişkiler ulusal hükümetin yetkisinde de olsa, yerel yönetimlerin, farklı ülkelerden gelen yerel halkın bir koruyucusu olarak, ortaya çıkabilecek herhangi bir trajedi durumunda, bu kişilerin ülkeleriyle sağlıklı bir iletişim hattına sahip olması çok önemlidir.” dedi.
Bu bağlamda farklı şehirlerle “kardeşlik” ilişkisi kurulmasının Johannesburg için çok önemli olduğunu vurgulayan Gwamanda, bu doğrultuda çabalarının olduğunu belirtti.
“Medeni bir şekilde direnmeye devam ediyoruz”
Filistin’de adalet için hayatını kaybedenler anısına konuşmasına 10 saniyelik sessizlikle başlayan Ramallah Belediye Başkanı Issa Kassis de “Ramallah, bir belediye ve UCLG’nin bir parçası olarak tüm zorlukları aşmayı ve Filistinlilerin neler yapabileceğini dünyaya göstermeyi başarıyor.” ifadelerini kullandı.
Kassis, “Medeni bir şekilde direnmeye devam ediyoruz. Adalet, umut ve barışa inanıyoruz. Yerel yönetim olarak yapmaya çalıştığımız şey bu.” dedi.
Yaklaşık 40 “kardeş şehirle” her kıtada varlık gösterdiklerinin altını çizen Kassis, Türkiye’de olmaktan onur duyduklarını belirtti.
Söz konusu ilişkinin belediyeler arasında değil toplumlar arasında olduğuna işaret eden Kassis, şu ifadeleri kullandı:
“İnsanlarla ilişki kuruyoruz. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde bize karşı oy kullanan ülkelere karşı, vatandaşların Johannesburg, Barselona, Londra, Washington ve Paris’te sokağa çıkarak ‘Özgür Filistin’ sloganları attıklarını ve adaletsizliğe direnen Amerikalı pilotu gördünüz.”
“Diplomasi kriz zamanlarında kesinlikle kilit öneme sahip”
Avrupa Belediyeler ve Bölgeler Konseyi (CEMR) Genel Sekreteri Fabrizio Rossi, Antalya’nın Avrupa için tanıdık bir şehir olduğundan bahsederek, ADF ile birlikte her sene daha da önemli hale geldiğini belirtti.
Global krizlerin etkilerinin yerel olduğunu söyleyen Rossi, “Etki yerel olduğunda, hiç kimse krizin etkilerini, sonuçlarını ve bölge halkının ihtiyaçlarını belediye başkanından daha iyi bilemez. Bu nedenle belediye başkanlarının krizin ele alınmasında kilit bir rol oynaması gerektiğine inanıyoruz.” dedi.
CEMR olarak ülkelere verdikleri desteklere değinen Rossi, Ukrayna’daki savaşın başlamasından yaklaşık bir hafta sonra belediyelere destek vermeye başladıklarının altını çizerek, “Başlangıçta gıda dahil çok temel ihtiyaçlar sağlandı ve daha sonra bölgedeki ihtiyaçlar büyüdükçe yardımlar da gelişti.” diye konuştu.
Kısa zamanda böyle bir yardımın yapılabilmesinin sebebinin kriz öncesi kurulan bağlar olduğuna dikkati çeken Rossi, “İnsanların, sınırların ötesinde köprüler kurmak için eşsiz bir kapasitesi var. Bu nedenle diplomasi kriz zamanlarında kesinlikle kilit öneme sahip.” dedi.
“Ülkelerin kalkınması ülkede yaşayan kişilere bağlı”
Güney Afrika Eyalet Yerel Yönetimler Derneği (Salga) Başkanı Bheke Stofile ise Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın açılış konuşmasındaki sözlerini hatırlatarak, şunları kaydetti:
“Dün Türkiye Cumhurbaşkanı çok derin bir açıklama yaptı. Umarım toplantıya katılanların çoğu bu açıklamayı anlamıştır. Türkiye Cumhurbaşkanı, dostluk, ilişki, işbirliği ve yardımlaşma niyetiyle elinizi açmanın önemli olduğunu söyledi ve ardından da dünyada insanların işbirliği yapmadan yaşamasının mümkün olmadığını ifade etti. Bu açıklama, Güney Afrika’daki siyasi sistemimizi tam olarak ifade ediyor.”
Ülkelerin kalkınması ve gelişmesinin o ülkede yaşayan kişilere bağlı olduğunu dile getiren Stofile, “İşte bu nedenle liderler olarak bize hangi fırsat verilirse verilsin, ilk olarak onlara, insanlara saygı duymalı ve nihai hedeflerine ulaşmak için onlarla birlikte çalışmalıyız.” ifadelerini kullandı.
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen ADF 2024, ikinci gününde devam ediyor.
M?oderatörlüğünü DiploFoundation’ın kurucu üyesi ve eski Malta Dışişleri Bakanı Alex Sceberras Trigona’nın üstlendiği “Küreselleşmiş Dünyada Bilim ve Teknoloji Diplomasisin Rolü” paneline Dışişleri Bakanlığı Bilim ve Teknoloji Diplomasisi Özel Koordinatörü Büyükelçi Murat Yavuz Ateş, DiploFoundation Yöneticisi Jovan Kurbalija, Danimarka Teknoloji Büyükelçisi Anne Marie Engtoft Melgaard ve İstanbul Üniversitesinden Prof. Özgün Erler Bayır katıldı.
Büyükelçi Ateş, her şeyin çok hızlı şekilde ilerlediğini ifade ederek, Türkiye’nin de teknolojik gelişmelerden mümkün olduğunca fazla faydalanmaya çalıştığını kaydetti.
Ateş, işe ilk başladığı zamanlarla gelinen dönemi kıyaslayarak çok uzun sürebilecek işlerin artık yapay zeka sayesinde kısa süre içerisinde tamamlanabileceğini söyledi.
Özel sektör, devlet kurumları ve akademi gibi birçok alanının kendi içerisinde teknoloji alanına ilişkin çalışmalar yürüttüğünü belirten Ateş, “Örneğin Türkiye’de dijital dönüşüm ofisimiz, sanayi ve teknoloji bakanlığımız, rekabet kurulumuz ve telekomünikasyon kurumumuz var.” dedi.
Ateş, teknolojik gelişmelerin zorlukları da beraberinde getirdiğini dile getirerek bu konuda yasal düzenlemelerin kilit noktada ve bunun nasıl şekillendirildiğinin de bir o kadar önemli olduğunu ifade etti.
Yapay zekanın popülerleşmesinin bu zorlukları artırdığı değerlendirmesinde bulunan Ateş, “Dediğim gibi çok güzel işler başarabilir ama bazı şeyleri daha da zora sokabilir ayrımcılık olsun yanlılık olsun yani dijital ayrışmayı da çoğaltabilir.” diye konuştu.
Ateş, yeni teknolojiler dünyanın her bir yanında kullanılacaksa bunun ortak şekilde regüle edilmesi ve insanı merkeze yerleştiren yasal düzenlemelerin getirilmesi gerektiğine dikkati çekerek, “Önümüzdeki on yıl içerisinde yapay zeka süper zeka konumuna rahatlıkla gelebilir ve insan kontrolünün ötesine de geçebilir.” dedi.
“Teknoloji ve dijitalleşme talepleri artırıyor”
Danimarka Teknoloji Büyükelçisi Melgaard da teknolojinin ilerlemesinin diplomasinin farklı bir dünyada işlemesi anlamına geldiğini ifade ederek, ilk defa 1992’de e-posta gönderildiğini ancak diplomasinin tamamen kağıdı bırakmasının 20 yılı bulduğunu aktardı.
Şimdi ise ChatGPT’nin ortaya çıktığını dile getiren Melgaard, “Artık herkes yapay zekanın nasıl kullanılabileceğini düşünüyor. Dolayısıyla çok ciddi bir değişimden bahsediyoruz.” dedi.
Melgaard, ancak bu konuda uluslararası bir mevzuat olmadığına dikkati çekerek, “Mesela sahte bir video, seçimlerden hemen önce gösterilirse ne olacak belki sonrasında sahte olduğu tespit edilecek ancak iş işten geçmiş olacak.” diye konuştu.
Bugün 45 ülkenin bu konuda çalışan teknoloji büyükelçileri olduğunu vurgulayan Melgaard, çok taraflı sistemlerin ortak bir paydada buluşabilmesinin önemli olduğunu belirtti.
Melgaard, ancak Birleşmiş Milletler (BM) tarafına bakıldığında bunun çok da kolay olmadığını çünkü herkesin aynı teknolojik seviyede olmadığını söyledi.
Teknoloji ve dijitalleşmenin talepleri artırdığını ifade eden Melgaard, “Git gide BM gibi kurumların sorumlulukları da ağırlaşacak çünkü çözüm bulmak durumunda kaldığımız meseleler artışa geçecek.” diye konuştu.
Melgaard, “Herkes internete erişmek istiyor herkes bilgisayar sahibi olmak istiyor neden çünkü bunlar beraberinde çok büyük imkanları getiriyor ama kuantum bilgisayarlara geçiş yapıldığında nasıl olacak onlara kaç kişi erişebilecek ve bu gelişmeleri kaç ulus takip edebilecek?” dedi.
“Küresel internet altyapısı kırılgan”
DiploFoundation Yöneticisi Kurbalija, dijital teknoloji alanında en önemli konunun “süreklilik” olduğuna işaret ederek, küresel internet altyapısının kırılgan olduğunu vurguladı.
Okyanusun ortasından geçen kablolar olduğunu ve bunun “potansiyel risk taşıdığını” ifade eden Kurbalija, böylesi kritik altyapının yedeğinin olması gerektiğini söyledi.
Üniversitelerin yapay zekayı yasaklayarak hata yaptığını belirten Kurbalija, “Yapay zeka gelecekte bugünün interneti gibi olacak ve hayatlarımızın tam merkezinde yer alacak.” diye konuştu.
“Diplomasi krizlerle şekilleniyor”
İstanbul Üniversitesinden Prof. Dr. Özgün Erler Bayır, artık teknolojik gelişmelerin takip edilmesinin zorlaştığına dikkati çekerek, bu gelişmelerin diplomasiye adapte edilmesinin de bir soru işareti olduğunu belirtti.
Gelişimler hızla yaşanırken her şeyin dijitalleşmesi olmalı mı sorusunu sorduğunu ve bir zamanlar telefon diplomasinin de gündemde olduğunu ancak bu misyonun da tamamlandığını aktaran Bayır, bazı diplomatların dijitalleşmeye yönelik şüpheci olduğunu ifade etti.
Bayır, diplomasinin dijitalleşmesi ve bunun geleceğine karşı akıllarda soru işaretleri olduğunu vurgulayarak, tam olarak nelerin değişeceğinin merak konusu olduğunu ve Kovid-19 salgını sırasında olduğu gibi diplomasinin uygulanma şeklinin değişebildiğine işaret etti.
Özellikle kavramsallaşmada “tutarlılığa” ihtiyacın olduğunu vurgulayan Bayır, “Akademiye baktığımız zaman da konseptlerin farklılaştığını görüyoruz.
Sanal diplomasi, Twitter diplomasisi gibi pek çok farklı kavram ortaya çıktı ve bunlar diplomasinin yeni türleri.” dedi.
Bayır, nesiller boyunca diplomasinin krizlerle şekillendiğini ifade ederek, ABD’nin İran’da sanal elçilik açmış olmasının bunun bir örneği olduğunu söyledi.
Bunun gayet pratik bir uygulama olduğunu belirten Bayır, yeni politikalar geliştirirken vizyoner de olunması gerektiğini kaydetti.
]]>Talas Belediyesi, Kayseri’nin en büyük 1’inci, Türkiye’nin ise 6. en kalabalık ilçesi olan Mevlana Mahallesi’nin okul ihtiyacını gidermek için Hayırsever Ahmet Gönen işbirliği ile yaptırılacak olan Ahmet Gönen Lisesi’nin temelini attı. Törene, Talas Kaymakamı Yaşar Dönmez, Talas Belediye Başkanı Mustafa Yalçın, İl Milli Eğitim Müdürü Bahameddin Karaköse, davetliler ve mahalle sakinleri katıldı. Saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından törenin açılış konuşmasını yapan İl Milli Eğitim Müdürü Bahameddin Karaköse, “Biz her platformda geleceğimizi emanet edeceğimiz çocuklarımız, gençlerimiz diyoruz. Geleceğimizi emanet edeceğimiz çocuklarımızı hayata hazırlama sürecinde onları en iyi imkanlarla buluşturmayı hedefliyoruz. Temelini atacağımız bu yatırımın en önemli hususlarından bir tanesi hayırseverimizin yaptığı bir yatırım ve belediyemizin desteği ile yapılan bir okul. Hayırsever ve belediye katkısıyla çok kıymetli bir okul daha kazanacağız. Talas ilçemiz çok hızlı gelişen, büyüyen bir ilçe. İhtiyaç olan bir yerde ihtiyacı karşılayacak ve sorunu çözecek bir temel atıyoruz” dedi.
“Sadece 5 yılda 8 okul bitirdik ve teslim ettik”
Talas Belediye Başkanı Mustafa Yalçın da, “Nüfus yoğunluğu açısından Türkiye’nin en kalabalık 6’ıncı, Kayseri’nin de en büyük 1’inci mahallesinde bulunuyoruz. Her biri bir köy büyüklüğünde olan çok sayıda apartman var. Buralarda en önemli konunun eğitim olduğu göz ardı edilemez. Biz başlarken “Cumhuriyet’imizin 100. Yılında 100 proje” dedik, 210 proje olmuş ama en önemlisi de eğitim. Bende öğretmen olunca aklımı taktım ve meclis üyelerimizde bizi desteklediler. Artık Talas’ta valimizin, kaymakamımızın ve milli eğitim müdürümüzün de aklını taktığı gibi ikinci eğitime son vermiş olalım. Ben 30 sene boyunca “sabahçı mısın, öğlenci misin?” sorusuna muhatap oldum. Hiç hoşunuza giden bir durum değil. Artık Kayseri’de bu iş bitiyor. Devlet ve millet işbirliği ile yapıldığı içinde devlet adına biz hazine arazilerini veriyoruz. Yoksa da planlıyoruz. Hayırseverimizde yapıyor. Büyün bir güzellik ile işi bitiriyoruz. Sadece 5 yılda 8 okul bitirdik ve teslim ettik. Şuanda da inşaatı devam eden 8 okulumuz var. 4 tanesi önümüzdeki eğitim öğretim yılına yetişmiş olacak” ifadelerini kullandı.
Yalçın, “Türkiye Yüzyılı demek sadece slogan atmaktan ibaret değil ve olmamalı. Biz Türkiye Yüzyılının altını eğitim yüzyılı olarak doldurursak, sanayiciler üretim yüzyılı olarak altını doldurursa, herkes kendini işiyle altını doldurursa o zaman Türkiye yüzyılı olur. Kıyamete kadar Türkiye Cumhuriyetinin yüzyıllarına ve muassır ülkeler seviyesindeki yerimizi alırız. Bunun için elimizden geleni yapıyoruz” diye konuştu.
Talas Kaymakamı Yaşar Dönmez ise, “İlçemiz ülkemizde en hızlı gelişen ve nüfusu en hızlı artan ilçelerimizden birisi. Mevlana Mahallemizde hem ilimizde he ülkemizde hızla gelişen bir mahallemizdir. Durum böyle olunca bu kadar nüfusa eğitim alt yapısı gerekiyor. Bunları yapmak bakanlığımızın görevidir ama bu kadar nüfus artışı karşısında bakanlığımızın bu kadar hızlı gelişen bir ihtiyacı biranda karşılama imkanı olamaz. Olsa bile desteklemeliyiz. İlçemiz bu konuda son derece şanslı. İl Milli Eğitim Müdürlüğümüzün yoğun çabaları karşısında belediyemiz ve hayırseverlerimizde devreye girmek suretiyle bu ihtiyacı hızlı bir şekilde karşıladılar” şeklinde konuştu.
Konuşmaların ardından dua edildi ve okulun temeli atıldı. – KAYSERİ
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te moderatörlüğünü TRT World Sunucusu Ghida Fakhri’nin üstlendiği panele, Lübnan Dışişleri Bakanı Abdullah Buhabib, Filistin Dışişleri Bakanı Riyad el-Maliki, Bahreyn Dışişleri Bakanlığı Siyasi İşler Müsteşarı Abdullah bin Ahmed Al Halife ve Arap Birliği Genel Sekreter Yardımcısı Hüsam Zeki katıldı.
Filistin Dışişleri Bakanı Maliki, bölgede kalıcı istikrar ve güvenliğin Filistin-İsrail arasında barışın tesis edilmesiyle sağlanacağını belirterek “Filistinliler diğer ülke halklarıyla eşittir. Filistinliler için barış olmadan, tüm Orta Doğu’da barış ve güvenlik olmaz. Bunu Filistinlilerin topraklarına el konulduğu 1948’den beri görüyoruz.” dedi.
İsrail’in kendi güvenliğini sağlamanın yolunu savaşmakta gördüğünü ve 76 yıldır bu savaşı sürdürdüğüne dikkati çeken Maliki, “Savaşın barış ve istikrar getirmediğine onlar da inanmalı. Barışın güvenliği tesis edeceğini kabul etmeliyiz. İsrail, Filistin dışındaki ülkelerle barış yapmak istiyor ve bunu Filistin, Lübnan ve Suriye’deki işgallerini bitirmeden yapmak istiyor. Birçok Arap ülkesiyle ilişkilerini normalleştirdiler ancak güvenlik elde edemediler. 7 Ekim’de yaşananlar bunu gösteriyor.” ifadelerini kullandı.
“İsrail cezasız kaldığı için istediğini yapıyor”
Moderatör Fakhri’nin, “Arap ülkeleriyle normalleştirme süreci devam ederken İsrail neden Filistin’le barış yoluna gitsin?” sorusuna Maliki, İsrail’i barışı zorlamak için uluslararası alandaki cezasızlığının sona ermesi gerektiği cevabını vererek şöyle devam etti:
“İsrail dünyaya meydan okuyabiliyor ve cezasız kaldığı için istediğini yapıyor. İsrail’e ambargo sözünü dahi kullanmıyorlar. Bu sözü kullanan olursa da İsrail ‘antisemitik’ etiketi yapıştırıyor. Bu cesareti Güney Afrika gösterdi. İsrail’in Gazze’de soykırım işlediğini haykırdı. Diğer ülkeler de harekete geçmelidir. İsrail’e ambargo veya yaptırım uygulamak tek çözümdür. Rusya’ya uygulanan ambargo İsrail’e uygulanmıyor.”
Arap ülkelerinin Filistin’e desteği yeterli mi?
Arap ülkelerinin Filistin’e siyasi destek verdiğini ancak finansal destek veremediğini anlatan Maliki, “Mali yardım söz konusu olduğunda problem oluyor. Çok zor maddi durum içinde olduğumuzu da biliyorlar. İsrail bizim vergilerimize el koydu. Son bir yılda kamu çalışanlarımıza maaş ödeyemedik. Arap ülkeleri 100 milyon dolarlık yardım için bir araya gelmişti ancak maalesef şimdiye kadar bu konuda adım atılmadı. Arap ülkelerinin verdiği siyasi destek konusunda tatmin oluyoruz ancak maddi yardım konusunda tatmin olamıyoruz.” diye konuştu.
Maliki, ABD’nin Gazze’deki katliamlara ve savaş suçlarına rağmen İsrail’e verdiği desteğe işaret ederek şunları kaydetti:
“Tek bir süper güç İsrail’e eleştirilere kalkan oluyor. İsrail şu anda soykırım suçu işliyor bir sorun varsa bu gücün İsrail’e arka çıkmasıdır. İsrail’in bir an evvel işgali durdurması ve Filistin devletinin kurulması gereklidir. Filistin’deki durum çok kötü ve çok büyük adaletsizlik görüyoruz.”
Buhabib: “BM, Fransa veya ABD’nin arabuluculuğunda bu sorunun çözülmesi gerekir”
Lübnan Dışişleri Bakanı Buhabib de ABD yönetiminin İsrail’in Gazze ve Lübnan’daki saldırılarını durdurma kapasitesine sahip olduğuna dikkati çekerek BM, Fransa veya ABD’nin arabuluculuğunda bu sorunun çözülmesi gerektiğini söyledi.
İsrail’in Lübnan’ı her gün tehdit ettiğini belirten Buhabib, “Herhangi bir ateşkesi kabul etmeyeceklerini söylüyorlar. Lübnan kesinlikle barış taraftarı. Filistinliler için barış tesis edilmeli. 75 senelik savaştan bahsediyoruz artık barış olmalı, İsrail için de güvenlik böyle sağlanacak. Biz bütün işgal edilen bölgelerden çekilmelerini istiyoruz bu da güvenliği getirecektir.” ifadelerini kullandı.
Hizbullah ile İsrail arasındaki çatışmaların genişlemesi ihtimali
Buhabib, ülkenin güney sınırında Hizbullah ile İsrail arasındaki çatışmalara ilişkin ise “Biz kesinlikle korkuyoruz ancak Hizbullah’tan korkmuyoruz çünkü Hizbullah işgal yoksa savaş istemiyor zaten. Ateşkesin ve sınırlar arasında güvenliğin tesis edilmesi için Avrupa ülkelerinden ateşkesin sağlanmasını istiyoruz. Lübnan’a karşı savaş açılırsa bu tek ülkeyle sınırlı kalmaz, bölgesel savaşa dönüşür. Hizbullah şaka değil, biz muhtemel bir savaşta ülkemizin mahvolacağından korkuyoruz ancak İsrail de bundan çok büyük zarar görecek.” diye konuştu.
Fransa’dan İsrail ile Lübnan arasındaki sorunlarla ilgili mektup
Lübnanlı Bakan, İsrail ile Lübnan arasındaki sorunlarla ilgili Fransa’nın kendilerine içeriğinde olumlu noktalar olan bir mektup sunduğunu ve kendilerinin de yakında cevaplarını ileteceklerini belirtti.
Bahreyn’in İsrail-Filistin meselesine ilişkin tutumu
Panelin konuşmacılarından Bahreyn Dışişleri Bakanlığı Siyasi İşler Müsteşarı Al Halife de ülkesinin Filistin devletinin kurulmasından ve iki devletli çözümden yana olduğunu kaydetti.
Bu çözümün İsrail’in işgal ettiği toprakları terk etmesiyle olacağını söyleyen Halife, Doğu Kudüs’ün Filistin’in başkent olması, Filistinlilerin topraklarına dönmesi ve işgal altındaki Golan Tepeleri’nin de Suriye’ye verilmesi gerektiğini ifade etti.
Halife, İsrail ile ilişkilerini normalleştiren Bahreyn’in Filistin’de “kırmızı çizgisinin” olup olmadığına ilişkin soruya ise “Savaş zamanında herhangi bir ülkenin arabulucu olması mümkün değil çünkü her iki tarafa yaptırım uygulanmalıdır. Bahreyn iki toplumun birlikte yaşaması gerektiğine inanıyor.” cevabını verdi.
Arap ülkeleri İsrail’in saldırılarını durdurmak için ne yapabilir?
Arap Birliği Genel Sekreter Yardımcısı Zeki ise “Arap ülkelerinin İsrail’in Filistinlilere saldırılarını durdurmak için neden adım atamadığının” sorulması üzerine, “Sadece Arap Birliği değil, tüm uluslararası kuruluşlar buna dahil. BM dahi bunu durduramadı. İsrail’in davranışlarını değiştirmesi konusunda başarısız olundu.” dedi.
Arap Birliği’nin görevinin siyasi pozisyon belirlemek olduğunu söyleyen Zeki, Filistin’in desteklenmesi konusunda uluslararası konsensüs oluşturmaya çalıştıklarını ve Arap Birliği’nin Filistin’in desteklenmesinde büyük rol oynadığını savundu.
Moderatörün “Arap Birliği, durumun vahametine dair bir strateji geliştiremez mi?” sorusu üzerine Zeki, “Şu anda Arap Birliği’nin siyasi bir pozisyon oluşturma ve bununla Filistin’i destekleme konusunda tatmin olduğunu söyleyebilirim ancak bu suç unsuru barındıran savaşı durdurma çabalarımızın olmadığı anlamına gelmiyor. Arap ülkeleri bu çabalara dahil oluyor.” değerlendirmesinde bulundu.
]]>Maliki, Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu (ADF) 2024 kapsamında düzenlenen basın toplantısında konuştu.
Bakan Maliki, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun, Filistin’de iki devletli çözüme tamamen karşı olduğuna işaret ederek, İrlanda ve diğer Avrupa ülkelerinin, Netanyahu’nun ileriye doğru bir karar alıp iki devletli çözümü uygulamasını beklemesinin “boşuna” olacağını söyledi.
İrlanda ve benzer fikirdeki diğer Avrupa ülkelerinin farklı düşünmesi ve Netanyahu’ya iki devletli çözüm için baskı yapması gerektiğini ifade eden Maliki, “Bu ülkeler (Avrupa ülkeleri) inisiyatif almalı, bu inisiyatif Filistin devletini tanımakla başlayabilir.” dedi.
İrlanda’nın ve İrlanda halkının her zaman iki devletli çözümü desteklediğini belirten Maliki, İrlanda’nın Filistin devletini tanıması gerektiğini kaydetti.
İsrail’in ramazanda ibadethanelere yönelik kısıtlamaları
İsrail’in ramazanda uyguladığı kısıtlamalarla ilgili soruyu yanıtlayan Maliki, Yahudi yerleşimcilerin Mescid-i Aksa’yı yıkıp yerine “Temple Mount” adlı bir yapı kurmak ve yeni bir gerçeklik oluşturmak istediğini dile getirdi.
Maliki, Mescid-i Aksa’nın Müslümanlara münhasır bir yer olmadığına, aynı zamanda Yahudiler için de kutsal olduğuna dikkati çekerek, “Müslüman ülkeler ve uluslararası camia net bir duruş göstermeli, İsrail’in yüzyıllardır devam eden mevcut durumu değiştirme çabalarını boşa çıkarmalıyız.” ifadesini kullandı.
İsrail’in, ramazanda bölgenin genelinde rahatsızlık yaratmak ve şiddete sebebiyet vermek için konuyu daha fazla kurcaladığının altını çizen Maliki, İsrail’in tuzağına düşmeyeceklerini, barışı ve huzuru tesis edeceklerini vurguladı.
Mahmud Abbas salı günü Türkiye’de
Maliki, Türkiye’nin Filistin ve Filistin halkıyla çok yakından çalıştığını, yıllardır dayanışma ve destek gösterdiğini ifade etti.
Tarihi bağlar sayesinde Türkiye’nin Filistin’e, Filistin’in Türkiye’ye yakın olduğuna işaret eden Maliki, Türkiye’nin siyasi, dini ve kültürel bağları nedeniyle Filistin’de olanların sorumluluğunu da hissettiğini belirtti.
Maliki, Türkiye’nin her platformda Filistin’e bütün desteğini verdiğini vurgulayarak, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın her zaman irtibatta olduğunu söyledi.
İki lider arasındaki görüşmelere dair Maliki, Filistin Devlet Başkanı Abbas’ın salı günü Ankara’da olacağını ve Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşeceğini açıkladı.
Maliki, iki ülke arasındaki süregelen istişareler ve görüşmelerin devamının ele alınacağını aktararak, bunun da zaten iki ülke arasındaki mükemmel ilişkilerin en güzel örneklerinden biri olduğuna dikkati çekti.
Türkiye’ye, verdiği finansal ya da farklı yönlerden destek konusunda müteşekkir olduklarını söyleyen Maliki, Gazze’deki durumun başlangıcından bu yana Türkiye’nin sürekli Gazze’ye insani yardım gönderdiğini ifade etti.
Maliki, Türkiye’nin İsrail’in gerçekleştirdiği soykırımı, bölgedeki bütün suçları ve saldırıları kınadığını kaydederek, “Bu da Türkiye’nin göstermiş olduğu bağlılık, destek ve dayanışmanın da çok güzel bir örneğidir. Türkiye’nin yönetimi de sonuna kadar Filistin davasını desteklemektedir. Biz her zaman Türkiye’nin desteğine güvenebileceğimizi yüreğimizde hissediyoruz. Söz konusu etrafımızdaki dostlarımıza güvenmek olduğunda, her zaman Türkiye bizim yanımızda oldu, her türlü desteği vermiştir.” diye konuştu.
“Gazze’de meşru yönetim Filistin yönetimidir”
Gazze’de 30 bin Filistinli görevlileri olduğunu anımsatan Maliki, ateşkes sağlandığı anda geçici ofislerde de olsa hizmet vermeyi sürdüreceklerini söyledi.
Maliki, yeni bir durumdan bahsetmediğini ve son 17 senedir Gazze’de var olanın devam ettirileceğini belirtti.
Herhangi birisinin Filistin iradesine bir alternatif getirmeye çalışmasını kabul etmeyeceklerine dikkati çeken Maliki, Filistin yönetiminin Gazze’de meşruiyeti bulunduğunu ve Gazze’de görev yapacak tek meşru yönetimin onlar olduğunu söyledi.
Maliki, Netanyahu’nun Filistin yönetiminin Gazze’de olmaması gerektiğini söylediğini anımsatarak, onun Gazze vatandaşı ya da seçilmiş bir lider olmadığını ve karar verme yetkisinin de bulunmadığını vurguladı.
Gazze’yi kimin yöneteceğini Netanyahu’nun bilemeyeceğini dile getiren Maliki, “Netanyahu, işgal gücünün başındadır ve askeri olarak bir işgal vardır Gazze Şeridi’nde. Bir işgalci olarak bunu söylüyor. Hiçbir meşruiyeti, güvenilirliği, otoritesi veya yetkisi var mıdır? Yoktur, istediğini söyler.” dedi.
Maliki, bu nedenle Netanyahu’nun söylediklerinin siyaseten hiçbir önemi ve değeri olmadığını vurgulayarak, “Gazze’de bundan sonra da çalışacak tek yetkili ve meşru yönetim Filistin yönetimidir. Batı Şeria’da olduğu gibi Gazze’de de Filistin yönetimi olacaktır.” dedi.
(Sürecek)
]]>Fuarın bu yıl 3’üncü edisyonuyla sanatseverlerle buluşan dijital seçkisinde ise Arjantinli sanatçı Florencia S.M. Brück’un minyatür sanatıyla yapay zekayı bir araya getirdiği 9 eseri yer aldı.
Küratörlüğünü Serena Tabacchi’nin üstlendiği “AI Futuristic Narratives in Historical Artistry” başlıklı seriyi, fuarda Immaterika Galeri temsil etti.
Eserlerinde yapay zeka ve İslami sanatları birleştiren Brück, çalışmalarına dair AA muhabirine yaptığı açıklamada, güzel sanatlar eğitimi aldığını, aynı zamanda bir yazılımcı olduğunu dile getirdi.
Brück, Art Dubai’de temsil ettiği eserlerini OpenAI tarafından geliştirilen yapay zeka robotu Chatgpt ile yaptığına işaret ederek, şu bilgileri verdi:
“Yapay zekanın tasavvuf düşüncesinin tarihteki önemli temsilcilerinin eserlerinden ilhamla geleceğe dair tasvirler oluşturmasını istedim. Bunu yaparken de İslam sanatının bir formu olan minyatürü kullandım. Örneğin insan doğasındaki aşk kavramı makinelere ya da yapay zekaya uyarlanırsa nasıl bir görüntü ortaya çıkar onu hayal ettim. ya da bilim adamlarının sanal dünyalardaki yani metaverse gibi alemlerde gezintilerini yansıtmaya çalıştım.”
“Önemli düşünürlerin yazdıkları gerçekten dünyanın geri kalanına yol gösterebilir”
Çalışmasını metal plaka üzerinde oluşturduğunu aktaran Brück, “Eserlerin arkasında yapay zeka tarafından Mevlana, Hafız-ı Şirazi ve Ömer Hayyam gibi şairlerden ilhamla yazılmış şiirler de yer alıyor. Tüm şiirler aynı zaman Blockchain teknolojisiyle NFT olarak hazırlandı.” dedi.
Florencia S.M. Brück, geleceğe doğru bakmak için öncelikle geçmişi iyi anlamak gerektiğini ifade ederek, “Resme olan ilgimden dolayı minyatür eğitimi de aldım. Minyatür ile tanışmam bana yeni bir dünyanın kapılarını açtı. Tarihten gelen bu önemli düşünürlerin yazdıkları gerçekten dünyanın geri kalanına yol gösterebilir. Onların eserlerini şiddetle tavsiye ediyorum. Dünyadaki insanlara biraz olsun ilham vermek istiyorsa tüm sanatçıların bu eserleri okuması gerektiğini düşünüyorum.” diye konuştu.
Projenin köklerinin Emevi, Abbasi, Memlük, Osmanlı İmparatorluğu gibi önemli hükümdarlıkların geniş kültürel ve sanatsal mirasından beslendiğini ve zengin İslam tarih dokusuyla oluşturduğuna dikkati çeken Brück, şunları kaydetti:
“Bu dönemler, özellikle minyatür resminde, titiz detayları, canlı renkleri ve derin sembolleriyle karakterize edilir. Ben de oluşturduğum şiir veri kümesinde bu dönemde yaşamış, Rumi, Hafız-ı Şirazi, Ömer Hayyam, Feridüddin Attar, Sadi-i Şirazi, Gazzali ve İbnü’ Arabi gibi tanınmış şairlerin eserlerini bir araya getirdim. Ortaya çıkan sinerji, İslam sanatının tarihi ihtişamını dijital anlatının keskin uçlarında ve yapay zeka odaklı yaratıcılığın alanlarını birleştiren benzersiz bir dijital antoloji oluşturdu. Bu yaklaşım, sadece İslami sanat geleneklerinin mirasını korumakla kalmaz, aynı zamanda onları çağdaş teknolojinin bakışından yeniden yorumlayarak klasik ile günümüz arasında bir diyalog oluşturur.”
Yapay zeka yardımıyla oluşturulan eserlerin isimleri ise şöyle:
“Augmented Heart”, “Whispers Across Time”, “The Song of the Quantum Mystic”, “The Eternal Verse”, “Silicon Souls”, “The Legacy of Aria”, “The Virtual Dervish”, “Echoes of Andromeda”, “The Synthetist’s Ode”
Art Dubai’den, Gazze’deki sivillere destek
İsrail’in Gazze’de yüzlerce kişinin ölümüne neden olan hastane saldırısından sonra Instagram hesabından açıklama yapan fuar, “Gazze’de meydana gelen yıkıcı olaylara tepki olarak, ana şirketimiz Art Dubai Group, bu trajediden etkilenen birçok masum sivili desteklemek için fon toplayacak.” ifadelerine yer vermişti.
Fuar öncesi tüm bilet satışlarından elde edilen gelirin yüzde 25’i, Gazze’deki sivillere destek için Birleşik Arap Emirlikleri’nin Kızılay Derneği üzerinden bağışlanacak.
Sanatseverler, 40 ülkeden, 120’den fazla galerinin yer aldığı fuarı, 3 Mart’a kadar ziyaret edebilecek.
]]>Prof. Dr. Ata, telekomünikasyon ve 6G’yle ilgili alanlarda kadınların istihdamı ve görünürlüğünün arttırılması için küresel alanda çalışan bu topluluğun listesindeki ilk 100 kadın arasında yer almasını AA muhabirine değerlendirdi.
Son 10 yıldır İTÜ’de bilgi ve haberleşme alanında çalışmalar yürüttüklerini belirten Ata, “Aslında 6G alanında yaptığım tek çalışmanın değil, bir dizi çalışmanın neticesinde bu başarı ortaya çıktı. Teorik sayısal işaret işleme konusunda başladığım araştırma çalışmalarım, son 9-10 yılda İTÜ’deki Bilgi ve Haberleşme Araştırma Grubumuzla birlikte yeni nesil haberleşme ağlarına odaklandı. Araştırmalarımızın kapsamı önce 5G’ye, son 5 yıldır da 6G teknolojilerine evrildi.” diye konuştu.
Ata, daha yüksek veri iletim hızlarına ulaşmayı sağlayacak dalga şekli tasarımları, çok sayıda makinenin birbiriyle haberleşmesine imkan verecek yeni çoklu erişim teknikleri, enerjiyi verimli kullanan haberleşme ağlarının tasarımı ve RF dalgalardan enerji hasatlama gibi farklı yönleriyle bu alana bilimsel katkılar sunduklarını söyledi.
Bu çalışmalarla atıflar aldıklarına dikkati çeken Ata, “Yürütücülüğünü yaptığım ve 3 yıl önce TÜBİTAK’ın desteğiyle başlayıp 2023’te başarıyla tamamlanan, 6G telsiz ağları için İHA ve akıllı yansıtıcı yüzeylerin kullanıldığı projemizde, ultra bağlantılılık olarak tarif edilen kesintisiz ve güvenli iletişim odağında yenilikçi çalışmalarımız oldu.” ifadesini kullandı.
Prof. Dr. Ata, telsiz haberleşme alanında yapılan AR-GE çalışmalarının, yaklaşık her 10 yılda bir ortaya konulan yeni vizyonla önce araştırma, ardından teknoloji geliştirme ve standartlaşma adımlarıyla sürekli ilerlediğini anlattı.
5G teknolojisinin zenginleştirilmiş mobil geniş bant haberleşme, yüksek veri hızlarına erişim, ultra güvenilir düşük gecikme süreleri, kritik uygulamaların desteklenmesi ve yoğun makine tipi haberleşme imkanı sağladığına işaret eden Ata, “6G teknolojisinde ise yeni frekans bantlarıyla daha yüksek veri hızlarına ve daha düşük gecikme sürelerine ulaşmanın ötesinde yapay zekanın işin içine girdiği akıllı ve veriden öğrenen sistemler, İHA ve akıllı yüzeyler gibi yenilikçi altyapıların kullanılmasıyla haberleşmede kesintisizliğin sağlanması ve blok zincir gibi yöntemlerle haberleşme güvenliğinin artırılması öne çıkıyor.” değerlendirmesini yaptı.
“6G teknolojisi 2030’lardan itibaren hayatımıza girecek”
Ata, bunlar gibi çok sayıda yeni yaklaşımın çalışıldığı teknoloji adayı 6G sistemlerinin henüz dünyada standartlaşmadığını dile getirdi.
Bu teknolojinin 2030’lardan itibaren devreye girmesinin beklendiğini vurgulayan Ata, şöyle devam etti:
“Telekomünikasyon dünyasında potansiyel olarak veri iletiminin çok yüksek oranlara çıkması sağlanacak. Bu sayede gerçek zamanlı 3 boyutlu video akışı, daha yoğun sanal gerçeklik deneyimleri ve dev dosyaların anında indirilmesi gibi uygulamalara imkan sağlanacak. 6G ağlarının yapay zekayla entegre edilmesi sayesinde, ağın kendi kendini optimize etmesi, ağ esnekliği ve kişiselleştirilmiş kullanıcı deneyimlerine olanak sağlanması öngörülmektedir.”
Prof. Dr. Ata, 6G ile kesintisiz her yerde bağlantı ve daha düşük gecikme amaçlandığını, veri aktarımındaki zaman gecikmesinin azalması sayesinde otonom araçlar gibi kritik uygulamalar için neredeyse anlık yanıt sürelerinin mümkün olacağını kaydetti.
6G teknolojisinin günlük hayatta büyük değişimler sağlayacağının altını çizen Ata, “Özellikle büyük ölçekli sensör ağlarının oluşturulması, dijital ikiz uygulamaları, akıllı şehirlerin ve birbirine bağlı cihazların etkinleştirilmesi, üretim ve lojistikte otomasyon, robot teknolojisi ve gerçek zamanlı veri analizinin desteklenmesi konusunda 6G’nin ülkemize ve dünyaya önemli katkıları olması bekleniyor.” dedi.
“Türkiye’deki en büyük zenginlik nitelikli beşeri sermaye”
Ata, bilim dünyasının haberleşme konularıyla birlikte farklı problemleri de artık bir arada çalışmaya başladığını aktararak, şu anda 6G kapsamında bütünleşik olarak algılama ve haberleşmenin bir araya getirildiği sistemleri çalıştıklarını ifade etti.
“Bilimsel çalışmaların belli bir olgunluğa erişmesi, kavramsal gösterimler ve standartlaşma süreçleriyle 6G teknolojisinin 10 yıl içinde hayatımıza girmeye başlamasını bekliyoruz.” diyen Ata, Türkiye’deki en büyük zenginliğin nitelikli beşeri sermaye olduğuna vurgu yaptı.
“Alanda öncü çalışmalar yapılması, yapılan çalışmaların haberleşme ve diğer dikey sektörlerdeki ekosistemin tüm unsurlarıyla desteklenmesiyle yerli ve milli çözümlerimizin uluslararası ölçekte yaygınlaşması bizi yeni nesil haberleşme teknolojileri alanında öne taşıyan unsurlar olacaktır.” ifadelerini kullanan Ata, 6G teknolojisinin önemli bir unsuru yapay zeka ve makine öğrenmesi yaklaşımlarını da özellikle haberleşme ağlarında uç birim hesaplama problemlerinde kullandıklarını ve bu çalışmaları dünyanın saygın dergilerinde yayınladıklarını sözlerine ekledi.
]]>KKTC Cumhurbaşkanı Tatar, Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu (ADF) 2024’te, AA muhabirine ülkesi ve bölgesel konularla ilgili açıklamalarda bulundu.
Tatar, 147 ülkeden 19 devlet başkanı ve başbakan, 73 bakan ve 57 uluslararası temsilcinin katıldığı Antalya Diplomasi Forumu’na ikinci kez katıldığını hatırlatarak toplantının kendileri için önemli ve anlamlı olduğunu dile getirdi.
Kendilerine yönelik ambargo ve engellemelere karşı Türkiye’nin her zaman KKTC’nin yanında durarak destek verdiğini dile getiren Tatar sözlerine şöyle devam etti:
“Antalya Diplomasi Forumu KKTC’nin görünürlüğünün artırılması açısından büyük bir imkan ve bundan dolayı Türkiye Cumhuriyeti’nin Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a ve Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’a teşekkür ediyorum.”
KKTC Cumhurbaşkanı Tatar, “Kanıt” kitabını inceledi
AA’nın, İsrail’in Gazze’de işlediği insanlık suçlarını belge niteliğindeki fotoğraflarla gözler önüne serdiği “Kanıt” kitabı, AA muhabiri tarafından KKTC Cumhurbaşkanı Tatar’a takdim edildi.
Kitaptaki fotoğrafları ve yer alan bilgileri inceleyen Tatar, “Kanıt”ın değerinin ilerde daha iyi anlaşılacağını belirterek kitabı gördükten sonra İsrail’in Gazze’de yaptığı katliam ve vahşet karşısında bir kez daha hayretler içerisinde kaldığını söyledi.
Tatar, dijital bir devirde yaşanmasına rağmen bazı fotoğraf ve belgelerin kaybolma ihtimali olduğunu belirterek “Kanıt kitabı hem mahkemede delil olacak hem de vahşetin boyutunu geniş kitlelere ulaştırma işlevi üstlenebilir.” diye konuştu.
Gazze’deki İsrail saldırılarında 100’den fazla gazetecinin yaşamını yitirdiğini hatırlatan Tatar, bölgede görev yapan gazetecilere kolaylıklar diledi.
Tatar, İsrail’in Gazze’de yardım için bekleyen sivillere yönelik saldırısını kınadı
Tatar, İsrail’in Gazze’de yardım almak isteyen sivillere yönelik saldırısını kınayarak Gazze’de 30 binden fazla insanın katledilmesinin “kabul edilemez” olduğunu kaydetti.
Gazze konusunda “çifte standarda” tanık olduklarını belirten Tatar, “Gazze’deki katliamı düşünecek olursak dünyadaki bazı büyük devletlerin nasıl iki yüzlülüğü ve çifte standartları olduğunu, kendi öngördükleri çıkarları için hiç kimsenin gözünün yaşına bakmadan bir nesli soykırımla yok etmek için her şeyi yapabileceklerini gördük. Bu durumdan dolayı açıkçası dünyanın geleceğinden endişe duyuyorum.” ifadelerini kullandı.
“Yama olmayacağız”
İsrail’in Gazze’de yaptığı katliamların benzerini Kıbrıs’ta Rumların 1960’lardan itibaren Türklere yaptığını ve dolayısıyla benzer şeyleri Kıbrıs Türk halkının geçmişte yaşadığını anlatan Tatar, bundan sonra Ada’da bir anlaşma olacaksa bunun mutlaka iki devletli çözüme dayanması gerektiğini vurguladı.
“Çağdaş dünyada katliamlar olmaz” şeklindeki yaklaşımın, 2. Dünya Savaşı’nın üzerinden daha 100 yıl geçmeden Gazze’de on binlerce insanın katledilmesiyle gerçekliğini yitirdiğine işaret eden Tatar, şunları kaydetti:
“Kıbrıs’ta gelecekte herhangi bir anlaşma pozisyonunda Kıbrıs Türk halkının ayrı bir varlık olarak mutlak surette eşitlik temelinde o pozisyonda yerini alması gerekmektedir. Eşit uluslararası statüde bir anlaşma iki devletin işbirliği şeklinde olabilir. Kuzey Kıbrıs Türk Hükümeti’nin ortadan kalkması ve bizleri Rum milletinin devamı olacak Kıbrıs’taki federal bir cumhuriyete yama etmelerini asla kabul etmeyeceğiz. Onlara yama olmayacağız.”
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Kıbrıs Şahsi Temsilcisi Maria Angela Holguin Cuellar’ın Kıbrıs’ın iki tarafında da temasları olduğunu hatırlatan KKTC Cumhurbaşkanı Tatar, egemen, eşit uluslararası statülü iki devletli çözüm konusunda niyetlerini Genel Sekreter’e aktarması için Cuellar’a ilettiklerini dile getirdi.
Tatar, Kıbrıs’ta BM’nin 60 yıldan beri üzerinde uğraştığı “Federasyon” temelli bir anlaşmanın mümkün olmadığına işaret ederek “Federasyon temelinde bir anlaşma olmayacağını Cuellar’a bildirdik. Eğer bizim egemen eşitlik ve eşit uluslararası statümüz kabul edilebilirse o zaman masaya oturabiliriz. Siyasetimizden ödün vermeyeceğiz ve bu duruşumuzu devam ettireceğiz.” dedi.
“BM Barış Gücü, Kıbrıs Türk halkına haksızlık yapmaya devam ediyor”
Kıbrıs’ın iki tarafında da görev yapan BM Barış Gücü’nün görev süresinin 4 Mart’ta 60. yılını dolduracağını dile getiren Tatar, BM Barış Gücü askerlerinin hep taraflı davrandığını ve Rumların tesirinde kaldığını belirtti.
Tatar, KKTC’nin ara bölgedeki Pile köyünde yaşayan Türklere kolaylık sağlamak üzere yapmak istediği, Yiğitler-Pile yolu konusunda iki tarafın anlaşmaya varmasına rağmen BM Barış Gücü’nün Yunanistan’ın etkisiyle yol yapımını durduğunu hatırlatarak “BM Barış Gücü, Kıbrıs Türk halkına haksızlık yapmaya devam ediyor.” diye konuştu.
Barış Gücü askerlerinin KKTC’de görev yapabilmeleri için Kuzey Kıbrıs Türk makamları ile mutlak bir anlaşma yapmaları gerektiğine dikkati çeken Tatar, bu konuda değerlendirmelerinin sürdüğünü ifade etti.
]]>12’nci sınıf öğrencisi Çakaroğlu, 2022’de TÜBİTAK’ın düzenlediği Lise Öğrencileri Arası Kutup Araştırma Projeleri Yarışması’nda arkadaşlarıyla geliştirdiği “Kutup Gözlemleri ve İklim Değişikliği Analizi için Yerli Mikro Uydu Geliştirilmesi” projesi ile Türkiye üçüncülüğü elde etti.
Aynı proje ile TÜBİTAK Uzay Teknolojileri Enstitüsüne davet edilen Çakaroğlu, yaklaşık bir yıldır İstanbul Teknik Üniversitesi Geomatik Mühendisliği Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mahmut Oğuz Selbesoğlu’nun araştırma asistanı olarak çalışıyor.
Liseli genç bu sürede Güney Okyanusu, Antarktika ve okyanus tabanlarının topoğrafik ölçümlemesi (batimetri) üzerine geliştirdiği projelerle, iklim ve deniz bilimlerindeki deneyimini artırdı.
Yaman Çakaroğlu, yürüttüğü çalışmalar sayesinde Japonya’daki Okyanus Politikası Araştırma Enstitüsü (OPRI) tarafından düzenlenen Uluslararası Okyanus Bilinci Geliştirme Projesi’ne davet edildi.
8-24 Mart’ta gerçekleştirilecek proje kapsamında Çakaroğlu, dünya genelinde lise ve üniversite düzeyinden seçilen 25 kişilik ekiple Batı Pasifik Okyanusu’nda yaklaşık 20 günlük bilim seferine katılacak.
Yaman Çakaroğlu, AA muhabirine, Tokyo’da başlayarak Palau Adaları’nda son bulacak sefere katılma şansını elde ettiği için heyecanlı olduğunu söyledi.
Projenin iklim değişikliğinin okyanuslar üzerindeki etkilerini araştırmak ve anlamak amacıyla gerçekleştirileceğini anlatan Çakaroğlu, teknolojiye ilgisinin TEKNOFEST ile başladığını dile getirdi.
Çakaroğlu, söz konusu bilim seferi projesine ise TÜBİTAK Kutup Araştırmaları Enstitüsü’nde çalışan Sinan Yirmibeşoğlu’nun paylaşımını görerek ve gerekli belgeleri yükleyerek başvurduğunu anlattı.
Projeleri Antarktika’da da uygulanıyor
Ocak ayında projeye kabul edildiğini aktaran Çakaroğlu, şunları kaydetti:
“Yaklaşık 25 kişilik bir ekip olarak gideceğiz oraya. Sefer kapsamında 3 farklı proje yapacağız. Doç. Dr. Mahmut Oğuz Selbesoğlu ile geliştirdiğimiz ‘troposferik su buharı kestirimi’ ismini verdiğimiz bir projemiz var. Aslında şu an bu proje Antarktika’daki seferde uygulanıyor. Projede geliştirdiğimiz düşük maliyetli GNSS modülü ile havaya karışan su buharı ve dolaylı olarak bundan dolayı su seviyeleri, iklim değişikliğine dair verileri elde etmiş olacağız.
Diğer projemizse meteorolojik verilerin ölçümü. Seferde bulundurduğumuz iki farklı sensörle barometrik basınç, bağıl nem ve sıcaklık gibi değerleri 20 günlük dönemde ölçeceğiz. Son projemiz ise iklim bilinci projesi. Sefer boyunca her gün 30-45 dakika olmak üzere ufak ufak vloglar çekerek aslında genç arkadaşlarımızı etkilemeyi amaçlıyoruz. Benim için çok gurur verici. Çünkü Türkiye’den daha önce katılan bir aday olmadı ve bu yaşta bizi aslında bir araştırmacı gibi görüp kabul etmeleri gerçekten gurur verici. Lisans ya da yüksek lisans seviyesinde elde edebileceğim tecrübeleri, araştırma deneyimini çok daha erken yaşta elde edebileceğim.”
Sefer sonrasında konuyla ilgili makale yazacağını vurgulayan Yaman Çakaroğlu, hep araştırmacı olmayı hedeflediğini, elektrik elektronik ve yan dal olarak jeoloji veya geometrik mühendisliği okumak istediğini ifade etti.
Çakaroğlu, bu kapıyı kendisine TEKNOFEST’in açtığına işaret ederek, “Öğrencilerin de bu yarışmaları katılması gerekiyor. Çünkü sadece bir ödül, bir derece getirmiyor bu yarışmalar. Çok daha büyük network imkanı getiriyor aslında. Orada standınızda sunum yaparken rastgele gelen biri TÜBİTAK’ta hoca olabilir.” dedi.???????
Yaman Çakaroğlu, desteklerinden dolayı TÜBİTAK MAM Başkanı ve Kutup Araştırmaları Enstitüsü Direktörü Prof. Dr. Burcu Özsoy, enstitü ekibindeki Sinan Yirmibeşoğlu, projenin danışmanı Doç. Dr. Mahmut Oğuz Selbesoğlu ve sponsoru ROKETSAN ile okul idarecilerine teşekkür etti.
Selbesoğlu’ndan Yaman’a övgü
Doç. Dr. Mahmut Oğuz Selbesoğlu da Yaman’ın küçük yaşına rağmen bir üniversite öğrencisi seviyesinde çalıştığını ve bu sayede dikkatleri çektiğini söyledi.
Söz konusu projenin çok değerli olduğunu ve Yaman’a çok güvendiğini belirten Selbesoğlu, “Biz kutuplarda çalışan araştırmacılar olarak Pasifik’te de araştırmaların çok kıymetli ve değerli olacağını düşündük. Şimdi kendisi gidecek ve bu çalışmaları sefer boyunca gemi üzerinden gerçekleştirecek, verileri toplayacak. Daha sonra da bunları değerlendireceğiz. Sonra da bunları rapor olarak sunacağız elbette. Hem rapor olarak hem de bir yayın olarak sunacağız.” ifadelerini kullandı.
]]>Çiftçi, AA muhabirine yaptığı açıklamada, çocuklarda sık görülen solunum yolu enfeksiyonlarına ilişkin bilgileri paylaştı.
Kovid-19 salgınında virüsün baskınlığı, maske, mesafe gibi önlemlerin etkisiyle diğer solunum yolu enfeksiyonlarının görülmediğini anımsatan Çiftçi, “Kovid-19 salgını sonrası, önlemlerin kaldırıldığı ilk yıl, çok ağır enfeksiyonlarla karşılaştığımız bir kış mevsimi geçirdik. Bunun temel sebebi, çocukların pek çok hastalığı uzun süre geçirmemiş olmasıydı.” ifadesini kullandı.
Salgında, her kış beklenen influenza ve RSV’nin bile neredeyse görülmediğine işaret eden Çiftçi, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Salgın sonrası ilk kış, önlemler ortadan kaldırılınca hastalıkları hiç geçirmemiş olan büyük bir nüfus birikmişti ve bu nedenle hastalıklar ağır seyretti. Sadece ülkemiz değil, dünya genelinde çok ciddi enfeksiyonlar, ağır zatürreler gördük ve maalesef kayıplar oldu. Fakat sonrasında hastalıklara karşı bir bağışıklık oluştuğu için bu yılın biraz daha hafif geçmesini bekliyorduk. Gerçekten bu yıl önceki yıla göre biraz daha iyi bir yıldı. Büyük olasılıkla önümüzdeki yıl Kovid-19 öncesi dönemde gördüğümüze benzer bir sıklıkta enfeksiyon görmeye başlayacağız.”
“Beklediğimiz hastalıkların yeniden ortaya çıktığını gördük”
Solunum yolu enfeksiyonlarının azalmasının korunma yöntemlerinin önemini ortadan kaldırmadığını vurgulayan Çiftçi, hasta olan kişilerin maske takması, kalabalık, kapalı ortamlarda maske kullanımı ve sık el yıkamanın her zaman önem taşıdığını dile getirdi.
Prof. Dr. Çiftçi, “Bu kış mevsimi ise aslında bir önceki yıla göre daha hafif seyrediyor ama bir yandan da mevsimsel etkiyle beklediğimiz hastalıkların yeniden ortaya çıktığını gördük. İnfluenza salgınını, RSV virüsünü, boğmaca bakterisi ile beta yani Strep-A bakterisine bağlı vakaları görmekteyiz. Bu geçtiğimiz haftalarda oldukça yoğundu ama son birkaç haftadır vaka sayısında azalma olduğunu gözlemliyoruz.” diye konuştu.
Bunun beklenen bir süreç olduğunun altını çizen Çiftçi, “Yine de bu hastalıkların şu an tamamen ortadan kalktığını söyleyemeyiz. Çoğunlukla mart sonuna kadar bu tip enfeksiyonlar sürer, mevsim bittikten sonra da arada az da olsa vakalar görmeye devam ederiz. Fakat sonuçta önceki aylara göre bundan sonra çok ciddi bir artış beklemiyoruz.” açıklamasında bulundu.
“Bağışıklık sistemi sürekli eğitilen, öğrenen bir sistem”
Prof. Dr. Çiftçi, çocukluk çağı aşılarının ve grip aşılarının yaptırılmasının da önemine dikkati çekti.
Dengeli beslenme, sıvı tüketimi ve düzenli egzersizin bağışıklık sisteminin önemli koruyucularından olduğunu belirten Çiftçi, “Bağışıklık sisteminin eğitilmesi gerekiyor. Bir mikroorganizmayla, mikropla karşılaştığında ona karşı bağışıklık sisteminde tepki gelişiyor. Bu savunma bizi sonraki hastalıklardan da koruyor. Yani bu aslında sürekli eğitilen, öğrenen bir sistem. Bunu yapay zekaya da benzetebiliriz. Ancak bütünüyle mükemmel olmadığı için desteklemek, fazla yormamak önemli.” dedi.
“Gıda takviyesi” uyarısı
Çiftçi, çocuklarda sık gıda takviyesi kullanımının da doğru olmadığını vurgulayarak, şöyle konuştu:
“Çocuklarını hastalıklara karşı korumak düşüncesiyle ailelerin yaygın şekilde çeşitli gıda takviyelerine başvurduğunu görüyoruz. Bunlar akılcı kullanılmadığında olumsuz sonuçları da beraberinde getirebilir. Sadece bazı çocuklar, bireysel durumları çerçevesinde doktorlarının önerisiyle bazı gıda takviyelerinden fayda görebilir. Bütün çocuklar için uygulanabilecek bir gıda takviyesi önerisinde bulunmak doğru olmaz.”
]]>Gerçek adı Müslüm Akbaş olan Müslüm Gürses’in 13 albümünün yönetmenliğini ve aranjörlüğünü üstlenen Erbaşı, sanatçının seslendirdiği, “Hangimiz Sevmedik”, “Dertli Mektup”, “Felek Bile Ağladı”, “Çekilmez Hasretin”, “Kadın”, “Sen Yoksan Eğer” gibi birçok şarkının da bestesini yaptı.
Konya’nın Hüyük ilçesindeki Sonsuz Şükran köyünde yaşamına ve müzik çalışmalarına devam eden 68 yaşındaki Türk Halk Müziği sanatçısı Erbaşı, Müslüm Gürses ile 23 yıllık arkadaşlığında, yaşadıklarını ve duygularını aktardı.
“Bir insanı kötülediğini, birine yaramaz dediğini hiç duymadım”
Erbaşı, AA muhabirine, Gürses’in yoğun ve yorucu albüm çalışmalarını, sohbetlerini, sanatını, insanlığını, yüce gönüllüğünü ve arkadaşlığını çok özlediğini söyledi.
Yollarının, 1990’da “Bir de Benden Dinleyin” albümüyle kesiştiğini aktaran Erbaşı, yıllarca Müslüm Gürses’in yanında olmanın, ondan bir şeyler almanın, ona bir şeyler verebilmenin müthiş bir duygu olduğunu dile getirdi.
Gürses’in yalnız ve ozan ruhuyla yetiştiği için insan sarrafı olduğunu anlatan Erbaşı, “Hayatın türlü zorluklarını yaşamış. Birlikte 13 albüm yaptık. Her birinde 6 ay birlikte olsak, neredeyse 6 sene diz dize oturduk. Bir insanı kötülediğini, birine yaramaz dediğini hiç duymadım. Kendine kötülük yapanların hakkında bile kötü konuşmazdı. Yol göstericiydi. ‘Alemin baş öğretmenisin’ diyordum, hoşuna gidiyordu.” diye konuştu.
Müslüm Gürses’in, “Sadece arabesk okur veya sadece radikal bir arabeskçi kesime hitap eder.” algısını kırmak için çok çalıştığına değinen Erbaşı, repertuvarını daha geniş kitleye hitap edecek şekilde düzenlediğini, plak şirketlerinin itirazlarına rağmen Gürses’in de bu tutumunu desteklediğini kaydetti.
“Hiç kimseyi hor görmezdi”
Erbaşı, albümlere koydukları türkülerle 90’larda başlayan bu değişimin, son döneminde ve ölümünden sonra Müslüm Gürses’i neredeyse her kesimin dinlediği ve beğendiği bir sanatçı haline getirdiğine dikkati çekerek, şöyle konuştu:
“Müslüm, Türk Halk Müziği ile yetişmiş biriydi. Etrafa, yaradana, kendi yönüne bakarak öğrenen, başka aşklardan da etkilenip aşkı anlatan biriydi. Çok sadıktı, çok çalışkandı. Hiç kimseyi hor görmezdi. Onunla çalışmak çok kolaydı. Repertuvara mükemmel şekilde çalışıp gelirdi. Bir günde 24 şarkı okuduğunu bilirim. Melodi eşliğinde güzel konuşma sanatı ustasıydı. Gazel de okudu, türkü, deyiş de okudu. Mesela Haydar Haydar’ı okudu. Herkese de sevdirdi. Ali Ekber Çiçek, bir muhabbetimizde ‘İçim rahat etti be Müslüm, yüreğine sağlık.’ dedi. Tarkanları, Sezen Aksuları kıskandım. Bu adam sizin okuduklarınızı da okur dedik, ona göre besteler yapıldı. Sonra Murathan Mungan besteleriyle artık müziğin tüm mecralarına ve tüm dinleyicilere hitap eden bir ses oldu.”
“Ağzımdan çıkanı kulağım duysun diyerek konuşurdu”
Gürses’in durup, düşünüp cevap vermesinin ve yavaş konuşmasının bir kusur olmadığını vurgulayan Erbaşı, şunları kaydetti:
“Adam ağzından çıkanı tartıp biçiyordu. Kolejlerde okumadı ki hatip olsun. Kaza geçirip dört buçuk saat morgda kalan, beyin ameliyatı geçiren bir adamın, elbette ki bir iki hasarı olur. ‘Ağzımdan çıkanı kulağım duysun’ diyerek konuşurdu. Bir de herkes sana ‘baba’ diyor. Baba gibi davranman lazım. Bütün bunlar birleşince o kişilik çıkıyor ortaya. Duygularını melodiye çevirip anlatma ustasıydı. Bu ustalık, duygularına olan samimiyetinden geliyordu. Çok dürüst, iyi niyetliydi. Rol yapmadan söylüyordu. ‘Mış’ gibi yapmıyordu, o feryadı yaşıyordu.”
]]>Vali Ali Çelik, “Gençlerle Yeni Ufuklara” temalı söyleşi kapsamında, her hafta, farklı bir okulun öğrencileriyle buluşmaya devam ediyor. Bu haftaki söyleşi programına konuk olan okul, Hakkari Sosyal Bilimler Lisesi oldu. Öğrencilere, yeni ufuklar açmak, vizyonlarını büyütmek, kişiliklerini çok yönlü geliştirmek ve geleceğe hazırlamak amacıyla düzenlenen söyleşilerde; yaşamından önemli kesitleri, eğitim hayatını, mesleki deneyimlerini paylaşan Vali Çelik, öğrencilerin sorularını içtenlikle yanıtladı ve geleceğe ilişkin tavsiyelerde bulundu. Halk Eğitimi Merkezi Müdürlüğü şark salonunda ve keyifli geçen söyleşide, Vali Çelik, çeşitli konularda zaman zaman esprili yanıtlarıyla gençleri güldürürken, yaşantısından eğitim yıllarına; hayatında iz bırakan öğretmeninden, Hakkari ile ilgili projelere kadar merak edilen birçok soruya daha yanıt verdi. Öğrenciler, çok değerli bilgiler aktararak ufuklarını aydınlatan Vali Çelik’e teşekkür ederek soru sorma fırsatı verilmesi sayesinde, özgüvenlerinin de geliştiğini belirttiler.
“Hakkari ile ilgili hayallerim var”
Bir öğrenciden gelen; 5 yıl sonra Hakkari’yi nasıl görüyorsunuz? sorusuna karşılık Vali Çelik: “Benim Hakkari ile ilgili hayallerim var; insanlar için istihdam ortamı oluşmuş, kentsel dönüşümünü tamamlamış, tarım alanları sulanabilen, insanları birbirinden ayıran ideolojilerin son bulduğu ve insanların farklılıklara rağmen birbirini sevdiği, huzurun ve barışın hakim olduğu bir Hakkari” diye cevap verdi.
Hakkari’nin en sevdiğiniz yönü nedir? sorusuna ise Vali Çelik: “Hakkari’de en sevdiğim şey, insanların ellerini kalbinin üzerine koyarak ayağa kalkıp içinden geldiğince selamlaması. Bu benim için çok değerli. Coğrafyanın insan hayatında nasıl zorluklar getirebileceğini, bununla nasıl mücadele edilebileceğini Hakkari’de öğrendim. Hakkari doğasıyla bir çok sporcunun ilgisini çekiyor. Bu, Hakkari’nin farklı bir güzelliği; genç nüfusun çok olması ise ayrı bir güzellik. Öğrenciyken de valiyken de ödev ve disiplin silsilesi devam ediyor. O şehri yaşamadığınız, hissetmediğiniz zaman ya da kendinize dert edinmediğinizde sorumluluklarınızı yerine getiremiyorsunuz. Hepinizin de aynı sorumluluğu hissedeceğine eminim. Çünkü sorumluluk hayatımızın bir parçası. Yaptıklarınız, yapamadıklarınız oluyor; ama günün sonunda, kendime iyi ki Hakkari’deyim, diyorum. Hakkari’de görev yapmaktan gurur ve onur duyuyorum. Beni motive eden sorumluluk duygusuyla hareket etmem. İnsanların anlattıklarını dinleyin, okuyun, bilginizi geliştirin; ama şunu aklımızdan çıkarmayın, herkes bizim gibi bir insan. Bakış açınızı geliştirin, insanların hayat tecrübelerinden yararlanın. Başkalarının yaşadığı hayatı izleyen durumunda olmayın. Kendi hayatınızın başrol oyuncusu olun. Küçük şeylerden mutlu olabiliyorsanız diğer şeylerin bir önemi yok. Kendinizi küçümsemeyin, kimseyle kıyaslanmayacak kadar değerlisiniz. Her biriniz dünyanın en değerli varlığıyız” diye konuştu.
Öğrencilik ve meslek hayatında karşılaştığı zorlukları ve olumsuzlukları anlatıp, onlarla nasıl başa çıktığını da öğrencilerle paylaşan Vali Çelik, “Her birinizin sahip olduğu imkanlar benim sahip olduğum imkanların çok daha önünde. Eğer başarmak istiyorsanız, benden çok daha fazla şeyi başaracak durumdasınız. Mazeretleri önünüze alıp, takılıp düşeceğim diye düşünürseniz hata olur; ama o engeli sizin yükselmenize bir merdiven basamağı olarak düşünürseniz sonuç farklı olur. Dünyada iki tür insan var; iyiler ve kötüler. Hayatta tercih yapma şansınız var, hepimiz tercihlerimizin sonucuyuz. Sizler, tercihlerinizi hep iyiden yana yapın” şeklinde konuştu. – HAKKARİ
]]>Nedime Serap Ulusoy Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde yüzlerce öğrenci denizlerde çalışmak için eğitim alıyor. Mavi Vatan’da ve uluslararası denizlerde kaptanlık yapmak isteyen gençler, denizcilik ile ilgili temel ve uygulamalı dersleri 4 yıl boyunca eğitim aldıkları lisede öğreniyorlar. Lise eğitimleri sonrasında hemen yüksek maaşla iş bulma imkanı yakalayan öğrenciler, maaş ve iş imkanının oldukça yüksek olmasından dolayı bu liseyi seçtiklerini ifade ederken, geçen yıl 1 kız öğrencinin kaptan adayı olduğu lisede bu yıl 4 kız kaptan adayı eğitim görüyor.
“Öğrenciler lise mezunu olduklarında bile direkt gemilerde çalışabiliyorlar”
Liseden mezun olan öğrencilerin hemen gemilerde işe başladığına değinen Güverte Öğretmeni Reyhan Mısıroğlu, “Okulumuz denizcilik sektörüne kalifiye eleman yetiştiriyor. Öğrenciler buradan mezun olduktan sonra gemici ve yağcı olarak işe girebiliyorlar. Üniversiteyi tamamlayan öğrenciler de vardiya zabiti olarak çalışma imkanı buluyor. Stajlarını tamamlayan öğrencilerin tamamı sektördeki ihtiyacı karşılayabiliyorlar. Burada ilk önce temel derslerle birlikte öğrenciler güverte ve makine bölümü diye ayrılıyor. Güverteye gelenler gemiyi kullanabilecek seviyeye gelmek için dersler alıyorlar. Bunlar seyir dersleri, elektronik seyir dersleri, ECDIS dersleri, GMDSS (denizde haberleşme) dersleri ve STCV (denizde canlı kalabilme)eğitimlerini alıyorlar. Öğrenciler, bir gemide karşılaşabilecekleri tüm elektronik sistemi de gördükleri için uygulamalı olarak bir gemide çalışmaya hazır şekilde buradan mezun oluyorlar. Dünya ticaretinin yüzde 80’i gemilerle yapıldığından sürekli bir işgücüne ihtiyaç var. Ülkemizde de özellikle 3 bin gross ton gemilerde sürekli çalışan ihtiyacı var. Biz de bu nedenle insan yetiştirmek zorundayız. Buradan mezun olan bir öğrenci lise mezunu olduklarında bile direkt gemilerde çalışabiliyorlar. 1-2 yıl daha okurlarsa 3 bin gross ton gemilerde vardiya zabiti oluyorlar ve daha da yükselebiliyorlar” dedi.
“Okulun ilk kız öğrencisiyim, ‘senden kaptan mı olur’ dediler, hayalim uzak yol kaptanı olmak”
Okulun ilk kız kaptan adayı 11. sınıf öğrencisi Asiye Çelik, “Bu okulda sadece seyir dersinden 12 saatlik yoğun bir programımız var. Bunun haricinde elektronik seyir dersi, GMDSS ve deniz hukuku gibi birçok ders alıyoruz. Okulumuzda 4 kız öğrenci eğitim görüyor. Geçen yıl okuldaki tek kız öğrenciydim. Diğer kız arkadaşlar yeni geldi. Okulumuzda sayımız az ama yeni kızların gelmesi de iyi olur. Hayalim sınırsız uzak yol ehliyeti alıp gemilere çıkmak. Denizcilik lisesinde okuduğumu görenler çok şaşırıyor. Okula ilk geldiğimde herkes bana, ‘Sen kaptan mı olacaksın, senden kaptan mı olur’ dedi. Ben yine de kaptan olmak istiyorum ve en büyük hayalim de bu. 11. sınıf öğrencisi olarak staja hazırlanıyorum. Samsun gibi bir liman şehrinde staj yerleri bulmakta zorlanıyorum. Diğer yönlerden bakarsak, kaptan olmak çok güzel bir meslek ve herkese tavsiye ediyorum” diye konuştu.
“Bir kız kaptan adayı olarak denizden korkmuyorum”
Denizden korkmadığını ve babası gibi gemi kaptanı olmak istediğini vurgulayan 9. sınıf öğrencisi Gökçe Rengin, “Babam kaptan ve ben de onun kızı olarak kaptan olmak istiyorum. Onun destekleri ile buraya geldim. Meslek liselerinde iş imkanı yüksek. Bizim alanımızda da hem iş imkanı çok fazla hem de parası iyi. Buradan mezun olunca iş bulabilirken, Anadolu ve diğer liselerden mezun olunca iş bulmakta zorlanıyorsunuz. Okulumuzda 4 kız var. Onlar da kaptan olmak için okula geliyor. Kaptan olmayı çok istediğimden denizlerde vakit geçirmekten korkmuyorum. Korksam bu mesleği seçmezdim” şeklinde konuştu.
Okulda öğrenim gören diğer öğrenciler de denizcilik lisesini seçmelerindeki en büyük etkenin iş bulma imkanının çok yüksek olması ve maaşının diğer mesleklere oranla oldukça fazla olmasını ifade ettiler.
Öte yandan, İl İstihdam ve Mesleki Eğitim Kurulu Toplantısı için geldiği okulda incelemelerde bulunan Samsun Valisi Orhan Tavlı, yetkililerden bilgi aldı. Okulda yapılabilecek iyileştirmeler hakkında bilgi alan Vali Tavlı, öğrencilerin eğitim-öğretim kalitesinin daha da arttırılması için gerekli yerlere talimatlarını ilettiğini ifade etti. – SAMSUN
]]>ÇANAKKALE – Çanakkale’nin Kuzey Ege Denizi’nde her yıl 50 bine yakın yerli ve yabancı turistin ziyaret ettiği turizm merkezi Bozcaada ilçesinde antik kentin nekropolis alanında 2023 yılı sonunda yapılan kazı çalışmaları sırasında çok sayıda çocuk mezarı tespit edildi. Kazılar sırasında erken yaşta ölen çocukların hem küp mezar hem amfora mezar hem de taş örme mezarlarda ölü hediyeleriyle birlikte gömüldüğü belirlendi.
Tenedos antik kenti kazıları Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü destekleriyle Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Turan Takaoğlu başkanlığında 12 kişilik bir ekiple yürütüldü. Kazı çalışmaları 2023 yılı sezonunda ilk önce Bozcaada Kalesi’nde, ardından da antik kentin Nekropolis alanında gerçekleştirildi. Nekropolis’te yapılan kazılarda özellikle çocuk gömülerine ilişkin yeni verilere ulaştı.
Kazısı yapılan çocuk mezarları arasında özellikle M.Ö. 6. yüzyıla ait bir pithos ya da küp mezar içine sonradan M.Ö. 4. Yüzyılda ikinci bir küp mezar yerleştirildiği örnek oldukça dikkat çekiciyor. Sonradan yapılan küp mezarın içine ölü hediyesi olarak altı adet pişmiş toprak heykelcik ve bir adet at ayağı biçimli bronz iğne yerleştirildiği belirlendi. Genel itibarıyla antik Yunan festivaller tanrısı Dionysos kültüyle ilişkilendirilebilecek bu heykelciklerden ikisi doğu kıyafetleri içinde Frig başlığı takmış iki adet dansçıyı, birisi telli müzik aleti lir çalan kadını, geriye kalan üçü de ayakta duran kadınları betimleniyor. Dansçı ve müzisyen betimli heykelciklerinin bir mezara yerleştirilmesi dönemin inanç özelliklerini yansıtır bir şekilde dans etme yoluyla kendinden geçerek tanrıya ulaşmanın ve bütünleşmenin arkeolojik bir göstergesi olarak görülüyor. Kazı buluntuları, Tenedos Kazısı ekibi üyesi Dr. Çilem Yavşan tarafından restorasyon ve konservasyon işlemlerine tabi tutuldu. Kazı sezonu ardından buluntular Troya Müzesi Müdürlüğüne teslim edildi.
Tenedos kazıların Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü desteğiyle gerçekleştirildiğini ifade eden Kazı Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Ömer Can Yıldırım, “2023 yılı içerisinde kazı çalışmalarımız Bozcaada Kalesi ve Antik Nekropolis Alanında yapıldığını belirterek, “Özellikle Nekropolis alanında gerçekleştirilen çalışmalarda daha önce arkeolojik literatür de pek bilinmeyen ve çocukların gömme alanı olarak sınırlanmış bir alan tespit edildi. Bu alanda tespit edilen mezarlardan Pithos mezar olarak tanımladığımız yapı pithos içinde pithos özelliği göstererek daha önce arkeolojik veriler de pek bilinmeyen bir verinin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Buradaki genel gömme geleceği M.Ö. 6’ncı yüzyılda ilk gömme işleminin yapıldığı daha sonra da yaklaşık 200 yıllık bir zaman süreci sonrasında da yani M.Ö. 4’üncü yüzyılda yani Geç Klasik Dönemde ikinci bir gömme işleminin yapıldığını göstermektedir. İkinci gömme de tespit edilen ve 6 adet eserle temsil edilen mezar yansıtmış olduğu pişmiş toprak heykelcikler ve de bronzdan bir iğne ile dikkat çekmektedir. 2023 yılı içerisindeki kazı çalışmalarında elde edilen buluntular, Çanakkale’de Troya Müzesi Müdürlüğüne teslim edilmiştir” dedi.
2023 yılı içerisinde Tenedos Antik mezarlık alanın da gerçekleştirilen çalışmalar sonucunda elde edilen pitos mezarı içinde pitos şeklinde tasarlanmış olan gömme geleneğinde pişmiş toprak heykelcikler ve de bronzdan bir iğne bulunduğunu da kaydeden Kazı Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Ömer Can Yıldırım, “Eserlerin genel özelliklerine baktığımız zaman giyiniş tarzları, tanrıça motifleri bu dönem içerisinde hakim olan inanç ve tanrıya ulaşmayla ilgili genç yaşta gömülmüş olan çocuklara duyulan saygının belirtisidir. Bu eserleri tarih açısından da değerlendirdiğimiz zaman eserlerin stilistik ve analojik özelikleri bu eserlerin yaklaşık olarak 2 bin 700 yıllık zaman süreci öncesinde imal edilip, genç yaşta ölen bir çocuğun mezarına konulduğunu göstermektedir. Eserlerden ilk gördüğümüz dansçı oklasma formu olarak adlandırılan eserlerden iki tanesi dikkat çekmektedir. Eserlerin üzerinde bulunan giysi tipleri, doğu daha çok firik kültürüyle ilgili ve de Dionysos yanı sıra Kybele kültüyle ilgili olduğunu söyleyebiliriz. Bu özellikte, özellikle Tenedos Nekropolisinde M.Ö. 4’üncü yüzyılda bu dini ideolojinin hakim olduğunu bizlere net olarak göstermektedir. Eserlerin yansıtmış oldukları tipolojik özellikler Tenedos Nekropolisinin Geç Klasik Dönem erasında mevcut olan kültürel özelliklerini anlamada bizlere kayda değer veriler sunmaktadır” diye konuştu.
]]>ANKARA – Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesinde geliştirilen faydalı böcek salım kutularıyla, bitkilere zarar veren böceklerin engellenmesi ve tarımda ilaçlamanın yan etkilerinin önlenmesi amaçlanıyor.
Tarımda verimli üretimin önüne geçen en önemli sorunlardan bir tanesi bilinçsiz ilaçlamalar. Bu ilaçlamalar zararlı böcekleri bitkilerden uzak tutması için yapılmasına rağmen zaman zaman istenmeyen sonuçlar ile karşılaşılabiliyor. Gıda ürünlerinin doğru temizlenmemesi halinde ilaç partiküllerinin tüketicilerde sağlık problemleri oluşturması olumsuz örneklerden sadece bir tanesi.
Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bitki Koruma bölümünün Biyolojik Mücadele Laboratuvarında üretilen ‘Trichogramma Evanescens’ türündeki böcekler, faydalı böcek salım kutularında ağaç dallarına asılıyor. Kutuların içerisinden çıkan böcekler, zararlı böceklerin içerisine bir yumurta koyuyor. O yumurta ile zararlı böcekler imha ediliyor. İmha edilen böceğin içindeki yumurtadan çıkan faydalı böcekler ise biyolojik mücadeleyi devam ettiriyor. Bu sayede tarımdaki ilaçlamaya karşı alternatif oluşturulurken biyolojik mücadelede daha az bütçe ile daha fazla etki oluşturulabiliyor.
Bitki Koruma bölümünde öğretim görevlisi olan Prof. Dr. Cem Özkan, İhlas Haber Ajansı muhabirine yaptığı açıklamada, tarım ürünlerini ve doğayı zararlı böceklerden korumak amacıyla faydalı böcek üretimi çalışmalarını hızlandırdıklarını ifade etti.
Tarım ilacına alternatif oluşturulmalı
Prof. Dr. Özkan, zararlı böceklere karşı kimyasal mücadele ve tarım ilaçlarına alternatif oluşturduklarını belirterek, “Tarım ilaçları istenilen bir uygulama mı? Hayır. Yüzde 1’i hedefe gidiyor geri kalanı toprağa ve suya karışıyor. Birde ürünlerin üzerinde kalıntı kaldığı için bunu yiyen insanlarda sağlık sorunları çıkıyor. Bu ürünler ihraç edildiğinde geri dönüyor. Dolayısıyla tarım ilacına alternatif yöntemlerde çalışmamız gerekiyor” ifadelerini kullandı.
Akıllı böcek ve akıllı çiftçi dönemi
40 yılın üzerinde faydalı ve akıllı böcek üretimi için çalıştıklarını vurgulayan Özkan, “Bizim sloganımızda akıllı böcek ve akıllı çiftçi. Bizim çiftçilerimiz tarım ilacı yerine faydalı böcekleri kullandığında çevremiz kirlenmiyor. Biyolojik çeşitlilik kaybı olmuyor. İnsanda sağlık problemleri olmuyor ve ürünlerimiz yurt dışından geri dönmüyor” diye konuştu.
“Bu böceklerin kitle üretim teknolojisi sır”
Türkiye’nin biyolojik mücadele açısından dünyanın en zengin ülkelerinden bir tanesi olduğuna işaret eden Özkan, “Türkiye’nin biyolojik çeşitliliği Avrupa kıtasından çok daha fazla. Bu biyoloji çeşitliliğimiz katma değerli ürünlere nasıl dönüştüreceğimiz konusunda istenilen durumda değiliz. 40 yıldır bu faydalı böceklerle çalışıyoruz. Bu böceklerin kitle üretim teknolojisi sır” dedi.
Gençler tarım ilacı yerine faydalı böcek üretiyor
Tarım ilaçlarına alternatif olabilmesi için söz konusu faydalı böceklerin en ekonomik ve etkili üretim tekniklerinin geliştirilmesi gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Özkan, “40 yılda biz bunları geliştirdik. Teknokentte genç ziraat mühendislerimiz var. Onlar ödül aldı ve Ankara Üniversitesindeki genç girişimcilerimiz ile birlikte çalışıyorlar. Tarım ilacı yerine bu faydalı böcekleri üretiyorlar” kaydetti.
“Bu karta 5 bin tane faydalı böceği sığdırıyorsunuz”
Faydalı böcek salım kutularının özelliklerini anlatan Özkan, şunları kaydetti:
“Bunun içinde faydalı böcek var. Biz bu böceklere ‘akıllı böcek’ diyoruz. Bunun içerisinde 5 bin tane faydalı böcek var. Bu karta 5 bin tane faydalı böceği sığdırıyorsunuz. Biz bunları ürettikten sonra üreticilere hemen veriyoruz. Üreticilerimiz birçok üründe asıyor bitkilerine. Buradan çıkan faydalı böcek zararlıyı arıyor ve buluyor ajan gibi. Bulduktan sonra içerisine bir yumurta koyuyor. O yumurta ile onu imha ediyor. İçinden tekrar bir faydalı böcek çıkıyor. Bu biyolojik müdahale sürdürülebilir tek mücadele yöntemi ve Türkiye’nin müthiş bir şansı var. Bu faydalı böceklerin ana vatanı Türkiye.”
“Yabancılar bu böcekleri kendi çiftçilerine veriyor”
Yurtdışından Türkiye’ye söz konusu biyolojik mücadeleyi takip etmek için çok sayıda araştırmacının geldiğini söyleyen Özkan, “Yabancılar geliyor izinsiz bu faydalı böcekleri götürüyorlar kendi çiftçilere veriyorlar. Bize de tarım ilaçlarını satıyorlar. Dolayısıyla her yıl 600 milyon dolarlık tarım ilacı alıyoruz. Bunu yoğun ve bilinçsiz kullandığımız zaman biz ekonomik olarak istenilen düzeyde bir tarım yapamıyoruz. Bu akıllı böcekler şu anda çiftçiyle buluştu. Elmada, bağda, narda, cevizde, meyve ve sebzelerde çok aktif olarak kullanılıyor” açıklamasında bulundu.
“İhracatçı, çiftçi ve ülke kazanıyor”
İki bin dekarlık üretim alanında 50’nin üzerinde çiftçinin söz konusu uygulamaları yaptığını aktaran Özkan, “Ar-Ge çalışmalarımız oturdu, üretimimizde bir sorunumuz yok. Alandaki çalışmalarımız ve üreticilerimiz çok memnun. Verimlilik kaybı yaşamıyorlar ve sağlıklı ürünlere ulaşıyorlar. Bizim ürettiğimiz ürünler yurt dışına gittiği zaman geri dönmüyor. Dolayısıyla burada ihracatçı, çiftçi ve ülke kazanıyor” ifadesini kullandı.
Faydalı böcekleri kibrit kutusu kadar bir bölüme kitle üretim teknolojisiyle sığdırdıklarını dile getiren Özkan, “Bununla ilgili bir yayın bulamazsınız. Her ülke bunun sırrını elinde tutar. 40 yıldır aynı konu üzerinde çalışarak 16 tane şirket kurduk gençlerimizle. Şirketler sır olan bu çalışmaları ortaya geliştirdiler ve şuan da yabancı ülkelerle rekabet edebilecek üretim teknolojisi elimizde” dedi.
Genç ziraat mühendislerinin Türkiye’nin tarımda kalkınmasını ve sürdürülebilirliği devam ettirmesi için yoğun çaba sarf ettiğine dikkati çeken Özkan, şöyle konuştu:
“Bizim gençlerimiz ‘Biz bu faydalı böcekleri yurt dışındaki çiftçilere satacağız’ diyor. Devletimizin katkı sağlaması durumunda biz hem gıda güvenliğimizi sağlarız hem tarımda marka ürünler üretiriz hem de bu faydalı böcekleri yurt dışına satabiliriz. Birçok ziraat mühendisimize de iş imkanı sağlamış oluruz. Kitle üretim teknolojisiyle ürünü bu hale getirdik ve kit haline getirdik. Üretici sadece bunu alıyor ve alanına asıyor. Buradan çıkan faydalı böcekler zararlıları imha ediyor.”
]]>Bursa Büyükşehir Belediyesinin Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlediği etkinliğin moderatörlüğünü üstlenen küratör İsmail Erdoğan, Gong’un Çin minyatürü sanatına İslam unsurlarını ekleyen ilk sanatçı olduğunu belirterek, “Bu alanda Ali Lei hocadan öncesi diye bir tanımlama yapamayız. Çünkü binlerce yıllık geçmişe sahip bu sanatı İslam unsurlarıyla birleştirmede ilk o öncü oldu.” dedi.
Erdoğan, Gong ile geçen yıl İstanbul’a yerleştikten sonra tanıştığını dile getirerek, “Kendisi Anadolu’yu, Turkiye’yi ve Türk insanını çok seven, çok yakınlık duyan bir kişi. Bu etkinlikte onun sanatından çok iyi istifade edeceğinizi düşünüyorum.” ifadesini kullandı.
“İnsanların başarılı olması için çeşitli yöntemler var”
Ardından sanat hayatını anlatan Gong, resim sanatına küçük yaşlarda başladığını söyleyerek, “İnsanların başarılı olmasını sağlayan çeşitli yöntemler var. Bu başarıyı sağlamak için illa üniversiteye gitmek zorunda değilsiniz. Ben mesela 4-5 yaşlarımda evimde, duvarda, sokaklarda resim çiziyordum. O zaman koşullar kötüydü ve ülkede ekonomik bunalım vardı.” açıklamasında bulundu.
Gong, “Geleneksel Çin resim sanatında eskiden hep usta çırak eğitimi vardı. Şu an tabii akademik olarak öğreniliyor bunlar. Ben de bu işte bir mesafe kat ettikten sonra işinde usta bir hocayla çalışmaya başladım ve kendimi ilerlettim.” bilgisini paylaştı.
Sanatında ilerleyebilmek için çok bedeller ödediğini anlatan Gong, şunları kaydetti:
“Gençlik yıllarımda fabrikada çalışıyordum. O dönemdeki komünist uygulamalar gereği bir kişinin birden fazla işte çalışmasına izin verilmiyordu. Ben de sanatı hep gizli olarak yapmak durumunda kaldım. Daha sonra fabrikadan çıkabilmek için bir gece çalışma sırasında bilerek elimi makineye kaptırdım. İki parmağım ucundan kesildi. O olayın ardından zorunlu olarak fabrika işçiliğini bıraktım ve kendimi tamamen sanata adamaya başladım.”
“Gençlerin sanatımıza bu kadar meraklı olduğunu beklemezdik”
Etkinliğe ilişkin AA muhabirine konuşan Said Lei ise bugünkü etkinliğe gösterilen yoğun ilgiden memnuniyet duyduğunu belirterek, “Gençlerin sanatımıza bu kadar meraklı olduğunu beklemezdik. İkinci Zaman Sergisi’nin devamı olarak gerçekleşen atölye ve performanslar aslında sanatçıyı daha ayrıntılı bir şekilde sanatseverlere anlatıyor. Özellikle sergiye gelemeyenler için bu etkinlik canlı bir sergi gibi. Sağ olsun Bursa Belediyesi kültür ve sanata gayet önem ve değer veriyor. Böyle bir atölye, gençlere uluslararası bir vizyon sunabilir.” dedi.
Lei, öğrencileri sanatta yetenekli ve başarılı bulduğu değerlendirmesini yaparak, “Bazılar fırçayı çok iyi kullandı ve anlattığımız teknik ötesi yaklaşımları da uyguladı. Umarım ileride bu gençler Bursa’ya kültür ve sanat alanında daha ilhamlı, renkli katkılar sağlayacaktır.” temennisinde bulundu.
Söyleşinin ardından güzel sanatlar öğrencileri, Gong’un minyatür çalışmalarından oluşan slayt gösterisini izledi. Düzenlenen atölye çalışmasında da Ali Lei Gong ve Said Chunanyi Lei, öğrencilere Çin minyatürü çizim tekniklerini uygulamalı aktardı.
Bursa’da 22 Ocak’ta açılan İkinci Zaman Sergisi’ne katkı sunmuş sanatçılarla düzenlenen söyleşi ve performans etkinlikleri, mart ayının sonuna kadar devam edecek.
]]>Ülke genelindeki bir şebekenin, internette oluşturdukları sahte kadın profilleri ile tuzağa düşürdükleri erkeklere şantaj uyguladıkları iddia edildi. Kandırdıkları kişilerin önce cinsel içerikli fotoğraf ve video ele geçiren şebekenin, ardından kendilerini karşı taraftaki kadının ailesi olarak tanıttığı ve gönderilen içeriklerden dolayı şikayetçi olacakları söyleyerek korku sağlamaya çalıştıkları ileri sürüldü. Dolandırıcıların son olarak ise gerçek avukatların ismini kullanarak ağına düşürdükleri kişilere ulaştıkları, adına cinsel suçtan dava açıldığını ve sorunu çözmek için para istedikleri iddia edildi. Kendi adının ve unvanın da söz konusu dolandırıcılar tarafından kullanıldığı belirten mağdur avukatlardan Ahmet Haklıgör ise şoke olduğu durum hakkında açıklamalarda bulundu.
“Adıma 8 farklı cep telefonu numarası kullanıp profil oluşturmuşlar”
Olayla ilgili açıklamalarda bulanan mağdurlardan İş Hukuku Uzmanı Avukat Ahmet Haklıgör, “Sosyal medyadan sahte bir kadın profili oluşturup, tuzağa düşürdükleri kişilerle konuşmaya başlamışlar. O kişiye çıplak fotoğraf gönderip, ondan da göndermesini istemişler. Daha sonra söz konusu hayali kadının abisi ya da babası olduğunu söyleyen kişiler farklı numaralardan tehdit mesajı atmış. ‘Seni öldüreceğim, bulacağım. Kardeşime, kızıma nasıl böyle fotoğraflar atarsın’ diyerek karşı tarafı korkutmuşlar. Bir sonraki gün de avukat görünümünde benim ya da başka bir meslektaşımın adı kullanılarak para istenmiş. Sahte bir şikayet dilekçesi hazırlanmış. Benim adıma 8 farklı cep telefonu numarası kullanıp profil oluşturmuşlar. Profilin alt kısmına ise sahte bir internet sitesi linki eklemişler. Konunun sonuna kadar takipçisi olacağım” ifadelerini kullandı.
“Hiçbir avukat tehditle para istemez”
Hukukçuların hiçbir zaman kimseyi tehdit etmeyeceğini dile getiren Avukat Haklıgör, “Vatandaşlardan da ricam, bunlara inanmasınlar. Karşısındakilerin gerçek avukat olup olmadığını sorgulasınlar. Bana ulaşanlara durumu anlatıp, arayanların dolandırıcı olduğunu ve kesinlikle para göndermemeleri gerektiğini söylüyorum. Hiçbir avukat tehditle para istemez. Parayı da muhasebecilerine göndermelerini istiyorlar” diye konuştu.
“Arkadaşım aradı, kendisini avukat olarak tanıtan bir kişinin para istediğini söyledi”
Yurdun dört bir yanından arandığını söyleyen Haklıgör, “Birkaç ay önce bir arkadaşım aradı. Kendisini avukat olarak tanıtan bir kişinin para istediğini söyledi. Ben de numarasını, adını ve soyadını sorguladığımda öyle bir avukatın olmadığını gördüm. Sonra da o numarayı arayıp durumu öğrenmeye çalıştım. O da benim avukatlığımı sorguladı. Ben de baro levhasından sorgulattığı takdirde görebileceğini belirttim. Ardından da beni cep telefonu üzerinden engelledi. Bir süre sonra vatandaşlar beni aramaya başladı. ‘Adınızın olduğu bir mesaj aldık. Para istemişsiniz’ dediler. Ülkenin her yerinden aranmaya başladım. Şu ana kadar bu sebepten dolayı 25 kişi bana ulaştı. Ben de şikayetçi oldum. Dava şu an soruşturma aşamasında” dedi. – ANKARA
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te m?oderatörlüğünü Avrupa Barış Enstitüsü Direktörü Michael Keating’in üstlendiği panele Sudan Dışişleri Bakan Vekili Ali es-Sadık, Vatikan Devletlerle İlişkiler Sekreteri (Dışişleri Bakanı) Başpiskopos Paul Richard Gallagher, eski Slovenya Cumhurbaşkanı Borut Pahor, Avrupa Birliği (AB) Belgrad-Priştine Diyaloğu Özel Temsilcisi Miroslav Lajcak ve ABD Barış Enstitüsü Başkanı Lise Grande katıldı.
Eski Slovenya Cumhurbaşkanı Pahor, ciddi sorunlar yaşanan arabuluculuğun zayıflık olarak görülmeye başlandığını anlattı.
Çatışan taraflar arasında güven ve diyalog oluşmadığından arabuluculuk faaliyetlerinin sekteye uğradığını dile getiren Pahor, “Eskiden arabuluculuk bir güç göstergesi olarak görülüyordu fakat şu anda uluslararası siyaset tamamen değişti. Ülkeler arasında diyaloğun ortadan kalkması, güvensizliğe neden olurken ortak bir gelecek inşa etme olasılığını da yok ediyor.” şeklinde konuştu.
Pahor, diyalog, uzlaşı ve güven sorunları yaşanmasının başta Birleşmiş Milletler (BM) olmak üzere birçok uluslararası kurum ve kuruluşun varlığının sorgulanmasına yol açacağına dikkati çekti.
Dünyanın birçok bölgesinde çatışma ve felaketlerin yaşandığını dile getiren Pahor, “BM ve diğer uluslararası kuruluşların kendilerini yeniden inşa etmeleri, yeniden etkin hale gelmeleri için yeni bir felakete ihtiyaç yok. Halihazırda yeterince felaket var.” dedi.
Pahor, kriz bölgelerinde çözümün sağlanması amacıyla arabuluculuk dahil her türlü uzlaşma yolunun açılması için klasik diyalog yöntemlerine dönülmesi gerektiğini belirtti.
Dünyadaki savaşların, çatışmaların ve krizlerin çözüme kavuşturulması amacıyla herkesin elini taşın altına koyması gerektiğini ifade eden Pahor, arabuluculuk ve barışçıl uzlaşma çabalarına sivil toplum kuruluşlarının da mutlaka dahil edilmesi gerektiğini söyledi.
“Barış için çabalarımız sonuçsuz kaldı”
Sudan Dışişleri Bakan Vekili Sadık, iç savaşın devam ettiği Sudan’da ordu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasındaki arabuluculuk görüşmelerinin sonuca ulaşmadığını söyledi.
Sudan hükümetinin tüm müzakere çağrılarına rağmen milislerin anlaşmaya yanaşmadığını belirten Sadık, “Hiçbir devlet, topraklarında iki ordunun varlığına izin vermez. Milisler, orduya ve hükümete yönelik ayaklanma başlattı. İç çatışmalardan bir ay sonra müzakere kanallarını açtık ve milislerin orduya entegre olması çağrısında bulunduk. Barış için gösterdiğimiz çaba ve müzakere çağırılarımız da maalesef sonuçsuz kalıyor.” diye konuştu.
Her türlü askeri çatışmanın müzakere masasında ve diplomasi yoluyla çözülebileceğine inandıklarını ifade eden Sadık, ülkede barışın bir an önce tesisi için uluslararası arabuluculuk kanallarını açık tuttuklarını söyledi.
Sadık, “Biz ülkenin normale dönmesi, iç savaşın bitmesi için Suudi Arabistan, ABD ve birçok Afrika ülkesiyle arabuluculuk yöntemi ile müzakereler yürüttük. Barış görüşmeleri defalarca sekteye uğradı ve sonuç alınamadı. Alınan bazı kararları ise milisler reddetti. Eğer müzakerelerde alınan kararlara uyulsaydı belki bugün farklı şeyler konuşuyor olacaktık.” ifadelerini kullandı.
Uluslararası aktörlerin Sudan’daki iç çatışmayı bitirmek için yeterince çaba sarf etmediğini vurgulayan Sadık, hükümetin ve ordunun barış müzakereleri için açık bir yol bıraktığını dile getirdi.
“Gazze’de acil bir müdahale gerekiyor”
Vatikan Devletlerle İlişkiler Sekreteri (Dışişleri Bakanı) Başpiskopos Gallagher, kriz bölgelerinde arabuluculuğun müzakerelerin kolaylaştırılmasında önemli bir etken olduğunu söyledi.
Gallagher, çatışan tarafların müzakere istediklerini ancak gereken ödünleri vermekten kaçınmaları sonucu birçok görüşmenin sonuçsuz kaldığını anlattı.
Arabuluculukta tarafların bunu içtenlikle gerçekleştirmediğini ifade eden Gallagher, “Arabuluculuk görüşmelerinde taraflar, daha çok karşıdakinin pozisyonunu aşındırmaya çalışıyor çünkü taraflar devletleri, hükümetleri ya da grupları adına bir noktaya odaklanıyor ve kendi taleplerinden vazgeçmiyor ya da fedakarlıkta bulunmuyor. Dolayısıyla bir konuda müzakere sağlanması isteniyorsa taraflar karşılıklı olarak tutarlı olmalı ve ödün vermeye hazır olmalıdır.” diye konuştu.
Gallagher, çatışma bölgelerinde krizlerin çözülmesi için müzakere masasına çok sayıda uluslararası düzeyde arabulucunun katılması gerektiğine dikkati çekti.
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılardaki görüntülerin korkunç gerçekliği gözler önüne serdiğini belirten Gallagher, “Gazze’de tüm bu yaşananlar bizi ciddi bir kayıtsızlığa sürüklüyor. Bu savaş aylardır devam ediyor. Mutlak ve acil bir şekilde müdahale edilmesi gerekiyor.” dedi.
“Dünya genelinde kabul edilebilir kuralları müzakere etmeliyiz”
AB Belgrad-Priştine Diyaloğu Özel Temsilcisi Lajcak, dünyanın tek kutupluluktan çok kutupluluğa doğru gittiğini, bunun da birtakım riskler barındırdığını söyledi.
Evrensel değerler doğrultusunda bir model inşa edilmediği takdirde dünyanın felakete doğru gideceği uyarısında bulunan Lajcak, şunları dile getirdi:
“Bir felaket beklememeliyiz. Masa başına dönmek ve muhtemel felaketten sağ kurtulmak için dünya genelinde kabul edilebilir kuralları müzakere etmeliyiz. Bu konuda siyasi liderlere baskı uygulamalıyız. Uluslararası kurumları yeniden güçlendirmemiz lazım.”
Lajcak, kriz ve savaş bölgelerinde arabuluculuğun kesin sonuç vermesi için diyalog ve uzlaşının zorunlu olduğunu ifade etti.
“Türkiye, çatışma bölgelerinde arabuluculuk için liderlik yapıyor”
ABD Barış Enstitüsü Başkanı Grande, savaş ve kriz bölgelerinde sorunların çözümü için bölge ülkelerinin önemli bir rolünün olduğunu söyledi.
Türkiye’nin çatışma bölgelerinde arabuluculuk ve uzlaşı için ciddi temaslar yürüterek liderlik yaptığını ifade eden Grande, bu bölgelerde çözüm konusunda tüm dünyanın ısrarcı olması gerektiğini dile getirdi.
Grande, dünyada savaş türlerinin değiştiğini, farklı silahların kullanılmaya başlandığı bir süreçte barışın sağlanması için çok daha inovatif çözümler üretilmesi gerektiğini belirterek, şunları ifade etti:
“Son 60 yıldır ilk defa nükleer güçlerin karşı karşıya gelme ihtimali bu kadar yükseldi. Bunu göz ardı edemeyiz. Sanırım en büyük önceliğimiz bu olmalı. Çatışmaların seviyesini indirmeye yönelik mekanizmaları hayata geçirmek zorundayız.”
Çok kutuplu bir dünyaya giderken sorumluluk üstelenecek mekanizmalara ciddi ihtiyaç olduğunu söyleyen Grande, mevcut mekanizmaların dünyadaki sorunları çözmeye yönelik yaptırım gücünün yetersiz olduğunu anlattı.
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te moderatörlüğünü TRT World Sunucusu Maria Ramos’un üstlendiği panele Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Marija Pejcinovic Buric, Birleşmiş Milletler (BM) Medeniyetler İttifakı (UNAOC) Yüksek Temsilcisi Miguel Angel Moratinos, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatının (AGİT) Müslümanlara Karşı Hoşgörüsüzlük ve Ayrımcılıkla Mücadele Özel Temsilcisi Büyükelçi Evren Dağdelen Akgün, AGİT bünyesinde yer alan Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Ofisi (ODIHR) Direktörü Matteo Mecacci ve eski Ürdün Başbakanı Avn Şevket el-Hasavne katıldı.
Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Buric, Avrupa başta yer almak üzere dünya genelinde yükselen İslam karşıtlığıyla mücadelenin ilk adımının “bir sorun olduğunu kabul etmek”ten geçtiğine dikkati çekerek, ayrımcılığı önlemek için mağdur merkezli yaklaşım benimsenmesine ihtiyaç olduğunu belirtti.
İslam karşıtlığıyla mücadele için çabaların artması gerektiğini vurgulayan Buric, “Mağdurlar cezalandırılmayacaklarını hissetmeli, bu yüzden kovuşturma da önemlidir.” dedi.
Buric, İslam karşıtlığının küresel sorun olduğuna, hiçbir ülke veya kuruluşun bu sorunla yalnız başa çıkamayacağına dikkati çekerek, bu nedenle kolektif sorumluluk almanın ve işbirliğinin önemine değindi.
“Kesinlikle çok zor zamanlar geçiriyoruz. Genel olarak hukukun üstünlüğü, demokrasi ve insan haklarında bir gerileme söz konusu.” diyen Buric, İslam karşıtlığı başta gelmek üzere ayrımcılığı önlemek için çeşitli araçların olduğunu ancak bunların uygulanmadığını savunarak, bu noktada siyasi iradeye yönelik ihtiyaca işaret etti.
Birlik halinde yaşamak için insanların birbirinden korkmaması gerektiğini söyleyen Buric, “Nefretin ortaya çıkmasına izin verirsek toplumlarımız yok olur ve bir gelecek olmaz.” dedi.
“Siyasi liderler de nefret söylemlerinde bulunuyor”
UNAOC Yüksek Temsilcisi Moratinos, İslam karşıtlığının temelinde nefretin olduğunu ve nefretin de tarih boyunca çatışma ve savaşlara yol açtığını anlattı.
Moratinos, şunları kaydetti:
“Nefretin geri dönmüş olmasından dolayı çok üzgün olduğumu söylemeliyim. Düşmanlarımız olabilir, muhaliflerimiz olabilir, rakiplerimiz olabilir ama nefretin derecesi bugünün dünyasında son derece tehlikeli bir ivmeye ulaştı.”
Moratinos, İslam karşıtlığıyla mücadele için kınamanın yeterli olmadığını söyleyerek, asıl yapılması gereken şeyin insanların bilinçlerini değiştirmek olduğunu dile getirdi.
Bugün nefretin 11 Eylül saldırılarından sonra ulaştığı seviyeden daha kötü olduğuna dikkati çeken Moratinos, “Kişisel, siyasi ve profesyonel hayatımda ayrımcılığın, ırkçılığın, yabancı düşmanlığının, İslam karşıtlığının, antisemitizmin, Hıristiyan fobisinin bu derece artığını hiç görmemiştim. Çılgın bir dünyanın içindeyiz.” dedi.
Avrupa’da artan İslam karşıtlığına işaret eden Moratinos, kıtada İslam’a yönelik saldırılar söz konusu olduğunda ifade özgürlüğü ile din ve inanç özgürlüğü arasında hangisinin önemli olduğuna yönelik tartışmanın gündeme geldiğini söyledi.
Moratinos, sözlerini şöyle sürdürdü:
“İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 19. maddesi ifade özgürlüğü, 18. maddesi din ve vicdan özgürlüğüdür. 19. madde mi, 18. madde mi ağır basmalı? İkisini etkileşimli hale getirmeliyiz. İfade özgürlüğü, diğer özgürlüklerin üzerinde ya da altında diyemeyiz.”
Moratinos, siyasi liderlerin de nefret söylemlerinde bulunduğuna işaret ederek, “Beni asıl endişelendiren siyasi liderlerin de nefret söyleminde bulunuyor olması. Bu, çok tehlikeli. İslam karşıtlığını, antisemitizmi, ayrımcılığı ve ırkçılığı teşvik edenler de onlar.” eleştirisinde bulundu.
İslam karşıtlığı ve ırkçılık gibi sorunların yayılmasına engel olmak için ülkelerin gerekli yasal düzenlemeleri yapması gerektiğini anlatan Moratinos, şunları kaydetti:
“Yakın zamanda İsveç ve Danimarka’da buna şahit olduk. Her cuma bir adamın caminin önüne gidip Kur’an’ı Kerim’i yakması konusunda hiçbir şey yapamayacaklarını söylediler. Nasıl bir şey yapamazsınız? Kamuoyunu, uluslararası ilişkilerinizi etkileyeceğini, kendi toplumuzda ve uluslararası toplumda kutuplaşma yaratacağını bilirken bir şeyler yapılmalı.”
“Her tarafta kutuplaşmalar görüyorsunuz”
AGİT Müslümanlara Karşı Hoşgörüsüzlük ve Ayrımcılıkla Mücadele Özel Temsilcisi Büyükelçi Dağdelen Akgün de dünyanın bir çok zorlukla karşı karşıya olduğunu belirterek, bu sorunlarla baş edilmesi için ortak çabanın gerektiğini dile getirdi.
Birlikte yaşamanın temelinin karşılıklı saygıya dayandığını vurgulayan Dağdelen Akgün, İsrail’in Gazze’ye saldırılarından itibaren İslam karşıtlığının artığını kaydetti.
Dağdelen Akgün, ırkçılığın temelinde saldırganlığın olduğunu söyleyerek, “Her tarafta kutuplaşmalar görüyorsunuz ve her şey bir nevi sarmal oluşturup kartopu gibi büyüyor.” dedi.
Ülkelerde yaşanan ekonomik sorunların nedeni olarak göçmenlerin “günah keçisi” ilan edildiğini belirten Dağdelen Akgün, toplumdaki ayrımcılığın aşırı sağcı politikacılar tarafından körüklendiğini savundu.
Dağdelen Akgün, İslam karşıtlığıyla mücadelede çabaların sürekli ve tutarlı olması gerektiğini vurguladı.
“Nefret içeren her türlü şiddetin tanınması ve cezalandırılması gerekir”
ODIHR Direktörü Mecacci, nefret suçlarıyla mücadele için bu suçların tespit edilip raporlanmasının önemine değinerek, devletlerin “nefret suçunu” bir şiddet olarak kabulünün gerektiğini söyledi.
“Nefret içeren her türlü şiddetin tanınması ve cezalandırılması gerekir.” diyen Mecacci, emniyet güçlerinin ön yargıya sahip olduğu ülkelerde vatandaşların karşılaştıkları nefret suçunu bildirmekten çekindiklerini anlattı.
Mecacci, Müslümanlara karşı işlenen nefret suçlarında eksik raporlama yapıldığının tespit edildiğini dile getirerek, nefret suçlarıyla ilgili sahip olunan verilerin gerçek durumun çok altında olduğunu belirtti.
Medyada İslam karşıtlığının sıklıkla yapıldığını kaydeden Mecacci, bu nedenle Avrupa’daki Müslümanların tehlike altında olduğunu ifade etti.
Mecacci, dünya genelinde yapılacak seçimlerdeki kampanyaların kutuplaştırıcı olduğuna ve bunların en çok azınlıkları etkilediğine dikkati çekerek, “Irkçı hakaretler ve klişeler daha fazla kullanılmaya başlıyor çünkü gittikçe daha çok işe yarıyor. Peki bunu nasıl bitireceğiz? ‘Yeter, bunun demokratik bir toplumda yeri yok.’ diyecek siyasi liderlere ihtiyacımız var.” dedi.
“İfade özgürlüğü, İslam’a düşmanca hakarete izin vermez”
Eski Ürdün Başbakanı Hasavne, İslam karşıtlığının dünyada yükselişte olmasının nedeninin Soğuk Savaş’ın bitmesinin ardından “yeni düşman arayışı” olduğunu kaydetti.
Uluslararası hukukta yaşanan gerilemenin ırkçılık ve yabancı düşmanlığı gibi fenomenleri artırdığını savunan Hasavne, “Gazze’deki mevcut çatışmaya ve BM Güvenlik Konseyinin ve büyük ölçüde de Genel Kurulun etkisizliğine bakın.” eleştirisinde bulundu.
Hasavne, demokrasilerde de düşüş olduğunu dile getirerek, “Demokrasi, çoğunlukçuluğa dönüşüyor.” dedi.
Tarih boyunca yabancıya yönelik korkunun her zaman var olduğunu anlatan Hasavne, Avrupa’daki İslam karşıtlığını da bu nedene bağladı.
Hasavne, “Sözleşmelerle güvence altına alınan ifade özgürlüğü hakkının, insanların İslam’a ve Müslümanların duygularına düşmanca hakaret etmelerine izin veren bir hak olduğuna inanamıyorum. Bu özgürlük, her istediğinizi söyleyebileceğiniz bir açık çek değildir. Hiçbir zaman böyle olmamıştır.” dedi.
]]>Vali Mahmut Demirtaş, Ahmet Vefik Paşa Sahnesi’nde düzenlenen açılış töreninde, tiyatronun, insanın her halini estetik bir biçimde anlattığını, festivallerin ise bir kenti kültür ve sanatla buluşturan, zenginliğini ortaya çıkaran özel zaman dilimleri olduğunu ifade etti.
Demirtaş, Bursa Uluslararası Balkan Ülkeleri Tiyatro Festivali’nin de yerli ve yabancı katılımcılarıyla Bursa kültür ve sanat dünyasını aydınlatan, ülkenin önde gelen tiyatro festivallerinden biri olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:
“Festivalimizde bu yıl Arnavutluk, Bosna Hersek, Bulgaristan, Hırvatistan, Kuzey Makedonya ve Sırbistan’dan gelen tiyatro grupları 9 ayrı sahnede 19 oyunla temsillerini gerçekleştirecekler. Bugün dünyanın hiçbir döneminde olmadığı kadar sevgiye, saygıya, barışa ve karşılıklı anlayışa ihtiyacımız var. İnsanlık dünyanın dört bir yanında akan kanı ve gözyaşını dindirmeye yönelik adımlar atmak mecburiyetinde. Bu adımların başında hiç kuşkusuz sanatın birleştirici ve bütünleştirici gücü, sınırları ortadan kaldıran etkisi geliyor.
İşte Uluslararası Balkan Ülkeleri Tiyatro Festivali, Bursa’da Balkan coğrafyasını aynı sahnede birleştirecek. Tiyatro eserleri kalplerimizin aynı ritimde çarpmasını sağlayacak, hep birlikte gülecek, hep birlikte duygulanacak, hep birlikte gözyaşı dökeceğiz. Sahnelenen eserler hayatlarımıza dokunacak, doğaya, insana, hayata, bugüne ve geleceğe bakış açımızın değişmesine vesile olacak. Böylece Balkan ülkeleri arasındaki kardeşlik, birlik ve beraberlik köprüsü daha da güçlenmiş olacak.”
“Bursa, tiyatronun Anadolu’yla Balkanlar arasında başlayan geçmişinin tanığıdır”
Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Tamer Karadağlı da her yıl mart-kasım ayları arasında gerçekleştirdikleri festival sezonunu bu yıl yeşil Bursa’da açıyor olmaktan mutluluk duyduklarını ifade etti.
Yenilenen vizyonlarının temel ilkesi olan “tiyatro her yerde” prensibiyle festivali bu yıl ilk kez şehrin farklı noktalarına yaydıklarını belirten Karadağlı, kentiyle bütünleşen bir festivali hayata geçirdiklerini vurguladı.
Devlet tiyatrolarının, yüzlerce oyuncu, rejisör, dekor kostüm, ışık tasarımcısı, müzisyen ve tiyatro emekçisinden oluşan büyük ve özverili bir aile olduğuna dikkati çeken Karadağlı, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Tek hedefimiz kalitesinden asla ödün vermediğimiz farklı, çağdaş ve geleneksel oyunlarımızla her yıl daha fazla insanın hayatına dokunabilmek. Tarihin zamanla sınırlı olmayan yanına vurgu yapar gibi hem Anadolu hem de Balkan coğrafyasındaki insanın nabzını tutuyor Bursa. Festivalimiz yoluyla bir kez daha tarihe ve sanata yön veriyor çünkü Bursa, tiyatronun Anadolu’yla Balkanlar arasında başlayan geçmişinin tanığıdır. İşte tüm bu güzelliklere sahip bu şehir 11 yıldır kendi tiyatrosunun festivaline sahip çıkıyor çünkü biz sizin tiyatronuzuz, çünkü biz halkın tiyatrosuyuz, çünkü biz devlet tiyatrosuyuz.”
Konuşmaların ardından Karadağlı, Devlet Tiyatrolarının ilk kadın sanat yönetmeni, Bursa Devlet Tiyatrosundan emekli Feyha Çelenk’e, “Tiyatro Emek Ödülü”nü takdim etti.
10 Mart’a kadar devam edecek festival, Henry Lewis, Jonathan Sayer ve Hery Shields’in yazdığı, Mehmet Ergen’in Türkçeye çevirdiği, Ferdi Dalkılıç’ın yönettiği Antalya Devlet Tiyatrosu yapımı “Yoldan Çıkan Oyun”un sahnelenmesiyle başladı.
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te moderatörlüğünü TRT World Sunucusu Andre Sanke’nin yaptığı liderler paneline Bulgaristan Cumhurbaşkanı Rumen Radev, Kosova Cumhurbaşkanı Vjosa Osmani ve Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud katıldı.
Bulgaristan Cumhurbaşkanı Radev, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanlığına düzenledikleri forum için teşekkür etti.
Bölgedeki liderlerle çalışmak için çaba sarf ettiğini ve birçok liderle görüştüğünü dile getiren Radev, “Bağlantılığın bütün krizlerin aşılmasında çok önemli olduğunu söylemeye çalıştım ve yeni potansiyel krizlerin önüne ancak böyle geçebiliriz diye düşünüyorum.” dedi.
Radev, kültürel bağlantılığın da çok önemli olduğunu vurgulayarak, “Bizim özellikle başka kültürleri anlamamız gerekiyor. Bu, çatışmaların önüne geçilmesi için gerçekten çok önemli ve açıkçası çoğu zaman birbirimizi tanımadığımız için bu derin çatışmalar çıkıyor.” diye konuştu.
Avrupa Konseyinde birçok ülkenin yer aldığına dikkati çeken Radev, her ülkenin farklı amaç, kültür ve önceliğinin bulunduğunu, kendisi için en önemli şeylerden birinin Bulgaristan’ın çıkarlarını korumak olduğunu söyledi.
“Diplomasi, bombaların düşmesini engellerse o zaman bir anlamı var”
Diyaloğun çok önemli olduğunu, düzgün şekilde kullanıldığında sorunları aşma aracına dönüştüğünü vurgulayan Radev, “Diplomasi, dış politika enstrümanlarından bir tanesidir ve onu kullanmayı asla unutmamalıyız. Diplomasi, bombalardan önce gelir ve o bombaların düşmesini engellerse o zaman bir anlamı var. Bomba düşüp insanlar öldükten sonra diplomasinin bir anlamı yok.” dedi.
Rusya-Ukrayna Savaşı’na değinen Radev, şunları kaydetti:
“Bu savaşı daha fazla mühimmatla desteklemeye devam edersek ve daha fazla insanla da desteklemeye devam edersek risklerin daha büyüdüğünü, ekonomik ve demografik olarak çok büyük bir yıkımın olacağını görebiliyoruz. Diplomasiden bahsedersek böyle forumlar sayesinde diyaloğu geniş kitlelere ulaştırmalıyız. Bu savaşın gerçekten saçıntılarını biz birçok yerde görmeye başlayacağız. Moldova’da biz bir şey yapmazsak gerçekten Moldova’nın da bunun içine çekildiğini görüyoruz.”
“Diplomaside küçük kazanımlar bile kazanımdır ve zaferdir”
Kosova Cumhurbaşkanı Osmani de savaş zamanında barışı tercih etmenin çok zor olduğuna işaret ederek, ülkesinin Kosova Savaşı’nın bir an önce bitmesi için barış görüşmelerini savunduğunu hatırlattı.
Çalkantılı zamanlarda dost ülkelerin desteğinin ehemmiyetini vurgulayan Osmani, Avrupa Birliği (AB), Türkiye, ABD ve Bulgaristan gibi ülkelerle buna yönelik ortaklıklar kurmaya önem verdiklerini belirtti.
Osmani, Kosova’nın çok genç bir ülke olduğuna dikkati çekerek, “Diplomaside küçük kazanımlar bile kazanımdır ve zaferdir. Her şeyi birden kazanamazsınız. Açıkçası, kimi zaman geleceğe doğru çok küçük adımlar atıyoruz.” dedi.
Zor dönemden geçen ülkelere desteğin bir seferlik halinde olmaması gerektiğini dile getiren Osmani, uluslararası güçlerin bir ülkedeki iç çatışmayı durdurduktan sonra da desteklerini sürdürmesi gerektiğini vurguladı.
Osmani, “Uluslararası kamuoyunun ve uluslararası toplumun özellikle gelip bizim yanımızda olmaları ve daha sonra barışı tesis etmeleri, bizim için gerçekten çok büyük bir kazanımdı.” diye konuştu.
Savaş ve çatışmalarda masum insanların, kadınların ve çocukların acı çektiğini anlatan Osmani, Birleşmiş Milletlerin (BM) bunlara duyarsız kalmaması gerektiğini, ülkesinin böyle anlarda gerekli desteği vermeye hazır olduğunu kaydetti.
“Rusya, Balkanlar’a gözünü dikmiş durumda”
Osmani, Kosova’nın paydaşlarıyla beraber, ülkede barışı ve istikrarı korumaya çalıştığını dile getirerek, “Rusya, Balkanlar’a gözünü dikmiş durumda ve Batı’ya karşı yeni bir cephe açmak istiyor.” ifadesini kullandı.
Rusya-Ukrayna Savaşı’nın sonucunun dünya için örnek teşkil edeceğini kaydeden Osmani, “Ukrayna’nın istediği barışı” ve hukukun üstünlüğüne dayanan dünya düzenini desteklediklerini belirtti.
Osmani, bölgede çatışmanın yaygınlaşmasının Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i cesaretlendireceğini ve bunun önüne geçilmesi gerektiğini dile getirerek, “Bence diktatörler kendi halklarını düşünmezler. (Eski Yugoslavya Devlet Başkanı Slobodan) Milosevic de yüz binlerce askerini kaybetti fakat kendisini düşünüyordu. Putin de yüz binlerce askerini değil sadece kendisini düşünüyor.” dedi.
Rusya’ya yaptırım uygulanmasını destekleyen Osmani, Ukrayna’da oldukça hukuksuz bir savaş yaşandığını dile getirdi.
Osmani, uzak bir ülkede çıkan savaşın bile ekonomik olarak tüm dünyayı etkilediğini kaydederek, Rusya-Ukrayna Savaşı’nı örnek gösterdi.
Karadeniz Tahıl Girişimi’nin önemine dikkati çeken Osmani, bunun, diplomasinin sadece güvenliğe değil aynı zamanda ekonomiye de odaklanabileceğini gösterdiğini söyledi.
“Mevcut küresel diplomasi yapısını yeniden gözden geçirmeliyiz”
Somali Cumhurbaşkanı Mahmud da diplomasinin kolay bir şey olmadığını, tarihin diplomasiye büyük katkısının bulunduğunu dile getirdi.
Kızıldeniz bölgesinin değişken ve kırılgan yapıya sahip olduğuna işaret eden Mahmud, Somali’de yaşananlardan dolayı, Somalililerin dünyanın yardımına muhtaç hale geldiğini söyledi.
Mahmud, şöyle devam etti:
“Somali’yi destekleyen ortaklarımıza baktığımız zaman bazılarının belli prensipleri, ilkeleri var, bazılarının bu bölgede belli belli çıkarları var. Ortaklarınızın, size destek verenlerin bazılarının oldukça farklı prensipleri olabiliyor ve onları bir arada bir bütün haline getirebilmek, sizin kendi çıkarınız, onların çıkarları, bunların arasında bir denge oluşturabilmek çok zor olabiliyor.”
Küresel diplomasinin yeniden yapılandırması gerektiğini vurgulayan Mahmud, “Bizler, küresel diplomasi yapısını yeniden gözden geçirmeliyiz, kurallarını, ilkelerini yeniden gözden geçirmeliyiz ve bunu da yaparken uluslararası hukuk temeli üzerinde yapmalıyız. Tüm bu farklılıkların yasal bir temel üzerinde ve birbirleriyle 21. yüzyılın gerçekleriyle uyumlu bir şekilde olmasını sağlamalıyız.” diye konuştu.
“Gazze, Yemen problemi, hepsi diplomasinin çözmesi gereken sorunlar”
İklim değişikliğinin ülkesindeki etkisine de değinen Mahmud, global ve yerel gündeme sahip terör örgütüyle mücadele ettiklerini belirterek, “Somali’yi ele geçirirlerse küresel anlamda daha ileri giderler. Somali’yi kullanmak istiyorlar.” dedi.
Bölgeleri ve Kızıldeniz’deki gerilimin küresel bir problem olduğunu vurgulayan Mahmud, “Gazze, Yemen problemi, bunların hepsi diplomasinin çözmesi gereken sorunlar aksi halde herkesi etkileyecek. Biz, olan bitenin tarafı veya parçası değiliz ama ekonomik olarak kurbanıyız. Bizi çok kötü etkiliyor.” görüşünü paylaştı.
]]>İYİ Parti Grubu’nun Bursa’da Kayapa-Yenişehir fay hattının tespit edilmesiyle ilgili alınan önlemlerin ve konuyla ilgili çalışmaların araştırılması amacıyla verdiği Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşülmesi önerisi TBMM Genel Kurulu’na sunuldu. Önergenin gerekçesini açıklayan İYİ Parti Bursa Milletvekili Hasan Toktaş, şunları söyledi:
“BURSA’DA ÇEVRE BAKANLIĞI BAŞTA OLMAK ÜZERE BÜYÜKŞEHİR VE İLÇE BELEDİYELERİ İMAR PLANLARINI REVİZE ETMELİ”
“Bursa’da AFAD’ın da destekleriyle Ankara Üniversitesi, Kocaeli Üniversitesi ve Eskişehir Üniversitesi tarafından aktif faylarla ilgili yapılan araştırmada Yenişehir-Kayapa arasında 95 kilometrelik yeni bir fay hattı bulundu ve bu fay hattının da 7,3 şiddetinde deprem üretebileceği ifade edildi. Bu konudan hareketle Bursa’mızda en son 3 büyük depremden bir tanesi 1850 ve iki tanesi de 1855 yıllarında gerçekleşmiş ve ciddi anlamda yıkıcı olmuşlardır. Tarihsel sürece baktığımızda, özellikle Kuzey Anadolu Fay Hattı, Gemlik’e uzanan hat ve geçmişte İznik de yaşanmış olan çok yıkıcı tarihsel depremleri de dikkate aldığımızda, bu yönüyle Bursa’da çok ciddi çalışmalar yapılması gerektiğini buradan ifade etmek istiyorum.
Marmara yıkılırsa Türkiye özellikle ekonomik ve sosyal olarak çok büyük bir sıkıntı yaşayabilir. Burada, bu yeni keşfedilen fay hattı da dahil olmak üzere, daha önce bilinen fay haritalarının imar planlarına özellikle işlenmesi gerektiğini ve kentleşmenin de, 3 milyon 350 bin nüfusu bulan Bursa’da imar planlarının da bu yönlü yapılması gerektiğini, bu konuda bir araştırma yapılması, işin ehli ve uzmanı kişiler tarafından bu konunun mutlaka irdelenmesi ve başta Çevre ve Şehircilik Bakanlığı olmak üzere Bursa’da büyükşehir belediyesinin ve ilçe belediyelerinin bu yönlü imar planlarını mutlaka revize etmesi gerektiğini düşünüyorum.”
Saadet Partisi Grubu adına söz alan İstanbul Milletvekili Doğan Demir de şunları dile getirdi:
“GEMLİK’TE YENİ İMAR VE İSKAN VERİLMEMELİDİR”
“Uzmanlara göre yeni keşfedilen fay da tıpkı mevcut fay gibi maalesef şehrin ortasında yer alıyor. Dahası da bu yeni fayın Bursa Şehir Hastanesi ve stadyuma çok yakın bir konumdan geçtiği belirlenmiştir. Olası bir büyük depremde bu hastane nasıl hizmet verecek, kimsenin bir kaygısı yok mu? Asıl beka meselesi budur; deprem riski ve bu riske karşı depreme dirençsiz kentlere sahip oluşumuzdur. Deprem riskiyle ilgili maalesef hala günlük çözümler peşindeyiz, bu işin asıl çözümünü görmezden geliyoruz. Bütün gücümüzü, enerjimizi ve çabamızı depreme dirençli kentleri inşa etmek için, inşa edilmiş olanları da depreme dirençli hale getirebilmek için kullanmalıyız. Kentlerimizi, köylerimizi depreme dirençli hale getirmekten başka bir çaremiz yok.”
DEM Parti Grubu adına söz alan İstanbul Milletvekili Celal Fırat da şunları ifade etti:
“BİLİM İNSANLARININ HER GÜN ÇIĞLIKLA BAĞIRARAK İSTANBUL’DA OLMASI BEKLENEN DEPREMİN GELDİĞİNİ SÖYLEMESİNE RAĞMEN BIR ÖNLEM ALINMIYOR”
“Marmara’da olası bir depremin her an gerçekleşebileceği ve depremin şiddetinin 7 ile 8 arasında olabileceği ifade edilmektedir. Deprem bilimcilerin hazırladığı Marmara Bölgesi’nde yer alan İstanbul’un deprem risk haritasına bakıldığında ise fay hatlarına yakınlığa göre birinci derece riskli ilçeler arasında, Avrupa yakasında ve Anadolu yakasında birçok ilçenin ve milyonlarca insanın etkileneceğini hepimiz görüyoruz. Bilim insanlarının her gün çığlıkla bağırarak İstanbul’da olması beklenen depremin geldiğini söylemesine rağmen bir önlem alınmıyor. Marmara özelinde İstanbul’da deprem riski yüksek konutların sayısının kaç olduğu tam olarak bilinmemektedir. Bilim insanlarınca İstanbul’un deprem riski uyarıları doğrultusunda somut ne gibi önlemler alındığı bilinmemektedir. Marmara Bölgesi’nde bulunan hem İstanbul’da hem de Bursa’da keşfedilen fay hatlarıyla ilgili önlemler alınması gerektiği için bu araştırma önergesini destekliyoruz.”
CHP Grubu adına konuşan Karabük Milletvekili Cevdet Akay da şunları söyledi:
“DEPREM RİSKİ OLAN YERLERE AFAD’IN BU DESTEĞİ, ÖZEL HESABINDAN AKTARMASI GEREKİR”
“Biz bir çalıştay yaptık, Naci Görür hocamızı Karabük’e davet etmiştik. Karabük’te de bu çalıştay neticesinde bir fay hattının olduğunu öğrendik, 35 kilometrelik bir fay hattı var. Bu fay hattı, hakikaten Karabük bölgesini, birinci derecedeki deprem bölgesiyle ilgili nüfusun yüzde 93’ünü ilgilendiriyor. Dolayısıyla bu bölgedeki depremle ilgili önlemlerin de alınması, bu fay hatlarının, bu paleosismolojik yapısının daha doğrusu mutlaka araştırılması gerekiyor, AFAD’ın buraya ödenek ayırması gerekiyor ve bu çalışmalar neticesinde de depremle ilgili önlemlerin alınması gerekiyor. AFAD’a 1 trilyon 28 milyarlık deprem bütçesi içerisinden 671 milyar ayrıldı fakat bu yeterli değil. Bir özel hesabı var AFAD’ın ayrıca bütçe dışında, Sayıştay denetimine de tabi değil, buradan çok ciddi harcamalar yapılıyor. Başta Bursa olmak üzere, Erzincan, Karabük ve Türkiye’nin bütün bölgelerindeki deprem riski olan yerlere AFAD’ın bu desteği, bu paraları aktarması gerekir. Bu platformun da ödenek tutarlarının artırılması, bu bölgedeki çalışmaların süratle yapılması gerekir.”
İYİ Parti Grubunun önerisi AKP ve MHP millevekillerinin oylarıyla reddedildi.
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te moderatörlüğünü SETA Genel Koordinatörü Prof. Dr. Burhanettin Duran’ın üstlendiği panele US Middle East Project Başkanı Daniel Levy, Middle East Eye Genel Yayın Yönetmeni David Hearst, İletişim Danışmanı Mahomed Faizal Dawjee ve Al Sharq Forumu Başkanı Wadah Khanfar katıldı.
ABD’nin küresel ilişkilerini yürütürken “ikiyüzlü” yaklaşım gösterdiğini savunan Levy, “Hayal kırıklığını dile getiren hatta İsrail Başbakanı’na konuşmalarında kaba isimler taktığına dair duyumlar aldığımız bir lideriniz var. Üzgünüm ama bu ciddi değil. Bu, bir koz değil. Bu, ateşkes sağlamaya çalışmak da değil.” değerlendirmesinde bulundu.
Levy, ABD’nin Gazze’de yaşananları durdurmak için attığı adımların Batı Şeria’daki bir grup Yahudi yerleşimciye yönelik yaptırım kararı almanın ötesine geçmediğini belirterek, “Gazze’de bir katliam yaşanıyor ve atılan bu adımlar sadece bir avuç aşırılık yanlısına yönelik oluyor.” ifadesini kullandı.
Gazze’de Filistinli sivillere karşı uluslararası hukuk ihlallerinin sürdüğünü ve bunun durdurulabilmesi için ABD’nin İsrail’e yönelik desteğini sonlandırması gerektiğini kaydeden Levy, “ABD, sadece ateşkes için çabalamamakla kalmıyor, aynı zamanda İsrail’in Soykırım Sözleşmesi’ni ihlal ettiğine dair Uluslararası Adalet Divanında (UAD) bir dava varken bile bu ülkeye aktif bir şekilde silah sağlıyor.” dedi.
Levy, sözlerini şöyle tamamladı:
“İnsanlar, artık bunlara kanmıyor, siyasi liderlerin söylemlerindeki gerçek anlamları görebiliyor. Yaşadıkları toplumdaki ve uluslararası düzendeki adaletsizliğin Filistin meselesinde bu kadar keskin bir şekilde ortaya çıktığına şahit oluyorlar.”
“İsrail, Gazze’yi yaşanmaz hale getirmekte kararlı”
Hearst da şu anda Orta Doğu’da yaşananların bölgenin 10 ila 20 yıl sonra nasıl bir hal alacağında belirleyici bir unsur olacağını ifade ederek, “Eğer öylece durup hiçbir şey yapmadan olanları izlersek sonuçlarına hepimiz katlanmak zorunda kalacağız.” dedi.
Gazze’de yaşananların küresel bir dava haline geldiğini söyleyen Hearst, İsrail’in neredeyse her gün İngiltere’nin başkenti Londra sokaklarında protesto edildiğini dile getirdi.
Hearst, kamuoyunun Filistin devletinin adım adım parçalandığına şahit olduğuna işaret ederek, “İsrailli askerlerin, Filistinli anneleri yeni doğmuş bebeklerini dondurucu soğukta terk etmeye zorladığına şahit oluyoruz. İsrail’in Gazze’yi yaşanmaz hale getirmekte kararlı olduğunu görüyoruz. Peki biz ne yapıyoruz? Bunu normalleştiriyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
“Filistinlilerin özgürlüğü için duyulan istek, Güney Afrika halkının DNA’sına işledi”
Güney Afrika’nın apartheid deneyimi nedeniyle Filistin halkının mücadelesine empatiyle yaklaştığını belirten Dawjee de “Güney Afrika, reklam olsun diye UAD’ye başvurmadı. Başvuruyu, özgürlüğe karşı hissettiği derin arzu ile baskı ve ırk ayrımcılığına karşı sessiz kalmamak için yaptı.” ifadesini kullandı.
Dawjee, Filistinlilerin özgürlüğü için duyulan isteğin Güney Afrika halkının DNA’sına işlediğini, Güney Afrika Ulusal Meclisinde son 30 yılda Filistinlilerin haklarına ilişkin yaklaşık 60 konuşma yapıldığını ve Filistin meselesinin Güney Afrika gündeminin hep en üst sıralarında olduğunu kaydederek, “Her hafta UAD’nin kapısını çalıyor ve bir şeyler yapılması gerektiğini söylüyoruz. Neden diğer ülkeler bunu yapamıyor?” diye sordu.
Güney Afrika’da apartheid ile mücadele kahramanı ve Nobel Barış Ödüllü insan hakları aktivisti Başpisikopos Desmond Tutu’nun sözlerine atıfta bulunan Dawjee, “Merhum Başpiskopos Tutu, Filistin’i ziyaret ettikten sonra ‘Filistin’de gördüklerim, Güney Afrika’da yaşadıklarımızdan 10 kat daha kötü.’ demişti. Bunu aklınızda tutun ve size anlattığım apartheid deneyimlerimi 10 ile çarpın. İşte o zaman Gazze’de neler yapmamız gerektiği konusunda bir fikir edinebilirsiniz.” dedi.
“ABD, Gazze’deki mevcut kriz ve soykırıma suç ortağı”
Khanfar, Gazze’de yaşananlar sonrası, insanlığa liberal değerler, temel insan hakları, hukukun üstünlüğü, eşitlik, adalet ve demokrasi vadeden Batı merkezli dünya düzeninin çökeceğini söyledi.
Batılı hükümetlerin çoğunun ve Amerikan yönetiminin Gazze’deki “mevcut kriz ve soykırıma suç ortağı” olduğunu belirten Khanfar, “Batı’nın dünyaya barış getiremeyeceği gerçeğini en son anlayan Orta Doğu oldu. Belki de Latin Amerika, Asya ve Afrika, bunu bizden önce keşfetti. Gazze sayesinde artık siyah ve beyazı görebiliyoruz.” ifadelerini kullandı.
Khanfar, bundan sonra olacakları, Batı merkezli modern yönetim modelinin, siyasetin, dünya düzeninin çöküşü ve nihayetinde bölgesel düzenin yükselişi olarak sıraladı.
]]>Lavrov, Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu ve Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu (ADF) kapsamında TRT World Sunucusu Alican Ayanlar’ın moderatörlüğündeki “ADFLeadersTalks” paneline konuşmacı olarak katıldı.
Bakan Lavrov, Türk makamlarına Foruma davetleri için teşekkür ederek, “2 yıl önce buradaydım. Geçen sene maalesef gelemedim çünkü geçen sene Türkiye’de büyük bir afet vardı. Çok yıkıcı bir deprem oldu. Rusya hemen arama kurtarma ekiplerini gönderdi, insani yardım gönderdi.” dedi.
Çok kutupluluğun halihazırda bir gerçeklik olduğunu belirten Lavrov, Çin ve Hindistan’ın ekonomilerinin rekor düzeyde büyümekte olduğuna ve modern teknolojileri kullandıklarına dikkati çekti.
Lavrov, Çin’in ABD’nin rakibi olarak görüldüğünü vurgulayarak, “Dünya Ticaret Örgütü’nün faaliyetlerini frenlemeye başladılar. Şikayetler gelmeye başladı. Çin de haklı olarak dünyada adil bir rekabet yok demeye başladı.” şeklinde konuştu.
Bakan Lavrov, BM Tüzüğü’nün “muhteşem bir belge” olduğunun ancak Batı’nın buna riayet etmediğinin altını çizerek, Batı’nın Rusya’yı “saygı gösterilecek” bir ülke olarak görmediğini ifade etti.
İsrail’in Filistin’e saldırılarına ilişkin, Filistin ile ilgili olan kararları ABD’nin “sabote ettiğini” dile getiren Lavrov, “Filistinlilerin özerklik kazanamayacağı bir yapıya gidilmeye başlandı.” diye konuştu.
Bakan Lavrov, “Filistin’in BM üyesi yapılması konuşuluyor. Çok güzel görünüyor dışarıdan bakınca ama mevcut durum değişmiyor.” ifadesini kullandı.
Lavrov, ABD’nin Tayvan konusunda da “Biz tek bir Çin’i tanırız.” dediğini ancak mevcut durumda Tayvan’la ilişkilerini bağımsız bir ülke gibi yürüttüğünü anlattı.
Bakan Lavrov, “Dolayısıyla BM’nin temelinde bir sorun yok. Batı ülkeleri BM kararlarına riayet etmemektedirler. Sorun buradan kaynaklanıyor.” dedi.
Lavrov, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Ukrayna’ya asker göndermeye ilişkin açıklamasına yönelik, “Böylece buraya asker gönderilmesi itiraf edilmiş oldu.” diye konuştu.
Rusya’nın ABD başkanlık seçimlerine bakışı
Rusya-Ukrayna Savaşı nedeniyle ülkesine yönelik bir linç olduğunu kaydeden Lavrov, geçmişteki olayların çok hızlı şekilde unutulduğunu ve kimsenin bunları dile getirmediğini ifade etti.
ABD başkanlık seçimlerine değinen Lavrov, ABD halkının kimi seçerse Rusya’nın onunla birlikte eşit haklar ve dürüstlük temeline dayalı olarak çalışmaya hazır olduğunu, ABD’nin her şeyi almak istediğini ancak karşılığında hiçbir şey vermek istemediğini vurguladı.
Lavrov, Rusya olarak herhangi bir şeyin değişmesini beklemediklerini kaydederek, “Seçim sonuçları ne olursa olsun çok bir şeyin değişeceğini de düşünmüyoruz. Başkan Trump zaten başkandı geçmişte ve o dönemde de bizim üzerimizde çok büyük müeyyideler, ambargolar uygulamışlar ama bunu da Obama başlatmıştı dürüst olmak gerekirse. 3 hafta içerisinde Obama toplamda 120 kişi olmak üzere bizim diplomatlarımız ve ailelerini tam yeni yıl arifesinde sınır dışı etmişti. Obama onları doğrudan uçuş olmayan bir günde sınır dışı etti.” ifadelerini kullandı.
Rusya’nın Gazze’de ateşkes desteği
Rusya’nın Gazze konusunda nasıl eylemler alabileceğine ilişkin Lavrov, uzun yıllardır bu konuları konuştuklarına değinerek, her zaman tarafları yapıcı bir şeyler yapmaya teşvik ettiklerini dile getirdi.
Lavrov, Batı kıyılarında tamamen İsrailli yasa dışı yerleşimcilerin olduğunu gördüklerini, ABD dahil yasa dışı yerleşimleri kimsenin kabul etmediğini vurguladı.
Batı Şeria’ya da aynı şekilde yerleşimcilerin gelmeye başladığını ve Gazze’de de bunun olduğunu aktaran Lavrov, İsrailli yetkilileri esnek olmamakla eleştirdiklerini ve Filistin meselesinin bu şekilde çözülemeyeceğinin altını çizdi.
Lavrov, İsrail’de Binyamin Netanyahu hükümetinin bu savaşı başlattığını anımsatarak, “Şunu söylediler: ‘Filistinliler hayvandır, insan değildir’. Diğer taraftan da Rusların insan olmadığını, yaratık olduğunu söyleyenler de oldu.” ifadelerini kullandı.
Gazze’nin büyük kısmında sivillerin öldürüldüğüne dikkati çeken Lavrov, ateşkes olması gerektiğini dile getirdiklerini ancak ABD’nin bunu BM Güvenlik Konseyinde veto ettiğini söyledi.
Lavrov, ABD’nin Filistinlileri ve Arap halklarını mevcut durum üzerinden bir barışa zorlamaya ve bunu, Filistinlilerin ekstra bir toprağı olmayacak şekilde sağlamaya çalıştığını ifade etti.
Filistinlilerle bir araya geldikleri zaman birlik içinde ve tek ses olmaları gerektiğini söylediklerini anlatan Lavrov, “Filistin’in Özgürleştirilmesi Platformunun” resmi bir hal alması gerektiğini söyledi.
Transdinyester bölgesi
Lavrov, Moldova’nın içinde bulunan ve tek taraflı bağımsızlığını ilan eden ayrılıkçı Transdinyester bölgesinin Moldova yönetiminin “baskılarına” karşı Rusya’dan koruma talep etme kararına ilişkin, “Kiev rejiminin yaptıklarını yapıyorlar, Rusçayı dışlıyorlar. Ukraynalılarla birlikte aynı zamanda ciddi ekonomik baskılar yapıyorlar.” dedi.
Oradaki insanların uzun yıllardır, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından bu yana kuşatma altında olduklarını savunan Lavrov, bölgedeki yaklaşık 200 bin kişinin Rusya pasaportuna sahip olduğunu dile getirdi.
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu ve Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te, moderatörlüğünü Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın yaptığı “Gazze Temas Grubu” başlıklı panele Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri ve Filistin Dışişleri Bakanı Riyad el-Maliki katıldı.
Panelin açılışında konuşan Fidan, İsrail’in savaş suçlarının, uluslararası düzeni krize sürüklediğini, İslam dünyasının uzun yıllar boyunca başkalarının kendi sorunlarını çözmesini beklediğini ve bu durumu kınamakla kaldığını söyledi.
Bu problemi egemen güçlerin oluşturduğunu belirten Fidan, “Şu anda artık bu sorunu kendi elimize alıyoruz. Gerçekten bölgesel bir sorumlulukla bu işi yükleniyoruz. Gazze Temas Grubu, aslında bu tarz bir düşüncenin sonucu, ortak İİT-Arap Ligi Zirvesi’nde görevlendirildi ve Filistin’de devam eden savaşla alakalı sorumluluk almak üzere çalışmalar yapıyor.” dedi.
Fidan, Temas Grubu’nun 7 üyesi olduğunu hatırlatarak, bu grubun bir üyesi olmaktan büyük onur duyduğunu ve bunun büyük ayrıcalık olduğunu düşündüğünü dile getirdi.
Temas Grubu olarak kilit liderlerle, karar alıcılarla, farklı ülkelerin yetkilileriyle ve uluslararası platformlarla görüştüklerini anımsatan Fidan, “Bazen kolektif olarak çalışmalar yaptık. Bazen iş bölümü içerisinde çalıştık. Aramızda iş bölümü yaparak farklı konuları ele aldık. Bu grup aslında Müslüman dünyanın, İslam dünyasının Filistin’le alakalı dayanışmasının bir göstergesi ve buradaki mevkidaşlarımın da zaten bu alanda çok önemli çalışmaları var. Bizim bu çalışmalarımız sonucunda kamunun aydınlanmasıyla ilgili önemli gelişmeler oldu.” diye konuştu.
Fidan, “Temas Grubu olarak biz tutarlı şekilde sürekli, İsrail’i ve İsrail’in bu zalimce saldırılarını destekleyen ülkelere baskı uygulamaya çalışıyoruz. Biz hareketlerimize başladığımız zaman, bu ateşkesi destekleyen ve insani yardımın artmasını sağlamaya çalışan sadece bir avuç batı ülkesi vardı.” ifadelerini kullanarak, Birleşmiş Milletler (BM) oturumlarında Gazze’de insani ateşkes ile ilgili yapılan oylamalarda “evet” oyu ekim ayında 121 iken bunun sonrasında 153’e yükseldiğine işaret etti.
“Şu anki savaş İsrail’e güvenlik sağlamıyor”
Hegemonya anlatısını ortadan kaldırmaya çalıştıklarına değinen Fidan, “Şu anki savaşın İsrail’e güvenlik sağladığı argümanına karşı geliyoruz, bunun doğru olmadığını ifade etmeye çalışıyoruz. Temas Grubu olarak aslında Filistinlilerin şu an güvenliğe ve öz savunmaya herkesten çok daha fazla ihtiyaç duyduğunu söyledik.” diye konuştu.
Fidan, önlerinde bir engel daha olduğunu, uluslararası ateşkes çağrıları ve iki devletli çözüme yönelik çağrıların İsrail üzerinde etkisi olmadığını anlattı.
“Eğer başka bir ülke böyle bir suç işlemiş olsaydı kesinlikle her türlü yaptırımla karşılaşırdı.” ifadesini kullanan Fidan, ABD’nin desteğini alan İsrail’in yaptırımla karşılaşmadığına dikkati çekti.
Fidan, “Bu suçların arasında savaş suçları ve soykırım var. Bu aslında Uluslararası Adalet Divanının (UAD) da kararlarına göre yanlış bir yaklaşım. Ne yazık ki tek başımıza Gazze’de kan dökülmesini engelleyemiyoruz. Çünkü politik sistemler kör kalmaya odaklanmış durumda, hiçbir şekilde gözlerini açmak istemiyorlar ya da Yahudilere yönelik geçmişten yükleri var bazı ülkelerin, onlar da bu yüzden bu konuya giremiyor.” diye konuşarak, gerçeğin kendi başına ayakta durduğunu kaydetti.
İsrail’in, Filistin topraklarını elde etmek istemediğini açıklamadığı sürece güvenli olmayacağının altını çizen Fidan, “1967 sınırlarına gitmek önemli. İsrail halkı ancak o zaman gerçekten sürdürülebilir bir güvenliğe ulaşacak.” dedi.
Fidan, Mısır’ın her zaman Gazze konusunun temelinde ve uluslararası insani yardım konusundaki rolünün takdire şayan olduğunu belirterek, Şukri’ye şu soruyu yöneltti:
“Refah ve sınırla alakalı sorular yükseliyor. Sizin bu konudaki görüşünüz ne olacaktır? Şu anki mevcut uluslararası sistem, bu krizlere çözüm bulamıyor.”
-“(İsrail’in saldırıları) Bu bizim bölgemizi tamamen hasta etti”
Mısır Dışişleri Bakanı Şukri, Antalya Forumu’nun önemli bir zamanda gerçekleştirildiğini, Gazze Temas Grubu üyeleriyle işbirliği içinde çalışmayı umduklarını belirtti.
İsrail’in Gazze’deki saldırılarına ilişkin kalıcı bir çözüm bulmaya çalışacaklarını vurgulayan Şukri, “(İsrail’in saldırıları) Bu bizim bölgemizi tamamen hasta etti, bölgede ciddi bir istikrarsızlık ve güvensizlik yaratıyor.” ifadelerini kullandı.
Şukri, İsrail’in saldırıları nedeniyle Refah’tan yardımların geçişinde sıkıntılar yaşandığını, ilk aşamadan itibaren geçişi açık tutmaya çalıştıklarını kaydetti.
Gazzelilere desteğin sağlanabilmesi için İsrail hükümetini ikna etmeye çalıştıklarını söyleyen Şukri, “Çabalarımız hep engellendi. Özellikle dağıtılabilecek yardımın miktarıyla alakalı manipülatif ve kısıtlayıcı çalışmalar oldu. Bizim Gazze’deki kardeşlerimizin üzerinde çok ağır bir baskı var. Çok zor bir durum yaşıyorlar. Özellikle de yerinden edilme konusu çok önemli. 1,3 milyon kişiye Refah ev sahipliği yapıyor.” diye konuştu.
Şukri, konuşmasına şöyle devam etti:
“Rolümüzün getirdiği sorumluluğu yerine getirmemizle ilgili kısıtlamalar oluyor. Tüm bu sebeplerden dolayı, şimdiye kadar gerekli düzeyde, hacimde desteği sağlayamamaktan dolayı çok bıkkın hissediyoruz. Ama çalışmalara devam edeceğiz. BM ve ortaklarımızla buradaki insanların zorluklarına çare olabilmek için işbirliğine devam edeceğiz. Bu saldırıların durdurulması bizim için çok önemli.”
Bakan Fidan, sözü Filistinli mevkidaşı Maliki’ye verirken, Filistin halkıyla işbirliği ve dayanışma içinde olduklarına dikkati çekerek, problemlerin sadece Gazze’yle sınırlı olmadığını, Batı Şeria’da da ciddi problemlerle karşı karşıya kalındığını ifade etti.
Fidan, Filistin’deki duruma ilişkin, “Durum çok ciddi bir terörizm aşamasında, Batı Şeria ve başka yerlerde. İsrailli yetkililer, sorumsuz açıklamalar yapıyor, Ramazan ayında Mescid-i Aksa’ya girişlerin kısıtlamasıyla alakalı.” ifadelerini kullanarak, Maliki’ye gelecek haftalarda bu koşullarda ne yapılması gerektiğine dair soru yöneltti.
-“(İsrail’in) Söylenmedik, gizli bazı hedefleri de var”
Filistin Dışişleri Bakanı Maliki de İsrail’in saldırılarını sürdürmede çok net olduğunun altını çizerek, İsrail’in “Hamas’ı yok etme ve esirleri geri getirme” hedefleri olduğunu duyurduklarını hatırlattı.
Buna rağmen, bu hedeflerin ulaşılabilir hedefler olmadığının görüldüğünün altını çizen Maliki, İsrail’in bu iki hedefe yaklaşamadığı yorumunda bulundu.
Maliki, “Neden İsrail bu savaşa devam etmekte ısrar ediyor? (İsrail’in) söylenmedik, gizli bazı hedefleri de var. Bu belirtilmemiş ve gizli hedefleri ulaşılabilecek hedefler olabilir. Bir tanesi Gazze’nin total yıkımı, yani Gazze’deki her şeyi yok etmek. Biz bunun aslında 1. günden beri olduğunu görüyoruz. Alt yapı, hastaneler, okullar, kiliseler, camiler, üniversiteler ve BM sığınma merkezleri her şeyi vurdular yıktılar.” diye konuştu.
Ateşkes sağlansa dahi insanların gidecek yerlerinin kalmadığını ve köylerin kasabaların yıkıldığına dikkati çeken Maliki, “(Netanyahu) Bir taş üstünde taş kalsın istemiyor.” dedi.
“Netanyahu’nun Gazze’deki savaşı devam ettirmekle ilgili kişisel çıkarı var”
Maliki, İsrail’in ifade etmediği ikinci hedefinin de Gazze’deki insanları güneye doğru yönlendirmek olduğu değerlendirmesinde bulunarak, şöyle konuştu:
“(Refah’ta) Burada 1,5 milyon Filistinli, daha önceden 150 bin kişinin yaşadığı küçücük şehirde. Netanyahu Refah’a da saldıracak. Bunu çok net şekilde söyledi. ‘Askeri planlar hazır’ dedi. Hiç kimseyi dinlemiyor. Refah’a saldırdığında ne olacak? 1,5 milyon insan ya öldürülecekler; başka saklanacak, sığınacak yer yok ya da 500 metre güneye bakacaklar ve bir kapı görecekler, kırarak açabilecekleri bir kapı ve Mısır’da bulacaklar kendilerini.”
Maliki, “İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Gazze’deki savaşı devam ettirmekle ilgili kişisel çıkarı var. Biliyor ki savaş bittiğinde kendisini bekleyen 4 tane yolsuzluk davası var. Savaş bitince sorumluluk alması gerekecek.” ifadelerini kullandı.
Bakan Mailiki, “Türkiye’den aldığımız destek, gördüğümüz kardeşlik, dayanışma, bağlılık, yardım, bunun için gerçekten müteşekkiriz. Sadece bu savaşta değil, daha öncesinde de. Türkiye’ye hep borçlu hissediyoruz kendimizi verdikleri katkı nedeniyle.” diye konuştu.
Bakan Fidan, bölgesel şiddetin ve savaş olasılığının artması riskiyle, Türkiye dahil bölgedeki ülkelerin sorunun çözümüyle alakalı nasıl rol oynayabileceğini de mevkidaşı Maliki’ye sordu.
Maliki, Netanyahu’nun Gazze’deki saldırılarını “yayma amacı olduğunu” belirterek, şunları söyledi:
“(Netanyahu) Bununla birlikte, şuna da inanıyor; savaşı uzatmak da önemli, kapsamını genişletmek de. Bunun Batı Şeria’ya yayılmasını istiyor. Her gün Filistin’deki şehirlerde mülteci kamplarında askeri saldırılar, terör saldırıları düzenleniyor, Mescid-i Aksa’da müdahaleler oluyor. Şu an Lübnan’ın güneyinde de cephe açma niyeti var. Burada cephe açılırsa, Suriye, Irak ve İran’da da cephe açılacak. Bu da şu anlama geliyor. (Netanyahu’nun) Gazze’ye açılan savaşı bölge savaşına dönüştürme hedefi var, Amerikalılara da bu savaşın içine almaya çalışıyor.”
]]>İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü Konferans Salonu’nda Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca uygulanan Rekabetçi Sektörler Operasyonel Programı (CISOP) kapsamında gerçekleştirilen etkinlik, saygı duruşunda bulunulması, İstiklal Marşı’nın okunması ve tanıtım videosunun gösterimiyle başladı.
Vali ve Belediye Başkan Vekili Ziya Polat, STK ve Kafkas Üniversitesinin turizm çalışmalarına destek vermesi gerektiğini ve şehre bir bilim müzesi yapmak istediklerini söyledi.
Polat, Kars’ta turizmin her geçen gün iyiye gittiğini belirterek, “Sarıkamış otelleri yüzde 70-80 dolu, merkezdeki otellerimiz de öyle. Buralardaki otellere gelen ziyaretçilerimizin yüzündeki gülümsemeyi görmek bizi mutlu ediyor. Turizmde en iyi tanıtım insan tanıtımıdır. Buradan mutlu ayrılan insanların anlatımıdır. Bunun için insan odaklı çalışmamız gerektiğini düşünüyorum.” diye konuştu.
Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Ani Ören Yeri’nin önemine dikkati çeken Polat, “Buralar, atalarımızın ilk fethettiği topraklar, Sultan Alparslan’ın ilk cuma namazını kılışı, ilk Türk camisi, ilk Türk mezarlığı, ilk Türk çarşısı, hepsi burada. Bu destinasyonlarla ilgili özel çalışmalar yapmamız gerekiyor, Ani Ören Yeri’nde müze çok güzel bir fikir, en kısa zamanda gerçekleşmesini diliyoruz.” ifadelerini kullandı.
“Kars peyniri, UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne neden girmesin?”
UNESCO Türkiye Milli Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Mehmet Öcal Oğuz da UNESCO olarak 75. yılı kutladıklarını ve Ankara dışındaki ilk etkinliği Kars’ta yapmaktan mutluluk duyduklarını belirterek, “Kars peyniri, UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne neden girmesin? Bunlar için çalışmak lazım. Önemli olan yereldeki faaliyetler. Yerelde çalışmazsanız ulusalda ya da uluslararası platformda ‘Bu listeye girin’ diye kapınızı çalmazlar. Bu nedenle küsmek ya da kenara çekilmek değil kapıları sonuna kadar zorlamak lazım.” diye konuştu.
SERHAT Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri Nurullah Karaca da 5,5 milyon avroluk “Tarihi Kimliği ile Kars Kenti Projesi”nin yüzde 85’inin Avrupa Birliği, yüzde 15’inin Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından desteklendiğini söyledi.
Karaca, şöyle konuştu:
“Proje, inşaat ve turizm olmak üzere iki bileşenden oluşuyor. Temmuz 2023’te tamamlanan inşaat bileşeni kapsamında Kars Merkez Haydar Aliyev Caddesi’nde 23 tescilli, 9 tescilsiz binanın cephe iyileştirmesi, kaldırım ve yol yenilemesi, aydınlatma ve çevre düzenleme işlemleri ile işaret ve sokak levhalarının montajı yapıldı. Ani Ören Yeri’nin koruma çitleriyle kapatılması, işaret ve levhaların konumlandırılmasıyla tanıtım işlemleri gerçekleştirildi.”
Açılış konuşmaları sonrası düzenlenen panellerde “Yöresel Gastronominin Turizme Etkisi”, “İklim Değişikliğinin Dağ ve Kış Turizmi ile Kayak Merkezlerine Etkileri ve Bu Yönde Avrupa’da Alınan Önlemler ile En İyi Örnekler” ve “Zaman ve Tarihe Yolculuk: Kars’ın Kültürel Miras ve Tarih Alanlarındaki Zenginliği” konuları ele alındı.
Programda UNESCO Türkiye Milli Komisyonu Başkanı Oğuz, Kars Valisi Polat ve SERHAT Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri Karaca’ya UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndeki Ankara Arslanhane Camisi’nin konu alındığı kitabı hediye etti. ???????
]]>ESRA NUR PERVAN
Trabzon’un Çaykara ilçesinde vatandaşlar, önemli turizm merkezlerinden Uzungöl’de Danıştay’ın iptal kararına karşın HES projesinin yeniden başlatılmasını protesto etti. Uzungöl Turizimciler Derneği Başkanı Mehmet Keleş, “Bizim tek derdimiz, toprağımıza olan minnet borcumuzun gereği olarak, derelerimize sahip çıkmaktır. Biz hiçbir siyasi oluşumun maşası değiliz. Biz halkın ta kendisiyiz. Biz bu dağların öz evlatlarıyız” dedi.
Trabzon’un önemli turizm merkezlerinden Uzungöl’de yapılması planlanan HES projesine karşı bölge halkı, basın açıklaması yaptı. Uzungöl Turizimciler Derneği Başkanı Mehmet Keleş, şunları söyledi:
“UZUNGÖL HES PROJESİ İLE CEZALANDIRILMAYA ÇALIŞILMAKTADIR”
“Uzungöl’e ve Solaklı Vadisi’ne sahip çıkmak için bizimle beraber olan kıymetli vatandaşlarımız; bugün buraya toplanmamızın nedeni; ülkemizin ve bölgemizin en önemli turizm merkezlerinden olan Uzungöl’e yapılması planlanan HES projesidir. Daha önce Trabzonspor’un adıyla ruhsatı alınan Uzungöl HES 2012 yılında ÇED raporu almıştır. Turizme ve çevreye vereceği zararını öngören bölge insanlarımız çok güçlü şekilde projeye karşı çıkmış ve hukuki yola başvurmuştur. Uzungöl’de, toplumun her kesiminden insanların olduğu büyük çaplı protesto gösterileri düzenlenmiştir. Danıştay’ın iptal kararına rağmen ne olduysa, proje yeniden yürürlüğe girmiştir. Trabzonspor bu projeyi uygulamaktan vazgeçmemiş ve projenin çok büyük kısmını özel bir firmaya satmıştır. Bu projede Trabzonspor’un sadece adı kalmıştır. Trabzonspor’un bu projeden beklediği gelir yıllık ortalama olarak 1 milyon dolar civarındadır fakat Uzungöl’ümüz turizm potansiyeli ile ülke ekonomisine katkısı yıllık ortalama 1.5 milyar dolardı. Bu da HES’ten beklenen gelirin 1500 katıdır. Bu yıl Uzungöl turizminin 50. yılını kutlamayı planlarken, üzülerek ifade etmek isteriz ki, Uzungöl HES projesi ile cezalandırılmaya çalışılmaktadır. Kanunlardaki ilgili maddelere göre projenin onaylanan ÇED raporu, veriliş tarihinden başlamak üzere, 7 yıl içinde inşaata başlama zorunluluğu vardır. Gelinen bu noktada sürenin dolmasına rağmen hiçbir şekilde inşaata başlanmamıştır. Bu yıl itibarıyla ÇED raporunun üzerinden tam olarak 11 yıl geçmiştir. Biz Uzungöl halkı olarak yeniden bu projeyi mahkemeye verdik ve sonucunu büyük bir dikkatle beklemekteyiz.
“İNSANLARA DERENİN KURUDUĞUNU NASIL AÇIKLAYACAKSINIZ”
Şimdi bu projeye olumlu bakan zihniyetlere soruyoruz; 40 yıldan beri çıkarılamayan imar planları yüzünden ideal yapılaşmasını sağlayamayan Uzungöl insanına, bu projeyi resmiyete döktüğünüzü nasıl açıklayacaksınız? Uzungöl’de pencere ölçülerine, çatı yüksekliklerine, ormandan kuru ağaç toplamaya karışan koruma anlayışına soruyoruz; gölden 600 metre mesafede, sit alanının içindeki bu projeye nasıl izin verdiğinizi açıklayabilecek misiniz? Bu proje ile insanların seyrede seyrede Uzungöl’e çıktığı Solaklı Deresi 10 kilometre boyunca yok olacakken, bu manzaraya alışmış insanlara derenin kuruduğunu nasıl açıklayacaksınız? Zaten çözüme kavuşturulamayan trafik problemi, HES inşaatının getirdiği çamur, betonlama ve kazı çalışmasıyla en az iki katına çıkacağını düşündünüz mü? Uzungöl’de kış vakti çeşitli bahaneler sunularak evlerini başlarına yıktığınız insanların gözlerine baka baka bu katliama nasıl müsaade edeceksiniz? Fırtına Vadisi’ndeki HES’lerin iptal edilip, Solaklı Vadisi’ndeki HES’lerin iptal edilmemesinin bir açıklaması var mıdır? Turizm potansiyeli olarak, Karadeniz bölgesinde, Solaklı Vadisi’nin üzerinde başka bir vadi var mıdır? Uzun yıllardan beri bölgedeki alabalık neslini devam ettirmek için yoğun çabalar ve büyük paralar harcayan kurumlarımızın, alabalığın başına geleceklerden hiç mi haberi yoktur? Yerleşim bölgelerinin altından geçecek olan HES tünellerinin potansiyel tehlike oluşturmasından dolayı, facialara yol açmayacağını kim ve kimler garanti edebilir?
“BİZİM TEK DERDİMİZ DERELERİMİZE SAHİP ÇIKMAKTIR”
Şimdi buradan en başta devlet yetkililerine sesleniyoruz; bir an önce bu projenin yeniden incelenmesini ve bu tarihi yanılgıdan bir an önce dönülmesini talep ediyoruz. Bizim tek derdimiz, toprağımıza olan minnet borcumuzun gereği olarak, derelerimize sahip çıkmaktır. Biz hiçbir siyasi oluşumun maşası değiliz. Biz halkın ta kendisiyiz. Biz bu dağların öz evlatlarıyız. Bütün memleket sevdalılarını, atalarının emanetlerine sahip çıkan herkesi ve gerçek Uzungöl dostlarını yanımızda görmek istiyoruz.”
]]>
Başkan Halit Özdemir, Ünye’ye 2023 yılında 19 milyon liralık ayni, 867 bin liralık ise nakdi yardımda bulunduklarını söyleyerek, doğal afet gibi durumlar için de 171 bin liralık nakdi yardımda bulunduklarını ifade etti. Başkan Özdemir ayrıca, Ünye’ye sabit bir Kan Bağış Merkezi kurulması için yoğun bir gayret içinde olduklarını ve Ünye’nin Altınordu’dan sonra en büyük ilçesi olarak sabit bir Kan Bağış Merkezi kurulması için yoğun bir hayret içinde olduklarının müjdesini verdi.
“Ünye’ye Kan Bağış Merkezi kurulacak”
Ünye’ye kan bağış merkezinin kurulacağını söyleyen Türk Kızılay Ünye Şubesi Başkanı Halit Özdemir, “Ünye Ordu’daki megapol ilçelerden bir tanesidir. Nüfus yoğunluğu Altınordu’dan sonra ikinci sırada geliyor. Bizim mobil kan araçlarımız var. Bunlar bir program dahilinde geliyorlar. Dolayısıyla Ünye’ye bir sabit Kan Bağış Merkezi kurmak istiyoruz. Araba konusu, idare ofisi ve depolama konusuyla ilgili Ünye Belediye Başkanımız bizlere çok büyük destek verdi. Yakın gelecekte inşallah sözünü ettiğimiz bu altyapı olaylarını bir birimizi destekleyerek çok yakın gelecekte ulaşmayı umut ediyoruz. Kızılay Ünye Şubesi olarak biz hem ayni hem de nakdi yardımlarda bulunuyoruz. 2023 yılında Ünye Şubesi olarak yaptığımız ayni yardımların ekonomik değeri karşılığı 19 milyon liradır. 2022 yılında bu 1 milyon lira iken, 2023 yılında 19 milyon liralık ekonomik değeri karşılığı olan birinci sınıf, defolu olmayan kullanılmamış ürünleri biz Ünye’deki muhtaçlara, kardeşlerimize ulaştırdık. Bunun dışında ise nakit olarak 867 bin TL yardımda bulunduk. Kızılay’ımızın bize tanımladığı sanal bir bütçe var. Bunu da doğal afetlerin ortaya çıkması durumunda bizden kullanmamızı istediği bir bütçedir. Bu geçen yıl 171 bin liraydı. 5 tane yangın oldu. Yangın bölgelerine gittik raporlarını çıkardık. İtfaiye raporlarını ile birlikte onları Genel Merkeze gönderdik. 1 ay içinde onlara 30’ar bin TL nakit para yardımı yapıldı. 2023 yılında ise bize tanımlanan bütçe 387 bin liradır” dedi.
Programda konuşan Ünye Belediye Başkanı Hüseyin Tavlı ise, “Kızılay nerede bir felaket, dünyanın herhangi bir yerinde deprem, sel, yangın gibi adet ve felaketlerde oralara ilk koşan, ilk oradaki ihtiyaçlara müdahale eden bir kurumdur. Yerel yönetim olarak onların sahadaki bu faaliyetlerini yürütebilmeleri adına onlara oluşturmamız gereken imkanlar noktasında ki kurumsal anlamda deponun oluşturulmasından işletme faaliyetlerinin yürütülmesi, takip sistemlerinin yürütülmesi gereken büroya kadar özellikle destekçileri olduk. Kızılay’ımızın başarılı olduğu her noktada bizlerde onların yanında olmaya çalıştık. Kızılay Başkanımız ve ekibini bu başarılarından dolayı tebrik ediyorum” diye konuştu.
Yapılan konuşmaların ardından Türk Kızılay Ünye Şubesi’ne verdikleri desteklerden dolayı basın mensuplarına teşekkür belgesi verildi. – ORDU
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu ve Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te, moderatörlüğünü TDT Genel Sekreteri Büyükelçi Kubanıçbek Ömüraliyev’in üstlendiği “Türk Dünyasında Kurumsallaşma: 21. Yüzyılda TDT” paneline, TBMM NATO Parlamenter Asamblesi (PA) Türk Delegasyonu Başkanı ve eski Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Kazakistan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Murat Nurtleu, Azerbaycan Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov, Özbekistan Dışişleri Bakanı Bahtiyar Saidov ve Kırgızistan Dışişleri Bakanı Ceenbek Kulubayev katıldı.
Panelde konuşan Kazakistan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Nurtleu, ülkesinin, Türkiye’nin Türk dünyasındaki entegrasyon girişimlerini desteklediğini söyledi.
Nurtleu, Kazakistan’ın tüm TDT üyesi ülkeler için kardeş ve dost ülke olduğunu belirterek, “Kardeşlerimizle birlikte olduğumuzu her zaman gösteriyoruz. Dünya ve bölgede barış için çalışırken Türk ülkeleri arasındaki entegrasyonu da sürdüreceğiz. Ekonomik kalkınmamızı da geliştireceğimizden eminim.” dedi.
Türk devletlerinin büyük gelecek ve potansiyele sahip olduğunu vurgulayan Nurtleu, “170 milyonluk nüfusa sahibiz. Büyüyen ticaretimiz var. Bağlantılarımız da gittikçe genişliyor. Ortak kültürümüz, dinimiz var. Dil ve geleneklerimiz benzer. Ortak değerlerimiz var. Kültürel ve felsefi olarak yakınız. Fakat daha da önemlisi ortak amaç ve hedeflerimiz var. Çok daha kuvvetli bağlar oluşturmalıyız. Daha dirençli ekonomiler oluşturmalıyız. İstikrar ve bölgemizin refahı için birlikteliğimiz önemlidir. Dayanışma ve birliktelik içerisinde olduğumuz sürece önümüz açık olacaktır.” şeklinde konuştu.
“Birlik ve beraberlik bizim amacımız ve hedefimizdir”
Azerbaycan Dışişleri Bakanı Bayramov, Antalya Diplomasi Forumu’na dünyadan büyük ilgi olduğunu, bunun da Türk diplomasisinin başarısının ve nüfusunun göstergesi olduğunu belirtti.
Bayramov, Türkiye’nin başarısının tüm Türk dünyası için gurur kaynağı olduğunu vurgulayarak, Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in yeniden cumhurbaşkanı seçildikten sonraki yemin töreninde söylediği “Bizim ailemiz Türk dünyasıdır” sözlerini hatırlattı.
Türk dünyası için büyük vizyon ve planlara sahip olduklarını bildiren Bayramov, “TDT benzersiz bir kurumdur. TDT’nin tüm dünyanın ilgisini çekeceği açık bir gerçektir. Büyük gurur duyuyoruz. Azerbaycan TDT ülkelerine 20 milyar doları aşkın yatırım yapmıştır ve bu rakam giderek artmaktadır. Birlik ve beraberlik bizim amacımız ve hedefimizdir.” ifadelerini kullandı.
Bayramov, dünyadaki kriz ve istikrarsızlıklardan bahsederek, “Bu yüzden, bölgesel kurumsallaşma ve işbirlikleri giderek önem kazanmıştır. TDT kendi doğası itibariyle eşiz kurumdur ve bu kurumun derin kökleri vardır.” diye konuştu.
“Türk Yatırım Fonu ekonomik ilişkilerin gelişmesine ön ayak olacaktır”
Kırgızistan Dışişleri Bakanı Kulubayev de konuşmasında Türk devletlerinin artık aynı yönde hareket ettiğini söyledi.
Kulubayev, “TDT ülkeleri arasındaki işbirliği devam edecektir. Türk Yatırım Fonu da ekonomik ilişkilerin gelişmesine ön ayak olacaktır.” dedi.
Ulaşım altyapısının geliştirilmesi gerektiğine dikkat çeken Kulubayev, Avrasya ulaşım koridorlarının bir araya getirilerek iş birliklerinin artırılmasının önemine vurgu yaptı.
Kulubayev, TDT ülkelerinin iklim değişikliğindeki yaklaşımlarda ortak tavır belirlemesi gerektiğini ifade etti.
“Özbekistan, TDT’nin daha etkin bir organizasyon olması için her şeyi yapacaktır”
Özbekistan Dışişleri Bakanı Saidov, Antalya Diplomasi Forumu’na dünyanın ilgisinden memnuniyet duyduklarını anlattı.
Saidov, TDT’nin kurumsallaşmasının dünyadaki temel değişimler açısından önemli olduğunu vurguladı.
Dünyadaki gelişmelerin Türk dünyasını da etkilediğini belirten Saidov, “Türk devletleri arasındaki ilişkiler daha derin ve daha dinamik hale geliyor. İlişkilerimiz yeni işbirliği ufukları da açıyor. Yeni döneme giriyoruz. TDT pratik işbirliklerinin olduğu bir döneme geçiyor. Uzun vadeli girişimlerimizin henüz kapısı açılmadı. Özbekistan da gelecek amaçlarımız doğrultusunda tüm katkılarını sunacaktır. Özbekistan, TDT’nin daha etkin bir organizasyon olması için her şeyi yapacaktır.” ifadelerini kullandı.
Saidov, TDT ülkeleri arasındaki ekonomik ilişkilerin genişletilmesinin ve yatırım projelerinin geliştirilmesinin önemine vurgu yaptı.
“Bölgemizde güçlü Türk jeopolitiğine ihtiyaç var”
TBMM NATO PA Türk Delegasyonu Başkanı ve eski Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Türk dünyasının entegrasyonundaki kazanımlarından gurur duyduklarını aktardı.
Çavuşoğlu, TDT ülkeleri arasındaki entegrasyon için önemli adımların atıldığını, Türkmenistan’ı da TDT’ye tam üye olarak görmek istediklerini vurguladı.
“Türkiye Yüzyılı’nı aynı zamanda Türk dünyasının yüzyılı olarak görüyoruz.” diyen Çavuşoğlu, “Gerçekten de bu mümkün. 21. yüzyılda Türk dünyası gerek örgütü gerek somut adımlarıyla damgasını vura bilir. Buna inanmak lazım. Bu doğrultuda çalışmaya devam edeceğiz.” diye konuştu.
Çavuşoğlu, “Bölgemizde güçlü Türk jeopolitiğine ihtiyaç var. Asya ile Avrupa arasındaki ticaretin istikrarlı, kesintisiz şekilde devam etmesi için buna ihtiyacımız var.” ifadelerini kullandı.
Bölgedeki farklı tehdit ve sorunların kökünde kurutulması için de güçlü Türk jeopolitiğine ihtiyaç olduğunu vurgulayan Çavuşoğlu, “Asya’nın dünyanın kalbi olduğu dönemlere baktığımız zaman hepsinin altında istikrarlı, güçlü Türk devletlerinin olduğunu görüyoruz İşte İpek Yolu da aslında geçmişteki Türk devletlerinin güçlü ve istikrarlı olduğu dönemlerde başarılı olmuştur.” şeklinde konuştu.
Çavuşoğlu, TDT’nin güçlü olmasının sadece bu coğrafyanın değil ötesinin de güçlü istikrarlı olması anlamına geldiğini belirterek, şunları kaydetti:
“Sorumluluklarımız daha da büyüktür. Bunun farkındayız. TDT, dayanışma ve somut adımlarla kendi haklarımızın refahını düşünürken bölgemizin de istikrarı ve güvenliğini de amaçlamıştır. TDT, hiçbir ülkeyi rakip olarak görmüyor. TDT’nin gizli ajandası yoktur. Alınan kararların tümü şeffaftır. Dünya ve diğer uluslararası örgütlerle rekabet içerisinde değil. Biz bu inandığımız yolda entegrasyonumuzu daha da güçlendirmek ve bölgenin işbirliği ve istikrarı için, somut adımlarımızı devam ettirmek için daha çok çalışmalıyız. Bir nefer olarak her zaman teşkilatımızın emrindeyim.”
TDT Genel Sekreteri Ömüraliyev de konuşmasında TDT’nin kuruluş aşamasından ve bugüne kadar hayata geçirilen işbirliklerinden bahsetti.
Ömüraliyev, TDT’nin çok yönlü faaliyetlerinin katbekat artarak geliştiğini vurguladı.
TDT üyesi ülkeler arasındaki ekonomik ilişkilere de değinen Ömüraliyev, Türk devletleri arasında ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi için büyük potansiyel olduğunu sözlerine ekledi.
]]>Cumhurbaşkanı? Erdoğan, NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu’nun resmi açılışında yaptığı konuşmada, yükselen İslam düşmanlığının hedef aldığı toplum kesimlerinin başında yurt dışında yaşayan Türklerin geldiğini söyledi.
Son dönemde “protesto eylemi” kılıfı altında Avrupa’da, Kur’an-ı Kerim’e yönelik menfur saldırıların çoğunun Türk büyükelçilikleri önünde gerçekleştirildiğini hatırlatan Erdoğan, “Türkiye ve Avrupalı Türkler bu süreçte özellikle provoke edilmek istendi. Düzensiz göç meselesinde 12 yıldır zaten ciddi baskı altındayız. Çatışmalardan ve terör örgütlerinin baskılarından kaçan yaklaşık 4 milyon sığınmacıya ev sahipliği yapıyoruz.” ifadelerini kullandı.
İnsanlığın yüzleştiği bir diğer önemli sorun olan iklim değişikliği konusunda da durumun farklı olmadığını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:
“Akdeniz çanağında olmamız hasebiyle iklim değişikliğinin menfi etkilerine her geçen yıl daha fazla maruz kalıyoruz. Bu listeyi daha da uzatmak mümkündür. Türkiye’nin hiçbir hadiseyi uzaktan seyretme veya görmezden gelme lüksü yoktur. Sorumluluk sahibi bir ülke olarak, doğru bildiklerimizi cesaretle söylemek hem kendi insanımıza hem de tüm insanlığa karşı görevimizdir. Hakikati konuşanların seslerinin kısıldığı günümüzde böyle bir misyonun zorluklarının şüphesiz farkındayız ama buna rağmen acı da olsa birileri için rahatsız edici de olsa gerçekleri dillendirmeye devam edeceğiz.
Forum boyunca ortaya konacak fikirlerin, bizlere bu mücadelemizde katkı sunacağına inanıyorum. Karşı karşıya olduğumuz jeopolitik riskleri yönetmek için her zamankinden daha aktif, çok yönlü, dikkatli ve soğukkanlı bir politika izliyoruz. Girişimci, insanı ve diplomasiyi öne çıkaran dış politikamızın temelinde kadim değerlerimizle çıkarlarımızın uyumlu birlikteliği vardır. Prensiplerimizden taviz vermeden, ülkemizin menfaatlerini her alanda güçlü bir şekilde savunmanın gayretindeyiz. Yakın dönemde yaşadığımız hadiseler ve tecrübeler bize şunu öğretti; diplomasi, krizlerin barışçıl çözümünde elimizdeki en büyük araçtır.”
“Sıkılı yumruklarla musafaha yapılmaz”
Makulde buluşma iradesi olduğu ve karşılıklı anlayış çerçevesinde hareket edildiği müddetçe aşılamayacak hiçbir engelin olmadığını ifade eden Erdoğan, “Yeter ki diplomasiye şans tanıyalım, alan açalım. Yeter ki maksimalist hedefler peşinde koşmayalım. Her zaman söylediğimiz gibi sıkılı yumruklarla musafaha yapılmaz. Hüsnüniyet, irade ve kararlılığın olduğu her yerde diplomasi ve diyalogla mesafe almak pekala mümkündür. Elbette tüm bunları dillendirirken gerçeklerden kopuk bir romantizmden bahsetmiyorum.” dedi.
Türkiye’nin tarih boyunca olduğu gibi bugün de jeopolitik rekabetin kıran kırana geçtiği bir coğrafyada yer aldığını asla unutmadıklarını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, içeride güçlü olmadan dışarıda güçlü olunamayacağını, sahada varlık göstermeden masada kazanım elde edilemeyeceğini de çok iyi bildiklerini dile getirdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Nitekim bu hakikatleri göz önüne alarak son 21 yılda ekonomiden ticarete, savunmadan ihracata her alanda büyük atılımlar gerçekleştirdik. Diklenmeden dik durabilmek için milli onurumuzu, bekamızı, milletimizin hak ve hukukunu koruyabilmek için her türlü adımı attık.” ifadelerini kullandı.
“Milli geliri 238 milyar dolardan 1 trilyon 119 milyar dolara yükselttik”
Ekonomide Türkiye’yi yılda ortalama yüzde 5,5 oranında büyüttüklerini hatırlatan Erdoğan, milli geliri 238 milyar dolardan beş kat artışla 1 trilyon 119 milyar dolara yükselttiklerini söyledi.
Türkiye’yi satın alma paritesine göre milli gelir sıralamasında dünyada 11. sıraya çıkarttıklarını anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:
“İhracatı 36 milyar dolardan 256 milyar dolara, turizm gelirlerimizi 13 milyar dolardan yaklaşık 54,5 milyar dolara getirdik. En stratejik alanlardan biri olan savunma sanayinde yerli ve milli üretimin payını yüzde 20’lerden bugünkü yüzde 80’ler seviyesine ulaştırdık. Silahlı-silah insansız hava araçları teknolojisinde Türkiye’nin yazdığı başarı hikayesi herkesin malumudur. Geçtiğimiz hafta 5. nesil savaş uçağımız KAAN’ın da ilk uçuşunu başarıyla yapmasıyla artık bu alanda farklı bir lige yükselttik. Dışişlerinde 163 olan temsilcilik sayımız bugün itibariyle 261’e çıktı. Dünyanın en geniş diplomasi ağına sahip üçüncü ülkesiyiz.
Böylece ülkemizi her alanda yakından takip edilen, sözü, duruşu ve tavrı dikkate alınan, krizlerin ve çatışmaların çözümünde anahtar rol üstlenen bir konuma getirmeyi başardık. Bugün büyük bir gururla ifade etmek isterim ki Türkiye, hem Batı’ya hem Doğu’ya kazan-kazan temelinde ilişkiler kurabilen, Ukrayna-Rusya arasındaki krizde hakkaniyetli bir tutum benimseyen, Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği içinde olup dünyanın dört bir yanıyla güçlü ticari ilişkiler geliştirebilen, hiçbir ayrım yapmadan mazluma, mağdura ve ihtiyaç sahibine el uzatan, bekası tehlikeye girdiğinde sahada her türlü tedbiri süratle alabilen velhasıl her alanda aktif, dirayetli, ilkeli, vicdanlı, müessir bir güç olarak öne çıkmaktadır.”
“Gözyaşını ve yıkımı durduracak adımları atamadılar”
Türkiye’nin gelecek dönemde de hakkı haykırmaya, adaleti savunmaya, tüm dünyada dostlarının sayısını arttırmaya devam edeceğini söyleyen Erdoğan, “Suriye, Yemen, Libya ve son olarak Ukrayna’daki çatışmalar bize mevcut küresel sistemin işlevini tamamen kaybettiğini göstermiştir. Ülkemizin gönül coğrafyasında patlak veren bu krizlerde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi başta olmak üzere uluslararası kurum ve kuruluşlar kanı, gözyaşını ve yıkımı durduracak adımları atamadılar.” dedi.
Üçüncü yılına giren Ukrayna krizinde Antalya’daki başlayan İstanbul süreciyle bir üst seviyeye çıkan barış umutlarının, gerekli destek verilmediği için akim kaldığını aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, “On binlerce insanın hayatını kurtaracak, yaşanan acının yıkımının önüne geçecek tarihi bir fırsat heba edildi, daha doğrusu sabote edildi. Ancak kural temelli uluslararası düzenin iflas bayrağını asıl çektiği yer Gazze olmuştur.” ifadelerini kullandı.
Gazze’de 7 Ekim 2023’ten bu yana yaşanan barbarlığı ve katliamları herkesin içi kanayarak takip ettiğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:
“İsrail’in sivil yerleşim yerlerini hedef alan kasıtlı saldırıları sonucunda bugüne kadar çoğu çocuk ve kadın 30 bin Gazzeli şehit edildi. 70 binden fazla Filistinli yaralandı ve yaklaşık 2 milyon insan evlerinden göçe zorlandı. Burada bir hususu çok açık ve net ifade etmek isterim; Gazze’de sadece çocuklar, kadınlar ve siviller canice katledilmedi. Aynı zamanda milyarca insanın uluslararası sisteme, adalete ve hukuka dair inancı da yok edildi. Söz konusu İsrail olunca İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin, görevi küresel barışı temin olan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin, Avrupa Birliği’nin sürekli hak ve hukuktan bahseden kurumlarının tarafsızlıktan dem vuran uluslararası basın yayın organlarının hasılı yıllardır bize örnek gösterilen, güvenmemiz, itibar etmemiz gerektiği söylenen yapıların ne kadar aciz ve işlevsiz olduğunu hep birlikte gördük.
Gazze’de yaşananlar kesinlikle bir savaş değildir, bir soykırım girişimidir. Çünkü savaşın bile uyulması gereken bir ahlakı, adabı ve hukuku vardır. Ana kucağındaki yavruları açlığa ve susuzluğa mahkum eden, hastaneleri, kiliseleri, camileri, okulları, üniversiteleri, mülteci kamplarını, ambulansları bombalayan dün olduğu gibi gıda yardımı almak için sırada bekleyen sivilleri kalleşçe, onursuzca hedef alan bir barbarlıktan bahsediyorum. Ailesiyle güvenli bir yer ararken araçları İsrail güçleri tarafından vurulan ve tüm ailesini kaybeden 6 yaşındaki Hind Receb’in hikayesi, trajik bir hikayeye dönüşmüştür. Aslında Gazze’de öldürülen 15 bine yakın masum çocuğun da hikayesidir o. ‘İnsanlık olarak beni almaya gelecek misiniz? Korkuyorum’ diyen 6 yaşındaki bir kız çocuğunun hayatını, 12 gün boyunca kurtarmayı başaramadık. Maalesef Hind’le birlikte diğer Gazzeli çocuklara karşı sorumluluklarımızı da tam manasıyla yerine getiremedik.”
Erdoğan, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarının ilk gününden itibaren Türkiye olarak ortaya koydukları çabalara, bölgeye gönderilen 37 bin tona varan insani yardımlara, küresel ölçekte yürütülen tüm diplomatik temaslara, refakatçileri dahil 900’den fazla Gazzeli hastanın Türkiye’ye getirilmesine rağmen, bunun mahcubiyetini iç dünyalarında yaşadıklarını söyledi.
(Sürecek)
]]>Kastamonu Üniversitesi’nde “Şehadetinin 111. Yılında İşkodra Kahramanı Hasan Rıza Paşa” konulu panel, 29 Şubat 2024 tarihinde Merkez Kütüphane Cemil Meriç Salonu’nda gerçekleştirildi. Panele Vali Meftun Dallı, Rektör Prof. Dr. Ahmet Hamdi Topal, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Atalan ile birlikte akademisyenler, öğrenciler ve kamu kurum ve kuruluşlarının temsilcileri katıldı. Panel saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile başlarken panelin açılış konuşmasını Eğitim Fakültesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Selahattin Kaymakçı yaptı. Prof. Dr. Kaymakçı konuşmasında, Türkiye’de yaşayan her bireyin kendi değerlerini aramakla, bulmakla, bilmekle ve öğretmekle de mükellef olduğunu dile getirerek tarihiyle barışık, medeniyetiyle, kültürüyle barışık gençlerin nasıl yetiştirebileceği sorusunun cevabını bulmaya çalıştıklarını dile getirdi.
Programın moderatörlüğünü İnsan ve Toplum bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mehmet Serhat Yılmaz yaptı. Prof. Dr. Yılmaz konuşmasında Balkan Savaşları sırasında İşkodra, kalelerinin savunulmasında Türk askerinin gösterdiği kahramanlıkların övgüye değer olduğunu dile getirerek bu savunmada önemli rol oynayan Hasan Rıza Paşa hakkında kısa bilgi paylaştı. Ayrıca Yılmaz, konuşmasında panele katkıda bulunan tüm akademisyenlere ve öğrencilere katılımlarından dolayı teşekkür etti.
‘Hasan Rıza Paşa inandığı dava uğruna İşkodra’yı savundu’
Panelin açılış konuşmasından sonra sözü Eğitimci-Yazar Efendi Barutçu aldı. Barutçu panelde kahraman, kahramanlık ve kahramanlar üzerine başlıklı sunumunu gerçekleştirdi. Barutçu, konuşmasında, kahramanların ölümden korkmadığını aksine ölümün üzerine sakınmadan gittiklerinin altını çizdi. Kahramanlığın dini açıdan da önemli bir unsur olduğunu dile getiren Barutçu, hadisler ile kahramanlık kavramının önemini açıkladı. Barutçu, kahramanların inandıkları dava için yaşadığını ifade ederek Hasan Rıza Paşa’nın da bu davaya inanarak İşkodra’yı savunduğunu ve bunun için can verdiğini söyledi. İşkodra’da önemli başarı kazanan Hasan Rıza Paşa’nın yaptıklarının geleceğe ışık tuttuğunu söyleyen Barutçu, geçmişteki başarıları örnek almayan ahlaktan ve benliğinden uzaklaşan milletlerin akıbetlerinin iyi olmayacağına vurgu yaptı. Barutçu, Kastamonu il yönetiminin de İşkodra şehri ile bir kültür tarih kardeşliği kurmasına yönelik girişimlerde bulunmasını önerdi.
Barutçu’dan sonra söz alan Tarih Bölümü Başkanı Prof. Dr. Şerif Demir’in yaptığı konuşmada Balkan Savaşları, İşkodra ve Hasan Rıza Paşa hakkında bilgiler verdi. Prof. Dr. Demir konuşmasında Balkan Savaşları’nda Osmanlı Devleti’nin zayıflığından faydalanmak isteyen ülkelerin çıkardığı sorunların Osmanlı Devleti’nin toprak kaybetmedeki süreci hızlandırdığını söyleyerek, Balkan Savaşları’nda askerlerin görevlerini en iyi şekilde yaptıklarını ifade etti. Prof. Dr. Demir, “Tarihi hadiselerin tekrarı olarak değil, belki geleceği inşa ederek etmek için geleceği daha iyi anlamak için ihtiyaç duyacağımız en önemli referans kaynağı olarak düşünmek gerekir” dedi.
Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ercan Çelebi ise Hasan Rıza Paşa’nın hayat hikayesi isimli sunuyu dinleyicilerle paylaştı. Prof. Dr. Çelebi konuşmasında Hasan Rıza Paşa’nın doğum yerinin Arnavutluk, Bağdat ve Kastamonu olduğuna yönelik farklı görüşlerin olduğunu dile getirerek Hasan Rıza Paşa’nın kariyerinde gösterdiği başarıları dinleyicilere anlattı. Prof. Dr. Çelebi, Hasan Rıza Paşa’nın eğitimini İstanbul ve Bursa’da tamamladığını Berlin’de de Harp eğitimi aldığını Osmanlı topraklarında çeşitli yerlerde görev alarak başarılı bir asker olduğunu söyledi. Prof. Dr. Çelebi başarılı bir asker olan Hasan Rıza Paşa’ya ait belgelerin olduğuna değinerek bu belgelere ait geniş çaplı sistematik bir çalışma yapılması gerektiğinin altını çizdi.
Panelin sonunda konuşmacı olarak katılan katılımcılara teşekkür belgesi takdim edildi. – KASTAMONU
]]>Antalya’da Akdeniz Üniversitesi Senato Toplantısı’na katılan Özvar, yaptığı konuşmada, üniversiteleri ziyaret etmeyi, akademisyenlerle bir araya gelerek YÖK’ün yüksek öğretime dair perspektifini paylaşmayı ve üniversiteler hakkında bilgi almayı önemsediklerini ifade etti.
Türkiye’nin son yıllarda yüksek öğretimde oldukça iyi bir seviyeye ulaştığını dile getiren Özvar, “Türkiye son yıllarda yüksek öğretimde dünya ölçeğinde önemli başarılar elde etmeye başlamış ülkelerden bir tanesi. Bu bakımdan dünyada yüksek öğretime en fazla yatırım yapan ülkelerin başında geliyor. Bu yatırımlarla Cumhurbaşkanı’mız Recep Tayyip Erdoğan’ın iktidarları, hükümetleri döneminde yeni üniversitelerin açılması, altyapının sağlamlaştırılması, araştırma kapasitesinin geliştirilmesi, nitelikli beşeri sermayenin artması gibi pek çok alanda önemli gelişmeler kaydedildi.” diye konuştu.
Özvar, tüm dünyada yüksek öğretime erişmek isteyen genç nüfusta büyük bir artışın olduğuna dikkati çekerek, bununla birlikte üniversitelerin de değişim yaşadığını, toplumun geniş kesimlerine hizmet veren bir kimlik kazandığını vurguladı.
“Türkiye bu uluslararası küresel eğilimi yakalamıştır”
Türkiye’de de üniversitelerin artmasıyla bu küresel eğilimin yakalandığını anlatan Özvar, üniversitelerin kalitesi, akademisyenlerin, öğrencilerin süreci, yatırımların karşılığının alınması gibi tartışmaların Türkiye’de olduğu gibi dünyada da yaşandığını kaydetti.
Çin’in son 30 yılda yüksek öğretim kurumlarını en çok artıran ülkelerin başında geldiğine işaret eden Özvar, “Üniversite öğrenci sayısını da 20 senede 4,5 kat artırıyor. Bu artışın, yatırımın üniversitelere biçilen misyon ve rolle alakalı olduğu söylenebilir. Türkiye de üniversite ve öğrenci sayılarındaki artış ile başarı arasında ilişkiyi muhafaza eden ülkelerden bir tanesidir. Türkiye bu uluslararası küresel eğilimi yakalamıştır.” ifadelerini kullandı.
Özvar, yüksek öğretim alanındaki gelişmelerin ve çalışmaların üniversitelere de yeni misyonlar ile görevler kazandırdığını aktardı.
“Bu topraklarda yabancı düşmanlığı tohumu yeşermez”
Son yıllarda üniversitelerin uluslararası hale geldiğini hatırlatan Özvar, şöyle konuştu:
“Bugün itibarıyla Türk üniversitelerinin bünyesinde bulundurduğu, liderlik, rehberlik yaptığı uluslararası öğrenci sayıları önemli bir düzeye gelmiştir. Bugün dünyanın ilk 10 ülkesi arasında, Avrupa’da ilk 5’tedir. Her ne kadar son zamanlarda bir yabancı düşmanlığı çıkartılmak istense de bu topraklarda yabancı düşmanlığı tohumu yeşermez. Bu topraklar GDO’lu tohumlara yabancıdır. Doğru da bulmayız bunu. Türkiye’nin çıkarlarını doğrudan suikast eden bir yaklaşım olarak buluruz. Bunu asla tartışmayız. Bu dışarıdan beslenen, finanse edilen bir akımdır. Asla sıcak bakmıyoruz. Üniversitelerimizde bu tür şeyler yoktur. Yapanlara da müsamaha gösterilmesini istemiyoruz.”
Özvar, Akdeniz Üniversitesinin akademik üretkenlik, uluslararası yayın ve öğretim üyelerinin ortaya koyduğu eserler bakımından önemli bir sıçrama gerçekleştirdiğinin altını çizdi.
Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan ise üniversite de yürütülen çalışmalara ilişkin bilgi verdi.
Göreve geldiği günden bu yana araştırma üniversitesi olma hedefiyle çalıştıklarını anlatan Özkan, Araştırma Üniversiteleri Aday İzleme Programı’na dahil edilme sevincini yaşadıklarını söyledi.
Toplantının sonunda Özvar, öğretim üyelerinin sorularını yanıtladı.
]]>Fidan, Antalya NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen ve Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu ADF’nin açılışında konuştu.
Devlet adamlarını, kanaat önderlerini, akademisyenleri, iş dünyası liderlerini, basın mensuplarını ve gençleri burada ağırlamaktan memnuniyet duyduklarını belirten Fidan, “Antalya Diplomasi Forumu her meseleyi sahiplenen, insanlığın ortak şuuru ve vicdanına tercüman olmaya çalışan, devletler ve toplumlar arasında dayanışmayı ve diplomasiyi önceleyen, farklı kültürlerin kendi diliyle ve bakış açısıyla sorunlarını konuşabildiği ve farklı kıtaların birbirleriyle görüş alışverişinde bulunabildiği bir zemin oluşturan, kutuplaşmanın yerine kapsayıcılığı, gerilimin yerine sağduyuyu teşvik eden bir platform olmayı hedeflemektedir.” ifadelerini kullandı.
Fidan, ADF misafirleriyle bu hedefleri gerçekleştireceklerine yürekten inandıklarını dile getirdi.
Uluslararası ilişkilerin her geçen gün daha çok boyutlu ve çok paydaşlı bir görünüm arz ettiğini kaydeden Fidan, klasik diplomasinin devletlerarası ilişkilerle sınırlı olup sadece diplomatlar vasıtasıyla yürütüldüğünü vurguladı.
Fidan, bugün de devletlerarası ilişkilerin çok ötesine geçmiş bir diplomasiyle karşı karşıya olduklarına dikkati çekerek yeni aktörlerin, yöntemlerin, platformların ve hatta konuların diplomasiyi dönüştürdüğünü belirtti.
“Diplomasiye duyulan ihtiyaç”
Değişmeyen hususun diplomasiye duyulan ihtiyaç olduğuna işaret eden Fidan, ekonomiden güvenliğe, teknolojiden enerjiye, ulaştırmadan kültüre pek çok alanın diplomasinin asli konusu haline geldiğini söyledi.
Fidan, çok kutuplu bir uluslararası sistemin daha belirgin hale gelirken, kaba kuvvet üzerinden sonuç devşirme pratiklerinin giderek öne çıktığını kaydetti.
Afrika’dan Latin Amerika’ya, Avrupa’dan Asya ve Orta Doğu’ya egemenlik, refah ve güvenlik arayışının uzlaşıyla çözülmesine ihtiyacın daha da arttığını kaydeden Fidan, bu nedenle bu yıl ADF’nin başlığını “Krizler Döneminde Diplomasiyi Öne Çıkarmak” olarak belirlediklerini ve yoğun bir program hazırladıklarını aktardı.
Hakan Fidan, forum süresince bir yandan katılımcı ülkeleri ve uluslararası toplumu yakından ilgilendiren sorunları tartışırken diğer yandan stratejik bir bakış açısıyla daha barışçıl ve müreffeh bir geleceğin imkanlarını ele alacaklarını anlattı.
“Adalet üzerine kurulu olmayan hiçbir düzen kalıcı olamaz”
Mevcut uluslararası düzenin barış, istikrar, adalet ve eşitlik üretmediğine dikkati çeken Fidan, güçlü kurumlara ve ortaklıklara ihtiyaç duyulan bu dönemde uluslararası sistemin giderek zayıfladığının aşikar olduğunu belirtti.
Fidan, her geçen gün adeta “güçlünün haklı olduğunu gösteren” olayların yaşandığı bu uluslararası düzende, adaletsizliklerin her alanda devam ettiğini vurgulayarak “Oysa biliyoruz ki; adalet üzerine kurulu olmayan hiçbir düzen kalıcı olamaz. Elbette, bu kötü gidişatı gören ve küresel adalet için sesini yükselten ilkeli ülkeler de var.” diye konuştu.
Adaletin Türkiye’nin geleneğinde çok özel yeri olan bir mefhum olduğunu kaydeden Bakan Fidan, “Türkiye, sorunların çözümüne her daim yapıcı katkı sağlamakta, krizler ve çatışmalar karşısında ilkeli ve etkin bir tutum sergilemektedir.” dedi.
Fidan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde yıllardır uygulanan dış politikanın yakın coğrafyadan başlamak suretiyle barış, istikrar ve refah kuşağı tesis etmeyi hedeflediğinin altını çizdi.
Bakan Fidan, herkesin uzun zamandır şahit olduğu gibi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bütün samimiyeti ve gayretiyle küresel adaletsizlikleri ortadan kaldıracak, etkin, adil ve kapsayıcı bir uluslararası düzenin kurulması için var gücüyle mücadele ettiğine dikkati çekti.
“Türkiye, coğrafyasındaki sorunların çözümüne öncülük etmektedir”
Fidan, uluslararası sistemdeki krizlerin bir diğer yansımasının da 3. yılına giren Rusya-Ukrayna Savaşı olduğuna işaret ederek şöyle devam etti:
“Savaşın geldiği aşamada, tarafları bir araya getirmenin yollarını ciddi biçimde aramamız gerekiyor. Barış müzakerelerini kolaylaştırmak için her türlü çabayı sergilemeye dün olduğu gibi bugün de hazırız. Aynı zamanda Karadeniz’de seyrüsefer güvenliğini yeniden tesis etmek ve tahıl ticaretinin güvenli şekilde yapılmasını temin etmek amacıyla çalışmalarımızı sürdürmekteyiz.”
Küresel sistemin “hegemonların çıkarlarını öncelemesi nedeniyle” bölgesel sorunları çözmede yetersiz kaldığını vurgulayan Fidan, “Bundan dolayı Türkiye, bölgesel sahiplenme anlayışıyla yeni yöntem, aktör ve platformları sürece dahil ederek coğrafyasındaki sorunların çözümüne öncülük etmektedir.” diye konuştu.
Fidan, uluslararası sistemin, Suriye’deki krize yıllardır çözüm sağlayamadığını belirterek “Ülkemizin bölgesel sahiplenme anlayışıyla başlattığı Astana Süreci, iç savaşın durmasını ve siyasi çözüm arayışlarının tartışılmasını sağlamıştır.” dedi.
Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki anlaşmazlığın çözümünün de bölgesel sahiplenme girişimleriyle sonuca doğru evrildiğini söyleyen Fidan, şöyle devam etti:
“Bölgesel işbirliği ve entegrasyon çabalarımız çerçevesinde öncülük ettiğimiz Türk Devletleri Teşkilatı ile Türk Dünyası’nın kurumsal bir zeminde bir araya gelmesini güçlü bir şekilde destekledik.”
Fidan, bölgesel sahiplenmenin bir boyutunun da enerji ve bağlantısallık projelerinden oluştuğuna işaret ederek “Bu konuda da küresel dayatmalardan ziyade, bölgenin ihtiyaçlarını önceleyen projeleri önemsiyoruz. TANAP, TAP, ‘Hazar Geçişli Doğu-Batı Orta Koridor’ ve ‘Kalkınma Yolu Projesi’ gibi girişimleri destekliyoruz.” dedi.
“Türkiye, Orta Doğu ve Afrika’da terörle mücadele çabalarına desteğini kesintisiz sürdürmektedir”
Terörle mücadelenin de bölgesel dayanışma ve işbirliğini zorunlu kılan başka bir önemli husus olduğunu belirten Fidan, şunları kaydetti:
“Birçok kıtada farklı şekillerde baş gösteren terörizm tehdidi karşısında, ortak bir tavır sergilenemediğini de üzülerek görmekteyiz. Bu şartlar altında terörizmle mücadelede, ortak akılla hareket edilmesi ve bölgesel işbirliği daha da önem kazanmıştır. Türkiye, Orta Doğu ve Afrika’da terörle mücadele çabalarına desteğini kesintisiz sürdürmektedir.”
Fidan, başta Afrika Birliği, İslam İşbirliği Teşkilatı, Arap Birliği, Avrupa Birliği (AB), Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (ASEAN), CELAC, Ekonomik İşbirliği Teşkilatı, Türk Devletleri Teşkilatı olmak üzere bölgesel işbirliği mekanizmalarıyla işbirliği konusuna önem verildiğinin altını çizerek “Yakın coğrafyamızın ötesinde de dostluklarımızı ve işbirliklerimizi güçlendirmenin ve bu amaç doğrultusunda diplomasiden tam anlamıyla istifade etmenin gayreti içerisindeyiz.” diye konuştu.
Türkiye’nin dış politikasında özel bir yere sahip olan Afrika ülkeleriyle ilişkilerin, karşılıklı saygı ve eşit ortaklık anlayışıyla derinleştiğini belirten Fidan, “Afrika’da güvenlikten sağlığa her alanda yoğun işbirliği yürütüyoruz.” dedi.
Fidan, Türkiye’nin, Asya kıtasıyla da binlerce yıllık geçmişe dayalı tarihi, kültürel ve beşeri bağlara sahip olduğunu vurgulayarak “Asya ülkeleriyle ilişkilerimizi, ‘Yeniden Asya Girişimi’ çerçevesinde kapsamlı ve çok boyutlu bir yaklaşımla geliştiriyoruz.” ifadesini kullandı.
“Latin Amerika ve Karayipler Açılım Politikası” kapsamında tesis edilen güçlü zemin temelinde, ülkeler arasındaki bağların her geçen gün daha da pekiştiğine dikkati çeken Fidan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Tüm bu coğrafyalarda iklim değişikliğinden, borç yükünden, gıda güvenliği krizinden ve kalkınmayla ilgili sorunlardan etkilenen dostlarımızın seslerini, çok taraflı platformlarda duyurmaya çaba sarf ediyoruz. Dünyanın farklı köşelerinden forumumuza teşrifiniz, tüm bu gayretlerimizin sonuç verdiğini göstermektedir.”
“Forum, dünyadaki benzerlerinden ayrışmaktadır”
Fidan, ADF’nin, uluslararası ilişkilere getireceği yeni perspektiflere ilaveten, yeni pratiklerin de hayata geçmesine zemin hazırlayacağına inandığını vurgulayarak “Forum, farklılıklara açık olma, kuşatıcı olma ve küresel kriz alanlarına bölgesel çözümler üretme anlayışıyla dünyadaki benzerlerinden ayrışmaktadır.” diye konuştu.
ADF’nin, “aynı notaların farklı enstrümanlarla çalındığı yekpare, tekdüze bir dünya değil, içinde yaşanan gerçekliğin konuşulduğu, farklı yaklaşımların dile getirildiği, farklı tecrübelerin paylaşıldığı, farklı dünya tahayyüllerinin hayırda yarıştığı bir mecra olmaya çalıştığına” dikkati çeken Fidan, şunları kaydetti:
“Bulunduğumuz yerden gördüğümüzü paylaşmaya ve müzakere etmeye çalışan bir forum olmaya çalışıyor. Diplomasi, ancak bu farklılıklar tartışıldıkça gerçek yerini bulacaktır. Bu duygu ve düşüncelerle Sayın Cumhurbaşkanı’mıza (Recep Tayyip Erdoğan), Antalya Diplomasi Forumu’na başından beri verdikleri güçlü destek ve himayeleri için şükranlarımızı arz ediyorum. Antalya Diplomasi Forumu’na büyük emeği geçen Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’na ayrıca teşekkür ediyor, foruma üstün başarılar diliyor ve hepinizi saygıyla selamlıyorum.”
(Bitti)
]]>Hoca Ahmet Yesevi Mahallesi’ndeki Fatma Yüksel İlbasmış Aile Sağlığı Merkezi’nin açılış töreni programına; Kayseri Valisi Gökmen Çiçek, Kocasinan Belediye Başkanı ve Başkan Adayı Ahmet Çolakbayrakdar, Kocasinan Kaymakamı İlhan Abay, Kayseri OSB Başkanı Mehmet Yalçın, Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği Başkanı Şeyhi Odakır, Kayseri İl Sağlık Müdürü Dr. Mehmet Erşan, Erciyes ve İncesu OSB Başkanı, oda başkanları, meclis üyeleri, kamu kurum ve kuruluşların temsilcileri, muhtarlar ve bölge sakinleri katıldı. Programın selamlama konuşmasını yapan Hayırsever Yüksel İlbasmış, “Rahmetli dedem sağlığa çok önem verirdi ve böyle bir hayalı vardı. Bu hayalini gerçekleştiren herkese teşekkür ederim” dedi. Kayserililere her alanda daha güzel hizmetler vermek için yoğun gayret sarf ettiklerini belirten Başkan Çolakbayrakdar ise “Yüksel Amcama Allah’tan rahmet diliyorum. Fatma Teyzeme de evlatlarıyla hayırlı uzun ömürler versin. Kocasinan, Kayseri merkezde en büyük yüz ölçümüne sahip bir ilçedir. Kadim mahalleler ve kırsal mahallerin yer aldığı kimisi imarlı kimisi ise imarsız mahallerimize hizmet ediyoruz. İmarsız mahallerimizi hızlıca çözüme kavuşturup, imarlı hale dönüştürerek, teker teker sosyal donatılarını yerine getiriyoruz. Bu bölgemizde imarlı ve imarsız bölgelerin bulunduğu yerdir. Daha yaşanabilir bir ve daha konforlu bir Kocasinan için durmadan yoğun bir şekilde çalışıyoruz. Burasının planlaması bir yıl sürdü ve arkasından hayırseverimiz aile sağlık merkezini kazandırdı. Özellikle kentsel dönüşümden Kocasinan Akademi’ye kadar birçok yeniliklere imza attık. İlçemize 41 sosyal tesis kazandırdık. Bu kadar büyük projeler yapmamıza rağmen hala çok işimiz var. Şehrin yüzölçümü bakımından 4/3’ünü kaplayan bölge olan Kocasinan, büyük bir coğrafyaya sahiptir. Bu noktada her bir köşesine hizmet ulaştırmak için yeni projelerimizi ve yeni hizmetlerimizi vatandaşlarımızla buluşturma gayreti içerisindeyiz. Allah nasip ederse edindiğimiz tecrübeyle daha fazla nitelikli projeler yapmaya gayret edeceğiz. Borcu olmayan belediye olarak şimdiye kadar olduğu hizmetlerin daha fazlasını yaparak, mahallelerimize yatırımlarla taçlandıracağız. Bu vesileyle hayırseverimize teşekkür ediyoruz. Allah razı olsun” ifadelerini kullandı.
Kayseri Valisi Gökmen Çiçek de Başkan Çolakbayrakdar’ın yapılan projeleri en ince ayrıntısına kadar takip edip, mükemmel işler çıkardığından dolayı teşekkür ederek; “Bir sene gibi kısa sürede buranın muhteşem bir şekilde tamamlanması çok mutlu etti. Allah razı olsun. Ayrıca Kocasinan Belediye Başkanımız imarda buranın hazırlaması için çok meşakkat çekti. Onun için de ayrıca teşekkür ediyorum. Bu mahalle huzurlu bir mahalle. İnşallah doktorlarımız burada şifa dağıtacak. Ahmet Çolakbayrakdar’a bu işlere verdiği önemden dolayı ve en ince ayrıntısına kadar işi takip ettiği için teşekkür ediyorum” diye konuştu.
Konuşmaların ardından protokolün kürsüde dua etmesiyle aile sağlık merkezi açıldı. – KAYSERİ
]]>İmamoğlu, Fenerbahçe Kulübü ziyaretinin ardından Ümraniye’ye geçti. Dudullu Organize Sanayi Yönetimi ile bir araya gelen İmamoğlu’na, CHP milletvekilleri Fethi Açıkel, Ali Gökçek ile CHP Ümraniye Belediye Başkan adayı Aykut Erdoğdu ve CHP Ataşehir Belediye Başkan adayı Onursal Adıgüzel eşlik etti. İmamoğlu ve Erdoğdu, Dudullu’dan Topağacı Mahallesi’ne geçerek, semt pazarında esnaf ve vatandaşlarla bir araya geldi. Vatandaşların yoğun ilgisiyle karşılanan İmamoğlu ve Erdoğdu, yurttaşlardan gelen destek, eleştiri, talep, temenni ve sorunları dinledi. Pazar girişine konumlandırılan AKP mobil seçim standına uğrayan İmamoğlu, başarı dileklerini iletti. Pazarda yoğun ilgiyle karşılanan İmamoğlu, esnaf ve vatandaşlarla samimi sohbetler yapma olanağı buldu.
PAZAR ESNAFINDAN İMAMOĞLU’NA: “GÜZEL BİR JESTTİR İNSANLARLA BULUŞMAK”
İmamoğlu, tezgahına uğradığı bir pazarcının, “Çalışıyorsun. Senden memnun İstanbul halkı. İnşallah, Allah’ın izniyle, bütün desteğimiz seninle” sözleriyle karşılandı. İmamoğlu’nun esnafa yanıtı, “Allah razı olsun. Çok naziksiniz. Ben de layık olacağım ailenize, size” oldu. İmamoğlu, aynı esnafın, “Ben, Ümraniye’de yaşayan bir vatandaş olarak, İsmet Yıldırım’ın (Ümraniye Belediye Başkanı) yüzünü görmüş değilim. Çok teşekkür ederim. İyi yaptın. Güzel bir jesttir insanlarla buluşmak” sözlerine de “Şöyle söyleyeyim. Pazarlarda aldığım öneriler, eleştiriler ya da pazarda duyduğum şeyler, bana belki de en fazla yardımcı olan şeyler. Onun için hem esnaf hem burada yürüyen vatandaşımız… Aha geldi dostumuz. Şimdi onu dinleyeceğim. Vatandaşın yüzde 70’ini burada görüyoruz. Çünkü, gidip de bir ofiste, orada, burada olmuyor. Biz de diyoruz ki; halkın önüne her zaman çıkacak, enerjisi yüksek, benim de dostum Aykut Erdoğdu, Ümraniye’ye başkanlık yapacak. Onun da desteklenmesini istiyoruz” karşılığını verdi.
ESNAFIN KENTSEL DÖNÜŞÜM SORUSUNU YANITLADI: “ONLARIN 20 SENEDE YAPAMADIĞI PLANLAMALARI, BİZ 5 SENEDE YAPTIK”
Aynı esnaf, Ümraniye’deki kentsel dönüşüm sorununu gündeme getirerek, ilçe belediyesinin sorunun kaynağı olarak İBB’den gerekli dosyaların gelmemesini gösterdiğini aktardı. İmamoğlu’nun esnafa yanıtı, “Öyle bir şey yok. Biz İstanbul’da, onların 20 senede yapamadığı planlamaları 5 senede yaptık. 100’ün üstünde noktada planları biz geçirdik bu 5 yılda. Onun için öyle bir şey yok. Ama Ümraniye’nin her mahallesinin farklı sorunu var. Kimi yerde tapu sorunu var, kimi yerde 2B sorunu var, kimi yerde Hazine sorunu var, kimi yer ilçe belediyesinin sorumluluğunda, bizim sorumluluğumuzda olan alanlar var. Her birinin farklı yorumu var. Ama sana öz, net bilgiyi sunabilme şansına sahibiz. Nerede tam sorunu yaşıyorsan, alırız arkadaşlarımla, misafir de ederiz, sana da anlatırız; nasıl çözülecek, kime aittir sorumluluk, sana anlatabiliriz” oldu.
“İMAMOĞLU’NA SARILDI
Genç bir kadın vatandaşın, “Abim” diyerek İmamoğlu’na sarılması, ilginç anların yaşanmasına neden oldu. İmamoğlu, “Ne güzel ‘abim’ dedin” diyerek genç kadına sarıldı. İmamoğlu, kendisine olan sevgisini, “Titriyorum şu anda sevinçten, mutluluktan. Kazanmıştınız bir önceki dönem; lokmalar yaptım, dağıttım yedi kapıya, Samsun Bafra Emelli Köyü’nden ” sözleriyle gösteren vatandaşa, “Ooo… Veli’nin köyünden” diyerek bir kez daha sarıldı. İmamoğlu’nun, “Kazanalım. Hiç korkum yok. Umutluyum” diyen vatandaşa yanıtı, “Kazanacağız tabi oldu. Veli çok çalışsın, Bafra’yı kazansın; ona göre” oldu. Bu sırada İmamoğlu’nun yanına yaklaşan bir vatandaş da duygularını, “Başkanım, sen gidersen İstanbul biter. Seni alnından öpüyorum” sözleriyle dile getirdi. İmamoğlu da “Yok, yok” diyerek vatandaşa sarıldı. Bir başka vatandaş da İmamoğlu’na oy vermek için köye gitmeyi ertelediğini söyledi.
VATANDAŞTAN İMAMOĞLU’NA: “TANSU ÇİLLER’E ÖZEL İMAR ÇIKARAN MURAT KURUM’A OY YOK”
İmamoğlu, “Sen iyi olduktan sonra biz de iyiyiz. Tansu Çiller’e özel imar çıkaran, bu vatandaşın, fakir fukaranın, tüyü bitmemiş yetimin hakkını peşkeş çeken Murat Kurum’a oy yok. 25 yıldır bu ülkeyi yönettiler, kentsel dönüşüm yeni mi akıllarına geldi” diyen başka bir vatandaşa da “Biz, hakkınızı koruyacağız” yanıtını verdi. Bir anda karşısında İmamoğlu’nu gören 3. sınıf öğrencisi Elif isimli kız çocuğunun ilk tepkisi, “Hiiii anne” diye çığlık atmak oldu. Daha sonra İmamoğlu’na sarılan Elif ile İmamoğlu arasında sıcak diyaloglar yaşandı. Pazar ziyaretinin ardından Topağacı Şehit Fatih Mehmet Han Camii’ne geçen İmamoğlu ve Erdoğdu, önce cami derneği yöneticileriyle bir araya geldi, sonra cuma namazlarını aynı ibadethanede kıldı. İmamoğlu ve Erdoğdu, namaz sonrasında da cami çevresinde bulunan esnafa ve Ordu Mesudiye Güvenli Köyü Güzelleştirme ve Yardımlaşma Derneği’ne ziyaretler gerçekleştirdi. Topağacı’ndan Kazım Karabekir Cemevi’ne geçen İmamoğlu ve Erdoğdu, burada Alevi vatandaşlarla buluştu.
]]>Ege Üniversitesi Hastanesi çalışanları, diğer üniversite hastanelerinde görev yapan çalışanların aldığı teşvik ödemesinin beşte birini aldıkları gerekçesiyle duruma tepki gösterdi. Sağlıkçılar adına basın açıklamasını yapan Türk Sağlık Sen İzmir Üniversite Şube Başkanı Osman Ata, “Çalışanlara yapılan bu zulme son vererek ‘hakkı hak edene teslim edin’ diyerek çağrımızı yineliyoruz. Herkes taban ve teşvik ödemelerinin artması konusunda bir mücadele ortaya koymaya çalışırken biz yitip giden teşvik ödememizi kurtarmanın peşindeyiz” dedi.
Ege Üniversitesi Hastanesi’nde örgütlü tüm sendika üyeleri, üniversite çalışanları, diğer üniversite hastanelerinde görev yapan çalışanların aldığı teşvik ödemesinin beşte birini aldıkları gerekçesiyle hak talepleriyle ilgili açıklama yaptı.
Ege Üniversitesi Başhekimlik binası önünde toplanan Türk Sağlık Sen, SES, Hep Sen, Birlik Sağlık Sen, Genel Sağlık İş Sendikası, Genç Sağlık Sen, Hekim Birliği Sendikası üyeleri adına ortak basın açıklamasını yapan Türk Sağlık Sen İzmir Üniversite Şube Başkanı Osman Ata, “Adı teşvik olan fakat idareciler tarafından angaryaya dönüştürülerek zayi edilen hakkımızın peşindeyiz. Mesele çalışanın hakkı ve alacağı ücret olunca cimrilikte sınır tanımayanlar, mevzuatta bir açık bulsalar maaşlarımızı da ödemeyip, çalışma düzenini köle sistemine çevirmek isteyenler, karşılarında hep bizi bulacaklardır” dedi.
“ÜNİVERSİTEMİZ ÇALIŞANLARININ, DİĞER ÜNİVERSİTE HASTANELERİNDE GÖREV YAPAN ÇALIŞANLARIN ALDIĞI TEŞVİK ÖDEMESİNİN 5’TE 1’NE MAHKUM EDİLMESİNE RIZA GÖSTERMEMİZ BEKLENEMEZ”
Ata, şunları söyledi:
“Tüm üniversite hastaneleri benzer ekonomik sıkıntılar yaşarken, Uludağ Üniversitesi özellikli birimler 7 bin 500, klinikler 5 bin 500, poliklinikler 3 bin 500, İstanbul Üniversitesi 4 bin 900, Adnan Menderes Üniversitesi 4 bin 100 almaktadırlar. Üniversitemiz çalışanlarının, diğer üniversite hastanelerinde görev yapan çalışanların aldığı teşvik ödemesinin 5’te 1’ne mahkum edilmesine rıza göstermemiz beklenemez. Ortada böyle bir durum varsa bu tamamen bir kötü niyet ve görevi kötüye kullanmadır. Mahkemelerde hesap sorulacak bir hukuki duruma dönüşmektedir.
“ÇALIŞANLARA YAPILAN BU ZULME SON VEREREK HAKKI HAK EDENE TESLİM EDİN”
Sıkıntı ve sorunları çalışanın sırtına yükleyip, kendileri keyif çatanlar aklını başına alsın. Harakiri yapın demiyoruz ama az insaf edin, şapkanızı önünüze koyun, kaldıysa biraz vicdanınızın sesini dinleyin diyoruz. Çalışanlara yapılan bu zulme son vererek hakkı hak edene teslim edin diyerek çağrımızı yineliyoruz. Herkes taban ve teşvik ödemelerinin artması konusunda bir mücadele ortaya koymaya çalışırken biz yitip giden teşvik ödememizi kurtarmanın peşindeyiz. Bu durum bile meselenin nasıl vahim bir hal aldığını anlatmaya yeterlidir.
“İDARECİLER ‘HASTANENE BATTI YAPACAĞIMIZ BİR ŞEY YOK’ DİYORLARSA KAPATSINLAR KEPENGİ”
Eğer idareciler ‘hastanene battı yapacağımız bir şey yok’ diyorlarsa kapatsınlar kepengi. Burası 3. basamak, köklü bir üniversite hastanesi diyorsanız. O zaman çalışanı mağdur etmeyin hakkını teslim edin. Ekonomik şartların ve enflasyonun çalışanın belini büktüğü bir dönemde bu yapılanlar tabiri caizse işkenceden farksızdır.
HAKKIMIZ BİZE TESLİM EDİLENE KADAR MÜCADELEMİZİ SÜRDÜRECEĞİZ
Teşvik ödemesini ev ekonomisine katarak geçinmeye çalışan her çalışanın yaşadığı sıkıntının vebali sizin üzerinizdedir. Çocuğuna harçlık veremeyen, pazar parasını denkleştirmeyen, her çalışanın günahına girmektesiniz. Kul hakkı yemektesiniz. Bunun hesabını iki cihanda da veremeyeceksiniz. Çalışanların temsilcileri sendikalar olarak bir kez daha kararlılıkla vurguluyoruz. Bu teşvik ödemelerindeki eksiklikler iade edilene, hakkımız bize teslim edilene kadar mücadelemizi sürdüreceğiz.”
]]>
Levent’teki bir otelde düzenlenen “Büyükşehir Belediyesi Yönetimi ve Proje Sunumu”nda konuşan Hacıgüzeller, İstanbul’u belirledikleri 10 ilke altında yöneteceklerini, akıl, adalet ve ahlak temelli, bilimsel bir yönetim anlayışını benimseyeceklerini söyledi.
Hacıgüzeller, kentin en büyük sorununun deprem olduğuna dikkati çekerek, “Bu sorun sadece İstanbul’un değil, Türkiye’nin de beka sorununu yaratabilecek derecede tehlikeli bir sorundur. ‘Deprem 1 sene sonra olacak, 2 sene sonra olacak.’ diyemeyiz. Deprem her an olabilir. Dolayısıyla İstanbul’un 1 Nisan’dan itibaren depreme hazırlıklı olması gerekiyor.” diye konuştu.
Kahramanmaraş merkezli depremlerde yaşanan çok ağır tecrübelerden ders alınması gerektiğini kaydeden Hacıgüzeller, şöyle devam etti:
“Hedefimiz deprem sonrası 1 saat içinde deprem alanına ulaşmak. İstanbul’un 964 mahallesinde nüfus yoğunluğuna göre yaptığımız hesaplamalarda 1953 tane dokuzar, onar kişilik deprem ekipleri kuracağız. Bu ekipler örümcek ağı modeliyle çalışacaklar, birbirleriyle haberdar olacaklar. Bu 1953 ekipte toplam 17 bin 577 kişi olacak. Bu arkadaşlarımızın yarısını İBB kadrolarından ihdas edeceğiz, kalan 8 bin 800 kişi de yeni istihdam olacak. Bu kişiler deprem öncesi hazırlık yapacak, deprem anı ve deprem sonrasında da 1 saat içerisinde ulaşılamayan deprem alanı kalmayacak.”
Mahallelere lojistik amaçlı “mavi kulübeler” kurulacak
Hacıgüzeller, her mahalleye “mavi kulübeler” adını verdikleri lojistik kulübeler yapacaklarını, bunların içinde sağlık ekipmanı, balyozlar, demir makasları, halatlar ve jeneratörler gibi deprem anında hemen müdahale için malzemelerin bulunacağını dile getirdi.
Kentsel dönüşümün KİPTAŞ üzerinden devam edeceğini vurgulayan Hacıgüzeller, “Engelli ve şehit aileleri ile 0-6 yaşında çocuğu olan, yaşlı ve hasta bakımı yapan ailelerin dönüşüm maliyetlerini İBB karşılayacak. Bütçeden kentsel dönüşüm yardımlarıyla birlikte toplam 11,5 milyar liralık bir kaynak ayıracağız.” ifadelerini kullandı.
Hacıgüzeller, klasik belediyecilik anlayışının artık büyükşehirlere yetmediğini, bu kapsamda İstanbul genelinde sebze, meyve ve hayvancılık alanında üretilen tüm ürünlere alım garantisi vereceklerini, bunları maliyetine halkla buluşturacaklarını ve kendi bahçesinde üretim yapan İstanbulluları ekonomiye kazandıracaklarını söyledi.
“İstanbul’da ulaşım sorununu deniz yoluyla çözeceğiz”
İstanbul’da çok ağır bir trafik sorunu olduğundan bahseden Hacıgüzeller, mevcut projelerin kentin sorunlarına çözüm üretemediğini belirtti.
Hacıgüzeller, kentin 400 kilometrelik bir sahil şeridi olduğunu aktararak, şunları kaydetti:
“Bu sahil şeridinden kara tarafına doğru 2 kilometrelik bir alan düşünün. 800 kilometrekarelik alanda İstanbul nüfusunun yüzde 30’u yaşıyor. Bu insanlar ulaşımları için İstanbul’un kara bölgelerine, orta noktalarına gidiyorlar ve sıkışıklığı bunlar yaratıyor. Bir metro hattının maliyeti 1 kilometrede ortalama 45-55 milyon dolar arasında değişiyor. Bir taraftan raylı sistem yapılsın ama bir taraftan da bir hat döşemenize gerek yok, deniz yolu var. 71 tane, ufak teknelerin yanaşabileceği limanlar üzerinden, küçük dalgakıranlarla bu ulaşımı sağlayabiliriz. İstanbul’un ulaşım sorununu nüfusun yüzde 30’unun deniz yoluna ulaşabileceği kısa hatlarla çözeceğiz.”
Programa, Memleket Partisi İstanbul İl Başkanı Doğanay Köse, kentin 31 ilçesinde ilan edilen belediye başkan adayları da katıldı.
]]>Ataşehir’de bir otelde gerçekleştirilen imza töreninde konuşan İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Bilal Erdoğan, öğretmenlerin eğitimin yüzde 70’ini oluşturduğunu, sınıfların, materyallerin ve diğer imkanların ise ancak yüzde 30’u teşkil ettiğini söyledi.
Erdoğan, Anadolu’da yaptıkları eğitime destek platformu toplantılarında, zaman zaman öğretmenlerle ilgili memnuniyetsizliklerin kendilerine sunulduğunu belirterek şöyle konuştu:
“Her zaman şunu söylüyorum; bizim 1 milyon 100 bin öğretmenimiz var. ‘Bir yerde 1 milyon 100 bin iyi öğretmen var. Biz onları getirsek bu iş çözülecek.’ Böyle bir dünya yok. Biz öğretmenlerimizi öncelikle değerli hissettirmek zorundayız. STK’ler, veliler, kamuoyu olarak eğitimcilerimize kıymet veren bir toplum olursak, o zaman eğitimin sonuçlarında en hızlı iyileşmeleri sağlama imkanına kavuşuruz. Ama Türkiye’de eğitim dendiği zaman hala sistem, müfredat, özlük hakları, gösterge, bunlar konuşuluyorsa, eğitim denince ‘atanamayan öğretmen’ diye bir şey anlaşılıyorsa o zaman bizim eğitim sonuçlarını geliştirme imkanımız olmaz.”
“Öğretmen kendini geliştirme motivasyonunu kazanırsa, sınıftaki performansı artacaktır”
Erdoğan, vakıf olarak son yıllarda öğretmenlere yönelik nasıl faaliyetler yapabileceklerini düşündüklerini anlattı.
Bu kapsamda özellikle vakıf merkezinin çevresindeki okul müdürleriyle bir araya gelerek, onlara “Öğretmenlerimize ne tür eğitimler açarsak gönüllülük esasıyla gelirler?” diye sorduklarını ifade eden Erdoğan, “Biz İlim Yayma Vakfı olarak öğretmenlerimizin severek, isteyerek geleceği programları açmak istiyoruz.” dedi.
Bu sene bir programa başladıklarını kaydeden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bunları tecrübeyle geliştirmek, yeni modüller eklemek istiyoruz. Bu anlamda şu anda Vefa’da bir yerimiz var. Üniversitemiz Halkalı’da, onun imkanlarını seferber edebiliriz. Anadolu Yakası’nda küçük bir yerimiz daha olması önümüzdeki aylarda söz konusu. Dolayısıyla öğretmenlerimizin hem erişebileceği hem isteyerek geleceği programlar açmak istiyoruz. Bu protokol inşallah bunun bir başlangıcı olur. Vakıf olarak, gerçekten idealist ve hala talebe olduğunun farkında olan öğretmenlerimizin yanında olmak istiyoruz. Böyle olan öğretmenlerimizin sayısının da artmasını arzu ediyoruz.”
Erdoğan, moral, motivasyon ve değerli hissettirme çalışmalarının özellikle gerekli olduğunu düşündüğüne işaret ederek, “Vereceğimiz eğitimler bana kalırsa pedagojik formasyon, sınıf yönetimi olmamalı. Öğretmen arkadaşımız kendini ne alanda geliştirmek istiyorsa, enstrüman öğrenmek isteyen enstrüman, dil öğrenmek isteyene dil… Bunun sunulması gerektiğini düşünüyorum. Öğretmen arkadaşımız kendini geliştirme motivasyonunu kazanırsa, eminim sınıftaki performansı çok fazla artacaktır.” değerlendirmesinde bulundu.
“Eğitimde başarının birinci şartı motivasyon ve isteklilik”
İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Cevat Acar da eğitimin bir ülkenin en önemli konularından biri olduğunu vurguladı.
Prof. Dr. Acar, artık “hayat boyu eğitim” kavramının bir zaruret haline geldiğine dikkati çekerek, eğitimde başarının birinci şartının motivasyon ve isteklilik olduğunu ifade etti.
Sabahattin Zaim Üniversitesinin imkanları, İlim Yayma Vakfı ve İl Milli Eğitim Müdürlüğünün işbirliğiyle hayata geçirilen projeyi memnuniyetle karşıladığını söyleyen Acar, “Elimizden gelen bu ve bunun dışındaki lisansüstü programlar ve benzeri diğer programlar için her zaman imkanlarımız ölçüsünde eğitim dünyamızın hizmetinde olduğumuzu ifade ediyorum.” diye konuştu.
“Öğretmen eğitiminin niteliğinin geliştirilmesi işimizin en başına koyduğumuz mesele”
İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü Murat Mücahit Yentür ise var olmanın değişmek, değişmenin olgunlaşmak, olgunlaşmanın ise sürekli kendini yenilemek olduğunu dile getirdi.
Bu yenilenmeye yakışacak en önemli kavramın da öğretmenlik mesleğine ait olduğunun altını çizen Yentür, “bilgi”, “değişim”, “davranış” ve “sevgi” kavramlarının öğretmenlik mesleğinin en temel olguları olduğunu ifade etti.
Yentür, kendilerine düşen görevin, sahanın ihtiyaç analizini yaparak yerinde, kaliteli, etkin, verimli program ve organizasyonlar yapmak olduğunu belirterek, “Öğretmen eğitiminin niteliğinin geliştirilmesi işimizin en başına koyduğumuz mesele.” ifadesini kullandı.
Meslektaşlarına inandıklarını ve güvendiklerini vurgulayan Yentür, onlarla Türkiye Yüzyılı’nı hep beraber inşa edeceklerini kaydetti.
Eğitim programının ilk dersi verildi
Öğretmen ve okul yöneticilerinin mesleki gelişimlerini desteklemek amacıyla hayata geçirilen “İlim Yayma Öğretmen Gelişim Sertifika Eğitim Programı”nın ilk dersi, eski Milli Eğitim Bakanı Prof. Dr. Nabi Avcı tarafından verildi.
Dersin ardından İl Milli Eğitim Müdürü Yentür, İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Rektörü Acar ve İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Erdoğan, işbirliği protokolünü imzaladı.
]]>Depremlerde ağır hasar alan ve restorasyonu devam eden tarihi meclis binasının çalışma alanında incelemelerde bulunan Masatlı, AA muhabirine, Hatay’ın depremlerin yıkıcı etkisinin en fazla hissedildiği şehir olduğunu söyledi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğiyle depremin ilk dakikalarından bu yana her alanda olduğu gibi, tarihi eserlerin de yeniden ihyası ve inşası kapsamında çalışmalara aralıksız devam edildiğini belirten Masatlı, şöyle devam etti:
“Çalışmalarımız 4 farklı alanda devam etmektedir. Bunlardan birincisi İl Kültür ve Turizm Bakanlığımız koordinesinde yürüttüğümüz çalışmalardır. Bu kapsamda, Hatay Şehir Müzesi, Hatay Edebiyat Müze Kütüphanesi, St. Pierre Anıt Müzesi, Kırıkhan Nuriye Civelek Çocuk Kütüphanesi onarım ve restorasyon çalışmaları için proje ihaleleri yapılarak çalışmalara başlanmış, St. Pierre Anıt Müzesi restorasyonu tamamlanarak hizmete açılmıştır. Hatay Şehir Müzesi restorasyonu devam etmektedir, diğer yapıların ise proje çalışmaları sürüyor.”
Depremden zarar gören tescilli taşınmazlara yönelik, bugüne kadar 4 defa hibe programı dönemi açıldığını ve 409 başvurunun alındığını ifade eden Masatlı, 167 mülk sahibiyle proje, 3 mülk sahibiyle de uygulama sözleşmesi yapıldığını, tescilli taşınmazlara yönelik 239 projenin de değerlendirilmesinin devam ettiğini anlattı.
Vali Masatlı, kültür molozlarının Kültür Enkazı Döküm Sahası ve Ayrıştırma Merkezi’ne taşındığını, enkaz ayrıştırmadan çıkan 550 eserin de koruma altına alındığını söyledi. Bugüne kadar 257 tescilli yapının enkazının da kaldırıldığını aktaran Masatlı, Vakıflar Bölge Müdürlüğü koordinesinde gerçekleştirilen yeniden ihya ve inşa çalışmalarının da sürdüğünü dile getirdi.
Valilik bünyesindeki Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığınca yürütülen çalışmalara da değinen Masatlı, Valilik binası ve konutu ile Reyhanlı Müderris Konağı, Tabiat Şifahanesi-Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Müzesi gibi tarihi yerlerde de ihya ve inşa faaliyetlerinin devam ettiğini belirtti.
Tarihi meclis binası ve bitişindeki konaktaki çalışmalar
Masatlı, protokoller çerçevesinde gerçekleşen ve bu kapsamda Doğuş Grubu tarafından finanse edilen Hatay Meclis Binası ve Adalı Konağı’ndaki çalışmaları anlatarak, “Hatay meclis binamızda, ayrıştırma işlemleri tamamlanmıştır. Rölöve, rekonstrüksiyon (yeniden yapım) projeleri koruma kurulu tarafından onaylanmıştır. Şu an itibarıyla tüm alanda yaklaşık 197 fore kazık işlemi yapılacak. Bunlardan şu an itibarıyla 65’i tamamlanmış durumdadır.” dedi.
Adalı Konağı’nda da ayrıştırma işlemlerinin bittiğini, zemin iyileştirme çalışmalarının devam ettiğini dile getiren Masatlı, her iki tarihi yapının da 2025’in sonlarına doğru tamamlanmasını öngördüklerini söyledi.
Uzun Çarşı ve Kurtuluş Caddesi’ndeki çalışmalar
Tarihi Uzun Çarşı ve dünyanın ilk ışıklandırılan caddesi olarak bilinen Kurtuluş Caddesi’nde de çalışmalar yapıldığını vurgulayan Masatlı, şöyle devam etti:
“Tarihi Uzun Çarşı’mızda, şu an için 654 dükkanın yeniden, eskisinden daha güçlü ve modern yapımı için çalışmalarımıza başladık. 6 etap şeklinde inşa edilecek, çarşımızın yenilenmesi projemizdeki çalışmalarda yapılan her şey çok kıymetlidir. İlaveten Kemal Paşa Caddesi tarafında yer alan dükkanlarımızın da yeniden yapım çalışmalarına başlandı. İkinci olarak tarihin aydınlatılan ilk caddesi olması sebebiyle ülkemizin ve dünyanın önemli yapılarından Kurtuluş Caddemizde de çalışmalarımız devam etmektedir. Kurtuluş Cadde’mizde yer alan 56 tescilli yapının aslına sadık kalınarak yeniden ihya ve inşa edilmesi yönünde proje çalışmalarına başlanılmıştır. 6 yapımızın da koruma kurul onayı çıkmıştır.”
Masatlı, Anadolu’nun en eski yerleşim yerlerinden Hatay’ı gelecek nesillere eskisinden daha güçlü şekilde miras bırakmak için sahada çalışmalarını aralıksız sürdürdüklerini kaydetti.
]]>Üstel, Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu ve Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu (ADF) 2024’te AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.
Antalya Diplomasi Forumu’nda, KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu ve uzman bir heyetle bulunduklarını kaydeden Üstel, forumun “her geçen gün dünyada adından daha fazla söz ettirmeyi” başardığını vurguladı.
Üstel, ADF’nin dünya genelinde barış, güvenlik ve işbirliğini güçlendirmek amacıyla liderlerin ve uzmanların önemli bir buluşma noktası haline dönüştüğünü ve bunun kendilerini mutlu ettiğini belirterek, “Bu forum, aynı zamanda Türkiye’nin dünya siyaseti üzerinde her gün artan gücünün ve etkisinin de açık göstergesi olarak karşımızda duruyor.” diye konuştu.
Dünyanın “giderek daha karmaşık” hale geldiğini ve zorlukların tek boyutlu olarak kalmadığını söyleyen Başbakan Üstel, “Bu nedenle, küresel barış ve istikrarı sağlama konusunda artık ortak hareket etmeli, çabalarımızı bir araya getirerek koordine etmeliyiz. ADF’nin bu yılki konusu ‘Krizler döneminde diplomasiyi öne çıkarmak.’ işte tam da bu öneme atıfta bulunuyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Üstel, ADF’de farklı ülke ve disiplinlerden gelen uzmanların bir araya getirildiğini aktararak, forumun, ana başlığına uygun bir anlayışın geliştirilmesi ve ortak çözümler bulması için dünyaya önemli fırsat sunduğunun altını çizdi.
ADF’nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın himayesinde, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın liderliği ve vizyonuyla şekillendiğine dikkati çeken Üstel, “Bu foruma davet almak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin görünürlüğünün artırılması, sürekli şekilde engellemelere maruz bırakılan uluslararası temas eksikliklerinin giderilmesi ve haklı davamızın dünyaya duyurulması adına da son derece önemlidir.” ifadelerini kullandı.
Üstel, kendilerinin de “bu misyonla” burada olduğuna işaret ederek, “Sesimizi duyurabileceğimiz, gerek siyasi, gerek medya, hangi seviyeden olursa olsun herkese derdimizi, sıkıntılarımızı ve halkımızın uluslararası camiadan beklentilerini aktarmak için buradayız.” dedi.
“Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin dünyadan gördüğü ambargoları anlatma fırsatı bulacağız”
Böyle bir forumda bulunmaktan büyük mutluluk duyduklarını kaydeden Üstel, KKTC olarak uluslararası temas konusunda büyük zorluklar yaşadıklarını belirtti.
Öte yandan Üstel, “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin dünyadan yaşadığı izolasyonları, dünyadan gördüğü ambargoları anlatma fırsatı bulacağız. Onun için, bizim için önemi büyüktür.” şeklinde konuştu.
Üstel, bu fırsat nedeniyle Cumhurbaşkanı Erdoğan’a teşekkür etti.
KKTC’nin bağımsızlığından bu yana bu ülkenin dünyadaki hak ettiği yere gelmesi için Türkiye Cumhuriyeti ile canla başla çalıştıklarını vurgulayan Üstel, “Dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti ile bizim ilişkilerimiz kardeşten öteye bir ilişkiye dayanır ve bu ilişkiler neticesinde de dünyada ne kadar sıkıntılar olursa olsun Türkiye Cumhuriyeti ile biz bu sıkıntıların önünü açıyoruz.” dedi.
Üstel, “Bizim ana vatanımız Türkiye Cumhuriyeti ile ilişkilerimiz en üst seviyededir ve en üst seviyede de devam edecektir.” diye konuştu.
“Doğu Akdeniz’in güvenli hale gelmesi küresel bir meseledir”
Yaşadıkları coğrafyanın “barışa hasret duyan, ateşler içinde yanmaya devam eden” bir coğrafya olduğunu aktaran Üstel, “Doğu Akdeniz’in güvenli hale gelmesi, sadece Doğu Akdeniz’e kıyısı olanları ilgilendiren bir mesele değil, küresel bir meseledir.” diye konuştu.
Başbakan Üstel, Doğu Akdeniz’in güvenliği konusuna ilişkin, “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Türkiye önemli bir jeopolitik güce sahiptir. Bu gücü küresel barışa hizmet için kullanmaya da hazırız.” değerlendirmesinde bulundu.
“İki devlete dayalı çözümün Doğu Akdeniz jeopolitiğine yapacağı katkıları ortaya koyacağız”
Yapacakları tüm görüşmelerde muhatapları ile bölgesel işbirliği fırsatları ve küresel barışın ele alınacağını vurgulayan Üstel, şöyle devam etti:
“60 yıldır devam eden Kıbrıs sorununa ilişkin, adil, kalıcı ve iki devlete dayalı çözümün Doğu Akdeniz jeopolitiğine yapacağı katkıları ortaya koyacağız. Halkımıza uygulanan haksız ambargoların ve insan hakları ile bağdaşmayan uygulamaların kaldırılmasına yönelik girişimlerimizi sürdüreceğiz.”
Üstel ayrıca forumda sürdürülebilir kalkınma, iklim değişikliği ve diğer küresel sorunlarla mücadele konularında uluslararası uzmanların ortaya koyacağı görüş ve önerileri dinleme şanslarının olacağını kaydetti.
Bu hedeflere ulaşmak için tek bir ülkenin veya kuruluşun çabasının yeterli olmadığını bildiren Başbakan Üstel, ADF’nin dünya barışına ve istikrarına katkıda bulunmasını diledi.
]]>???????Şukri, 3. Antalya Diplomasi Forumu’nda (ADF) AA muhabirinin sorularını yanıtladı.
Bakan Şukri, son dönemde Mısır ve Türkiye arasındaki iyi ilişkiler ve işbirliğinin önemine işaret ederek Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Mısır ziyareti ve Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Es-Sisi ile görüşmesinin her iki ülke açısından yeni bir dönemin başlangıcı olduğunu söyledi.
Son dönemde iki ülkenin, halklarının çıkarına olan verimli ikili ilişkilere girme iradesini göstermesinin, Mısır ve Türkiye ilişkileri açısından yeni bir dönemin başlangıcı olduğunu vurgulayan Şukri, “İki halk arasındaki uzun tarihi bağ, siyasi, ekonomik ve kültürel alanlarda daha üst düzeyli bir koordinasyon ve işbirliğinin gerekliliğini haklı çıkarıyor.” diye konuştu.
Şukri, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ziyaretinin söz konusu işbirliği ve koordinasyon için önemli bir fırsat olduğunu dile getirerek her iki cumhurbaşkanının da bakanlarına ortak çıkarlar çerçevesinde bölgenin istikrar ve güvenliği için daha etkili bir şekilde çalışmaları konusunda talimat verdiğini hatırlattı.
Türkiye ve Mısır’ın, daha verimli bir ilişkinin başlamasıyla bölgedeki zorlukların üstesinden el birliğiyle gelebileceklerini umduğunu aktaran Şukri, “İşbirliği alanları bulacağımızı ve çıkarlarımızla ilgili kurabileceğimiz verimli diyalogun daha iyi koşullar oluşturmak için bir fırsat olacağını umuyoruz.” ifadelerini kullandı.
“Filistin davasının tasfiyesi, uluslararası hukukun ihlalidir”
Gazze’deki en önemli sorunlardan birinin, “uluslararası hukuka aykırı” olarak Filistinlilerin yerlerinden edilme meselesi olduğuna dikkati çeken Şukri, “Filistin davasını tasfiye etmek veya Filistin topraklarını boşaltmak amacıyla sakinlerinin Mısır veya Ürdün gibi ülkelere gönderilmesi planları ve çalışmaları, kabul edilemez ve uluslararası hukukun ihlalidir.” dedi.
Şukri, Gazze’deki trajik durumun sona ermesi ve acil bir ateşkesin sağlanması için Türkiye dahil Arap ve Müslüman ülkelerle gayret gösterdiklerini belirterek Gazze’deki Filistinlilerin ihtiyaçlarının karşılanması için gerekli insani yardımın sağlanması ve esirlerin serbest bırakılması amacıyla da çalışma yürüttüklerini kaydetti.
Başta Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) daimi üyeleri olmak üzere, birçok uluslararası ortakla iletişim halinde olduklarını aktaran Şukri, “21. yüzyılda benzeri görülmemiş ve 20 binin üzerinde kadın ve çocuğun hayatını kaybettiği bu yıkıcı savaşın bitmesi ve Filistinli kardeşlerimizi bundan kurtarmak için mümkün olan her şeyi yapmaya devam edeceğiz.” ifadesini kullandı.
“Herkes, ramazandan önce ateşkesin gerekliliğine inanıyor”
İsrail’in Refah’ta herhangi bir askeri faaliyette bulunmaması gerektiği konusunda uluslararası alanda fikir birliği olduğunu belirten Şukri, “Şu anda yaklaşık 1,4 milyon insanın toplandığı bölgede herhangi bir askeri saldırının şüphesiz ki, şimdiye kadar gördüğümüzden çok daha büyük çapta insani duruma, can kaybına yol açacaktır.” değerlendirmesini yaptı.
Şukri, sivillerin güvenliğini sağlayarak İsrail’in askeri operasyon yapmasına imkan verecek bir plandan bahsetmenin uygun olmadığını söyledi.
Bakan Şukri, ayrıca, ramazan ayında Filistinlilere karşı askeri faaliyetin durması gerektiğine dair değerlendirmelerde bulundu.
“Herkesin, Filistinlilerin güvenliği açısından ve aynı zamanda dini mahiyeti nedeniyle ramazandan önce ateşkese varılmasının gerekli olduğuna inandığını düşünüyorum.” diyen Şukri, ramazan ayında devam edecek askeri hareketliliğin devam etmesinin yalnızca Gazze ve Batı Şeria’daki siviller üzerinde değil, aynı zamanda Arap ve Müslüman dünyasında da gergin bir ortama neden olacağını söyledi.
Şukri, ateşkesin derhal ilan edilmesi yönünde çağrıda bulunduklarını hatırlatarak “Bunun üzerinde çalışıyoruz, her türlü çabayı göstermeye devam edeceğiz. Tehlikeler ve düşmanlıkların sona erdirilmesi ihtiyacı konusunda gerekli esnekliğin ve anlayışın olacağını ümit ediyoruz.” dedi.
İnsani yardım hacminin artırılabilmesi ve yerinden etme tehditlerinin ortadan kaldırılabilmesi için çabalara işaret eden Şukri, öncelikli olarak Filistinlilerin hayatlarının kurtarılması gerektiğini söyledi.
Şukri, müzakerelerin devam etiğini belirterek “Düşmanlıkların sona erdirilmesi hedefine ulaşana kadar tarafların müzakerelere devam etmelerini her zaman teşvik edeceğiz.” diye konuştu.
Düşmanlıkların kalıcı olarak sona ermesi halinde durumun nasıl görüneceğine dair spekülasyon yapmak için henüz erken olduğunu düşündüğünü sözlerine ekleyen Bakan Şukri, “Ancak Gazze halkını temsilci olarak yeniden devreye sokmak ve toplumsal normalleşme için gerekli hizmetleri ve yönetim meselelerini tesis etmek kesinlikle Filistin Yönetiminin sorumluluğundadır.” ifadelerini kullandı.
“Sudan’da ateşkes için her türlü çabayı göstereceğiz”
Bakan Şukri, Sudan’da devam eden krize ve Mısır’ın kalıcı ateşkese dair girişimlerine ilişkin de değerlendirmelerde bulundu.
Ülkedeki askeri ya da sivil bileşeniyle ilgili tüm taraflarla temas halinde olduklarının altını çizen Şukri, Cumhurbaşkanı Sisi’nin Sudan’a komşu ülkelerle birlikte girişim başlattığını hatırlattı.
Şukri, söz konusu girişim kapsamında bakanlar düzeyinde bir araya gelip ateşkes, insani yardım ve siyasi diyalogu ihtiva eden yol haritası geliştirme çabalarının olduğuna değinerek “Mısır, Sudan’daki kardeşlerimizin sivil unsurları arasında çeşitli siyasi diyalog görüşmelerine ev sahipliği yaptı. Ateşkesin sağlanması ve Sudan halkının acılarının dindirilmesi için Sudanlı kardeşlerimiz ve Sudan’a komşu ülkelerle işbirliği içinde her türlü çabayı göstermeye devam edeceğiz.” değerlendirmesinde bulundu.
Aden Körfezi’ndeki gerilim
İsrail’in Gazze’ye saldırılarının ardından Aden Körfezi’nde artan gerilimin düşürülmesine ilişkin konuşan Şukri, “Bütün ülkelerden seyrüsefer özgürlüğüne saygı duymalarını, uluslararası ekonomiye zarar verebilecek eylemlerden kaçınmalarını beklediğimizi çok açık biçimde ifade ettik.” dedi.
Şukri, bölgedeki tansiyonun, Süveyş Kanalı’nın kullanımını olumsuz etkilediğini ve dolayısıyla Mısır açısından ekonomik sonuçlar doğurduğuna işaret ederek, “Seyrüsefer özgürlüğünü ihlal eden her türlü eylemden vazgeçilmesinin önemli ve hayati olduğuna inanıyoruz.” diye konuştu.
]]>İstanbul Okmeydanı’nda bir yakınının cenaze törenine katılmak için gittiği cemevinin avlusunda, polisin silahından çıkan kurşunla yaşamını yitiren Uğur Kurt’un ölümüne ilişkin dava yeniden görüldü. Yeniden yargılanan S. K. isimli polis memuru, 2 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. Uğur Kurt’un eşi Narin Kurt, “Bir önceki mahkeme heyetine verdiği karardan ötürü kınamıştım. Yine kınıyorum. Bugün görülen davadaki hakim ve heyeti yine kınıyorum. Tekrar bu davayı devam ettireceğim. Asla bu sonucu kabul etmiyorum. Gerçekten vicdanlı ve adalete, hukuka göre hareket eden hakimlere denk gelmeden de bu davayı bırakmayacağım” dedi.
2014 yılında cemevi avlusunda polisin silahından çıkan kurşunla yaşamını yitiren Uğur Kurt’un ölümüne ilişkin dava, Anayasa Mahkemesi’nin “hak ihlali” kararının ardından yeniden görüldü.
İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya, daha önce 12 bin 100 lira para cezasına çarptırılan polis S. K., Ses ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katılırken, maktul Uğur Kurt’un eşi Narin Kurt ve taraf avukatları geldiler. Duruşmayı CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik de takip etti.
“ADALET İSTİYORUM”: Duruşmada söz verilen Uğur Kurt’un eşi Narin Kurt, “Öncelikle suçsuz bir insana polisin silahı ile rastgele ateş ederek, eşim Uğur Kurt’un ölümüne sebep olduğu için, Uğur Kurt için adalet istiyorum. Oğlunun acısına dayamayarak kanser olan ve hayatını kaybeden kayınvalidem ve kayınpederim için adalet istiyorum. Babasını bir daha göremeyecek olan oğlum ve ben kendim için adalet istiyorum. Sokaktaki insanların can güvenliği için adalet istiyorum” dedi.
“AMİRLERİNİN ‘SIKMA’ UYARISINA RAĞMEN ATEŞ ETTİ”: Kurt ailesinin avukatlarından Turgut Kazan, sanık polis memurunun olayın meydana geldiği tarihte deneyimli, terörle mücadele şube müdürlüğünde görev yapan, polis memuru olduğuna dikkat çekerek, bulunduğu yerden cemevindeki kalabalığı görebildiğini, amirlerinin “sıkma” diye uyarmasına rağmen ateş ettiğini söyledi. Avukat Turgut Kazan, sanık polis memurunun kullanmaması gerektiği şekilde silahını kullanarak ölüme sebebiyet verdiğini, böyle bir dikkatsizliğin ve özensizliğin kabulü mümkün olmadığını belirtti.
“KALABALIĞI GÖRÜYOR”: Kurt ailesinin avukatlarından Aslı Kazan ise “Yaşam hakkı ihlal edilen Uğur Kurt, 30 yaşında bir insandı. 2 yaşında bir çocuğun babasıydı. Bugün o çocuk babasını hiç tanımadan 12 yaşına geldi. O sokak dar bir sokak. Sanık, sokağın tepesinde durmuş, kaçmakta olan bir hedefe silahını doğrultmuş. 5 yıllık polis, 3 aydır orada görev yapıyor. Cemevinin nerede olduğunu biliyor. Orada 30 kişilik kalabalık var görüyor. Uğur’un vurulduğunu görüyor, çünkü, ‘adam vuruldu’ diyor. Sonrasında Kağıthane Emniyet Müdürlüğü’nde görevli babası olduğunu sonradan öğrendiğimiz kişi ile kamera görüntülerini inceliyor. Delilleri karartmaya çalışıyor” diye konuştu.
“TAKDİR MAHKEMENİN”: Son savunması ve son sözü sorulan polis memuru S.K., “Takdiri mahkemeye bırakıyorum. Başka da bir şey söylemek istemiyorum” dedi.
“ÖDEDİĞİMİZ PARA CEZASININ İADE EDİLMESİNİ TALEP EDİYORUZ”: Polis memuru Sezgin K.’nın avukatı Tolga Yurdakul ise şunları söyledi:
“Benim müvekkilim de orada olmak istemezdi. Bu olayda, ani bir olay gerçekleşiyor ve araçtan yanarak iniyorlar. Bundan kimse bahsetmiyor. Atılan molotof araçtan içeri giriyor. Müvekkilim ve araçtaki meslektaşları yanıyor. Müvekkil o panikle iniyor. Araca doğru bir molotof daha atılıyor. Araç ateş topuna dönüyor. Görüş açısı mümkün değil. Silahı ile bir kez şahsa doğru, diğerlerini havaya doğru ateş ediyor. Müvekkilin panik halinde olduğu sabittir. Biz aynı kararın verilmesini talep ediyoruz. AYM’nin yetki gaspı yaptığını ve karışamayacağını düşünüyoruz. Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını talep ediyoruz. Müvekkilimiz daha önce verilen kararda para cezasını ödemiştir. Eğer hapis cezası verilirse daha önceki karar doğrultusunda ödediğimiz para cezasının iadesini talep ediyoruz.”
ESKİ HÜKÜM İPTAL EDİLDİ: Mahkeme heyeti, AYM’nin kararı doğrultusunda sanık polis memuru S. K. hakkında daha önce “taksirle ölüme neden olma” suçundan kurulan hükmün iptaline karar verdi.
2,5 YIL HAPİS CEZASI “Suçun vasfına göre karar verme” görevinin AYM’ye ait olmadığı dikkat çeken ve bu yönde hak ihlali kararı verilmediğini belirten mahkeme heyeti, “taksirle ölüme neden olma” suçundan S.K.’yı takdir indirimi uygulayarak 2,5 yıl hapis cezasına çarptırdı. Hapis cezasını para cezasına çevirmedi.
“BİR KEZ DAHA ÖLDÜĞÜMÜZLE BAŞ BAŞA KALDIK”
“Sokakta yürüyen herkesin can güvenini ilgilendiren bir davaydı” diyen Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez, şöyle konuştu:
“Ama her davaya geldiğimizde üzülerek çıkıyoruz. Ne yazık ki adalet için adaleti arıyoruz. O noktadayız şu anda. Sevgili Uğur’u öldürenler mahkum edilmedi. Bir kez daha biz mahkum edildik. Bu şayet bir cami avlusunda olsaydı ne olurdu bilmiyorum ama bir cemevi avlusunda bir vatandaş, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı kendi cenazesine geldiğinde vurularak öldürülüyor. Arkasında adaleti bekliyoruz. Adalet adaletsizlikten bize tekrar yeniden ceza veriyor. Bu Türkiye’nin önemli davalarından bir tanesiydi. Sokakta yürüyen herkesin can güvenini ilgilendiren bir davaydı. Kendi evinde, oturan toplumsal eylemlere katılan veya ibadethanesine giden herkesi ilgilendiren bir davaydı. Yani ne kadar çok tehlikede olduğumuzu, ne kadar çok sıkıntı olduğumuzu gösteren bir davaydı. Türkiye’de hukukun var olup olmadığını gösteren bir davaydı. Bir kez daha hukuksuzluktan baş başa kaldık. Bir kez daha öldüğümüzle baş başa kaldık. Ama biz her şeye rağmen bu adaletsizliğe rağmen Türkiye’de birlikte yaşamayı, Türkiye’nin çeşitliliğini korumayı hep birlikte devam edeceğiz. Ta ki adaleti bulunana kadar ta ki adaletin herkese lazım olduğunu herkesin gördüğü noktaya kadar. Burada sevgili Uğur’un ailesi de yanımızda şu anda. Alevilerden ziyade Sünni yurttaşlara sesleniyorum. Bu dava sadece Alevilerin davası değildir. Bu dava sadece Uğur’un davası değildir. Bu dava Türkiye’de herkesin davası olduğunu herkesin artık görmesini istiyorum”.
“ASLA BU SONUCU KABUL ETMİYORUM HUKUKA GÖRE HAREKET EDEN HAKİMLERE DENK GELMEDEN DE BU DAVAYI BIRAKMAYACAĞIM”
“Bu sonucu kabul etmiyorum” diyen Narin Kurt, ise şunları söyledi:
“10 yıldır biz bu mücadeleyi veriyoruz. Sokaktaki herhangi bir insanın bu şekilde bizim canımızı, güvenliğimizi sağlaması gereken kişilerin aksine canımızı alması ve bunun hukuk karşısında hiçbir cezasının olmamasıyla savaşıyoruz biz. 10 yıl oldu. ve ben bir önceki mahkeme heyetine verdiği karardan ötürü kınamıştım. Yine kınıyorum. Bugün görülen davadaki hakim ve heyeti yine kınıyorum. Bir insanın masum bir insanın hayatının bir çocuğun babasız bırakılmanın, bir annenin, babanın kanser olup ölmesine sebep olmasının bir eşin, eşinin elinden alınmasının ve bir daha onu hiç kimse, hiçbir ailesi göremeyecek olmasının karşılığı bilhassa yani bir insanın masum bir insanın hayatının elinden alınmasının karşılığı 2 yıl 6 ay olamaz. Yani hepimiz tehlikedeyiz. Bence vicdanını rahatsız eden bu sonuç kimin vicdanını rahatsız ediyorsa. Herkes bu davayı üstlensin. Çünkü sokakta yürürken hangimizin başına kolluk kuvveti tarafından ne geleceği ve sonrasında ne yaşayacağını gerçekten bilemiyoruz. Tekrar bu davayı devam ettireceğim. Asla bu sonucu kabul etmiyorum. Yani bu belki daha uzun sürer, kaç yıl sürer? Ne olur bilmiyorum. Gerçekten vicdanlı ve Adalete, hukuka göre hareket eden hakimlere denk gelmeden de bu davayı bırakmayacağım” dedi.
AYM, “YAŞAM HAKKI İHLAL EDİLDİ”: Uğur Kurt’un eşi Narin Kurt eşinin polis tarafından öldürüldüğü olay hakkında etkili ceza soruşturması yürütülmediği gerekçesiyle “yaşam hakkının ihlal edildiği” iddiasıyla AYM’ye başvurmuştu. Narin Kurt’un başvurusunu kabul eden AYM “yaşam hakkının ihlal edildiği”ne karar vermişti.
]]>14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya, tutuklu sanıklar inşaat mühendisi Ferit Işık ve müteahhit Celal Gül, bulundukları cezaevlerinden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla katıldı. Taraf avukatları, müştekiler ve tanıklar mahkemede hazır bulundu.
Duruşmada tanık olarak beyanı alınan İhsan Bayram Apartmanı C Bloku 6. kattaki dairede tadilatı kontrol ettiği öne sürülen Çukurova Belediyesi’nde görevli memur H.C, kendisinin harita teknikeri olduğunu söyledi.
Belediyedeki görevinin, daire tadilatı yaptıranlardan kayıt dilekçesini teslim almak olduğunu belirten H.C. “Ben herhangi bir tadilat kontrolü yapmadım. Tadilat kontrolü benim görev alanımda olan bir konu değildir. Tadilat kontrolünü mimar ve mühendisler yapar. Biz binanın imar ve iskanı varsa basit tadilat izni veriyoruz. Kontrol için kimlerin o daireye gidip gitmediğini bilmiyorum.” dedi.
İhsan Bayram Apartmanı’nın 2010 yılında yapılan ruhsat yenileme işleminde imzası bulunduğu gerekçesiyle beyanı alınan diğer tanık F.S.T. de Çukurova Belediyesi İmar ve Şehircilik Müdürlüğü’nde görevli inşaat mühendisi olduğunu bildirerek, şunları ifade etti:
“Ruhsat yenileme işleminde teknik uygulama sorumlusu olan kişi bizzat gelerek kendisinin bizzat teknik uygulama sorumlusu olduğunu belirtip imzasını atar ve biz de kontrolünü yaparız. Proje kontrolü yaptıktan sonra ruhsat yenileme şubesine geçilir, orada da gerekli kontroller yapıldıktan sonra ruhsat yenileme işlemi gerçekleştirilir. Basit tamir ve tadilat yönetmeliği bellidir. Bu tadilat kapsamında boya, yalıtım gibi basit işlemler yapılır. İzin veren yetkililer yönetmeliğin öngördüğü çerçevede izin veriyorlar. Basit tamir ve tadilatın dışında bir işlem yapılmışsa o işlem durdurulup mühürlenir. Teknik uygulama sorumlusu görevinden ayrılmışsa bunu belediyenin ilgili makamlarına bildirir. Fakat bu yapıyla ilgili teknik uygulama sorumlusu olarak görevden ayrılmaya ilişkin bir bildirimde bulunulmadı. Ruhsat yenileme işlemi, bahsettiğim gibi kanuni bir haktır. Biz taraflara ‘Neden ruhsat yeniliyorsunuz?’ sorusunu sormuyoruz.”
Sanıklar savunma yaptı
Hakkındaki iddialar hatırlatılarak savunması alınan tutuklu sanık Ferit Işık, binanın inşaatını kendisinin yapmadığını ileri sürerek, “Binanın müteahhidi ben değilim. Herhangi bir sorumluluğum yoktur. Celal Gül yaptığı inşaata iskan alamamıştır. Kendisinin şantiyesinden sorumlu bir mühendisi dahi yoktur. Bu yapı 2000 yılında Celal Gül’e devredilmiştir. Devir işlemi yapılırken ‘Ben buranın sorumlu inşaat mühendisiyim’ diye bir sözleşme maddesi konulmamıştır. Celal Gül hukuki olarak sona ermiş bir şirket adına işlemlerine devam etmiştir. Ben bu yapının teknik uygulama sorumlusu değilim. Tahliyemi ve beraatımı talep ediyorum.” ifadelerini kullandı.
Diğer tutuklu sanık Celal Gül de aleyhindeki hususları kabul etmediğini bildirerek, “Ferit Işık’ın beyanlarını kabul etmiyorum. Onun inşaat şirketi adına bir biz işlem yürütmedik. Tahliyemi ve beraatımı talep ederim.” dedi.
Mahkeme heyeti, sanıkların tutukluluk halinin devamına, ruhsat yenileme işlemindeki imzalar üzerinde Kriminal Polis Laboratuvarında inceleme yapılması ve bu konuda rapor alınmasına, giriş kattaki iş yerinde yürütülen tadilat işlemlerinin fotoğraflarının ilgili kurumsal firmadan istenilmesine ve diğer eksikliklerin giderilmesine karar vererek duruşmayı erteledi.
Birbirlerini suçlamışlardı
İhsan Bayram Apartmanı C Bloku’nun depremde yıkılmasıyla ilgili 16 Şubat 2023’te tutuklanan Işık ve Gül, savcılık ifadelerinde suçu birbirlerinin üzerine atmıştı.
Işık, 1997’de arsa sahiplerinden muvafakatname alarak inşaata başlamak üzere proje hazırladığını ancak ekonomik nedenlerle bunu gerçekleştiremediğini, arsa sahiplerinin zorlaması üzerine projeyi Celal Gül’e devrettiğini ileri sürmüştü.
Gül de yıkılan blokun inşaatını 4. kat seviyesinde devraldığını iddia etmişti.
İnşaat mühendisi Ferit Işık ve müteahhit Celal Gül hakkında “bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olma” suçundan 22 yıl 6’şar aya kadar hapis cezası istemiyle dava açılmıştı.
]]>Kocasının görüntülü sohbet sitelerinde kadın kılığına girerek para kazandığını iddia etti
KOCAELİ – İnternet ortamındaki görüntülü sohbet siteleri 2 çocuk sahibi evli çiftin arasını bozdu. U.A. isimli şahsın para kazanmak amacıyla karısı F.A’yı bu sohbet sitelerine girmeye zorladığı, eşinin bunu kabul etmemesi üzerine “kadın” gibi davranarak kendisinin başkalarıyla görüştüğü ve karşılığında bu kişilerden para istediği iddia edildi. Eşinin baskılarına dayanamadığı için boşanma davası açtığını söyleyen F.A., “Külotlu çorap giyiyordu. Yüzünü göstermiyordu. Canlı sohbet sitelerinde bulunan görevliler ‘Erkek misin?’ diye şüphelenip aradığında eşim beni konuşturuyordu” dedi.
Edinilen bilgiye göre, İzmir’de bir anaokulunda hizmetli olarak çalışan F.A. ile Tokat’ta restoranda çalışan U.A. (37), yaklaşık 5 yıl önce sosyal medyadan tanıştı. Evlenmeye karar veren çift, bir süre Tokat’ta ikamet ettikten sonra sırasıyla İzmir, Gebze ve Sakarya’da yaşadı. Aynı zamanda çiftin bu evliliklerinden biri 3, diğeri 5 yaşlarında olmak üzere 2 kızı dünyaya geldi. 5 yıllık evli çiftin arasında taşındıkları Sakarya’da problemler başladı. İnternet ortamındaki görüntülü sohbet siteleri, U.A. ile F.A’nın arasını bozdu. U.A’nın karısı F.A’yı bu sohbet sitelerine girmeye ve başka erkeklerle konuşmaya zorladığı öne sürüldü. İddiaya göre, F.A’nın bunu kabul etmemesi üzerine U.A. farklı bir yönteme başvurdu. Kadın kılığına girdiği, sesini de değiştirerek başka erkeklerle sohbet ettiği ileri sürülen U.A’nın, bu şekilde canlı sohbet sitelerinden para kazandığı iddia edildi.
“Eşim benim telefonumdan birçok kişiyle yazıştı” iddiası
Öte yandan, 2022 yılının temmuz ayında Bursa’da yaşayan C.S. (34), iddiaya göre, sosyal medya üzerinden F.A. ile tanıştı ve ikili bir süre mesajlaştı. F.A’nın görüntülü konuşma için 100 TL istediği, C.S’nin de parayı gönderdiği öğrenildi. Bir süre sonra F.A’nın C.S’yi aralarında geçen yazışmaları yaymakla tehdit ederek, düzenli olarak para istediği iddia edildi. Şantaja dayanamayan C.S’nin ise Bursa Cumhuriyet Başsavcılığına giderek şikayetçi olduğu, F.A. hakkında dava açıldığı bildirildi. Suçlamaları reddeden F.A. ise bu yazışmaları kendi telefonundan U.A’nın yaptığını, eşinin bu şekilde birçok kişiyle yazıştığını iddia etti.
2023 yılının ocak ayında Sakarya’dan Kocaeli’nin Gölcük ilçesine gelen F.A., eşi U.A’dan boşanmak için dava açtı.
“Yaşadığımız mağduriyetlerden dolayı delilleri oluşturmam iki senemi sürdü”
Yaklaşık bir yıldır eşinden ayrı yaşadığını söyleyen F.A., “Boşanma davası henüz sonuçlanmadı. 3 ve 5 yaşında 2 kızım var. Yaşadığımız mağduriyetlerden dolayı delilleri oluşturmam iki senemi sürdü. Delilleri elde ettikten sonra polise ihbar ettim ve boşanma davası açtım. Eşimle evlenirken bana restoranda çalıştığını söylemişti. Dışarıdan normal aile gibi görünüyorlardı. İnternetten tanıştık ve evlendik. Evlendikten sonra sürekli adres değiştirmeye başladık. Sürekli çevresindeki insanlara yalan söylüyordu. Daha sonra bana da yalanlar söylediğini anladım” dedi.
“Külotlu çorap giyiyordu”
Eşinin kendisine bu sohbet sitelerine girmesi için baskı yaptığını iddia eden F.A., “Sitelerde soyunmamı isteyenler oluyordu. Ben yapamadığım için para gelmiyordu. Para gelmeyince eşim bana hakaret ediyordu. Hatta bir kişi bizden şikayetçi olmuş. Hat adıma kayıtlı olduğu için adamla konuşmadığım halde bana dava açıldı. Eşim, siteden konuştuğu adamdan şantaj ve tehditle para istemiş. Bu şekilde şikayet üzerine adıma dava açıldı. Eşim aldığı paraları sürekli kumarda yiyordu. Kadın külotlu çorabı giyiyordu. Yüzünü göstermiyor, sadece bacaklarını gösteriyordu. Canlı sohbet sitelerinde bulunan görevliler ‘Erkek misin?’ diye şüphelenip aradığında eşim beni konuşturuyordu. Eşim önceden bana ne diyeceğimi söylerdi. Sözünü dinlemediğim zaman bana kızıyor, hakaret ediyordu. Eşim 2 seneye yakın bu şekilde para kazandı” ifadelerini kullandı.
(FK-HFV-BA-Y)
]]>Erbaş, hutbede, İslam’ın din, can, akıl, nesil ve mal emniyetini muhafaza etmeyi emrettiğini söyledi.
İslam’ın dinle bağdaşmayan, fıtratı bozan, bedene ve ruha zarar veren her türlü zararlı alışkanlığı ise yasakladığına işaret eden Erbaş, ” İnsanı uyuşturan ve aklı işlevsiz hale getiren alışkanlıkların başında alkollü içecekler gelmektedir. Peygamber Efendimiz bir hadislerinde, ‘Sarhoş eden her şey içkidir ve her türlü içki haramdır.’ buyurmaktadır. İçki, bütün kötülüklerin anasıdır. İçki sebebiyle nice yuvalar dağılmaktadır. Yaralanmalı veya ölümlü nice trafik kazaları yaşanmakta, nice hayatlar ve umutlar sönmektedir. Bunun içindir ki, alkollü içeceklerin üretilmesi, içilmesi, alınması ve satılması dinimizde haram kılınmıştır.” dedi.
İnsanlığı felakete sürükleyen zararlı alışkanlıklardan birinin de kumar olduğuna dikkati çeken Erbaş, şöyle devam etti.
“Kolay yoldan para elde etme aracı olarak görülen kumar, haksız bir kazançtır. Pençesine düşürdüğü kimseyi yalnızlığa, çaresizliğe, birçok bela ve musibete sürüklemektedir. İslam’a göre şans oyunları ve kumarın her türlüsünü oynamak ve oynatmak haramdır. Yüce Rabb’imiz, alkol ve kumardan uzak durmamızı şöyle emretmektedir, ‘Şeytan, içki ve kumar yoluyla aranıza düşmanlık ve kin sokmak, sizi Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık vazgeçtiniz değil mi?'”
Erbaş, gençler arasında yaygınlaşan başka bir tehlikenin ise uyuşturucu ve madde bağımlığı olduğunu vurgulayarak, “Anne baba sevgisinden, aile şefkatinden uzak kalan gençlerimiz, özenti, arkadaş çevresi veya merak sebebiyle çeşitli uyuşturucu türlerine müptela olmaktadır. ‘Bir defa kullanmakla bir şey olmaz!’ diyerek kandırılan gençlerimiz, uyuşturucu bataklığına çekilmektedir. Cenabıhak, bir ayet-i kerimede, ?’Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın’ buyurmaktadır. Öyleyse aile, okul, cami, kamu kurumları ve sivil toplum kuruluşları olarak el ele verelim. Alkollü içecekler, uyuşturucu ve benzeri insan sağlığına, akla ve iradeye zarar veren her türlü bağımlılıkla mücadele edelim. Edelim ki, gençlerimiz ve çocuklarımız, kötülerin ağına düşmesinler, kötülüğün girdabına sürüklenmesinler.” ifadesini kullandı.
İnternet ve sosyal medya gibi sanal ortamların da ölçüsüz ve sorumsuzca kullanıldığında zararlı bir alışkanlığa dönüştüğünü dile getiren Erbaş, şunları kaydetti:
“Son dönemde hızla yaygınlaşan dijital bağımlılık, kişiyi gerçek hayattan koparmakta, sevdiklerini ihmal etmesine, ömür sermayesini boşa harcamasına sebep olmaktadır. Bazı mecralarda kişi ve aile mahremiyeti hiçe sayılmakta, yalan, iftira ve asılsız haberlerle kul hakkı ihlal edilmekte, insan onuru ayaklar altına alınmaktadır. Alkol ve bağımlılık yapan bütün zararlı alışkanlıklar, modern çağın insana kurduğu ölüm tuzaklarıdır. Aklın selameti, neslin muhafazası zararlı alışkanlıklardan uzak kalmakla mümkündür. Fıtrata aykırı bu alışkanlıklar, insana ve topluma asla huzur vermez. Unutmayalım ki bizi dünya ve ahirette mutluluğa ulaştıracak olan, Allah’ın koyduğu sınırlara riayet etmek, her türlü haram ve kötülükten sakınmaktır. Peygamber efendimizin şu uyarısını aklımızdan çıkarmamalıyız, ‘İki nimet vardır ki insanların çoğu, onları değerlendirme hususunda aldanmıştır. Bunlar; sağlık ve boş vakittir.”
Erbaş, daha sonra Gazze, Doğu Türkistan ve dünyadaki tüm mazlumlar için dua etti.
]]>Olay, 23 Şubat gecesi Döşemealtı ilçesi Kirişçiler Mahallesi 9939 Sokak üzerinde Mustafa Gökmen’e ait hayvan ağılında yaşandı. Adreste ailesi ile hayvancılık üzerinden geçimini sağlayan Gökmen, sabah saatlerinde uyanıp hayvanlarının yanına gittiğinde gördüklerine inanamadı. Tel örgüyü aşarak Gökmen’e ait hayvan ağılına giren sahipsiz köpekler, 14 tane kuzuyu telef etti. Manzara karşısında gözyaşlarına boğulan Gökmen, Antalya Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığına başvuru yaparak kendisine yardımcı olunmasını istedi. Gökmen’in ağılında incelemelerde bulunan ekip, yaraların sarılması için harekete geçti. Antalya Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı tarafından satın alınan kuzulu 10 koyun bugün kamyonetle kapısına kadar getirilerek Antalya büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek tarafından teslim edildi. Kapısında bir kamyonet dolusu kuzulu koyun gören Gökmen ise duygu dolu anlar yaşadı.
“Siz arayınca sahipsiz olmadığımızı anladım”
Başkan Muhittin Böcek ve ekibi bahçede karşılayan Gökmen, “Sabah saatlerinde yem vermeye girdim. 3 tane sokak hayvanı hayvanlarımı telef ettiğini gördüm. Manzara karşısında ne olduğunu şaşırdım. Sağıma bakıyorum kuzum yerde soluma bakıyorum kuzum yerde. Siz beni aradınız, sağ olun başkanım. Kepez Belediye Başkan Adayımız Mesut Kocagöz de aradı. Siz arayınca sahipsiz olmadığımızı anladım. Emeklerim gitmişti. Ne yapacağım derken gereken yerlere başvuru yaptım. Siz arayınca bir başka mutlu oldum. Allah sizden razı olsun, ne anam ne de babam var. Ben bundan sonra her zaman sizin yanınızdayım başkanım. Ben sizin kötü gün dostu olduğunuzu gördüm. Ben bugün aslında 10 tane kuzu bekliyordum, sürpriz yapılarak 10 tane de koyun geldi. Benim yüzüm güldü” dedi.
“10 tane koyun ve 10 tane kuzumuzu kardeşimize verdik”
10 koyun ve kuzuyu bizzat elleriyle teslim eden Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek ise, “Umarım bundan sonra daha güzel günlerde karşı karşıya geliriz. Allah hepinizin yardımcısı olsun biz her zaman sizin yanınızdayız. Biz sizlerden birisiyiz. Umarım bundan sonra bir şey olmaz. Biz göreve gelmeden önce üretim yapan tüm vatandaşlarımızın dertlerine derman olacağımızı söyledik. Örneğin 50 ton suyu 50 TL yaptık. Buna benzer projelerimizle bütün vatandaşlarımızın yanında yer alıyoruz. Antalya’mız turizmin olduğu kadar tarımında başkentliğini üstleniyor. Yerelden kalkınma projesi kapsamında desteklerimiz devam edecek. 10 tane koyun ve 10 tane kuzumuzu kardeşimize verdik. Bundan sonraki çalışmalarında başarılar diliyorum” sözlerine yer verdi.
300 kilogram yem de verildi
Diğer taraftan 10 koyun ve kuzunun yanından Mustafa Gökmen’e 150 kilogram kesif ve 150 kilogram arpa olmak üzere 300 kilogram yem ve 40 metre uzunluğunda tel de verildi. Vatandaşların Başkan Böcek’e ilgisi ise fazla oldu. Kamyondan indirilen koyun ve kuzular Başkan Muhittin Böcek tarafından Gökmen’e teslim edildi. Vatandaşlarla bir araya gelerek sohbet eden Başkan Böcek’e yufka yapan kadınlar tarafından gözleme ikram edildi. – ANTALYA
]]>Yönetmen, senarist ve çizer Yalaz, Kırşehir’in Çiçekdağı ilçesinde 1932’de dünyaya geldi.
Devlet memuru olan ailesinin işi nedeniyle farklı şehirlerde ilk ve orta eğitimini tamamlayan Yalaz’ın ilk karikatürü, 16 yaşındayken Erciyes Postası’nda yayınlandı.
Yalaz, İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümünde okurken Bedri Koraman ve Çetin Özkırım ile tanıştı.
Akşam gazetesinde Abdullah Ziya Kozanoğlu’nun yazdığı senaryolara uygun çizimler yapması için işe alınan Yalaz, bir süre sonra senaryolara da katkıda bulundu.
Usta çizer, Kozanoğlu’nun gazeteden ayrılması üzerine, 1960’ta “Karaoğlan” serisini çizmeye başladı, 1963’te ise haftalık tarihi çizgi roman dergisinde seriyi okurla buluşturdu.
“Salıncak” ve “Korku” adlı dergilerle yayıncılık dünyasına da adım atan Yalaz, günlük gazetelerle haftalık dergilere Türk tarihiyle ilgili çizgi diziler hazırladı.
“Karaoğlan”ın maceralarını sinemaya aktardı
Cemal Nadir sonrası yeni dalga genç karikatürcülerden gösterilen çizer, 30 yaşında kurduğu yayınevine 2 yıl sonra film şirketini de ekledi.
Yalaz, “Karaoğlan”ın maceralarını yapımcı, senaryo yazarı ve yönetmen olarak sinemaya aktardı. Bu filmlerle Türk sinemasında macera filmleri dönemini de başlatan isim oldu.
Sinemaya 1965’te aktarılan, Kartal Tibet’in başrolünde oynadığı “Altay’dan Gelen Yiğit” hikayesi büyük ilgi gördü. Ardından beyazperdeye uyarlanan Karaoğlan serisindeki filmler gişe rekorları kırdı.
Suat Yalaz’ın Karaoğlan filmlerinin yanı sıra televizyon dizisi olarak yayınlanan ve sinemada gösterilen “Son Osmanlı: Yandım Ali” eseri de beğeni kazandı.
Sanat yaşamını Avrupa’da sürdürmek amacıyla 1970’te gittiği Paris’te uzun süre kalarak çalışmalarını sürdüren Yalaz, Fransa ve Almanya’da büyük yayınevleriyle de çalıştı.
Usta çizer, yaptığı bir açıklamada Paris’e gitme sebebini şu sözlerle aktarmıştı:
“Karaoğlan üzerinde çok emek vermiştim. 100 macerası yayınlandı, yedi sinema filmi çekildi. Sonra yoruldum herhalde ve Paris’e yerleşerek Karaoğlan’ı çizmeyi bıraktım. Orada yaptığım yatırımların sonunda Karaoğlan, Kebir adıyla Fransızca olarak yayınlandı ve gene büyük başarı kazandı. Bunun bana faydası büyüktü. Bir kere kendimi buldum. Bir Türk futbolcusu için buradaki şampiyonluk iyidir ama o kendini Avrupa’da, diyelim ki Milan takımında oynayarak da kanıtlamak isteyebilir. Ben bunu yaptım, çizgi romanın bir sanat dalı olarak kabul edildiği bir ülkede çizgilerim ve hikayelerimle başarı kazandım.”
Devlet tarafından onurlandırılan üçüncü çizgi roman sanatçısı oldu
PTT Genel Müdürlüğü 2006’da “Karaoğlan” adına 4 dizilik pul koleksiyonu çıkardı. Böylece Suat Yalaz, Cumhuriyet tarihinde sanatçı Cemal Nadir Güler’in “Amcabey”i ve Turhan Selçuk’un “Abdülcanbaz”ından sonra oluşturduğu çizgi kahramanı ile pul üstüne taşınarak devlet tarafından onurlandırılan üçüncü çizgi roman sanatçısı unvanını aldı.
“Teke Tek Özel” programına 2010’da konuk olan Yalaz, “Karaoğlan”ın çıkış hikayesini ise şu sözlerle anlatmıştı:
“Bir Türk kahramanı yaratmak istiyordum. Çünkü çocukluğumdan beri Nihat Atsız, Abdullah Ziya Kozanoğlu’nun eserlerini okuyordum. Türklere karşı zaafım vardı. Hoşuma gidiyordu. O zamanlar Teksas, Tommiks, kovboylar var. Onun tam karşıtı bizim Orta Asya Türkleri. Yaş 14-15. Devamlı Orta Asyalı Türk falan olmak istiyorum. Sonra delikanlı olduk, sinemaya gidiyoruz ‘Üç Silahşörler’i izliyorsun. Alkışlıyorsun adamı. Adamın sırtında, göğsünde haç. Yaş ilerledikçe bu beni rahatsız etmeye başladı. Sonra ‘Niye bizim bir Türk kahramanımız olmuyor?’ falan dedim.”
İki oğlu olan usta çizer, İstanbul’da 2 Mart 2020’de 88 yaşındayken vefat etti. Yalaz’ın cenazesi Zincirlikuyu Mezarlığı’nda toprağa verildi.
Suat Yalaz’ın yönetmen veya yapımcılığını yaptığı, senaryosuna imza attığı filmler arasında “Son Osmanlı Yandım Ali” ile “Altay’dan Gelen Yiğit/Karaoğlan”, “Camoka’nın İntikamı”, “Baybora’nın Oğlu”, “Bizanslı Zorba”, “Karaoğlan Yeşil Ejder”, “Şeytan Kafesi”, “Camoka’nın Dönüşü”, “Karaoğlan-Şeyh’in Kızı”, “Cengiz Han’ın Hazineleri”, “Şeytan Kafesi” ve “Karaoğlan’ın Kardeşi Sargan” yer alıyor.
]]>İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya sanık S.K, maktul Uğur Kurt’un ailesi ile taraf avukatları katıldı.
CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik ile bazı partililerin de izleyici olarak takip ettiği duruşmada savunma yapan Kurt ailesinin avukatlarından Turgut Kazan, basit taksir üzerinden hüküm kurulamayacağını savunarak, sanığın olay anında atış hedefinden sapma olabileceğini öngörmesi gerektiğini söyledi.
Maktulün eşi Narin Kurt ise “Suçsuz bir insana rastgele silahla ateş ederek eşimin ölümüne sebep olduğu için adalet istiyorum. Oğlunun acısına dayanamayıp vefat eden kayınpederim ve kayınvalidem ile bir daha babasını göremeyecek oğlum için adalet istiyorum.” dedi.
Sanık polis memuru S.K. ise takdiri mahkemeye bıraktığını, başka bir şey söylemek istemediğini belirtti.
Karar
Kararını açıklayan mahkeme heyeti, “taksirle ölüme neden olma” suçundan daha önce kurduğu hükmü, AYM’nin “hak ihlali” kararı kapsamında iptal etti.
Suç vasfına yönelik karar verme görevinin AYM’ye ait olmadığı ve bu yönde bir “hak ihlali” kararı verilmediği vurgusu yapan heyet, “taksirle ölüme neden olma” suçunun işleniş şekli, özellikleri, sanığın kusur durumu ve AYM’nin “hak ihlali” kararının gözetildiğini belirtti.
Tüm bu hususlara göre sanığa ceza maddesindeki alt sınırdan uzaklaşarak 3 yıl hapis cezası öngören mahkeme heyeti, duruşmalardaki tutum ve davranışlarını takdiri indirim nedeni kabul ettiği sanığın cezasını 1/6 oranında indirimle 2 yıl 6 aya düşürdü.
Duruşmanın ardından basın mensuplarına açıklama yapan Narin Kurt, “Bir insanın hayatının, bir çocuğun babasız bırakılmasının, bir anne-babanın kanser olup ölmesine sebep olunmasının karşılığı 2 yıl 6 ay olamaz. Bu sonuç kimin vicdanını rahatsız ediyorsa herkes bu davayı üstlensin. Ben bu davayı devam ettireceğim, sonucu kabul etmiyorum.” sözleriyle karara tepki gösterdi.
Olayın geçmişi
Uğur Kurt, Okmeydanı’nda 22 Mayıs 2014’teki olaylar esnasında, bir yakınının cenaze törenine katılmak için Okmeydanı Cemevi’nde bulunduğu sırada başına mermi isabet etmesi sonucu yaralanmış ve kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetmişti.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu tarafından hazırlanan iddianamede, sanık polis memuru S.K. hakkında “taksirle öldürme” suçundan 6 yıla kadar hapis cezası talep edilmişti.
Dosyanın gönderildiği İstanbul 85. Asliye Ceza Mahkemesi, sanığın “taksirle öldürme” değil, “kasten öldürme” suçundan yargılanması gerektiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, sanığın “olası kastla öldürmek” suçundan 20 ila 25 yıl arasında değişen sürelerdeki hapis cezasını öngören hükme göre yargılanmasını istemişti.
Dava dosyası, istenen cezanın ağır ceza kapsamında olması nedeniyle İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmişti.
Savcı 25 yıla kadar hapis istemişti
Yargılama sırasında esas hakkındaki görüşünü açıklayan cumhuriyet savcısı, sanığın olası kastla hareket edip Uğur Kurt’un silahla ölümüne sebebiyet verme suçundan 20 yıldan 25 yıla kadar hapis cezasına çarptırılmasını talep etmişti.
Davayı karara bağlayan mahkeme heyeti, sanığa “taksirle ölüme neden olma” suçundan 2 yıl hapis cezası vermişti. Duruşmadaki tutum ve davranışlarını lehine takdiri indirim nedeni kabul ederek sanığın cezasını 1 yıl 8 aya indiren mahkeme, bunu da 605 gün karşılığı 12 bin 100 lira adli para cezasına çevirmişti.
Kararın ardından Uğur Kurt’un eşi Narin Kurt’un başvurusu üzerine Anayasa Mahkemesi, “maktulün yaşam hakkının ihlal edildiğine” yönelik bir karar vererek sanığın yeniden yargılanmasına hükmetmişti.
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu ve Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te, moderatörlüğünü TRT World Editörü Ghida Fakry’nin üstlendiği “Suriye’de İstikrara Giden Yol” paneline, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri’nin Suriye Özel Temsilcisi Geir O. Pedersen, Müzakere Komisyonu Başkanı Bedir Camus, BM Genel Sekreter Yardımcısı ve BM Suriye Krizi Bölgesel İnsani Koordinatörü Muhannad Hadi ve Atlantic Council’da araştırmacı Rich Outzen katıldı.
Panelde konuşan BM Genel Sekreteri’nin Suriye Özel Temsilcisi Pedersen, Suriye’deki duruma ilişkin bir ilerleme kaydedilemediğini belirterek ülkedeki savaş bölgelerindeki halkın yarısından fazlasının evlerini terk ederek geri dönemediklerini söyledi.
Pedersen, tüm göstergelerin her alanda yanlış yönü gösterdiğine işaret ederek insani ihtiyaçların arttığını ancak uluslararası desteğin azaldığını vurguladı.
Güvenlik durumuna ilişkin iki unsur olduğunu ve bunlardan birinin Gazze’deki savaşla alakalı olduğunu kaydeden Pedersen, bunun Suriye’ye de sıçradığını dile getirdi.
Pedersen, terör örgütü DEAŞ’in de Suriye’de kol gezdiğine işaret ederek, Suriye konusunda BM kapsamında özellikle Güvenlik Konseyinin ve daimi üyelerin desteğine ihtiyaçları olduğunun altını çizdi.
Suriye’de Rusya’nın rolünün arttığını, İsrail’in saldırıda bulunduğunu, uyuşturucu kaçaklığı sorununun ortaya çıktığını anlatan Pedersen, bu sorunların tüm tarafların çabalarıyla çözülebileceğini belirtti.
Tüm taraflar masaya oturmalı
Pedersen, tüm paydaşların masanın etrafından oturması gerektiğine dikkati çekerek ABD, Türkiye İran ve Rusya gibi aktörlerin de masada olması gerektiğini ifade etti.
Suriye’de Mart 2020’den bu yana cephelerin çok fazla değişmediğine işaret eden Pedersen, bu krizin askeri alanda çözülemeyeceğini ve savaşın kazanılamayacağını aktörlerin anladığını kaydetti.
Pedersen, meselenin artık savaşı kazanmak değil, barışı kazanmak olduğunun da altını çizdi.
Suriye’de askeri bir çözümden bahsedilemeyeceğini siyasi tarafının olması gerektiğini vurgulayan Pedersen, Gazze’deki savaşın Suriye’ye sıçramamasını amaçladıklarını dile getirdi.
İnsani yardımın artırılması gerektiğini vurgulayan Pedersen, şöyle devam etti:
“Suriye konusunda tek başına çözüm üretilemez. Burada muhalefet, devlet, hükümet bir araya gelmeli, ortak paydada buluşmak zorunda. Aynı zamanda bütün farklı faktörleri de dahil etmemiz gerekiyor, Suriye’deki krize neden olan unsurları değerlendirmemiz gerekiyor. Politik sürece daha geniş kapsamlı bakmamız lazım, Suriye’nin egemenliği ve bağımsızlığından bahsetmemiz gerekiyor. Türkiye’nin ABD ile ilintili olarak bu politik sürecin değerlendirmesinde ve buna çözüm bulması gerekiyor, güvenlik meselesini değerlendirmemiz gerekiyor, terörizmle savaşmamız gerekiyor, bunu BM ve kararlarla beraber nasıl yapacağımızı değerlendirmemiz gerekiyor, sivil halkı nasıl koruyacağımızı düşünmemiz lazım.”
“Suriye çatışması bertaraf edilmezse diğerleri de edilemez”
Müzakere Komisyonu Başkanı Bedir Camus, 2012’den bu yana süreç içinde müzakerelere başlandığını aktararak birçok girişim olduğunu ancak hiçbir şey elde edilemediğini ve partnerlerinin de olmadığını söyledi.
Camus, daha fazla sorumluluk alınması gerektiğini vurgulayarak bir masa etrafında toplanıp çözüm aranması gerektiğini ifade etti.
2011’den bugüne kadar Orta Doğu’daki sorunların devam ettiğini kaydeden Camus, “Suriye çatışmasını bertaraf edilmezse diğerlerini de edemezsiniz. Biz Suriye’den başlamaya hazırız, her zaman müzakereler için hazırız.” dedi.
Camus, BMGK’nin verdiği kararların uygulanması için çalıştıklarını belirterek Suriye’de muhalefetin daima olumlu sonuçlar istediğini ve müzakereler için uğraştığını dile getirdi.
Camus, Suriye’deki terör örgütlerine ilişkin, “PKK-YPG, Suriye için terör örgütüdür, kuzeydoğudaki yerleşik örgütler bizim için terör örgütüdür.” ifadesini kullandı.
“Suriye’de gereken çözüm siyasi, insani değil”
BM Genel Sekreter Yardımcısı Hadi de insani yardım için de siyasetçilerin çözüm bulması gerektiğini vurgulayarak “Suriye için yapılacak çözüm siyasidir, insani bir çözüm değildir. Herkes de birinci günden bu yana insani yardım çözümüne odaklanıyor, bu esas mesele değil.” diye konuştu.
Hadi, Suriyelilerin gittikçe daha zor duruma girdiğine dikkati çekerek eğitim, kadın ve çocukların korunması, ekonomi ve sağlık gibi alanlarda da sorunların büyüdüğünü söyledi.
İnsani yardımın siyasallaştırıldığına ilişkin eleştirilere yönelik Hadi, tarafsız davranarak ayrım yapmadıklarını belirterek, siyasi bir çözüm bulunmazsa bütün bölgenin istikrarsız olacağını ifade etti.
Hadi, Suriyelilerin desteklenmesinin bir gereklilik olduğuna işaret ederek “Suriye halkı için geri dönülmez bir noktaya geldiğimizden, onların geleceği için korkuyorum. Bunların hepsi bir kırmızı alarm. Siyasi çözüm beklemek, zarar vermektedir.” değerlendirmesinde bulundu.
Suriye’de insani yardım konusunun çözülmesi gerektiğine vurgu yapan Hadi, “Suriye’de çok erken bir zamandan beri gördüğümüz üzere insani yardım boşluğu kapatılmazsa başkaları bu boşlukları negatif yönde kapatıyor. Bunu dünyanın birçok yerinde gördük. Sadece o ülkeyi bölgeyi değil, bütün dünyayı etkileyebildiğini görüyoruz.” ifadelerini kullandı.
“ABD-Türkiye oldukça olumlu adımlar atıyor”
Düşünce kuruluşu Atlantic Council’da araştırmacı Outzen ise siyaset, diplomasi ve insani yardımın güvenlikle bağlantılı olduğunu belirterek dünyadaki krizlerin genişlemeye başladığına dikkati çekti.
Outzen, Şam yönetimine yeterli miktarda baskının yapılmasıyla müzakerelerin sağlanabileceğine işaret ederek “ABD ya da Avrupa’ya bakıldığında normalleşme yapıldığında bunun başarısız olduğunu gördük. Şam bütün yaptığı suçlardan ellerini yıkayıp çıkması söz konusu olmamalı.” dedi.
Bu krizinin çözümü için etkin şekilde Türkiye ile çalışılması gerektiğini belirten Outzen, çok istikrarsız bir durumun bulunduğunu kaydetti.
Outzen, ABD-Türkiye ilişkilerine dair, “Oldukça olumlu adımlar atılıyor, umarım ileride daha güzel işbirlikleri sağlayacaktır. Değişim için bir motor gücü gerekiyor.” değerlendirmesini yaptı.
]]>Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesi (SUBÜ), Türkiye Sağlık Endüstrileri Başkanı (TÜSEB) Prof. Dr. Erhan Akdoğan’ı ağırladı. İlk olarak SUBÜ Rektörü Prof. Dr. Mehmet Sarıbıyık’ı makamında ziyaret eden Akdoğan, daha sonra Senato Toplantı Salonu’nda sağlık teknolojileri ve sağlık endüstrilerinde yerlileşme temaları etrafında gerçekleştirilen toplantıda SUBÜ’nün ilgili yönetici ve akademisyenleri ile bir araya geldi. Toplantıda Türkiye Sağlık Politikaları Enstitüsü’nü (TÜSPE) temsilen SUBÜ Sağlık Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. İsmail Şimşir, TÜSEB Proje Destek Daire Başkanı Batuhan Yeşilyurt, SUBÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ali Fuat Boz, Nehir Teknokent Genel Müdürü Doç. Dr. Barış Boru, Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Azize Alaylı, Teknoloji Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Zafer Tatlı, Teknoloji Transfer Ofisi Müdürü Prof. Dr. Murat Çankaya, Biyomedikal Teknolojiler Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Doç. Dr. Mustafa Zahid Yıldız, Teknoloji Yarışmaları Koordinatörü Dr. Öğretim Üyesi Ali Furkan Kamanlı ve Proje Geliştirme Şube Müdürü Arzu Saygıner Çil yer aldı.
Toplantıda bölgesel kalkınma odaklı girişimleri bulunan SUBÜ bünyesinde sağlık teknolojileri ve sağlık endüstrilerinde yerlileşme konularında yürütülen Ar-Ge ve Ür-Ge faaliyetleri değerlendirildi. Ayrıca TÜSEB’in sağlık bilimi ve teknolojilerine yönelik vizyonu doğrultusunda gerçekleştirilebilecek stratejik çalışmalar ile destek modelleri üzerinde istişarelerde bulunuldu. Toplantının ardından SUBÜ’nün laboratuvarları, atölyeleri, uygulama ve araştırma merkezleri ile Teknoloji Yarışmaları Koordinatörlüğü ziyaret edilerek TÜSEB Başkanı Akdoğan’a sağlık alanında yürütülen çalışmalara ilişkin bilgi verildi.
“Ürüne dönüşebilecek çalışmalar”
TÜSEB Başkanı Prof. Dr. Erhan Akdoğan’ın ziyaretinden memnuniyet duyduklarını dile getiren SUBÜ Rektörü Prof. Dr. Mehmet Sarıbıyık, “Sayın hocamız gerek gerçekleştirdiğimiz toplantıda gerekse birim ziyaretlerimizde çalışmalarımıza yoğun ilgi gösterdi. Özellikle biyomedikal teknolojiler ile sağlıkta yapay zeka alanında önemli çalışmalar yürütüyoruz. Geliştirdiğimiz kanser cihazı ile Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Üstün Başarı Ödülü’ne layık görülmüştük. Teknofest’in Sağlıkta Yapay Zeka Kategorisi üzerine yoğunlaştığımız bir alan. Teknofest 2024 için 7 takımımız başvuru yaptı. Patenti alınarak ürüne dönüşebilecek birçok çalışmamız bulunuyor. İnşallah bunlarla ilgili olumlu gelişmeler yaşayacak, yeni çalışmalarımız için yürüteceğimiz projelerimizde de TÜSEB’ten destek alabileceğiz” diye konuştu.
“Sağlık teknolojisi alanında bir atılım var”
Bilginin teknolojiye dönüşümünde Türkiye’nin önemli mesafe kat ettiğini, enerji, ulaşım, yazılım alanlarında olduğu gibi sağlık dikeyinde de stratejik çıktılar üretildiğini vurgulayan TÜSEB Başkanı Prof. Dr. Erhan Akdoğan, “Üniversitelerimiz Ar-Ge ve Ür-Ge çalışmaları ile bu teknoloji ekosisteminin önemli bir parçası oluyorlar. Üniversitelerin bünyesinde yer alan teknoparklarda başarılı çalışmalar yürütülüyor. Akademisyenler interdisipliner çalışmalarla sağlık ürünleri geliştiriyor. Şehir hastanelerimiz, üniversite hastanelerimiz ve eğitim araştırma hastanelerimiz, geliştirilen prototiplerin klinik araştırmalarına katkı sunuyorlar. Bugünkü toplantımızda ve birim ziyaretlerimizde SUBÜ’nün de katma değeri yüksek ürünler geliştirme noktasında önemli çalışmalarının olduğunu gördük. Prototipten ürüne geçiş noktasında daha önce ortaya konan modeller ile önemli başarılar elde eden TÜSEB, bu tecrübesini üniversitelerimiz bünyesinde bilimsel bilgiden teknolojiye dönüşen ürünler için takip etmeye ve desteklemeye devam edecektir. Misafirperverlikleri için SUBÜ’ye teşekkür ediyorum” şeklinde konuştu. – SAKARYA
]]>İstanbul’da sanatseverlerle buluşan Ukrayna asıllı ABD’li piyanist, AA muhabirine yaptığı açıklamada, en son 2021’de Türkiye’de konser vermeyi planladığını fakat Kovid-19’den ötürü organizasyonun iptal edildiğini belirterek, uzun bir aranın ardından burada hayranlarıyla buluşmanın mutluluğunu yaşadığını dile getirdi.
Lisitsa, Türklerin çok sıcakkanlı ve coşkulu olduğunu, sadece konser salonunda değil, sokakta dolaşırken bile bazı öğrencilerin yanına gelerek konserden habersiz olmalarına karşın kendisini tanıdığını ve fotoğrafını çektiğini anlatarak, “Burada insanlar beni tanıyor ve takip ediyor. Böylesine coşkulu bir kalabalığın önünde performans yapmak harika.” dedi.
Lisitsa, dünyanın farklı bölgelerinde yaşanan insani dramların müziğini etkilediğini söyleyerek, “Savaş bölgelerinde çok konser verdim. Oraya geldiğimde izleyici çok farklı duygular yaşıyor. Müzik o insanlar için bir eğlence değil, bir oksijen gibi. Sadece savaş halinde değil, her zaman içimizde bir gerginlik yaşıyoruz. Bu zorlu zamanlarda müzik, insanları bir araya getirme görevi görmeli. ‘Dünyanın bittiği yerde müzik başlar’ diye bir söz var. Bu çok doğru. Çünkü müzik, ruhtan ruha bir iletişimdir. İnsanlık olarak iletişim sağlamamız çok önemli, çünkü sıradan iletişim yolları tahrip olmuş durumda.” diye konuştu.
Konser verdiği savaş bölgeleri arasında Ukrayna’nın da yer aldığını kaydeden sanatçı, Ukrayna’nın Donetsk bölgesinde Rusya ile çatışmaların başladığı 2015’te sığınaklarda ustalık dersi verdiğini aktardı.
“İyi müzisyen olmak, seyirciyi daha iyi dünyaya taşımaktır”
Lisitsa, yakın zamanda gerçekleştirdiği müzik projelerine de değinerek, şunları kaydetti:
“Geçen yıl Sergei Rachmaninoff’un 150. doğum yılı dolayısıyla Rachmaninoff Terapisi adı altında bir program başlattım. Bu kapsamda ünlü bestekarın 24 prelütünü aralıksız çaldım. Rachmaninoff bu çalışmaları 100 küsur yıl önce, tüm dünyada medeniyetlerin yıkılma aşamasında olduğu bir dönemde, Birinci Dünya Savaşı yıllarında yazmış. Ben yıllar sonra bu müziği yeniden seslendirdim ve 100’ün üzerinde yardım amaçlı konser düzenledim. Beni çağıran her yere gittim.”
İnsanların Rachmaninoff’un müziğini dinlediğinde ağladığını söyleyen Lisitsa, “Hep beraber ağladık. Müziğin böyle bir sihri var. Mesela geçen sene Lübnan Beyrut’ta bir festivale davet edildim. Festivalin ardından bir hastanede kanser hastası çocuklar için çalmamı rica ettiler. ‘Küçük bir piyano var. 10 dakika da olsa piyano çalar mısın? Daha önce hiç piyano dinlemediler.’ dediler. Etrafta çok fazla acı vardı. Aileler ve çocuklar stresliydi. Yüzlerinde yaşam ve ölüm vardı. ‘Tabii.’ dedim. Orada da Rachmaninoff’un prelütlerini çaldım. Piyano duvara dönük olduğu için seyircilere arkam dönük çalmak durumundaydım. Doktorlar çok şaşırdı çünkü bütün ağlamalar, koşturmalar bitti. Her şey durdu. O anın videosunu çekmişler. Eğer onu görmesem, müziğin bunu yaptığına inanmazdım. Bu benim için yıllar boyunca verdiğim emeklerin en büyük ödülü gibiydi. Benim için iyi bir müzisyen olmak, insanlara piyanoyu çok hızlı çalıyorsun dedirtmek değildir. Seyirciyi daha iyi bir dünyaya taşımaktır.” dedi.
“İlk fırsatta Filistin’de konser vermek isterim”
İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarına da tepki gösteren Lisitsa, “Daha önce İsrail’de konser verdim ve çok eğlenceli geçti. Aynı zamanda Ramallah’ta bir konservatuvardan çağrıldım ustalık dersi vermek için. Bu yılın ilkbaharında düzenleyecektik, fakat geçen yıl başlayan savaştan ötürü sınırı geçemeyeceğimi söylediler. İlk fırsatta orada konser vermek isterim. Bölgedeki çocuklarla ailelerinin zarar görmesi çok feci bir durum.” değerlendirmesinde bulundu.
Lisitsa, Ukrayna’da Rusya ile devam eden savaştan ötürü de üzüntüsünü dile getirerek, “Ben Ukrayna’da doğdum. Maalesef orada kardeş kardeşle anlamsızca savaşıyor ve bu şiddet sarmalı sürüyor. Umuyorum müzik ve sanatla orada yaşananları durdurabiliriz.” diye konuştu.
Kiyev’de 1973’te dünyaya gelen Valentina Lisitsa, 2012’de YouTube kanalındaki bir performansının 50 milyonun üzerinde izlenmesinin ardından dünyaca tanındı.
Konserlerinde Sergei Rachmaninoff ve Charles Ives gibi bestecilerin eserlerini seslendiren Lisitsa, çok sayıda ülkede büyük övgü alan performanslara imza attı.
]]>CHP Ordu Milletvekili Seyit Torun, ROSATOM Müdürü Aleksey Lihaçev’in Sinop’ta nükleer santral yapımı konusunda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sözlü taahhüt verdiği yönündeki açıklamalarını Meclis gündemine taşıdı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın yanıtlaması istemiyle TBMM Başkanlığı’na soru önergesi veren Torun, şunları kaydetti:
“ROSATOM İLE SÖZ KESİLMESİNİN SEBEPLERİ ANLAŞILAMAMIŞTIR”
“Rusya Devlet Nükleer Enerji Kurumu(Rosatom) Genel Müdürü Aleksey Lihaçev, Devlet Duması’nda yaptığı konuşmada ‘Cumhurbaşkanı Erdoğan, başka bir sahanın bize devredilmesi için siyasi bir karar alındığını açıkça dile getirdi. Şimdi detaylar üzerinde çalışıyoruz. Büyük olasılıkla yeni inşaat sahası Sinop adını alacak’ şeklinde bir açıklama yapmıştır. Bütün itirazlara karşın 2012 yılından itibaren üzerinde çalışmalar yürütülen Sinop Nükleer Güç Santrali’nin yapımı konusunda Rosatom’a sözlü bir taahhüt verildiği anlaşılmaktadır.
Yapımına 2010 yılında başlanan ve 2023 yılında devreye gireceği açıklanan Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nde inşaat çalışmaları halen devam etmektedir. Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nin maliyeti yapım süreci boyunca sürekli artmış, 17 milyar dolar değerinde bir maliyet hesabıyla başlanılan projenin maliyeti bugün 24 milyar dolara çıkmıştır. Para yutan bir yatırıma dönüşen Akkuyu’dan ders alınmayarak bugün Sinop’ta yapılacak santral için yine Rosatom ile söz kesilmesinin sebepleri anlaşılamamıştır.
“ENERJİ İTHALATIMIZI ARTIRACAĞI AÇIKÇA GÖRÜLMEKTEDİR”
Hükümet kaynakları söz konusu nükleer santrallerin Türkiye’nin enerjide dışa bağımlılığını azaltacağını iddia etmektedir. Enerji üretiminin temel sorunu olan yakıt temini yapımı süren ve yapımı planlanan iki santralde de çözülmemiştir. Akkuyu ve Sinop Nükleer Santralleri ülkemiz coğrafyasında yok denecek kadar az bulunan uranyum madeninden üretilen yakıt ile çalışacak reaktörler ile donatılacaktır. Rus Rosatom tarafından inşa edilerek, ülkemizde enerji ürettiği halde Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne enerji satacak olan girişimlerin enerji ithalatımızı artıracağı açıkça görülmektedir.
Nükleer enerji üretiminde kullanılması mümkün olan toryum madeni açısından zengin yataklarımızın bulunmasına rağmen toryumun enerji üretiminde kullanılmasına ilişkin çalışmalarda gözle görülür bir ilerleme bulunmamakta, merhum Prof. Dr. Engin Arık’ın şüpheli ölümünden önce dile getirdiği ve üzerine çalışmalar yürüttüğü toryumdan temiz nükleer enerji üretimini gerçekleştirecek olan proton hızlandırıcı projesi ilerlememektedir. Türkiye öz kaynaklarıyla temiz enerji üreterek enerjide dışa bağımlılığı sona erdirecek, ucuz enerji teminini sağlayacak projelere ivedilikle ihtiyaç duymaktadır.”
Seyit Torun, Bakan Bayraktar’a şu soruları yöneltti:
“ROSATOM’A SİNOP İÇİN SÖZ VERİLMESİNİN SEBEPLERİ NELERDİR?”
“Akkuyu Nükleer Güç Santrali yapımı maliyetinin 17 milyar dolardan 24 milyar dolara çıkmış olmasının sebeplerini açıklar mısınız? Akkuyu Nükleer Güç Santralinin devreye alınacağı tarihi açıklar mısınız? Aradan geçen 14 yılda 1 nükleer güç santralini devreye alamayan Rosatom’a Sinop Nükleer Güç Santrali için söz verilmesinin sebepleri nelerdir? Rusya – Ukrayna Savaşı devam ederken, Rosatom Akkuyu ve Sinop Nükleer Güç Santrallerinin optimum sürede bitirilebileceğine dair herhangi bir teminat verebilmekte midir? Sinop Nükleer Güç Santrali’nin yapımı için Rus Rosatom dışında görüşülen ülke ve şirketleri açıklar mısınız? Ülkemizde bulunmayan uranyum madeni ile enerji üretimi yapacak olan, yabancı devletlerin girişimleri ve finansmanıyla inşa edilen, Türkiye Cumhuriyeti Devletine diğer enerji kaynaklarımızın maliyetinin 3 katı fiyatına elektrik satacak olan nükleer enerji santralleri ülkemizin enerjide dışa bağımlılığını nasıl azaltacaktır?”
]]>“SABAH UYANDIĞIMIZA 7 VE ÜZERİ DEPREM OLABİLİR”
Deprem uzmanı Prof. Dr. Naci Görür, 13,6 milyon sene önce Türkiye’nin levha hareketlerinin, bugünün hareketlerini yapacak şekilde oluştuğunu ve ülkedeki büyük fayların deprem ürettiğini söyledi. Türkiye’nin depremlerden kurtulamayacağını ve depremlerin sona ermeyeceğine dikkati çeken Prof. Dr. Görür, deprem dirençli yerleşim alanlarının oluşturulmasının önemini vurguladı. Prof. Dr. Görür, “Her depremde 80-90 bin insanı bir gecede toprağa veremeyiz. Bu bize yakışmıyor. Türkiye’de herhangi bir yerde, sabah uyandığımızda 7 ve üzeri deprem olabilir. Bu depremler de büyük afetlere neden oluyor. Can mal kaybımız fazla oluyor. Türkiye’de 5’in üzerinde depremler ölüme neden oluyor. Bizim bunu halletmemiz lazım. Bunu anlatmaya çalışıyoruz” diye konuştu. 6 Şubat’taki Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından yakın zamanda Japonya’da 7.6 büyüklüğünde deprem olduğunu ve 132 kişinin tesadüfen öldüğünü anlatan Prof. Dr. Görür, benzer depremin Türkiye’de olması halinde on binlerce kişinin ölebileceğinden bahsetti.
“GÖKDELENLERİ DİKMEYE BAŞLAMIŞLAR”
Antalya’nın jeolojisi hakkında bilgi veren Prof. Dr. Görür, Antalya’nın genç çökeller üzerine kurulduğunu söyledi. Antalya’nın büyük kısmının zemininin iyi ya da mükemmel olmadığına dikkati çeken Prof. Dr. Görür, falez ve traverten gibi karasal nitelikli kireç taşlar ile alüvyon dolguların üzerinde kentin büyük bölümünün yer aldığını belirtti. Kentin doğusundaki zeminin alüvyon dolgusundan oluştuğunu aktaran Prof. Dr. Görür, “Antalyalılar rant hastalığına yakalanmış. Gökdelenleri dikmeye başlamışlar. Antalya’da ne kadar gökdelen yaparsanız, tehlikeyi büyütürsünüz. Özellikle büyük bina, gökdelen yapabilecek insanlardan uzak durun. O düşüncelerden de uzak durun. Deprem dirençli Antalya için özellikle alüvyon dolgu, zemin için son derece sakıncalı. Antalya’nın üzerinde oturduğu körfez dolgusu, problemli bir dolgu. Kireç taşları ve travertenler göreceli olarak alüvyonlardan daha iyi ama o da problemli. Depremde Antalya’nın doğusunda binalar ya ters döner ya da suyun içine batarlar” dedi.

