Sadık, ?????3. Antalya Diplomasi Forumu’nda (ADF) AA muhabirlerinin sorularını yanıtladı.???????
İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırıları ve bölgede yaşanan insani kriz hakkında açıklamalarda bulunan Sadık, “İsrail, 76 yıldan daha uzun bir süredir Filistin halkını öldürüyor. Filistinlilere karşı sürekli olarak bu vahşet işleniyor ve son dönemde (Gazze’de) yaşananlar bunun bir parçası.” dedi.
Sadık, İsrail’in 1948’den bu yana Filistin topraklarında yol açtığı insani drama son vermesi için dünyanın artık dur demesi gerektiğini vurgulayarak, “Bu artık durmalı. Dünya artık bilinçlenmeli. Çünkü kendilerini vahşice bir işgalden kurtarmaya çalışan insanların ölmesine izin verilmemeli.” diye konuştu.
“Türkiye ile bağımsızlığımızdan bu yana birlikte çalışıyoruz”
Türkiye ile Sudan arasındaki ikili ilişkilerin seyrinden duyduğu memnuniyeti dile getiren Sadık, “Sudan ile Türkiye arasında eskiye dayalı tarihi ve çok istikrarlı ilişkiler var. Ülkemizin 70 yıl önceki bağımsızlığından bu yana birlikte çalışıyoruz.” şeklinde konuştu.
Sadık, söz konusu ilişkilerin daha ileri seviyelere taşınması için yoğun çalışma yürüttüklerini, iki ülke arasındaki ilişkilerin, “cumhurbaşkanlığı diplomasisi, dışişleri bakanları arasındaki yakın temas, diplomatik istişare komitesi ve bakanlar komisyonu” olmak üzere birçok koldan yürütüldüğünü anlattı.
ADF’ye ilk kez katılma fırsatı bulduğuna işaret eden Sadık, “Dünyanın dört bir yanından devlet başkanı, bakanlar ve STK temsilcileri, birçok ülkede yaşanan sorunları görüşmek ve bunlara çözüm yolları aramak için burada bir araya geliyorlar. Bütün bunlar, daha yaşanabilir bir dünya kurma çabası için yapılıyor.” ifadelerini kullandı.
“Sudan’daki iç savaş milyonlarca insanı yerlerinden etti”
Sadık, ülkesinde yaşanan iç savaşa ilişkin ise şunları söyledi:
“Hiçbir saygın devlet, topraklarında iki ordunun varlığına izin vermez. Bu milisler, kendilerini çok güçlü hissettikleri için orduya katılmayı reddettiler. Bunların insanlara karşı, yine yabancı diplomatik misyonlar, büyükelçilikler, Birleşmiş Milletler (BM) ofisleri ve ülkenin altyapısına yönelik olmak üzere birçok yıkım ve vahşete sebep oldular.”
Savaşların her yerde insani dramlara neden olduğunun altını çizen Sadık, milyonlarca insanın söz konusu iç savaştan etkilendiği için yerlerinden edildiğine ve acil insani yardıma ihtiyaç duyduğuna dikkati çekti.
Sadık, tarım açısından zengin bir ülke olmalarına rağmen çatışmalar nedeniyle evlerini terk eden insanların gıda bulmakta sıkıntı yaşadıklarını, uluslararası toplumun Sudan halkına yardım konusunda pek varlık göstermediğini kaydetti.
Sudan’daki insani yardım ihtiyacının Gazze ve Ukrayna’da yaşananların gölgesinde kaldığının farkında olduklarını dile getiren Sadık, bu konuda Dünya Gıda Programından destek talebinde bulunduklarını vurguladı.
“Türkiye gibi kardeş ülkelerin destekleriyle kolera salgını bitmek üzere”
Sadık, başta Türkiye’nin büyük katkılarıyla kolera gibi salgın hastalıkların üstesinden gelebildiklerini aktararak, “(Hastalıklar konusunda), Türkiye, Katar ve Mısır gibi kardeş ülkelerin yardımıyla bu sorunun üstesinden gelmek üzereyiz. Bu konunun çözümünde siz, gerekli ilaç desteklerinizle büyük pay sahibi oldunuz. Birkaç hafta içerisinde, belki bir ay gibi bir zamanda kolera hastalığı bitmiş olacak.” diye konuştu.
Sudan’daki iç savaşın sonlandırılması için başlatılan Cidde müzakerelerine de değinen Sadık, her türlü askeri çatışmanın müzakere masasında ve diplomasi yoluyla çözülebileceğine inandıklarını ve ülkede barışın bir an önce tesisi için uluslararası arabuluculuk kanallarını açık tuttuklarını hatırlattı.
Sadık, milislerin, müzakerelerde üzerinde anlaşılan maddeleri yerine getirmediklerini belirterek, “Hükümet olarak, anlaşma maddeleri uygulanmadan yeni görüşmelere başlamayacağız.” ifadesini kullandı.
Paralı asker grubu Wagner üyelerinin Sudan’daki milis güçlerle savaştığı iddialarına da değinen Sadık, “Az sayıda Wagner üyesinin milislere yardım ettiği doğru. Ancak Rus dostlarımızdan, bunların isyancılarla çalışmasının bireysel olduğunu biliyoruz. Bu durum ne Wagner’in ne de Rusya Federasyonu’nun bir politikasıdır.” dedi.
]]>Pandor, AA’nın “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu (ADF) 2024’te, AA muhabirine, ülkesinin Filistin konusundaki tutumuna ve UAD sürecine dair açıklamalarda bulundu.
Güney Afrika’nın, “beyaz hükümetin” ırkçı politikalar güttüğü bir dönemde apartheide karşı uzun yıllar mücadele ettiğini hatırlatan Pandor, mücadelelerinde uluslararası toplumun yardımına ihtiyaç duyduklarını söyledi.
Pandor, ülkesinin mücadelesinin bir kısmının silahlı olduğunu ve diğer taraftan uluslararası dayanışma için uğraştıklarını, ülke ülke gezip yardım istediklerini, onları destekleyenler arasında başta Yaser Arafat olmak üzere Filistinlilerin de yer aldığını anlattı.
Filistinlilerin o dönemde zor zamanlar geçirmelerine rağmen Güney Afrika’nın yanında yer aldığını dile getiren Pandor, şöyle devam etti:
“O yüzden bu her zaman görevimiz. İnsanlar baskı altındayken, zorluk, önyargı, ayrımcılık, öldürülmeye maruz kalırken, Güney Afrikalıların bir şey yapmak için ahlaki bir sorumluluğu var. Biz de dünyaya hiçbir şey söylemeden Filistin halkının katledilmesini izleyemeyeceğimizi hissettik. BM’nin araçlarını kullanmaya karar verdik çünkü uluslararası hukukun İsrail tarafından ciddi şekilde ihlal edildiğine inanıyoruz. Uzun yıllardır bunu yaptı. Biz de bu kez buna karşı çıkmamız, Uluslararası Adalet Divanına gitmemiz gerektiğini düşündük ve aslında bir karar çıkartmak istedik.”
Pandor, UAD’nin ihtiyati tedbir kararından bu yana, bir davaları olmadığını söyleyen ülkelerin bile İsrail’e, UAD’nin kararlarını uygulaması gerektiğini söylemeye başladığını anlattı.
Bu ülkelerin önceden bunun çok saçma ve zaman kaybı olduğunu, hiçbir başarı şansı olmadığını söylediklerinin unutulduğunu kaydeden Pandor, şimdi ise dava hakkında ve İsrail’in kararları uygulaması gerektiği hakkında konuştuklarını ifade etti.
“Güney Afrika ahlaki ve doğru bir mesele için uğraşıyor”
Pandor, bunun nedeninin İsrail’in dünyaya bir tehdit oluşturduğunu görmeleri olduğunu aktararak, şunları kaydetti:
“Tepkiler konusunda maalesef ABD’de bazı siyasiler Güney Afrika’ya karşı çok olumsuz bir pozisyon aldı. Bildiğiniz gibi ABD çok güçlü bir ekonomiye sahip ve hepimiz onlarla ticaret yapıyoruz. Ülkemdeki yatırıma ve istihdama da bu, tehdit oluşturuyor. Bu nedenle lobiye devam etmeliyiz. Güney Afrika çok ahlaki ve doğru bir mesele hakkında küresel olarak uğraşırken ABD halkının Güney Afrika’ya karşı hareket etmesi tamamen yanlış.”
UAD’deki davaya ilişkin herhangi bir ülkeden baskı görüp görmediğine ilişkin Pandor, “Hakkımız var, biz egemen bir ulusuz. Davamızı yürütme hakkımız var. Birçok ülkenin Güney Afrika’nın Filistin’e desteğiyle hemfikir olmadığını biliyoruz ancak bizim her zaman yaptığımız bir şey ve Filistin halkına arkamızı dönemeyeceğiz.” dedi.
Pandor, İsrail’in UAD’nin kararlarına dair yanıtına ilişkin, “Başvurmadılar. Hepimiz biliyoruz ki Netahyahu UAD’nin kararlarını reddetti ve bu şaşırtıcı değil. Apartheid ile aynı şeyi yaşadık. BM organlarınca uluslararası kararlar alındığında apartheid devlet ‘hayır’ diyecek. Bunda apartheid devlet ile İsrail hükümeti arasında benzer bir uygulama ve yaklaşım görüyoruz.” ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin UAD’deki davaya desteğine ilişkin Pandor, “Türkiye, başından itibaren Güney Afrika’nın attığı adımları takdir ettiğini söyledi ve bizimle her zaman iletişim halindeydi.” şeklinde konuştu.
Pandor, davanın değeri görüldüğünde ve daha detaylı süreçte bölgeden daha fazla ülkenin Güney Afrika’ya katılacağını umduklarını belirterek, “Mahkemeden hala tarih için bekliyoruz. Bu sürede kim Filistin’in gerçekten dostu, anlayacağız.” dedi.
“Gazetecilerin öldürülmesi beni tiksindiriyor”
Pandor, İsrail’in Gazze’ye saldırılarında hayatını kaybeden gazetecilere ilişkin ise şunları söyledi:
“Yaşanan trajediden dolayı kalbim acıyor ve özellikle de gazetecilerin özgürce faaliyet gösterememesi, korkunç tehlikelere maruz kalması ve birçoğunun öldürülmesi beni kesinlikle tiksindiriyor. Sık sık basın özgürlüğünden bahseden gazeteci örgütleri de dahil olmak üzere dünyanın büyük bir kısmı sessiz. Bu yüzden yaşananlar karşısında tiksinti duyuyorum. Tüm medya çalışanlarının ve hayatını kaybedenlerin ailelerine başsağlığı diliyorum.”
Batı ülkelerinin Gazze’de yaşananlara sessiz kalmasına yönelik soruyu yanıtlayan Pandor, “Bu, sık sık bahsettiğimiz bir sorunu yansıtıyor: İnsanları farklı olarak görmemiz. Eğer siyahsanız, daha az insansınız. Eğer Arapsanız, daha az insansınız. Eğer Avrupalıysanız, çok insansınız. ve bu yüzden korunmanız gerekir. Dünya bu şekilde görülüyor. Bence bunu değiştirmemiz gerekiyor. ve biz güneydekiler, bunun değişmesi için mücadele etmeliyiz. Bence kendi gücümüzü ele geçirmeli ve dünyanın yeni ve çok farklı bir versiyonunu yansıtmaya başlamalıyız.” ifadelerini kullandı.
AA’nın ADF’de bulunan standını ziyaret eden Pandor, kurumun “Kanıt” kitabını inceleyerek bilgi aldı.
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te, gazeteci Andrea Sanke tarafından yönetilen panele, Dışişleri Bakan Yardımcısı ve Avrupa Birliği (AB) Başkanı Büyükelçi Mehmet Kemal Bozay, Madagaskar Dışişleri Bakanı Rafaravavitafika Rasata ve Gambiya Dışişleri Bakanı Mamadou Tangara katıldı.
Dışişleri Bakan Yardımcısı Bozay, konuşmasında, Türkiye’nin Ulusal Katkı Beyanı’nın (NDC) yüzde 41 olduğunu ve net sıfır emisyon hedefine 2053’te ulaşmayı planladığını belirterek, iklim değişikliğiyle mücadelede birçok enstitüyle işbirliği içinde olduklarını söyledi.