“ANTALYA AKTİF FAYLARLA ÇEVRİLİ”
Antalya’yı tehdit eden fay sistemleri hakkında bilgi veren Prof. Dr. Görür, şunları söyledi; “Akşehir zonu, Isparta-Burdur zonu ile Göller Yöresi’nin bulunduğu yerler düşey atımlı fayların olduğu bölge. Antalya Körfez doğu, batı ve kuzeyden aktif faylarla çevrili. Antalya fay zonlarına 100 kilometreden uzakta değil, 50-60 kilometre uzakta. Bu fay kuşaklarında olacak depremler, Antalya’yı önemli etkiler. Doğrultu atımlı faylarda 100 kilometrelik çap içerisindeki yöreler depremden etkilenir. Antalya’nın güneyinde Akdeniz içerisinde Kıbrıs, Girit bölgesinde Helen yayı dediğimiz dalma batma zonu var. Üç büyük tektonik hat Antalya’yı tehdit etmekte. Güneyden dalma batma zonu büyük deprem üretebilir. Girit yakınlarında 8 büyüklüğünün üzerinde deprem üretmiş, her an 7’nin üzerinde deprem üretebilir. Bu tehlike denizden gelir. Antalya’yı tehdit eden fay söz konusu. Akşehir ve Fethiye Burdur zonu deprem ürettiği zaman Antalya ciddi şekilde etkilenebilir.”
“ANTALYA’NIN DOĞUSU DAHA ÇOK HASAR ALIR”
Yerel yönetimlere çağrıda bulunan Prof. Dr. Görür, Antalya’yı tehdit eden fayların incelenmesi, risk analizi ile risk azaltma çalışması yapılması gerektiğini ifade etti. Antalya’ya yapılacak altyapı çalışmaları ve yatırımların deprem dalgalarının kentin yapısına etkisinin belirlendikten sonra gerçekleştirilmesi gerektiğine değinen Prof. Dr. Görür, “Ciddi deprem olsa Antalya’nın doğusu daha çok hasar görür. Alüvyonun üzerinde olduğu için sıvılaşma da olur. O bölgeye gökdelenler dikiliyor. Batısında traverten veya kireç taşlarının üzerinde olan binalar yüksek olmamak kaydıyla biraz daha dirençli olabilirler. Alüvyonun bulunduğu yerlerde şansınız yok. Deprem anında alüvyonlar içlerinde su tuttuğu için çökellerdeki su basıncı yukarı iletiyor. Yukarı iletince evlerin direnci azalıyor. Bina suyun içerisinde gibi hareket etmeye başlıyor ya dönüyor ya da batıyor” diye konuştu.
5 MİLYON TON TNT PATLAMASINA BENZER ENERJİ
Depremin büyüklüğü ve şiddeti kavramları arasındaki farkı da anlatan Prof. Dr. Görür, Kahramanmaraş merkezli depremlerde 5 milyon ton TNT patlamasına benzer enerjinin açığa çıktığını söyledi. Yerel yönetimlerin kentleri depreme hazırlamaya yönelik çalışmaları hızlandırması gerektiğini anlatan Prof. Dr. Görür, altyapı çalışmalarında betonarme boru kullanılmasını eleştirdi. Betonarme boruların kırılgan yapısından dolayı depremden etkilendiğini anlatan Prof. Dr. Görür, zeminin yapısına uygun, esnekliği yüksek malzemeler kullanılmasını önerdi. Prof. Dr. Görür, kentlerde deprem anında çıkacak molozların gömüleceği veya bertaraf edileceği alanların henüz belirlenmediğini söyledi. Prof. Dr. Görür, “Güneydoğu’da 100 milyon ton moloz sağa sola gömüldü, çevre berbat edildi. İstanbul’da 350 milyon ton moloz çıkabilir. İstanbul’da bunu nasıl bertaraf edecek, geri dönüşüme tabi tutacaksanız. Kimse bilmiyor. Deprem eli kulağında gelirse ne olacak. Aceleyle kamyonlara doldurup, Marmara’ya dökersiniz. Marmara zaten ölüyor, Marmara da sizi öldürür” dedi.
“GERÇEK BEKA MESELESİ DEPREM”
Prof. Dr. Görür, Türkiye’deki gerçek beka meselesinin deprem olduğunu, İstanbul’da büyük deprem meydana gelmesinin ekonomik anlamda ülkeyi zora sokacağını söyledi. Deprem riski nedeniyle Marmara Bölgesi ve İstanbul’un stratejik yapısından dolayı hükümete öneride bulunduğunu anlatan Prof. Dr. Görür, “Marmara Bölgesi’ndeki sanayiyi Anadolu’ya taşıyın. Anadolu’ya altyapı yapın, sanayiyi teşvik edin. Deprem nedeniyle sanayi aynı anda tehdit altına girmez, İstanbul’un nüfusu azalır. Her şeyi Marmara Bölgesi’ne toplamışız. Stratejik olarak doğru değil” dedi.
Kahramanmaraş depremleri öncesi yıllarca o bölgede deprem beklendiğini anlatmaya çalıştığını kaydeden Prof. Dr. Görür, şunları söyledi; “Şimdi Tunceli, Pülümür, Bingöl yöresinin tehdit altında olduğunu düşünüyorum. Erzincan ile Bingöl, Karlıova arasında Kuzey Anadolu Fayı’nın bir kısmı geçiyor. O fay, en son 1794 yılında kırılmış. 7.2 büyüklüğünde deprem üretmiş. Her 250 senede bir ortalama deprem üretiyor. Onun için oradan endişe ediyoruz. 6 Şubat depremleri Arap levhasını Doğu Anadolu’ya 7-10 metre kaydırdı, sıkıştırdı. Kahramanmaraş’tan Hakkari’ye kadar olan kentlerde deprem riski fazlalaştı. Arap levhasının kuzeye ittirmesinden dolayı. Doğu Anadolu fayı, Kahramanmaraş’ın kuzeyi, Elbistan kuzeyinden Adana havzasında saçaklanıyor. 6 Şubat depremleri Adana’ya giren faylara stres yüklemiş olabilir. O bölgelerin dikkatli olması lazım.”
]]>Edinilen bilgiye göre, İzmir’de bir anaokulunda hizmetli olarak çalışan F.A. (31) ile Tokat’ta restoranda çalışan U.A. (37), yaklaşık 5 yıl önce sosyal medyadan tanıştı. Evlenmeye karar veren çift, bir süre Tokat’ta ikamet ettikten sonra sırasıyla İzmir, Gebze ve Sakarya’da yaşadı. Aynı zamanda çiftin bu evliliklerinden biri 3, diğeri 5 yaşlarında olmak üzere 2 kızı dünyaya geldi. 5 yıllık evli çiftin arasında taşındıkları Sakarya’da problemler başladı. İnternet ortamındaki görüntülü sohbet siteleri, U.A. ile F.A’nın arasını bozdu. U.A’nın karısı F.A’yı bu sohbet sitelerine girmeye ve başka erkeklerle konuşmaya zorladığı öne sürüldü. İddiaya göre, F.A’nın bunu kabul etmemesi üzerine U.A. farklı bir yönteme başvurdu. Kadın kılığına girdiği, sesini de değiştirerek başka erkeklerle sohbet ettiği ileri sürülen U.A’nın, bu şekilde canlı sohbet sitelerinden para kazandığı iddia edildi.
“Eşim benim telefonumdan birçok kişiyle yazıştı” iddiası
Öte yandan, 2022 yılının temmuz ayında Bursa’da yaşayan C.S. (34), iddiaya göre, sosyal medya üzerinden F.A. ile tanıştı ve ikili bir süre mesajlaştı. F.A’nın görüntülü konuşma için 100 TL istediği, C.S’nin de parayı gönderdiği öğrenildi. Bir süre sonra F.A’nın C.S’yi aralarında geçen yazışmaları yaymakla tehdit ederek, düzenli olarak para istediği iddia edildi. Şantaja dayanamayan C.S’nin ise Bursa Cumhuriyet Başsavcılığına giderek şikayetçi olduğu, F.A. hakkında dava açıldığı bildirildi. Suçlamaları reddeden F.A. ise bu yazışmaları kendi telefonundan U.A’nın yaptığını, eşinin bu şekilde birçok kişiyle yazıştığını iddia etti.
2023 yılının ocak ayında Sakarya’dan Kocaeli’nin Gölcük ilçesine gelen F.A., eşi U.A’dan boşanmak için dava açtı.
“Yaşadığımız mağduriyetlerden dolayı delilleri oluşturmam iki senemi sürdü”
Yaklaşık bir yıldır eşinden ayrı yaşadığını söyleyen F.A., “Boşanma davası henüz sonuçlanmadı. 3 ve 5 yaşında 2 kızım var. Yaşadığımız mağduriyetlerden dolayı delilleri oluşturmam iki senemi sürdü. Delilleri elde ettikten sonra polise ihbar ettim ve boşanma davası açtım. Eşimle evlenirken bana restoranda çalıştığını söylemişti. Dışarıdan normal aile gibi görünüyorlardı. İnternetten tanıştık ve evlendik. Evlendikten sonra sürekli adres değiştirmeye başladık. Sürekli çevresindeki insanlara yalan söylüyordu. Daha sonra bana da yalanlar söylediğini anladım” dedi.
“Külotlu çorap giyiyordu”
Eşinin kendisine bu sohbet sitelerine girmesi için baskı yaptığını iddia eden F.A., “Sitelerde soyunmamı isteyenler oluyordu. Ben yapamadığım için para gelmiyordu. Para gelmeyince eşim bana hakaret ediyordu. Hatta bir kişi bizden şikayetçi olmuş. Hat adıma kayıtlı olduğu için adamla konuşmadığım halde bana dava açıldı. Eşim, siteden konuştuğu adamdan şantaj ve tehditle para istemiş. Bu şekilde şikayet üzerine adıma dava açıldı. Eşim aldığı paraları sürekli kumarda yiyordu. Kadın külotlu çorabı giyiyordu. Yüzünü göstermiyor, sadece bacaklarını gösteriyordu. Canlı sohbet sitelerinde bulunan görevliler ‘Erkek misin?’ diye şüphelenip aradığında eşim beni konuşturuyordu. Eşim önceden bana ne diyeceğimi söylerdi. Sözünü dinlemediğim zaman bana kızıyor, hakaret ediyordu. Eşim 2 seneye yakın bu şekilde para kazandı” ifadelerini kullandı. – KOCAELİ
]]>Buca ilçesinde ikamet eden 2 çocuk annesi 37 yaşındaki Serap Şahin, 12 yaşındaki kızı Esra Şahin’i rutin sağlık kontrolleri için 2021’de Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesine götürdü.
Yapılan testlerde böbrek fonksiyonları normal değerlerinin altında çıkan Şahin’e diyaliz uygulanmaya başlandı. Yaklaşık bir yıl diyalize giren ancak sağlık sorunları giderek artmaya başlayan küçük kız için doktorları nakil kararı aldı. Bunun üzerine uygun donör arayışına girildi.
Bu süreçte anne Şahin kızına böbreğini vermek istedi. Yapılan tetkiklerde annenin sonuçları kızıyla uyumlu çıktı. Anneden alınan böbrek, 14 Şubat’ta İzmir Şehir Hastanesinde kızına nakledildi.
Ameliyatın ardından böbrek değerleri normale dönen Esra Şahin, rahat bir şekilde su içmeye ve yemek yemeye başladı.
“Hiç tereddüt etmeden kızıma böbreğimi verdim”
Anne Serap Şahin, AA muhabirine, kızının yaşadığı rahatsızlık nedeniyle çok zor günler geçirdiklerini söyledi.
Kızının nakil olması için umutla beklediğini belirten anne Şahin, şunları kaydetti:
“Annede uyumlu olur sen denemek istiyor musun deyince hiç tereddüt etmeden kararımı verdim. 14 Şubat’ta nakil olduk. İnşallah uzun ömürlü olur. Diyaliz tedavisi özellikle çocuklar için çok zor. Doktorlar da ‘kızına ikinci bir hayat veriyorsun’ dediler. Evladını diyalizde görmek çok zor bir durum. Her an bir şeyle karşılaşmak. Yine tansiyonu yükselecek… O anları yaşamak çok zor. Yeter ki yaşasın, yeter ki hayatta kalsın. Hep onu düşünerek kızıma böbreğimi verdim.”
Şahin, ameliyattan çıktığında ilk olarak kızının durumunu sorduğunu, sağlık çalışanlarının bu süreçte hep yanlarında olduğunu dile getirdi.
Kızına ameliyattan sonra da gözü gibi baktığını anlatan Şahin, “En çok su içmesini, yemek yemesini özledim. Çünkü yemek yemesi çok büyük sıkıntıydı. Sofrada her şeyin var ama çocuğuna ‘sana yasak’ diyorsun. Bu çok acı bir durum. Bunların hepsini yaşayan bir anneyim. İnşallah sonu güzel olacak. Şimdi yeni yeni sevdiği şeyleri yiyor.” dedi.
Esra Şahin ise annesinin verdiği organ sayesinde rahat bir şekilde su içip yemek yemeye başladığını söyledi.
“Çocuk için yeni bir hayat bizim için yeni bir dönem başlamış oldu”
Çocuk Nefroloji ve Romatoloji Uzmanı Prof. Dr. Belde Kasap Demir ise Esra’nın diyaliz sürecinin zor geçtiğini, kadavra listesinde uygun organ bulunmayınca annesinden nakil yapmayı kararlaştırdıklarını anlattı.
Naklin birinci haftasında olunmasına rağmen anne ve kızı için her şeyin iyi gittiğini kaydeden Demir, “Çocuk için yeni bir hayat bizim için yeni bir dönem başlamış oldu. Nakil 14 Şubat’a denk geldi. Bilinçli olarak olmadı tabii. Aile de bu tarihe gelmesinden çok memnun oldu.” diye konuştu.
İzmir Şehir Hastanesi Organ Nakil Bölümü Sorumlu Hekimi Prof. Dr. Adam Uslu ise Esra’ya yapılan böbrek naklinin onun gelişimi için önemli olduğunu dile getirdi.
Avrupa’da kadavradan organ bağışının Türkiye’ye göre daha fazla olduğunu aktaran Uslu, “Organ bağışı konusunda okullarda eğitim verilmesi gerekiyor. Canlıdan böbrek almak bir yük getiriyor bize. Çünkü böbreği veren canlıya da en az 20 yıl süreyle kaybetmeden bakmak yaşamını garanti altına almak zorundasınız. Kadavra donör, dünyada tartışılmaz en önemli kaynak.” ifadesini kullandı.
]]>Bilkent Şehir Hastanesi Çocuk Hastanesi, Çocuk İmmünoloji ve Alerji Hastalıkları Öğretim Üyesi Doç. Dr. Betül Karaatmaca, AA muhabirine yaptığı açıklamada, primer immün yetmezliğin ağırlıklı olarak bebekler ve çocuklarda görülen nadir hastalıklar arasında yer aldığını söyledi.
Hastalığın bazen çocuklarda ilerleyen yaşlarda veya yetişkinlik döneminde de ortaya çıkabildiğini anlatan Karaatmaca, “Medyada da bilinen ismiyle ‘balon çocuk’ hastalığı, primer immün yetmezliğin en ağır formu olan, ilk 1 yaşta bulgu veren ağır kombine immün yetmezliktir. Hastalıkta özellikle 1 yaş altında tekrarlayan ağır, fırsatçı enfeksiyonlar, büyüme, gelişme gerilikleri ile karşılaşıyoruz.” ifadesini kullandı.
Doç. Dr. Karaatmaca, kalıtsal bağışıklık sistemi yetersizliğine neden olan en önemli risklere ilişkin, “Akraba evliliği ya da ailede immün yetmezlik nedeniyle kaybedilen bebek, çocuk ölümü olması bize bu hastalığı düşündüren, uyaran en önemli bulgular.” bilgisini paylaştı.
“Enfeksiyonlara karşı savunmasız hale geliyorlar”
Rahatsızlığın geçmişte ABD’de ağır kombine immün yetmezlik yaşayan, doğumunun 2’nci dakikasında özel steril ortama alınıp büyütülen bir bebeğin durumundan hareketle “balon çocuk” hastalığı olarak anıldığını dile getiren Karaatmaca, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu rahatsızlıkla doğan bir bebek, başlangıçta sağlıklı görünümde olabiliyor. Anneden geçen bazı antikorlar bebeği bir miktar koruyor ancak takip eden aylarda bebeğin bağışıklık hücreleri azalıyor ve enfeksiyonlara karşı savunmasız hale geliyor. En ufak bir durumdan hızlıca enfeksiyon kapabiliyor, ağızda geçmeyen pamukçuklar olabiliyor. Bu bebekler iyi beslenemediği, sık enfeksiyon geçirdiği, kronik ishal durumları yaşadığı için büyüme ve gelişme geriliği ortaya çıkıyor.”
“Erken tanı ve tedavi olmadığında 1 yaş civarında kaybediliyorlar”
Hastalarda erken tanı ve tedavinin önemine vurgu yapan Karaatmaca, “Bebeklerin erken tanıyla, etkin tedavisine başlanamazsa maalesef 1 yaş civarında kaybediliyorlar. Bu noktada hekimlerimizin hastalıkla ilgili farkındalığını artırmak çok önemli. Çünkü bu bebekler öncelikli ilk basamak sağlık kuruluşlarında görülüyorlar ve bazen immünoloji merkezlerine yönlendirilmeleri zaman alabiliyor.” diye konuştu.
Doç. Dr. Betül Karaatmaca, kemik iliği nakliyle hastalığın kesin tedavisinin mümkün olduğunu belirterek şöyle devam etti:
“Eğer kemik iliği erken dönemde yapılırsa hastalığın tedavisinde yüzde 95’lere varan başarı oranı sağlıyor. Bu sayede hastalarımız, tamamen sağlıklı bir yaşam imkanına kavuşuyor. Bu genetik geçişli bir hastalık olduğu için tekrarlama riski de bulunuyor. O yüzden aileleri bilgilendirmemiz, uyarmamız, farkındalık çalışmalarıyla akraba evliliği oranlarının azaltılması önemli.”
“Ülkemizde 10 binde 1 gibi bir görülme sıklığı söz konusu”
Çocuk İmmünoloji ve Alerji Hastalıkları Kliniğinin referans bir merkez olduğunu, Türkiye’nin dört bir yanından hastalara tedavi imkanının sunulduğunu vurgulayan Karaatmaca, bebeklerinde hastalık belirtileri gören, akraba evliliği bulunan ve bu hastalıktan daha önce bebeklerini kaybeden ailelerin mutlaka çocuk immünoloji kliniklerine başvurmaları gerektiğinin altını çizdi.
Karaatmaca, hastalığın görülme sıklığına ilişkin de şunları kaydetti:
“Primer immün yetmezlik, ABD’deki verilere göre 100 binde 1 oranda görülüyor. Ancak orada başlatılan yenidoğan taramalarıyla beraber, akraba evliliği yaygın olmamasına karşın, 50 binde 1 sıklığa kadar olduğu görüldü. Ülkemizde kesin veri olmamakla birlikte pilot yenidoğan çalışmalarının verisine göre, 10 binde 1 gibi bir görülme sıklığı söz konusu. Ülkemizde akraba evliliğinin daha fazla olması, hastalığın daha sık görülme riskini de artırıyor.”
“Akraba evliliğinin azaltılması nadir hastalıkları önlemek için çok büyük bir adım”
Çocuk Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Namık Yaşar Özbek de nadir hastalıkların giderek önem kazanan bir konu olduğuna dikkati çekerek, dünyada sık görülen hastalıkların tedavisinin büyük oranda çözüldüğünü ancak nadir hastalıklar için henüz bu durumun söz konusu olmadığını söyledi.
Prof. Dr. Özbek, “Nadir hastalıklar ülkemiz açısından çok önemli bir konu. Türkiye nüfusunun yaklaşık 25 milyonunu çocuklar oluşturuyor. Akraba evliliğinin sık olması, göç gibi durumların etkisiyle çocuklarımızda nadir hastalıkları da daha sık görüyoruz.” dedi.
Bilkent Şehir Hastanesinde Nadir Hastalıklar Günü kapsamında sağlık çalışanlarına yönelik uzmanların katılımıyla bilgilendirme toplantısı düzenlediklerini ve bu yılki temalarının primer immün yetmezlikler olarak belirlendiğini aktaran Özbek, şunları ifade etti:
“Türkiye’de yenidoğan taramaları kapsamında araştırılan nadir hastalıklar var ancak yüzlerce nadir hastalık olduğunu dikkate aldığımızda bunların her birini taramak mümkün değil. Bu nedenle akraba evliliğinin azaltılması nadir hastalıkları önlemek yönünden çok büyük bir adım olacaktır.”
]]>13 yıldır her bahar göçten geldiğinde Eskikaraağaç Leylek Köyündeki yuvasına yerleşen Yaren Leylek, yaz boyunca dostu Adem Yılmaz’la yeniden göle açılacak. 13 yıldır her bahar göçten geldiğinde Eskikaraağaç Leylek Köyü’nde Adem Yılmaz’ın kayağına konan Yaren onunla birlikte ilkbahar ve yazı geçiriyor.
Yaren Leylek geçen yıl Adem Amca ile 17 Mart’ta buluşmuştu. Bu yıl ise erken göç ederek, 29 Şubat itibariyle Adem Amca’nın kayığına konan Yaren, 13. kez onu bekleyenlerle buluşmuş oldu.
Öte yandan, Türkiye’yi Avrupa Leylek Köyleri Birliğinde temsil eden tek köy olan Bursa’nın Karacabey ilçesine bağlı Eskikaraağaç Leylek Köyü, her yıl göç döneminde on binlerce leyleğin geçtiği bir göç rotası üzerinde. Köy, aynı zamanda yerleşik leyleklere de ev sahipliği yapıyor.
Bundan 13 yıl önce, Uluabat Gölünde balık tutarken kayığına konan Yaren Leylek ile dostluğu başlayan Adem Yılmaz’ın tanık olduğu bu hikaye, fotoğraflanmasıyla birlikte uluslararası bir üne de kavuşmuştu. Hikaye, Yunanistan’da gölge oyunu olarak oynatılırken Avusturya ve Almanya’da ders kitaplarına konu oldu. 2019 yılında Burak Doğansoysal’ın filme aldığı ve Karacabey Belediyesi’nin katkılarıyla hazırlanan ‘Yaren’ adlı belgesel ise Prag Film Ödüllerinden en iyi belgesel ünvanlıyla dönmüştü. Geçtiğimiz yıl ise Karacabey Belediyesi, Balıkçı Adem ve Yaren Leylek’in heykelini yaptırarak, hikayenin köy meydanında ölümsüzleşmesini sağlamıştı.
Turizme de katkısı var
Yaren Leylek ve Adem Amca’nın bu masalsı hikayesi, köyde turizm hareketliliğini de beraberinde getirirken, köyde adeta Yaren Leylek turizmi başladı. Hikayeyi duyan ve leylekleri yakından görmek isteyen on binlerce doğasever, her yıl Bursa’nın Karacabey ilçesindeki Leylek Köyü Eskikarağaç’ı ziyaret ediyor. Yaren Leylek’in köyde koruyucu ailesi görevini de Beyzanur Çakıl üstleniyor.
Adem Amca ve Yaren’i görmeye gelenler arasında; Ata Demirer, Aslıhan Gürbüz, Yıldıray Şahinler gibi ünlü isimler de yer alırken, Karacabey Belediye Başkanı Ali Özkan da hikayeyi 7/24 canlı izlemek isteyenler için internet üzerinden Yaren Leylek yayınını açtıklarını duyurdu. Yarenleylek.com veya YouTube üzerinden kullanıcılar, 7/24 leylek yuvasını canlı olarak izleyebiliyor.
Bugün sisli bir havadaki tarihi ana bölgeyi turizm köyü haline dönüştüren Karacabey Belediye Başkanı Ali Özkan da katıldı. Özkan; Adem Yılmaz’ın sevincine ortak olurken, duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
Balıkçı Adem Yılmaz da Yaren’in bu sene erken geldiğini kaydederek, “Çok şükür kavuştuk. İnşallah bu sene de güzel günler geçireceğiz” ifadelerini kullandı. – BURSA
]]>Uzmanından uyarı: Çocuğunuzda kas ağrısı varsa böbrek tıkanmasına neden olabilir
İSTANBUL – Bahar aylarında ‘B’ tipi influenza hastaları oranında artış yaşanacağını belirten Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Bekir Muhsin Arpaözü, çocuklu aileleri uyardı. İnfluenzanın genellikle hafif seyretmesine rağmen bazı durumlarda ağır atlatılabileceğinin altını çizen Uzm. Dr. Arpaözü, “Çocuğunuzda kas ağrısı var ve yürümesinde aksaklık varsa mutlaka doktora başvurun. Çünkü kas iltihaplanması tedavi edilmezse sonucu böbrek tıkanmasına kadar gidebilir. Bu da ‘çocuğunuzun diyalize girmek zorunda kalması’ demektir” dedi.
İnfluenza(Grip) A ve B tipi olarak 2 farklı grupta görülmektedir. Bunların salgın zamanları ise değişmektedir. Kış döneminde özellikle A tipi görülürken bahar başlangıcında B tipini görmeye başlarız. Şuanda hastaneye başvuran hastalarının yaklaşık yüzde 20-30’unda influenza tespit ettiklerini belirten Çakmak Erdem Hastanesi’nde Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Bekir Muhsin Arpaözü, “Ama bu oran zannediyorum ki önümüzdeki birkaç hafta içinde artacaktır. ‘B’ patlaması yaşayacağız. Hasta sayımız normalinden kat kat fazla olacaktır. Bu yüzden ailelerin böyle olmadan bu konuda uyanık olup önlem alması oldukça önemli” açıklamasını yaptı.
“Bol su içilip istirahat edilirse kas hasarı iyileşir”
İnfluenzanın kendini öksürük, yüksek ateş, kusma, genel durumda bozukluk olması gibi belirtilerle gösterdiğini söyleyen Uzm. Dr. Arpaözü şunları söyledi:
“Çocukların çoğu influenzayı ayakta atlatır. Bazı çocuklarda ise çok ağır seyredebilir. Buna bağlı zatürreler görülebilir. Bazen beslenme bozuklukları nedeniyle serum tedavisi alması için yatırdığımız hastalar da olur. Aileler influenza dönemlerinde sıklıkla korku içinde ‘çocuğum yürüyemiyor’ diyerek bizlere başvurur. En sık bacak ağrıları olur. Uyluk ve baldırdaki kaslar tutulur. İnfluenza bu kaslarda yoğun şekilde iltihaplanma yapar. Çocukların kaslarında harabiyete sebep olur. Çoğunlukla iyi seyirlidir. Bu durum 1-5 gün içinde atlatılabilir. Ailelerin bu konuda dikkat etmesi gereken şey çocukların bol sıvı almasıdır. Kas hasarı olduğunda ortaya çıkan zehirli maddeler, kandan böbrek yoluyla atılır. Bu çok fazla olursa böbreklerde tıkanmaya sebep olur. Bu tıkanmanın olmaması için istirahat yani kasları kullanmaması ve bol sıvı alması çok önemlidir.”
“Böbrekleri hasar görmemesi için hastanede sıvı tedavisi veriyoruz”
Tedavi yöntemlerini anlatan Uzm. Dr. Arpaözü, “Hastaya ağrı kesici ve ateş düşürücü veriyoruz. Gerekli çocuklarda böbrekleri hasar görmemesi için hastanede sıvı tedavisi veriyoruz. Bazen influenzaya bağlı beslenme bozuklukları da olabilir. Çocuklarda da yatarak serum tedavisi uyguluyoruz. Böbrek hasarı olmaması için olabildiğince erken dönemde çocuğun böyle bir hastalığı olduğunu tespit edip o yönde tedavisinin başlanması lazım. Böbrek hasarı gördüğümüz çocuklar genellikle doktora geç başvuranlardan çıkıyor” açıklaması yaptı.
“Lütfen çocuğunuzu ıhlamur ve bitki çayı ile tedavi etmeye çalışmayın”
Uzm. Dr. Arpaözü, “Ailelerden özellikle istediğim bir şey var; çocuklarıyla ilgili bir rahatsızlık varsa evde kendileri bunu tedavi etme yönüne gitmesinler. Çok ağır gribal enfeksiyonlar geçiren çocuklar, sadece ıhlamur, bitki çaylarıyla evde tedavi edilmeye çalışıldığı için kötü durumlar yaşayabiliyorlar. Dolayısıyla ailelerin çocuklarıyla ilgili bir şikayetleri varsa doktora başvurunlar” şeklinde konuştu.
“En iyi PCR testiyle saptanıyor”
İnfluenzayı yapılan iki ayrı test ile tespit edebildiklerini belirten Uzm. Dr. Arpaözü, “Bunlardan birisi hızlı testtir. Bunun sonuçları bir saat içinde çıkar. Ancak güvenilirliği biraz daha düşüktür. Diğeri ise PCR testidir. PCR testinin sonuçlanması biraz daha uzun sürer. 6-12 saatte kesin tanıyı koyar” dedi.
]]>Kastamonu’dan yaz tatili için Adana’ya gelen Hüda ve Gazi Demir çiftinin oğulları 9 yaşındaki Doğukan Demir’in şikayetlerinin artması üzerine başvurdukları hastanede, küçük çocuğa lösemi teşhisi konuldu. 2006 yılında Çocuk Hematolojisi Uzmanı ve Çocuk Kemik İliği Nakli Merkezi Sorumlusu Prof. Dr. Bülent Antmen’in kontrolünde tedaviye başlandı.
2009 yılında Acıbadem Adana Hastanesi’nin açılması ve Bülent Antmen’in hastanede çalışmaya başlamasıyla Doğukan Demir, tedaviye bu hastanede devam etti. Yaklaşık 5 yıl tedavi gören Doğukan, zorlu tedavi sürecinin ardından kemik iliği nakline gerek kalmadan lösemiye karşı verdiği savaşı kazandı.
Kontrolleri devam etti
Lösemiye karşı verdiği mücadeleyi kazanan Doğukan, 3 ayda bir yine doktorunun yanına gelip kontrollerini yaptırdı. Bu sırada Doğukan, önce liseyi ardından da üniversitede sosyal hizmetler bölümünü başarıyla tamamladı.
Lösemili çocuklara umut oldu
Hem lise hem de üniversite döneminde Doğukan Demir, Acıbadem Adana Hastanesi’ndeki gönül bağını hiç koparmadan ve doktorların izin verdiği ölçüde lösemili çocuklarla moral etkinliklerine katıldı. Kendisi gibi hastanede tedavi gören kardeşlerini yalnız bırakmayan Doğukan, onların gönüllü ağabeyi oldu.
Lösemiyi yendiği hastanede işe başladı
Üniversiteyi tamamlayan Doğukan, lösemi savaşını kazandığı hastaneye iş başvurusunda bulundu. Gerekli yetkinliklere sahip olduğu tespit edilen Doğukan işe alındı ve hastanenin tıbbi arşiv bölümünde çalışmaya başladı. Şimdi hastanede kendisi gibi tedavi gören lösemili çocuk hastaların dosyalarının ona geldiğini, bu dosyaların onu ayrıca duygulandırdığını söyleyen Doğukan, aynı süreci yaşamış biri olarak neler yaşadıklarını çok iyi bildiğini belirtti.
“Zorlu tedaviyi atlattı”
İhlas Haber Ajansı’na konuşan ve Çocuk Hematolojisi Uzmanı ve Çocuk Kemik İliği Nakli Merkezi Sorumlusu Prof. Dr. Bülent Antmen, Doğukan’ın kendisi için çok özel olduğunu söyledi. Antmen, “Doğukan ile 2006 yılında tanıştık. Tetkiklerimizden sonra Doğukan’a lösemi teşhisi koyduk. Çok yoğun tedaviye başladık. Onun ilk 1 yılı Doğukan hastanede kaldı ve çok ciddi tedaviler gördü. Toplam 6 kürü 10-11 ayda aldı. Bu kürlerden sonra oral tedavi süreci sürdü ve o süreyi de Doğukan başarıyla bitirdi. Tedavisiz olduğu dönemde de kontroller devam etti. Doğukan tedaviden sonra okuluna döndü ve üniversiteden sonra karşımıza bir delikanlı olarak çıktı. Doğukan, hastanemizde işe başladı. Onun sağlıklı büyüdüğünü görmek güzel, ama Doğukan aynı zamanda tüm çocuk hastalarımız için bir umut. Kanseri yenip, iyileşebileceklerine dair canlı örnek ve çok büyük bir umut oldu” ifadelerini kullandı.
Hastalarının büyüyüp yetişkin olduklarını görmenin, aynı hastanede çalışmanın çok güzel bir duygu olduğunu söyleyen Prof. Dr. Bülent Antmen, Doğukan’ın hastanede işe girmesinden dolayı mutlu olduğunu belirtti.
“Bülent hocam benim ikinci babam”
Doğukan Demir ise yaşadığı zorlu sürecin ardından lösemiyi kazandığı hastanede işe girdiği için mutlu olduğunu belirterek, “İlk 4 sene çok ağır olmak üzere toplamda 5 sene tedavi gördüm. Ağır kemoterapiler uygulandı. Bu süreçte çok zorluklar çektim çünkü çocuktum. 9 yaşındaki bir çocuk için gerçekten zor günlerdi. Ağır kemoterapiler alıyordum. Bazı yiyecekler kısıtlanıyordu, çorbayı bile pipetle içtiğim günler yaşadım. Dışarı çıkmak istiyordum, top oynamak istiyordum ama bana yasaktı. O zaman Bülent hocama biraz kızıyordum. Büyüdükçe anladım tabii; Bülent hocama o kadar büyük saygı ve sevgi duydum ki anlatamam. Şu anda beni hayata bağlayan doktorumla aynı hastanede çalıştığım için çok mutluyum. O benim ikinci babam. Kendisine minnettarım. Beni tedavi eden doktorumla aynı hastanede çalışmak çok güzel bir duygu. Bülent hocam benim ikinci babam, o da beni oğlu gibi görüyor, onunla aynı hastanede çalışmak çok ayrı, çok güzel bir duygu” diye konuştu. – ADANA
]]>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 31 Aralık 2023 yılı Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) sonuçlarına göre nüfusu 1 milyon 148 bin 241 olan Aydın’ın ilçe ve mahalle nüfusları da belli oldu. Toplam nüfusun 569 bin 291’ini erkekler, 578 bin 950’sini ise kadınların oluşturduğu Aydın’ın en fazla nüfusa sahip ilçesi Efeler olurken, Efeler’e bağlı Zafer Mahallesi’nin de kadın nüfusu adeta erkekleri ikiye katladı. Mahallede 3 bin 614 erkek bulunurken bu rakam kadınlarda 6 bin 80 oldu. Ayrıca en fazla nüfusun bulunduğu mahalle ise 23 bin 414 nüfusuyla Girne Mahallesi oldu. Girne Mahallesi’ni 22 bin 64 nüfusuyla Efeler Mahallesi, 21 bin 654 nüfusu ile Mimar Sinan Mahallesi takip etti. En az nüfusun bulunduğu mahalle ise 54 kişi ile Yağcılar Mahallesi oldu.
“En fazla nüfus Girne’de”
Efeler’de bulunan merkez mahallelerin nüfuslarına bakıldığında Adnan Menderes Mahallesi’nin nüfusu 7 bin 930 erkek, 8 bin 410 kadın olmak üzere toplam 16 bin 340 oldu. Ata Mahallesi’nin nüfusu 6 bin 501 erkek, 6 bin 439 kadın olmak üzere toplam 12 bin 940 oldu. Cuma Mahallesi’nin nüfusu 2 bin 513 erkek, 2 bin 863 kadın olmak üzere toplam 5 bin 376 oldu. Cumhuriyet Mahallesi’nin nüfusu 6 bin 18 erkek, 6 bin 755 kadın olmak üzere toplam 12 bin 773 oldu. Efeler Mahallesi’nin nüfusu 10 bin 800 erkek, 11 bin 264 kadın olmak üzere toplam 22 bin 64 oldu. Fatih Mahallesi’nin nüfusu 4 bin 315 erkek, 4 bin 450 kadın olmak üzere toplam 8 bin 765 oldu. Girne Mahallesi’nin nüfusu 11 bin 401 erkek, 12 bin 13 kadın olmak üzere toplam 23 bin 414 oldu. Güzelhisar Mahallesi’nin nüfusu 4 bin 514 erkek, 5 bin 28 kadın olmak üzere toplam 9 bin 542 oldu. Hasanefendi-Ramazan Paşa Mahallesi’nin nüfusu 2 bin 540 erkek, 2 bin 618 kadın olmak üzere toplam 5 bin 158 oldu. Ilıcabaşı Mahallesi’nin 710 erkek, 699 kadın olmak üzere toplam bin 409 oldu. İstiklal Mahallesi’nin nüfusu bin 44 erkek, bin 44 kadın olmak üzere toplam 2 bin 88 oldu. Kemer Mahallesi’nin nüfusu 4 bin 739 erkek, 4 bin 864 kadın olmak üzere toplam 9 bin 603 oldu. Köprülü-Veysipaşa Mahallesi’nin nüfusu 2 bin 722 erkek, bin 849 kadın olmak üzere toplam 4 bin 571 oldu. Kurtuluş Mahallesi’nin nüfusu 4 bin 503 erkek, 5 bin 718 kadın olmak üzere toplam 10 bin 221 oldu. Mesudiye Mahallesi’nin nüfusu 2 bin 698 erkek, 2 bin 766 kadın olmak üzere toplam 5 bin 464 oldu. Meşrutiyet Mahallesi’nin nüfusu 6 bin 488 erkek, 7 bin 72 kadın olmak üzere toplam 13 bin 560 oldu. Mimar Sinan Mahallesi’nin nüfusu 10 bin 495 erkek, 11 bin 159 kadın olmak üzere toplam 21 bin 654 oldu. Orta Mahalle’nin nüfusu 4 bin 244 erkek, 3 bin 964 kadın olmak üzere toplam 8 bin 208 oldu. Osman Yozgatlı Mahallesi’nin nüfusu 9 bin 818 erkek, 7 bin 990 kadın olmak üzere toplam 17 bin 808 oldu. Yedieylül Mahallesi’nin nüfusu 5 bin 583 erkek, 5 bin 942 kadın olmak üzere toplam 11 bin 525 oldu. Zafer Mahallesi’nin nüfusu 3 bin 614 erkek, 6 bin 80 kadın olmak üzere toplam 9 bin 694 oldu. Zeybek Mahallesi’nin nüfusu 3 bin 903 erkek, 3 bin 907 kadın olmak üzere toplam 7 bin 810 oldu. – AYDIN
]]>Sadık dost kendisini besleyenleri koruyor
Şingah Mahallesi sakinlerinin kucak açtığı Çirkin, mahallelilerden gördüğü sevgi karşısında vefasını mahalleye yabancıları sokmayarak ve dans ederek gösteriyor. Ara ara kendisini besleyen vatandaşların yanında yabancı biri gördüğünde kıskançlık krizi yaşayan sadık dost Çirkin, kendisini besleyen insanları başkalarından kıskanıyor. Mahalle sakini Beyhan Köse’nin iddiasına göre Çirkin, kombileri bozulduğu için eve gelen tamirciyi Köse’nin yanında görünce ısırdı. Saldırma, ısırma huyunun olmadığını ve ilk defa böyle bir şeyi gördüğünü belirten Köse, “Bizi sevip, sahiplendi. Kıskançlığından yapıyor. Bizi kimseyle paylaşamıyor. Yanımızda birini görünce bize zarar vereceğini düşünüyor ve koruma içgüdüsüyle direkt yanımıza geliyor ve yanımızdakinden korumaya çalışıyor” dedi.
Köpeğin çirkin olmadığını aksine çok güzel ve akıllı olduğunu vurgulayan Köse, insanların severken çirkin diye sevdiği için adının o şekilde kaldığını kaydetti. Mahallede herkesin Çirkin’i sevdiğini ve soğuk kış günlerinde de unutmadıklarını aktaran Köse “Çirkin bizim dünya güzelimiz. Çirkin değil aslında nazar almasın diye Çirkin diyoruz. Çok tatlı, hepimizi ayrı ayrı çok seviyor. Mahallemize yabancı birisi gelse, izin vermiyor. Geçen gün evimize tamirci geldi, onla kapı önünde görüştüğüm esnada hemen gitti tamircinin ayağını ısırdı. Beni kıskanıyor, çok kıskanç bir şey Çirkinimiz. Mahalle olarak herkes seviyor, hayvanları ben de çok seviyorum ama bu bambaşka bir şey Çirkin’i sevmemek mümkün mü? Ben Leydi diyeceğim de artık ismine alışmış, ismini benimsemiş ismine yabancılık çeker, o yüzden Çirkin diyoruz” ifadelerini kullandı.
Mahallelinin gözdesi Çirkin alkış sesi duyunca dayanamıyor
“Alkış sesini duyunca ayaklarının üzerine kalkarak oynuyor, öpücük veriyor” diyerek konuşan, Köse, “Şu an Çirkin hamile, pek rahatsız etmek istemiyoruz. O yüzden sadece besliyoruz, yavruları olunca daha çok eğlenip oynayacağız, kendisi de oynamayı çok seviyor. Alkışladığımız zaman o da alkış tutuyor, öpücük veriyor” sözlerini kullandı.
“Kapı önündeki tanımadığı ayakkabıları da alıp götürüyor”
Köse, Çirkin’in mahalleye gelen yabancılara tahammülünün olmadığını belirterek, “Ayakkabılarımızı bile kimseyle paylaşmıyor. Kapı önünde başkasının ayakkabısını görse alıp götürüyor. Niye geldiniz düşüncesiyle kapı önünden kaptığı gibi misafirlerimizin ayakkabılarını götürüyor. Bizim ayakkabılarımızı hiç almıyor. Kıskanıyor yani, bizim mahallemizin maskotu oldu. Biz de onu böyle sevip kabullendik” diye konuştu. – BAYBURT
]]>CHP Genel Başkanı Özgür Özel, TV100’de “Özel Röportaj” programına katıldı. Özel, burada gazeteciler Gürkan Hacır, Başak Şengül ve Erdoğan Aktaş’ın sorularını yanıtladı. Özel, gündemdeki konulara ilişkin şunları söyledi:
“PARTİ MECLİSİ’NDE BURSA, HİÇ TARTIŞILMADAN GEÇEN AZ SAYIDA İLDEN BİRİ OLDU”
“Bursa’da yarım kalan bir işi tamamlıyoruz. Geçen seçimlerde biliyorsunuz çok geriden başladığımız bir yarışı, çok küçük bir farkla kaybetmiştik. Hatta anketler kazanmaya yakın olduğumuzu söylüyordu. ve bu konuşulduğunda kimse inanmıyordu ama biraz da geçen sefer kesin kazanıyoruz motivasyonunun eksikliğinden birkaç puan farkla kaybetmiştik. O günden bu güne kadar Mustafa Bozbey, çalışıyor. Kemal Kılıçdaroğlu da o dönemde Sayın Bozbey’in adaylığını gayri resmi olsa da müjdelemişti. ‘Çalışacak bir aday olacak’ demişti. Sayın Bozbey, o günden bu güne çalıştı. Biz de arkasında durduk. Bursa’da özel çalıştık. Yerel seçim adaylarının belirlenmesinde çok farklı yöntemler, bazı yerlerde gecikmeler oldu falan ama Bursa’nın hassasiyetini ve önemini de biliyoruz. Parti Meclisi’nde Bursa hiç tartışılmadan geçen az sayıda ilden bir tanesi oldu. Biz adaylaşmadan sonra ilk kontrol anketlerini yaptırıyoruz. Bu konuda bayağı keyfimizi yerine getiren sonuçlar geliyor.
“ANKET YETKİLİSİ SUNUMUNUNDA DA ANKARA’DA ‘YARIŞ BİTTİ’ DEDİ”
Biz toplam 390 bin tekil anketle adaylarımızı belirledik. Şu anda da memnuniyet anketleri yapıyoruz. Aday performans anketleri yapıyoruz. O anketlerde iyi sonuç alıyoruz. Aday belirleme sürecindeki toplam anket sayısından bahsediyoruz. 90 bin tekil görüşme, toplam 350 bine yakın anket var. Bunlar aday belirleme sürecinin anketleri. Sonrasında da devam ediyoruz. Bu anketlerde de iyi sonuç var ama orada 390 bin kişiyle konuştunuz falan değil. Heralde onlar da 60 – 70 bin kişi olmuştur. Ankara’da yarış artık ‘CHP kaç belediye çıkaracak? CHP belediye meclisinde çoğunluğu sağlayacak ama farkı açacak mı? Açmayacak mı?’ Ankara Büyükşehir Belediyesi yarışı tamamlanmış görünüyor. Her ölçüm daha ileri gidiyor. Anket yetkilisi sunumununda da Ankara’da ‘yarış bitti’ dedi. Ankara’da AK Partililere de sorsanız Mansur Yavaş’ın her seferinde farkı açtığını görüyoruz. Zaten rakip adayın motivasyon düşüklüğünden de gözlüyorsunuzdur. Ekrem İmamoğlu, İstanbul’daki her ölçümde 1,5 – 2 puan farkı açıyor. Kurum gelene kadar, DEM’in adayı çıkana kadar… Olmayan adaylar ölçülemiyor. Fikir, sonuç vermiyor. Bütün adaylar belli olduktan sonra gelen her ankette 1 puan, 1,5 puan farkı açıyoruz.
“YENİDEN REFAH PARTİSİ’NİN ADAYLIĞI DA AK PARTİ’YE OY KAYBETTİRİYOR”
Bu seçim özel bir seçim. Birincisi, CHP’nin tek başına girdiği bir seçim. Herhangi bir ittifak yok. Geçen seçimde şöyle bir şey vardı: Yüksek bir motivasyonu vardı HDP’nin ve diyordu ki ‘Biz AK Parti’ye kaybettirmek üzere aday çıkarmıyoruz. Kazanacağımız yerlerde kendimiz yarışıyoruz. Şansımızın olmadığı bir yerde aday çıkarmıyoruz. AK Parti kaybetsin yeter.’ Bu kendi seçmenine AK Parti karşısında kim güçlüyse oy ver demekti. Hatta bir ara İYİ Parti’nin birkaç yerde, Ahlat’ta ve Iğdır’da aday çıkarmasının ardından İYİ Parti’nin olduğu yerlere aday çıkardılar. Birçok yerde adayları yoktu. İki; İYİ Parti ile belirli şehirlerde biz belirli şehirlerde onlar ittifak halindeydik. Yarışmıyorduk hemen hemen hiçbir yerde. Orada da İYİ Parti seçmeninin yüksek bir motivasyonu vardı. Bu ikisini topladığınızda neredeyse yüzde 2 gibi bir şey çıkıyor ortaya. Bugünkü anketlerin üzerine yüzde 2 koysanız, biz böyle Anadolu coğrafyasını kendi rengimize boyamış oluruz. Tabii ki bu yüzde 20 bazı yerlerde daha düşük, bazı yerlerde o boyutlardaki geçmiş seçimlerde gelen oy olmadığında neyi nerede başarı sayacağınıza bakmak lazım. Bu arada sadece aleyhimize olanları konuşmayalım… Yeniden Refah Partisi’nin adaylığı da AK Parti’ye oy kaybettiriyor. Bazı yerlerde çok farklı partilerin adaylıkları, farklı etkiler yapıyor. Mesela Zafer Partisi’nin adayı kimden alıyor belli değil. MHP’den mi alıyor, CHP’den mi alıyor… O yüzden bu seçim çok özel bir seçim.
“20’Lİ RAKAMLARDAN ŞU PARTİYİ BİR KURTARALIM İSTİYORUM”
CHP açısından şöyle bir gerçeklik var. Kimseyi oyumuz çok, gücümüz çok diye küçümsemek istemem. O niyette değilim. Şunu söylemek gerekiyor ki, Millet İttifakı’nı kurduğumuz partilerle birlikte değiliz. ve geçen seçimlerde kayıtsız şartsız muhalefete destek veren bir parti de ortada yok ama Millet İttifakı’nı oluşturan seçmen bir yere gitmedi ve itirazları sürüyor. Onlar Saray’a, tek adama, ekonomik şartlara itiraz ediyorlar. ya da MHP kökenliyse, ‘Kongremizi kazanacakken Saray ile anlaştılar, kongremizi iptal ettirdiler. Biz MHP’de hakettiğimiz genel başkanlık ve parti yönetimine gelemedik Gittik parti kurduk’ diyen seçmen bu. Bu seçmenin AK Parti ve MHP ile bir araya gelmesini bekleyemezsiniz. Kimse bize mecbur değil. Herkesten büyük bir samimiyetle, büyük bir iştah ve taleple oy istiyoruz. Kimse bize mecbur değil. O seçmenin de temel itirazları duruyor. CHP’de yaz boyunca dile gelen yaptıkları bazı itirazlar da ortadan kalkmış durumda. Örneğin gizli protokolden bahsediyorlardı. ‘Bu bizi kandırmak’ diyorlardı. Biz o gizli protokol mevzusunda parti adına özeleştirimizi vermiş durumdayız. İYİ Partilileri sahada görüyorum ve abi-kardeş gibiyiz. Partiler açısından kendi adayının kazanmasını ister herkes. Kazanamıyorsa, en istemediğini kaybettirecek adayda birleşir. Böyle bir sürecin içindeyiz. İttifaklar yapabilseydik bambaşka şeyler olabilirdi. Yüzde 35’i zorlardık. Yüzde 40’a yaklaşırdık. Şu anda CHP’nin kendi gücüyle, bu adaylarla benim gördüğüm, geçmem gerekir ve iyi olur dediğim rakam yüzde 30 psikolojik sınırını aşmak. 20’li rakamlardan şu partiyi bir kurtaralım istiyorum.
“‘CHP GELİRSE SOSYAL YARDIMLARI KESECEK’ DİYORLARDI. SONUÇ, BEŞ KATINA ÇIKARILDI”
Kaybedecek bir tane belediyemiz yok. Kaybetmek istemiyoruz. Çok özel olarak üzerinde hassasiyetle anketlerin üzerinde durmamızın sebebi de eğer bir yerde sıkıntı görürsek oralarda çok daha fazla dikkat ve enerji vermek. Genel başkan olarak girdiğim yerel seçimlerde partimizin belediye kaybetmesini istemem. Geçen seferki ittifak ve destek ortamından çok geride bir yerdeyiz ama partinin bir enerjisi var. Toplumun beklentileri var. Adaylarımız var. En önemli güvencem; Mansur Yavaş’ın, Ekrem İmamoğlu’nun Vahap Seçer’in, Zeydan Karalar’ın yani belediye başkanlarımızın bir de gerçekten yatsınamayacak performansları var. Eğer kötü bir dönem geçirmiş olsalardı partinin başında kim olursa olsun öyle beğenilmeyen belediye başkanını öyle sizin beğendirtmeniz çok kolay değil. Çok net söyleyeyim, pandemide yaptıkları özellikle… ‘CHP gelirse sosyal yardımları kesecek’ diyorlardı. Sonuç, beş katına çıkarıldı. AK Partili belediyeler pandemide gözlerine ışık tutulmuş tavşan gibi kaldılar. Uzun bir süre kaldılar.
“KANDİL’LE ANLAŞMAYA ÇALIŞANLARIN, HEYET YOLLAYANLARIN YAPTIKLARI İŞLER ORTADA”
Geçen seçimde DEM Parti, AK Partiye kaybettirme motivasyonuna sahipti. Bu seçimde AK Partiye kaybettirme gibi bir motivasyonları yok. Bazı yerde çıkardıkları aday bize kaybettirmeye yönelik. Bazı yerde AK Parti’ye kaybettirebilir. Ama bu seçimde bizim DEM ile olan ilişkimizde ne onların kayıtsız şartsız desteği söz konusu ne de bizim DEM ile kazanmaya yönelik iş birliğimiz söz konusu.Bazı yerlerde Kent Uzlaşısı olarak adlandırılan uzlaşılar sağlanmış durumda. Ama DEM’in adayları var. Bize de kaybettirebilecekleri bir çok yer olabilir. İmza, sözleşme, kaşe, protokol falan yok böyle bir şey. Yüzde 15, yüzde 10 DEM seçmeninin ya da Kürtlerin oy kullanacağı bir seçime gidiyorsunuz. Bir belediye başkan adayınız var ve o belediye başkan adayınız bir belediye meclis listesi yapıyor. Yüzde 15 Kürt seçmen ve disiplinli DEM seçmeni, bu seçmeni gözardı ederek bir belediye meclis listesi oluşturamazsınız. Kürt seçmen oy kullanırken kendisinin tanıdığı, itimat ettiği, bildiği bazı isimlerin bulunmasının kime ne mahsuru var? Bundan normal bir şey yok. Kandil’le anlaşmaya çalışanların, heyet yollayanların yaptıkları işler ortada. Abdullah Öcalan’dan mektup alıp, Taksim’in ortasında okutmadı mı? Devlet Bahçeli çıkıp ‘Artık HDP seçmeni kimi dinleyeceğini bilir’ dedi mi, demedi mi?
“EĞER HALK BELEDİYE BAŞKANINA SEÇİLDİĞİNDEN İLERİDE BİR DESTEK VERİYORSA, MEMNUNİYETİ PARTİNİN OYUNUN ÜSTÜNDEYSE YENİDEN ADAY YAPIYORUZ”
Yüzde yüz anketten çıkan sonucu uygulamadık, uygulayamazsınız ama anket sonuçlarının aksine çok az iş yaptık. Bazı yerlerde bazı zaruretler vardı ama mesela belediye bizdeyse memnuniyet anketi yapıyoruz. Eğer halk belediye başkanına seçildiğinden ileride bir destek veriyorsa, memnuniyeti partinin oyunun üstündeyse yeniden aday yapıyoruz. Zaman saman ‘Kurultay’da Kemal Beyi destekleyenleri adaylaştırmadınız’ deniyor. Bugün geldiğim Bursa, Kemal Beyin en kuvvetli savunucularından bir tanesiydi Sayın Bozbey. Ahmet Akın, kurmayı. Zeydan Karalar, Allah razı olsun kurultayı bana zindan edecekti. Mersin, Vahap Seçer. Kurultay’da ben bir tane oy almadım Mersin’den. Hepsini teker teker atadım, neden? Millet memnunsa ben de memnunum. Bazen anket kötüyse belediye başkanına önceden söylüyorum. Bazen başkan ‘Hayır’ diyor, bazen ‘Bendeki anketler o değil’ diyor, bazen ‘Aday göstermezseniz başka partiye giderim’ diyor. MYK’ya girene kadar bir fikrin oluyor. MYK’da 10-12 kişi başka bir şey diyor.
“BİR KADIN VE GENÇ DEVRİMİ YAPTIK”
Memnuniyet anketinde başkan başarısızsa ankete sokmuyoruz ama biz İzmir’in hassasiyetinden dolayı sayın başkanımızın kendisine de gösterdim. İzmir’de memnuniyet anketini 2 kez yaptık. 3 kez adayları sorduğumuza başkanı da koyduk. 4., sadece 5 adayı sorduğumuz yerde İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı’mız da vardı ve ankette kendisinden daha yukarıda olan bir arkadaşımız atandı. Anketlerimiz için 16 firmaya çağrı yapıldı, 8’i kabul etti. Bizim dijital dinleme ve yedekleme yapabildiğimiz şekilde yapılıyor anketler. Şüpheye düşünce dinleyebiliyoruz anketi. Adaylarda ankete baktık ama zaman zaman ‘Önseçim yapacaktınız, niye yapmadınız’ diye konuşuldu. 890 birimde önseçim yapma yetkisini örgütlerimize verdik. 199’unda önseçim oldu. Eğer bir il önseçim istiyorsa, ‘Sen önseçim falan yapamazsın’ demedik. Geçen seçimlerde CHP, 800 küsur yerde aday göstermişti. Bu seçimlerde bin 160 yerde aday gösterdik. Geçen seferkinin 2 katı kadın adayımız var. Seçilecek yerde bakarsanız 5 kat kadın adayımız var. 200 tane 40 yaş altında seçilecek adayım var benim. Bir kadın ve genç devrimi yaptık.”
Kadıköy Belediye Başkan aday adayı Gürsel Tekin’in istifası üzerine sorulan soruya, Özel şöyle cevap verdi:
“30 TANE ADAY ADAYI VAR. BİRİ SEÇİLİYOR, 29 TANESİ İSYAN EDERSE BU PARTİYİ NASIL YÖNETECEĞİZ BİZ?”
“Birkaç yerde belediye başkanımız aday oluyor, listelerin görüşüldüğü gece partiyi savunuyor aslanlar gibi. Aday olmadığını öğreniyor, ertesi sabah bombalamaya başlıyor, istifa ediyor, başka partiye geçiyor. Sen bu partinin milletvekilliğinden emekli olacaksın, gittiğin her yerde saygı göreceksin; bir gece önce adaysın, ertesi sabah da isyandasın. 30 tane aday adayı var. Biri seçiliyor, 29 tanesi isyan ederse bu partiyi nasıl yöneteceğiz biz? Gürsel abiyle Kadıköy adaylığı sürecinde konuştuk. Ben kendisini çok severim, ona saygım çoktur. Gürsel abinin gönlünü alırız, bir serinleme süresine de ihtiyacı var, kendisi de bu heyetlerde yer aldı. Serinledikten sonra babaevine döner.”
Özel, yerel seçimlere ve sonrasına ilişkin tartışmalarla ilgili değerlendirmelerine şöyle devam etti:
“HATAY İL YÖNETİMİYLE MÜZAKERE EDİLDİ. SONUÇ ŞU: ‘ADAY DEĞİŞTİRMEYE KALKTIĞIMIZ TAKDİRDE KAZANACAĞIMIZ BAZI İLÇELERİ KAYBEDEBİLİRİZ'”
“Hatay Belediye Başkan adayı belirlemek, herhangi bir belediye başkan adayı belirlemekten farklı çünkü Hatay’da çok büyük bir travma var. Bu travmadan sonra kendisi de orada depremzede olan, sonrasında da İBB’nin desteğiyle Hatay’da önemli işler yapmış, çalışmış ama bazı beyanları da kamuoyunda tartışma yaratmış bir isim. (Lütfü Savaş) Hatay’da aday belirleme sürecine ilişkin parti dışı etkenler de kendilerine siyasi meşruiyeti olmayan bir işi toplumsal bir meşruiyetle tanımlıyorlar. Hatay’la ilgili kabul ettiğim heyeti toplam 10 ilden kabul etmemişimdir. Lütfü Savaş’la ilgili 5 anket yaptık. Bunların her birinde de Lütfü Savaş’ı da sorduk, Savaş’a itirazların da bir kısmını gördük ama Twitter’ın yankı odasından ya da İstanbul’dan bakınca görünenin dışında Hatay’da bir başka Lütfü Savaş olduğunu da gördük. Anketlerde AKP ve Lütfü Bey kafa kafayaydı. Hatay il başkanı, bütün ilçe başkanları ve ilçe belediye başkanlarıyla müzakere edildi. Sonuç şu: ‘Kazanırsak Lütfü Beyle kazanırız. Aday değiştirmeye kalktığımız takdirde kazanacağımız bazı ilçeleri kaybedebiliriz. Lütfü Bey ivmelenen şekilde gidiyor.’ PM üyelerine, ‘Aday olarak önerebileceğiniz isimleri bana iletin’ dedim. Mert Fırat Hataylı, kendisine ‘Seni ankete koyalım mı’ dedik, ‘Yok abi’ dedi. Haluk Bey de değerlendirmiş, ‘Olmaz’ demiş ve resmi bir teklif götürmedik ama PM ya da MYK üyemiz söyleyip onay alsaydı ankete koyacaktık.
“YATILI OKUL ARKADAŞLARIMLA ARAMDAKİ İLİŞKİ NEYSE EKREM BEYLE ARAMDAKİ İLİŞKİ ODUR”
Saray rejiminin tek umudu 1 Nisan’dan sonra birbirine düşmüş bir CHP. CHP’deki bazı sonuçları hazmedemeyen çok az sayıda partinin köklerinden gelmeyen, nereden geldiği belirsiz kişilerin de tek umudu, partinin kavga etmesi. 10 yaşında yatılı okula gittim, 17 yaşında mezun oldum. O aradaki 6 sene yatılı kaldığım arkadaşlarım ve eşleriyle her sene bir hafta tatil yaparım. Hayatta dost bildiğimi düşmana çevirmedim, arkada kimseyi bırakmadım. Ekrem İmamoğlu’yla hem partinin kaderini değiştirmek hem Türkiye’nin kaderini değiştirmek üzere kader birliği yaptık. Bugüne kadar birbirimize ‘Öf’ demedik, birbirimizin hukukunu kendimizinken fazla koruyoruz çünkü böyle ‘Acaba kavga edeler mi’ çabaları olduğunda ve normalde en yakınlarınla paylaşmadığım bilgileri, Ekrem Bey de en yakınlarıyla paylaşmadığı bilgileri birbirimizle paylaşırız. Bu kadar kardeşlik hukuku içinde ilerleyen bir ilişki yok. Yatılı okul arkadaşlarımla aramdaki ilişki neyse Ekrem Beyle aramdaki ilişki odur.
“İSMAİL OK, İKİ ELİYLE SEÇİMİ AKP’YE BIRAKTI, YANİ KAYBETTİ”
Eski dosttan düşman olmaz, birinci prensibimiz bu. İkinci prensibimiz, İYİ Parti’yle ilişkilerimizi ikiye ayırıyoruz: Bir, Balıkesir özelindeki ilişkilerimiz. Orada İYİ Partililerden beklentimiz var. Geçen sefer biz Balıkesir’de Ahmet Akın’ı aday gösterdik, ortak adayımızdı. Seçimi almaya yakın değil, almıştı Ahmet Akın. İYİ Parti’nin İsmail Ok diye bir milletvekili vardı. İnanılmaz bir ısrarla ‘Balıkesir’i bize bırakın’ diye Meral Hanım istedi. Kemal Bey kabul etti. İsmail Ok, iki eliyle seçimi AKP’ye bıraktı, yani kaybetti. Sonra partisinden istifa edip AKP’ye katıldı. Şimdi yeniden milletvekili yapıldı. Meral Hanım’ın ‘Bunların hiçbirine bir borcum yok, sana var Ahmet. Bir gün borcumu ödeyeceğim’ dediğine şahit oldum. Biz Ahmet Akın’ı aday yaptık ve İYİ Parti’nin bu jesti yapmasını açıkça bekledik. Ben hala bekliyorum. Bu jesti İYİ Partili yöneticilerden görmüyorsak da Balıkesir’deki İYİ Partililerden göreceğimizi ümit ediyoruz.
“SOKAĞA ÇIKACAĞIZ, HAKKIMIZI ALACAĞIZ, EVİMİZE DÖNECEĞİZ”
TÜRK-İŞ açlık sınırı olarak 16 bin 200 lira ilan etti, bunlar emeklilere 10 bin lira veriyorlar. Açlık sınırının neredeyse yarısına emekliyi yokluğa, yoksulluğa mahkum etti. Yüzünü kapatan anneler, ablalar pazarda ezilmiş sebze-meyve topluyorlar. Bugün marketlerde çürümeye yüz tutmuşları olgunlaşmış sebze diye yarı fiyatına satıyorlar, millet onu kapışıyor. Bu tutmuş diyor ki, ‘Birileri emekliyi kışkırtıyor.’ Sen bu yaptıklarınla emekliyi kışkırtmıyorsun da ben bunu söyleyince mi emekliyi kışkırtıyorum? Keşke kışkırtabilsem, ümit ederim emeklileri sokağa dökebilsem, emekliler ve işçiler haklarını aramak için yürüseler, keşke 500 bin tane emekli Taksim’e gitse de zapt etse. Demokrasi, tepki ve protesto rejimidir. Bununla tanışacaklar. 10 bin lira verdiğin emekli susuyorsa ona hakkını arattırmak benim görevim. Biz bu milleti sokağa dökeceğiz kardeşim. Sokağa çıkacağız, hakkımızı alacağız, evimize döneceğiz. Sendikal haklar için de mücadele edeceğiz, zamlara karşı da direneceğiz. Kan akıtmayacağız, cam-çerçeve kırmayacağız ama hakkımızı arayacağız.”
]]>4. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmada, tutuklu sanık Mehmet Tekin, tutuksuz sanık Yakup Aktaş, müştekiler ve taraf avukatları hazır bulundu. Tutuklu sanık Ertan Danacı ise bulunduğu cezaevinden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla duruşmaya katıldı.
Tutuklu sanık Ertan Danacı, iç mekan tasarımcısı olarak binada dekorasyon işi yaptığını, kolon kesilmesi gibi bir durumun söz konusu olmadığını, yaptığı çalışma sonrasında ilgili kurumların herhangi bir aykırılık olmadığına dair rapor verdiğini savundu.
Binanın altında bulunan pastanedeki tadilatlar ile bu binanın yıkımının hiçbir ilgisinin bulunmadığını öne süren Danacı, “Pastanede tadilat yapılmasa dahi o binanın ayakta kalma şansı yoktur. Binanın beton dayanımı ve demirleri oldukça kalitesizdir. Bu yüzden pastanede yapıldığı iddia edilen tadilatlarla ilgili analiz yapılırsa, bu iddia edilen tadilatların yıkıma etkisinin olmadığı görülecektir.” dedi.
Danacı, binanın projesinde bulunan ancak uygulamada yapılmayan yerler olduğuna değinerek, mimari statik projede olmamasına rağmen binanın en statik bölgesine kaçak kat yerleştirildiğini, 8 metre uzunluğundaki taşıyıcı perdenin yapılmadığını ve binanın zemin etüdünün olmadığını savundu.
Kim tarafından ne zaman kesildiği bilinmeyen bir kolonun kepçe ile kazılarak çıkarıldığını belirten Danacı, şöyle devam etti:
“Sadece zemin ile asma kat arasında bulunan ama diğer 9 katta bulunmayan kolonun kesildiği görülmüş ve bunun yıkıma etkisinin araştırılması gerekmektedir. Ancak bu raporda dikkate alınmamış, herhangi bir akstan geçmiyor ve temelle bağlantısı yok. Bu kolona yükleme yapılmadığı için taşıyıcı olma özelliğe de yoktur. Bu direğin asma kat dışında düşey olarak yük taşımasına olanak yoktur. Bu raporların daha uzman bir yere gösterilmesi gerekmektedir.”
Fenni mesul tutuklu sanık Mehmet Tekin de hakkındaki iddiaları reddederek sürekli raporların konuşulduğunu ancak mühendislikten bahsedilmediğini söyledi. Tekin, “Burada her kolonda ve kirişin iki ucunda yükler sıfırlanır. Bir önceki kolon diğerine yük aktarmaz. Eğer oradaki bir kolon kaldırılırsa, o zaman kiriş kendisini imha etmeye çalışır.” dedi.
“İlk başta ‘kolon yok’ dediler ama statikte gözüküyor”
Binanın 1978 yönetmeliğine göre yapıldığını ancak 2018 yönetmeliğine göre ele alındığını belirten Tekin, binaya hazır beton dökmelerine rağmen kendilerine hala içinden çıkan kağıt parçalarından bahsedildiğini, bu konunun fizik kuralları çerçevesinde ve mühendislik açısından bakılarak değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Tekin, “İlk başta ‘kolon yok’ dediler ama statikte gözüküyor. Daha sonra ‘bu kolon buraya hiç yapılmamış’ dediler, var olduğunu nasıl kabul ettiniz? Şimdi hangi güç ile ‘bu kolonun kesilmesi binanın yıkımına etki etmez’ diyorsunuz? Burada binanın hasar gören yeri belli ama hala neden yıkıldığını tartışıyoruz.” ifadelerini kullandı.
60 yıllık mühendis olduğunu dile getiren Tekin, Ezgi Apartmanı’nda donatı ve betonun kalitesiz olduğu iddia edilse de o dönemde aynı ekiple yaptıkları Necip Fazıl Kısakürek Kültür Merkezi, Vali Konağı, Kahramanmaraş Müzesi gibi binaların hala sağlam olduğunu kaydetti.
Tutuksuz sanık Yakup Aktaş ise Ezgi Apartmanı’nı 8 şiddetindeki depreme dayanıklı olarak yaptıklarını savunarak, şöyle konuştu:
“O dönem bunun projesi Kahramanmaraş’ta 1 liraya yapılıyorken, ben bunu Ankara’da 10 liraya yaptırdım çünkü burada yapacak statikçi yoktu. Binanın projesini nervürlü demire göre yaptırdım. O dönem bu demir bulunmuyordu, yurt dışına ihraç ediliyordu gittim Hatay’dan getirttim. Kültür Sitesi’ndeki şantiyeme indirdim. Ben malzemeden çalmam, beni herkes bilir.”
Binaya torununun adını vermiş
4 defa vergi rekortmeni olduğunu, 1996 ile 1999 yıllarında Cumhurbaşkanı’ndan plaket aldığını anlatan Aktaş, ilk torunu Ezgi’nin adını binaya verdiğini, bu binayı saygın bir insan olarak eksik yapmayacağını savundu.
Aktaş, “2003 yılında yaşanan ekonomik krizde iflas ettim. Binanın alt tarafı iki ayrı büroydu, birisi bana ait diğer taraf Lütfi Bilir’e aitti. Ben iflas edince burası bankaya geçti, onlar da pastaneye sattılar. Binanın aradaki taşıyıcı perdeyi kırıp birleştirdiler ve 400 metrekare yaptılar. Benim yaptığım 23 tane bina var sadece ikisi yıkılmış. İki binada da kat malikleri tarafından kolon kesme ve dükkan genişletmeyle ilgili şikayetler var.” diye konuştu.
Binada 1999’dan beri apartman görevlisi olarak çalışan müşteki Mulla Kenger, kapıcı dairesinin iş yerine dahil edildiğini, kendisinin de 4. kata apartman yönetimiyle yapılan anlaşmayla yerleştirildiğini, 2017’de pastanede geniş çaplı tadilat yapıldığını, aynı iş yerinin daha önce boyacıyken gördüğü kolonu tadilat sonrası görmediğini söyledi.
Müştekilerin dinlendiği duruşma bugün devam edecek.
]]>Anadolu Ajansının (AA) Global İletişim Ortağı olduğu, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Basın Yayın Birliği Derneğinin desteğiyle Türkiye Basım Yayın Meslek Birliği (TBYM) tarafından organize edilen programla, İstanbul’un bir “telif marketi” haline getirilmesi amaçlanıyor.
93 ülkeden yaklaşık 1000 yayıncının başvuru yaptığı programa, değerlendirme sonucunda 66 ülkeden 258’i yabancı, 125’i yerli olmak üzere 383 profesyonel yayıncı katılmaya hak kazandı.
“Ürettiklerimizin pazarda karşılık bulması çok önemli”
TBYM Başkanı Mehmet Burhan Genç, Rami Kütüphanesi’nde yapılan bilgilendirme toplantısında, yayımcı, yazar ve fikir insanlarının işinin üretmek olduğunu belirterek, “Ürettiklerimizin pazarda bir karşılık bulması çok önemli.” dedi.
“İstanbul Publishing Fellowship” adıyla da anılan programla aslında bir pazar çalışması yaptıklarını dile getiren Genç, “Ülkemizde üretilen kitaplarımızın dünyaya tanıtılması ve dünyadaki çok farklı yerlerin ürünlerinin de Türkiye’de bilinir ve tanınır olması için bir imkan oluştu.” ifadesini kullandı.
Genç, program sayesinde sadece Türkiye’deki yayımcıların değil, İstanbul’da misafir edilen uluslararası konukların da diğer ülkelerle bağlantı kurma imkanı bulduğunu, aynı zamanda İstanbul’un dünyanın farklı bölgelerindeki insanların birbirlerini tanıyıp alışveriş yaptığı bir şehir haline geldiğini ve bir köprü niteliğini kazandığını söyledi.
İstanbul Ticaret Odası (İTO) Meclis Başkanı Erhan Erken de başından bu yana programın destekçisi olduklarını belirterek, “Bir kitabın başka bir dilde hayat bulması, yeniden doğması, bir iletişim dalgası oluşturması önemli bir şey. Bir kitap üzerinden farklı ülkelerdeki insanlar birbirlerini anlıyorlar, ortak bir paydada buluşuyorlar. Fellowship’in bu yönü özellikle bizim çok dikkatimizi çekiyor ve hoşumuza gidiyor.” diye konuştu.
“Meksika bizim için çok yeni bir pazar”
Toplantıya konuk olan Erdem Yayın Grubu Genel Yayın Yönetmeni Melike Günyüz, Türkiye’deki yayımcılar olarak dünyanın değişimine ve dönüşümüne ayak uydurduklarını, Kültür ve Turizm Bakanlığının da katkısıyla 2000’li yılların başından itibaren yurt dışında birçok fuara katılma imkanı bulduklarını dile getirdi.
Türkiye’deki kitapların yurt dışındaki okurlara da satılabileceğini ve yayımcılıkta farklı ülkelerde de pazarların olduğunu fark ettiklerini belirten Günyüz, “Yayımcıları İstanbul’a davet edip ‘Doğu ile Batı’yı birleştirebilir miyiz?’ noktasından hareket ettik ve bence bunda çok başarılı olduk.” dedi.
Pek çok ülkeden yayımcıların Avrupa’daki etkinliklere gidemediğini, fakat İstanbul’a rahatça gelebildiğini ifade eden Günyüz, Türkiye’nin bu anlamda Avrupalı yayıncıların, Türk Devletleri ve Arap ülkeleri gibi pek çok ülkedeki meslektaşlarıyla buluşabildiği bir ortak nokta ve buluşma alanı olduğunu vurguladı.
Günyüz, programın odak ülkesinin geçen yıl Özbekistan olduğunu belirterek, “Şu anda Özbekistan ile çok ciddi kitap alışverişine başladık. Bu yıl da Meksika’yı seçtik. Çünkü Meksika bizim için çok yeni bir pazardı, hiç bilmediğimiz bir yerdi. Bu anlamda bu sene Meksika’ya gittik. Meksika’da birçok yayımcıyla temas ettik ve onları Türkiye’ye davet ettik.” diye konuştu.
Program kapsamında 3 gün boyunca yapılacak etkinliklere ilişkin bilgi veren Günyüz, seminer ve etkinliklerin, odak ülke olan Meksika ile İsrail’in saldırılarının devam ettiği Gazze ve Filistin konularında gerçekleştirileceğini ifade etti.
İTO Yönetim Kurulu Üyesi Münir Üstün de İstanbul Publishing Fellowship’te Türk edebiyatından eserler yayınlayan yurt dışındaki 3 yayınevine ödül takdim edileceğini söyledi.
4 yıl önce “onur konuğu” sistemine başladıklarını dile getiren Üstün, “İlk olarak Azerbaycan konuk oldu. Azerbaycan’da eğer bugün bir kitap sektöründen bahsediliyorsa buradaki arkadaşlarımızın ve Azerbaycan’daki paydaşlarımızla oradaki yayımcıların ortak hareketlerinin ne kadar iyi olduğunu, birbirleriyle çok iyi ilişkiler geliştirdiklerini, iyi çeviriler yaptıklarını, Türk yayıncılarla diyaloglarının çok iyi olduğunu görebilirsiniz.” dedi.
Program hibrit bir modelde gerçekleştiriliyor
Uluslararası İstanbul Yayımcılık Profesyonel Buluşmaları ile dünya yayımcılarının işbirliğinin artırılması, İstanbul’un bir “telif marketi” haline getirilmesi ve sektörel gelişmelerin yakından takip edilmesi amaçlanıyor.
Çok sayıda ulusal ve uluslararası yayıncının bir araya gelmesine olanak sağlayan program, 2021’den itibaren hibrit bir modelde gerçekleştirilerek katılımcılarına hem fiziki hem de çevrim içi ikili görüşme yapma imkanı sunuyor.
Programda bugüne kadar 10 binin üzerinde telif ön anlaşması ve 15 binden fazla iş görüşmesi yapıldı.
Rami Kütüphanesi’nde 5 Mart’ta başlayacak programın açılışına, International Publishers Association Başkan Yardımcısı Gvantsa Jobava ve çeşitli ülkelerin yayıncı birliklerinin başkanları ile yöneticilerinin katılması bekleniyor.
Türk yayıncılık sektörünün entelektüel, sanatsal ve kültürel üretiminin farklı dillere çevrilmesine ve dünya çapında tanıtılmasına yönelik İstanbul Telif Ödülleri de bu yıl yapılacak. Ödüle layık görülenler aynı gün Windsor Hotel İstanbul’da düzenlenen törende açıklanacak.
2024’ün “odak ülkesi” Meksika
İstanbul Fellowship Publishing Programı’nda bir ülkenin yayıncılığının ve edebiyatının merkeze alınarak tematik bir şekilde işleneceği “odak ülke” etkinliğinde 2024’ün odak ülkesi olarak Meksika belirlendi.
Meksika edebiyatının ele alınacağı oturumlarda, Ana Maria Bermudez, Emiliano Becerril Silva ve Susana Figueroa konuşmacı olarak yer alacak. Ayrıca Meksika mutfağına ve müziğine dair kültürel etkinlikler gerçekleştirilecek.
Programla Uzak Asya’dan Latin Amerika’ya, Kuzey Avrupa’dan Afrika’ya kadar pek çok ülkeden yayımcılar, telif ve çeviri görüşmeleri için İstanbul’da bir araya gelecek.
]]>İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, önce ‘Kafkas Kültür Buluşmaları’nın açılış konuşmasını yaptı, sonra Kafkas folklor ekibinin dans gösterisine eşlik etti. İmamoğlu konuşmasında “Ben, kendi bakış açımla, literatürde de ‘azınlık’ diye tariflenen bir kısım grupları ya da halkları ya da kesimleri bu tarifle asla kabul etmiyorum. Çünkü, bir şehirde ya da bir ülkede ‘azınlık’ tarifini doğru bulmuyorum. Kimsenin bir ülkede azınlık diye tarif edilmesini kabul etmem, edemem. Çünkü, her yaşayan insan, her yurttaşın bu ülkenin azınlık değil, asil vatandaşları ve asil halkları olduğunun da altını çizmek isterim. Biz bu çeşitlilikle, bir arada, büyük bir milletiz” dedi.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde, sivil toplum kuruluşları işbirliği ile 29 Şubat-3 Mart tarihleri arasında Yenikapı’da düzenlenecek “Kafkas Kültür Buluşmaları” başladı. İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, önce buluşmanın açılış konuşmasını gerçekleştirdi, sonra Kafkas folklor ekibinin dans gösterisine eşlik etti.
İmamoğlu konuşmasında şunları söyledi:
“NE MUTLU Kİ BİZ, DÜNYANIN EN RENKLİ, EN BEREKETLİ COĞRAFYASINDA YAŞIYORUZ: Kafkas kültürünün o eşsiz güzelliğini daha iyi anlamak, daha yoğun yaşamak, daha güçlü paylaşmak için burada olacağız. İlerleyen yıllarda, çok farklı etkinliklerle de hem Kafkas kültürünün tanınmasına katkı sunacağını hem de farklı deneyimlerle çok enteresan açılımları bize sunabileceğini düşünüyorum. Ne mutlu ki biz, dünyanın en renkli, en bereketli coğrafyasında yaşıyoruz. Zaten Anadolu denince insanın aklına, direkt bereket geliyor. Anadolu’nun toprağı da bereketlidir, kültürel, manevi coğrafyası da bu anlamda bereketlilik taşır. Bu bereketlilik, tabii aynı zamanda çeşitlilikten de beslenir. Farklılıkların uyumundan beslenir. Anadolu, aynı zamanda acılarla da olgunlaşmış bir coğrafyadır. Bu yönüyle tarihi analiz ederken, bunu tamamen bugünün gücünü, kuvvetini, birliğini ve beraberliğini büyütmesi adına anlamak ve bu şekilde karşılamak gerektiğine inanıyorum.
BİR ÜLKEDE ‘AZINLIK’ TARİFİNİ DOĞRU BULMUYORUM: Biz, İstanbul’daki bütün inançların, kültürlerin, etnik kökenlerin, yaşam biçimlerinin her yönüyle tanınması, tanıtılması ve eşitlikçi bir zeminde bu şehirde yaşadıklarını hissetmesini çok önemseyen bir yönetimiz. Zira ben, kendi bakış açımla, ki genelde literatürde de ‘azınlık’ diye tariflenen bir kısım grupları ya da halkları ya da kesimleri bu tarifle asla kabul etmiyorum. Çünkü, bir şehirde ya da bir ülkede ‘azınlık’ tarifini doğru bulmuyorum. Kimsenin bir ülkede azınlık diye tarif edilmesini kabul etmem, edemem. Çünkü, her yaşayan insan, her yurttaşın bu ülkenin azınlık değil, asil vatandaşları ve asil halkları olduğunun da altını çizmek isterim. Biz bu çeşitlilikle, bir arada, büyük bir milletiz. Bu millet olma bilinci ve kavramı, özellikle son yüzyılda Cumhuriyetle birlikte, Mustafa Kemal Atatürk’ün imza attığı, arkadaşlarıyla beraber kurduğu ve hep birlikte geliştirmekte yükümlü olduğumuz süreçte, güçlü birliğimizi ve beraberliğimizi arttıran, herkesi eşit kılan demokrasiyle de taçlanan değerli bir sürecin kişileriyiz, aktörleriyiz. Bu yönüyle Türkiye’nin özü ve özeti niteliğinde olan, İstanbul’da birliğimizin, dirliğimizin, kardeşliğimizin gücüne güç katmak için de çaba içerisindeyiz. Elbette bu yöntemleri, bu buluşmaları bunun bir parçası olarak da görüyorum.
ZİHNİMDE UYANAN DUYGUYU 10 YIL ÖNCE KALEME ALMIŞTIM: Özellikle son 200 yıl içerisinde yaşanan Kafkasya’daki savaşlar, soykırımlar, sınırdışı edilmeler ve Osmanlı ile olan münasebeti, Karadeniz geçişleri, bu topraklara yerleşim süreçleriyle ilgili çokça yayın okudum diyebilirim. Tabii sonrasında zihnimde uyanan duyguyu, bundan 8-9 yıl önce, belki 10 yıl önce kendimce kaleme almıştım ve Karadeniz kıyılarına yanaşan, Kafkaslardan göç eden insanların gemilerinin batırıldığı, yoğun bir biçimde hastalıklarla mücadele edildiği, kampların kurulduğu… Ki bunların en yoğun yaşanan yerlerinden birisi Samsun’dur. Bir bölümünün de Trabzon’a yaklaştığı ve o bölgede özellikle yoğun hastalıklarla insan kayıpları, can kayıpları olmuş ve o insanların orada toplu mezarlara defnedildiği, belli eserlerde okuduğum kayıtlardı.
HER ACININ YAŞATTIKLARININ DÜNYA BARIŞI İÇİN BARIŞ MÜCADELESİNE DÖNÜŞMESİNİ ARZU EDİYORUM: Karadeniz’in kıyılarında, sayısını söylemek yanlış olabilir, ama çokça canımızın, insanımızın, yurttaşımızın geçmişinden insanlar oralarda yatıyorlar. Bu süreçlerde hayatını kaybedenler rahmet diliyorum, şükranla anıyorum ve o insanların, o ecdadın evlatlarının, bugün bu memleketin, bu milletin asli birer yurttaşları olarak, en az her vatandaş kadar büyük emekler sarf ettiğini bilen bir insan olarak diyorum ki; hepsinin ruhu şad olsun. ve bu acılar, mutlaka anlaşılmalı. Ama her anlaşılan acı, her anlaşılmaya çalışan acının, kederin ve o coğrafyanın yaşattıklarının, bu milletin geleceği için bir birlik ve dirlik teminatı olması, dünya barışı için de barış mücadelesine dönüşmesini yürekten arzu ediyorum.
“KÜLTÜR MOZAİĞİ BİR ARAYA GELDİ“
Bu yıl ilkinin yapılacak olan “Kafkas Kültür Buluşmaları”nda; Çerkes, Abhaz, Çeçen, İnguş, Oset, Dağıstanlı, Karaçay-Malkar, Gürcü ve Laz topluluklardan 27 sivil toplum kuruluşu, ilk kez bir araya gelecek. Etkinlik programını kurum temsilcilerinin oluşturduğu bu tarihi buluşmada, konserlerden dans gösterilerine, atölyelerden filmlere, söyleşilerden geleneksel kıyafet defilesine pek çok kültürel performans İstanbulluların beğenisine sunulacak.
]]>CSO Kovan Kafe’de konser öncesi düzenlenen resepsiyonda, Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Batuhan Mumcu ile Hollanda’nın Ankara Büyükelçisi Joep Wijnands programa ilişkin açıklama yaptı.
Bakan Yardımcısı Mumcu, Türkiye ile Hollanda’nın diplomatik ilişkilerinin tarihinin 17. yüzyıla kadar uzandığını söyledi.
Cumhuriyet’in ilanından sonra Hollanda ile akdedilen ilk anlaşmanın bugün 100. yılını kutladıkları, bunun 1924 yılında imzalanan Dostluk Anlaşması olduğunu belirten Mumcu, “Türkiye-Hollanda Dostluk Anlaşması’nın 100. yılını onurlandırmak ve bu tarihi kilometre taşını kutlamak amacıyla her iki ülkede konserler, sergiler, film gösterimi gibi çeşitli etkinlikler planlandı ve hayata geçiyor.” dedi.
100 yıl önce imzalanan dostluk anlaşmasının gururla kutlanacağı bu yıl, bu önemli anlaşmayı onurlandırmak için yapacakları etkinlikleri, bu akşamki Sinfonia Rotterdam Orkestrası ile soprano Aylin Sezer ve piyanist Emir İlgen’in yer alacağı ortak açılış konseri ile başlattıklarını belirten Mumcu, şunları kaydetti:
“Bütün etkinlikler, Türkiye ve Hollanda arasındaki uzun süreli dostluğu ve işbirliğini vurgulamanın yanı sıra geleceğe yönelik yeni ortaklıkların ve projelerin temelini oluşturmayı hedeflemektedir. Kültürel etkinlikler, sanat sergileri ve daha birçok etkinlik, bu özel yıl boyunca her iki ülkenin halklarını bir araya getirecek ve dostluğu daha da pekiştirecektir. Bu anlamlı dönemde, Türkiye ve Hollanda’nın dostluğunun ve işbirliğinin daha da güçlenmesini diliyoruz. Türkiye-Hollanda ilişkilerinin gelecek yüzyıllarda da aynı sıcaklıkla devam etmesini umuyoruz.”
Köklü bir ortak geçmişe sahip ve kendi bölgelerinde söz sahibi olan iki dost ve kardeş ülkenin, yeni projelerle karşılıklı işbirliğinin daha da güçleneceğini vurgulayan Mumcu, anlaşmanın 100. yıl kutlamaları kapsamındaki etkinliklerin başarılı olmasını diledi.
Türkiye’deki 100 okula 100’er lale soğanı gönderildi
Hollanda’nın Ankara Büyükelçisi Wijnands, “Bu dostluk yılı boyunca amacımız, uluslarımız arasındaki ekonomik işbirliğimizden, NATO müttefikleri olarak işbirliğimize ve kültürel bağımıza kadar birçok alana yayılan kapsamlı ve kalıcı dostluğu sergilemek.” dedi.
İki ülkenin dostluğunun en güçlü simgesinin “lale” olduğunu belirten Wijnands, “Bu güzel Türk çiçeği, yüzyıllar önce Osmanlı İmparatorluğu’ndan Hollanda’ya gelmiş ve günümüzde önemli bir Hollanda ulusal simgesine dönüşmüştür.” diye konuştu.
Wijnands, iki ülkenin dostluğunun 100. yıl dönümü vesilesiyle Türkiye’deki 100 okula 100’er lale soğanı gönderdiklerini söyleyerek, “Bu soğanlar, ilkbaharda ülkelerimiz arasındaki dostluğun bir göstergesi ve gelecek kuşaklara bir söz olarak çiçek açacak. Türkiye ve Hollanda’daki pek çok genç gibi bu laleleri alan çocuklar da gelecek yüzyıla kadar sürecek dostluğumuzun temelini oluşturuyor.” dedi.
Konsere birçok gencin katılacağını bilmekten büyük mutluluk duyduğunu Wijnands, “Köklü dostluğumuz sonsuza dek sürsün.” dedi.
Wijnands, konser verecek Sinfonia Rotterdam Orkestrası’na ilişkin şunları kaydetti:
“Rotterdam şehri Hollanda için büyük önem taşıyor. Ulusal gelirimizin üçte birini uluslararası ticaret ve yurt dışı yatırımlardan elde ediyoruz, dünyanın her yerinden malların ülkemize girdiği yer ise Rotterdam Limanı. Sinfonia Rotterdam, geldiği şehir kadar kozmopolitan bir yapıya sahip ve dünyanın her yerindeki konser salonlarında konser icra ediyorlar. Rotterdamlıları bugün Ankara’da ağırlamaktan büyük mutluluk duyuyorum. Bu gecenin müziği, Türkiye ile Hollanda arasında derinden hissedilen dostluğun melodik bir anlatımını sunacak. Umarım hepiniz keyif alırsınız.”
Hollanda Kültür İşleri Büyükelçisi Dewi van de Weerd de kısa bir konuşma yaptı.
Konserde, Şef Conrad van Alphen yönetimindeki konser, piyanist Emir İlgen ve soprano Aylin Sezer Rotterdam Senfoni Orkestrası’na eşlik etti.
Konserin ilk yarısında Mozart Divermento ve Chopin’in piyano için konçerto eserleri ile ikinci yarıda Mozart’ın “Aria Porgi”, Mesud Cemil’in “Kanatları Gümüş Yavru Bir Kuş”, Mozart’ın “29. Senfonisi” seslendirildi.
]]>Görür, Antalya Büyükşehir Belediyesince Atatürk Kültür Merkezi’nde (AKM) düzenlenen “Anttalks” etkinliğinde “Deprem Dirençli Antalya” konulu konuşma yaptı.
Türkiye’deki deprem riskini yok saymanın mümkün olmadığını vurgulayan Görür, her kentin depreme dirençli hale getirilmesinin önemini dile getirdi.
Türkiye coğrafyasının içinde 4 levhanın bulunduğunun altını çizen Görür, “Bu levhaların hareketleri sonucu sınırlarında büyük faylar gelişmiş. Bu faylar da 13 milyon yıldan beri Türkiye’de deprem üretiyor. Daha milyonlarca sene de üretmeye devam edecek. Bu nedenle Türkiye hiçbir zaman depremlerden kurtulamayacak. Depremler bitmeyecek, sona ermeyecek. Bu yüzden Türkiye’nin deprem dirençli yerleşim alanlarına sahip olması lazım.” dedi.
6 Şubat’ta meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremlerde yaşanan can kaybına dikkati çeken Görür, bu kapsamda merkezi ve yerel yönetimler kadar halkın da bilinçli olması gerektiğini kaydetti.
Antalya’nın karasal nitelikli kireç taşlarından ve alüvyon dolgularından oluşan bir zemine kurulu olduğunu belirten Görür, “Antalya’nın çok büyük bir kısmının oturduğu zemin sağlam değil. Özellikle Antalya’nın doğu kısmı kesimlerinde alüvyonlar oldukça yaygın. Çünkü kuzeyden dağlık yüksek yerlerden çok sayıda akarsu körfeze geliyor. Bu akarsular önemli miktarda alüvyonları körfeze depoluyorlar. Dolayısıyla körfezin kara kısmı, Antalya’nın oturduğu yerlerde bu dolgulardan oluşuyor.” diye konuştu.
Görür, kentte bir deprem meydana gelmesi durumunda alüvyon zemin nedeniyle kentin doğu kısmının daha çok hasar alabileceğini vurguladı.
“3 büyük tektonik hat Antalya’yı tehdit etmektedir”
Kentteki yapıların giderek yükselmeye başladığını dile getiren Görür, şunları söyledi:
“Antalya’da ne kadar gökdelen yaparsanız tehlikeyi o kadar büyütürsünüz. Depreme dirençli bir Antalya için bu zeminde, özellikle alüvyon zemin içerisinde bunlar son derece sakıncalı. Akşehir zonu, Isparta- Burdur zonu ve Göller yöresinin bulunduğu düşey atımlı fayların olduğu bir bölge. Yani körfezimiz hem doğudan hem batıdan hem de kuzeyden aktif faylarla çevrili. Bu fay kuşaklarında olacak bütün depremler Antalya’yı önemli ölçüde etkiler. Bir de kentin güneyinde Akdeniz’in içerisinde dalma batma zonu dediğimiz Kıbrıs Helen yayı var. Bu tehlike denizden gelebilir. Yani 3 büyük tektonik hat Antalya’yı tehdit etmektedir.”
Görür, kentin depreme dayanıklı hale getirilmesi için mikro bölgelemeyle, fay analizi, risk analizi ve risk azaltma çalışmaları yapılması gerektiğinin altını çizdi.
Belediyelerin Antalya’yı depreme dirençli yapacaksa halkın deprem kültürü, bilinci ve farkındalığı için çalışma yapması gerektiğini vurgulayan Görür, “Altyapı, yol köprü, kanalizasyon, içme suyu şebekesi gibi bütün bunları deprem gelmeden şimdiden inceleyecek. Bunlar deprem dirençli mi inceleyecek. Dayanamayacakları dayanıklı hale getirmesi lazım. Deprem en büyük çevre felaketidir. Çevreyi depreme kurban etmeyecek yatırımlar yapılması gerekiyor.” ifadelerini kullandı.
Görür, beklenen İstanbul depreminde Marmara Bölgesi’ndeki sanayinin oldukça etkileneceğini bunun gerekli altyapı sağlanarak Anadolu’ya taşınması gerektiğini dile getirdi.
Öte yandan Görür, Tunceli, Pülümür, Bingöl yöresinin deprem riskine karşı dikkatli olması gerektiğini, ayrıca 6 Şubat depremlerinin Adana havzasına saçaklanan faylara stres yüklemiş olabileceğini aktardı.
]]>Londra’daki Kraliçe 2. Elizabeth Konferans Merkezi’nde düzenlenen zirve kapsamında yapılan oturuma, Erbay’ın yanı sıra Bhutan Kraliyet Hükümeti Turizm Departmanı Genel Müdürü Dorji Dhradhul ile Brand Afrika Genel Müdürü Thebe Ikalafeng konuşmacı olarak katıldı.
Erbay, konuşmasında, turizmin Türkiye’nin yumuşak gücünün “aydınlık yüzü” olduğuna işaret ederek, “Dünyanın en çok ziyaret edilen 4’üncü ülkesiyiz.” ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin 2023’te 50 milyonun üzerinde turist ağırladığının altını çizen Erbay, “yumuşak güç” ifadesinin Türkiye için anlamına değinerek, Türkiye’nin kolektif barışı ilerletmek ve yapıcı diplomasi yaklaşımından söz etti.
Erbay, Türkiye’nin ağırladığı Suriyelilerden küresel ve bölgesel barışa verdiği katkılara kadar birçok alanda atılan adımlardan örnek vererek, “Dünyada barışı sağlamak ve krizleri çözmek Türkiye için tek seferlik ya da spontane gelişen bir eylem değildir.” dedi.
Türkiye’nin Kovid-19 pandemisi döneminde 160 ülkeye tıbbi yardım malzemesi gönderdiğini hatırlatan Erbay, “Yardım eli uzatmak, bir hükümet projesi ya da uluslararası bir yasal yükümlülük değil, kalpten gelen bir durumdur. Eğer yumuşak güç kalpleri kazanmaksa biz sadece kalbimizden gelen fedakarlıkla kalpleri kazanıyoruz.” diye konuştu.
Erbay, Türkiye’nin diplomatik girişimleriyle milyonlarca ton tahılın Karadeniz’den çıkmasının sağlandığına da işaret ederek işbirliğinin önemine de vurgu yaptı.
“Birçok turist artık sürekli olarak Türkiye’de yaşamak istiyor”
“Turizmde yenilenme” kavramıyla ilgili halkta güven oluşturulması gerektiğini söyleyen Erbay, Kapadokya örneğini vererek, “Yerel halkta güven inşa ederseniz, onlar da yatırımlarını kendilerine ve eğitimin yanı sıra yenilenme hedeflerine ulaşmak için temel gerekliliklere yaparlar.” ifadelerini kullandı.
Bu konuda ve beklenmedik sınamalar karşısında uyumlu çalışmanın önemine vurgu yapan Erbay, Türkiye’de geçen sene yaşanan Kahramanmaraş merkezli depremlerin ülkenin gastronomi turizmi merkezlerinin de bulunduğu 11 ili etkilediğini hatırlattı.
Erbay, yenileme ve hayatı yeniden canlandırma çabaları sürerken bu kentlerde turizmin afet öncesi seviyelerine çıktığını belirtti.
Konuşmasında sürdürülebilirlik konusuna da yer veren Erbay, “Sürdürülebilir turist yeni bir kavramken biz bunun ötesine geçtik. Birçok turist artık sürekli olarak Türkiye’de yaşamak istiyor. Çünkü Kovid-19, insanları Türk sağlık sisteminden faydalanmak isteyecek hale getirdi.” dedi.
Türk sağlık sisteminin yalnızca vatandaşlarına değil tüm dünyaya hizmet verdiğinin altını çizen Erbay, Türkiye’nin turizm dışında da birçok şey vadettiğine dikkati çekti.
Erbay, Türkiye’nin enerji alanında attığı sürdürülebilir yatırımlara da konuşmasında yer verdi.
“Tüm kıtaların bir geçmişi var ama Afrika’nın geleceği var”
Bhutan Kraliyet Hükümeti Turizm Departmanı Genel Müdürü Dhradhul da konuşmasında Bhutan’ın mutlu turistler kadar “önemseyen” turistlere de önem verdiğini söyledi.
Ülkelerinin doğası, yerel yaşamı ve kültürünü korumayı öncelediklerini kaydeden Dhradhul, Bhutan’ın güneyindeki Gelephu bölgesinde yeni bir şehir kuracaklarını ve burada doğaya, yaşama ve kültüre önem verenlerin yaşayabileceği huzurlu kent oluşturacaklarını ifade etti.
Dhradhul, Gelephu’nun dünyanın her yerinden turiste ve yerleşmek isteyene de açık olacağını söyledi.
Brand Afrika Genel Müdürü Ikalafeng ise konuşmasında Afrikalı gençlerin ülkelerine turizm, kültür ve sanat alanında katkılarından söz etti.
Dünyanın birçok ülkesinden Afrika kökenlilerin ülkesine döndüğünü, diasporaların ise Afrika ülkelerine kalkınma konusunda önemli destekler verdiğini anlatan Ikalafeng, “Tüm kıtaların bir geçmişi var ama Afrika’nın geleceği var.” sözleriyle kıtanın geleceğinin aydınlık olduğuna vurgu yaptı.
Türkiye, yumuşak gücünü artırmak için bilinçli çaba gösteriyor
Brand Finance’ın düzenlediği “Küresel Yumuşak Güç Zirvesi 2024″ün sona ermesinin ardından “Küresel Yumuşak Güç Endeksi 2024” başlıklı temel bulguların yer aldığı rapor açıklandı.
Raporda, ABD ve İngiltere’nin daha hızlı “yumuşak güç” büyümesi gösterdiğine işaret edilerek, bu iki ülkenin “üst üste üçüncü kez 1. ve 2. sırayı koruduğu” belirtildi.
Raporda, Türkiye’ye atıfta bulunularak, Türkiye’nin daha güçlü “Benzerlik ve Kültür ve Miras” bağlamında aralarında BAE, Suudi Arabistan, ve Katar’ın olduğu Orta Doğu ülkelerinden biraz daha farklı bir profile sahip olduğu kaydedildi ancak Türkiye’nin de aralarında olduğu bu ülkelerin tamamını karakterize eden şeyin, ulus markalaşma projeleri, diplomatik girişimler ve önemli etkinliklere ev sahipliği yaparak yumuşak güçlerini artırmak için bilinçli çaba gösterdiklerine vurgu yapıldı.
Raporda, Türkiye’ye atıfta bulunulan bir diğer bölümde ise yumuşak güç potansiyellerini gerçekleştirmekte zorlanan Hindistan, Güney Afrika ve Brezilya’nın, Türkiye örneğinde olduğu gibi “Uluslararası İlişkiler ve Kültür ve Miras” gibi alanlara daha odaklı yatırım yaparak yumuşak güçte olumlu etki elde edebilecekleri bildirildi.
İsrail, Gazze’yi işgal ederek uluslararası algısı büyük darbe aldı
Raporda, sert gücün yumuşak gücü zayıflattığına işaret edilerek, silahlı çatışmaya giren ülkelerde yumuşak güçte düşüşler görüldüğüne dikkati çekildi.
Bu bağlamda, İsrail’in, Gazze’yi işgalinin ardından yumuşak güç indeksinde 5 basamak gerileyerek tüm zamanların en düşük 32. seviyesine indiğinin altı çizildi.
Raporda, “İsrail’in, Hamas’ın saldırılarının hemen ardından yaygın uluslararası destek aldığı” ancak İsrail’in misilleme olarak Gazze’yi işgal etmesiyle “uluslararası algısının büyük darbe aldığı” ortaya kondu.
Raporda, “(İsrail’in) İtibarı -0,3 düşerek, 18 sıra gerilemiş ve 79. sıraya düşmüştür. 35 özellikten 34’ünde kaydedilen puan düşüşleri ile ulus markasının geneli üzerinde de olumsuz zincirleme etki söz konusudur.” ifadesine yer verildi.
]]>Sultangazi’de 300 bebek ve anneleri ağırlandı
İSTANBUL – Sultangazi Belediyesi tarafından geleneksel hale getirilen “Hoş Geldin Bebek” etkinliği gönüllere dokunmaya devam ediyor. 300 anne ve bebeklerinin ağırlandığı programda, annelere ve çocuklara çeşitli hediyeler verildi.
Sultangazi Belediyesi, annelerin gönüllerine dokunan program “Hoş Geldin Bebek” ile 300 miniği ağırladı. Program kapsamında 300 bebek ve annesi Sultangazi Belediyesi Nikah Sarayı’nda düzenlenen özel programda bir araya geldi. Programa Sultangazi Belediye Başkanı Av. Abdurrahman Dursun, eşi Tuba Dursun ve AK Parti İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Murat Kurum’un eşi Şengül Kurum katıldı.
“Kocaman bir aile olduk”
Programda konuşan Tuba Dursun, “Daha önce sizler bizleri davet ediyordunuz bizler geliyorduk. Şimdi bizler sizi davet ediyoruz sizler geliyorsunuz. Hoş geldiniz, sefalar getirdiniz. Biz görevi devraldığımızda sizler ile, Sultangazili komşularımızla kocaman bir aile olduk dedik ve ilk günden evlerinizin kapısını çalıp misafir olduk. Çekirdek bir aile iken kocaman bir aile olmuşuz. 570 bin nüfuslu 15 mahalleden oluşan kocaman bir aile” ifadelerini kullandı.
Eşi Tuba Dursun’un yürüttüğü projenin yakaladığı başarıya dikkat çeken Belediye Başkanı Abdurrahman Dursun, “Çalışmalarıyla, gayretiyle, emek sarf etmeleriyle bazen gözyaşı dökmeleriyle, bazen alın teriyle her daim bizim yanımızda olan Sultangazi’nin güçlü kadınları hepiniz hoş geldiniz, sefalar getirdiniz, şerefler getirdiniz. Öncelikle kıymetli eşim Tuba Hanım’a ve güçlü ekibine yürekten teşekkür ediyorum. Çünkü “Hoş Geldin Bebek” programımız bugün itibariyle 11 bin kişiye ulaşmış durumda. Bu az bir sayı değil. Ancak iş o kadar kolay değildir. Bu işe 1 ile başlandığında, 10’lar ile başlandığında 100’ler ile başlandığında 11 bin sayısına ulaşmanın kolay olmadığını biliyorduk. Bundan sonra çok daha fazla sayıya ulaşacağız. Esasında 11 bin kadına ulaşmış olmak, 11 bin kadının gönlüne girebilmiş olmak, 11 bin ailenin yüreğine dokunmuş olabilmek 5 yıl içerisinde çok önemli bir meziyet. Bu sebeple ben Tuba Hanım’a ve kıymetli ekibine canı gönülden teşekkür ediyorum. Emeklerine sağlık. Hemen hemen bütün kültür merkezlerimizde, kadın spor merkezleri, kadınların emeğini çok daha güçlü hale getirecek meslek edindirme kursları, çeşitli el becerilerinin ortaya çıkacağı seminerlerimiz, panellerimiz, çeşitli atölyelerimizde kadını güçlü hale getirebilecek çalışmaları yapıyoruz. Buralarda mekanlar oluşturuyoruz. Ama eğer bu ve benzeri programlarla gönlünüze dokunamamışsak, gönlünüzde yer edinememişsek emin olun yapılan işlerin çok fazla bir anlamı kalmıyor” ifadelerini kullandı.
Programda konuşan AK Parti İstanbul Büyükşehir Belediyesi başkan adayı Murat Kurum’un eşi Şengül Kurum ise “Seçim çalışması yapıyoruz biliyorsunuz. Bu süreçte vaatlerinden bahsediyor Başkan Bey. Bu vaatlerde çocukları ve anneleri de düşünüyor. Ben bu konuda da ona hem anne olarak, hem de seçmen olarak destek sunacağımı, sizlerin düşüncelerinizi ve fikirlerinizi ona ileterek bir an önce bunlarla ilgili çalışma yapacağımızı söylemek istiyorum” ifadelerini kullandı. Yapılan konuşmaların ardından “Hoş Geldin Bebek” programı kapsamında özenle hazırlanan ve anne ile bebeklerin temel ihtiyaçları ve oyuncakların da bulunduğu bebek çantaları annelere hediye edildi.
Programa bebeği ile katılan anne Dilan Ekinci, “Sultangazi Belediyesi tarafından düzenlenen bu organizasyon çok güzeldi. Çok güzel bir bebek programı oluşturmuşlar. Verilen hediyeler çok güzeldi. Her şey için teşekkür ederiz” dedi.
Bir diğer anne Sonbahar Ok, “Çok güzel bir etkinlik oldu. Geçen sene katıldık. Bu sene yine katıldık. Çok güzel oldu. Ne diyebilirim ki memnunuz, razıyız” dedi. Yasemin Kılıç, “Çok güzel geçti. Böyle güzel organizasyonlar oldu, çocuklar eğlendi. Ben ilk defa katıldım, ilk çocuğum zaten” dedi. Ayşe Vayık, “Sayın Başkanımızı çok seviyoruz, saygılar dileriz, iyi ki var çok memnun kaldık” dedi. Hayal Erol, “Her şey için çok teşekkür ederiz. Çantayı çok beğendik. Her şey vardı içinde. Hepimiz bir araya geldik. İnşallah oyumuz ona. Bu sene yine inşallah başkan olur” dedi.
Program toplu halde çektirilen hatıra fotoğraflarının ardından son buldu.
]]>Sultangazi Belediyesi, annelerin gönüllerine dokunan program “Hoş Geldin Bebek” ile 300 miniği ağırladı. Program kapsamında 300 bebek ve annesi Sultangazi Belediyesi Nikah Sarayı’nda düzenlenen özel programda bir araya geldi. Programa Sultangazi Belediye Başkanı Av. Abdurrahman Dursun, eşi Tuba Dursun ve AK Parti İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Murat Kurum’un eşi Şengül Kurum katıldı.
“Kocaman bir aile olduk”
Programda konuşan Tuba Dursun, “Daha önce sizler bizleri davet ediyordunuz bizler geliyorduk. Şimdi bizler sizi davet ediyoruz sizler geliyorsunuz. Hoş geldiniz, sefalar getirdiniz. Biz görevi devraldığımızda sizler ile, Sultangazili komşularımızla kocaman bir aile olduk dedik ve ilk günden evlerinizin kapısını çalıp misafir olduk. Çekirdek bir aile iken kocaman bir aile olmuşuz. 570 bin nüfuslu 15 mahalleden oluşan kocaman bir aile” ifadelerini kullandı.
Eşi Tuba Dursun’un yürüttüğü projenin yakaladığı başarıya dikkat çeken Belediye Başkanı Abdurrahman Dursun, “Çalışmalarıyla, gayretiyle, emek sarf etmeleriyle bazen gözyaşı dökmeleriyle, bazen alın teriyle her daim bizim yanımızda olan Sultangazi’nin güçlü kadınları hepiniz hoş geldiniz, sefalar getirdiniz, şerefler getirdiniz. Öncelikle kıymetli eşim Tuba Hanım’a ve güçlü ekibine yürekten teşekkür ediyorum. Çünkü ‘Hoş Geldin Bebek’ programımız bugün itibariyle 11 bin kişiye ulaşmış durumda. Bu az bir sayı değil. Ancak iş o kadar kolay değildir. Bu işe 1 ile başlandığında, 10’lar ile başlandığında 100’ler ile başlandığında 11 bin sayısına ulaşmanın kolay olmadığını biliyorduk. Bundan sonra çok daha fazla sayıya ulaşacağız. Esasında 11 bin kadına ulaşmış olmak, 11 bin kadının gönlüne girebilmiş olmak, 11 bin ailenin yüreğine dokunmuş olabilmek 5 yıl içerisinde çok önemli bir meziyet. Bu sebeple ben Tuba Hanım’a ve kıymetli ekibine canı gönülden teşekkür ediyorum. Emeklerine sağlık. Hemen hemen bütün kültür merkezlerimizde, kadın spor merkezleri, kadınların emeğini çok daha güçlü hale getirecek meslek edindirme kursları, çeşitli el becerilerinin ortaya çıkacağı seminerlerimiz, panellerimiz, çeşitli atölyelerimizde kadını güçlü hale getirebilecek çalışmaları yapıyoruz. Buralarda mekanlar oluşturuyoruz. Ama eğer bu ve benzeri programlarla gönlünüze dokunamamışsak, gönlünüzde yer edinememişsek emin olun yapılan işlerin çok fazla bir anlamı kalmıyor” ifadelerini kullandı.
Programda konuşan AK Parti İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkan Adayı Murat Kurum’un eşi Şengül Kurum ise, “Seçim çalışması yapıyoruz biliyorsunuz. Bu süreçte vaatlerinden bahsediyor Başkan Bey. Bu vaatlerde çocukları ve anneleri de düşünüyor. Ben bu konuda da ona hem anne olarak, hem de seçmen olarak destek sunacağımı, sizlerin düşüncelerinizi ve fikirlerinizi ona ileterek bir an önce bunlarla ilgili çalışma yapacağımızı söylemek istiyorum” ifadelerini kullandı.
Yapılan konuşmaların ardından “Hoş Geldin Bebek” programı kapsamında özenle hazırlanan ve anne ile bebeklerin temel ihtiyaçları ve oyuncakların da bulunduğu bebek çantaları annelere hediye edildi.
Programa bebeği ile katılan anne Dilan Ekinci, “Sultangazi Belediyesi tarafından düzenlenen bu organizasyon çok güzeldi. Çok güzel bir bebek programı oluşturmuşlar. Verilen hediyeler çok güzeldi. Her şey için teşekkür ederiz” dedi.
Bir diğer anne Sonbahar Ok, “Çok güzel bir etkinlik oldu. Geçen sene katıldık. Bu sene yine katıldık. Çok güzel oldu. Ne diyebilirim ki memnunuz, razıyız” dedi. Yasemin Kılıç, “Çok güzel geçti. Böyle güzel organizasyonlar oldu, çocuklar eğlendi. Ben ilk defa katıldım, ilk çocuğum zaten” dedi. Ayşe Vayık, “Sayın Başkanımızı çok seviyoruz, saygılar dileriz, iyi ki var çok memnun kaldık” dedi. Hayal Erol, “Her şey için çok teşekkür ederiz. Çantayı çok beğendik. Her şey vardı içinde. Hepimiz bir araya geldik. İnşallah oyumuz ona. Bu sene yine inşallah başkan olur” dedi.
Program toplu halde çektirilen hatıra fotoğraflarının ardından son buldu. – İSTANBUL
]]>Türkiye’nin Lahey Büyükelçiliğinden yapılan yazılı açıklamaya göre, Wijnands ve Ünal, iki ülkenin işbirliklerini, geçen yılki depremleri, Hollanda’daki Türk toplumunu ve kişisel ilişkilerdeki samimiyeti görüştü.
Ünal, mevkidaşı Wijnands ile Lahey Büyükelçiliği görevinin belli olmasından çok önce tanıştıklarını belirterek, hem telefon hem de mesaj üzerinden sürekli iletişim halinde olduklarını ifade etti.
Büyükelçi Ünal, “Çalışma ilişkimiz sadece canlı değil, aynı zamanda inanılmaz derecede yararlı. Bu da dostluğumuza başka bir katman ekliyor. Birbirimizin hızlı arama listesinde bile varız.” dedi.
Hollanda lalesi mi Türk lalesi mi?
Bu yıl dostluklarının 100. yılını kutlayan Hollanda ve Türkiye’nin, resmi dostluğu 1924 yılında imzalanan bir anlaşmaya dayanıyor. Ancak Büyükelçi Wijnands, iki ülkenin ilişkilerinin 1924’te imzalanan anlaşmadan daha eskilere dayandığını belirterek, “1612 yılında Osmanlı İmparatorluğu Hükümdarı Hollandalılara ticaret hakkı vererek, 400 yılı aşan kalıcı bir dostluğu başlattı.” ifadesini kullandı.
İki ülke arasındaki dostluğun 1924’te resmiyete döküldüğünü teyit eden Ünal da tüccarlar aracılığıyla oluşan daha önceki bağları gündeme getirerek kayıtlı ilk temasın 1561’de gerçekleştiğini belirtti.
Wijnands, lalenin kökenine ilişkin, “Lale şu anda Hollanda’nın ulusal sembolü, ancak bunu Türkiye’ye borçluyuz, çünkü tüccarlar laleleri oradan Hollanda’ya getirdiler. Bu bizim ortak mirasımızı temsil ediyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Hollanda-Türkiye ortaklığı
100. yıl münasebetiyle Hollanda’nın Ankara Büyükelçiliği Türkiye çapında çeşitli dostluk konserleri, Delft Teknik Üniversitesi öğrencileriyle birlikte depreme dayanıklı mimariye odaklanan bir sempozyum, Türkiye’deki 100 okula 100 lale soğanı ve Hollanda çocuk edebiyatından yapıtlar içeren hediye kutuları gönderme gibi birçok etkinlik düzenliyor.
Türkiye’nin Lahey Büyükelçiliği de Amsterdam’da bir Türk klasik müzik kuarteti performansıyla Yunus Emre Kültür Merkezi’ndeki etkinlikler dahil olmak üzere bir dizi etkinliğe ev sahipliği yapacak.
Ünal, “Ayrıca ilişkilerin tarihi üzerine akademik faaliyetler ve Hollanda-Türk toplumunun öncülüğünde ekonomi odaklı etkinlikler de planlıyoruz.” dedi.
Hollanda’nın Türkiye’deki en büyük yatırımcı olduğunu belirten Ünal, şunları ifade etti:
“Her iki ülke de aslında tüccar uluslardan oluşuyor. Son iki yılda da Hollanda, Türkiye’nin en büyük doğrudan yabancı yatırım ortağı haline geldi. Daha fazla yatırımcının Hollanda veya Avrupa’da üs olarak faaliyet göstermek üzere merkez ya da şubelerini buraya taşıdığını görüyoruz. Bu artan eğilim ekonomik ortaklığımızı önemli ölçüde güçlendiriyor.”
Büyükelçi Wijnands da iki ülke arasındaki ticari ilişkilere yönelik, “Türkiye’de 3 bin Hollandalı şirket çalışıyor. Ancak rakamlardan öte Türk ve Hollandalılar arasında ortak bir ticaret ruhu var. Dışa dönük ve uluslararası iş yapma geçmişimiz birbirimizi güçlü bir şekilde anlamamızı sağlıyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından Hollanda’nın yardım çalışmaları
6 Şubat 2023’teki Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından Hollandalı dostlarından, meslektaşlarından ve Hollanda’daki Türk toplumundan taziye ve yardım dileklerini ileten telefonlar aldığını belirten Ünal, depremlerin ardından yaptığı ilk toplantıda “Bugün zor bir gün. Arkadaşlarımızı ve sevdiklerimizi kaybetmiş olabiliriz ancak şimdi ağlama zamanı değil. En azından bugün değil. Harekete geçmeli ve Hollandalı dostlarımızla eş güdüm içinde ülkemize yardım etmeliyiz.” dediğini aktardı.
Ünal, daha sonra Hollanda’daki Türk camileri ve ulaştırma şirketlerinin yanı sıra Türk Hava Yolları, KLM ve Corendon’a ulaşarak insani yardım toplama ve gönderme konusunda hazırlık yapmalarını rica ettiğini belirterek, “Hollanda hükümetine, Hollanda Acil Durum Fonu GIRO 555’e, verdikleri cömert destek için Hollanda halkına şükranlarımızı sunuyoruz. O uykusuz günlerde bize gösterdikleri yardım için gerçekten minnettarız.” ifadesini kullandı.
Wijnands da depremlerin ardından bölgeyi birkaç kez ziyaret etti ve Hollandalı-Türk şarkıcı Karsu ile beraber Hatay’da bir müzik okulu açmak üzere bölgeye yeniden gitti.
Büyükelçi Wijnands, “Hollanda hükümeti ve halkı aktif şekilde yardım ediyordu ve Büyükelçilik olarak biz de yardım etmek istedik. Büyükelçilik ekibi olarak kıyafet topladık, Ankara’daki Kral Günü kutlamamızı iptal ettik ve bunun yerine Kahramanmaraş’ta düzenlenen bir yardım toplama etkinliğinde depremzedelerle birlikte yemek yedik. Hollandalı işletmelerin desteğiyle Kahramanmaraş’ta Lale (Tulip) Eğitim ve Dinlenme Merkezi’ni açarak depremden etkilenen çocuk ve kadınlara destek sağladık.” bilgisini verdi.
Depremzedeler için para toplamak amacıyla Büyükelçi Wijnands ve bir meslektaşı, İstanbul’da düzenlenen Boğaziçi Kıtalararası Yüzme Yarışı’na da katıldı.
Ayrıca Hollanda hükümeti, depremden etkilenen bölgelerdeki yeniden yapılanma çabalarını desteklerken, Hollandalı şirketlerin özellikle döngüsel inşaat, su ve sanitasyon ile modüler binalar alanında rol oynayabileceğini değerlendiriyor.
Hollanda’daki Türk toplumu ülke ekonomisinde önemli rol oynuyor
Büyükelçi Wijnands, Ankara’da her gün Hollanda ile bağlantısı olan insanlarla bir araya geldiğine dikkati çekerek, “Bu birbirimizi daha iyi anlamamıza yardımcı oluyor, bu da dostluğumuzu geliştirmek için harika bir yol.” ifadesini kullandı.
Wijnands, Hollanda’daki Türk toplumunun ülkeye etkilerine ilişkin, “İster arkadaşlık ister aile olsun, her ilişkide inişler ve çıkışlar normaldir. Önemli olan bunlarla nasıl başa çıktığınızdır. İletişim çok önemli ve anlayışı artırmak için çeşitli kanallar kullanıyoruz. Hollanda’daki Türk toplumu burada bir rol oynuyor. Hükümetler arasındaki temaslar, iş dünyası arasındaki temaslar hepsi bir araya geliyor.” dedi.
Büyükelçi Ünal da Hollanda’daki Türk toplumunun Hollanda ekonomisinde önemli bir rol oynadığına inandığını belirterek, “Geldiklerinden bu yana Türk toplumunun mensupları ticaret, siyaset, sanat ve akademi gibi Hollanda yaşamının çeşitli yönlerine dahil oldular.” ifadesini kullandı.
Ünal, “İnişler ve çıkışlar her ilişkinin bir parçasıdır. Her konuda tam bir mutabakat beklemek gerçekçi olmaz. Önemli olan diyalog halinde olmak ve farklılıkları açıkça ele almaktır. Dürüst paylaşımlar sayesinde her zaman ortak bir zemin bulabiliriz.” değerlendirmesinde bulundu.
Poffertjes mi künefe mi?
Büyükelçiler, söyleşinin ardından akşam yemeğine geçmeden önce en sevdikleri yerel yemeklere ilişkin konuştu.
Büyükelçi Wijnands Türk mutfağı ve tatlılarını çok sevdiğinin altını çizerek şunları kaydetti:
“Künefeden kadayıfa, sütlaçtan irmik helvasına kadar hepsini çok seviyorum. Fındık, fıstık ve zeytin de favorilerim arasında. Eşimle birlikte Ankara’da bir kedi sahiplendik ve ona Zeytin adını verdik.”
Büyükelçi Ünal da Hollanda’ya özgü favori yemeklerinin “kibbeling” ve “poffertjesi” olduğunu belirtti.
Wijnands, sıcak misafirperverliği için meslektaşına teşekkür ederek, “Usta’nın bu akşam Türk mutfağından yemekler sunacağını umuyorum.” ifadesini kullandı.
]]>Kurum, Başakşehir’de bulunan İstanbul Gıda Toptancılar Çarşısı’nda (İGTOT) faaliyet gösteren esnafla bir araya geldi.
Burada konuşan Kurum, riskli konutlarda olduğu gibi esnaf ve iş yerleri için dönüşüm zorunluluğun olduğunu söyledi.
Çarşıdaki toplam 1100 esnafın İstanbul’un ekonomisine ve istihdamına hizmet verdiğini belirten Kurum, “Tesisimiz örnek bir dönüşüm modeliyle, ticari dönüşümün İstanbul Başakşehir’de, 1100 bağımsız bölümünü içeren projesiyle, Avrupa’nın en büyük gıda toptancısı üssü vazifesi görüyor. Aynı zamanda örnek bir dönüşüm projesi olarak gözler önünde.” diye konuştu.
Murat Kurum, İstanbul’un sanayisini depreme karşı korumak zorunda olduklarını dile getirerek, lokomotif şehir İstanbul’un, ekonominin öncü şehri olduğuna değindi.
Kurum, İstanbul’un üretimini devam ettireceklerini aktararak, “İstanbul’un üçüncü çevre yolu güzergahında yeni 6 tane lojistik merkez kuracağız. Bu merkezlerde lojistik ürünlerimizi bağlayacağız. Şehrin içindeki yüzde 25 ağır vasıta trafiğini şehrin çeperlerine, şehrin kuzeyine almış olacağız. Bir taraftan trafiği rahatlatırken diğer taraftan da vatandaşımızın, esnafımızın bu alanda çok daha rahat iş yapmasına imkan sağlayacağız. Bunun için de lojistik merkezlerimizi, lojistik köylerimizi çok çok önemsiyoruz. Yine bu projemizi besleyecek İstanbul Havalimanı’nın hemen yanında bir lojistik liman kuruyoruz. Hem lojistik köylerimizle hem de limanımızla esnafımız, Türkiye’nin her yerine, dünyanın her yerine ticaretini çok daha güçlü bir şekilde yapabilecek.” ifadelerini kullandı.
“CHP belediyeciliği tarafından 5 yıldır ihmal edilenlerin tüm endişelerini biz gidereceğiz”
İBB Başkan adayı Kurum, 1 Nisan’da göreve geldiklerinde İstanbul’daki gıda toptancılarının tüm taleplerini yerine getireceklerini kaydetti.
Kurum, mevcut İBB yönetimin, iş insanlarını ve esnafı ihmal ettiğini ifade ederek, şöyle devam etti:
“CHP belediyeciliği tarafından 5 yıldır ihmal edilen iş insanlarımızın, sanayicilerimizin, esnafımızın, işçi ve emekçi kardeşlerimizin tüm endişelerini biz gidereceğiz. Mevcut İBB yönetimi tarafından İstanbul’un ticaretine, ekonomisine, emekçilerine karşı oluşturulan o çözümsüzlük ortamını gelsin görsünler. Bekledikleri o hizmeti alamadıklarını görecekler. Geriye dönüp baktıklarında 5 yılda İstanbul’da herhangi bir eser üretme, dediklerinin aksine buradaki esnafın huzursuzluğunu, mutsuzluğunu görecekler.”
Murat Kurum, Şahintepeli vatandaşların taleplerini dinledi
Kurum, program çıkışında kendisini bekleyen, Şahintepe Mahallesi’nde oturan vatandaşlarla bir süre görüştü.
Mahalledeki imar planı değişikliği nedeniyle mağduriyet yaşadıklarını aktaran bazı vatandaşların sorularına cevap veren Kurum, “Dört yıl önce Başakşehir’de, Şahintepe’de vatandaşımız bizden ‘Sayın Bakan’ım biz burada parsel bazında, ada bazında dönüşmek istemiyoruz. Bizim parsellerimiz küçük, yeni bir imar planı yapın.’ dedi. Biz de ‘1 yıl içerisinde sizin bu imar planınızı yapacağız’ dedik. Gittik, 1 yıl içerisinde sizin imar planınızı gerçekleştirdik, planlarınızı yaptık, imar uygulamanızı yaptık.” ifadelerini kullandı.
Kurum, imar uygulamasıyla bazı vatandaşların Arnavutköy’e gittiğini belirterek, şöyle konuştu:
“Sonra ‘kendi mahallesinde, kendi yerinde yaşamak istiyor’ dediler. Sonra o imar uygulamasını yeniledik. Şahintepe’deki vatandaşımızı, sehven de olabilir, hata da olabilir ama Şahintepe’ye getirdik. İmar planı onaylandı. Burada Şahintepe’de, kendi evini, kendi arzusu içerisinde ister kendisi, ister TOKİ’yle, ister belediyeyle, kimle yapmak isterse bunu yapsın istedik. Ondan sonra bu planı yaptık. Bu plan çerçevesinde de imar uygulaması tamamlandı, ilk inşaatlara da başlandı. Belediyemiz orada vatandaşımızla anlaştı. Orada 2 ile 3 parselde Başakşehir, belediye olarak inşaatları yürütüyor. Diğer parsellerde vatandaşımız ister kendisi, ister özel sektörle, ister TOKİ’yle, başkasıyla kimle yapmak isterse özgürdür, serbesttir. Orada evlerin dönüşümünü istiyoruz.”
İmar planındaki kesintinin yeşil alan, okul ve yol için yüzde 26 olduğunu aktaran Kurum, şunları kaydetti:
“Normalde 45’e kadar kesilmesi gereken kesinti yüzde 26 olarak kesildi. O yüzde 26 ile alakalı, okul olsun, yol olsun, kreş olsun diye yapılmış iş. Burada vatandaşımız evini yapmak istiyor, serbesttir arkadaşlar. Başakşehir Belediye Başkanımız burada. Başvuran, imar planına göre kendi inşaatını yapmak isteyen her bir vatandaşımız evini yapabilir. Bu söylediğimin sözü de senedi de benim. Bu hafta sizi Başkan’ım davet edecek, sizlerin taleplerini teker teker dinleyecek. Varsa bir eksik, varsa bir kusur, Başakşehir Belediyesi ve Bakanlığın yapması gereken, hepsini hep beraber not alacağız. O notların üzerinden de bundan önce nasıl söz verip o imar planını biz gerçekleştirdiysek, orada davulla, zurnayla o planı nasıl yaptıysak biz yine aynısını yapacağız. Başkanım Şahintepe’de vatandaşımızı dinleyecek, notları alacak, nerede ne düzenleme yapılması gerekiyorsa beraber takip edeceğiz.”
Vatandaşlar, Kurum’un kendilerini dinlemesi ve sorunlarının çözüleceğini bildirmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
Fabrikada çalışanlarla bir araya geldi
Cumhur İttifakı’nın İBB Başkan adayı Murat Kurum, Başakşehir’de kadın çalışanlara istihdam sağlayan, elektrik malzemeleri üreten bir fabrikayı da ziyaret etti.
Fabrikayı gezen Kurum, kadın çalışanları emeklerinden ötürü tebrik etti, fabrikadaki makineleri inceleyerek üretim aşaması hakkında bilgi aldı.
Fabrikanın sevkiyat bölümlerini de gezen Kurum, burada çalışanlarla hatıra fotoğrafı çektirdi.
]]>Sosyal yardım ve destek projeleri ile tüm kent sakinlerini kucaklayan Kuşadası Belediyesi, yaşama geçirilen çalışmalarla küçük ilçelilerin de yüzünü güldürüyor.
SÜT DESTEĞİ SÜRÜYOR
Kuşadası Belediyesi tarafından geçen mart ayında ihtiyaç sahibi ailelerin 2-5 yaş aralığındaki çocukları için başlatılan süt desteği projesi sürüyor. Çocukların kemik gelişimlerine ve sağlıklı büyümelerine katkıda bulunmak amacıyla uygulanan proje kapsamında her çocuk için haftada 2, ayda 8 litre süt ailelere ulaştırılıyor. Sosyal Yardım İşleri Müdürlüğü ekipleri tarafından Süt Dağıtım Araçları ile ihtiyaç sahibi ailelerin adreslerine teslim edilen sütler, Tire Süt Kooperatifi’nden temin ediliyor. Ayda 1626 çocuğun yararlandığı süt desteği projesi kapsamında 11 ayda 85 bin litre süt evlere ulaştırıldı.
BESLENME ÇANTALARINI KUŞADASI BELEDİYESİ DOLDURUYOR
Kuşadası Belediyesi, süt desteğinin yanı sıra geçen eğitim-öğretim yılında yaşama geçirdiği beslenme çantası desteğine bu yıl da devam ediyor. İhtiyaç sahibi ailelerin çocukları için hazırlanan ve çiğ kuruyemiş, mevsim meyveleri, meyve suyu, su, süt ve sandviç ekmeğinin yer aldığı beslenme çantaları, her hafta düzenli olarak ailelere teslm ediliyor. Veliler, belirlenen noktalara gelerek beslenme çantalarını Sosyal Yardım İşleri Müdürlüğü görevlilerinden alıyor. Proje kapsamında her ay 3082 öğrenciye 193 bin 500 beslenme paketi sağlanıyor.
İLK EĞİTİMLERİNİ ANNE BABA ÇOCUK MERKEZİ’NDE ALIYORLAR
Kuşadası Belediyesi tarafından İkiçeşmelik Mahallesi’nde bulunan Cafer Kotan Yaşam Parkı’ndaki Güler Aydın Süzgeç Sosyal Tesisi bünyesinde kente kazandırılan Anne Baba Çocuk Merkezi, ebeveynler kadar çocukların da çok yönlü gelişimine katkı sunuyor. Ebeveynlerin çocuk gelişimi konusunda bilgi edinmeleri amacıyla çeşitli eğitim ve etkinliklere ev sahipliği yapan Kuşadası Belediyesi Anne Baba Çocuk Merkezi, 3-6 yaş arası çocuklar için düzenlediği okul öncesi eğitim, etkinlik ve atölye çalışmaları ile de çocukların gelişimine katkı sunuyor.
KUŞADALI ÇOCUKLAR BİLGİYE RAHATÇA ULAŞIYOR
Kuşadası Belediye Başkanı Ömer Günel tarafından çocuklar için yaşama geçirilen bir diğer proje olan ve Güler Aydın Süzgeç Sosyal Tesisleri bünyesinde bulunan Kütüphane ve Kitap Kafe ise küçük ziyaretçilerine ders çalışıp kitap okumak için ortam sunuyor. 1 yılda üye sayısını 1120’ye, sahip olduğu kitap sayısını da bağışlarla birlikte 5 bin 47’ye yükselten Kuşadası Belediyesi Kütüphane ve Kitap Kafe, 8 adet internet erişimli bilgisayarı ve yazıcıları ile öğrencilerin ödev ve araştırmalarını rahatlıkla yapabilmelerini sağlıyor. İhtiyaç sahibi öğrenciler için askıda kitap uygulamasıyla dayanışma kültürüne de katkıda bulunan Kütüphane ve Kitap Kafe’nin sunduğu hizmetlerden bugüne kadar 1931’i yetişkin, 8 bin 518’i çocuk olmak üzere toplam 10 bin 449 kişi yararlandı.
SEYAKMER İLE BİNLERCE KİTAP “BİR TIK” UZAKLIKTA
Kuşadası Belediyesi ile Kuşadası Eğitim ve Geliştirme Vakfı (KEGEV) iş birliğinde 2020 yılının Ağustos ayında açılan Sevil-Yaşar Altaş Eğitim ve Kültür Merkezi (SEYAKMER) Dijital ve Materyal Çocuk Kütüphanesi, çocuklar için düzenlediği eğitici ve eğlenceli etkinliklerle ön plana çıkarken ziyaretçi, üye ve kitap sayısını da her geçen gün artırıyor. 3 yıl boyunca binlerce çocuğu ağırlayan ve çok sayıda etkinliğe ev sahipliği yapan SEYAKMER Dijital ve Materyal Çocuk Kütüphanesi, sunduğu sessiz ve konforlu ortamla ders çalışmak isteyen öğrencilerin de uğrak noktası olmayı sürdürüyor. SEYAKMER 10 binin üzerinde basılı, 25 binin üzerinde dijital kitaba ulaşma olanağı sunuyor.
İSTASYON KUŞADASI ÇOCUKLARIN UFKUNU AÇIYOR
Kuşadası Belediyesi tarafından Habitat Derneği ve META iş birliğinde ileri teknoloji ve girişimcilik eğitimleri vermek amacıyla açılan İstasyon Kuşadası Topluluk Merkezi’nde düzenlenen eğitim ve atölye çalışmaları, çocukların dijital gelişimlerine önemli bir katkı sunuyor. Kent sakinlerinin internet dünyası ve buna bağlı olarak ortaya çıkan mesleklere kolay uyum sağlayabilmesi amacıyla halka açık ve ücretsiz sunulan ileri teknoloji eğitimleri ve atölyeleri çocukların ufkunu açıyor.
]]>Her piyasada olduğu gibi kriptoda da yapay zekanın popülerliği etkili oldu ve son dönemde yapay zeka coinlerde bir artış yaşandı. Gelin beraber kripto piyasasındaki “Yapay zeka coinleri nelerdir?” sorusuna cevap verelim…
Yapay zeka (AI) coinleri değerlenecek mi?
En çok merak edilenlerden biri de yapay zeka coinlerinin gelecekte daha da değerlenip değerlenmeyeceğidir. Tabii ki para piyasalarında buna kesin bir cevap verilemezken yapay zeka tarafında yaşanan gelişmelerin ve yeni teknolojilerin, özellikle NVIDIA’nın yaptığı yeniliklerin, bu piyasa üzerinde etkili olacağı düşünülmektedir. Son aylarda bazı AI coinlerinde yaşanan hacimli yükselişler de bu yeniliklerin etkisi olarak yorumlanıyor.