Bozay, an itibarıyla taslağı oluşturulan iklim yasasının bu yıl yürürlüğe girmesini umduğunu belirterek, gelecek nesillerin bu dönemi nasıl hatırlayacağının önemine dikkati çekti.
Yapılan anketler ve araştırmalar sonucu genç neslin bu dönemi “belirsizlik” kelimesiyle tanımladığına değinen Bozay, bu belirsizliğin iklim değişikliğinde alınan eylemlerde de görüldüğünün altını çizdi.
Bozay, iklim değişikliği ile mücadelenin “yarışa” dönüştürülmemesinin önemini vurgulayarak, ülkelerin yenilenebilir enerji kullanımı gibi planlarda gerçekçi hedefleri olmasının yanı sıra bu konuda atılacak adımların bir standarda oturtulması gerektiğini dile getirdi.
Küresel ısınma ve olumsuz etkileriyle mücadelede bireylerin rolüne değinen Bozay, ülkelerin bu konuda halkına ulaşmasının ne kadar önemli olduğunu, “Evlere etki etmek için yerel yönetimle işbirliği içinde olmalıyız.” sözüyle ifade etti.
Bozay, gelecek nesillerin iklim konusunda bilinçlenmesinin önemli olduğunu belirterek, “genç neslin zihnini ve kalbini kazanmak”, gelecek nesillerin iklim değişikliği ile savaşmasını bir gelenek haline getirmek için özellikle eğitim müfredatında yapılan değişiklikler olmak üzere günlük yaşamda birçok değişiklik yapıldığını söyledi.
Teknolojik gelişmelerin iklim değişikliğiyle mücadeledeki önemine işaret eden Bozay, “Ancak güneş panelleri ve rüzgar değirmenleri, başkaları tarafından üretilip bu teknolojiler ihtiyacı olanlarla paylaşılmazsa gelecek nesillere faydası olmayan sorunlu bir sistem bırakmış olacağız.” dedi.
“İklim değişikliği sorunuyla hiçbir ülke yalnız başa çıkamaz”
Gambiya Dışişleri Bakanı Tangara ise ülkesinin, iklim değişikliğiyle mücadeledeki kararlılığını vurgulayarak, konferanslarda verilen sözler ve hedeflerin gerçek hayata geçirilmesindeki aksaklıklara dikkati çekti.
Tangara, “Bağışçı yorgunluğundan bahsediyoruz ama yemin yorgunluğundan bahsetmiyoruz.” ifadesiyle konferansların oluşturduğu motivasyon ortamından etkilenip gerçek hayata geçirilmeyecek sözler verilmemesi gerektiğini söyledi.
Ülkelerin iklim değişikliğiyle mücadelede kendi politikalarının ve projelerinin oluşturmasının önemine işaret eden Tangara, “Başkalarının gelişim modellerini takip edersen her zaman geride kalırsın çünkü birini takip eden, hep onun arkasında kalır. Sürücü koltuğuna oturup, kendi çabalarınla ilerlemelisin.” diye konuştu.
Tangara, konuşmasını, “İklim değişikliği sorunuyla hiçbir ülke yalnız başa çıkamaz.” ifadesiyle sonlandırdı.
“Daha az kirletiyoruz ama ödediğimiz bedel daha fazla”
Madagaskar Dışişleri Bakanı Rasata da ülkesinin iklim değişikliği sebebiyle risk yaşayan ulusların başında yer aldığını aktardı.
Küresel ekosistemin yüzde 5’ini oluşturan Madagaskar’ın, koruma altına alınması gereken bir “hazine” olduğunu kaydeden Rasata, dört bir yanı denizlerle çevrili bu ülkenin iklim değişikliği ile savaşması için özel önlemler alınması gerektiğinin altını çizdi.
Rasata, Madagaskar’ın her yıl ilkim değişikliği ile mücadele kapsamında 400 milyon dolar kaybettiğini ifade ederek, ülkesinin bu mücadelede uluslararası ortaklarla işbirliği yapmasının önemine değindi.
Madagaskar’ın, küresel ısınmaya ve çevre kirliliğine katkısının, iklim değişikliğinden etkilenmesinden çok daha az olduğunu savunan Rasata, “Daha az kirletiyoruz ama ödediğimiz bedel daha fazla.” dedi.
Gelecek nesillere daha yaşanabilir bir alan bırakmak için gereken önlemlerin alınmasının önemini vurgulayan Rasata, “Ofislerimizde belge imzalamaktan fazlasını yapmalıyız.” ifadesini kullandı.
Rasata konuşmasını, “Gambiyalı mevkidaşımın dediği gibi (iklim değişikliği ile mücadelede) birlik olmalıyız.” ifadesiyle sonlandırdı.
]]>Devjee, Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu (ADF) 2024’te, AA muhabirinin sorularını yanıtladı.
Güney Afrikalı Devjee, ülkesinin Uluslararası Adalet Divanına (UAD) yaptığı başvuruya ilişkin, Güney Afrika’nın dış politikasının insan hakları, adalet ve özgürlüğe dayalı olduğunun anlaşılmasının önemli olduğu vurguladı.
Devjee, Güney Afrika, Gazze ve Filistin’de olanları değerlendirdiğinde, “Ülkemizde, Güney Afrika’da benzer baskı, adaletsizlik ve ‘apartheid’ı tecrübe ettik. Aslında Filistin’i, işgal altındaki Filistin’i ziyaret eden Güney Afrikalı liderlerin çoğu Gazze’de gördüklerinin Güney Afrika’da yaşananlardan 10 kat daha kötü olduğunu belirtti. Uluslararası Adalet Divanına yapılan başvuru da buna dayanıyor. Adalet, özgürlük, Gazze ve Filistin’deki baskının son bulmasını istiyoruz.” ifadelerini kullandı.
Bu nedenle İsrail’e karşı bir tavsiye ve yargıda bulunulması için başvuruyu mahkemeye taşıdıklarını kaydeden Devjee, “Çünkü İsrail’in apartheid uyguladığına, Filistinlilere karşı soykırım yaptığına inanıyoruz. Bu tolere edilemez. Bu (mahkeme) adaletsizlik duygusuyla bu ortaya çıktı. Güney Afrika hükümeti, bu soykırımı sonlandırmak için başvuruda bulundu.” dedi.
Devjee, UAD’ye başvurusunun ardından Güney Afrika hükümeti üzerinde davadan vazgeçmesi için çok fazla baskı olduğunu belirterek, “Aslında birçok ülke, Güney Afrika’nın UAD’de bir davası olduğuna inanmadı ancak UAD’nin Güney Afrika lehine bir karar almasıyla herkes bunun çok ciddi bir dava olduğunu fark etmeye başladı.” ifadesini kullandı.
İsrail’e silah satan ülkeler UAD kararının “soykırım” olmasından korkuyor
Birçok ülkenin İsrail’e silah satışını durduğuna dikkati çeken Devjee, bu ülkelerin, mahkemenin “İsrail soykırım yapıyor” kararı vermesinden, buna dahil edilmekten ve soykırımın suç ortağı olmaktan korktuklarını söyledi.
Devjee, bunun Gazze’de şu anda olanları insanların nasıl gördüğü üzerinde büyük bir etkisi olduğunu vurgulayarak, “Bir değişim var. Artık kesinlikle biliyoruz ki Batılı ülkeler bize gelip insan hakları, baskı ve özgürlük hakkında konuşamaz. Çünkü o haklarını bu şekilde davranarak kaybettiler, İsrail’i desteklediler ve Filistinlilerin soykırımının suç ortağı oldular.” diye konuştu.
Bu davanın Gazze ve Filistin’e etkisine ilişkin Devjee, “küresel güney” olarak adlandırılan ülkelerin daha fazla sosyal dayanışmada bulunduğu bir döneme girildiğini ifade etti.
Devjee, “Avrupa, Amerika değil. Latin Amerika, Güney Amerika, Afrika ve Orta Doğu’daki ülkeler bir araya gelerek her ülkeye eşit şekilde davranılan yeni bir uluslararası düzen ve kurallar istiyor” dedi.
“Soykırım ve baskı yapan bir ülkenin ceza almadan kurtulmasına izin veremezsiniz”
Herhangi bir ülkenin adaletsizlik ya da hata yapması durumunda hesap vermesi gerektiğini dile getiren Devjee, “Bu nedenle Güney Afrika, UAD’ye gitti. Soykırım ve baskı yapan bir ülkenin ceza almadan kurtulmasına izin veremezsiniz. Daha fazla ülke Gazze ve Filistin’de olanları; İsrail, ABD ve İngiltere’nin oynadığı rolü anlamaya başladıkça, daha fazlası yeni bir dünya düzenine ve ülkeler arasında yeni bir dayanışmaya ihtiyaç olduğunu fark edecek.” diye konuştu.
Gazze ve Filistin ADF’nin merkezinde
ADF’deki panellerin çok ilginç olduğunu kaydeden Devjee, Gazze ve Filistin meselesinin ADF’deki etkinliklerin merkezinde yer aldığını dile getirdi.
Devjee, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın konuşmasının da çok önemli olduğuna işaret ederek, “Çünkü (Erdoğan) Gazze ve Filistin’in uluslararası politikaya ve düzene ne nasıl baktığımızı yeniden tanımladığından, uluslararası örgütlerin Gazze, Filistin ya da başka bir yerde herhangi bir çözüm sağlamaktaki rolünden bahsetti.” diye konuştu.
Masum insanlara sürekli baskı yapılamayacağını ve öldürülemeyeceklerini aktaran Devjee, “Bu durmalı ve Antalya’daki gibi bir forum farklı grupları ve insanları bir araya getirerek tartışma ortamı sağlıyor, bu çok önemli. Ne olduğuna dair tartışmalara ve bir anlayışa ihtiyaç var.” dedi.
]]>Szijjarto, Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu (ADF) 2024’te, AA muhabirinin sorularını yanıtladı.
ADF’ye ilk kez iştirak ettiğini ancak buraya daha önce katılan mevkidaşlarından övgü dolu sözler duyduğunu dile getiren Szijjarto, “Bu Batı Avrupa’nın olmadığı bir BM Genel Kurulu gibi.” dedi.
Szijjarto, tüm kıtalardan çok sayıda ülke temsilcisinin katıldığı ADF’nin etkili şekilde ikili görüşmeler yapma imkanı tanıdığını vurgulayarak, “Dünyayla buluşmak için tüm dünyayı dolaşmak zorunda kalmıyoruz.” ifadesini kullandı.
Avrupa dış politikasının Ukrayna’daki savaşa “indirgenmiş durumda” olması nedeniyle bugünlerde özellikle Avrupa’da dünya diplomasisinin olumsuz bir terim haline geldiğini dile getiren Szijjarto, “Avrupa kıtasında bir savaş psikolojisi var. Bu tartışmalarda diplomasiden, barıştan bahsettiğinizde ya (Rusya Devlet Başkanı Vladimir) Putin’in ajanı, Rusların dostu ya da Kremlin’in propagandacısı olarak görülüyorsunuz.” değerlendirmesinde bulundu.
Bakan Szijjarto, ADF gibi etkinliklerin diplomasinin “yeniden doğmasına” yardımcı olacağını umuyor
Szijjarto, Ukrayna’daki savaşın komşusu olarak diplomasinin “yeniden doğmasına” özellikle ilgi duyduklarını, ADF gibi etkinliklerin bu konuda yardımcı olacağını umduklarını kaydetti.
Türkiye ile Macaristan arasında saygı ve güvene dayanan bir ilişkinin bulunduğunu belirten Szijjarto, saygının uluslararası politikada temel eksiklik olduğunu ifade etti.
Szijjarto, 2023’te iki ülke arasında 4 milyar dolarlık ticaret hacmi rekoru kırıldığını hatırlatarak, geçen sene imzalanan doğal gaz sevkiyatına ilişkin anlaşmaya dair, bu yılın ikinci çeyreğinde Macaristan’ın, Türkiye’nin gaz ihraç ettiği komşusu olmayan ilk ülke olacağını söyledi.
Bakan ayrıca iki ülke arasındaki uçuşların sıklaştırılması için de çalıştıklarını belirtti.