En popüler Yapay Zeka Coinleri nelerdir?
Biraz araştırma yaptığımızda onlarca hatta yüzlerce yapay zeka coini olduğunu görebiliyoruz. Tabii ki her biri ayrı projelerde farklı görevler için kullanılabilir. Ancak bazıları son dönemde çok popüler oldu ve hacimli yükselişler yaşadılar. İşte en yüksek piyasa değerine sahip 5 yapay zeka coini:
KVKK’den kripto para sahiplerini ilgilendiren karar!
Bittensor (TAO) nedir?
Bittensor (TAO), yapay zeka ve blokchain teknolojilerini birleştiren merkeziyetsiz açık kaynaklı bir protokol olarak öne çıkmaktadır. Bu proje, yapay zeka geliştiricilerine daha verimli ve güvenli bir ortam sunarak yapay zeka modellerinin eğitilmesini ve dağıtılmasını amaçlar. Şu anda $3.758.598.497 piyasa değerine sahip olan TAO, son dört ay içerisinde %1400’lük bir yükseliş gerçekleştirmiştir.
Render (RNDR) nedir?
Özellikle NVIDIA’nın açıkladığı son gelişmelerle birlikte Render (RNDR) coinde yüksek bir artış yaşandı. Bu proje genellikle bilgisayar grafikleri ve görüntü işleme alanında kullanılsa da yapay zeka tarafında da etkili bir proje olarak öne çıkmaktadır. Şu anda $2.650.107.144 piyasa değerine sahip olan RNDR’nin gelecekte daha pahalı olması öngörülüyor.

Fetch.ai (FET) nedir?
FET de son yükselişlerle birlikte öne çıkan bir proje olmuştur. Fetch.ai (FET) yapay zeka ve makine öğrenimi destekli bir coin olup, nesnelerin cihazlar arasında veri ve değer alışverişini ekonomik ve otomatik olarak gerçekleştirmesini amaçlamaktadır. Piyasa değeri $1.047.872.549 olan AI coini, son dört ayda %400’lük yükseliş gerçekleştirmiştir.
Akash Network (AKT) nedir?
Akash Network (AKT), cloud hizmetlerini merkezi olmayan bir şekilde sağlamayı hedefleyen blockchain tabanlı bir platformdur. Bu yapay zeka destekli proje, $893.575.036 piyasa değerine sahip olup, son dört ayda %360’lık bir yükseliş göstermiştir.

SingularityNET (AGIX) nedir?
AI coinleri denildiğinde ilk akla gelenlerden biri de SingularityNET (AGIX) olmuştur. Bu platform yapay zeka ve blockchain teknolojilerini merkeziyetsiz olarak birleştirir ve kullanıcılara yapay zeka hizmetleri sunar. $869.536.643 piyasa değerine sahip olan AGIX, son iki ayda %265 yükselmiştir.
Peki ya sizin al-sat yaptığınız veya uzun vadeli olarak tuttuğunuz yapay zeka coinleri var mı? Yorumlarda bizlerle görüşlerinizi paylaşmayı unutmayın.
Not: Bu yazıdaki hiçbir bilgi yatırım tavsiyesi değildir.
]]>Anadolu Ajansının (AA) Global İletişim Ortağı olduğu, Cumhurbaşkanlığı İnsan Kaynakları Ofisi Başkanlığının koordinasyonunda “Yetenek her yerde” temasıyla Eskişehir’de düzenlenen İç Anadolu Bölgesel Kariyer Fuarı’nın (İKAF’24) ikinci gününde “Eğitimde Küresel Ufuklar: Yetenek, Deneyim ve Hedefler” konulu söyleşi gerçekleştirildi.
Cumhurbaşkanlığı İnsan Kaynakları Ofisi Başkanı Doç. Dr. Salim Atay’ın moderatörlüğünde Atatürk Kültür ve Sanat Merkezindeki programda gençlerle bir araya gelen İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Bilal Erdoğan, iş dünyasında bir çalışanı diğer çalışanın ya da bir başvuruyu diğerinin önüne geçiren faktörlerden birinin dil yetkinliği olduğunu söyledi.
Erdoğan, doktorayı ve akademisyenliği memuriyet kapısı olarak değil, gerçekten ilme talip olan, meraklı, araştırmak isteyen, dünyayı, işleyişi, birçok şeyi anlamak isteyen, insan yetiştirmek isteyenler için tavsiye etti.
İlim Yayma Vakfının üniversite kurmuş bir vakıf özelliği taşıdığını anımsatan Erdoğan, “İki üniversiteyle yönetici olarak doğrudan ilişkimiz var. İlim Yayma Vakfı olsun, TÜGVA olsun birçok öğrenciye burs verme, öğrencilerin konaklama, barınma ihtiyaçlarını giderme çalışmaları yapıyoruz. Onun dışında İlim Yayma Cemiyeti de çok büyük yurt faaliyeti yapan bir derneğimiz, bizim kardeş kuruluşumuz. Öğrencilere yönelik hizmet veren birçok sivil toplum kuruluşuyla vakıf, derneklerle de yakın çalışıyoruz. Sosyal hizmeti gönüllü eliyle yapmak, memur eliyle yapmaktan daha iyidir.” değerlendirmesinde bulundu.
“Türkiye’de bu düzeyde herhangi bir akademik ödül yok”
Erdoğan, “İlim Yayma Ödülleri”nin, vakıflarının şu anda en önemli projelerinden olduğunu vurguladı.
Türkiye’nin en büyük akademik ödülünü verdiklerini dile getiren Erdoğan, şöyle devam etti:
“2019 yılında ilkini yaptık. 2021 ve 2023 yıllarında da iki yılda bir verdiğimiz bir ödül. 150 Cumhuriyet altınını büyük ödül olarak veriyoruz. Türkiye’de herhangi bir akademik ödül bu düzeyde yok. Bunu neden yapıyoruz? Birincisi, Türkiye’deki akademik çalışmanın kalitesini artırmamız lazım. Biz Türkiye’deki uluslararası yayın sayısı itibarıyla 20 yılda dünyada 22’nci sıradan 16’ncı sıraya gelmişiz ama sayı artarken niteliğin de artmasını gözetmek zorundayız. Onun için iyi olanların ödüllendirilmesi önemli. Türkiye’deki 180 bin civarı akademik personel içinde ‘Daha iyi akademik çalışmaya böylesi büyük ödül veriliyor’ fikrinin yerleşmesi lazım ki insanlar daha iyi akademik çalışma yapmaya özensinler.”
Erdoğan, liselere yönelik de özendirici bazı çalışmalar yapmayı hedeflediklerini aktardı.
İlim Yayma Vakfının 50’nci yılı dolayısıyla Milli Eğitim Bakanlığı işbirliğiyle 40’ı deprem bölgesinde, 10’u İstanbul’da olmak üzere 50 okulda “İlim Yayma Vakfı 50. Yıl Kütüphaneleri” kuracaklarını duyuran Erdoğan, “Bu şekilde de okullara giriyoruz ki İlim Yayma Vakfımızı tanısınlar. İlim Yayma Vakfının, ‘İlim Yayma Ödülleri’ni neden yaptığını görmüş olsunlar. Onları daha fazla yüksek lisans, doktora eğitimine yönelmeye teşvik etmiş olduk.” ifadesini kullandı.
“Kültürü koruyacağız ki biz, biz olarak yaşayabilelim”
Katılımcıların sorularını yanıtlayan Erdoğan, her türlü iş kolunda çalışkanlığın çok önemli olduğuna dikkati çekti.
En iyi üniversitenin en iyi bölümünün diplomasının bireyi bir noktaya kadar götürebileceğini ifade eden Erdoğan, “Esas olan iş yerinde çalışkan olmak, yetkinlik sahibi olmak. Geleceğin mesleği, yetkinlik setinizin zenginliği. Ne kadar zengin bir yetkinlik setine sahipsiniz o kadar seçenekleriniz artar, çalıştığınız iş yerinde o kadar öne çıkarsınız, yükselme şansı kazanırsınız.” diye konuştu.
Kültürü korumanın, kimliği korumak anlamı taşıdığını vurgulayan Erdoğan, şunları kaydetti:
“Kültürü koruyacağız ki biz, biz olarak yaşayabilelim. Bu kültürel kodlarımızı koruyabilirsek biz Türkiye Cumhuriyeti olarak kalabiliriz. ‘Binlerce yıllık tarihimiz var’ diyebiliriz. Büyük tarihimizdeki isimleri sayabiliriz. Batı’nın istediği, kimsenin tarihi kalmasın. Bugün inanılmaz bir kültürel zenginliğimiz var, inanılmaz bir tarihimiz var. Bizim Osmanlı dediğimiz, Selçuklu dediğimiz yüzlerce yıl hükmettikleri topraklarda insanları birbiriyle kırdırmadan yönetebilen… Hala bakın ne Balkanlar’a ne Güneydoğu Avrupa’ya ne Orta Doğu’ya bu Batı düzeni barış getirebilmiş değil. Soykırımı önleyebilmiş değil Afrika’da. Şu anda Filistin’de soykırımı önleyemiyor zaten, gözümüzün önünde hatta destek oluyorlar.
Her kültürün devamlılığını dünyanın zenginliği için önemli görüyorum ama bizim sanki fazla sorumluluğumuz var. Çünkü dünyada ecdadımız belli zulümleri sonlandırmış, belli yerlere huzur getirmiş. Şu anda da dünyanın buna ihtiyacı var. Dünyada yeniden devam eden adaletsizliklerin, zulümlerin giderilmesini kendine gündem edecek bir kültürel devamlılığa ihtiyaç var. Bu bizim tarihimizde varsa bunu yaşatmak dünya için de çok kıymetli. Onun için bizim kültürümüzü canlı tutup, yaşatıp yeni nesillere aktarma meselesini hayat meselesi olarak görmemiz lazım.”
Erdoğan ve Atay’a Anadolu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fuat Erdal tarafından hediye takdim edilmesiyle sona eren söyleşiye, Eskişehir Valisi Hüseyin Aksoy, AK Parti Eskişehir Milletvekili Ayşen Gürcan, Eskişehir Cumhuriyet Başsavcısı Ali Yeldan ile öğrenciler katıldı.
]]>Gittiği ülkelerde sokaklarda yöreye ait zeybek oyunu oynayan Ertem, kazandığı para ile 2023 yılı yaz ayından bu yana 13 ülke gezdi. Kimi zaman tanıştığı insanların evinde, genellikle çadırda kalan Simavlı Genç Ahmet Ertem şu anda Asya Ülkesi Sri Lanka’da seyahatine devam ediyor. Simavlı gencin sonraki durağı Maldivler olacak.
Dünya turu öncesinde 16 yaşında Antalya’ya çalışmaya gidip yaşı küçük olduğu için herhangi bir işe giremeyen Ertem, arkadaşları ile birlikte sokaklarda zeybek oynayarak Türkiye’de 45 şehri gezdikten sonra ardından da Balkanlar turu gerçekleştirdi.
Ertem, kabin memuru olan köylüsünden esinlenerek İngilizce öğrenmek adına başladığı üniversitede Kabin Memurluğu ve Sivil Havacılık programında yarım dönem okuduktan sonra Tayland’a kredi kartı ile aldığı tek yön biletin ardından dünya turuna başladı.
Sadece sırt çantasına sığdırdığı çadırı ile birlikte yola çıkan Ahmet Ertem yine sokaklarda Zeybek oynamaya, bulduğu işlerde günlük haftalık olarak çalışmaya, buralardan kazandığı para ile yoluna devam ediyor.
Dünya turuna başladığımdan beri herkes nasıl para kazanıyorsun, hangi parayla geziyorsun tarzında birçok soru soruyor şeklinde konuşan Ertem, “Ben 16-17-18 yaşlarında 3 yıl Türkiye turu yaptım. Otostopla gezdim çadırda yattım ve sadece yemeğe para harcadım. Bu parayı da sokak sanatçılığı yaparak kazandım. Zeybek oynadığım için birçok kişi tebrik etti ama tabi ki kötü bakanlarda oldu. Ama ben hiçbir zaman yaptığım bu işten utanmadım aksine gurur duydum. Türkiye turumun ardından Dünya turuna başladım. Başta sokak sanatçılığı ve bileklik satarak geziyordum. Şimdide gittiğim ülkelerde çalışarak geziyorum” dedi.
Türk gençlerinin gelecek kaygısı çekmek istemediğini dile getiren Ertem, “Gençler olarak gençliğimizin tadını çıkarmak istiyoruz. Bir hayal kurdum, şu anda bu hayali yaşıyorum. 20 yaşındayım. Hayalim olan dünya turuna başladım. Şu ana kadar, Japonya, Güney Kore, Tayland, Malezya, Umman, Sri Lanka, Gürcistan, Kosova, Makedonya, Arnavutluk, Karadağ, Sırbistan, Bosna Hersek’i gezdim. Önümde Hindistan, Nepal, tekrar Japonya var” diye konuştu.
Şimdiye kadar çok fazla zorlukla karşılaşmadığını sadece sınır geçişlerinde küçük problemler yaşadığını vurgulayan Ertem, “Yollarda kazandığım parayı yol, vize, yemek parası olarak kullanmaya çalışıyorum. Kara sınırı olan ülkelerden geçiş yaparken ve gittiğim ülkelerdeki şehir içi ulaşımlarımı otostop ile yapıyorum. Her yerde otostop olmuyor bu zamanlarda da otobüs, tren ve uçak kullanıyorum.
Genel olarak gittiğim ülkelerin yerel yemeklerini yiyorum bu yüzden yemek ihtiyacımı ucuza karşılıyorum. Gitmeden önce Couchsurfing den yerel insanlarla konuşup yer ayarlıyorum. Genel olarak hostellerde kalmayı tercih ediyorum. Asya’da 3-5$ a hostel bulunabilir. Bu geziye çıkma kararım hayatımda verdiğim en iyi karar diye düşünüyorum. Cesaret gerektiren bu işe bu yaşımda başladığım için pişmanlık duymadım” dedi.
Son olarak Ertem, sosyal medya hesaplarından daha çok insan ulaşmayı hedeflediğini ve bu sayede dünya turunda biraz daha rahat olacağını vurguladı. – KÜTAHYA
]]>Çanakkale’nin Ezine ilçesine bağlı Seferşah Mahallesi Çay Sokak’ta 2022 yılı Ağustos ayında meydana gelen olayda, Gencay Korur, boşanma aşamasında olduğu eşi Ayşe Korur’u kayınpederinin evinde tüfekle vurdu. Yaralanan Ayşe Korur, Ezine Devlet Hastanesinde yapılan müdahalelere rağmen hayatını kaybetti. Cinayetin ardından Gencay Korur, Çanakkale İl Emniyet Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliği ve İzmir Dikili İlçe Emniyet Müdürlüğü ekipleri tarafından suç aleti ile birlikte yakalanarak gözaltına alındı. Çanakkale İl Emniyet Müdürlüğüne getirilen Gencay Korur, emniyetteki işlemlerinin ardından sevk edildiği adliyede çıkarıldığı mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderilmişti. Tutuklu sanık Gencay Korur’un Çanakkale 1’nci Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanmasına başlandı. Ezine ilçesinde boşanma aşamasındaki eşi Ayşe Korur’u kayınpederinin evinde av tüfeğiyle vurarak öldüren tutuklu Gencay Korur’un Çanakkale 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesinde davanın 5’inci duruşması görüldü.
Tutuklu sanık Gencay Korur, Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile duruşmaya hazır bulunurken, Ayşe Korur’un yakınları da duruşmaya katıldı. Duruşma da tutuklu sanık Gencay Korur’a ait telefon kayıtlarının bilirkişi tarafından incelenmesi sonucunda hazırlanan rapor mahkemeye sunuldu.
Bilirkişi raporunda Gencay Korur’un telefon rehberinde ‘Aşkım’ isimli kişiye 10 Ağustos 2022 tarihinde cinayetten 1 gün sonra yazdığı mesajlar da şu ifadeler yer alıyor:
“Gencay Korur; Ben Ayşe’yi öldürdüm, kaçıyorum.
Aşkım; Ne zaman? Hani yapmaktan vazgeçmiştin. Sen ciddi misin? O zaman neden teslim olmuyorsun da kaçıyorsun ki?
Gencay Korur; Olacağım.
Aşkım; Hani hapiste el üstünde tutarlardı, şimdi ne değişti.
Gencay Korur; Gidiyorum. Teslim olacağım.
Aşkım; Öldüğüne emin misin? Belki sadece yaralanmıştır.
Gencay Korur; ya salak salak konuşma öldü diyorum”.
Tutuklu sanık Gencay Korur, mahkemedeki savunmasında bilirkişi raporunu kabul etmediğini belirterek, “3 kızım da benden değil. Çocuklar benden değil. Eşim kimden hamile kaldı. DNA testi istiyorum” dedi. Korur’un savunmanın ardından mahkeme heyeti davayı 12 Mart tarihine erteledi.
Duruşma sonrası adliye çıkışında açıklama yapan müşteki avukatı Ahmet Erzi, “Ayşe Korur cinayetinde sanık her ne kadar namus cinayeti şeklinde cinayeti işlediğini beyan etmiş ise de telefon yazışmalarında sanığın başka kadınlarla olan samimi konuşmaları aynı zamanda birlikte olduğu kadınlara kendi eşini Ayşe Korur’u öldüreceğine dair beyanları ortaya çıkmıştı. Dolayısıyla namusa ilişkin hiçbir şey yoktur, kalmamıştır. Mevcut halden Cumhuriyet Savcımız mütalaasını hazırlamak üzere dosyanın kendisine tevdi edilmesini talep etti. Önümüzdeki celse mütalaa açıklanacak. Biz mütalaanın ağırlaştırılmış müebbet olacağından hiçbir şüphe duymamaktayız. Sanığında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alacağından şuandaki durum itibariyle hukuken de emin durumdayız. İnşallah hak ettiği cezayı alacak. Ayşe Korur’u öldürdüğünü kendi kız arkadaşına anlatıyor. Anlattıktan sonra da kız arkadaşının şöyle bir beyanı var. Diyor ki; ‘Hani öldürmekten vazgeçecektin’ yani karısını öldür meyi daha önce planlayıp, kendi kız arkadaşına anlatıyor. ve öldürdükten sonra da kız arkadaşına bilgi veriyor; ‘ben karımı öldürdüm’ diye. Cep telefonu kayıtlarında var. Sevgilisini telefonuna aşkım diye kaydediyor. Daha sonra da karım beni aldattı diye savunma yapıyor. Yani ortada bir namusa ilişkin herhangi bir durum söz konusu değil. Burada eşini aldatan da sanığın kendisi, indirim almak için dava boyunca bir takım yalanlar, iftiralar attı. Lakin bunların hiç biri de gerçeklik payı noktasında ortaya çıkmadı. Sanığın en ağır cezayı alacağından biz artık eminiz” dedi. – ÇANAKKALE
]]>Mersin Şehir Hastanesinin Sağlıklı Yaş Alma Merkezi tarafından hastaların sosyal aktivitelere katılması, bazı alışkanlıklar kazanması ve sosyal ilişkilerini geliştirmeleri amacıyla ‘çınarlarımızdan geleceğe bir fidan’ sloganıyla etkinlik düzenlendi. Hastane bahçesinde bir araya gelen yaşlılar, görevlilerin de yardımıyla getirilen fidanları kazılan çukurlara dikerek suladı. Renkli görüntülerin oluştuğu etkinlikte yaşlılar, yanlarında getirdikleri yiyecekleri de birbirlerine ikram etti.
Sağlıklı Yaş Alma Merkezinde görevli İç Hastalıkları ve Geriatri Uzmanı Ercüment Öztürk, merkezde 80 yaş üstü hastalara hizmet verdiklerini söyledi. Özellikle belli yaştan sonra yaşlanmayla beraber çıkan bazı sağlık problemleri ve sağlık durumlarıyla özel ilgilenmek gerektiğini ifade eden Öztürk, “Bizim branşımız da bu alanla ilgileniyor. Hastalarımızın sadece sağlıklarıyla değil, onların sosyal ilişkileriyle de sosyal aktiviteleriyle, alışkanlıklar kazanması yönüyle de ilgileniyoruz” dedi.
Etkinliği 18-24 Mart Yaşlılara Saygı Haftası kapsamında düzenlediklerini dile getiren Öztürk, şöyle devam etti:
“Hastalarımızın yaşam merkezleriyle olan, hastaneyle olan, bizlerle olan bağlarını, aidiyetlerini kuvvetlendirmek için bir ağaç dikme etkinliği düzenledik. Böylece her hastamızın bir ağaca sahip olmasını istedik. İsimlerini künye olarak bu ağaçlara vereceğiz. Böylece hastaneyle, doktorlarıyla, hekimleriyle ve kendileriyle ilgilenen sağlık çalışanlarıyla bağlarını daha da güçlendirecek, kendilerini daha da yakın hissedecekler.”
“Yaşlılar için fiziksel bir aktivite oldu”
Başhekim Yardımcısı İbrahim Yimsek de etkinlikle insanlara dokunduklarını söyledi. Etkinlikle onları daha sosyal varlık yapmayı amaçladıklarına işaret eden Yimsek, “Hastalarımıza değişik etkinlikler düzenleyerek onların sosyal bir varlık olduğunu tekrar hatırlatmak, onları ruh bütünlüğü haline sokmak için de bir çabamız var. An itibariyle hastalarımızda bu enerjiyi görmeye başladık. İlk buraya geldiklerinde biraz bezginlerdi ama bugün ağaçlar dikilirken onların ne kadar enerjik olduklarını, ne kadar yaşama sarıldıklarını görmek bizi mutlu etti” diye konuştu.
“Burayı onlar için hobi bahçesi haline getirmeyi hedefliyoruz”
Gerentolog Ali Tanık, etkinlikle hem temiz hava aldıklarını, hem de bağlarını güçlendirdiklerini dile getirerek, “Merkeze gelen büyüklerimizle aile olmayı başardık. Bizler için değerliler. Burayı ileride hobi bahçesi haline getirmeyi, onların istedikleri zaman vakit geçirecekleri alan oluşturmayı hedefledik” şeklinde konuştu.
Gerentolog Meltem Sungur da, ‘Çınarlarımızdan Geleceğe Fidan’ etkinliğiyle hem doğaya hem de gelecek nesillere bir fayda olmayı amaçladıklarını ifade etti. Etkinliğin aynı zamanda yaşlılar için fiziksel bir aktivite de olduğunu vurgulayan Sungur, “Onlar sosyalleşerek geleceğe güzel bir miras bırakmış oldular. Bunun mutluluğunu yaşadılar, onların mutluluğun görmek bizleri de mutlu ediyor” dedi.
“İnşallah güzel bir ağaç olur, herkes meyvelerinden yer, dua eder”
Etkinliğe katılan hastalardan 81 yaşındaki Ayben Özek, etkinlikten duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Aile doktorunun tavsiyesi üzerine merkeze başvurduğunu aktaran Özek, “Doktorum bana 80 yaş üzerini muayene ettiklerini, çok güzel baktıklarını söyledi bana. Ben de buraya geldim. Hepsini çok sevdim, hepsini çok beğendim ve beni muayene ettiler. Şimdi yine muayeneye geldim, ‘hem de ağaç dikelim’ denildi. Onlara yardıma geldim. Bir ağaç diktim. İnşallah güzel bir ağaç olur, herkes meyvelerinden yer, dua eder” ifadelerini kullandı.
Elif Bozkurt da merkez ile 3 ay önce tanıştığını belirterek, “Biz onlardan çok memnun kaldık. Onlar bize bugün ağaç dikmeyi layık gördüler. Biz de onlara katıldık. Hocalarımızla beraber kendi adımıza bu ağaçları diktiğimiz için çok sevindik. İnşallah güzel yaşamlarımız olur, uzun ömürler olur, sağlığımız yerinde olur” şeklinde konuştu. – MERSİN
]]>Yerlikaya, Üsküdar’daki Antikacılar Çarşısı esnafıyla bir araya geldiği programda yaptığı konuşmada, göreve geldiği 4 Haziran 2023’ten bugüne kadar, 600 bin mesai arkadaşıyla beraber Kara, Mavi ve Siber Vatan’da, milletin huzuru için gece gündüz demeden canla başla çalıştıklarını söyledi.
Göreve “Türkiye’nin huzuru” mottosuyla başladıklarını belirten Yerlikaya, polisi, jandarması, sahil güvenliğiyle beraber, milletten almış oldukları destekle, duayla, azimle, kararlılıkla ve cesaretleriyle tüm suç türlerine karşı sahada gayret gösterdiklerini vurguladı.
Yerlikaya, birinci görevlerinin “önlemek”, ikinci görevlerinin ise bir suç işlendiyse bir an önce bunu yakalayıp adalete teslim etmek olduğunu kaydederek, “Mala ve kişilere karşı işlenen suçlarda 9 aylık dönemimizde olaylar süratle aşağı doğru iniyor. Var olan olayları aydınlatma oranlarımızda hep daha yukarıya gidiyor.” diye konuştu.
Geçen yıl ocak-şubat döneminde, Türkiye ortalaması günlük 160 olan “evden hırsızlık” suçunun bu yıl 101’e düştüğünü aktaran Yerlikaya, kolluk gücünün bütün hırsızlık türlerinde, kendi kendisiyle yarıştığını dile getirdi.
Bakan Yerlikaya, bütün bunları yaparken de vatandaşın emrinde olduklarını, onların huzuru için gönülden gönüle bir duruş sergilediklerini anlattı.
Babasının da esnaf olduğunu, bazı tatil günlerinde gittiği babasının iş yerini “besmele çekerek” açtığını hatırlatan Yerlikaya, şunları kaydetti:
“Esnaf babam derdi ki; ‘Bu kapı Hak kapısı, bu kapı rızkımızın kapısı. İçeriye giren herkesi güler yüzle karşılayacaksın. Fikri, zihniyeti, yaşı, rengine bakmayacaksın. Her zaman onların emniyeti bizim baş tacımızdır. Haklı da olsa haksız da olsa bunu hiçbir zaman söyleyemeyiz. Onu memnun edebilmek için her zaman müşteri haklıdır, baş tacımızdır’. İlk hayat mektebini orada öğrendim. Esnafın herkesle geçimli olduğunu, herkesin ona selam verdiğini ve esnafın herkesin gönlünde bir yeri olduğunu gördüm.”
“Gerçek belediyeciliği 1994’te Recep Tayyip Erdoğan İstanbul’da gösterdi”
Ali Yerlikaya, İstanbul’da Valilik yaptığı dönemde bir arkadaşının tavsiyesiyle Üsküdar’dan ev alarak kendisinin de artık bir Üsküdarlı olduğunu, yeniden aday olan Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen’in iki dönem boyunca ilçeye sayısız hizmetler yaptığını anlattı.
Vatandaşın şehrin anahtarını teslim ettiği kişide “Her zaman aynı tonda, aynı kalbi selimde mi bu adam? Dar günde, zor günde, kolay günde vatandaşın yanında mı? Belediyenin önünden geçerken, yaya gördüğü zaman onunla ilgileniyor mu?” kriterlerini aradığını kaydeden Yerlikaya, vatandaşın kanaatinin buna göre değişiklik göstereceğini belirtti.
İçişleri Bakanı Yerlikaya, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Arkadaşlar, eğer Hilmi Türkmen’le beraber yürüyorsak, her zaman yanınızdadır. Her zaman aynı Hilmi Türkmen’dir. Gerçek belediyeciliği 1994’te Recep Tayyip Erdoğan İstanbul’da gösterdi. Onun açmış olduğu ufuk, tüm Anadolu’da, bütün belediyelere örnek oldu. O yoldan, o izden gidiyoruz. Nasıl 14 ve 28 Mayıs’ta merkezi hükümeti, cumhurbaşkanlığını, parlamentomuzu taçlandırdıysanız İstanbul Büyükşehir’de, Murat Kurum kardeşimizi, Üsküdar’da Hilmi Türkmen’i Allah’ın izniyle şehrin emini yapacağız.”
Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen de Yerlikaya’nın ziyaretinden duyduğu memnuniyeti belirterek, Üsküdar’ın bir geçiş yeri olmaktan ziyade artık herkesin, özellikle gençlerin çokça gelip gezip dolaştığı, alışveriş yaptığı bir merkez haline geldiğini dile getirdi.
Esnafa bir müjdeleri olduğunu vurgulayan Türkmen, geçen iki ay içerisinde Üsküdar’ın merkez mahalleleriyle alakalı bir imar planı çalışması yaptıklarını söyledi.
Türkmen, “11 mahallemizde en az 800 metrekarelik bir tapu alanını toparlarsanız buraya ilave 1-1,5 katlık yeni imar hakları getirdik. Bu imar planı asıl sizi, bu çarşımızı ilgilendiriyor. O buçuk dediğimiz üstteki katın parapetlerinin yüksekliğinde 80 santimden 220 santime çıkarıyoruz.” dedi.
Yerlikaya esnafı gezdi, vatandaşlarla sohbet etti
Bakan Yerlikaya ve beraberindekiler, daha sonra Üsküdar’daki esnafı ziyaret etti. Esnafın ikram ettiği ürünlerin tadına bakarak bir süre onlarla sohbet eden Yerlikaya, vatandaşlarla da fotoğraf çektirdi.
Balıkçılar Çarşısı’ndaki ziyareti sırasında Yerlikaya’nın yanına gelen emekli öğretmen Yıldız Özkadif, mezun olduğu ilkokulda öğretmenlik yaptığını kaydetti. Bunun üzerine Yerlikaya da 1979 yılında Alaeddin İlkokulu’nda okuduğunu belirterek, bu karşılaşmadan duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
Yerlikaya, daha sonra Üsküdar Meydanı’ndaki Valide-i Cedid Camii’nde öğle namazını kıldı.
]]>Göktaş, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) işbirliğinde Şişli’de bir otelde gerçekleştirilen 4. Medya Buluşması İstişare Toplantısı’na katıldı.
Burada konuşan Göktaş, dizi ve filmlerin hayatın bir parçası olduğunu, bu anlamda çocuk, kadın ve aile konularında karşılıklı istişarelerde bulunmanın çok kıymetli ve değerli olduğunu söyledi.
Türkiye’nin dizi ve sinema sektöründe çok önemli bir yere geldiğini belirten Göktaş, bu süreçte Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın öncülüğünde, sektörün sorunlarının çözümüne dair önemli atılımların gerçekleştirildiğini dile getirdi.
Göktaş, yapılan düzenlemelerle Türk sinema ve dizi sektörünün uluslararası alanda rekabet gücünü her geçen gün daha da artırdığını kaydederek, “Bu atılımlarla Türkiye, Amerika’dan sonra dünyanın en çok dizi ihraç eden üçüncü ülkesi konumundadır. Fransa’dan Asya ve Orta Doğu’ya, Japonya’dan Latin Amerika’ya kadar dünyanın dört bir yanında Türk yapımı dizilere olan ilginin yoğunluğu bizler için bir gurur vesilesidir.” diye konuştu.
Bu konuda yapımcılar başta olmak üzere, yönetmenlerden senaristlere, oyunculardan kameramanlara kadar sektöre emek ve gönül veren çalışanların katkısının çok büyük olduğunu ifade eden Göktaş, perdeden dijitale doğru bir geçişin yaşandığı bu dönemde, Türk dizi ve sinemasının uluslararası alanda çok daha güçlü bir yere gelmesinin en büyük temennisi olduğunu ifade etti.
“Aile değerlerimizin korunması, üzerinde hassasiyetle durduğumuz konuların başında geliyor”
Bakan Göktaş, Türklerin kökleri asırlar ötesine giden bir medeniyetin mensupları olduğunu belirterek, şöyle konuştu:
“Türkiye, farklı kültürlerin bir arada yaşadığı, Doğu’nun ve Batı’nın kesiştiği emsalsiz bir ülkedir. Sadece kültürel anlamda değil, coğrafi olarak da büyük bir zenginliğe sahibiz. Anadolu birbirinden kıymetli hikayelerle dolu. Bu anlamda sahip olduğumuz bu değerlerin, zenginliklerin, geleneklerin korunması ve aktarılmasında hepimizin üzerine büyük bir sorumluluk düşmektedir. Çünkü şunu çok iyi biliyoruz ki dizi ve sinema, insanları etkileyen, farklı farklı yaşam tarzları sunan, hatta toplumları birleştiren ve kültürel zenginliği arttıran önemli bir mecradır.”
Dizi ve sinemanın bir sanat formu olmanın ötesinde kültürel, politik ve toplumsal etkileri olan önemli bir iletişim aracı olduğunu vurgulayan Göktaş, “7’den 77’ye hepimiz vaktimizin önemli bir kısmını ekran karşısında geçiriyoruz. Özellikle olumsuz etkilenme faktörünü göz önünde bulunduracak olursak, sizlerin ürettiği içerikler bizim için daha da büyük bir önem arz ediyor. Bu anlamda kadın ve çocukların her alanda temsili, aile değerlerimizin korunması, üzerinde hassasiyetle durduğumuz konuların başında geliyor.” ifadesini kullandı.
Göktaş, Türk kadınının medyadaki temsilinin halen iyi bir noktaya gelmediğini kaydederek, “Bugün pek çok medya içeriğinde şiddetin sıradanlaştırıldığını görüyoruz. Kadına yönelik şiddette failin eylemini meşrulaştıran bir dil kullanıldığına şahitlik ediyoruz. Özellikle şiddet, sadece kadınları ilgilendiren bir sorun değildir. Şiddet, toplumun temellerini sarsan ciddi bir sorundur.” değerlendirmesinde bulundu.
“Medya, özellikle kadın temsilinde ciddi sorunlar barındırıyor”
Gazetecilerin yaptığı haberlere değinen Göktaş, şiddete uğrayan ve hatta şiddet nedeniyle hayatını kaybeden kadınlara dair yapılan haberlerde kullanılan magazin dilinin terk edilmesi gerektiğini söyledi.
Göktaş, haberlerin kişilik haklarına saygı ve özen gösterilerek yapılması gerektiğini vurgulayarak, “Cinsel suçlar haberleştirilirken duyarlı olunmalıdır. Suçlayıcı, yargılayıcı, aşağılayıcı ve küçük düşürücü ifadelerden özellikle kaçınılması gerekmektedir. Mahremiyeti alenileştiren, şiddeti duyarsızlaştıran, olumsuz davranışları özendiren içerikler bireye ve topluma faydadan ziyade yalnızca zarar üretir. Bu hususlara dikkat edilmesi, medyada çalışan tüm arkadaşlarımızdan en büyük beklentimizdir.” görüşünü paylaştı.
Aile değerlerini gözü gibi korumuş, kadını her daim baş tacı etmiş, çocukları medeniyetin temsilcileri olarak görmüş bir milletin ferdi olduğunu belirten Göktaş, şöyle devam etti:
“Biz, kadınlarıyla var olmuş güçlü bir devletiz. Gençleriyle büyüyen bir ülkeyiz. Fakat ne yazık ki medya, özellikle kadın temsilinde ciddi sorunlar barındırıyor. Öyle olmadığı halde, kadınlar daha çok bakıma muhtaç, mağdur, çaresiz bireyler olarak sunuluyor. Aile içi ilişkilerden çocuk yetiştirme tarzlarına kadar pek çok konuda önemli değişikliklere sebep olan yapımlar, aile değerlerimizi doğrudan etkiliyor. Özellikle çocukların ve gençlerin izledikleri içeriklerin, aile değerleri ile uyumlu olup olmadığı konusu her geçen gün büyük önem kazanıyor.”
Göktaş, iyi seçilmiş yayınların çocukların öğrenme süreçlerine katkısı olurken, şiddet içerikli yayınların çocukları olumsuz şekilde etkilediğini herkesin gördüğüne işaret ederek, şunları kaydetti:
“Bu anlamda, tüm çocukların, ihmal, istismar ve şiddet başta olmak üzere her türlü riskten korunmaları, çocukların üstün yararı ilkesi gözetilerek yayınların yapılması büyük önem arz ediyor. Bunun yanı sıra yapacağınız her bir yayınla engelli ve yaşlıların sesini duyururken, toplumda farkındalığın artmasına, davranış kalıplarının dönüşmesine destek olacak sosyal mesajlara yer verilmelidir. Saydığım tüm bu hususlarda yapımcılarımızın üstleneceği sorumluluğun toplumda çok kıymetli yansımaları olacaktır. Bu anlamda her bir yapımcımızın, toplumun farklı dinamiklerini de göz önünde bulundurarak içerik üretmeleri en büyük beklentimizdir.”
“Toplumu bir ve bütün kılan yapımların ekranlarda daha çok yer almasını istiyoruz”
Mahinur Özdemir Göktaş, medya ve toplum ilişkisinin karmaşık ve etkileşimli bir yapıya sahip olduğunu, her geçen gün medyanın toplumu değiştirme ve dönüştürme gücünün daha da arttığını anlattı.
Bu karmaşık yapının ve etkileme gücünün üstesinden gelmenin, sorunlara çözüm üretmenin, etkili bir işbirliğiyle gerçekleştirilebileceğini aktaran Göktaş, “Biz artık kadın ile ayrımcılık kelimesini yan yana kullanmak istemiyoruz. Kadın bedeninin metalaştırıldığı yapımları ve programları izlemek istemiyoruz. Kadınları daha çok başarı hikayeleriyle görmek istiyoruz. Biz her zaman ‘güçlü birey, güçlü kadın, güçlü aile, güçlü Türkiye’ diyoruz.” dedi.
Ekranlarda rol model olacak güçlü ve başarılı kadınlar görmek istediklerini kaydeden Göktaş, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Aile, bizim en hassas olduğumuz konu. Toplumun sağlam bir temel üzerinde inşası aile kurumunun istikrarına bağlıdır. Bu anlamda aile bütünlüğüne öncelik veren, toplumu bir ve bütün kılan yapımların ekranlarda daha çok yer almasını istiyoruz. Ailelerimizle birlikte gönül rahatlığıyla izleyebileceğimiz yapımların artmasını arzu ediyoruz. Entrika, şiddet ve manipülasyon üzerine kurulmuş aile içi ilişkileri değil, eşler arası sadakatin ve olumlu ebeveyn rol modellerinin yer aldığı içerikler izlemek istiyoruz. Aile içi iletişim, eşler arası ilişki, ebeveyn tutumları, okul, aile ve bağımlılık gibi konularda rehberlik edici program ve yapımları daha çok görmek istiyoruz. Medeniyetimizi yansıtan, aile kültürümüzü aktaran yapımlara öncelik vermenizi diliyoruz.”
RTÜK ve medya kuruluşlarının bu zamana kadar yaptığı çalışmaların çok değerli ve kıymetli olduğunu belirten Göktaş, yıllardır süregelen bu olumsuz tablonun değişmesinin güçlü bir işbirliğiyle mümkün olduğunu kaydetti.
Göktaş, burada bulunan bütün yapımcılara da açık bir işbirliği teklifinde bulunduğunu vurgulayarak, “Gelin hep birlikte medyada kullanılan olumsuz dili ve görüntüyü el birliğiyle ortadan kaldıralım. Bu konuda hepimizin ortak bir sorumluluğu var. Reyting, çok tıklanma gibi önceliklerden ziyade önceliğimizin kadınlar, çocuklar, gençler, velhasıl toplumumuzun her bir ferdi olması gerekiyor.” ifadesini kullandı.
Bakan Göktaş, konuşmaların ardından toplantının basına kapalı gerçekleştirilen bölümünde, RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin ile birlikte katılımcılarla fikir alışverişinde bulundu.
]]>Evde ekşi mayalı antik ekmek üreten Kavak, tarhana, erişte, marmelat, simit, cevizli sucuk, menengiç kahvesi, kuşburnu marmeladı ve gülhatmi reçeli gibi birçok gıdayı kendisi üretiyor
ÇORUM – Çorum’un Osmancık ilçesinde yaşayan İsmail Kavak, doğadan topladığı ve organik olarak temin ettiği meyvelerden çeşit çeşit sirke yapıyor.
Osmancık İlçesi Koyun Baba Mahallesi’nde yaşayan İsmail Kavak, doğadan topladığı alıç başta olmak üzere, organik olarak temin ettiği elma, ayva, armut, nar, mandalina ve birçok meyvenin sirkesini yapıyor.
İsmail Kavak, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının başlangıcında virüse karşı önlem almak için ailesiyle birlikte gıda tüketim alışkanlıklarını değiştirdiğini belirterek fermente ve ekşi mayalı ürünler hakkında araştırmalar yaptığını söyledi.
Ağırlıklı olarak annesinin tariflerini kullanan Kavak, sağlıklı beslenmek için doğanın nimetlerinden de faydalandığını belirterek; “Ekşi maya ekmek ve fermente ürünler hakkında araştırmalar ve çalışmalar yaptım. Bilimsel olarak sirke nasıl yapılır bunların araştırmasına girdim. İlk yaptığım alıç sirkesiydi. Sonra sirkelerin en zoru olan hünnap ve vişne sirkesi yaptım. Bu sezon ise fermente olarak yapımına başladığım sirkeler, ayva, elma, armut, nar ve mandalina. Steril ve hijyen gibi kurallara uyulması gereken değerle sirkelerdir.
Her gün sirkeleri kontrol etmek gerekiyor. Parafensin, tanıdığımız üreticiden ilaçsız olarak yetişen meyvelerden sirkeler yapmamız gerekiyor. Bir numara diyebileceğimiz nar sirkesidir. Doktorlar ve bu işin doğal gıda uzmanları nar sirkesini özellikle ön plana çıkarmaktalar. Tansiyon ve şeker hastalıklarında tedavide etken olduğu ispat edilmiştir. Bu ürünleri kullanırken de doktorumuza danışmalıyız. Sirke oluşumu 8 ila 12 hafta arasında gerçekleşir. Temiz şişelerde karanlık serin bir ortamda durması gerekiyor. “dedi.
‘Antik ekmek yapıyor’
32 yıl kamuda görev yaptıktan sonra emekliye ayrılan Kavak, ekşi mayalı antik ekmek yaptığını da belirterek; “Eski medeniyetler özellikle Hititliler ekmek konusunda çok ilerideydi. Ekmek yapımı da kutsallık arz ediyordu.
10 çeşit atalık buğdayda yaklaşık 70 tane mineral ve protein var. Buda vücudumuzun daha aktif ve bağışıklık sistemimizi güçlendiriyor. Antik ekmekte 10 çeşit atalık taş değirmen buğdayı var. Bunlar ilaç ve kimyasal gübre katılmamış, bin rakımlı dağlık alanlarda yetiştirilip taş değirmene götürülen buğdaylarımız.
Ekmek yapımında kullandığım unlar Osmancık Sarılan Köyünde yetişen çavdar, üveyik ve siyez, Karakılçık, Kars Kavılca, Kızılbuğday. Dünyada genetiği değişmemiş en eski 3 çeşit buğdaydan birisi Kızılbuğday, siyez ve kavılca. Bu buğdaylar yüksek rakımlı yerlerde yetişir, kalın kabuk yapısı ve yoğun lif dokusu vardır. Mineral ve protein açısından da çok değerli bir hale gelmiştir. Köse buğday, Sunter, Bezosta da atalık buğdaylar. Sunter ve Bezosta Rus atalık buğdayladır. Antik ekmekler, Asur, Babil, Mısır gibi bin, iki bin yıl öncesinde eski uygarlıkların tükettiği ekmeklerdir.
Deneme yanılma yolu ile tükettiği gıdaları üretmeye başlayan İsmail Kavak bugüne kadar, tarhana, erişte, alıç sirkesi ve marmeladı, elma, nar, armut, ayva, mandalina gibi çeşitli meyvelerden sirke, zerdeçallı, yumurtalı, sebzeli makarna, cevizli sucuk, ekşi maya ekmek, gresini, simit, menengiç kahvesi, kuşburnu marmeladı, gülhatmi reçeli gibi birçok gıdayı kendisinin yaptığını ve ailecek tükettiklerini sözlerine ekledi.
]]>Manisa Şehir Hastanesi’nde, 4 yılda bir denk gelen 29 Şubat tarihinin ilk bebekleri dünyaya geldi. 6 yıldır çocuk sahibi olamayan Raziye-Emrah Yılmaz çiftinin bebekleri bugün dünyaya geldi. Doğum öncesi gazetecilerin sorusunu yanıtlayan Kadın Hastalıkları ve Doğum Hekimi Op. Dr. Murat Özşahin, “Bugünün ilginç bir öyküsü var. Hastamızın 6 yıldır çocuğu olmuyordu. 1 yıl öncesinde tüplerini açtık ve gebe kaldı. 9 ay boyunca hastamızı takip ettik. Doğum gününü farkında olmadan 29 Şubat’a yani bugüne vermişiz. İlginç bir tesadüf de oldu. Hastamızın ağabeyi de 29 Şubat tarihinde doğmuş. Kendi çocuğunun da doğumu 29 Şubat tarihine denk geldi. 29 Şubat bilindiği üzere 4 yılda bir gerçekleşiyor. Hastamız 6 yıldır bu çocuğu bekliyordu. Güzel ve mutlu bir anı olacak onlar için de inşallah. Hastamızı birazdan doğumhaneye alacağız. Bütün çocuklarımız kıymetli. Bu çocuğumuzun da yeri biz de ayrı, çünkü 6 yıldır beklenen bir çocuktu. Kısmet 29 Şubat’a denk gelmesi” dedi.
Doğum tarihini 29 Şubat istemeyenler de oldu
Gün içerisinde 1 doğumun gerçekleştiğini ve planlı olarak 6 doğumun daha olduğunu belirten Özşahin, “Şu anda planlı 6 sezaryenimiz var. Sabaha doğru da bir normal doğumumuz oldu. Planlı olmayan bir doğumdu ve 29 Şubat’a denk geldi. Doğum günleri bazen birkaç gün öncesinden belli olduğu için 29 Şubat tarihini isteyenler oldu. Doğum gününü bir sonraki sene kutlayamayacağını düşünen hastalarımızdan istemeyenler de oldu” diye konuştu.
“Bizim için ilginç bir tesadüf oldu”
6 yıldır çocuk hasreti çeken Raziye Yılmaz ise doğacak çocuğuna Emre ismini vereceklerini belirterek, çok mutlu olduğunu söyledi. Yılmaz, “6 senedir çocuğumu bekliyordum. Allah’ın ve hocamızın da sayesinde bugün çocuğumuzu kucağımıza alacağız inşallah. Benim ağabeyimin de doğum tarihi 29 Şubat. Bizim için ilginç bir tesadüf oldu. 4 yılda bir kez doğum günü denk geliyor ama biz yine de 28 Şubat ya da 1 Mart gününe doğum gününü yapacağız” dedi.
Öte yandan röportajın ardından doğumhaneye alınan Raziye Yılmaz’ın doğumunun gerçekleştiği ve bebeğini sağlıklı bir şekilde kucağına aldığı bildirildi.
“Doğum gününü de babasıyla birlikte kutlarız”
Manisa Şehir Hastanesi’nde 29 Şubat tarihinin ilk bebeği ise İsmail-Şule Bilgin çiftinin Ahmet Müştak ismini verdikleri oğulları oldu. Sabah saatlerinde plansız olarak doğumu gerçekleşen Şule Bilgin, “İlk bebeğim çok heyecanlıyım. Yarın da nasipse babasının doğum günü. Doğum günleri arka arkaya denk geldi. Sürpriz yaptı bize. Tamamen kendi tercihi ile bugün doğum oldu. Bundan sonra inşallah doğum günün de babasıyla birlikte kutlarız” ifadelerini kullandı. – MANİSA
]]>Dünya’nın Güneş çevresindeki bir turunun yaklaşık 365 gün 6 saat sürmesi sebebiyle her yılsonunda artan 6 saatlik süreyi bir tam güne çevirmek için şubat ayı 4 yılda bir 29 gün oluyor. Birçok vatandaş her yıl doğum gününü kutlamayı heyecanla beklerken, 29 Şubat tarihinde dünyaya gelenler doğum günlerini 4 yılda bir kutluyor. Bugün Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi’nde sabah saatlerinde dünyaya gelen 3 kilo 900 gram ağırlığında ve 55 santimetre uzunluğundaki Ömer Asaf da ilk doğum gününü 4 yıl sonra kutlayacak.
“Bebeğimizin de, annemizin de sağlık durumu gayet iyi”
Başarılı bir doğum süreci olduğunu belirten Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Fatma Sağlam Karaoğlan, “Bebeğimiz 39 haftalık, 29 Şubat’ın nadir bebeklerinden. Gebelik sürecimizi de burada takip ettik. 55 santim, 3 kilo 960 gram doğdu. 4 yılda bir doğum gününü kutlayacaklar. Bebeğimizin de, annemizin de sağlık durumu gayet iyi. Doğum sürecimiz de gayet güzel ilerledi. Biraz daha takip edip daha sonrasında taburculuklarını planlayacağız. Ömer Asaf bebek ve tüm 29 Şubat’ta doğan bebeklerimizin umarım nice mutlu yılları olur, sağlıkla büyüsünler” dedi.
“Sıkayım kendimi 1 gün önce veya sonra olsun dedim bebeğimiz sabırsız çıktı”
Bebeğinin 29 Şubat’ta dünyaya gelmesinin kendilerini de şaşırttığını söyleyen 26 yaşındaki anne Elif Lütfüoğlu, “Beklemiyorduk, aslında daha doğuma vardı. Bizim için de sürpriz oldu. Erken olması da iyi oldu aslında bugünün tarihini hiç beklemiyorduk. Dedim sıkayım kendimi 2 gün önce veya sonra olsun ama dünden yatışımız oldu. Bebeğimiz sabırsız çıktı, bugün dünyaya geldi. 4 senede bir çocuğumun doğum gününü kutlamak biraz değişik olacak. Bakalım artık ya bir gün önceden ya bir gün sonradan kutlamayı düşünüyoruz. Artık o da büyüyünce bize sorar ‘Benim gerçek doğum günüm neden 4 yılda bir oldu?’ diye. 4 yılda bir olması biraz babaannemize yaradı. Yine de kurtulamaz, mecbur o doğum günü kutlanacak. 3’üncü çocuğum, tekrardan anne oldum, mutluyum” ifadelerini kullandı.
“Kendi aramızda 28’inde veya 1 Mart’ta kutlayabiliriz”
3’üncü çocuklarını kucaklarına aldıkları için mutlu olduklarını söyleyen baba Ümit Lütfüoğlu ise, “Normalde 10 Mart’a doğru bekliyorduk, bizim çocuk biraz aceleci davranınca erken geldi. 4 senede bir denk geliyor, onun da kısmetinde bu varmış, iyi ki de geldi. Bizim için fark etmez, yeter ki sağlıklı, mutlu, huzurlu olsun. Biz tarihini kendi aramızda 28’inde, 1 Mart’ta kutlayabiliriz. İlk çocuk diye bu ayrı diyemiyorsun, ikinci çocuğum 15 gün yoğun bakımda kaldı. Bu çocuğumda çok şükür bir şey yok, mutluyuz. Kardeşleri yine yakamıza yapışır, mecbur doğum gününü kutlayacağız” şeklinde konuştu. – İSTANBUL
]]>23 Şubat 2023 tarihinde GOP Bulvarı üzerinde bulunan bir otelde çıkan yangın paniğe neden oldu. Yangın sırasında otel odasında bulunan ve asker olduğu iddia edilen 20 yaşındaki Umut Muzaffer Gezen alevlerin arasından kaçmak için 3. kattan aşağı atladı. Olay sonrası ağır yaralanan genç, olay yerine çağrılan sağlık ekipleri tarafından hızla üniversite hastanesine kaldırıldı. Olay sonrası bazı haber sitelerinde gencin öldüğüne dair haberler yapıldı. Hastanede ilk müdahalesi yapılan Gezen, daha sonra bilinci açıldı. Sağlık durumu iyi olan Gezen’e hastane çalışanları hakkında çıkan haberleri okuttu. Kemal Sunal filmindeki gibi kendi ölüm haberini okuyan Gezen, kendinden de şüphe etti. Başından yaralanan, ayağında kırık olan ve belinden geçireceği ameliyat gününü bekleyen Gezen, kendi haberlerini gülerek okudu.
Umut Muzaffer Gezen, “Tokat’ta otel odasında çıkan yangında panikleyip 3. kattan atladım. Öldüm diye haberlere çıktım. Hayattayım. Şükür halime. Bundan daha ötesi olamaz. İlaçlarımı aldıktan sonra uyudum. Uyuduğumdan dolayı yangın çıkmış fark etmedim. Bir anda uyandım. Panikle camdan atladım. Atlamasaydım belki şu anda burada değildim. Hayatta değildim. Askerdim, er olarak geldim. Acemi birliğine geldim. Bir gün için konaklamak için oraya geldim ve yangın çıktı onda da. Askerlik de kaldı şimdi. Kendim hastanedeyim. Ameliyat olacağım. Belimde bir rahatsızlık var. Allah’a şükür ameliyat olduktan sonra iyi olacağım. Başka da bir şeyim yok. Başımda pek fazla bir şey yok. Şöyle söyleyeyim. Sol ayağımda bir kırık var. Başımda çok kılcal çatlaklar var. Bir de belden ameliyat olacağım o kadar. Olay olduğu gün öldü dediler. Sağ olsun ambulans ekipleri tarafından hastaneye buraya Tokat Gaziosmanpaşa’ya kaldırıldım. Buraya geldim. İlk şuurum yerinde değildi. Şimdi çok iyiyim. Her şeyim yerinde. Yemek yedim. Su içtim. Sonra dediler bir şeyler göstereceğiz. Dedim abi ne göstereceksiniz. Öldün, şu oldu, bu oldu. Kemal Sunal’ın filmi gibi. Ben iyiydim halbuki haberleri seyrediyorduk. Beraber hemşire abiler, arkadaşlarla burada. Yiyordum, içiyordum, iyiydim yani bir şeyim yoktu ama hani bu da bir olay oldu. Başımızdan geldi, geçti. Bir deneyim oldu benim için. Film gibi bir sahne oldu benim için. Kemal Sunal’ın sahnesi gerçek oldu. Gerçekten öldü diyor yani. Hani ben öldüm artık yokum. O hesap oldu. Kendimden şüphe ettim” dedi.
Anne Gözde Gezen ise “Ben hayatta kaldığına çok şükrediyorum. Çok şükür hayatta. Bunda da bir vardır hayır. Belki askeri birliğine teslim olsa da üstüne daha kötü bir şey gelecekti. Çok şükür hayatta iyi. Omuriliğinde bir sıkıntı var. Omuriliğinde bir kırık var. İnşallah buradan yürüyerek çıkacağız” diye konuştu. – TOKAT
]]>Tepebaşı ilçesi Şirintepe Mahallesi Yeşilkayalar Sokak’ta 17 Aralık 2022 tarihinde meydana gelen olayda, 21 yaşındaki Ayşenur Çolakoğlu ile 4 ay önce ayrıldığı eski sevgilisi Hasan F. arasında tartışma çıktı. Çıkan tartışma sonucunda Hasan F., eski kız arkadaşı Ayşenur Çolakoğlu’nu başına ve göğsüne ateş ederek 4 yerinden vurdu. Ağır yaralanan Ayşenur Çolakoğlu, kaldırıldığı Yunus Emre Devlet Hastanesi’nde yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Olayın ardından gözaltına alınan Hasan F. ve arkadaşı Muhammet Ali F., emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi. Katil zanlısı Hasan F. tutuklanarak cezaevine gönderilirken, Muhammet Ali F. adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
Eskişehir 3’ncü Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davanın karar celsesine tutuklu sanık Hasan F. SEGBİS ile katıldı. Tutuksuz sanık Muhammet Ali F. ise duruşmaya katılmadı. Duruşmada Ayşenur Çolakoğlu’nun babası Mesut Çolakoğlu ve taraf avukatları da yer aldı.
“Olay kazayla meydana geldi”
Hakkında tasarlayarak kadına karşı kasten öldürme suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ve ruhsatsız tabanca taşımak ve kullanmak suçundan 3 yıla kadar hapis cezası talep edilen tutuklu sanık Hasan F., karar önce son ifadesinde öldürme kastıyla hareket etmediğini belirterek “Ben kasten hareket etmedim, silah bana ait ve ruhsatı yok. Olay kazayla meydana geldi. Bu olay sebebiyle ailesinden özür diliyorum” dedi.
İyi hal indirimi uygulandı
Mahkeme heyeti, son sözlerinin ardından sanık Hasan F.’ye ‘Kadına karşı nitelikli kasten öldürme’ suçundan ilk olarak ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verdi. Sanık hakkında iyi hal indirimi uygulayan heyet, cezayı müebbet hapis cezasına indirdi. Ayrıca Hasan F. hakkında, ruhsatsız tabanca nedeniyle 10 ay hapis ve 500 lira adli para cezasına karar verildi. Hakkında cinayete yardım ettiği suçlamasıyla 20 yıla kadar hapis cezası istenen Muhammet Ali F. ise suçun yasal unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle beraat etti.
Mahkeme heyetinin iyi hal indirimlerini uygulamasına tepki gösteren baba Mesut Çolakoğlu, adliye çıkışında yaptığı açıklamada, “62’nci maddeden iyi hal indirimiyle müebbet aldı. Biz ağırlaştırılmış müebbet istiyorduk. Çünkü kızımı canice katlettiler, 4 kurşunun 4’ü de ölümcül. Yakından göğsünün üst kısmına ateş ediyor. Barbarca öldürüyor resmen. İndirim alamaz çünkü her şey ortada. Delillerin hepsi ortadayken neden böyle oldu bilmiyorum. Beklemiyorduk böyle bir şey. Benim kızım tamamen masum” dedi.
“Verilen kararlar hakkında yasal yollara başvuracağız”
Ayşenur Çolakoğlu’nun ailesinin avukat Sermin Ertem ise mahkeme kararına itiraz edeceklerini belirterek şu ifadeleri kullandı:
“Yapılan yargılama neticesinde sanık Hasan’ın ‘Kadına karşı kasten öldürme’ suçundan müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildi. Takdiri indirim var denilerek uygulandı. Biz takdiri indirim maddelerinin uygulanmasını beklemiyorduk. Diğer sanık Muhammed’in ise yardım etme suçundan beraatına karar verildi. Biz verilen kararlar hakkında yasal yollara başvuracağız.” – ESKİŞEHİR
]]>Çorlu 1. Ağır Ceza Mahkemesince Halk Eğitim Merkezi Salonu’nda görülen davanın 19. duruşmasına tutuksuz sanıklar Çerkezköy Yol Bakım ve Onarım Şefi Özkan Polat, Köprüler Şefi Çetin Yıldırım, Demir Yolu Bakım Müdürü Turgut Kurt, hat bakım onarım memuru Celaleddin Çabuk, TCDD Üst Yapıdan Sorumlu 1. Bölge Bakım Servis Müdür Yardımcısı Levent Kaytan, Altyapıdan Sorumlu 1. Bölge Bakım Servis Müdür Yardımcısı Nizamettin Aras, yol kontrolörü Burhan Ortancıl, Bakım Servis Müdürü Mümin Karasu, Bakım Servis Alanlarından Sorumlu Müdür Yardımcısı Levent Meriçli, dönemin TCDD 1. Bölge Müdürü Nihat Aslan, mühendisler Tevfik Baran Önder, Deniz Parlak ve Kubilay Başkaya, kazada ölenlerin yakınları ve yaralananlar ile tarafların avukatları katıldı.
Duruşma, mahkemeye sunulan belgelerin okunmasıyla başladı. Mahkeme heyetindeki bir hakimin mazeret izninde olması nedeniyle duruşma, 25 Nisan’a ertelendi.
Tren kazasında hayatını kaybedenlerin yakınları, bunun üzerine mahkeme heyetine tepki göstererek bir süre salondan çıkmadı.
CHP Genel Başkanı Özel, duruşmayı izledi
Bu arada, kazada yakınlarını kaybedenlerden oluşan grup, duruşma öncesinde Bulvar Yolu Santral Işıklar mevkisinde toplandı. Grup, ellerindeki dövizlerle slogan atarak Çorlu Halk Eğitim Merkezi önüne geldi. CHP Genel Başkanı Özgür Özel de gruba eşlik etti.
Kazada kızı, kardeşi ve yeğenini kaybeden Zeliha Bilgin, gazetecilere, davada artık sonuç beklediklerini söyledi.
Kazada oğlu ve eşini kaybeden Mısra Öz de davada kararın açıklanmasını beklediklerini ifade etti.
Duruşmayı izleyen CHP Genel Başkanı Özel, duruşma sonrası basın mensuplarına yaptığı açıklamada, kazada yakınlarını kaybeden annelerin dimdik ayakta adalet aradıklarını söyledi.
Özel, “Buradaki aileler 3 yaşında kolu kopan çocuğunun kolunu geri getirebileceği için gelmiyorlar buraya. ‘Benzer bir faciaya engel olayım da ben yandım başkaları yanmasın, başka canlar toprağa düşmesin’ diye geliyor. Bundan sonra ‘hiçbir ana ağlamasın’ diye burada duruyorlar.” dedi.
Bu celsede karar çıkmasını beklediklerini ancak duruşmanın ertelenmesine anlam veremediklerini ifade eden Özel, şunları kaydetti:
“Duruşma salonu ağzına kadar doluydu. Normalde bugün karar vermeyecek olsa bunu avukatlara söylerler. ‘Şöyle bir engelim var, 2 ay sonraya duruşmayı erteleyeceğim’ der. Bu insanlara bu kadar zulüm etmez. Köylerinden evlerinden kalkıp, yaşlı gözleriyle, acılarıyla, bastonlarıyla buraya gelen bu insanlara yoklamayı alıp ‘2 ay sonraya erteledim’ demeyin. Vicdansızlıktır, korkaklıktır.”
Özel, sözlerine şöyle devam etti:
“25 Nisan günü buradan size söz olsun burada 100 kişiysek 1000 kişi olacağız, 1000 kişiysek 10 bin kişi olacağız. Bu kalabalıktan korkup kaçanlar şunu bilsinler, 25 Nisan günü ben yine buradayım. Çok daha kalabalık bir şekilde ailelerin yanında, adalet arayışında olacağız. Bu adaleti bu rayların altında bırakmayacağız.”
CHP Genel Başkanı Özel, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı 25 Nisan’a ertelenen duruşmaya davet etti.
Özel, açıklamasının ardından Tekirdağ’dan ayrıldı.
Tekirdağ’daki tren kazası
Uzunköprü- İstanbul seferini yapan yolcu treninin 8 Temmuz 2018’de Çorlu yakınlarında vagonlarından bazılarının devrilmesi sonucu 25 kişi yaşamını yitirmiş, 340 kişi yaralanmıştı.
Davanın iddianamesinde “kazanın meydana gelmesinde asli kusurlu” bulundukları gerekçesiyle sanıklar Turgut Kurt, Özkan Polat, Çetin Yıldırım ve Celaleddin Çabuk’un “birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olma” suçundan 2 yıldan 15 yıla kadar hapisle cezalandırılması istenmişti.
Çorlu Cumhuriyet Başsavcılığınca alınan bilirkişi raporları ve değerlendirme neticesinde 9 Eylül 2022’de soruşturmanın genişletilmesine karar verilmiş, bu kapsamda aynı suçtan Nihat Aslan, Levent Meriçli, Mümin Karasu, Levent Kaytan, Nizamettin Aras, Burhan Ortancıl, Tevfik Baran Önder, Deniz Parlak ve Kubilay Başkaya hakkında Çorlu Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açılmıştı.
Dava kapsamında TCDD 1. Bölge Müdürlüğünde Bakım Servis Müdürü olan Mümin Karasu 10 Ekim 2022’de tutuklanmış, tutukluluğuna yapılan itiraz üzerine Çorlu 2. Ağır Ceza Mahkemesince 25 Kasım 2022’de hakkında yurt dışına çıkış yasağı konularak tahliye edilmişti.
Davanın 17’nci duruşmasında Cumhuriyet savcısı esas hakkındaki son görüşünde, tutuksuz 13 sanığın tamamının “birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olma” suçundan cezalandırılmasını, Karasu, Kurt ve Polat’ın üzerlerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, üzerlerine atılı suç için öngörülen ceza miktarı dikkate alındığında adli kontrol hükümlerinin yetersiz kalacak olmasından tutuklanmalarını istemişti.
]]>2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya, tutuklu sanıklar cezaevinden Ses ve Görüntülü Bilişim Sistemi ile bağlandı.
Duruşmada, hayatını kaybedenlerin aileleri ile taraf avukatları katıldı.
Duruşmada dinlenen binanın müteahhidi tutuklu sanık Bilal Karakuş, apartmanı yaparken kural dışı hareket etmediğini, binayı teslim ettikten sonra kaçak kat yapıldığını savundu.
Karakuş, “Bu binayı kendim yaptım kimse bana yardım etmedi. Tüm sözleşmeler benim adımaydı kimsenin yardımını istemedim hiç kimse bina yapılırken müdahale etmedi ve yardımcı olmadı. Bu bina hatırladığım kadarıyla zemin artı 7 ile 8 katlıydı binayı ne zaman teslim ettiğimi hatırlamıyorum. Arsa sahibi Celal Canpolat yapım kullanım belgesi aldıktan sonra binaya kaçak kat yapmış, bu katın ne zaman yapıldığını bilmiyorum ben o sırada Adıyaman’da değildim.” dedi.
Binaya ait kolonların kesildiğini öne süren Karakuş, şöyle konuştu:
“Depremden sonra kendisine daire satışı yaptığımız Rıza Önge, Celal Canpolat’ın apartmanın altında bulunan iş yerinin kolonunun kesildiğini kendisinin de gördüğünü söyledi. Binanın altındaki iş yerleri Celal Canpolat’a aittir. Binanın altı tamamen dükkandı. Kural dışı hiçbir eylemim olmadı, suçsuzum beraatımı talep ediyorum. Ben 74 yaşında hastayım gözelerim kataraktan dolayı görmez oldu, ameliyat olmam gerekiyor, tahliyemi talep ediyorum. Eğer olmazsa da bana 15-20 gün verilmesini bu süre içerisinde de ameliyat olmamı talep ediyorum.”
Müteahhit sanık Yavuz Karakuş ise inşa edilen binada herhangi bir yetkisinin ve imzasının olmadığını savunarak, alakasının olmadığı bir dosyadan tutuklu olduğunu öne sürdü.
Babası, kendisi ve kardeşinin de ayrı ayrı şirketlerinin olduğunu belirten Karakuş, “Kardeşim ve babamın şirketleri ayrıdır herkes kendi işini yapmaktadır. Dosyada yer alan kat karşılığı sözleşmenin tarafları arsa sahibi Celal Canpolat’la babamdır. Benim hiçbir resmi evrakta imzam yoktur. Dosya içerisinde yer alan inşaatın babam Bilal Karakuş tarafından yapıldığı açıkça söylenmiştir. Ben bu binanın 100 metre ilerisinde yine aynı arsa içerisinde 2011 yılında başka bir inşaata başladım ve 2013 yılında da tamamladım.” diye konuştu.
Babasının ikinci evliliği yapmasının ardından hesaplarının ayrıldığını aktaran Karakuş, şunları anlattı:
“Ben mobilya işi yapıyordum. Kendime ait Zümrüt Taşımacılık İnşaat Limited Şirketi kurmuştum. Kardeşim Ertuğrul Karakuş ise Zümrütsan İnşaat isimli firmayı işletiyordu. Babam Bilal Karakuş’ta Zümrüt İnşaat isimli şirketi işletiyordu. Kimse kimseye ortak değildi, herkesin hesabı ayrıydı. Babam 2011 yılında müteahhitlik işini bıraktı bu bina sonrasında başka bina yapmadı.”
“Benim bu binada herhangi bir imzam yoktur”
Vatandaşların mağduriyetini giderdiklerini aktaran Karakuş, “Babam bu işi bıraktıktan sonra tamamlayıp teslim ettiği dairelerde bazı bir takım eksiklikler olursa bizden yardım istendiğinde vatandaşlar mağdur olmasın diye yardımcı oluyorduk. Bu yüzden ortak hareket ettiğimiz düşünüyor olunabilir. Benim bu binada herhangi bir imzam yoktur.” ifadelerini kullandı.
Tahliyesini talep eden sanık, “Yaklaşık 1 yılı aşkın süredir benimle ilgili olamayan bir inşaat yüzünden tutuklu bulunmaktayım dosyada sanık sıfatıyla yer alan binanın fenni sorumlusu Sedat Gökay Harıkçı, beni inşaatta hiç görmediğini söylemektedir. Beyanlara bakıldığında benim inşaatla alakam olmadığı anlaşılacak bu nedenle tahliyemi talep ediyorum.” dedi.
Binanın teknik uygulama sorumlusu tutuklu sanık Sedat Gökay Harıkçı da bilirkişi raporundaki donatı detaylandırılması eksikliğini kabul etmediğini öne sürerek kendini şöyle savundu:
“Böyle bir olayın yaşanması istemezdim asrın felaketi olan bir depreme maruz kaldık. Dosyada karot numunelerinin nereden alındığına dair fotoğraf bulunmamaktadır. Donatı detaylandırılması eksikliğini kabul etmiyorum Adıyaman’da fenni mesullerden birçoğu hakkında soruşturma başlatılmış ise de tutuklu olan tek fenni mesul benim. Dosyada yer alan bilir kişi raporu eksik düzenlenmiştir. Tahliyemi talep ediyorum.”
Sanıkların alınan ifadelerinin ardından müştekiler sanıklardan şikayetçi olduklarını belirtti. Sanık avukatları ise tanıkların dinlenmesini talep etti.
Mahkeme heyeti, sanıkların mevcut hallerinin devamına karar vererek eksikliklerin giderilmesi için duruşmayı 15 Mayıs’a erteledi.
]]>Enstitü’nün 100. kuruluş yılı kapsamında yapılan söyleşi öncesi Khemir’in “Güvercinin Kayıp Gerdanlığı” filmi gösterildi.
İstanbul Üniversitesi Öğretim Görevlisi Melek Paşalı’nın yönettiği söyleşide ünlü yönetmen, film ve kariyerine dair soruları yanıtladı.
Filmlerindeki dili oluştururken Endülüslü büyük annesi ve Tunus’u Fransızlardan kurtarmak için hayatını adayan babasından etkilendiğini belirten Khemir, filmlerinde özgünlüğü yakalamak için minyatürlerden istifade ettiğini söyledi.
Khemir, İbn Hazm’ın “Güvercin Gerdanlığı” kitabından hareketle çektiği “Güvercinin Kayıp Gerdanlığı” filminin dolaylı yoldan dönemin ve bugünün Arap dünyasına siyasi göndermeler içerdiğini dile getirdi.
Filmlerinde aşka odaklanan Khemir, toplumların en güçsüzleri olan çocukları filmlerinde önemli karakterler olarak barındırmaktan hoşlandığını ve bu tutkusunun sonucu olarak çocuk kitabı yazmaya başladığını “Artık film çekmek istemiyorum, kendilerini tanısınlar diye çocuklara kitap yazmak istiyorum. Bunu yapmak daha faydalı ve daha zor.” sözleriyle ifade etti.
Khemir, çocuklar için yazma isteğini şu sözlerle açıkladı:
“Benim kaderim başkasının elinde değil, bana aittir. Bab’Aziz’den sonra film çekecek param kalmadı. Küçük bir kamera aldım ve hala filmler yapıyorum. İnsanın özgürlüğü, karşısındaki makineden çok daha güçlüdür. Kazanacağız anlamına gelmiyor ama alevi canlı tutmaya gayret etmek gerekiyor. Artık film yapmak istemiyorum açıkçası. Daha çok çocuklar için kitap yazmak istiyorum. En derinlerinde olanı sevmeyi öğrenebilmeleri için. Emin olabilirsiniz ki, bunu yapmak film çekmekten çok daha zordur, daha ucuz olmasına rağmen. Neden? Çünkü herkes para kazanmak istiyor. ve zengin olanlar, dernekleri, vakıfları olanlar çok daha fazla kazanacaktır. Gelecek jenerasyona umut verecek işler yapmak gerekiyor. Ama artık hiç kimse Yunus Emre gibi kumları süpürmek istemiyor. Çünkü çocuklarla çalışmak, kumları süpürmek gibi.”
Fransa’dayken yabancı olduğu için kendi kültürünü daha çok sevmeye başladığı ve onu daha çok anlamaya çalıştığı bilgisini paylaşan Khemir, sinemadan hiç para kazanmadığını ve hayatını idame ettirmek için tüm Avrupa’da 1001 Gece Masallarını içeren anlatılar düzenlediğini söyledi.
“Son filmimi Nazım Hikmet’ten esinlenerek yaptım”
Filmlerindeki aşk anlatısında bahsederken Arapçada aşkı tanımlamak için kullanılan 60 kelime olduğunu, bunun üzerine bir kitap yazdığını belirten Khemir, “Aşk, zulme karşı gelen tek şeydir. Diğer her şey yok olur. ve bütün büyük şairlerin kaynağı aşktır. Genellikle şiir de zaten aşkın bir parçasıdır. Sizin de Mevlana, Yunus Emre gibi şairleriniz var. Aşkın nesnesi önemli değildir. Kadın ya da başka bir şey olabilir. Aşk bir yoldur ve bizi ilahi olana götürür, kuşların yolculuğu gibidir. Peygamberimizin şöyle bir sözü var: ‘Allah güzeldir ve güzelliği sever.’ Güzelliğin olduğu yerde aşk vardır. Bu yüzden benim için film yapmak, yapılabilenin en güzelini yapmak demektir. Kaynağı açığa çıkarmak için üzerindeki kumları temizlemek gibidir. Sanatın amacı bana göre zaten odur. Suyun kaynağından tekrar akabilmesi için kumları temizlemek gerekir.” şeklinde konuştu.
Filmlerinin bu kadar büyük kitlelere ulaşmasında kullandığı edebi dilin de etkisi olduğunu söyleyen Khemir, “İnsanların filmlerimi edebi Arapça öğrenmek için izlediğini gördüm ama ben bu filmlerimi bunun için yapmadım.” dedi.
Khemir, resim sanatıyla da uğraştığı bilgisini paylaştı ve Tunus’ta açtığı bir serginin yakın zamanda sona erdiğini dile getirdi.
Çektiği son film hakkında bilgi veren usta yönetmen, Nazım Hikmet’in “Sevdalı Bulut Masalı”ndan etkilendiğini kaydederek, şu bilgileri paylaştı:
“Son filmimi Nazım Hikmet’ten esinlenerek yaptım. Aşık bulut, Ayşe isminde bir kıza aşık. Kötüler gelip Ayşe’nin bahçesini yok ediyor. Bulut çiçekleri kurtarmak için yağmaya başlıyor ve yok olup ölüyor. Ayşe bu durum karşısında gözyaşlarını tutamıyor. Güvercin ona, yere bak diyor, ‘Yerdeki buharlar göğe yükselerek bulut oluyor ve tekrardan oluşuyor.’ Güvercinin dediği şey şu, Sevenler asla ölmez. Yaptığım filmlerde olan şeyler yok olmuş olsa da izleyenlerin kalplerinde tekrardan doğacaklardır ve önemli olan budur.”
]]>Milli Savunma Bakanlığı (MSB) Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri Tuğamiral Zeki Aktürk, ” Hava Kuvvetleri Komutanlığımızın ihtiyaçları doğrultusunda; 40 adet yeni F-16 Blok-70’in tedariki, mevcut 79 adet F-16’nın ise modernize edilmesi ile bunlara ait mühimmat, malzeme ve teçhizatı içeren talebimize ilişkin ABD tarafından gönderilen ‘Taslak Teklif ve Kabul Mektupları’ Bakanlığımıza ulaşmıştır” dedi.
MSB Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri Tuğamiral Zeki Aktürk, Bakanlık Şehit Gazeteci Hasan Tahsin Salonu’nda haftalık bilgilendirme toplantısı yaptı. Aktürk özetle, şöyle konuştu:
“SON BİR HAFTADA 25 TERÖRİST ETKİSİZ HALE GETİRİLDİ”
“Başarıyla icra edilen operasyonlarla Irak ve Suriye’nin kuzeyi dahil; son bir haftada 25 terörist etkisiz hale getirilmiştir. Böylece, 1 Ocak 2024’ten bugüne kadar 193’ü Irak’ın, 290’ı Suriye’nin kuzeyinde olmak üzere etkisiz hale getirilen terörist sayısı 483 olmuştur.
Hudutlarımızın güvenliğini sağlayan, yeni bir göçü önleyerek büyük bir insanlık dramının yaşanmasını engelleyen Bahar Kalkanı Harekatı’nın 4’üncü yıl dönümünde aziz şehitlerimize bir kez daha Allah’tan rahmet; kahraman gazilerimize sağlıklı ve mutlu ömürler diliyoruz.
“HUDUTLARIMIZDA SON BİR HAFTADA YASA DIŞI YOLLARLA GEÇMEYE ÇALIŞAN 101 ŞAHIS YAKALANDI”
Cumhuriyet tarihimizin en yoğun tedbirleri ve tesis edilen çok katmanlı emniyet sistemi ile korunan hudutlarımızda; son bir haftada yasa dışı yollarla geçmeye çalışan 101 şahıs yakalanmıştır. Yakalanan şahıslardan 4’ü terör örgütü mensubudur. 2 bin 384 şahıs ise hududu geçemeden engellenmiştir. Böylelikle, 1 Ocak’tan bugüne kadar hudutlarımızdan yasa dışı yollarla geçmeye çalışırken yakalananların sayısı bin 448’e yükselmiştir. Hududu geçemeden engellenen kişi sayısı da 30 bin 15 olmuştur.
İsrail’in, Gazze’de uluslararası hukuku ihlal etmesi, 7 Ekim’den bu yana Gazze’yi benzeri görülmemiş şekilde bombalıyor olması, yoğun sivil ölümlerine yol açması, Filistin halkını en temel haklarından mahrum bırakmayı amaçlayan kuşatma ve toplu cezalandırma yolunu tercih etmesi çok ciddi bir endişe kaynağıdır. İsrail saldırılarını sürdürdüğü müddetçe, bölgesel ve küresel barışa yönelik tehditler de artmaktadır. Hem bölgesel hem de uluslararası istikrar için, Gazze’de koşulsuz ve kalıcı ateşkes ilan edilmesi kaçınılmazdır.
Hava Kuvvetleri Komutanlığımızın ihtiyaçları doğrultusunda; 40 adet yeni F-16 Blok-70’in tedariki, mevcut 79 adet F-16’nın ise modernize edilmesi ile bunlara ait mühimmat, malzeme ve teçhizatı içeren talebimize ilişkin ABD tarafından gönderilen ‘Taslak Teklif ve Kabul Mektupları’ Bakanlığımıza ulaşmıştır. İlgili birimlerimiz gerekli inceleme ve değerlendirmelere başlamıştır.”
“F-16 ÜRETİM VE MODERNİZASYONUN TÜRKİYE’DE YAPILMASI İÇİN TEKLİFİMİZ ABD MAKAMLARINA İLETİLDİ”
Üst düzey bir Bakanlık yetkilisi, F-16 tedariki ve modernizasyonu sürecine ilişkin şu bilgileri paylaştı:
“Her iki taraf incelemelerini tamamlamayı müteakip bir araya gelecektir. Bu görüşmede ortak inceleme ve değerlendirmeler yapılacaktır. Sonrasında da anlaşma nihayetlendirilecek ve takvim işlemeye başlayacaktır. Fiyatlandırma liste ve ürünler üzerinden yapılacaktır. Nihai anlaşma safhasına gelindiğinde bu anlaşmanın toplam maliyeti ortaya çıkacaktır. Üretim ve modernizasyon faaliyetlerinin Türkiye’de yapılmasına yönelik teklifimiz ABD makamlarına iletilmiştir.”
Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’in İngiltere ziyaretinde Eurofighter konusunun gündeme gelip gelmediğinin sorusuna aynı yetkili, “Bu ziyaretteki gündem başlıklarından biri de Eurofighter konusu olmuştur. Eurofighter konsorsiyumu ülkelerinden Almanya’nın bu konudaki olumlu yaklaşımı beklenmektedir. İngiltere ve üretici firma temsilcileri ile teknik görüşmelere devam edilmektedir” yanıtını verdi.
]]>Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun (TÜRK-İŞ) şubat ayı araştırmasına göre, dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 16 bin 257 liraya, yoksulluk sınırı 52 bin 955 liraya yükseldi. Bekar bir çalışanın ‘yaşama maliyeti’ ise aylık 21 bin 189 liraya ulaştı.
TÜRK-İŞ, aralık ayına ilişkin açlık ve yoksulluk sınırı araştırmasının sonuçlarını bugün açıkladı. Buna göre, Ankara’da yaşayan dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması tutarı yani açlık sınırı 16 bin 257 liraya yükseldi. Gıda harcaması ile giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamaları kapsayan yoksulluk sınırı da 52 bin 955 liraya çıktı. Bekar bir çalışanın yaşama maliyeti de aylık 21 bin 189 liraya ulaştı.
TÜRK-İŞ’in verilerine göre, Ankara’da yaşayan dört kişilik bir ailenin “gıda için” yapması gereken asgari harcama tutarındaki artış, ocak ayında bir önceki aya göre yüzde 8,03 oranında gerçekleşti. Son on iki ay itibarıyla değişim oranı yüzde 72, 49 oldu. On iki aylık ortalamalara göre değişim oranı ise yüzde 77,20 olarak hesaplandı.
TÜRK-İŞ hesaplamasında temel alınan ve doğrudan piyasadan derlenen fiyatlara göre, gıda ürünlerinde ocak ayında harcama gruplarındaki değişimlere ilişkin şu değerlendirmeler yapıldı:
SÜTTE 4,50 TL, PEYNİRDE 31,50 TL VE YOĞURTTA İSE 6,50 TL ARTIŞ OLDU
“Süt, yoğurt, peynir grubunda, geçen ay çiğ süt fiyatında meydana gelen artışın yansıması bu ay raflarda kendini gösterdi. Süt, yoğurt ve peynir fiyatlarında gerçekleşen artış ortalama olarak sütte 4,50 TL, peynirde 31,50 TL ve yoğurtta ise 6,50 TL olarak hesaplandı.
ETTE EN YÜKSEK ARTIŞ KUZU KUŞBAŞINDA OLDU
Et, tavuk, balık, yumurta, kuru baklagiller, ürünlerinin bulunduğu grupta; et fiyatlarında bu ay en yüksek artış yüzde 31 oranında kuzu kuşbaşı fiyatında tespit edildi. Dana kıyma ve kuşbaşı fiyatlarındaki artış oranı ise yüzde 15 olarak hesaplandı. Balık ürünlerinde mezgit fiyatında kısmi bir düşüş hamsi fiyatında da artış gözlemlendi. Hesaplamada her zaman olduğu gibi yaygın satılan balıklar esas alınması nedeniyle balık fiyatlarında ortalamada bir değişiklik tespit edilmedi.
Yumurta fiyatı bu ay sabit kaldı. Tavuk kilogram fiyatı ortalama olarak 83 TL’den marketlerde yerini aldı. Kuru baklagiller grubunda nohut, fasulye ve mercimek fiyatlarında da –diğer ürünlerde olduğu gibi artış tespit edildi. Geçen ay kilogram fiyatı ortalama 86 TL olan yeşil mercimek bu ay 98 TL’den, marketlerdeki raflarda yer aldı.
Taze sebze-meyve grubunda; Mutfak harcamalarını bu ay -az da olsa- rahatlatan taze meyve ve sebze harcama grubu oldu. Mevsim ürünlerinin fiyatlarının sabit kalması ve bazı ürünlerde gerçekleşen bir miktar düşüş ağır geçim şartlarına bir miktar katkıda bulundu. Pırasa, ıspanak gibi yeşil yapraklı mevsim sebzelerinin ve lahananın fiyatında bir değişiklik tespit edilmezken, patates ve kuru soğan gibi mutfağın vazgeçilmezi kabul edilen ürünlerde fiyatlar sabit kaldı ama patatesin kilogram fiyatı da -bazı marketlerde indirim yapılmasına rağmen- 20 TL’nin üzerinde gerçekleşti. Bu ay dikkati çeken bir husus, diğer aylardan farklı olarak baklanın da tezgahlarda yer almaya başlamasının gözlemlenmesi oldu.
Meyve fiyatlarında muz dışında diğer ürünlerin fiyatı sabit kaldı. Kış aylarında en çok tercih edilen ve pazar tezgahlarında yaygın olarak görülen portakal ve mandalina fiyatlarında kısmi bir düşüş olduğu tespit edildi.
ORTALAMA SEBZE FİYATI 32,44 TL, ORTALAMA MEYVE KG FİYATI 32,61 TL
Ortalama sebze (ana yemekleri tamamlayan maydanoz, kıvırcık vb. salata yeşillikleri dahil değil) kg fiyatı 32,44 TL, ortalama meyve kg fiyatı 32,61 TL oldu. Hesaplamada -bu ay- 26’sı sebze ve 11’i meyve olmak üzere toplam 37 üründeki fiyat değişimi dikkate alındı. Ortalama meyve-sebze kg fiyatı 32,49 TL olarak tespit edildi (ana yemekleri tamamlayan maydanoz, kıvırcık gibi salata yeşillikleri bu hesaplamada ‘Ortalama Meyve-Sebze Fiyatı’na dahil edilmektedir).
Ekmek, pirinç, un, makarna, bulgur, irmik gibi ürünlerin bulunduğu grupta; bu ay ekmek fiyatı değişmedi. Tahıllar grubunda makarna dışında -geçen ay olduğu gibi- bu ayda sınırlı seviyede artış yaşandı. Pirinç, un, bulgur, irmik fiyatlarında ortalama olarak kilogramda 1 TL’lik artış hesaplandı.
“PİDENİN FİYATINDAKİ ARTIŞ BİR ÖNCEKİ RAMAZAN AYINA GÖRE YÜZDE 80”
Yaklaşan ramazan ayı dikkate alınarak pide fiyatı da 250 gramı 15 TL olarak tespit edildi. Böylece kilogram olarak pidenin fiyatındaki artış bir önceki ramazan ayına göre yüzde 80 oranında oldu.
Temel yağ ürünlerinin bulunduğu grupta; temel yağ ürünlerinin bulunduğu grupta tüm ürünlerin fiyatında artış tespit edildi. Geçen ay kilogram fiyatı 330 TL olan zeytinyağı bu ay 338 TL’den, geçen ay kilogramı 369 TL olan tereyağı da bu ay ortalama 435 TL’den market raflarında yer aldı. Aynı şekilde zeytin fiyatları da arttı. Siyah zeytin ortalama 245 TL, yeşil zeytin ortalama 208 TL’den satılır oldu. Geçen ay ortalama 339 TL olan yağlı tohumlar ise (ceviz, fındık, yer fıstığı ve ay çekirdeği) kilogram fiyatı 53 TL’lik artışla ortalama 392 TL’den satılmaktadır.
Son grup içinde yer alan diğer gıda maddelerinden; bu grupta ise baharatlar ortalama 573 TL’den (kimyon, nane, karabiber vb.) ve çay ise ortalama 140 TL fiyatıyla raflarda yer aldı. Şeker, tuz ıhlamur fiyatı bu ay değişmedi. Salça fiyatında ise 60 kuruşluk bir azalma tespit edildi. Balın kilogram fiyatı 295 TL’den 322 TL’ye yükseldi. Aynı şekilde pekmez ve reçelin kilogram fiyatlarında ortalama olarak 15 TL’lik artış tespit edildi.”
]]>
Bursa Teknik Üniversitesinde öğrencileri alanında uzman isimlerle buluşturan BTÜ Konuşmaları’nın ikinci sezonu başladı. Sezonun ilk konuğu ise Büyükelçi Doç. Dr. Merve Kavakcı oldu. Mimar Sinan Yerleşkesi Turkuaz Salon’da gerçekleştirilen “Değişen Jeopolitikte Değişmeyenler: Bir 28 Şubat Okuması” başlıklı programa; BTÜ Rektörü Prof. Dr. Naci Çağlar, Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Halide Serpil Şahin, Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz, Yıldırım Kaymakamı Metin Esen, Gürsu Kaymakamı Naif Yavuz, akademik ve idari personel ile öğrenciler katıldı. 28 Şubat dönemine atıfta bulunan Kavakcı, üniversite kampüsünde başörtülü bir şekilde rahatça dolaşabiliyor olmanın çok kıymetli olduğunu, bu durumun önceki nesiller tarafından sıradan olarak kabul edilmediğini söyledi. Amerika’da 11 Eylül saldırılarının yaşandığı yıllarda Türkiye’nin ise 28 Şubat sürecinden geçtiğini ifade eden Kavakcı, bu olayların dünya ve Türkiye siyasetini değiştirdiğini anlattı.
“Kat sayı zulmü nedeniyle üniversitelere alınmadılar”
28 Şubat’ın en sembolik tezahürlerinden birinin başörtü yasağı diğerinin ise katsayı zulmü olduğunu dile getiren Kavakcı, “Bir önceki nesil, katsayı uygulaması nedeniyle imam hatipli oldukları için üniversitelere alınmadılar. Yine o dönem başörtüsü yasağını birlikte yaşadık. Onun içindirki; bu kampüste dolaşabilmek, ehliyet alabilmek,bugün bizim neslin sıradan kabul edeceği işlerden değil. Biz kimliğindeki başörtülü fotoğraf sebebiyle üniversite hastanesindeki acil hizmetten yararlanamayıp ruhunu teslim eden bir canı da gördük. Bunun yanında İncil ve Tevrat için yasak geçerli olmazken, yaz dönemi ve belli saatler dışında çocuklarımıza Kuran-ı Kerim eğitiminin yasakladığını yaşadık. Bizler bu dönemlerden geldik ve geçtik. Postmodern, ultramodern fark etmez, 28 Şubat darbedir, müdahaledir. 28 Şubat’ın önemli bir ölçüde başarılı olduğunu düşünenlerdenim” diye konuştu.
“Yasak tam anlamıyla 2017’de sona erdi”
Geçmiş dönemde modern insanın oluşturmak istediğini ve bu insanın üniversitede başörtülü olamayacağı fikrinin olduğunu anlatan Kavakcı, “O dönemlerde, ikna odalarında kapalı kadınlarımızın başlarını açtırmak için girişimde bulundular. Ülkemiz elbette bir sömürge olmadı ama zihinler belli uygulamalarla sömürüldü” dedi. Türkiye’de yürürlükteki Şapka Kanunu’nun pratikte yerinin olmadığını ancak başörtüsünün yasak olmamasına rağmen kadınların hayatlarına müdahale edilmek için kullanıldığını belirten Kavakcı, “Başörtüsü hiçbir zaman kanunla yasaklanmadı sadece yönetmelikle kısıtlamalar getirildi. Bu yasak, 2013 yılında kalksa da tam anlamıyla 2017 yılında başörtü yasağı uygulaması sona erdi. Cumhurbaşkanımızın dirayeti, vizyoner bakış açısı, demokrasiye bağlılığı olmasaydı bu yasak bugün de kalkmazdı” dedi.
Teknopark ve MERLAB’a ziyaret
Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü (KEI) Genel Sekreter Yardımcısı da olan Büyükelçi Merve Kavakcı, BTÜ bünyesindeki Bursateknopark ve Merkezi Araştırma Laboratuvarı’na da (MERLAB) ziyarette bulundu. Kavakcı, ilk olarak Bursateknopark Genel Müdürü Prof. Dr. Ayşe Bedeloğlu ve ekibiyle bir araya geldi. Prof. Dr. Bedeloğlu Kavakcı’ya, Bursateknopark’ın işleyişi ve faaliyetleri hakkında bilgi verdi. Bursateknopark’ın çalışmalarının oldukça faydalı olduğuna değinen Kavakcı, KEI olarak Bursa Teknik Üniversitesi ile ortak çalışmalar da yürütülebileceğini belirtti. Bursateknopark’ın ardından Kavakcı, MERLAB’a ziyarette bulundu. Merkez Müdürü Doç. Dr. Ahmet Aygün, TÜRKAK tarafından akredite edilen laboratuvar ve cihazlar hakkında bilgilendirmede bulundu. Kavakcı ise üniversite bünyesindeki laboratuvarların sanayi açısından önemine değindi. – BURSA
]]>MSB Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri Tuğamiral Zeki Aktürk, bakanlıkta düzenlediği basın bilgilendirme toplantısında, Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) terörle mücadelesinin kararlılıkla devam ettiğini belirtti.
Aktürk, terör örgütlerine karşı yürütülen operasyonlarla Irak’ın ve Suriye’nin kuzeyi dahil son bir haftada 25 teröristin etkisiz hale getirildiğini, 1 Ocak 2024’ten bugüne kadar etkisiz hale getirilen terörist sayısının ise 193’ü Irak’ın kuzeyi, 290’ı Suriye’nin kuzeyinde olmak üzere 483’e ulaştığını söyledi.
Halihazırda üs bölgelerinde ve hudutlarda zorlu iklim ve arazi şartlarında görev yapan Türk Silahlı Kuvvetlerinin terörle mücadelesine tek bir terörist kalmayıncaya kadar devam edeceğini vurgulayan Aktürk, FETÖ ile mücadelenin de yeni bilgi, belge ve veriler ışığında kararlılıkla sürdürüleceğini ifade etti.
Aktürk ayrıca Suriye’de istikrarın bir an önce tesis edilmesi, Suriyelilerin emniyetli bir ortama geri dönüşleri ve normalleşmenin sağlanmasına yönelik çalışmalara da devam edildiğini bildirdi.
30 bin 15 kişinin sınırdan yasa dışı geçmesi önlendi
Tuğamiral Aktürk, sınırlardan son bir haftada yasa dışı yollarla geçmeye çalışan 4’ü terör örgütü mensubu 101 kişinin yakalandığını, 2 bin 384 kişinin ise sınırı geçemeden engellendiğini bildirdi.
Aktürk, “Böylelikle, 1 Ocak’tan bugüne kadar hudutlarımızdan yasa dışı yollarla geçmeye çalışırken yakalananların sayısı 1448’e yükselmiştir. Hududu geçemeden engellenen kişi sayısı da 30 bin 15 olmuştur.” dedi.
Tuğamiral Aktürk ayrıca, milli mesele olan Kıbrıs, “iki devlet, tek millet” anlayışı ile beraber olunan Azerbaycan, tarihi ve kültürel bağlar olan Balkanlar ile dostluk ve kardeşlik ilişkileri bulunan Libya ve Somali başta olmak üzere birçok coğrafyada kardeş, dost ve müttefik ülkelerin haklı davalarına destek olmaya devam edildiğini de söyledi.
İsrail saldırılarını sürdürdüğü müddetçe, bölgesel ve küresel barışa yönelik tehditlerin de arttığına vurgu yapan Aktürk, hem bölgesel hem de uluslararası istikrar için, Gazze’de koşulsuz ve kalıcı ateşkes ilan edilmesinin kaçınılmaz olduğunu ifade etti.
Uluslararası görev ve faaliyetler
Tuğamiral Aktürk, NATO Güvence Tedbirleri çerçevesinde Hava Kuvvetlerinin tanker uçağı tarafından NATO’ya ait AWACS uçağına 23 Şubat’ta Romanya üzerinde yakıt ikmali yapıldığını, 23 ve 26 Şubat’ta Havadan İhbar Kontrol (HİK) uçağı tarafından hava sahası ve Romanya hava sahasında uçuş görevleri yapıldığını bildirdi.
Yine, 23 Şubat’ta Romanya hava sahasında Romanya’ya ait 4 F-16 uçağı ile tanker uçak tarafından havada yakıt ikmali eğitimi yapıldığının bilgisini veren Aktürk, şunları kaydetti:
“NATO Geliştirilmiş Hava Polisliği görevi kapsamında da Romanya’da konuşlu F-16 uçaklarımız, 27-28 Şubat’ta Fransız Hava Kuvvetlerine ait tanker uçağı ile ilk defa havada yakıt ikmali görevi gerçekleştirmiştir. Harita Genel Müdürlüğümüz tarafından, TÜBİTAK ile ‘Türkiye Diri Faylarının Paleosismolojik Özelliklerinin Belirlenmesi’ konulu işbirliği protokolü imzalanmıştır.”
Türk Silahlı Kuvvetlerin harbe hazırlığının en üst seviyede tutulması maksadıyla ulusal ve uluslararası eğitim ve tatbikat faaliyetlerine de aralıksız devam edildiğine dikkati çeken Aktürk, NATO Kosova Gücü (KFOR) ihtiyat birliği rotasyon planlanması kapsamında, bir komando taburunun 28 Şubat’ta Kosova’ya ulaştığını, İtalya’dan görevi devralacak birliğin 1 Mart-1 Haziran 2024 tarihleri arasında görev yapacağını söyledi.
F-16 Blok-70 Viper tedariki
Aktürk, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde kapsamlı ve büyük adımların atıldığı yerli ve milli savunma sanayisi ürünlerinin katkısıyla Türk Silahlı Kuvvetlerinin etkinliği ve caydırıcılığının her geçen gün daha da arttığını bildirdi.
Tuğamiral Aktürk, ABD’den F-16 Blok-70 Viper savaş uçağı tedarik sürecine ilişkin, şunları kaydetti:
“Hava Kuvvetleri Komutanlığımızın ihtiyaçları doğrultusunda, 40 adet yeni F-16 Blok-70’in tedariki, mevcut 79 adet F-16’nın ise modernize edilmesi ile bunlara ait mühimmat, malzeme ve teçhizatı içeren talebimize ilişkin ABD tarafından gönderilen ‘Taslak Teklif ve Kabul Mektupları’ Bakanlığımıza ulaşmıştır. İlgili birimlerimiz gerekli inceleme ve değerlendirmelere başlamıştır.”
Aktürk, TÜBİTAK kaynaklı başlatılan ve Koç Bilgi ve Savunma Teknolojileri A.Ş. ana yükleniciliğinde devam eden MALAMAN mayınının tam ölçekli patlatma provasının geçen hafta içerisinde başarıyla gerçekleştirildiğini, “MALAMAN Deniz Mayını”nın Deniz Kuvvetleri envanterine girmesiyle bu konudaki dışa bağımlılığın da sona ereceğini söyledi.
Bakanlığa bağlı ASFAT ana yükleniciliğinde yürütülen Açık Deniz Karakol Gemileri Projesi’nin ilk gemisi “TCG AKHİSAR”ın denize inişi sonrası, önemli bir aşama olan havuzlama sürecinin 23 Şubat’ta tamamlandığını da aktaran Aktürk, Strong Bosses tarafından düzenlenen “İnovasyon ve Başarı Ödülleri” yarışmasında ödüle layık görülen İstanbul Tersanesi Komutanlığını ve personelini kutladı.
Sorular
Milli Savunma Bakanlığı kaynakları, basın bilgilendirme toplantısında gazetecilerin sorularını da yanıtladı.
Bakanlık kaynakları, F-16 tedariki ve modernizasyonu konusunda son duruma ilişkin soru üzerine “Hava Kuvvetleri Komutanlığımızın ihtiyaçları doğrultusunda 40 adet yeni F-16 Blok-70’in tedariki, mevcut 79 adet F-16’nın ise modernize edilmesiyle bunlara ait mühimmat, malzeme ve teçhizatı içeren talebimize ilişkin ABD tarafından gönderilen ‘Taslak Teklif ve Kabul Mektupları’ Bakanlığımıza ulaşmıştır. İlgili birimlerimiz gerekli inceleme ve değerlendirmelere başlamıştır.” ifadelerini kullandı.
Daha önce açıklandığı gibi her iki tarafın incelemelerini tamamladıktan sonra bir araya geleceğini belirten Bakanlık kaynakları, bu görüşmede ortak inceleme ve değerlendirmeler yapılacağını ardından anlaşmanın sonuçlandırılacağı ve takvimin işlemeye başlayacağını söyledi.
Kaynaklar, fiyatlandırmanın liste ve ürünler üzerinden yapılacağını belirterek “Nihai anlaşma safhasına gelindiğinde bu anlaşmanın toplam maliyeti ortaya çıkacaktır. Üretim ve modernizasyon faaliyetlerinin Türkiye’de yapılmasına yönelik teklifimiz ABD makamlarına iletilmiştir.” bilgisini paylaştı.
“Eurofighter konusunda Almanya’nın olumlu yaklaşımı beklenmekte”
Bakanlık kaynakları, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’in İngiltere’yi ziyaretinde Eurofighter konusunun gündeme gelip gelmediğine dair soruyu, “Bakanımız resmi bir davet üzerine İngiltere’yi ziyaret etmiştir. Söz konusu ziyarette ikili ve bölgesel savunma ve güvenlik konularında görüş alışverişinde bulunulmuştur. Bu ziyaretteki gündem başlıklarından biri de Eurofighter konusu olmuştur. Eurofighter konsorsiyumu ülkelerinden Almanya’nın bu konudaki olumlu yaklaşımı beklenmektedir. İngiltere ve üretici firma temsilcileri ile teknik görüşmelere devam edilmektedir.” şeklinde yanıtladı.
Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Ercüment Tatlıoğlu’nun, İstanbul’da Dizayn Proje Ofisini (DPO) ziyaretinde TF2000 ile uçak gemisi tasarımlarının yer aldığına dair soru üzerine Bakanlık kaynakları, DPO Müdürlüğünün çalışmalarına Türkiye’nin ilk milli deniz harp platformu olan MİLGEM Projesini gerçekleştirmek amacıyla 1997’de Taşkızak Tersanesi Komutanlığı bünyesinde oluşturulan ekiple başladığı, 17 Ağustos 1999 Gölcük Depremi sonrası taşınarak MİLGEM Proje Ofisi adı altında İstanbul Tersanesi Komutanlığı bünyesinde 12 Mart 2004’te kurulduğu bilgisini paylaştı.
Bu ofisin, 2010’da DPO Müdürlüğü olarak yeniden isimlendirildiğini bildiren kaynaklar, Eylül 2015 tarihinden itibaren İstanbul Tersanesi Komutanlığı yerleşkesindeki yeni binasında faaliyetlerine devam ettiğini belirtti.
Deniz Teknik Komutanlığı bünyesine 11 Ağustos 2017’de alınan DPO Müdürlüğünde, muharip gemilerin tekne, makine ve elektrik sistemleri, savaş sistemleri ve sistem entegrasyon tasarımlarının yapıldığını kaydeden kaynaklar, DPO’nun bütünleşik lojistik destek ve inşa teknik desteğini gerçekleştiren ve gemi inşa standartlarını oluşturan Deniz Kuvvetleri Komutanlığının uzman kurumu olduğunu ifade etti.
Tasarım ve entegrasyon faaliyetleri DPO Müdürlüğü tarafından yürütülen MİLGEM projesi kapsamındaki gemilerden TCG HEYBELİADA (F-511), TCG BÜYÜKADA (F-512), TCG BURGAZADA (F-513), ve TCG KINALIADA’nın (F-514) sırasıyla 2011, 2013, 2018 ve 2019 yıllarında hizmete girdiğini anımsatan Bakanlık kaynakları, TCG DERYA Denizde İkmal ve Muhabere Destek Gemisi ve TCG İSTANBUL İstif Sınıfı Fırkateyn tasarımının yanı sıra TF-2000 Hava Savunma Harbi Muhribi konsept/ön tasarım faaliyetlerinin devam ettiğini bildirdi.
Bakanlık kaynakları, “Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın Yerli ve Milli Uçak Gemisine sahip olunması yönünde verdiği direktif üzerine alınan kararla, Deniz Kuvvetleri Komutanlığımızın Dizayn Proje Ofisi tarafından tasarım faaliyetlerine başlanmış, Dizayn Proje Ofisi Müdürlüğü tarafından başlanan ve konsept tasarımı üzerinde önemli bir mesafe kat edilmiştir.” ifadelerini kullandı.
]]>***
Takvim yaprakları 2015 Ocak ayını gösterdiğinde Savunma Sanayii İcra Komitesi (SSİK) toplantısında tarihi bir karar alındı. İlgili karar ile Türkiye’nin Milli Muharip Uçağı (MMU) Geliştirme Projesi’nin ön tasarım fazının başlatılmasına hükmedildi. Hemen ertesi ayda TUSAŞ, Savunma Sanayii Başkanlığı (SSB) ve Hava Kuvvetleri Komutanlığından oluşan MMU Program Yönetim Ofisinin kurulması çalışmaları başlatıldı. 2016 Ağustos’unda TUSAŞ ve SSB arasında “Ön Tasarım Fazı” sözleşmesi imzalanırken; Eylül 2018 itibarıyla MMU Geliştirilmesi Projesi’ne bilfiil start verildi. Aynı tarihlerde eski ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, gerek ABD Kongresi’nde gerekse diğer NATO müttefikleriyle Ankara’yı nasıl, ne kadar süreliğine ve hangi düzeyde cezalandırılacaklarına dair yoğun bir diplomasi trafiği yürütüyordu. Zira Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 25 Temmuz 2017’de “S-400” tedarik etmek için bir anlaşma imzaladı. Böylece Türkiye, soğuk savaştan sonra envanterine Rus sistemleri katan ilk NATO ülkesi olacaktı. Tabii ne ABD ne de NATO müttefikleri Ankara’nın bu kararı almasının arkasındaki hata payını kendilerinde aramadılar. Mevzunun nasıl bu noktaya evrildiğini sorgulamadan direkt caydırıcılık politikasından cezalandırma stratejisine yöneldiler. Oysa NATO ülkeleri, etrafı füze envanteriyle çevrili olan ve Suriye’den gelen hava tehdidinin ziyadesiyle arttığı bir dönemde yapay bahanelerle Türkiye’den Patriot sistemlerini çekme kararı alarak yine Ankara’nın 2010’da duyurduğu ve sürüncemede kalan T-LORAMIDS ihalesindeki istekleri karşılamaktan hep uzak durdular.
Devler ligine çıkma projesi: KAAN
Neticede Türkiye, on yıllardır süregiden tek kaynak bağımlılığının yarattığı “güvenlik boşluğundan” kurtulmak için bazı kararlar vermek zorundaydı. Bunlardan birincisi, S-400’ün yanı sıra kendisine ait katmanlı bir hava ve füze savunma sistemi geliştirmekti ki, bu sayede HİSAR-A, HİSAR-O ve SİPER doğdu. Diğer taraftan Ankara, savunma kadar caydırıcılığın da önemli olduğu bilinciyle helikopter ve İHA projelerinden sonra havacılıkta bir üst segmente geçme kararı aldı. Böylece HÜRKUŞ, HÜRJET ve MMU projelerinin hayata geçirilme sürecine tanıklık edilirken TUSAŞ’ın proje yelpazesi, dış politikadaki gelişmelere ve Türk Silahlı Kuvetlerinin (TSK) ihtiyaçlarına binaen hem çeşitlendi hem de büyük bir ivme yakaladı. Türkiye, savunma sanayinde stratejik özerkliği (en azından asli unsurlarda) kazanma çabası sarf edip tüm hızıyla yerli ve milli projelere odaklanırken Washington’dan pek şaşırtmayan bir karar çıktı. Beyaz Saray, 2020 Aralık’ında tarihsel bir kopuşun altına imza atarak, ilk defa bir NATO müttefikini CAATSA yaptırımlarına dahil etti. Ertesi yıl, 2’nci bir tarihi karar uygulamaya konuldu ve Türkiye’nin F-35 projesinden resmi olarak çıkartıldığı duyuruldu.
Söz konusu olaylar silsilesi içerisinde TUSAŞ, mühendislik odağının büyük bir bölümünü MMU’ya aktardı. Zira MMU, şu ana kadar Türk savunma sanayinin sadece en büyük bütçeli yatırımı değil; aynı zamanda mühendislikte devler ligine çıkma projesiydi. Bu bağlamda idarecisi, mühendisi ve teknisyeni ile dev bir kadro gece gündüz demeden MMU projesine adanmış bir serüvene dahil oldular. Kimilerine göre bu serüven gereksiz kimilerine göre ise imkansız bir hayalden ibaretti. Hatta TUSAŞ Genel Müdürü Prof. Dr. Temel Kotil, ilk test uçuşu için tarihi 2 kez öne çekerek “2024’e hazır olacağız” dediğinde, birçoğunun yüzünde alaycı bir tebessüm belirmişti. Oysa MMU Proje Ofisi ekibi hedeflerine odaklanarak süreci emin adımlarla ilerletiyorlardı. 2021 yılı Mayıs ve Temmuz aylarında “Ön Tasarım Gözden Geçirme” ve “Kritik Tasarım Gözden Geçirme Toplantısı” akabinde kasım ayında “İlk Metal Kesimi” gerçekleşerek büyük bir heyecan yaşandı. 2022 yılında ise “Üretim Hattının tamamlanması”, “Nihai Montaj Hattı Başlangıcı” ve “Uçağın İniş Takımları üzerine alınması” safhaları hayata geçirildi. 2023 yılında tüm gözler MMU projesindeydi; zira herkes 2024’te MMU’nun gökyüzüyle buluşup buluşmayacağını merak ediyordu. 2023 yılı yoğun fakat verimli bir yıl oldu. Ocak, şubat ve mart aylarında peşi sıra “Test Hazırlık Gözden Geçirme”, “Hangardan Çıkış ve İlk Motor Çalıştırma” ve “İlk Taksi Faaliyeti” safhaları başarıyla tamamlandı ve eylülde “Yer Testlerinin Başlaması” gerçekleştirildi.
Müstakil oyuncu: Türkiye
21 Şubat 2024 ise sadece MMU Projesi’nde değil Türk dış, güvenlik ve savunma politikaları açısından da büyük bir kırılma yarattı. KAAN’ın geliştirme test uçağı ilk uçuşu başarıyla tamamlanırken Türkiye, imkansız gibi görülenlerin imkansız olmadığını bir kez daha bütün dünyaya gösterdi. Birincisi, 2000’li yıllarda siyasi istikrar ve motivasyon sayesinde başlatılan Milli Teknoloji Hamlesi ile teknik insan kaynağındaki yetkinliğin ürünlere dönüştürülmesi sağlandı. Bu anlamda TUSAŞ, 1980’li yıllardan bugüne uzanan süre zarfında havacılık sanayinde biriktirdiği bilgi ve tecrübeyi bir kez daha somut çıktısıyla ortaya koydu ve KAAN doğdu. Her bir üründe kazanılan deneyim, diğer ürüne referans ve altyapı teşkil etti. Örneğin HÜRKUŞ ve HÜRJET projeleri olmasaydı, MMU olabilir miydi? 2000’li yılların başında 2 bin civarı olan TUSAŞ insan kaynağı, bugün 17 bine yükseldi. MMU projesinde başta 27 kişi çalışırken mevcut durumda projede tam zamanlı olarak çalışan kişi sayısı 2 bine ulaştı. Böylece Türkiye, savunma sanayinde daha zengin bir insan sermayesine, Kotil’in tabiriyle “stratejik varlığına” kavuştu. Bu sermaye sayesinde TSK’nın ihtiyaçlarını yerli imkanlarla karşılama oranı yüzde 70’leri geçerken savunma sanayindeki millilik, operasyonel esneklik açısından temel kazanç oldu. Türkiye operasyonel bağımsızlığa doğru ilerledikçe, Ankara’nın askeri ve savunma diplomasisindeki tutumu ve buna bağlı olarak dış politikadaki pozisyonu değişti.
İkincisi, Türkiye zamanla TSK’nın ihtiyaçlarını karşılama odaklı bir savunma sanayi politikasının sınırlılıklarından kurtuldu. Savunma sanayi, salt gider değil, aynı zamanda bir gelir kalemine dönüştü. Türkiye, küresel savunma pazarına bir “alt yüklenici” ya da “proje ortağı” statüsünde değil; “müstakil bir oyuncu” olarak dahil oldu. Öyle ki Türkiye’nin savunma pazarına girişi, sadece kendi güvenlik ortamını değil; aynı zamanda diğer devletler arasında cereyan eden çatışma ve savaşların seyrini de değiştirdi. Bu anlamda Karabağ ve Ukrayna, Türk savunma sanayinin rüşdünü ispat ettiği muharebe alanları olarak dünyanın dikkatini çekti. Her bir müşteri, bir diğer müşteriye referans teşkil ederken TUSAŞ’ın müşteri yelpazesi farklı kıtalara yayıldı. Ancak yurt dışına sadece TUSAŞ açılmadı; TUSAŞ’ın projelerinde görev alan alt yükleniciler ve yardımcı sanayi firmaları da yurt içi ve yurt dışı satışlardan ziyadesiyle beslendi ve beslendikçe büyüdü. Sadece KAAN projesinde alt sistem tedariki ve hizmet alımında 20 uçak üretiminde 100’ün üzerinde Türk yardımcı sanayi firması görevlendirildi. Böylece özelde TUSAŞ genelde Türk savunma sanayi, potansiyeli yüksek bir ihracat kalemi ve aynı zamanda önemli bir diplomasi enstrümanına dönüştüler.
Üçüncüsü, 2000’li yılları müteakip Türk savunma sanayinin gelişim serüveninde multidisipliner bir yaklaşıma şahitlik edildi. Bu bağlamda, savunma sanayi Türkiye’nin defansif gereksinimleri kadar ofansif gücünü ortaya koyan bir caydırıcılık unsuru haline evirildi. Keza Türk savunma sanayi, gerek savaş gerekse barış zamanında finanse edilmesi icap eden önemli bir teknoloji yatırımı olarak kıymetlendirildi. Bu nedenledir ki, Suriye iç savaşı gibi cari tehditlerin olmadığı bir ortamda dahi savunma sanayi ekosisteminin kendi çarkını döndürebileceği bir yapıya kavuşturulması öncelendi. Diğer bir izahla Ankara, gerek askeri gerekse sivil kullanım maksatlarına yönelik Milli Teknoloji Hamlesi’ni başlattı ve bunu tabanda tüm sektörlere yayacak bir mekanizmanın inşasını teşvik etti. Sonuç itibarıyla TUSAŞ’ın KAAN’ı ülkenin sadece askeri caydırıcılığı ve muharip yetenekleri açısından bir “sert güç” enstrümanı olarak atfedilmemelidir. Aksine TUSAŞ’ın havacılık sanayindeki ürün yelpazesinin tümü Türkiye’nin “akıllı güç” envanterinin teşekkülleridir. Geliştirilen tüm platformlar; kuvvet hazırlama seviyesi, operasyonel esneklik, dış politikada bağımsız karar alma ve icra seviyesi, geleneksel ve geleneksel olmayan diplomasi ögeleri, savunma ekonomisi, teknoloji yatırımı, ihracat kalemleri, eğitim politikası, zengin ve nitelikli insan gücü, sosyokültürel değişim gibi birçok hususta dönüştürücü etkilere haizdirler.
[Doç. Dr. Merve Seren, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Öğretim Üyesidir.]
Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
]]>F-16 ALIM SÜRECİ
MSB Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri Tuğamiral Zeki Aktürk, bakanlıkta düzenlediği basın bilgilendirme toplantısında, ABD’den F-16 Blok-70 Viper savaş uçağı tedarik sürecine ilişkin şunları söyledi:
“Hava Kuvvetleri Komutanlığımızın ihtiyaçları doğrultusunda, 40 adet yeni F-16 Blok-70’in tedariki, mevcut 79 adet F-16’nın ise modernize edilmesi ile bunlara ait mühimmat, malzeme ve teçhizatı içeren talebimize ilişkin ABD tarafından gönderilen ‘Taslak Teklif ve Kabul Mektupları’ Bakanlığımıza ulaşmıştır. İlgili birimlerimiz gerekli inceleme ve değerlendirmelere başlamıştır.”
1 OCAK’TAN İTİBAREN 483 TERÖRİST ETKİSİZ
Aktürk, terör örgütlerine karşı yürütülen operasyonlarla Irak’ın ve Suriye’nin kuzeyi dahil son bir haftada 25 teröristin etkisiz hale getirildiğini, 1 Ocak 2024’ten bugüne kadar etkisiz hale getirilen terörist sayısının ise 193’ü Irak’ın kuzeyi, 290’ı Suriye’nin kuzeyinde olmak üzere 483’e ulaştığını söyledi.
Halihazırda üs bölgelerinde ve hudutlarda zorlu iklim ve arazi şartlarında görev yapan Türk Silahlı Kuvvetlerinin terörle mücadelesine tek bir terörist kalmayıncaya kadar devam edeceğini vurgulayan Aktürk, FETÖ ile mücadelenin de yeni bilgi, belge ve veriler ışığında kararlılıkla sürdürüleceğini ifade etti.
Aktürk ayrıca Suriye’de istikrarın bir an önce tesis edilmesi, Suriyelilerin emniyetli bir ortama geri dönüşleri ve normalleşmenin sağlanmasına yönelik çalışmalara da devam edildiğini bildirdi.
30 BİN KİŞİNİN YASA DIŞI GEÇMESİ ENGELLENDİ
Tuğamiral Aktürk, sınırlardan son bir haftada yasa dışı yollarla geçmeye çalışan 4’ü terör örgütü mensubu 101 kişinin yakalandığını, 2 bin 384 kişinin ise sınırı geçemeden engellendiğini bildirdi.
Aktürk, “Böylelikle, 1 Ocak’tan bugüne kadar hudutlarımızdan yasa dışı yollarla geçmeye çalışırken yakalananların sayısı 1448’e yükselmiştir. Hududu geçemeden engellenen kişi sayısı da 30 bin 15 olmuştur.” dedi.
Tuğamiral Aktürk ayrıca, milli mesele olan Kıbrıs, “iki devlet, tek millet” anlayışı ile beraber olunan Azerbaycan, tarihi ve kültürel bağlar olan Balkanlar ile dostluk ve kardeşlik ilişkileri bulunan Libya ve Somali başta olmak üzere birçok coğrafyada kardeş, dost ve müttefik ülkelerin haklı davalarına destek olmaya devam edildiğini de söyledi.
İsrail saldırılarını sürdürdüğü müddetçe, bölgesel ve küresel barışa yönelik tehditlerin de arttığına vurgu yapan Aktürk, hem bölgesel hem de uluslararası istikrar için, Gazze’de koşulsuz ve kalıcı ateşkes ilan edilmesinin kaçınılmaz olduğunu ifade etti.
MALAMAN DENİZ MAYINI ENVANTERE GİRİYOR
Aktürk, TÜBİTAK kaynaklı başlatılan ve Koç Bilgi ve Savunma Teknolojileri A.Ş. ana yükleniciliğinde devam eden MALAMAN mayınının tam ölçekli patlatma provasının geçen hafta içerisinde başarıyla gerçekleştirildiğini, “MALAMAN Deniz Mayını”nın Deniz Kuvvetleri envanterine girmesiyle bu konudaki dışa bağımlılığın da sona ereceğini söyledi.
Bakanlığa bağlı ASFAT ana yükleniciliğinde yürütülen Açık Deniz Karakol Gemileri Projesi’nin ilk gemisi “TCG AKHİSAR”ın denize inişi sonrası, önemli bir aşama olan havuzlama sürecinin 23 Şubat’ta tamamlandığını da aktaran Aktürk, Strong Bosses tarafından düzenlenen “İnovasyon ve Başarı Ödülleri” yarışmasında ödüle layık görülen İstanbul Tersanesi Komutanlığını ve personelini kutladı.
]]>Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Çanakkale Seramikleri Araştırma Geliştirme ve Uygulama Merkezi, ilk örneklerine 15’inci yüzyılda kent merkezinde rastlanan, 17’nci yüzyıl sonlarından 20’nci yüzyıl başlarına kadar yoğun olarak üretimi yapılan geleneksel Çanakkale seramiklerini yaşatmak için çalışmalarını sürdürüyor.
Unutulmaya yüz tutmuş sanatın yaşatılmasına, genç kuşağa tanıtılmasına, yeni tasarım ve çağdaş formlarla yorumlanmasına öncülük eden merkez, sanat atölyesi etkinliğinde Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi (MSGSÜ) Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik ve Cam Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ayşe Balyemez, ÇOMÜ Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik ve Cam Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Müjde Yücel Coşar ve seramik sanatçısı Gülfidan Özmen’i bir araya geldi.
Atölyede 10 gün süren etkinlikte geleneksel Çanakkale seramiklerini tasarımlarıyla buluşturan sanatçılar, tabak ve vazo gibi eserlerine çeşitli renklerde boya ve şekillerle ayrı bir boyut kattı.
Sanatçılar, eserlerini yaz aylarında açacakları kişisel sergilerde sanatseverlerle buluşturacak.
Balyemez, AA muhabirine, atölyede Çanakkale seramiklerinin geleneksel desen, form ve dekorlarında kendilerine özgü yorum ve denemeler yaptıklarını söyledi.
Kendi alanı olduğu için daha çok Çanakkale seramiklerinin dekorları üzerine çalıştığını belirten Balyemez, “Özellikle fırça dekorları, astar akıtmalar ilgimi çekiyordu. ‘Onlarla ilgili renklerini değiştirsem nasıl olur, o dekorlar farklı renklerin üzerinde dursa nasıl olur?’ gibi birtakım denemeler yaptım. Aslında daha ziyade farklı renkleri araştırmak gibi oldu. Sonucun ne olacağını çok bilmeden başladım.” dedi.
Balyemez, Çanakkale seramiklerinin genel olarak kaba ve halkın kullanımı için yapılmış ürünler olduğunu dile getirdi.
Sanatsal açıdan bu seramiklerin özelliklerine değinen Balyemez, “Dekorları, üzerindeki fırçalar, renkler, akıtmalar o kadar özgün ki dünyanın herhangi bir yerinde o seramiği gördüğünüz zaman onun Çanakkale olduğunu anlayabilirsiniz. Bu da onu bence en değerli kılan tarafı.” ifadesini kullandı.
“Her geleneksel sanatın yaşatılması için taze kana ihtiyaç var”
Genellikle enstalasyon (yerleştirme) ya da heykel üzerine çalışmalar yapan sanatçı Gülfidan Özmen ise kullandığı gereçler zaman zaman değişse de özellikle cam, seramik ve kağıt gibi malzemelerden yararlandığını söyledi.
Çanakkale seramiklerinin akıtma sırları renklerini çok sevdiğini ve bunları soyut formlara uyguladığını aktaran Özmen, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu çalışma kapsamında çamurdan soyut yaptığım birtakım strüktürler, formlar var. Bunların üzerine uygulama yapacağım. Her geleneksel sanatın yaşatılması için taze kana ihtiyaç var. Bu, yeni sanatçıların çağdaş yorumlaması ya da yetişmiş geleneksel sanatçıların farklı uygulamaları olabilir. Seramik ve cam eğitimi aldım ama farklı bir bakış açısıyla yorumluyorum. Bu da malzemelere bir tazelik getiriyor.”
Coşar da Çanakkale Seramikleri Araştırma Geliştirme ve Uygulama Merkezinin konuk sanatçılarla bu yıl ilk kez düzenlediği sanat atölyesi etkinliğinin yeni üretimlere vesile olması, yeni kuşaklara tanıtılması ve kültürel mirasa sahip çıkılması için devamının planlandığını belirtti.
Her etkinliğe konuk sanatçıların davet edileceğini, üniversiteden de öğretim üyelerinin bu çalışmaya dahil edileceğini aktaran Coşar, etkinliğin bu şekilde ortak etkileşimlere vesile olacağını ifade etti.
ÇOMÜ Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik ve Cam Bölümü mezunu pek çok kişinin kentte atölye açtığını ancak bunlarda genellikle satışa yönelik modern tasarımların hazırlandığını dile getiren Coşar, geleneksel Çanakkale seramiklerini üreten atölye sayısının sınırlı olduğu bilgisini verdi.
Çalıştay kapsamında yaptığı tasarımda Çanakkale seramiklerinin biçimini ele aldığını söyleyen Coşar, şöyle konuştu:
“Seramik atölyesindeki kalıpları kullandım. Üniversitenin atık kağıtları ile kağıt havluları çamura dahil ediyorum. Onun bünyeye kattığı dokuyu seviyorum. Çamura kattığımız kağıtlar, çamurun mukavemetini artırıyor. Kağıt katkılı yorumlar yapıyorum. Proje kapsamında 5 at başlı testi yaptım. 3 boyutlu olanlar var, bir de duvarda sergilenecek olan versiyonlarını çalışıyorum. Diğer işlerimde de silüetler kullanmayı seviyorum. Çanakkale seramiklerindeki at, ördek ve kuş başlı formların silüetlerini kullanarak formlar tasarlıyorum.”
]]>Mataracı, hayvancılık ve tarımla uğraşan Emma’nın, Türkiye’nin bir köyünde yaşadığı ilham veren hayatını ele aldığı belgeselin festival yolculuğunu ve yeni çalışmalarını AA muhabirine anlattı.
Gaziantep’te dünyaya gelen ve sinemanın çocukluk hayali olduğunu ifade eden Mataracı, “İlk kısa filmimi 18’imde çektim. 17 yaşında, yazdığım ilk tiyatro oyunum sahnelendi. Sinemacı olmak hayali, birden bire gelen bir duyguydu. Zorunluluğun ötesinde, hayatı yaşanmaz kılan bir tutkuydu. O tutkuyu hala hissediyorum.” dedi.
Merve Kuş Mataracı, sinemada eğitimin pratik kadar önemli olduğuna vurgu yaparak, şunları kaydetti:
“Üniversiteden sonra İstanbul’a geldim. Asistanlığa başladım. İşi mutfağında öğrenmenin önemli olduğunu düşünüyordum. Aslında işin içine girince bunun ne kadar değerli olduğunu fark ettim. İstanbul’da uzun yıllar asistanlık ve yardımcı yönetmenlik yaptım. Bu süre zarfında kendi projelerimi gerçekleştirdim. Dokuz kısa kurmaca filmim var. Emma benim ilk belgeselim. İkinci belgeselimi de tamamladık, yakında festival yolculuğuna başlayacak.”
“Kirpilerin Portresi”, “Tohum”, “Olasılık”, “Mühürlü Taş” adlı kısa filmlerin ardından belgesel filmlere yöneldiğini dile getiren Mataracı, “Sinema ile insanlara ulaşmak gibi bir hedefim vardı. O zaman için televizyon bunun için mükemmel bir araçtı. Bir öğretmen ders anlattığında 30 kişiye hitap edebilir ama yönetmen yaptığı bir filmle milyonlara hitap edebilir. Benim insanlara ulaşma arzum vardı.” ifadelerini kullandı.
” Emma’nın hikayesi, doğaya dönmek gerektiğini anlatıyor”
“Kısa film yaparken festivallerden haberim bile yoktu. Sadece sinema yapmak istiyordum.” diyen Merve Kuş Mataracı, İran ve Türkiye’de çektiği “Tohum” adlı kısa filmiyle festivallere katıldığını söyledi.
Mataracı, Emma’nın hikayesini duyduğunda belgeselini çekmeye karar verdiğinin altını çizerek, şunları kaydetti:
“Ben şehirde büyüyen biriyim. Onun hikayesi beni etkiledi. ‘Beni etkiliyorsa neden başka insanları etkilemesin’ diye düşündüm. Tüketim toplumunda yaşıyoruz ve bence Emma’nın hikayesi doğaya dönmek gerektiğini anlatıyor. İlk teklif ettiğimizde kabul etti ama sonrasında biraz çekindi. Üç mevsim sürdü çekimler. Çekimlere başladığımızda Emma’nın yedi çocuğu vardı, çekim sürecinde sekizinci çocuğunu dünyaya getirdi. Bu da çok tatlı bir durum oldu ve belgeseli de daha ilginç bir hale getirdi. Emma’nın hayat hikayesinin hepimize ilham olmasını diliyorum. Çünkü bir noktada eğer tüketim toplumu olmaktan çıkmazsak dünya rayından çıkacak. Kendi doğamıza uygun bir yaşam stili bulabilmek veya oluşturabilmek gerekiyor.”
Belgeselin festival sürecinin devam ettiğine işaret eden genç yönetmen, 23. Frankfurt Türk Filmleri Festivali’nde “En İyi Belgesel” ödülünü aldıklarını aktararak, “Bozok Film Festivali, Korkutata Türk Dünyası Film Festivali, Bursa Çalı Köy Filmleri Festivali ve Sırbistan’da ödüller aldık. Kadın Yönetmenler Film Festivali’nde filmimizin gösterimi olacak ve aynı zamanda yarışıyoruz. Nisan ayında Cezayir Film Festivali’nde olacağız. Festival sürecimiz devam ediyor.” diye konuştu.
Yönetmen Mataracı, 6 Şubat’ta meydana gelen depremle ilgili de bir belgesel çektiğine işaret ederek, “Deprem sonrası bölgeye gittik. 10 şehirde çekimler yaptık. Küçük bir ekiple gittik hem kolektif hem de bireysel travmayı anlatmaya çalıştık. Distopik bir felaketti. 11 ay post prodüksiyon sürecimiz devam etti. Uluslararası çok güzel bir ekiple çalıştık. Onun festival yolculuğu da başlayacak. İsmini de ‘Sesimi Duyan Var mı?: Şok Sonrası’ koyduk.” diye konuştu.
Gelecek hedeflerine değinen Mataracı, “İki tane sinema filmi projem var. Bir tanesi ‘3 Metre’ adında çok güçlü bir hikaye. 58. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nden proje ödülü aldık. Bir de ‘Ateşin Gelini’ isimli sinema filmi projem var. İran’da başlayan ve Türkiye’ye uzanan bir yolculuğu ele alıyor.” açıklamasını yaptı.
]]>Tekirdağ’ın Çorlu ilçesinin Sarılar köyü yakınlarında 8 Temmuz 2018’de meydana gelen, 7’si çocuk 25 kişinin hayatını kaybettiği, 300’den fazla kişinin de yaralandığı tren faciasına ilişkin yargılamanın 19’uncu duruşması, bugün Çorlu 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapıldı. Duruşma öncesinde aileler, Çorlu Santral önünde bir araya gelerek duruşmanın yapılacağı Çorlu Halk Eğitim Merkezi’ne kadar yürüyüş yaptı.
Aileler, yürüyüş sırasında, faciada yaşamını yitirenlerin resimlerinin yer aldığı “Adalet istiyoruz” yazılı pankartla “Hak, hukuk, adalet; kaza değil, cinayet”, “Çorlu’nun hesabı sorulacak” ve “Gün gelecek, devran dönecek. Katiller halka hesap verecek” sloganları attı. CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Emek Partisi Genel Başkanı Seyit Aslan, CHP Genel Başkan Yardımcısı Suat Özçağdaş, Tekirdağ Milletvekili İlhami Özcan Aygun ile Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkan adayı Candan Yüceer’in de katıldığı yürüyüşün ardından duruşmanın yapılacağı yere ulaşan aileler, katliamda yaşamını yitirenlerin isimlerini okuyarak hep bir ağızdan “Adalet istiyoruz” dedi.
Faciada kızı Bihter ile kardeşlerini ve 6 aylık yeğenini kaybeden Zeliha Bilgin, gerçek sorumlular yargılanmadığı sürece adalet yerini bulmayacağını ve adaletin raylar altından çıkmayacağını söyledi.
“CEZAEVİNE GÖNDERİLMELERİNİ İSTİYORUZ”
Faciada oğlu Oğuz Arda Sel’i yitiren Mısra Öz de şunları söyledi:
“Biliyorsunuz ki 4 gün önce Devlet Demiryolları Taşımacılık AŞ’de daha önce genel müdür olan, Çorlu tren katliamı olduğu sırada genel müdür olan ve görevden alınan Veysi Kurt, bir kez daha genel müdürlüğe terfi etti. Bunu yapan bu ülkenin hükümetidir. Bunu yapan bu ülkenin cumhurbaşkanıdır. Onu yargı karşısına getiremeyen bu adalet saraylarının savcıları, hakimleridir. Bugün bizim karşımızda olmalıydı. Bugün Devlet Demiryolları yöneticileri, üst düzey yöneticileri, bürokratlar bir kez olsun sorgulanmamışken bugün bu davada bizim karşımızda ceza almaları gerekliydi fakat ne yazık ki biz bugün bunu göremedik. Etimizle tırnağımızla kazıya kazıya getirdiğimiz bu davada 4 kişiden 13 kişiye çıkarttığımız sanıkların elbette ki suçları var ve onların bugün bilinçli taksirle değil, olası kastla ceza almalarını istiyoruz. Bugün buradan hiçbir şekilde evlerine değil, tutuklanarak cezaevine gönderilmelerini istiyoruz. Çünkü bu davalarda cezasızlık politikası devam ettikçe adalet, yargıya değil; hükümete, iktidara hizmet ettikçe bu toplumsal cinayetler Soma’da, Çorlu’da, İliç’te, Pamukova’da, Hendek’te hepimizin başına gelecek. Bizler ne yazık ki kanımızla, canımızla bedel ödeyeceğiz ve birileri bizim kanımızın üstünden ekmek yemeye devam edecek. Biz bu adaletsizliği kabul etmiyoruz. Bugün buradan adalet istiyoruz ve adalet bugün Türk yargısında gerçekleşti diyerek ayrılmak istiyoruz. İçeride bizi bekliyorlar. Biz de heyecanla kararı bekliyoruz. Yanımızda olan herkese çok teşekkür ediyoruz.”
Davada mahkeme heyeti, ara kararı açıkladı. Duruşma, 25 Nisan tarihine ertelendi. Geciken adalete aileler tepki gösterdi.
]]>Prof. Dr. Bülent Zülfikar, AA muhabirine nadir hastalıkları, hemofiliyi ve tedavilerinde katedilen aşamayı anlattı.
Dünyada her 2 bin kişiden bir veya daha azında görülen hastalıkların “nadir hastalık” olarak adlandırıldığını belirten Zülfikar, nadir hastalıkların oluşumunun altında genetik nedenler olduğunu, bu durumun bazen hastalık bazen de ortopedik, ürolojik ve nörolojik anomali olarak karşılarına çıktığını söyledi.
Bu durumun hastalık haline gelmesi için yaşamı zorlaştırması, tedaviye ihtiyaç duyulması ve sosyal hayat ilişkilerini kesmesi gerektiğine de işaret eden Zülfikar, tanısını yapabilmek ve tedavi edebilmek için konuyla ilgili enstitüler ve merkezler düzeyinde araştırmalar yaparak nadir hastalıkların tek tek ortaya çıkarılması gerektiğini kaydetti.
“Türkiye’de yaklaşık 6,5 milyon insanın nadir hastalığı bulunuyor”
Prof. Dr. Bülent Zülfikar, “Dünyada yaklaşık 7 bin civarında farklı nadir hastalık var. Bu hastalıklar kendi içlerinde de farklılaşıyor. Türkiye’de yaklaşık 6,5 milyon insanın nadir hastalığı bulunuyor.” diyerek, bu hastalıklar için en büyük sorunlarının, adını koyamadıkları, tanıyamayacakları hastalığın tedavisini verememek ve hastayı kaybetmek olduğunu dile getirdi.
Çok nadir hastalıklardaki en büyük sıkıntının, teşhis edememe olduğunu vurgulayan Zülfikar, şöyle devam etti:
“Genetik olarak farklı farklı değişiklikler var. Ölümler nadir hastalıklarda diğer hastalıklara göre daha fazladır. Ama nadir hastalıkların her biri çok az olduğu için toplamdaki ölümleri hesap edilebilecek kadar görmüyoruz. Çünkü kendisi çok az, o çok azın içerisinde yüksek oranda ölüm olsa bile kalp-damar hastalığı veya kanser ölümlerinden çok daha aşağılarda kalıyor.”
Yaklaşık 500 nadir hastalığın ilaçla tedavi edilebileceğini, bazı tedavi edilemeyen hastalıklarda ise hastaların hayatları boyunca kullanacakları ilaçlarla sorunları azaltabileceğini anlatan Zülfikar, bu hastaların ilaçlarla hayatlarını normal kişiler gibi sürdürebildiklerini, ilaçların hastaların sosyal hayata dahil olmalarına, okullarını bitirmelerine, iş-güç sahibi olmalarına ve evlenip aile kurmalarına imkan sağladığını bildirdi.
“Hemofiliyle mücadelede ülke olanakları genişledi”
Prof. Dr. Bülent Zülfikar, nadir hastalıklardan hemofiliyle ilgili de tedavide Türkiye’de çok iyi bir noktada olduklarına dikkati çekti.
Pıhtılaşma faktörlerinin eksikliğinden dolayı kanın olması gerektiği gibi pıhtılaşmadığı nadir bir hastalık olan hemofiliyle mücadelede ülke olanaklarının genişlediğini belirten Zülfikar, hastalığın erkek çocuklarda görüldüğü, kadınların ise sadece bu geni taşıdığı bilgisini verdi.
Sosyal Güvenlik Kurumunun 2007 yılından bu yana hastalığın ilaçlarını ücretsiz karşıladığını ifade eden Zülfikar, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Hemofili hastalığı doğumdan itibaren belirti verebilir. Doğumla beraber göbek kesilirken, göbek yerinden kanamalar olabilir. Üçüncü, dördüncü gününde tarama testleri için kan alınan yerin kanamasının durmaması belirti olabilir. Erken sünnet yapılan erkek çocuklarının sünnet yerinin kanamasının durmaması, yarasının iyileşmemesi bunun belirtileri olabilir. Emeklemeye başladığında morarmalar uyarıcı belirti olabilir. Altıncı aylar civarında dişler sürtmeye başlayınca dişlerin çıktığı yerlerdeki ön beceriler olabilir. Tabii çocuk büyüdükçe daha farklı beceriler, kas, eklem kanamaları olabilir. Hayati kanamalar olabilir. Yine bağırsak kanamaları, beyin kanamaları olabilir. Dönem değişmekle beraber pek çok kanama belirtisi verir.”
“Artık hemofiliden korkmaya gerek yok”
İlaçların bu kadar gelişmediği dönemde insanların kanaması olduğunda sürekli hastaneye gittiklerini, hastaya kanamayı durdurmak için plazma verildiğini ve bu durumun hastanın sosyal hayatını etkilediğini hatırlatan Zülfikar, gelişen teknolojiyle plazmanın genetik kodlarının belirlenerek laboratuvar ortamında üretilmeye başlandığına vurgu yaptı.
Zülfikar, sözlerini şöyle tamamladı:
“Hemofili geçmişte sadece plazma verilerek tedavi edilirdi. Şimdi bunlar özel şişelenmiş olarak evlere taşınabiliyor. Hastaların hastaneye gitmelerine gerek yok. Kendilerini koruma amacıyla bu enjeksiyonları yapıyorlar. Bir kanama şüphesi olduğunda hemen ilacı uyguluyor ve bu sorunun önünü alabiliyorlar. Hemofili hastalarımızın kanamaları olmadan haftada 1-2 hatta yeni ilaçlarla 10 günde bir, 2 ayda bir ilaç kullanarak normal hayatlarını sürdürme fırsatları var. Artık hemofiliden korkmaya gerek yok. İstanbul Üniversitesinde nadir hastalıklar üzerine geniş çalışmalar yapılıyor. Bununla ilgili merkezler var ve üniversite olarak konuyu sahada da çalışıyoruz.”
]]>Kızlarıyla birlikte Charge Sendromu ile verdikleri mücadeleyi “Dünya Nadir Hastalıklar Günü”nde AA muhabirine anlatan Öznur Karaarslan, hastalığın, gelişme geriliği, kalp problemleri, göz ve kulak anomalileri gibi birden fazla sistemi ilgilendiren, nadir görülen, doğumsal bir bozukluk olduğunu aktardı.
Öznur Karaarslan, ilk doğduğunda hiçbir sorun hissetmedikleri kızının daha sonra sürekli ağladığını ve mama yemediğini belirterek, “Doktora gittik, birkaç kez hastaneye yatırıldı ama sorun çözülemedi ve bir teşhis konamadı. Tesadüfen çekilen bir akciğer filminde midesinin yerinde olmadığı teşhis edildi. 7 aylıkken ameliyata girdi. Sonra doktorumuz Yasemin Alanay ile tanıştık, bazı genetik testler istedi. Bu şekilde tanı konulmuş oldu ve tedavi süreci başladı. 4 yıldır tedavisi devam ediyor.” ifadelerini kullandı.
“İnsanların içinde umut olsun istiyoruz”
Charge Sendromuna en basit haliyle çoklu organ bozukluğu denebileceğini dile getiren Karaarslan, kızının şu an en büyük sorunlarından birinin işitme olduğunu söyledi.
Karaarslan, bunun da konuşmasını zorlaştırdığını dile getirerek, şöyle devam etti:
“İlk teşhis konulduğunda çok şaşırdık ve üzüldük. Bu hastalığın adını bile duymamıştık. Ancak en azından bir teşhis konulduğu için biraz da olsa rahatladık. Kızım için bu hastalıkla sonuna kadar mücadele edeceğim. Bizim gibi bir anne ve babası olduğu için çok şanslı olduğunu düşünüyorum. Zira mücadeleyi hiç bırakmadık ve bırakmayacağız.”
Yeni kurulan “İstanbul Tanısız ve Nadir Hastalıklara Çözüm Platformu-İSTisNA” platformunda Charge Sendorumuyla ilgili bölümün sorumluları olduklarını anlatan Karaarslan, “Hastalıkla yeni tanışan ailelere korku ve üzüntü yaşamaması için yardımcı olmaya çalışıyoruz. İnsanların içinde umut olsun istiyoruz. Biz çocuğumuzu yaşatamayacağımızı düşündük ama artık öyle olmadığını anladık.” diye konuştu.
Anne Karaarslan, bu hastalıkta tedavinin ömür boyu süreceğini belirterek, “Kızımın sol kulağında hiç sinir yok, bu işitme kaybı ömür boyu devam edecek. Sürekli olarak sağ kulağını sağlıklı tutmaya ve konuşma sorununu bu şekilde çözmeye çalışacağız. Görme sorunuyla ilgili de tedavi oluyor. Bir de büyüme geriliği var. Bu hastalıkta en öne çıkan sorun kalp ama çok şükür bizde yok.” şeklinde konuştu.
“Birçok doktora gittik sonuç alamadık”
Baba Orhan Karaarslan da kızı Eylül’ü ilk kucağına aldığında hiçbir farklılık hissetmediğine vurgu yaparak, “Doğumunun 2. günü rutin işitme testini geçemediğinde içime bir korku düştü. Sonra 1-2 defa daha işitme testi yapıldı ama Eylül hiçbirinden geçemedi. Hastaneden çıkıp eve geldiğimizde Eylül’de bitmek bilmeyen bir ağlama başladı. Bir türlü bir şey yediremiyorduk. ’24 saat ağlayan bir çocuk düşünün ve nedenini bulamıyoruz. Birçok doktora gittik sonuç alamadık.” ifadelerine yer verdi.
Gastroenteroloji doktorunun genetik hastalıktan şüphelenmesi üzerine kızına test yapıldığını anlatan Karaarslan, testlerde ilk seferinde net bir şey çıkmadığını, çocuk 1 yaşına geldiğinde Charge Sendromu tanısı konulduğunu aktardı.
Nadir hastalıkların teşhisinin ve bu alanda uzmanlaşmış doktor bulmanın çok zor olduğunu ifade eden Karaarslan, Charge Sendromunu birçok doktorun bilmediğini, bunun için de doğru tedavi uygulayamadığını söyledi.
“Platform sayesinde birçok aileye ulaşmak, yol göstermek istiyoruz”
Karaarslan, tanıdan sonra doktorlarıyla tedavi sürecini planladıklarını belirterek, şöyle konuştu:
“Her 3 ayda 1 göz, kulak-burun-boğaz ve endokrinoloji doktoru Eylül’ü muayene ediyor. Bu şekilde bütün süreçleri takip altına aldık. Genetik hastalıkların bir çoğunun ya tedavisi olmuyor ya çok zor oluyor ya da kötü sonla bitiyor. Eylül’ün durumunun en iyi tarafı doktorumuzun, ‘Korkmayın bundan daha kötüsü olmayacak, biz bundan sonraki süreci iyi yöneterek başaracağız.’ demesi. Bizim süreci iyi yönettiğimizi düşünüyorum. Eğer böyle olmasaydı belki Eylül daha kötüye giderdi. Fizik tedavi, konuşma terapileri, işitme tedavileri sayesinde kızımız bu gün yaşıtları gibi kreşe gidebiliyor.”
Baba Karaarslan artık süreci kabullendiklerini anlatarak, “Bizim gibi hastalığa yabancı olup da ne yapacağını bilememek, ortada kalmak çok zordu. Allah kimseye bu durumu yaşatmasın. Bu durumdaki ailelerin bize ulaşmasını ve bizim yaşadıklarımızı yaşamamalarını istiyorum. Bu nedenle yeni bir platform oluşturduk. Bize ulaşıp her türlü desteği alabilirler. Tedaviyi yürüttüğümüz hastanemizin de desteğiyle kurduğumuz platform sayesinde birçok aileye ulaşmak, umut olmak, yol göstermek istiyoruz.” ifadelerini kullandı.
“Şu an genetik araştırmaların esas yönlendiricisi artık aileler”
Yaklaşık 3 yıldır Eylül’ün tedavisini yürüten Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Genetik Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Yasemin Alanay da Charge Sendromunun nadir hastalık olarak değerlendirilen 7 bin hastalıktan biri olduğunu belirtti.
Anne ve babanın yumurtasının birleştiği anda tamamen tesadüfen oluşan hastalığın, genetik olmadığını dile getiren Alanay, “Doğumda çocuklarda aksaklılar oluşuyor ve ömür boyu devam ediyor.” dedi.
Prof. Dr. Alanay, nadir hastalıklarda en büyük sorunun tanı konulamaması olduğunu vurgulayarak, tanı konan ailelerin en azından tedavi sürecine başlayabildiklerini söyledi.
Dünya çapında nadir hastalıklarla mücadele eden ailelerin çok iyi organize olduklarını ve birbirlerini desteklediklerini aktaran Alanay, şunları kaydetti:
“Bu aileler sosyal medyayı çok iyi kullanıyor. Her ailenin, hatta her genin bir sosyal medya hesabı var. Şu an genetik araştırmaların esas yönlendiricisi artık aileler. Herkes kısmen kendi çocuğunun doktoru gibi. Bunlar diğer aileleri de yönlendirip bilgilendiriyor. O yüzden ailelerin bir araya gelmesini çok önemsiyorum. Bu da çok büyük farkındalık yaratıyor. Biz de üniversite olarak ailelerin bir platform altında bir araya gelmesini destekliyoruz.”
]]>Coğrafi Bilgi Sistemleri ve Uzaktan Algılama Uzmanı Tağıl, AA muhabirine, gittikçe artan iklim değişikliğinin etkilerinin günlük hayatta daha fazla hissedilmeye başladığını ifade etti.
Deniz suyu sıcaklığının yaz aylarından beri ortalamanın altına düşmediğini belirten Tağıl, şöyle konuştu:
“Bu yıl deniz suyu sıcaklıkları ağustos ayında 21,1 santigrat dereceyle uzun dönemli rekor kırdı. Yazdan bu yana deniz yüzey suyu soğumadan her zaman ortalamanın üstünde seyretti. Geçen ocak ayında bütün okyanuslar 21,1 santigrat dereceyle ağustos rekorunu egale etti. Şubat ayında da deniz yüzeyi sıcaklıklarının yüksek seyrettiğini görüyoruz. Bu böyle giderse temmuz ve ağustos aylarında daha da yüksek deniz suyu sıcaklıklarıyla karşılaşacağız. Geçen yıl El Nino yılına girdik buna bağlı bir yüzey sıcaklık artışıydı. El Nino ocak ayıyla birlikte kesintiye uğradı, şimdi La Nina’ya doğru bir geçiş öngörüyor ama hala okyanus sularının neden ortalamanın üstünde seyrettiğini tam olarak söyleyemiyoruz.”
Paris İklim Anlaşması ile küresel ortalama yüzey sıcaklığındaki artışı 2 derece ile sınırlandırmanın, mümkünse de 1,5 derecenin altında tutmanın amaçlandığını anımsatan Şermin Tağıl, sıcaklıklardaki 1 derecenin büyük risklere neden olabildiğini dile getirdi.
Deniz yüzeyi sıcaklıklarının sınır değerine ulaşmak üzere olduğunu vurgulayan Tağıl, “Böyle giderse yazın hem deniz yüzeyi sıcaklıkları hem de kara sıcaklıkları Paris Anlaşması’yla öngörülen 1,5 santigrat derece sıcaklık değerini aşma ihtimali yüksek gözüküyor. Rekorlardan söz ediyoruz ama uzun süreli tahminlerde yanılma payı tabii ki ihtimal dahilinde. Şimdiki durum ve kış boyunca izlediğimiz okyanus sıcaklıkları bize 2024 yazında rekorlarla karşılaşabileceğimizi gösteriyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Ocak ayı sıcaklığı yükseldi
Deniz yüzey sıcaklıklarının bu kadar yüksek seyretmesinin kara yüzeylerini de etkilediğini ve aynı zamanda derin okyanus ve deniz sularının da ısınmasına neden olduğunu anlatan Tağıl, okyanuslardaki ısı artışının deniz ekosistemleri üzerinde olumsuz etkilere neden olduğunu belirtti.
Türkiye’de kış mevsiminde ortalamaların üzerinde sıcaklıkların yaşandığını hatırlatan Tağıl, 2020 yılına kadar 2,9 derece olan ocak ayı ortalama sıcaklığının 2024 yılında 5 derecelere kadar yükseldiğini söyledi.
Sıcaklık artışının bitkiler üzerinde çok önemli etkiye sahip olduğunu ifade eden Tağıl, şunları kaydetti:
“Bitkilerin soğuklama dediğimiz bir dönemi var. Yani belirli bir uyuma dönemi geçirmesi gerekiyor ama maalesef bu yıl ortalamanın üzerinde sıcaklıkları yaşamamız, bitkilerin bu soğuklama dönemini kesintiye uğrattı. Meyve ağaçlarının çiçek açtığını görüyoruz. Eğer mart ayında soğuklarla karşılaşmazsak olumsuz bir durum olmayabilir çünkü bu yıl yağış ortalamanın üzerinde gerçekleşti ama mart ayında soğukla karşılaşırsak bu da meyve üretiminin düşmesine neden olabilir.”
Türkiye’de 2 yıldır “kar kuraklığı”nın yaşandığını hatırlatan Tağıl, bu durumun barajlardaki su seviyesinin düşmesine neden olacağını sözlerine ekledi.
]]>Adıyaman Üniversitesi ve Çelikhan Kaymakamlığının ortak girişimiyle yüzen adaların korunması ve yeniden canlandırılması için Tabiat Varlıkları Koruma Genel Müdürlüğüne sunulan “Ekosistemin Onarılması ve Yenilenmesi Projesi” kabul edildi.
Proje kapsamında ilk olarak denemelerin yapılacağı 300 metrekarelik alanda Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı yetkilileri ve bilim insanlarının da aralarında bulunduğu heyet inceleme yaptı.
Adıyaman Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Kelleş, AA muhabirine, adaların doğa harikası olduğunu ancak zamanla küresel ısınmaya bağlı su seviyesindeki azalmayla eski görkemini kaybettiğini söyledi.
Yüzen adaları tamamen kaybetmemek için çalıştıklarını anlatan Kelleş, proje kapsamında oluşturulan heyetin bölgede inceleme yaptığını ve projenin başladığını belirtti.
Bakanlık yetkililerinin de Çelikhan’a gelerek incelemelerde bulunduğunu ve projeyi desteklediklerini kaydeden Kelleş, şöyle konuştu:
“Yaklaşık 30 yıl önce 100 dönüm büyüklüğü olan yüzlerce adamız her geçen gün daha çok yok olma tehdidi altında. Şu anda 2-3 dönüm adamız mevcut. Bunları 1 ile 2 yıl içinde kurtarmazsak tamamen kaybetmek durumunda kalacağız. Burası sadece ülkemizin değil dünya için de doğa harikası bir hazine.”
Projenin detayları
Kelleş, proje kapsamında 2 adanın çelik halatlarla baraja doğru çekildikten sonra doğaya zarar vermeyen ve “çapa” olarak adlandırılan beton bloklarla sabitleneceğini, böylelikle bu adaların zincir uzunluğu kadar hareket edebileceğini ve karaya vurmasının engelleneceğini belirterek, daha sonraki aşamada ise adaların yeniden eski bitki örtüsüne kavuşmasının sağlanacağını söyledi.
Bitki örtüsünün oluşmasıyla adaların yeniden göçmen kuşları ağırlamaya başlayabileceğini anlatan Kelleş, adaların gölün ortasında kalmasıyla baraj suyunun filtre edilerek temiz kalmasının sağlanabileceğini sözlerine ekledi.
Adalar 210 ton karbondioksiti tutuyor
Adıyaman Üniversitesinde toprak üzerine araştırmalar yapan, Avrupa Birliği Ortak Araştırma Merkezi Avrupa Toprak Bürosu Ulusal Teknik Uzmanı Prof. Dr. Erhan Akça da adaların gelecek nesillere aktarılabilmesi için projenin son derece kritik olduğunu vurguladı.
Adaların estetik görüntünün yanında doğaya da önemli katkılarının olduğuna dikkati çeken Akça, şunları kaydetti:
“Projenin doğaya katacağı estetik değer dışında işlevselliği de önemli. İklim değişikliği ve çölleşme günümüzde çok büyük bir sorun. Bu sorunların önüne geçmek için atmosferdeki karbondioksiti tutmamız lazım. Bu anlamda adalar, karbondioksiti organik karbon olarak en yüksek derecede tutan sistemlerdir. Öyle ki bu alan, buradaki 210 ton karbondioksiti tutmaktadır.”
Turizme de katkı sağlayacak
Çelikhan Kaymakamı Ali Cemal Altınöz de yüzen adaların korunmasını ve bölgeye önemli bir doğal zenginlik sağlayan canlı yaşamını sürdürmek istediklerini söyledi.
Yıllardır bölgenin korunmasına yönelik çalışmalar yapıldığını, artık somut adımlar atma aşamasına geçileceğini belirten Altınöz, “Buradaki amacımız, yıllardır var olan adaların korunması ve canlanması. Yapılacak çalışmada karaya vuran adaları kurtardığımız zaman yerli ve yabancı turistlerin de ilgisini çekecektir.” diye konuştu.
]]>İSTANBUL – Beyoğlu’nda alkollü şekilde kaldırımda oturan Engin Yalçın ile iş yeri sahibinin aracına cisim fırlatılması nedeniyle tartışan, tartışma sırasında elinde bulunan sipariş kalemiyle Yalçın’ı alnından yaralayarak ölümüne neden olduğu iddia edilen şüpheliye dava açıldı. Hazırlanan iddianamede kalem ‘silah’ sayılırken, şüphelinin 18 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması talep edildi.
Beyoğlu’nda 10 Kasım 2023’de iddiaya göre 22 yaşındaki Derviş Karadağ, çalıştığı iş yeri olan börekçiden gürültü duyması üzerine dışarı çıktı. Dışarı çıktığında, Engin Yalçın ile arkadaşının alkollü vaziyette kaldırımda oturduğunu ve hemen karşılarında park halinde bulunan işletme sahibinin aracına bir cisim fırlatıldığını gördü. Bunun üzerine çıkan tartışma sırasında Karadağ, elinde bulunan sipariş kalemiyle Yalçın’ın alnına doğru yumruk attı. Yaralanan ve yoğun kan kaybı yaşayan Yalçın ise kaldırıldığı hastanede olaydan 1 hafta sonra hayatını kaybetti.
Kalem silahtan sayıldı
Olaya ilişkin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen soruşturma tamamlandı. Hazırlanan iddianamede, Engin Yalçın’ın olay günü 08.00 sıralarında bir arkadaşıyla birlikte alkollü vaziyette kaldırım önünde oturduğu, gürültülü şekilde konuştukları, Yalçın’ın arkadaşının hemen karşılarında park halinde bulunan araca doğru bir cisim fırlattığı, bunun üzerine yan tarafta bulunan işletmeden iş önlüğüyle şüpheli Derviş Karadağ’ın çıktığı aktarıldı. İddianamede, başlayan sözlü tartışma sırasında şüpheli Karadağ’ın, sağ elinde ele geçirilemeyen fakat plastikten yapılma kalem olduğu değerlendirilen, ayrıca silahtan sayılan cisim bulunduğu, o vaziyette Yalçın’ın sol kaş kısmına doğru 1 kez yumruk attığı ve orada uzaklaştığı kaydedildi.
Olaydan 1 hafta sonra vefat ettiği belirtildi
Yalçın’ın yoğun kan kaybı yaşayarak hastaneye kaldırıldığının anlatıldığı iddianamede, olaydan 1 hafta sonra vefat ettiği, düzenlenen otopsi raporunda ise Yalçın’ın otopsisinden alınan örneklerinde uyuşturucu madde tespit edildiği, ayrıca ölümünün cisim yaralanmasına bağlı kafatası kırıklarıyla birlikte beyin kanaması, beyin doku hasarı ve gelişen komplikasyonlar sonucu meydana geldiği belirtildi.
İş yeri sahibinin aracına taş attıklarını görünce uyarmak için dışarı çıktığını söyledi
Şüpheli Derviş Karadağ’ın ifadesine de yer verilen iddianamede, olay sırasında vefat eden Yalçın’ın, arkadaşıyla birlikte alkollü vaziyette taşkınlık yaptıklarını, sağa sola sataştıklarını, içlerinden birinin çalıştığı iş yeri işletmecisine ait araca taş attığını görmesi üzerine uyarmak amacıyla yanlarına gittiğini söylediği belirtildi. Şüpheli ifadesinin devamında ise uyarmak için yanlarına gitmesine rağmen Yalçın’ın kendisine küfür etmesine sinirlenerek elinde iş yerinde kullandığı kalemle öldürme kastı bulunmaksızın ve anlık öfkeyle başına doğru yumruk attığını, ardından eylemini sürdürmeksizin olay yerinden ayrıldığını söylediği aktarıldı.
İddianamede ayrıca, şüpheli Karadağ’ın ilk ifade işlemleri sırasında Yalçın henüz vefat etmediğinden adli kontrol şartıyla serbest bırakıldığı ancak vefat sonrasında yeniden işlemleri yapılarak tutuklandığı kaydedildi.
18 yıla kadar hapis talebi
Hazırlanan iddianamede şüpheli Derviş Karadağ’ın ‘silahla kasten yaralama neticesinde ölüme neden olma’ suçundan 12 yıldan 18 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması talep edildi. Şüphelinin yargılanmasına önümüzdeki günlerde İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nde başlanacak.
]]>Okmeydanı’nda müzikholde bir adam mekanda tanışıp masasına oturduğu şahsa içkisini ödettirince ortalık karıştı
Mekan çıkışı adamı silahla kovalayan şahıs, ona önce ateş açtı ardından dövdü
İSTANBUL – Okmeydanı’nda bir müzikholde alkol alan adam, mekanda tanışıp masasına oturduğu şahsa içkisini ödettirince ortalık karıştı. Mekan çıkışı adamı silahla kovalayan şahıs, ona önce ateş açtı ardından dövdü. Dehşet anları kameralara anbean yansırken, Beyoğlu Asayiş Büro Amirliği polislerinin yakaladığı saldırgan adliyeye sevk edildi.
Olay, dün saat 04.00 sıralarında Beyoğlu Okmeydanı semti Piyelapaşa Mahallesi’nde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre gece saatlerinde bir adam müzikhole gelip alkol almaya başladı. Adam mekanda tuvalete gittiği esnada karşılaştığı bir şahısla tanışıp arkadaş oldu. Adam ardından tanıştığı şahıs ve iki arkadaşının oturduğu masaya geçti.
Alman usulü isteğini kabul etmeyip ödettirdi
Müzikholde eğlenen grup, gecenin sonunda mekan kapanacağı için hesabı ödemek için kalktı. Şahıs ve iki arkadaşı kendi içkilerinin hesabını ödedi ancak adam içkisinin ücretini şahsa ödetmek istedi. Ancak şahıs, “Alman usülü olsun, herkes kendi hesabını ödesin” diyerek adamın içkisini ödemek istemedi. Bunun üzerine adam da şahsa, “ödeyeceksiniz, ben sizin masanıza geldim misafir oldum” diyerek karşılık verdi. Şahıs mekan sahibine mahçup olmamak için adamın içkisini de ödeyerek arkadaşlarıyla birlikte mekandan çıktı.
Silahını çekip kovaladı, ateş açtı, dövdü
Şahıs ardından karşı sokaktaki evine girip silahını aldıktan sonra hızlıca çıktı. İçkisini ödediği adamın peşinden koşan şahıs ile adam arasında bu kez de kovalamaca başladı. Adamın arkasından silahla ateş açan şahıs onu yakaladıktan sonra yere düşürüp dakikalarca darbetti. Olay sonrası şahıs silahıyla birlikte olay yerinden hızla uzaklaştı. Dehşet anları ise kameralara anbean yansıdı. Olayın ardından yaralanan adam da bir süre sonra olay yerinden ayrıldı. Taraflar ise birbirlerinden şikayetçi olmadı.
Beyoğlu Asayiş polisi kıskıvrak yakaladı
Ancak yaşanan olayla ilgili bir vatandaş tarafından kayıt altına alınan görüntüleri ihbar kabul eden savcılığın talimatı üzerine Beyoğlu Asayiş Büro Amirliği polisleri çalışma başlattı. Görüntülerden yola çıkan polis ekipleri, cadde üzerindeki işyerlerinin güvenlik kamera görüntülerini incelemeye aldı. Yapılan çalışmalar sonucunda polis ekipleri, saldırgan şahsın emniyette 7 adet suç kaydı bulunan Harun Ö. olduğunu tespit etti. Devam eden çalışmalar sonucunda saldırgan şahıs Fetihtepe Mahallesi’nde Beyoğlu Asayiş Büro Amirliği polisleri tarafından 24 saat geçmeden kıskıvrak yakalandı.
18 yaşındaki saldırgan adliyeye sevk edildi
Gözaltına alınarak olayda kullandığı ruhsatsız tabanca ile birlikte emniyete götürülen şahsın burada ifadesi alındı. Ancak şahsın ateş açtığı ve darp ettiği adamın kim olduğu bulunamadı. Saldırgan şahsın olayı gerçekleştirdiğini kabul etmesi ve anlatması üzerine adli işlemleri yapıldı. Şahıs ardından da “silahlı tehdit” ve “kasten yaralamaya teşebbüs” suçlarından işlemleri yapılıp adliyeye sevk edildi.
]]>Beyoğlu’nda 10 Kasım 2023’de iddiaya göre 22 yaşındaki Derviş Karadağ, çalıştığı iş yeri olan börekçiden gürültü duyması üzerine dışarı çıktı. Dışarı çıktığında, Engin Yalçın (43) ile arkadaşının alkollü vaziyette kaldırımda oturduğunu ve hemen karşılarında park halinde bulunan işletme sahibinin aracına bir cisim fırlatıldığını gördü. Bunun üzerine çıkan tartışma sırasında Karadağ, elinde bulunan sipariş kalemiyle Yalçın’ın alnına doğru yumruk attı. Yaralanan ve yoğun kan kaybı yaşayan Yalçın ise kaldırıldığı hastanede olaydan 1 hafta sonra hayatını kaybetti.
Kalem silahtan sayıldı
Olaya ilişkin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen soruşturma tamamlandı. Hazırlanan iddianamede, Engin Yalçın’ın olay günü 08.00 sıralarında bir arkadaşıyla birlikte alkollü vaziyette kaldırım önünde oturduğu, gürültülü şekilde konuştukları, Yalçın’ın arkadaşının hemen karşılarında park halinde bulunan araca doğru bir cisim fırlattığı, bunun üzerine yan tarafta bulunan işletmeden iş önlüğüyle şüpheli Derviş Karadağ’ın çıktığı aktarıldı. İddianamede, başlayan sözlü tartışma sırasında şüpheli Karadağ’ın, sağ elinde ele geçirilemeyen fakat plastikten yapılma kalem olduğu değerlendirilen, ayrıca silahtan sayılan cisim bulunduğu, o vaziyette Yalçın’ın sol kaş kısmına doğru 1 kez yumruk attığı ve orada uzaklaştığı kaydedildi.
Olaydan 1 hafta sonra vefat ettiği belirtildi
Yalçın’ın yoğun kan kaybı yaşayarak hastaneye kaldırıldığının anlatıldığı iddianamede, olaydan 1 hafta sonra vefat ettiği, düzenlenen otopsi raporunda ise Yalçın’ın otopsisinden alınan örneklerinde uyuşturucu madde tespit edildiği, ayrıca ölümünün cisim yaralanmasına bağlı kafatası kırıklarıyla birlikte beyin kanaması, beyin doku hasarı ve gelişen komplikasyonlar sonucu meydana geldiği belirtildi.
İş yeri sahibinin aracına taş attıklarını görünce uyarmak için dışarı çıktığını söyledi
Şüpheli Derviş Karadağ’ın ifadesine de yer verilen iddianamede, olay sırasında vefat eden Yalçın’ın, arkadaşıyla birlikte alkollü vaziyette taşkınlık yaptıklarını, sağa sola sataştıklarını, içlerinden birinin çalıştığı iş yeri işletmecisine ait araca taş attığını görmesi üzerine uyarmak amacıyla yanlarına gittiğini söylediği belirtildi. Şüpheli ifadesinin devamında ise uyarmak için yanlarına gitmesine rağmen Yalçın’ın kendisine küfür etmesine sinirlenerek elinde iş yerinde kullandığı kalemle öldürme kastı bulunmaksızın ve anlık öfkeyle başına doğru yumruk attığını, ardından eylemini sürdürmeksizin olay yerinden ayrıldığını söylediği aktarıldı.
İddianamede ayrıca, şüpheli Karadağ’ın ilk ifade işlemleri sırasında Yalçın henüz vefat etmediğinden adli kontrol şartıyla serbest bırakıldığı ancak vefat sonrasında yeniden işlemleri yapılarak tutuklandığı kaydedildi.
18 yıla kadar hapis talebi
Hazırlanan iddianamede şüpheli Derviş Karadağ’ın ‘silahla kasten yaralama neticesinde ölüme neden olma’ suçundan 12 yıldan 18 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması talep edildi. Şüphelinin yargılanmasına önümüzdeki günlerde İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nde başlanacak. – İSTANBUL
]]>Emniyet Genel Müdürlüğü Trafik Başkanlığının talimatları ile şehirlerarası yolcu taşımacılığı yapan otobüslerin sürekli olarak denetlenmesi ve araç sürücüleri üzerinde ‘Algılanan yakalanma riski duygusunun yoğun şekilde hissettirilmesi’ amacıyla; 2023 yılı içerisinde Nevşehir Emniyet Müdürlüğü Bölge Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünce farklı illere 45 adet sivil trafik polisi görevlendirilerek otobüs denetimi planladı. 2023 yılında planlanan denetimlerin tamamı yapılırken, denetimlerde kusuru görülen 44 otobüs sürücüsüne de cezai işlem uygulandı.
Denetimler artarak devam edecek
Emniyet Genel Müdürlüğü Trafik Başkanlığı tarafından, trafik güvenliğinin sağlanmasına yönelik alınan tedbirlerin uygulanması 2024 yılında da devam ediyor. Bu tedbirler çerçevesinde Nevşehir Emniyet Müdürlüğü Bölge Trafik Denetleme Şube Müdürlüğü, şehirlerarası yolcu taşımacılığı yapan otobüs şoförlerinin, seyahat boyunca trafik güvenliğine ilişkin davranışları, kural ihlali yapıp yapmadığının, varsa ihlallerinin tespit edilmesi için sivil trafik denetim personeli görevlendirdi. Görev çerçevesinde Nevşehir Emniyet Müdürlüğü Bölge Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünce, önce Nevşehir’den Ankara’ya, daha sonra da Ankara’dan Nevşehir’e gelecek özel bir firmaya ait otobüste denetim yapmak üzere sivil trafik polisi görevlendirdi.
Sürücüye teşekkür etti
Görevli Trafik Polisi Mehmet Koçak, seyahat süresince otobüs şoförünün kural ihlali yapıp yapmadığını denetledi. Görevli trafik polisi Koçak, otobüs Nevşehir Otogarı’na girince kendisini tanıttı ve Ankara’dan Nevşehir Otogarı’na kadar geçen seyahat süresince hiçbir kural ihlali yapmayan otobüs sürücüsü Mehmet Yeşiltepe’ye teşekkür etti. Otobüs içerisinde bilgilendirme yapan Sivil Trafik Polisi Mehmet Koçak, “Ben Nevşehir Emniyet Müdürlüğünde trafik polisi olarak görev yapmaktayım. Ben de sizlerle birlikte seyahat ettim. Bu seyahatimden otobüs firmasının ve şoförün bilgisi yok. Amacım seyahat esnasında otobüs şoförünün, trafik kural ihlali yapıp yapmadığını, şoförün ve yolcuların emniyet kemeri takıp takmadıklarını tespit etmekti” dedi.
“Kendi güvenliğiniz için 112’ye ihbarda bulunun”
Otobüslerin karışmış oldukları trafik kazalarında emniyet kemeri takılmadığından araçtan savrulmaların ve araçların altında kalmak suretiyle yaralanma ve ölümler olduğunu söyleyen Trafik Polisi Mehmet Koçak, “Seyahatimiz başladığı andan itibaren seyahatimiz bitene kadar, emniyet kemeri takmak zarurettir ve zorunludur. Bu seyahatimizde şoför arkadaşımızın kural ihlali yaptığına rastlamadım. Bu nedenle sizlerin adına kendisine çok teşekkür ediyorum. Bundan sonraki seyahatlerinizde de otobüs şoförlerinin kural ihlali yaptığı zaman 112 çağrı merkezini arayarak ihbarda bulunabilirsiniz. Bu şekilde kendi güvenliğinizi sağlayabilirsiniz” şeklinde konuştu.
Seyahat süresince denetlendiğinin farkında olmayan otobüs sürücüsü Mehmet Yeşiltepe de yapılan denetimden çok memnun olduğunu söyledi. Yeşiltepe; “Kontrol ve denetim çok güzel bir şey. Her zaman yapılsa daha güzel olur. Bu uygulama hem bizler için hem de yolcular için çok iyi. En azından bu denetlemeler sayesinde trafik kazaları had safhada olmaz” şeklinde konuştu. – NEVŞEHİR
]]>Darp edilen çiftlerden Hamdiye Polat: “Şimdi beni suçluyorlar, ben sanığım şimdi”
MERSİN – Mersin’de bir okul müdürü ve oğlunun, otobüste tartıştıktan sonra darp ettiği yaşlı çift İhlas Haber Ajansı’na konuştu. Darp edilen Hamdiye Polat, şu anda karşı tarafın da kendilerinden davacı olduğunu belirterek, “Neymiş? Ben çocuğu dövmüşüm. Nasıl yapabilirim? Ben çocuğu nasıl dövmüşüm? Ben çocuğu dövemem ki” dedi.
Merkez Toroslar ilçesinde 15 Aralık 2023’te Mersin Şehir Hastanesine giden otobüste darp edilen çiftten Hamdiye Polat, eşinin yüzde 88 engelli ve bakıma ihtiyacı olduğunu söyledi. Olay gününü anlatan Polat, şöyle devam etti:
“Aralık ayının 15’inde hastaneye kontrole gittik. Hem benim hem de eşimin kontrolü vardı. Kontrol olduktan sonra sonuçlar geldi. Hastanenin içinden otobüs durağına kadar yarım saatte ben bunu götürdüm. Çünkü arabayla yürütemiyorum. Oraya gittik otobüse bindik. Engelli koltukları var 4 tane, ona yöneldik, bunlar oturuyormuş. Dediler ‘biz de engelliyiz.’ Ben de eşime, ‘bunlar da engelliymiş’ dedim. Hatta yazık da dedim yani. Genç baba- oğulmuş, tanımıyoruz etmiyoruz. Eşim dayanacağı bir şey olmazsa otobüs hakaret ettiğinde düşüyor. Biz diğer tarafa yöneldik. Ondan sonra gelip ‘sen nasıl benim oğluma kalk diyorsun’ dedi. Biz çocuğuna ‘kalk demedik, bir tarafına da bu otursun’ dedik. Bir tarafı boştu çünkü.”
Daha sonra başka bir yere oturduklarını anlatan Polat, baba ile oğlunun kalkıp yanlarına gelerek kendilerini darp etmeye başladıklarını, bu sırada da yolcuların araya girdiklerini ifade etti. Yolcular indikten sonra baba ile oğlunun yine yanlarına geldiklerini vurgulayan Polat, “Beni yere düşürdü. Benim üstüme çıktı. Babası arkada oğlu önde yumrukluyor bunu. Engelli adam zaten konuşamıyor, dili çok dönmüyor. Ondan sonra hiç dönmüyor şimdi. Yataklık oldu tamamıyla. Oğlanla babasının bize ettiği küfürleri anlatamam” ifadelerini kullandı.
“Ben şu anda sanığım şimdi”
Olaydan sonra otobüs şoförünün çağırdığı ambulansla hastaneye gittiklerini aktaran Polat, darp raporu aldıktan sonra karakola giderek şikayetçi olduklarını anlattı. Şu anda karşı tarafın da kendilerinden davacı olduğunu dile getiren Polat, “Neymiş? Ben çocuğu dövmüşüm. Nasıl yapabilirim ben? Ben çocuğu nasıl dövmüşüm? Ben çocuğu dövemem ki. Ben nasıl erkek çocuğu ve adamı döverim? Biri 52 yaşında, diğeri 17 yaşındaymış. Biz bilmiyoruz, tanımıyoruz, etmiyoruz. Şimdi beni suçluyorlar. Ben sanığım şimdi. Oğlan beni dövüyor, babası beni dövüyor ama şimdi ben suçluyum” şeklinde konuştu.
Otobüs şoförünün de şimdi olayı inkar ettiğini, bir şey görmediğini ve duymadığını söylediğini öne süren Polat, ondan da şikayetçi olduklarını kaydetti. Felçli olan Ramazan Polat da güçlükle konuşarak yediği yumruktan sonra gözünün şiştiğini anlatmaya çalıştı. Öte yandan, olaydan sonra müdürün açığa alındığı ve hakkında idari soruşturma başlatıldığı, görüntülerin ortaya çıkmasının ardından müdürün oğlu A.O.T’nin de tekrar gözaltına alındığı öğrenildi.
Otobüsteki darp anı sosyal medyaya yansıdı
Diğer yandan, okul müdürü ve oğlunun, otobüste yaşlı çifte saldırarak darp ettiği anlara ilişkin görüntüler sosyal medyaya da yansıdı. Büyük tepki çeken görüntülerde, müdür ve oğlunun koltukta oturan çifte tekme- tokat saldırdıkları anlar yer aldı.
]]>Kültür ve Turizm Bakanlığı, Sapienza Üniversitesi ve Yunus Emre Enstitüsü Roma Türk Kültür Merkezi işbirliğinde “Arslantepe 2024: Yeni bir UNESCO alanın dünü, bugünü ve geleceği” başlıklı serginin açılışı yapılırken, yine aynı başlıkla bir de sempozyum gerçekleştirildi.
Sapienza Üniversitesi Edebiyat ve Felsefe Fakültesi’nin ev sahipliği yaptığı etkinliğe, Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Gökhan Yazgı, Türkiye’nin Roma Büyükelçisi Ömer Gücük, Türkiye’nin Vatikan Büyükelçisi Ufuk Ulutaş, Malatya Büyükşehir Belediye Başkanı Selahattin Gürkan, Malatya İnönü Üniversitesi Rektörü Prof. Ahmet Kızılay, La Sapienza Üniversitesi Rektörü Prof. Antonella Polimeni, Arslantepe Höyüğü Kazı Başkanı Prof. Dr. Francesca Balossi Restelli ve Arslantepe Höyüğü Kazıları Onursal Başkanı Roma La Sapienza Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. ???????Marcella Frangipane katıldı.
Etkinliğin başında ilk olarak Arslantepe fotoğraflarından oluşan sergi, Bakan Yardımcısı Yazgı, Büyükelçi Gücük ve La Sapienza Üniversitesi Rektörü Prof. Polimeni tarafından açıldı.
Daha sonra Arslantepe Höyüğü’nde La Sapienza Üniversitesi’nin 63 yıldır yürüttüğü çalışmaların değerlendirildiği bir sempozyum düzenlendi.
Sempozyumun açılışında konuşan Yazgı, bu etkinlikleri geçen yıl düzenlemek istediklerini ancak 6 Şubat depremleri nedeniyle bunu gerçekleştiremediklerini belirterek, depremde İtalya ve İtalyan dostlarının kendilerine gösterdiği destek için teşekkür etti.
Yazgı, Arslantepe Höyüğü’nün 6 Şubat depremlerinden etkilendiğini belirterek, “Binlerce yıldır varlığını sürdüren Arslantepe Höyüğü söz konusu depremlerde küçük çaplı hasarlar yaşadı. Değerli hocamız Francesca ile yerinde gerekli tespitleri yaptık ve küçük çaplı hasarları onardık. Artçı depremlerin etkilerini minimize edecek önlemler aldık.” dedi.
Büyükelçi Gücük de Arslantepe kazılarındaki katkılara ve bu etkinliğe ev sahipliğinden dolayı La Sapienza Üniversitesi’ne teşekkür etti.
Rektör Prof. Polimeni de Arslantepe Höyüğü’ndeki arkeolojik araştırmaların üniversite yönetimince de güçlü şekilde desteklendiğini belirterek, bunun uluslararası ve yerel makamların işbirliğinde aynı seviyede devam edeceğini söyledi.
Sempozyumun ardından katılımcılara, etkinlik anısına özel birer plaket verildi.
Yazgı: “Öğrencilerin ilgisi bizi çok mutlu etti”
Bakan Yardımcısı Yazgı, AA muhabirine etkinlik sonrasında yaptığı açıklamada, Arslantepe’nin bürokratik sistemin Anadolu’da ve Mezopotamya ve dünyada yerleşik hayatla birlikte sistematik ilk görüldüğü yer olduğunu ifade ederek, “Arslantepe bizim için çok önemli. 2021 yılında Dünya Kalıcı Miras Listesi’ne girmesini sağladık. La Sapienza Üniversitesi’nden Marcella hocamla, aynı zamanda kazı başkanımız Francesca Hocamızın yoğun çalışmalarıyla bu hale getirdik.” dedi.
Yazgı, etkinlikle ilgili şunları kaydetti:
“Arslantepe Höyüğümüzün dünyadaki önemini anlatmak için böyle bir sergi düzenledik. Katılım çok güzeldi. İtalya’daki birçok bilim insanının katıldığı güzel bir sempozyum da gerçekleştirdik. Bu sayede en çok kazıyı yapan ikinci ülke İtalya. 6 tane kazımız var. Buradaki bilim adamlarıyla fikir alışverişimiz devam ediyor. Hem Türk, hem İtalyan bilim insanları yurt dışından Alman ve birçok ülkeden katılımcılarla güzel bir sinerji oluştu. Öğrencilerin çok yoğun bir ilgisini gördük. Devamlı bize soru soruyorlar, Arslantepe’yi anlattırıyorlar, Türkiye’yi merak ediyorlar ve Türkiye’deki bu çalışmalara da katılmak istediklerini ifade ettiler. Bu da bizi çok mutlu etti.”
“La Sapienza Üniversitesi, Malatya açısından önemli bir üniversitedir”
Malatya Büyükşehir Belediye Başkanı Gürkan da La Sapienza Üniversitesi’nde düzenlenen bu etkinlikte emeği geçenlere teşekkür ederek, “La Sapienza Üniversitesi, Malatya açısından önemli bir üniversitedir. Geçtiğimiz süre içerisinde baktığımızda 1961’den beri Malatya tarihini, dolayısıyla insanlık tarihini iğneyle kuyu kazar gibi araştıran Roma La Sapienza Üniversitesi’nin öğretim üyelerini gördük. Bu kişiler, insanlık medeniyetinin araştırılması ve Anadolu medeniyetlerinin ortaya çıkarılmasında bir ömrü feda ettiler. Bu anlamda ömrünü özellikle buraya vakfedenlere belediye meclisinde oybirliğiyle fahri vatandaşlık beratı verdik.” ifadelerini kullandı.
Malatya İnönü Üniversitesi, kazılara katkı vermeye devam edecek
Malatya İnönü Üniversitesi Rektörü Prof. Kızılay, Roma’daki bu etkinlikten dolayı çok mutlu olduklarını belirterek, “Biz üniversite olarak Arslantepe’nin bütün bu süreçte yapılan bilimsel çalışmalara, kazı çalışmalarına katkı vermeye devam edeceğiz.” dedi.
Kızılay, La Sapienza Üniversitesi’nin bilim insanlarının çalışmalarına özellikle değinmeleri gerektiğini ifade ederek, “Bu uzun emek ve özverili çalışmalar için onlara teşekkür etmek, onları tebrik etmek istiyorum. Malatya’nın ülkemizin bu hazinesini büyük bir emek de Kültür Turizm Bakanlığımızın koordinesinde ve izniyle dünya mirasına hep birlikte kazandırdık. Bundan sonra da yeni buluntularla çok daha zengin insanlık tarihini aydınlatacak verilere erişeceğimizi ifade etmek istiyorum.” değerlendirmesini yaptı.
“Hayatımın büyük bir kısmını bu işe adadım”
Arslantepe Höyüğü Kazıları Onursal Başkanı Roma La Sapienza Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Frangipane de Arslantepe’de çalışmanın kendisi için mutluluğun da ötesinde bir şey olduğunu dile getirerek, “Hayatımın büyük bir kısmını bu işe adadım. 45 yıl Arslantepe’de çalıştım, 30 yıldan fazla kazıyı yönettim.” dedi.
Herkesle tam uyum içinde ve sorunsuz çalıştıklarını anlatan Frangipane, “Bu kazı, sadece bilimsel açıdan değil, bana çok şey kattığı için de güzel, zengin bir deneyimdi. Arslantepe verilerine dayanarak devletin kökenleri, birçok ülkedeki eşitsizliklerin kökenleri gibi pek çok genel konu üzerinde çalışabildim. Açıkçası bana araştırmamı yapma fırsatını sundu, böylece bilgilerimi zenginleştirdi, ama aynı zamanda güzeldi.” ifadelerini kullandı.
Frangipane, sözlerini, “Oraya her gittiğimde mutlu bir şekilde giderdim ve ayrılırken de üzülürdüm. Çünkü orada kendimi iyi hissettim, çünkü insanları çok şefkatli, kardeşçe yaklaşıyorlardı.” diye tamamladı.
]]>Redmi Note 13 fiyatı belli oldu!
Telefonun 6,67 inç boyutundaki FHD+ 120 Hz AMOLED ekranı, görsel olarak etkileyici bir deneyim sunuyor ve 120 Hz yenileme hızı sayesinde akıcı bir kullanıcı arayüzü sağlıyor. Snapdragon 685 işlemcisi ve 14 GB’a kadar RAM ile birleşerek güçlü bir performans sunan bu model, yoğun işlemleri rahatlıkla yönetebiliyor.
Redmi Note 13, fotoğraf çekmeyi sevenler için oldukça etkileyici bir kamera sistemine sahip. Telefon, 108 MP ana kameraya ek olarak 8 MP ultra geniş açılı kamera, 2 MP makro kamera ve 16 MP ön kamera ile donatılmış durumda. Bu çok yönlü kamera sistemleri, farklı çekim ihtiyaçlarına uygun çözümler sunarak kullanıcıların yaratıcılığını serbest bırakmalarına olanak tanıyor.
Redmi Note 13 Pro kutu açılımı!
Dayanıklılık açısından Redmi Note 13, IP54 sertifikasıyla toza ve suya karşı koruma sağlıyor. Bu özellik, cihazın günlük yaşamın zorlu koşullarına karşı dayanıklı olmasını ve uzun ömürlü bir kullanım sunmasını sağlıyor.