“Hem AB hem de NATO’da, bulunduğumuz tüm örgütlerde genişleme yanlısı bir ülkeyiz”
Macaristan Ulusal Meclisinin, İsveç’in NATO’ya katılmasına ilişkin anlaşmayı onaylaması hakkında Szijjarto, İsveç ve Macaristan arasında güven eksikliği olduğunu ve bunun da İsveçli politikacılar tarafından yaratıldığını ancak görüşmelerin ardından kaybolan güven ortamının tekrar tesis edildiğini kaydetti.
Szijjarto, “Biliyorsunuz hem AB hem de NATO’da, bulunduğumuz tüm örgütlerde genişleme yanlısı bir ülkeyiz. Ne kadar çok olursak o kadar güçlü olacağımıza inanıyoruz. Bu durumda jeopolitik perspektiften bakıldığında, İsveç katılmak istiyorsa katılmalarına izin vermemiz gerektiği açıktı.” diye konuştu.
“Güçlü Amerikan liderliği yoksa büyük güvenlik krizlerinin üstesinden gelinemez”
Bakan Szijjarto, Ukrayna’daki savaşa ve Gazze’deki duruma ilişkin şunları kaydetti:
“Güçlü Amerikan liderliği yoksa büyük güvenlik krizlerinin üstesinden gelinemez. Eminim ki Başkan (Donald) Trump 2020’de tekrar seçilmiş olsaydı, güvenlikle ilgili her iki kriz de çoktan çözülmüş olurdu. Dolayısıyla Ukrayna açısından bakıldığında Başkan Trump’ın barışı sağlayabileceğini düşünüyoruz. Ayrıca birkaç yıl önce “Abraham Anlaşmaları” adlı girişimiyle oldukça başarılı olduğu gibi Orta Doğu’daki güvenlik durumunun iyileştirilmesine de katkıda bulunabileceğini düşünüyorum. Dolayısıyla bizim için en önemli şey, bu çatışmanın diğer ülkelere de yayılmasından kaçınılması gerektiğidir.”
Szijjarto, Gazze’deki “çatışmanın” diğer ülkelere sıçraması durumunda bunun bölgesel bir savaşla sonuçlanacağını savundu.
]]>Gezeravcı, Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te gerçekleştirilen “Gençlik Paneli”nde yaptığı konuşmada, uzaya çıkma başarısının kendisine değil Türkiye Cumhuriyeti’ne ait olduğunu söyledi.
Fırlatma aşamasında bir korku ya da heyecan hissetmediğini ifade eden Gezeravcı, o süreçte heyecanlanması gereken son kişi olduğunu, görevini en iyi şekilde yapmayı düşündüğünü dile getirdi.
Gezeravcı, görevi bittikten sonra okullarda çocuklarla buluştuğunda onların kendisi için yaptıkları uzay resimlerini görünce ya da panellerde gençlerle bir araya gelince heyecanlandığını belirterek, “Ülkemizin 100. yılında koyulmuş bu kadar önemli bir hedef için bütün gerekliliği sağlayıp sağlamadığım noktasında başvuru sürecinde astronotların biyografilerini inceledim, açıklamalarını okudum. Bir defa başvurduktan sonra bu işin dönüşü yoktu. Yapabileceğime inandım ve başvurdum.” dedi.
Uzay turizminin bu alanda yatırım yapan şirketlerin en önemli hedeflerinden olduğuna dikkati çeken Gezeravcı, bir insanın turist modunda oraya gidip gelmesini sağlayacak hava taşıtlarının yapılması gerektiğini söyledi.
Gezeravcı, son yıllarda uzay diplomasisinin tartışıldığını, uzaya “turist” adı altında erişimin sağlanması için bazı yasal gerekliliklerin temin edilmesi gerektiğini vurguladı.
“Bu, bir hikayenin başlangıç noktasıydı”
Türkiye’nin uzaya kendi insanını gönderen 22’nci ülke olduğu bilgisini veren Gezeravcı, “Uzay ekosistemindeki döngünün içerisinde yer alabilecek çalışmalara bu kadar hızlı giren başka bir ülke yok. Geç başladık ama bundan sonraki süreçte aynı gecikme yaşanmayacak. Devletimizin bu konudaki iradesi de sağlam.” diye konuştu.
Türkiye’nin insanlı uzay misyonunun bir defaya mahsus olmadığına işaret eden Gezeravcı, “Bu, bir hikayenin başlangıç noktasıydı. Surda bir delik açtık. Devletimizin kararlılığı ile devamı gelecek.” ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yaptığı resmi açıklamaya kadar ailesinin uzaya gideceğinden haberinin olmadığını anlatan Gezeravcı, şöyle konuştu:
“Mülakat sürecinde bu sürecin gizli olduğu söylenmişti. Asker olduğum için benim için gizlilik anne ve babamdan bile gizlemek anlamına geliyor. Resmi açıklama yapılmadan önce ABD’ye eğitime gittim. Aileme farklı bir görev gerekçesiyle gittiğimi beyan ettim. Ailem, bana F-16 pilotu olduğum için bu memleketin yetiştirdiği bir kişi olarak kendi evlatları gözüyle değil memlekete borcunu ödemesi gereken bir evlat olarak bakıyorlardı. Açıklama yapıldıktan sonra yine aynı gözle baktılar ve beni hep desteklediler. Tabii anne yüreği yufkadır. Fırlatma günü annemin gözlerindeki yaştan ve yüzündeki ifadede endişeyi gördüm. Kendilerine aldığım eğitimler dolayısıyla görevi başaracağımı, gönüllerinin ferah olmasını hep söyledim. Bir roket içinde değil bisiklete binerken de mukadderatınız gelmişse her şey olabilir. Kadere inanan insanlarız. Helalleştik.”