Güçlü performansı ve çeşitli özellikleriyle dikkat çeken telefon, 5.000mAh pil kapasitesine sahip. Ayrıca, 33W hızlı şarj desteğiyle kullanıcılarına hızlı ve verimli bir şekilde enerji sağlıyor. Bu özellik, özellikle yoğun kullanım anlarında pratik bir avantaj sunarak kullanıcıların telefonlarını daha uzun süre kesintisiz kullanmalarını sağlıyor.
Xiaomi Redmi Note 13 fiyatı 11 bin 999 TL olarak açıklandı. Xiaomi resmi sitesinden yapılan alışverişlerde yanında 1189 TL’lik Xiaomi Smart Band 8’in hediye edildiğini de belirtelim.
Merkez Toroslar ilçesinde 15 Aralık 2023’te Mersin Şehir Hastanesine giden otobüste darp edilen çiftten Hamdiye Polat, eşinin yüzde 88 engelli ve bakıma ihtiyacı olduğunu söyledi. Olay gününü anlatan Polat, şöyle devam etti:
“Aralık ayının 15’inde hastaneye kontrole gittik. Hem benim hem de eşimin kontrolü vardı. Kontrol olduktan sonra sonuçlar geldi. Hastanenin içinden otobüs durağına kadar yarım saatte ben bunu götürdüm. Çünkü arabayla yürütemiyorum. Oraya gittik otobüse bindik. Engelli koltukları var 4 tane, ona yöneldik, bunlar oturuyormuş. Dediler ‘biz de engelliyiz.’ Ben de eşime, ‘bunlar da engelliymiş’ dedim. Hatta yazık da dedim yani. Genç baba- oğulmuş, tanımıyoruz etmiyoruz. Eşim dayanacağı bir şey olmazsa otobüs hakaret ettiğinde düşüyor. Biz diğer tarafa yöneldik. Ondan sonra gelip ‘sen nasıl benim oğluma kalk diyorsun’ dedi. Biz çocuğuna ‘kalk demedik, bir tarafına da bu otursun’ dedik. Bir tarafı boştu çünkü.”
Daha sonra başka bir yere oturduklarını anlatan Polat, baba ile oğlunun kalkıp yanlarına gelerek kendilerini darp etmeye başladıklarını, bu sırada da yolcuların araya girdiklerini ifade etti. Yolcular indikten sonra baba ile oğlunun yine yanlarına geldiklerini vurgulayan Polat, “Beni yere düşürdü. Benim üstüme çıktı. Babası arkada oğlu önde yumrukluyor bunu. Engelli adam zaten konuşamıyor, dili çok dönmüyor. Ondan sonra hiç dönmüyor şimdi. Yataklık oldu tamamıyla. Oğlanla babasının bize ettiği küfürleri anlatamam” ifadelerini kullandı.
“Ben şu anda sanığım şimdi”
Olaydan sonra otobüs şoförünün çağırdığı ambulansla hastaneye gittiklerini aktaran Polat, darp raporu aldıktan sonra karakola giderek şikayetçi olduklarını anlattı. Şu anda karşı tarafın da kendilerinden davacı olduğunu dile getiren Polat, “Neymiş? Ben çocuğu dövmüşüm. Nasıl yapabilirim ben? Ben çocuğu nasıl dövmüşüm? Ben çocuğu dövemem ki. Ben nasıl erkek çocuğu ve adamı döverim? Biri 52 yaşında, diğeri 17 yaşındaymış. Biz bilmiyoruz, tanımıyoruz, etmiyoruz. Şimdi beni suçluyorlar. Ben sanığım şimdi. Oğlan beni dövüyor, babası beni dövüyor ama şimdi ben suçluyum” şeklinde konuştu.
Otobüs şoförünün de şimdi olayı inkar ettiğini, bir şey görmediğini ve duymadığını söylediğini öne süren Polat, ondan da şikayetçi olduklarını kaydetti. Felçli olan Ramazan Polat da güçlükle konuşarak yediği yumruktan sonra gözünün şiştiğini anlatmaya çalıştı. Öte yandan, olaydan sonra müdürün açığa alındığı ve hakkında idari soruşturma başlatıldığı, görüntülerin ortaya çıkmasının ardından müdürün oğlu A.O.T’nin de tekrar gözaltına alındığı öğrenildi.
Otobüsteki darp anı sosyal medyaya yansıdı
Diğer yandan, okul müdürü ve oğlunun, otobüste yaşlı çifte saldırarak darp ettiği anlara ilişkin görüntüler sosyal medyaya da yansıdı. Büyük tepki çeken görüntülerde, müdür ve oğlunun koltukta oturan çifte tekme- tokat saldırdıkları anlar yer aldı. – MERSİN
]]>Camili Mahallesi Yunus Emre Spor Salonu mevkiinde 5 Ekim 2023’de meydana gelen olayda, İ.A. kendisini aldattığını düşündüğü eşi Tansu A.’yı ve görüştüğü B.Y.T’yi cadde ortasında silahla ateş ederek yaraladı. Hastaneye kaldırılan Tansu A., olaydan iki gün sonra tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti, B.Y.T. ise tedavisinin ardından taburcu edildi.
Olayın ardından silahı ile polise teslim olan ve adliyeye sevk edildiği sırada basın mensuplarının “Neden yaptınız, pişman mısınız?” sorusuna “adalet” yanıtını veren İ.A. ise tutuklandı.
Sanık koca ilk kez hakim karşısına çıktı
Tutuklu sanık İ.A. hakkında Sakarya 5. Ağır Ceza Mahkemesince açılan davanın ilk duruşması görüldü. Salonda tutuklu sanık İ.A., ölen kadın Tansu A.’nın annesi, taraf avukatları ve sanık yakınları hazır bulunurken, Tansu A.’nın babası ise duruşmaya bulunduğu ilden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi ile (SEGBİS) katıldı.
“Eşimin başkasıyla birlikte olduğu cinsel içerikli videolarını gördüm”
Savunması için söz hakkı verilen İ.A., eşi Tansu ile 2014’de evlendiğini ve 2 çocuğunun olduğunu söyledi. Olay tarihinde eşinin eski telefonunu kullandığı öğrenilen İ.A., “Olay günü fabrikada çalışırken telefon kasmaya başlamıştı. Bazı uygulamaları silerken eşimin başkasıyla birlikte olduğu cinsel içerikli videolarını gördüm ve hemen eve geldim. Çocuklar evin önünde oynuyordu eşimi arabayı aldım, evden uzaklaştık ve bir yerde durduk. Beni aldatıp aldatmadığını sordum. İlk başta inkar etti. Videoları gösterince de bir kerelik bir hata olduğunu, B.Y.T.’nin görüntüleri izinsiz çektiğini, tehdit etmesi üzerine ilişkiye devam ettiğini ve pişman olduğunu söyledi” dedi.
“112’yi arayarak eşimi ve sevgilisini vurduğumu, evime de ekip gelmesini söyledim”
Aldatıldığını öğrendiğinde boşanmak istediğini ifade eden sanık İ.A., “Eşim yüzleştirmek için B.Y.T’yi aramak istedi, ben de ‘tamam’ dedim. Yola çıktık. Yolda B.Y.T.’nin tehlikeli biri olduğunu söyleyince evden silahı aldım. İlk başta B.Y.T. telefonu açmadı. Eşimi ağabeyine bırakmak için yoldayken B.Y.T. aradı ve bize olay yerini tarif etti. Olay yerine gittiğimizde araçların arasından birinin bize doğru geldiğini gördüm. O esnada eşim direksiyona sarıldı, boğuşurken arabayı çarptık ve aşağı indim. B.Y.T. bana doğru gelirken elini sağa beline doğru atınca ateş ettim. Şahıs aracın arkasına düştü ve kalkarak kaçmaya çalıştı. O sırada eşim telefonu alıp kaçmaya çalıştı, ayaklarına ateş ettim. Yere düştü başka bir şey yapmadım. Telefonu aldım araca bindim eve doğru yola çıktım. O sırada 112’yi arayarak eşimi ve sevgilisini Camili mezarlık mevkisinde vurduğumu, evime de ekip gelmesini söyledim. Yaşananlardan dolayı pişmanım keşke olay yerine hiç gitmeseydim” diye konuştu.
“Evden kovabilirdi ama öldürmesini kabul etmiyorum”
Tansu A.’nın annesi C.K. ise “Kızımın başka biriyle ilişkisi olduğunu bilmiyordum öyle bir şey varsa sanık kızımı evden kovabilirdi ama öldürmesini kabul etmiyorum. Şikayetçiyim” şeklinde konuştu.
Görüşünü açıklayan cumhuriyet savcısı, sanığın tutukluluk halinin devamını talep ederek, mütalaayı hazırlaması için dosyanın kendisine gönderilmesini istedi. Mahkeme heyeti ise sanığın tutukluluk halinin devamına karar vererek, duruşmayı erteledi. – SAKARYA
]]>Ankara 33. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen duruşmaya tutuklu sanıklar Cevdet Dündar, Halit Kürk ile tutuksuz sanık Ali Kürk ve avukatları katıldı. İddianamenin özeti ve kimlik tespitinin ardından sanıklara söz verildi. Tutuksuz olarak yargılanan sanık Ali Kürk, yolculuk esnasında Cevdet Dündar’a ait aracın kendi şeritlerini ihlal ettiğini, bundan dolayı da kornaya bastığını söyledi. Sanık Dündar’ın kendilerine silah göstererek sinkaflı küfürler ettiğini iddia eden Kürk, “Maktul Kızhanım Dündar, sanık Cevdet Dündar’ın silahını çıkartmasına mani olmaya çalıştı. ‘Sizi vururum’ dedi. Silahı görünce babam aşağı indi. Tartışma başladı. ‘Amca silahı bırak’ dedim. 2 kez silahın kabzasıyla babamın kafasına vurdu ve havaya ateş etmeye başladı. Ardından eşini vurdu” dedi.
Sanık Halit Kürk ise olay günü şahsi araçlarıyla yolculuk ederken Cevdet Dündar’ın arabayla önlerini kestiğini söyledi. Ardından Dündar’la sözlü tartışmaya girdiklerini söyleyen sanık Kürk, “‘Bu yolu baban mı yaptırdı’ dedim. İleride beraber durduk. Silahıyla ateş etmeye başladı. Silahın kabzasıyla bana vurmaya başladı. 3-4 el silah sesi duydum. Ardından ‘Kadın vuruldu’ diye bağırdılar” ifadelerini kullandı.
“Kimseye zarar gelmesin diye silahı yukarıda tuttum”
Maktul Kızhanım Dündar’ın eşi sanık Cevdet Dündar ise olay günü Kars’tan Ankara’ya kendi araçlarıyla geldiklerini söyledi. Yayalara yol vermek için yavaşlayarak durduğunu aktaran Dündar, “Arkamdan Halit Kürk geldi. Bana camı açarak küfür etti. Tartıştık, elinde bıçak vardı. Ben konuşmak için arabadan inecektim. Halit bana yumruk attı. Ben de karşı tarafı korkutmak için ruhsatlı silahımı çıkardım. Ali ve Halit Kürk silahı görmelerine rağmen küfür etmeye devam ettiler. Arbede yaşandı, kimseye zarar gelmesin diye silahı yukarıda tuttum” dedi.
Ali ve Halit Kürk’ün kendisine ve eşine zarar vereceklerini düşündüğünden silahın kabzasıyla Halit Kürk’e vurduğunu söyleyen Dündar, şunları ifade etti:
“O esnada silahın kontrolünü kaybettim. Silah 1-2 kez patladı. O esnada birisi ‘Kadın vuruldu’ dedi. Dünyam başıma yıkıldı. Sanıklar silahtan korkmadı, üzerime yürüdüler. Amacım sadece kendimle eşimi korumaktı. 35 yılı aşkın silahım var, tek kurşun sıkmadım. Tahliyemi talep ediyorum.”
Dündar’ın avukatı ise meşru müdafaa hükümlerinin uygulanması gerektiğini belirterek, müvekkilinin tahliyesini talep etti. Sanık ve avukat beyanlarının ardından mahkeme başkanı Hasan Şatır, müştekiye söz verdi. Dündar’ın kızı F.S.G., sanıklar Ali ve Halit Kürk’ten şikayetçi olduğunu söyledi.
Söz alan cumhuriyet savcısı, tutuklu sanıkların mevcut hallerinin devam etmesini talep etti. Ara kararını açıklayan mahkeme, mevcut delil durumu ve suçun mahiyeti nedeniyle tutuklu sanıklar Halit Kürk ve Cevdet Dündar’ın tahliyesine hükmetti. Duruşma 22 Mayıs’a ertelendi.
Olayın geçmişi
Ankara’nın Yenimahalle ilçesinde 3 Eylül 2023’te Cevdet Dündar, trafikte ‘yol vermeme’ nedeniyle Halit Kürk ve oğlu Ali Kürk ile tartıştı. Taraflar, araçlarını park edip aşağı indikten sonra kavga etti. Aracından ruhsatlı tabancasını alan Cevdet Dündar, iddiaya göre silahını caydırma amaçlı karşı tarafa doğrulttu. O sırada çıkan boğuşma sonucu kazara ateş alan tabancayla Cevdet Dündar’ın eşi Kızhanım Dündar vuruldu. Yaralı Kızhanım Dündar, ambulansla kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti. Olay sonrası gözaltına alınan Cevdet Dündar ile kavgaya karışan Halit Kürk, çıkarıldıkları mahkemece tutuklanırken, Ali Kürk ise serbest bırakıldı. – ANKARA
]]>İstanbul 2 Nolu Barosu tarafından İstanbul Üniversitesi (İÜ) Doktora Salonu’nda düzenlenen “28 Şubat Sempozyumu”nda konuşan Tunç, demokrasiye kara lekenin çalındığı 28 Şubat darbesinin 27. yıl dönümünde bu sempozyumu düzenleyenlere teşekkür etti.
Tunç, 1995 seçimlerinde birinci çıkan Refah Partisi Hükümetinin daha ilk yıllarında, sürekli irtica tehlikesinin pompalanmaya başlandığını, 28 Şubat 1997’de ise toplanan Milli Güvenlik Kurulu’nun (MGK) 18 maddelik bir bildiri yayımladığını hatırlattı.
1990’lı yıllardan 2000’lerin başına kadar parlamenter sistemdeki koalisyonların, siyasi krizlerin yol açtığı bunalımlı yıllar olarak tarihe geçtiğini kaydeden Tunç, “O günleri yaşadı bu ülke. Şimdi hatırladığımız zaman ne kadar çirkin, ne kadar kötü, ne kadar demokrasi düşmanlığı yapıldığını hafızalarımızı tazelediğimizde görüyoruz.” ifadesini kullandı.
“15 Temmuz’da milletimiz meydanlara inmeseydi yine ülkemizin önü kesilecekti”
Kendisinin de 1990’lı yıllarda İstanbul Üniversitesi’nde öğrenci olduğunu belirten Tunç, o dönem başörtülü kız arkadaşlarının derslere alınmadığını anlattı.
Vesayetçi anlayışın hem demokrasiye hem milli iradeye hem de ekonomiye zararının olduğunu vurgulayan Tunç, darbenin yüz kızartıcı bir suç ve milli irade hırsızlığı olduğunu, Türk Ceza Kanunu’nda ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirdiğini kaydetti.
Tunç, 12 Eylül ve 28 Şubat darbelerini yapanların yargı önüne çıktığını ve hesap verdiklerini hatırlatarak, “Aslolan bu süreçleri çocuklarımızın, gençlerimizin bir daha yaşamaması. Bunun için neler yapıyoruz, önemli olan bu.” dedi.
Bu ülkede bir daha darbe olmasın, milli irade hırsızları sahneye çıkamasın diye çok önemli yapısal dönüşümleri gerçekleştirdiklerini kaydeden Tunç, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bunu, Sayın Cumhurbaşkanımızın güçlü liderliği ve kararlılığı sayesinde siyasetçilerimizin, parlamentomuzun yoğun çalışması ve milletimizin yoğun desteği sayesinde gerçekleştirdik. Milletimizin destekleri olmasaydı, o referandumlarla anayasa değişikliklerine ‘evet’ dememiş olsalardı bunları gerçekleştiremezdik. 15 Temmuz’da milletimiz meydanlara inmeseydi yine ülkemizin önü kesilecekti. O nedenle biz milletimize şükran borçluyuz. Milletimiz için ne yapsak azdır. Ülkemizin geleceği için, özellikle bundan sonra demokrasi dışı müdahalelerin olmaması için gerekli yapısal dönüşümleri, anayasamızda sessiz devrim diyebileceğiniz şekilde gerçekleştirdik.”
“Anayasa’da temel hak ve özgürlükleri genişleten önemli düzenlemeler yaptık”
Tunç, Anayasa’da temel hak ve özgürlükleri genişleten, hak arama yollarını arttıran önemli düzenlemeler yaptıklarını, darbelere gerekçe gösterilen yasa maddelerini ve uygulamaları kaldırdıklarını söyledi.
Milli Güvenlik Kurulu’nu ve Yüksek Askeri Şura’yı, yapısını sivilleştirip demokratik hukuk devleti ilkesine uygun hale getirdiklerini hatırlatan Tunç, Devlet Güvenlik Mahkemelerini kaldırdıklarını aktardı.
Bakan Tunç, özel yetkili mahkemeler, Hakimler ve Savcılar Kurulu ile Anayasa Mahkemesinin yapısının daha demokratik, hukuk devleti ilkelerine uygun hale getirilmesi gibi önemli yapısal düzenlemeleri gerçekleştirdiklerini dile getirdi.
Tunç, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçiş gibi, özellikle halkın doğrudan doğruya yürütmeyi ve cumhurbaşkanını belirlediği bir sisteme geçerek, Cumhuriyet rejimini ve demokrasiyi güçlendiren bir yönetim sistemine de adım attıklarını vurguladı.
Fazilet Partisinde ilçe başkan yardımcısı olduğu dönemde “Başörtüsüne özgürlük” diye bir metin imzaladıklarını anlatan Tunç, o zamanki İstanbul Barosunun isimlerini ve adreslerini bildirmesi üzerine Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargılandıklarını dile getirdi. Tunç, Türk Ceza Kanunu’nda yer alan 312. maddenin suç olmaktan çıkarılması üzerine, o davanın ortadan kalktığını anımsattı.
“Darbecilere anayasa hazırlayan anayasa hukukçularını gördük”
Adalet Bakanı Tunç, “Özellikle vesayetçi-darbeci anlayışının kök saldığı en önemli kurumlardan birisi de yargımızdı. Türk hukuk tarihine baktığımız zaman özellikle 60 darbesi sonrası maalesef o günkü yargı mensupları darbecilerin yanında durdu, darbe mağdurlarını idama mahkum etti. Darbecileri ise baş tacı etti ve onları korudu. Darbecilere anayasa hazırlayan anayasa hukukçularını gördük.” ifadesini kullandı.
Sonrasında 12 Eylül 1980 darbesinin gerçekleştiğini aktaran Tunç, “Yine o günkü yargı, darbe mağdurlarını yargıladı. Yaşlarını büyüterek gençleri astılar ve darbecilerin yanında durdu, darbecilere destek verdi. 28 Şubat’a geldiğimizde Anayasa Mahkemesi Başkanı, Yargıtay Başkanı, Danıştay Başkanı, bütün yüksek mahkeme başkanları ve daire başkanlarını alıp doğru Genelkurmaya götürdüler, askerlerin karşısında hazır ola geçirttiler.” diye konuştu.
“Demokratik, sivil bir anayasayı milletimize olan borcumuzu yerine getirerek inşallah sağlayacağız”
Adalet Bakanı Tunç, 15 Temmuz darbe girişimi sırasında ise Türkiye Cumhuriyeti Devleti savcılarının adliyelere koşarak darbeciler hakkında gözaltı ve yakalama kararları çıkardığını vurguladı.
Millet meydanlarda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile beraber darbecilere karşı koyarken Türk yargısının da adliyelerde darbecileri soruşturmak için mücadele ettiğini kaydeden Tunç, şunları paylaştı:
“Bugün Türk yargısıyla ilgili laf edenler, ‘Yargı bağımsız, tarafsız değil’ diyenler aslında o 27 Mayısların, 12 Eylüllerin, 28 Şubatların yargısını özleyenler. Tüm açıklığıyla söyleyebiliriz ki bugün yargımız her zamankinden daha bağımsız ve tarafsızdır. Darbeciden hesap sormaktadır. Bundan sonra da eğer böyle bir tehlike karşısında, böyle bir şeyi aklından geçirenlerle ilgili de zaten teyakkuzdadır. 28 Şubatları bundan sonra yaşamamak için elbette ki bu önemli günlerle hafızalarımızı tazeleyeceğiz ama bu yapısal dönüşümlerin daha kalıcı olması için de inşallah yeni, demokratik, sivil bir anayasayı, milletimize olan borcumuzu yerine getirerek inşallah sağlayacağız.”
Tunç, 28 Şubat sürecinde yüz binlerce insanın fişlendiğini belirterek, demokrasi dışı müdahalelerin bir daha gerçekleşmeyeceği bir ülkeyi 2000’li yıllarda yapısal dönüşümle sağladıklarını ifade etti.
“Darbe yapan bütün darbeciler yargılandı”
İstanbul 2 Nolu Barosu Başkanı Yasin Şamlı ise her darbenin milletin bilimsel, teknolojik, ekonomik ve askeri alanda, her türlü gelişmesine engel olmak amacıyla yapıldığını anlattı.
Şamlı, 28 Şubat sürecinde başörtülü öğrencilerin ve memurların tamamının kurumlardan atıldığını belirterek, “Bütün vakıf ve dernekler hakkında kapatma davaları açıldı. O günün sözüm ona hukukçularına göre Müslüman kadının örtüneceği tek yer evleri olarak kalıyordu.” ifadesini kullandı.
Türkiye Cumhuriyeti tarihinde, bütün darbecilerin yargılandığını aktaran Şamlı, “2012’de 12 Eylül darbecileri yargılanmaya başlandı. 2013’te 28 Şubat postmodern darbecileri yargılanmaya başladı. 2016’da 15 Temmuz darbecileri yargılandı ve gerekli cezaları aldılar.” diye konuştu.
]]>Prof. Dr. Fuat Sezgin İslam Bilim Tarihi Araştırmaları Vakfı (İBTAV) tarafından yayımlanan, “Arap-İslam Bilimler Tarihi” adlı 17 ciltlik eserin tanıtımı ve “100. Doğum Yılında Prof. Dr. Fuat Sezgin’e Vefa” programı, Atatürk Kültür Merkezi’nde (AKM) gerçekleştirildi.
Almancadan Türkçeye çevrilen ve Müslümanların 8. ila 16. yüzyıllar arasında bilim dünyasına öncülük ettiği döneme dair temel başvuru kaynağı niteliği taşıyan eserlerin tanıtımının ardından, “100. Doğum Yılında Prof. Dr. Fuat Sezgin’e Vefa” programı kapsamında panel düzenlendi.
Kırıkkale Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ersan Aslan yönetimindeki panelde, Prof. Dr. Fuat Sezgin İslam Bilim Tarihi Araştırmaları Vakfı (İBTAV) Mütevelli Heyeti Üyesi Bilal Erdoğan, YÖK üyesi Prof. Dr. Mahmut Ak ve Prof. Dr. Mahmut Karakuş konuşma yaptı.
Panelde konuşan Bilal Erdoğan, Fuat Sezgin Hoca’nın aslında Cumhuriyet tarihinin önemli travmalarının adeta bir mağduru ve sembolü denilebilecek biri olduğunu söyledi.
İslam medeniyetinin bilimler tarihindeki yerinin hakkıyla bilinmesinin ciddi politik ve ideolojik bir yönünün olduğunu dile getiren Erdoğan, “Medeniyetler savaşının öngörüldüğü bir atmosferde yaşıyoruz. Böyle bir ortamda tabii ki ciddi bir aşağılık kompleksi yaşayan koca bir İslam medeniyetinin bakiyesi olan 2 milyara yakın insanın bir hesaplaşma öngörüsünün de olduğunu zaten Batılı bilim insanları, oryantalistler yazmış.” değerlendirmesinde bulundu.
Erdoğan, Prof. Dr. Fuat Sezgin’in kitabında yazan “Arap” kelimesinin bütün Müslümanları kastettiğine vurgu yaparak, “Dolayısıyla buradaki Arap tepkisini gördüğünüz zaman sadece Arap bilim insanlarının tarihi anlatılıyor diye düşünmeyin. Burada Türk de var, Fars da var. Yani bilimler tarihinde iz bırakan bütün önemli Müslüman bilim insanları var.” diye konuştu.
Fuat Sezgin’in hamasetle iş yapmadığını, “Batı şöyle bizi görmedi, Batı böyle bizi görmedi” şeklinde yaklaşımlarının olmadığını dile getiren Erdoğan, şunları kaydetti:
“Hocamızın ortaya koymaya çalıştığı, bunu biz yapabildiysek tekrar yapabiliriz. Müslüman bilim insanlarının bilimlere yaptığı yüzyıllar süren katkının olduğunu tespit etmek ve ondan sonra da Batı’nın bıraktığı bayrağı alıp bu bilimler mirasını daha ileriye taşımak ve bunda bir Müslüman medeniyeti olarak öncü olmak. Yani hocamız bunu yapabileceğimizi bu kadar çalışarak ortaya koyuyordu. Onun için bu buluşmalarımızda hocamızın çalışkanlığına ciddi anlamda vurguyu yapıyoruz.”
Erdoğan, Fuat Sezgin’in eserlerine ilişkin enstitü, kütüphane ve müze kurduklarına dikkati çekerek, sonraki süreçte bu eserlerin yaygın erişimini sağlamak için dijitalleştireceklerini, Almanca ve Türkçenin yanı sıra İngilizce ve Arapçaya da çevirisini yapacaklarını kaydetti.
Söz konusu eserlerin önemli bir kaynakça olduğunu belirten Erdoğan, bilimler tarihi alanında çalışma yapacak insanların bundan sonra yazacakları eserlere kaynak olabileceğini vurguladı.
Bilal Erdoğan, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in, bilim tarihi lisans programlarından mezun olanların bu dersleri verebilmesine ilişkin duyurusunun kendileri için çok hayati önem taşıdığını ifade etti.
Üniversite bünyesindeki enstitünün güçlenmesi, buraya gelen öğrencilerin rağbetinin artmasının önemine işaret eden Erdoğan, şöyle konuştu:
“Bütün bunları tamamladığımız zaman artık yeni nesillerin kendi medeniyetimizle ilgili bir özgüveni olacak. ‘Türkiye Yüzyılı’ dediğimiz zaman bu elbette ki bir kızıl elma, bir ideal. Dolayısıyla bunun altını doldurmamız için bilimsel sahada yapılacak çalışmalar var. Tabii ki teknolojide rekabet edeceğiz. Batı’nın bıraktığı yerde geçeceğiz. Çünkü Batı’nın teknolojik önderliğinin başat durumunun sürdürülebilir olmadığını görüyoruz.”
Çeviri ekibine sertifika verildi
Prof. Dr. Fuat Sezgin İslam Bilim Tarihi Araştırmaları Vakfı Mütevelli Heyeti ve Yönetim Kurulu Başkanı Mecit Çetinkaya da konuşmasında, vakfın kurulmasında ve eserlerin hazırlanmasında emeği geçenlere teşekkür etti.
Programda, Bilal Erdoğan, Arap-İslam Bilimleri Tarihi’nin çeviri ekibine sertifikalarını takdim etti.
Eserlerin birer cildi ayrıca Çetinkaya tarafından Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fatih Kacır’a, Erdoğan tarafından da Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e hediye edildi.
]]>İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 24. Ceza Dairesi, ilk derece mahkemesinin kararına taraf avukatlarının itirazı üzerine duruşma açtı.
Duruşmaya, tutuklu sanıklar Ali İhsan Kılıç ile ağabeyi Mehmet Kılıç, Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi aracılığıyla (SEGBİS) katıldı. Müşteki sanık Funda Topaloğlu ile taraf avukatları, salonda hazır bulundu.
Sanıklardan Ali İhsan Kılıç, savunmasında, maktulün Yahya Köşek’in yolunu kestiğini, kavga ettiklerini, kendisine bıçak çektiğini ileri sürdü. Kılıç, yargılanan ağabeyi Mehmet Kılıç’ın ise olayla ilgisinin bulunmadığını iddia etti.
Mahkeme başkanı, poliste ve ilk derece mahkemesindeki ifadelerinde farklılıklar bulunduğunu belirtmesi üzerine sanık Kılıç, “Şimdiki ifadem doğru.” yanıtını verdi.
Sanıklardan Mehmet Kılıç ise kardeşi Ali İhsan Kılıç ile maktul Yahya Köşek arasında yaşananları bilmediğini ve olayla ilgisinin olmadığını iddia etti.
Haksız tahrik indirimi uygulandı
Cumhuriyet savcısı, Ali İhsan Kılıç ile maktul Yahya Köşek’in daha önce kavga ettiklerini, Kılıç’a, bu suçtan verilen müebbet hapis cezasında “haksız tahrik indirimi” uygulanması gerektiği yönünde görüş bildirdi.
Savcı, diğer suçlara ilişkin sanıklara verilen cezalar ile Filiz Topaloğlu hakkında verilen beraat kararını hukuka uygun olduğunu savundu.
Yargılama sonunda mahkeme heyeti, Ali İhsan Kılıç’a, Yahya Köşek’i öldürmesi suçuna karşılık verilen müebbet hapis cezasını, haksız tahrik indirimi uygulayarak 16 yıla düşürdü.
Sanıklardan Ali İhsan Kılıç ile Mehmet Kılıç’a verilen diğer hapis cezaları ile Köşek çiftinin kızları Filiz Topaloğlu’na verilen beraat kararı ise hukuka uygun bulundu.
Olay
İzmir’in Bayraklı ilçesinde 10 Haziran 2022’de Ali İhsan Kılıç (66), komşusu Yahya Köşek (61) ile Meryem Köşek’i (57) tabancayla vurmuştu.
Kılıç, daha sonra olay yerinde anne babasına pansuman yapmak isteyen Köşek çiftinin kızları Funda Güçlü’yü (37) de silahla yaralamıştı. Hastaneye kaldırılan yaralılar kurtarılamamıştı.
Kaçan Ali İhsan Kılıç, polis ekiplerince yakalanmıştı.
Tabanca üzerinde yapılan incelemede, parmak izi bulunan Mehmet Kılıç (68) da 13 Temmuz’da tutuklanmıştı.
Yargılama süreci
Sanıklar Ali İhsan Kılıç ile ağabeyi Mehmet Kılıç hakkında hazırlanan iddianamede, komşular arasında arsa meselesinden kaynaklı 20 yıllık husumet bulunduğu belirtilmişti.
Köşek çiftinin diğer kızları Filiz Topaloğlu hakkında da sanıklara yönelik darbederek yaralama suçundan iddianame hazırlanmış, dava dosyası, Kılıç kardeşler hakkında açılan davayla birleştirilmişti.
Sanıklar arasında 5 gün önce başıboş köpek meselesi nedeniyle tartışma çıktığı da duruşmalarda sanık ve müştekiler tarafından ifade edilmişti.
Yerel mahkemenin kararı
İzmir 12. Ağır Ceza Mahkemesi, sanıklardan Ali İhsan Kılıç’ı, Mehmet Köşek’i öldürdüğü için müebbet, Meryem Köşek ile kızı Funda Güçlü’yü öldürdüğü için de iki kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırmıştı.
Ali İhsan Kılıç’a ayrıca Filiz Topaloğlu’na yönelik, “silahla tehdit” suçundan 4 yıl hapis cezası verilmişti. Mahkeme heyeti, Kılıç’ı ruhsatsız silah bulundurmak suçundan da 2 yıl 6 ay hapis cezasına mahkum etmişti.
Mehmet Kılıç ise “kasten öldürmeye yardım” ve “kasten yaralama” suçlarından toplam 31 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılmıştı.
Mehmet Kılıç’ı yaraladığı iddiasıyla hakkında dava açılan müşteki sanık Filiz Topaloğlu’nun eylemi ise “nefsi müdafaa” olarak nitelendirilmiş ve beraatine hükmedilmişti.
]]>YEE’den yapılan açıklamaya göre, Dante Alighieri Lisesi’nde başlayan ilk Türkçe dersine, Türkiye’nin Bükreş Büyükelçisi Özgür Kıvanç Altan, Bükreş Sektör 3 Belediye Başkanı Robert Sorin Negoita, YEE Romanya Müdürü Mustafa Yıldız, Dante Alighieri Lisesi Müdürü Maria Dan, YEE okutmanları ve öğrenciler katıldı.
Bükreş’te uygulamaya geçirilen Tercihim Türkçe Projesi’yle devlet okullarında Rumen öğrenciler, Türkçe ile buluşturuluyor.
Romanya’nın köklü okulları tarafından ilgiyle karşılanan proje, pilot uygulama aşamasında olmasına rağmen Bükreş’teki 6 okulda uygulanmaya başladı.
Dante Alighieri Lisesi, 103 Numaralı Ortaokul, Titu Maiorescu Ortaokulu, Adrian Paunescu Ortaokulu, Sfantul Andrei Ortaokulu ve Uruguay Ortaokulu Türkçe derslerinin başladığı okullar arasında yer alıyor.
İlk Türkçe dersini Türkiye’nin Bükreş Büyükelçisi Altan verdi
Dante Alighieri Lisesi’nde başlayan ilk Türkçe dersi, Türkiye’nin Bükreş Büyükelçisi Altan tarafından verildi.
Öğrencilere Türkçe tanışma diyaloğunu öğreten Altan, Bükreş YEE tarafından hazırlanan hediyeleri öğrencilere takdim etti.
Büyükelçi Altan, konuşmasında, Türkçeye Romanya’da büyük ilgi duyulduğuna işaret ederek, bunun Türkiye ile Romanya arasındaki tarihi ilişkilerle alakalı olduğunu dile getirdi.
İki ülke arasındaki dostluğun çok eskilere dayandığını belirten Altan, bundan dolayı Rumenlerin Türk kültürünü ve dilini daha yakından tanımaya çalıştığını söyledi.
Altan, Tercihim Türkçe Projesi’nin bu konuda son derece iyi hazırlanmış bir program olduğunu kaydederek, “İlk Türkçe dersini öğrencilerle yaparak onların Türkçe öğrenmeye ne kadar hevesli olduğunu ilk elden görme şansı bulduk. Türkiye ve Romanya, birbirlerine çok yakın ülkeler.” ifadesini kullandı.
Ortak tarihten de gelen bu yakın ilişkilerle köprüler kurduklarını vurgulayan Altan, “Yunus Emre Enstitüsü de adına yakışır şekilde iki ülke arasındaki bu dostluk ilişkilerini tesis ediyor. Hem Tercihim Türkçe Projesi’ne katılan okulları hem Yunus Emre Enstitüsünü hem de Sektör Üç Belediye Başkanı’nı gönülden tebrik ediyorum.” diye konuştu.
Sektör 3 Belediye Başkanı Negoit, bu projenin görev alanında yapılmasından mutluluk ve gurur duyduğunu belirterek, YEE’ye bu projeyi ücretsiz Bükreş ile buluşturduğu için teşekkür etti.
Negoit, öğrencileri Türkçe ve diğer yabancı dilleri öğrenmeleri için teşvik ettiklerini söyleyerek, “Çünkü Türkiye ile Romanya arasında uzun yıllara dayanan kültürel, ekonomik, turistik bağlar var. Biz bu bağları daha da geliştirmek istiyoruz. Ayrıca Türkçe, turistik açıdan da bize yardımcı olacaktır. Artık tatillerimizi daha güzel bir şekilde yapabileceğiz.” ifadesini kullandı.
“Proje, Romanya geneline yayılacak”
YEE Romanya Müdürü Yıldız, 10 ülkede başarıyla yürüttükleri bu projeyi Romanya’da başlattıklarını aktararak, pilot olarak Bükreş’teki 6 okulda yaklaşık 400 öğrenciyle başlattıkları bu projenin Romanya geneline yayılacağını söyledi.
Yıldız, Romanya’da Türkçe öğretilen okullarla Türkiye’deki okulları “kardeş okul” yapacaklarını ve bu öğrencilerin karşılıklı ziyaretlerde bulunacağını anlattı.
İki ülkenin birbirinin kültürünü yakından tanıma fırsatı bulacağına işaret eden Yıldız, şunları kaydetti:
“Şimdilik hazirana kadar pilot olarak uygulanacak projemiz, 2024 Eylül ayından itibaren Bükreş geneline ve ilerleyen süreçte Romanya geneline yayılacak. İşbirliği anlamında Romanya Eğitim Bakanlığı başta olmak üzere okullarımıza ve Türkçeye gönül vermiş değerli öğrencilerimize teşekkür ederim. Herkese eğlenceli bir ders dönemi dilerim.”
Tercihim Türkçe Projesi’nde ilk protokol imzalanan okul olma özelliğini taşıyan Dante Alighieri Lisesi’nin Müdürü Maria Dan da YEE’nin bu fırsatı sunmasından dolayı mutlu olduğunu dile getirerek, bunun önemli bir fırsat olduğuna ve Türkçenin önemine dikkati çekti.
Dan, 1600 öğrencinin 100’den fazlasının bu dili öğrenmeyi tercih ettiğini söyleyerek, “Çünkü Türkiye ile gerçekleştirdiğimiz farklı projelerde sadece İngilizce değil, Türkçe konuşma ihtiyaçları olduğunu da gördüler. Türkçe, eğlenceli bir dil ve matematikle benzer noktalar taşıyor. Matematiği seven ve matematikte iyi olan birisi Türkçeyi de kolaylıkla öğrenebilir.” diye konuştu.
Öğrencilere yabancı dil öğrenmenin ne kadar önemli olduğunu öğrettiklerini kaydeden Dan, “Kültürel ve ticari açılardan da Türkçe bilmek büyük avantaj. Türkçe bilen birisi fırsat bulduğunda bunu en iyi şekilde değerlendirebilir.” dedi.
Gelecek projelerle ülkeler birbirlerinin dilini ve kültürünü yerinde tanıyacak
Tercihim Türkçe Projesi ile okullarda Türkçe öğretiminin yanında düzenlenecek etkinlikler aracılığıyla iki ülke ve kültür arasındaki yakınlığın eğitim yoluyla da artırılması hedefleniyor.
İlerleyen süreçte Tercihim Türkçe Projesi’nin alt kolu olan Kardeş Okul Projesi de hayata geçirilerek, Romanya ve Türkiye’deki “kardeş okulların” öğrenci, öğretmen ve okul idarecileri birbirlerinin okulunu ziyaret ederek dilini ve kültürünü karşılıklı yerinde tanıma imkanı bulacak.
Bükreş’teki farklı okullarla da imzalanacak protokollerle projenin öncelikle Bükreş özelinde, sonrasında da Romanya genelinde ücretsiz yaygınlaştırılması planlanıyor.
Proje, 2011’den bu yana aldığı olumlu geri bildirimlerle 10 ülkede başarıyla uygulanmaya devam ediliyor.
Romanya genelinde Türkçe öğretim faaliyetlerine devam eden YEE, kültür merkezi bünyesindeki Türkçe kurslarının yanı sıra Kamu Çalışanlarına Türkçe Öğretimi Projesi ile Romanya’da üst düzey kamu çalışanlarına da Türkçe kursları vererek yaklaşık 5 bin kişinin Türkçe ile tanışmasını sağlamıştı.
]]>AA, 31 Mart 2024 Mahalli İdareler Genel Seçimleri’nde, sonuçları hızlı ve güvenilir şekilde müşterilerine ve kamuoyuna ulaştırmak için hazırlıklarını sürdürüyor.
Genel Müdür Karagöz, AAtölye’de düzenlenen Seçim 2024 programında, AA’nın seçim çalışmalarına ilişkin, AA personeline bilgi verdi.
Seçim günü, sandık sonuç tutanaklarının görsellerini almak, o tutanakları merkeze iletmek, sonuçları grafiklere dönüştürmek ve müşterilere sandık sonuç tutanaklarını en hızlı bir şekilde servis etmek için çalıştıklarını belirten Serdar Karagöz, bu çalışmada, AA’nın kadrolu ve serbest habercilerinin yanı sıra bu süreçte iş birliği yapılan araştırma şirketi personelinin görev yaptığını bildirdi.
AA’nın, geçen yıl mayıs ayındaki seçimlerde gösterdiği performansın herkes tarafından takdir edildiğini söyleyen Karagöz, seçim sonuçlarının toplanmasında, genel müdürden şoförüne, editörlerden grafikerlere kadar bütün departmanlarda görev alan AA personeline teşekkür etti.
Serdar Karagöz, “Ajansımızın itibarını, kurumumuzun saygınlığını önümüzdeki seçimlerde de aynı şekilde koruyacağız.” diye konuştu.
Seçimlerde, personelin büyük bölümünün, sandık sonuç tutanaklarını almak için okullara gittiğini, bir kısım personelin de teknik hizmetleri sağlamak ve OCR (Optik Karakter Tanıma) sistemine gelen sonuç tutanaklarının doğruluğunu test etmek üzere kontrol görevlisi olarak merkezde görev yaptığını aktaran Karagöz, “Bölgelerimizdeki serbest habercilerimize kadar herkes bu süreçte görev alıyor.” dedi.
Seçim sürecinin planlanmasına ilişkin videoyu da izleten Karagöz, sandık sonuç tutanağının buradaki en önemli unsur olduğunun altını çizdi. Okullardan elde edilen sandık sonuç tutanaklarının müşteriye ulaştırılması sürecini anlatan Karagöz, “Bir kez daha, bir kez daha anlatacağız, bütün dünya ‘Anadolu Ajansı bu işi nasıl yapıyor’u öğrenecek.” ifadelerini kullandı.
“Bugün arşivimizde 14-28 Mayıs ıslak imzalı tutanaklarının tamamı var”
Karagöz, seçim günü sandıkların sayımının tamamlanması ve sandık sonuç tutanağının imza altına alınmasının ardından AA’nın görevinin başladığını ifade ederek, “AA çalışanları olarak, ıslak imzalı tutanakları fotoğraflıyoruz. Bugün arşivimizde 14-28 Mayıs seçimlerine ait ıslak imzalı tutanakların tamamı var. Yine bu seçimde de aynı şekilde Türkiye’deki bütün sandık sonuç tutanaklarının görselleri arşivlerimizde olacak.” bilgisini verdi.
Genel Müdür Karagöz, sandık sonuç tutanaklarının cep telefonları ile fotoğraflanacağını ve özel mobil uygulama üzerinden sisteme yükleneceğini dile getirerek, “Bu, dünyada eşi benzeri olmayan bir veri toplama yazılımı. Kusursuz, hatasız çalışıyor, zerre kadar mahcup etmedi bizi inşallah bu seçimde de etmeyecek.” değerlendirmesini yaptı.
Sandık verisi fotoğraflarının, OCR teknolojisiyle dijitalleştirildiğini belirten Karagöz, OCR sisteminin 14 Mayıs seçimlerinden bu yana daha da kusursuz hale getirildiğini vurguladı. Serdar Karagöz, şöyle devam etti:
“OCR sistemi, büyük oranda veriyi doğru şekilde sisteme kaydedecek ama o esnada biz bir kontrol noktası, bir insan gözü daha olsun, her şey doğru mu, yolunda mı baksın istiyoruz. O akışı, o süreci insan eliyle de burada kontrol edeceğiz. Daha fazla teknoloji, daha fazla yazılım, daha güçlü yazılım, daha güçlü yapay zeka, bütün bunları sistemimizde kullanıyoruz ama insan faktörünü de kontrol mekanizmasının merkezinde tutacağız. O akşam 200 arkadaşımız bütün bu verileri kontrol etmek üzere görev alacaklar. Sonuçlar teyit edildikten ve yayın yasakları kalktıktan sonra doğru ve güvenilir bir şekilde biz bunu müşterilerimize yani abonelerimize servis edeceğiz.”
Karagöz, müşterilerin seçim verilerini hızlı şekilde talep ettiğine dikkati çekerek, “Yaptığımız iş çok teknik bir iş, daha önce yaptık, çok iyi bir şekilde, kusursuz bir şekilde yaptık, mahcup olmadık, mahcup ettik. AA ile alakalı toplumda oluşturulmak istenen o manipülatif yaklaşımları yerle bir ettik, yıktık ve şu an yerel seçimlere çok büyük bir özgüvenle ama yine stratejik çalışmayla, protokollerimizi çok büyük bir disiplinle takip ederek giriyoruz.” dedi.
“Açıkladığımız sonuçlar resmi sonuçlar değildir”
AA’nın, seçim sonuçlarını Türkiye’ye duyuran bir kurum değil, sahadan elde ettiği verileri müşterilerine ulaştıran bir medya şirketi olduğunu vurgulayan Karagöz, “Açıkladığımız sonuçlar resmi sonuçlar değildir. Açıkladığımız sonuçlar, sahadan elde ettiğimiz verilere dayanır ve sahadan elde ettiğimiz verileri veri geliş sırasına göre müşterilerimize şeffaf bir şekilde servis ederiz.” ifadelerini kullandı.
Müşterilerin de AA’nın seçim konusundaki ciddiyeti ve çalışma prensiplerine saygı duyduklarını ve takdirle karşıladıklarını aktaran Karagöz, “14 Mayıs’ta bizi karalamak isteyenler, ‘Anadolu Ajansı manipülasyon yapıyor’ diyenler birkaç saat sonra verilerimizin ne kadar doğru olduğunu tüm Türkiye ile birlikte gördüler.” şeklinde konuştu.
Yerel seçimde, büyükşehir, il, ilçe belediye başkanlıkları, meclis üyelikleri için pusulaların kullanacağını hatırlatan Karagöz, “Bu nedenle sonuçlar biraz daha geç gelebilir. Hiç önemli değil. Yaptığımız işi protokollere, çalışma disiplinine bağlı kalarak dört dörtlük aynı şekilde yapacağımıza inanıyorum. Bu kurumun saygınlığını ve itibarını 14 ve 28 Mayıs’ta daha yukarılara çıkarttık. Bu seçimde de aynı şekilde Türkiye’nin en güvenilir, en itibar edilir en saygı duyulan şirketlerinden biri olma noktasına getirmemiz lazım. Başarı bir kez olursa tesadüftür, tekrarlanırsa tesadüf değildir. Şimdi sizlerden mayıs ayında gösterdiğiniz başarıyı aynen tekrarlamanızı istiyorum.” değerlendirmesinde bulundu.
]]>BOLU – Bolu’nun önemli turizm merkezlerinden Gölcük Tabiat Parkı’nda 2018 yılında yapılan ve mahkemenin yürütmeyi durdurma kararı sebebiyle 6 yıldır atıl halde kalan 25 bungalov için Danıştay onay verdi.
Kente 13 kilometre uzaklıkta olan ve her yıl yaklaşık 1 milyon kişinin ziyaret ettiği Gölcük Tabiat Parkı’na 19 odalı dağ köşkü ile 25 bungalov yapımı ve göl gazinosunun özel işletmeye verilmesi için 19 Aralık 2017’de Bolu Belediyesi Meclis Salonu’nda ihale yapıldı. Yapılan ihale daha sonra Bolu Belediyesi Encümeni tarafından iptal edilerek, projenin belediye tarafından gerçekleştirilmesine karar verildi. Kararın ardından projenin içerisinde bulunan 25 bungalov evin gölden 500 metre uzaklıkta belirlenen bir alanda yapımına başlandı. Milli Parklar Genel Müdürlüğü, Bolu İdare Mahkemesi’nin verdiği iptal kararına itiraz ederek davayı Ankara Bölge İdare Mahkemesine taşıdı. Ankara Bölge İdare Mahkemesi geçtiğimiz yıl mart ayında konuya ilişkin kararını açıkladı. Kararda, “Ankara Bölge İdare Mahkemesi dava konusu işlemin kısmen iptali, kısmen davanın reddi, kısmen davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığı yolunda Bolu İdare Mahkemesi’nce verilen kararın istinafa başvurulan kısmı usul ve hukuka uygun olup kaldırılmasını gerektiren bir neden bulunmadığından, istinaf başvurusunun reddine karar vermiş ve 30 gün içinde Danıştay’a temyiz yolu açık olmak üzere, 11 Mart 2020 tarihinde oy çokluğu ile karar vermiştir” denildi.
Ankara Bölge İdare Mahkemesi’nin kararının ardından Tarım ve Orman Bakanlığı Hukuk Müşavirliği tarafından dosya temyize taşınarak Danıştay’a itiraz edildi.
Gölcük Tabiat Parkında doğanın katledilmemesi için 6 yıldır süren davada Danıştay, 2016 yılı onaylı Gölcük Tabiat Parkı Gelişme Planı Revizyon Planını onayladı. Kararda, davanın 2013 yılı onaylı “Gölcük Tabiat Parkı Gelişme Planı” yönünden karar verilmesine yer olmadığının belirlendiği ifade edilerek, “2016 yılı onaylı Gölcük Tabiat Parkı Gelişme Planı Revizyonunun alanın çitle çevrilmesini öngören kısmının iptaline, planın kır evleri (bungalov) kamp alanı ile idare-konuk evi kullanım kararları dışında kalan kısımları ile kır lokantası, teleferik, dağ kızağı öngörülen kullanım kararları yönünden davanın reddine dair mahkeme kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin temyize konu Ankara Bölge İdare Mahkemesi 5. İdari Dava kararının oybirliğiyle onanmasına” denildi.
“Aykırılık bulunmadı”
Kararda, bungalov kamp alanı ile idare-konuk evinin iptali yolunda verilen mahkeme kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin kısmına da değinilerek, “Plan kararlarında yapılarda doğal malzemenin kullanılacağı, doğayla bütünlesen yerel mimariyi bozmayan malzeme seçiminin zorunlu olduğu, ağaç dokusu ve doğal bitki örtüsünün hiçbir amaç için tahrip edilemeyeceğinin belirtildiği, bilirkişi raporuna göre kır evlerinin plan kararlarına uygun olarak tek katlı projelendirildiği ve tek katlı olarak, örme tastan ayaklar üzerinde yerden yükseltilerek inşa edildiği, yine dosyada bulunan kamp alanı görüntülerinden de anlaşıldığı üzere çatı saçaklarında ve merdiven sahanlıklarında ağaçların olduğu yerde dişler oluşturularak ağaçların korunduğu, ayrıca kır evlerinin ağaç kesilmeden inşa edildiği, alana yönelik yıllar itibarıyla sürekli ve beklenenin üzerinde artan ziyaretçi sayısıyla kendini gösteren talep durumu da dikkate alındığında, alanda kır evleri (bungalov) kamp alanı yapılmasını öngören plan kararında, sürdürülebilir yasam ilkeleri açısından doğal dengenin korunarak alanın kontrollü kullanımının sağlanmasına yönelik plan amaçlarına aykırılık bulunmadığı” ifadeleri kullanıldı.
Danıştay 6 yıl sonra kararı bozdu
İdare ve konuk evi plan projesinde danışma birimi, broşür, kitap, hediyelik eşya ile yöresel ürün satış birimi, çok amaçlı salon, bilgilendirme panoları, herbaryum, tahnit ile fotoğraf sergi alanı, idari birim ve ilk yardım ünitesi alanlarının bulunacağının vurgulandığı kararda, “Bu haliyle alanın korunarak kullanılmasına yönelik temel amacın gerçekleştirilmesine idari, sosyal ve ekonomik katkı sağlanacağı, hatta alanda verilmesi zorunlu hizmetler ile mahallinde sunumu halinde etkili ve verimli olabilecek hizmet unsurlarını da ihtiva eder tarzda uygulamanın sürdürülebilirliğini sağlayacak şekilde alanın tümüne hizmet verecek idare ve konuk evinin alanda yer almasının, Gelişme Planının temel amacını oluşturan sürdürülebilir koruma işlevinin, idari ve ekonomik yönlerden gerçekleşmesini sağlayacağı sonucuna ulaşıldığından, davanın oy çokluğuyla bozulmasına, yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesine gönderilmesine kesin olarak, karar verildi” denildi.
Ankara Bölge İdare Mahkemesi de Danıştay’ın bozma kararına uyarak, Bolu İdare Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne dair kararın kaldırılarak, davanın reddine dair karar verdi. Açıklanan kararda, “Danıştay 6. Dairesinin bozma kararına uyularak davalı idarenin istinaf başvurusunun kabulü ile 2016 yılı onaylı Gölcük Tabiat Parkı Gelişme Planı Revizyonunun kır evleri (bungalov) kamp alanı ile idare-konuk evi kullanım kararlarına ilişkin olarak dava konusu işlemin iptali yolunda Bolu İdare Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasına, esastan incelenen davanın reddine” ifadeleri kullanıldı.
Kararın ardından 6 yıldır atıl şekilde bulunan 25 bungalovun bakım ve onarımları yapılarak, projenin geri kalan kısımları da tamamlanıp, tatilcilerin hizmetine sunulması bekleniyor.
]]>İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, şehrin yedinci tepesi olarak tanımlanan Kocamustafapaşa Tepesi’nde konumlu tarihi Bulgur Palas’ı, İstanbulluların kullanımına açtı. İstanbul’un tarihinin en çok restorasyon yapılan dönemini yaşadığını belirten İmamoğlu, “İstanbul’un çehresini değiştiriyoruz. İstanbul’un tarihi ve turistik değerlerine yeniden, daha güçlü bir şekilde kazandırıyor, aynı zamanda değer katıyoruz. Bugün İstanbul’un hizmet alması için farklı görüşleri olanlar var. Ne diyorlar? İlla hükümetle belediye, aynı partiden olmalıymış. Bak sen. Bak sen. Seçim yapmayalım o zaman. Muhtarlar da gitsin otursun evinde. İstiyor ki, her şeyi ona teslim edelim. Neyse; biz onu yavaş yavaş emekli etmeye hazırlanıyoruz, Merak etmesin. Yıllarca İstanbul’u, hükümetle el ele yönettiler. O şımarıklık, o kibir, İstanbul’un her köşesini ihmale boğdu” dedi.
İBB iştirak şirketleri KİPTAŞ, İGDAŞ, İstanbul İmar AŞ, İSTAÇ ve İSTON girişimiyle; kentin hafıza tarihi açısından çok değerli bir yapı olan ve yıllardır kaderine terk edilen Bulgur Palas’ı 2021 yılında satın alındı. İBB Kültür Varlıkları Dairesi Başkanlığı’na bağlı İBB Miras ekipleri, tarihi yapıyı, KİPTAŞ koordinasyonunda titiz bir çalışmayla restore etti. Tarihi yapı; 135 kişilik kütüphanesi, sergi salonu, öğrenci kulüplerinin kullanımına tahsis edilen alanlar, restoran, çok amaçlı etkinlik alanları ve benzersiz İstanbul manzarasına sahip seyir terasıyla yeni nesil bir yaşam merkezi olarak tüm İstanbullularla buluştu. Böylece, Cerrahpaşa’da, şehrin yedinci tepesi olarak tanımlanan Kocamustafapaşa Tepesi’nde bulunan görkemli yapı, yeniden İstanbulluların oldu. Bulgur Palas’ın açılışı; İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, CHP Parti Meclisi üyesi Berker Esen, Avcılar Belediye Başkanı Turan Hançerli, CHP’nin Fatih Belediye Başkan adayı Mahir Polat, Zeytinburnu Belediye Başkan adayı Onur Soytürk ve Eyüpsultan Belediye Başkan adayı Mithat Bülent Özmen’in katılımlarıyla gerçekleştirildi.
“Tarihe sahip çıkmak, insan olmanın ve millet olmanın bir gereğidir, yoksa gerçekten eksik kalırız” diyen İmamoğlu, konuşmasında özetle şu ifadelere yer verdi:
“İSTANBUL’UN MİRASI BEŞ YILDIR EMİN ELLERDEDİR”
“Tarihe sahip çıkmak, uygarlığın önemli bir göstergesidir. Hele hele İstanbul gibi kadim bir şehirde tarihe sahip çıkmak, aynı zamanda çok özenli davranmayı da gerektirir. Mutlaka bilimin, uzmanlığın yol göstericiliğinde hareket etmelisiniz. Ne yazık ki İstanbul’un tarihi ve kültürel mirası, bu anlamda uzun yıllar ihmal edilmiştir. Pek çok yanlış ve zararlı işler yapılmıştır. Özenli davranılmamıştır. ve İstanbul’a, tabiri caizse, gözünün nuru gibi bakmak gerekirken, sıradan davranışlar sergilenmiştir. Her alanda olduğu gibi, İstanbul’un mirasını koruma konusunda da ciddi anlamda liyakat sorunu vardı. Beş yıldır bu değişti. 2019’da bu anlamda yepyeni bir dönem başladı. ve inanınız ki bu yönüyle de birçok yönde olduğu gibi, İstanbul’un mirası beş yıldır emin ellerdedir.
“İBB MİRAS ORGANİZASYONUYLA, MUAZZAM GÜZEL İŞLER YAPIYORUZ”
İstanbul’un tarihi ve kültürel mirasına sahip çıkmak üzere kurduğumuz İBB Miras organizasyonuyla, muazzam güzel işler yapıyoruz. İBB Miras markası, baştan sona uzmanlığa, tecrübeye, liyakate dayalı bir yapı ve bu yapıya azami dikkat gösteriyor. İBB mirasın başarıları restorasyonla da sınırlı değil. Tarihi alan ve eserlere yeni işlevler kazandırıp, şehir hayatının bir parçası haline getirme konusunda da dünya çapında iş yapıyor. Hemen yanı başımızdaki Yedikule Gazhanesi’ndeki dönüşüm, böyle bir dönüşüm. Yine Hasanpaşa Gazhanesi’nde elde ettiğimiz, hayata kazandırılan alanlar böyle bir dönüşüm. Açılışını yaptığımız bugün burada bulunduğumuz Bulgur Palas’ta aynı şekilde, iştirak şirketimiz KİPTAŞ koordinasyonunda, İBB Miras’ın birlikte dayanışmayla, bilgiye, sevgiye, özene dayalı ellerinde şekillenerek, bugüne gelmiştir. Burada özellikle İBB Miras gibi, KİPTAŞ’a da ayrı bir paragraf açmak isterim. Ortaya koyduğumuz bu özenli davranışı pratik bir eyleme dönüştürmek adına, farklı iştiraklerimizi bu yönde seferber etme kararlılığını gösterdik. Buranın mülkünün alınmasında ve sürecin yapılmasında azami gayret gösteren kurumumuz olmuştur KİPTAŞ.
“İBB OLARAK MİLLETİN MALINI SATMAYIZ”
Uzun yıllar Osmanlı Bankası’nın arşivinin bulunduğu bir depoydu bu bina. Bu binayı İBB olarak, 2021 yılında satın aldık. Ben şimdi buranın hikayesini halkımdan gizleyecek değilim. Benim özel yaşamımla ilgili alandan; benim ailemde eski esere, işte yapıya, bazen belgelere, sanata, resme olan ilgimi bilir, kişisel olarak hukuki alanımla ilgilenen avukatım, bir gün bir bankanın satışa çıkardığı ve çok cazip bir alan diye tariflediği bu binanın dosyasını bana gönderdi. Ben, bu dosyayı görür görmez bu neresi diye baktım. Hiç unutmuyorum aynı gün Saraçhane’den çıkıp, arabamı aşağıda Yenikapı’ya çekip, arabadan inip yukarıya doğru baktım binayı görmek için. Bina muhteşem bir bina, tepede duruyor. ya dedim, ‘Bu binayı ben nasıl görmem?’ İnanın bir gün sonra -arkadaşlarım biliyorlar- çağırdım dedim ki, ‘Bu binayı İBB’ye alıyoruz. ve o gün karar verdik bu binayı almaya. Tabii aldıktan sonra gelip gezdiğimde, ne güzel bir karar verdiğimizi görüp, çok mutlu oldum. O gün aldığımız paranın, yani şöyle söyleyeyim, bugün bana yüz katını verseler, biz burayı İBB olarak milletin malını satmayız.
“BİZE İTİNAYLA DAVRANSIN”
İnsanlar buraya Yenikapı’dan, metro durağından yürüyecek. Tramvaydan buraya yürüyecek. Yürüyüş alanlarıyla ilgili de çalışmalarımız var. Bu sahanın kazandırılmasıyla ilgili de ekstra çalışma var. Çocuk parkını yaptık. Muhtarım diyor ki, burada bir kreş talebi var. Burada olmaz ama kreşimizi bu bölgeye yakın bir yerde yapacağız muhtarım. Hiç endişen olmasın. Yenikapı’dan buraya gelirken, orada çok değerli bir arkeoloji alanımızı, bir müze olarak İstanbul’a kazandırıyoruz. Orada çalışmalarımıza başladık. Ne hikmetse TIR’ların, kamyonların buradan kaldırılarak taşınması için, Alibeyköy’de dünya para harcayarak, çok modern bir tesisi yaptık. Ama garip bir biçimde… Ben buradan kaymakamlığa olan duygumu ifade edeyim. Hala o TIR’ları, kamyonları orada muhafaza etmek adına bir gayret gösteriyorlar. Biz de çıksınlar diye uğraşıyoruz. Ama çıkaracağız eninde sonunda. Kaymakamlığa çağrı yapıyorum. Bize yardımcı olsun. Sayın Valimize de çağrı yapıyorum. Bize itinayla davransın. Orası muazzam bir park olacak. Oradan insanlar yürüyüp buraya gelecekler, burayı görecekler. Burada oturan insanlar da buraya gelen misafirlerin, o nezih insanların keyfini yaşayacak. Harala gürele bir ortam değil, tam aksine böyle çok nezih, kültür kokan, öğrenciler, dostlar, komşular bir arada çok keyifli bir zaman dilimi yaşayacaksınız.
“‘İSTANBUL SENİN’ UYGULAMASI ÜZERİNDEN BULGUR PALAS KİTAPLIK’A GİRENE İBB KÜLTÜR KAFE’DE 1 KAHVE BEDAVA”
Bu arada es geçmeyeyim. Bulgur Palas Kitaplık’ta, İBB Kültür Kafe’de, ‘İstanbul Senin’ uygulaması üzerinden giriş yaparsanız, arkadaşlarım bir kahve de ikram edecekler mi? Onu duyurmamı istediler. Ama İstanbul senin uygulaması üzerinden giriş yapacaksınız ona göre.
“BİZDEN ÖNCE İSTANBUL’UN KAMUYA AİT TARİHİ ALANLARI, YAPILARIŞAHISLARIN, İMTİYAZLI BAZI DERNEK VE VAKIFLARIN KULLANIMINA VERİLİRDİ”
Bulgur Palas, aslında bizden önceki yönetimle aramızdaki zihniyet farkını ortaya koyan çok özel örneklerden birisi. Bizden önce İstanbul’un kamuya ait tarihi alanları, yapıları, bazı şahısların, imtiyazlı bazı dernek ve vakıfların kullanımına verilirdi. Biz ise, tam tersini yapıyoruz. Kamuya ait alanları, yapıları yeniden halka açmakla kalmıyor, Bulgur Palas örneğindeki gibi, ihmal edilmiş özel mülkleri de tüm İstanbulluların yararlanabileceği hale getiriyoruz. İstiklal Caddesi’ndeki çok özel Casa Botter’i biliyorsunuz. Mutlaka gezin. Aynen orasını da öyle yaptık. Bu önemli bir anlayış farkıdır. Zihniyet farkıdır. Ahlak farkıdır. Tarihe sahip çıkmak, öyle lafla olmaz. İş yapacaksınız. İcraat yapacaksınız. Bizim yaptıklarımızı, gerekirse kopyalayacaksınız. Sorun yok, kopyalayabilirsiniz yani. Problem değil.
“İSTANBUL’UN TARİHİ MEYDANLARI, TERK EDİLMİŞ ENDÜSTRİYEL MİRAS ALANLARI, UNUTULMUŞ, DEĞERSİZLEŞMİŞ KÜLTÜR VARLIKLARI İBB MİRAS İLE TEK TEK HAYATA DÖNMEYE DEVAM EDİYOR”
İBB Miras’ın hassas çalışmaları ve ince işçiliğiyle, 19 tarihi türbeyi restore ettik. Görseniz o türbelerin teslim aldığınızdaki halini; içler acısı. Her biri önemli şahsiyetler, önemli insanlar. 588 tarihi mezar ve hazineyi restore ettik. Liyakatli bir ekiple bunları yaptık. 42 tarihi caminin rutin olarak bakımını gerçekleştiriyoruz. Yine 63 anıt eser ve sivil mimarlık eserini, 34 kamusal sanat eserini restore ettik. Bugüne kadar tam 943 miras alanını koruma altına aldık. İstanbul’un yıllardır suyu akmayan 197 tarihi çeşmesinin, bakım ve onarım çalışmalarını tamamlayıp, suya kavuşturduk. Bizim bu suya kavuşturmamızla dalga geçtiler. Şimdi aynı projeyi valilik açıklıyor. Ben de memnun olduğumu dile getiriyorum. Çünkü biz; tarihine, geçmişine, bu medeniyet beşiği şehrimize sahip çıkmanın çok asil bir sorumluluk olduğunu biliyoruz. Bu sorumluluk, sadece bu şehrin insanlarına değil, sadece milletimize değil, inanınız bütün insanlığa karşı sorumluluğumuz. Onun için İstanbul’un tarihi meydanları, terk edilmiş endüstriyel miras alanları, unutulmuş, değersizleşmiş kültür varlıkları İBB Miras ile tek tek hayata dönmeye devam ediyor.
“İSTANBUL, TARİHİNİN EN ÇOK RESTORASYON YAPILAN DÖNEMİNİ YAŞIYOR”
İstanbul, tarihinin en çok restorasyon yapılan dönemini yaşıyor. İstanbul’un çehresini değiştiriyoruz. İstanbul’un tarihi ve turistik değerlerine yeniden, daha güçlü bir şekilde kazandırıyor, aynı zamanda değer katıyoruz. Bugün İstanbul’un hizmet alması için farklı görüşleri olanlar var. Ne diyorlar? İlla hükümetle belediye, aynı partiden olmalıymış. Bak sen. Bak sen. Seçim yapmayalım o zaman. Muhtarlar da gitsin otursun evinde. İstiyor ki, her şeyi ona teslim edelim. Neyse; biz onu yavaş yavaş emekli etmeye hazırlanıyoruz. Merak etmesin. Yıllarca İstanbul’u, hükümetle el ele yönettiler. O şımarıklık, o kibir, İstanbul’un her köşesini ihmale boğdu. Sarayburnu’na gidin; biblo gibi şimdi. Çöplüktü. Beyazıt çöplüktü, biblo gibi.Haliç kıyıları pırlanta gibi, yemyeşil. Öyle değil mi? Bakın sadece burayı anlatıyorum. İşte Bulgur Palas, Beyazıt Meydanı… ya kara surlarının içine yüzlerce kamyon çöp yığdılar, çöp. Şimdi pırıl pırıl. Onun için işi bilene, ehline verince bu işler güzel oluyor. O bakımdan demokrasiye inancını kaybetmiş insanlara, demokrasiyi güçlü şekilde hatırlatacağız. Nerede? Az kaldı. 31 Mart’ta sandıkta. Bu sandığı biz çok seviyoruz.
“25 YILDA YAPAMADIKLARINI, BİZ 5 YILDA YAPTIK”
Farkında mısınız; İstanbul’un bu 5 yılını, son 25 yılla kıyaslıyorlar. Olsun, kıyaslasınlar. Çünkü o 25 yılda yapamadıklarını, biz 5 yılda yaptık. Gururla anlatıyoruz. Hükümet, belediye el ele olduğu dönemde, bizim yaptığımız kadar metroyu yapamadılar. Yeni metroları biz yapacağız, yapmamamız için imzayı erteliyorlar. 31 Mart’ta, demokrasi dersini alsın, bak bir hafta içinde imzalayacak. Göreceksiniz. Yapamazlar. Çünkü niye yapamazlar biliyor musunuz? Bunlar şöyle bakıyorlar, ‘Bizden mi onlardan mı!’ Bu milletin hepsi bizim. Anlayamadılar bunu hala. Biz, insanı insan olduğu için çok seviyoruz. Vatandaşları, ‘Bize oy verenler vermeyenler’ diye bölenlerin yaptığı işten var ya, kimseye hayır gelmez kardeşim. Biz kocaman bir aile, bir arada yaşardık. Benim babamın malı başkaydı, amcamın malı başka. Hiçbiri benim değildi, hep ‘bizim’ derdik. Ben çocukken öyle büyüdüm. Allah nasip etti, şimdi İstanbul’da da ‘İstanbul hepimizin’ diyoruz. Çocukluktan gelen terbiyenin böyle bir güzelliği varmış demek.
“ATOM KARINCAYI DA GEÇERİM”
Biz; tarihimizi, inançları, dini ve milli duyguları istismar etmeden, 16 milyon İstanbulluyu eşit ve değerli kabul eden bir anlayışla devam edeceğiz çalışmaya. Hem de çok çalışacağız, onu söyleyeyim. Yani ben artık, ‘atom karınca’ diyorum ama, atom karıncayı da geçerim, onu söyleyeyim. Durmak yok. Biz, tarihimizi bu anlamda daha da güzel günlere eriştireceğiz. Emanetlerimizi, bu milleti birleştiren, bütünleştiren, manevi köprüleri, duygusal bağları güçlendirip, büyütmeye devam edeceğiz. Gönülleri kazanmaya devam edeceğiz. Bizim yolumuz, sevginin ve kardeşliğin yoludur. Bizim yolumuz, adalet ve eşitliğin yoludur. Onun için siz de diyorsunuz ya, ‘Tam yol ileri’ yolumuzdur. Hak, hukuk ve adaletli bir dünya; hak, hukuk ve adaletli bir Türkiye ve İstanbul var etmek için, bu şehrin sorumlulukları var. Onu yerine getireceğiz. İstanbul’a, ayrı bir renk katacak olan Bulgur Palas’ın açılışında sizlerle birlikte olmaktan çok mutluyum. Emeği geçen herkese, başta KİPTAŞ’a ekibine, Genel Müdürü’ne, İBB miras ekibine ve İBB mirasın kuruluştan bugüne çok emeği geçmiş olan geçmiş olan Mahir Polat arkadaşıma teşekkür ediyorum. Ekibine, Oktay Bey’e teşekkür ediyorum. Fatih ilçemize ve İstanbul’umuza hayırlı ve uğurlu olsun.
İmamoğlu ve beraberindeki heyet, açılış töreninin ardından Bulgur Palas ve çevresini gezdi.
BULGUR PALAS KAPILARINI, “MAGNUM İSTANBUL’DA” SERGİSİYLE AÇIYOR
Yapımı 1912 yılına tarihlenen ve İtalyan Mimar Giulio Mongeri’nin imzasını taşıdığı düşünülen Bulgur Palas, dünyadaki toplumsal değişimlerin görsel hafızasını, bir sergi aracılığıyla da İstanbullularla bir araya getirdi. Dünyaca ünlü fotoğraf ajansı Magnum Photos ve İBB’nin kalıcı iş birliğiyle, Magnum’un 77. yıl özel sergisi “Magnum İstanbul’da” ile kapılarını açan görkemli yapı; kültür ve sanat etkinliklerinin yanı sıra, eşsiz İstanbul manzaralı seyir terasıyla şehrin yeni cazibe merkezi olacak. “Magnum İstanbul’da” sergisi, bazıları dünyanın en ikonik fotoğrafları arasında değerlendirilen 200’ün üzerinde eserden oluşuyor. Sergide; Jonas Bendiksen, Henri Cartier-Bresson, Cornell ve Robert Capa, Ara Güler, David Seymour, Olivia Arthur, Raymond Depardon, Bieke Depoorter, Elliott Erwitt, Stuart Franklin, Leonard Freed, Eve Arnold, Paul Fusco, Cristina Garcia Rodero, Burt Glinn, Jim Goldberg, Marilyn Silverstone, Sergio Larrain, Susan Meiselas, Wayne Miller, Marc Riboud, Alessandra Sanguinetti, Chris Steele-Perkins, Dennis Stock ve Alex Webb gibi önemli fotoğrafçıların da aralarında bulunduğu 70 sanatçının çalışmaları yer alıyor. Eserleri TIME, New York Times, Washington Post, Der Spiegel, Le Monde, Paris Match, Newsweek gibi dünyaca ünlü medya kuruluşlarınca yayınlanan; World Press Photo Multimedia yarışmalarında jüri üyeliği yapan Emin Özmen’in fotoğrafları da “Magnum İstanbul’da” sergisinde özel bir bölüm olarak karşımıza çıkıyor.
Pazartesi hariç, her gün 10.00 – 19.00 arası ücretsiz olarak ziyaret edilebilecek olan Bulgur Palas’ın kütüphanesi ise, her gün 22.00’ye kadar açık olacak.
]]>Bilimler tarihi alanında dünyanın sayılı isimlerinden olan Prof. Dr. Fuat Sezgin’in “Arap-İslam Bilimler Tarihi” isimli 17 ciltlik eserinin Almancadan Türkçeye çevirisi, İslam Bilim Tarihi Araştırmaları Vakfı tarafından yapıldı.
Bakan Kacır, eserin Atatürk Kültür Merkezi’ndeki tanıtım etkinliğinde, 94 yıllık ömrünü medeniyetin ilmi birikimini gün yüzüne çıkarmaya vakfeden Prof. Dr. Fuat Sezgin’in, aynı zamanda yüreği Türkiye için çarpan, Türkiye’nin istikbali için fikir çilesi çeken, emek veren, mücadele gösteren gerçek bir vatansever olduğunu söyledi.
Prof. Dr. Fuat Sezgin’in, paha biçilemez eserleri ömrüne nasıl sığdırdığını soranlara, “Eğer arkanızda inancınız varsa, o sizi yapıcı olmaya itiyorsa çok şeyler başarırsınız. Benim hayatımın sırrı budur.” derken, nasıl bir hayat yaşanması gerektiğini ifade ettiğini belirten Kacır, şöyle konuştu:
“İlim yolunda gayretten vazgeçmeyen, inançlı ve dosdoğru bir hayat. Fuat Sezgin hoca gibi bir ilim denizinin, ülkemizin ilerleyişine engel olan askeri yönetimler sebebiyle yurdunu terk etmek zorunda kalması, bu topraklar açısından büyük kayıp teşkil etmişti. Hocamızın değerini ancak geç zamanlarda idrak edebildik. Ülkemizin vesayetle, darbelerle boğuştuğu bir dönemde ülkesinden uzak yaşamak zorunda bırakılan hocamız, İslam bilim ve teknoloji tarihi bakımından eşi bulunmaz eserlerini, çalışmalarını yürüttüğü ülkenin diliyle yani Almanca olarak yayınlamak zorunda kalmıştı.”
“İslam kültür ve medeniyetinin zengin mirasını gelecek nesillere aktarıyoruz”
Bakan Kacır, bu günün 28 Şubat olduğuna işaret ederek, “Bu milletin evlatlarını eğitim hakkından, ilim çabasından, devletine hizmet etme gayretinden mahrum bırakmak isteyenlerin gerçekleştirdiği ve 1000 yıl sürecek zannettikleri postmodern darbenin yıl dönümündeyiz. Hocamızı andığımız bu günde burada buluşuyor olmak enteresan bir tevafuk oldu. Allah’a hamdolsun 28 Şubat 1000 yıl sürmedi çünkü o haklarından mahrum etmek istedikleri insanlar, bu ülkenin öz evlatları, bu toprakların ev sahipleriydi. Ev sahibinin üstüne kapıyı kapattığını zanneden kendisi dışarıda kalırmış.” dedi.
Prof. Dr. Fuat Sezgin’in, “Bunları geleceği değiştirmek, kıpırdatmak için yapıyorum. Ben bunu bütün insanlık için yapıyorum ama benim gizli ve esas hedefim memleketim, milletimdir.” diyerek, gurbette geçen yıllara rağmen kalbinin her daim vatan sevgisiyle çarptığını, vatanına duyduğu bağlılığı her fırsatta dile getirdiğini anlatan Kacır, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Yaptığı her çalışmanın, her araştırmanın altında yatan asıl motivasyonun bu topraklar ve bu toprakların insanları için daha iyi bir gelecek inşa etme arzusu olduğunu gözler önüne seriyordu. Almanya’daki kütüphanesini Türkiye’ye getirmek, eserlerinin Türkçeye çevrildiğini görmek kıymetli hocamızın en önemli hedeflerinden biriydi. Bu anlayışla Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) Şeref Üyesi hocamızın Batı dünyasını merkeze alan bilim tarihine eleştirel bir çözümlemeyle yaklaşan İslam’da Bilim ve Teknik eserini, TÜBA tarafından yapılan çevirisiyle Türkçe olarak yayınladık.
Ülkemizin bilim yolculuğunu en üst düzeyde himaye eden Cumhurbaşkanı’mız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın bizzat takip ettiği çalışmayla; eserlerini, kitaplarını, birikimini ülkemize kazandırarak İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi’ni kurduk. Prof. Dr. Fuat Sezgin İslam Bilim Tarihi Araştırmaları Vakfı ile de İslam kültür ve medeniyetinin zengin mirasını gelecek nesillere aktarıyoruz. Müslüman ilim insanlarının oluşturduğu bilgi birikiminin, insanlığın yolunu nasıl aydınlattığını hep birlikte keşfediyoruz. Önceki dönem yönetim kurulu üyesi olarak hizmet etmekten şeref duyduğum Vakfımız tarafından yürütülen titiz bir çalışmayla Fuat Sezgin hocamızın İslam bilim tarihinde başvuru eser niteliğindeki Arap-İslam Bilimler Tarihi, Almancadan Türkçeye çevrilmiş oldu.”
“Köklü bir medeniyetin varisi olduğumuz bilinciyle hareket ediyoruz”
Bakan Kacır, bilimin birçok sahasında İslam ilim adamlarının katkılarına ışık tutan 17 ciltlik bu şaheserin Türkçeye tercümesini başarıyla gerçekleştiren İslam Bilim Tarihi Araştırmaları Vakfına ve bu projeye emek veren herkese teşekkür etti.
Tarih boyunca Müslüman toplumlar için bilimin, sadece bilgi edinme aracı olmanın ötesinde derin bir medeniyet ve kültürün temel taşı olageldiğini vurgulayan Kacır, “Bizim medeniyetimiz, ilk ifadesi ‘oku’ olan Kur’an-ı Kerim’e sımsıkı sarılıp, onun çizdiği çerçevede ilim talep edenlerin medeniyeti. Bizim medeniyetimiz, ‘İlim Çin’de de olsa gidiniz alınız’ diyen Peygamber Efendimizin ümmeti olma bilinciyle hareket edenlerin medeniyeti. Farabi, İbn-i Sina, Fergan, Biruni gibi tarihin yönünü değiştiren bilimin abide isimleri hep bizim gönül coğrafyamızdan çıktı. El Cezeri, Ali Kuşçu, Hezarfen Ahmet Çelebi gibi kıymetli isimler, hizmetlerini ve icatlarını hep bizim medeniyet sancağımız altında ortaya koydu.” dedi.
Kacır, kendilerinden sonra gelen bilim insanlarına adeta birer kutup yıldızı olarak yol gösteren bu müstesna şahsiyetlerin kazandırdıkları birikimin, bugün dahi insanlığın yolunu aydınlatmayı sürdürdüğünü ifade etti.
3 kıtada boy göstermiş, hüküm sürmüş ecdadın bıraktığı tarihi ve kültürel mirasın da medeniyette yer etmiş bilim anlayışının tezahürü olduğuna işaret eden Kacır, şunları söyledi:
“Döneminin çok ötesinde mimariye ve tekniğe sahip camilerimiz, medreseler, rasathaneler, hanlar, kervansaraylar ve köprülerimiz, medeniyetimizin bilime ve tekniğe bakışı konusunda bize ışık tutmaya devam ediyor. Medeniyetler tarihini İslam medeniyetini görmezden gelerek yazmak asla mümkün değildir. Bilimde ve teknolojide çağ atlamış bir Türkiye inşa ederken köklü bir medeniyetin varisi olduğumuz bilinciyle hareket ediyoruz.
Son 22 yılda Sayın Cumhurbaşkanı’mızın liderliğinde yaptığımız atılımlarla, uyguladığımız politikalarla, bilimsel çalışmaların ve teknolojideki gelişmelerin her daim destekçisi olduk, olmaya devam ediyoruz. Bilimsel çalışma kapasitemizi güçlendirerek, sadece elitlere açık olsun istenen bilim hazinelerinin kapılarını milletimizin tüm evlatlarına açıyoruz. Mazimizde olduğu gibi bu coğrafyayı, tekrar bilimin ve teknolojinin önde gelen merkezlerinden birine adım adım dönüştürüyoruz.”
“Türkiye artık küresel bir teknoloji üssüdür”
Bakan Kacır, 2002’de 40 şehirde sadece 76 üniversite olduğunu belirterek, “Bilimsel araştırmalar için kısıtlı imkanlara sahiptik. Bugün ise 81 şehrinde 208 üniversitesiyle milyonlarca genci yüksek öğrenimle buluşturan bir Türkiye’den söz ediyoruz. Bu adımları atarken hep karşı çıkanlar, üniversite sayısındaki artışın bilimde yükseliş anlamı taşımadığını söyleyenler oldu. Oysa aynı dönemde ülkemizdeki bilimsel yayın sayısını 9 bin 13’ten 48 bin 619’a yükselttik. Dünyada en fazla bilimsel yayın üreten ülkeler arasında 22. sıradan 16. sıraya çıktık.” ifadesini kullandı.
Teknolojide taşıdıkları bağımsızlık şiarının, Türkiye’nin siyasi bağımsızlığının da teminatı olduğu inancıyla bilimsel çalışmaların raflara hapsolmasını engellediklerini belirten Kacır, şunları kaydetti:
“Sıfırdan inşa ettiğimiz AR-GE ve inovasyon ekosistemiyle bilimin kalkınma yolculuğumuza hız vermesini sağladık. Bilimin ve teknolojinin ülkemizin dört bir yanında 7’den 70’e adeta toplumsal bir seferberlik ruhuyla benimsenmesi amacıyla Milli Teknoloji Hamlesi vizyonumuzu milletimizle paylaştık. Bugün 101 teknoparkı, 1600’ü aşan AR-GE ve Tasarım Merkezi, ülkemiz için stratejik projelere ev sahipliği yapan TÜBİTAK ve tüm üniversitelerdeki enstitülerimiz, 272 bin AR-GE personelimizle Türkiye artık küresel bir teknoloji üssüdür.
Bayraktar TB2, Gökdoğan, Bozdoğan, Akıncı, Anka, Aksungur, Hürkuş, Hürjet, Togg, İmece, Kaan ve insanlı ilk uzay bilim misyonumuz işte bu altyapının eseridir. Tüm bu eserleri milletimize kazandırırken, ışığın bu topraklardan yükselmesini bekleyen, Türkiye’nin düşmemesi için yeryüzünün dört bir köşesinde dua eden masumların mesuliyetini taşıdığımız şuuruyla hareket ediyoruz. İnsanlık tarihinde yeni ve keskin bir dönemeçten geçmekte olduğumuz bir hakikat.
Yüz milyonlarca insanın harplerde öldürüldüğü 20. yüzyılın ardından insanlık ailesinin daha olgun bir düzeye erişeceği, çatışmaların sönümleneceği, liberal kapitalist düzenin herkesçe kabullenileceği ve her yere yeterince refah dağıtacağı gibi kabuller hızla geçerliliğini yitirdi. Müesses nizamın kural koyucuları hızla kendi vazettikleri prensipleri terk ediyorlar. Serbest ticaret artık eskisi kadar popüler değil, yerine korumacılık daha revaçta. Çatışmasızlık şöyle dursun, sorunsuz coğrafya kalmadı dünyada.”
“Bilimde ve teknolojide lider Türkiye’yi inşa etmeye devam edeceğiz”
Kacır, toplam refah artışının yaşanıyor gibi olduğunu ancak yeryüzündeki adaletsiz paylaşımın can yakıcı bir gerçek olduğunu belirterek, “Sahra Altı Afrika ülkelerinde halen beklenen yaşam süresi 50 yılın dahi altında. Elektrik, su, ilaç gibi en temel ihtiyaçlara erişimi kısıtlı yüz milyonlar var.” diye konuştu.
2. Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan neredeyse hiçbir müessesenin fonksiyon icra edemediğinin gün yüzü gibi ortaya çıktığını söyleyen Kacır, sözlerini şöyle tamamladı:
“Bunun da ötesinde güçlünün hukuku korunurken gerçek hak sahibinin ezildiği, doğada en vahşi kabul edilen canlılarınkinde dahi görülmeyecek çarpıklıkta hukuksuz bir dünyada yaşayakaldık. Bu hukuksuz dünyanın ömrünün uzun olmayacağını tahmin etmek zor değil, ancak bu hukuksuz dünyanın insanlığın canını daha ne kadar yakacağını tahmin etmek de pek kolay değil. Bütün bu hukuksuzlukların ivmesi, bilim ve teknolojide ilerlemeyle yükseliyor.
Yıkıcı teknolojilerde dönüşüm rüzgarı hiç olmadığı kadar hızlı esiyor. Yapay zekanın, biyoteknolojinin ve kuantumun bir arada ortaya çıkaracağı etkinin boyutunu kestirmek çok zor. İnsani değerlerden yoksun güçlerin elinde olduklarında, insanlığın sonunu getirme potansiyeli taşıdıkları da yine bir gerçek. Belki iç karartıcı bu tabloda yeryüzünde bir umut ışığı parıldıyorsa eğer inanın bu Türkiye’mizin ışığıdır.
Yüzyıllar sonra yeniden bilim ve teknolojide iddia kazanmış, savunma teknolojilerinde mucize sayılabilecek başarılara imza atabilmiş ve yeryüzünde adalet ve merhameti hakim kılmayı amaç edinmiş bir Türkiye, tarihten bu yana taşıdığı medeniyet misyonuyla insanlık umudunun adeta kalesi gibi. Bu anlayışla bugün buradaki birlikteliğimizi çok kıymetli görüyorum. Bu umudu yükseltebilmek adına Türkiye Yüzyılı’nda hep birlikte daha çok çalışacağız ve bilimde ve teknolojide lider Türkiye’yi Sayın Cumhurbaşkanı’mızın liderliğinde inşa etmeye devam edeceğiz.”
]]>İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Cumhuriyet’in kurucu değerlerine ithafen düzenlediği “100. Yılın Öyküsü, Şiiri” adlı ulusal öykü ve şiir yarışması sonuçlandı. Tarihi Asansör Ceneviz Salonu’nda yapılan seçici kurul toplantısını İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Murat Aydın ve Genel Sekreter Yardımcısı Ertuğrul Tugay da ziyaret ederek katılımlarından ötürü seçici kurul üyelerine teşekkür etti.
Barış İnce, Bekir Yurdakul, Handan Gökçek, Hülya Soyşekerci ve Nalan Barbarosoğlu’ndan oluşan öykü seçici kurulu “Karne Günü” adlı eseriyle İstanbul’dan yarışmaya katılan Başak Baysallı’yı oy birliği ile birincilik ödülüne değer gördü. “Mektuplar ve Yıllıklar” adlı öyküsü ile yarışmaya Ankara’dan katılan Kumru Alpaydın ikinci, “Hüzzam Taksim ve İki Kuşaktan Şarkılar” adlı öyküsü ile yarışmaya İzmir’den katılan Sema İşisağ Üçüncü ise üçüncü oldu. Ayşe Burhan Aytekin, İlkay Yılmaz ve Anıl Çetinel Örselli ise mansiyon ödülüne değer görüldü.
ŞİİR ÖDÜLLERİ DE SAHİPLERİNİ BULDU
Betül Dünder, Bilsen Başaran, Duygu Kankaytsın, Haydar Ergülen ve Tuğrul Keskin’den oluşan şiir seçici kurulu ise “Sıradaki Cumhuriyet İşçilere Gelsin” isimli şiiriyle yarışmaya Eskişehir’den katılan Birtürk Özkavak’ı birinciliğe layık gördü. “Yorgun Kıraç” isimli şiiriyle yarışmaya Erzurum’dan katılan Yaşar Bayar ikinciliğe, “Kırıkları Utangaç Gururu Mermer” isimli şiiriyle Samsun’dan katılan Dolunay Ünal ise üçüncülüğe hak kazandı. Merve Evren, Nevzat Konşer ve Figen Savi ise mansiyon ödüllerinin sahipleri oldu.
ÖDÜL TÖRENİNE İLİŞKİN DETAYLAR AÇIKLANACAK
Öykü kategorisinde “Cumhuriyet ve Kadın”, şiir kategorisinde ise “Cumhuriyet ve Özgürlük” temasıyla düzenlenen ulusal katılımlı yarışmaya 57 kentten 412 katılımcı 438 eser ile başvurdu. Her iki kategoride de birincilik ödülünün 20.000 TL, ikincilik ödülünün 15.000 TL, üçüncülük ödülünün ise 10.000 TL olarak açıklandığı yarışmada, mansiyon ödülüne hak kazanan 3’er yarışmacıya 10 ciltten oluşan “Geçmişten Günümüze Kurtuluşun 100. Yılında İzmir Kitap Dizisi” armağan edilecek.
Ödüle hak kazanan ve seçici kurulun belirlediği eserleri Cumhuriyet’in 100’üncü yılı anısına özel hazırlayacağı kitapta toplayacak İzmir Büyükşehir Belediyesi, ödül törenine ilişkin detayları ise önümüzdeki günlerde duyuracak.
ÖYKÜ KATEGORİSİ
Birincilik Ödülü: Başak BAYSALLI (İstanbul) – Karne Günü
İkincilik Ödülü: Kumru ALPAYDIN (Ankara) – Mektuplar ve Yıllıklar
Üçüncülük Ödülü: Sema İŞİSAĞ ÜÇÜNCÜ (İzmir) – Hüzzam Taksim ve İki Kuşaktan Şarkılar
Mansiyon Ödülleri
Ayşe BURHAN AYTEKİN (İstanbul) – Muhtarlı
İlkay YILMAZ (İzmir) – Eşlikçiler
Anıl ÇETİNEL ÖRSELLİ (Ankara) – Omuz Omuza
Yayımlanmaya Hak Kazanan Eserler
Hakan YAŞAR (İstanbul) – Yüzyılın Postası
Mehmet Murat MIHÇIOĞLU (Kayseri) – Ata Kızı
Murat ÇAĞLAR (Antalya) – İzmirli
Namık BUDAK (Bursa) – Gitmek mi Zor
Sevil YILMAZ (İstanbul) – Önemli Bir Gün
Utku ERİŞİK (İzmir) – İnan
ŞİİR KATEGORİSİ
Birincilik Ödülü: Birtürk ÖZKAVAK (Eskişehir) – Sıradaki Cumhuriyet İşçilere Gelsin
İkincilik Ödülü: Yaşar BAYAR (Erzurum) – Yorgun Kıraç
Üçüncülük Ödülü: Dolunay ÜNAL (Samsun) – Kırıkları Utangaç Gururu Mermer
Mansiyon Ödülleri
Merve EVREN (İzmir) – Söz Benim
Nevzat KONŞER (Bursa) – Bir Buket Taze Gül Gibi
Figen SAVİ (İstanbul) – Bir Güz İhtişamı
Yayımlanmaya Hak Kazanan Eserler
Aysel KAYMAZ (Adana) – Benim Adım Cumhuriyet
Çidem ÇİÇEK (Ankara) – Küçük Kadın
İbrahim ŞAŞMA (Karaman) – Kanat Seslerinde Cumhuriyet
Murat ÇALIK (Kocaeli) – Monark’ın Ölümü
Murat KOÇAK (Konya) – Çoban Mehmet’in Rüyası
]]>Göktaş, Anadolu Ajansı’nın “Global İletişim Ortağı” olduğu, Cumhurbaşkanlığı İnsan Kaynakları Ofisi Başkanlığı koordinasyonunda “Yetenek Her Yerde” temasıyla Anadolu Üniversitesinin ev sahipliğinde üniversitenin Gençlik Merkezi’nde düzenlenen İç Anadolu Kariyer Zirvesi’nde (İKAF’24) yaptığı konuşmada, Türkiye Yüzyılı’nın kapısının aralandığı bugünlerde, gençlerin artık geleceğin mimarları arasına girmeye hazır olduğunu söyledi.
Gelinen bu seviyenin hem eğitim sisteminin hem de iş dünyasının yetkinliğinin ne kadar arttığını gösterdiğini, gençlerin eğitim imkanlarına kolaylıkla erişmesi, iş dünyasının onlara istihdam sağlayacak fırsatlar sunmasının geleceğin Türkiye’sine doğru emin adımlarla ilerlediklerinin kanıtı olduğunu vurgulayan Göktaş, “Farklı yollardan ilerlemek, bugün bizi ortak bir noktada birleştirdi. Her alanda nitelikli iş gücü olmaya hazır gençlerimiz, onları hayallerine kavuşturacak, ülkemizi başka bir vizyona taşıyacak girişimcilerle bir araya geldi. Oluşan bu müthiş sinerji, yeni Türkiye’nin eseri. Türkiye, artık bu ülkenin tüm evlatlarına eşit hak ve fırsatlar sunan kadim kültürüne geri döndü.” ifadesini kullandı.
Bakan Göktaş, Cumhurbaşkanlığı İnsan Kaynakları Ofisi koordinatörlüğünde yürütülen Kariyer Fuarlarının “Yetenek Her Yerde” söylemiyle Anadolu’nun tüm bölgelerini şehir şehir gezdiğini ve okumaya istekli, keşfetmeye meraklı gençlerle verimli etkinlikler gerçekleştirdiğini dile getirdi.
Fuarlar sayesinde çalışıp üretmeye, hayalleri için harekete geçmeye hazır birçok gencin kamuda ya da özel sektörde istihdam fırsatı yakaladığını anlatan Göktaş, “Kariyer Fuarımız, gençlerimiz için gerçek bir çalışma hayatının kapılarını açıyor. Böylelikle gençlerimizin eğitim alma, kendilerini iyi yetiştirme motivasyonları artıyor. Gençlerimizin hayalleri net hedeflere dönüşüyor. Gerek kamu gerek özel sektör, nitelikli ve dinamik iş gücüyle buluşup canlanıyor. Kalkınma hızımız artıyor, refahımız yükseliyor. Her şeyden önemlisi, Türkiye kazanıyor.” diye konuştu.
“Milli teknoloji sanayisinde yer alan binlerce gencimizle gurur duyuyoruz”
Göktaş, Türkiye’nin, bugün gençlerin dehası ve azmiyle önemli eserlere imza atan bir ülke olduğuna işaret ederek, şunları kaydetti:
“Savunma sanayisi, yerli otomobil ve uzay çalışmalarımız başta olmak üzere Türkiye artık beyin göçünü tersine çeviren, parlak zekaları ağırlayan önemli bir cazibe merkezi haline geldi. KAAN’da ve milli teknoloji sanayisinde yer alan binlerce gencimizle gurur duyuyoruz. Elbette başarı tesadüf değildir. 22 yıldır ülkemizin her alanda gelişmesi için çok önemli hizmetleri milletimize kazandırdık. Bu hizmetleri çok daha ileriye götürecek olan sizlersiniz, hizmet yarışında bayrağı size teslim edeceğiz. Sizlere bu konuda inancımız, güvenimiz sonsuz. Şunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki Türkiye’nin yetiştirdiği gençler milletimiz adına insanlığa hizmet eden ve dünyayı daha yaşanabilir bir yer haline getiren seçkin kadroları oluşturacaklar.”
Bakan Göktaş, gençlere geleceğin liderleri olarak yetişmesi için imkan sağlayan Cumhurbaşkanlığı İnsan Kaynakları Ofisi’ne, bu yıl fuara ev sahipliği yapan Anadolu Üniversitesi ve paydaş üniversitelere, gençlere istihdam sunmaya hazır tüm kamu ve özel sektör temsilcilerine teşekkür etti.
Bir milletin en kıymetli hazinesinin insan olduğuna değinen Göktaş, şunları aktardı:
“Yeni nesillerle bu hazinenin değerinin artacağına yürekten inanıyorum. Bugün 28 Şubat. Bir dönem bazı gençlerimizin üniversite kapılarından gönderildiği günler.
İnançları, kılık kıyafetleri yüzünden eğitim hakkının elinden alındığı günler. Bugün artık bunlar çok geride kaldı. Saygıdeğer Cumhurbaşkanımızın önderliğinde, her kadın eğitim hakkını kazandı. İnancı ne olursa olsun, düşüncesi ne olursa olsun her gencimize üniversitelerin kapıları sonuna kadar açıldı.”
Bölgesel Kariyer Fuarlarının sayısı artacak
Cumhurbaşkanlığı İnsan Kaynakları Ofisi Başkanı Doç. Dr. Salim Atay da Eskişehir’de 37’nci bölgesel kariyer fuarını gerçekleştirdikleri bilgisini paylaştı.
2019 yılında ilk kez 11 bölgede düzenlenen Bölgesel Kariyer Fuarlarında 70 bin öğrencinin organizasyonlara katıldığını anlatan Atay, 2024 yılı itibarıyla 500 bin kişiye yaklaştıklarını ifade etti.
Bölgesel Kariyer Fuarının sayısı artırmak zorunda olduklarını belirten Atay, “Çünkü bütün üniversitelerde, kariyer merkezlerimiz yetenek kapısı üzerinden çok etkin bir şekilde bunu kullanır hale geldiler. Bütün üniversiteler diyorlar ki ‘Artık biz kendi kariyer fuarımızı kendimiz yapmak istiyoruz’. Bizim de zaten olmasını istediğimiz şey buydu. Önümüzdeki yıl bu sayıyı artıracağız. Bütün illerde yapacağız. Bütün iller bunu yapabilir, yapmalı. Bütün üniversitelerde yapmalı. Mesela bizim, Ankara’daki kamu kurumlarımızın hepsini 81 il veyahut da 200 üniversitemize göndermek gibi bir şansımız yok. Bu çok büyük, onların işleri açısından da sorun oluşturuyor ama bu 11 sayısını artıracağız.” diye konuştu.
İstanbul ve Ankara gibi büyük illerde bölgesel kariyer fuarı yapmadıklarını dile getiren Atay, “Çünkü zaten oralardakiler merkeze daha yakın, iş dünyasına daha yakın, devlete daha yakın, iş bulma olanakları daha fazla oluyordu. Şimdi önümüzdeki dönemde İzmir’de arkadaşlar uluslararası sağlık ve estetik kariyer fuarı yapıyoruz. Bu Orta Asya ve Afrika başta olmak üzere Avrupa dahil dünyanın her tarafından kişilerin bir araya geleceği bir yer olacak. Aynı zamanda İzmir biliyorsunuz, Bergama sağlığın doğduğu yer.” dedi.
İstanbul’da finans merkezi kurduklarını aktaran Atay, ticaretin İstanbul’dan döndüğüne dikkati çekerek, sözlerini şöyle tamamladı:
“Lojistik, İstanbul’dan yürüyor. Yine uluslararası bir fuarı İstanbul’da önümüzdeki dönemde yapacağız. Orta Anadolu’da yine var. Ankara’da uluslararası savunma sanayisi kariyer fuarı yapacağız. Hepimizi çok yakından ilgilendiren beslenmeyle ilgili de Adana’da tarım, gıda ve hayvancılık uluslararası kariyer fuarı yapmayı planlıyoruz. Bunları Cumhurbaşkanlığı olarak koordine ettiğimizde, bölgedeki üniversitelerimiz, siz gençlerin birlikte olduğu bu organizasyonlarla çok büyük başarılar elde edeceğimizden hiç kuşkumuz yok. Hedefimiz, nihai hedefimiz ve söylemimiz, Türkiye pek çok alanda olduğu gibi dünyanın yetenek üssü olacak arkadaşlar. Batılı şirketler diyecekler ki ‘Bir Türk bulamıyor muyuz, bu sorunu çözmek için? ya da bu işin başına. Bir Türk bulamıyor muyuz?’ Bunu diyecekler, buna inanın. Ben inanıyorum. Lütfen siz gençler de inanın. Dünyanın her tarafında sizler çok etkin görevlerde olacaksınız. Dünyanın her tarafından da son derece nitelikli gençler bu ülkeye gelmek isteyecekler. Eğitim almak için, kendilerini geliştirmek için daha iyi fırsatlara ulaşmak için.”
AK Parti Eskişehir milletvekilleri Fatih Dönmez ve Ayşen Gürcan, Anadolu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fuat Erdal, AK Parti Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkan adayı İdris Nebi Hatipoğlu da programda katılımcılara hitap etti.
Eskişehir Valisi Hüseyin Aksoy, AK Parti İl Başkanı Gürhan Albayrak ve diğer ilgililerin de katıldığı fuarda, Bakan Göktaş beraberindekilerle stantları gezdi.
]]>-Savcı, 25 yıla kadar hapis cezası istedi
İSTANBUL – Pendik’te yarış yapan ve bir kişinin ölümüne neden olan iki sanığın yargılanmasına devam edildi. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen dosya görevsizlikle Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. Cumhuriyet savcısı mütalaasında sanıkların ‘Olası kastla ölüme neden olma’ suçundan 25 yıla kadar hapisle cezalandırılmasını talep etti. Tutuksuz yargılanan iki sanık yeniden tutuklandı.
Pendik Otoyolu’nda 9 Temmuz 2023 tarihinde iddiaya göre, Mehmet Yalçınve arkadaşı Doğukan Taştekin(20)’in yarışıyordu. Direksiyon hakimiyetini kaybeden Taştekin, Zeki Aktaş hakimiyetindeki ve eşi Ergül Aktaş’ında içerisinde bulunduğu araca arkadan çarparak Zeki Aktaş’ın ölümüne neden oldu. ‘Taksirle ölüme neden olma’ suçundan yargılanan iki sanığın Asliye Ceza Mahkemesi’nde 27 Ekim tarihinde görülen duruşmasında tutuksuz yargılanmasına hükmedilmişti. Yalçın, adli kontrol hükümlerine uymaması nedeniyle tutuklanırken dosya görevsizlikle 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. Dün görülen duruşmaya, tutuksuz sanık Doğukan Taştekin, tutuklu sanık Mehmet Yalçın, müştekiler ve taraf avukatları katıldı.
“Direksiyon hakimiyetimi kaybettim. Gerisini hatırlamıyorum”
Duruşmada söz verilen sanık Doğukan Taştekin, “Kazadan önce kendime bira almıştım, kendi evimde içiyordum. Moralim bozuktu arkadaşım Mehmet’in yanına gittim. Çorba içmeye gittik ama kapalıydı. Eve dönerken Mehmet önümde seyir ediyordu. Dikiz aynamdan arkamdan bir araç geldiğini gördüm. Bana çok yakın geçti. Direksiyon hakimiyetimi kaybettim. Gerisini hatırlamıyorum. Mehmet’le yarışmıyorduk. Suçsuzum” dedi.
“Aynadan baktığımda ortalık duman olmuştu”
Tutuklu sanık Mehmet Yalçın ise, “Doğukan ile kazadan önce birlikteydik. Doğukan alkol kullanıyordu ancak ben içmedim. Çorba içmeye gittik ama dükkan kapalıydı. Evimize doğru ayrı araçlarla gidiyorduk. Doğukan arkamda seyir halindeydi. Bir ses duydum. Aynadan baktığımda ortalık duman olmuştu, kaza olduğunu anladım. Yardım etmek için arabamdan inip olay yerine gittim. Olaydan bir kaç gün önce esrar içmiştim. Doğukan ile yarış yapmıyorduk. Suçsuzum, beraatimi isterim” dedi.
“Bir şeylerin ters gittiğini anladım”
Müştekinin oğlu Sefa Aktaş, “Babam beni annemle havalimanına bıraktı. Uçağa bineceğim sırada ismim anons edildi. Bir şeylerin ters gittiğini anladım. Babamın vefat ettiğini söylediler. Olay yerine gittim. Annemin kafası kanıyordu. Babamın orada vefat ettiğini gördüm. Şikayetçiyim” dedi.
Savcı sanıkların 25 yıla kadar hapsini istedi
Cumhuriyet savcısı mütalaasında, mevcut delil durumuna göre sanıkların eylemlerinin ölen Zeki Aktaş’a yönelik ‘Olası kastla öldürme ‘suçunu, yaralanan Ergül Aktaş’a yönelik ‘Olası kastla yaralama’ suçunu oluşturma ihtimaline binaen sanık Mehmet Yalçın tutukluluk halinin devamına karar verilmesini istedi. Diğer sanık Doğukan Taştekin’in tutuklanmasını talep etti. Mütalaada sanıkların, ‘Olası kastla ölüme neden olma’ suçundan 20 yıldan 25 yıla kadar hapisle cezalandırılması istendi.
Mahkeme heyeti, tutuklu sanık Mehmet Yalçın’ın tutukluk halinin devamına, tutuksuz sanık Doğukan Taştekin’in tutuklanmasına karar verdi. Duruşma, tarafların esasa ilişkin savunma yapması için süre verilerek ertelendi.
]]>İçerenköy Mahallesi’nin 1/1000 Ölçekli Uygulamalı İmar Planı’nın geçen günlerde İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Meclisi’nde oylanarak kabul edilmesinin ardından, konu hakkında detaylı bilgi vermek ve vatandaşların sorularını cevaplamak için Ataşehir Belediyesi tarafından İnal Aydınoğlu Kültür Merkezi’nde bilgilendirme toplantısı düzenlendi.
Başkan İlgezdi, Belediye Başkan Yardımcıları Sadık Semih Kayhan ve Cenan Arslan ile Plan ve Proje Müdürü Temel Önder’in konuşmacı olduğu toplantıya, CHP Ataşehir Belediye Başkan Adayı Onursal Adıgüzel, CHP Ataşehir İlçe Başkanı Celal Yalçın ve İçerenköy Muhtarı Sırma Doğru ile mahalleli yurttaşlar katıldı.
Toplantıda söz alan Başkan İlgezdi, şunları kaydetti:
“İÇERENKÖY’ÜN İMAR SORUNU ÇÖZÜLMÜŞTÜR”
“Vatandaşlarımıza söz verdiğimiz şekilde, mahallelerimizin imar sorunlarını bir bir çözüme kavuşturduk. İçerenköylü vatandaşlarımızın imar sorunlarının çözümü ile ilgili uzun zamandır beklediği karar nihayet İBB Meclisi’nden geçti. İçerenköy Türkiye’deki en büyük 6 mahalleden biri olmasına karşın bugüne kadar imar sorunu çözülmemişti. Bundan sonra, planlar İBB tarafından Ataşehir Belediyesi’ne gönderilecek ve burada 1 ay süreyle askıda kalacak. Ardından 18 uygulaması için Ataşehir Belediyesi tarafından gerekli ihale yapılacak. Islah imar planından gelen alanlarda 18 uygulaması yapılacak, sonrasında arzu eden vatandaşlarımız hemen inşaatlarına başlayabilecek. İçerenköy’ün imar sorunu çözülmüştür, mahalleli vatandaşlarımıza hayırlı ve uğurlu olmasını diliyorum.”
Toplantıda kısa bir konuşma yapan CHP Ataşehir Belediye Başkan Adayı Onursal Adıgüzel de şunları dile getirdi:
“DEPREME DAYANIKLI BİR ATAŞEHİR İÇİN ÇOK ÇALIŞACAĞIZ”
“Öncelikle Battal Başkan’a Ataşehir için vermiş olduğu emeklerden dolayı çok teşekkür ediyorum. Ben İçerenköy’de yaşayan ve buranın sorunlarını çok iyi bilen bir kardeşinizim. Bu toplantının yapıldığı İnan Aydınoğlu Kültür Merkezi, ilçemiz için büyük bir kazançtır. Deprem, kentsel dönüşüm, tapu ve imar meseleleri hepimizin gündeminde olan çok önemli sorunlardır. Depreme karşı dayanıklı bir Ataşehir’de oturmak için hep birlikte çok çalışacağız. Bu sorunun aşılmasında emeği geçen herkese bir kez daha teşekkür ediyorum.”
Onaylanan yeni imar planındaki kazanımları aktaran Başkan Yardımcısı Sadık Semih Kayhan ise şunları söyledi:
“İÇERENKÖY’DE KİMSENİN 1 METREKARE ARSASININ BİLE İMARLA İLGİLİ KAYBI OLMAYACAK”
“Yeni plana göre İçerenköy’ün tamamında emsal değeri 2.10 oldu. Elinizdeki tapuda sahip olduğunuz metrekare alanı ne kadarsa, emsal bu metrekarenin üzerinden hesaplanacak ve böylece kesintiden kaynaklı bir hak kaybı yaşanmayacak. Ayrıca vatandaşlara ait, sosyal donatı alanında kalan arsalar dahi, 18 uygulamasıyla birlikte 2.10 emsal değerini kullanabilecekler. İçerenköy’de hiç kimsenin 1 metrekare arsasının bile imarla ilgili kaybı olmayacak. 18 uygulamasıyla, 70-80 metrekare gibi küçük boyuttaki arsalar, belediye tarafından birleştirilecek. Ayrıca yeşil alan, okul alanı ve sağlık alanı gibi sosyal donatı alanında kalan yerler, en yakın adaya taşınarak konut alanına çevrilecek. Böylece parsel sınırları kaldırılıp, arsalar birleştirilerek, imar planının uygulanabileceği daha büyük bir parsel oluşturulacak.”
]]>Zeynep ve Hakan Kırcıoğlu çifti, tek çocukları Derin Mai için henüz bebekken kaşıntı şikayetiyle sağlık kuruluşlarına başvurdu. Yapılan tetkikler neticesinde Derin Mai’ye, karaciğerin safra yollarında işlev bozukluğuna neden olan nadir görülen genetik bir hastalık olan PFIC-2 ve karaciğer kanseri tanısı konuldu. Kırcıoğlu ailesi, Derin’i 2013 yılının aralık ayında ameliyat için Amerika’ya götürdü.
Hazırladığı kartı “kahramanım” dediği doktora verdi
Derin, o dönem Yale Üniversitesi Tıp Fakültesi Transplantasyon Bölüm Başkanı olan Prof. Dr. Şükrü Emre tarafından ameliyat edildi ve sağlığına kavuştu. Geride kalan yıllarda ailesi, Derin Mai’ye kendisini iyileştiren doktoru sık sık anlatınca, Derin Mai de Prof. Dr. Şükrü Emre’ye teşekkürlerini sunan bir kart hazırladı. Sonrasında ise aile, İzmir Ekonomi Üniversitesi Tıp Fakültesi Medical Point Hastanesinde Prof. Dr. Şükrü Emre ile bir araya geldi. Ziyarette Derin, hazırladığı kartı ‘kahramanım’ dediği Emre’ye verirken, Emre de duygusal anlar yaşadı.
“O olmasaydı şu an sizinle konuşuyor olamayabilirdim”
İzmir Ekonomi Üniversitesi Tıp Fakültesi Medical Point Hastanesi Direktörü Prof. Dr. Şükrü Emre’yi kahramanı olarak niteleyen Derin Mai, “Evde genellikle hayatımı kurtaran insan olarak konuşuluyordu. Ben de bu yüzden onu tanımayı çok istiyordum. Sonunda görebildim. Benim için özel olan insanlara genellikle kart yazar, içine resimler yaparım. Şükrü Bey de benim için çok özel bir insan olduğu için kartı yapmaya karar verdim. O benim hayatımı kurtaran bir kahraman. Ameliyatımı yapmış. O olmasaydı şu an sizinle konuşuyor olamayabilirdim” diye konuştu. Derin Mai ayrıca ilerde robot mühendisi olmak ve Prof. Dr. Şükrü Emre’yi gururlandırmak istediğini de sözlerine ekledi.
“Bu hediyenin tarifi yok”
Ameliyatı anlatan Organ Nakli Bölüm Başkanı ve Hepatobiliyer Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Şükrü Emre, yaptığı yöntemle organ nakline gerek kalmadan Derin Mai’nin sağlığına kavuştuğunu söyledi. Emre, “Tabi ki arzumuz organ nakline gerek kalmadan hastalarımızın kendi organlarıyla yaşamaları. Derin de bunun çok güzel bir örneği; ayrıca Derin’in karaciğerinde kanseri de vardı. O kanseri çıkarttım. Yaptığım yöntemde amacımız safra yoğunluğu araya koyduğumuz izole bağırsak urvesiyle kalın bağırsağa bağlayıp safranın tekrar geri dönmesini önlemek ve bu şekilde safranın karaciğerde yapacağı hasarı sıfıra indirip Derin’in kendi karaciğeriyle hayatına devam etmesini sağlamaktı. Bunu yaptık” dedi.
Ziyaretten duyduğu memnuniyeti de dile getiren Emre, “Bunlar bir hekime verilecek en güzel hediyeler. Bunun bir hekimin kalbinde oluşturduğu güzellikleri açıklamak mümkün değil. Tüm seneler boyunca olan yorgunluğunuz, üzüntüleriniz hepsi güzelliklere, iyiliklere dönüşüyor. Biz hekimlerin ve benim aldığım en güzel hazlar hastalarımdan gelen bu güzel dönüşler ile onlarla buluşup eskileri yad etmek” ifadelerini kullandı.
Derin’in hastalık sürecinden bahseden annesi Zeynep Kırcıoğlu, “Bize ülkemizde karaciğer nakli yapılması gerektiği söylendi. Çözüm yolları ararken Şükrü Bey’e ulaştık. Kendisi Derin’i ameliyat için uygun buldu. Safra kesesini bağırsağa bağladı ve böylece safranın vücuttan atılmasını sağladı. Derin Mai ameliyat olduğunda 18 aylıktı. Şimdi şükürler olsun ki 11 yaşında. Her şey yolunda gidiyor. Şükrü Bey ile iletişimi hiç kaybetmedik. Kendisi de literatür olarak Derin Mai’yi yazmak istiyor” diye konuştu. – İZMİR
]]>ERKAN KARACA
Çorum Saat Kulesi yanında toplanan bir grup davulcu, Ramazan ayında sahur davulcularının valilik izniyle kaldırıldığını söyleyerek karara tepki gösterdi. Davulcular adına açıklama yapan Murat Işık, “150 yıldır Çorum’da Ramazan davulu yaşatılıyor fakat son 3 yıldır bize davul çaldırılmıyor ve şu anda da Valilik kararıyla Ramazan davulunun kaldırıldığı söyleniyor. Şikayet olduğu söyleniyor fakat biz vali beyden bizim sesimizi duymasını istiyoruz. Geleneğimiz, göreneğimiz bu bizim” dedi.
Çorum’da davulculuk yapan ve Ramazan ayında sahura vatandaşları davulla kaldıran davulcular, iki yıldır önce pandemi ardından deprem felaketi nedeniyle çalamadıkları sahur davulunu bu yıl çalmak istiyorlar. Saat Kulesi yanında toplanan davulcular adına konuşma yapan Murat Işık, “81 vilayette ramazan davulu çalınıyor ancak Çorum’da bir türlü davul çalınamıyor. Bir sene pandemiyi bahane ettiler, bir sene depremi bahane ettiler. Bu sene de temelli kaldırdıklarını söylediler. Şöyle bir durum söz konusu; burada insanlar ekmek yiyor. Ekmeklerini kaldırmak çok kötü bir şey yani emek hırsızlığıdır” diye konuştu.
“150 YILLIK RAMAZAN DAVULU GELENEĞİ YAŞATILSIN”
Murat Işık, şunları söyledi:
“15 yıldır, davulculuk, zurnacılık efendime söyleyeyim müzisyenlikle ekmeğimizi evimize götürüyoruz. Şimdi Ramazan davulu ile ilgili buradayız. 150 yıldır Çorum’da Ramazan davulu yaşatılıyor fakat son 3 yıldır bize davul çaldırılmıyor ve şu anda da Valilik kararıyla Ramazan davulunun kaldırıldığı söyleniyor. Şikayet olduğu söyleniyor fakat biz vali beyden bizim sesimizi duymasını istiyoruz. Geleneğimiz, göreneğimiz bu bizim. Hani sürdürmemiz lazım. Sonuçta bir kültürü, bir toplumu devam ettiren şey geleneği göreneğidir. Şimdi biz bu geleneği göreneği devam ettirmek istiyoruz ama şu anda bizim Ramazan davulumuz kaldırıldı. 48 tane arkadaşım evine ekmek götürüyor. 48- 49 kişiyiz yani biz insanlardan para topluyoruz. Vatandaştan zorla para almıyoruz. Şöyle bir durum var, hani gidiyoruz, ‘hayırlı Ramazanlar’ diyoruz. Veren de oluyor vermeyen de oluyor fakat biz şunu şöyle söyleyelim bizim insanlarımız 48 kişi Ramazan’da 3-5 kuruş para toplayacak ve çoluğuna çocuğuna bir ekmek alacak diyelim, işte bir bayramlık alacak diyelim. Zaten amacımız bu. İnsanlardan zaten kimse davula kalkmıyor biz bunu biliyoruz ama bu bir gelenek olduğu için sürdürüyoruz.
“RAMAZAN DAVULUNDAN ŞİKAYETÇİ OLANLARI BİLİYORUZ”
Biz şöyle söyleyelim tüm yetkililerimize sesleniyoruz, rica ediyoruz tamam şikayet varmış bunu da biliyoruz. Şikayet olan yerleri de biliyoruz zaten. Hani bazı yüksek mevkideki insanlar, bazı yerler ama şöyle baktığımız zaman ben bu Buhara’da oturuyorum. Buhara’da Ramazan davulu çalıyorum. Kimisi Mimarsinan’da çalıyor. Hepimiz bir sokakta çalıyoruz. Zaten topluma baktığımız zaman kesinlikle Ramazan davuluna yüzde 80 katılım var. Ramazan davulu istiyor insanlar hatta zurna da istiyorlar ama biz maalesef zurna çalmıyoruz tek davul şeklinde geziyoruz. Ricamız şudur; bizim sesimiz duyulsun artık. Bizim insanlarımız zaten 3-5 kuruş bir ekmek parası için çalışıyor. Ramazan’da dediğim gibi çocuğuna çoluğuna bir bayramlık alacak arkadaşlarımız. Valimizin sesimizi duymasını istiyoruz. 81 vilayette ramazan davulu çalınıyor ancak Çorum’da bir türlü davul çalınamıyor. Bir sene pandemiyi bahane ettiler, bir sene depremi bahane ettiler. Bu sene de temelli kaldırdıklarını söylediler. Şöyle bir durum söz konusu; burada insanlar ekmek yiyor. Ekmeklerini kaldırmak çok kötü bir şey yani emek hırsızlığıdır. Lütfen diyoruz sesimizin duyulmasını istiyoruz. Artık gereğinin yapılmasını istiyoruz.”
]]>***
5’inci nesil taktik askeri havacılık kabiliyeti olarak tasarlanan KAAN, Türkiye’yi farklı bir kulübün üyesi yapmaya aday. KAAN, bu nedenle yalnızca bir savunma sanayii kilometre taşı değil, aynı zamanda jeopolitik olarak kritik bir anahtar. Zira, ilerleyen yıllarda NATO taktik askeri havacılık kabiliyetine F-22 ve F-35 dışında, 3’üncü ve 5’inci nesil savaş uçağı girecek ve bahse konu yetenek bir Türk platformu olacak.
KAAN nasıl bir 5’inci nesil kabiliyet sunacak?
İlk uçan prototipte tercih edilmese de KAAN’ın daha önce kamuoyuna verilen görüntülerinden dikkat çekici bir sensör konfigürasyonuna sahip olduğu anlaşıldı. Bu söz konusu veriler uluslararası savunma çevrelerinde de tartışıldı. KAAN’ın ayrı IRST (kızılötesi arama ve takipleme) ve EOTS (elektro-optik hedefleme) sistemleriyle mücehhez olduğu anlaşıldı. [1] O dönemde yayımlanan değerlendirmelerde, IRST sistemlerinin dizaynları gereği radar karıştırma yapan elektronik harp tehditlerine karşı mukavim olacağı ve klasik sensörleri aldatan bazı düşük görünürlük özelliklerini aşabileceği, dolayısıyla KAAN’a, stealth uçaklar karşısında bir avantaj sağlayacağı vurgulandı. IRST ve EOTS sistemlerinin birbirlerinden ayrılmasının, sensör konfigürasyonu açısından ciddi avantajlar sağlayabileceği de not edildi. Üzerinde çok konuşulan savaş uçağı, geçtiğimiz günlerde havalanarak programın ileri bir aşamaya geçtiğini dünyaya gösterdi.
KAAN nasıl ilerleyecek?
Kategorik olarak KAAN’la ilgili öncelikle dürüst ancak müteakiben de iddialı iki değerlendirme yapmak gerekiyor. Öncelikle şunun anlaşılması önemli; KAAN bir uçağın değil bir ailenin adı. Sadece KAAN’ı değil, söz konusu ailenin mensubu olan birçok varyasyonu izleyeceğiz. Muhtemelen ilk jenerasyon KAAN envantere girdiğinde 4,5 nesil savaş uçaklarının üzerinde bir muharip performans ortaya koyacak. Türk Hava Kuvvetleri ve NATO müttefik askeri havacılık kapasitesine yeni bir kabiliyet seti kazandırılacak. Öte yandan, envanterdeki ilk KAAN’ın, 5’inci nesil profili bakımından F-35’le kıyaslandığında bazı handikapları da elbette bulunacaktır. KAAN ailesinin daha gelişmiş varyasyonları ise aradaki farkı kapatmayı hedefleyecek.
İkincisi; KAAN’a ilişkin planlar Türkiye’nin sadece 5’inci klasik bir perspektifle yetinmeyeceğini ortaya koyuyor. Türk savunma tartışmalarına yansıyan haberler, Baykar KIZILELMA ve TUSAŞ ANKA-3 stratejik silahlı insansız hava araçlarının, KAAN’la müşterek harekat icra etmesine dair mülahazayı açıkça seslendirdi. Teknik olarak söz konusu konsept loyal wingman olarak literatüre girdi ve Londra liderliğindeki Tempest Projesi gibi 6’ncı nesil taktik askeri havacılık paradigmasının bir parçası oldu. Daha açık ifade etmek gerekirse, Türk savunma planlayıcılarının KAAN’a ilişkin büyük hedefleri var.
Uluslararası rekabet ve KAAN
KAAN gibi üst düzey yetenekler sadece milli envanteri şekillendirmek üzere hayata geçirilmez. Üst segmentlerde savunma çözümleri, siyasi ağırlıkları yüksek ekonomik değerlerdir. KAAN’a böyle bir bakış açısıyla yaklaşmak gerek. 2030’lu yıllara gelindiğinde, dünyanın 5’inci nesil uçaklarla ve onları ikame edebilecek üst düzey 4,5 nesil ara çözümlerle ilgili çok fazla seçeneği olmayacak. F-35, market performansı gereği halihazırda başarılı bir proje. NATO envanterleri ve ötesinde satışları beklenenin üstünde bir çizgi izledi. Ayrı bir parantez açmak gerekirse, tam da bundan dolayı Türkiye’nin F-35 projesine dönüşü, Türk Hava Kuvvetleri’nden daha çok Türk savunma sanayii için önemli. KAAN’ın F-35’i halihazırda hava kuvvetlerinde bulunduran pazarlardan pay alması kulağa hoş gelebilir ancak gerçekçi olmak gerekirse kolay değil. Zira, Türkiye’nin yeni bir alım paketini ilerlettiği F-16V ve F-35’le birlikte Lockheed Martin’in uluslararası savunma pazarındaki hakimiyeti, önümüzdeki yıllarda bilhassa taktik askeri havacılık çözümlerinde istikrarlı bir şekilde artacaktır. Öte yandan, siyasi tahditler ya da savunma ekonomisi nedenleriyle F-35’e ulaşamayan ülkeler için KAAN ideal bir alternatif olacak, zira klasik 4,5 nesil uçakların ötesinde bir kapasite sağlayacaktır. Ayrıca Sovyet-Rus envanterlerini NATO standartlarına yükseltmek isteyen ya da CAATSA yaptırımlarından çekinen devletler için, KAAN ciddi bir alternatif teşkil edecektir.
Avrupalı NATO çözümlerinin arasında da KAAN’ın şansı yüksek. Diğer NATO müttefiklerinin savaş uçağı pazarına bakıldığında, İsveç’li Gripen düşük maliyetli bir 4,5 nesil çözüm sunmasına karşın savunma pazarı başarısıyla ön plana çıkamadı. NATO ittifakı içinde İsveç, son kullanıcının yanı sıra oldukça küçük Macaristan pazarıyla sınırlı kaldı. Gripen’ın NATO dışında, en kayda değer başarısı ise Brezilya’ya ihracı oldu. ABD seçeneğine alternatif bir diğer NATO çözümü olan 4,5 nesil Fransız Dassault Rafale ise nispeten iyi bir sezon geçirmekte ve uluslararası marjı güçlü. Özellikle, Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) Huawei’yle 5G anlaşması sonrası F-35 alımının suya düşmesi, Dassault Rafale için milyarlarca dolarlık bir fırsat penceresini de araladı. Öte yandan, Fransızların önemli bir sorunu olan; Endonezya, Yunanistan, BAE, Katar, Hindistan ve Fransa alımları nedeniyle Dassault’nun Rafale endüstriyel kapasitesi sınırlarına dayandı. Açık kaynaklı veriler 238 platformun beklediğini ortaya koyuyor. [2] Fransız-Alman 6’ncı nesil havacılık projesinin ihraç potansiyelinin önündeki en büyük engelse, ironik biçimde Berlin. Almanların savunma ihracatı kısıtları, Fransızların başını hayli ağrıtacak gibi duruyor.
KAAN’ın pazar marjı için dikkatle takip etmemiz gereken proje, Güney Kore’nin KAI KF-21 Borame çözümü. Borame için iki temel trendi dikkatle izlememiz gerekecek. Bunlardan ilki; özellikle Polonya üzerinden NATO bölgesinin projeye ilgisi, diğeriyse Suudi Arabistan ve BAE vektörleri üzerinden milyarlarca dolarlık hacmiyle Körfez Arap silah pazarının göstereceği refleks. KAAN’la halihazırda 3 ülkenin ilgilendiği değerlendiriliyor. Bunlar Ukrayna, Azerbaycan ve Pakistan. Nitekim, son derece deneyimli ve kariyerli bir diplomat olan Ukrayna’nın Ankara Büyükelçisi Vasyl Bodnar, ülkesinin KAAN’la ilgilendiğini Türk basınına açıkça deklare etti. Elbette, Ukrayna savunma sanayiinin, KAAN’ın nihai motoruna ilgi alaka gösterdiği ayrıca belirtilmeli.
Azerbaycan’ın KAAN’a geçişi, Bakü için ciddi bir anlam ifade edecek ve söz konusu anlam “tek millet iki devlet” paradigmasının da ötesinde. Azerbaycan Hava Kuvvetleri’nin temel avcı ve multirole görevlerinde kullandığı savaş uçağı Mig-29. Siyasi-askeri ve jeopolitik nedenlerle, sözü edilen Sovyet-Rus sistem bağımlılığının sürdürülmesiyse akıllıca bir tercih değil. Bakü, son olarak JF-17 tercihiyle gündeme geldi ancak söz konusu Çin destekli Pakistan üretimi savaş uçağı, KAAN’la aynı segmentte değil, daha çok düşük maliyetli, gelişmiş bir 4’üncü nesil çözümdür. KAAN, yakın gelecekte, Azerbaycan’ın siyasi nedenlerle ulaşabileceği NATO standartlarında tek taktik askeri havacılık unsuru olacak. Elbette İslamabad, dünyanın en önemli silah pazarlarından biri. KAAN’ın söz konusu ülkeye girmesiyse, tıpkı Orta Doğu dron pazarındaki Türkiye-Çin rekabeti gibi, başka bir Türk-Çin savunma rekabetini gözler önüne serecektir.
Analizin sonunda bir hususa dikkati çekmek gerekiyor; loyal wingman konsepti, sensör füzyonu ve stealth uçak geometrisi, 4,5 ve 5’nci nesil askeri havacılık çözümleri rekabeti gibi konulardan bahsettik. İşte özetle KAAN’ın en kritik niteliği de bu olacaktır. İncelemeye konu savaş uçağı, Türkiye’yi farklı teknolojik ve jeopolitik ajandaya taşımaya adaydır. Türkiye, artık NATO ittifakı içinde 5’nci nesil askeri havacılık yeteneği üreten bir kulübün üyesi olacak.
[1] Joseph Trevithick, “Unique Sensor Setup Emerges On Turkey’s Stealthy New Fighter”, TWZ, Ocak 2023.
[2] Douglas Barrie, “Dassault’s Whirlwind Of Rafale Orders May Be Too Much Of A Good Thing”, IISS, Ocak 2024.
[Dr. Can Kasapoğlu, Hudson Enstitüsü kıdemli analistidir. Askeri bilimler ve açık kaynaklı savunma istihbaratı konularında uzmandır.]
*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
]]>TÜİK verilerine göre 2024 yılı Ocak ayı ihracat rakamlarını değerlendiren KTO Başkanı Ömer Gülsoy, “Ocak’ta Kayseri olarak 287 milyon 565 bin dolar ihracat gerçekleştirdik. Geçen yılın aynı ayına göre yüzde 2,98 oranında artış yaşanmıştır. Kayseri olarak İthalatımız ise Ocak ayında 87 milyon 987 bin dolar olmuştur. Geçen yılın aynı ayına oranla yüzde 16,54 azalış gerçekleşmiştir” diye konuştu.
Kayseri’den Ocak ayında 143 ülkeye ihracat gerçekleştirildiğinin altını çizen Gülsoy, “İhracat pazarlarımız; Irak, Almanya, Avusturya, İtalya, ABD, Cezayir, Polonya, Fas, Fransa, Birleşik Krallık’tır” ifadelerini kullandı.
Kayseri ihracatının sektörler bazında analizini de yapan Başkan Gülsoy, “Türkiye İstatistik Kurumu’nun belirlediği sektörlerden Mobilya Kağıt ve Orman Ürünleri, Çelik, Tekstil ve Hammaddeleri, Madencilik Ürünleri, Hububat, Bakliyat, Yağlı Tohumlar ve Mamulleri, Otomotiv Endüstrisi, Halı gibi sektörlerde artış yaşanırken Demir ve Demir Dışı Metaller, Kimyevi Madde ve Mamulleri, Makine Aksamları, İklimlendirme Sanayi gibi sektörlerde azalış gerçekleşmiştir” dedi.
Başkan Gülsoy, Kayseri olarak 2024 yılına güzel bir giriş yaptıklarını, ihracatın önümüzdeki aylarda da artması ve yeni rekorlar kırılması için çalışacaklarını belirterek sözlerini şöyle sürdürdü:
“2024 yılı ekonomik daralmayla karşı karşıya kalacağımız kolay bir yıl olmayacak. Yalnızca ülkemizde değil tüm dünyada ekonomik anlamda sorunlar devam ediyor. Jeopolitik riskler artıyor, dünyadaki siyasi kriz derinleşiyor. Ayrıca İsrail-Hamas savaşına bağlı olarak Kızıldeniz’de yaşananlar bizleri yeni bir tedarik zinciri krizi ile karşı karşıya bırakıyor. Tüm bunlar üretim maliyetlerinin yüksekliği ile birleşince rekabet gücümüz giderek zayıflıyor. Dolayısıyla ihracatta mevcut konumumuzu korumamızın dışında hedeflere ulaşabilmemiz için ihracatçılarımızın desteklenmesi oldukça önemli. Önümüzdeki süreçte firmalarımızın ileri teknolojiye adapte olmaları, dijitalleşmeyi gerçekleştirmeleri, yüksek katma değerli ve AB Yeşil Mutabakatı kriterlerine uygun olarak yeşil üretimle daha rekabetçi bir yapıya bürünmeleri elzemdir. Kayseri Ticaret Odası olarak bizlerde üyelerimizin yeni pazarlara ulaşması ve mevcut pazarlardaki paylarını daha yukarılara taşıması, yatırım ve istihdam olanaklarını genişletmesi hedefiyle projelerimizi sürdüreceğiz. Tüm zorlu koşullara rağmen iş insanlarımız üretmeye devam ediyorlar. İhracatçı üyelerimiz ve iş insanlarımız her ne olursa olsun toparlanmak, üretim ve istihdam için canla başla çalışıyor. İhracatçı firmalarımızın yönetim kademesinden tüm personeline kadar herkesi can-ı gönülden tebrik ediyorum. Kayseri Ticaret Odası olarak ihracatçı üyelerimizin yanında olacak ürettiğimiz projelerle dış ticaretlerine katkı sağlayacak, lobi faaliyetlerimizle de önlerindeki engelleri aşmalarına yardımcı olacağız. Ben inanıyorum ki 2024 yılında üyelerimizle, iş insanlarımızla el ele vererek, projeler geliştirip ihracat açıklarımızı kapatacak ve ülkemizin gelişimine katkı sağlamaya devam edeceğiz.” – KAYSERİ
]]>Prof. Dr. Tolga Bekler: Bu deprem ana şokuyla beraber şu anda ciddi anlamda orada bir kırılmayı oluşturdu
Prof. Dr. Süha Özden: Bu bölgede haritalarda yer alan bir fay hattı yoktur
Prof. Dr. Süha Özden: Bu depremin bir münferit deprem olduğunu düşünüyorum, devamının olacağını tahmin etmiyorum
ÇANAKKALE – Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Dekanı ve ÇOMÜ Deprem Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. Tolga Bekler ve ÇOMÜ Jeoloji Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Süha Özden, dün Biga’da yaşanan 4.6 büyüklüğündeki depremi değerlendirdi. ÇOMÜ Deprem Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. Tolga Bekler, “Bu deprem ana şokuyla beraber şu anda ciddi anlamda orada bir kırılmayı oluşturdu. Dolayısıyla ne kendi alanında ne de çevresindeki herhangi bir fay ya da faylara etki etmesi söz konusu değil” dedi. Prof. Dr. Süha Özden ise, “Ben de bu depremin bir münferit deprem olduğunu düşünüyorum, devamının olacağını tahmin etmiyorum ama kesin bir ifade kullanmamak kaydıyla izlemekte fayda var. Bilimsel olarak depremi izleyeceğiz. Önümüzdeki birkaç zaman içerisinde bu bölgedeki aktivitenin nasıl devam ettiğini izleyeceğiz. Başta da söylediğim gibi bir münferit deprem olarak gözüküyor” diye konuştu.
Çanakkale’nin Biga ilçesinde 4 Şubat’tan bu yana 150’ye yakın küçük depremler meydana geldi. Bölge de yaşanan deprem hareketliliği devam ederken, dün Biga’da 4.6 büyüklüğünde deprem meydana geldi. ÇOMÜ Mühendislik Fakültesi Dekanı ve ÇOMÜ Deprem Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. Tolga Bekler ve ÇOMÜ Jeoloji Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Süha Özden, Biga’da yaşanan deprem sonrası bölgedeki son durumu değerlendirdi.
ÇOMÜ Deprem Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. Tolga Bekler, “4.6 büyüklüğündeki bu deprem Biga Yarımadası’nın oldukça aktif sismotektoniği oldukça yoğun bir bölgesinde. Daha önce tarihsel dönemde büyük bir depremin oluşmadığı bir yerde ki, mikro depremlerin kümelendiği bir yerde oldu. Yaklaşık 4 Şubat gününden 4.6 büyüklüğündeki depreme kadar büyüklüğü 0.8 ile 3.1 arasında değişen çok sayıda depremleri biz gözlemliyorduk. Bu alanda ciddi bir gerilmenin olduğu şüphesi bizde vardı. Bu da yeni bir fayın üretebileceği ya da yeni bir faylanmanın başladığıyla alakalı çalışmalara ışık tutacak nitelikte. 4.6 büyüklüğü özellikle de biz yer bilimciler için orta büyüklükte bir deprem hatta daha da küçük bir deprem. Dolayısıyla yapısal hasar verecek niteliklere sahip değil. Bunun dışında bu deprem ana şokuyla beraber şu anda ciddi anlamda orada bir kırılmayı oluşturdu. Dolayısıyla ne kendi alanında ne de çevresindeki herhangi bir fay ya da faylara etki etmesi söz konusu değil. Dolayısıyla oldukça küçük dar bir alanda meydana gelen deprem kümelenmesinin sonucu olarak deformasyona uğramış bir alanı kapsayan bir depremle karşı karşıyayız” dedi.
ÇOMÜ Jeoloji Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Süha Özden ise, “Dün saat 16.09’da Biga’nın batısında yaklaşık Dişbudak köyünün hemen güneyine tekabül eden bir noktada 4. 6 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi. Bu bölgede yaklaşık bir aylık bir süre de 150’yi aşkın 2.0 ile 3.0 arasında değişen büyüklüklerde depremleri yaşıyoruz. Çok dağınık bir alanda bu deprem dağılımları. Dünkü olan deprem de bu dağınıklığın hemen hemen ortasında bir noktaya denk geliyor. Şimdi bu bölge de Türkiye’nin fay haritasından da hepimizin bildiği üzere bir aktif fay yoktur. Hemen güneyinde Çan, Biga fay hattı, kuzeyinde ise Karabiga fay hattı var. Bu bölgede haritalarda yer alan bir fay hattı yoktur. Bu tür depremler özellikle şunu belirtmek isterim ki, ülkemiz coğrafyası içerisinde deprem kuşağı içerisinde yaşıyoruz. 5 büyüklüğüne kadar hemen her yerde deprem olabilir. Dolayısıyla bunu geçmişte de hep birlikte yaşadık. Konya’da yaşadık, başka alanlarda yaşadık. Yani aktif tektonik ile ilişkili olmayan alanlarda da bu büyüklüğe yakın depremlerin olduğunu biliyoruz. Bugünden bakınca geçmiş bir aylık süre içerisinde öncü depremlerin olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla dünkü deprem bir ana şok niteliğindeydi. ve devamında da 3.8 ve 3.6 büyüklüğünde artçı depremleri yaşadık. Onun dışında da çok yoğun bir ‘after şok’ dağılımı yoktur. Ben de bu depremin bir münferit deprem olduğunu düşünüyorum, devamının olacağını tahmin etmiyorum ama kesin bir ifade kullanmamak kaydıyla izlemekte fayda var. Bilimsel olarak depremi izleyeceğiz. Önümüzdeki birkaç zaman içerisinde bu bölgedeki aktivitenin nasıl devam ettiğini izleyeceğiz. Başta da söylediğim gibi bir münferit deprem olarak gözüküyor. Deprem hepimizi etkiliyor dün ben de yaşadım aynı depremi 15 saniye sürdü. Uzun sürdü. Bir sarsıntı olduğu zaman hepimiz bu anlamda korkuyoruz ama söylediğim gibi bir yaşadığımız coğrafya bu anlamda kolay bir coğrafya değil, aktif faylar var. Dolayısıyla bu aktif fayların arasında kalan bir alan. Bu tür sarsıntılar her zaman her yerde olabilir. Bu anlamda tabi sakin kalmayı başarmak lazım. Bu depremler eninde sonunda sona erecektir” diye konuştu.
]]>Eskişehir Organize Sanayi Bölgesi’nde 2019 yılında makine tasarım teknolojisi, otomasyon, elektrik elektronik, metal teknolojisi ve plastik teknolojisi alanlarında eğitim öğretime başlayan lisede, öğrenciler geri dönüşümden elde ettikleri malzemelerle farklı alanlara yönelik çalışmalar yapıyor.
Okulun Sıfır Atık Kulübündeki 35 öğrenci, geri dönüşüm için topladıkları şişe kapaklarını makine bölümü öğretmeni Ali Yar’ın gözetiminde öğütme makinesinde parçalayarak dönüşüme kazandırıyor.
Öğrenciler, geri dönüştürdükleri malzemeden okuldaki enjeksiyon makinesi yardımıyla mangala benzeri “beştemse” adlı kutu oyunun tablası ve boncuklarını üretiyor.
Okul müdürü Bülent Seğmen, AA muhabirine, 2019’da eğitim öğretime başlayan okulda makine tasarım teknolojisi, otomasyon, elektrik elektronik, metal teknolojisi ve plastik teknolojisi alanlarında faaliyet gösterdiklerini söyledi.
Son teknolojiyle donatılmış okulda 1300 öğrencinin okuduğunu anlatan Seğmen, şöyle konuştu:
“Öğrencilerimiz dışarıdan alınan siparişlerle gerçek işlerde çalışma fırsatı da buluyorlar. Okulumuzda bir iktisadi işletme var. Öğrencilerimizin sadece eğitim olarak değil bütünüyle gelişimini sağlamayı düşünüyoruz. Bu kapsamda Sıfır Atık projesine de destek veriyoruz. Okuldaki atık malzemeleri topluyoruz. Bunlardan okulda öğrencilerimizin yaptığı kalıplarla kendi makinelerimizde ürünler elde ediyoruz. Hazırladığımız kutu oyunu ‘beştemse’ tablaları Romanya’da yapılan bir yarışmada kullanıldı. Böylece okul olarak ilk ihracatımızı yaptık. Öğrencilerimizin kullandığı pet şişeler ve buna bağlı plastik malzemelerin hiçbiri boşa gitmiyor. Son dönemde birkaç fabrika ve bir okul, plastik atıklarını bize göndermeye başladı. Onları da ileri dönüşüm projesine dahil ediyoruz. Hem dönüşümü sağlamış oluyoruz hem de öğrencilerimizde geri dönüşüm bilincini yerleştiriyoruz. Bu arada yaptığımız kalıplar ve üretimle öğrencilerimiz gerçek bir iş üzerinde çalışmış oluyor.”
“Bir oyun tablasını hazırlamak 10 dakika sürüyor”
Okulda plastik alan şefi olarak görev yapan makine bölümü öğretmeni Ali Yar da öğrencilerinin sıfır atık konusunu ön planda tuttuğunu anlattı.
Plastik atık kullanabilecekleri projeleri değerlendirdiklerini vurgulayan Yar, şunları kaydetti:
“Okulumuzda günlük 1300 şişe kapağı ortaya çıkıyor. Sıfır Atık Kulübü’ndeki 35 öğrenciyle bunları toplamaya başladık. Dünya Kumalak Federasyonu okulumuza metalden beştemse oyunu tablası üretme fikriyle geldi. Ancak maliyeti düşürmek ve sıfır atık prensibini yaygınlaştırmak için plastikten yapılabileceğini söyledik. Bu fikir çok hoşlarına gitti. Okulda ortaya çıkan su şişeleri kapaklarından oyun tablasının üretimini yaptık. Bir oyun tablasını hazırlamak 10 dakika sürüyor. Romanya’daki şampiyona için geçen yaz mevsiminde 50 beştemse oyun tablası gönderdik.”
Plastik bölümü öğrencisi Azra Rüzgar da Kazakistan’ın geleneksel oyunlarından beştemsenin tablalarını hazırlamak için plastik su şişelerinin kapaklarını topladıklarını dile getirerek, “Kırdığımız kapakları daha sonra burada enjeksiyon makinalarının kalıbına aktarıyoruz. Kalıplardan çıkardığımız oyun tablalarını küçük vidalar aracılığıyla birleştiriyoruz. Dönüştürdüğümüz plastikten yararlı bir şeyler üretmek mutlu ediyor.” diye konuştu.
]]>İl Jandarma Komutanlığı Aile İçi Şiddetle Mücadele Çocuk Kısım Amirliği ekipleri, kent merkezlerinden en ücra yerleşim yerlerine kadar ulaşarak, kahvehanelerde erkeklerle görüşüp şiddetin önlenmesi için bilgi veriyor.
Şiddete karşı “Sıfır tolerans” ve “Kadına el kalkmaz” sloganlarıyla kanun maddelerine dair erkeklere bilgilendirme yapan kadın astsubaylar, ziyaret ettikleri evlerde de kadınlara şiddet veya cinsel saldırı gibi zor durumlarda KADES uygulamasından nasıl faydalanacaklarını anlatıyor.
Bu kapsamda yola koyulan ekiplerin bir adresi de kent merkezine yaklaşık 120 kilometre uzaklıktaki Çüngüş ilçesinin kırsal Atalar Mahallesi oldu.
İlk olarak köy kahvesinde soba etrafında toplanan erkeklere bilgiler veren kadın astsubaylar, onlardan gelen soruları yanıtladı.
Daha sonra da evleri gezen astsubaylar görüştüğü kadınlara broşür dağıttı, telefonlarına indirdikleri KADES programını nasıl kullanacaklarını anlattı.
“Kanun ve yaptırımlar hakkında bilgilendirme yapıyoruz”
Aile İçi Şiddetle Mücadele Çocuk Kısım Amiri Astsubay Üstçavuş Karanfil Tayfur, AA muhabirine, fabrikalar, tarlalar, kahvehaneler başta olmak üzere her bir noktaya ulaşıp, aile içi ve kadına yönelik şiddetin önlenmesine ilişkin bilinçlendirme eğitimi vermek için azim ve kararlılıkla görev yaptıklarını söyledi.
Jandarma Genel Komutanlığı olarak kadına yönelik şiddetle mücadelede kalıcı ve etkin bir başarının elde edilmesi için “Sıfır tolerans” ilkesiyle hareket ettiklerini ifade eden Tayfur, “6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun ve yaptırımlar hakkında bilgilendirme yapıyoruz. Ayrıca KADES uygulaması, 183 Kadın Destek Hattı ve 112 Acil Çağrı Merkezine ilişkin afiş ve broşürler vasıtasıyla eğitimler veriyoruz. Kadınlarımızın KADES uygulamasını telefonlarına yüklemesini sağlamaktayız.” dedi.
Türkiye genelinde Jandarma Genel Komutanlığınca yürütülen çalışmalarla 5 milyon erkeğe ilgili kanunun ve yaptırımların anlatıldığını dile getiren Karanfil, ziyaretlerde hem erkeklere hem de kadınlara fiziksel, ekonomik, psikolojik ve cinsel şiddet konularında bilgilendirmede bulunduklarını aktardı.
Karanfil, ayrıca sorumluluk bölgelerinde yer alan okullarda öğrencilere ve ailelerine yönelik de kaybolma ve kaçırılma, güvenli internet kullanımı, uyuşturucu ve alkolün zararları hakkında bilgilendirme faaliyeti yürüttüklerini kaydetti.
“Komutanlarımız kilometrelerce yol geldi”
Atalar Mahallesinde çiftçilik yapan Zülfü Kızılelma (58), bu eğitimi faydalı bulduğunu belirterek, “Kadına el kaldırmak acizliktir. Komutanlarımız Diyarbakır’dan kalkıp kilometrelerce yol geldi. Gençlerimiz var, bilen var bilmeyen var. Bu eğitim güzel bir şey.” dedi.
Köydeki gençlerden Gurbet Başkurt, bilgilendirmenin kadınlar için çok önemli olduğunu ifade etti.
Öğrenci olduğunu, il dışında okuduğunu belirten Başkurt, şunları söyledi:
“Dışarda güvende olamayabiliyoruz. Bunun için KADES uygulaması telefonumda kayıtlı. Kendimi güvende hissetmediğim bir durum yaşarsam uygulamayı kullanırım. Köyümüz merkeze çok uzak. Ulaşımı zor olduğu için kimse kolay kolay buraya gelmez diye düşünüyordum. Jandarma ekibimiz buraya geldi. Böyle bir uygulama yaptıkları için çok sevindim. Bu uygulama çok yararlı çünkü burada KADES’i bilmeyen, uygulamadan haberi olmayan çok insan var. Köyümüze geldikleri için çok teşekkür ediyorum. İyi ki varlar ve KADES uygulaması çok iyi.”
]]>İzmir’in tarihi dokusuyla dikkat çeken ilçesi Tire, sanat ve belgesel gösterimi ile dolu bir etkinliğe ev sahipliği yaptı. Yaşar Üniversitesi, Tire Belediyesi iş birliğiyle, 100 yıllık Tire Belediyesi Armoni Bandosu için bilimsel araştırma yaptı. Asırlık derin bir kaynak ve arşiv araştırmasıyla yapılan Yaşar Üniversitesinin bu çalışması, “Yüz Yıllık Seslerin İzinde” adıyla belgeselleşti. Belgeselin ilk gösterimi; Türkiye Polifonik Korolar Derneği İzmir Şubesi SmyrnAcapella Çok Sesli Korosu ve Tire Belediye Bandosunun birlikte konseriyle yapıldı. Tire Belediyesi Kültür Salonundaki program ise yoğun ilgi gördü.
“Türkiye’nin ilk sivil bandosu Tire Belediyesi Tarihi Armoni Bandosu”
Tire’nin bağımsızlığını, Türk halkının eşsiz mücadelesi ile 4 Eylül 1922’de geri kazandığını belirten Tire Belediye Başkanı Salih Atakan Duran, “Ağır bir yenilgiye uğrayan Yunan askerleri, Türk süvarilerinden panik halinde kaçarken, ordu bandolarındaki müzik aletlerini de arkalarında bıraktılar. Zafer kazanımı olan bu müzik aletleri, Ali Başaran ve arkadaşlarının bundan tam 100 yıl önce üstün çabalarıyla, Tire Tarihi Armoni Bandosunun kurulmasını sağladı. Türkiye Cumhuriyetinin ilk sivil bandosu olma özelliğini taşıyan Tire Belediyesi Tarihi Armoni Bandosu, bir asırdır milli bayramlarda ve yurt genelindeki etkinliklerde Tire’yi başarıyla temsil ediyor. 1937 yılının ekim ayında Nazilli Sümerbank Basma Fabrikasının açılışı ve Ege ziyaretleri esnasında Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü karşılayan bandomuz, biz Tireliler için her daim gurur kaynağı olmuştur. Göreve geldiğimiz günden bu yana bandomuzun iftihar dolu geçmişinin ve taşıdığı tarihi değerin bilincinde olduk. Yaşar Üniversitesiyle birlikte hayata geçirdiğimiz nitelikli projeler oldu” diye konuştu.
“Derin bir kaynak ve arşiv araştırması yapıldı”
Yaşar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Levent Kandiller de, “2006 yılında kurucumuz ve ebedi onursal başkanımız Selçuk Yaşar’ın fikriyle oda orkestrası olarak sanat yolculuğuna başlayan orkestramız, yaklaşık 5 yıldır senfoni orkestrası olarak sanatsal faaliyetlerine devam ediyor. Üniversitemizde Tire’nin 100 yıldır yaşayan bandosu için bilimsel ve sanatsal bir araştırma başlatıldı. Derin bir kaynak ve arşiv araştırması yapıldı. Bir belgesel hazırlandı. Belgeselin ilk gösterimini Tire’de düzenlenen bando ve koro konseri ile birlikte gerçekleştirilmesinden çok mutluyuz” dedi.
Öte yandan Yaşar Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Reklamcılık Bölümü öğrencilerinin, Tire’nin kültürel mirası ve doğal güzelliklerinin daha geniş kitlelere tanıtılması için yapılan iş birliği kapsamında hazırladığı ‘Tire Beşi Bir Yerde’ projesi, Altın Pusula Ödülü kazanmıştı. Tire Belediyesi ve Yaşar Üniversitesi arasındaki iş birliğinin süreceği belirtildi.
Programa ayrıca Tire Belediye Başkan Yardımcıları; Sefa Yıldırım, Gökhan Hızlı, Selçuk Yaşar Spor ve Eğitim Vakfı Başkanı ve Yaşar Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili İdil Yiğitbaşı, Yaşar Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Ahmet Yiğitbaşı, ile çok sayıda konuk katıldı. – İZMİR
]]>Milli Eğitim Bakanlığı ile Adalet Bakanlığı arasında 2021’de imzalanan “Eğitim ve Öğretim İş Birliği Protokolü” kapsamında hayata geçirilen Adalet Mesleki Eğitim Merkezlerinin sayısı 46’ya ulaştı.
Şu ana kadar 4 bin 381 hükümlü ve tutukluya çıraklık, ustalık ve kalfalık belgesi verilen merkezlerin sayısının 101’e ulaşması hedefleniyor.
Niğde Açık Ceza İnfaz Kurumundaki işyurdu atölyelerinde incelemelerde bulunan ve yeni açılacak süt sağım tesisini gezen Adalet Bakanlığı Ceza İnfaz Kurumları ile Tutukevleri İşyurtları Kurumu Daire Başkanı Hüsnü Gezginci, AA muhabirine, İşyurtları Kurumunun, ceza infaz kurumlarında kalan tutuklu ve hükümlülerin, infaz süresince meslek edinmeleri ve mevcut mesleklerini sürdürmelerini, tahliyelerinden sonra sosyal ve toplumsal hayata hazırlanmalarını ve topluma kazandırılmalarını sağlamak amacıyla kurulduğunu söyledi.
Hükümlü ve tutukluların tamamının çağdaş koşullarda üretime katılmalarını sağlayarak işyurdu faaliyetlerinde dünyaya örnek olmak istediklerini belirten Gezginci, bu amaçla hükümlü ve tutuklular için meslek edinebilecekleri atölyeler tesis ettiklerini dile getirdi.
Gezginci, aynı zamanda işyurtlarında hükümlü ve tutukluların atölyelerde ürettiklerinin ekonomiye kazandırıldığına da dikkati çekerek, şunları kaydetti:
“Son yıllarda ülkemizde yaşanan pandemi sonrasında yeniden atölyelerimiz aktif kurulmaya başlandı. Adalet Bakanımız Yılmaz Tunç’un büyük destek ve katkılarıyla işyurtlarının atölyelerini büyütüyor ve geliştiriyoruz. Günümüz ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde hükümlülerin meslek edindirilmesine ve mevcut mesleklerini devam ettirmelerine yönelik modern ve çağdaş atölyelerin kurulumlarına devam ediyoruz. Bu atölyelerde üretilen ürünler, ülkemizin ekonomisine büyük katkı ve destek veriyor. Özellikle kamu kurumlarımızın ihtiyaçları burada üretilen ürünlerle karşılanmaktadır. Yine üretilen ürünler, özel sektörde vatandaşlarımızın beğenisine sunuluyor. Ülke genelinde düzenlediğimiz fuarlarla bu ürünlerimizi halkımızın beğenisine sunuyoruz.”
Hükümlülerin meslek öğrenmelerinin yanında tahliye olduktan sonra kendi işyerlerini açabilmeleri için ustalık, kalfalık ve çıraklık belgesi almalarını sağladıklarını vurgulayan Gezginci, “Bu eğitimleri de kurumsal olarak yapıyoruz. Bu mesleki belgelendirme ve sertifikaları da infaz kurumlarında ve işyurtlarında yer alan meslek eğitim merkezlerinde gerçekleştiriyoruz. Türkiye’de şu an toplam 46 meslek edindirme merkezimiz bulunmaktadır. Amacımız bu sayıyı giderek arttırmak ve böylece hükümlülerin hem uygulama hem de teorik eğitimlerle tam bir meslek sahibi olmalarını sağlamaktır.” diye konuştu.
Gezginci, Niğde Açık Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü ve İşyurdu Müdürlüğünde faaliyetlere 1962’de başlandığını, müdürlüğün 7 bin dekarın üzerinde arazisi bulunduğunu bildirdi.
Yaklaşık 4 bin dekarlık alanda tarım ve hayvancılık faaliyetleri yürütüldüğüne işaret eden Gezginci, sözlerini şöyle tamamladı:
“Burada tarım ve hayvancılık faaliyetleri dışında mobilya üretimi, döşecemecilik ve dekarosyon, metal teknolojileri işletmeciliği, süt ve ürünleri tesisi, et entegre tesisi, kesimhane, fırıncılık atölyesi gibi ustalık gerektiren atölyelerimiz bulunmakta. Bu atölyelerimizde de özellikle hükümlülerimizin meslek edindirilmesine yönelik çok büyük çalışmalar ve faaliyetler yapılmaktadır. Mesleği olan hükümlü ve tutuklularımız da burada mesleklerini icra etme fırsatı bulmakta. Özellikle buradaki ceza infaz kurumumuzun işyurdu müdürlüğünün faaliyet alanları ülke ekonomisine çok büyük katkı ve destek vermektedir. Aynı zamanda burası yerli ve milli üretimimizi destekleyen en büyük işyurtları müdürlüğümüzden biridir.”
]]>TÜBİTAK 1003 – Öncelikli Alanlar Ar-Ge Projeleri Destekleme Programı kapsamındaki destekle tamamlanan projede, ilk prototip hayata geçerken, klinik aşamanın da dahil olduğu ileriki aşamaları, beynin şifrelerinin araştırıldığı Nörobilim ve Nöroteknoloji Ortak Uygulama ve Araştırma Merkezinde (NÖROM) yürütülecek.
NÖROM Yönetim Kurulu Üyesi ve ODTÜ Enformatik Enstitüsü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Yeşim Aydın Son, AA muhabirine, projeye ilişkin açıklamalarda bulundu.
Aslen tıp doktoru olan ve ABD’de biyoenformatik alanında doktora eğitimini tamamladıktan sonra Türkiye’ye dönen Aydın Son, ODTÜ’de açılan bu alandaki ilk lisansüstü programının eğitime başlamasına katkı vermesinin üzerinden 14 yıl geçtiğini ve son 10 yıldır tıp ve yapay zekayı birleştiren araştırmalar yaptığını anlattı.
ODTÜ Enformatik Enstitüsünün bu alanda çalışan diğer üniversitelerden farklılığına işaret eden Son, bu kapsamda, laboratuvar ortamında veri üretimi, analizi ile yapay zeka modellerinin moleküler testler ile doğrulamasını yapabildiklerini söyledi.
Sağlık bilişimi alanında MR, PET gibi radyolojik görüntülerin bilgisayar ortamında modellemesine dayalı tanı sistemleri geliştirmeye dönük çalışmaların ilerlediğini ifade eden Son, “Böylece klinikte, doktorların hastalığın ayırıcı tanısına destek olabilecek ön araştırmalar yapılıyor.” diye konuştu
Biyoinformatik bölümünde ise son 10 yıldır Alzheimer hastalığı üzerine yoğunlaştığını dile getiren Son, bu hastalığa karşı klinikte “erken tanı” için özelleşmiş testlerin bulunmadığını vurguladı.
Genom araştırmalarının son yıllarda pek çok hastalığın teşhisindeki önemine işaret eden Son, çalışmalarında genom araştırmaları ile makine öğrenmesini birleştirdiklerini belirterek, şu bilgileri verdi:
“Uluslararası çalışma grupları tarafında oluşturulmuş 3 büyük veri seti alt yapısını yapay zeka kullanarak analizi ile erken evrede risk göstergesi olabilecek genetik profilleri tespit ediyoruz.
Bu genetik profilleri doğrulamak için geliştirdiğimiz teknikte, katılımcıların yanak içinden tükürük örneklerini alıyoruz ve DNA’larını izole ediyoruz. Hastalık riskini 1,5-2 kat artıran genetik değişiklikler tespit ettik, ayrıca koruyucu olabilecek çeşitlilikler gözledik. TÜBİTAK projemiz kapsamında, tüm bunları yapabilen bir moleküler tanı kiti prototipi geliştirdik. Bu analizler ile hastalığın en erken aşamasında, sadece yanak içinden alınan bu örneğin yapay zeka modeline dayanarak kişilerin riskli olup olmadığını veya Alzheimer’a karşı koruyucu bir genetik yapı taşıyıp taşamadığını doktorlarımıza bilgi olarak sunmayı hedefliyoruz.”
“Hedef test kiti geliştirmek”
Yöntemin doğrulamasını Hacettepe Üniversitesi Geriatri Bölümünün ortaklığıyla 100 kişilik Alzheimer hasta grubu üzerinde yaptıklarını aktaran Aydın Son, “Projemiz, prototip aşamasına geldi. Projenin ikinci fazını da büyük ihtimalle bir TÜBİTAK projesiyle, klinik araştırma projesiyle desteklemek istiyoruz. Tüm bu çalışmalarda temel hedefimiz bir tanı kiti veya bir test geliştirmek. Bu testlerin temelini oluşturmuş durumdayız.” dedi.
NÖROM’da klinik araştırmalar başlatılacak
Elde ettikleri sonuçların optimize edilmesi için geniş çaplı bir klinik çalışmayı NÖROM merkezinde gerçekleştireceklerini ifade eden Son, şunları kaydetti:
“Doktorların tanılarına destek olmayı hedefliyoruz. Klinik araştırmalarımız başladığında, örneğin 65 yaş üstünde ‘hatırlayamama’ gibi semptomlar gösteren kişiler bize yönlendirilecek. Biz de bu genetik analizlerini yaparak hastanızda ‘risk arttıran ya da koruyuculuk sağlayan faktörlere dayalı değerlendirmesi buradadır, klinikte gördüğünüz tablo ile bunu birleştirerek karar verebilirsiniz’ diyeceğiz. Aynı zamanda klinikten hasta gönderen doktorlara tanıda yardımcı olurken bu hastaları uzun süreli yani 2-3 sene sonra takip edeceğiz. Böylece geriye dönük testimizin güvenirliği de daha iyi test edebileceğiz.”
“Hastalıkta erken tanı çok önemli”
Yeşim Aydın Son, Alzheimer’da ayırıcı tanının yanında erken tanının da önemine işaret ederek, “Beyinde oluşan dejeneratif olguları engelleyemesek bile yavaşlatmak için bazı yöntemler literatüre girmiş durumda. Bu noktada erken tanıda bizim araştırmamız büyük önem taşıyor.” değerlendirmesinde bulundu.
]]>Ankara’daki görevine Eylül 2023’te başlayan Büyükelçi Hamalainen, Türkiye’deki hayatını ve iki ülke ilişkilerini AA muhabirine anlattı.
Hamalainen, Türkiye’yi kültürel ve tarihi açıdan “hazine”ye benzeterek, Ankara’da diplomat olarak görev yapmaktan memnuniyet duyduğunu söyledi.
“Kış mevsiminin uzun ve karanlık geçtiği bir kuzey ülkesinden geliyorum, güneşin gün boyu parladığı daha iyi bir yer (Türkiye) olamaz.” diyen Hamalainen, Ankara’da günlerinin yoğun geçtiğini, yeni insanlarla tanıştığını ve burada çalışmaktan keyif aldığını dile getirdi.
Hamalainen, “Burası harika bir ülke ve şunu da söylemeliyim ki Türkiye büyük bir ülke. Tükiye’nin ne kadar büyük bir ülke olduğunu, buraya (Türkiye’ye) taşındığınızda anlıyorsunuz.” diye konuştu.
Daha önce ailesiyle Alanya’da tatil yaptığını kaydeden Hamalainen, İstanbul’a da ilk kez 1986’da eşiyle öğrenciyken geldiğini belirtti.
Hamalainen, Türkiye’ye dair geniş bir bakış açısına sahip olduğunu dile getirerek, Türk halkıyla iletişim kurmanın kolay olduğunu ve bundan keyif aldığını aktardı.
Fin ve Türk halkı arasında pek çok ortak özellik olduğuna işaret eden Hamalainen, “Bu ülkenin her yerinde tanıştığım insanların cömertliği, misafirperverliği ve dostluğu harika ve inanılmaz. Çok özelsiniz.” dedi.
Yaşadığı elçilik konutuna Finlandiya’dan getirdiği, modern ve geleneksel desenlerin yer aldığı halıları seren Hamalainen, büyük bir halı tutkunu.
Hamalainen, yıllar önce Türkiye’ye geldiğinde, buradan da halı satın aldığını, göreve geldiğinden bu yana da halılarıyla ünlü Uşak’ı ve İstanbul’u görme imkanı bulduğunu söyledi.
Uşak’ı, Finladiya’nın Paimio kenti arasında işbirliğini hedefleyen bir projenin açılışı dolayısıyla ziyaret ettiğini anlatan Hamalainen, “Uşak’tan halı almak isteniyorsa önceden sipariş verilmesi gerektiğini öğrendim, bu yüzden son gidişimde alamadım. Ama daha önceki ziyaretlerimde halıları incelemiştim, halı almak için sabırsızlanıyorum, halıları seviyorum.” diye konuştu. Hamalainen, Uşak’ta insanların misafirperverliğinden de çok etkilendiğini dile getirdi.
Kısa süre önce Şebiarus etkinlikleri için Konya’yı ziyaret ettiğini belirten Hamalainen, etkinliği çok özel ve güzel bulduğunu, Türkçe öğrenmeye başladığını kaydetti.
“100 yıllık gerçek bir dostluk”
Finlandiya ve Türkiye’nin, tarihten gelen iyi ilişkilere sahip olduğunu belirten Hamalainen, “Türkiye, Finlandiya’nın bağımsızlığını tanıyan ilk devletlerden biriydi. İlişkiler o zaman başladı. Bu yıl, 1924’te imzalanan dostluk anlaşmamızın 100. yılını kutlayabiliriz.” ifadelerini kullandı.
Hamalainen, 1800’lerin son dönemlerinde Finlandiya halkını anlatan “Beyaz Zambaklar Ülkesinde” kitabına da atıfta bulunarak, “Bizi tarihten bugüne bağlayan birçok şey var. Finlandiya’nın kuzeyinden güneyine kadar pek çok benzerlik olduğunu düşünüyorum. 100 yıllık gerçek bir dostluk olduğunu söyleyebilirim.” diye konuştu.
Finlandiya ve Türkiye’nin arabuluculuk işbirliğinin önemini vurgulayan Hamalainen, dünyada yaşanan son gelişmelere değinerek, “Arabuluculuğa her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulmakta.” dedi.
Hamalainen, Finlandiya-Türkiye arasında yükselen ticaret rakamlarına işaret ederek sürdürülebilir kalkınma, yeşil dönüşüm, dijitalleşme ve döngüsel ekonomi alanlarında birçok imkan bulunduğunu ve Türkiye’nin de bu alanlarda işbirliğine istekli olduğunu anlattı.
“İkili ticaret rakamlarımız son yıllarda çok olumlu bir gelişme gösterdi.” diyen Hamalainen, iki ülke arasındaki ticaretin artırılmasına önem verdiğini söyledi.
Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) üyeliğine adaylığına ilişkin, “Biz, Türkiye’nin AB perspektifini gerçekten her zaman destekledik.” ifadesini kullandı.
Finlandiya’nın NATO’ya üyeliği
Hamalainen, Finlandiya’nın NATO’ya katılma sürecine Türkiye’nin katkısından duyduğu memnuniyeti dile getirerek, bunun Finlandiyalılar için önemini vurguladı.
Rusya’nın Ukrayna’ya saldırılarının ardından ülkesinin NATO’ya katılma gibi önemli bir karar aldığını hatırlatan Hamalainen, şunları kaydetti:
“Ülkenizi savunabilmek için yeteneğinizi ve kapasitenizi yüksek tutmanın önemli olduğunu hissettik ve ittifaka katacağımız çok şey olduğuna inanıyoruz. Aynı zamanda ittifaktan bir şeyler aldığımızın da farkındayız.”
Büyükelçi Hamalainen, yeni NATO üyesi Finlandiya’nın, Türkiye’yi güvenlik ve savunma politikası açısından önemli gördüğünü belirterek, gelecekte bu konularda diyaloğun yoğunlaştırılması gerektiğini aktardı.
“Finlandiya açısından bakıldığında, Türkiye’nin bölgedeki siyasi zorluklardaki uzmanlığı ve savunmaya yaptığı katkı oldukça ilgi çekici.” değerlendirmesini yapan Hamalainen, NATO’nun kuzey kanadı ile güney kanadının işbirliğini gelişmeye başlamasının önemli olduğunu belirtti.
Hamalainen, ayrıca, iki ülke halkı arasında iletişimin artırılması ve ilişkilerin güçlendirilmesi açısından da öğrenci değişim programlarının önemli olduğuna vurgu yaptı.
Gazze’de ateşkes vurgusu
Hamalainen, Finlandiya’nın, Rusya-Ukrayna Savaşı’na gösterdiği hassasiyeti Gazze’de gösterip göstermediğine ilişkin soruya, “Bence (gösteriyor). Bu soruyu çok tartışıyoruz. İnsani ateşkesin bir an önce sağlanması gerektiğini düşünüyoruz, bu çok önemli.” yanıtını verdi.
Gazze’de tüm sivillerin çok fazla acı çektiğini vurgulayan Hamalainen, önemli olanın gerilimin daha da tırmanmaması gerektiği ve ateşkesin sağlanması olduğunu söyledi.
]]>Usta sanatçı, bir çocuğun dilinden Gazze’de yaşanan acıyı ele aldığı esere ilişkin görüşlerini ve eserin ortaya çıkış hikayesini AA muhabirine anlattı.
Böyle bir eseri yapmayı istemediğini dile getiren Demirci, “Keşke orada insanlar, çocuklar, bebekler katledilmeseydi de böyle bir eseri yapmak zorunda kalmasaydım. Yaşadığımız yüzyılda çok büyük felaketler oldu ve olmaya da devam ediyor. Bana göre Gazze’de yaşananlar yaşadığımız yüzyılın en büyük felaketlerinden bir tanesi. Çünkü masumiyetin katledilmesi söz konusu.” dedi.
Mustafa Demirci, çocuk ve bebeklerin, saflığı ve ilahi duyguları temsil ettiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:
“Çocukların bütün dünyanın gözü önünde açıkça katledilmesi katlanılır bir durum değil. Bu dışarıdan izleyen açısından bir başka utanç vesilesi ama içeride bizzat yaşayan Filistinli kardeşlerimiz için tarif edilemez bir acı. Beni en çok yaralayan görüntülerden bir tanesi, bir babanın yavrusunun parçalanmış bedenini torbalara doldurarak elinde tutmasıydı. Bunu bir insan nasıl kabullenebilir? Ben bu acıyı hissettiğim için böyle bir şiir yazmak istedim. İnsani duyarlılık her şeyin ötesindedir. Sanatçı olmasam da bir insan olarak bunu kabullenmem mümkün değil. Maalesef bu hikaye çok geçmişte başladı ve gitgide kötüleşerek devam ediyor.”
“Düşmanın niyeti, amelinden daha kötüdür”
Usta sanatçı, masumiyete karşı, aleni ve pervasızca işlenen bu suikastı kabullenmenin mümkün olmadığının altını çizerek, Gazze’de öldürülen masum çocukların da “Suçum neydi benim?” diye soracağını ifade etti.
Gazze’de son 5 ayda, 13 bine yakın çocuğun öldürüldüğüne vurgu yapan Demirci, “Bu bir soykırımdır. Bu gerçekten tarihte eşi benzeri görülmemiş planlı bir çocuk katliamıdır. Benim bunları söylerken içim titriyor. O kafa nasıl çalışıyor acaba? Dünyada böyle bir katliamın Batıda yapıldığını düşünsek acaba ne olurdu? Bu çocukların suçu Müslüman bir ailenin çocuğu olmaları mı? Her canlının yaşama hakkı var. Kaldı ki bir insandan bahsediyoruz.” diye konuştu.
Mustafa Demirci, sanatın yaşanmışların yansıması olduğunun altını çizerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Sanatçının eseri, tasavvuru, hayali ve estetik birtakım düşünceleri etrafında şekillenir. Hissetlerini sahip olduğu yetenekler çerçevesinde ortaya koyar. Ben hem kendi vicdanım ve duygularım çerçevesinde hem de toplumun hassasiyet gösterdiği konularda her zaman çalışmalarımı devam ettirmek istiyorum. Çalıştığım Türk dini musikisi alanında da güncel kaygı ve yaklaşımlardan uzak kalmadım. Filistin gibi kanayan bir yaramıza da uzak kalmam söz konusu olmamalıydı. Bu eseri de sadece bunun için yaptım. Çocuklardı tek düşüncem.”
“12 bin 600 bebek ve çocuk, dünyanın gözü önünde bombalarla yok edildi”
Eserin adını ilk önce “Ben Gazzeli Bir Bebeğim” olarak planladığını fakat müzik platformlarında “Gazze” kelimesinin geçmesinin eserin yayılmasına engel olacağını düşünerek vazgeçtiğini aktaran Demirci, “Filistin’de bir alışılmışlık oluşturdular. Lokma lokma Filistin’i yedikleri için, son lokma Gazze kalmıştı. Burayı da yemek istiyorlardı. Olayın oluş şekli önemli değil. Demek ki 12 bin 600 bebek ve çocuk, dünyanın gözü önünde bombalarla yok edilebiliyormuş. Bunu bir sene önce söyleselerdi inanmazdık. Bunu bile kanıksattılar insanlığa.” değerlendirmesinde bulundu.
Usta sanatçı, Gazze’de yaşanan hadiselerin herkesin başına gelebileceğine dikkati çekerek, “Herkes bu tehdidin altındadır. O yüzden duyarlı olmak zorundayız. Düşmanın niyeti, amelinden daha kötüdür. Yaşananlara baktığımızda eğer amelleri buysa niyetlerini tahayyül etmek bile istemiyorum. Allah bu acıları bir daha yaşatmasın.” dedi.
Mustafa Demirci’nin “Suçum Neydi Benim” adlı eserinin sözleri şöyle:
“Ben Gazzeli bir bebeğim,
Ben Gazze’de bir meleğim,
Ben Gazzeli bir bebeğim,
Suçum neydi, neydi benim?
Evim, yurdum bombalanmış,
Paramparçadır bedenim.
Büyüyemem, yürüyemem,
‘Anne acıktım’ diyemem,
Hislerimi söylemem,
Hayat hakkım yoktur benim.
Ben gülemem, oynayamam,
Ninnilerle uyuyamam,
Uykularım bombalanmış,
Bir masalım yoktur benim.
Ben Gazzeli bir çocuğum,
Yaşanmadı çocukluğum,
Ne varlığım ne yokluğum,
Kimse bilmez adım benim.”
]]>Çanakkale’nin Biga ilçesinde 4 Şubat’tan bu yana 150’ye yakın küçük depremler meydana geldi. Bölgede yaşanan deprem hareketliliği devam ederken, dün Biga’da 4.6 büyüklüğünde deprem meydana geldi. ÇOMÜ Mühendislik Fakültesi Dekanı ve ÇOMÜ Deprem Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. Tolga Bekler ve ÇOMÜ Jeoloji Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Süha Özden, Biga’da yaşanan deprem sonrası bölgedeki son durumu değerlendirdi.
Prof. Dr. Tolga Bekler, “4.6 büyüklüğündeki bu deprem Biga Yarımadası’nın oldukça aktif sismotektoniği oldukça yoğun bir bölgesinde. Daha önce tarihsel dönemde büyük bir depremin oluşmadığı bir yerde, mikro depremlerin kümelendiği bir yerde oldu. Yaklaşık 4 Şubat gününden 4.6 büyüklüğündeki depreme kadar büyüklüğü 0.8 ile 3.1 arasında değişen çok sayıda depremleri biz gözlemliyorduk. Bu alanda ciddi bir gerilmenin olduğu şüphesi bizde vardı. Bu da yeni bir fayın üretebileceği ya da yeni bir faylanmanın başladığıyla alakalı çalışmalara ışık tutacak nitelikte. 4.6 büyüklüğü özellikle de biz yer bilimciler için orta büyüklükte bir deprem hatta daha da küçük bir deprem. Dolayısıyla yapısal hasar verecek niteliklere sahip değil. Bunun dışında bu deprem ana şokuyla beraber şu anda ciddi anlamda orada bir kırılmayı oluşturdu. Dolayısıyla ne kendi alanında ne de çevresindeki herhangi bir fay ya da faylara etki etmesi söz konusu değil. Dolayısıyla oldukça küçük dar bir alanda meydana gelen deprem kümelenmesinin sonucu olarak deformasyona uğramış bir alanı kapsayan bir depremle karşı karşıyayız” dedi.
Prof. Dr. Süha Özden ise, “Dün saat 16.09’da Biga’nın batısında yaklaşık Dişbudak köyünün hemen güneyine tekabül eden bir noktada 4.6 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi. Bu bölgede yaklaşık bir aylık bir sürede 150’yi aşkın 2.0 ile 3.0 arasında değişen büyüklüklerde depremleri yaşıyoruz. Çok dağınık bir alanda bu deprem dağılımları. Dünkü olan deprem de bu dağınıklığın hemen hemen ortasında bir noktaya denk geliyor. Şimdi bu bölgede Türkiye’nin fay haritasından da hepimizin bildiği üzere bir aktif fay yoktur. Hemen güneyinde Çan, Biga fay hattı, kuzeyinde ise Karabiga fay hattı var. Bu bölgede haritalarda yer alan bir fay hattı yoktur. Bu tür depremler özellikle şunu belirtmek isterim ki, ülkemiz coğrafyası içerisinde deprem kuşağı içerisinde yaşıyoruz. 5 büyüklüğüne kadar hemen her yerde deprem olabilir. Dolayısıyla bunu geçmişte de hep birlikte yaşadık. Konya’da yaşadık, başka alanlarda yaşadık. Yani aktif tektonik ile ilişkili olmayan alanlarda da bu büyüklüğe yakın depremlerin olduğunu biliyoruz. Bugünden bakınca geçmiş bir aylık süre içerisinde öncü depremlerin olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla dünkü deprem bir ana şok niteliğindeydi. ve devamında da 3.8 ve 3.6 büyüklüğünde artçı depremleri yaşadık. Onun dışında da çok yoğun bir ‘after şok’ dağılımı yoktur. Ben de bu depremin bir münferit deprem olduğunu düşünüyorum, devamının olacağını tahmin etmiyorum ama kesin bir ifade kullanmamak kaydıyla izlemekte fayda var. Bilimsel olarak depremi izleyeceğiz. Önümüzdeki birkaç zaman içerisinde bu bölgedeki aktivitenin nasıl devam ettiğini izleyeceğiz. Başta da söylediğim gibi bir münferit deprem olarak gözüküyor. Deprem hepimizi etkiliyor dün ben de yaşadım aynı depremi 15 saniye sürdü. Uzun sürdü. Bir sarsıntı olduğu zaman hepimiz bu anlamda korkuyoruz ama söylediğim gibi bir yaşadığımız coğrafya bu anlamda kolay bir coğrafya değil, aktif faylar var. Dolayısıyla bu aktif fayların arasında kalan bir alan. Bu tür sarsıntılar her zaman her yerde olabilir. Bu anlamda tabi sakin kalmayı başarmak lazım. Bu depremler eninde sonunda sona erecektir” diye konuştu. – ÇANAKKALE
]]>Altınokta Körler Derneği’nden seçilen 18 özel eğitim ve rehabilitasyon öğrencisi, doktor kontrollerinin ardından Türkiye’nin en gözde kış turizm merkezlerinin başında gelen Uludağ’da bir otele yerleştirildi. Kayak eğitmenleri ile birlikte eğitim alan görme engelli gençler ısınma egzersizlerinin ardından telesiyejler ile zirveye çıktı. Zirveden aşağıya eğitmenleri ile birlikte kayak yapan gençler unutulmaz anlar yaşadı.
“Kimseye bağlı olmadan yaşayabileceğinin farkına vardım”
Kayak sayesinde özgüven kazandığını ve günlük yaşamına yansıyacağını söyleyen özel eğitim ve rehabilitasyon öğrencisi görme engelli Sibel Sancar, “Kayak yapmak çok güzel bir duygu. Sadece görenlerin değil, görmeyenlerin de yapabileceği bir şeymiş. İlk başta çok korkuyordum ama şimdi o korkularımı yendim. Bunu yapabildiysem sokakta özgür bir şekilde gezebileceğimiz düşünüyorum. Kimseye bağlı olmadan yaşayabileceğimin farkına vardım” şeklinde konuştu.
“Onlara göz olmak çok güzel bir duygu”
Görme engeli bireylere kayak eğitimi vermekten mutluluk duyduğunu belirten Kayak Eğitmeni Aslan Dursun, “Bu güzel gençlere göz olmak çok güzel bir duygu. Gerçekten çok duygulandım ve güzel bir iş çıkardık. Bir şeyler öğretebildiğim için çok mutluyum” dedi.
“Özgür bir şekilde yukarıdan kayarak aşağıya inmelerini görmek çok güzel”
Öğrencilerinin kayak sayesinde daha özgür hissettiğini söyleyen Eğitim Görevlisi Yıldız Gözlemci, “Öğrencilerimiz için çok güzel bir aktivite. Burada çok eğlendik. Daha fazla aktivitelerimiz var, at binmeye de gidiyoruz, tiyatroya da gidiyoruz ama burada bambaşka bir deneyim yaşıyorlar. Özgür bir şekilde yukarıdan kayarak aşağıya inmelerini görmek çok güzel bir duygu. Öğrencilerimiz buradan gittiğimizde bir sonraki yıl tekrar burada tatil yapmak istediklerini söylüyor” diye konuştu.
Gecekonduda büyüdü, Uludağ’da kayak yaptı
Çevresinin Uludağ’a kayak yapmaya gideceğini öğrenince şaşırdıklarını söyleyen görme engelli Ali Bilen, “Biz Görme Engelliler Rehabilitasyon Merkezi’nden geliyoruz. Bize böyle bir imkan sundular. Böyle bir imkan sundukları için çok mutluyuz. Ben doğuştan görme engelliyim. Gecekonduda büyüdüm. Gecekondu görmemişsinizdir belki ama bir yerde okumuşsunuzdur, zor bir yaşamı vardır. Ben o şartlarda bağlama çalmaya çalıştım. Kimi zaman soğuktan titredim ama vazgeçmedim. Bir yerlere gelmeye çalıştım. Sen yapamazsın diyenlere karşı bir cevap vermek istedim. Uludağ’a kayak yapmaya gideceğimi söylediğimde insanlar çok şaşırdılar. Geçmişte kayak yapan arkadaşların görüntülerini gösterdim. Çevrem buraya geldiğim için çok mutlu oldu. Umarım bu tarz etkinlikler daha da artar” dedi.
Kayak sayesinde kazandıkları özgüven günlük yaşantılarına yansıyacak
Uludağ’da kazandıkları özgüven sayesinde günlük yaşantılarında birçok problemin üstesinden gelebileceklerini kaydeden Organizatör Aydın Çetin, “Projenin amacı görme engellileri kar ve kızakla tanışmalarını sağlamak, özgüvenlerini arttırmak ve burada bir sosyal aktivite içerisinde olmalarını sağlamak. Görme engelli gençleri Altınokta Körler Derneği’nden seçiyoruz. İlk etapta temel ihtiyaçlarını nasıl gidereceklerini öğrenmiş oluyorlar. Bazı eğitimlerden geçmiş oluyorlar. Doktor kontrolünden geçirilip buraya geldiler. Her yıl 15 ila 20 öğrenciyi buraya getiriyoruz. Evet çok iyi kaymıyorlar ama en azından başlangıç olarak kızakla nasıl kayılabileceğini öğreniyorlar. Çok mutlu olarak buradan dönüyorlar. Bu yıl 18’incisini yaptık” ifadelerini kullandı. – BURSA
]]>Tören; Erciyes Üniversitesi Güzel Sanatlar Bölümü öğretim elemanlarından Öğr. Gör. Nihal Şengün’ün seslendirdiği birbirinden güzel eserlerle başladı. Erciyes Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fatih Altun, 2023 yılı performans ödülüne layık görülen Güzel Sanatlar Bölüm Başkanlığı adına Öğr. Gör. Şengün’e çiçek takdiminde bulunurken, Erciyes Üniversitesi Klasik Türk Müziği Topluluğu üyelerine de plaketlerini verdi.
Erciyes Üniversitesi’ne ait tanıtım filminin izlenmesinden sonra katılımcılara yönelik konuşma yapan Rektör Prof. Dr. Fatih Altun, “Üniversitelerin süreçlerini tanımladığımızda öğrenci faaliyetleri, Ar-Ge faaliyetleri ve toplumsal faaliyetler en önemli başlıklar arasında yer almaktadır. Ancak biz biliyoruz ki; bu faaliyetleri gerçekleştiren bir üniversitenin bu kadar güzel şeyler yapması, bu kadar güzel ödüllerle anılıyor olması, aslında bu üniversite içerisinde çalışan ekosistemdeki akademisyen – idari personel ve öğrencilerimize bağlıdır. Biz hep birlikte bu başarıları konuşmuş oluyoruz” dedi.
Erciyes Üniversitesi’nin kuruluşundan itibaren her zaman kendinden söz ettiren, daima yükseklerde olmayı, hep daha üst dereceleri almayı hedefleyen bir Üniversite olduğunu vurgulayan Rektör Prof. Dr. Altun, “Üniversitemizin bu faaliyetleri her zaman takdirle anılmaktadır. Yükseköğretim kurumları içerisinde Üniversitemizin ayrıcalıklı bir yerinin olması, araştırma üniversiteleri içerisinde kendisinden hep yukarılarda söz ettirmesi ve bu sıralamalarda dahi varlığımız aslında Üniversitemize her zaman üst düzeyde katkı sağlamaktadır. Bu süreçleri anlatırken 2023 yılında 8 kurumsal ödül alan ve bu ödülleri bütün kurumsal ödüller içerisinde almayı başaran tek Üniversite olmamızın tesadüf olmadığını düşünüyorum. Burada bunlardan bahsediyorsak emin olun tek sebebi var, o da sizlersiniz. Onun için ben her zaman şöyle düşünüyorum. Hatırlanmak, anılabilmek, gönüllerde yer tutabilmek ve ahde vefa sahibi olabilmek, bunlar çok önemli detaylardır. Biz sizlere ahde vefa örneği göstermek için bir vefa ödülü töreni düzenlemek istedik ve burada tek bir amacımız var. Biz birlikte çok güçlüyüz. Beraber hareket ettiğimizde başaramayacağımız hiçbir şey yok” şeklinde konuştu.
Erciyes Üniversitesi’nin güçlü bir üniversite olduğunun altını çizen Prof. Dr. Fatih Altun, “Bugün baktığımızda yapay zekadan aşı süreçlerine, Ziraat Fakültemizin yaptığı tarımsal faaliyetlerden sosyal bilimlere kadar çok güçlü faaliyetler içerisinde bir Üniversiteyiz. Bütün fakülteleriyle bütün birimleri bünyesinde bulunduran bir Üniversite olarak buralarda ismimizin geçmesi bence bizim çok daha güçlü bir Üniversite olduğumuzun göstergesidir. Çünkü bugün bakıyorsunuz araştırma üniversiteleri içerisinde ilk sıralarda yer alan üniversiteler, detayına indiğinizde birçok sosyal bölümün olmadığı, ilahiyat fakültesinin olmadığı, üniversite hastanesinin olmadığı bölümlerdir. Ancak biz bunlar olmadığı zaman daha güçlü olacağız düşüncesinde değiliz. Bizim bu fakültelerimizle, bu bölümlerimizle daha güçlü olmamız ciddi bir ekosisteme sahip olduğumuzun, ciddi bir idari ve akademik alt yapıya sahip olduğumuzun göstergesidir diye düşünüyorum. Bu nedenle ben bu süreçlerde farklı platformlarda Üniversitemi anlatırken çok gurur duyuyorum. Bu gururun ben sizlere ait olduğunu düşünüyorum. 2023 yılında gerçekleşen faaliyetleri dikkate aldığımız ve değerlendirdiğimiz bu ödül töreninde sizlerle beraber olmaktan dolayı çok mutlu olduğumu, bir sonraki süreçte de her zaman kurumsal ödüllerin devam etmesinden yana düşünceye sahip olduğumu ifade etmek istiyorum” ifadelerini kullandı.
Rektör Prof. Dr. Altun’un konuşmasının ardından hizmet, vefa, performans, birim başarı ve öğrenci başarı olmak üzere toplam 5 kategoride verilen ödüller sahiplerini buldu. – KAYSERİ
]]>Valilik, Büyükşehir Belediyesi, Mardin Artuklu Üniversitesi, Mardin Sivil Toplum Kuruluşları Platformu ve Sanat Hayattır Derneği tarafından Atatürk Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen ve Gazze’ye yönelik saldırıların durması çağrısı yapılan program, TRT Müzik kanalında canlı yayımlandı.
Gazeteci Fulya Öztürk’ün sunduğu programda Yavuz Bingöl, Ömer Karaoğlu, Sinan Akçıl, Alim Qasımov eserlerini Gazze için seslendirdi.
Mardin Diller ve Dinler Korosu da gecede Türkçe, Arapça, Kürtçe ve Süryanice şarkılar söyledi.
“İnsanlık suçu işleniyor”
Programda konuşan Mardin Valisi ve Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Tuncay Akkoyun, Filistin topraklarında bir insanlık dramı yaşandığını belirtti.
Kudüs’te Müslümanlara cuma namazını reva görmeyenlerin yıllardır farklı dinlere, farklı etnik yapılara sahip vatandaşların bir arada, huzur içerisinde yaşadıkları Mardin’e bakması gerektiğini ifade eden Akkoyun, “Özgürlük, barış, kardeşlik laf ile olmuyor. Bunun icra edildiği, gerçek manada görüldüğü, yaşandığı yer Mardin. Birlikte yaşamanın en güzel örneği olan huzur şehri Mardin’imizden Filistinli kardeşlerimizin yaşamış oldukları zulme karşı sesimizi duyurmak, haykırmak için bu programı düzenliyoruz.” dedi.
Filistin topraklarında, Gazze’de büyük bir dram ve katliamın yaşandığına dikkati çeken Akkoyun, bölgeye insani yardımların da ulaştırılamadığını aktardı.
Akkoyun, “Bir insanlık suçu işleniyor. Salgın hastalıkların ve açlığın bir silah olarak kullanıldığı zalim bir zihniyeti görüyoruz. Gönül coğrafyamız başta olmak üzere dünyanın neresinde olursa olsun bir acı, bir insanlık suçu olduğu zaman ilk ses bu topraklardan çıkıyor. Sayın Cumhurbaşkanı’mızın Davos Zirvesi’ndeki ‘one minute’ çıkışı, haykırışından itibaren dünyada birçok şey değişiyor. Sayın Cumhurbaşkanı’mızın liderliğinde bu yaşanan insanlık suçuna güçlü bir ses çıkıyor bu topraklardan ve vatandaşlarımız da bu iradeli ve onurlu sese destek oluyorlar.” ifadelerini kullandı.
Yavuz Bingöl de ilk konseri İstanbul’da düzenlediklerini anımsatarak, buradan sağlanan geliri yardım kolileri olarak Gazze’ye ulaştırdıklarını aktardı.
Filistin’de sadece bomba ve kurşunların öldürmediğini ayrıca çok ciddi bir açlık sorunun bulunduğunu dile getiren Bingöl, Mardin’de verdikleri ikinci konserde de yardım topladıklarını ve bu yardımları Gazze’ye ulaştıracaklarını kaydetti.
Gazze’yi unutturmamaya ve hep gündemde tutmaya çalıştıklarına işaret eden Bingöl, şunları söyledi:
“İstanbul’dan sonra Avrupa’da 3 yerde konser yapmaya çalıştık. Ama maalesef bize salon vermediler. Lafa gelince demokrat, insan hakları diye mangalda kül bırakmazlar. Ama ne yazık ki madalyonun diğer yüzü öyle değil.”
Ömer Karaoğlu, Gazze’de katliam ve vahşet yaşandığını belirtti.
Karaoğlu, “Belki şu dakika üzerlerine yağan bombalardan kurtulup açlık sebebi ile ölüyor çocuklar. Masumlar, siviller, İsrail rejiminin saldırısı altında neredeyse bir asırdır bu zulmü yaşıyorlar.” dedi.
Sinan Akçıl da herkesin Gazze içi duyarlı olması gerektiğini belirtti.
Programda, SMS gelirinin Türk Kızılay aracılığıyla Gazze’ye bağışlanacağı belirtildi.
Programa, AK Parti Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) Üyesi Orhan Miroğlu, AK Parti Mardin Büyükşehir Belediye Başkan adayı Abdullah Erin, Mardin- Diyarbakır Metropoliti Saliba Özmen, Kırklar Kilisesi Başpapazı Gabriyel Akyüz, kurumların temsilcileri ve vatandaşlar katıldı.
]]>Ankara 21. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya tutuklu sanıklar Şeker ve Karakurt ile taraf avukatları katıldı.
İddianamenin özeti ve kimlik tespitinin ardından sanıklara söz verildi.
Sanık Osman Şeker, geçimini çiftçilik yaparak sağladığını belirterek şunları söyledi:
“Bir aile şirketiydik üç dört yerimiz vardı. Şu an benim elimde hiçbir şey yok. Levent İşçen ve ailesi beni çok perişan ettiler. Telefonlarda kayıtlarım var. Levent İşçen devlet takip ediyor diye sürekli telefon değiştirmemiz gerektiğini söyledi. Hazine arazisi satın alma, kiralama gibi şeyler vardı. O yüzden ‘takibe takılıyoruz’ dediler. Bürolarının yerlerini sürekli değiştirdiler. Ben Ankara’daki bürolara gittikçe haftaya gel diyorlardı. Ben bunlara para verirken borç vermedim. Ben arazilerimi, tırpanlarımı satarak o parayı kazandım ve talep ettikleri parayı vermeye devam ettim. Elimde hiçbir şey kalmayana kadar dedikleri şartları yerine getirdim.”
“Derdim silah gösterip korkutmaktı”
Ankara’ya araba satın almak için olayın gerçekleştiği günden bir gün önce Salih Karakurt ile geldiklerini anlatan sanık Şeker, “Salih’e Ankara’dan araba alacağız dedim. Birlikte yola çıktık. Olay günü Levent’in yanına gittim, paramı istedim. ‘Neden benden para istiyorsun da diğer ortağımdan istemiyorsun?’ dedi. Tartışma çıktı, boğuşma sırasında silah patladı. Tek derdim silah gösterip korkutmaktı. Levent’i vurmak istesem daha önce vururdum.” dedi.
Sanık Karakurt ise olay esnasında Levent İşçen’i görmediğini ve Ankara’ya ilk kez geldiğini öne sürdü.
Öğle saatlerine doğru Levent İşçen’in bürosuna gittiklerini aktaran sanık Karakurt, “Parayı alıp, arabayı aldıktan sonra gidecektik. Ben uyuyordum silah sesine uyanıp arka tarafa baktım. Osman ara sokağa doğru koşmaya başladı, bana sadece ‘dolandırıldım’ dedi. İsim vermedi. ‘Tartışınca silah patladı’ dedi. Silah sende ne gezer dedim. ‘Vardı işte’ dedi. Silahı ben hiç görmedim.” ifadelerini kullandı.
Mahkeme heyetinden söz alan maktulün eşi Zehra İşçen ise Osman Şeker’in yalan söylediğini, Şeker’in yanlarına silahla gelerek, “3’e kadar sayıyorum, sizi öldüreceğim” dediğini iddia ederek şikayetçi olduğunu belirtti.
Mahkeme, beyanların ardından tanıkların dinleneceğini bildirdi.
“Bizden para aldı fakat hiçbir geri dönüş yapmadı”
Tanık olarak dinlenen sanık Şeker’in oğlu M.Ş. ise babasının devlet hazinesinden mera arsası alacağı vaadiyle karşı tarafla çalışmaya başladığını söyledi. M.S, “Sürekli biz hesap dışı olarak elden bu kişilere para götürdük. Ben de bizzat kendim götürdüm. Karşı taraf şu ada parseli alıp size kiralayacağız, hayvan çiftliği yapacaksınız diye bizden para aldı fakat hiçbir geri dönüş yapmadı.” ifadelerini kulandı.
Sanık Şeker’in eski çalışanı C.A. ise çalıştığı dönemde Levent İşçen ile Osman Şeker arasında hiçbir husumet bulunmadığını belirtti. Konya’da tarım arazisi alınması için İşçen’in ofisine para götürdüklerini belirten C.A. hiçbir arazi alınmadığını aktardı.
Sanık ve tanık beyanlarının ardından ara kararını açıklayan mahkeme, sanıkların tutukluluk halinin devamına hükmederek duruşmayı, 8 Mayıs’a erteledi.
Olayın geçmişi
Ankara Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliği ekipleri, 6 Eylül 2023’de Aziziye Mahallesi Cinnah Caddesi’nde Levent İşçen’i silahla vurduktan sonra kaçan Şeker’in Konya’da olduğunu belirlemişti.
Polis ekipleri, Şeker’in silahlı saldırıyı gerçekleştirmek için Ankara’ya gelirken kullandığı aracın plakasını da tespit etmişti. Şeker ile kendisine yardım ettiği ileri sürülen Karakurt Konya’da yakalanmıştı.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, sanıklar hakkında “tasarlayarak kasten öldürme” suçundan iddianame düzenlemişti.
]]>Esenşehir Mahallesi’ndeki “Bölge Parkı ve Çocuk Oyun Sokağı Açılış Töreni”nde konuşan Yıldırım, belediyeciliğin AK Parti’nin işi olduğunu söyledi.
Belediyeciliği, 1994’te Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın anlayışıyla Türkiye’ye damga olarak vurduklarını ve yurt dışında bile bu işlerin konuşulmaya başlandığını belirten Yıldırım, “İstanbul bir zamanlar çöplerin, çukurların, çamurların, hava kirliliğinin olduğu, suyun olmadığı, insanların burayı terk etmek için birbirleriyle yarıştığı bir yerdi. Ta ki 1994 yılına kadar. 1994’te yiğit bir adam çıktı Kasımpaşa’dan, aslı Rizeli, kaptan Ahmet’in oğlu, kimse tanımıyordu. Geldi 3-4 senede İstanbul’da neler yaptı, neler.” açıklamasında bulundu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın belediye başkanlığı döneminin ardından şehrin şaha kalktığını belirten Yıldırım, şöyle devam etti:
“Çok şükür İstanbul’umuzda 25 sene, Sayın Cumhurbaşkanımızdan sonra Ali Müfit Bey ve ondan sonra rahmetli Kadir ağabeyle hakikaten hayal edilemeyen işleri yaptık. Artık belediyecilik deyince çöp aklımıza gelmiyor, park aklımıza gelmiyor, asfalt hiç aklımıza gelmiyor. ‘Bunlar zaten olağan şeyler’ diyoruz. Vizyon projelerinin konuşulduğu ve yapıldığı İstanbul dünya markası bir şehir haline geldi. Yakışır mı? Yakışır. Ama ne zamana kadar? 2019 Haziran’ına kadar. İşte 4,5 senede görüyoruz, İstanbul’da sizin hayal kurduklarınızın hangisini yapabildi? İnşallah 31 Mart’ta hep beraber İstanbul asli sahibine kavuşacak, muradına erecek, yeniden hizmetlerle buluşacak. Hizmetlerle hem Ümraniye’miz hem 39 ilçemiz çok daha iyi hizmet alacak. Böylece İstanbullu kazanacak, kaybeden kimse olmayacak. Ben inanıyorum buna çünkü İstanbul halkı her zaman doğruyu yapmıştır. Türk halkı, 1950’den sonra hiç hata yapmamıştır, hatayı siyasetçiler yapmış gereken dersi vermiştir, bu sefer de öyle olacak.”
“Bir belediye başkanı metro kapatır mı?”
Yıldırım, hem belediye başkanlığı döneminde hem de 22 yıldır Cumhurbaşkanı Erdoğan’a halkın destek verdiğini, bu seçimde de destek vereceklerini ve 2019 yılında AK Parti belediyeciliğinin ne olduğunu bilerek kendilerini iş başına getirdiklerini anlattı.
Pandemiye, felaketlere, büyük depreme, ekonomik krizlere rağmen Ümraniye’de çalışma arkadaşları, teşkilatlar ve devlet kurumlarıyla güzel işler yaptıklarını kaydeden Yıldırım, “Hayır sahibi olan bütün vatandaşlarıma ayrı ayrı teşekkür ediyorum. 6 okul, 18 cami yaptık, onlardan Allah razı olsun.” diye konuştu.
Yıldırım, dayanışma içerisinde hem kendi bütçeleriyle hem vatandaşların katkılarıyla hem de bakanlıklarla büyükşehir belediyesini aratmadıklarını, ancak mahzun kaldıklarını, büyükşehir belediyesinin başka olduğunu ve 31 Mart’ta büyükşehir belediyesini muradına erdirerek yeniden hizmetlerin devam edeceğini dile getirdi.
İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu eleştiren Yıldırım, şunları kaydetti:
“Bir belediye başkanı metro inşaatını kapatır mı? Metro inşaatı kapattı. İstanbul’a 150 kilometre tünel yol lazım. Allah vermiş dağ tepe, tüneller yapacaksınız ki yeni yollarla İstanbul trafiğini rahatlatacaksınız. Pik noktalarda biz 35 dakikada bıraktık şimdi 1,5-2 saate vardı. Trafik hızını en aza indirebilmeniz için yeni metrolar yapacaksınız, yeni yollar açacaksınız, yeni tüneller yapacaksınız. Kadir ağabey zamanında yapılmış 3 tünel yolu vardı. Bir tanesinin ihalesi yapıldı ve kazıya başlandı, 6 ay çalıştı müteahhit, geldi tüneli kapattı. Nereye gidiyor bu tünel? 18 kilometre Sarıyer’e.”
Parkın yapımında emeği geçenlere teşekkür eden Yıldırım, bölge parklarına ihtiyaç olduğunu, millet bahçelerinden sonra artık 5, 10, 20 veya 30 dönümlük alanlarda ihtiyaç oldukça bölge parkları yapacaklarını söyledi.
Programa, Ümraniye Kaymakamı Abdulaziz Aydın, AK Parti Bayburt Belediye Başkan adayı Mete Memiş, MHP İstanbul İl Başkan Yardımcısı Zafer Çalışır, AK Parti ve MHP Ümraniye ilçe başkanları ile çok sayıda vatandaş katıldı.
]]>Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı ve CHP’nin adayı Böcek, basın mensuplarıyla buluştu. Geniş bir katılımın olduğu toplantıda Başkan Böcek’in 5 yılda kente kazandırdığı hizmetler anlatılırken, yeni dönemde hayata geçireceği 132 projenin de tanıtımı yapıldı.
Beş yıllık görev süresinde birçok olumsuzluk ile karşı karşıya kalmasına rağmen Antalya’ya hizmetin hiç aksamadığını söyleyen Böcek, şöyle konuştu:
“Dünyanın göz bebeği Antalya’mız için borç lügatı yapmadan çalışmalara başladık. Antalya’ya hizmet eden herkese teşekkür ettik. Yarım kalan projeleri tamamladık. Göreve geldiğim de hiç unutmam ‘ASAT’ın elektrikleri kesilecek’ dediler. 2018 Ağustos ayından 2019 Mart ayına kadar 78 milyon liralık elektrik borcu ödenmemiş. Aylık 5 milyon 130 bin TL faiz ödüyorduk. Gerekli tasarrufları yaptık. Hiçbir çalışma arkadaşımızı siyasi görüşü nedeniyle cezalandırmadık. Sadece 28 arkadaşımız siyaset yaptığı için disiplin kurulu kararı ile işten çıkarıldı, 38 arkadaşımızın görev yeri değişti. Sosyal belediyecilik ilkesiyle kimseyi kırmadan Antalya’mızın aydınlık geleceği için çalıştık.
“EXPO ALANINI CANLI TUTACAĞIZ”
Antalya’da 2 olan festival sayısını 8’e çıkardık. Ülkede ortaya çıkan ekonomik krize rağmen hizmetlerimiz hiç aksamadı. Hatırlarsınız hükümet ‘EXPO alanına tramvay yapıyoruz’ diye lansman yaptı. Seçimden sonra EXPO’nun tramvay parasını, 379 milyon TL’yi Antalya Büyükşehir Belediyesi’nden aldılar. Bugünün parasıyla 2 milyar TL’dir. EXPO için Antalya’daki bütün belediyelerin gerçekleşen bütçelerinin binde 2’sini aldılar. Şu an EXPO’da sünnet düğünü yapılıyor. EXPO hevesimiz 6 ay sürdü, sonrasında atıl bir şekilde bırakıldı. Antalyalı vatandaşlarımızın parasını oraya yatırdık. Şimdi düğün yapılıyor. Yeni dönemde Antalya Büyükşehir Belediyesi olarak EXPO alanında gastronomi festivali gibi birçok etkinlik yaparak EXPO alanını canlı tutacağız. EXPO alanına yönelik tarım ve turizm alanına yönelik önemli projelerimiz olacak.
“TÜRKİYE’NİN EN UCUZ SUYUNU SUNAN BELEDİYEYİZ”
Yerelden kalkınma projesiyle bugüne kadar yapılmayan birçok proje hayata geçirdik. Çiftçimize, üreticimize makine teçhizat yönünden gerekli bütün destekleri, teknolojik yenilikleri sunduk. Hayvancılıkla uğraşan vatandaşlarımıza yönelik 50 ton suyu 50 TL yaptık. Türkiye’nin en ucuz suyunu halkımıza sunan belediyeyiz. 5 ton suyu 5 TL yaptık. Şu an beş ton su bir ekmekten daha ucuz. Bunları hep tasarrufla yaptık. Sosyal yardım alan vatandaşlarımıza 10 tona kadar suyu ücretsiz yaptık. Engelli bireylerimize yönelik yüzde 10 olan su indirimi yüzde 40’a çıkarttık. Üniversite öğrencilerimize 5 ton suyu ücretsiz yaptık. Şimdi 10 tona çıkartıyoruz.
“77 PROJE İLE YOLA ÇIKTIK, 182 PROJE TAMAMLADIK”
3 bin 311 kilometre içme suyu hattı yaptık. Türkiye’de 30 Büyükşehir arasında bu bir ilktir. 514 kilometre kanalizasyon yaptık. Aksu’ya gidin orda köfteciler vardır yanında kokudan durulmazdı. Kepez ilçesine 162 km kanalizasyon yaptık. Finike’nin denizin kenarındaki 8 mahallede kanalizasyon yoktu. Bunları dahi tamamladık. Beş yıllık süreçte 77 projeyle yola çıktık, 182 proje tamamladık. Antalya’mız konserlerin iptal edilmediği siyaset üstü bir şehirdir. Antalya’mızda ne Ata’mızdan ne de Cumhuriyeti’mizden öden vermedik, vermeyeceğiz. Biz önce bize seven seçen insanlara Allah’ımıza hesap veriyoruz. Sonra halkımıza hesap veriyoruz. Ben Antalya’da 2002 yılından itibaren muhalefette çalışan bir belediye başkanıyım. Antalya’nın en büyük fuar ve kongre merkezini yaptık. Doğal gazı bitmiş bir Konyaaltı inşa ettik.
“BİZ İNSANLARA DOKUNUYORUZ”
Geleceğimizin teminatı çocuklarımıza yatırım yapıyoruz. 11 kreş yaptık. Bizim anlayışımızda belediyecilik insanların yaşamlarını kolaylaştırmaktır. Kovid dönemini hatırlayın. Yeri geldi hesaplarımıza bloke kondu. Biz oradaki insanlara yardım ettik. Askıda fatura uygulaması yaptık. Birçok vatandaşımıza destek olduk. Belediye mülklerimizde kiralarımızı öteledik. Esnafa yönelik 23 TL olan su ücretini 11 TL’ye düşürdük. Sosyal belediyecilik anlayışı ile öğrencilerimize 8 bin TL burs desteği veriyoruz. Antalya’da İmar Yönetmeliği’ni güncelledik. Bütün belediye başkanı arkadaşlarımızı davet ederek yaptık. Ben bilirim anlayışı ile yapmadık. 2022 yılında Deprem Master Planı çalışmalarına başladık. 19 ilçenin yapı stokunu envanterini çıkartıyoruz. Bütün belediyelerimize 7 defa yazı yazdık. Serik ve Kepez Belediyesi yapı stoku envanterini göndermedi. İnsanların deprem olmadan can güvenliği önemli bizler için. Biz insanlara dokunuyoruz.
“KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI’NA SESLENİYORUM: BU KADAR UCUZ SİYASET NEDEN YAPILIR”
26 milyon vatandaşa hizmet ediyoruz. Burası Antalya; böyle denizi, kumu, antik kenti olan başka bir şehir yok. Özellikle Kültür ve Turizm Bakanı’mıza sesleniyorum. Halka hizmet hakka hizmettir. Biz Antalya Büyükşehir Belediyesi ve Turizm Bakanlığı iş birliği ile Belek Arıtma’yı yaptık. 20 yıl Antalyalının atıksu gelirini verdik. Sayın Bakan geçtiğimiz günlerde Kemer’de arıtmayı ziyaret etmiş. Kültür ve Turizm Bakanlığı olarak Kemer Arıtma’yı yakında bitiriyoruz demişler. 14-28 Mayıs’ta Sayın Cumhurbaşkanı Antalya’ya geldi. Ona da yalan söylediler. ‘CHP’li belediyeler arıtma yapmıyor biz yapıyoruz’ diye. Kimse babasının malını bağışlamıyor. Kimse kusura bakmasın burası Antalya. Antalya Büyükşehir Belediyesi iş birliğiyle, Muhittin Böcek ve Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy imzası ile 27 yıl Kemer’de atıksu gelirimizi verdik. Müteahhitlik anlaşması gibidir. Ne var bunda? Bu projeyi Antalya Büyükşehir Belediyesi iş birliğiyle ile yapıyoruz deyin. Bu kadar ucuz siyaset neden yapılır?”
Geçen beş yıllık süreçte ek bütçeler yapmak zorunda kaldıklarını aktaran Böcek, şöyle devam etti:
“Yaptığımız 1.8 milyar TL’lik bütçe mazot ve enerji parasıdır. 2022 yılında Ekim ayında ASAT’a 34 milyon elektrik parası geldi. 2023 yılı Ekim ayında ise 184 milyon elektrik parası geldi. Sadece bir aylık elektrik bedeli bu. Türkiye’de 30 Büyükşehir Belediye arasında sudaki KDV indirimini ilk uygulayan belediyeyiz.
“ATATÜRK’ÜN YOLUNDA YÜRÜYEN HERKESİN OYUNA TALİBİM”
Biz kimseyi ötekileştirmeyeceğiz. Bizim sevdamız Antalya’dır. Gazipaşa’dan Kaş’a kadar. Bir mahallede kaç oy aldık diye bakmadım. Benim hayatımın geçtiği şehir Antalya. Hayatımın ikinci yaşamını verdiği bu şehirde gençlere, kadınlara, çocuklara, büyüklerimize özgürce yaşayabileceği, aydınlık bir şehre azimle gururla devam edeceğiz. Türkiye’nin ittifakı kurulmuştur. Antalya’da Antalya’nın İttifakı kurulmuştur. Ben kendisini Türkiye Cumhuriyeti kabul eden ezana, al bayrağı sahip çıkan, Cumhuriyet’in değerlerine sahip çıkan, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün yolunda yürüyen AK Partili, ülkücü vatandaşımın da oyuna talibim. Tüm ittifakın belediye başkanıyım. Bütün vatandaşların memnuniyeti sonucunda ‘Herkesin Başkanı’ olmaya devam edeceğim.”
“ALTIN PORTAKAL’I SEÇİME KURBAN ETTİLER”
Basın mensuplarının sorularını da yanıtlayan Başkan Muhittin Böcek, Altın Portakal Film Festivali’nin 60’ıncı yılında hükümetin baskısıyla iptal edildiğini söyledi. Devletin dört tane bakanının açıklama yaptığını hatırlatan Başkan Böcek, “Herkesin özgürce yaşadığı bu şehirde sadece seçime kurban ettiler kimse kusura bakmasın. Türkiye İttifakı’nın desteğiyle yeniden göreve geleceğiz ve Altın Portakal’ın altmışıncısını Muhittin Böcek olarak yapacağım” dedi.
Yeni dönem için hazırladıkları vizyon projelerin tüm vatandaşlara dokunacağını aktaran Başkan Böcek, Fransız Kalkınma Ajansı’ndan buldukları 59 milyon 850 bin Euro’luk krediye hazine garantisi verilmediğini hatırlatarak, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Fransız Kalkınma Ajansı bize güvendi krediyi çıkardı. Büyükşehir Belediyesi Meclisi’nde bu krediye Ak Parti’li arkadaşlar ret verdi. Antalya’da seçim siyaset bu kadar böyle ucuz mu olur? Böyle küçük işlerle uğraşılır mı? Şimdi bu krediyle yılda 500 milyon lira harcadığımız atık çamuru bertarafı için yakma tesisi kuracağız. Hızla gelişen Altıntaş bölgesinin nüfusa yönelik Lara Arıtması’nın kapasitesini iki katına çıkaracağız. Ayrıca Altıntaş bölgesinin altyapısını, pazar yeriyle, spor sahalarıyla kısa sürede tamamlayacağım.”
Türkiye’nin turizmden 45 milyar dolar olan gelirinin 20 milyar dolarının Antalya’dan sağlandığının altını çizen Başkan Böcek, 26 milyona ev sahipliği yaptıklarını ancak 2 milyon 696 bin nüfusa göre devletten pay aldıklarını kaydetti. Kundu Turizm Yolu’yla ilgili proje için turizmcilerle birlikte Kültür ve Turizm Bakanı Ersoy’u ziyaret ettiklerini anlatan Böcek, şu bilgileri verdi:
“ANTALYA’DAN KAZANIP ANTALYA’YA YATIRIM YAPILMIYOR”
“Bakanımız ‘Paramız yok’ dedi. Antalya’dan kazanıp Antalya’ya yatırım yapılmıyor. En azından burada yarısını siz verin dedik onu da vermediler. Şimdi toplantılar yapıyor Sayın Bakanımız muhtarlarımıza falan, belediye başkanı adaylarıyla çalışıyorlar. Arkadaşlar Antalya’da tarlada izi olmayanın harmanda yüzü olmaz.”
EMEKLİLER İÇİN YAŞAM KÖYÜ PROJESİ
Antalya’da 490 bin emekli yaşadığı bilgisini veren Başkan Böcek, şunları dile getirdi:
“O emekli asgari ücret bile alamıyor şu anda. Yazık değil midir? Eğer bir ülke emeklisine sahip çıkamıyorsa ondan bir şey olmaz denir. Bizim yaşlılarımızın konaklayabileceği Yaşam Köyü, Yaşlı Bakım Evleri projelerimiz var. Ayrıca şehit yakınlarına, dul ve yetimlerine yönelik bir çalışma içerisindeyiz. İnsanların yanında olacağım.”
Büyükşehir Belediye Başkanlığı’ndan önce 20 yıl Konyaaltı Belediye Başkanlığı yaptığını hatırlatan Böcek, şunları kaydetti:
“107 MECLİSİN 71’İNE KATILMAYANLAR BÜYÜKŞEHİR’E TALİP OLMAYA ÇALIŞIYOR”
“20 yılda toplam 10 ya da 15 kez büyükşehir belediye meclisi toplantısına katılamadım. Şimdi Büyükşehir’e talip olan arkadaşlar son beş yıllık süreç içerisinde 107 meclis toplantısının 71’ine katılmamış. Hani rakibiniz diyorsunuz ya, rakibim yok benim rakibim kendim. Eğer bir yere talip olduysanız kent adına, ilçenizin A’dan Z’ye her şeyiyle ilgileneceksiniz. Şov yapma yeri değildir meclisler. 107 meclisin 71’ine katılmayan arkadaş Büyükşehir’e talip olmaya çalışıyor. Kimse kusura bakmasın. Siyaset insanların gözünü boyamak insanlara yanlış şey söylemek değildir. Ben kendimi Antalya’ya adadım derken, 20 yılda 10 veya 15 defa meclise katılmamışım. Sen 5 yılda 107 meclisin 71’ine katılma, oradan Bakanlığın yapacağı işleri konuş, doğru olmayabilir. Biz Antalya’da hemşerilerimizi kandırmadık. Hiç olmayacak şeyleri konuşmadık. Hizmetin hasedi olmaz. Antalya’mız için çivi çakan iktidarıyla muhalefetiyle belediye başkanlarına kurum kuruluşlarımıza her ortamda teşekkür etmeden çekinmedik.”
Ulaşımla ilgili sorulara da cevap veren Başkan Böcek, son 5 yılda Antalya nüfusunun 184 bin 549 kişi arttığını, 387 bin 696 yeni aracın trafiğe çıktığını kaydederek, sözlerine şöyle son verdi:
“Bunun içinde servisler yok. Depremden sonra 11 ilden gelen vatandaşlarımız yok. Rus-Ukrayna Savaşı’ndan sonra gelen yabancı plakalar yok. Göreve geldikten sonra ne bir cadde kapattım, ne bir yanlış bir işlem yaptım. 125 hem uzaktan erişim hem akıllı kavşak yaptık. Cırnık köprüsünü genişlettim, 4-5 şeride çıkardım. Trafik denetleme merkezi kurduk, Gazipaşa’ya kadar tüm trafik ışıkları kontrolümüzdedir. 102 yeni otobüs aldım. İktidar oldun mu yapman gerekenler çok açıktır, bellidir. Çevre yolları yapılmalı. Hızlı tren ihalesi yapıldı şimdi. Her seçim dönemi bir ihale yapılıyor bu yollarla ilgili. Antalya da bunlara artık yani yeter diyecek diye düşünüyorum.”
]]>Ukrayna Derneği ve Kırım Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneğince düzenlenen “Ukrayna-Kırım’ın işgalinin 10. Yılında geçmiş ve geleceğin analizi” başlıklı panelin açılış konuşmalarını, Ukrayna’nın Ankara Büyükelçisi Bodnar ve Kırım Derneği Genel Başkanı Mükremin Şahin yaptı.
Gazeteci Gönül Şamilkızı’nın moderatörlüğünü yaptığı panelde, Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hakan Kırımlı, Çankırı Karatekin Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sezai Özçelik ve Ukrayna Derneği Başkanı ve Karabük Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Yuliya Biletksa konuşmacı olarak yer aldı.
Ukrayna’nın Ankara Büyükelçisi Bodnar, bugün bir araya gelerek savaşın yıl dönümünü anma fırsatı bulmaktan memnuniyet duyduğunu dile getirerek, “Tam 10 yıl önce gerçek bir savaş başladı. Vatanını savunmaya ilk yeltenen halk da Kırım Tatarları oldu, kendi evleri ve vatanları için.” dedi.
Bodnar, 10 yıl önce Kırım Tatarlarının kendi evlerinde “işgal altında yaşadıklarını” kaydederek, “Ancak hiçbir baskı politikası, hiçbir baskı rejimi Kırım Tatarlarının özgürlüğe yönelik iradesini etkilemiyor. Buradaki hem Kırım Tatarları hem de Ukraynalılar dayanışmaya kuvvet veriyor ve Ukrayna’nın da dayanmasını sağlıyor.” ifadelerini kullandı.
Kırım Tatarlarını, kimliğini ve Kırım Yarımadası’nı “yeniden özgür kılma” fikrini destekleyenlere teşekkür eden Bodnar, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a ve Türk hükümetine Rusya’nın 2014’te Kırım’ı yasa dışı ilhakını tanımama konusundaki net politikasından dolayı da teşekkürlerini dile getirdi.
Bodnar, Ukrayna devletinin adımlarıyla Kırım Tatarlarının yerli halk statüsüne kavuştuğunu anlatarak, Kırım Tatar dilinin de ayrı bir dil olarak değerlendirilip gelişimine yönelik büyük adımlar atıldığını söyledi.
“Kırım ya da Ukrayna meselesi değil, dünya güvenliği”
Kırım Derneği Genel Başkanı Şahin ise Rusya’nın 2014’te Kırım’ı yasa dışı ilhakına ilişkin, “Bu işgal yalanla başladı.” dedi.
Şahin, bütün dünyanın da bunu seyrettiğini anımsatarak, bunun yalnızca Kırım ya da Ukrayna meselesi olmadığını belirtti.
Meselenin dünya güvenliğini ilgilendirdiğini aktaran Şahin, “Eğer Kırım’da Rusya’nın dedikleri kabul edilirse siz Pasifik’te kimseyi durduramazsanız, dünyanın başka sorunlu bölgelerinde de kimseyi durduramazsınız.” ifadelerini kullandı.
Şahin, Ukrayna halkının yüzyıllardır bağımsızlıkları ve o topraklarda hür yaşamak için mücadele verdiğini dile getirerek, Ukraynalıların savaşma iradesi ve bir organizasyon becerisi gösterdiklerini belirtti.
Şahin, Doğu Avrupa’da ve Karadeniz’de güvenlik, barış ve demokrasi açısından Türkiye ve Ukrayna ittifakını stratejik bir mesele olarak gördüğünü ifade etti.
Prof. Dr. Kırımlı da Rusya’nın “tahrik veya meşru gerekçe olmaksızın Ukrayna’ya saldırdığını” aktararak, savaşın insani, kültürel ve ekonomik tahribatla korkunç araçlarla sürdürüldüğünü ifade etti.
Kırımlı, savaşın başlangıcından bu yana propagandanın kullanıldığını kaydederek, ekonomi ve enerjinin de Rusya tarafından kullanıldığını savundu.
Kırım Tatarlarının durumuna ilişkin de Kırımlı, “Kırım tatarlarının kaderi bu savaşın sonucuna bağlıdır.” dedi.
“Savaş 2014’te başladı”
Prof. Dr. Özçelik ise Rusya’nın hibrit savaş yürüttüğünü kaydederek, “Savaş, 2014’te başladı, 2022’de farklı bir hale geldi ve 2024’te hala devam ediyor.” dedi.
Özçelik, Batı’nın 2014’te olanlara sessiz kaldığını aktararak, Ukrayna’nın bu savaştan galip çıkacağına inandığını ve Kırım’ın bağımsızlığının da önemli olduğunu ifade etti.
Dr. Biletska da Kırımlı olduğunu ve “ana vatanını kaybettiğini” belirterek, “Kırım’ın işgalinden sonra onların (Rusların) ana amacı, hem Ukrayna hem de Kırım Tatarlarının kimliğini yok etmektir.” dedi.
Biletska, kullanılan yöntemlerin farklı boyutlarının olduğunu ve ilkinin demografik alanda yapıldığını söyledi.
Kırım’daki duruma ilişkin Biletska, “Rusya’ya karşı çıkan insanları fiziksel yok etmeye ya da dışlamaya çalışıyorlar. Bu politika yüzünden birçok kişi Kırım’dan kaçmak zorunda kaldı.” ifadesini kullandı.
Biletska, birçok kişinin Kırım’ı terk etmek zorunda kaldığını kaydederek, birçok insan hakları ihlali olduğunu ve siyasi temelli davalar da açıldığını söyledi.
Kırım’da “demografik yapının değiştirildiğini” ve zorunlu seferberlik listelerinde de Kırım Tatarlarının isimlerinin yoğunlukta olduğunu aktaran Biletska, zorunlu vatandaşlık aldırıldığını ve bölgede eğitimin de Rusya’nın kontrolünde olduğunu sözlerine ekledi.
]]>Asrın felaketinde ağır hasar alan Hatay’da yaraların sarılması için çalışmalar aralıksız sürüyor. Depremin ilk gününden itibaren afetzede vatandaşların yanında olan Hatay Büyükşehir Belediyesi’nin Hollanda’da yürüttüğü çalışmalar sonucunu verdi. Hatay’da afete dayanıklı 450 konut ve 84 iş yerinden oluşan modüler mahalle inşa etmek üzere çalışmalar yürüten HBB ve Hollanda Konsorsiyum heyeti Hatay’da bir araya geldi. Hatay Planlama Merkezinde yapılan toplantıda HBB heyetine Hatay Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Nihat Tazearslan başkanlık etti. İki gün süren toplantılara Hollanda’nın Türkiye Büyükelçiliği Ticari Ataşeliği, Hollanda İşverenler Birliği (NL WORKS), Amsterdam Belediyesi Yetkilileri ve alanında uzman inşaat şirketlerinin temsilcileri katıldı.
Konutlarla ilgili master plan, projenin teknik, işlevsel, hukuki yönleri ve finans ve tasarım konuları üzerinde yoğun şekilde çalışmalar yapılan toplantılar sonrası heyet, HBB Başkanı Lütfü Savaş’ı ziyaret ederek alınan kararlarla ilgili bilgiler verdi. Başkan Savaş, projenin Hataylılar için büyük önem taşıdığını belirterek, aylardır çalışmalar yürüten Hollandalı yetkililere ve Hatay Büyükşehir Belediyesi ekiplerine teşekkür etti.
“Bizim amacımız dezavantajlı vatandaşlara ulaşmak ve onları ev sahibi yapmak”
Başkan Savaş, Hatay merkezde yapacakları konutların öncelikle dezavantajlı birey ve ailelere tahsis edileceğini söyledi. Savaş, “Anayasamıza göre devletin evi olan insanlarımıza bir ev verme mecburiyeti var. Hükümet, devletin imkanlarıyla zaten hak sahiplerine ev yapmak zorunda. Ama kiracılar için böyle bir mecburiyeti yok. Şu anda en fazla, kiracılar ve yeni evlenecek gençler konut sıkıntısı yaşıyor. Bizim amacımız onlara ulaşmak ve dezavantajlı grupları ev sahibi yapmak. Uygun taksit ve ödeme koşullarıyla uzun vadede insanlarımızı ev sahibi yapacağız. Proje kapsamında önümüzdeki ay içinde de temel atmak istiyoruz” dedi.
Depreme dayanıklı, sürdürülebilir bir kompleks mahalle ile Hataylıların yaralarını sarmaya katkı sağlamayı hedeflediklerini anlatan Savaş, Hollanda ile uzun zamandır projeye çalıştıklarını kısa zamanda mahallenin temelini atacaklarını bildirdi.
Heyet adına konuşan proje ortaklarından Frank Eyssen, “Çok donanımlı bir çalışma ekibi kurduk. Projenin zor noktalarının çözümü için çalışmalara devam ediyoruz. Projenin sağlıklı ilerlemesi için birlikte olmamız çok iyi. Bizim için en önemlisi bu projeyi komple bitirmek. Bu projenin tamamlanmasını ve Hatay’a yararlı olmasını diliyoruz, bunun için de çok fazla zaman harcıyoruz. Projeyi yürütenler olarak çok açık ve net bir şekilde sorumlulukları yerine getiriyor ve projeyi şeffaf şekilde yürütüyoruz” dedi.
Türkiye’de ilk defa bir belediyede tarafından hayata geçirilecek olan bu büyük projenin 11 Mart 2024 tarihinde master planın tanıtımı yapılacak. Deprem Yönetmeliği’ne uygun bir şekilde yapılacak olan konutların inşasında akıllı malzemelerin yanı sıra doğa ve teknolojiden de üst düzeyde faydalanılacak. Birinci etapta 450 konut, 84 ticari alan ve 250 araçlık otoparkı bulunan mahallenin tasarım ve inşası dünyaca ünlü alanında uzman şirketler tarafından üstleniliyor. – HATAY
]]>22 Şubat’ta Keçiören’deki okulunda arkadaşlarıyla oyun oynadığı sırada başını sıraya çarpması sonucu beyin kanaması geçiren Mira Şahin’in (10) sağlık durumu iyiye gidiyor. Alınan bilgiye göre, ilkokul 3’üncü sınıf öğrencisi Şahin, alınan ilk ifadesinde, durumun bildirilmesine rağmen öğretmen B.Ö.’nün olayı önemsemediğini ve derse devam ettiğini söyledi. Kız öğrencinin tedavi gördüğü hastanede açıklamalarda bulunan avukatı Hilal Çelik, olayda ihmal olduğunu ileri sürdü. Ankara Barosu Çocuk Hakları Merkezi Başkanı Avukat Hilal Çelik, “Bakım ve gözetim yükümlüğünün ihmali söz konusu. Bu durumdan dolayı ihmali olan okul yöneticilerinin ve öğretmenlerin yargılanması için şikayetçi olduk, süreci de takip edeceğiz. Öğretmenle ilgili disiplin soruşturması devam ediyor” dedi.
“Öğretmen basit bir kontrol yapmış, iyileşeceğini söylemiş ve derse devam etmiş”
Küçük kızın ifadesinde anlattıklarını aktaran Avukat Çelik, “Mira başını çarptıktan sonra yoğun bir baş ağrısı yaşadığı için doğrudan öğretmenle diyalog kurmamış. Arkadaşları bu durumu öğretmene iletmişler. Öğretmen basit bir kontrol yapmış, iyileşeceğini söylemiş ve derse devam etmiş. Bu şekilde en az iki ders geçmiş Mira’nın anlatımına göre. Mira bu süre içerisinde hiçbir şekilde derse aktif olarak katılmamış. Sıranın üzerinde yatarak geçirmiş bütün ders saatlerini. Öğretmenin çocuğun kafasına buz koyduğu, müdahale ettiği yönünde söylemler var ama böyle bir müdahale hiç olmamış. Arkadaşları ilk müdahaleyi yapmış. Üçüncü derste artık kendisi de tamamen konuşamaz hale geldiği için öğretmenin heyecanlandığı ve sınıftan dışarı çıkarak okul müdürünü sınıfa getirdiği söyleniyor. Okul müdürü ve müdür yardımcısı sınıfta çocuğun durumunu gördükten sonra derhal aileye haber verilmiş” diye konuştu.
Şahin’in kendisinin düştüğünü söylediğini de belirten Çelik, “Mira açıkça ‘Kovalamacılık oynarken ayağım takıldı, kafamı sıraya çarptım. Herhangi bir arkadaşım beni itmedi’ şeklinde beyanda bulundu. Olay meydana geldiğinde sınıfta kendisiyle birlikte sadece iki arkadaşı varmış. Ancak ders arasında sağlık durumu hakkında muhtemel tanıklıklar vardır diye düşünüyoruz” dedi.
“Kafatasında kırık ve beyin kanaması ile üç ders geçirmiş”
Baba Çağrı Şahin ise, en çok üzüldükleri durumun ihmalkar tavırlar olduğunu belirterek, “İhmalkarlıktan şüpheleniyorduk. Şu anda kızımın durumu iyi, bilinci açık. Öğretmeni, ‘Otur, birazdan geçer’ gibi ifadeler kullanmış. Öğretmenleri değil de arkadaşları ilgilenmiş. Hemen ameliyata almışlar, zamanla yarışmış. 2-3 saatlik bir kanama mevcutmuş. Yoğun bakımda gözetim altında. Uyanınca pide istedi, bir iki lokma ancak yiyebildi. Şimdi de yürütmeye çalışıyorlar. O aşamadan sonra da normal odaya çıkartılacak. Öğretmeni ile dün görüştük. Üzüntülü olduğunu ve durumun bu noktaya geleceğini tahmin edemediğini söyledi. Bu tahminle olmuyor, düşen bir vatandaş görsek hemen müdahale eder, insanlık görevimizi yerine getiririz. Kafatasında kırık ve beyin kanaması ile üç ders geçirmiş kızım. Bu durum bizi çok üzüyor” dedi. – ANKARA
]]>Son 5 yılda desteğe ihtiyaç duyan tüm kesimlere yönelik yeni projeler geliştiren Kuşadası Belediyesi, kadın ve çocuklar için açtığı mekanlar ve sunduğu hizmetler ile “Önce kadınlar ve çocuklar” dedi.
KADIN DANIŞAM MERKEZİ’NDEN 5 YILDA 4 BİN 946 KİŞİYE ÜCRETSİZ HİZMET
Kuşadası Belediyesi, Kadın Danışma Merkezi aracılığıyla başta aile içi şiddet olmak üzere kadın, çocuk ve gençlerin yaşadığı sorunlar ile ilgili olarak psikolojik ve sosyal danışmanlık hizmeti sunuyor. Merkez bünyesinde istihdam edilen uzman psikologlar ve psikolojik danışmanlar aracılığıyla sunulan hizmet kapsamında 5 yılda 4 bin 946 kişiye ücretsiz psikolojik danışmanlık hizmeti verildi. Aile danışmanlığı hizmeti de veren Kuşadası Belediyesi Kadın Danışma Merkezi, kısa süre içerisinde Türkmen Mahallesi’nde yapımı sürmekte olan yeni binasında hizmet vermeye başlayacak.
ANNE-BABA ÇOCUK MERKEZİ, 1200 ÇOCUĞA EĞİTİM VERDİ
Kuşadası Belediyesi tarafından İkiçeşmelik Mahallesi’nde bulunan Cafer Kotan Yaşam Parkı’ndaki Güler Aydın Süzgeç Sosyal Tesisi bünyesinde kente kazandırılan Anne Baba Çocuk Merkezi, çocukların çok yönlü gelişimine katkı sunarken, ebeveynlerin de çocuk gelişimi konusunda bilgilenmelerini sağlıyor. Kuşadası Belediyesi bünyesinde çalışmalarını yürüten diyetisyen, psikolog, psikolojik danışman ve sağlık görevlileri tarafından ebeveynler ile 3-6 yaş arası çocuklara yönelik ücretsiz eğitimlerin verildiği Anne-Baba Çocuk Merkezi bugüne kadar bin 200 çocuğa eğitim verdi. Merkez, düzenlenen çeşitli atölye çalışmaları ve etkinliklerle de çocukların ve ebeveynlerin gelişimine katkı sundu.
KUŞADASI’NIN YEREL EŞİTLİK EYLEM PLANI HAZIR
Kuşadası Belediyesi, Avrupa Belediyeler ve Bölgeler Konseyi’nce (CEMR) hazırlanan ve yaşamın her alanında toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasını amaçlayan Avrupa Yerel Yaşamda Kadın-Erkek Eşitliği Şartı’nı imzaladı. CEMR ile kadınların sosyal ve siyasal yaşamdaki yeri güvence altına alındı. Kuşadası Belediyesi, belgenin imzalanmasının ardından, bünyesinde kurduğu Yerel Eşitlik Birimi tarafından Kuşadası’nda yaşama geçirilecek tüm faaliyetlerde toplumsal cinsiyet eşitliği ilkesini göz önünde bulundurmayı amaçlayan Yerel Eşitlik Eylem Planı’nın hazırlanmasını da sağladı. Belediye Meclisi son olarak Yerel Eşitlik Eylem Planı’nı kabul ederek kentte toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması amacıyla önemli bir adım daha attı.
KADINLAR İÇİN YARDIM HATTI
Kadına yönelik şiddetin önüne geçmeyi amaçlayan Kuşadası Belediyesi, Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu (TKDF) ile ‘Acil Yardım Hattı’ iş birliği protokolü imzaladı. Protokole göre, şiddet ve istismara maruz kalan kadınlar, hukuki ve psikolojik destek ile danışmanlık ihtiyaçlarını karşılamak için federasyonun acil yardım hattını arayabilecek.
ÜRETEN KADINLAR ADA KOOP ÇATISI ALTINDA BİRLEŞTİ
Kuşadası Belediyesi tarafından verilen destekle Ada Kadın Girişimi Üretim ve İşletme Kooperatifi çatısı altında bir araya gelen gönüllü kadınlar, Emek Atölyesi’ni kurarak üretime başladı. Pandemi döneminde günde 2 bin adet maske üreterek Kuşadası’nın tüm maske ihtiyacını karşılayan Emek Atölyesi, tekstil ve gıda alanlarında üretimlerini sürdürüyor. Emek Atölyesi’nde üretilen ürünler, Kuşadası Belediyesi Halk AdaMarket adıyla satışa sunuluyor.
EL EMEĞİ FESTİVALİ İLE EV EKONOMİSİNE KATKI
Kuşadası Belediyesi tarafından kadınların ev ekonomisine katkıda bulunmalarını sağlamak amacıyla düzenlediği El Emeği Festivali de sürüyor. ‘Emek sizden, destek bizden’ sloganıyla Kuşadası Atatürk Meydanı ile Davutlar Mahallesi’nde bulunan İbrahim Saka Parkı’nda açılan stantlarda kadınlar el emeği, göz nuru ile ürettikleri birbirinden güzel ürünlerini yerli ve yabancı turistlerin beğenisine sunuyor. Festival, her hafta sonu kurulacak stantlar ile 30 Nisan’a kadar devam edecek.
]]>Bakan Işıkhan, açılış programındaki konuşmasında, Öz Sağlık-İş Sendikasının 10’uncu kuruluş yıl dönümünü kutlayarak, sendikanın ciddi bir örgütlenme ve büyüme ile 10 yılda sendikacılıkta kıymetli bir noktaya geldiğini söyledi.
Sağlık sektörünün insanı koruma ve yaşatma görevini üstlendiğini vurgulayan Işıkhan, şöyle konuştu:
“Sağlık emekçileri bu kutsal görevi ifa ederken, her türlü zorluğa rağmen fedakarca çalışmaktadır. Gece gündüz demeden, insan sağlığı için var güçleriyle mücadele etmektedirler. Öz Sağlık-İş’in yeni genel merkezi, bu değerli emekçilerin haklarını korumak, onların sesi olmak, çalışma koşullarını geliştirmek adına önemli bir merkez olacaktır. Burası, sağlık çalışanlarının bir araya gelerek sorunlarını dile getirebileceği, çözüm önerileri sunabileceği, birlikte daha güçlü adımlar atabileceği bir merkez olacaktır.”
Işıkhan, sendikanın yeni genel merkez binasının sadece fiziksel bir mekan olmadığını, aynı zamanda emekçilerin birlik ve dayanışma ruhunu yansıttığını da dile getirdi.
Işıkhan, şunları kaydetti:
“Bu ruh, sendikacılığın temel taşıdır ve bizleri geleceğe taşıyacak olan en büyük güçtür. Unutmayalım ki sağlık sektöründe başarı ancak birlikte hareket ederek, ortak amaçlar doğrultusunda ilerleyerek, dayanışma içinde olarak mümkün olacaktır. Sağlık hizmetlerinin sürdürülebilirliği ve kalitesi, sizin çalışma koşullarınıza bağlıdır. Bu nedenle, sendikamızın güçlenmesi ve sesinizin daha fazla duyulması, sizlerin haklarını korumak ve geliştirmek noktasında, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı olarak ben de her zaman yanınızda olacağım.”
“Taşeron sistemini çöpe attık”
HAK-İŞ Genel Başkanı Mahmut Arslan da 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin yayınlanmasının ardından kamudaki taşeron işçilerin 2018 yılında kadroya alındığını anımsatarak, şunları söyledi:
“Bugün bu sendika, bu devasa hizmet binasına ve 200 binden fazla üyeye sahipse bunun en büyük kahramanlarından biri Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’dır. Ona buradan tekrar teşekkür ediyoruz. Taşeron sistemini çöpe attık ve Türkiye çalışma hayatında yüzde 9 olan sendikalı işçi sayısını yüzde 15’e çıkarttık. Bu yeterli değil ama bu büyük değişim dünyada da ses getirdi ve örnek alındı. Onun için bu kahramanları unutmayacağız. 10 yıl önce kurulan Öz Sağlık-İş, 10 yıl sonra Türkiye’nin üçüncü büyük, iş kolunun ise en büyük işçi sendikası oldu. 10 yılda Türk endüstri ilişkiler sisteminde, Türk çalışma hayatında böyle bir başarı hikayesi yok. Emeği olan herkesi kutluyorum.”
Konuşmaların ardından, Bakan Işıkhan, HAK-İŞ Genel Başkanı Arslan, Öz Sağlık-İş Sendikası Genel Başkanı Devlet Sert ve protokoldekiler tarafından yeni hizmet binasının açılış kurdelesi kesildi.
Programa, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakan Yardımcısı Zafer Tarıkdaroğlu, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakan Yardımcısı Ahmet Aydın, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı, Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, Cumhur İttifakı’nın Ankara Büyükşehir Belediye başkan adayı Turgut Altınok, bazı AK Parti Ankara milletvekilleri ve sendika üyeleri katıldı.
]]>MMU KAAN F-35’ten daha mı büyük? İşte MMU KAAN tasarımı!
Milli Muharip Uçak KAAN geçtiğimiz günlerde ilk uçuş testini tamamladı. Başarılı bir kalkış ve inişin ardından büyük beğeni toplayan uçak ilk kez tam anlamıyla tasarımını da göstermiş oldu. Gelen ilk tepkiler arasında “F-35’ten daha mı büyük?”, “Gereğinden daha büyük olmamış mı?” gibi ifadeler yer aldı. Peki bu iddialar ne kadar doğru?
Öncelikle “MMU KAAN mı daha büyük yoksa F-35 mi daha büyük?” sorusuna cevap vererek başlayalım. Evet MMU KAAN, F-35’ten daha büyük. Her iki uçağı da sizler için boyut olarak kıyasladığımız bir tablo hazırladık. İşte tablonun detayları:
Tablo üzerinde de görüldüğü üzere MMU KAAN, F-35A, B ve C uçaklarından yaklaşık 6 metre daha uzun ve kanat açıklığı olarak 1 ile 4 metre arasında daha büyük. Yükseklik bakımındansa yaklaşık 1.43 metre daha büyük diyebiliriz. Burada yapılan yorumlar “uçağın yanlış tasarlandığı” vb. yönünde. Konuyla ilgili olarak TUSAŞ tasarım ekibi uçağın tüm boyutlarının gerektiği ölçülerde olduğunu ve radar konusunda uçağın yeterli donanıma sahip olduğunu bildirmekte.
Milli Muharip Uçak KAAN uçtu! KAAN özellikleri (Video)
Peki F-35 mi daha iyi yoksa MMU KAAN mı? Bu sorunun cevabı olaraksa sizler için yine bir tablo hazırladık. İşte tablomuzun detayları:
Aviyonikler bakımından iki uçağın kıyaslandığı tablo:
CHP TBMM Grup Toplantısı, Genel Başkan Özgür Özel’in katılımıyla gerçekleştirildi.
Özel, konuşmasına başlamadan önce Memleket Partisinden istifa eden genel başkan yardımcıları Serkan İleri, Ali Tunç Can ve Mehmet Kazancıoğlu’na CHP’ye katılmaları dolayısıyla rozet taktı. Özel, “Serkan, Mehmet ve Ali Tunç Can başkanımız, babaevine döndüler.” diye konuştu.
Memleket Partisine gönül ve oy verenlerin, bugüne kadar orada siyaset yapanların hiçbiriyle CHP’nin bir sıkıntısı ve tartışmasının olamayacağını dile getiren Özel, “Parti içinde yaşanan birtakım süreçler bizi ayrı düşürmüş olabilir. Geriye dönenlerle de bundan sonra dönecek olanlarla da birlikte olmaktan çok mutluyuz.” ifadesini kullandı.
Suriye’nin İdlib kentinde 2020 yılında 34 askerin şehit düşmesinin üzerinden 4 yıl geçtiğini hatırlatan Özel, şehit düşen askerlere rahmet diledi. Özel, “Günü geldiğinde hem askerlerimizi şehit edenlerden hem de bu rezalete sessiz kalanlardan hesap sormanın da sözünü veriyorum.” dedi.
TRT’nin anayasal bir kurum olduğunu, kanununun Anayasa’ya dayanılarak çıkarıldığını ifade eden Özel, kanununda tarafsızlık yazdığını belirtti. Özel, programlarının TRT tarafından takip edildiğini ancak yayınlanmadığını ifade etti.
Erzincan’ın İliç ilçesindeki maden sahasında meydana gelen toprak kaymasında 9 işçinin toprak altında olduğunu, dün de Elazığ’ın Palu ilçesindeki maden ocağında göçük yaşandığını, 4 işçinin kurtarıldığını hatırlatan Özel, madenlerin hala alarm vermeye devam ettiğini dile getirdi.
2023 Mayıs seçimlerinden bugüne Meclis Genel Kuruluna 44 kanun teklifi geldiğini ve yasalaştığını; içinde madenlerle, madencilerin güvenliği ve iş sağlığıyla ilgili tek bir maddenin bulunmadığını ifade eden Özel, “Arkadaşlarımız, işçi sağlığı ve iş güvenliğine ilişkin mevzuatta yeni bir çalışma daha yapıyor. Meclis nisanda açıldığında ilk gündem maddelerinden birinin bu olması için hem gayret göstereceğiz hem grupları ziyaret edeceğiz. Çünkü madenler bir kez daha Türkiye’nin dört bir yanından gelen üzücü haberlerle maalesef sinyal veriyor, dikkatimizi oraya çekiyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Almanya’da, Fransa’da, İngiltere’de uzun yıllardır ölümlü maden kazasının yaşanmadığını dile getiren Özel, “‘Ölüm madenciliğin fıtratında var’ demek, insanımızı kandırmaktır. Fransız madencinin fıtratında olmayan bizim madencimizin fıtratında olamaz. Alman’ın, İngiliz’in fıtratında olmayanı bizim madencimizin fıtratında görmek, vatandaşı kandırmaktır; işçinin hayatını yok saymaktır ve işçilerin ailelerine karşı da büyük bir sorumsuzluktur.” diye konuştu.
“Filistin’deki mezalimi bitirelim” çağrısı
Hafta sonu Sosyalist Enternasyonel Toplantısı için Madrid’de olduğunu hatırlatan Özel, toplantıya katılan liderlere “Filistin’deki mezalimi bitirelim” çağrısı yaptığını aktardı.
Aynı gün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Sakarya’da miting yaptığına işaret eden Özel, miting sırasında açılan “İsrail ile ticaret utancı sonlandırılsın” yazılı pankartın polis tarafından toplandığını söyledi. Özel, “Pankartı açanlar biliyor ki 2002 yılına göre İsrail ile yapılan ticaret yüzde 532 arttı. İsrail’e giden gemilerin taşıdığı ana maddelerden biri azotlu gübre. Ne yapılıyor azotlu gübreden? Patlayıcı yapılıyor, bomba yapılıyor.” dedi.
(Sürecek)
]]>Cumartesi Anneleri’nin 950’nci hafta eylemi nedeniyle 20 kayıp yakını 3 yıla kadar hapis cezası talebiyle hakim karşısına çıktı. Çok sayıda diplomat, insan hakları kuruluşu ve gözlemcinin izlediği duruşmada Maside Ocak savunmasında, “En azından bir mezarı olması ve adalet talebimiz hep karşılıksız bırakıldı. Kalkanlı polisler tarafından etrafımızın sarılarak çembere alınmamız, kelepçelenerek gözaltına alınmamız, bütün bunlar sadece 5 dakika içinde oldu” dedi.
Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın 950’nci hafta eylemi nedeniyle 20 kayıp yakını hakkında, “2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet etmek” iddiasıyla 1 yıl 6 aydan 3 yıla kadar hapis istemiyle dava açılmıştı.
Davanın ilk duruşması, İstanbul 39. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yapıldı. Duruşmaya bazı sanıklar ve avukatları katılırken, ABD, Almanya, Çekya, Fransa, Hollanda ve İsveç konsoloslukları, AB Türkiye Delegasyonu, Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu (FIDH), İşkenceye Karşı Dünya Örgütü (OMCT), Paris Barosu, Tehlikedeki Avukatlar için Gözlemevi (OIAD), Uluslararası Af Örgütü, Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), İnsan Hakları Derneği (İHD), Hakikat, Hafıza ve Adalet Merkezi, Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi, İnsan Hakları Savunucuları Dayanışma Ağı da takip etti.
EREN: “KORİDOR AÇILMADI, DERHAL GÖZALTINA ALINDIK”
İlk olarak savunma yapan İkbal Eren Yarıcı, “Dağılmamız için koridor açılmadı, derhal gözaltına alındık” dedi ve şöyle devam etti:
“AYM bizim davamızla ilgili hak ihlali kararı verdi. Sonrasında biz tekrar Cumartesi Meydanı’na çıktık. Ancak çevremiz polislerle sarıldı. Dağılmamız için bir uyarı yapılmadan gözaltına alındık. Gözaltına alınırken, darp edildik, havasız ortamda bekletildik. 29 hafta her cumartesi günü Galatasaray Meydanı’na yakın nerede olursa görüldüğümüz yerde gözaltına alındık. AYM kararını göstersek de suç işlediklerini söylesek de hiçbir direnç göstermediğimiz halde gözaltına alındık. Dağılmamız için koridor açılmıyor ve derhal gözaltına alınıyorduk.”
ALİ OCAK: “SUÇ YOKTU, BİZ SUÇ İŞLEMEDİK”
Ali Ocak ise yaptıklarının suç olmadığını belirterek şu ifadelere yer verdi:
“700. hafta eylemimize polis saldırdı. Engellendi. Toplanma hakkımız engellendi. AYM bunun hak ihlali kararı olduğuna karar verdi. AYM bu kararı yetkililere de gönderdi. Bizler de AYM ile güvence altına alınan demokratik hakkımızı kullanmak için girişimlerde bulunduk. Her girişimimiz engellendi. Gözaltına alındık. Bu uygulama 29 hafta sürdü. Her hafta hakkımızda dava açılmak istendi fakat soruşturmalar düştü, suç yoktu. Biz suç işlemedik. Bu iddianamede söz konusu olan iddialara gelecek olursak hakkımızda açılan davada iddianame gerçeklerle bağdaşmıyor. Bir, kanuna aykırı bir yürüyüş yapmadık aksine demokratik hakkımızı kullandık. İkinci olarak zorla kelepçelendik. Üçüncü olarak güvenlik güçlerince dağılmamız engellendi. Bu gerçeklere o günkü kamera kayıtlarından ulaşmak mümkün. Bu iddiaları kabul etmiyorum beraatimi istiyorum.”
ALİ TOSUN: “ADALETSİZLİĞE KARŞI MÜCADELE EDERKEN ADALETSİZLİKLERE MARUZ KALMAK TRAJİKOMİK”
Ali Tosun da mahkemedeki savumasında şunlara değindi:
“Slogan olmadı açıklamamızı yaptık oradan ayrıldık. Sonra yasaklar başlayınca şiddet oldu. Adaletsizliğe karşı mücadele ederken bu adaletsizliklere maruz kalmak tirajikomik. Bu suçlamayı kabul etmiyorum.”
HANİFE YILDIZ: “BEN DAVALI DEĞİLİM DAVACIYIM”
Hanife Yıldız, mahkemedeki savunmasında davalı değil davacı olduğunu vurgulayarak şunları söyledi:
“Devlete güveneceksin, adalete güveneceksin oğlunu vereceksin, sonra oğlunu vermeyecekler. Ben bunu nasıl kabul edeyim? Ben hem anneyim, ben davacıyım bunlardan. Ben davalı değilim davacıyım.”
MASİDE OCAK: “EN AZINDAN BİR MEZARI OLSUN TALEBİMİZ KARŞILIKSIZ BIRAKILDI”
Maside Ocak kayıplarının mezarları olsun yönündeki taleplerinin karşılıksız bırakıldığını söyleyerek savunmasında şunlara değindi:
“27 Mayıs 1995 günü Galatasaray Meydanında oturmaya başladık. On yıllardır biz kayıp yakınlarının sevdiklerimizle ilgili hakikate ulaşma, onların en azından bir mezarı olması ve adalet talebimiz hep karşılıksız bırakıldı.
AYM kararları herkesi bağlar ve AYM kararlarına uyularak Galatasaray Meydanı’nın açılması gerektiğini hatırlatmak için 10.06.2023 tarihinde meydana gitmek istedim. Elimde sadece kayıplarımız için Galatasaray’a bırakmak üzere karanfil vardı. Kalkanlı polisler tarafından etrafımızın sarılarak çembere alınmamız, kelepçelenerek gözaltına alınmamız, bütün bunlar sadece 5 dakika içinde oldu.
Polis memurunun elindeki yasak kararını okumamıza dahi izin verilmedi. Dağılın anonsu yapılırken polis çemberi içindeydik ve dağılmamız için koridor açılmadı. Sadece gözaltı aracına binmemiz için koridor açıldı. Araç içinde en azından yaşı 70-80’i aşmış annelerimize, kardeşlerimize takılan kelepçelerin çıkarılmasını istedik ama çıkarılmadı. Yaklaşık 5 saat gözaltında kaldık. 29 yıldır yan yana olduğum, aile olduğumuz annelerim, kardeşlerim gibi ben de anayasal bir hakkın kullanımının suç olmadığını sizlere hatırlatarak, siz mahkeme heyetini hepimiz için ayrı ayrı derhal beraat kararı vermeye çağırıyorum.”
DURUŞMA 7 HAZİRAN’A ERTELENDİ
Duruşma savcısı eksik hususların giderilmesini talep etti. Mahkeme dosyadaki görüntülerin izlenmesine karar vererek, duruşmayı 7 Haziran’a erteledi.
]]>GENÇAĞA KARAFAZLI
Trabzon’un Of ilçesi Uluağaç ve Dereköy mahallesinde yaşayan vatandaşlar, Salmada derelerinin DSİ tarafından beton kanallar içerisinden akıtılması çalışmasına tepki gösterdi. Vatandaş Fazlı Özkanca, “Habersiz ettiler bunları köylülerin yarısı yok burada şu göllerin, şu mağaraların kapanacağından haberi yok. Şu yapılan betondan haberi yok bu insanların. Bu gölleri bu hale getirenleri Allah’a havale ediyorum” dedi.
Devlet Su İşleri (DSİ) 22. Bölge Müdürlüğü, “Trabzon Of Uluağaç Mahallesi Dereleri 1. Kısım Yapım İşi” ihalesinin yapımına başladı. Proje kapsamında, bin 800 metre beton ağırlık duvarı, 200 metre kargır duvar, bir adet araç köprüsü, bir adet yaya köprüsü, 3 adet menfez ve 25 adet brit yapılacak.
“GÖLÜ BU HALE GETİRENLERİ ALLAH’A HAVALE EDİYORUM”
Çalışmalara tepki gösteren vatandaş Fazlı Özkanca, şunları söyledi:
“Ben İstanbul’daydım gelip gidiyorum aşağıdan beri geldik bu dereyi ne hale soktular. Burada bir çevre katliamı var, fuzuli bir beton döküyorlar. 30 bin ton metre küp buraya beton döküyorlar, ancak bu yörenin insanlarının çoğu burada değil gurbettedirler. Bazıları geliyor, ‘benim yerlerimi neden izin almadan kapatıyorsun’ diyor. Siyasilerle görüştüm bazı siyasilerde bizimle beraber, Trabzon DSİ Müdürlüğüne gittim bakıyorum ki onunla konuşuyorum o onu destekliyor onu destekliyor. Yani orada bir çevre katliamı var dere yok oluyor. Bakın görüyorsunuz aşağıdan beri geliyoruz şu gölde 2 metrelik bir derinlik var, karşıda kayaların altında mağaralar var Allah kendiliğinden burada doğal betonu yapmış, taşı yapmış 100 metre kadar. 10 gün sonrada buraya geldiğimizde bu duvar bu taşlar ve mağaralar hepsi beton olacak. Ben buraya ilk geldim inanır mısınız gözümden yaşlar aktı, böyle beton olur mu? Buraya hayvan inmeyecek buraya insanlar inemeyecek şu göl kapanır mı? İki ay sonra buraya geldiğimizde bu bulunduğumuz alan beton olacak. Mücadelemi sonuna kadar vereceğim. Habersiz ettiler bunları köylülerin yarısı yok burada şu göllerin, şu mağaraların kapanacağından haberi yok. Şu yapılan betondan haberi yok bu insanların. Bu gölleri bu hale getirenleri Allah’a havale ediyorum.”
“ŞİRKETLER KAZANIYOR, DOĞAL YAŞAM KAYBEDİYOR”
Türkiye İşçi Partisi Trabzon Büyükşehir Belediye Başkan adayı Süleyman Hacıbektaşoğlu ise şunları söyledi:
“Burada tam anlamıyla bir eko kriz yaşanıyor, şirketler eliyle siyasi iktidar eliyle tamamıyla bu dereler ve doğal yaşama karşı müthiş bir eko kırım var. Bu dere kendi doğal vadisinde, kendi doğal kanalı içerisinde akarken görüyoruz ki kayaların önüne de duvarlar yapılıyor. Yani arkasında müthiş bir rantın olduğunu bir rant alanına dönüştürüldüğünü artık yaşadığımız bütün örneklerde görüyoruz. Doğaya müthiş bir saldırı var, yaban hayatına bu yaban hayatına da bir saldırı. Aynı zamanda etraf ormanlarla çevrili derenin hiçbir yere bir zararı yok ama şu yapılan duvarlarla birlikte yaban hayvanlarının dereden su içmesinin önüne engel konuluyor. Bir sürü balığın olduğu bizim yöreye ait kırmızı pullu alabalığın yaşadığı bu dere tabanına da beton dökülerek sağına soluna beton dökülerek işte oradaki o yaşam alanları da yok edilerek buradaki o canlı türlerinde yok edilmiş oluyor. Aynı zamanda bu derelerin kanala alınmasıyla birlikte bölgedeki buharlaşmanın önlenmesinden dolayı çevrede bulunan mahallelerin köylerin çay tarımından dolayı bu buharlaşmanın etkisiyle da düşüşler yaşanıyor. Belli bir gelir kaybına uğruyorlar, şirketler kazanıyor birileri kazanıyor, müteahhitler kazanıyor hatta bunların iş birlikçileri de kazanıyor, siyasi ortakları da kazanıyor ama burada yaşayan vatandaş kaybediyor, doğal yaşam kaybediyor, yaban hayatı kaybediyor, insanlık kaybediyor.”
“DEREYE BETON DÖKÜYORLAR BU DOĞA KATLİAMIDIR”
Hürriyet Mahallesi Muhtarı Selçuk Nuhoğlu, “Şu anda burada yapılan bir katliam bana göre. Yani burada dökülen betonları bize verin de yol dökelim bunlarla. Balıkların mı doğaya insanlara bunun bir zararı var. Biz buna karşıyız. Köylerimizin betona ihtiyacı varken bunu yollara değil dereye döküyorlar Doğa Katliamı bu” dedi.
]]>
Muzıka-yi Hümayun bünyesinde “Fasl’ı Cedid’i tertip eden Santuri Hilmi Bey’in torunu olan Üngör, Üsküdar’da 1880’de dünyaya geldi.
Usta sanatçı, dedesinin isteğiyle 7 yaşında çalmaya başladığı kemanda ustalaştı ve 11 yaşına geldiğinde Muzıka-yi Hümayun’da senfonik orkestra üyeliğine seçildi.
Bandodaki yeteneğiyle 2. Abdülhamid’in dikkatini çeken ve Batı müziği öğrenimi görüp konser kemancısı olarak yetiştirilen Üngör, o tarihten itibaren özel hocalarla çalıştı.
Osman Zeki Üngör, Vondra Bey’den keman, D’Aronda Paşa’dan müzik nazariyatı, solfej, klasik fon felsefesi ve tarih dersleri aldı. Sanatçı, eğitimlerin sonunda ilk Türk konser kemancısı oldu.
Türk orkestrasının çıktığı ilk Avrupa turnesinin şefliğini yaptı
Beşiktaş Askeri Rüşdiyesi’nde öğrenim gören Üngör, resitallerde ve sarayın resmi davetlerinde çalarken, Fasl’ı Cedid ile Saffet Atabinen’in ilk defa düzenlediği senfoni orkestrasında başkemancı olarak görev yaptı.
Üngör, binbaşı rütbesiyle Saray Orkestrası şefliğini üstlendiğinde, repertuvarında çoğunlukla marşlar ve popüler parçalar bulunan orkestrayı modernleştirme çabasındaki Atabilen’i destekleyen sanatçıların başında geldi.
Muzıka-yi Hümayun’da ve İstanbul Erkek Muallim Mektebi’nde öğretmenlik yapan Üngör, bağımsız kadrosu olan ilk Türk senfoni orkestrasıyla Union Française’de ilk defa saray dışında halka yönelik konserler verdi ve orkestra şefi olarak iki ay süren Avrupa turnesine çıktı.
Sanatçının ilk olarak Viyana’da, ardından Berlin, Dresden, Münih, Budapeşte ve Sofya’da sahne aldığı bu program, bir Türk orkestrasının çıktığı ilk Avrupa turnesi oldu.
Avrupa şehirlerinde de orkestralar idare ederek konserler veren Üngör, asıl şöhretini Mehmet Akif Ersoy’un yazdığı İstiklal Marşı’nı 1922’de besteleyerek elde etti. Cumhuriyet’in ilanından sonra vazifesini Ankara’ya naklederek Ankara Riyaset-i Cumhur Musiki Hey’eti şefi oldu.
Musiki Muallim Mektebi’nin kurulmasında da önemli rol oynayan Üngör, 1924’ten 1934’e kadar bu okulun müdürlüğünü üstlendi.
Üngör, 1926’da Türkiye’nin tanıtımını yapmak için Avrupa sahilini boydan boya dolaşan Karadeniz Gemisi’yle gezecek orkestrayı oluşturdu ve 4 ay boyunca her limanda konser verdi.
Emekliye 1934’te ayrılan besteci, 28 Şubat 1958’de İstanbul’da vefat etti. Cenaze töreninde özel izinle İstiklal Marşı çalınan Üngör’den önce bu izin sadece Mehmet Akif Ersoy için verilmişti.
Üngör’ün başlıca eserleri, “İstiklal Marşı”, “İlim Marşı”, “Azmü Ümit Marşı”, “Töre Marşı”, “Türk Çocukları” ve “Cumhuriyet Marşı” oldu.
İstiklal Marşı’nın bestelenmesi
Osman Zeki Üngör, İstiklal Marşı’nın besteleniş hikayesini şöyle anlatmıştı:
“İstiklal Savaşı’nın devam ettiği sıralarda ben, Muzıka-yi Humayun muallimi idim. Yani doğrudan doğruya Saray’a ve Vahdettin’e bağlıydık. Bando, fasıl takımı ve orkestra benim emrimde idi. Şişli’de Uğurlu Han’ın 4 numarasında oturuyordum. Kurtuluş ordusu süvarilerinin İzmir’e girdiklerinden iki veya üç gün sonra evimde, Talim-Terbiye Heyeti azası ve terbiye mütehassısı dostum Haydar merhumla oturuyorduk. Kapı çalındı. İlkokul öğretmeni İhsan merhum geldi. Büyük bir heyecan içinde, süvarilerin İzmir’e girişlerini anlatmaya başladı. Hepimiz coşmuştuk. Hemen kalkıp piyano başına geçtim ve derhal içimde doğan parçayı çalmaya koyuldum.
İlk etapta marşın giriş kısmındaki akoru oluşturdum. Bu şekilde iki, üç mezür yaptım. Arkadaşlarım, ‘Aman, bu çok güzel bir şey olacak.’ dedi. Bunun üzerine İhsan’a İzmir’in kurtuluşunu ve büyük zaferi bütün teferruatı ile anlatmasını rica ettim. O anlattı, ben çaldım. Böylece kısa zamanda eserin taslağı ortaya çıktı. Ertesi gün de çalıştım. İki gün sonra beste bitti. Götürüp arkadaşlara gösterdim. Çok beğendiler. Bunun üzerine bu müziği Milli Marş olarak takdime karar verdim.”
]]>Gerçek adı Kemal Sadık Gökçeli olan usta yazar, Nigar Hanım ile çiftçi Sadık Efendi’nin oğlu olarak Osmaniye’de 6 Ekim 1923’te dünyaya geldi.
Acılarla dolu bir çocukluk geçiren Kemal, 3 yaşında bir kaza sonucu sol gözünü kaybetti. Babasının, evlat edindiği Yusuf tarafından camide namaz kılarken, gözünün önünde öldürülmesi, yazarın yaşamında derin izler bıraktı.
Usta edebiyatçının doğaya, etrafına ve içinde yaşadığı topluma duyduğu ilgi, yaşamındaki en büyük ilham oldu.
Yaşar Kemal, ilkokula gitmeden önce “Aşık Kemal” mahlasıyla ilk şiir denemelerini yaptı ve kaleme aldığı ilk şiiri “Seyhan”, 1939’da Adana Halkevi Dergisi’nde yayımlandı.
“Ağıtlar” adlı ilk kitabı 1943’te yayınlandı
Ortaokula 1941’de başlayan ancak son sınıfta sağlık sorunları ve edebiyata aşırı ilgisinden ötürü yatılı öğrencilik hakkını kaybeden Kemal, ırgat katipliği, memurluk, ırgatlık, inşaat denetçiliği, öğretmen vekilliği ve arzuhalcilik gibi farklı işlerde çalıştı.
Şiirleri 1940’lı yıllarda “Çığ”, “Ülke”, “Millet”, “Kovan” ve “Beşpınar” dergilerinde okurla buluşan yazarın 1940-1941’de Çukurova ile Toroslar’dan derlediği ağıtları içeren “Ağıtlar” adlı ilk kitabı, 1943’te Adana Halkevi tarafından yayımlandı.
Yaşar Kemal, 1946’da askerliğini yaptığı Kayseri’de ilk uzun hikaye kitabı “Pis Hikaye”yi kaleme aldı. 1950’de komünizm propagandası yaptığı iddiasıyla tutuklanan yazar, bir süre cezaevinde yattı.
İstanbul’a 1951’de taşınan usta yazar, yazarlık serüvenine artık “Yaşar Kemal” imzasıyla devam etme kararı aldı ve 1963’e kadar Cumhuriyet gazetesinde fıkra ve röportaj yazdı.
Yazılarında Anadolu insanının ekonomik ve toplumsal sorunlarını anlatmaya çalışan Yaşar Kemal’in kaleme aldığı “Dünyanın En Büyük Çiftliğinde Yedi Gün” başlıklı röportajı, Gazeteciler Cemiyetince “Özel Başarı Armağanı”na layık görüldü.
Sultan 2. Abdülhamid’in doktoru Jak Mandil Efendi’nin torunu Thilda Serrero ile 1952’de evlenen Kemal, eserlerinin bazılarını yabancı dillere çeviren eşi sayesinde Avrupa’da da tanınmaya başladı.
“Bebek”, “Dükkancı” ve “Memet” adlı hikayelerinin de içinde bulunduğu “Sarı Sıcak” kitabını 1952’de kaleme alan Kemal, kitabında yoksulluk, şiddet, dayanışma, yozlaşma, doğa tutkusu ve insan ile doğa çatışmasını konu edindi.
İnce Memed 40 dilde yayınlandı
Yaşar Kemal’in ilkini 1955’te yazdığı 4 seri halindeki “İnce Memed” romanı, usta yazarın edebiyat serüveninde ayrı bir sayfa açtı. Kırktan fazla dile çevrilen serinin ilk romanı 1956’da Varlık Roman Armağanı’na, üçüncü romanı ise 1985’te Sedat Simavi Edebiyat Ödülü’ne layık görüldü.
Edebiyat hayatının yanı sıra siyasi faaliyetlerde de yer alan Yaşar Kemal, 1967’de çıkarmaya başladığı “Ant” adlı derginin eklerinden biri sebebiyle 18 ay hapse mahkum oldu. Daha sonra bu karar, Yargıtay tarafından bozuldu.
Yazıları ve siyasi etkinlikleri dolayısıyla birçok kez kovuşturmaya uğrayan usta yazar, 1974-1975’te Türkiye Yazarlar Sendikasında Genel Başkan olarak görev yaptı.
Ünlü yazar, eserlerinde sade ve akıcı bir üslup kullanmayı tercih ederken, roman ve öykülerinde çoğunlukla Çukurova’da yaşanan insan dramını işledi.
Yaşar Kemal’in “İnce Memed”in de aralarında bulunduğu 9 eseri beyazperdeye aktarıldı ve birçok eseri tiyatroya uyarlandı. Kitaplarında Anadolu’nun efsane ve masallarından da yararlanan yazar, 1970’ten sonra yazdığı romanlarında ise şehir insanının hayatını ele aldı.
20’den fazla uluslararası ödül aldı
Birçok önemli ödüle değer görülen usta edebiyatçı, 1993’te Kültür ve Turizm Bakanlığı Büyük Ödülü, 2008’de ise edebiyat dalında “Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü”nün sahibi oldu.
Yaşar Kemal, “Uluslararası Cino del Duca ödülü”, “Legion d’Honneur nişanı”, “Commandeur payesi”, “Fransız Kültür Bakanlığı Commandeur des Arts et des Lettres nişanı”, “Premi Internacional Catalunya”, Fransa tarafından verilen “Legion d’Honneur Grand Officier rütbesi” ve Alman Kitapçılar Birliğinin verdiği “Frankfurt Kitap Fuarı Barış Ödülü” başta olmak üzere 20’yi aşkın uluslararası ödül de aldı.
İkisi yurt dışında olmak üzere 7 üniversiteden fahri doktora alan yazar, 1973’te Nobel Edebiyat Ödülü’ne aday gösterilerek dünya çapında adından söz ettirdi. Daha sonra birkaç kez daha Nobel’e aday gösterilen Yaşar Kemal, hiçbir adaylığında ödülü alamadı.
Şiir, öykü, roman, anı, röportaj, derleme, söyleşi, deneme, oyun, fıkra, makale ve senaryo gibi birçok edebi türde eser kaleme alan başarılı yazar, Türk edebiyatına 26 roman, 11 deneme, 9 röportaj, 2 öykü ve şiir alanında bir eseri miras bıraktı.
Yaşar Kemal, solunum yetmezliği şikayetiyle tedavi gördüğü hastanede, çoklu organ yetersizliği ve kalp ritim bozukluğu sebebiyle 28 Şubat 2015’te 92 yaşında vefat etti ve Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedildi.
Usta yazarın bazı roman ve eserleri şöyle:
“Demirciler Çarşısı Cinayeti (1974)”, “Yusufçuk Yusuf (1975)”, “Yılanı Öldürseler (1976)”, “Al Gözüm Seyreyle Salih (1976)”, “Kuşlar da Gitti (1978)”, “Deniz Küstü (1978)”, “Yağmurcuk Kuşu (1980)”, “Kale Kapısı (1985)”, “Kanın Sesi (1991)”, “Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana (1997)”, “Karıncanın Su İçtiği (2002)”, “Tanyeri Horozları (2002)” “Çıplak Deniz Çıplak Ada/ Bir Ada Hikayesi”, “Tek Kanatlı Bir Kuş, 2013”, çocuk romanı “Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca (1977)” destansı roman “Üç Anadolu Efsanesi (1967)”, “Ağrıdağı Efsanesi (1970)”, “Binboğalar Efsanesi (1971)”, “Çakırcalı Efe (1912)”
Röportaj ve denemeleri arasında ise şu eserler yer alıyor:
“Yanan Ormanlarda Elli Gün”, “Çukurova Yana Yana”, “Peri Bacaları”, “Bunların hepsini Bu Diyar Baştan Başa”, “Allah’ın Askerleri”, “Röportaj Yazarlığında”, “Çocuklar İnsandır”, “Ağıtlar”, “Taş Çatlasa”, “Baldaki Tuz”, “Gökyüzü Mavi Kaldı”, “Ağacın Çürüğü”, “Sarı Defterdekiler”, “Ustadır Arı”, “Zulmün Artsın”
]]>Gaziantep’in yaşanan süreçler sonrası turizm gelişmesi için yapılacak yatırımlar, sektörde yeni trendler, şehir ve bölgesel anlamda yürütülmesi gereken çalışmalar, kentin turizm potansiyeli ile güçlü olduğu alanlara yönelik turist rehberleri ve akademisyenlerin görüşlerinin belirlenen konularda ele alınacağı çalıştay, özel bir otelde yapılan açılış programıyla başladı. Konunun taraflarını bir araya getiren çalıştayda Müzeler Özelinde Turizm Mekanları, Şehir Gastronomisi, Yeni Nesil Turizm Uygulamaları, Şehir Markalaşması ve Şehrin Hafıza Mekanları başlıkları ele alınacak.
Gaziantep İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, İpekyolu Kalkınma Ajansı, Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı (TGA), Turizm Derneği, Türkiye Seyahat Acenteleri Birliği (TÜRSAB), Güneydoğu Anadolu Turistik Otelciler ve İşletmeciler Derneği (GATOD), Turist Rehberleri Odaları Birliği üye şehirleri ve üniversitelerin katılımıyla yapılan çalıştay bir gün sürecek.
“Olumsuz süreçlerden en çok etkilenen sektörlerden biri turizm oldu”
Açılış programında konuşma yapan Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Erdem Güzelbey, Gazi şehrin bölgenin vizyoner şehri olarak markalaşma adına projeler üreterek süreçleri ilerlettiğini belirterek, “Zor bir coğrafyadayız. Suriye’de yaşanan iç savaş, pandemi ve deprem süreçlerinden hepimiz etkilendik ama sektör olarak en fazla etkilenenlerden birisi turizm oldu. Bölgenin tekrardan hareketlenmesi, farkındalığın ortaya konulması anlamında bu çalıştayda güzel çıktılar olacağını düşünüyoruz. Planlamalar yapılırken deprem büyük etki etti. Deprem bize hazırlıklı olmayı, risk analizini yapmayı, afetin sonuçlarını azaltmaya yönelik çalışmalar yapmayı öğretti” dedi.
“Yeni nesillerin anlayışların nasıl olacağını ön görerek çalışmalar yürütüyoruz”
Gaziantep Büyükşehir Belediyesi olarak 2019 yılında Turizm Master Planı yaptıklarını ve Fırat Havzası ile ilgili çalışma yürüttüklerini belirten Başkan Vekili Güzelbey, “Master planlarıyla biz bölgenin ve şehir olarak analizlerin yapılarak dünyada yeni nesillerin anlayışların nasıl olacağını ön görerek çalışmalar yürütüyoruz. Artık dirençli güvenli şehir değilse bir şehir ziyaret edilmiyor. Bu farkındalıkla adımlar atmaya çalıştık. Yerel yönetimlerin bu konuda bakanlıktan daha önemli olduğu kanaatindeyim. Bunun yanında farkındalık oluşturduk. Turizmin kültürle, bölgenin güvenliği ve rehberlerimizin bizleri anlayarak gösterecekleri yollarla ileri gideceğimizin farkındayız. Programı bundan çok önemsiyoruz” ifadelerini kullandı.
“Fatma Şahin ve ekibinin turizme gönül vermiş olması müthiş bir sinerji oluşturdu”
Gaziantep Bölgesel Rehberler Odası Başkanı Mehmet Severoğlu ise projenin hayata geçmesinde Başkan Fatma Şahin’in büyük destekler verdiğini aktararak, “Bu çalışmayı bizlerle başlatmak istedi. Nasıl katkı sağlanacak, eksiklikler nelerdir gibi konularda özel akademik kadroları belirledik. Bu kapsamda çalıştayın masalarını kurarken akademik kadrolardan yararlandık. Başkan Fatma Şahin ve ekibinin turizme gönül vermiş olması müthiş bir sinerji oluşturdu. İşler bir saat işler gibi tıkır tıkır çalışıyor. Bu ekipler kolay yetişmiyor kurulmuyor” diye konuştu.
Açılışta ayrıca Büyükşehir Belediyesi KUDEB Daire Başkanı Serdar Murat Gürsel yaptığı “Şehrin Hafıza Mekanları” başlıklı sunumda kentte bulunan tarihi yapıları irdeledi. Kültür ve Turizm Daire Başkanı Turizm Tanıtım Şube Müdürü Ayşe Ertürk ise sunumunda Büyükşehir Belediyesi’nin turizme kazandırdığı ve yeni projeler hakkında bilgiler verdi. – GAZİANTEP
]]>Keçiören Halit Fahri Ozansoy İlkokulu öğrencisi Mira Şahin, 22 Şubat Perşembe günü sınıf içinde başını sıraya çarptı.
Çarpmanın etkisiyle fenalaşan Mira, ilk müdahalenin ardından Etlik Şehir Hastanesine kaldırıldı.
Beyin kanaması geçirdiği tespit edilen Mira Şahin, ameliyata alındı. Başarılı geçen ameliyat sonrası yoğun bakıma kaldırılan Mira’nın sağlık durumunun iyiye gittiği belirtildi.
Olayla ilgili Milli Eğitim Bakanlığının başlattığı soruşturma ise sürüyor.
İlk isteği pide oldu
Mira’nın sağlık durumu hakkında bilgi veren Baba Çağrı Şahin, kızının bilincinin açık olduğunu söyledi.
Polis ekiplerinin Mira’nın ifadesini aldığını belirten Şahin, olayda ihmal olduğunu ileri sürdü.
Şahin, “Öğretmene söylendiği zaman öğretmen, ‘otur Mira, iyileşirsin, geçer’ demiş. Yani Mira’yla öğretmeni değil de sınıf arkadaşları ilgilenmiş. İki üç saatlik kanama mevcutmuş buraya geldiğinde. Hemen ameliyathaneye alınıp gerekli müdahale yapıldı. Büyük bir ameliyat geçirdiği için yoğun bakımda gözetim altında tutuluyor.” diye konuştu.
Kızının ameliyattan sonra ilk istediği şeyin pide olduğunu söyleyen Şahin, “Onu da 1-2 lokma da olsa yiyebildi. Şimdi yürütmeye çalışıyorlar. O aşamayı da tamamladıktan sonra Allah nasip ederse servise çıkaracağız.” dedi.
Öğretmenle dün bir görüşme yaptıklarını dile getiren baba Şahin, öğretmenin olayın bu noktaya geleceğini tahmin etmediğini söylediğini aktardı.
“Şikayetçi olduk”
Hastane önünde açıklamalarda bulunan Ankara Barosu Çocuk Hakları Başkanı avukat Hilal Çelik, Mira’nın sağlık kontrollerinin devam ettiğini ve bilincinin açık olduğunu söyledi.
Dün sağlıklı bir şekilde Mira’nın ifadesinin alındığını aktaran Çelik, Mira’nın okulda arkadaşlarıyla oynarken ayağının takıldığını ve düşerek sıraya çarptığını beyan ettiğini aktardı.
Çelik, şöyle konuştu:
“Ancak yine Mira’nın ifadelerinde gördüğümüz üzere başının çarptığı öğretmenine bildirilmesine rağmen öğretmenin zamanında müdahale etmediği, aileye haberdar etmediği ve birkaç ders geçtikten sonra yani Mira bilincini yitirdikten sonra okul idaresinin aileye haber verdiği yönünde. Haliyle ortada açık bir ihmal var. Bakım ve gözetim yükümlülüğünün ihlali söz konusu. Bu noktada da biz bu durumdan dolayı ihmali olan okul idarecilerinin ve öğretmenlerin yargılanması için şikayetçi olduk. Süreci de takip edeceğiz. Şu anda öğretmenle ilgili disiplin soruşturması devam ediyor.”
Mira’nın başını çarptıktan sonra yoğun bir baş ağrısı yaşadığı için doğrudan öğretmenle diyalog kurmadığını belirten Çelik, arkadaşlarının bu durumu sınıfta öğretmene ilettiklerini kaydetti.
Çelik, öğretmenin basit bir kontrol yaptığını vurgulayarak, “Mira’nın anlatımına göre iyileşeceğini, geçeceğini söylemiş ve derse devam etmiş. Bu şekilde en az iki ders geçmiş ve Mira bu süre içinde hiçbir şekilde derse aktif olarak katılmamış. Bütün ders saatlerini sıranın üzerinde yatarak geçirmiş.” dedi.
“İlk müdahale bile kendi arkadaşları tarafından yapılmış”
Öğretmenin ifadesini henüz göremediklerini söyleyen Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Öğretmenin çocuğun başına buz koyduğu, müdahale ettiği yönünde medyada özellikle bilgi kirliliği var. Ama böyle bir müdahale de hiç olmamış. Mira’nın arkadaşları ilk müdahaleyi yapmışlar. Çocuklar buz aramış. Buz bulamayınca kantinden bir şişe soğuk su almışlar ve Mira’nın başının ağrısını geçirmeye çalışmışlar. İlk müdahale bile kendi arkadaşları tarafından yapılmış.”
Çelik, okul müdürü ve müdür yardımcısının çocuğun durumunu gördükten sonra aileye haber verildiğini, teyzesinin okula gelerek 112 Acil Servisi aradığını anlattı.
Avukat Çelik, Mira’nın hastaneye geldiğinde bir ya da birden fazla kırık olduğu ve beyin kanamasının birkaç saat öncesinden başladığının da kendilerine söylendiğini ifade etti.
]]>Erzurum’da Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden mezun olduktan sonra din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmeni olarak mesleğe başlayan Dilek Yolcu, Türk siyasi tarihine “postmodern darbe” olarak geçen 28 Şubat 1997 sürecinde, başörtüsü taktığı gerekçesiyle meslekten ihraç edildi.
Uzun süre işsiz kalan Yolcu, bu süreçten sonra Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı olarak Kur’an kursunda 7 yıl eğitmen olarak çalıştı. Yarım kalan öğretmenlik hayali için 2013 yılında Milli Eğitim Bakanlığına başvuran Yolcu, Erzurum Şükrüpaşa İlkokulunda göreve yeniden başladı.
O tarihten bu yana mesleğini heyecanla sürdüren Yolcu, 28 Şubat sürecinde yaşadıklarını unutamıyor.
Dilek Yolcu, AA muhabirine, başörtüsü gerekçe gösterilerek görevini 5 ay yaptıktan sonra meslekten atıldığını söyledi.
Başörtüsü nedeniyle üzerinde baskı kurulduğunu anlatan Yolcu, şöyle konuştu:
“O dönem çok çelişkili bir durumdu. İlahiyatçısınız, Allah’ın emri örtünmek ama kimseye bunu ifade edemiyordunuz. O dönemde çalıştığım müdür bey bunu kaçmak olarak görüyordu. ‘Niye benden kaçıyorsun’ diyordu. Bunun Allah’ın emri olduğu aklına gelmiyordu. Üzerimde çok fazla baskı oluşturuyordu. ‘Sen nasıl yaşayacaksın, paran olmazsa kimse sana bakmaz, paran olursa şöyle olur böyle olur, ortada kalırsın, başını açmak zorundasın’ diyordu. Her gün psikolojik baskısını hissettim. Hayatımda ilk defa saç kıran olmuştum. O kadar acı ki saçım döküldü, bu durumda gidip de ‘başörtülü çalışabilir’ raporu almayı bile düşündüm. Tabii böyle bir şey mümkün değildi. En acı olaylarımdan biri buydu.”
Yolcu, “İkna çalışmaları oldu. Din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmeni olarak dersim az olması gerekirken, haftanın beş günü bana ders koymuşlardı. Olur da müfettiş gelirse ıskalanmasın diye. Özellikle cuma günleri İstiklal Marşı’nın olduğu zamana ders koyuyordu. Her İstiklal Marşı okunduğunda hüngür hüngür ağlıyordum. En sevdiğim şair, içinde en güzel İslamiyet’i anlatan İstiklal Marşı ve sen onda kendini çok suçlu ve nereye saklanabilir hissediyorsun.” diye konuştu.
Yaşadığı işsizlik döneminin arından Diyanet İşleri Başkanlığında çalışmaya başladığını anlatan Yolcu, “Başörtüsünden atılanlara af gelmişti. 2006’da öğretmenliğe dönülebilir şansı verilmişti ama o kadar korkmuştum ki tekrar başörtü yasağı gelecek korkusuyla dönmek istemedim. Benim isteğim öğretmenlikti, 2013’te ne olursa olsun dedim ve başladım. 10 yıldır elhamdülillah öğretmenlik yapıyorum.” dedi.
“Okula giderken arkadaşlarım ‘bu kadar heyecan mutluluk fazla değil mi’ diyorlar”
Yolcu, yaşadığı travmaların hiçbir zaman geçmediğini belirterek, öğretmenlik mesleğini, geçmişte yaşadığı sorunlar nedeniyle çok daha heyecanla yaptığını dile getirdi.
Derslerde yaşadıklarını anlatan Yolcu, “O zaman derse her girdiğimde, ‘Dilek bu senin son dersin olabilir ona göre anlat’ diyordum. Şimdi derse girdiğimde çok heyecanlanıyorum. Çok mutlu oluyorum. Okula giderken arkadaşlarım ‘bu kadar heyecan, mutluluk fazla değil mi’ diyorlar. Diyorum ki ‘siz benim yaşadıklarımı yaşasaydınız şu anki heyecanımı anlardınız.’ Başörtüyle derse girebilmenin nasıl bir nimet olduğunu biliyorum. Allah’ı rahatlıkla anlatabilmek müthiş bir keyif. Gücüm yettiği kadar öğretmenlik yapmak istiyorum.” ifadelerini kullandı.
]]>Uluslararası standartlarda tesisleri, kar kalitesi ve teknik altyapısı bulunan Erciyes’te kar ezme araçlarını (snowtrack) kullanan 11 kişilik ekip, pistleri daha kaliteli ve güvenli bir hale getirmek için gece mesaiye başlıyor.
Erciyes’in 2 bin 188 metre yüksekliğindeki Tekir Kapı’da bulunan tesislerinden gece karanlığında hareket eden ekip, Develi, Hisarcık, Tekir ve Hacılar kapılarındaki pistlerden 3 bin 400 metre yüksekliğindeki Ottoman Tesisi’ne kadar olan pistleri sabahın ilk ışıklarına kadar kayakseverler için hazır ediyor.
Amatör ve profesyonel kayakçıların konforlu şekilde kayak yapabileceği tesislere sahip Erciyes’in toplam 112 kilometre uzunluğundaki pistlerini hazır etmek için gayret gösteren ekip, yer yer 12 kar ezme aracının sığabileceği pistlerden birden fazla kez geçerek kilometrelerce yol katediyor.
Kar ezme aracı operatörü Eyüp Can Arıkan, AA muhabirine, Erciyes’in pistlerini en iyi hale getirmek amacıyla büyük bir gayretle çalıştıklarını söyledi.
Erciyes’in her alanda olduğu gibi pistlerinin de kaliteli olduğunu belirten Arıkan, şunları kaydetti:
“Yabancı ve yerli turistlere hitap etmesi açısından geceleri burada işe başlayıp sabahlara kadar tesislerimiz ve pistlerimizi hazır hale getiriyoruz. Hava şartları ne kadar olumsuz olursa olsun sabaha kadar her şeyin hazır olması için tüm çabamızı pistlere harcıyoruz. Buraya gelen insanlar ve turistler memnun kalsın istiyoruz . Onların güvenliği için de biz ezme işlemini gerçekleştiriyoruz. Bu makinenin özelliği kayak pistlerindeki karı düzeltmesi ve oradaki karı sertleştirmesi. Gelen misafirlerimizin düzgün pistlerde kayak yapmaları ve güvenlikleri için bu makinelerle ezme işlemini gerçekleştiriyoruz. Makinemizin ön tarafındaki küreğiyle kar olmayan bölgelere de kar çekiyoruz ve böylece her tarafta rahatlıkla kayabiliyorlar.”
Arıkan, gece saatlerinde işe başladıklarını, saat 05.00’e kadar süren işlerinin hava şartlarına göre bazen saat 11.00’e kadar devam edebildiğini aktardı.
“Sabaha kadar 600 kilometrenin üzerine çıkıyoruz”
Ekip olarak işlerini bitirdiklerinde pistlerin hazır hale geldiğini anlatan Arıkan, şöyle devam etti:
“Toplam pistlerimizin uzunluğu 112 kilometre. Durmaksızın tüm pistleri ezip kontrol ederek, sabaha hazır hale getiriyoruz. Dağ genelinde duruma göre 8 makine çalışıyoruz. 11 kişilik bir ekibiz. Çoğu pistlerimiz acemi ve profesyonel kayakçılara hitap ediyor. Bu pistlerimizin genişliği yer yer 6 makinelik veya 12 makinelik mesafeye kadar çıkıyor. Biz genişliğinden dolayı pistlerimizden bir defadan fazla, bazen 6 defa geçtiğimiz için sabaha kadar 600 kilometrenin üzerine çıkıyoruz. Bu da demek oluyor ki bizim makinelerimizin her biri dağ genelinde 100 kilometreden fazla yol yapıyor. Gece saatlerinde başlayıp sabah güneş doğana kadar devam eden çalışmalarımız buraya gelen yerli ve yabancı misafirlerimizin memnuniyeti ve güvenli bir hizmet alması içindir.”
Operatör Ahmet Aslan da turistlere Erciyes’i en iyi şekilde tanıtmak amacıyla pistleri mükemmel hale getirmek için çalıştıklarını söyledi.
]]>Dicle Üniversitesi (DÜ) Mühendislik Fakültesi Maden Mühendisliği Bölümü Genel Jeoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Orhan Kavak, AA muhabirine, deprem gerçeğinin çok iyi bilinmesi gerektiğini belirterek, Türkiye’nin bir deprem ülkesi olduğunu söyledi.
Gelecek süreçte de özellikle fay hatlarının sıkışması sonucu oluşacak kırılmaların sonunda da depremlerin meydana geleceğini ifade eden Kavak, Doğu Anadolu Fay Hattı başta olmak üzere özellikle Bingöl ve çevresinin enerjinin biriktiği alanlar arasında bulunduğunu aktardı.
“Bingöl’de de 6’nın üzerinde bir deprem bekleniyor”
Kavak, “Önümüzdeki süreçte Hakkari’de depremler gerçekleşecektir. Kahramanmaraş ve Malatya’dan Bingöl’e doğru bir enerji transferi gerçekleşti. Bingöl’de de 6’nın üzerinde bir deprem bekleniyor.” dedi.
Depremin ne zaman ve ne şekilde olacağının tespit edilemeyeceğini ancak sıkışmalar olduğunu ve enerji transferi gerçekleştiğinin belirlendiğini dile getiren Kavak, burada da depremin gerçekleştiği yerden çok yansımalarının önem kazandığına işaret etti.
Kavak, depreme dayanıklı yapılar ve uygun teknikte yerleşim yerlerinin yapılması gerektiğine dikkati çekerek, bu sayede yaşanacak depremlerin etkisinin de daha hafif hissedileceğini belirtti.
Doğu ve Güneydoğu’nun sürekli depremlere maruz kalınan bir alan olduğunu ifade eden Kavak, “Afetler insanı öldürmez, insanları öldüren kötü yapılan binalardır. Eğer önlemimizi alırsak, binaları uygun teknikte yaparsak, yapıların etkilenmesi minimuma düşecek, 8 veya 9 büyüklüğündeki depreme maruz kalındığı takdirde bile etkileşim minimum düzeyde olacaktır. Her dakika, her saniye depreme hazır olmamız lazım.” diye konuştu.
“Doğu Anadolu Fay Zonu’nda en riskli bölüm Gökdere ile Bingöl arası”
Fırat Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ercan Aksoy da merkezi Sivrice ilçesi olan 24 Ocak 2020’de meydana gelen 6,8 büyüklüğündeki depremin, Doğu Anadolu Fay Zonu’nda esas aktivitenin başladığının ilk belirtisi olduğunu ifade etti.
Sonrasında 6 Şubat 2023’teki Kahramanmaraş merkezli depremlerin yaşandığına işaret eden Aksoy, bu depremlerden sonra başlayan artçıların sayısının 40 bine ulaştığını aktardı.
Kuzey Anadolu Fay Zonu ve Doğu Anadolu Fay Zonu’nun Bingöl’ün Karlıova ilçesi yakınlarında birleştiğini vurgulayan Aksoy, Gürün, Darende, Malatya’nın Pütürge ilçesi çevresinde, Yeşilyurt bölgesinde ikinci olarak da Kahramanmaraş Göksun’dan Adana’ya doğru inen Doğu Anadolu Fay Zonu’nda, 6 Şubat 2023’teki depremlere bağlı olarak çok sayıda artçı deprem yaşandığını dile getirdi.
Aksoy, bu fay zonunun güney kolunun devamında Hatay, Kahramanmaraş, Adıyaman Çelikhan civarlarında ve Malatya ile Adıyaman’ın Sincik ilçesi arasında meydana gelen artçı sarsıntıların da bir süre daha kendini hissettireceğini söyledi.
Doğu Anadolu Fay Zonu’ndaki Elazığ’ın kuzey doğusu olan Palu’dan sonra Bingöl’e kadar olan bölümde kırılmayan bir bölüm olduğunu, bunun da risk taşıdığını öngördüklerini dile getiren Aksoy, şunları kaydetti:
“Faylar üzerlerinde yeterli enerji birikip kırıldıkları zaman deprem üretiyorlar. Bunlara fayların deprem tekrarlanma aralığı deniyor ama üzerinde çalışma yapılmayan faylarda bu deprem tekrarlanma aralığını bilemiyoruz. Kaç yılda bir deprem üretir, hangi büyüklükte deprem üretir, bunun hakkında fikir yürütmek mümkün olmuyor.”
Aksoy, Bingöl Karlıova’da hem Kuzey Anadolu Fay Zonu hem de Doğu Anadolu Fay Zonu’ndan kaynaklanan deprem riskinin daha fazla olduğunu belirterek, şöyle dedi:
” İki fay zonu arasında kalınması Tunceli ve Bingöl’ü daha riskli hale getiriyor. Dolayısıyla iki fay zonundan kaynaklanan risklerin bir süre daha devam edeceğini öngörebiliriz. Doğu Anadolu Fay Zonu’nda en riskli bölüm Gökdere ile Bingöl arası. Çünkü uzun zamandan beri deprem üretmemiş, bu da bize yakın gelecekte deprem üretme potansiyelinin varlığını gösteriyor. Bölge için risk oluşturan bir diğer fay segmenti Yedisu. Kuzey Anadolu Fay Zonu, 1939’da Erzincan depreminde Erzincan’dan başlayıp batıya doğru kırıldı. 1992’de meydana gelen depremde de Erzincan’dan Yedisu’ya kadar olan bölüm kırıldı. Dolayısıyla Yedisu segmenti diye adlandırılan bölüm üzerinde uzun zamandır ki; o bölge için 230 yıl kadar bir deprem tekrarlanma aralığı belirlenmişti, bu aşıldığından dolayı bu fay segmentinin de risk taşıdığını söyleyebiliriz.”
]]>Yasin Şamlı, “postmodern darbe” olarak tanımlanan ve çok sayıda insanın mağdur olmasına neden olan 28 Şubat döneminde; mağdur kesimde yer alan başörtülü öğrenci, öğretmen ve ihraç edilen memurların avukatlığını yaptı.
Darbenin yıl dönümünde AA muhabirine açıklamalar yapan Şamlı, Türkiye’de milletin iradesiyle iktidara gelen kişilerin, iktidarı kullanıp milleti yönetmemesi için her 10 yılda bir darbe yapıldığınık, 28 Şubat postmodern darbesi öncesinde de iktidarın muktedir olma ihtimalinin görülmesi üzerine darbe gerçekleştirildiğini söyledi.
Bu postmodern darbenin başarıya ulaşmış bir darbe olduğunu belirten Şamlı, “28 Şubat sürecinin neticesinde iktidar düşürülmüştür. İktidarı, daha çok vesayet odakları, darbeciler ele geçirmiştir. Onların kararları icra edilmiştir o dönemde. Hükümete rağmen icra edilmiştir ve sonuç itibarıyla hükümet şeklen dahi varlığını devam ettirememiş ve Anayasa Mahkemesi, iktidar partisini kapatmıştır.” diye konuştu.
Süreçte sembol olarak “başörtüsü” özelinde bütün bir milletin mağdur edildiğini aktaran Şamlı, üniversitelerde başörtülü öğrencilerin ve öğretmenlerin okullardan atıldığı, kamuda çalışan memurların, orduda eşi başörtülü olan veya namaz kılan personelin ve yurt dışında okuyan öğrencilerin denkliklerinin iptal edilip ihraç edildiğini hatırlattı.
Vakıf ve derneklerin kapatılması için davalar açıldığını, mütedeyyin kesimdeki iş insanlarının “yeşil sermaye” diye gruplandırılarak iflas etmeleri için uğraşıldığını vurgulayan Şamlı, “kamusal alan” kavramı adı altında, ev haricinde hastane, bahçe, park, sokak ve cadde gibi yerlerde başörtüsünün yasak olması gerektiğinin tartışıldığını kaydetti.
“Özgürlüklerin kısıtlanması korkunç boyutlara ulaşmıştı”
Tıp fakültesini bitiren başörtülü bir öğrencinin diplomasını almak için okuluna giremediğini, Çapa Tıp Fakültesi Hastanesinde 71 yaşındaki Medine Bircan’ın başörtülü olduğu için tedavisinin yapılmadığını anlatan Şamlı, “Özgürlüklerin kısıtlanması, hakların ihlal edilmesi 28 Şubat postmodern darbesiyle korkunç boyutlara ulaşmıştı, zulüm boyutlarına ulaşmıştı.” dedi.
Şamlı, darbe dönemlerinde yaşananları gençlere anlatmanın zorluklarına dair, “Şu anda gençlerin birçoğuna bunları anlatmak mümkün değil. Çünkü onlar böyle zamanları hiç görmediler. Türkiye’nin gündemini siyasilerin değil de askerlerin belirlediğini, Milli Güvenlik Kurulu (MGK) kararlarının belirlediğini bilmiyorlar ama o günlerde maalesef böyleydi. Türkiye gündemini takip etmek isteyenler, ülkede yakın gelecekte neler olacağını merak edenler, siyasilerin değil tam aksine askerlerin söylediklerine bakıyorlardı. Çünkü gündemi maalesef onlar belirliyordu.” ifadelerini kullandı.
“Amaç, Türkiye’nin her alanda gelişmesinin önünü kapatmaktı”
Türkiye’de her 10 yılda bir yapılan darbelerin arkasında emperyalistlerin bulunduğu ve darbelerle ülkenin gelişmesinin önlenmesinin amaçlandığı değerlendirmesini yapan Şamlı, “28 Şubat postmodern darbesinin amacı da tam buydu. Türkiye’nin her alanda gelişmesinin önünü kapatmaktı. Bu görüşümü şu şekilde test edebilirsiniz; 15 Temmuz’da darbelerin başarısız olacağı ortaya çıkıp vesayet odakları tek tek temizlenmeye başlandıktan sonra Türkiye’deki her türlü gelişmenin önünün açıldığını görürsünüz.” diye konuştu.
Üniversite, bilim, teknoloji ve savunma sanayisi alanında çok ciddi hamlelerin yapıldığına işaret eden Şamlı, milli muharip uçağı KAAN’ı örnek göstererek, Türkiye’nin dünyadaki ilk 4 ülkenin arasına girdiğini ve darbeler olmasa, bu uçağın yıllar önce yapılabileceğini söyledi.
Yasin Şamlı, “Bu teknolojik gelişmelerin darbe dönemlerinde yapılması asla mümkün olmazdı. Türkiye Cumhuriyeti tarihi bunun bir yazılı delilidir. Olmadı. Ne zamanki vesayet odakları ortadan kaldırıldı, bu gelişmelerin önü açıldı ve bu gelişmeler sağlandı.” ifadelerini kullandı.
Türkiye’de son 20-30 yılda çok ciddi gelişmeler yaşandığını, bunlardan bir tanesinin de darbecilerin yargılanması olduğunu kaydeden Şamlı, 1980 darbesi, 28 Şubat postmodern darbesi ve 15 Temmuz darbe girişiminde darbecilerin yargılandığını hatırlattı. Ancak 1960 darbecilerinin hayatta olmamaları nedeniyle yargılanamadığını ve darbeden sonra kurulan Yassıada Mahkemesi’nin bütün kararlarının hukuka aykırı olduğunun bir kanunla tespit edildiğini dile getiren Şamlı, darbecilerin yargılanmasının, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir dönüm noktası olduğunu ve çok önemli bir gelişme olarak kayıtlara geçtiğini söyledi.
Başkan Şamlı, “Darbecilerin yaptıkları yanlarına kar kalmadı. Cezalarını aldılar, yargılandılar. Biz bunlara şahit olduk. Ben bu darbe davalarının birçoğunda bulundum. Onların yargılandığını görmek adalet açısından hakikaten mükemmel bir şeydi.” görüşünü paylaştı.
Darbelerde yargı kurumlarının konumuna işaret eden ve Türkiye’de yapılan bütün darbelerin kendini yargı eliyle tamamlattığına işaret eden Şamlı, “Eğer yargı mensupları, darbecileri desteklememiş olsa ya da darbecilerin istedikleri kararları vermemiş olsa darbenin, darbecilerin başarılı olması mümkün değildir.” dedi.
Yasin Şamlı, 28 Şubat sürecinde Anayasa Mahkemesi başta olmak üzere bütün yargı kurumlarının, darbecilerin istedikleri kararları verdiğini de hatırlattı.
“15 Temmuz, yargı açısından dönüm noktasıdır”
15 Temmuz darbe girişiminde ise yargının alkışlanacak bir tavır aldığını vurgulayan Şamlı, “Hukukçuya, hukukçulara yakışan bir tavır aldı. Daha darbe gecesi, darbeciler hakkında yakalama kararları çıkarıldı. Bu da Türkiye Cumhuriyeti tarihi açısından bir dönüm noktasıdır. Artık darbecilerin emirlerine kulak kesilen, onların dediklerini yapan, onların istedikleri gibi karar veren bir yargı yoktu. Tam aksine darbecileri yargılamayı, daha darbe gecesi hedefleyen ve buna ilişkin yakalama kararları çıkaran bir yargı vardı. Ben bu yargı mensuplarımızı, bu vesileyle tekrar tebrik ediyorum.” ifadelerini kullandı.
“O döneme baktığınız zaman şu dönem tam özgürlükler dönemi.” diyen Şamlı, günümüzde isteyen kişinin başını açabildiğine veya örtebildiğine, isteyenin istediği gibi giyinebildiğine ve kimsenin kıyafetine karışılmadığına işaret etti.
Şamlı, Türkiye’de darbecilerin ceza aldıkları Türk Ceza Kanunundaki (TCK) maddenin değişmesi gerektiği önerisinde bulunarak, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Darbe suçları, ceza kanununda ayrı bir madde olarak tanımlanmalıdır. Şu anda öyle değil. Darbeciler, ‘Anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüs’ suçundan ceza alıyor. Esasen diğer örgütler de bu suçtan ceza alıyor. Diyelim ki 10-15 kişilik silahlı bir örgüt, ‘Anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüsten’ yargılanabiliyor. Bu silahlı örgüt, kendi silahlarını kendi temin ediyor ama darbecilerin konumları çok farklı. Çünkü darbeciler, bu milletin silahını, millete karşı kullanıyor ve silahları da milletin silahları. Yani Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin savaş uçakları, tankları ve askeriyede bulunan her türlü silah, darbecilerin suç aleti haline geliyor. Dolayısıyla TCK’da darbe suçunun, spesifik olarak ayrıca bir maddede tanımlanması ve bu suçlar açısından da zaman aşımının olmaması gerekiyor.”
“Milletimizin her yönüyle teyakkuzda olması gerekiyor”
15 Temmuz darbe girişiminin ardından darbecilerin ve onların arkasındaki emperyalistlerin, başka planlar uygulamaya başladıklarını da anlatan Şamlı, şunları kaydetti:
“Düşünülen darbelerin bir daha başarılamaması için milletimizin her yönüyle teyakkuzda olması gerekiyor. Birinci olarak seçeceği liderlerin bu dirayeti, bu cesareti gösterecek liderler olmasını gözetmesi gerekiyor. İkincisi de seçtiği liderin iradesinin her zaman arkasında kuvvetli bir şekilde durması gerekiyor. Bizim bu darbeleri unutmamamız ve unutturmamamız gerekiyor. Özellikle bu darbe dönemlerini, o dönemlerde yaşanmış zulümleri gören, şahit olan bizlerin bunları unutturmamamız gerekiyor. Bunu milletimiz için yapmamız gerekiyor. Ülkemizin gelişmesi için yapmamız gerekiyor. Milletimizin iradesinin iktidar olması için yapmamız gerekiyor. Özgürlüklerimize sahip çıkmamız için bunu yapmamız gerekiyor. Yani siyasetçiler belli bir dönem için seçilirler. Ondan sonra eğer milletimiz onların icraatlarını beğenmezse yeni dönemde seçmezler. Bu kadar basit. Ancak darbeciler böyle değil. Darbeciler, darbe yapıp iktidara geldikleri zaman istediklerinde giderler.”
]]>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 31 Aralık 2023 yılı Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) sonuçlarına göre nüfusu 1 milyon 148 bin 241 olan Aydın’ın ilçe nüfusları da belli oldu. Toplam nüfusun 569 bin 291’ini erkekler, 578 bin 950’sini ise kadınların oluşturduğu Aydın’ın en fazla nüfusa sahip ilçesi Efeler olurken, en az nüfuslu ilçesi ise Karpuzlu oldu. 2012 yılında Aydın’ın büyükşehir statüsüne alınmasının ardından kurulan merkez Efeler ilçesinin nüfusu, 151 bin 250 erkek, 156 bin 789 kadın olmak üzere toplam 308 bin 39 oldu. Her geçen yıl göç almaya devam eden Efeler, Artvin, Bilecik, Bingöl, Burdur, Çankırı, Erzincan, Gümüşhane, Hakkari, Kars, Kırşehir, Sinop, Tunceli, Bayburt, Karaman, Kırıkkale, Bartın, Ardahan, Iğdır, Yalova, Karabük ve Kilis olmak üzere 21 ili, toplam nüfusuyla geride bıraktı.
“En az nüfus Karpuzlu’da”
2023 Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) sonuçlarına göre 17 ilçesi bulunan Aydın’da en fazla nüfus Efeler’de, en az nüfus Karpuzlu’da oldu. İlçelerin nüfuslarına bakıldığında Bozdoğan’ın nüfusu 16 bin 337 erkek, 16 bin 191 kadın olmak üzere toplam 32 bin 528 oldu. Buharkent’in nüfusu 6 bin 547 erkek, 6 bin 640 kadın olmak üzere toplam 13 bin 187 oldu. Çine’nin nüfusu 24 bin 123 erkek, 24 bin 462 kadın olmak üzere toplam 48 bin 585 oldu. Didim’in nüfusu 50 bin 650 erkek, 49 bin 539 kadın olmak üzere toplam 100 bin 189 oldu. Efeler’in nüfusu 151 bin 250 erkek, 156 bin 789 kadın olmak üzere toplam 308 bin 39 oldu. Germencik’in nüfusu 22 bin 295 erkek, 22 bin 498 kadın olmak üzere toplam 44 bin 793 oldu. İncirliova’nın nüfusu 28 bin 230 erkek, 28 bin 704 kadın olmak üzere toplam 56 bin 934 oldu. Karacasu’nun nüfusu 8 bin 858 erkek, 9 bin 22 kadın olmak üzere toplam 17 bin 880 oldu. Karpuzlu’nun nüfusu 5 bin 288 erkek, 5 bin 328 kadın olmak üzere toplam 10 bin 616 oldu. Koçarlı’nın nüfusu 11 bin 407 erkek, 11 bin 192 kadın olmak üzere toplam 22 bin 599 oldu. Köşk’ün nüfusu 14 bin 479 erkek, 13 bin 961 kadın olmak üzere toplam 28 bin 440 oldu. Kuşadası’nın nüfusu 66 bin 108 erkek, 67 bin 69 kadın olmak üzere toplam 133 bin 177 oldu. Kuyucak’ın nüfusu 12 bin 967 erkek, 13 bin 80 kadın olmak üzere toplam 26 bin 47 oldu. Nazilli’nin nüfusu 79 bin 996 erkek, 82 bin 78 kadın olmak üzere toplam 162 bin 74 oldu. Söke’nin nüfusu 61 bin 986 erkek, 62 bin 231 kadın olmak üzere toplam 124 bin 217 oldu. Sultanhisar’ın nüfusu 9 bin 925 erkek, 10 bin 474 kadın olmak üzere toplam 20 bin 399 oldu. Yenipazar’ın nüfusu ise 5 bin 816 erkek, 6 bin 182 kadın olmak üzere toplam 11 bin 998 oldu. – AYDIN
]]>Akyol, “Savunma ve Havacılık Sanayiinde Küresel Stratejiler Konferansı” için bulunduğu Antalya’da AA muhabirine, hava savunma alanında Türkiye’nin çok önemli mesafeler aldığını belirtti.
Hava savunmanın en alçak irtifa, alçak irtifa, orta ve yüksek irtifa şeklinde katmanlı bir yapı olduğunu söyleyen Akyol, mühimmatı parçacıklı KORKUT sisteminin çok yakın hava savunmasında önemli olduğunu kaydetti.
Bu sistemin TSK’ya önemli sayıda teslimatını yaptıklarına dikkati çeken Akyol, “İhracatıyla birçok ülke ilgileniyor. Türkiye artık bunları kendi imkanlarıyla üretiyor, kullanıyor ve harekatta da olumlu sonuçlar alıyoruz. İçindeki akıllı mühimmatına kadar, ASELSAN paydaş kuruluşlarıyla üretebiliyor.” dedi.
Hava savunmada önemli gelişmelerin yaşandığı bir yıl olacak”
Tam bağımsız savunma sanayii için çalıştıklarını ifade eden Akyol, bunun için kritik bileşenlerden olan radarda olağanüstü performans ve başarı sağladıklarını bildirdi.
Ahmet Akyol, hava savunma sistemleri için geliştirdikleri radarlarla, Türkiye’nin üzerinden geçen Alper Gezeravcı’nın vardığı ISS’nin tespit edildiğini belirtti.
SİPER’in bu yıl envantere gireceği bilgisini veren Akyol, sözlerini şöyle sürdürdü:
“SİPER ile uzun menzil yüksek irtifa hava savunmayı da envantere kazandırmayı sağlamış olacağız. ASELSAN, TÜBİTAK, ROKETSAN ve binlerce KOBİ’nin katkıları ile Türkiye bu seviyeye geldi. Devletimizin liderliğinde uçtan uca hava savunma katmanını 2024’te tamamlamış olacağız. SİPER Blok-2 ve SİPER Blok-3 var. Hibrit hava savunma dediğimiz GÜRZ sistemimiz var. Onda da önemli aşamaları geçtik. Bir platform üzerinden hem parçacıklı mühimmat atabilme hem kısa mesafe önleyebilen füzeler atabilme gibi değişik senaryolarda aynı anda angajman yapabilme gibi birkaç yeteneği bir arada bulunduran bir sistem. Bu anlayışla hava savunmada da önemli gelişmelerin yaşandığı bir yıl olacağını söyleyebilirim.”
“HİSAR-O ve HİSAR-O+ da envantere girdi”
HİSAR-A ve HİSAR-A+’nın envantere girdiğinin altını çizen Akyol, şöyle konuştu:
“Bir üst katmanındaki HİSAR-O ve HİSAR-O+ da envantere girdi. Bazı geliştirmelerle menzili biraz daha uzatmak üzere paydaş kuruluşumuz ROKETSAN ile çalışıyoruz. Hava savunma, arayıcı başlıklarından, bu başlığın yapımındaki tozdan başlayarak malzemesine kadar yerlileştirdiğimiz bir alan. Bugün Türkiye’nin karşılaştığı zaman zaman haksız ambargolar artık bizi toz metalinden başlayacak seviyede yerlileştirmeye götürmüş durumda. Hava savunma, arayıcı başlıklardan haberleşme sistemlerine, radarlarından elektro optik sistemlerine, komuta kontrolünden navigasyonuna, dost düşman tanıma sistemlerinden atış kontrol algoritmaları komuta kontrol sistemlerine kadar tüm teknolojileri tek platformda buluşturduğumuz büyük bir sistem.”
Akyol, 2023’te ASELSAN olarak 20’ye yakın yeni ürün çıkardıklarını dile getirdi.
Geçen yıl Türkiye’nin ilk insansız deniz aracı MARLİN’in Türkiye’nin envanterine girdiğini hatırlatan Akyol, kara ve denizde olduğu gibi denizaltında da insansız sistemlere yöneldiklerini kaydetti.
İnsansız denizaltı aracı DERİNGÖZ’ün bir kamu kurumunun su altı faaliyetleri için kullanıma sunulmak üzere son çalışmalarının yapıldığını vurgulayan Akyol, “Su altında DERİNGÖZ, su üstünde MARLİN, karada da TUNGA ve ERTUNGA gibi ürünleri 2023’te önemli aşamaya getirdik, hatta bazılarının ihracatını yaptık. 2024’te de insansız yeni ürünler ve yeni ihracat çalışmalarına odaklanacağız.” diye konuştu.
ASELSAN’ın insansız araçlara kattığı çok sayıda hareket konseptinin olduğuna dikkati çeken Akyol, su altındaki sensörlerden radarlara, elektro optik sistemlerden haberleşme sistemlerine kadar birçok fonksiyonu insansız sistemlere katma yeteneklerinin bulunduğunu dile getirdi.
“Yüksek hızlı ağırlık ölçüm sistemi geliştirdik”
Savunma sanayii teknolojilerini sivile aktarmak için de çalıştıklarına değinen Akyol, metro ve TCDD Taşımacılık’ta geliştirdikleri yerli ve milli sinyalizasyon sistemlerinin kullanılmaya başlandığını anımsattı.
Ulaştırma sektöründe de çalışmalarını sürdürdüklerini belirten Akyol, sözlerini, “Yük taşıyan araçları, 120 kilometre hıza kadar durdurmadan ağırlıklarını ölçebilecek, boyutlarını, aks başına düşen ağırlık miktarını ölçebilecek, plakasını anlık tanıyabilecek ve bütün bunları trafiği durdurmadan yapabilecek yüksek hızlı ağırlık ölçüm sistemini geliştirdik. Bu sistemin ihracatını dost bir ülkeye yaptık. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığına milli teknolojilere sahip çıktığı için teşekkür ediyorum.” diye tamamladı.
]]>Olay, Buca ilçesine bağlı Kaynaklar Mahallesi 2001 Sokakta meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, 20’li yaşlarında olduğu tahmin edilen bir erkek şahıs, araç içerisinden elinde bulunan zincir ile sokakta gördüğü Kafkas cinsi çoban köpeğini çalmaya çalıştı. Şahıs köpeği çalamayınca, pompalı tüfek ile köpeğe bir el ateş etti. Ağır yaralanan köpek can havliyle sürünerek olay yerinden uzaklaşmaya çalıştı. Vurulmanın etkisiyle yaşam mücadelesi veren köpek, yürüme kabiliyetini kaybetti.
“O bizim canımız”
Vurulan köpeğin sahibi 41 yaşındaki otel işletmecisi Serhan Karadağ, “Sabah saat 6: 15 sıralarında komşularımızın fark ettiği şekilde köpeğimiz evin çevresinde dolaşıyor. Eve dönüş vaktinde fark ettikleri bir araç köpeğin peşinde, elinde zincirle köpeği yakalamaya çalışıyor. Köpeği buradan götüremeyince herhalde artık hırs yapıyor. Köpeğe araç içerisinden pompalı tüfekle bir el ateş ediyor. Olayı da burada bulunan bekçimiz görüyor. Kişi çalma niyetiyle geliyor. Köpeğin boynunda tasma var. Sizin olmayan bir köpeğin peşine neden zincirle düşersiniz? Çalmak için düşülür. Bunun hiçbir açıklaması yok. Çalamayınca hırs yapmış ve köpeği vurmuş. Bu hiç hoş bir durum değil. Bu köpek senin değil. Sen bu köpeği çalamazsın. Çalmak, vurmak ne demek? Biz bu köpeği yavruyken aldık. O günden bugüne bakıyoruz. O bizim canımız. Biz köpeğimizi alıp burada zincirlemiyoruz. Ben köpeğime normal şartlarda tasma bile takan bir insan değilim” dedi.
Köpeğin durumuna dair bilgiler aktaran Karadağ, durumunun iyi olmadığını, dünden beri yerde baygın şekilde yattığını belirterek tekrar serum için veterinere götüreceklerini ifade etti.
“Kamera kayıtları var, jandarma olayı araştırıyor”
Bu tarz olaylara kimsenin sessiz kalmaması gerektiğinin altını çizen Karadağ, “Böyle bir şey gördükleri zaman insanlar araç plakalarını ve şahısların görüntülerini alsınlar. Herkes birbirine yardımcı olsun. Köpeği çalmaya gelen beyaz bir araç. Plakası, kamera kayıtları var. Şu an plaka araştırılıyor. Aracın görüntüleri mevcut. Kesinlikle şikayetçiyim. Olayı yapan köyden biri olabilir. Sonuna kadar şikayetçiyiz. O köpeğe yapılan, o kişiye yapılsa onun ne yaşayacağını merak ediyorum. Yetkililerin de bununla ilgili ellerinden geleni yapacağına inanıyorum. Jandarma olayı araştırıyor” diye konuştu.
“Köpek o an çok bağırdı, çok üzücü bir durum”
Olayı gören 41 yaşındaki bekçi Ali Mesut Türk ise “Ben burada sabaha karşı ateş yakıyordum. Daha sonra beyaz bir araba geldi. İçinde bir genç vardı. Elinde de zincir vardı. Kendisi arabanın içinde, önünden de köpek gidiyordu. Bu da arabayla köpeği takip ediyordu. Ben onu sahibi sandım. Köpeği de kaçırmış ve yakalamaya çalıştığını düşündüm. Sonra şüpheli adam arabayı durdurdu. Ardından bir el ateş sesi duydum. Önce benim köpeğimi vurdu sandım ve ona doğru bakmaya gittim. Sonra adam buradan arabayı aldı gitti. Köpek de kanlar içinde gitti. Genç biri, 23-24 yaşlarında beyaz tişört giyiyordu. Plakayı o anda alamadım” cümlelerini aktardı.
Olay esnasında korktuğunu belirten bekçi Mesut Türk, “Müdahale edersem belki bana da ateş edebilir diye düşündüm. O yüzden biraz tereddüt ettim. Eğer ki adamın köpeğin sahibi olmadığını hissetsem ona kesinlikle müdahale ederdim. Köpek o an çok bağırdı. Çok üzücü bir durum” şeklinde konuştu. – İZMİR
]]>***
“Taraflar Avrupa veya Kuzey Amerika’da içlerinden birine veya birkaçına karşı yapılacak silahlı bir saldırının hepsine karşı yapılmış bir saldırı sayılacağı ve dolayısıyla böyle bir silahlı saldırının vuku bulması halinde her birinin Birleşmiş Milletler (BM) şartının 51. maddesi ile tanınan bireysel veya toplu meşru müdafaa hakkını kullanarak silahlı kuvvet kullanılması da dahil olmak üzere gerekli gördüğü her türlü tedbiri bireysel olarak ve diğer taraflarla birlikte derhal almak suretiyle saldırıya uğrayan taraf veya taraflara yardım edeceği hususunda mutabık kalmışlardır.”[1]
“Türkiye’nin, NATO Müttefiklerinin tam rızası ve anlayışı olmadan Sovyet müdahalesine yol açacak bir adım atması durumunda, NATO müttefiklerinizin Türkiye’yi Sovyetler Birliği’ne karşı koruma yükümlülükleri olup olmadığını değerlendirme şansına sahip olmadıklarını umarım anlayacaksınız.”[2] Eski ABD Başkanı Donald Trump’ın NATO’ya yönelik son tehditlerinin yarattığı şok [3] ve panik [4] halini izlemek eğlenceli olmakla birlikte son derece trajik tonlar içeriyordu. Günün teması şaşkınlıktı. Bu nedenle ABD Başkan Yardımcısı Kamala Harris sinirleri yatıştırmakla görevlendirildi. Ancak tarihi anın farkındalığını ifade etmek ve dikkatli davranmak yerine, kendisi ya da konuşma yazarları son derece sönük bir söylemi tercih etti; “Uluslararası kural ve normları savunmalıyız.”[5] Bunu tam da ABD’nin Gazze’de ateşkes çağrısı yapan bir dizi Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi kararını veto ederken ve İsrail’in bu “uluslararası kural ve normları” en kanlı ve iğrenç şekilde ihlal etmesini engellemekten tamamen aciz olduğunu kanıtladığı bir zamanda söyledi. Washington’daki yetkililer sözde ideallerini yerine getirmezken ya da getiremezken bu tür basmakalıp sözlere kim inanır?
Türkiye’nin NATO gerçeği
Türkiye-ABD ilişkilerinin 25 yıllık bir gözlemcisi olarak, Trump’ın savunma harcamalarında payına düşeni yapmayan NATO üyelerini Rusya’yla tehdit etmesinin ardından aklıma tek bir özlü söz geldi; “Peki, nasıl bir hismiş?” Açıkçası, Trump’ın tehdidinin NATO başkentlerinin çoğunda yol açtığı telaş ve endişeye hiç sempati duyamadım. Türkiye, Haziran 1964’ten bu yana NATO Anlaşması’nın tüm üyeleri eşit derecede bağlayan bir karşılıklı savunma sözleşmesi olmadığı gerçeğiyle yaşadı. 5. madde sadece Washington’ın karar vermesi halinde uygulanabilirdi. Almanya Şansölyesi Olaf Scholz’un iddia ettiğinin aksine, Türkiye NATO’nun tam olarak “hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için”[6] olmadığını uzun zamandır biliyordu. Scholz da hiçbir tarihsel farkındalık göstermeden ve anın aciliyetine yenik düşerek, “NATO’nun yardım garantisinin herhangi bir şekilde göreceli hale getirilmesi sorumsuzca ve tehlikelidir ve yalnızca Rusya’nın çıkarınadır”[7] ifadelerini kullandı. Buna yürekten katılıyorum. Ancak eski ABD Başkanı Lyndon Baines Johnson’ın Ankara’ya gönderdiği kötü şöhretli mektup kamuoyuna yansıdığında, diğer NATO üyeleri Başkan’ın tutumunun NATO Anlaşması’nın ihlali anlamına gelebileceği veya ABD’nin kararlılığına duyulan genel güvenin bu tür duygular nedeniyle zayıflayabileceği yönünde özel bir endişe ifade etmemişlerdi. Tam tersine, Türkiye “güvenilmez” aktör olarak yaftalanmıştı ve ABD, Türkiye’nin 1974 Kıbrıs müdahalesinden sonra Ankara’ya silah ambargosu uygulayacak kadar ileri gitti.[8]
Washington’ın bu tutumu Türkiye’yi son 40 yılda kendi yerli savunma sanayisini geliştirmeye zorladı.[9] Türkiye ayrıca İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya katılımını diğer NATO üyelerinden taviz koparmak için bir levye olarak kullanmak zorunda kaldı çünkü NATO’da Türkiye’ye eşit meşruiyet tanınmadı. Bu tavizlerin ilgili olduğu konular – F-16 modernizasyon kitleri, İsveç ve Kanada’nın uyguladığı silah ve teknoloji ambargoları, NATO’nun hem Suriye’de hem de Avrupa’da terör örgütü PKK/SDF’ye yönelik samimiyetsiz tutumu – asla böyle bir siyasi zorlamaya ihtiyaç duyan konular olmamalıydı. Aslında bu konulardaki politikalar Washington ya da Brüksel’deki yetkililerin aklına geldiği andan itibaren hatalıydı. Eğer Washington ve diğer NATO başkentleri bu konulara mantıklı, tarafsız ve dürüst bir şekilde yaklaşsalardı, Ankara ile NATO’nun geri kalanı arasındaki ilişkiler son 10 yılda herkesin yararına olacak şekilde çok daha sorunsuz olurdu.
ABD’siz NATO mu?
Trump’ın ABD’yi NATO’dan çıkarma tehdidi de bir o kadar çılgıncaydı ve görebildiğim kadarıyla açıkça dile getirilmeyen sonuçları Brüksel’de tüyleri diken diken etti. Zira Washington’ın olmadığı bir NATO, Türkiye’yi İngiltere’yle birlikte ittifakın iki baskın askeri gücünden biri haline getirecektir. Türkiye büyük bir farkla NATO’nun en büyük 2’nci konvansiyonel ordusuna sahip ve önde gelen bir insansız hava aracı gücü olarak ortaya çıktı. Ankara önemli yerli savunma üretim kapasitelerine sahip ve son 10 yıldır Suriye, Libya ve Kafkas Dağları gibi çeşitli yerlerde Rus kuvvetleriyle karşı karşıya geldi. İlginçtir ki Trump’ın tehditleri ve Avrupa’nın askeri kapasite eksikliği hakkındaki son analizler, Türkiye hakkında kayda değer bir şey söylemekten özenle kaçınıyor. [10]
ABD’nin NATO’dan çıkmasıyla birlikte, yıllardır Türkiye’yi 2’nci sınıf bir üye olarak gören bazı NATO başkentlerinin Ankara’nın ittifak içindeki liderlik rolünün artmasını kabul etmekten başka çareleri kalmayacak. Daha önce Türkiye’nin NATO’nun Doğu Akdeniz güvenlik düzenlemelerinin lideri haline getirilmesi gerektiğini savunmuştum.[11] Ancak ABD’nin NATO’dan çıkması bir adım daha ileri giderek Türkiye’yi Orta ve Batı Avrupa’nın tüm güvenlik düzenlemelerinin lideri haline getirecektir.
Türkiye-ABD işbirliği yenileniyor mu?
Türk parlamentosunun İsveç’in NATO üyeliğini onaylamasının, diğer NATO üyelerinin Türkiye için önemli konularda attıkları telafi edici adımların ve Ankara ile Washington arasındaki son görüşmelerin ardından, birçok analist ilişkilerin yenilenmesinden bahsetmeye başladı.[12] New Jersey Senatörü Bob Menendez’in ayrılması Türkiye için Kongre atmosferini iyileştirmiş gibi görünüyor. Geçmişte Menendez’in agresif Türkiye karşıtı söylemini yineleyen New Hampshire Senatörü Jeanne Shaheen bile geçtiğimiz hafta Ankara’da olmaktan gerçekten memnun görünüyordu.[13]
Öte yandan, ABD’li yetkililerin son 10 yılda Türkiye’ye karşı attığı pek çok üzücü adım ve ABD’nin PKK’nın Suriye kolunu desteklemeye devam etmesi, ilişkilerin yenilenmesine yönelik umutların yeni gelişmelere kadar beklemesi gerektiğini açıkça gösteriyor. Sonuç olarak, kasım ayındaki ABD seçimleri yaklaşır, Rusya Ukrayna’daki konumunu iyileştirirken ve Gazze’deki çatışma azalma belirtisi göstermezken, ABD ve NATO yetkililerinin Ankara ile ilişkileri yeniden inşa etmeleri için bir fırsat penceresi açılmış olabilir. Trump odaklı kıyamet senaryolarının hiçbiri gerçekleşmese bile, aynı ABD ve NATO yetkilileri Türkiye hakkındaki önyargılarını daha rasyonel ve dengeli bir şekilde değerlendirebilirlerse daha kalıcı bir ilerleme sağlanabilir.
[1] Kuzey Atlantik Anlaşması’nın 5. maddesi.
[2] U.S. President Lyndon Baines Johnson (LBJ) to Türkiye’s President İsmet İnönü, 5 June 1964. Referans için bakınız: The Middle East Journal, Summer 1966, s. 387.
[3] https://www.nytimes.com/2024/02/15/us/politics/trump-nato-threat.html#: ~: text=News%20Analysis-,Trump’s%20NATO%20Threat%20Reflects%20a%20Wider%20Shift%20on%20America’s%20Place,segment%20of%20the%20American%20public.
[4] https://www.nytimes.com/2024/02/16/world/europe/biden-putin-navalny.html
[5] Ibid.
[6] https://www.nytimes.com/2024/02/14/world/europe/europe-nato-trump-ukraine.html
[7] Ibid.
[8] The official U.S. documents from the era make clear that Washington saw Greece as the primary impediment to a solution in Cyprus, but Türkiye was treated as the malcontent. See: https://history.state.gov/historicaldocuments/frus1964-68v16
[9] Örneğin, bakınız: Füsun Türkmen, Türkiye-ABD İlişkileri, s. 98-105; Nasuh Uslu, Türk-Amerikan İlişkileri, s. 177-179; Suha Bölükbaşı, “The Johnson Letter Revisited,” Middle Eastern Studies, Temmuz 1993, s. 505-506.
[10] https://www.nytimes.com/2024/02/14/world/europe/europe-nato-trump-ukraine.html; https://www.nytimes.com/2024/02/18/world/europe/europe-russia-munich-conference.html
[11] https://www.aa.com.tr/en/analysis-news/-turkey-s-new-regional-security-role-70-years-late/1350816
[12] https://www.aa.com.tr/en/turkiye/turkish-president-erdogan-receives-us-senators-in-ankara/3143313; https://www.reuters.com/world/us-turkey-ties-now-have-significant-momentum-senator-murphy-says-2024-02-21/; https://www.mfa.gov.tr/sayin-bakanimizin-abd-li-senatorler-jeanne-shaheen-ve-chris-murphy-yi-kabulu–20-subat-2024–ankara.en.mfa; https://carnegieendowment.org/2024/02/12/can-f-16-deal-revive-turkish-american-partnership-pub-91606
[13] https://www.aa.com.tr/en/world/interview-us-senator-lauds-positive-relations-with-very-important-ally-turkiye/3144760
[Dr. Adam McConnel, 9 yıl boyunca Türk Tarihi dersleri verdiği Sabancı Üniversitesinde Tarih alanında yüksek lisans ve doktora derecesine sahiptir.]
*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
]]>Almanya’daki laboratuvarda akvaryumdan gelen esrarengiz sesler üzerine araştırmaya başlandığında, Danionella cerebrum adlı balığın güçlü bir ses çıkardığı görüldü.
Balık bu sesi, yüzme kesesi adı verilen organından çıkarıyor ve balığa yakın sularda, bir silah sesi kadar yüksek olan ses ölçüm cihazında 140 desibeli gösteriyor.
Araştırmacılar 12 mm uzunluğundaki bu türün, boyutuna göre şimdiye kadar bulunan en gürültülü balık olduğuna inanıyor.
Bu ritmin bir sosyal iletişim biçimi olabileceği tahmin ediliyor.
Doğada genellikle hayvan ne kadar büyükse sesi de o kadar yüksek olur.
Suyun altında ise durum farklı – bu minik deniz canlısı şimdiye kadar keşfedilen en gürültülü türlerden biri.
Bilim insanları, tabanca karidesi gibi canlıların diğer türleri avlarken yaklaşık 200 desibele kadar yüksek sesler çıkarabildiğini biliyordu.
Danionella, şeffaflığı sayesinde beyni çalışırken görülebildiği ve bu sayede araştırmacıların davranışlarını yakından inceleyebildiği için araştırmalarda ilgi görüyor.
Berlin Charité Üniversitesi’nde araştırmacılar laboratuvarlarında bu balıklarla çalışırken ilginç bir şey fark ettiler.
Araştırmanın başyazarı ve doktora öğrencisi Verity Cook, “İnsanlar balık tanklarının yanından geçerken bu sesleri duyuyor ve nereden geldiğini merak ediyorlardı” diyor
“Seslerin balığın kendisinden geldiği ortaya çıktı. Bu olağanüstü bir şey, çünkü çok küçük ama çok gürültülüler.”
Araştırma ekibi bir dizi mikrofon ve video kamera kullanarak sesin ne kadar yüksek olduğunu tespit etti.
Cook, sesin genliğinin balık yakınında yaklaşık 140 desibel olduğunu belirtiyor ve diğer balıklar tarafından ne kadar yüksek algılandığına işaret ettiğini söylüyor.
“Ses mesafeyle birlikte zayıflıyor, bu nedenle bir metre uzaklıkta genlik yaklaşık 108 desibel.”
Bu kabaca bir buldozerin çıkardığı gürültüye eşdeğer.
Ancak bu sesin büyük bir kısmı suya geri yansıyor, dolayısıyla insanlar balık tanklarının yanında durduklarında bunu sürekli bir vızıltı olarak duyuyor.
Daha gürültülü başka balıklar olsa da hepsi Danionella’dan çok daha büyük.
Cook, “İletişim sinyalleri açısından, bu boyutta bu kadar yüksek ses çıkaran başka bir hayvan bulamadım” diye ekliyor.
Araştırmacılar, balıkların kullandığı ses mekanizmasının çok gelişkin bir enstrüman olduğunu savunuyor.
Tüm kemikli balıklarda, suyun altında kalmalarına yardımcı olan gaz dolu bir yüzme kesesi bulunuyor.
Birçok balık türü ses çıkarmak için kaslarını kullanarak bu keseye vuruyor ancak Danionella daha ileri gidiyor.
Kasları kasıldığında, bunlar bir kaburgayı çekiyor, bu da kasın içinde bulunan bir kıkırdak parçası ile gerginlik yaratıyor ve kıkırdak serbest kaldığında yüzme kesesine çarpıyor.
Bu sesi sadece türün erkekleri bir aradayken çıkarıyor. Bazılarının sesi diğerlerinden daha yüksek çıkabiliyor.
“Büyük bir tankta sekiz erkek bir arada olduğunda, üçünün ses üretimine hakim olacağını ve diğerlerinin sessiz kalacağını biliyoruz. Dolayısıyla bir tür hiyerarşi olduğunu düşünüyoruz” diyor Cook.
Araştırmacılar, Myanmar’daki bulanık sularda evrimleşmenin, iletişim kurmalarına yardımcı olmak için büyük bir ses çıkarma yeteneğinin geliştirilmesinde rol oynadığına inanıyor.
Cook’a göre, “Evrim birçok ilginç sorunu çözmek için ilginç yollar buluyor. Diğer türlerde işlerin nasıl yürüdüğünü bildiğimizde, hepsi için aynı şeyi varsaymamak gerekiyor.”
Araştırma, Proceedings of the National Academy of Sciences dergisinde yayımlandı.
]]>Şirket, video, fotoğraf ve ses taklidi yapabilen yapay zeka teknolojisinin seçmenleri kandırmak için kullanılabileceğinden endişe ediyor.
Ancak bir sektör uzmanı, Meta’nın planını “etkisiz” diye niteledi.
Bu yıl dünya nüfusunun yarısından fazlasının bulunduğu 60’tan fazla ülkede seçimler yapılıyor.
ABD, Rusya, Hindistan, Türkiye, Pakistan, Bangladeş ve Endonezya bunlardan sadece bazıları.
Seçimlere aylar ve haftalar kala siyasetçiler de yapay zeka ile ilgili benzer endişeleri dile getiriyor.
İngiltere İçişleri Bakanı James Cleverly geçtiğimiz günlerde Times gazetesine verdiği demeçte bazı kişilerin seçimleri etkilemek için yapay zeka tarafından üretilen sahte içerikler kullanacağını söyledi.
Peki Meta tam olarak ne yapacak?
WhatsApp ve Threads’in de sahibi olan Meta’nın Avrupa Birliği (AB) işlerinden sorumlu başkanı Marco Pancini bir blog yazısında şirketin, “AB’ye özel bir Seçim Operasyonları Merkezi” kuracağını ve bu merkezin “potansiyel tehditleri tespit ederek uygulamalar ve teknolojiler genelinde gerçek zamanlı olarak özel önlemler alacağını” belirtti.
Pancini, “2016 yılından bu yana güvenlik alanına 20 milyar dolardan fazla yatırım yaptık ve bu alanda çalışan küresel ekibimizi dört kat büyüterek 40 bin kişiyi istihdam ettik” dedi.
Pancini, buna 70’ten fazla dilde Facebook, Instagram ve Threads’deki içerikleri inceleyen 15 bin kişinin de dahil olduğunu söyledi ve bu süreçte mühendislerin, veri uzmanlarının ve hukukçuların bir araya getirildiğine dikkat çekti.
Peki bu yeterli olacak mı?
Seçimler ve yapay zeka üzerine bir makalenin ortak yazarı olan, Belfast Queen’s Üniversitesi’nden Deepak Padmanabhan’a göre Meta’nın açıkladığı planda bazı eksiklikler var.
Padmanabhan, “Planlanan stratejinin önemli noktalarda etkisiz olacağını söyleyebiliriz” diyor.
Meta’nın yapay zeka tarafından üretilen görüntülerle nasıl başa çıkmayı planladığını sorgulayan Padmanabhan, stratejiyi uygulamanın mümkün olamayabileceğini düşünüyor.
Yapay zeka tarafından üretilen gerçekçi görüntülerin protestocuları polisle çatışırken gösterdiği bir durumda ne olacağı örneğini veren Padmanabhan şöyle konuşuyor:
“Görüntülerin sahte olduğunu ispatlamak için çatışma olmadığından emin olmamız gerekir. Bu da hem teknoloji hem de uzmanlar için mümkün olmayabilir.
“Herhangi bir teknoloji bunu nasıl gerçek ve sahte olarak nitelendirebilir? Dolayısıyla, Meta’nın stratejisinin ne kadar etkili olabileceği çok açık değil. En azından ciddi sınırlamalar var.”
Meta şu anda AB genelinde 26 doğrulama kuruluşuyla çalışıyor ve Bulgaristan, Fransa ve Slovakya merkezli üç ortağı daha bünyesine katacağını söylüyor.
Bu kuruluşların rolü, oylamayı bastırmayı amaçlayan içeriklerle ilgilenmek değil çünkü bu tür paylaşımlar zaten yasak.
Kuruluşlar daha ziyade yapay zeka tarafından üretilen unsurlar da dahil olmak üzere yanlış bilgi yayan içerikleri tespit etmeyi hedefliyor.
Meta’nın AB işlerinden sorumlu başkanı Marco Pancini, bu tür paylaşımlara uyarı etiketleri ekleneceğini ve böylece paylaşımların öne çıkmayacağını söylüyor.
Reklamlarda da sahte paylaşımların yer almasına izin verilmeyeceği belirtiliyor.
Bu çalışmaların, işbirliklerinin sonucu olarak ortaya çıktığını söyleyen Pancini, ileride daha fazla koordinasyon gerekeceğini belirtiyor:
“Yapay zeka tarafından üretilen içerikler internet genelinde ortaya çıktığı için, sektörümüzdeki diğer şirketlerle de ortak standartlar ve yönergeler üzerinde çalışıyoruz. Bu çalışma tek bir şirketi aşıyor. Endüstri, hükümet ve sivil toplum genelinde büyük bir çaba gerektirecek.”
Başka şirketler ne yapıyor?
Bundan iki hafta önce Meta, OpenAI, Microsoft ve Adobe dahil toplamda 20 teknoloji şirketi, seçimler öncesinde sahte yapay zeka içerikleriyle mücadelede bir arada çalışmak için bir anlaşma imzaladı.
Sosyal medya platformu TikTok da geçtiğimiz haftalarda yaptığı duyuruda uygulamasında 27 AB üyesi ülke için yerel dillerde “Seçim Merkezleri” kuracağını ve bu merkezlerde güvenilir resmi bilgilerin bulunacağını söyledi.
]]>Bartın’da 50 haneli mahalleyi 6 parça kütükten yapılan 30 metre uzunluğundaki ahşap köprü ayırıyor
Yaklaşık 30 santimetre genişliğindeki köprüden yan yana iki insan geçemiyor
BARTIN – Bartın’ın Ulus ilçesinde bulunan Aktaş Köyü Kadiroğlu Mahallesi’ne bağlı bulunan 3 hanede yaşayan 12 kişi, evlerine 6 parça kütükten yapılma 30 metre uzunluğundaki derme çatma köprü ile ulaşabiliyor. İki insanın yan yana geçemediği köprü nedeniyle cenaze ve düğün gibi merasimlerde büyük zorluk yaşayan bölge halkının sel felaketlerinde ise günlerce dış dünya ile bağlantısı kopuyor.
Aktaş Köyü’nde 50 hanenin bulunduğu Kadiroğlu Mahallesini Söğütlü Deresi ikiye ayırıyor. Kadiroğlu Mahallesi’nde ırmağın bir tarafında kalan kısmında 47 ev bulunurken diğer tarafında ise aynı mahalleye bağlı 3 ev yer alıyor. Yarım asırdan fazla zaman öncesinde yapılan 3 evin bulunduğu bölgeye ulaşım ne araçla ne de yayan sağlanabiliyor. Mahalleyi yaklaşık 50 yıl önce 6 parça kütükten yapılan 30 metre uzunluğundaki ahşap köprü birbirine bağlıyor. Yaklaşık 30 santimetre genişliğinde bulunan ve tek tarafında ise geçerken tutunulabilen korkuluğu bulunan köprüden hem araç geçişi mümkün olmadığı gibi iki insanın yan yana yürümesi mümkün olmuyor. Yıllardır atalarından kalan evlerde yaşadıklarını belirten bölge insanı ise yarım asrı aşkın süredir ahşap köprüyü kullanarak, evlerine ulaşabildiklerini ifade etti.
Düğün, cenaze gibi merasimlerde ise büyük zorluk yaşadıklarını anlatan bölge halkı, sel felaketlerinde ise köprünün yıkılarak dünya ile bağlantılarının koptuğunu ifade etti. Her kış mevsiminde ırmağın yükselmesi ve taşması durumlarında köprülerin yıkıldığını ve zarar gördüğünü belirten mahalleli, sular çekildikten sonra yeniden köprüyü yaptıklarını ve onardıklarını ifade etti.
Gözlerinin önünde ev kül oldu hayvanlar yandı
3 evden birinde oğlu Erdal Zortaoğlu ve 2 torunu ile yaşayan Asiye Zortaoğlu, itfaiye ve jandarma araçlarının dereden geçememesi nedeniyle gözlerinin önünde evin kül olduğunu kaydetti. Abiye Zortaoğlu, “Bu bölgede 3 ev var. Yangın çıktığında itfaiye gelemedi, jandarma gelemedi. Ev cayır cayır yandı. Gözlerimizin önünde hayvanlar yandı. İnsanlar zor kurtuldu. Hasta oluyoruz ambulans gelemiyor. Hasta halimle köprüden geçerken, az kalsın suya düşüyordum. Çok büyük zorluk çekiyoruz” dedi.
Yıllardır ulaşım çilesini çektiğini anlatan Erdal Zortaoğlu ise “Yıllardan beri aynı çileyi çekiyorum. Çocuğum seneye okula gidecek, nasıl okula gidip gelecek bilmiyorum. Ufak bir geçit olsa, çok iyi olur. Şeker hastasıyım. babaannem, İstanbul’da yaşamak zorunda kalıyor. Köyde kalmak istiyor ama ulaşım sıkıntısı nedeniyle gelemiyor” ifadelerini kullandı.
Irmağın karşı tarafında yaşayan Mustafa Akın ise, misafirliğe gittiklerinde köprüden geçmekte zorlandıklarını ifade etti. Her selde köprünün yıkıldığını ve yeniden yaptıklarını da hatırlatan Akın, “Bu mahallede yaşayanlar gerçekten zor durumda. Hasta olduğu zaman karşıya ambulans ulaşamıyor. Köprüden geçerken, bir çocuk düşse sorumlusu kim olacak. Vatandaşlarımızın köprüden geçerken hiç bir can güvenliği yok. Devlet büyüklerimizden yardım istiyoruz. Benim çocukluğumdan itibaren bu köprü, bu durumda. Sel geldiğinde köprüyü alıp götürüyor. Ama yıkıldığı zaman, zarar gördüğünde yeniden yapıyoruz” şeklinde konuştu.
Mahalle Muhtarı Mustafa Aktaş ise küçük de olsa bir köprü yapılması için defalarca kez müracaatta bulunduklarını ve netice alamadıklarını belirtti. Devlet yetkililerinden yardım isteyen Muhtar Aktaş,
“Vatandaşlarımız yıllardır bu ağaç köprüden geçiyor. O kadar müracaat ettik. Hiç bir sonuç alamadık. Bu mahallede yaşayan 50 kişi. Dedelerimizden yapılma köprü, her selde yıkılıyor. tamir ediyoruz, kepçe çağırıyoruz, millete öyle ulaşabiliyoruz. Hasta olduğunda yangın çıktığında, ambulans yada itfaiye karşıya geçemiyor. İstanbul’da yaşayan hemşehrilerimiz var, burada arazileri var. Ev yapacaklar ama araç geçiremedikleri için ev yapamıyorlar. En azından bir aracın geçebileceği köprü olsun istiyorlar. İlla eski köprünün olduğu yere değil, yakın bir yere de yapılabilir. Müsait görülen bir yere de yapılabilir. Bize devlet malzeme gibi bazı desteği versinler. Biz kendi imkanlarımız ile de yapmaya talip oluruz” diye konuştu.
Mahalleye yaklaşık 2 kilometre uzaklıkta bir beton köprü bulunduğunu hatırlatan Muhtar Aktaş, bu köprünün ise hem çok uzak olduğunu hem de 3 evin bulunduğu bölgeye hiç bir faydasının bulunmadığı kaydetti.
]]>Resepsiyona Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, Dışişleri Bakan Yardımcısı ve Avrupa Birliği (AB) Başkanı Büyükelçi Mehmet Kemal Bozay, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Metin Gürak, Kosova’nın Ankara Büyükelçisi Agon Vrenezi, birçok üst düzey yetkili ve çok sayıda davetli katıldı.
Etkinliğin açılışında konuşan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Işıkhan, milli günleri vesilesiyle Kosova halkını selamladığını belirterek, dost ve kardeş Kosova’nın bağımsızlığını ilk tanıyan ülkelerden biri olarak duyduğu mutluluğu dile getirdi.
Işıkhan, iki ülkenin uzun ve ortak tarihe dayanan sağlam bağları olduğuna işaret ederek, 6 Şubat 2023’te meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremlerden sonra Kosova halkının sergilediği dayanışma için Türk milleti ve kendisi adına teşekkür etti.
Kosova’nın Türkiye’nin acısını paylaşarak bir günlük milli yas ilan ettiğini anımsatan Işıkhan, iki ülkenin halkları arasındaki insani bağların da bu yakınlığın en güçlü yönlerinden birini oluşturduğunu söyledi.
Işıkhan, Kosova’nın asli unsurlarından Türk toplumu ve Kosova kökenli vatandaşların ülkeler arasındaki en sarsılmaz köprüyü oluşturduğuna işaret ederek, Kosovalı Türklerin ülkenin siyasi ve ekonomik kalkınması için verdikleri çabayla iftihar ettiklerini kaydetti.
Kosova’yla siyasi, ekonomik, ticari, askeri ve kültürel pek çok alandaki kapsamlı ve geniş işbirliğinden memnuniyet duyduklarını aktaran Işıkhan, bu ilişkileri tüm yönleriyle geliştirmek için birlikte gayret gösterdiklerini ifade etti.
Işıkhan, Kosova Cumhurbaşkanı Vjosa Osmani ve Kosova Dışişleri ve Diaspora Bakanı Donika Gervalla-Schwarz’ı martta Antalya Diplomasi Forumu kapsamında ağırlayacaklarını kaydetti.
İki ülke arasındaki ticari ilişkilerin geliştiğini ve ticaret hacmini 1 milyar dolara çıkarmayı hedeflediklerini söyleyen Işıkhan, 400 milyon avroyu aşan yatırımla Kosova’daki yabancı yatırımcılar arasında ilk sıralarda yer aldıklarına dikkati çekti.
Işıkhan, yakın zamanda eş başkanı olduğu Karma Ekonomik Komisyon toplantısıyla bu alanda işbirliğinin daha da ivme kazanacağını ifade etti.
“Kosova’nın bağımsızlığı geri döndürülemez bir adım”
Bakan Işıkhan, “Kosova’nın bağımsızlığı geri döndürülemez bir adımdır ve Kosova’nın dostları olarak bizim odaklanacağımız nokta ülkenin uluslararası ve bölgesel platformlarda hak ettiği yeri almasıdır. Kosova’da barış ve istikrarın teminini Balkanlar’ın ve Avrupa’nın barış ve istikrarı için kilit önemde görüyoruz.” ifadelerini kullandı.
Işıkhan, bu çerçevede Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın önderliğinde Belgrad-Priştine diyalog süreci başta bu istikrarın sürdürülebilmesi için tüm çabalara da aktif destek verdiklerini anlattı.
Türkiye’nin 10 Ekim 2023’te 1 yıllığına üstlendiği NATO’nun Kosova’daki Barış Gücü (KFOR) komutanlığının da bölgede barış ve istikrarın tesisine şimdiden olumlu katkı yaptığını vurgulayan Işıkhan, “Kosova’nın ve bölgenin güvenliğine ve istikrarına katkıda bulunmaya devam edeceğiz. Dost ve kardeş Kosova’nın güvenliğini tıpkı kendi güvenliğimiz gibi görüyoruz.” dedi.
Işıkhan, terörle mücadele konusunda da iki ülkenin işbirliğine işaret ederek, “Yaşasın Türkiye Kosova kardeşliği.” diyerek sözlerini tamamladı.
Türkiye’ye duyulan minnettarlık
Kosova’nın Ankara Büyükelçisi Vrenezi de ülkesinin bağımsızlığının 16. yıl dönümünde halkına ve Türkiye’ye destekleri için minnettarlıklarını dile getirerek, katkılarının paha biçilemez olduğunu söyledi.
Vrenezi, tüm dostlara sürekli verdikleri destekleri için her zaman minnettar kalacaklarına işaret ederek, “Özgürlük ve bağımsızlık arayışında Kosova’nın özgürlüğüne kavuşmasının ilk gününden bu yana, Kosova devletinin kurulmasını destekleyerek halkının yanında durdular.” dedi.
Kosova’nın bağımsızlığını ilan etmesinin Güneydoğu Avrupa’da barışı, istikrarı ve güvenliği artırmada önemli bir rol oynadığına dikkati çeken Vrenezi, 16 yıl boyunca ülkesinin siyasi ve ekonomik kalkınma noktasında büyük yol katettiğini anlattı.
Vrenezi, Kosova’nın bağımsızlığının Balkanlar’daki barış, güvenlik ve istikrara katkı sağladığını vurgulayarak, ülkesinin birçok komşuyla ve ülkeyle yakın ilişkiler ve dostluk kurduğunu ifade etti.
Bu yılın başında Avrupa Birliği ile vize serbestisi konusunda büyük bir başarı elde ettiklerini kaydeden Vrenezi, bu yıl içerisinde de Avrupa Konseyi üyesi olabilmek için arzularını dile getirdi.
Kosova ile Türkiye arasındaki tarihi ve köklü dostluk
Vrenezi, Kosova ile Türkiye’nin, sıradan işbirliğinin ötesinde çeşitli alanlarda güçlü işbirliğini teşvik eden iki ülke arasındaki bağları güçlendiren tarihi ve köklü bir dostluğu paylaştığını vurguladı.
Kosova’nın kurtuluşu sırasında diğer NATO ülkelerinin yanında yer alan Türkiye’nin sağladığı katkıları gururla andıklarını kaydeden Vrenezi, “Türkiye, Kosova’nın uluslararası alanda tanınmasında ve küresel kuruluşlarla entegrasyonunda aktif rol oynadı. Ekonomik alanda Türkiye, önemli bir doğrudan yatırım kaynağı olarak hizmet veriyor. Savunma alanındaki işbirliği ülkemizin güvenliği açısından giderek daha önemli hale geliyor.” ifadelerini kullandı.
Vrenezi, özellikle son 12 ayda iki ülke arasındaki ticaret hacminin 2022’nin aynı dönemine göre yüzde 6,1 oranında artış göstererek 919 milyon avroya ulaştığını belirterek, bu büyümenin Kosova ile Türkiye arasında derinleşen ekonomik bağların altını çizdiğini dile getirdi.
Büyükelçi Vrenezi, Maarif Okullarının, Yunus Emre Enstitüsünün ve Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansının (TİKA) projelerinin Kosova’daki varlığının iki ülke arasındaki kalıcı tarihi bağları daha da güçlendirdiğini sözlerine ekledi.
]]>Iğdır-Azerbaycan Dil, Tarih ve Kültür Birliğini Yaşatma ve Destekleme Derneği tarafından organize edilen etkinlik, İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü Konferans Salonu’nda yapıldı..
Saygı duruşunda bulunulması ve iki ülkenin milli marşlarının okunmasıyla başlayan programda, katliamda öldürenler için Kur’an-ı Kerim okundu, dua edildi. Etkinlikte kısa film gösterimi de yapıldı.
Iğdır Valisi ve Belediye Başkan Vekili Ercan Turan, programda yaptığı konuşmada, Hocalı Katliamı’nı unutmayacaklarını söyledi.
Hocalı olayının önemli bir dönüm noktası olduğunu belirten Turan, şöyle konuştu:
“Kerbela’yı unutmayacağız, Gazze’yi unutmayacağız, 15 Temmuz’u unutmayacağız, Çanakkale’yi unutmayacağız. Unutursak kanımız kurusun. Hakkıdır Hakk’a tapan milletimin istiklal. İçimizde sıkıntılı insanlar var, birlik ve beraberliğimizi bozmak isteyen insanlar var ama onların tuzakları var ya o hainlerin tuzakları var ya örümcek ağı gibi. Başarılı olamayacaklar. Cumhurbaşkanı’m diyor ya, ‘başaramayacaksınız, bu milleti birbirine düşürmeyi başaramayacaksınız.’ Kafkas Ordusu Komutanı Nuri Paşa’yı unutmayacağız, Kazım Karabekir Paşa’yı unutmayacağız, kendi cebinden para ödeyerek Dilucu’nu alan, Turan kapısı diyen Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü unutmayacağız.”
AK Parti Iğdır Milletvekili Cantürk Alagöz de birlik ve bir olmak zorunda olduklarını dile getirerek, “Hadi erkekseniz Karabağ’a tekrar girin. Bu milletin büyüklüğünü bütün dünya biliyor, biz birliğimizi bozmayacağız, biz dirliğimizi bozmayacağız. Bu vesile ile Sayın Aliyev’e, Sayın Cumhurbaşkanı’mıza sonsuz şükranlarımı sunuyorum ki bunların başını ezdiler. Rabb’im bizim başımızı eğdirmesin, bizi utandırmasın.” ifadelerini kullandı.
Azerbaycan Kars Başkonsolosu Nuru Guluyev de Ermenilerin yaptığı katliamlara değinerek, şunları kaydetti:
“2-3 yaşında çocuğa silah verip diyorlar ki vuracağın tek bir canlı varsa o da Türk’tür. Çocuk gözünü açınca Ermeni toplumunda, Ermeni ailesinde bir Türk’ü vurmak için onun kanını dökmek için yetiştiriliyor. En önemlisi şudur ki 2022 yılında zafer bayrağını işgal edilmiş topraklarımızda dalgalandırabilmişiz ve inşallah bundan sonra hem Azerbaycan’ımızın hem Türkiye’mizin hem Türk dünyamızın bayrakları daim dalgalanır ve biz bu bayrakların altında mutlu hayatımızı devam ettiririz.”
Iğdır-Azerbaycan Dil, Tarih ve Kültür Birliğini Yaşatma ve Destekleme Derneği Başkanı Ziya Zakir Acar da 1915-1919 yıllarında Birinci Dünya Savaşı’nda müttefiklik yapan Ermeni çetelerinin Doğu Anadolu Bölgesi’nde büyük katliamlar yaptıklarına dikkati çekti.
Toplu mezarların ulusal basının önünde açılarak vahşetin boyutunun ortaya çıkarıldığını hatırlatan Acar, “Iğdır da Ermenilerin katliamından nasibini alan yerlerden biridir. Hocalı Katliamı bugün ve gelecekte dersler çıkarılması ve bugüne kadar gösterilen tepki konusunda bir vicdan muhasebesi yapılması gereken önemli bir olaydır. Azerbaycan Türklerine karşı yapılan bu katliamın acılarını kardeş Türk milleti olarak yüreğimizde hissediyor ve her zaman bu katliamı kınıyoruz.” dedi.
Konuşmaların ardından Nahçıvan Şehit Babaları Topluluğu tarafından Vali Turan’a tablo ve bayrak hediye edildi.
Anma programına, Türkiye Azerbaycan Dernekleri Federasyonu Başkan Vekili Perviz Memmedov, akademisyenler, katliamda öldürülenlerin yakınları ve vatandaşlar katıldı.
]]>Çelik, parti genel merkezinde toplanan AK Parti Merkez Yürütme Kuruluna (MYK) ilişkin gazetecilere açıklama yaptı.
Toplantıda, seçimlere yönelik çalışmaların ele alındığını ifade eden Çelik, bugüne kadar yapılan çalışmaların AK Parti’nin, kurumsal kapasitesi itibarıyla seçimlere hazırlıklı olduğunu gösterdiğini kaydetti.
Çelik, bundan sonra da takvime uygun olarak seçimle ilgili çalışmaların partinin Seçim İşleri Başkanlığı başta olmak üzere kurullar tarafından yerine getirilmesinin takip edileceğini bildirdi.
Ömer Çelik, bugün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın doğum günü olduğunu hatırlatarak, AK Parti’nin bütün yetkili kurulları ve teşkilatları adına Erdoğan’ın doğum gününü kutladı.
Erdoğan’a bereketli, hayırlı, uzun yıllar temenni eden Çelik, “Şimdiye kadar vatandaşlarımızın da zarif şekilde ifade ettiği milletine adanmış bir ömürle, bedeli ödenmiş pek çok süreci yöneterek bu yaşlara, büyük işlere, büyük devrimlere imza atarak geldiler. Bundan sonrasında da kendilerine sağlık, mutluluk içerisinde büyük başarılarla milletimiz ve mazlumlar için yapacakları çalışmalarda başarılar dileyerek nice yaşlar, yollar diliyoruz.” diye konuştu.
Dünya liderlerinden doğum günü kutlaması için Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı arayanlar olduğunu anımsatan Çelik, vatandaşların partiye gelerek, mesajla, telefonla, sosyal medya üzerinden ilettiği tebrikleri Erdoğan’a ulaştırdıklarını söyledi. Çelik, bütün vatandaşlara hassasiyetleri ve zarafetleri için teşekkür etti.
Antalya’daki sel felaketi ve Erzincan İliç’teki toprak kayması nedeniyle büyük üzüntüler yaşandığını ifade eden Çelik, hayatını kaybedenler için rahmet diledi.
“Sınırlarımızın yakınlarında teröristan devletçikleri kurdurulmaya çalışılıyor”
Seçim sürecinde çalışmalar devam ederken aynı şekilde ülkenin güvenliğinin korunması bakımından terörle mücadelenin kararlılıkla sürdüğünü dile getiren Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bizim terör örgütlerine karşı bu mücadelemiz sürerken esas amacımız tabii ki ülkemizin iç ve dış güvenliğini korumak, aynı zamanda da birtakım siyasi projelerin neticesi olarak sınırlarımızın etrafında birtakım teröristan adacıkları kurmak isteyenlere müsaade etmemektir. Şimdiye kadarki kararlılığımız sınırlarımızın yakınında teröristan kurmak isteyenlere hiçbir şart altında müsaade etmeyeceğimizi göstermiştir.
Eğer Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı gibi harekatlar çok güçlü bir şekilde yapılmasaydı, birtakım siyasi projeler, bölgenin haritasını değiştirmek isteyen birtakım karanlık emeller çerçevesinde sınırlarımızın da yakınlarında birtakım teröristan bölgeciklerinin, devletçiklerinin kurdurulmaya çalışıldığını biliyoruz. Bunların arkasındaki odakları da biliyoruz. Dolayısıyla bunlara şimdiye kadar müsaade etmedik. Bundan sonrasında da müsaade etmeyeceğiz.
Aynı zamanda bu, bizim milli güvenliğimizi sağladığı gibi komşularımızın da güvenliğinin sağlanması bakımından son derece önemlidir. Eğer komşularımız bu terör örgütlerini bertaraf etme konusunda yeterli, yerinde ve zamanında kapasite ortaya koyabiliyorlarsa zaten sorun olmayacaktır. Ama bu kapasite ortaya koyulmadığı zaman ortaya çıkan tablo çerçevesinde Türkiye, Birleşmiş Milletler Şartı’nın kendisine verdiği yetki ve meşruiyet çerçevesinde bu hakkını kullanacaktır.”
“Yaraların sarılması konusundaki çalışmaları kararlılıkla sürdüreceğiz”
Son zamanlarda Irak merkezli birtakım konuların gündeme geldiğini ifade eden Çelik, şöyle konuştu:
“Arkadaşlarımız Irak’ı üst üste ziyaret ettiler, burada hem bu terör örgütlerine karşı ortak mücadele bakımından hem de Irak’ta hayata geçirmeyi planladığımız Kalkınma Yolu Projesi’nin sağlığı ve geleceği açısından bu terör örgütleriyle güçlü mücadele ve ortak mücadele iradesinin ne kadar önemli olduğunu net bir şekilde ifade etmiş oldular. Dolayısıyla güney sınırlarımızda özellikle hiçbir şekilde bu terör yapılanmalarına müsaade etmeyeceğimizi, bu terör örgütlerinin faaliyetlerini takip ettiğimiz gibi bunları kullanan birtakım odakların ortaya koymaya çalıştığı siyasi projeleri de net bir şekilde gördüğümüzü, hepsiyle topyekun mücadele ettiğimizi ifade etmek isterim.”
Çelik, aynı şekilde FETÖ, DEAŞ gibi terör örgütleri, organize suç örgütleri, milleti ve demokrasiyi tehdit eden her türlü unsurla gerekli mücadelenin kararlılıkla sürdürüleceğini söyledi.
Seçim sürecinde olunduğuna dikkati çeken Çelik, “Ne seçim ne başka bir gündem hiçbir şekilde deprem bölgesindeki vatandaşlarımızın yaralarını sarma konusundaki irademizin önüne geçemez.” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın depremin birinci yıl dönümünde Hatay, Gaziantep, Kahramanmaraş, Şanlıurfa ve Adıyaman’ı ziyaret ettiğini hatırlatan Çelik, “Bu bizim her gündem içerisinde, her şart altında deprem bölgesindeki vatandaşlarımızla beraber olduğumuzu, kaybettiğimiz canları her zaman hatırımızda tuttuğumuzu ve yaraların sarılması konusundaki çalışmaları kesintisiz bir kararlılıkla sürdüreceğimizin ifadesidir.” diye konuştu.
“Enflasyonla ilgili olumlu gelişmeleri görmeye devam edeceğiz”
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın güçlü desteğiyle, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in koordinasyonunda yürüyen ekonomik programın meyvelerini verdiğini ifade eden Çelik, enflasyonda düşüş, cari açığın azalması, kadınların istihdam oranının artması, genç işsizlik oranının azalması gibi pek çok alanda güçlü neticenin görülmeye başlandığını vurguladı.
Bunların, 2023’ün son ve bu yılın ilk çeyreğine ilişkin makro ekonomik finansal göstergelere yansımaya başladığını aktaran Çelik, kadınların iş gücüne katılım oranının yüzde 35,9’a çıktığını, genç işsizlik oranının da 4,7 puan iyileşerek yüzde 15,3’e gerilediğini belirtti.
Çelik, şöyle konuştu:
“Enflasyonla ve diğer alanlarla ilgili olarak da olumlu gelişmeleri görmeye devam edeceğiz. Tabii bununla paralel olarak ülkemize giren yatırım miktarı, ülkemize gelen yabancı para miktarı da bu çerçevede artmaktadır. Kredi derecelendirme kuruluşları Türkiye’nin kredi notunu yükseltmektedir. Bütün bu göstergelere baktığımızda Cumhurbaşkanı’mızın güçlü desteğiyle, Maliye Bakanımız Mehmet Şimşek’in koordinasyonunda yürüyen bu programın olumlu etkilerinin görüldüğünü, bundan sonra vatandaşlarımızın bu olumlu etkileri daha çok göreceğini ve vatandaşımızın refahına katkıda bulunma konusunda bu programın daha güçlü neticeler vereceğini değerlendiriyoruz.”
“Altı çocuktan biri Gazze’de şiddetli kıtlık yaşıyor”
İsrail’in Gazze’deki soykırım faaliyetlerinin devam ettiğini ifade eden Çelik, Batı Şeria’daki saldırılarda da hayatını kaybeden Filistinlilerin sayısının arttığını söyledi. Çelik, “hiçbir çağrı ve girişimin Netanyahu hükümetini soykırım faaliyetinden geri döndürmediğini” kaydetti.
Açlık çeken Gazzelilerin hayvan yemi yemek durumunda kaldığını dile getiren Çelik, Birleşmiş Milletler raporlarına göre, Gazze’deki altı çocuktan birinin şiddetli kıtlık yaşadığını aktardı.
Çelik, İsrail güvenlik güçlerinin “İsrail’in güvenliği çerçevesinde değil, soykırım amacıyla sistematik bir katliam çerçevesinde hareket ettiğini” ifade etti.
Güney Afrika Cumhuriyeti’nin Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’ni ihlal ettiği için İsrail’e karşı Uluslararası Adalet Divanına başvurmasının önemli bir dönüm noktası olduğunun altını çizen Çelik, “Birileri Güney Afrika’yı bu girişiminden dolayı eleştiriyorsa bunun açık anlamı onların aslında bu soykırım faaliyetlerini destekledikleri ve bu çerçevede bu soykırım suçuna ortak olduklarıdır.” şeklinde konuştu.
Divan’ın İsrail’in ihlallerini tespit ettiğini anlatan Çelik, “Ama netice itibarıyla bir ateşkes çağrısının olmaması ve bu ateşkesi hayata geçirecek bir mekanizmanın olmaması bu büyük eksikliği maalesef devam ettirmektedir. İsrail Divan’ın hükümleri çerçevesinde bir ay içerisinde bir rapor verecek. Ama İsrail, bu safhalardan defalarca geçmiştir ve her seferinde de uluslararası hukuk kurallarını ihlal ederek, yok sayarak bu faaliyetlere devam etmiştir.” dedi.
(Sürecek)
]]>Yüksek kar getirisi bulunan güvenilir bir fon olduğunu ve Fatih Terim gibi isimlerin de bu fona dahil olduğunu söyleyerek aralarında tanınmış futbolcular Arda Turan, Fernando Muslera, Emre Belözoğlu ve Selçuk İnan’ın da bulunduğu 21 kişiyi yaklaşık 25 milyon dolar ile 7 milyon 384 bin lira dolandırdığı iddia edilen Şube Müdürü Seçil Erzan’ın el konulan telefonuna ilişkin yeni bir bilirkişi raporu hazırlandı.
İnternette ‘Türkiye’ye suçlu iadesi olmayan ülkeler 2023’ araması yapmış
Seçil Erzan’dan ele geçirilen telefonda yer alan 117 bin 334 mesaj, fotoğraflar, videolar, notlar, ses kayıtlarının incelendiği 200 sayfalık bilirkişi raporunda, Erzan’ın internet üzerinden yaptığı aramalar da yer aldı. Erzan’ın 15 Mart 2023 ile 7 Nisan 2023 tarihleri arasında “Hangi ilaç öldürür”, “Türkiye’ye suçlu iadesi olmayan ülkeler 2023”, “İsviçre suçlu iadesi”, “Suçlu iade etmeyen ülkeler”, “İntihar çeşitleri”, “Fare zehri insanı kaç saatte öldürür”, “Nasıl intihar edilir”, “Kendini asma”, “Bad cat fare zehri insana zarar verir mi”, “Bilekleri kesmek” gibi aramalar yaptığı kaydedildi.
Hazırlanan raporda, telefon içerisinde yer alan dava ile alakalı olabileceği değerlendirilen bazı fotoğrafların silindiği, ayrıca silinen fotoğrafların ise geri getirildiği aktarıldı. Fotoğraflar incelemesinde, ajanda üzerinde “Atilla”, “Ali”, “Nur”, “Nazlı”, “Hoca”, “F. T.”, “Umut”, “Tanın”, “Merve”, “Hüseyin”, “Moci”, “Nuray”, “Enişte”, “Teyze”, “Deras”, “Süleyman”, “Erkan” gibi ibareler ve bu ibarelerin yanında da alınan-verilen paraların, bazen tarih ve notların yazdığı ifade edildi. Ayrıca Arda Turan, Ayhan Akman, Nazlı Can, Merve Özer Yılmaz ile yapılan mesajlaşmaların ekran görüntülerinin de telefonda yer aldığı aktarıldı.
“İyi kötü herkes bir şeyler kazandı, olanlar benim hayatıma oldu”
Raporda Seçil Erzan’ın ‘Nuri Bey’ diye kaydettiği kişiyle mesajlaşmalarına şu şekilde yer verildi:
“Seçil Erzan: Nuri anneme hiç kıyamıyorum ben, canım yavrum diye melek gibi gözümün içine bakıyor. Bozcaada’ya 300 bin dolar borç var çarşamba günü ödeyip orayı üzerine al, o pisliklere kalmasın anneme orda bakarsınız.
Nuri Bey: Kim o pislikler?
Seçil Erzan: Merve ile Tanın. Annemin vekaletini de elimden aldı, bana o vekaleti kötü bir şey için değil annemin normal işleri için almıştım. Annem elimi bırakmıyor hiç yavrum gel sarıl bana diyor gözümün içine bakıyor dayanamıyorum. Azıcık öpeyim diyor, konuşmaya çalışıyor. Kokluyor beni, dayanamıyorum ben, ben kötü bir şey yapmadım Nuri. İyi kötü herkes bir şeyler kazandı. Olanlar benim hayatıma oldu, ne bir yuvam oldu ne de bir ailem kaldı. Merve herkese ‘babası yaşadığı ilişkinin rezilliklerden kaçtı adaya, annesi ilişkisi yüzünden beyin kanaması geçirdi’ diyormuş. Şunların eline annemi sakın bırakma.
Nuri Bey: Her şeyi yüzüne, gözüne bulaştırdın, tek sorumlu sensin. Durduramadık seni.
Seçil Erzan: Bir damla canım kaldı savaşıyorum, didiniyorum ama beni bu bitiriyor, beni takip ettiriyor, her şeyimi kaydediyor, telefonlarımı, kocası ayrı o ayrı.
Nuri Bey: Seçil her şey düzelir yanlış bir şey yapma. Yapılan ne varsa cezasını çekersin, anneni düşün. Biraz üzüleceksin ama düzelmeyen bir şey yok hayatta, bu da geçecek inşallah, bırakma kendini.
Seçil Erzan: Çarem yok Nuri, herkes beni bir kaşık suda boğar. Çok ağır ve adice bir şey oldu, kendimi de mahvettim herkesi perişan ettim. İnsanlar benim yüzümden birikimlerini kaybetti, hayatlarını bitirdim. Kendimden nefret ediyorum, ölmek tek çarem.”
Öte yandan davanın sonraki duruşması 8 Mart’ta İstanbul 41.Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam edecek. – İSTANBUL
]]>Diyarbakır 11. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen duruşmaya, tutuklu müteahhitler Sedat Eser, Mehmet Şirin Yiğit, Şeyhmus Yiğit, inşaat mühendisi fenni mesul Tevfik Demir, tutuklu bulundukları cezaevinden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi’yle (SEGBİS) katılırken, avukatları ise salonda hazır bulundu.
Duruşmada savunma yapan Sedat Eser, Galeria Sitesi’nin eski halinden eser kalmadığını iddia ederek, iş yerlerinde duvarların kaldırıldığını, kolon kesme iddialarının olduğunu öne sürerek, üzerine isnat edilen suçlamaları kabul etmediğini belirtti.
Sanık Mehmet Şirin Yiğit, “İnşaatın yapım sürecinde herhangi bir katkım söz konusu değil. Hiçbir süreçte imzam yok. Tanıkların ifadelerinde kolon kesme iddiası var. Zeminin sert olduğu raporlara yansımıştır. Bilirkişi raporlarında çelişkiler mevcuttur. Tahliye ve beraatimi talep ediyorum.” dedi.
Sanık Tevfik Demir de Galeria Sitesi inşaatı ile ilgili hiçbir bağlantısının olmadığını öne sürerek, suçlamaları reddetti.
Sanık Şeyhmus Yiğit ise üzerine isnat edilen suçlamayı kabul etmeyerek, tahliye talebinde bulundu.
Duruşmada tanık olarak dinlenen Feride Laçin, Galeria Sitesi inşaat halindeyken buradan ev ve büro aldığını belirtti.
Depremde komşularının da öldüğünü ifade eden Laçin, “25 yıl boyunca bu sitede oturdum. Sitenin altında olan marketten sürekli alışveriş yapardım. Markette kolon sıkıntısı vardı. Büromun bulunduğu bloğun diğer kısmı ikinci depremde yıkıldı. D blok altında ise spor salonu vardı. Orada da kolon yoktu. Yan tarafta yapılan inşaatın temel kazısı da etkiledi. Burada sadece sanıklar değil kusuru olan herkes yargılansın.” dedi.
“Raporda temelin riskli olduğunu söylemiştik”
Tanıklardan inşaat mühendisi Mehmet Fuat Ezber ise talep doğrultusunda temel atılmadan önce zemin etüdü yaptıklarını ve zeminin taşıma gücünün zayıf olduğunu tespit ettiklerini ileri sürdü.
O dönemlerde zeminde yer altı suyu olduğunu tespit ettiklerini öne süren Ezber, “Bu tespitler doğrultusunda rapor tuttuk. Zeminin 6 metre daha kazılıp uygun hale getirilmesi gerekiyordu. Haliyle daha da maliyetli olurdu. Bütün binalarda temel atılmadan önce zemin etüdünün yapılması lazım. Yoksa yapılan binalar riskli olur. Raporda temelin riskli olduğunu söylemiştik. Raporun projeye eklenmesi gerekiyordu ancak raporun sonradan projeye eklenmediğini öğrendik.” ifadelerini kullandı.
Tanık jeoloji mühendisi Halis Dabaz da bina yapılmadan önce zemin etüdüne ilişkin hazırladıkları raporda zemin killi olması nedeniyle zayıf ve taşıma gücü düşük olduğunu tespit ettiklerini öne sürdü.
Rapora göre, temelin derin kazılması gerektiğini belirten Dabaz, söz konusu raporu inşaat mühendisleri odasına sunduklarını belirtti.
Tanık Aziz Sabri Özdemir ise sitenin altında bulunan marketin sahibi olduğunu belirterek, kolon ve kirişlere yönelik herhangi bir müdahalenin olmadığını iddia etti.
Marketin eski işletmecisinin dükkan içinde merdiven yaptığını öne süren Özdemir, “Çünkü marketin alt kısmında bulanan bölümü başkasından kiralamışlardı. Galeria İş Merkezinde duvar kırdırmayan esnaf kalmamıştı.” dedi.
Tanık Şükrü Özkılıç da Galeria Sitesi’nde iş yerlerinin bulunduğunu ve resmi kurumlara kiraladığı için depreme dayanıklı olduğuna dair rapor tuttuğunu iddia ederek, kolon ve kiriş kesmelere şahit olmadığını iddia etti.
Tanık Sabri Yılmaz ise binanın yapımından sonra sadece ilk iki yılda yağışlı havalarda binanın bodrumunda su biriktiğine şahit olduğunu öne sürdü.
Depremde yakınlarını kaybeden 2 müşteki de sanıklardan şikayetçi olduklarını belirterek, cezalandırılmalarını talep etti.
Savcı sanıkların cezalandırılmasını talep etti
Cumhuriyet savcısı esas hakkında hazırladığı mütalaasında, tutuklu sanıkların isnat edilen suçtan cezalandırılmasına, tutukluluk hallerinin devamına ve firari sanıkların dosyalarının ayrılması yönünde görüş bildirdi.
Avukatlar, savcının esas hakkında hazırladığı mütalaasına iştirak etmediklerini, müvekkillerinin suçsuz olduğunu savunarak, tahliyelerini talep etti.
Savunmaların ardından mahkeme, 4 sanığın tutukluluk halinin devamına karar vererek, duruşmayı 22 Mart’a erteledi.
İstenilen ceza
İddianamede, tutuklanan müteahhitler Sedat Eser, Mehmet Şirin Yiğit, Şeyhmus Yiğit, inşaat mühendisi fenni mesul Tevfik Demir ile haklarında yakalama kararı bulunan M.E, H.M.Y. ve İ.H.Y. hakkında “bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümü ve yaralanmasına neden olma” suçundan 22 yıl 6’şar aya kadar hapis cezası isteniyor.
]]>NEFESİ KESİLENE KADAR “FİLİSTİN’E ÖZGÜRLÜK” DİYE BAĞIRDI
ABD Hava Kuvvetlerinde aktif görevde olan 25 yaşındaki Bushnell, dün Washington yerel saatiyle 13.00 sularında İsrail’in Washington Büyükelçiliği önünde “Artık soykırıma iştirak etmeyeceğim. Şimdi oldukça şiddetli bir protesto düzenleyeceğim ancak Filistinlilerin işgalcilerin elinde yaşadıkları karşısında benim eylemim çok da büyük bir şey değil” dedikten sonra başından aşağı benzin dökerek kendisini ateşe verdi. Kamuflaj elbisesi içindeki Bushnell, nefesi kesilene kadar “Filistin’e özgürlük!” diye bağırdı.

“BU FOTOĞRAFIN DÜNYADAKİ TÜM GAZETELERİN İLK SAYFASINDA YER ALMASI GEREKİYOR”
İsrail’in Washington Büyükelçiliği önünde kendisini yakan ve daha sonra yaşamını yitirdiği açıklanan Bushnell’in görüntüleri, sosyal medyada yayılırken çeşitli platformlarda birçok kişi konuya ilişkin açıklamalarda bulundu. Sivil toplum kuruluşu Vatansever Vizyon (PVA) Yönetim Kurulu Başkanı ve Birleşmiş Milletlerdeki (BM) Temsilcisi Mohamed Safa, Bushnell’in alevler içerisindeki ekran görüntüsünü paylaşarak, “Bu fotoğrafın dünyadaki tüm gazetelerin ilk sayfasında yer alması gerekiyor” yorumunu yaptı.
HABERLERİN MANŞETLERİNE DİKKAT ÇEKTİLER
Ulusal İran-Amerikan Konseyinin Kıdemli Araştırma Üyesi Assal Rad, New York Times, Reuters, CNN ve Washington Post’un Bushnell’in kendisini ateşe vermesine dair yayımladıkları haberlerin manşetlerine dikkati çekti. Yazar Rad, bu yayın kuruluşlarının manşetlerinde askerin kendisini yakma sebebine değinilmediğine işaret etti.
Al Jazeera muhabiri Rami Ayari, “Fotoğrafına baktığımda, Filistin’deki soykırıma karşı durmak için yaşadığı acıyı düşünürken ağlıyorum” ifadelerinin ardından, Bushnell’in “fedakarlığının boşa gitmemesi ve tüm dünyada duyulması” için çağrı yaptı. İngiliz müzisyen Lowkey de “Muhtemelen The Wall Street ya da New York Times, çok yakında Bushnell’i karalayan makale yazması için İsrailli eski bir istihbarat ajanını tutacak” iddiasında bulundu.