“Ülkemizde çocukların ihtiyaç duyduğu öz güven için eşik noktasıydı”
Bir çocuğun mesajla gönderdiği “Uzayda denizyıldızı gördünüz mü?” sorusu üzerine Gezeravcı, şunları kaydetti:
“Yıldızın her çeşidini gördük ama denizyıldızının ayrımını yapamadık. Biraz daha çalışmam gerekecek. Türk pratik zekası ile gurur duyuyorum. Genç yaşta kardeşlerimizden gelen sorular hayran bırakıyor. Ülkemizde çocukların ihtiyaç duyduğu öz güven için eşik noktasıydı bu. Bana ’70 yıldır birçok milletin yaptığından neyi farklı yaptın?’ diye soruyorlar. Farklı işler yaptık ama aynısını da yapabilirdik. Milyarlarca insan sokakta her gün rutin olarak yürüyor ama bir anne ve baba için çocuğunun ilk adımı hiç unutulmuyor. Benim attığım adım da bu ülkenin çocuğunun ilk adımıydı. Başlangıçtı.”
Panele katılan Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Burak Akçapar da Alper Gezeravcı’nın birçok kişinin çocukluk hayalini gerçekleştirdiğini söyledi.
Uzay teknolojilerinin haberleşmeden istihbarata, savunmadan doğal afetlerle mücadeleye kadar birçok kritik noktada kullanıldığına işaret eden Akçapar, “Bunlardan geri kalırsanız küresel ortamda geri kalıyorsunuz. Uzay programında bu kadar hızlı yol alıyor olmamız çok önemli. Uluslararası mücadelede Türkiye’nin hak ettiği yeri alabilmesi için artık yeryüzünde değil gökyüzünde de güçlü bir mevcudiyet sergilememiz gerekiyor. Bu nedenle uzay programımız çok önemli.” diye konuştu.
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te, moderatörlüğünü Avrupa Komşuluk Konseyi Direktörü Samuel Doveri Vesterbye’nin üstlendiği panele Tacikistan Dışişleri Bakanı Sirojiddin Muhriddin, Asya’da İşbirliği ve Güven Artırıcı Önlemler Konferansı (CICA) Genel Sekreteri Kayrat Sarybay, Ekonomik İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri Khusrav Noziri, Azerbaycan Cumhurbaşkanı Özel Görevler Temsilcisi Elçin Emirbeyov konuşmacı olarak yer aldı.
Muhriddin, “ortak evimiz” diye nitelendirdiği Avrasya’da büyük ölçekli ve karşılıklı fayda sağlayacak projeler geliştirildiğini belirterek, Orta Asya’daki liderlerin bu alandaki siyasi iradelerinin önemini vurguladı.
Bölgede büyük altyapı ve ulaşımı destekleyecek projeler tasarlandığını söyleyen Muhriddin, bu alandaki çalışmaların Avrasya’yı “transit bölgesine dönüştürmeyi” amaçladığını ve bu doğrultuda uluslararası ticaretin kesiştiği rotalar hedeflendiğini anlattı.
Muhriddin, “transit ülke potansiyeline sahip” Tacikistan’ın yüzde 93’ünün dağlarla çevrili olduğunu, ulaşımın Tacikistan için çok önemli olduğunu dile getirdi.
Hidroelektrik santrallerinin faydasına da değinen Muhriddin, “Su, devletler arası işbirliğinde önemli rol oynuyor. Yeşil enerjide benim ülkem dünya şampiyonu” diyerek, elektriğin yüzde 90’ından fazlasının üretimini hidroelektrik santrallerle gerçekleştirdiklerini kaydetti.
“Bazı konuları masada tartışmak, cephede tartışmaktan daha kolay”
CICA Genel Sekreteri Sarybay, CICA’nın kurulduğu dönemde, Asya’da “aynı örtünün altında uyuyan ancak farklı rüyalar gören ülkeler” için güven oluşturma hedefi gözettiğini bildirdi.
İlerleyen süreçte, paydaşların diyaloğa girebilmesi ve sorunların üstesinden gelebilmesi için CICA’nın bazı araçlar geliştirdiğini kaydeden Sarybay, “Bazı konuları masada tartışmak, cephede tartışmaktan daha kolay.” diye konuştu.
Üye ülkelerin CICA oluşumunu sürdürmek istediğini, ana rollerinin ise üye ülkeler arasında güvenlik alanında bir platform oluşturmak olduğunu söyleyen Sarybay, “Bazı yerlerde ‘Asya baskısını’ oluşturabiliyoruz, bazı anlaşmazlıkların olduğu yerde sağduyuya başvuruyoruz. Burada oy birliğine ulaşmak önemli. CICA’da uygulama süreci gönüllülük esasına dayanıyor.” ifadelerini kullandı.
Asya’nın farklı bölgelerinde kolluk kuvvetlerinin kullanabileceği metotları, uyuşturucu kaçakçılığı ve organize suç konusunda yapabileceklerini ele aldıklarını aktaran Sarybay, CICA üyesi ülkelerin 2021’de “güvenlik oluşturma kataloğunu” basabildiğini anımsattı.
“Bölgeler arası ticaret bizi memnun eden noktada değil”
Ekonomik İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri Khusrav Noziri ise “bölgenin en eskisi” şeklinde nitelediği teşkilatın, “kendi işbirliği ve ortaklık dokusunu yayarak” tüm Orta Asya ülkelerine kapılarını açtığını belirtti.
Noziri, halihazırda 10 üyeli teşkilatın, 8 milyon metrekarelik alanda, yarım milyarlık nüfusu etkilediğini ve dünya ticaretine katkısının 1 trilyon doları aştığını söyleyerek, üye ülkeler arası ekonomik işbirliği, karşılıklı menfaatlerin korunması ve ekonomik entegrasyonun teşvikini hedeflediğini ifade etti.
Bölgeler arası ticaretin kendilerini memnun eden noktada olmadığını vurgulayan Noziri, bunun artırılması ve giderek ayrışan dünya koşullarında, teşkilatın önceliklerini adapte ederek bölgesel refah ve kalkınmayı artırmak için çalıştıklarını bildirdi.
“Karadeniz Denizaltı Elektrik Kablosu” projesi
Azerbaycan Cumhurbaşkanı Özel Görevler Temsilcisi Emirbeyov, bölgesel işbirliği girişimlerinin Avrasya’da etkileşimi artırmayı hedeflediğini ve yerelden bölgesele, bölgeselden küresele doğru ilerlemeye çalıştığını anlattı.
Ülkesi Azerbaycan’ın Avrasya açısından önemli bir noktada yer aldığına dikkati çeken Emirbeyov, enerji ve ulaştırma projelerinin, Avrupa ve bölgedeki ülkelerin hassasiyetleri göz önünde bulundurularak gerçekleştirildiğini belirtti.