ABD BASINI, ASKERİN GAZZE MESAJINI BAŞLIKLARINDA GÖRMEDİ
ABD askerinin eylemi ve kendisini ateşe verdiği görüntüler, sosyal medyada “Gazze için protesto” başlığıyla yayılmasına rağmen önde gelen ABD’li medya kuruluşları, olayı yansıtırken başlıklarında Bushnell’in Gazze, Filistin ve soykırımla ilgili mesajlarını kullanmaktan kaçındı. New York Times, Washington Post, CNN, Fox, Forbes, Associated Press ve Huffington Post, Bushnell’in soykırım ifadesini ve Filistin’e özgürlük çağrısını başlıklarına taşımadı.
İngiliz Reuters haber ajansı, The Mirror, Telegraph, The Guardian ve BBC de Bushnell’in eylemini, “ABD’li havacı kendisini İsrail Büyükelçiliği önünde ateşe verdi” ifadeleriyle başlığa taşımakla yetindi. Bir diğer İngiliz yayın kuruluşu The Independent ise eylemin “soykırım protestosu” olarak yapıldığını okuyucularıyla başlıktan paylaştı.
Fransız basınının önde gelen medya kuruluşlarından Le Figaro, France 24, Le Parisien, FranceTvInfo, Bushnell’in eylemini “İsrail-Hamas/Gazze savaşı” başlığı altında yayımladı. Bushnell’in Filistin’e özgürlük ve soykırım ifadeleri ise haberlerin içinde yer aldı. Avustralya’da yayın yapan 9news haber sitesi de başlıklarında seçici davranarak askerin “soykırım”a ilişkin ifadelerini kullanmadı.

ASYA BASINI OLAYI BÖYLE DUYURDU
Hindistan merkezli Times of India ve Hindustan Times sitelerinin kendisini ateşe veren ABD askerine ilişkin haberlerinde “Özgür Filistin” ifadesi başlığa taşındı. Haberlerde askerin kimliğine ve sosyal medya faaliyetlerine ilişkin detaylar paylaşılırken yetkililerden gelen açıklamalara da yer verildi.
Katar merkezli Al Jazeera kanalı da Bushnell’in eylemini okuyucularıyla “ABD’li havacı soykırımı protesto için kendisini İsrail Büyükelçiliği önünde ateşe verdi” başlığıyla paylaştı. Pakistan’da yayın yapan The News International sitesi, Bushnell’in kendisini “Filistin’de soykırımı protesto” etmek için ateşe verdiği ifadelerini başlığa taşıdı.
Çin merkezli South China Morning Post (SCMP), konuyu haberleştirirken “soykırım” ve “Filistin’e özgürlük” ifadelerini başlığa taşımasa da ara başlıkta Bushnell’in “soykırıma ortak olmayacağına” ilişkin sözlerine yer verdi.
]]>İlçenin Kayaönü köyü mevkisinde özel bir krom madeninde göçük meydana geldiği ihbarı üzerine bölgeye jandarma, 112 Acil Sağlık ve AFAD ekipleri sevk edildi.
Göçük altında kalan işçilerin kurtarılması için çalışma başlatıldı.
Valilikten yapılan açıklamada, saat 10.04’te özel bir şirkete ait krom maden işletmesinde meydana gelen göçükte 4 işçinin göçük altında kaldığı bildirildi.
Yapılan ilk müdahale neticesinde 3 işçinin kurtarıldığı ifade edilen açıklamada, 1 işçinin kurtarılması için çalışmaların sürdüğü belirtildi.
Açıklamada, olayla ilgili adli ve idari tahkikat başlatıldığı kaydedildi.
Elazığ Valisi Ömer Toraman, AK Parti Elazığ Milletvekili Mahmut Rıdvan Nazırlı, Palu Kaymakamı Hulusi Teke ve İl Jandarma Komutanı Kıdemli Albay Murat Evren ile maden ocağında yürütülen kurtarma çalışmalarını yerinde takip etti.
4’üncü işçi de kurtarıldı
Ekiplerin çalışmaları sonucu 4’üncü işçi de göçük altından çıkarıldı. İşçi, hastaneye kaldırılmak üzere ambulansa alındı.
Vali Toraman, gazetecilere, göçüğün ilk anında bir işçinin kurtarıldığını, arama kurtarma ve tahlisiye ekiplerinin yoğun gayretleri neticesinde 2 işçinin daha yaralı olarak çıkarılarak, hastaneye sevk edildiğini belirtti.
4’üncü işçinin kurtarılması için yürütülen çalışmalara değinen Toraman, şunları kaydetti:
“Sıkışmadan mütevellit çalışılması zor bir alan olduğu için arama kurtarma ve tahlisiye ekiplerimiz de yeni bir sıkıntıya yol açmamak için emniyetli bir şekilde çalıştı ve 4’üncü işçi kardeşimize de ulaştılar. Onunla göz ve sözlü temas sağladılar. Göçükten kaynaklanan malzemeyi bertaraf etmeye çalışarak kendisine ulaştılar. İşçi kardeşimize bulunduğu yerde ilk tıbbi müdahaleyi UMKE gerçekleştirdi. Hamdolsun bilinci açık, şuuru yerinde, hayati tehlikesinin olmadığını değerlendiriyoruz, ilk tespitlere göre. Böylece göçük altında kalan 4 işçimizin tamamını kurtarmış olduk.”
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya ile Enerji ve Tabii Kaynakları Bakanlığı yetkililerinin de olayı yakından takip ettiğini ifade eden Toraman, sürekli olarak gelişmelerle ilgili kendilerini bilgilendirdiklerini bildirdi.
Toraman, destek veren tüm ekiplere teşekkür ederek, “Çok şükür can kaybı olmaması en büyük tesellimiz. Palu Cumhuriyet Savcılığı tarafından adli tahkikat da sabah itibarıyla başlamıştı. Bir taraftan o da devam edecek. Ayrıca idari tahkikatlar da yürütülecek. Hiç kimsenin tereddüdü olmasın. Bu konular en ince ayrıntısına kadar tetkik edilecek, incelenecek ve durum ne ise bütün açıklığıyla ortaya konulacaktır. Bundan kimsenin endişesi olmasın.” dedi.
Toraman, yaralanan işçilere acil şifa, ailelerine ve sevenlerine geçmiş olsun dileyerek, bu ve benzeri kazaların bir daha yaşanmamasını temennisinde bulundu.
Gazetecilerin göçüğün nasıl meydana geldiğine ilişkin sorusu üzerine Toraman, şunları söyledi:
“Adli ve idari tahkikat yürüyor ama ilk tespitler bir tahkimat göçüğü olduğu şeklinde. Bu bir krom madeni ocağı, dolayısıyla kömür madeni ocaklarıyla karıştırmamak lazım. Dolayısıyla bir tahkimat çöküntüsü neticesi bir göçükle karşı karşıya olduğumuzu ifade ettiler. Hamdolsun, tahlisiye, arama kurtarma ekiplerimiz burada Eti Krom başta olmak üzere civarda faaliyet yürüten bütün maden şirketleri yardıma koştular, arama kurtarma faaliyetlerine bizzat katıldılar ve başarılı bir şekilde 4 kardeşimizi de göçük altından çıkarmanın mutluluğunu bize yaşattılar. Hepsine ayrı ayrı teşekkür ediyorum.”
Öte yandan Elazığ Belediye Başkanı Şahin Şerifoğulları da kurtarılan işçileri tedavi gördükleri hastanede ziyaret etti.
Şerifoğulları, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Fethi Sekin Şehir Hastanesi’nde tedavi altına alınan yaralı işçileri ziyaret ettiklerini belirterek, “Maden ocağında meydana gelen göçükten yaralı olarak kurtarılan ve tedavi altına alınan madenci kardeşlerimizi ve ailelerini ziyaret ederek geçmiş olsun dileklerimizi ilettik. Rabb’im acil şifalar versin.” ifadelerini kullandı.
]]>Tepebaşı Belediyesi tarafından hayata geçirilen Yeşiltepe Yaşam Merkezi, düzenlenen tören ile kent halkının hizmetine sunuldu. Tepebaşı Davet Salonu’nda düzenlenen toplu açılış törenine Başkan Ataç’ın yanı sıra CHP’nin Eskişehir Büyükşehir Belediyesi (EBB) Başkan Adayı Ayşe Ünlüce, CHP İl Başkanı Talat Yalaz, Tepebaşı meclis üyeleri ve çok sayıda Belde Evi kursiyeri katıldı.
Törende konuşan Başkan Ataç, şunları söyledi:
“20 yıldır yan yana çok güzel işler yaptık. Birçok hizmet yeri açtık. Tepebaşı bölgemiz gelişerek büyüyor. Tabii şehirleri, sanat, kültür, bilim, ilim bunlar geliştirir. Bunlara dikkat ederek 20 yılda çok mesafe kat ettik. Belde Evlerimizin ilkini 2001 yılında açtık. O zaman Belde Evi diye bir düşünce yoktu Türkiye’de. Belde Evleri projesine Fevzi Çakmak Mahallesiyle başladık. Şu anda yaklaşık 26 tane Belde Evimiz, 10 tane deneyimli kafemizle sizlere hizmet veriyoruz. Tepebaşı Belediyesi her zaman tasarrufla parasını harcar. Belediyemize ait 4 birimimizi buraya taşıdık. Burada inanılmaz güzel şeyler oldu. İçerisinde Belde Evi, Çocuk Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği, Dil ve Konuşma Terapisi Merkezi ile İki Elin Sesi Var Çocuk Senfoni Orkestrası’nın yer aldığı bu merkez, yaşam merkezi olarak sizlere hizmet verecek. Belde Evleri’ni mülkiyetimizdeki yerlere taşıyarak tasarruf ettik. Şimdi sıfır maliyetle Belde Evleri’miz oldu. Tasarruf ile kalan paraları da yine sizin için harcayacağız. Tasarrufu sizin için yapacağız.”
EBB Başkan Adayı Ayşe Ünlüce de şunları dile getirdi:
“Ahmet Başkan, 1999 seçimlerini kazanıp 1-2 yıl sonra Belde Evleri projesini ilk ortaya attığında bizler de şehirdeki genç kadınlar olarak çok büyük heyecan duymuştuk. O dönemde kadın dayanışma merkezi yoktu ama Belde EvleriWmiz bu alanda birçok çalışmaya imza attılar. Eskişehir Büyükşehir Belediyesi de ‘Eğitimde fırsat eşitliği sunan şehir’ sloganıyla yola çıkarak bugüne kadar Eskişehir’de birçok kadınımıza hizmet etti. ESMEK kurslarımızdan son 10 yılda 250 bin kadınımız, gencimiz ve çocuklarımız yararlandı. Kent merkezinin yanı sıra ilçelere de açtığımız ESMEK kursları sayesinde ilçeler canlandı, kadınlar ev hayatından sosyal hayata adım atmış oldu. Ayrıca Kadın Danışma ve Dayanışma Merkezi’mizden ise son 10 yılda 40 bin kadın yararlandı. Burada şiddete maruz kalan, psikolojik destek isteyen kadınlarımıza merkezimizde destek verdik.”
CHP İl Başkanı Yalaz ise “Bugün burada açacağımız Belde Evi, Çocuk Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği, İki Elin Sesi Var Çocuk Senfoni Orkestrası gibi tesisler, sosyal belediyeciliğin birer örneği. Belde evleri sayesinde siz değerli kadınlarımız hem toplanmak için fiziki bir imkana kavuşuyor hem de kendilerini geliştirmek için çeşitli eğitimler yapıyor. Bu anlamda Belde Evleri Tepebaşı’nda yer bölgeye yayılmış ve sosyal belediyeciliği en iyi örnekleyen oluşum olmuştur” diye konuştu.
Konuşmaların ardından Yeşiltepe Yaşam Merkezi’nin açılışı yapıldı. Açılışı sonrası Başkan Ataç, EBB Adayı Ünlüce, İl Başkanı Talat Yalaz ve kadın kursiyerler merkezin birimlerini gezdi.
Yeşiltepe Yaşam Merkezi içerisinde; kadınların sosyalleşmesini sağlayan Belde Evi, 4-18 yaş grubu çocuklara psikolojik danışmanlık, diş sağlığı eğitimi ve acil müdahale ve tedavi işlemlerinin ücretsiz gerçekleştirildiği Çocuk Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği ve İki Elin Sesi Var Çocuk Senfoni Orkestrası Eğitim ve Çalışma Merkezi ile iki buçuk yaş itibarıyla çocuk, ergen, yetişkin ve ihtiyaç duyan herkesin faydalanabileceği Dil ve Konuşma Terapisi Merkezi yer alıyor.
]]>Tepebaşı Belediyesi, kente yeni Belde Evi kazandırmaya devam ediyor. Son olarak, Bahçelievler Mahallesi İmge Sokak’ta yapımı tamamlanan Güllük Belde Evi de hizmete girdi. Belde Evi’nin resmi açılış törenine Başkan Ataç’ın yanı sıra CHP Eskişehir Milletvekilleri Utku Çakırözer ile Jale Nur Süllü, İbrahim Arslan, CHP Eskişehir Büyükşehir Belediyesi (EBB) Başkan Adayı Ayşe Ünlüce, CHP İl Başkanı Talat Yalaz, Tepebaşı Belediyesi Meclis üyeleri ve çok sayıda mahalle sakini katıldı.
Açılışta konuşan Başkan Ataç, şunları kaydetti:
“İnanın bu kadar kalabalık beklemiyordum. Bu Belde Evi açılışı değil, miting gibi oldu. Belde Evlerinin ilk 2001 yılında düşündük, projelendirdik. Amacımız evde boş vakit geçiren kadınlarımızı üretken yapmaktı. İlk Belde Evi’mize Fevzi Çakmak Mahalle’mizle başladık. Amaç kadını evden çıkarıp üretken yapmaktı. Bu kısa zamanda işte Çamlıca Mahallesi, Batıkent ve diğer mahalleler olmak üzere devam etti. Bugün yaklaşık 26 tane Belde Evi’miz, 10 tane de deneyimli kafemiz var. Ama bu Belde Evi’miz aynı zamanda deneyimli kafe gibi olacak.”
Güllük Belde Evi’nin Tepebaşı personeli tarafından yapıldığını ve 900 bin liraya mal olduğunu aktaran Ataç, şöyle devam etti:
“2009’dan bu tarafa Belde Evleri’mizden yaklaşık 140 bin kadın, 95 bin çocuğumuz hizmet aldı. Biz rant belediyeciliği değil, hizmet eden belediyeciyiz. Bizim rantla ilişkimiz yok. İnanın belediyecilik ibadet etmek gibi bir şey. Çünkü eğer insanımızın yüzü gülerse biz dualar alıyoruz. İnanın bizi koruyan bu dualar. Yani neticede her mahallemizde Belde Evi yapmak için göreve geldik ve bu şekilde devam ediyoruz. Burada tabii dayanışma, katılımcılık, sürdürülebilirlik gibi prensiplerimizi devam ettireceğiz. Ayrıca buradaki kurslarımız başladı. Bu kurslarımız yetişkin branşlarında olan kurslar, sonra çocuklarımızı da ilave edeceğiz. İnanın, sizden hiçbir şeyi esirgemiyoruz. Aksine bütün gücümüzle, özellikle de kadınlarımız için çalışıyoruz. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 100. yılını yaşıyoruz. Esasında Cumhuriyetimiz kadın devrimidir. Çünkü 1926’da Mustafa Kemal Atatürk Medeni Yasa’yı çıkarıyor. Medeni Yasa neyi kapsıyor? Aile birliğini ve kadının tek evliliğini özellikle belirtiyor. Bu bir dehanın düşüncesidir, vizyonudur. Yetmedi. 1934’te kadına seçme ve seçilme hakkını veriyor Mustafa Kemal Atatürk. Bizim tek liderimiz var. Mustafa Kemal Atatürk. Onun yolundan yürümeye devam edeceğiz.”
EBB Başkanı Adayı Ayşe Ünlüce de kadınların Belde Evleri sayesinde hayata kazandırıldığını belirterek, şunları söyledi:
“O kadar önemli bir hizmet ki ben Tepebaşı Belediye’mizi Ahmet Ataç Başkan’ımızın şahsında emeği geçen herkesi kutluyorum. Tepebaşı’nda hayatı güzel kılan Belde Evlerindeki dönüşümle başladı diye düşünüyorum. Çünkü Belde Evlerinde kadınlar dönüştü, kadınlar güçlendi, kadınlar mücadele etmeyi öğrendi, aile bütçesine katkıda bulundu, şehir ekonomisine katkıda bulundu ve onlar güçlendikçe şehir de güçlendi, bir dönüşüm geçirdi. Belde Evleri birbirlerinden el iş öğrendikleri, hocalarından el iş öğrendikleri yerler değil. Aynı zamanda birbirlerinin dertlerini konuştukları, günlük yaşamının sıkıntılarından bahsettikleri, hayata karşı güçlü, dirençli kılma yerleri o nedenle çok önemli diye düşünüyorum.”
Belde Evi’nin açılışı öncesi Tepebaşı Belediyesi’nin temizlik emekçilerinden kurulu olan ve Türkiye’de bir ilk olma özelliği taşıyan Eko Şov Ritim Grubu konser verdi.
]]>Mimarlar Odası Ankara Şubesi’nin 48. Olağan Genel Kurulu’nda seçimi, iktidara yakın olduğu belirtilen turuncu liste kazandı. Seçimi kaybeden eski Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan, “Siyasi iktidar bütün gücünü kullanarak yüklendi. İhale verdikleri firmalarda çalışılan mimarların ilk defa bir insanın arkasından sıra halinde otobüslerle oy kullanmaya gittiklerini gördük” dedi. Yeni seçilen Şube Başkanı Derya Başyılmaz, “Arkamızda herhangi bir güç odağı yok. Biz kendi imkanlarımızla bu seçimi kazandık. Odanın siyaset üstü olması gerektiğini düşünüyoruz. Bizim çıkış amacımız sadece mimarlık içindi. Mimarın sağcısı, solcusu olmaz” diye konuştu.
Mimarlar Odası Ankara Şubesi’nin hafta sonu yapılan 48. Olağan Genel Kurulu’nda seçimi, iktidara yakın olduğu belirtilen turuncu liste kazandı. Tezcan Karakuş Candan’ın, 10 yıldır başkanlığını yürüttüğü Mimarlar Odası Ankara Şube’nin yeni başkanı Derya Başyılmaz oldu.
Üç listenin yarıştığı seçimde, turuncu listeden Derya Başyılmaz 1033 oy, mavi listeden Tezcan Karakuş Candan 807 oy, kırmızı liste ise 433 oy aldı.
“İHALE VERDİKLERİ FİRMALARDA ÇALIŞAN MİMARLARIN OY KULLANMAYA GELDİKLERİNİ GÖRDÜK”
Eski Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Candan Karakuş, konuya ilişkin ANKA Haber Ajansı’na yaptığı açıklamada, “Siyasi iktidar bütün gücünü kullanarak yüklendi. İhale verdikleri firmalarda çalışılan mimarların ilk defa bir insanın arkasından sıra halinde otobüslerle oy kullanmaya gittiklerini gördük. Son dönemlerde iktidarın açtığı üniversite mezunu olan 146 mimarlık fakültesi açıldı. Bu rant organizasyonları niteliksiz binalar böyle bir bakış açısının ürünü olarak karşımıza çıktı. Bu durum sadece MMO’ya yönelik değil. Bu durum tüm meslek odalarına yönelik… Fetih gibi değerlendiriyorlar. İktidarın ülkeyi getireceği durumun fragmanını yaşamış olduk. Bir mevzi kaybettik doğrudur ama hattı müdafaa yoktur sathı müdafaa vardır o satıh bütün vatandır” dedi.
“ARKAMIZDA HERHANGİ BİR GÜÇ ODAĞI YOK”
Seçimi kazanan Derya Başyılmaz ise, ANKA Haber Ajansı’na şunları söyledi:
“Mimarlar Odası’ndaki 48. dönem. Meslektaşlarımız arasındaki mesleki birliğimiz bozuktu. Odanın 11 bin üyesi var ama odada aktif olarak odanın düzenledikleri etkinliklere katılan çok az mimar var. Birçok mühendisimiz odadaki kayıtlarını sildiriyordu. Oda yönetimi çok fazla siyasi söylemlerle gündeme geliyordu aidiyet de azalmış durumdaydı. 11 binden fazla üyesi olan listede mimarların isim bilgisi biz de yoktu. Biz tek tek arayıp desteklerini istedik. Biz mimar olan herkese elimizden geldiğince ulaşmaya çalışacağız. Arkamızda herhangi bir güç odağı yok. Biz kendi imkanlarımızla bu seçimi kazandık. Odanın siyaset üstü olması gerektiğini düşünüyoruz. Bizim çıkış amacımız sadece mimarlık içindi. Mimarın sağcısı, solcusu olmaz. Biz meslek odasındayız. Ben 13 yıldır bu meslekteyim. Bu bizim ilk deneyimimiz…”
“SON ZAMANLARDA ÜYELERİN SORUNLARINA YÖNELİK ÇALIŞMA YAPILIYORDU”
Kırmızı listenin başkan adayı Vedat Ağca ise mavi listeyle tek liste olarak seçimlere girmek istediklerini, defalarca teklif götürmelerine rağmen kabul edilmediğini söyledi. Ağca, ANKA’ya şunları söyledi:
“Mimarlar odasında genellikle yıllardır iki liste ya da tek liste olurdu. Genelde aynı görüşe sahip arkadaşlar olurdu, sol görüşe sahip insanlar olurdu. Son zamanlarda MMO üyelerinin sorunlarına yönelik ya da mesleki sorunlara yönelik doğru dürüst eylem yapılmadığını gördük. Genç mimarların mezuniyet sonrası iş bulma sorunları, staj sorunları, kamu çalışanların ücret sorunları, iş yerlerinde karşılaştıkları sorunlar çerçevesinde çözüme ulaşabilmek için liste çıkardık. Turuncu listenin organize bir şekilde seçimlere gelebileceğini görmüş olmaları gerekiyordu. Dolayısıyla Tezcan Hanımların bu konuyla ilgili bizimle birlikte hareket etmeleri, yaklaşım göstermeleri gerekiyordu. Biz, birleşme çağrılarımızı yineledik ‘tek liste üzerinde çalışalım’ diye fakat bu talebimiz mavi liste tarafından reddedildi.
“BİRLEŞME TALEBİMİZİ YİNELEDİK AMA REDDELDİ”
Seçim sabahında turuncu listenin organize bir şekilde okulun bahçesinde o tabloyu görünce, hayatı boyunca odaya hiç uğramamış, hiç oy kullanmamış grubun oy kullanmaya geldiğini gördük. O zamanda birleşme talebimizi onlara yineledik ancak bu talebimiz yine onlar tarafından reddedildi. Bu tavır bizim de arkadaşlarımızın da kafalarının karışmasına sebep oldu. Bir kısım maviye bir kısım turuncuya oy verdi. 20 yıldır iktidarda olan mavi liste yeni mezun arkadaşlarla ilgili hiçbir şey yapamamış. Oylar odayla hiç tanışmamış gençlerden alındı.”
“ELEKTRİK MÜHENDİSLERİ ODASINDAKİ SEÇİMİ DEMOKRAT MÜHENDİSLER ALDI”
TMMOB’a bağlı Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) Ankara Şubesi’nin 27. Dönem Genel Kurulu’nun ardından yapılan seçimlerin sonucu da belli oldu. Seçimlerde delege çoğunluğunu Hacı Ali Yiğit başkanlığında seçime giren mavi listenin sahibi Demokrat Mühendisler aldı.
]]>
“HANGİ İLAÇ ÖLDÜRÜR” ŞEKLİNDE ARAMA YAPMIŞ
Raporda, 15 Mart ve 7 Nisan 2023 tarihleri arasında sanık Erzan’ın internet aramalarında, “Hangi ilaç öldürür?”, ” Türkiye’ye suçlu iadesi olmayan ülkeler 2023″, “İsviçre suçlu iadesi”, “Suçlu iade etmeyen ülkeler”, “İntihar çeşitleri”, “Fare zehri insanı kaç saatte öldürür?”, “Nasıl intihar edilir?”, “Kendini asma”, “Fare zehri insana zarar verir mi?” ve “Bilekleri kesmek” ifadeleriyle aramalar yaptığının tespit edildiği belirtildi.
“SEN NE KADAR YALANCI BİR KADINMIŞSIN”
Erzan’ın telefonundaki pek çok fotoğrafın silindiğinin tespit edildiği aktarılan raporda, elde edilebilen fotoğraflarda ise sanığın kişisel ajandasında bazı müştekiler ile “hoca” ve “F.T.” isminin yazılı olduğu kişilere ilişkin yaptığı ödeme kayıtları ve senetlerin bulunduğu fotoğraflara, 7 Nisan 2023’te müşteki Volkan Bahçekapılı ile sanık Erzan arasında gerçekleşen konuşmaların devamında Bahçekapılı’nın Erzan’a “Ya sen ne kadar yalancı bir kadınmışsın. Şimdi hocayı arıyorum.” mesajına da yer verildi.
2 İSMİN TELEFON KAYITLARI SİLİNMİŞ
Raporda, Ali Yörük ve Atilla Yörük’ün 9 Nisan 2023’ten itibaren telefonlarını kullanmaya başladıklarının belirlendiği, sanıkların telefon değiştirme ya da sıfırlama işlemlerini anlaşıp birlikte yapmış olabileceklerinin tespit edildiği değerlendirildi. Sanıkların telefonlarında 9 Nisan 2023’ten öncesine ait çok az sayıda veri olduğu bildirilen raporda, Atilla Yörük’ün 3 kişiye “Telefonu değiştirdim.” mesajını gönderdiğine işaret edildi. Raporda, Ali ve Atilla Yörük’ün olaya ilişkin soruşturmanın başladığı tarihlerde yazılan haberlerin sayfalarını birbirlerine yolladığının görüldüğü kaydedildi.
“SİZİ O ZAMAN UYARDIM”
Sanık Ali Yörük’ün rehberinde kayıtlı olmayan yabancı bir hat numarasıyla aralarında geçen konuşmada söz konusu numaranın Yörük’e “Sizi o zaman uyardım. Devam ettiyseniz takibi vardır, yanarsınız.” şeklinde mesaj gönderdiği de raporda yer aldı.
İDDİANAMEDEN
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, sanık Seçil Erzan’ın, bir bankanın Levent’teki şubesinde müdür olarak çalıştığı ve müşteki Bülent Çeviker’den kişisel güven ilişkisine dayalı 2 milyon dolar alarak yüksek kar vaadiyle yeniden kendisine iade edeceğini bildirdiği kaydediliyor. İddianamede, müşteki Çeviker’e para karşılığında yazılı evrak verildiği ancak daha sonra Çeviker’in Erzan’a ulaşamadığı, durumu bankaya bildirdiği, banka tarafından araştırma yapıldığı, Erzan hakkında suç duyurusunda bulunulduğu ifade ediliyor. Sanık Erzan’ın bu yöntemle futbolcular, iş insanları ve çeşitli meslek gruplarından müştekilere, yüksek kar getirisi olan güvenilir bir fon bulunduğunu, kamuoyunda tanınan Fatih Terim ve Hakan Ateş gibi isimlerin bu fona dahil olduğunu söyleyerek, müştekileri bu fona para yatırmaya ikna ettiği anlatılan iddianamede, gerçekte ise böyle bir fonun hiç olmadığının tespit edildiği belirtiliyor. İddianamede, Erzan’ın, müştekilerin verdiği paralara ilişkin sahte belgeler oluşturup, bu belgelere bankanın kaşesini ve ıslak imzasını atıp müştekilere teslim ettiği ve dolandırıcılık kastıyla hareket ettiği kaydediliyor.
252 YILA KADAR HAPSİ İSTENİYOR
Sanık Erzan’ın “özel belgede sahtecilik” ve “tacir veya şirket yöneticisi olan ya da şirket adına hareket eden kişilerin ticari faaliyetleri sırasında, kooperatif yöneticilerinin kooperatifin faaliyeti kapsamında nitelikli dolandırıcılık” suçlarından 69 yıldan 226 yıla kadar hapsi istenen ana iddianamenin ardından hazırlanan yeni iddianameyle Erzan hakkında istenen hapis cezası da yükseldi. Erzan’ın, 77 yıldan 252 yıla kadar hapsinin talep edildiği iddianamede, sanıklar Ali Yörük, Kerem Can, Hüseyin Eligül, Nazlı Can, Atilla Yörük ve Asiye Öztürk’ün ise aynı suçlardan 3 yıl ile 85 yıl arasında hapisle cezalandırılması isteniyor. İstanbul 41. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen dava kapsamında 2’si tutuklu 7 sanığın yargılaması sürüyor.
]]>Sirkeci- Kazlıçeşme Raylı Sistem Projesi açılış töreni davet tartışması gölgesinde gerçekleştirildi. Törene İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu katılmadı. Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan, muhalefet tarafından “tehdit” olarak nitelenen söylemlerine bir yenisini ekledi. Erdoğan, törene katılanlara hitaben, “Şu anda ülkeyi kimler yönetiyor? Bizler yönetiyoruz. İstanbul’da bulunan zat, böyle bir imkana sahip mi? Değil” dedi. Erdoğan, 25 yıl AKP’li başkanlar tarafından yönetilen İstanbul’un trafik sorunundan da yakındı, “İstanbul halkı ailesi sevdikleriyle birlikte geçirmesi gereken zamanı trafikte bekleyerek boşa harcıyor. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığımızın hayata geçirdiği projeler olmasaydı muhtemelen İstanbul’un trafik çilesi artık katlanılamaz halde olur” diye konuştu.
Sirkeci- Kazlıçeşme Raylı Sistem Projesi açılış töreni davet tartışması gölgesinde gerçekleştirildi. Törene İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu katılmadı. 2019 seçimlerini İmamoğlu’na karşı iki kez kaybeden Binali Yıldırım ile şimdiki AKP adayı Murat Kurum yanyana oturdu.
Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan açılışta yaptığı konuşmada İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu eleştirerek şunları söyledi:
“İSTANBUL’A NİMET OLARAK BAKANLAR BU ŞEHRİN BİTKİSEL HAYATA GİRMESİNE NEDEN OLDULAR”
“İstanbul’a emanet olarak değil, nimet olarak bakanlar ihmalkarlıklarıyla, tamahkarlıklarıyla, umursamazlıklarıyla bu güzel şehrin bitkisel hayata girmesine sebep oldular. Bilhassa trafik yoğunluğunu, şu İstanbul’un ulaşım sorunu ne durumda görüyorsunuz değil mi? Attığı bir adım var mı? Toplu taşımacılıkta her taraf rezillik. ve bu noktalarda ne yaparız ederiz de bu işi çözmeliyiz… İstanbul halkı ailesi sevdikleriyle birlikte geçirmesi gereken zamanı trafikte bekleyerek boşa harcıyor. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığımızın hayata geçirdiği projeler olmasaydı muhtemelen İstanbul’un trafik çilesi artık katlanılamaz halde olur.
“YENİ PROJELERİMİZİ HAYATA GEÇİRECEĞİZ”
Diğer ulaştırmaya baktığımız zaman yatırımlarımızın yanı sıra sadece son iki yıl içinde toplam 51 kilometrelik metro hattını şehrimizin istifadesine sunduk. Geçen ay sonunda ülkemizin en hızlı metro hattı olan 37 buçuk kilometrelik projenin Gayrettepe-Kağıthane etabını hizmete aldık. Ayrıca Sabiha Gökçen Havalimanı-Pendik metrosu gibi kritik öneme sahip projeleri devreye aldık. Uğraştıran değil ulaştıran İstanbul parolasıyla yeni hatları, yeni ulaştırma projelerini hayata geçirmeye devam edeceğiz.
“31 MART’TA MURAT KURUM KARDEŞİMİZİN EMANETİNİ DEVRALMASIYLA PROJELERİMİZ HIZLANACAK”
Önümüzdeki haftalarda Bakırköy sahil-Bahçelievler-Kirazlı metro hattı, Halkalı-Başakşehir-İstanbul Havalimanı Metro hattı, Altunizade Çamlıca Camii-Bosna Bulvarı metro hattını da inşallah İstanbullu kardeşlerimizin istifadesine sunacağız. Allah’ın izniyle 31 Mart’ta Murat Kurum kardeşimizin şehrin emanetini devralmasıyla birlikte projelerimiz daha da hızlanacaktır.
“BU ÜLKEYİ BİZ YÖNETİYORUMZ İSTANBUL’UN BAŞINDAKİ ZAT BÖYLE BİR İMKANA SAHİP Mİ?”
Şu anda bu ülkeyi kimler yönetiyor? Biz yönetiyoruz. Şu anda İstanbul’da bulunan bu zat veya zevat böyle bir imkana sahip mi? Değil. Fakat 31 Mart’tan itibaren inşallah Murat Kurum kardeşimizle birlikte AK Parti Yerel Yönetimi ile Cumhur İttifakı Ankara’da el ele verdiğimiz zaman herhangi bir sarkma söz konusu olmayacak. ve yola emin adımlarla yürüyeceğiz. Kaldığımız yerden, yeniden işe koyulacak inşallah Aziz İstanbul’un fedret devrini sona erdireceğiz. Öncelikli hedefimiz ortalama yolculuk süresini 64 dakikadan 39 dakikaya düşürmek olacak.
“İSTANBUL’UN YAPI STOĞUNU YENİLECEĞİZ”
Değerli kardeşlerim, aynı şekilde kentsel dönüşüm başta olmak üzere Çevre ve Şehircilik Bakanı ile birlikte hayata geçireceğimiz yeni projelerle İstanbul’u sadece depreme dayanıklı hale getirmekle kalmayacak inşallah daha da güzelleştireceğiz. Bilim insanlarının hiç vakit kaybetmeksizin, hazırlanmamızı tavsiye ettiği, deprem gelmeden önce İstanbul’un yapı stokunu yenileyeceğiz. Evini dönüştürmek isteyen hak sahiplerine bir konut için 700 bin liraya kadar hibe, 700 bin liraya kadar kredi veriyoruz. Hibe haricinde kiracılara bir kereye mahsus 100 bin lira tahliye desteği sağlıyoruz. Böylece toplam hibe miktarımız 800 bin liraya ulaşıyor.
“SOSYAL MEDYA BELEDİYECİLİĞİNİN KULLANIM TARİHİ YAKINDA SONA ERECEK”
İşyerleri için ise 350 bin liraya kadar hibe, 350 bin liraya kadar da kredi desteği imkanı sunuyoruz. Açıkladığımız destek paketinin bir kez daha şehrimize hayırlı olmasını diliyor, buradan riskli yapılarda oturan kardeşlerimizi mutlaka bu fırsatı değerlendirmeye çağırıyorum. Nasıl yalancının mumu yatsıya kadar yanarsa algı ve sosyal medya belediyeciliğinin kullanım tarihi de inşallah yakında sona erecektir.”
]]>ÜRFİ ÇETİNKAYA VE OĞLUNUN İFADELERİ ORTAYA ÇIKTI
İstanbul merkezli 9 ilde cezaevinde bulunan Ürfi Çetinkaya’nın elebaşılığını yaptığı silahlı organize suç örgütüne yönelik 20 Şubat’ta “KAFES-44” operasyonları düzenlenmişti. Operasyonlar sonucu Rüstem ve Hakan Çetinkaya ile ABD tarafından İnterpol’ün kırmızı bültenle aradığı Yaman Namlı’nın arasında bulunduğu şüpheliler yakalanmıştı. Emniyetteki işlemleri tamamlanarak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına sevk edilen 4’ü cezaevinde bulunan 43 şüpheliden 23’ünün tutuklanmasına karar verilmişti. Aralarında Ürfi Çetinkaya’nın diğer oğlu Hakan Çetinkaya’nın da bulunduğu 20 şüpheli ise adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı. Tutuklanan şüphelilerin hakimlik ifadeleri ortaya çıktı.

OĞLU MADENCİLİK YAPTIĞINI SÖYLEDİ
Aralarında Ürfi Çetinkaya’nın oğlu Rüstem Çetinkaya, Hayattin Çetinkaya, Murat Hakan Doğan, Ferdi Olgunsoy, Haci Mehmet Aslancan, Mehmet Battalgazi Özer, Alişir Orhan, Ender Göksu, Muhammet Kadri Özyeşil, Talip Doğan ve Arda Erel’in bulunduğu şüpheliler, ‘Malvarlığı değerlerinin gayri meşru kaynağını gizlemek’ ve ‘Suç işlemek için kurulan örgüte üye olma’ suçlarından İstanbul 10. Sulh Ceza Hakimliğine çıkarıldı.
Şüpheli Rüstem Çetinkaya kimlik sorgusunda madenci olduğunu ve aylık gelirinin 80 bin dolar olduğunu belirtti. Çetinkaya, suçlamalarla ilgili kendisine bir delil sunulamadığını belirterek “Taşıdığım soy ismi nedeniyle kara para aklama iddiası tarafıma atfedilmiştir. 25 sene içerisinde babamla resmi ya da gayri resmi bir işlemim olmadı. Karar verilirken Urfi Çetinkaya’nın oğlu olarak değil, dosyadaki delillere göre karar verilmesini istiyorum. Suçlamaları kabul etmiyorum” dedi ve serbest bırakılmayı istedi.
Şüpheli Hayattin Çetinkaya ise inşaat işi yaptığını ve 100 bin dolar aylık geliri olduğunı belirtti. Hayattin Çetinkaya 60 yaşında olduğunu, İspanya’da 3-4 sene yaşadığını, gayri resmi herhangi bir işi olmadığını belirterek suçlamaları reddetti. Sanayici olduğunu ve aylık 100 bin lira geliri olduğunu belirten şüpheli Murat Hakan Doğan ise 1 ay Urfi Çetinkaya ile cezaevinde kaldığını, tahliye olduktan sonra ailecek görüştüklerini, Çetinkaya’nın yeniden cezaevine girmesinin ardından yurt dışına gittiğini, babasından kalma pararları ve Merter’deki bir dükkanı karşılığında fabrika aldığını, çalışmaya devam ettiğini belirterek serbest bırakılmayı talep etti.
“RÜSTEM BEY NE DEDİYSE ONU YAPTIM”
Şüpheli Arda Erel, Rüstem Çetinkaya’nın madencilik şirketinde yöneticilik yaptığını belirterek uyuşturucu suçlamasıyla alakası olmadığını, mal varlığı olmadığını, Çetinkayalarla ilişkisi olmadığını, linkedn sitesinden iş ilanı üzerine başvuru yaptığını söyledi. Hakan Çetinkaya’yı işten dolayı tanıdığını belirten Erel, “Madencilik sektöründe bazı işlemler şahsi hesaptan yapılır. Rüstem Bey ruhsat alamadığı için şirket benim üzerimedir. Herhangi bir çıkarım yoktur. Rüstem Bey ne dediyse onu yaptım” diyerek serbest bırakılmayı talep etti. Erel’in avukatı, Hakan Çetinkaya’nın adli kontrol ile serbest bırakılırken bir çalışanın tutuklamaya sevk edilmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu savundu.
“HEDİYE ÇETİNKAYA SERBEST BIRAKILDI, BEN TUTUKLAMAYA SEVK EDİLDİM”
Emlakçılık yapan şüpheli Ender Göksu, arsa ile ilgili konuştuğu Urfi Çetinkaya’nın eşi Hediye Sekman Çetinkaya’nın adli kontrol şartıyle serbest bırakıldığını, kendisinin ise tutuklamaya sevk edildiğini belirterek mağdur olduğunu ifade etti. Şüpheli Rüstem Çetinkaya’nın şirketinde muhasebecilik yapan Ferdi Olgunsoy ise yapılan işlemlerin resmi olduğunu belirterek serbest bırakılmayı talep etti. Mahkeme, 11 şüphelinin Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığının 31 Temmuz 2023 tarihli raporu ve ek raporu, görüşme kayıtları dikkate alarak tutuklanmalarına karar verdi.

URFİ ÇETİNKAYA SEGBİS’LE SAVUNMA YAPTI
Menemen R Tipi Kapalı Cezaevinde tutuklu şüpheli Ürfi Çetinkaya ile Bodrum S Tipi Cezaevinde tutuklu olan şüpheliler Atilla Argüz, İbrahim Çelik ve Ali Korman Erbacıoğlu SEGBİS ile diğer şüpheliler Ahmet Aslan, Canber Tarhan, Kamil Kunduracı, Rojdi Tekin, Sinan Köroğlu, Şahin sekman, Tolga Özdemir ve Yaman Namlı ise ‘Uyuşturucu ve uyarıcı madde ithal etme’, ‘Suç işlemek amacıyla örgüt kurma’, ‘Örgüte üye olma’ suçlarından İstanbul 9. Sulh Ceza Hakimliğine çıkarıldılar.
Şüpheli Ürfi Çetinkaya çalışmadığını ve aylık geliri olmadığını söyledi. Çetinkaya, “Burada bir oyun oynanıyor. Beni daha önce FETÖ bu duruma düşürdü. Şimdi bu oyunu kim oynuyor bilmiyorum. Savunacak bir şeyim yoktur. Bana diyorlar ki kripto telefonla bilmem ne olmuş, bana Japon diyorlar. Benim Japon kod adım yoktur. Japon’a benzeyecek bir tipim de yoktur” diyerek suçlamaları reddetti. Çetinkaya’nın avukatları ise müvekkillerinin herhangi bir uygulama ve kripto haberleşme ağını kullanmasının mümkün olmadığını, benzer olaylardan ötürü yargılandığını beraat ettiğini, tek suça tek yargılama ilkesi gereğince bu dosyada tutuksuz yargılanmasını talep ettiler.
NAMLI’NIN AVUKATLARI ANOM’UN TEK BAŞINA DELİL OLMADIĞINI SAVUNDULAR
Şüpheli Yaman Namlı serbest meslek sahibi olduğunu, 400 bin lira aylık geliri olduğunu söyledi. Namlı suçlamayı kabul etmeyerek “Bana ANOM cihazını Ali Korman Erbacıoğlu’nun vermiş olduğunu söylemişsem de bana telefon verdi, sanırım Apple markasıdır. Tanımadığım kişilerle hiçbir ilişkim olmamıştır” dedi. Namlı’nın avukatı ANOM cihazını burada duyduklarını, ne amaçla kullanıldığının bilinmediğini, iletişimin tespiti için mahkeme kararı verilmesi gerektiğini, uygulamanın elde ediliş şeklinin hukuka aykırı olduğunu ve dinlemenin tek başına delil sayılmayacağını savundu. Urfi Çetinkaya’nın kayınbiraderi olan şüpheli Şahin Sekman ise döviz ticareti yaptığını ve 70 bin liralık aylık geliri olduğunu ifade etti. Sekman, asla kripto bir şey kullanmadığını, 1985’ten bu yana Kapalıçarşı’da esnaflık yaptığını söyleyerek suçlamaları reddetti.
YÜKSEK GELİRLİ İŞ İNSANLARI DA SUÇLAMALARI REDDETTİLER
Şüpheli Rojdi Tekin, iş insanı olduğunu ve 1 milyon lira aylık geliri olduğunu belirtti. Suçlamaları kabul etmeyen Tekin ise 2021 yılından beri Belçika’ya 20 kez gittiğini söyleyerek “Madem bir suç işledim. Neden orada almadılar. Bana sorulan şahısları tanımıyorum” dedi. Tekin’in avukatları da Sky ECC platformu verilerinin nereden, ne şelilde, hangi mahkeme kararıyla ele geçirildiğinin meçhul olduğunu, bu verilerin hukuka uygun olmadığına ilişkin Avrupa ülkelerinde yargı kararları olduğunu öne sürdüler. Şüpheli Kamil Kunduracı ticaret yaptığını ve 1 milyon liralık aylık geliri olduğunu söyledi. Birden fazla şirketi olan Kunduracı, iş güç sahibi olduğunu belirterek suçlamaları reddetti.
KRİPTO HABERLEŞMELERİNDEKİ KAYITLAR DA TUTUKLAMA GEREKÇESİNDE YER ALDI
Denizci olduğunu ve emekli maaşı aldığını söyleyen Şüpheli Ali Korman Erbacıoğlu da suçlamaların hiçbirini kabul etmediğini, 20 aydır cezaevinde tutuklu bulunduğunu ve Bodrum Ağır Ceza Mahkemesinde de yargılandığını belirtti. Erbacıoğlu’nun avukatları, ANOM başlıklı ne kadar evrak varsa kendilerine verilmesini, bu aşamada hukuka uygun olduğunu gördükleri delil varsa susma hakkından vazgeçeceklerini belirtti. Mahkeme, MASAK raporları, “Anom Enterprise”, “Sky-ECC” ve “Encrochat” isimli haberleşme platformunun çözümlenmesi neticesinde şüphelilere ait görüşme kayıtları, diğer delillerle birlikte suçu işlediklerine ilişkin kuvvetli suç şüphesi olduğu gerekçesiyle tutuklanmalarına karar verdi.
]]>Aktaş Köyü’nde 50 hanenin bulunduğu Kadiroğlu Mahallesini Söğütlü Deresi ikiye ayırıyor. Kadiroğlu Mahallesi’nde derenin bir tarafında kalan kısmında 47 ev bulunurken diğer tarafında ise aynı mahalleye bağlı 3 ev yer alıyor. Yarım asırdan fazla zaman öncesinde yapılan 3 evin bulunduğu bölgeye ulaşım ne araçla ne de yaya sağlanabiliyor. Mahalleyi yaklaşık 50 yıl önce 6 parça kütükten yapılan 30 metre uzunluğundaki ahşap köprü birbirine bağlıyor. Yaklaşık 30 santimetre genişliğinde bulunan ve tek tarafında ise geçerken tutunulabilen korkuluğu bulunan köprüden hem araç geçişi mümkün olmadığı gibi iki insanın yan yana yürümesi mümkün olmuyor. Yıllardır atalarından kalan evlerde yaşadıklarını belirten bölge insanı ise yarım asrı aşkın süredir ahşap köprüyü kullanarak, evlerine ulaşabildiklerini ifade etti.
Düğün, cenaze gibi merasimlerde ise büyük zorluk yaşadıklarını anlatan bölge halkı, sel felaketlerinde ise köprünün yıkılarak dünya ile bağlantılarının koptuğunu ifade etti. Her kış mevsiminde derenin yükselmesi ve taşması durumlarında köprülerin yıkıldığını ve zarar gördüğünü belirten mahalleli, sular çekildikten sonra yeniden köprüyü yaptıklarını ve onardıklarını ifade etti.
Gözlerinin önünde ev kül oldu hayvanlar yandı
3 evden birinde oğlu Erdal Zortaoğlu ve 2 torunu ile yaşayan Asiye Zortaoğlu, itfaiye ve jandarma araçlarının dereden geçememesi nedeniyle gözlerinin önünde evin kül olduğunu kaydetti. Abiye Zortaoğlu, “Bu bölgede 3 ev var. Yangın çıktığında itfaiye gelemedi, jandarma gelemedi. Ev cayır cayır yandı. Gözlerimizin önünde hayvanlar yandı. İnsanlar zor kurtuldu. Hasta oluyoruz ambulans gelemiyor. Hasta halimle köprüden geçerken, az kalsın suya düşüyordum. Çok büyük zorluk çekiyoruz” dedi.
Yıllardır ulaşım çilesini çektiğini anlatan Erdal Zortaoğlu ise “Yıllardan beri aynı çileyi çekiyorum. Çocuğum seneye okula gidecek, nasıl okula gidip gelecek bilmiyorum. Ufak bir geçit olsa, çok iyi olur. Şeker hastasıyım. Babaannem, İstanbul’da yaşamak zorunda kalıyor. Köyde kalmak istiyor ama ulaşım sıkıntısı nedeniyle gelemiyor” ifadelerini kullandı.
Derenin karşı tarafında yaşayan Mustafa Akın ise, misafirliğe gittiklerinde köprüden geçmekte zorlandıklarını ifade etti. Her selde köprünün yıkıldığını ve yeniden yaptıklarını da hatırlatan Akın, “Bu mahallede yaşayanlar gerçekten zor durumda. Hasta olduğu zaman karşıya ambulans ulaşamıyor. Köprüden geçerken, bir çocuk düşse sorumlusu kim olacak. Vatandaşlarımızın köprüden geçerken hiç bir can güvenliği yok. Devlet büyüklerimizden yardım istiyoruz. Benim çocukluğumdan itibaren bu köprü, bu durumda. Sel geldiğinde köprüyü alıp götürüyor. Ama yıkıldığı zaman, zarar gördüğünde yeniden yapıyoruz” şeklinde konuştu.
Mahalle Muhtarı Mustafa Aktaş ise küçük de olsa bir köprü yapılması için defalarca kez müracaatta bulunduklarını ve netice alamadıklarını belirtti. Devlet yetkililerinden yardım isteyen Muhtar Aktaş,
“Vatandaşlarımız yıllardır bu ağaç köprüden geçiyor. O kadar müracaat ettik. Hiç bir sonuç alamadık. Bu mahallede yaşayan 50 kişi. Dedelerimizden yapılma köprü, her selde yıkılıyor. tamir ediyoruz, kepçe çağırıyoruz, millete öyle ulaşabiliyoruz. Hasta olduğunda yangın çıktığında, ambulans yada itfaiye karşıya geçemiyor. İstanbul’da yaşayan hemşehrilerimiz var, burada arazileri var. Ev yapacaklar ama araç geçiremedikleri için ev yapamıyorlar. En azından bir aracın geçebileceği köprü olsun istiyorlar. İlla eski köprünün olduğu yere değil, yakın bir yere de yapılabilir. Müsait görülen bir yere de yapılabilir. Bize devlet malzeme gibi bazı desteği versinler. Biz kendi imkanlarımız ile de yapmaya talip oluruz” diye konuştu.
Mahalleye yaklaşık 2 kilometre uzaklıkta bir beton köprü bulunduğunu hatırlatan Muhtar Aktaş, bu köprünün ise hem çok uzak olduğunu hem de 3 evin bulunduğu bölgeye hiç bir faydasının bulunmadığı kaydetti. – BARTIN
]]>Babaya dron şakasının tarafları o anları anlattı
Oğlunun ‘İlk köylülere saldırıyorlar, görürsen saklan’ uyarısı sonrası dronu yanı başında gören çiftçi, izleyenleri gülme krizine soktu
Şakayı yapan çiftçinin oğlu Hilmi Tunahan Karakaş:
“Babam korkutan yere yatmıştı, ben de gülmekten yerlerdeydim”
ANTALYA – Antalya’da tarlada çalıştığı sırada, daha öncesinden ‘Dron ilk köylülere saldırıyor’ diyerek kendisini uyaran oğlunun yanına gönderdiği dronu görünce traktörün altına saklanan baba, yaşadıklarını anlattı. Sosyal medya hesabından canlı yayın açarak yardım istediğini belirten baba, “İlaç sıkıp virüs bulaştıracak sandım, canlı yayından yardım istedim” derken, oğlu da o anları, “Babam korkutan yere yatmıştı, ben de gülmekten yerlerdeydim” diye anlattı.
Alanya ilçesinde yaşayan Hilmi Tunahan Karakaş (22), yeni aldığı dron ile Elmalı ilçesinde çiftçilik yapan 55 yaşındaki babası Mehmet Karakaş’a şaka yapmak istedi. Dron aldığını bilmeyen babasına, ‘Dron saldırıları oluyor ve ilk köylerden başlıyorlar. Onları görürsen iyi geçin’ diye uyarıda bulunan Karakaş, ardından annesiyle birlikte ziyaret için Elmalı’ya gitti.
Teslim olur gibi yere yattı, traktörün altına saklandı
Karakaş, çalıştırdığı dronu tarlada çalışan babasının yanına yolladı. Dronu yanı başında görünce neye uğradığını şaşıran baba, bir süre adeta donakaldı. Oğlunun dedikleri aklına gelince yavaşça yere yatan baba, ardından traktörün altına saklandı. Bu sırada yanında bulunan akrabası yaşlı adam da Mehmet Karakaş’ın yaptıklarını görünce aynı şekilde yere yattı.
Derin bir ‘oh’ çekti
Genç, dronu bu sefer traktör altında gizlenen babasının yanına kadar gönderdi. Korkusu daha da artan baba, cep telefonuyla yanına gelen dronu çekmeye başladı. Bu sırada dron traktöre çarpıp yere düştü. Oğlunun şaka yaptığını anlayan baba ise derin bir ‘oh’ çekti. O anları sosyal medyada paylaşan gencin videosu viral oldu.
“İlaçla virüs atar demişlerdi, canlı yayından yardım istedim”
Baba Mehmet Karakaş, oğlunun yaptığı şaka esnasında yardım istemek için sosyal medya hesabından canlı yayın açtığını belirterek, “Bana öncesinden, dron görürsen saldırı anında yere yat demişti. Bahçede çalışırken dronun nereden geldiğini anlayamadım. Bir baktım karşımda. İlaçla virüs salıyor da demişlerdi. Traktörün römorkunun altına girip görsünler ve beni kurtarsınlar diye canlı yayın açtım. Çünkü çok korkmuştum. Duruş amcaya da yere yat dedim” dedi.
Mehmet Karakaş, oğluyla sürekli şakalaştığını ve bunu bir saygısızlık olarak görmediğini de sözlerine ekledi.
“O korkudan yerdeydi ben gülmekten”
Şakanın mimarı Hilmi Tunahan Karakaş ise, şunları söyledi:
“Dronu görünce şok oldu. Sonra benim söylediklerim aklına geldi ve direk yere yattı. Ona ‘dron görürsen yere yat ve seni görmesin. Görürse drona da vurma, yoksa ilaç sıkıp seni öldürür ya da bayıltır’ demiştim. Bunların hepsi aklında canlanmış. O yerdeydi ben de gülmekten yere yattım çünkü çok komikti.”
“Herkesin yüzünü güldürdü”
Babasıyla arkadaş gibi olduklarını da belirten Karakaş, “Sürekli bir birimizle konuşuyoruz ve arkadaş gibiyiz. Babam bundan rahatsız olmadığı için saygısızlık olarak görmüyorum. Babam şuan çok mutlu ve ‘çok güzel olmuş’ diye telefonlar alıyor. Herkesin yüzünü güldürdü. Keşke her baba oğul böyle olsa” diye konuştu.
]]>Şeffaf ekranlı Lenovo dizüstü bilgisayar MWC 2024’te tanıtıldı
Lenovo, şeffaf ekranlarla deneme yapan birçok şirketin en sonuncusu oldu. Samsung, on yıl önce CES 2010’da şeffaf bir dizüstü bilgisayar konseptini sergilemişti. Ancak zaman geçtikçe, teknolojiyi ticarileştirmeye yönelik girişimlerin erken olduğunu gördük.

MWC 2024’te tanıtılan Lenovo bilgisayarın ekran aydınlatıldığında, tamamen opak bir yüzeye dönüşüyor, 1.000 nit parlaklıkla göz alıcı bir görüntü sunuyor. Peki, bu yenilikçi teknolojinin gerçek dünyadaki kullanım alanı nedir?
Lenovo, Windows rakibi işletim sistemi yapıyor!
Lenovo, özellikle dijital sanatçılar için potansiyel gördüğünü söylüyor. Dizüstü bilgisayarın alt yarısında yer alan klavye bölgesi, aynı zamanda bir çizim tableti olarak kullanılabiliyor. Bu sayede sanatçılar, ekranın arkasındaki dünyayı görerek çizim yapma imkanına sahip olabilecek.
Şeffaf ekranlı Lenovo Laptop bir dizi zorluklarla daha mücadele edecek gibi görünüyor
Tabi ki bu laptop, sadece sanatçılar için tasarlanmamış, mimarlar, tasarımcılar ve diğer yaratıcı profesyoneller için de benzersiz bir deneyim sunabileceği belirtiliyor. Şeffaf ekran teknolojisi, uzun zamandır bilim kurgu filmlerinde ve teknoloji konseptlerinde gördüğümüz bir özellik olsa da, gerçek dünyada uygulanması bir dizi pratik zorlukla karşılaşıyor.

Özellikle de çözünürlük konusundaki sınırlamalar, bu teknolojinin yaygın olarak benimsenmesini engelliyor. Ancak Lenovo’nun bu konsepti gerçeğe dönüştürme kararlılığı, şeffaf ekran teknolojisinin gelecekteki potansiyelini gösteriyor.
LG de bu yıl, OLED Signature T şeffaf televizyonunu piyasaya sürmeyi planladığını söylüyor. Bir dizüstü bilgisayara şeffaf bir ekran eklemenin belirli zorlukları var. En önemlisi de çözünürlük. Çünkü metin göstermeye yönelik bir laptop bir TV’den daha önemli.

Bu nedenle Lenovo, OLED yerine MicroLED paneli tercih ettiğini söylüyor. Bu konseptteki 17.3 inçlik ekran sadece 720p olsa da, Lenovo’nun SMB ürün ve çözümlerinden sorumlu İcra Direktörü AG Zheng, OLED kullanmanın şirketi 480p’ye kadar bir çözünürlükle sınırlayacağını söylüyor.
720p, bu boyuttaki bir dizüstü bilgisayar için hala çok yeni bir spesifikasyon gibi görünüyor, ancak demo sırasında ekrandaki metinlerin okunabilir olduğunu belirtmekte fayda var.

Klavyesi düz ve şeffaf bir yüzeye sahip
Şeffaf ekranlı laptop’un yanı sıra, Lenovo’nun yenilikçi bir klavye tasarımı da dikkat çekti. Bu klavyenin düz olması, sanatçılar için bir çizim alanı işlevi göreceği anlamına geliyor. Peki düz dokunmatik klavye, geleneksel fiziksel tuşlara sahip klavyelerin yerini alabilir mi? Bu da tartışılması gereken bir konu.
Lenovo’nun şeffaf ekranlı laptop’u, geleceğin teknolojisinin şimdiye nasıl dönüştüğünü gösteriyor. Ancak bu teknolojinin gerçek dünyadaki kullanım alanlarını netleştirmek ve pratik zorlukları aşmak için daha fazla çalışmaya ihtiyaç olduğu ortada.
Peki siz bu laptop hakkında ne düşünüyorsunuz? Görüşlerinizi aşağıdaki yorumlar kısmına yazabilirsiniz.
]]>Marmara Adası Badalan Limanı’ndan, Gemlik Limanı’na gitmek üzere 14 Şubat’ta saat 20.30’da kalkan, 1250 ton mermer tozu yüklü BATUHAN A adlı gemiden, 15 Şubat’ta saat 06.32’de alınan acil durum sinyali, saat 07.12’de kesildi. Karacabey ilçesinin kuzeyinde 4 mil açıkta batan gemiyi arama kurtarma çalışmalarını koordine etmek için Mudanya ve Karacabey ilçelerinde Bursa Valisi Mahmut Demirtaş başkanlığında kriz merkezi oluşturuldu. AFAD, Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü, Sahil Güvenlik, deniz polisi, jandarma, UMKE, ANDA, AKUT ve NAK ekipleri tarafından toplam 6 kurtarma botu, 28 araç ve 1 Sahil Güvenlik korvetinden oluşan 275 personelle kurtarma çalışmaları başlatıldı. Arama kurtarma faaliyetlerine 1 Sahil Güvenlik korveti, 3 Sahil Güvenlik botu, 1 Sahil Güvenlik helikopteri, 1 Sahil Güvenlik uçağı, 1 Deniz Kuvvetleri Komutanlığı keşif karakol uçağı, 2 Kıyı Emniyet botu, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı arama kurtarma gemisi, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı mayın gemisi, ROV cihazı bulunan deniz polisi ekibi ve Kıyı Emniyeti’nin unsuru olan Nene Hatun römorkörü ile RHIB bot da katıldı.
51 METRE DERİNLİKTE TESPİT EDİLDİ
İzmit Körfezi’ndeki araştırma gemisi TCG ÇUBUKLU ile Erdek Deniz Üs Komutanlığı’nda görevli mayın avlama gemisi TCG AYVALIK ile Karadeniz açıklarındaki arama-kurtarma gemisi TCG AKIN da destek için bölgeye ulaştı. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na ait 1 Seahawk helikopteri Çanakkale Deniz Hava Üs Komutanlığı’nda, Hava Kuvvetleri Komutanlığı’na ait 1 AS532 tipi helikopter de bölgeye hareket etmek üzere Eskişehir 1’inci Ana Jet Üs Komutanlığı’nda hazır bekletilirken, Milli Savunma Bakanlığı’nın sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, BATUHAN A isimli kargo gemisindeki 6 mürettebatı arama kurtarma çalışmalarına destek sağlayan Deniz Kuvvetleri’nin, sonar cihazıyla gemiyi 51 metre derinlikte tespit ettiği belirtildi.
AŞÇI VE YAĞCININ CENAZESİ GEMİDE BULUNDU
Su altından kaydedilen görüntülerde, geminin yan yatmadığı ve seyir halindeymiş gibi batıp deniz tabanına düz şekilde oturduğu görüldü. Battığı pozisyonla, arama kurtarma çalışmalarını kolaylaştırabildiği değerlendirilen geminin 3 boyutlu modellemesi yapıldı. Sonar cihazlı incelemede kayıp 6 mürettebattan 2’sinin gemi enkazında olduğu tespit edildi. Aramaların 3’üncü gününde, TCG AKIN’dan kayıp gemiye ulaşmak için ilk dalış yapıldı. Karacabey ilçesi Kurşunlu Mahallesi sahiline 7 kilometre mesafedeki dalışta, kayıp 6 mürettebattan aşçı Zeynep Kılınç’ın (33) cenazesine, olaydan 56 saat sonra ulaşıldı. Kaptan köşkünde cenazesi bulunan ve geminin dümeninde olduğu değerlendirilen Kılınç, Adana’da toprağa verildi. Özel eğitimli dalgıçlar ile SAS komandolarının TCG AKIN’dan gerçekleştirdiği dalışlarda, 6’ncı günde de batık geminin makine dairesine ulaşıldı. Kapısı güçlükle açılan makine dairesinin girişinde, gemide yağcı olarak görev yapan Hüseyin Tutuk’un (40) cenazesi bulundu. Olaydan 128 saat sonra bulunan ve Manisa’nın Turgutlu ilçesinde toprağa verilen Tutuk, ailesine gönderdiği son görüntülerde, geminin su aldığını söyleyip o anları kaydetti. O anlarda, 6 saattir aynı yerde beklediklerini söyleyen Tutuk’un, eşine, saat 06.09’da internetten, içinde bulundukları durum hakkında mesaj yazdığı ve saat 06.19’da video paylaşımında bulunduğu belirlendi.
SAS KOMANDOLARI MAKİNE DAİRESİNİN KAPISINI KIRARAK GİRDİ
SAS komandolarının 6’ncı günde, kapısını kırarak girdiği ve yağcı Hüseyin Tutuk’un cenazesini bulduğu makine dairesindeki arama çalışmaları 5 gün boyunca aralıksız sürdü. Olası kaza ya da batma durumu düşünülmeyip, gemideki eşyaların sabitlenmemesi nedeniyle, depremde olduğu gibi sarsılmayla devrilen dolaplar alanı daraltırken, çalışmalar güçlükle yürütüldü. Karanlık olan ve alan darlığı nedeniyle görüş mesafesinin sıfır olduğu makine dairesinde dalgıçlar çalışmalarını elle yürüttü. Ancak defalarca aranan makine dairesinde de kayıp mürettebatın izine rastlanmadı.
Karacabey ilçesi Kurşunlu Mahallesi’nde bekleyişlerini sürdüren mürettebat yakınlarının, gemide işaret ettiği yerlerin de arandığı ancak buralardan da bir sonuç alınamadığı öğrenildi.
DENİZ KUVVETLERİ KOMUTANLIĞI UNSURLARI DÖNDÜ
Arama çalışmalarının 11’inci gününde Deniz Kuvvetleri Komutanlığı unsurları, çalışmalarını sonlandırdı. TCG AKIN’dan 36 baş dalış gerçekleştiren Deniz Kuvvetleri Kurtarma ve Sualtı Komutanlığı’nın özel eğitimli birinci sınıf 19 dalgıcı ile Sualtı Savunma Grup Komutanlığı’na (SAS) bağlı 4 dalgıç, toplamda 44 saat dalış gerçekleştirip, 14 saat 14 dakika dipte kaldı. 91 saat 31 dakika da ROV dalışı yapılarak, geminin enkazını 4 kez arayan Deniz Kuvvetleri unsurları, çalışmalarını sonlandırarak dün saat 02.29’da TCG AKIN’la birlikte batığın üzerinden ayrıldı.
NENE HATUN DEVREDE; HALEN 630 PERSONEL ÇALIŞIYOR
Kayıp mürettebatın yakınlarının talebi üzerine 11’inci günde Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü unsuru olan Nene Hatun Gemisi çalışma başlattı. İlk günden itibaren cihazlarla su üstü ve dip taraması gerçekleştiren dalgıçlar, arama çalışmalarının 12’nci gününde batık gemiye dalış gerçekleştirdi. Gemi enkazında ve su yüzeyindeki aramalarda, mürettebata ait olduğu değerlendirilen cüzdan ve ayakkabı ile pantolon, gömlek gibi kıyafetler bulunurken, eşyaların kime ait olduğu inceleme sonucu belirlenecek.
Kayıp 4 mürettebatı arama çalışmaları karadan da sürdürülüyor. Karacabey ve Gemlik sahilleri ile Balıkesir’in Bandırma ilçesi sahil şeridinde su üstünde ve karada yürütülen çalışmalar, 10 jandarma asayiş timi, 1 JAK timi, 1 JÖH timi, 2 trafik timi, 1 motor timi, 2 JASAT timi, 1 OYİ timi, 5 eğitimli köpek, 146 araç, 10 dron, 1 uçak, 1 helikopter, 6 gemi, 17 bot, 14 balıkçı teknesi, 3 römorkör, 1 ROV, 1 SONAR cihazı olmak üzere 630 personelle devam ediyor.
]]>Honor Magic V2 RSR Porsche Design fiyatı ve özellikleri!
Öncelikle cihazın boyutlarına bakıldığında, kapalı haliyle 74.0 mm genişliğinde ve 156.7 mm yüksekliğinde olduğunu görüyoruz. Açık hali ise 145.4 mm genişliğe ulaşıyor. Derinlik konusunda ise kapalı halde 9.9 mm ve açık halde 4.7 mm ile oldukça ince bir profil sunuyor. Telefonun ağırlığı ise yaklaşık 234 gram.

Ekran özelliklerine gelince Honor Magic V2, iç ve dış olmak üzere iki adet ekrana sahip. İç ekran 7.92 inç boyutunda ve 2344×2156 piksel çözünürlük sunarken, dış ekran 6.43 inç büyüklüğünde ve 2376×1060 piksel çözünürlüğe sahip. Her iki ekran da OLED ve 120 Hz tazeleme hızına sahip ki bu, özellikle oyun oynarken veya videolar izlerken akıcı bir deneyim sunuyor.
Yapay zekalı amiral gemisi! Honor Magic 6 Pro tanıtıldı
Performans tarafında ise Snapdragon 8 Gen 2 işlemci barındıran bu cihaz, sekiz çekirdekli bir yapıya sahip. Grafik birimi ise Adreno 740. Bu, Honor Magic V2’nin yüksek performans gerektiren uygulamaları ve oyunları rahatlıkla çalıştırabileceği anlamına gelse de pazardaki en güçlü cihaz olmadığını söyleyelim.
İşletim sistemi olarak Android 13 tabanlı MagicOS 7.2 kullanıyor. Cihazın bellek kapasitesi ise oldukça cömert. 16 GB RAM ile çoklu görevler sorunsuz bir şekilde yapılabiliyor ve 1 TB dahili belleğe sahip olduğu için hafıza sorunu ortadan kalkıyor.

Bu cihazın kamera donanımı da diğer özellikleri kadar dikkate değer. Arka kamera 50 Megapiksel çözünürlüğünde ve OIS desteğine sahip. Geniş açı ve ultra geniş açı kameralar da 50 Megapiksel ve 20 Megapiksel çözünürlüklerinde.
Ayrıca, 40x dijital yakınlaştırma modu ve 4K video çekim yeteneklerine sahip. Ön kameranın da 16 Megapiksel çözünürlüğünde olduğunu ve geniş açı çekim yapabildiğini belirtelim. Son olarak cihazın 5000 mAh kapasiteli pil ile geldiğini ve 66W hızlı şarj desteğine sahip olduğunu ve de 5G ve Bluetooth 5.3 gibi bağlantıları desteklediğini söyleyelim.

Honor Magic V2 RSR Porsche Design fiyatı 15 bin 999 yuan olarak açıklandı. Bu da vergiler hariç yaklaşık 70 bin TL civarında yapıyor. Avrupa’da ise 2700 euro seviyesinde satılabileceği söyleniyor. Dolayısıyla ülkemizde satışa çıkacak olursa Türkiye’nin en pahalı akıllı telefonu olarak 150-200 bin TL aralığında bir fiyat etiketine sahip olabilir.
İzmir Büyükşehir Belediyesinin, kent ve ülke turizmini deniz turizmiyle artırma hedefi doğrultusunda İzmir-Midilli seferleri 3 Mayıs’ta başlıyor. İzmir Büyükşehir Belediyesine bağlı İzmir Deniz İşletmeciliği AŞ (İZDENİZ) tarafından 2022 yılından itibaren yapılan seferler, bu yıl çarşamba ve cuma kalkışlı olmak üzere haftada iki kez düzenlenecek. Avrupa Birliği Komisyonu tarafından, Türk turistlere Yunan adalarında bir hafta vize uygulamasının onaylanmasının ardından talebin artması beklenirken, talep doğrultusunda günübirlik veya bir gün süreli ek seferler de yapılabilecek.
Bu yıl iki gemiyle 41 sefer yapılacak
2024 yaz dönemi seferleri 3 Mayıs 2024’te başlayacak, 27 Eylül 2024 tarihinde bitecek. İhsan Alyanak Gemisi’ne bu yıl İZDENİZ’in ikinci yüksek hızlı gemisi Prof. Dr. Aziz Sancar Gemisi eşlik edecek. Bu yıl sefer sayısı yüzde 143 artırılarak sezon boyunca 41 sefer yapılacak. Seferler, her çarşamba ve cuma saat 08.30’da İzmir Alsancak Limanı’ndan gidiş, her cuma ve pazar ise saat 17.00’de Midilli Limanı’ndan dönüş şeklinde olacak. Hava ve deniz şartlarına bağlı olarak yolculuk 2 saat 30 dakika sürecek.
Ramazan Bayramı’na özel seferler
İZDENİZ, önümüzdeki Ramazan Bayramı’na özel seferde planladı. Yurttaşların tatillerini en iyi şekilde değerlendirebilmeleri için 9 Nisan 2024 Salı günü ve 12 Nisan Cuma günü Alsancak kalkışlı, 11 Nisan Perşembe günü ve 14 Nisan Pazar günü Midilli kalkışlı seferler düzenlenecek. Bayram özel seferlerinde hafta sonu fiyat tarifesi geçerli olacak. Yoğun talep olması üzerine ek seferler konulabilecek.
Bilet satışları başladı, gençler yüzde 50 indirimli
2024 yılı bilet fiyatları; cuma hareketli seferlerde (cuma gidiş-pazar dönüş) 0-7 yaş tek yön 5 euro, gidiş-dönüş 8 euro, 8-18 yaş tek yön 22,5 euro, gidiş-dönüş 34 euro, tam bilet tek yön 45 euro, gidiş-dönüş 68 euro olacak şekilde belirlendi.
Çarşamba hareketli seferlerde bilet ücretleri; (çarşamba gidiş-cuma dönüş) 0-7 yaş tek yön 5 euro, gidiş-dönüş 8 euro, 8-18 yaş tek yön 20 euro, gidiş-dönüş 30 euro, tam bilet tek yön 40 euro, gidiş-dönüş 60 euro olacak şekilde belirlendi. İzmirlilerin şimdiden tatil planı yaptığı İzmir-Midilli seferlerinin bilet satışlarının başladığı bildirilirken, sefer biletleri online olarak “bilet.izdeniz.com.tr” web sitesi üzerinden satışa çıktı. Sefer biletleri ayrıca, İzmir Limanı’nda yer alan İZDENİZ bilet satış ofisinden ve web sitesinde yer alan yetkili acentelerden alınabiliyor.
İzmir-Midilli seferlerine isteyen yolcular, bilet rezervasyonu sırasında bildirmek şartı ile bisikletleri ile katılabilecek. İhsan Alyanak ve Prof. Dr. Aziz Sancar Yolcu Gemileri, 10’ar adete kadar bisikletli yolcu kabul edebilecek. – İZMİR
]]>Kağıthane’de 8 Mayıs 2022’de kardeşinin kız meselesi yüzünden darp edildiği iddiasıyla bir araya geldiği Emirhan Karaca tarafından kalbinden vurularak öldürülen 22 yaşındaki Nurullah Bozkurt’un ölümüne ilişkin davada karar çıktı. İstanbul 41. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada tutuklu müşteki sanık Emirhan Karaca, tutuksuz sanık Yunus Çeken ve taraf avukatları hazır bulundu.
“Yaralama kastım bile yoktu”
Duruşmada savunma yapan sanık Emirhan Karaca, “Ben şahıslarla konuşmuyordum. Bana küfür etti. Ben arkama bakmadan yoluma devam ettim. Beni zorla arabaya bindirmeye çalıştı. Yaralama kastım bile yoktu, ben havaya ateş ettim ama maktule gelip gelmediğini bilmiyordum. Beraatımı talep ediyorum” dedi. Son sözü sorulan sanıklar, pişman olduklarını, kimseyi öldürmek kasıtlarının olmadığını ve beraatlarını talep ettiler.
Müebbet hapis ile 1 yıl hapis cezası
Kararını açıklayan mahkeme, müşteki sanık Emirhan Karaca’yı ‘kasten öldürme’ suçundan müebbet hapis, ‘ruhsatsız silah bulundurma’ suçundan 1 yıl hapis cezasına çarptırarak tutukluluk halinin devamına karar verdi.
1 sanığa 5 yıl 1 ay hapis cezası
Heyet, sanık Yunus Çeken’i ise ‘silahla kasten yaralama’ suçundan 3 ay 22 gün hapis, ‘silahla görevi yaptırmamak için direnme’ suçundan 7 ay 15 gün hapis cezasına çarptırarak bu suçlar hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına hükmetti. Heyet, ‘ruhsatsız silah bulundurma’ suçundan da 4 yıl 2 ay hapis cezasına ve 8 bin 320 lira adli para cezasıyla cezalandırdığı sanığı toplamda 5 yıl 1 ay hapis cezasına çarptırdı.
İddianameden
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan iddianamede, maktul Nurullah Bozkurt’un ailesi ile bekçi A.A. ‘müşteki’ sıfatıyla, Emirhan Karaca ‘müşteki şüpheli’ sıfatıyla ve Yunus Çeken ‘şüpheli’ sıfatıyla yer aldı. İddianamede, 8 Mayıs 2022’de İETT otobüs durakları önünde 2 grup arasında meydana gelen silahlı kavgada, maktul Nurullah Bozkurt’un sol göğüs üstünden vurulup yaralanarak olay yerinde öldüğü, şüpheli Yunus Çeken’in ise sol ayak kısmından hayati tehlike geçirmeyecek şekilde yaralandığı aktarıldı.
Hazırlanan iddianamede, 2 grup arasında meydana gelen çatışmada ilk grup olarak maktul Nurullah Bozkurt, şüpheli Yunus Çeken, Furkan Bahçecioğlu, Yunus Emre Torlak, Halil Kaan Torlak, Doğukan Altunsoy, Ahmet Sevencan, Eren Şahinkaya, Ulaş Özcan, Ahmet Furkan Şener yer alırken, 2.grupta müşteki şüpheli Emirhan Karaca, Cevat Kaya ve Berk Kum adlı şahısların beraber oldukları kaydedildi.
Müşteki şüpheli Emirhan Karaca ile maktul Nurullah Bozkurt’un olay saati öncesinde maktulün kardeşi Emircan Bozkurt’un yaralanması sebebiyle bir araya geldiklerinin anlatıldığı iddianamede, yaşanan sözlü tartışma sonrası Emirhan Karaca’nın Nurullah Bozkurt’un göğüs bölgesine ateş ettiği ve ölümüne neden olduğu belirtildi. İddianamede, Karaca’nın ateş ettikten sonra kaçtığı sırada Yunus Çeken’in birden fazla kez Karaca’nın arkasından ateş ettiği, eyleminin ise öldürmeye teşebbüs aşamasında kaldığı aktarıldı.
İddianamede, şüpheli Yunus Çeken’in olay yerinde görev yapan bekçi A.A.’nın asayişi sağlamak için dur ihtarında bulunmasına rağmen uyarıya uymadan ateş etme eylemini bekçiye yönelttiği belirtildi.
Hazırlanan iddianamede müşteki şüpheli Emirhan Karaca’nın ‘kasten öldürme’ ve ‘ruhsatsız silah bulundurma’ suçlarından toplamda müebbet hapis ile 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezasına, şüpheli Yunus Çeken’in ise 2 kez ‘kasten öldürmeye teşebbüs’ suçundan 18 yıldan 30 yıla, ‘ruhsatsız silah bulundurma’ suçundan 5 yıldan 8 yıla olmak üzere toplamda 23 yıldan 38 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması talep edildi. – İSTANBUL
]]>İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı İZDENİZ (İzmir Deniz İşletmeciliği A.Ş.) tarafından yapılan İzmir-Midilli seferleri, 3 Mayıs’ta başlıyor. Seferler, 2022 yılından beri İzmir ile Ege Adaları arasında kurduğu deniz köprüsünü bu yıl sefer sıklığını artırarak daha da güçlendirecek. Bu yıl Avrupa Birliği Komisyonu tarafından onaylanmasının ardından Türk turistlere Yunan adalarında bir hafta vize uygulamasına istinaden vatandaşların talebini karşılamak için İzmir-Midilli Seferleri Çarşamba ve Cuma kalkışlı olmak üzere haftada iki sefer olarak düzenlenecek. Kapı vizesinin 7 gün için geçerli olacak olması ve yolcunun Midilli Adası’nda daha çok zaman geçirebilmesini sağlamak amacıyla seferler 2 gün süreli şekilde planlandı. Talepler doğrultusunda günübirlik veya bir gün süreli ek seferler de yapılabilecek.
BU YIL İKİ GEMİYLE 41 SEFER YAPILACAK
2024 yaz dönemi seferleri 3 Mayıs 2024’te başlayacak 27 Eylül 2024 tarihinde bitecek. 20 yılı aşkın bir sürede İzmir Limanı’ndan hareket ederek uluslararası sularda ilk bayrak dalgalandıran yolcu gemisi olma özelliğini taşıyan İhsan Alyanak Gemisi’ne bu yıl İZDENİZ’in ikinci yüksek hızlı gemisi Prof. Dr. Aziz Sancar Gemisi eşlik edecek. Bu yıl sefer sayısı yüzde 143 artırılarak sezon boyunca 41 sefer yapılacak. Artan talep doğrultusunda konulacak ek seferlerle bu sayı artabilecek. Seferler, her Çarşamba ve Cuma saat 08.30’da İzmir Alsancak Limanı’ndan gidiş, her Cuma ve Pazar ise saat 17.00’de Midilli Limanı’ndan dönüş şeklinde olacak. Midilli Limanı’ndan İzmir Alsancak Limanı’na uzaklık 64 deniz mili. Hava ve deniz koşullarına bağlı olarak yolculuk 2 saat 30 dakika sürecek.
RAMAZAN BAYRAMI’NA ÖZEL SEFERLER
İZDENİZ, önümüzdeki Ramazan Bayramı’na özel sefer planladı. Yurttaşların tatillerini en iyi şekilde değerlendirebilmeleri için 9 Nisan 2024 Salı günü ve 12 Nisan Cuma günü Alsancak kalkışlı, 11 Nisan Perşembe günü ve 14 Nisan Pazar günü Midilli kalkışlı seferler düzenlenecek. Bayram özel seferlerinde hafta sonu fiyat tarifesi geçerli olacak. Yoğun talep olması üzerine ek seferler konabilecek.
BİLET SATIŞLARI BAŞLADI, GENÇLER YÜZDE 50 İNDİRİMLİ
2024 yılı bilet fiyatları, cuma hareketli seferlerde (cuma gidiş-pazar dönüş) 0-7 yaş tek yön 5 Euro, gidiş -dönüş 8 Euro, 8-18 yaş tek yön 22,5 Euro, gidiş- dönüş 34 Euro, tam bilet tek yön 45 Euro, gidiş -dönüş 68 Euro olacak şekilde belirlendi.
Çarşamba hareketli seferlerde bilet ücretleri ise (çarşamba gidiş-cuma dönüş) 0-7 yaş tek yön 5 Euro, gidiş -dönüş 8 Euro, 8-18 yaş tek yön 20 Euro, gidiş-dönüş 30 Euro, tam bilet tek yön 40 Euro, gidiş-dönüş 60 Euro olacak şekilde belirlendi. İzmirlilerin şimdiden tatil planı yaptığı İzmir-Midilli seferlerinin bilet satışları başladı. Sefer biletleri online olarak bilet.izdeniz.com.tr web sitesi üzerinden satışa çıktı. Sefer biletleri ayrıca İzmir Limanı’nda yer alan İZDENİZ bilet satış ofisinden ve web sitesinde yer alan yetkili acentelerden alınabiliyor.
BİSİKLETLE SEYAHAT EDİLEBİLECEK
İzmir-Midilli seferlerine isteyen yolcular, bilet rezervasyonu sırasında bildirmek koşulu ile bisikletleri ile katılabilecek. İhsan Alyanak ve Prof. Dr. Aziz Sancar Yolcu Gemileri, 10’ar adete kadar bisikletli yolcu kabul edebilecek.
HEDEF 3 KATI YOLCU
Seferlerin ilk düzenlendiği 2022’de 18 seferde bin 384 bilet satışı olurken 2023 yılında düzenlenen 16 seferde yüzde 80 doluluk oranı yakalanıp 4 bin 262 bilet satışına ulaşıldı. Böylece 2023 yılında yolcu sayısı 3 katına çıkmış oldu. 2022 yılında sefer başı ortalama 76 yolcu taşınırken, 2023 yılında sefer başına ortalama 266 yolcu taşındı. 2024 yılında İZDENİZ, yolcu sayısını yeniden 3 katına çıkarmayı hedefliyor.
TÜRKİYE’YE ÖRNEK OLDU
İzmir Büyükşehir Belediyesi ve İZDENİZ A.Ş. tarafından 2022 yılında başlatılan İzmir – Midilli Seferleri, İzmir’den Ege Adaları’na denizyolu ile yolcu taşımacılığını artırmak için diğer kurum ve kuruluşlara da öncülük etti. 2023 yılından itibaren fikir alışverişi yapılarak oluşan iş birliği sayesinde İstanbul Deniz Otobüsleri A.Ş. (İDO) Seferihisar ve Kuşadası’ndan Samos Adası’na 2024 yaz sezonunda seferler düzenleyecek.
]]>ASKİ Genel Müdürlüğü, yıllardır su sıkıntısı yaşayan Ayaş Bayram Mahallesi’ni içme suyuna kavuşturdu. Bayram Mahallesi’nin 4 kilometre uzağında tespit edilen ve yaklaşık 200 metre derininde sondaj vurularak bulunan kuyudan, saniyede yaklaşık 15 litre içme suyu çıkarılmaya başlandı. Çıkarılan içme suyu; şebeke borusu döşeme çalışmasının ardından 4 kilometre uzaklıktaki Bayram Mahallesi’ne ve 8 kilometre uzaklıktaki Ayaş merkeze ulaştırılıyor.
Bayram Mahallesi’nde açılan kuyunun projelendirme çalışmaları ve bağlantı projeleri tamamlanarak 2023 yılının ikinci yarısında içme suyu ihtiyacının karşılanması amacıyla saniyede 15 litrenin 7,5 litresi Bayram Mahallesi’ne, kalan kısmı ise Ayaş Ilıca Mahallesi’ndeki ana depoya ilave olarak veriliyor. Ilıca Mahallesi’nden ise merkez mahalleler ve Oltan Mahallesi gibi suya ihtiyacı olan mahalleler de içme suyundan yararlanmaya başladı.
Sondaj ve terfi istasyonuna yaklaşık bin 200 metreden 17 adet elektrik direği ile enerji temini yapıldığını söyleyen Ayaş Bayram Mahallesi Muhtarı Cavit Can, şöyle konuştu:
“TEMİZ VE PIRIL PIRIL SUYA KAVUŞTUK”
“Köyümüzde uzun zamandır su sıkıntısı çekiyorduk. Bayram ziyaretinde Mansur Başkan köyümüzü ziyaret etti. Köyde yaşadığımız sıkıntıları kendisine ilettik. Buraya kısa zamanda makineler geldi. Büyükşehir sondajını yaptı ve çalışmayı tamamladı. Yaptıkları çalışmalarda bol miktarda su çıktı. Bir kısmını bizim köye verdiler bir kısmını da Ayaş merkeze verdiler. Suyumuz bollaştı, köyümüz rahat etti. Yaklaşık 200 metre derinliğinde sondaj yapıldı. Kışın 100 hane, yazın 200 hane var köyde. Suyun kalitesi memba kalitesinde, temiz ve pırıl pırıl suya kavuştuk.”
Köy sakinlerinden çiftçi Mustafa Uluışık da şunları söyledi:
“Bayram köyünde 50 senedir yaşıyorum. Hayvancılık ve çiftçilik yapıyorum. 2 sene önce Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş köyümüze geldi. Muhtarımızın su talebi oldu. Başkan ‘Su kaynağınız varsa ölçtürelim suyunuz varsa işe girelim’ dedi. 10 gün içerisinde ekip geldi suyu tespit ettiler. Arkasından sondaj çalışmalarına başladılar. 4 kilometre şebekeyi döşediler. 6 ay içerisinde suyumuz köye basıldı. Eskiden günde 2 saat suyumuz akardı 10 saat akmazdı şimdi 24 saat suyumuz akmaya başladı hiçbir su sıkıntımız kalmadı. Eskiden tarladan eve gelirken duş bile alamıyorduk. Aynı zamanda yolumuz yenilendi, kanalizasyona ek yapıldı, mazot, tohum, nohut ve gübre gibi tarımsal desteklerde aldık Büyükşehir’den. Bunu bize babamız yapmadı ama sağ olsun Mansur Başkan yaptı.”
SU, SONDAJIN YANINDA BULUNAN TOPLAMALI TERFİ İSTASYONUNA AKTARILIYOR
Ilıca tarafı dahil 6 milyon 243 bin 285 TL ve Ilıca tarafı hariç 4 milyon 701 bin 779 TL toplam maliyeti olan sondajdan çıkan suyun verimli kullanılabilmesi amacıyla grup köy projesi tasarlanarak öncelikle sondajın yanında bulunan toplamalı terfi istasyonuna aktarılıyor. Bu terfi merkezi 2 artı 2 pompa sistemi ile planlanmış 2 pompa aktif halde çalışırken kesintisiz bir hizmet sunabilmek için 2 adet de yedek pompa bulunuyor. Aynı zamanda terfi merkezinin uzaktan kontrolünü sağlayan scada sistemi de tamamlanarak faaliyet gösteriyor.
]]>Kağıthane’de bir kadının evi, eski eşiyle oğlu arasındaki küfür meselesi yüzünden görümcesinin çocukları tarafından kurşunlandı
Evine 8 kurşun isabet eden kadın ve çocukları dehşeti yaşadı
Evdekiler yara almadan kurtulurken polis, saldırgan iki kardeşi yakaladı
İSTANBUL – Kağıthane’de bir kadının evi, eski eşiyle oğlu arasındaki küfür meselesi yüzünden görümcesinin çocukları tarafından kurşunlandı. Saldırı anı kameralara yansırken, evine 8 kurşun isabet eden kadın ve çocukları yara almadan kurtuldu. Kağıthane Devriye Ekipler Amirliği polisleri saldırgan iki kardeşi yakalarken, olayda kullanılan tabanca ise 14 yaşındaki çocuğun üzerinden çıktı.
Olay, geçtiğimiz Salı günü saat 06.30 sıralarında Kağıthane Mehmet Akif Ersoy Mahallesi’nde meydana geldi. İddiaya göre yaklaşık 2.5 yıl önce şiddetli geçimsizlik yüzünden eşinden ayrılan 4 çocuk annesi Yasemin Uzunsoy çocuklarıyla yaşamaya başladı. İddiaya göre bir süre önce Uzunsoy’un oğlu, babasını arayarak “annem hakkında küfürlü konuşma” diye uyardı.
Evde uyurken dehşeti yaşadılar
Baba ve oğul arasında yaşanan tartışma sonrasında Uzunsoy’un eski görümceleri iddiaya göre onu tehdit etmeye başladı. Tehditler ve tartışmalar sürerken olay günü sabah saatlerinde çocuklarıyla uyuyan Yasemin Uzunsoy’un evine ateş açıldı. Büyük bir korkuyla uyuyan ve neye uğradığını şaşıran kadın dışarıya baktı. Sokaktaki bir kişinin söylemesi üzerine mutfağa geçen kadın, camı 8 kurşunun delip geçtiğini gördü. Saldırı anı ise kameralara anbean yansıdı.
“Silah sesleri duyduk, büyük kızım kendini yere attı”
Olayla ilgili konuşan Yasemin Uzunsoy, “Sabah uyuyorduk. Su içmek için mutfağa gittim. Tam ışığı kapattım, yatacakken silah sesleri duyduk. Benim büyük kızım kendini yere attı. Ondan sonra tam cama çıktım, ‘ne oluyor’ dedim. Yoldan geçen çocuk, ‘abla sizin eve sıktılar’ dedi. Cama açtım, hiçbir şey yok. Arka odanın camına baktım orada da yoktu. Mutfağa bakayım dedim, bir baktım berbat halde. Toplamda 8 el sıkmışlar. Sonra polisi aradık. Acil gelin evimize silahlı saldırı oldu dedik. Geldiler ifademi aldılar. Şikayetçi misin dediler, şikayetçi olduk. Ondan sonra polisler kim bunlar deyince, eski eşimin yani görümcemin çocukları dedim. Çünkü hep tehdit ediliyordum” dedi.
“Çocuklarım korkudan okula gidemiyor”
Uzunsoy, “Bunun sebebi de oğlumla babasının tartışmasıydı. Kısacası oğlum babasına, ‘annemle düzgün konuş’ demesi o kadar. Babası da korkuyor, kız kardeşinin oğluna söylüyor. Olay bundan ibaret. Saldırganlar yakalandı diye biliyorum. Adliyeye gittim, çocuklarıma koruma kararı aldıracağım. Sonra karakola gittim, gözaltına alındıklarını ve adliyeye sevk edildiklerini öğrendim. Tehditler aldık. Kızımın namusuna çok dil uzatıldı. Küçük kızıma da çok küfürler edildi. Kız kardeşleri ve görümcem bana karşı ‘sizi öldüreceğiz, vurduracağız. Evinizde rahat uyuyacağınızı mı sanıyorsunuz’ dediler ve dediklerini de yaptılar. Evimize 8 el kurşun sıktılar. 2.5 sene önce boşandım. Öncelerde hiçbir şey yoktu, bu olay yeni oldu. Tamamen oğlumun babasına ‘annemin hakkında neden böyle konuşuyorsun’ tartışması yaşamasıdır. Hakkımda neden böyle konuştuğunu bilmiyorum. Sürekli olarak ona ‘benim namusuma dil uzatma’ diyorum. Ben namusumu koruyorum, namussuz bir kişi de değilim. Kendileri de çok iyi biliyorlar. Neden bana iftira attığını bilmiyorum. Başıma ilk kez böyle bir şey geldi ve çocuklarım korkudan okula gidemiyor” ifadelerini kullandı.
Kağıthane polisi kıskıvrak yakaladı
Olayın ardından kadının ihbarı üzerine olay yerine polis ekibi sevk edildi. Olay yeri inceleme ekiplerinin çalışması sonrasında polis ekipleri, kadının ifadesini alarak çevredeki güvenlik kamera görüntülerini incelemeye aldı. Yapılan incelemede sonucunda evin önüne gelen bir araçtan ateş açıldığı tespit edildi. Olayla ilgili çalışma başlatan Kağıthane Devriye Ekipler Amirliği polisleri, saldırganların Ö.Ç.ve ağabeyi Hüseyin Ç. olduğu belirlendi.
14 yaşındaki çocukta tabanca bulundu
Devam eden çalışmalar iki kardeş, Çağlayan’da kıskıvrak yakalandı. 14 yaşındaki çocuğun üst aramasında olayda kullandığı tabanca ele geçirildi. Gözaltına alınarak emniyete götürülen iki saldırganın ifadeleri alınarak adli işlemleri yapıldı. “Mala zarar verme” suçundan adliyeye sevk edilen iki kardeş, adli kontrol şartıyla tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.
]]>Ablası rapor alarak suç duyurusunda bulundu
Saldırıya uğradığını iddia eden Lütfiye Yıldırım:
“Gözüme yumruk attı, kollarıma vurdu”
Lütfiye Yıldırım ablası Yasemin Soytürk:
“Durumu çok kötü, başka birisi olsa kendisini korurdu, şikayetçi olduk”
Diyaliz merkezinden yapılan açıklama: “Kamera görüntüleri var bizde böyle bir şey yaşanmadı”
ANTALYA – Antalya’da zihinsel engelli Lütfiye Yıldırım diyalize girmek için gittiği merkezde sol gözüne atılan yumrukla yaralandığını iddia etti. Talihsiz kadının yumruğun şiddeti ile yere düşmesi sonucu sağ ve sol kolunda da morarma meydana geldi. Yaşlı kadının ablası ise kardeşinin durumunun iyi olmadığını belirterek, sağlık raporu alarak savcılığa suç duyurusunda bulundu. Diyaliz merkezinden yapılan açıklamada ise olayın kendilerinde yaşanmadığını ve güvenlik kamerası görüntüleri ile bunu ispatlayacaklarını belirtti.
Olay, 23 Şubat günü saat Kepez ilçesi Yeni Mahalle’de bulunan özel bir diyaliz merkezinde yaşandı. Alınan bilgiye göre yaşlı; bakım merkezide kalan zihinsel engelli Lütfiye Yıldırım, olay günü diyaliz tedavisi almak üzere adrese gitti. İddiaya göre yaşlı kadın burada temizlik işleri ile uğraşan ismini bilmediği bir kişinin yumruklu saldırısına maruz kaldı. Talihsiz kadının yumruğun şiddeti ile yere düşmesi sonucu sağ ve sol kolunda da morarma meydana geldi. Aldığı darbe ile yeri yığılan yaşlı kadının yardımına diğer çalışanlar koştu. Diyaliz tedavisi sonrası huzur evine geri dönen yaşlı kadının gözünün morardığını gören çalışanlar durumu ablası Yasemin Soytürk’e bildirdi. Gördüğü manzara karşısında şaşıran dönen Soytürk, ablasını alarak sağlık kuruluşuna gitti. Buradan alınan doktor raporu ile birlikte polis merkezine giden abla kardeş, şikayetçi oldu. Polis ekipleri olayla ilgili inceleme başlattı.
“Bana yumruk atan kişiden şikayetçi ve davacıyım”
Diyaliz merkezinde yaşanan olayı anlatan Lütfiye Yıldırım, “Gözüme yumruk attı, kollarıma vurdu. Sonra bana serum taktılar. Yere düştüm, zor kalktım. Kollarım acıdı” dedi. Lütfiye Yıldırım ablası ve avukatı ile birlikte verdiği ifadede korkunç olayın 23 Şubat Cumartesi günü meydana geldiğin söyledi. Yüzü tanınmaz halde olan Yıldırım ifadesinde şunları söyledi, “Ben zihinsel engelliyim, okuma yazma bilmiyorum. Özel Antalya Huzurevi ve Yaşlı Bakı Merkezi’nde yaklaşık 2.5 aydır kalmaktayım. 23 Şubat günü saat 11.30 sularında servis ile özel diyaliz merkezine gittim. Yenimahalle’de bulunan özel diyaliz merkezine girdiğimde ismini bilmediğim temizlik işlerini yapan esmer uzun boylu erkek şahıs hiçbir şey söylemeden direk sol gözüme yumruk attı. Ben yere düştüm. Beni yeden diğer çalışanlar kaldırdı. Diyaliz işlemleri yapıldıktan sonra diyaliz merkezinin aracı ile beni akşam saatlerinde tekrar kaldığım huzurevine götürdüler. Ablam Yasemin Soytürk huzurevine geldi ve birlikte Sema Yazar polikliniğine gittik. Burada doktor raporu aldım. Sol gözümde morluk ve şişme, sağ ve sol kolumda şişlik ve morarma olduğunu gördüm. Bana yumruk atan kişiden şikayetçi ve davacıyım” dedi.
“Durumu çok kötü, başka birisi olsa kendisini korurdu”
Yaşananları anlatan abla asemin Soytürk ise şöyle konuştu: “Perşembe günü kardeşimin sağlık kontrolü vardı kontrollerini yaptırarak sağlam olarak huzurevine teslim ettim. Cuma günü diyalizi vardı, diyalizden sonra beni aradılar. Acil gelmemi istediler, ne olduğunu sorduğumda kardeşimin darp edildiğini belirttiler. Gittiğimizde çok kötü durumdaydı, bir gözü ve kollarının durumu iyi değildi. Gözünün birisi tamamen kapanmış. Oradan karakola gittik, şikayetçi olduk. Sağlık raporu aldık, iddiaya göre sağlık merkezinin doktoru alerji olduğunu söylemiş. Diyaliz merkezinin bizi arayarak durumu bildirmesini ne ne olduğunu açıklamasını isterdik. Kardeşimin bu şekilde olması hoş bir şey değil. Durumu çok kötü, başka birisi olsa kendisini korurdu. Şikayetimizin sonuna kadar arkasında bulunacağız, kim yaptı ise bulunmasını istiyoruz. Benim kardeşime ne oldu. Huzur evi diyaliz merkezine sağlam gittiğini söyledi.”
Diyaliz merkezinden yapılan açıklamada ise şu ifadeler yer verildi: “Biz de gereken işlemleri yapıyoruz, gerekli tutanakları tuttuk. Güvenlik kamerası görüntülerimiz var, güvenlik kamerası görüntülerinde böyle bir şeyin olmadığı bellidir. Savcılık güvenlik kamerası görüntülerini izlediği zaman olayın bizden kaynaklanmadığını görecektir. Olay şuanda savcılıkta biz de çok üzüldük, ama kurumumuzda böyle bir hadise yaşanmadı.
]]>Olay, 23 Şubat günü saat Kepez ilçesi Yeni Mahalle’de bulunan Özel Daviva Nefroloji Diyaliz Merkezinde yaşandı. Alınan bilgiye göre yaşlı; bakım merkezide kalan zihinsel engelli Lütfiye Yıldırım (64), olay günü diyaliz tedavisi almak üzere adrese gitti. İddiaya göre, yaşlı kadın burada temizlik işleri ile uğraşan ismini bilmediği bir kişinin yumruklu saldırısına maruz kaldı. Talihsiz kadının yumruğun şiddeti ile yere düşmesi sonucu sağ ve sol kolunda da morarma meydana geldi. Aldığı darbe ile yeri yığılan yaşlı kadının yardımına diğer çalışanlar koştu. Diyaliz tedavisi sonrası huzur evine geri dönen yaşlı kadının gözünün morardığını gören çalışanlar durumu ablası Yasemin Soytürk’e bildirdi. Gördüğü manzara karşısında şaşıran dönen Soytürk, ablasını alarak sağlık kuruluşuna gitti. Buradan alınan doktor raporu ile birlikte polis merkezine giden abla kardeş şikayetçi oldu. Polis ekipleri olayla ilgili inceleme başlattı.
“Bana yumruk atan kişiden şikayetçi ve davacıyım”
Diyaliz merkezinde yaşanan olayı anlatan Lütfiye Yıldırım, “Gözüme yumruk attı, kollarıma vurdu. Sonra bana serum taktılar. Yere düştüm, zor kalktım. Kollarım acıdı” dedi. Lütfiye Yıldırım ablası ve avukatı ile birlikte verdiği ifadede korkunç olayın 23 Şubat Cumartesi günü meydana geldiğin söyledi. Yüzü tanınmaz halde olan Yıldırım ifadesinde şunları söyledi:
“Ben zihinsel engelliyim, okuma yazma bilmiyorum. Özel Antalya Huzurevi ve Yaşlı Bakım Merkezi’nde yaklaşık 2,5 aydır kalmaktayım. 23 Şubat günü saat 11.30 sularında servis ile özel diyaliz merkezine gittim. Yenimahalle’de bulunan özel diyaliz merkezine girdiğimde ismini bilmediğim temizlik işlerini yapan esmer uzun boylu erkek şahıs hiçbir şey söylemeden direk sol gözüme yumruk attı. Ben yere düştüm. Beni yeden diğer çalışanlar kaldırdı. Diyaliz işlemleri yapıldıktan sonra diyaliz merkezinin aracı ile beni akşam saatlerinde tekrar kaldığım huzurevine götürdüler. Ablam Yasemin Soytürk huzurevine geldi ve birlikte Sema Yazar Polikliniğine gittik. Burada doktor raporu aldım. Sol gözümde morluk ve şişme, sağ ve sol kolumda şişlik ve morarma olduğunu gördüm. Bana yumruk atan kişiden şikayetçi ve davacıyım.”
“Durumu çok kötü, başka birisi olsa kendisini korurdu”
Yaşananları anlatan abla Yasemin Soytürk ise şöyle konuştu:
“Perşembe günü kardeşimin sağlık kontrolü vardı kontrollerini yaptırarak sağlam olarak huzurevine teslim ettim. Cuma günü diyalizi vardı, diyalizden sonra beni aradılar. Acil gelmemi istediler, ne olduğunu sorduğumda kardeşimin darp edildiğini belirttiler. Gittiğimizde çok kötü durumdaydı, bir gözü ve kollarının durumu iyi değildi. Gözünün birisi tamamen kapanmış. Oradan karakola gittik, şikayetçi olduk. Sağlık raporu aldık, iddiaya göre sağlık merkezinin doktoru alerji olduğunu söylemiş. Diyaliz merkezinin bizi arayarak durumu bildirmesini ne ne olduğunu açıklamasını isterdik. Kardeşimin bu şekilde olması hoş bir şey değil. Durumu çok kötü, başka birisi olsa kendisini korurdu. Şikayetimizin sonuna kadar arkasında bulunacağız, kim yaptı ise bulunmasını istiyoruz. Benim kardeşime ne oldu. Huzur evi diyaliz merkezine sağlam gittiğini söyledi.”
“Güvenlik kamerası görüntülerinde böyle bir şeyin olmadığı bellidir”
Diyaliz merkezinden yapılan açıklamada ise şu ifadelere yer verildi:
“Biz de gereken işlemleri yapıyoruz, gerekli tutanakları tuttuk. Güvenlik kamerası görüntülerimiz var, güvenlik kamerası görüntülerinde böyle bir şeyin olmadığı bellidir. Savcılık güvenlik kamerası görüntülerini izlediği zaman olayın bizden kaynaklanmadığını görecektir. Olay şu anda savcılıkta biz de çok üzüldük, ama kurumumuzda böyle bir hadise yaşanmadı.” – ANTALYA
]]>Olay, geçtiğimiz Salı günü saat 06.30 sıralarında Kağıthane Mehmet Akif Ersoy Mahallesi’nde meydana geldi. İddiaya göre yaklaşık 2.5 yıl önce şiddetli geçimsizlik yüzünden eşinden ayrılan 4 çocuk annesi Yasemin Uzunsoy (46) çocuklarıyla yaşamaya başladı. İddiaya göre bir süre önce Uzunsoy’un oğlu, babasını arayarak “annem hakkında küfürlü konuşma” diye uyardı.
Evde uyurken dehşeti yaşadılar
Baba ve oğul arasında yaşanan tartışma sonrasında Uzunsoy’un eski görümceleri iddiaya göre onu tehdit etmeye başladı. Tehditler ve tartışmalar sürerken olay günü sabah saatlerinde çocuklarıyla uyuyan Yasemin Uzunsoy’un evine ateş açıldı. Büyük bir korkuyla uyuyan ve neye uğradığını şaşıran kadın dışarıya baktı. Sokaktaki bir kişinin söylemesi üzerine mutfağa geçen kadın, camı 8 kurşunun delip geçtiğini gördü. Saldırı anı ise kameralara anbean yansıdı.
“Silah sesleri duyduk, büyük kızım kendini yere attı”
Olayla ilgili konuşan Yasemin Uzunsoy, “Sabah uyuyorduk. Su içmek için mutfağa gittim. Tam ışığı kapattım, yatacakken silah sesleri duyduk. Benim büyük kızım kendini yere attı. Ondan sonra tam cama çıktım, ‘ne oluyor’ dedim. Yoldan geçen çocuk, ‘abla sizin eve sıktılar’ dedi. Camı açtım, hiçbir şey yok. Arka odanın camına baktım orada da yoktu. Mutfağa bakayım dedim, bir baktım berbat halde. Toplamda 8 el sıkmışlar. Sonra polisi aradık. Acil gelin evimize silahlı saldırı oldu dedik. Geldiler ifademi aldılar. Şikayetçi misin dediler, şikayetçi olduk. Ondan sonra polisler kim bunlar deyince, görümcemin çocukları dedim. Çünkü hep tehdit ediliyordum” dedi.
“Çocuklarım korkudan okula gidemiyor”
Uzunsoy, “Bunun sebebi de oğlumla babasının tartışmasıydı. Kısacası oğlum babasına, ‘annemle düzgün konuş’ demesi o kadar. Babası da korkuyor, kız kardeşinin oğluna söylüyor. Olay bundan ibaret. Saldırganlar yakalandı diye biliyorum. Adliyeye gittim, çocuklarıma koruma kararı aldıracağım. Sonra karakola gittim, gözaltına alındıklarını ve adliyeye sevk edildiklerini öğrendim. Tehditler aldık. Kızımın namusuna çok dil uzatıldı. Küçük kızıma da çok küfürler edildi. Kız kardeşleri ve görümcem bana karşı ‘sizi öldüreceğiz, vurduracağız. Evinizde rahat uyuyacağınızı mı sanıyorsunuz’ dediler ve dediklerini de yaptılar. Evimize 8 el kurşun sıktılar. 2.5 sene önce boşandım. Öncelerde hiçbir şey yoktu, bu olay yeni oldu. Tamamen oğlumun babasına ‘annemin hakkında neden böyle konuşuyorsun’ tartışması yaşamasıdır. Hakkımda neden böyle konuştuğunu bilmiyorum. Sürekli olarak ona ‘benim namusuma dil uzatma’ diyorum. Ben namusumu koruyorum, namussuz bir kişi de değilim. Kendileri de çok iyi biliyorlar. Neden bana iftira attığını bilmiyorum. Başıma ilk kez böyle bir şey geldi ve çocuklarım korkudan okula gidemiyor” ifadelerini kullandı.
Kağıthane polisi kıskıvrak yakaladı
Olayın ardından kadının ihbarı üzerine olay yerine polis ekibi sevk edildi. Olay yeri inceleme ekiplerinin çalışması sonrasında polis ekipleri, kadının ifadesini alarak çevredeki güvenlik kamera görüntülerini incelemeye aldı. Yapılan incelemede sonucunda evin önüne gelen bir araçtan ateş açıldığı tespit edildi. Olayla ilgili çalışma başlatan Kağıthane Devriye Ekipler Amirliği polisleri, saldırganların Ö.Ç.(14) ve ağabeyi Hüseyin Ç. (24) olduğu belirlendi.
14 yaşındaki çocukta tabanca bulundu
Devam eden çalışmalar iki kardeş, Çağlayan’da kıskıvrak yakalandı. 14 yaşındaki çocuğun üst aramasında olayda kullandığı tabanca ele geçirildi. Gözaltına alınarak emniyete götürülen iki saldırganın ifadeleri alınarak adli işlemleri yapıldı. “Mala zarar verme” suçundan adliyeye sevk edilen iki kardeş, adli kontrol şartıyla tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. – İSTANBUL
]]>Dünyanın ilk 10 diş implantı üreticisi arasında yer alan MegaGen, implant yanında diş hekimi koltuğu, görüntüleme sistemleri ve bu alandaki yazılımları da üretiyor. MegaGen, dünyada 120’yi aşkın ülkede faaliyet gösteriyor.
Firma, Güney Kore dışındaki ilk üretim tesisini Türkiye’de İstanbul’a kurma kararı aldı ve buna yönelik çalışmalarını da hızlandırdı.
“Biz Türkiye’yi seçtik”
MegaGen Implant CEO’su Kwang Bum Park, AA muhabirine, firmanın Güney Kore’nin Daegu kentinde yer alan fabrikasında değerlendirmede bulundu.
Uzun zamandır yurt dışına açılma planları yaptıklarını belirten Park, çoğu şirketin yurt dışındaki ilk yatırımları için daha çok ABD ve Avrupa’yı düşündüğünü ancak kendilerinin geleceğe dair farklı fikirleri olduğunu söyledi. İş yapmak için belirli kararların verilmesi gerektiğini aktaran Park, “Yatırım için ABD ve Avrupa mantıklı olabilirdi ancak biz daha fazla gelişime açık olduğu için Türkiye’yi seçtik.” dedi.
Park, Kore’de robotik sistemlerle akıllı üretim yapan bir firma olduklarını, İstanbul’a kuracakları fabrikaya da Kore’deki gibi robotik sistem kuracaklarını belirtti.
Türkiye’deki üretimleriyle farklı ülkelere ve Avrupa’ya da yönelmeyi düşündüklerini vurgulayan Park, “Türkiye’de üretimi sağlayıp ‘Made in Türkiye’ etiketiyle ürünlerimizi Avrupa’ya göndermek gibi bir hayalimiz var. Türkiye, medikal turizmde oldukça meşhur bir ülke olduğu için Avrupa ve yurt dışından birçok hasta geliyor, bu hastalarla da ürünlerimizi duyurabileceğimizi düşünüyoruz.” diye konuştu.
Park, Türkiye’de ilk olarak bir üretim bandıyla yatırıma başlayacakları bilgisini vererek, şöyle devam etti:
“Türkiye’ye ilk aşamada 15 milyon dolarlık başlangıç yatırımı yapacağız. İlerleyen dönemde yatırımın karşılığı alındıkça daha fazla yatırım yapıp iş büyütülecek. Bu üretim bandında sonuçlar alındıkça büyümek istiyoruz. Türk devletinin desteklerinden faydalanarak daha büyük bina kurup, üretim bandını çoğaltıp her şeyi daha çok büyütmek hayalimiz. Çok daha büyük bir fabrika için 5 sene gibi bir sürenin ardından daha büyük yatırımlar yapmayı planlıyoruz. O zaman muhtemelen 100 milyon doların üzerinde yatırım yapılacaktır. Bu üretim tesisimizde dünyanın farklı yerlerinden gelecek diş hekimlerine eğitimler de verilecek.”
“İhracata da başlayacağız”
Türkiye’den İran, Birleşik Arap Emirlikleri ve Afrika ülkelerine de yönelme planları olduğunu bildiren Park, 5 yıllık üretim planının yarısında gelindiğinde ihracata başlamayı hedeflediklerini anlattı.
Park, kendisinin de diş hekimi olduğuna ve şirketi diş hekimleriyle birlikte kurduklarına dikkati çekerek, hekimlerin ihtiyaçlarını bilerek bu doğrultuda en doğru ürünleri ürettiklerini kaydetti.
İmplantın ardından diğer ürünlerinin de Türkiye’de üretimini sağlayıp “Made in Türkiye” etiketiyle dünyaya tanıtabileceklerini dile getiren Park, “Türkiye, iş bağlantısı kurmak için çok önemli bir ülke. Asya şirketlerinin bağlantı kurma eksikliği var. Türkiye üzerinden bağlantı kurup beraber başka yerlerde iş yapmak da istiyoruz. Biz Türkiye’deki şirketlere rakip olarak gelmek istemiyoruz. Biz teknik bilgi ve birikimimizi paylaşıp ülkedeki kalite ve standartların artırılmasına katkı sağlayabiliriz. Türkiye’deki ürün kalitemiz de Güney Kore’deki ile aynı olacak. Beraber güzel sonuçlar alabiliriz.” değerlendirmesinde bulundu.
Park, vergi gibi devletle ilişkiler ile çalışanlara karşı sorumluluk gibi konulara çok önem verdiklerini belirterek, Türkiye’deki yatırımlarını tamamlamaları için bazı izin ve işlem süreçlerinin hızlandırılmasını talep etti.
“Daha fazla Güney Kore şirketi gelecek”
Şimdiden MegaGen’in yatırımını izleyerek Türkiye’ye yatırım planı yapan Güney Koreli firmalar olduğuna işaret eden Park, “Daha fazla Güney Kore şirketinin Türkiye’ye gelip yatırım yapıp büyüyeceğini düşünüyorum. Türkiye’ye şu anda yapılan yatırımlar da sürekli büyüyor. Bizim ardımızdan global ve Güney Koreli yatırımcıların Türkiye’ye geleceklerini düşünüyorum.” dedi.
Park, dental pazarda dünyada 8’inci sırada yer aldıklarını, 2030’a kadar hedeflerinin 3. sıraya yükselmek olduğunu vurguladı. Sadece implant alanında değil, dental ve sağlık alanında da daha fazla inovasyon yapıp, yapay zekanın kullanıldığı dijital ürünler oluşturup farklı alanlara yönelmek istediklerini dile getiren Park, bu alanda AR-GE’ye de çok önem verdiklerini söyledi.
Türk Şehitliği’ni ziyaret etti
Türkiye’nin Kore Savaşı’nda Güney Kore’ye yardım eden ülkelerden biri olduğunu anımsatan Park, “Türkiye’den ‘kardeş ülke’ olarak bahsediyoruz. İki ülke halkları birbirine çok yardımcı oluyor. Fiziksel olarak Japonya ve Çin bize yakın ama duygusal olarak Türkiye’yi kendimize daha fazla yakın hissediyoruz.” ifadelerini kullandı.
Park ile MegaGen Türkiye CEO’su Cem Dergin ve diğer şirket yöneticileri, basın mensuplarıyla yaptıkları görüşmenin ardından Güney Kore’nin Busan kentinde yer alan BM Anıtsal Mezarlığı’ndaki Türk Şehitliği’ni ziyaret etti. Şehitlik anıtına çiçek bırakan Park ve Dergin, saygı duruşunda da bulundu.
]]>“Oy rekoruyla geliyoruz. Oy rekoru niye kırılır? Yaptığın asfaltlara, kavşaklara kimse bakmaz. Önce yaptığın işe bakarlar namuslu dürüst yapıyor mu, insanları ayırıyor mu. İnsanların gönlüne öyle girilir. İnsanların gönlüne girmişiz ki, bugün yüzde 60 oyla geleceğiz inşallah.” diye konuştu.
“Ulaşım esnafı olarak sizler de Ankara’da bizim mesai arkadaşlarımızsınız. Dolayısıyla Ankara halkına hep birlikte hizmet ediyoruz.” ifadeleriyle katılımcılara seslenen Yavaş şöyle devam etti:
“BİZİM BÜTÜN DERDİMİZ ESNAFIN, ÇİFTÇİNİN AYAKTA KALMASI”
“İlk önce en kritik dönemde pandemiyle karşılaştık. Pandemide hükümet o gün, ‘her şeyi biz yapacağız siz karışmayın, maskeyi de biz dağıtacağız. Yardımları da biz toplayacağız’ dedi. Ama baktık olmuyor hemen devreye girdik . Ankara’da darda kim varsa evde oturanlarından, iş yerleri kapandığı zaman esnafa kadar hepsini nasıl ayakta tutabiliriz diye uğraştık.
Bir gece birden bire sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Pazarcının malı elinde kaldı.’Ne yapacağız’ diye düşünürken, onların kara kara düşünmesine fırsat kalmadan bir mesajla o ürünlerin hepsini satın alacağımızı duyurduk. Gece rahat uyumalarını sağladık. Terzilerimiz evinde kaldı. Maskeleri onlara diktirdik.
Şimdi de sosyal destekleri yaparken bir esnaftan almak yerine verdiğimiz Başkent Kart ile Ankara’daki tüm manavların, kasapların, bakkalların, kırtasiyecilerin cebine para giriyor. Bir ara kömürü, gübreyi, tohumu toptan alıyorduk. Şimdi kartlara yüklüyoruz. Gidip esnaftan kendileri satın alıyorlar. Dolayısıyla bizim bütün derdimiz esnafın, çiftçinin ayakta kalması. Gerçek belediyecilik budur. Kapanan her dükkan, tezgah belediyeye gelen özgeçmiş demektir.”
“BELEDİYECİLİKTEN ANLAMIYORLAR”
Ak Parti belediyeciliğini eleştiren Yavaş, şunları söyledi:
“Belediyecilikten anlamıyorlar. Yaptıkları betonların, plastiklerin ömrü iki ay. Bir alt geçit yaparsınız üç ay sonra herkes unutur. Ama önemli olan, belediye dediğin zaman doğumundan ölümüne kadar kentte yaşayan her insanın dertleriyle ilgilenen kurumdur. Bunun içerisine eğitim girer, sağlık girer, esnaf girer, iş dünyası girer, işsizler girer, işçiler girer.
Benim belediyecilik anlayışım şu; darda kim varsa hızır gibi yanında olmak. Gerisi boş. Anlamıyorlar; beton arıyorlar, plastik arıyorlar. Onu da onlardan fazla yaptık. Ama bunları adına ben hizmet demiyorum.”
“TÜRKİYE’DE BENZERİ OLMAYAN BİR ŞEKİLDE DESTEKLERDE BULUNUYORUZ”
Yavaş, konuşmasına şöyle devam etti:
“En büyük projemiz Ankara halkını zengin etmek demiştik. Çiftçilerimize yardım ediyoruz. Aç ve açıkta bırakmayacağız demiştik. Türkiye’de benzeri olmayan bir şekilde desteklerde bulunuyoruz. Destek alan ailelerin çocukları da yaşıtları gibi aynı şartlarla hayata başlasın istiyoruz. Belediyecilik budur. Yoksa oraya iki tane plastik, beton kimsenin işine yaramaz.
“ASLA YÜZÜSTÜ BIRAKAMAYIZ”
Bütün Türkiye’de gördük ‘çılgın’ projelerini. İkide bir zam geliyor, başkanlar, valiliğin önüne gidemiyorsunuz, Ak Parti’nin önüne gidemiyorsunuz, hükümetin önüne gidemiyorsunuz. ‘Bu zamlar ne’ demiyorsunuz. Enerji Bakanlığı’nın önüne gidip ‘şu ÖTV’yi kaldırın ulaşımdan’ demiyorsunuz, diyemiyorsunuz. Ama koşa koşa belediyeye geliyor, ‘hadi Mansur baba’ diyorsunuz. Evet. Elbette destek olacağız. Sizlerin de aileleri var. Geçindirmek zorunda olduğunuz insanlar var. Asla yüzüstü bırakamayız tabii ki destek olacağız.
“ANKARA’NIN TÜMÜNÜ İLGİLENDİREN KONULARDA SİYASET OLMAZ”
Mecliste sayımız az olabilir ama Ankara’nın tümünü ilgilendiren konularda siyaset olmaz. Bugüne kadar bir Allah’ın kuluna partizanlık yaptığımı gördünüz mü? Bir kişiyi ayırdığımızı gördünüz mü? Herkes bizim kardeşimiz. Oy versin vermesin herkesin iradesine saygı duyacağız. Dolayısıyla değerli hemşehrilerim, beş yıldır gördünüz. Herkesi kucakladık. Hiç kimsenin hiçbir şeyine bahane bulmadan herkese bir şekilde yardımcı olmaya çalıştık. Olmaya da devam edeceğiz.
“YÜZDE 60 OYLA GELECEĞİZ”
Oy rekoruyla geliyoruz. Oy rekoru niye kırılır? Yaptığın asfatlara, kavşaklara kimse bakmaz. Önce yaptığın işe bakarlar namuslu dürüst yapıyor mu, insanları ayırıyor mu. İnsanların gönlüne öyle girilir. İnsanların gönlüne gimişiz ki, bugün yüzde 60 oyla geleceğiz inşallah. Dolayısıyla doğru belediyeciliği kimin yaptığını gösteriyor.
Sonuç itibariyle, siz Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne mensup insanlarsınız. Elbette ki prblemlerinizi beraber çözeceğiz. Daha iyi şartlarda yaşamanız için elbette Ankara Büyükşehir Belediyesi her zaman yanınızda olacaktır.
Sizler için en iyisi ne ise, belediyeye en az zarar veren ne ise ona hep birlikte karar vereceğiz. Davetiniz için çok teşekkür ediyorum.”
]]>Erdoğan, partisinin İstasyon Meydanı’nda düzenlediği mitinginde, Türkiye’yi yuva, vatan ve uğruna şehadeti göze aldıkları biricik sevda olarak gördüklerini ifade ederek, ülkeyi taşıyla, toprağıyla, zorluk ve güzellikleriyle sevdiklerini söyledi.
İstiklal Marşı’nın “Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda? Şüheda fışkıracak, toprağı sıksan şüheda! Canı, cananı, bütün varımı alsın da Hüda, etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.” dizelerini okuyan Erdoğan, şöyle konuştu:
“İşte mesele bu. Biz de cennet vatanımız, aziz milletimiz ve istikbalimizin teminatı çocuklarımız için her alanda mücadele ediyoruz. Karşılaştığımız tüm engellere rağmen hamdolsun vatanımıza olan minnet borcumuzu şimdiye kadar layıkıyla ödedik. Milletin sandıkta namusumuza emanet ettiği iradesine hiçbir zaman gölge düşürmedik. Vesayet güçlerinden, envaiçeşit terör örgütüne kadar Türkiye karşıtlarının tamamını Allah’ın yardımı ve milletimizin desteğiyle dize getirdik. 15 Temmuz gecesinde olduğu gibi ülkeyi işgal etme teşebbüsleri karşısında asla geri adım atmadık. Darbe gecesi birileri televizyon karşısında kahvesini yudumlarken, biz milletimizle sırt sırta vererek FETÖ’cü hainlere meydanları dar ettik. Uluslararası arenada ülkemizin hak ve hukukunu, devletimizin çıkarlarını, milletimizin onurunu kararlılıkla savunduk, savunuyoruz. Dış politikada Avrupa’dan ‘aferin’ almaya çalışan değil, dik ve dirayetli duruşuyla tüm dünyada takdir toplayan bir ülke konumundayız. Uluslararası siyaseti takip eden herkes şu gerçeği artık kabulleniyor. Türkiye sadece bölgesel bir güç olmaktan çıkıp küresel bir güç olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. Ülkemizin, krizlerin çözümündeki kilit rolü giderek daha fazla anlaşılıyor. Libya’da biz varız. Karabağ’da biz varız. Bütün buralarda Türkiye kardeşleriyle el ele veriyor, omuz omuza veriyor ve bu yolda emin adımlarla yürüyor.”
“Diktiğimiz fidanların meyvelerini topluyoruz”
Dış politikada Türkiye’nin artan itibarının gerisinde güçlü bir savunma sanayisi olduğuna dikkati çeken Erdoğan, şunları söyledi:
“Savunma sanayinde dışa bağımlılığımız azaldıkça uluslararası arenada etkinliğimiz artmıştır. Göreve geldiğimizde savunma sanayinde yüzde 80 oranında başkalarına muhtaç durumdaydık. Terörle mücadelede kullandığımız silah ve mühimmatların çoğunu yurt dışından temin ediyorduk. Satın aldığımız silahların kontrolü tam olarak bizde bile değildi. Türkiye’ye asla yakışmayan bu tablo karşısında biz ne yaptık? Diğer alanlarla birlikte özellikle savunma sanayine ağırlık verdik.”
Erdoğan, savunma sanayinde “Böyle gelmiş, böyle gider” diyenlerden olmadıklarını, kolay yerine zor ama Türkiye açısından en hayırlı olanı seçtiklerini belirterek, şunları dile getirdi:
“Tabanca, tüfek dahil güvenlik güçlerimizin kullandığı silahları kendimiz üretmeye başladık. İnsansız hava araçları gibi yeni gelişen teknolojilere büyük yatırımlar yaptık. Bu alanda çalışan firmalarımızı teşvik ettik. İşte bugün 2005’lerde, 2010’larda toprağa diktiğimiz fidanların, Allah’a binlerce kez hamdolsun, meyvelerini topluyoruz. Yıllar önce başlattığımız projeler bugün hepimizin iftihar vesilesi olan uçaklara, tanklara, gemilere, füzelere, roketlere dönüşüyor. Türkiye savunma sanayisi alanında adeta bir destan yazıyor. Dünyanın ilk SİHA gemisi Anadolu’yu geçen sene hizmete aldık. Kendi tasarımımız, milli denizaltımızı inşa etme aşamasındayız. İHA ve SİHA alanında zaten dünyada ilk üç ülkeden biriyiz. Bugün 34 farklı ülkenin semalarını Türk, İHA ve SİHA’ları koruyor. Geçtiğimiz günlerde milli muharip uçağımız KAAN ilk uçuşunu başarıyla gerçekleştirdi. Böylece 5. nesil uçak üretebilen dünyadaki 4 ülkeden biri olduk. Bu gurur 85 milyon olarak hepimizindir. Milletçe inandık, çalıştık, yılmadık ve hamdolsun başardık.”
“Muhalefetin örnek gösterdiği ülkelerde KAAN konuşuluyor”
Savunma sanayi alanındaki başarıların başlangıç olduğunu vurgulayan Erdoğan, “Gelecek yıllarda yapılanların çok daha fazlasını, daha modernini, daha gelişmişini, daha güçlüsünü, daha ilerisini yapacağız.” dedi.
Deniz Kuvvetleri Komutanlığının uçak gemisinin bir üst segmentini yapmak için çalışmalar yürüttüğünü bildiren Erdoğan, şunları kaydetti:
“Biz ‘yaparız’ dedik mi yaparız ve yapacağız. İçimizdeki müzmin muhalifler ve mankurtlar anlamasa da Türkiye’nin nasıl büyük işlere imza attığını dostlarımız ve hasımlarımız çok iyi biliyor. Muhalefetin bize sürekli örnek gösterdiği ülkelerde son dört gündür KAAN konuşuluyor. Türkiye’nin savunma sanayi hamleleri konuşuluyor. Umutlarını Türkiye’ye bağlamış dostlarımız bizim bu başarılarımızla gurur duyarken, elbette rakiplerimiz de endişeye kapılıyor. Daha ne müjdeler vereceğiz inşallah. Öyle garip bir durumla karşı karşıyayız ki bizdeki mankurtlaştırılmış zihinler KAAN’a bakınca kalorifer peteği veya süpürge sapı görüyor. Ama Asya’dan Afrika’ya kadar gönül coğrafyamızdaki 100 milyonlar ise büyüyen, güçlenen, mazlumların umudu haline gelen bir Türkiye görüyor. “
“31 Mart’ta sandıkları patlatmamız gerekiyor”
Türkiye’nin başarılarının kendilerinin azmini artırırken, dost ve kardeş ülkelere de cesaret aşıladığını, özgüven kazandırdığını belirten Erdoğan, “İnşallah bu umutları boşa çıkarmayacağız. Türkiye’yi her alanda güçlendirmeye, kalkındırmaya devam edeceğiz. Bir olarak, iri olarak, diri olarak, kardeş olarak hep birlikte Türkiye olarak ülkemizi hedeflerine ulaştıracağız. Türkiye Yüzyılı şafağı sökerken ecdattan aldığımız emaneti hakkıyla bizden sonraki nesillere teslim etmenin kıvancını yaşayacağız.” dedi.
Adana’nın her dönemde yaptığı gibi Türkiye Yüzyılı yürüyüşünün de lokomotifliğini yükleneceğine işaret eden Erdoğan, “Tabii bunun için 31 Mart’ta sandıkları patlatmamız gerekiyor. Bugün burada sizden bunun sözünü almak istiyorum. Söz mü?” diye sordu. Alandakilerin “söz” demesi üzerine Erdoğan, “Benim bildiğim Adanalı delikanlıdır, sözünün eridir, verdiği sözde durur.” karşılığını verdi.
Erdoğan, Türkiye’ye ve şehirlere yeni vizyonlar, hedefler gösterirken, güçlü altyapıya güvendiklerini vurgulayarak, Türkiye’nin 21 yılda nereden nereye geldiğini akıl ve vicdan sahibi herkesin kabul edeceğini söyledi.
Bu anlayışla Adana’ya 21 yılda 279 milyar liralık yatırım yaptıklarını anımsatan Erdoğan, eğitimde 10 bin 809 yeni derslik inşa ettiklerini, Alparslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesini kurduklarını, gençlik ve sporda 7 bin 959 kişi kapasiteli yüksek öğrenim yurt binaları açtıklarını, 33 bin seyirci kapasiteli stadyumun da aralarında olduğu 55 spor tesisini Adana’ya kazandırdıklarını kaydetti.
“Çukurova Havalimanını hizmete sunuyoruz”
Sosyal yardımlarda, Adanalı ihtiyaç sahibi vatandaşlara 20 milyar liralık kaynak aktardıklarını belirten Erdoğan, sağlıkta toplamda 4 bin 255 yataklı 25 hastane ile 71 sağlık tesisini Adanalıların hizmetine sunduklarını söyledi.
Erdoğan, Adana’yı 1640 yataklı şehir hastanesi ile buluşturduklarını hatırlatarak, Yüreğir’deki 100 yataklı devlet hastanesi ile iki sağlık tesisinin yapımının devam ettiğini aktardı.
TOKİ vasıtasıyla 18 bin 400 konutu tamamlayıp hak sahiplerine teslim ettiklerini dile getiren Erdoğan, şunları kaydetti:
“6 bin 226 konutun yapımına devam ediyoruz. Kentsel dönüşümde şehrimizde riskli yapı olarak belirlediğimiz 8 bin 873 bağımsız bölümün dönüşümünü gerçekleştirdik. Adana’daki 7 millet bahçesi projemizden üçünü tamamladık, üçünün yapımına, birinin projelendirme çalışmasına devam ediyoruz. Ulaştırmada 249 kilometreden devraldığımız bölünmüş yol mesafesini 431 kilometreye çıkardık. Adana-Karataş yolunu, Kozan-Feke-Saimbeyli-Tufanbeyli yolunu, Ceyhan-Yumurtalık yolunu, İmamoğlu-Ayrım-Aladağ yolunu ve Kozan ayrımı Mansurlu yolunu bu yıl tamamlıyoruz. Şehirdeki tüm demir yollarıyla birlikte Adana-Mersin demir yolunu da yenileyip ilave hat yaptık, seyahat süresini yarıya indirdik. Mersin, Adana, Osmaniye, Gaziantep hızlı tren hattında çalışmalarımız etap etap sürüyor. Mevcut havalimanımıza ilaveten Çukurova Uluslararası Havalimanı da bu yıl içinde tamamlayıp hizmete sunuyoruz.”
Doğu Akdeniz’in en büyük lojistik üssünü Adana’ya kurarak Türkiye’nin uluslararası taşımacılıktaki kilit rolünü daha da güçlendireceklerinin altını çizen Erdoğan, Adana’ya 11 baraj, 39 sulama tesisi, 10 arazi toplulaştırma projesi, 60 taşkın koruma tesisi, bir gölet ve 28 hidroelektrik santrali kazandırdıklarını aktardı.
“Çok daha fazlasını yapacağız”
Adana’da toplam 15 bin dekar arazinin sulanmasına hizmet edecek 7 barajın inşasının devam ettiğini belirten Erdoğan, kentte 1,3 milyon dekar zirai araziyi sulamaya açarak, çiftçilere yıllık 9,5 milyar lira tutarında zirai gelir artışı sağladıklarını söyledi.
Erdoğan, inşaatı süren 12 sulama tesisiyle 535 bin dekar araziyi daha sulamaya açacaklarını dile getirerek, şunları kaydetti:
“Adanalı çiftçilerimize 52 milyar liralık tarımsal hibe desteği ve yatırım yaptık. Sanayi ve teknolojide 2 yeni Organize Sanayi Bölgesi, 3 Endüstri Bölgesi, bir Teknokent, 12 araştırma geliştirme merkezi ve 8 tasarım merkezi kurduk. Tarım ve Orman Bakanlığımız eliyle Adana ve Karataş Organize Tarım Bölgelerini hayata geçirdik. Şimdi de şehrimize bir kimya organize sanayi bölgesi kazandırmak için çalışmalara başladık. İstihdamı desteklemek için Adana’daki işverenlere toplam 9 milyar lira tutarında prim teşviki verdik. Enerjide yaklaşık 224 bin abonesi olan şehrimize tüm ilçeleriyle birlikte doğal gaz arzını sağladık. İnşallah 31 Mart’ta Adana’yı Cumhur İttifakı’nın gerçek belediyecilik vizyonuyla buluşturduğumuzda çok daha fazlasını yapacağız.”
Adana ile tüm Türkiye’ye kazandırdıkları bu eserler, hizmetler ve yatırımların kendilerinin referansı olduğunu belirten Erdoğan, “Sizlerin de desteğiyle inşallah Adana’yı yerel yönetimlerde de hak ettiği hizmetlere kavuşturacağımıza inanıyorum. Cumhur İttifakı’mızın büyükşehir ve ilçe belediye başkan adaylarını ben, sizlere emanet ediyorum. Biliyorum ki sizler, bu adaylarımıza sahip çıkacaksınız.” ifadelerini kullandı.
Mitingden notlar
Miting alanında, “Adana 5’ten büyüktür”, pankartı ile Cumhurbaşkanı Erdoğan ile MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin fotoğrafının bulunduğu afişin yanı sıra AK Parti ve Türkiye Yüzyılı amblemleri yer aldı. Alana, yarın doğum günü olan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, annesi ile fotoğrafının bulunduğu ve üzerinde “Seni doğurana gurban oluruz, doğum günün kutlu olsun Reis” yazan afiş de asıldı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasının ardından Adana Büyükşehir Belediye Başkan adayı Fatih Mehmet Kocaispir ve ilçe belediye başkan adaylarını alfabetik sıraya göre çağırarak tanıttı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, mitingin ardından Adana Valiliğini ziyaret ederek, Adana Valisi Yavuz Selim Köşger’den çalışmaları hakkında bilgi aldı.
(Bitti)
]]>Bizans döneminde yapılan ve Cenevizliler ile Osmanlılar tarafından da kullanılan tarihi Kaletepe, Kdz. Ereğli Belediyesi’nin yıllar süren girişimleri sonunda halkın kullanımına açıldı.
Karadeniz Ereğli Akarca Mahallesi sınırları içerisinde kalan Kaletepe’ye giden Başkan Posbıyık, CHP İlçe Başkanı Ali Kocamanoğlu, Belediye Meclis Üyesi adayları, daire müdürleri ve ailelerinin de katılımı ile gazetecilerle bir araya gelerek; Kaletepe başta olmak üzere gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Posbıyık, şunları söyledi:
“Kaletepe, belediyeye devir edilmiş durumda. Bu bölgeyi otlarını temizledik, ham bir şekilde teslim aldık. Buraya gelenler şaşkın vaziyette, böyle bir güzelliğin Ereğli’de olduğunun farkında olmamanın üzüntüsü içerisinde. İnanılmaz bir güzellik. Muhteşem bir yer. 360 derece dönerek burada Ereğli’yi izleyebiliyorsunuz. Koruma altında tutulan çok değerli tarihi eserler de var. Onları da bütün titizliğimiz ile korumak için gerekli tedbirleri alıyorlar. Bu bölge eskiden askeriyedeydi, stratejik bölgeydi. Kimsenin girmesine izin verilmiyordu. Burada cihazlar kaldırıldı, bizde harekete geçtik, burayı alabilmek için. Uzun zamandır gayret ediyoruz. Ereğli halkına bu güzelliği sunalım diye. Bize çok yardım edenler oldu. Başta Karadeniz Bölge ve Garnizon Komutanı Niyazi Uğur, AK Parti Zonguldak Milletvekili Saffet Bozkurt, bütün işlemlerin yapılmasında, karşımıza çıkan engellerin kaldırılmasında bizlere büyük yardımlarda bulundular. Ereğli halkı adına teşekkür ediyorum.
Biz henüz burada çalışmalarımızı yapmadık. Banklar, oturma yerleri konulacak. Çay ocağını kurduk. Buna rağmen havalar güzel gittiği müddetçe 10 gün içerisinde halkı burayı gezdirmeye kararlıyız. Görmek isteyenleri buraya taşıyacağız. Burada mangal, yiyecek içecek yok. Büfede ikramları biz yapacağız, çayı biz vereceğiz. Yaz ayına ilçemize gelenleri burayı taşıyacağız. Ereğli’nin en güzel yerlerinden bir tanesi. İnanılmaz bir doğa, deniz, tarih var burada. Başaramayacağımız hiçbir şey yok. Teleferik yapacağım diye ortaya çıkmıştım. Problem çıktı. Orada da lojmanlardan dolayı tehlikeli olur diye Göztepe’ye teleferiğin çıkmasını askeriye sakıncalı görerek red verdi. Erdemir lojmanlarına doğru olan bir noktayı seçtik. Süs havuzunun oradan mesafe kısaldı ama teleferik yapmaya karar verdik. Aynı zamanda Göztepe’nin bütün mevkilerinde gezi, piknik alanları hazırladık. Müjde veriyorum Ereğli halkına. 15 gün önce koruma planı Çevre Bakanlığı tarafından imzalandı, burası da belediye uhdesine geçti.
Ayrıca Çeştepe üzerinde de çalışmamız var. Arka yoldan misafirlerimizi ağırlamak istiyoruz. Ereğli halkı beni iyi dinlesin. Ereğli’de yapılamayacak hiçbir şey yok ama bir takım engeller bize mani oluyor. Belediye meclisinde çoğunluğun yoksa 3’de 2 kararlarla çıkarman gereken işler var. Ereğli’de revizyon işi var, engel oldular çıkartamadık. Ereğli’de yapacağımız bir takım konularda 3’de 2 çoğunluğa ulaşmamız gerekiyor.
Bu benim son dönemim. Ereğli’ye hizmet etmek iyi hatıralar bırakmak istiyorum. Lütfen sadece Halil Posbıyık’a değil meclis üyelerine de oy vermelerini rica ediyorum. Kırgın olanlar olabilir çocuklarımıza yararlı bir ortam yaratabilmek için her kesi hiçbir partim farkı gözetmeksizin, biz siyaset yapmıyoruz, milletvekilleri siyaset yapsın. Biz yerel halka, köylerimizle birlikte hizmet etmek istiyoruz. Lütfen sadece Posbıyık’a değil aynı zamanda minimum 28 tane meclis üyesi ile meclise girmemi sağlayın gerisini bana bırakın. 5 Senede Ereğli’de neler olacağını hep birlikte göreceğiz. Bunları ispatlamaya başladık. Kapalı bir alanı ortaya çıkarttık, büyük bir uğraşla…
Bunlar öyle kolay değil, millet öyle gidiyor stadyumun altına havuz projesi yapıyor, hikaye bunlar. Öyle kolay değil. Limanlar, mendirekler yapıyor, biz belediyede son dönemde ülkenin düştüğü ekonomik sorunlardan dolayı işçi, memurun maaşlarını zor ödüyoruz. Nerden yapıyorsun bunu? Kasadan haberin var mı? Yok, yersen. Yersen gidiyor işte. Açık ve net söylüyorum. Ömrümü Ereğli’ye verdim. Milletvekilliğine falan da soyunmadım, Ereğli halkına hizmet etmek istiyorum. Ereğli’de çok kalıcı tesisler yapmak için en az 28 meclis üyesi ile desteklemenizi istiyorum. Bu bölge Ereğli halkının hizmetine sokmaktan ben ve meclis üyelerimizle mutluyuz. Hayırlı uğurlu olsun.”
]]>Fatih’te Gülçin Anmaç Sanat Atölyesi “İstanbul Tasvirleri” Sergisi ile açıldı
İSTANBUL – ‘İstanbul Tasvirleri’ Gülçin Anmaç Sanat Atölyesi Sergisi Fatih Belediyesi Kadırga Sanat Galerilerinde açıldı. Açılışa katılan Fatih Belediye Başkanı Turan, “Kadırga Sanat Galerisi bu bölgenin ayağa kalkması için de önemli bir proje” dedi.
Fatih Belediyesi, Kadırga Sanat Galerileri Gülçin Anmaç ve öğrencilerinin eserlerinden oluşan “İstanbul Tasvirleri” sergisine ev sahipliği yaptı. Sergide İstanbul’un zengin mimarisinin seçili tarihi eserleri, şehrin mekanları, doğası, yaşamı, şiirleri minyatür sanatıyla buluştu.
İstanbul’u odağına alacak olan “İstanbul Tasvirleri” sergisi; mukaddes şehirler, İstanbul’un mekanları, kuşları, kapıları, esnafı, şiirleri, kayıp tarihi bölümleriyle anlattı. Klasik minyatür sanatında kullanılan geleneksel malzemeler ve teknikler ile hazırlanan İstanbul Tasvirleri sergisi eserleri; İstanbul’dan aldığı ilhamı sanatsever ziyaretçilerin beğenisine sundu.
“Fatih’in sanat ile taçlanması gerekiyor”
“İstanbul Tasvirleri” Gülçin Anmaç Sanat Atölyesi Sergisi’ne katılan Fatih Belediye Başkanı M. Ergün Turan, “Fatih’in sanat ile taçlanması gerekiyor. Sanatçı olmazsa mekan olmazsa bunların da olma ihtimali yok. “İlim ve sanat takdir edilmediği yerden göç eder” demişler. Fatih’te maalesef bu tür mekanlar yoktu. İçinde bulunduğumuz Kadırga Sanat Galerilerinin olduğu yer olan Kadırga aslında İstanbul’un en tarihi semtlerinden bir tanesi. Üzerine bir sürü hikaye yazılmış bir semt burası. Bazı bölgeleri çöküntü alanı gibi gözükse de inşallah yakın zamanda onları hayata geçirecek birçok fonksiyon icra edeceğiz” dedi.
“Kadırga Sanat Galerisi bu bölgenin ayağa kalkması için de önemli bir proje”
Turan, “Kadırga Sanat Galeri aslında sadece sanata destek projesi değil. Bu bölgenin de ayağa kalkması için önemli bir proje. Buranın üst katı da mesela şu anda Fatih’in önemli kütüphanelerinden bir tanesi. Dolayısıyla sizin bugün buraya gelmeniz aslında bölgeye yapmak istediğimiz hadiseydi. Bugün burayı eserleriyle ve emekleriyle şenlendiren çok değerli sanatçımız Gülçin Anmaç Hanımefendiye ve onun değerli öğrencilerine bu beldenin belediye başkanı olarak saygılarımı ve sevgilerimi sunuyorum” ifadelerini kullandı.
“10 yıldır ders verdiğim öğrencilerim şimdi sanatçı arkadaşlarım oldu”
Atölyeyi 12 arkadaş birlikte kurduklarını söyleyen Gülçin Anmaç, “İstanbul Tasvirleri” sergimizi 12 sanatçı bir arada oluşturduk. Yaklaşık 10 yıldır ders verdiğim atölyemden yetişmiş öğrencilerim şimdi sanatçı arkadaşlarım oldu. Onlarla birlikte İstanbul’u anlattığımız bir sergi oldu” diye konuştu.
85 eser ile “İstanbul Tasvirleri”
Fatih Belediyesi tarafından kurulan Kadırga Sanat Galerilerinde “İstanbul Tasvirleri” sergisini hazırlayan Anmaç, “Kadırga Sanat Galerileri, Fatih Belediyesi’nin güzel galerilerindeyiz. Buradaki sergimiz “İstanbul Tasvirleri.” 85 tane eser ile İstanbul’un mekanlarını, mesleklerini, kuşlarını ve kayıp tarihini anlatarak böyle bir İstanbul gezisi yapıyoruz minyatürlerle. Çok mutluyuz çok büyük bir kalabalık var. Sergimizin bir kitabi var bunun içim Fatih Belediyesine çok teşekkür ediyoruz” dedi.
]]>Bakan Uraloğlu, Kızılcahamam’da bir otelde düzenlenen Mühendislik Meslek Kanunu ve Teknik Hizmetler Sınıfı Çalıştayı’na katıldı.
Uraloğlu, burada yaptığı konuşmada, İsrail’in Filistin’e yönelik saldırılarının bir an önce sonlanması ve Filistin’in özgürleşmesi temennisinde bulundu.
Çalıştayda birçok konunun değerlendirileceğini ifade eden Uraloğlu, kamuda çalışan meslek gruplarının ücretlerindeki farklılığın arz-talep dengesiyle alakalı olduğunu söyledi.
Uraloğlu, hiçbir meslek grubunu ötekileştirmeden, bir bütünün parçaları şeklinde, doğru planlamayla, önce hangi meslek grubuna ihtiyaç varsa onun yetiştirilmesi gerektiğini bildirdi.
Liyakat sahibi çalışanlara sahip çıkılması gerektiğini vurgulayan Uraloğlu, “Biz, bütün elemanlarımızı, teknik personelimizi, mühendislerimizi iyi yetiştireceğiz. Onların haklarını aramada da sendikalar gerçekten kıymetli, güzel hizmetler yapıyor. Çünkü tek taraflı bakarak her şeyi göremezsiniz. Birilerinin size farklı bakış açılarını da göstermesi gerekir.” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın gerek başbakanlığı gerekse cumhurbaşkanlığı döneminde çalışanların birçok hakkının teslim edildiğini dile getiren Uraloğlu, “Sizin taleplerinizi, bizim taleplerimizi karşıladı. Bundan sonra da karşılayacak lider ve irade Sayın Recep Tayyip Erdoğan’dır.” değerlendirmesinde bulundu.
Haberleşmede hedef birinci etapta 5G’ye geçmek, ikincisi 6G
Uraloğlu, Türkiye’de 660 bin civarında çalışan mühendis olduğu bilgisini verdi. Bakanlık olarak yük, yolcu ve data taşıdıklarına dikkati çeken Uraloğlu, şunları kaydetti:
“AK Parti hükümetleri döneminde 22 yılda yaklaşık 273 milyar dolarlık ulaştırma ve altyapı yatırımı yaptık. Bundan sonra da 2053’e kadar yaklaşık 200 milyar dolarlık daha yatırım yapacağız, bunu planladık. Kara yolunda 2028’e kadar 2 bin kilometreye yakın otoyol yapacağız. Demir yollarındaki 14 bin kilometre olan uzunluğumuzu yaklaşık 18 bin kilometreye çıkaracağız. Hava yolundaki 57 havalimanımızı 61’e çıkaracağız. Deniz ticaretini geliştirerek ‘mavi vatan’daki etkinliğimizi artıracağız ve haberleşmede birinci etapta 5G’ye geçmeyi, ikinci etapta da 6G’nin hazırlıklarını yapmayı planlıyoruz. Buradaki çalıştayda gündem olan kanun ve hakların savunulması için biz de gerekli mevzuat düzenlemelerini ulaştırma alanında yapmak istiyoruz. Adil erişimi, verimliliği artırmak istiyoruz. Güveni artırmak toplumun refahını yükseltmek ve ulaşım alanında dünya sıralamasındaki yerimizi yükseltmek hedeflerimiz arasında.”
Türkiye’nin bulunduğu coğrafyanın önemine değinen Uraloğlu, “Tarihin hangi dönemine bakarsanız bakın bu coğrafya kıymetli olmuş. Sadece 4 saatlik uçuşla 67 ülkeye gidebiliyoruz. Yaklaşık 1,5 milyarlık nüfus ve 40 dolarlık bir gayrisafi milli hasıla var ve yaklaşık 8,5 trilyon dolarlık ticaret hacmine sahibiz.” dedi.
Türkiye üzerinden geçecek koridorlara yönelik çalışmaları anlatan Uraloğlu, Kalkınma Yolu koridorunun, tamamlandığında sadece bir ulaşım hattı olmayacağını, aynı zamanda bir güvenlik koridoru olacağını dile getirdi.
“Çukurova Havalimanı’nı önümüzdeki ay hizmete açmış olacağız”
Uraloğlu, kara yollarında birçok iş yaptıklarını ve çok fazla yük taşındığını belirterek, buradaki yükün demir yolları tarafına aktarılması gerektiğini söyledi.
Akıllı şehirler, yollar ve elektrikli araçlara yönelik projeler yapacaklarını aktaran Uraloğlu, bölünmüş yol ağında, teknolojik köprülere, viyadüklerden tünellere, demir yolundan havalimanlarına kadar birçok projeyi hayata geçirdiklerini bildirdi.
Uraloğlu, hizmetleri herkese yönelik yaptıklarına işaret ederek, şöyle konuştu:
“Bunun örneği İstanbul’dur, Ankara’dır, İzmir’dir, bütün Türkiye’dir. Siyasi tercihinden dolayı asla cezalandırmadık, hizmetimize devam ettik. Daha güzel hizmetler yapabilmek için büyükşehirlerle, mahalli belediyelerle işbirliği halinde gitmemizde fayda var. Onun için şu önümüzdeki 31 Mart’taki mahalli seçimler hepimiz için kıymetli. Pazartesi günü inşallah Kazlıçeşme ile Sirkeci arasındaki çevreci bir projeyi hizmete açacağız. Turgut Altınok Başkanımız ile de konuştuk, Ankara’yı Esenboğa’ya bağlamak için bir proje revizyonu yapıyoruz, Cumhurbaşkanı’mıza da bunu arz ettik. Onu da önümüzdeki süreçte hayata geçirmeyi planlıyoruz. Antalya Havalimanı’nı ciddi şekilde genişletiyoruz. Devam eden projelerden Trabzon’a yeni bir havalimanı planlıyoruz, yeterli değil. Yozgat ve Bayburt-Gümüşhane devam ediyor, onları önümüzdeki süreçte bitireceğiz. Çukurova’yı da önümüzdeki ay bitirerek hizmete açmış olacağız.”
Uraloğlu, denizciliğin de kendileri için kıymetli olduğuna işaret ederek, liman sayısını 217’den 255’e çıkaracaklarını ve yeşil liman uygulamalarını başlatacaklarını sözlerine ekledi.
]]>İzmir’de Büyükşehir Belediyesi tarafından 2019’dan bu yana yeni yaşam alanları oluşturmak için yapılan çalışmaların ihale bedeli 4 milyar 513 milyon lirayı aştı. İzmir’de 6 bölgede 8 etap halinde devam eden yaklaşık 820 bin metrekarelik dev bir alanda depreme dayanıklı yeni mahalleler kuruluyor.
İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından yürütülen kentsel dönüşüm çalışmaları 5 yıllık süreçte önemli bir aşamaya geldi. İzmir’de 2019’dan bu yana ihale bedeli 4 milyar 513 milyon lirayı aşan bedelle yeni yaşam alanları kuran Büyükşehir Belediyesi, 820 bin metrekarelik dev alanda depreme dayanıklı yeni mahalleler kurmayı sürdürüyor. 6 bölgede yürütülen kentsel dönüşüm çalışmaları kapsamında yapım faaliyetlerine başlanan Karabağlar Uzundere, Gaziemir Emrez-Aktepe, Konak Ege ve Karşıyaka Örnekköy mahallelerinde bin 150 bağımsız birimin inşası tamamlanarak hak sahiplerine teslim edildi. Yaklaşık 5 bin 560 bağımsız birimin yapımına yönelik faaliyetler sürdürülüyor.
İZMİRLİLERİN YATIRIMLARIYLA DAHA DA BÜYÜYOR
İzmir’de Türkiye’ye örnek olacak şekilde yerinde dönüşüm, yüzde yüz uzlaşı, belediye garantörlüğü ilkeleriyle yürütülen kentsel dönüşüm çalışmaları kooperatifleşme modeliyle bir kat daha büyüdü. Örnekköy 3’üncü ve 4’üncü etap, Gaziemir Emrez/Aktepe 1’inci etap ve Uzundere 3’üncü ve 4’üncü etabın yükleniciliği Büyükşehir iştiraki İZBETON’a verildi. Bu 5 noktada, imalatların başlaması için 5 ayrı protokol imzalandı. İZBETON onlarca müteahhit ile görüştü. İzmirlilere en çok fayda sağlayacak, güvenli konutların inşaatı için kooperatif alt yükleniciliği formülü öne çıktı. Başkan Tunç Soyer’in kooperatifçiliğe verdiği önemle paralel olarak İzmirli iş insanlarının oluşturduğu kooperatifler ile protokoller imzalandı. Devasa projeler İzmirlilerin yatırımlarıyla daha da büyüyor.
BÖLGELERDE YAPILANLAR VE SON DURUM
Birinci ve ikinci etabı tamamlanan Örnekköy’de üç bloktan oluşan ve 611 bağımsız bölümü kapsayan 3’üncü etap çalışmaları sürüyor. A1 Blok’ta kaba imalatın yüzde 86,64’lük kısmı, A2 Blok’ta kaba imalatın yüzde 79,98’i, B Blok’ta kaba imalatın yüzde 9’u bitirildi. Yine üç bloktan oluşan ve 407 bağımsız bölümü kapsayan 4’üncü etap çalışmaları kapsamında bloklardan ikisinde kaba imalatlar tamamlandı, bir blokta da kaba imalatta 13’üncü kata kadar çıkıldı. 585 bağımsız bölümü kapsayan 5’inci etap çalışmalarında temel inşaatı ve kaba imalat çalışmaları sürüyor.
Gaziemir Kentsel Dönüşüm alanı 1’inci etapta 293 bağımsız bölümü kapsayan bazı bloklarda tabliye beton dökümleri ve bazı bloklarda ise temel imalatları devam ediyor. 2’nci etap kapsamında da 261 bağımsız bölüm için temel imalatları sürdürülüyor.
Karabağlar Uzundere’de 1422 bağımsız bölümü kapsayan 3’üncü etapta bazı blokların bodrum kat kaba imalatlarına başlandı. Diğer bloklar için temel kazı çalışmaları ve proje çalışmaları sürüyor. 4’üncü etap kapsamında ise yer teslimi yapılmış olan parseller üzerinde 1283 konut ve 24 işyeri için projelendirme çalışmaları devam ediyor.
Üç bloktan oluşan Ege Mahallesi 1’inci etapta 702 konut ve 4 işyeri yapımı çalışmaları da tüm hızıyla sürüyor. B1- B2 Blok temel beton dökümü yapıldı, T Blok zemin iyileştirme çalışmaları sürdürülüyor.
30 EKİP DEPREMİ SONRASINDA HALK KONUT PROJESİ HAMLESİ
Dirençli kent hedefiyle Halk Konut projesi de hayata geçirildi. İzmir’de 30 Ekim 2020’de meydana gelen deprem sonrası orta hasarlı ve riskli yapı olduğu tespit edilen binaların yeniden inşası için geliştirilen projeyle vatandaşların kendi konutlarını inşa etmesi sağlandı. Kooperatif sistemine dayanan, sosyal, ekonomik ve teknik bir model olan Halk Konut projesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı Egeşehir A.Ş, İZBETON ve Bayraklı Belediyesi iştiraki olan Baybel A.Ş.’nin her bina için kurulan bir kooperatif ile yaptıkları paydaşlıkla yürütülüyor.
15 Haziran 2022’de Halk Konut 1 (Dilber Apartmanı) Kooperatifi ile imzalanan ilk sözleşmeden sonra 17 ayrı kooperatif ile daha sözleşme yapıldı. Toplamda 18 kooperatif ile yapılan sözleşmeler çerçevesinde 110 bin metrekare yapı inşaat alanı ile 758 konut, 66 ticari birim olmak üzere 824 bağımsız birim inşa edilecek.
Yaklaşık 2 bin 500’den fazla depremzede barınma hakkına eski adresinde, eski mahallesinde tekrar kavuşacak. Pilot proje olan Halk Konut 1’de kaba inşaat süreci tamamlandı. İnce imalatlar ile ilgili yapım süreci devam ettiriliyor.
]]>Yaşar Üniversitesi mezunu Deniz Simge Oriyaşın, 2021 yılında kafasında yer alan şişlik nedeniyle hastaneye gitti. Uzun araştırmalar sonucu Oriyaşın’in sol uyluk kemiğinde tümör tespit edildi ve kendisine yumuşak doku kanseri (alveolar soft part sarkom) teşhisi konmasıyla zorlu mücadeleye başladı. Bir süre sonra, kanserin beynine metastaz yaptığı ortaya çıktı. Tedaviye başladıktan kısa süre sonra tümörlü bölgenin kırılması sonucu 3 buçuk ay yürüyemeyen Deniz, yılmadı ve son ana kadar eğitimine devam ederek Yaşar Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölümü’nden 2022 yılında, çift ana dal yaptığı Uluslararası Lojistik Yönetimi Bölümü’nden ise 2023 yılında mezun oldu. Ameliyat olduktan sonra ayağına protez takılan Deniz, fizik tedavi sürecine başladı. Fakat tüm hayata tutunma çabalarına rağmen, annesi, babası ve ağabeyini arkasında bırakarak 11 Ağustos’ta, 24 yaşında hayata gözlerini yumdu. Anne Filiz Oriyaşın, Deniz’in vefatından sonra günlüklerini buldu ve kendisi de yazmaya başladı. Hem Deniz’in günlüklerini hem kendi yazdıklarını birleştirerek oluşturduğu “Bir Deniz Masalı” adlı kitap, bu ay yayımlandı.
“Herkes Deniz’in çabasını öğrensin istedim”
Kitabı 4 ayda yazdığını söyleyen anne Filiz Oriyaşın, “Deniz okuma yazmayı öğrendiğinden beri günlük yazıyor. Kızımı kaybettikten sonra ben de yazmaya başladım. Bu acıyla başa çıkabilmek için bir şeyler yapmam gerekiyordu. Deniz’in günlüklerini de buldum ve okudum. Kendi yazdıklarımla Deniz’in günlüklerini birleştirerek bu kitabı yazmaya başladım. Herkes Deniz’in mütevazı hayatını, güzel yaşamını, azmini ve çabasını öğrensin istedim. Birkaç denemeden sonra bir yayıneviyle anlaştım. Editör Deniz’in mücadelesine hayran kaldı. Deniz son ana kadar hiç pes etmedi. Tedavisi devam ederken okulunu bırakabilirdi ama devam etmeyi çok istedi. Yaşar Üniversitesi de çok yardımcı oldu. Arabayla okula girişine izin verdiler, koltuk değneği kullanıyordu. Babası onu sınıfta bekledi. Bu süreçte hepimiz psikolojik destek aldık. Zordu, acı onu çok rahatsız ediyordu. Hayata tutunmak istiyordu. Gezmek istedi. Hepsini bir şekilde yapmaya çalıştık. Kanserin beynine sıçraması şanssızlığı oldu, zaman zaman atakları oldu. İyi gittiği zamanlar da oldu ama ilaç değişiklikleri adaptasyonu zorlaştı. En zor yumuşak doku tümörlerinden biriydi” dedi.
“Eğitim aşkıyla hayata tutundu”
Deniz’in son ana kadar azimle mücadele ettiğini söyleyen Oriyaşın, “Deniz’in günlüklerini yazmasının bir sebebi olduğunu düşündüm. Günlüğünde tüm kanserle savaşı sürecini anlatıyor. Ne kadar çok insan okursa o kadar mücadelenin, azmin nasıl bir şey olduğunu anlarlar. Bu kadar zorluğa rağmen iki bölüm bitirdi. Bir mezuniyetine katıldı, diğerinde hastanedeydik. Eğitim aşkıyla devam etti, hayata tutundu. Hiçbir zaman bırakmadı. Hayat güzel, gençler ufacık şeyler için kendilerini üzmesinler. Nefes aldığın, yürüyebildiğin sürece hayat güzel. Asla aileleriyle çatışmasınlar, aileler her zaman çocuklarının iyiliğini güzelliğini ister. Çekirdek aile önemlidir. Birlikte olmaktan asla vazgeçmesinler” diye konuştu. – İZMİR
]]>Tepebaşı Belediyesi, kültür ve sanat alanında çalışmalar yapılmaya devam ediyor. Bu kapsamda ‘Geri Dönüşüm Oluşum’ isimli sergisinin açılışı Tepebaşı Belediyesi hizmet binası içerisinde yer alan sergi salonunda yapıldı. Açılışa Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç’ın yanı sıra CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, meclis üyeleri, eserleri sergide yer alan sanatçılar ve sanatseverler katıldı.
Sergi açılışında konuşan Ataç, şunları kaydetti:
“Necati Seydi Ferahoğlu, Pişmiş Toprak Sempozyumu’na da sanatçı olarak katıldı. Bizim Geri Dönüşüm Atölyesi’ni o kağıtları görüp sanat adına nasıl değerlendiririz diye bir teklifi oldu. Tabii sanatçı bakmaz görür diye bir tabir vardır ya gerçekten de öyle. Neticede bu proje oldu ve dedi ki 50 kişi olsun. Şimdi Necati’yi dinlerken acaba bunu da geleneksel hale getirsek mi diye düşündüm. Yani bu yapılan şeyler kentte çok şey kazandırıyor. Biraz önce yine anlattım. Bizim yaptığımız sanat projeleri sadece seçkinlerin değil halkın da içinde olduğu projeler oluyor. İnsanlar gidip temas edebiliyor veya fırsat bulup bir çizgi çizebiliyor. Çocuklar o çamurla oynuyorlar. Hakikaten sanat çok önemli bir şey. Kentleri kent yapan sanatla kültürdür. ve çok şükür 20 yılda Tepebaşı’nda kültürü de kazandırdık, sanatı da kazandırdık. ve diğer illere, diğer belediyelere örnek olacak şeyler. İyi ki iyi ki yapmışım diyorum.”
Sergi Küratörü Necati Seydi Ferahoğlu, şöyle konuştu:
“İki yıl önce biz Eskişehir’e geldiğimiz zaman Geri Dönüşüm Atölyesi’ni gezmiştik. Orası beni çok etkilemişti. Sanki çöldeki bir vaha gibiydi. Yani herkesin gözden çıkardığı, o gün bir kenara attığı gazeteleri ve atık kağıtları dönüştürerek tekrar insanların ne kadar güzel şeyler yapabildiğini görmüştüm. Akılımıza böyle bir şey geldi. Başkanım da yapalım dedi. ve bu sonuç ortaya çıktı. Ben öncelikle başkanıma, Tepebaşı Belediyesi’nin bütün çalışanlarına ve kıymetli hocalarına çok teşekkür ediyorum.”
Sanatçılar adına konuşan Hayati Misman da “Ben önce Necati’ye böyle bir projeyi hayata geçirmek için Sayın Başkan’la konuşup bu noktaya getirdikleri için önce Necati’ye çok teşekkür ediyorum. Sonra bunu kabul eden ve bu hayata geçirmesi için destek veren Sayın Başkanıma çok teşekkür ediyorum. ve tüm sanatçı arkadaşlara, emeğe geçen herkese teşekkür ediyorum” diye konuştu.
Geri Dönüşüm Atölyesi’nde atık kağıtların geri dönüşüm yöntemini öğrenen Defne Gökmenler ise “Şu an çok mutluyum. Ben Geri Dönüşüm Atölyesi’nde kağıtların geri dönüştürme yöntemini öğrendim ve evde kendim yaptım. Arkadaşlarımla da geldik. Biz çok mutlu olduk” dedi.
22 MART’A KADAR GEZİLEBİLECEK
Açılışta, sergi salonunda Efgan Beyaz tarafından atık kağıda resim çizilirken, Geri Dönüşüm Atölyesi ekipleri tarafından da atölye düzenlendi. 50 sanatçının eserlerinin yer aldığı sergide, Tepebaşı Belediyesi Geri Dönüşüm Atölyesi’nde dönüştürülen kağıtlara yapılan resimler yer aldı. Tepebaşı Belediyesi ana hizmet binası içerisinde yer alan sergi salonunda sanatseverlerin beğenisine sunulan sergi, 22 Mart’a kadar gezilebilecek.
Sergide eserleri yer alan isimler ise Süleyman Saim Tekcan, Atilla Atar, Yalçın Gökçebağ, Hayati Misman, Ataç Elalmış, Fevzi Karakoç, Hanefi yeter, Basri Erdem, Şükrü Ertürk, Gülay Yüksel, Reyhan Abacıoğlu, Ahmet Yeşil, Güler Akalan, Necip Erol Olcay, Sema Barlas, Cengiz Savaş, Mahir Güven, Akdoğan Topaçlıoğlu, Ahmet Umur Deniz, Efgan Beyaz, Serdar Leblebici, Aynur Mahmudova Kaplan, Hüseyin Elmaz, Peruze Hamurcu, Meliha Yılmaz, Mehmet Ali Doğan, Bülent Yavuz Yılmaz, Hakan Eraslan, Ilgın Erdem, Mustafa Albayrak, Mümin Candaş, Orhan Zafer, Raif Kalyoncu, Özgür Eryılmaz, Erol Murat Yıldız, Hakan Esmer, Ercan Ayçiçek, Adem Başpınar, Musa Güney, Nurgül Ferahoğlu, Tolga Akalın, Necati Sevdi Ferahoğlu, Ekin Deveci, Neslihan Kıyar, Seydi Murat Koç, Seyit Mehmet Buçukoğlu, Murat Aslan ve Mustafa Sönmez, Devrim Erbil ve Barış Sarıbaş’tan oluşuyor.
]]>Hastalıkla mücadeleyle dolu özel yaşamı ve politik görüşleriyle tanınan, 20. yüzyılın önde gelen ressamlarından Frida Kahlo, 1954’te 47 yaşında hayata veda etti.
Kahlo, kendisi gibi ressam Diego Rivera ile aşk hayatı, sağlık sorunları, her şeye rağmen sanat hayatına devam etmesiyle dünyada ikonik bir ressam olarak tanınıyor.
Frida Kahlo’nun, mavi duvarları nedeniyle Mavi Ev (La Casa Azul) olarak bilinen evi, bugün müze olarak misafirlerini ağırlıyor.
Başkent Mexico’nun Colonia del Carmen semtindeki, iki katlı, avululu mavi ev, dört bölümden oluşuyor. 1904’te inşa edilen, sonradan restorasyonu yapılan evde, yatak odaları, stüdyo alanı, geniş bir mutfak ve yemek odası bulunuyor.
Kahlo’nun doğduğu, büyüdüğü, eşi Diego Rivera ile yaşadığı evde, Meksika halk sanatını yansıtan ürünler, Kahlo’nun kişisel sanat koleksiyonu, fotoğraflar, kartpostallar ve mektuplar ile ressamlar Jose Maria Velasco Gomez, Paul Klee ve Kahlo’nun kocası Diego Rivera’nın eserleri de yer alıyor.
Diego’nun eşi için yaptırdığı şömine
Evin mavi dış duvarında, “Frida ve Diego bu evde yaşadı, 1929-1954” yazısı ziyaretçileri karşılıyor.
Mozaik taşıyla dekore edilen evin girişindeki vitrinlerde, hatıra, mektup ve fotoğraflar saklanıyor.
Kahlo’nun eşi Diego Rivera’nın kendisine hediye ettiği volkanik taşlardan yapılmış ayaklı şömine de müzenin girişinde yer alıyor. Aynı yerde, Kahlo’nun hasarlı omurgasını desteklemek için giymek zorunda kaldığı korseler de bulunuyor.
On odadan oluşan zemin katta, Kahlo’nun 1934, 1952, 1954 yıllarında yaptığı yağlıboya tablolar yer alıyor. Bu bölüm Frida ve Diego’nun ünlü Meksikalı ve uluslararası ziyaretçileri, arkadaşlarını ağırladıkları oturma odası olarak biliniyor.
Kahlo’nun kişisel eşyaları, hatıraları, otoportreleri, eşi Rivera’nın kendisine adadığı resimlerin bulunduğu müze, ünlü ressamın hastalıklarla geçen hayatından izler taşıyor.
Evin alt katındaki, karo zeminli mutfak ve yemek odasında, mavi ve sarı çini tezgahlar, sarı bir masa ile tümü el yapımı büyük toprak kaplar, tabaklar, mutfak eşyaları, cam eşyalar yer alıyor.
Avlu alanından üst kata çıkan merdiven boşluğunun olduğu yerde, Frida Kahlo’nun ailesine ait resim koleksiyonundan örnekler bulunuyor.
Üst katın halka açık iki odası Frida’nın son yatak odası ve stüdyo alanı olarak ziyaretçileri ağırlıyor. Çalışma bölümü, Kahlo’nun tekerlekli sandalyesi, boyaları, çalışma dosyaları, natürmort eserleri, masa ve sandalyesi ile ziyaretçileri karşılıyor.
Dantelli bir örtünün serili olduğu Kahlo’nun yatağında, sanatçının maskı, yatağın başında ise ölü bir çocuğun resmi yer alıyor. Bu bölümde, bazı kişisel eşyalar, oyuncaklarla dolu büfe ile öldükten sonra yakılan Kahlo’nun bir çömleğe koyulan külleri sergileniyor.
Bahçe, ülkenin zengin bitki örtüsünü yansıtıyor
Kahlo’nun eşi Rivera’nın 1940’larda inşa ettirdiği dördüncü bölümde, Kahlo’nun çocukluk fotoğrafları, korseleri, değnekleri, protez bacağı ile ünlü modacıların Kahlo’nun giyim tarzını yansıttığı ve uluslararası defilelerde sergilediği kıyafetler yer alıyor.
Ayrıca volkanik tüflerden oluşan heykeller bahçeyi süslüyor.
Mexico’nun zengin botanik yapısını yansıttığı evin bahçesinde, ağaçlar, çiçekler ve farklı bitki türleri ziyaretçilerin müzede keyifli vakit geçirmesini sağlıyor.
Ziyaretçilerin girebilmek için kuyruk oluşturduğu ve yılda dünyanın her yerinden yaklaşık 500 bin sanatseverin gezdiği müzede, küçük bir kafe ve hediyelik eşya dükkanı bulunuyor.
Ziyaretçiler bilet için 250 peso ödeyerek müzeyi gezebiliyor.
]]>Aydın’ın Bozdoğan ilçesinde kurulması planlanan jeotermal elektrik santraline Alamut Köylüleri karşı çıkıyor. Tarım arazileri ile incir bahçelerinin yanı başında inşa edilmesi hedeflenen santrale karşı köylüler mücadele etme kararı aldı.
Aydın’ın Bozdoğan ilçesinde tarım arazileri yakınına Zorlu Holding tarafından jeotermal elektrik santrali kurulması (JES) planlanıyor. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Zorlu Holding bünyesinde yer alan Zorlu Jeotermal Enerji Elektrik Üretimi Şirketi’nin Nazilli Diracık (50 MWm/50 MWe) JES Projesi ile ilgili ‘çevresel etki değerlendirme’ süreci başlattığını duyurdu.?Proje tanıtım dosyasında yer alan bilgilere göre; şirket 948 milyonluk yatırımla yılda 160 milyon kWh elektrik üretmeyi planlıyor. Proje kapsamında Bozdoğan’ın Alamut Köyü sınırlarındaki 148 Ada 14- 15-16 nolu parseller ve 149 Ada 4-5 nolu parsellerde, 10 adeti üretim, 9 adet reenjeksiyon kuyusu ve 1 adet alternatif olmak üzere 20 adet kuyu açılması planlanıyor.
Zeytinlikler, incir bahçeleri ve tarımsal üretime zarar verdiği gerekçesiyle Alamut Köylüleri kurulması planlanan Jeotermal Enerji Santrali (JES) projesine karşı çıkıyor. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından ÇED süreci başlatılan proje için endişelenen köylüler projeye karşı mücadele başlatıyor.?
“MENDERES OVASININ RİSKE ATILMASINI DOĞRU BULMUYORUZ”
jeotermal Enerji Santralinin çevreye ve topraklarına zarar vereceğini ifade eden Aydın Yenipazar Belediye Başkanı Mehmet Yüsran Erden,
“Türkiye’nin enerji tüketiminde yüzde bir payı olmayan bir enerji yatırımı için bu koca büyük menderes ovasın riske atılmasını doğru bulmuyoruz. Dağımızın üstü dağın altından daha değerli diyoruz. Onun için bu mücadeleyi başından beri omuz veriyorum, destek veriyorum. Sonuna kadar da bu konuda mücadele etmeye gayret edeceğiz. Yani biz aynı zamanda yerel yöneticiler, hane halkı gelirlerinin artmasına ve zenginleşmeye de sebep olmak zorundayız. Dolayısıyla belediye yasaları aynı zamanda bize bulunduğumuz bölgede ekonomi ve ticaretin geliştirilmesi için görevler de yüklemiş. Ama eğer ekilebilir arazideki bitkilerimiz, ekinlerimiz, ağaçlarımız yok olacak olursa, zarar görecek olursa zenginleşme değil, fakirleşme olgusu öne çıkacak. O yüzden bu jeotermal yatırımlarının fakirleşmeye sebep olacağını ve topraklarımızı kirleteceğini ifade ediyorum” dedi.
KÖYLÜLERDEN JES’E TEPKİ
Çevre köylerle birlik olup mücadeleyi yükselttiklerini belirten Alamut Köyü sakini Birtan Kulakoğlu “Burada yaşamak istiyoruz ama yaşamamıza müsaade edecekler mi? Edecekler, ettireceğiz biz buna kararlıyız. Geçmiş tecrübelerden yola çıkarsak bunlar çok güzel, çok şaşalı böyle projeler hazırlıyorlar. Bizimki de bunlardan birisi. Sanki çevreye bu kadar duyarlı, bu kadar önem veren bir proje gibi çalışıyorlar. Biz bunların daha önceki projelerinden, Akbelen’den, Kaz Dağları’ndan, Kastamonu’dan, Giresun’dan, Cerattepe’den ve en son da Erzincan İliç’ten çevreye ne kadar zarar verdiğini gördük, biliyoruz. Bunun için bizim buradaki jeotermale müsaade etmeyeceğiz. Çevre köylerimizle beraber birlik olduk. Mücadeleyi yükseltiyoruz” dedi.
Bozdoğan’a yapılacak Jeotermal Elektrik Santralinin insan yaşamına zarar vereceğine dikkat çeken Alamut Köylüsü “Bizim ölmemizi mi istiyorlar? Köy dediğimiz zaman bizim aklımıza doğal yaşamak gelirdi. Nedir bu JES? Nedir bu kıyım? Nedir bu insanlara yapılan zulüm. İşkencedir bu. Yavaş yavaş ölümdür bu. Biz buna karşıyız istemiyoruz değil mi? Evet JES’e hayır diyoruz” dedi.
Jeotermal Elektrik Santralinin Alamut Köyü’ne zarar vereceğini söyleyen Ayşe Türkmen, “Köyümüzde yaşamak istiyoruz. Köyümüzü vermek istemiyoruz. Çoluğumuz çocuğumuz var, torunlarımız var. Kimseyi köyümüze sokmak istemiyoruz. Köyümüze zarar verecek şeyi istemiyoruz” şeklinde konuştu.
“ÇOCUKLARIMIZIN SAĞLIĞI İÇİN MÜCADELE EDECEĞİZ”
“Çocuklarımıza ileride güzel bir yeşil alan bırakmak için mücadele edeceğiz” ifadelerini kullanan Alamut Köyü sakini Derman Süslüoğlu, “Doğayı, canlıları, insanlarımızı, çocuklarımızı her şeyi seven köy. Bizim köyümüz, çocuklarımızın sağlığı, geleceği için mücadele edecek. Bunun için sonuna kadar mücadele edeceğiz. JES’e hayır diyoruz. Bizim köyümüz çiftçilikle, zeytinlerle, darıyla, buğdayla, ekmeğini kazanan köydür” dedi.
66 Yaşındaki Meryem Er ise “Torunlarımız var. Köyümüzün temiz havasından memnunuz biz. Biz bu jeotermali istemiyoruz. Zehirlenmek istemiyoruz. Biz incirimiz, zeytinimizi, yoncamızı, mısırımızı temiz, zehirsiz istiyoruz. Hayvanlarımız, yoncamızı yiyor, mısırı yiyor. Buğdayımız, arpamız temiz olsun istiyoruz. Biz jeotermale karşıyız” ifadelerini kullandı.
“BU OVAYA BUNU YAPMAK VATANA İHANETTİR”
Zorlu Holding’in Bozdoğan Jeotermal Elektrik Santrali projesinin yalnızca Alamut Köyünü etkilemeyeceğini dile getiren 23 yaşındaki Mehmet Melih Pehlivan “Türkiye’nin en verimli topraklarından birinde yaşıyoruz. Yani jeotermal demek buranın bitmesi demek, tarımın bitmesi demek. Bütün Türkiye’yi besleyecek bir ovamız var, Menderes Ovası olarak. Bu ovaya bunu yapmak vatana ihanettir. Bu ovanın dağlarından yağ, ovalarından bal akıyor. Yani sadece bizim köyü etkileyen bir şey değil bu. Tüm tarımı bitirecek. Asit yağmurları olarak bütün çevremize zarar verecek” diye konuştu.
“BEN BURADA YAŞAMI GÖRDÜM”
Azerbaycan’dan gelen Aydın’da yaşamını sürdüren Gönül yürek “Ben Azerbaycan’dan geldim, dağları aşıp geldim. Ben böyle bir ne toprak, ne temiz hava, ne yaşam görmedim. Ben burada yaşam gördüm. Temiz havayı gördüm ben buraya zehir bırakmamalarını, zeytinliğimize, ağaçlarımıza, tabiatımıza, ormanımıza, sağlığımıza, sahibiz hala evimizde elimizden almalarını istemiyoruz. Ben çocuklarımın zehir yutmasını istemiyorum” dedi.
Geçimini tarlalarından sürdürdüklerini ifade eden iki çocuk annesi Aysel Uyar “Bizim bir tek tarlamız var. O da elimizden giderse biz ne yiyeceğiz? Biz bu jeotermali istemiyoruz. Bizim köyümüz kendi arazisiyle, karnını doyurmaya uğraşıyor. Herkes çabalıyor. Bizim köye değmesinler, bizim köy hiçbir şey istemiyor kimseden. Biz burada hep birlikte mutlu geçiniyoruz. Herkesin üçer beşer tarlası var. Onunla geçim kaynağı yapıyoruz. Biz onlarla doyuyoruz. Bizim bu elimizden giderse benim iki tane çocuğum var. Ben bu bir tarlam da elimden giderse ben çocuklara neyi emanet vereceğim” diye konuştu.
]]>Kayseri İl Jandarma Komutanlığı’na bağlı JAK timleri, Türkiye’nin önemli kayak merkezlerinden olan ve 112 kilometrelik 41 pistin bulunan Erciyes Kayak Merkezi’nde mesailerini sürdürüyor. 3 bin 917 metre yüksekliğindeki Erciyes Dağı’nda zorlu şartlarda mesailerini sürdüren ekipler, pistlerin güvenliğini sağlarken, kayak sırasında kaza yapan kayakçıların imdadına yetişiyor. Kar motoru, UTV, kar üstü araçlar ve son teknoloji endüstriyel dağcılık malzemeleri ile çalışmalarını sürdüren ekipler, kayakçıların güven kaynağı oluyor.
Erciyes Kayak Merkezi’nde Kayseri 2. JAK Tim Komutanı olarak görev yapan Jandarma Astsubay Kıdemli Başçavuş Korhan Tomruk, arama kurtarmayı kapsayan her olayda vatandaşların hizmetinde olduklarını söyleyerek, “Jandarma Komando Arama Kurtarma Tim Komutanlığı’nın kuruluş tarihi 2000 yılındadır. 2000 yılında Erciyes Jandarma Karakol Komutanlığı’na konuşlandırılmıştır. 2018 yılında 2 tim olarak teşkil edilerek, Erciyes Jandarma Karakol Komutanlığı’nda görevine devam etmektedir. Amacımız; Erciyes Dağına zirve tırmanışı yapan ve orada yaralanıp, mahsur kalan vatandaşları tahliye etmektir. Ayrıca Erciyes Kayak Merkezi’nde düşüp, yaralanan vatandaşlarımızın ilk müdahalelerini yaparak, kar üstü motorlarıyla sağlık kuruluşlarına sevkinin sağlanmasıdır. JAK’ın görev ve alanları sadece Kayseri ili değil, tüm illeri de kapsayacak şekildedir. Ayrıca Kayseri’nin komşu illeri de olan Nevşehir, Yozgat ve Kırşehir illerinde arama kurtarma ekiplerinin yetersiz kaldığı durumlarda Valiliklerin talebiyle JAK Tim Komutanlıkları buradan takviye edilerek, oradaki olaylara müdahale edebilecek, imkan ve kabiliyetlere sahiptir. Ülkemiz Doğu Anadolu Fay Hattı, Kuzey Anadolu Fay Hattı ve Ege Grabeni gibi deprem üretebilecek fay hatlarının üzerine kurulmuştur. Biz bunların bilincindeyiz. Aldığımız eğitimler, gördüğümüz kurslar Jandarma Genel Komutanlığı tarafından bize gönderilen ekip ve malzemelerle birlikte hem depremde arama kurtarma he mahsur kalanların kurtarılması hem çığda arama kurtarma gibi birçok olaylara müdahale ederek, vatandaşlarımızın hizmetindeyiz. Bizler Türkiye genelinde meydana gelebilecek, her türlü doğal afetlere karşı her zaman hazırız. Bizlerde bunun bilincindeyiz” şeklinde konuştu. 2023 yılı içerisinde bin 200 olaya müdahale ettiklerini dile getiren Tomruk, sözlerini şu şekilde sürdürdü:
“6 Şubat 2023 tarihinde meydana gelen merkez üssü Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan ilçeleri olan 11 ili kapsayan depremde bizler arama kurtarma olarak, görevlendirildik. İlk görev yerimiz Gaziantep Nurdağı, akabinde İslahiye ilçesi ve daha sonra oradaki görevlerimize müteakip Hatay ilinde görevlendirildik. Oradaki çalışmalarımızı yaptıktan sonra tekrardan Kayseri’ye geri döndük. 2023 yılında Erciyes Dağı zirve tırmanışı yapan ve pistlerde düşüp yaralanan yaklaşık bin 200 kişiye müdahale ettik. Bunların içerisinde yine geçen sene Eylül ayında Polonya asıllı bir vatandaşın Erciyes Dağı’na zirve yapmak için tek başına çıktığı ve 3 bin 600 rakımda mahsur kaldığı Uluslararası Acil Yardım Merkezi’nin bizlere bildirmesiyle tespit edildi. Bizler onun için süratle hazırlandık. Yaklaşık 10 saat süren bir çalışmayla dağcının mahsur kaldığı yerden güvenli bölgeye tahliyesini sağladık. Erciyes Kayak Merkezi’nde ekipman ve sayı olarak yeterliyiz. Yaklaşık 2 buçuk milyon yerli ve yabancı turistin ziyaret ettiği Erciyes Kayak Merkezi’nde 2. JAK Timi olarak görevliyiz. Yetersiz kaldığımız durumlarda Ankara ilinde konuşlu bulunan Jandarma Özel Asayiş Komutanlığı JAK Birlik Komutanlığı’ndan takviye ekip görevlendirilerek, buradaki görevlerimizi yerine getirmekteyiz.” – KAYSERİ
]]>6 metrekarelik dükkanda hatıralarını arıyorlar
KOCAELİ – Kocaeli’nin Gölcük ilçesinde 40 yıldır plak ve kaset satan Ahmet Kara, ölümsüz şarkılarda hatıralarını arayan vatandaşların uğrak noktası oluyor. Söz ve müziğiyle hafızalara kazınan şarkıları 6 metrekarelik dükkanındaki pikaptan çalan Kara, kuşaklar arası bağ kuruyor.
Değirmendere’de “Plakçı Ahmet” olarak bilinen 63 yaşındaki Ahmet Kara, 1980’de hayallerinin peşinden giderek çok sayıda plak ve kasetlerin bulunduğu dükkan kurdu. Müziğe olan tutkusuyla bilinen Kara’nın ünü, yıllar içinde Değirmendere’den Türkiye’ye yayıldı. Ömrünü müziğe adayan Ahmet Kara, bu zamana kadar binlerce plak ve kaset sattı.
6 metrekarelik dükkanında günlerini müzik dinleyerek geçiren Kara, geniş koleksiyonuyla vatandaşları adeta maziye yolculuğa çıkarıyor. Vatandaşlar, burada sadece plak satın almıyor, aynı zamanda Kara’nın küçük mekanından yükselen ölümsüz şarkılarda hatıralarını arıyor.
“Sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada plak dinlenmeye başladı”
Yıllardır müzik ile ilgilendiğini anlatan Kara, “Değirmendere’de teknoloji bu kadar gelişmeden önce müzik işi bendeydi. Şuanda tabii duraksama dönemine girdi fakat yeniden plaklar gündeme geldi. Daha eski yıllar istenmeye başladı. Taş plaklar, bildiğimiz normal plaklar, 45’lik, 33’lük dediğimiz plaklar vatandaşların ilgi alanına girdi. Sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada plak dinlenmeye başladı. İnsanlar eski sahafları insanlar araştırır oldu” dedi.
“İmkansızlıklar yüzünden alamıyordum, şimdi hem alıyorum hem satıyorum”
Ahmet Kara, çocukluğundan bu yana müzik dinlemeyi çok sevdiğini ancak o yıllarda maddi imkansızlıklar sebebiyle plak alamadığını söyledi. İçinde kalan ukde dolayısıyla dükkan açtığını anlatan Kara, “Benim çocukluğumda plaklar çok pahalıydı. ‘İleride böyle bir yapacağım’ dedim ve böyle bir işim oldu. İmkansızlıklardan alamadığım plakları sonradan hem alıyor hem de satıyor oldum. Güzel bir hobi oluştu” diye konuştu.
“Ağlaya ağlaya gelenler var”
Sürekli plak dinlediğini ifade eden Ahmet Kara, “Çalışırken hiç sessiz durmak yok, hep plak dinliyorum. Sessiz durduğum zaman anormal oluyor. Halk da alışmış. Müziğin sesini duymadıklarında tuhaflık oluyor. Burası küçük yer. İnsanlar sanki eviymiş gibi geliyor. Örneğin plaktan müzik çalıyor ve o sanatçının her şeyini anlatıyorlar. Onunla geçmişini, ailesinin bağını anlatıyor. Senelerdir her gün ders alıyoruz. Dükkanın önünden geçen Değirmenderelilerin neyi sevdiğini bilirim. Ağlaya ağlaya gelenler var. Beni görünce ağlayanlar oluyor. ‘Babam seninle çay içerdi, sen ona müzikler dinletirdin’ diyenler oluyor. Hatta ailelerinden kalan plakları vasiyet edildiği için bana bırakanlar var” şeklinde konuştu.
“Müzik dinlerken sanki bulutların arasında uçuyorum”
Değirmendere’nin Plakçı Ahmet’i müzik dinlemekten büyük keyif aldığını da belirterek, “Müzik dinlerken sanki bulutların arasında uçuyorum. Stresi, üzüntüyü unutuyorum. Bütün beynimdeki olumsuzlukları siliyorum. Birisi stresliyse o an sinirleniyorum ama biraz müzik dinleyince unutuyorum” ifadelerini kullandı.
“Donanma Komutanlığı olduğu gibi müşterim”
Vatandaşların plaklara olan ilgisini değerlendiren Ahmet Kara, “Kocaeli’de çok büyük bir sevgi var. Avukatlar, hakimler, Donanma Komutanlığı’nın subayları…Donanma Komutanlığı olduğu gibi müşterim. Müthiş bir alaka var” dedi.
“Bulunamayan plakları ben satıyorum”
Ahmet Kara, piyasada zor bulunan hatta bulunamayan değerli plakların dükkanında ulaşılabileceğine de dikkat çekerek, “Örneğin Sezen Aksu’nun Allahaısmarladık long playı piyasada yok. Yaşanmış Yıllar da yok, bende var. Erkin Koray’ı Sevince adlı 45’liği de bende var. Piyasada Nil Burak da pek yoktur ama bende bulunur. Bu plaklar plakseverler tarafından piyasadan hep toplandı. Bulunamayan plakları ben satıyorum dersem yanlış olmaz. Piyasadaki çoğu kişinin arşivi de genel anlamda benden kuruldu” diye konuştu.
]]>Erzurum Teknik Üniversitesi Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyelerinden Doç. Dr. Fatih Tosunoğlu’nun yürütücülüğünü yaptığı, “İklim Değişikliği Altında Tek ve Çok Değişkenli Durağan Olmayan Taşkın Frekans Analizi: Dağılım Parametreleri İçin Genelleştirilmiş Eklemeli Modeller (GAMLSS) ve Kopula Fonksiyonları” başlıklı proje, Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi Elektrik Elektronik Mühendisliği Bölümü öğretim üyelerinden Dr. Öğr. Üyesi Meltem Gör Bölen’in yürütücülüğünü yaptığı “Giyilebilir Teknolojiler için 2B Ca2Nb3xTaxO10 Perovskit UV Dedektör Üretilmesi” isimli proje ve Fen Fakültesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Güven Turgut’un yürütücülüğünü yaptığı “Polar Tmdc Malzemelerin Nh3 ve No2 Gaz Algılama Karakteristiklerinin Deneysel Olarak İlk Kez İncelenmesi” isimli proje TÜBİTAK 1001 Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Projeleri Destekleme Programı kapsamında destek almaya hak kazandı.
Doç. Dr. Tosunoğlu: Su Yapılarının Optimum Tasarımında Yol Gösterici Olacağız
Geliştirilen Proje ile Türkiye’de iklim değişikliği etkileriyle artan ekstrem taşkın olaylarının analizlerinin detaylı bir şekilde yapılacağını ve su yapılarının boyutlandırılmasında kullanılan tasarım debilerinin hesaplanmasında yenilikçi yöntemler kullanmayı hedeflediklerini belirten Doç. Dr. Tosunoğlu: “Durağan olmayan taşkın frekans analizine yönelik çalışmalara ilgi son yıllarda giderek artmaktadır. Bu nedenle geliştirdiğimiz proje ülkemizin su yapılarının planlanmasında tasarımında ve yönetiminde önemli katkılar sağlayacaktır. Ayrıca projenin ilgili paydaşlara taşkın analizi ve hesaplamaları konusunda yol gösterici özellik taşıyacağı ve bu konuda ileride yapılacak akademik çalışmalara katkı sağlayacağını düşünüyoruz” diye konuştu.
Dr. Öğr. Üyesi Gör Bölen: Ultraviyole Işığı Algılayan Fotodedektör Üreteceğiz
Projeye ilişkin detayları paylaşan Dr. Öğr. Üyesi Gör Bölen, proje kapsamında insan sağlığı için oldukça önem arz eden ultraviyole ışığı algılayan bir fotodedektör üretileceğini ve üretilen dedektörün giyilebilir bir cihaz haline dönüştürüleceğini söyleyerek: “Üretilecek giyilebilir cihaz ile dedektörün, algıladığı Ultraviyole ışık seviyesinin bilgisi kullanıcının cep telefonuna aktarılacak ve kullanıcı ne kadar sürede ne kadar ultraviyole ışığa maruz kaldığını öğrenebilecek” dedi.
Fen Fakültesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Güven ise geliştirilen proje ile 2 boyutlu malzemelerle düşük konsantrasyonda ve yüksek hassasiyette gaz algılamasının yapılacağını ifade etti.
Rektör Çakmak: Ar-Ge Faaliyetlerine Büyük Önem Veriyoruz
Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan ETÜ Rektörü Prof. Dr. Bülent Çakmak, TÜBİTAK’a sunulan ve desteklenen proje sayısının her geçen dönem artmasından memnuniyet duyduklarını dile getirerek “Göreve geldiğimiz günden itibaren Ar-Ge faaliyetlerine büyük önem veriyoruz. Üniversitemiz bu anlamda oldukça gelişmiş imkanlara sahip. Hepimizin ortak gayesi bu imkanlardan en iyi şekilde istifade ederek, ülkemize ve bilim dünyasına faydalı işler ortaya koymak. Hocalarımızın geliştirdiği projeleri bu farkındalığın bir sonucu olarak görüyorum. Bu vesileyle kendilerini tebrik ediyor ve çalışmalarında başarılar diliyorum” diye konuştu. – ERZURUM
]]>Netflix kütüphanesinden kaldırılacak içerikler
Paylaşılan listeye baktığımızda birçok dizi ve film olduğunu görüyoruz. 2018’de seyirciye sunulan Aquaman, 1 Mart itibariyle Netflix kütüphanesinden kaldırılacak. Bununla beraber V for Vendetta (2006) da aynı gün veda edecek.

Öte yandan The Strangers (2008), John Wick (2014), Çarşı Pazar (2015) ve This Is Where I Leave You (2014) gibi yapımlar da önümüzdeki ay kütüphaneden kaldırılacak. Tüm listeye aşağıdan ulaşabilirsiniz.
Hayranları mutlu! Netflix, popüler dizinin yeni sezonunu onayladı
Mart 2024 itibariyle Netflix kütüphanesinden kaldırılacak yapımlar şu şekilde sıralandı;
Not: Listedeki bazı içerikler Netflix Türkiye’de yer almayabilir.
]]>İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, gündeme dair soruları yanıtladı. Sirkeci-Kazlıçeşme raylı sistemler açılışına davet aldığını açıklayan İmamoğlu’na AKP’nin adayı Murat Kurum’un “Başkan İstanbul’da yaşamadığı için kendine hayali davetler yapıyor. Ben dün Altyapı ve Ulaştırma Bakanımızla beraberdim. Kendisine davet yapılmamış” sözleri soruldu. İmamoğlu ise “ÇED raporu konusunda yalan konuşan biri bu konuda da yalan konuşuyor. Ama böyle bir cevap vermek davet edilmedim mutlu mu oldu yani. Çocuklar gibi vallahi Allah akıl versin. Allah akıl versin”dedi.
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, İBB Miras tarafından gerçekleştirelen Belgratkapı tarihi kara surlarının restorasyonu programından sonra gündeme dair soruları yanıtladı.
Gazetecilerin soruları ve İmamoğlu’nun cevapları şöyle oldul:
“ALLAH AKIL FİKİR VERSİN”
-Pazartesi günü önemli bir davet aldığınızı aslında biliyorduk ama Sayın Murat Kurum böyle bir davet olmadığını Ulaştırma Bakanı’yla görüştüğünü sizin de kendi kendinize hayali davetlerden söz ettiğinizi ileri sürdü. Ulaştırma Bakanlığı’ndan size Kazlıçeşme raylı sistem hattı için bir davet geldimi? Gelmedi mi?
-“Gerçekten böyle mi söyledi? Vallahi ilginç. Kameralara mı söyledi yani. Bununla gurur duydu yani davet almadığından dolayı. Ben neyse ben buna cevap vermeyeyim de buna bu şekilde cevap veren bir akla şaşıyorum yani. Hani mesela böyle bir şey olsa ki öyle bir şey yok. ÇED raporu konusunda yalan konuşan biri bu konuda da yalan konuşuyor. Ama yani böyle bir cevap vermek, davet edilmedim mutlu mu oldu yani? Çocuklar gibi vallahi. Allah akıl versin. Allah akıl versin”
-Peki pazartesi katılacak mısınız?
“Yani bize, bize bir davet yapıldı. Ama süreçleri pazartesi görelim bakalım.
“BUNDAN MUTLU OLAN BİR BELEDİYE BAŞKAN ADAYI. VAY BE ALLAH AKIL VERSİN”
-“Peki bir adayın bakana bunu sorduğunu da söylemesini nasıl yorumluyorsunuz?
“Ben bakanla görüşmedim tabi bana gelen süreci biliyorum sadece. Gördüğüm davetiye kartını biliyorum. Ama çok üzüntü verici ya. Yani bir belediye başkanı adayı. ve mesela şu açılışlarımızı biz bütün devlet birimlerine gönderip davetlerimizi yapıyoruz. Lokal olanları o ölçekte yapıyoruz. Mesela buraya ilçe belediye başkanı vesaire ya da İstanbul ölçeğindeyse valisi, hatta bazı ölçektekileri bakanlığı, hatta Cumhurbaşkanlığını davetli ederiz. Davet etmek bizim kültürümüzdedir, davete icabet etmek bizim kültürümüzde, inancımızda vardır. Yani bundan mutlu olan bir belediye başkan adayı. Vay be! Allah akıl versin”
“ÇOK KÖTÜ CÜMLELER KURUYOR. ÇOK ACEMİ ARKADAŞMIŞ”
-Murat Kurum’un yine Kandil uzlaşısının adayı olduğunuzu yineledi. Üstüne bir de Sancaktepe’de DEM Parti bayrakları var dedi. Biraz da kanıt olarak bunu gösterdiğini söyledi kendisi. Siz ne diyeceksiniz?
“İFTİRA SİYASETİNDE PERPERİŞAN OLACAKLAR “
“İstanbul gündemi İstanbul olan arkadaşların sabrı birkaç hafta sürebildi. ve bu yolda daha çok şeyler söyleyecekler. Hepsine birden bu millet sandıkta cevap verecek. Yalanlarına, iftiralarına boğulacaklar. Hem de öyle bir boğulacaklar ki bu yalan ve iftira siyasetinde perperişan olacaklar. Çok kötü cümleler kuruyor. Çok acemi bir arkadaşmış ya. Yani daha birkaç haftada bütün acemiliğini ortaya dökmeye başladı. Hani kendimi diyor başkalarımı dedirtiyor, şunu şunu şöyle mi diyorlar bilmiyorum ama. Ben ikinci temennimi, duamı yineleyim yine. Allah akıl versin. Başka bir şey demiyorum.”
“TEK YAPTIKLARI ŞEY BİR KİŞİYE İTAAT ETMEK BİR KİŞİNİN EMİRLERİNİ VE BUYRUKLARINI YERİNE GETİRMEK”
-Kendisinin bir daveti de var. 652 bin konut üzerinden tartışma siz de bir maliyet ortaya koymuştunuz. Nasıl yapılacağı konusunda sizin staja davet ettiğini söyledi?
“Dedim ya yani çok da vakit ayırmak istemiyorum müstakbel adayın bu sözlerine çünkü çok vaktimi alabilir ama şunu söyleyeyim Türkiye’de özellikle staj ve çıraklık sigortası mağduru olan on binlerce, yüz binlerce insan var Türkiye’de ve bunlar sokaklarda gösteri yapıyorlar. Bir ülkeye bakanlık yapmış biri ya da bu şehre belediye başkanı adayı olma sıfatına sahip, müstakbel aday olmaya sıfatına sahip bir isim. Stajyerlikte dalga geçiyor söylediğiyle. Hani şunu söyleyeyim. ÇED raporu meselesinde bile süreci kavrayamayan, anlayamayan, bakın İliç’teki olay çok büyük bir tabiata zararı verecek. olay. Milyonlarca ton ağırlığındaki süreç orada büyük bir siyanür atığına ve tamiri mümkün olmayan arızalara sebep olacak. Hiçbir şey yokmuş ortalıkta geziyor. Önce bunun sorumlusu ÇED değildir dedi. Bunun sorumlusu ÇED raporudur. Yani ÇED ve Şehircilik Bakanlığı bu işin sorumlusudur. İki türlü sorumlusudur. Bir, ÇED raporunu düzenler. iki, sonra bu ÇED raporu üzerinden de buradaki süreçleri denetler ve ne denetleme ki şu anda oradaki olan olay çok net. ÇED’e uygun bir imalat yapılmamıştır. ve ne ne yazık ki o güzelim canım Erzincan’ın canım İliç için ve çevresinin ki bunun ucu ta Fırat boylarına kadar nehrine kadar akacak gidecektir başka şehirleri de etkileyecektir ama bunlar ne çevreyi ciddiye alırlar. Ne şehirciliği ciddiye alırlar. Hayatlarında tek ciddiye alacakları şey ki öyle büyüdüler, öyle yetiştiler öyle bir görev süreci yaptılar. Tek yaptıkları şey bir kişiye itaat etmek, bir kişinin emirlerini buyruklarını yerine getirmek. Öyle olduğu için çevrede şehircilik de umurumda değil. Bu milletin milli duyguları, manevi duyguları da umurumda değil. Çok net ifade ediyorum. Ama dediğim gibi az önceki iftiraların bu sözleri, bu tarzları vesaireleri birçok bilgiden yoksun bir arkadaşımız olduğunu yoksun bir müstakbel adayla karşı karşıya olduğumuzu bir kez daha bize gösteriyor. Üçüncü duamla bu sorularınızı sonuçlandırayım. Allah yine akıl versin diyeyim ne diyeyim”
]]>Cumhurbaşkanı Erdoğan, partisince 15 Temmuz Demokrasi Meydanı’nda düzenlenen mitinge katıldı.
Burada konuşan Erdoğan, “Türkiye ve Türk milleti olarak şayet bu topraklarda huzur ve güven içinde yaşamak istiyorsak yapacağımız iş bellidir. Güçlü bir orduya, güçlü bir savunma sanayine sahip olacağız. Denizde sahip olacağız, havada sahip olacağız, karada sahip olacağız. Olduk mu? Olduk.” ifadelerini kullandı.
Başka ülkeler için bunların bir tercih olabileceğini ama Türkiye için her alanda güçlü olmanın bir mecburiyet olduğunu vurgulayan Erdoğan, “Aksi takdirde bizi düşmanlarımıza karşı ne uluslararası hukuk koruyabilir, ne mensubu olduğumuz ittifaklar koruyabilir, ne de acizliği artık herkesin kabullendiği Birleşmiş Milletler (BM) koruyabilir. Bizi düşmanlarımıza karşı koruyacak olan tek şey bileğimizdir, kendi gücümüzdür, kendi imkan ve kabiliyetlerimizdir. Diğer türlü bize bu coğrafyada nefes bile aldırmazlar.” değerlendirmesinde bulundu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu gerçeği yakın çevredeki örneklerle acı bir şekilde gördüklerini kaydederek, şunları kaydetti:
“Bosna’da 30 yıl önce yaşanan katliamları hepimiz hatırlıyoruz. Avrupa’nın ortasında Boşnak kardeşlerimiz açıkça soykırıma uğradı. Batılı devletlerin ve kurumların kılı dahi kıpırdamadı. Irak’ta 2 milyon kişi resmen katledildi. Kimse dönüp bakmadı. Azerbaycan toprakları ve onun bir parçası olan Karabağ yıllarca işgal altında kaldı. Hocalı başta olmak üzere pek çok katliam yapıldı, kimse harekete geçmedi. Suriye’de 1 milyon insan vahşice öldürüldü, 12 milyon insan göçe zorlandı. Zulmü durdurmak için kimse adım atmadı.”
“Kameralar önünde İsrail’i eleştiren Batılı güçler, ordusuna silah desteğini sürdürüyor”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Gazze’de 7 Ekim’den bu yana çoğu çocuk, kadın ve sivil 30 bin masum Filistinlinin şehit edildiğini, 70 binden fazla sivilin yaralandığını aktararak, şunları söyledi:
“Ne Batılı güçler ne de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, İsrail vahşetini engelleyecek işe yarar bir çaba göstermedi. Tam 140 gündür İsrail’in işlediği insanlık suçlarını sadece seyrediyorlar. Öyle ki Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, İsrail’e acil ateşkes çağrısı bile yapmıyor, yapamıyor. Kameralar önünde yasak savma kabilinden İsrail’i eleştiren Batılı güçler, işgalci İsrail ordusuna her türlü silah desteğini vermeyi sürdürüyor. Allah korusun, yarın bizim başımıza da bir felaket gelse karşılaşacağımız manzara bundan farklı olmayacaktır.”
Aslında bunun yaşandığını dile getiren Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Suriye topraklarından ülkemize yönelik DEAŞ ve PKK tehditleri yoğunlaştığında, müttefik dediğimiz ülkeler topraklarımızda konuşlu hava savunma sistemlerini söküp götürdüler. Terörle mücadelede ihtiyacımız olan silahları, araç gereci, mühimmatı vermediler. Hatta bugün dünyanın en büyük üretici ve ihracatçıları arasında olduğumuz tabanca almamıza dahi engel oldular. Sonra ne oldu? Biz tabancamızı yapmaya başladık ve onlar bizden şimdi tabanca istiyorlar. Dolayısıyla KAAN savaş uçağına, Anadolu gemisine, Akıncı’ya, Kızılelma’ya, ANKA’ya, Atak’a, fırtına obüslerine, Altay tankına -burada Sakarya’da- çeşit çeşit füze sistemlerine sahip olmak bizim için bir beka meselesidir. Biz bunları yaptık mı? Şimdi onlar bizden istiyor.”
“Geçtiğimiz yıl 5,5 milyar dolarlık rekor ihraç tutarı yakaladık”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Dünyada 5. nesil savaş uçağı yapabilen 4 ülke arasına girmemizin gururunu yaşayamayanlar, dönüp kalplerindeki ülke ve millet sevgisini bir sorgulasın. Şayet, bu savunma sanayi projelerini hayata geçirmemiş olsaydık, Allah göstermesin bugün nasıl bir durumda olurduk düşünmek bile istemiyorum.” değerlendirmesini yaptı.
Son 21 yılda savunma sektörüne yaptıkları yatırımların karşılığını hem güvenlikte hem ihracatta almaya başladıklarını vurgulayan Erdoğan, kendileriyle beraber dost ve kardeş ülkelerin ihtiyaçlarını da karşılayan bir ülke haline geldiklerini kaydetti.
Erdoğan, geçen yıl 185 ülkeye 230 çeşit ürün ihraç ederek 5,5 milyar dolarlık rekor ihraç tutarı yakaladıklarına işaret ederek, Sakarya’nın diğer alanlarda olduğu gibi bu mücadelede de ülkenin önde gelen şehirleri arasındaki yerini aldığını belirtti.
Savunma sanayinde sürekli yükselttikleri hedefler doğrultusunda azim ve kararlılıkla çalışmayı sürdürdüklerinin altını çizen Erdoğan, “Yeter ki şu dört ilkeye sıkı sıkıya sahip çıkmaya devam edelim.” diyerek alandaki vatandaşlarla birlikte, “Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet. Bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız, kardeş olacağız, hep beraber Türkiye olacağız.” sözlerini tekrarladı.
Erdoğan, “Bu irade 85 milyonuyla milletimizde yaşadıkça, Allah’ın izniyle Türkiye Yüzyılı’nın doğuşunun önünü kimsenin kesemeyecektir.” dedi.
Türkiye’nin bugün bölgesel ve küresel bir güç hedefine sahip olmasının gerisinde son 21 yılda ülkeye kazandırdıkları eser ve hizmet altyapısının bulunduğunu söyleyen Erdoğan, ülkenin her şehrinin, her karış toprağının bu yatırımlardan istifade ettiğini dile getirdi.
(Sürecek)
]]>Cumhurbaşkanı Erdoğan, partisince 15 Temmuz Demokrasi Meydanı’nda düzenlenen mitingde yaptığı konuşmada, Milli Mücadele’de olduğu gibi 15 Temmuz’da da dimdik ayakta durarak hainlere geçit vermeyen bu şehrin Türkiye Yüzyılı’nın da yükselen yıldızı olduğunu belirtti.
Türkiye’nin demokrasi, adalet ve kalkınma mücadelesinin her safhasında Sakaryalıların yanlarında olduğunu dile getiren Erdoğan, “Bir dönem bizimle birlikte olup da sonra yolunu ayıranların veya yolunu kaybedenlerin aksine Sakarya istikametini hiç bozmadı. Aynı şekilde Sakarya, ülkeye eser kazandırmak, millete hizmet etmek için çalışması gereken muhalefetin oyunlarına da hiç gelmedi.” diye konuştu.
Erdoğan, ülkenin ikinci büyük partisinin işi gücü bıraktığını ve kendi içinde saç saça, baş başa kavga ettiğini ifade ederek, şöyle devam etti:
“Dün, Türkiye’yi yönetecek cumhurbaşkanı adayı diye karşımıza çıkardıkları genel başkanlarını çiğneyip geçtiler. Onun yanında cumhurbaşkanı yardımcısı diye şehir şehir dolaştırdıkları isimlerin ise yarın ne olacakları belli değil. Yaptıkları kongrenin üzerindeki şaibeleri, aday belirleme sürecindeki kirli pazarlıklar ve vahim iddiaları izledik. Öyle bir haldeler ki, dünya yansa, ülke batsa, kıyamet kopsa, millet feveran etse umurlarında değil. Kendi çıkarlarından, kendi şahsi kariyerlerinden başka hiçbir şeyi gözleri görmüyor. Aslında bunlar tek parti devrinden beri hep böyleydiler. Bunun için milletimiz rahmetli Menderes’ten merhum Özal’a, kendi hayallerini paylaşan, kendi derdiyle dertlenen herkese sahip çıkmıştır.”
Kendilerinin 21 yıldır, ülkenin kalkınması ve gelişmesi için verdikleri mücadeleyle farklarını gösterdiğini vurgulayan Erdoğan, şimdi de ülkeyi Türkiye Yüzyılı belediyeciliğiyle mahalli idarelerde de dünyanın en üst ligine çıkarmak istediklerini aktardı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Sakarya buna hazır mıyız?” sorusuna mitingdekilerin “Evet” diyerek cevap vermesi üzerine, “Milletimizden 31 Mart’ta sandıkta desteği, muhalefetin yaptığı gibi siyasi rant paylaşımı değil, işte bu vizyonu hayata geçirme iradesiyle talip ediyoruz. Bugün sizlerin karşısına da aynı hissiyatla çıktık.” ifadelerini kullandı.
Katılımcılara, “Sakarya’dan öyle bir ses verin ki Marmara’dan Karadeniz’e kadar duymayan kalmasın” diyen Erdoğan’ın, “Ayağa kalkmaya hazır mıyız Sakarya? Sakarya, 31 Mart’ta Türkiye Yüzyılı şehirleri için hazır mıyız? 31 Mart’ta Türkiye Yüzyılı şehirleri için kararlı mıyız? 31 Mart’ta gerçek belediyeciliği tercih ediyor muyuz? Bunun için seçim gününe kadar ana kademe, kadın kolları, gençler kapı kapı dolaşmaya var mıyız? Seçim akşamı Sakarya’yla birlikte Türkiye haritasını Cumhur İttifakı’nın renkleriyle boyamaya var mıyız?” sözlerine alandakiler “Evet” diye karşılık verdi.
Erdoğan da “Rabb’im hepinizden razı olsun, maşallah.” dedi.
“Ezanlarımız susmasın, mabetlerimizin göğsüne namahrem eli değmesin diye can verdik”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Sakarya’nın Türkiye’nin, Türkiye’nin de bulunduğu coğrafyanın kalbi olduğunu belirterek, “Tarih boyunca tüm hükümdarların, tüm imparatorlukların gözü hep bu coğrafyada oldu. Boğazları, İstanbul’u, Anadolu’yu almak için çok kanlı savaşlar yapıldı. Bu bakımdan Anadolu sadece medeniyetler beşiği değildir. Aynı zamanda bir medeniyetler mezarlığıdır. Bu topraklarda nice devlet kuruldu, hüküm sürdü ve yıkılıp gitti. Nice kral, nice kumandan en son nefesini bu topraklarda verdi.” diye konuştu.
Türk milleti olarak, Malazgirt’ten beri vatan olan bu toprakları müdafaa için mücadele ettiklerini, can verdiklerini kaydeden Erdoğan, “Bir asır önce Çanakkale’de ve Milli Mücadele’de yüz binlerce vatan evladını feda ederek, Anadolu’yu milletimizin mezarı haline getirmek isteyenlerin elinden kurtardık. Bayrağımız inmesin, ezanlarımız susmasın, mabetlerimizin göğsüne namahrem eli değmesin diye can verdik, ter döktük.” şeklinde konuştu.
“Son teröristi etkisiz hale getirene kadar bu mücadeleyi devam ettireceğiz”
Erdoğan, son 40 yıldır da birliğe, beraberliğe, kardeşliğe kasteden bölücü terör örgütüne karşı mücadele yürüttüklerine işaret ederek, “Terör örgütü, askeriyle polisiyle kamu görevlisiyle korucusuyla kadını, yaşlısı, genci ve hatta bebeğiyle on binlerce insanımızı katlederek bizden kopardı. Çektiğimiz acıların, maruz kaldığımız ihanetlerin, ödediğimiz bedellerin haddi hesabı yok. Ama hamdolsun her karışı şehit kanlarıyla sulanmış bu cennet vatanı işgalcilere, hainlere, emperyalistlerin tetikçiliğini yapan teröristlere teslim etmedik.” diye konuştu.
Katılımcılara, “Bunları Cudi’de, Tendürek’te, Gabar’da gömdük mü?” diye seslenen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bildiğiniz gibi artık içeride terör örgütleri kalmadı. Hepsi de terk ettiler. Son olarak güney sınırımız boyunca bir teröristan kurmaya teşebbüs ettiler. Gerçekleştirdiğimiz sınır ötesi harekatlarla bu senaryoyu da yırtıp attık. İnsansız hava araçlarımızla İHA’larımızla SİHA’larımızla Akıncı’larımızla değerleri evlatlarım, değerli kardeşlerim, gençler, bunları yok ettik ve bunları o mağaralarda yok ettik. Şimdi en son olarak ortaya hangi uçağımızı çıkardık? Şimdi de KAAN’ımızı çıkardık. KAAN’la beraber yine gökyüzüyle buluştuk.”
Erdoğan’ın, “Yaparsa” sözlerine katılımcılar “Erdoğan yapar” karşılığını verdi. Erdoğan da “Yaptık mı? Gene yapacağız.” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Nerede bir terörist varsa buluyoruz, başını eziyoruz. Arkalarında kimlerin olduğuna bakmadan, son teröristi etkisiz hale getirene kadar bu mücadeleyi devam ettireceğiz. Tüm bu sürecin bize öğrettiği en önemli hakikat nedir biliyor musunuz; Hazır ol cenge, eğer ister isen sulh-ü salah. Yani barış ve huzur istiyorsan savaşa hazır olmalısın.” diye konuştu.
(Sürecek)
]]>Bakan Kacır, konuşmasında katılımcılara hitaben dünyanın hızla değişen dinamiklerine ve bu değişimin uluslararası düzen üzerindeki etkilerine dikkat çekerek başladı. Teknoloji, inovasyon ve girişimcilikte atılan adımların, küresel rekabette öncü rol oynamak için elzem olduğunu vurguladı.
Dünya genelinde yaşanan değişim ve dönüşüm sürecine vurgu yaparak konuşmasına devam eden Bakan, teknoloji ve inovasyon odaklı ülkelerin küresel düzeni yeniden şekillendirdiğini belirtti. Ülkenin teknoloji geliştirme, inovasyon ve girişimcilik altyapısını güçlendirmeye yönelik kararlı adımlar atıldığını vurguladı.
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır şunları söyledi:
” Dünya büyük bir değişim yaşıyor. Uluslararası düzen; dönüşümün neden olduğu sınamalara bilgi ve yenilikçilik odağında cevap üretebilen ülkeler tarafından yeniden şekillendiriliyor. Teknoloji geliştirme, inovasyon ve girişimcilik altyapısını güçlendiren ülkeler küresel rekabetin öncüleri haline geliyor.
İşte bu nedenle, teknoloji ve inovasyon ekosistemimize güç katacak adımları kararlılıkla atıyoruz. Ülkemizi muasır medeniyetler seviyesinin de üzerine çıkarma çabamızda bizlere güç çarpanı olacak dev bir Ar-Ge, inovasyon ve yenilikçilik ekosistemi inşa ediyoruz.
Girişimcilik kültürümüzü yediden yetmişe yayıyor, destek mekanizmalarımızla, kurduğumuz altyapılarla girişimcilerimizin ürüne, üründen pazara yolculuğunu hızlandırıyoruz. Sadece 4 yılda ülkemizden çıkan 7 Turcorn ve robotikten sağlığa, finansal teknolojiden yapay zekaya sayısız başarı hikayesi, ülkemizin teknoparklarıyla, kuluçka merkezleriyle, TEKMER’leriyle, girişim sermayeleriyle, hızlandırıcı programlarıyla teknoloji girişimciliğinde bir marka olduğunun ispatı niteliğindedir.
Bizler için bu başarılar, yalnızca buzdağının görünen yüzünü temsil ediyor. Biliyor ve inanıyoruz ki ülkemizin en kıymetli hazinesi insan kaynağımıza yatırım yapmaya devam edersek, girişimlerimizi finansman kaynaklarıyla, nitelikli altyapı ve programlarla buluşturursak 2030 yılında 100 Turcorn ve 100 bin teknoloji girişimciliği hedefini gerçeğe dönüştüreceğiz.
İşte bu anlayışla, TEKNOFEST’le gençlerimizin hayallerinin peşinden koşmasına fırsat sunuyor ve fikirlerini girişimlere dönüştürmelerini teşvik ediyoruz. Cumhuriyetimizin 100. yılında; İstanbul, Ankara ve İzmir’de dünyanın en büyük havacılık, uzay ve teknoloji festivali TEKNOFEST’i gerçekleştirdik.
Takeoff Uluslararası Girişimcilik Zirvesi ve TEKNOFEST bünyesinde ilk kez geçtiğimiz yıl düzenlediğimiz Girişim Yarışmalarıyla gençlerimizin yanlarında yer aldık. Tech-InvesTR programı, Teknoloji ve İnovasyon Fonu, Bölgesel Kalkınma Fonu, Bölgesel Girişim Sermayesi Fon Çağrıları ve Bilişim Vadisi Girişim Sermayesi Yatırım Fonu başta olmak üzere farklı fonların fonu ve eş finansman mekanizmalarıyla kamu kaynaklarının girişimcilerimiz için çarpan etkisi oluşturmasını sağlıyoruz.
Turcorn 100 programımızla da unicorn adayı başarılı teknoloji girişimlerimizin küresel pazarlara açılarak daha hızlı ölçeklenmesi için destekler sunuyoruz. Önümüzdeki dönemde ülkemiz girişimcilik ekosisteminin ve bu ekosistemin kalbi konumundaki İstanbul’un marka değerini artıran çalışmalara imza atmaya devam edeceğiz.
İstanbul’u teknoloji girişimlerinin global buluşma noktasına dönüştürerek girişimcilikte dünyanın ilk 20 merkezinden biri haline getireceğiz. Yakın zamanda yürürlüğe alacağımız Tech Visa da bu amaç için tasarladığımız bir program. Program ile teknoloji alanında kritik uzmanlıklara sahip yetenekler ile yenilikçi iş modelleri ve teknolojiye dayalı çalışmaları olan uluslararası teknoloji girişimlerini ülkemize davet edeceğiz.
Özellikle dost ve kardeş ülkelerden, gönül coğrafyamızdan girişimcileri, Türkiye teknoloji ekosisteminin sunduğu fırsatlar ve avantajlarla buluşturacağız. Yine İslam coğrafyasıyla birlikte tüm gönül coğrafyamızın gençlerine girişimcilik dünyasının kapılarını aralayacağız. Coğrafyamız sahip olduğu düşünce zenginliği ve bilimsel kapasite ve öncü şahsiyetlerimizle insanlık tarihinde silinmez izler bıraktı.”
]]>İstanbul Devlet Opera ve Balesi (İDOB) bünyesinde sahnelenecek eser, Fatih Sultan Mehmet’in Venedik Cumhuriyeti hakimiyetindeki Eğriboz kuşatması sırasında yaşadıklarını anlatıyor.
Eser aynı zamanda Gioacchino Rossini’nin en yenilikçi ve iddialı operası olarak değerlendiriliyor.
Ünlü orkestra şefi Alessandro de Marchi’nin yönetimini üstlendiği esere İDOB Orkestrası eşlik ederken, rejiyi daha önce birçok Gioacchino Rossini oyunu sahneye koyan Renato Bonajuto yönetiyor.
Eserin dekor tasarımını Zeki Sarayoğlu, kostüm tasarımını Gizem Betil, ışık tasarımını Ahmet Defne yaparken, İstanbul Devlet Opera ve Balesi Korosu’nu Paolo Villa yönetiyor. Eserdeki koreografi ise Nil Berkan İmzalı.
Tüm dekor ve kostümler İDOB atölyelerinde hazırlandı
Operanın rejisörü Renato Bonajuto, orkestra şefi Alessandro de Marchi, oyuncular Mert Süngü, Burak Bilgili ve İDOB Müdürü Caner Akgün prömiyer öncesi yapılan son provada AA muhabirine açıklamalarda bulundu.
AKM ve İDOB’un tüm imkanlarının kullanıldığı hacimli bir operanın repertuvara eklenmesi hakkında Akgün, marangozdan kunduracısına, demirden boyahanelere kadar tüm prodüksiyonu yerli imkanlarla İDOB atölyelerinde yaptıklarını anlattı.
Akgün, “Yaş sınırı düşük bir seyirci kitlemiz var. Gençlerin ve orta yaşlı kesimin de Fatih Sultan Mehmet’in bu incelikli yapısını tanımaları bizi çok mutlu ediyor.” dedi.
“Böyle bir sahneyi Avrupa’da bulmak çok zor oluyor”
Rejisör Renato Bonajuto, AKM Türk Telekom Opera Salonu teknolojisinin gelişmiş olduğuna değinerek, “2. Mehmet” gibi komplike bir sahne kurgusuna sahip operada, dönen sahne, asansör gibi tüm imkanlardan yararlandıklarını söyledi.
Bu eser için sahnedeki bütün özellikleri kullandıklarını belirten Bonajuto, “Dönen sahne, asansörler, ışıklar. Mutluyuz, çünkü böyle bir sahneyi Avrupa’da bulmak çok zor oluyor. Bu çok büyük bir şans İstanbul için, Türkiye için.” diye konuştu.
Orkestra şefi Alessandro de Marchi ise, Türkiye’de ilk defa bulunmanın kendisi için çok güzel bir his olduğunu, İDOB Orkestrası ile yakaladıkları uyumla birlikte ilk anından beri kendini evinde gibi hissettiğini ifade etti.
AKM sahnesi hakkında Marchi, “Burada ufak detaylar üzerine çalışma imkanı bulduk. Bu kadar çok sesin, enstrümanın olduğu aynı zamanda gerçek bir atın olduğu bir sahnede detaylar önemli. Büyük resmin güzelliği buradan geliyor.” değerlendirmesini yaptı.
“Bu operanın evrensel bir fikri var”
Oyunu daha önce Almanya’da da oynadıklarını ve Alessandro bir Rossini uzmanıyla çalışmanın çok keyifli olduğunu söyleyen Mert Süngü de, “Bu operanın evrensel bir fikri var. Fatih Sultan Mehmet yurt dışında da çok önemli bir figür, İtalya’da özellikle. Rossini’nin bunu yazma sebebi de bu.” diyerek, herkesin kendisinden bir parça bulabileceği “2. Mehmet” operasına sanatseverleri davet etti.
Operada 2. Mehmet rolünde oynayan Burak Bilgili ise eserin dayandığı Eğriboz savaşının çok bilinmediğinden bahsederek, yurt dışında birçok sanatçının Türklere bakarken bir merhamet gördüğünü, hayranlık beslediğini aktardı.
Rossini’nin teknik olarak Türkleri kahramanca bir bas tonla yazdığı yorumunda bulunan Bilgili, “Rossini, bir Türk opera sanatçısının Türk karakterini söyleyeceğini hayal edemezdi.” ifadesini kullandı.
Eser, 24 Şubat’taki prömiyerinin ardından 28 Şubat, 2 ve 6 Mart’ta Atatürk Kültür Merkezi Türk Telekom Opera Salonu’nda sanatseverlerle buluşacak.
“2. Mehmet” operasında “2. Mehmet” rolünde Burak Bilgili ve Doğukan Özkan, “Anna” rolünde Dilruba Bilgi ve Gülbin Günay, “Calbo” rolünde Barbora Hitay, Asude Karayavuz ve Esen Demirci, “Paolo Erisso” rolünde Mert Süngü ile Ufuk Toker, “Condulmiero” rolünde Berk Dalkılıç ve Yoel Keşap, “Selim” rolünde Hazal Ata ve Anıl Önder dönüşümlü olarak oynuyor.
]]>Antik Yunan’da bal “Tanrıların yiyeceği” olarak tanımlanıyordu, Çin’de ise ilaç olarak kabul ediliyordu.
Bugün balın gerçekten yararlı olup olmadığı, etkilerinin ne olduğu halen tartışılıyor.
Balın besin profili
Bal ham halinde, amino asitler, antioksidanlar, vitaminler, mineraller ve şekerden oluşuyor. Fruktoz oranı yüksek. Bu nedenle şekerden daha tatlı, ancak karbonhidrat içeren gıdaları değerlendirme sistemi olan glisemik endeksi daha düşük.
Glisemik endeks, bir gıdanın tek başına tüketildiğinde kan şekeri seviyesini ne kadar hızlı yükselttiğini gösteriyor.
1 sofra kaşığı (20 gr) bal:
• 58kcal/ 246KJ
• 15,3 gr karbonhidrat
• 15,4 gr şeker
• 0,1 gr protein
• 0 gr yağ
Balın sağlığa faydaları
Balın sağlığa yararları, hem nasıl bir işlemden geçirildiğine hem de arıların nektarlarını topladığı çiçeklerin kalitesine bağlı.
Ham bal, balın ısıtılmamış, pastorize edilmemiş, berraklaştırılmamış ve hiçbir şekilde filtre edilmemiş hali. Balın bu formunda, standard işleme yöntemlerinde kaybedilebilecek sağlığa yararlı daha çok besleyici madde bulunuyor.
Bal, yıllardır deri yaralanmalarında antiseptik olarak kullanılıyor. Yüzeysel yaralanmalarda ya da yanıklarda iyileşme sürecini hızlandırdığına inanılıyor.
Bal asıl olarak glükoz ve fruktozdan, yani suyu çeken iki şekerden oluştuğundan, yaradaki suyu emiyor. Yarayı kurutuyor ve böylece bakteri ve mantar üremesi kısıtlanıyor.
Balın özellikle daha koyu renkli çeşitleri, flavonoid gibi kimyasal maddeler açısından zengin bir kaynak.
Flavonoidlerin, anti bakteriyel, anti-viral, anti-alerjik ve anti-inflamatuar özellikleri olduğu belirtiliyor. Flavonoid içeriği nedeniyle, bazıları balı şekere kıyasla daha sağlıklı bir seçenek ve antioksidan kaynağı olarak görüyor.
Ancak şekerin Glisemik Endeksi, sofra şekerinden daha düşük olsa da, kalorisi yüksek, kan şekerini yükseltiyor ve ölçülü tüketmek gerekiyor.
Bal şekerden daha mı iyi?
Balın Glisemik Endeksi düşük, yani kan şekerini sofra şekeri kadar hızlı yükseltmiyor. Bal şekerden daha tatlı, dolayısıyla daha az tüketilebiiyor. Ancak bir çay kaşığı balda, bir çay kaşığı şekerden daha çok kalori var. Yani porsiyonlar ölçülü olmalı.
Bal tercih ediyorsanız, ham halini tüketmeye çalışın. Balın ham halinde, beyaz şekere kıyasla daha çok vitamin, enzim, antioksidan var. Ancak yine de ham bal tükettiğinizde aldığınız besin miktarının çok kaydadeğer olmadığını unutmamakta da fayda var.
Bal herkes için güvenli bir gıda mı?
Bal, “serbest” şekerlerden. Yani beslenmemizde kısıtlamamız tavsiye edilen türden bir şeker türü. Ancak tavsiye edilen miktarlarda tüketildiğinde çoğu yetişkin için güvenli kabul ediliyor.
Şeker hastaları ya da kan şekeri seviyesini yönetmek isteyenler içinse şeker yerine bal kullanmanın pek bir ajantajı yok. Çünkü ikisi de en nihayetinde kan şekeri seviyelerini yükseltiyor.
Ayrıca, 12 ayın altındaki bebeklere ham bal ya da ticari üretilen baldan verilmemeli. Çünkü bu şekilde botülizm adı verilen bir gıda zehirlenmesi riski ortaya çıkabiliyor.
Bir çoğumuz bal tüketmekten hoşlansa da, bazıları için kabul edilebilir bir gıda değil. Bal vegan bir gıda olarak kabul edilmiyor. Çünkü bal toplanmasının, kış aylarında hayatta kalabilmek için çok çalışan arıların hayatına zarar verdiğine inanılıyor.
]]>Sivas Halk eğitim merkezinde düzenlenen okuma yazma kurslarında eğitim alan kadınlar hem temel okuma hem de yazma becerilerini kazanmayı hedefliyor. Kadınlar, ilk defa kalem tutmanın heyecanını yaşarken yeni bir beceri edinmenin gururunu yaşıyor. İlerleyen yaşlarında okuma ve yazmayı öğrenen kadınlardan birinin hikayesi ile diğerlerinden çok farklı. 2 yıl önce Fas’tan Türkiye’ye gelin gelen 61 yaşında ki Aıcha Nacsauı, eşi ve ailesiyle daha sağlıklı iletişim kurabilmek için okuma yazma eğitimi alıyor. İlerleyen yaşına rağmen Türkçeyi öğrenmek için azim eden Nacsauı, yeni bir dil öğrenmenin keyifli olduğunu belirtti.
“14-99 yaş arası kursiyerleri kabul ediyoruz”
İlkokul eğitiminin 5 ayda verildiğini belirten sınıf öğretmeni Köksal Yılmaz, “Halk eğitim merkezimizde birince ve ikinci kademe okuma yazma eğitimleri veriyoruz. Birinci kademe eğitimde bir ve ikinci sınıf düzeyinde ikinci kademe eğitimde ise üç ve dördüncü sınıf düzeyinde eğitim veriyoruz. Buraya gelen vatandaşları da ilkokul belgesiyle mezun ediyoruz. Şuanda sabah saatlerinde gelen kursiyerlerimiz 6 öğleden sonra gelen kursiyerlerimizde 6 kişi geliyor ve eğitimlerine devam ediyorlar. Sabah kursumuz ikinci akdeme eğitim alanlar yaklaşık 3 ay sürüyor, öğleden sonra gelen vatandaşlar birinci kademede eğitim alıyor ve 2 ay kadar eğitim alıyorlar. Burada ikinci kademeyi bitirenler ortaokul eğitimi almak isterlerse devam ediyorlar. Halk eğitimde bulunan açıktan öğretim alanına yönlendiriyoruz orada da eğitimini bitirenler açık lisede okumaya devam ediyorlar. 14 yaşın üstünden 99 yaşına kadar vatandaşları kabul ediyoruz, burada birçok kursiyerimiz eğitim görüyor. Kurslarımıza okuma yazma bilmeyen herkesi davet ediyorum” dedi.
Eş ve ailesi ile konuşabilmek için Türkçe öğreniyor
Fas’tan Türkiye’ye gelin gelen Aıcha Nacsauı (61) Türkçeyi eşi ve ailesi için öğrendiğini belirterek, “Fas’ın Kasablanka şehrinden 2 yıl önce Türkiye’ye geldim. Bir Türk ile evlendiğim için buradayım. Eşim ve ailesi ile rahat konuşabilmek için bu kursa kaydoldum. Türkçe zor bir dil değil ancak öğrenmek zaman istiyor. Öğretmenimize teşekkür etmek istiyorum, bize okuma yazmayı öğretmek için çok çaba gösteriyor. ” şeklinde konuştu.
“Zor geliyor ama öğrenmek istiyorum”
İleri yaşlarda öğrenmenin zor olduğunu belirten Erdem Taçyıldız, “Her hangi bir yere gittiğimde çok zorluk çekiyordum, bu durumda benim çok zoruma gidiyordu. Bende okuma yazma öğrenmek istedim ve hocamız sağ olsun bize okuma ve yazmayı öğretiyor. Ben 62 yaşındayım zor geliyor ama öğrenmek istiyorum. En çok okumayı ve yazmayı çok seviyorum” ifadelerini kullandı.
“Çocuklarımın derslerine yardım ederken kendimi geliştirdim”
Çocuklarının derslerine daha çok yardımcı olmak için okuma yazma eğitimi aldığını belirten Güzel Vural, “Çok az da olsa okumayı biliyordum, çocuklarımın derslerine yardım ederken kendimi geliştirdim. Buraya başladım ve şuan daha güzel okuyorum. Buraya gelmeden önce biliyordum ancak kendimi ifade edemiyordum. Bende tam olarak öğrenmek için buraya başvurdum. Öğrenirken zorluk yaşamıyorum okuma ve yazmayı seviyorum, her şey şuan güzel gidiyor” dedi. – SİVAS
]]>CHP Milli Savunma Bakanlığı’ndan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Yankı Bağcıoğlu, şehit aileleri ve gazilerin sorunları ile ilgili bugün yazılı açıklama yaptı. Bağcıoğlu, şunları kaydetti:
“TSK ve emniyet güçlerimizin hain terör örgütlerine karşı gerçekleştirdiği amansız mücadelede canını vermiş şehitlerimizin ve yaralanmış gazilerimizin her biri, bizim için milli birer kahramandır. Şehitlerimiz bizim toprak altındaki ulu köklerimiz, gazilerimiz ise ebedi Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi ‘Yaşayan Anıtlarımız’ olarak onurumuz ve gururumuzdur. Toplumda el üstünde tutulması gereken şehit aileleri ve gazilerimiz, Anayasa’mızda da ayrıcalıklı bir konumda yer almışlardır. Bu çerçevede devlete aşağıdaki görev ve sorumluluklar verilmiştir:
Anayasa Madde 10: Harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleriyle, malul ve gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılmaz. Anayasa Madde 61: Devlet harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleriyle malul ve gazileri korur ve toplumda kendilerine yaraşır bir hayat seviyesi sağlar.
Tüm bu Anayasal güvencelere rağmen, şehit yakınları ve gazilerimizin var olan birçok sorunu bulunmaktadır. Sağlık, eğitim, istihdam, terörle mücadelede yaralanıp gazi sayılmama gibi birçok alanda sorunlar halen devam etmektedir. Bunlardan özellikle sağlıkla ilgili olan ve acil çözümüne ihtiyaç duyulan bazı sorunlar aşağıda özetlenmiştir.
“DÖVİZ KURUMDAKİ DALGALANMA VE FAHİŞ FİYATLAR YÜZÜNDEN GAZİLER ESKİYEN PROTEZLERİNİ YENİLEYEMİYOR”
? Terörle mücadelede uzuvlarını yitiren gazilerimiz, Sosyal Güvenlik Kurumu’nun sabit fiyat politikası ve kurdaki dalgalanma yüzünden protezlerini yenileyemez duruma gelmişlerdir.
? Gazilerimiz için protez, ortez, tekerlekli sandalye ve sonda gibi malzemeler hayati önemdedir. Ancak; Sosyal Güvenlik Kurumu bunları temin edemeyecek noktadadır.
? Gaziler Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ndeki yoğunluğa bağlı olarak, Gazilerimiz 4-5 aya varan bekleme sürelerine maruz kalabilmektedir. Türkiye’nin birçok ilinden Ankara’ya gelen gazilerimiz, uzun uğraşlar sonucu hastanede kalarak malzemelerini alabilmektedir.
? Döviz kurumdaki dalgalanma, fiyatları fahiş biçimde artırmış olup protezi eskiyen gazilerimiz, tamir ettirerek tekrar kullanmak zorunda kalmaktadırlar.
? Gazilerimiz sağlık işlemleri için Gaziler Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne gittiklerinde ‘yatış’ işlemi yapmak zorunda kalmaktadırlar.
? Yatan hasta olarak işlem gördükleri için ise Sosyal Güvenlik Kurumu’na ek yatak ücreti de fatura edilmektedir.
? Kurul, ilk hafta protezin kullanılamaz durumda olup olmadığını görüşmekte, ikinci hafta başka bir kurul uygun görülen protezin tespitini yapmakta ve üçüncü hafta ise protezle işlem yapmaya hak kazanılmaktadır.
? Yoğunluk nedeniyle 3-4 ay sonrasına randevu verilmektedir.
“TERÖRLE MÜCADELE SIRASINDA YARALANIP GAZİ SAYILMAYANLARA VERİLEN SÖZLER MUTLAKA TUTULMALI”
Güneydoğu’daki bir terör operasyonunda mayına basarak bacağını kaybeden ve İzmir’de yaşayan gazimizin anlattıkları gerçekten üzücüdür. Gazimiz, ‘Ankara’ya tek başıma gidemiyorum, eşim de geliyor. Kalma ve ulaşım masrafını karşılamakta zorlanıyoruz. Bazı gazilerin protezi yok, yurt dışından gelmesini bekleyen Gaziler var’ şeklinde durumunu dile getirmektedir. Terörle mücadele sırasında yaralanıp gazi sayılmayan kahramanlarımızın durumu da mutlaka dikkate alınmalıdır. Bu kahraman evlatlarımıza iktidar tarafından verilen ancak şimdi unutulan sözler mutlaka tutulmalıdır.
“CHP, ŞEHİT AİLELERİ VE GAZİLERİMİZ YARARINA OLACAK TÜM KANUN TEKLİFLERİNİ HER ŞARTTA DESTEKLEYECEK”
Cumhuriyet Halk Partisi olarak tüm bu sorunların takipçisi olunmuş, gündeme getirmekten ve çözüme kavuşturulmaları için gayret göstermekten asla vazgeçilmemiştir. Şehit ve Gazilerimiz konusunda TBMM’ye verilen kanun teklifleri incelendiğinde, yüzde 71’nin CHP tarafından verildiği görülmektedir. CHP bundan sonra da TBMM’de çözümler için en önde mücadele eden parti olacak, kimden gelirse gelsin şehit aileleri ve gazilerimiz yararına olacak tüm kanun tekliflerini her şartta destekleyecek, özellikle şehit aileleri ve gazi dernekleri ile kesintisiz iletişimini sürdürecektir.
“CHP, ŞEHİT AİLELERİMİZ VE GAZİLERİMİZ İÇİN SORUN VE SIKINTILARINI ANLATABİLECEKLERİ LİMANLARDIR”
Buradan bir kez daha ifade ediyorum; CHP Genel Merkezi, İl Başkanlıkları ve İlçe Başkanlıkları şehit ailelerimiz ve gazilerimiz için sorun ve sıkıntılarını anlatabilecekleri limanlardır. Seslerini duyurmak için elimizden geleni yapacağımıza emin olabilirler. Ayrıca, aziz şehitlerimizin aileleri ve kahraman gazilerimiz, sıkıntı, dilek ve önerilerini CHP Genel Merkezi’nin chp@chp.org.tr e-yazışma adresine elektronik ortamda iletebilirler.”
]]>Eşi felç geçirince ona bakmak için 7 ay kalan emekliliğinden vazgeçti
Hakan Ünsal: “Ona gözüm gibi bakıyorum, ölene kadar benim bebeğim o”
Gülay Ünsal: “Eşimden çok memnunum, Allah ondan razı olsun”
ESKİŞEHİR – Eskişehir’de yaşayan Gülay Ünsal’ın 2010 yılında beyinden pıhtı atması sonucunda felç geçirmesi nedeniyle eşi Hakan Ünsal, 7 ay kalan emekliliğinden vazgeçerek işini bıraktığı günden bu yana hanımına gözü gibi bakıyor.
58 yaşındaki Hakan Ünsal, 2007 yılından beri evli olduğu 45 yaşındaki eşi Gülay Ünsal’ı geçirdikleri tüm zorluklara rağmen bırakmıyor. 2010 yılında beyinden pıhtı atması sonucunda felç geçiren ardından bacağı kesilen eşine gözü gibi bakan Ünsal, eşinin her şeyiyle kendi başına ilgileniyor. Çalıştığı dönemlerde emekliliğine 7 ay kaldığını ancak eşinin hastalanması üzerine işini bıraktığını belirten Ünsal, eşinin zamanında yaptığı fedakarlıkları unutamadığını ondan dolayı biran olsun yanından ayrılmadığını ifade etti. Vefalı koca, seven insanlar için bu tarz işlerin karşılıklı olduğuna vurgu yapan yaparken, eşinden çok memnun olduğunu dile getiren Gülay Ünsal ise ‘Hem ondan hem de ailesinden Allah razı olsun’ dedi.
“Ona gözüm gibi bakıyorum, ölene kadar benim bebeğim o”
Felç geçiren eşi Gülay Ünsal’a 13 yıldır gözü gibi bakan Hakan Ünsal, “2007’den beri evliyiz. Eşim 2010’da beyinden pıhtı atmasından dolayı felç geçirdi ve bunu müteakip bacakta morarma olduğu için kangren olmasın diye diz kapağının üstünden kestiler. İlaçlarıyla, iğnesiyle, kan sulandırıcısıyla, hastaneye gidiş gelişleriyle, gezdirmeyle, yemekleriyle, her şeyiyle ben ilgileniyorum. Daha önce çalışıyordum, hanım böyle olunca bıraktım. Emekliliğime 7 ay vardı, emekli olamadım. Öyle bekliyor hala. Öğlene kadar evdeyiz, öğleden sonra da dışarlara gezmeye gidiyoruz. İşimiz varsa hastaneye gidiyoruz. O bana zamanında çok yardımcı oldu, çok kol kanat gerdi. Ben de bırakmak istemedim. Evet, karımı çok seviyorum. Geçimimiz için bize yardımcı oluyorlar, destekliyorlar. Bana evde bakım parası, karıma da engelli parası veriyorlar. Onunla geçinmeye çalışıyoruz. Sadece bez ve ilaç parasında zorluk çekiyoruz. Seven insanlar için bu iş karşılıklı. İnsanlar seviyorlarsa birbirlerine katlanacaklar. Tamam bazen kavgalar oluyor. Biz şimdi de kavga ediyoruz. Geceleri uyumuyor, uykusuzluk çekiyor. Beni uyutmuyor, çok zorlanıyorum. Bazen atışıyoruz ama yine de ben bırakmam. Ona gözüm gibi bakıyorum, ölene kadar benim bebeğim o” şeklinde konuştu.
“Eşimden çok memnunum, Allah ondan razı olsun”
Başından geçen süreci anlatan Gülay Ünsal ise şunları söyledi:
“Bayıldım, beynime pıhtı akmış. Düştüm, bir daha da kalkamadım. Eşimden çok memnunum, Allah ondan razı olsun. Annesinden de Allah razı olsun, iyi doğurmuş bana bakıyor. Onu beni sevdiği kadar seviyorum. Durunca çok sıkılıyorum, hastalık daha da çoğalıyor. Ben gezmeyi seven insanım. Eskiden sağlamken de seven insandım, şimdi de aynıyım.”
]]>Yerel seçimlerin yapılacağı 31 Mart’a sayılı günler kala belediye başkan adaylarının yanı sıra muhtar adayları da çalışmalarını hızlandırdı. Adaylar, mahallelerindeki seçmenlerin oyunu alabilmek için kimi zaman dikkat çekici vaatlerde bulunuyor. 2023 verilerine göre 103 bin 944 nüfusa sahip, Bursa’nın Mustafakemalpaşa ilçesinin 131 mahallesinden biri olan kırsal Yamanlı Mahallesi Muhtar Adayı Necati Eren de o adaylardan biri. İlçe merkezine 10 kilometre mesafedeki 250 haneli 420 nüfuslu mahallenin, mevcut muhtarı ile birlikte 3 adayından 1’i olan vücut geliştirme sporcusu ve antrenörü Eren, 387 seçmenin oyunu almak için evlerini boyama sözü verdi. ‘Boyasız ev kalmayacak’ vaadini yerine getirmek için de boyacı tulumu giyip, kolları sıvayıp kendi imkanlarıyla tedarik ettiği boyalarla, mahalledeki evlerin dış cephelerini badana yapmaya başladı.
‘BOŞ VAATLE BAŞLAMAK İSTEMEDİM’
Şu ana kadar 13 ev ile mahalle okulunun dış cephe boyasını tamamlayan Eren, bir süre Muğla’nın Bodrum ilçesinde yaşadığını ve oradaki her evin dış cephesinin aynı renk olmasından esinlendiği için böyle bir vaatle seçmenden oy istediğini belirtti. Kendi başına gerçekleştirebileceği vaatlerle seçmenin karşısına çıkmaya dikkat ettiğini söyleyen Eren, “Seçime daha 2 ay kala, boya işlerine başladık. En çok söz verdiğimiz iş, köyümüzü güzel bir hale getirmek. Köyümüzde boyanmadık ev bırakmamak amacıyla çıktığımız hizmet yarışında köylerimizin evlerini, boyamaya başladık. Seçime kadar, havalar el verdiğince boyayacağız. Sözümüzde duracağız. Muhtar olduktan sonra da bu işe daha sıkı bir şekilde sarılıp, köyde boyanmadık ev bırakmayana kadar boyayacağız. Seçim vaatleri arasında, verdiğimiz vaatlerden ilk yapmak istediğim, kendim Ege’de yaşadığım için, Ege’deki köyleri gördüm. Oradaki güzel köyler haline köyümüzü getirmek istiyorum. Boş vaatle başlamak istemedim. Kendi yapabileceğimiz vaatlerle çalışmalara başladık. Belediye hizmetlerinin dışında, kendimiz ne yaparız diye düşündük. Bunun dışında insanlarımıza ne hizmet veririz, neler verebiliriz, bunları konuştuk. İnsanların isteklerini göz önünde bulundurarak vaatleri sıra sıra yazdık. Yapabileceklerimiz arasında en başta köyümüzü güzelleştirmek, rengarenk bir köy haline getirmek vardı. Bunu, seçime kadar yapabildiğimiz kadar yapacağız. Muhtar olmasak da helali hoş olsun, bizden olsun. Biz sadece hizmet aşkıyla geliyoruz” diye konuştu.
‘DAHA ADAYKEN BU İŞLERİ YAPARSA, MUHTAR OLDUKTAN SONRA NELER YAPAR’
Buradan tüm Yamanlı halkına seslendiğini söyleyen Eren, “31 Mart’ta bize destek vermenizi ve bu destek karşılığında söz verdiklerimizi yerine getirmemiz için bize bir şans vermenizi rica ediyorum” diyerek oy isterken, evinin boyanmasını pencereden izleyen mahalle sakinlerinden İbrahim Koruk (68), “Allah razı olsun muhtarımızdan. Bu işe kendini adadı. Bu işi yapacak bu. Daha adayken bu işleri yaparsa, muhtar olduktan sonra neler yapar bilemeyiz” sözleriyle memnuniyetini dile getirdi.
]]>BURSA – Bursa Büyükşehir Belediyesi ile Bursa Olgunlaşma Enstitüsü işbirliğinde Türkiye Cumhuriyeti’nin 100’üncü yılı programları çerçevesinde düzenlenen ‘Beylikten Cumhuriyete Anadolu Giysileri’ defilesi ve ‘100.Yıl Sergisi’nde, beylik döneminden Selçuklu dönemine, Osmanlı döneminden Cumhuriyet dönemine kadar Türk kadınının giyim kuşamdaki estetik ve zarafeti gözler önüne serildi.
Türkiye Cumhuriyeti’nin 100’üncü yılı programları çerçevesinde Bursa Büyükşehir Belediyesi ve Bursa Olgunlaşma Enstitüsü işbirliğinde düzenlenen ‘Beylikten Cumhuriyete Anadolu Giysileri’ defilesi ve ‘100.Yıl Sergisi’ Atatürk Kongre Kültür Merkezi’nde yapıldı. Bursa Milletvekili Emel Gözükara Durmaz ve Emine Yavuz Gözgeç, İl Milli Eğitim Müdürü Dr. Ahmet Alireisoğlu, Büyükşehir Belediyesi Başkanvekili Halide Serpil Şahin, Bursa Valisi Mahmut Demirtaş’ın eşi Beyhan Demirtaş ve sanatseverler katıldı. Defilede Beylik döneminde Hayme Hatun, Selcan Hatun, Malhun Hatunların giydiği giysi tasarımları, Selçuklu döneminde Anadolu Bacıları (Bacıyan-ı Rum) Terken Hatun, Seferiye Hatun, Siddi Hatunları temsil eden desenlerle tasarımlar gözler önüne serildi. Osmanlı döneminde Devlet Hatun, Mahi Devran Sultan, Valide Sultanların giydiği kaftan tasarımlar, iğne oyalarında gizli Anadolu kadını hikayelerinde elleri hep kınalı fikirleri iğne oyalı kadınlarımızın giydiği tasarımların yer aldığı defile, izleyenleri zaman yolculuğuna çıkardı. Kurtuluş Savaşı’ndaki Anadolu kadınları Kara Fatma, Nene Hatun, Ayşe Bacı, Gördesli Makbule, Halide Edip Adıvar’ın giydiği giysi tasarımları, Cumhuriyet dönemi kadınlarının giydiği orijinal giysi tasarımları, Atatürk üniformalarından oluşan kadın giysi tasarımlarının sergilendiği defile, izleyenlere unutulmaz bir akşam yaşattı.
“100.Yıl Sergisi”nde ise dönemin anlam ve önemini belirten çalışmalar yer aldı. Cumhuriyetin kadınlarını temsil eden tuval üzerine kolaj ve akrilik boyama tekniği kullanılarak oluşturulmuş tablo, suluboya, guaj boyama, kalemişi, minyatür sanatı ve noktalama tekniği ile ebru sanatının birleştiği tasarım çalışmalar sergide yer alırken, el yapımı kağıt üzerine şukufe tekniği ve sulu boya tekniğinin bir arada kullanılması ile tasarlanan eserlerde sergilendi. Ayrıca sergide seramik ve vitray çalışmalar, dokuma panolar, TBMM maket çalışması ve Cumhuriyet döneminde giyilen kadın giysi tasarımları da yer aldı.
Programda konuşan Büyükşehir Belediyesi Başkanvekili Halide Serpil Şahin, katılanlara görsel şölen yaşatan programda emeği geçenlere teşekkür etti.
Bursa Milletvekili Emel Gözükara Durmaz, 3 kıta ve 7 iklime hükmetmiş bir imparatorluğun başkenti Bursa’da bu tür bir programın düzenlenmesinin çok anlamlı olduğunu ifade etti. Anadolu topraklarının binlerce senedir ev sahipliği yaptığı kültürleri katman katman biriktirdiğini anlatan Durmaz, sahip olunan zengin kültürü tekrar gün yüzüne çıkarmak adına önemli çalışmalara da imza atıldığını dile getirdi.
İl Milli Eğitim Müdürü Dr. Ahmet Alireisoğlu, Bursa Büyükşehir Belediyesi ve Bursa Olgunlaşma Enstitüsü tarafından hazırlanan programın medeniyetimizin ve kültürümüzün zenginliğin bir kez daha gözler önüne serdiğini belirterek programda emeği geçenlere teşekkür etti.
Programın sonunda protokol üyeleri ve enstitü öğretmenleri sahneye çıkarak hep birlikte İstiklal Marşı’nı okuyarak coşkuya ortak oldular.
]]>Toros Dağları’nın eteklerindeki ilçeye bağlı kırsal Bozdoğan Mahallesi’nin muhtarı İbrahim Pelit’in, 2019’da Dünya Çiftçiler Günü kapsamında görüştüğü Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla bölgede gölet yapımı projesi başlatıldı.
Devlet Su İşleri (DSİ) tarafından inşa edilen gölet, temelden 33,75 metre yüksekliğe ve 450 bin ton su tutma kapasitesine sahip olacak. Göletin gelecek sene yaz aylarında çiftçinin kullanımına sunulması hedefleniyor.
Zeytin başta olmak üzere üzüm, badem, kayısı, erik, incir, lahana, pırasa, domates ve biber gibi çok sayıda ürünün yetiştirildiği mahallede, gölet sayesinde 800 dekarlık alan sulanacak.
Yöre halkı, projenin tamamlanmasıyla kıraç topraklarda verimli üretim yapabilme fırsatına kavuşacak.
“Bu bir umut projesi”
Mahalle muhtarı İbrahim Pelit, AA muhabirine, 2019’da Dünya Çiftçiler Günü kapsamında düzenlenen programda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la görüşme fırsatı bulduğunu söyledi.
Yöredeki su sıkıntısını Erdoğan’la paylaştığını anlatan Pelit, “Sayın Cumhurbaşkanı’mıza yöremizin su sıkıntısını anlatınca sağ olsun ilgi gösterdi. Talimatlarını verince ihalesi yapılıp projeye başlandı. Daha sonra araya pandemi ve deprem girince bir süreliğine beklemeye alındı. Şu an çalışmalarımız hızlı bir şekilde yeniden başladı.” diye konuştu.
Pelit, projenin bölge için çok kıymetli olduğunu vurgulayarak, şöyle devam etti:
“Bu bir umut projesi. Ürün çeşitliliğini geliştirecek, verimi artıracak, insanların hayallerini süsleyen bir proje. 40 yıldır dillendirilen ve bugün hayata geçmesini sabırsızlıkla beklediğimiz bir proje. En önemlisi, sosyolojik bir değişime vesile olacak. Köyden şehre göç edenlerin, tekrar geri dönüp kendisine yeni hayat kuracağı bir alan sunacak.”
Göletten civar mahallelerdeki tarım alanlarının da yararlanabileceğini aktaran Pelit, şöyle konuştu:
“Yaklaşık 800 dekarlık bir alan sulanacak fakat biz zeytinde daha fazlasını sulayacağız. Zeytin o kadar su yoğunluğu gerektiren bir tür değil. Bu nedenle belki de binlerce dönüm arazi sulanacak. Proje bölgedeki tarımsal üretim için can suyu olacak. Buralar kıraç topraklar. Köyümüzün kendi su kaynağını da kışın burada depolayacağız. Kar sularının ve yağmurun Akdeniz’e akmasının da önüne geçmiş olacağız. Dolayısıyla burası bir cennet olacak.”
Bölge çiftçisi sulama imkanına kavuşmayı sabırsızlıkla bekliyor
Geçimini çiftçilikle sağlayan mahalle sakinlerinden Veysel Kanar, üreticilerin projenin tamamlanması için gün saydığını belirtti.
Göletin bölge için önemine değinen Kanar, şunları kaydetti:
“Yapılmakta olan gölet tamamlandığı zaman köyümüzün kaderini değiştirecek. Burada zeytin, kayısı, üzüm gibi çeşitler bol miktarda yetişiyor ama suyumuz olmadığı için çok sıkıntı çekiyoruz. Gölet yapıldığı zaman Allah’ın izniyle sıkıntıların hepsi bitecek. Bir çığır açılmış, devrim yapılmış olacak. Başta Cumhurbaşkanı’mız olmak üzere emeği geçen herkesten Allah razı olsun.”
Ejder Severoğlu da sulama imkanına kavuşmayı sabırsızlıkla beklediklerini belirterek, “Bu gölet köyümüz için 40 yıllık bir hayaldi. Tamamlandığı takdirde köyümüzün ürün çeşitleri artacak. Verimi katlayacak.” ifadelerini kullandı.
]]>Evlerde kullanılan çamaşır makinelerinden her yıkamada 100 bin ila 900 bin nanofiber, 3 ppm (milyonda bir birim) boyar madde, yüzde 0,5 yağlı bileşen, 200 ppm’e yakın yüzey aktif maddesi atık olarak çıkıyor.
Bu bilimsel verilerden hareketle evsel atık suların çevreye ve belediyelere yarattığı yükü hafifletmek amacıyla ÇOMÜ Kimya Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Filiz Uğur Nigiz yürütücülüğünde “Çok Katmanlı Filtre Malzemesi Üretimi, Tasarımı ve Çamaşır Makinesi Atıksuyunun Giderimine Uygulanması” başlıklı proje hazırlandı.
Çamaşır makinesinin atık suyundaki bütün kirliliklerin eş zamanlı giderilmesinin hedeflendiği, geçen yıl ağustos ayından itibaren TÜBİTAK Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Projelerini Destekleme Programı’nca desteklenen proje kapsamında çok katmanlı filtre geliştirildi.
Filtrenin yapımında atık polimerlerden ürettiği polimerler ile zeytin dallarını oksijensiz ortamda yakarak elde ettiği biyokömürden yararlanan Nigiz, Ar-Ge çalışmaları sonucunda çamaşır makinesine entegre edilebilen çok katmanlı filtrelemeyle kirliliği yüzde 99’a kadar arıtmayı başardı.
Patent başvurusunda bulunmaya hazırlandığı projesini AA muhabirine anlatan Doç. Dr. Nigiz, evlerdeki çamaşır makinelerinde yıkanan sularda başta deterjan olmak üzere yağ, boyar madde gibi birçok kirliliğin bulunduğunu söyledi.
Bu kirlilikler doğrudan kanalizasyon hattına deşarj edildiğinde belediyelere çok büyük arıtma yükü bindiğini vurgulayan Nigiz, “Atık su tesislerinin bunları ileri düzeyde arıtması gerekiyor. Bu çok büyük bir maliyet ve çok büyük bir yük. Tasarladığımız çok katmanlı filtrelerle eş zamanlı olarak makinedeki kirlilikleri, boyar maddeleri, yüzey aktif maddelerinin yağlarını büyük oranda arıtmayı planladık. Birçok kirlilikte yüzde 99’un üzerinde ayırım sağladık.” dedi.
Filtre dönüştürülebilir malzemelerden üretildi
Nigiz, bazı beyaz eşya firmalarının, çamaşır makinelerine mikroplastik için entegre filtre geliştirdiklerini duyurduğunu aktardı.
Bunların sadece mikroplastikleri ayırdığını belirten Nigiz, “Bunlar bir makineydi. Peki evlerdeki mevcut makinelerde ne yapacağız? Böyle bir entegrasyonla hem çevreye katkı sağlayıp hem de belediyelerin üzerindeki yükleri bu şekilde alabiliriz.” ifadesini kullandı.
Geliştirdiği çok katmanlı filtreyi tamamen dönüştürülebilir malzemelerden yaptıklarını anlatan Nigiz, filtrenin çalışma sistemine ilişkin şu bilgileri verdi:
“Filtrenin polimerik kısmında atık polimerler kullandık. Filtrenin iç kartuşundaki biyokömür kısmını, Çanakkale’de çok bulunan zeytin dallarını oksijensiz ortamda yakarak yaptık. Filtre 3 katmanlı. En üst katmanında bir sünger var. Sünger kısmı Ar-Ge çalışması kısmına girmiyor. Onun altında polimer kısmı var. Bu polimer kısmı farklı gözeneklerde üretebiliyoruz. Çamaşır makinesinden su geldiğinde öncelikle süngerde saç gibi büyük partikülleri bırakacak. Ardından polimer kısmından geçerek, polimerde yağları ve boyar maddelerin bir kısmını bırakacak.
Biyokömür kısmında nitrat ve fosfatların giderimini sağlamayı planlıyoruz. Birkaç ön çalışmamız var. Deneysel aşamada suya belirli miktarda kırmızı polyester kullandık ve tamamının filtrede tutunduğunu gördük. Onun dışında renkli şekilde sentetik bir çamaşır makinesi atığı hazırladık. Filtrelerimizde, filtre ettik. Tamamının filtreye tutunduğunu ve çıkan suyumuzu yüzde 99,9 saflıkta elde ettiğimizi gördük. Biz amacımıza şimdilik ulaştık, faydalı olacağını düşünüyoruz.”
]]>***
“Ağalar beyler içerler
kahve de kara değil mi?”
Karacaoğlan
Kahve, dünyada sudan sonra en çok tüketilen içecek. Uluslararası Kahve Örgütü (ICO) verilerine göre, son 5 yılda Asya kıtasında kahve tüketimi yüzde 15 oranında büyüdü. Bu büyüme muhtemelen Türkiye’de çok daha yüksektir. Kahve tüketimindeki bu patlama, kahve içmenin özel olarak tasarlanmış bir deneyim olarak sunulmasıyla yakından alakalı.
“Büyüleyici, unutulmaz, benzersiz, yaratıcı, tarz sahibi, modaya uygun.” Bunların hepsi yüksek kalibreli bir otomobil için sık kullanılan ifadeler. Ancak tasarım, yaratıcılık, yenilik ve farklılık gibi ifadeler artık sadece otomobiller veya ev eşyaları için değil aynı zamanda yiyecekler için de kullanılıyor. Özellikle de kahve söz konusu olduğunda bu tanımlamalar genişliyor ve ilginç tonlar kazanıyor. Kahvenin günümüzde ritüelvari bir kimlik üretme aracına dönüştüğünü söylemek abartı olmayacaktır.
Türkiye’de kahve kültürü son yıllarda giderek artan ilgiyle birlikte karmaşık bir yapıya kavuştu. Elimizde tam bir veri olmasa da ülkemizde şu an 40 civarında zincir markanın 2 bin 600 şubede faaliyet gösterdiği tahmin ediliyor. Buna butik mekanlar da eklendiğinde ülke çapında 6 bin civarında kahve dükkanı olduğu söylenebilir.
Tüm dünyada sudan sonra en çok tüketilen içecek olan kahve Türkiye’de henüz milli içeceğimiz siyah çayı geçemese dahi hızlı yükselişi şaşırtıcı tezahürlerle dolu bir gündem sunuyor. Kahvenin çayla rekabeti aslında yeni kültürel evrenin eskisinin yerine yerleşmesinin bir hikayesini de sunuyor. Türkiye’de kahve tüketiminin küresel ortalamayı geride bırakan büyümesi, kahvenin Batılı modernitenin bir simgesi olarak algılanmasıyla da ilişkilidir. Bir zamanlar çayın da böyle bir simge olduğunu bir anlığına unutursak bu değişim bizi yeterince şaşırtabilir.
Değişen kahve tüketimi
Yıllar önce yerli bir markanın soğuk kahve reklamında küresel kahve markaları ile ilgili eğlenceli bir anlatı sunulmuştu. Küresel markaların kendine özel adları ve söyleyişleri ile dalga geçen bu reklam kendi ürünlerinin de en az öteki kadar orijinal ve lezzetli olduğunu savunuyordu. Ancak aslında mesele bundan ibaret değil. Çünkü bugün herhangi bir şeyi tükettiğinizde sadece o şeyi tüketmiş olmazsınız. Markalar artık metalarla birlikte imajları da sunuyor. Hatta çoğu kez tüketilen metadan daha fazla imajlar öne çıkıyor.
Son zamanlarda gündelik hayatımıza ne kadar çok şey ne kadar hızlı girip kendisine yer ediniyor. Hatta öyle bir hale geliyor ki biz o şeylerin hep bizimle olduğunu düşünmeye bile başlıyoruz. Ancak bunlar arasında kahvenin özel bir yeri var. Çünkü bir zamanlar Türk kültürünün en önemli parçalarından birisi olan ama zamanla unutulmuş olan kahvenin geri dönüşü hayli hızlı ve ilginç oldu. Bugünlerde arkadaşıyla kahve içmeye gitmek, bir kahve ikram etmek sosyal hayatın en önemli parçalarından birisi artık. Kahveyi insanlığa tanıtan Türk kahvesi Türkiye’de unutulmaya yüz tutmuşken önce hazır kahvelerin kolay ve ucuz erişilebilirliği, akabinde küresel kahve zincirlerinin her yere yayılması, son olarak da üçüncü nesil nitelikli kahve kültürünün yaygınlaşması ile kahve bir anda her yerde karşımıza çıkmaya ve günün her anında hayatımıza eşlik etmeye başladı.
Aslında geleneksel Türk kahvesinden başlayan ve nitelikli kahveye varan dalgalar halindeki gelişim seyri kendi içinde büyük kültür değişimlerini ve bir o kadar da sınıfsal tezahürleri yansıtıyor. Nasıl ki hazır kahve hayatımıza hızlı tüketimin ve “fast food” çağının bir emaresi olarak girdiyse küresel kahve markalarının dükkanları da AVM kültürünün bir parçası olarak yaygınlaştı. Şimdilerde pek çok insanı bir “barista”ya dönüştüren nitelikli kahve yapma ve sunma arayışı da küresel “gastrokültür”ün bir yansıması olarak hayatımıza girdi.
Yeni orta sınıfın gündelik kimlik arayışında kahve
Kahve ilginç bir şekilde gündelik hayatta benliğin sunumu için bir enstrümana dönüşmüş vaziyette. Elinde karton kahve bardağı ile yolda yürümek, gidilecek yere kahve termosu ile kahve taşımak, kahve fincanı ile havalı fotoğraflar vermek, kahve yapımından anladığını ima etmek, güne kahvesiz başlayamamak, kahve içmeden duramamak özellikle beyaz yakalı eğitimli kesimler arasında günlük hayatta artık yerleşmiş durumda. Bunların ağız tadından daha fazlasıyla ilişkili olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.
Ünlü sosyolog Bryan S. Turner, “Günlük vakaların içine sosyal sınıfı eklerseniz sosyolojik olgular elde edersiniz.” diyor. Gerçekten de biz gündelik hayattaki pek çok şey üzerinden sınıfı teşhis edebiliriz. Fransız sosyolog Pierre Bourdieu, bunu “habitus” kavramıyla anlatmıştı. Bourdieu günlük hayatta bazen bilinçli bazen de bilinçsiz tekrarlanan örüntülere temel teşkil eden olgunun sosyal sınıf olduğunu belirtir. Kahve tüketimi de esasen yeni çalışma kültürünün ve sınıfsal ilişkilerin bir tezahürü olarak karşımıza çıkıyor.
Aslında en başından beri sosyal statüyü sembolize eden bir içecek olan kahve Türkiye’de de tarih boyunca kültürel ve geleneksel bir öneme sahipti. Ancak son dönemlerde özellikle çalışma hayatının farklılaşan boyutları ile birlikte kahvenin sembolik evreni de önemli bir evrim geçirdi. Günümüzde kahve, geleneksel çay kültürüyle tezat oluşturacak şekilde modernliği ve kentsel profesyonelliği sembolize ediyor ve kahve dükkanları kentsel tüketim kalıplarını şekillendiren yeni sosyal merkezler olarak ortaya çıkıyor.
Bu değişimde özellikle kahve tüketiminin deneyimsel bir boyut kazanması ve artizan bir zanaatkarlık eserine dönüşmesi önemli. Deneyimsellik, her şeyin gittikçe standartlaştığı küresel üretim ve tüketim kültüründe markaların ve ürünlerin kendilerini diğerlerinden ayırmak için benimsedikleri en önemli taktiklerden birisidir. Özellikle eğitim ve profesyonel uzmanlığa dayalı becerileri ile kendisine sosyal bir konum elde eden yeni orta sınıf için deneyimlemek günlük rutini aşmanın bir yolu olarak benimseniyor. Deneyimlemek bu sınıf için bir özneleşme ve var olma biçimidir. Günlük işlerdeki rutinizasyonu ve standardizasyonu, tanımlı hayat pratiklerini aşmak üzere bir deneyim evreni imdada yetişiyor. Tatili, ortamı, dostluğu, sporu, eğlenceyi deneyimleme yoluyla kendi dünyasına katan yeni orta sınıf mensupları bu deneyimlerini yansıtarak ve paylaşarak da bir kimlik ve statü oluşturma çabasındadır.
Artizan zanaatkarlık ise var olanla kendisinde olanı birleştirerek yeni ve farklı şeyler yaratma ve sunma arayışının bir parçası olarak karşımıza çıkıyor. Bu tür kahve hazırlama ile ilgili bir sohbette ulaşılan “görgü düzeyi” şaşırtıcı bir üst kültür oluşturma isteğini de yansıtıyor. Yenilikçiliğin en uç seviyelere ulaştığı, yerel tatlar ve malzemelerle sosyallik ve geleneklerin harmanlandığı bu evrende kahve yapıcısı kendisini üstün bir sanatsal yaratımın sınırlarında hisseder ve bu ana tanıklık eden ve “eseri” edinen kişi de bu anın bir parçası olur. Bu tür bir artizan sanatkarlık deneyimi, aslında çok büyük bir çaba harcamadan bir kabiliyet edinme ve üretmenin tadını ve tatminini bununla elde etmenin de bir yoludur. Zira yeni orta sınıfın en büyük sızısı içinde bulunduğu çalışma evreninde üretmenin somut hazzını yaşayamamak ve belirsizlikler dünyasında bir ürünün sağlayacağı tatmine hasret kalmaktır.
Bu bağlamda “kendine has kılma” mottosu yeni nesil kahve tüketiminin önemli unsurlarından birisi olarak karşımıza çıkıyor. Genç profesyoneller ile eğitimli kesimler için kahve kültürü günlük hayatın teatral entelektüel deneyimi ile doğrudan bağlantılıdır. Bu evrende kahve dükkanları benzersiz, niş butik alanları olarak algılanıyor. Sofistike, kişiselleştirilmiş ve özel kahveler sunan mekanlarda kahve adeta kültürel bir ritüel haline geliyor. Böylece günlük hayatın gerekli ritüel ve mistifikasyon dozları güvenli bir şekilde alınmış oluyor.
Batılı küresel tüketim ve kültür trendlerini benimseyen yeni orta sınıfın genişlemesi ile birlikte “mutlu” bir zevk ve beğeni patlaması yaşanıyor. Küresel zevk ve beğeni dünyasına eklemlenen yeni orta sınıfta yiyecek ve içecekte popüler dil, parlak imaj, neşeli ve beklenmedik tatlar aranıyor. Kahve bugün Türkiye’deki ortalama bir birey için yeni bir kültürün sembolü olarak bu arayışa en iyi cevap veren tüketim aracı. Hem geleneksel hem heretik hem kültürel hem karşı-kültürel yapısı ile kahvenin bu sınır tanımaz gelişiminin seyrini izlemek de bir o kadar kışkırtıcı.
[Prof. Dr. Lütfi Sunar, Uluslararası Balkan Üniversitesi Rektörü’dür.]
Bu yazıda anlatılan meseleleri yazar tarafından yazılan ve Güncel Sosyoloji dergisinde yayımlanan “Kahve, Sınıf ve Kimlik: İstanbul’da Yeni Orta Sınıfın Üçüncü Dalga Kahve Tüketimi” başlıklı yazıda daha detaylı şekilde bulabilirsiniz.
]]>-Yürüme engelli Muammer Emre Gökgöz:
-“Engellerin müzikte de var olduğunu, müziği de yapabildiklerini görsünler istedim”
ISPARTA – Isparta’da yaşayan doğuştan yürüme engelli Muammer Emre Gökgöz hayatın hiçbir noktasında engel olmadığını kanıtlamak amacıyla şarkı besteledi. Engelliler konusunda farkındalığı artırmayı hedefleyen Gökgöz “Engellerin müzikte de var olduğunu, müziği de yapabildiklerini görsünler istedim” dedi.
Isparta’da yaşayan 30 yaşındaki doğuştan yürüme engelli Muammer Emre Gökgöz engelliler konusunda farkındalığı artırmak amacıyla şarkı besteledi. 12 kez geçirdiği ameliyat sonrası 15 yaşında iken yürümeye başlayan Gökgöz hobi olarak sürdürdüğü müzik hayatını, engelsiz bir hayatın olabileceğini göstermek amacıyla profesyonel olarak dijital platforma taşıdı. Isparta Belediyesi Engelli Koordinasyon birimi sorumlusu olarak iş hayatına devam eden Gökgöz 15 yaşından sonra tam olarak hayata bağlanmaya başladığını belirterek “Engelsiz bir hayatım olabileceğini gördüm ve sonrasında hayallerimi gerçekleştirmeye başladım. Adım adım bunlara çabaladım ve cidden engelsiz bir yaşamın olabileceğini net bir şekilde görmüş oldum. İş hayatına atıldıktan sonra engelsiz bir hayata adım atmanın aslında zor gibi görünen kolay bir şey olduğunu gördüm ve “Engelsiz hayata dair” sloganıyla kendi yaşamıma yön vermeye karar verdim ve hayat felsefe hayat felsefem “mutluluk” dedim” dedi.
“Hayatın hiçbir noktasında engel olmadığını kanıtlamak amacıyla yazdım”
Sosyal hayattan hiç kopmak istemediğini ve bunun için birçok faaliyet gerçekleştirdiğini söyleyen Gökgöz “Bir anım olsun, bir şeyler yapayım insanlar bunu görsünler ve engellilerin hayatın her noktasında olabildiğini görsünler istedim. Tekerlekli sandalye basketbol takımından başlayarak sosyal faaliyetlerde daha fazla aslında ama müzik hayatına girdik. “Sensiz kalayım” isimli şarkısı ile aslında bir çok kişi aşka yoracak biliyorum ama bu tamamen benim kendi öz düşüncemle yazdığım tamamen aşka adamadığım bir parça oldu. Engelli bir bireyin hayatının hiçbir noktasında yine engel olmadığını kanıtlamak amacıyla yazdım. Benim herhangi bir kişi yanımda olmadan ben bir şeyleri becerebilirim ya da görme engelli bir arkadaşımız elindeki bastonla bir yerden bir yere gidebilir. Hayatta hani muhtaçlık diyoruz ya aslında muhtaç değiliz, özgürüz sadece bunu göstermek amacımız inşallah bunu başaracağımızı düşünüyorum” şeklinde konuştu.
“Engellerin müzikte de var olduğunu, müziği de yapabildiklerini görsünler istedim”
Geçmiş dönemlerde yaptığı internet radyo yayıncılığı ile müziğe olan ilgisini fark eden Gökgöz “Kendimi geliştirerek söz yazarlığına başladım ve yazabildiğimi fark ettim. 2021 yılında da ilk parçam olan “Engel yok” isimli parçayı yaptım ve 16 Mayıs Engeller Haftasında yayınladım. Şimdi ise daha fazla kişiye ulaşsın, daha büyük bir anım olsun istedim yine bu konuda da hayatın hiçbir noktasında engel olmadığı gibi müzikte de engelin olmadığını göstermeye uğraştım. Engellerin müzikte de var olduğunu, müziği de yapabildiklerini görsünler istedim” dedi.
Hayalini gerçekleştirmek isteyen birçok engelliye örnek olan Gökgöz “İçine kapanık yaşıyor birçok engelli. Ben de zamanında öyleydim. Kesinlikle içine kapanık yaşamasınlar. Hayatta bir yerlere gelebileceklerini, bir adım atabileceklerini görsünler. Bizlere ulaşsınlar, hayallerini söylesinler birlikte gerçekleştirelim” dedi.
Gökgöz konuşmasının devamında engellilerin sosyal yaşam konusunda hayatını kolaylaştırmak amacıyla vatandaşlara mesaj verdi.
]]>KTÜ Orman Fakültesi Yaban Hayatı Ekolojisi ve Yönetimi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şağdan Başkaya:
“Anadolu parsı Türkiye’de, Trakya hariç bütün coğrafyada yayılış gösteriyor 20 yıldır bunu söylüyoruz, otuz yıldır da parsın var olduğunu söylüyorduk”
“Normalde insanlara çok yakın yaşıyor ancak kendini insanlardan koruduğu için onu göremiyoruz”
TRABZON – Anadolu Parsı’nın son zamanlarda Türkiye’nin farklı coğrafyalarda görülmesi ile ilgili değerlendirmede bulunan Karadeniz Teknik Üniversitesi Orman Fakültesi Yaban Hayatı Ekolojisi ve Yönetimi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şağdan Başkaya, Anadolu Parsı’nın normalde insanlara çok yakın yaşadığın ancak kendisini insanlardan koruduğu için görünmediğini belirtti.
Anadolu parsı ile ilgili haberler özellikle son aylarda gittikçe arttığını kaydeden Başkaya, “Bizim çalışmalarımıza göre sayıları artıyor. Devletin ve vatandaşın bulgularını göze Türkiye üzerindeki haritaya yerleştirdiğimiz zaman Anadolu parsının artık bir çok yerde karşımıza çıktığını görüyoruz. Anadolu parsı Türkiye’de, Trakya hariç bütün coğrafyada yayılış gösteriyor 20 yıldır bunu söylüyoruz, otuz yıldır da parsın var olduğunu söylüyorduk” dedi.
Son yıllarda özellikle Anadolu Parsı konusunda yaptığı araştırmalarla gündeme gelen Karadeniz Teknik Üniversitesi Orman Fakültesi Yaban Hayatı Ekolojisi ve Yönetimi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şağdan Başkaya, Anadolu parsı ile ilgili haberlerin özellikle son aylarda gittikçe arttığına dikkat çekerek, “Anadolu parsı ile ilgili haberler özellikle son aylarda gittikçe artıyor artacaktır da. Bizim çalışmalarımıza göre sayıları artıyor. Arttığını şuradan da anlayabiliriz devletin bulguları olsun vatandaşın bulguları olsun Türkiye üzerindeki haritaya yerleştirdiğimiz zaman Anadolu parsının artık bir çok yerde karşımıza çıktığını görüyoruz. Anadolu parsı Türkiye’de Trakya hariç bütün coğrafyada yayılış gösteriyor 20 yıldır bunu söylüyoruz, otuz yıldır da parsın var olduğunu söylüyorduk. Çalışmalarımızın sonucunu haritaya yaydığımız zaman Muğla’dan Artvin’e, Bursa’dan Kazdağlarına, Hakkari’ye kadar bütün coğrafyada Anadolu parsı karşımıza çıkabiliyor. Son yıllarda, son günlerde görüntüler gerekse bulgu edilen yerlerde Anadolu parsı, ya sahile yakın bir yerde karşımıza çıkıyor ya da dağlardan, ormanlardan insanlardan uzak yerlerden ziyade ova arazilerde de karşımıza çıkabiliyor. Hayvan zaten bir yamaçtan öbür yamaca vadi tabanına inerek geçiyor veya vadi boyunca akan akarsu boyunda avlanıyor. Genelde gececi olduğu için rahatsız edilmediği veya düşmanı olmayan bölgelerde gündüzde aktif ama genelde gececidir” diye konuştu.
“Normalde insanlara çok yakın yaşıyor ama buna rağmen kendisini insanlardan koruduğu için onu göremiyoruz”
Anadolu Parsının normalde insanlara yakın yerde yaşadığını ancak kendini insanlardan koruduğu için görünmediğini kaydeden Başkaya, “Normalde insanlara çok yakın yaşıyor ama buna rağmen kendisini insanlardan koruduğu için onu göremiyoruz. Yaptığımız foto kapan çalışmaları, ayak izi çalışmaları, termal kamera çalışmaları gibi takiple ilgili işlerde bakıyoruz ki hayvan köy içleri yayla kenarları insanların eli ayağı çekildiği zaman doğrudan köyün içerisinden gelip geçiyor veya oralarda belli bir zaman geçirebiliyor. İnsanlara yakın ilçelerin kenarlarında çokça zaman geçirdiğini görüyoruz. İnsanlar için haraketli yerlerde bile o sahanın hemen kenarında bulunabildiğini biliyoruz. O yüzden bunlar bizim için sürpriz değil” dedi.
]]>İzmir Uyuşturucu ve Bağımlılıkla Mücadele Derneği ile İzmir Katip Çelebi Üniversitesi işbirliğinde, iş sahibi olmak isteyen ve bunun için mesleki eğitime ihtiyacı olan 18-29 yaş aralığındaki gençlere yönelik çalışma başlatıldı.
Çalışmalar sonunda gençlerin baristalık, garsonluk, aşçı yardımcılığı ve kat hizmetleri eğitimi alması için hazırlanan projeye Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Avrupa Birliği de destek verdi.
Hedef kitleye ulaşmak amacıyla dezavantajlı bölgelerde çalışma yapan proje ortakları, mesleki eğitim almak isteyen 95’i kadın 100 gencin başvurusunu kabul etti.
Geçen yıl kasım ayından itibaren eğitim almaya başlayan gençler, Karabağlar’daki İmam Hatipliler ve Mezunlar Derneği’nde oluşturulan mutfaklarda haftanın 5 günü tercih ettikleri mesleklerin inceliklerini öğreniyor.
Gençlere, 6 ay sürecek eğitim sonrası sertifika verilecek, iş sahibi olmaları için farklı sektörlerin temsilcileriyle görüşmeler sağlanacak.
İzmir Uyuşturucu ve Bağımlılıkla Mücadele Derneği Kurucu Üyesi ve İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Medya ve İletişim Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Tolga Şentürk, AA muhabirine, gençlerin hayatına pozitif yönde etki ederek sosyalleşmelerini ve iş hayatına katılmalarını amaçladıklarını söyledi.
Kursiyerlerin eğitimlerden ücretsiz yararlandığını belirten Şentürk, şunları anlattı:
“Gençlerimiz son derece mutlu. İyi planlanmış, hibe destekleriyle altyapısı sağlam bir şekilde kurulmuş mesleki eğitimlerin çok faydalı olduğunu görüyorlar. Sadece uygulamalı eğitimler değil aynı zamanda farklı eğlenceli yöntemleri de içine dahil ederek onlara psikolojik destekler de veriyoruz. Böylece hayata bakışlarının olumlu yönde etkilendiği, zamanlarını mutlu geçirdikleri ve aynı zamanda sosyalleştikleri bir ortam kazanıyorlar.”
Gençlere yapılan yatırımın önemine vurgu yapan Şentürk, şöyle devam etti:
“İzmir’in ekonomik gerçekliğinin üzerine inşa edilmiş bir proje. İzmir, Antalya ile Türkiye’nin en büyük turizm ve gastronomi ekonomisi üreten illerinin başında geliyor. Dolayısıyla muazzam iş açığı var. Bu anlamda turizm ve gastronomi sektöründe uzman personelin yetiştirilmesi çok önemli. Olabildiğince uygulamalı olduğu için gençlerimizin de mesleki hayata hazırlanmaları çok daha profesyonelce oluyor.”
“Belki kendi dükkanımı bu sayede açabilirim”
Baristalık kursuna katılan 28 yaşındaki Çiğdem Deniz Çetin, iş deneyiminin olmadığını, meslek sahibi olmak için kursa katıldığını söyledi.
Kursun kendisi için çok faydalı olduğunu anlatan Çetin, “Baristalık kursunda sıcak ve soğuk kahveler yapıyorum. Aldığım sertifikayla çalışmayı çok istiyorum. Belki kendi dükkanımı bu sayede açabilirim. Bu kurs sayesinde sosyalleştim, yeni ortamlar gördüm. Beni pozitif yönde etkilediğimi düşünüyorum.” diye konuştu.
Aşçı yardımcılığı kursuna katılan 21 yaşındaki Feray Aslan, gençlik merkezinde kursun afişlerini gördüğünü, ardından katılma kararı aldığını aktardı.
Yemek pişirmeyi çok sevdiğini anlatan Aslan, “Bu kurs sayesinde mutfağın önemini anlamış olduk. Kendimi daha da geliştirerek alanımla ilgili bir iş yeri açmayı planlıyorum. Gençler böyle kurslara katılsınlar, çünkü sosyal çevrelerini geliştiriyorlar. Onlara yeni yeni kapılar açılıyor.” ifadelerini kullandı.
]]>Hacı Bayram Veli Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü mezunu Gürkan, Abant İzzet Baysal Üniversitesi Ziraat Fakültesinde eğitimini tamamlayan Serkan ile Abant İzzet Baysal Üniversitesi Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Bölümü son sınıf öğrencisi Furkan Özalp, 2018 yılında arkadaşlarıyla tatil yapmak için İzmir’e gitti.
Beraber tatil yapmanın ve seyahat etmenin farklı bir duygu olduğunu keşfeden üçüzler, Türkiye’yi ve dünyayı gezmeye karar verdi.
Seyahatlerine otostop çekerek Ege kasabalarıyla başlayan üçüzler, çadır kurarak konaklama ihtiyaçlarını karşıladı.
Daha sonra yurt içi konaklamalarında Gençlik ve Spor Bakanlığının yurtlarda ücretsiz konaklama imkanı sunduğu “Seyahatsever” projesinden faydalanan gençler, bu sayede Türkiye’nin birçok ilini gezdi.
Ucuz bilet buldukları uçakla ve farklı ulaşım yollarıyla bazı ülkelere de giden üç kardeş, gezip gördükleri yerleri sosyal medya hesaplarından paylaşıyor. Yılın büyük bölümü evden uzak olmaları nedeniyle aileleriyle kısıtlı zaman geçiren üçüzler, imkanları dahilinde seyahatlerini sürdürmek istiyor.
“Seyahatsever projesi büyük avantaj”
Furkan Özalp, AA muhabirine, kardeşleri ve arkadaş grubuyla başlayan seyahatlerinin farklı bir boyuta ulaştığını söyledi.
Sosyal medyada gördükleri gezginlerden etkilendiklerini dile getiren Özalp, salgın nedeniyle bir süre ara verdikleri seyahatlerini 6 yıldır sürdürdüklerini belirtti.
Özalp, Gençlik ve Spor Bakanlığının “Seyahatsever” projesiyle gitmek istedikleri il sayısının arttığını aktararak, Türkiye’de 40’dan fazla şehri gezdiklerini anlattı.
Konaklama ihtiyacının karşılanması noktasında projenin büyük bir avantaj olduğunu belirten Özalp, “Konaklamayı hallettikten sonra gerisi bir şekilde halloluyor. Gürkan kardeşim bir yerlerde çalışarak geziyor, ben KYK kredimi biriktirerek yapıyorum bu işi.” dedi.
Özalp, kardeşlerine göre yurt dışı deneyiminin daha az olduğuna değinerek, şöyle devam etti:
“Gürcistan ve Fas’a gittim. Serkan; İran, Mısır ve Sri Lanka’ya gitti. Gürkan’ın gittiği ülke 13 oldu. Gürcistan, Azerbaycan, İran, Mısır, Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan, Sri Lanka ve Balkan ülkelerini gezdi. Gürkan eğlence ağırlıklı seyahat ediyor. Şu anda Sri Lanka’da sörf öğrenmeye çalışıyorlar. Gürkan’ın amacı; daha çok yeni tecrübeler ve deneyimler elde etmek. Benimki biraz daha tarihi yerleri gezip görmek, insanlarla konuşup hayat hikayelerini dinlemek. Serkan’ın amacı da iş hayatına atılmadan önce bir daha fırsatı olmaz düşüncesiyle bir yerleri gezip görmek.”
“Görmek istediğim 30-40 ülke var”
Gürkan Özalp ise gezmekten keyif aldığını belirterek, Ege kıyılarında kamp yaparak başlayan serüvenlerinin, Bakanlığın projesiyle Türkiye turu, daha sonra ise dünya turu olarak devam ettiğini dile getirdi.
Vakti ve imkanı varken gidebildiği yerlere giderek farklı yerler görmek istediğini anlatan Özalp, “Çoğu gezgin bütün ülkeleri gezmek ister ama benim öyle bir hedefim yok. Görmek istediğim 30-40 ülke var. Onları görsem, ondan sonra Güneydoğu Asya’da herhangi bir ülkeye yerleşsem bana yeter.” dedi.
Serkan Özalp ise 6 Şubat’ta Kahramanmaraş merkezli meydana gelen depremlerin ardından gönüllü olarak gittiği bölgede 8 gün kaldığını aktararak, gördüklerinden etkilenerek önceliklerinin değiştiğini anlattı.
Maddi kazanımlar yerine zamanı iyi değerlendirmeye ağırlık verdiğini belirten Özalp, hayatına bu doğrultuda yön verdiğini, seyahat etmenin de bunun bir parçası olduğunu ifade etti.
“Biz belki 8 şehre gidemedik, çocuklarım 80 yere gitti”
Üçüzlerin annesi Ayşe Özalp, çocuklarının kendi başlarına seyahat etmelerine önce karşı çıktıklarını, daha sonra desteklediklerini söyledi.
Çocuklarının istediği yere özgürce seyahat ettiğini belirten Özalp, “Özlem var. Ertesi gün hatta gittikleri gün bile oluyor. Ama bazı şeyler artık alışkanlık haline geliyor. Alıştık uzakta olmalarına. Gidiyorlar 15 gün-1 ay, sonra tekrar geliyorlar. Sağlıklı olduklarını bilelim, nerede oldukları önemli değil.” diye konuştu.
Özalp, en önemli isteklerinin çocuklarının çalışıp evlenmesi olduğuna değinerek, “Biz okulları bittikten sonra işe girmelerini isteriz ama onlar gezmeyi tercih etti. Yaptıkları şey de küçümsenecek şey değil. Çok büyük bir iş başarıyorlar. Biz anne ve babaları olarak belki 8 ile gidemedik, çocuklarım 80 yere gitti. Yıl içinde belki 15 gün görüyoruz, 350 gün yoklar.” ifadesini kullandı.
Baba Rahmi Özalp ise çocuklarının gezmeye erken başladığını dile getirerek, “Bizimle beraber gezerken bir baktık ki kendileri gezmeye başladı.” dedi.
Çocuklarını özlediklerine ancak onların farklı yerler, insanlar, kültürler görmelerinin kendileri için avantaj olduğuna işaret eden Özalp, “Çadır ve otostopla başladılar, sonra KYK yurtları, projelerle bir anda yurt dışına çıkmaya başladılar.” sözlerine yer verdi.
]]>Rusya’nın, Ukrayna’ya 24 Şubat 2022’de askeri operasyon başlattığını ilan etmesinin üzerinden 2 yıl geçti.
Zaman zaman şiddetini artırarak süren savaş nedeniyle kimi Ukraynalılar ailelerinden, evlerinden ve memleketlerinden ayrılmak zorunda kaldı.
Yaşadıkları kentleri, okulları ve iş yerlerini bırakarak, dünyanın farklı ülkelerine göç eden Ukraynalıların, savaşın bitmesine dair bekleyişleri ve umutları devam ediyor.
Eşini geride bırakmanın hüznünü yaşıyor
Ailecek yaşadıkları Mikolayiv şehrini 12 yaşındaki oğlu Rostislav Shistirikov ile terk etmek zorunda kalan 33 yaşındaki ilkokul öğretmeni Olha Shistirikova, 9 yıl öğretmenlik yaptığını, mühendis olan eşi ve oğluyla ülkesinde mutlu bir hayat yaşadığını anlattı.
Shistirikova, 8 Mart 2022’de evi, eşi, ailesi başta olmak üzere sevdiği ülkesini terk etmek zorunda kaldığını vurgulayarak, 3 kadın ve 5 çocukla bindikleri araçla Moldova’ya gittiğini, oradan da oğluyla birlikte uçakla Romanya’ya geçtiğini, bir süre sonra da İstanbul’a geldiğini kaydetti.
Mühendis olan eşinin teknik konularda orduya destek vermesi için ülkesinde kaldığını belirten Shistirikova, “En büyük üzüntüm eşimi ve babamı savaşın ortasında bırakmak zorunda kalmak oldu. Savaşın başladığı süreçte zaten hasta olan annem yaşadığı acıya daha fazla katlanamadı ve hayatını kaybetti. Annemin dışında çok yakın dostlarımı da kaybettim. Geride bıraktığım akrabalarımla ancak telefonla görüşebiliyorum. En son yaptığım görüşmede bizim şehirde bombardımanın yine şiddetlendiğini öğrendim.” diye konuştu.
Shistirikova, Türkiye’de, oğluyla yaşadığını, eski okuluna online olarak ders vermeye devam ettiğini, ayrıca Ukrayna Kültür Derneği’nin etkinlilerine yardımcı olduğunu, Ukraynalı çocuklara kendi dillerini öğretmeye çalıştığını aktardı.
“Türkiye bizim ikinci memleketimiz, evimiz oldu”
Türkiye’de yaşamaktan çok mutlu olduğunu dile getiren Shistirikova, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Türkiye’de güvende olmak çok güzel ama yine de ülkemizi, toprağımızı özlüyoruz. Burada misafiriz bir an önce savaşın bitmesini ve ülkemize dönmeyi istiyoruz. Ukraynalılar bu yaşadıklarını hak etmiyor. Kimseye bir zararımız yoktu. Kimsenin bizim ülkemizi elimizden almaya hakkı yok. Savaşın bir gün biteceğine ve adaletin yerini bulacağına inanıyorum. Ukrayna’nın zaferini sabırsızlıkla beliyoruz. Benim gibi oğlumun da kendi topraklarımda büyümesini istiyorum. Oğlum her gün, ‘Anne ne zaman evimize döneceğiz? diye soruyor. Türkiye’ye gerçekten çok minnettarız, burası bizim ikinci memleketimiz, evimiz oldu. Savaş bittikten sonra da Türkiye’ye her zaman geleceğiz.”
“Her Ukraynalı gibi ben de evime dönmek istiyorum”
Savaştan yaklaşık iki ay sonra Ukrayna’dan Türkiye’ye gelen İryna Kuşnir, ülkesine dönmenin hayaliyle yaşıyor. Ülkesinde Harkiv vN Karazin Üniversitesi’nde Ukrayna Dili ve Edebiyatı üzerine dersler verirken Türkiye’ye gelen Kuşnir’in, yakınları ise Harkiv’de kaldı.
Türkiye’de bir yıldır İstanbul Üniversitesi (İÜ) Edebiyat Fakültesi Ukrayna Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı’nda öğretim görevlisi olarak görev yapan Kuşnir, Ukrayna’daki ailesiyle her gün telefonda görüşüp, güvende olup olmadıklarını öğreniyor.
Ülkesindeki savaşın bir an önce bitmesini isteyen Kuşnir, 24 Şubat 2022’de saat 05.00’te yaşadıkları şehirde savaşın başladığını anlatarak, “Her yerden füze geliyordu ve patlamalar oluyordu. Çok korkunç bir durum vardı.” dedi.
Kuşnir, savaş başladığında Türk Hükümetinin çalıştığı üniversitedeki Türk öğrencileri Ukrayna’dan tahliye etmek için çalışmalara başladığını belirterek, Türklerin sadece kendi vatandaşları için değil, Ukraynalıların tahliyesi için de çaba gösterdiğini söyledi.
Türkiye’ye geldiğinde de her aşamada yardım gördüğünü ifade eden Kuşnir, İstanbul’da Ukrayna Dayanışma Derneği’nin de Türk halkıyla birlikte yardımına koştuğunu söyledi.
Kuşnir, “Türkiye çok güzel bir ülke ve bizi çok güzel karşıladı. Ancak her Ukraynalı gibi ben de evime dönmek istiyorum. Siz bize kapılarınızı açtınız ve bizi çok hoş karşıladınız. Türkiye’ye çok teşekkür ediyorum.” ifadelerini kullandı.
“Her gün onları merak ediyorum ve onların hayatını düşünüyorum”
Ukrayna Dayanışma Derneği Başkanı Tetiana Fetsan, 7 yıl önce Türklere Ukrayna kültürünü tanıtmak amacıyla kurulan derneğin, savaştan sonra Türk halkıyla dayanışma içinde savaş mağdurlarının yardımına koştuğunu anlattı.
Göç İdaresine göre Temmuz 2023’te Türkiye’de 44 bin Ukraynalı yaşadığını, ancak geri dönüşler nedeniyle bu sayının düştüğünü belirten Fetsan, “İş olmadan, gelir olmadan burada, her yerde yaşamak zor. O yüzden çoğu Ukraynalı, bombalar altında olan ülkesine dönmeyi tercih ediyor. Çünkü en azından orası kendi evi. Bir şekilde her gün bombalar, füzeler, sirenler altında hayatlarını devam ettirmeye çalışıyorlar.” diye konuştu.
Mariupol şehri gibi savaşın tamamen yok ettiği kentlerde yaşayan Ukraynalıların ise geri dönemediğini dile getiren Fetsan, Türkiye’deki savaş mağdurlarına yardımlarının devam ettiğini dile getirdi.
Annesi, babası ve kardeşinin Ternopil’de yaşadığını aktaran Fetsan, her gün annesiyle telefonda konuştuğunu anlattı.
Ukrayna’da devam eden savaş nedeniyle çok zor şartlar yaşandığını ifade eden Fetsan, “Her gün siren çalıyor. Çocuklar normal eğitim görmüyor. Çünkü ders başlayınca siren çalmaya başlıyor. Herkes sığınağa giriyor, bomba patlıyor. Mesela iki hafta önce Lviv’de bir sivil binaya bomba düştü ve tabii ki yaralı ve ölü var. Her gün nereye bomba düşer belli değil. Her gün onları merak ediyorum ve onların hayatını düşünüyorum.” şeklinde konuştu.
“Biz Türk halkından büyük bir destek gördük”
Tetiana Fetsan, İstanbul’da 80 yaşlarındaki Türk bir kadınının pazar arabasıyla yaptığı alışverişi, savaş mağdurlarına vermesini hiç unutamadığını söyledi.
Türk halkına teşekkür etmek istediğini kaydeden Fetsan, şunları dile getirdi:
“Çünkü onlar olmadan biz hiçbir şey yapamazdık. Buraya gelenler ilk zamanlar hiçbir şey bilmiyordu. Türkçe bilmiyorlar, hastaneye gidemiyorlardı. Biz Türklerden, Türk halkından büyük bir destek gördük. Türk kurumları, uluslararası kurumlar bize yardım etti. Biz de gıda, hijyen malzemeleri, kıyafet, ayakkabı, iletişim gibi temel ihtiyaçlarını karşılama konusunda hemşehrilerimize yardıma başladık. Buraya yardım malzemeleri getirenlerden kuyruk oluyordu. Mesela Türkler bize Ramazan kolisi veriyordu, biz dağıtıyorduk. Biz tabii ki bunu hiç unutmayacağız.”
]]>Elazığ’da yaşayan Gülsüm Aydın’ın 6 yaşındaki kızı Fatma, hayata gözlerini açtığı ilk gün “kelebek hastalığı” ile tanıştı. Kesin bir tedavisi olmayan hastalık nedeniyle en küçük bir dokunuşta bile cildinde soyulma ve yaralar oluşan Fatma Aydın’ın, hastalığı nedeniyle yaşıtları gibi koşup oynayamıyor. Ellerinde ve ayaklarında oluşan yaraların sonucunda ayak parmakları birbirine yapışan Aydın, annesinin yardımıyla ellerini kullanmaya başladı. Nadir hastalıkla mücadele eden kızının vücudunda oluşan yaralarını doktor misali sarmaya çalışan anne ise bir gün kızına korkmadan sarılabileceği günün hayalini kuruyor.
“Korkmasınlar, kelebek hastalığı bulaşıcı değildir”
Dışarı çıktıkları zaman vatandaşlardan gelen olumsuz tepkilerin kendilerini üzdüğünü dile getiren Gülsüm Aydın, “Epidermolysis büllosa adıyla kelebek hastalığı bulaşıcı bir hastalık değil. Herhangi bir tedavisi yok ama araştırmalarda, bir umudumuz var. Dışarı çıktığımız zaman vatandaşlarımızın bakış açıları çok farklı oluyor. Acıyarak bakan da oluyor, kızın yandı mı diyen de oluyor. Çoğu zaman ağlayarak, üzülerek eve geldiğimiz ve kızımın dışarıya soğuduğu vakitler oluyor. İyi karşılayan esnaflarımız, vatandaşlarımız da oldu. Vatandaşlarımız da yani acıyarak bakmasınlar, çocuklarını kızımı gördüğü zaman çekmesinler, uzaklaştırmasınlar. Herhangi bir AVM’ye girdiğimiz zaman tavırlarına daha çok dikkat etmeleri lazım. Yani bu konuda çok üzülerek eve dönüyoruz. Derneğimiz var. Allah razı olsun dernek başkanımız, Kelebek Çocuklar Derneği Fuldan Uras altı buçuk sene önce kendisiyle tanıştık ve onlarla birlikteyiz. Sağ olsunlar bugün üç kız kardeşler ‘kelebeklerimizin meleği’ olarak geçiyorlar. Yani Fatma onlara meleklerim diyor. Banyoda çok zorlanıyoruz. Banyoya girdiğimiz zaman hep ağlayarak çıkıyoruz. Yani bir tek ben değil komşu da sesini duyuyor, dua ediyorlar. Kızımın ağlamasından rahatsız olan komşularımız da oluyor, haklarını helal etsinler. Yani kolay değil, hak veriyorum gece sabaha kadar ağlayan bir çocuğu sesi duyuyorlar. Yani zor oluyor. Bakımı olsun, medikal eksiği olunca dile getiremiyorsun. Üzülüyorsun. Maddi manevi çok zengin bir hastalık diyeyim” dedi.
“Ben çocuğuma sarılamıyorum”
En büyük hayalinin kızına sıkı sıkı sarılmak olduğunu dile getiren anne Aydın, “Gönüllü insanların sayesinde oluyor tabii ki bunlar da. Elbette yapıyorlar ki bunlar geliyor ama sayımız çok az ve yardımcı olabilirler. Daha çok duyarlı olabilirler. Biz yardım konusunda paylaşımlar yaptığımız zaman acıyarak değil de kendileri de duyarlı olup paylaşım yapsalar çok seviniriz. Hem daha farkındalık oluşur. Bu çocukları her bir birey paylaşırsa çevreden daha çok duyulmuş olur daha çok görmüş olur. Kimse aşağılayarak veya acıyarak bakmaz. Yani bu çocuğun eve mutlu dönmesi varken neden hüzünlü dönsün. Ben çocuğuma sarılamıyorum. Kendim istediğim gibi koklayamıyorum, öpemiyorum, sarılamıyorum, dokunamıyorum. Yani çok zor gerçekten biz annenin yani bir babanın evladına, ablasının ise kardeşine sevgisi, gösterememesi, sarılamaması ve öpememesi çok zor. Gerçekten çok zor bir duygu. İstediğimiz gibi sarılıp öpmeyi çok isterdim Ablası her zaman ‘ ne zaman iyileşecek, tedavisi çıksa ve iyileşse de el ele tutup yürüdüm parka gitsem’ diyor. Vatandaşlarımızdan da bekliyoruz. Maddi ve manevi hiçbir beklentimiz yok. Çok şükür, Allah her türlü yardım ediyor. Borç da olsa bir şekilde gideri karşılıyoruz. Biz sadece güler yüz bekliyoruz” diye konuştu. – ELAZIĞ
]]>Erbaş, Gümüşhane’de Kemaliye Camisi’nde “Sabah Namazı Buluşması” programında namaz kıldırdı.
Berat Gecesi’nin mübarek olmasını dileyen Erbaş, “Bugün, berat gününün sabahındayız. Rabb’im tövbe istiğfarlarımızı, zikrimizi, tesbihatlarımızı kabul eylesin inşallah. Öyle güzel bir andayız ki yerde ve göktekilerin Allah’ı tespih ettiği bir andayız.” diye konuştu.
Her canlının Allah’ı tespih ettiğini dile getiren Erbaş, “İnşallah bizim de dilimizden Rabb’imizi zikir eksik olmaz. Bunu namazla, abdestle, oruçla ve diğer ibadetlerle ömrümüzün sonuna kadar, son nefesimize kadar yapmak hepimize nasip olur inşallah.” ifadesini kullandı.
Erbaş, nefis terbiyesinin önemine işaret ederek, “Nefsini kötülüklerden arındırmayı, nefis eğitiminden geçerek son nefesine kadar Allah’ın rızasına uygun yaşamayı Allah hepimize nasip eylesin.” dedi.
Hazreti Muhammed’in bir hadisi şerifinde, “Kıyamet günü hiçbir gölgenin bulunmadığı bir anda Allah’ın arşının gölgesi altında gölgelenecek 7 sınıf insan vardır, bunlardan birisi de kalbi camilere bağlı müminlerdir.” buyurduğunu anlatan Erbaş, sözlerini şöyle sürdürdü:
“İnşallah hepimiz onlardan, o müminlerden oluruz. Bir de ‘Neşeyi ve huzuru camilerde bulan gençler’ buyuruyor. Gençleri görüyorum aranızda, Allah sizden razı olsun. Gönlümüz ister ki o gençlerden daha çok olsun camilerimizde. Her birimiz gençlerimizi, çocuklarımızı yanımızda getirelim camiye. Onlara sevdirelim, azarlayarak değil nasihat ederek, müjdeleyerek, efendimizin usulüne uygun bir şekilde, ‘Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız. Müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz.’ hadisi şerifine uygun bir şekilde. Buna ihtiyacımız var.”
Erbaş, imanlı, inançlı, ibadetli gençlere ihtiyaç olduğunu belirterek, şunları kaydetti:
“Geleceğimizi onlara emanet edeceğiz. İnanç ve ibadeti birbirinden ayırmak mümkün mü? İbadetten yoksun inanç neye yarar? Amelden yoksun inanç neye yarar? Bunun için gençlerimizi, çocuklarımızı bu şekilde yetiştirmeye gayret edelim, onlara dua edelim.”
Hazreti Muhammed’in, “Namaz gözümün nurudur.” dediğini ifade eden Erbaş, “Peygamber efendimizin vefat etmeden önce söylediği son sözler, ‘namaz, namaz, namaz’ olmuştur. Onun için şunu özellikle istirham ediyorum, çocuklarımız evlerimizde bizlerin namaz kıldığımızı göre göre büyüsün. Allah hepimize nasip eylesin.” diye konuştu.
Erbaş, duaya ihtiyaç olduğunu vurgulayarak, şu değerlendirmede bulundu:
“Bizim duaya ihtiyacımız var. Yeryüzünde mazlum, mağdur, Gazze’de, Filistin’de mazlum kardeşlerimiz var, onların duaya ihtiyacı var. Zalim İsrail, işgalci katil İsrail masum demeden, bebek demeden, kadın, çocuk, yaşlı demeden bombalarla dünyanın gözü önünde insanları katlediyor. Elimizden geleni elimizle, dilimizden geleni dilimizle, kalbimizden yapabildiğimizi kalbimizle yapmamız lazım. ‘Bu da imanın en zayıf hali’ buyuruyor Peygamber efendimiz, onu da mı yapmayalım?”
Yardımların önemine dikkati çeken Erbaş, sözlerini şöyle tamamladı:
“Elimizle neler yapıyoruz? Yardımlar gönderiyoruz. Oradaki insanların bir dilim ekmeğe, bir bardak suya, bir yudum suya ihtiyacı var. Eğer müminler, Müslümanlar bunu dahi göndermezlerse cenabıhakka nasıl hesap vereceğiz? Bütün İslam alemi olarak söylüyorum ve Müslümanların birleşmesini, elleriyle yapmamız gerekeni ellerimizle bütün Müslümanlar olarak önce yapmamız gerektiğini söylüyorum sonra dilimizle ve dualarımızla. Şu anda biz dualarımızı yapabiliyoruz berat sabahında.”
]]>MEÜ Onkoloji Hastanesi Kemik İliği Nakil Merkezi sorumlusu Doç. Dr. Pelin Aytan:
“Hastanın tam uyumlu akraba vericisi ya da tam uyumlu Türk kök vericisi bulunmamaktaydı, bu nedenle alternatif bir nakil seçeneğimiz olan haploidentik kemik iliği naklini yaptık”
Nakil olan Ayşe Değirmenci:
” Şu anda çok iyiyim, sonuç çok güzel”
MEÜ Rektörü Prof. Dr. Erol Yaşar:
“Hastanemizde geçen yıl 83 bin 143 kişiye hizmet verirken, 59 kişiye de kök hücre tedavisi uygulandı”
MERSİN – Mersin’de kanser hastası kadın Ayşe Demirci, Mersin Üniversitesi Onkoloji Hastanesi Kemik İliği Nakil Merkezinde kızından yapılan nakille hayata tutundu.
Geçen yıl Mayıs ayında Akut Miyeloid Lösemi tanısı konulan 53 yaşındaki Ayşe Değirmenci, aldığı üç kemoterapinin ardından durumunda düzelme olmayınca MEÜ Onkoloji Hastanesine başvurdu. Kemik İliği Nakil Merkezi sorumlusu MEÜ Tıp Fakültesi Hastanesi Hematoloji Bilim Dalında görevli Doç. Dr. Pelin Aytan’ın tedavisine başladığı Değirmenci’ye uygun kök hücre bulunması için önce kardeşlerinden örnek alındı. Sonucun olumsuz çıkması üzerine 3 kızından da örnek alınan Değirmenci, en büyük kızı 35 yaşındaki Elif Değirmenci’nin ‘yarı uyumlu’ olması üzerine umutlandı. Yapılan naklin tam uyum sağlamasıyla ilk 90 günü atlatan Değirmenci’yi eşi İbrahim Değirmenci tedavi sürecinde yalnız bırakmadı.
Kızından yapılan nakille hayata tutunan Ayşe Değirmenci de geçen yıl mayıs ayının sonlarında konulan teşhisin ardından yaşadığı süreci anlattı. 3 kez kemoterapi aldığını belirten Değirmenci, “İlik nakli oldum. Büyük kızımınki yarım uyumlu oldu. Kızımdan bulunması iyi hissettirdi. Bulunmasaydı ne olurdu bilmiyorum. Şuanda çok iyiyim, sonuç çok güzel” dedi.
“Yarı uyumlu ilik nakli yaptık”
MEÜ Tıp Fakültesi Hastanesi Hematoloji Bilim Dalında görevli Doç. Dr. Aytan, Değirmenci’nin tedavi sürecini anlattı. Hastanın ilk 90 günü atlattığını belirten Doç. Dr. Aytan, şöyle devam etti: “Hastamız Ayşe Değirmenci, Akut Miyeloid Lösemi tanısı almış olup aylar süren kemoterapiler ve uzun kemoterapilere bağlı yatışlar sonrası tam yanıt durumundayken kızından ‘yarı uyumlu’ dediğimiz bir nakil tipi olan haploidentik kemik iliği (Anne, baba, yarı uyumlu kardeş veya evlatlardan yapılan nakil) nakli yaptık. Neden bu nakli tercih ettik. Aslında bu bizim tercihimizde olan bir durum değil. Çünkü hastanın tam uyumlu akraba vericisi ya da tam uyumlu Türk kök vericisi bulunmamaktaydı. Bu nedenle alternatif bir nakil seçeneğimiz olan haploidentik kemik iliği naklini yaptık. Bu yarı uyumlu bir nakil ve komplikasyonları tam uyumlu nakillere göre daha ağır olan ve süreci yönetmek de biraz sancılı. Ancak biz tüm ekibimizle birlikte hasta ve hasta yakınlarımızın da özverileriyle bugüne geldik. 90’ıncı günümüzü bitirmiş bulunuyoruz. Bu çok kolay olmadı.”
“İlk 90 gün bizim için çok değerlidir”
Doç. Dr. Aytan, bu tedavi sürecinde ilk 90 günün kendileri için çok önemli olduğunu vurguladı. Bu süreçten sonra da takiplerin devam ettiğine değinen Aytan, “90’ıncı günden sonra da takiplerimiz haftalık 10 günde bir, 15 günde bir, 20 günde bir devam eder. Ama en azından içimiz şu an da biraz daha rahat. Hastamızın en son yapılan kemik iliği biyopsi değerlendirmesiyle tam yanıt durumundadır. ve en son yapılan genetik incelemesinde, vericisiyle tam uyumlu, yüzde yüz kimerik dediğimiz tam uyumlu durumdadır. İlk 90 günü atlattık” dedi.
“Hastanemizde geçen yıl 83 bin 143 kişiye hizmet verildi”
MEÜ Rektörü Prof. Dr. Erol Yaşar da 2020 yılında açılışı gerçekleştirilen Onkoloji Hastanesi hakkında bilgi verdi.
Hastanenin toplam 14 bin 500 metrekare kapalı alana sahip olduğunu ifade eden Yaşar,”Hastanemizde Radyoloji, Hematoloji, Tıbbi Onkoloji, Çocuk Hematoloji, Çocuk Onkoloji ve Kemik İliği Nakil Merkezi olmak üzere toplamda 6 ünitede hastalarımıza hizmet sunuyoruz. Bu ünitelerimizde 15 öğretim elemanımız görev alırken, 92 sağlık personelimiz de hastalarımıza en iyi sağlık hizmetini sunmak için çalışmalarını sürdürüyor. Hastanemizde geçen yıl 83 bin 143 kişiye hizmet verirken, 59 kişiye de kök hücre tedavisi uygulandı. Tüm bu sağlık hizmetlerimizin yanında refakatçilerimizi de unutmadık. Onkoloji Hastanemizin hemen yanında yer alan ve içerisinde klima, banyo, tuvalet, yatak ve televizyonu bulunan 40 kişi kapasiteli 20 odalı misafirhanemizde refakatçilerimiz ücretsiz bir şekilde kalabiliyorlar” diye konuştu.
]]>Atatürk Havalimanı’nda “Trabzon’un Düşman İşgalinden Kurtuluşunun 106. Yıl Dönümü” programında bir konuşma yapan Kurum, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın selamını ileterek sözlerine başladı.
İstanbul’da bir araya gelmekten ve kucaklaşmaktan memnuniyet duyduğunu belirten Kurum, Trabzon’un düşman işgalinden kurtuluşunun 106. yıl dönümünü kutladı.
Trabzon’un tarihine dikkat çeken Kurum, “Bugün bizim için İstanbul neyse Trabzon da odur. Biz bu iki şehri hep ikiz kardeş olarak gördük, çünkü her ikisinin de fatihi Sultan Mehmet Han’dır. Sultan Fatih Trabzon’umuz için ne demiştir? ‘Biz Trabzon’a toprakları değil gönülleri fethetmeye etmeye geliyoruz.’ Bugün salondaki siz değerli kardeşlerime bakıyor ve görüyorum ki Sultan Fatih’in bu sözü gerçekleşmiştir. Bunun ispatı Trabzonlu kardeşlerimizdir. Trabzon demek sığınılacak liman, omuz verilecek dost demektir.” diye konuştu.
Kurum, bakanlığı döneminde Trabzon’a ne zaman eser ve hizmet için gitse bir seferberlik anlayışıyla birçok belediye başkanıyla çalıştığını kaydederek, şunları belirtti:
Bakanlarımızla, milletvekillerimizle bir kardeşlik hukuku içerisinde, İstanbul’da yaşayan Trabzonlu kardeşlerimize ve memleketiniz Trabzon’a en güzel yatırımları, en güzel eserleri kazandırmanın gayreti içerisinde olduk.
“Sizler daima Sayın Cumhurbaşkanımızın yanında oldunuz, her zaman Cumhur İttifakı’na destek verdiniz. Türkiye’nin ve İstanbul’un karşısında ne zaman bir tehlike ve tehdit görseniz hemen safa geçtiniz. İradenizi net bir şekilde ortaya koydunuz. İşte bugün de aynı hassasiyeti İstanbul için göstermenizi istiyorum. İstanbul çok daha büyük bir tehlikenin girdabına sokulmak isteniyor. Bugün maalesef milletin gözleri önünde İstanbul bir kirli pazarlık masasına yatırılmıştır. Fatih’in emaneti İstanbul, Kandil uzlaşısı adıyla paylaşılmak ve buradaki tüm değerler kaybedilmek istenmektedir. Her gün yapılan pazarlıklar meclis üyeleri ve adaylıkları orada, masa arkasında, kapı arkasında yapılan planlarla birlikte dağıtıldığını görüyoruz. Birileri yine siyasi hırsları uğruna İstanbul’u bu pazarlıkların konusu yapıyor.”
İstanbul ne zaman pazarlık konusu olsa, ne zaman paylaşılmak istense bu milletin buna asla izin vermediğini aktaran Kurum, “O kirli anlaşmaları bozmuştur, Sultan Fatih böyle yapmıştır, Sultan Abdülhamit Han karşılarında dimdik dikilmiştir, Gazi Mustafa Kemal Atatürk dik durmuştur, Recep Tayyip Erdoğan 22 yıldır bu hesapları parçalayıp atmıştır. Bizim görevimiz de 31 Mart akşamı bu pazarlık masasını, bu Kandil masasını hep birlikte dağıtmaktır. 31 Mart’ta hep birlikte sandıkları patlatmak, kirli hesap güdenlere en güzel cevabı yine sandıkta vermektir.” şeklinde konuştu.
“O hayalleri de işte bu ekip birlikte gerçekleştirecek”
Kurum, konuşması sonrası Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdülkadir Uraloğlu ve AK Parti Trabzon Milletvekili Adil Karaismailoğlu ile Trabzon Tanıtım Günleri için fuar alanındaki stantları gezdi, ardından basın mensuplarının sorularını yanıtladı.
Bu sırada Bakan Uraloğlu, bir gazetecinin “Murat Kurum’la projeleriniz olacak mı?” sorusuna, şöyle yanıt verdi:
“Biz mühendisiz, biz proje adamıyız. Gerçekten projeleri biz beraberce, bir ekip halinde çözeriz, o irade var. Cumhurbaşkanımız Allah’ın izniyle bize her türlü desteği verdi, biz de İstanbul’a o desteği veriyoruz. Murat Kurum kardeşim zaten yaptığı 5 yıllık hizmette kendisini Türkiye’ye tanıtmış olan, Trabzon’a da imza atmış olan, deprem tecrübesi olan bir kardeşimiz. Ulaşımı beraber çözeceğiz, kentsel dönüşümü kendisi çözecek Allah’ın izniyle. Dolayısıyla burada biz 2029 seçimlerine giderken İstanbul’u Allah’ın izniyle çok çok farklı göreceğiz.”
Ardından Kurum, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı ile yapılacak işbirliğine ilişkin, “İstanbul’un başta trafik çilesi olmak üzere ulaşım yatırımlarımızla birlikte vatandaşlarımızın rahatladığı, vatandaşlarımızın huzur ve güven içerisinde yolculuk ettiği bir İstanbul’u hayal ediyoruz. Her şey hayalle başlar ve o hayalleri de işte bu ekip birlikte gerçekleştirecek. Trabzonlu kardeşlerimizle birlikte gerçekleştireceğiz, İstanbullu kardeşlerimizle birlikte gerçekleştireceğiz. İnşallah el birliği içerisinde İstanbul’umuzu güzel yarınlara hazırlayacağız.” ifadelerini kullandı.
Karaismailoğlu ise Kurum’un çalışkanlığına değinerek, “Bakın pazartesi günü Sirkeci-Kazlıçeşme raylı sistem hattı açılacak. Eser ve hizmet ne demektir? Vatandaşlarımızın onu takip etmesini istiyorum. Bu 5 yıllık ara inşallah 31 Mart’ta kapanacak ve hizmetin nasıl yapıldığını Murat kardeşimiz gösterecek İstanbul’da.” dedi.
Programa, Trabzon Valisi Aziz Yıldırım, bazı milletvekilleri, belediye başkanları, sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve vatandaşlar katıldı.
]]>İl Başkanlığından yapılan açıklamaya göre, Demokrasi Meydanı’nda saat 13.00’te gerçekleştirilecek program öncesi il teşkilatı, özel bir komisyon kurarak çalışmaları ve hazırlıkları gözden geçirdi.
Açıklamada görüşlerine yer verilen Tever, mitinge katılımın her zamanki gibi yoğun ve coşkulu olmasını beklediklerini belirterek, “Hemşehrilerimizi, Sayın Cumhurbaşkanımızı karşılamaya, onu coşku ve heyecanla dinlemeye, Sakarya’ya yakışır bir şekilde ağırlamaya ve bu demokrasi şöleninde yer almaya davet ediyorum. Geçmişte olduğu gibi şimdi de tüm hemşehrilerimizin aynı teveccüh ve iradeyi göstererek Sayın Cumhurbaşkanımızın yanında duracağına yürekten inanıyor, liderimiz Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı huzur bulduğu Sakarya’mızda karşılamak için sabırsızlanıyoruz.” ifadelerini kullandı.
Cumhur İttifakı Serdivan Belediye Başkan adayı Çelik, esnafı ziyaret etti
Cumhur İttifakı Serdivan Belediye Başkan adayı Osman Çelik, İstiklal Mahallesi Çark Sanayi ve Bahçelievler Mahallesi’nde esnafı ziyaret etti.
Çelik, yaptığı açıklamada, Cumhur İttifakı denince akla ilk önce hayal edilemeyen yatırımların yapılması, Türkiye’nin kalkınma hamlesi ve yerel yönetimlerdeki başarısının geldiğini belirterek, “Bu, milletimize olan sevdamızın ve şehirlerimize yaptığımız hizmetlerimizin bir yansıması aslında. 31 Mart’ta ülke olarak yeni bir seçim yapacağız. Bizler, büyükşehir belediyemizle ilçe belediyelerimizle ve bütün teşkilatlarımızla birlikte örnek belediyecilik anlayışını devam ettireceğiz. İnşallah 31 Mart akşamı da kazanan yine ülkemiz, Serdivanı’mız ve milletimiz olacak.” değerlendirmesinde bulundu.
Çelik, “önce insan” anlayışıyla hareket edeceklerini vurgulayarak, yatırım yapan, üreten, ihraç eden anlayış içerisinde çalışmalar sürdüren müteşebbislerle memlekete hizmet etmek için ortak çalışmalar yapmak istediklerini kaydetti.
Cumhur İttifakı Adapazarı Belediye Başkan adayı Işıksu, muhtarlarla buluştu
Adapazarı Belediye Başkanı ve Cumhur İttifakı’nın AK Parti’den Belediye Başkan adayı Mutlu Işıksu, muhtarlarla bir araya geldi.
Belediyeden yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Işıksu, çalışma döneminde muhtarla istişareleri hiç bırakmadıklarını belirterek, ilçeye eser ve hizmetleri muhtarlarla birlikte kazandırdıklarını kaydetti.
Adapazarı için daha yapacak çok işlerinin olduğunu aktaran Işıksu, “Her mahallemizde, her sokağımızdayız ve yanımızda hep muhtarlarımız var, Rabbim hepsinden razı olsun. Bu birlik ve beraberlikle şehrin kalbi Adapazarı’mız için daha yapacak çok işimiz var inşallah. Hep birlikte gayretle Adapazarı için yola devam.” ifadelerini kullandı.
Toplantıda, AK Parti Adapazarı İlçe Başkanı Samet Çağlayan, MHP Adapazarı İlçe Başkanı Recep Usta ve Sakarya Muhtarlar Federasyonu Başkanı Erdal Erdem de yer aldı.
Cumhur İttifakı Erenler Belediye Başkan adayı Şengül, belediye meclis üyesi adaylarıyla buluştu
Erenler Belediye Başkanı ve Cumhur İttifakı’nın AK Parti’den Belediye Başkan adayı Rahmi Şengül, belediye meclis üyesi adaylarıyla bir araya geldi.
Belediyeden yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Şengül, Cumhur İttifakı adayı olarak 20 günü aşkın süredir sahada olduklarını belirterek, “İnşallah kalan süreçte de hep birlikte sokak sokak, cadde cadde gezecek Cumhur İttifakı olarak en yüksek oyu alabilmek için çok çalışacağız.” ifadesini kullandı.
Şengül, Erenler için durmadan, yorulmadan aşkla çalışacaklarını kaydetti.
Toplantıda, AK Parti İl Başkan Yardımcısı Fikret Kesim, AK Parti İlçe Başkanı Ömer Barik ve MHP İlçe Başkanı Mustafa Tamer de yer aldı.
Cumhur İttifakı Hendek Belediye Başkan adayı Babaoğlu, seçmen iletişim merkezi açılışına katıldı
Hendek Belediye Başkanı ve Cumhur İttifakı’nın MHP’den Belediye Başkan adayı Turgut Babaoğlu, Yenimahalle Seçmen İletişim Merkezinin açılışına katıldı.
Açılışa katılanlara hitap eden Babaoğlu, ilçede hizmetle dolu 5 yıl geçirdiklerini belirtti.
İlçede yaptıkları altyapı çalışmalarından ve hayata geçirdikleri projelerden bahseden Babaoğlu, “Yakışanı yaptık, daha fazlasını yapacağız. Büyükşehir Belediye Başkan adayımız Sayın Yusuf Alemdar’dan sözler aldık. Hendek önümüzdeki dönem Cumhur İttifakı ile yine hizmet dolu yıllar yaşayacak.” değerlendirmesinde bulundu.
Saadet Partisi Büyükşehir Belediye Başkan adayı Ayhan, Erenler’de ziyaretlerde bulundu
Saadet Partisi Sakarya Büyükşehir Belediye Başkan adayı Ömer Abdullah Ayhan, seçim çalışmaları kapsamında Erenler ilçesinde ziyaretler gerçekleştirdi.
Sakarya Sebze ve Meyveciler Odası Başkanı Muzaffer Kabacan’ı, Ağrılılar Derneği Başkanı Mehmet Berke ve üyelerine ziyarette bulunan Ayhan, Çakar Kıraathanesi’nde vatandaşlarla buluştu.
Ayhan Erenler- Arifiye Ziraat Odasında oda başkanı Lütfü Akbıyık ve yönetimiyle de bir araya gelen Ayhan, tarım projelerini anlattı.
Tarıma elverişli arazileri ne pahasına olursa olsun imara açmayacaklarının belirten Ayhan, çiftçiye her türlü desteği vereceklerini kaydetti.
Ayhan’a ziyaretlerinde, Saadet Partisi Erenler Belediye Başkan adayı Muhammed Ekşioğlu ile partililer eşlik etti.
]]>CHP Kadın Kolları Genel Başkanı Aylin Nazlıaka, Türkiye Barolar Birliği (TBB) ile TBB Kadın Hukuku Komisyonu’nun (TÜBAKKOM) düzenlediği Medeni Kanun Çalıştayı’na katıldı.
Nazlıaka’nın çalıştaydaki açıklamaları şöyle:
“Gerçekten giderek anayasasızlaştırıldığımız, hukukun üstünlüğü yerine üstünlerin hukukunun kurulmaya çalışıldığı ve adında adalet olan bir partinin iktidarında, adaleti mumla aradığımız bir süreçten geçerken sizlerin düzenlemiş olduğu bu etkinliğin ayrı bir önemi var. Çünkü sizler kadın hukukçular olarak aynı zamanda kendi ekmeğinizin de kavgasını verenlersiniz. Aynı zamanda kadın hukukçular olarak Türkiye’de her geçen gün gasp edilen kadınların haklarını savunanlarsınız. O yüzden zamanlaması ve içeriği itibarıyla da doğru bir etkinlik olmuş.
“HAKLARIN GİDEREK GASP EDİLDİĞİ BİR DÖNEMDEN GEÇİYORUZ”
8. torba yasa içerisinde bizim bunca yıllık emeğimiz ve bizden önceki kız kardeşlerimizin yüz yıllardır gelen mücadelesiyle elde etmiş oldukları hakların giderek gasp edildiği bir dönemden geçerken iktidar, bizim medeni kanunla olan bütün kazanımlarımızı bir torbaya koyup, ağzını kapatıp çöpe atmak istiyor. Gördük ki son taslakta, 8. yargı paketinin içerisinde yok. Bugün olmamasının nedeni bizlerin birlikte vermiş olduğu verdiği mücadeledir ancak yarın olmayacağının da bir garantisi de yoktur. Yani bugün torba yasanın taslağında gözükmüyor ama yarın öbür gün bunu komisyona getirmeyeceklerinin bir garantisi yok.
“NAFAKA HAKKI ELDE EDEN KADINLARIN, YARISINI BİLE ALAMADIĞI BİR ORTAMDAN BAHSEDİYORUZ”
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı’nın bir açıklaması oldu, dedi ki ‘Tabii nafaka dediğimiz şey süresiz olmaz, bu konuda mağdur olan erkekler varsa onların açısından da bir değerlendirme yapmak lazım.’ Aslında bu ‘Ben bu işe kadınların açısından değil, erkeklerin açısından bakıyorum’ demek. Sanırsınız ki boşanan kadınların bir eli yağda bir eli balda. Ortalamada asgari ücretin yüzde 10’u bile olmayan bir nafaka bedelinden bahsediyoruz. Nafaka hakkı elde eden kadınların yarısını bile alamadığı bir ortamdan bahsediyoruz. Boşanmaya karar veren bir kadın en güvende olması gereken yerde, evinde de şiddete uğruyor ve yaşamını kaybediyor. Şunu çok iyi biliyoruz ki boşanmaya karar veren kadın çok ağır psikolojik baskı altına sokuluyor. O yüzden arabulucuk adı altında avukatlık bürosunda bir araya getirilmiş olan kadınla boşanmak istediği erkek arasında o anda yaşanabilecek ortamların kadınları büyük bir risk altına atacağını her yerde çok net bir şekilde anlatmamız gerekiyor.
“‘YAŞAM HAK’ PROJESİYLE TÜM KIZ KARDEŞLERİMİZE ÜCRETSİZ HUKUKİ VE PSİKOLOJİK DESTEK SAĞLIYORUZ”
Şu anda 30 büyükşehirimizin 5’inde kadın adayımız var. Yine il bazında baktığımızda birçok ilde kadın adayımız var. Totalde 19 milyon nüfusu yönetecek kadın adayımız var. Her biri seçimi kazandığı koşulda 19 milyon nüfusu yönetecek ki bu her 4 kişiden birisi anlamına geliyor. Umuyoruz ki daha fazla kadının sosyal demokrat anlayışı, toplumsal cinsiyet eşitliğini anaakımlaştıran anlayışı inşa ettiği bir süreç yaşarız. Bizim genel merkez olarak hayata geçirmiş olduğumuz bir projemiz var, ‘Yaşam Hak’ projesi. 7/24 faaliyet gösteren bir çağrı merkezimiz var ve burayı arayan tüm kız kardeşlerimize ücretsiz hukuki ve psikolojik destek, barınma ihtiyacının karşılanması, kimi yerde ticaret odalarıyla yaptığımız protokoller çerçevesinde istihdam imkanlarının sağlanması gibi birtakım hizmetler sunuyoruz. Deprem bölgesinde, 11 ilde ‘Yaşam Hak’ konteynerleriyle kız kardeşlerimize destek oluyoruz.”
]]>