Emirbeyov, çabaları ileri götürecek ortak hedefleri ve gündemleri olmasının önemini vurgulayarak, “Avrasya bağlamında ulaşım, bağlanabilirlik, ticaretin kolaylaştırılması, iklim değişikliği, terörizm ve siber güvenlik gibi asimetrik tehditlere karşı bir arada durmalıyız.” dedi.
Etnik kökenden bağımsız olarak esnek hareket edilmesi ve yeni jeopolitik gerçekliklere hızlı ayak uydurabilmesi ihtiyacının altını çizen Emirbeyov, Güney Kafkaslar’ın, Doğu ile Batı arasındaki ticaretin açılımında daha makul ve canlı bir seçenek olduğunun yadsınamayacağını savundu.
Emirbeyov, bu konuda örnek olarak gösterdiği “Karadeniz Denizaltı Elektrik Kablosu” projesinde Romanya, Macaristan, Gürcistan, Türkiye ve Azerbaycan’ın birlikte çalışacağını ve bu projeyle Güneydoğu Avrupa ile Güney Kafkaslar’ın birbirine bağlanacağını belirtti.
Ulaşım etkileşimi ve bağlanabilirliğin “barışı sağlama ve güven oluşturma rolü oynayabileceğini” kaydeden Emirbeyov, “Aynı zamanda bölgeleri ekonomik izolasyondan da kurtarır. Rusya, Türkiye ve İran gibi başka ülkelere açılımı da sağlar, Avrupa’ya gidiş de kolaylaşır. Azerbaycan özelinde son 30 yıldır gerçekleştirmeye çalıştığımız birtakım çalışmaların parçası.” şeklinde konuştu.
]]>Cumhurbaşkanı Erdoğan, Antalya Şehir Hastanesi ve Bağlantı Yolları Açılış Töreni’nde bir konuşma yaptı.
Türkiye’nin sağlık alanında gerçekleştirdiği atılımların sembolü olarak gördüğü şehir hastanelerinden birinin daha hizmete açmak üzere Antalya’da olduklarını belirten Erdoğan, en ileri tıp teknolojileriyle donatılan Antalya Şehir Hastanesinin 1500 yatak kapasitesiyle en değerli turizm ve üretim markalarından biri olan kente önemli bir katkı sağlayacağını söyledi.
Açılışı yapılan 5 kilometre uzunluğundaki bağlantı yoluyla da Antalya Şehir Hastanesine ulaşımın en rahat şekilde yapılabilmesine imkan verileceğini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Antalya Şehir Hastanesi ile bağlantı yolunun ülke ve şehre hayırlı olmasını diledi.
Hastanede görev yapacak personellere kolaylıklar dileyen Erdoğan, şöyle devam etti:
“Bu eserleri şehrimize kazandıran bakanlıklarımızı, kurumlarımızı yüklenici firmaları tebrik ediyorum. Hastanemizde dertlerine derman arayacak Antalyalı kardeşlerimize şimdiden Allah’tan şifalar diliyorum. İktidara gelirken milletimize, ülkemizi 4 temel sütun üzerinde yükseltme sözü vermiştik. Bunları da eğitim, sağlık, adalet ve güvenlik olarak sıralamıştık. Ardından bunlara ülkemizin diğer tüm başlıklardaki yatırım eksiklerini de ilave ettik. Altyapısı, sistemi ve insan kaynağıyla bu alanlarda yaptığımız reformlar sayesinde huzurlu ve güvenli bir ülkede yaşıyoruz. Mesela eğitim ve sağlık alanlarının her birinde sayıları yaklaşık 1,2 milyonu bulan personelle vatandaşımıza hizmet veriyoruz.
Sağlıkta, eski Türkiye manzaralarını, yaşı 35-40’ın üzerinde olanlar iyi bilir. Her bakımdan tel tel dökülen hastaneleri hatırlayın. Hastanelerde rehin kalan vatandaşlarımızı hatırlayın. Doktorunu bulmanın ayrı, ilacını temin etmenin ayrı dert olduğu o çarpık sistemi hatırlayın. Sağlam girenin bile hasta çıktığı o köhne düzeni kökten değiştirmek için çok çalıştık. Şehir hastanelerimiz işte bu gayretin bir ürünüdür. Nereden nereye? Bu modelle pek çok farklı teşhis ve tedavi birimini aynı çatı altında buluşturan bir sistem kurduk. Böylece hastası ve hasta yakınıyla vatandaşımızın şehrin bir ucundan diğerine koşturmasının önüne geçtik.”
“Böylesine yeni ve orijinal bir sistemin eksiklikleri, aksaklıkları elbette çıkabilir”
Şehir hastanelerinin sistem olarak Türkiye’ye mahsus ve yeni bir sağlık hizmeti olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Dolayısıyla böylesine yeni ve orijinal bir sistemin eksiklikleri, aksaklıkları elbette çıkabilir. Vatandaşlarımızın bu konudaki kimi serzenişlerinin farkındayız. İnşallah bunları da en kısa sürede gidereceğiz. Şehir hastanelerini, eşi benzeri olmayan birer şifa merkezi olarak milletimizin hizmetine sunmaya devam etmekte kararlıyız.” ifadelerini kullandı.
Vatandaşların eskiden teşhis ve tedavi için yurt dışına gittiğini şimdi ise Türkiye’nin hemen hemen tüm branşlarda dünyanın önde gelen sağlık merkezlerinden biri haline geldiğini söyleyen Erdoğan, şöyle devam etti:
“Kanuni ne diyor? ‘Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi, olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.’ Bu yola böyle koyulduk. Yani Kanuni devleti yok farz ederek, ‘devlet feda olsun ama insanımızın yeter ki sağlığını, sağlık sorununu halledelim.’ demiş. Bu gelişme kendi kendine olmadı. Arkasında çok büyük bir mücadelenin, emeğin, kaynağın yattığı bu iftihar tablosunun kıymetini iyi bilmeliyiz. Hamdolsun milletimiz, Türkiye’nin nereden nereye geldiğini gayet iyi biliyor ve hayır duasını her fırsatta ifade ediyorum.
Şu anda biz Antalya’dayız. 31 Mart’ta Antalya bir karar verecek. Neyin kararını verecek? ‘Durmak yok, artık yeter.’ diyecek. ‘Yeni bir adım atalım.’ diyecek ve bu yeni adımda evet birilerinin dediği gibi herkesin başkanı. ‘Herkesin başkanı’ ne yaptı Antalya’da? Hiçbir şey yok, tabelalarda ‘herkesin başkanı’ ifadesi kusura bakmayın bunlar yalan ifadeler, çarpık ifadeler, dürüst olmayan ifadeler. Biz bütün yatırımları 21 yılda, Türkiye’nin bir başından bir başına nasıl yaptığımızı artık herkes biliyor.”
“Hayırlı projeleri takdir etmek kimseyi küçültmez”
Antalya’nın bir turizm kenti olarak doğru dürüst havalimanı, terminalleri yokken AK Parti iktidarıyla terminal binalarından pistlerine, uçak seferlerine varıncaya kadar hepsinin bir başka olduğunu ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, hayatlarında ülkeye eser kazandırmamış, millete hizmet etmemiş olanların bu tür yatırımları, değersizleştirmeye çalıştıklarını söyledi.
Sağlıkta, ulaştırmada, enerjide savunma sanayinde, turizmde ve diğer alanlarda hayata geçirilen hayırlı projeleri takdir etmenin kimseyi küçültmeyeceğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ama bugün eğer Türkiye 60 milyon turiste yürüyorsa ve 60 milyon turiste yürürken sadece turizm gelirleriyle bir patlamayı yaşıyorsa işte bu atılan adımların neticesidir. Güzel işleri takdir etmek erdem işaretidir. Türkiye’nin avantajı geçmişte sağlam ve işler bir altyapısı olmadığı için ihtiyaçlarını en son teknolojiye ve sisteme dayalı olarak karşılama imkanına sahip olmasıdır. Hastanelerimiz kadar modern, okullarımız kadar yeni, yollarımız kadar konforlu, havalimanlarımız kadar ferah eserleri dünyada zor bulursunuz.” diye konuştu.
Merhum gazeteci Savaş Ay’ın programlarını anımsatan Erdoğan, şunları kaydetti:
“Bir de buna genç, eğitimli, kabiliyetli, çalışkan ve üretken nüfusumuzu eklediğinizde ortaya bambaşka bir tablo çıkıyor. Gelişmiş ülkelerin 50 yıl, 100 yıl, 150 yıl önce tamamladıkları altyapıyı biz büyük ölçüde son çeyrek asırda kurarak onlarla rekabet edebilir hale geldik. Küresel krizlere rağmen ülkemizin rekor büyüme oranlarıyla yoluna devam etmesinde bu gerçeğin çok büyük etkisi vardır. Cumhuriyetimizin ikinci asrına armağanımız olan Türkiye Yüzyılı vizyonuyla daha büyük hedeflere yöneldik. Artık amacımız gelişmiş ülkelere yetişmek değil, onların en ön sıralarındaki yerimizi almaktır. Gençlerimize, siyasetiyle, ekonomisiyle, savunmasıyla her alanda iftihar edeceğimiz bir ülke bırakmak istiyoruz. Bunun için de gece gündüz çalışıyoruz. Hizmete açtığımız her yeni yatırımı bu yolda atılmış yeni bir adım olarak görüyoruz. Antalya Şehir Hastanemizin sadece Antalya’ya değil, çünkü Antalya bir turizm kenti olduğuna göre buraya yurt dışından turistler tedaviye gelecektir. Hayırlı olmasını diliyorum.”
Törenden notlar
Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasının ardından beraberindeki heyet ve sağlık çalışanları ile birlikte Antalya Şehir Hastanesinin açılış kurdelesini kesti.
Açılış törenine, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Türk Devletleri Teşkilatı Aksakallar Konseyi Başkanı Binali Yıldırım, AK Parti ve MHP milletvekilleri ile Cumhur İttifakı Antalya Büyükşehir Belediye Başkan adayı Hakan Tütüncü de katıldı.
Törende, Antalya Şehir Hastanesi’nin tanıtım filmi gösterildi.
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te moderatörlüğünü gazeteci Melinda Nucifora’nın üstlendiği “ADF Round”a Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Irak Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin, Ermenistan Dışişleri Bakanı Ararat Mirzoyan, Cibuti Dışişleri Bakanı Mahmud Ali Yusuf, Ruanda Dışişleri Bakanı Vincent Biruta, Macaristan Ulusal Ekonomi Bakanı Marton Nagy, Türk Yatırım Fonu Başkanı Baghdad Amreyev, Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü Genel Direktörü Daren Tang, Avrupa Birliği Körfez Bölgesi Özel Temsilcisi Luigi Di Maio, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, Almanya Dış Ticaret ve Ekonomik Kalkınma Birliği (BWA) Yönetim Kurulu Başkanı Michael Schumann ve Hepsiburada Yönetim Kurulu Başkanı Hanzade Doğan Boyner katıldı.
Irak Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Hüseyin, Irak’ın da diğer ülkelerde olduğu gibi dünyanın geri kalanına bağlantılı olduğunu belirterek, şunları söyledi:
“Irak, aynı zamanda pek çok savaş nedeniyle izole kalmış bir ülke. 2005’ten itibaren Irak’ı çeşitli düzeylerde, özellikle diplomatik ve ekonomik bağlar açısından dünyanın geri kalanıyla daha irtibatlı hale getirmeye çalışmaya başladık. Hala ekonomimizi düzlüğe çıkarmaya çalışıyoruz çünkü ekonomimiz bu savaşlar nedeniyle mahvolmuş durumdaydı. Yaptırımların da etkisi vardı. O yüzden de yeniden yapılanma sürecinde ekonomimiz teknolojiden ve inovasyondan yararlanmak durumundaydı.”
Kovid-19 döneminde ve Rusya-Ukrayna Savaşı’yla petrol fiyatlarında yaşanan düşüşten de oldukça etkilendiklerini anlatan Hüseyin, “Diğer ülkelerle irtibatımız da bundan büyük darbe aldı ve ülkenin ekonomisinin güvence altına alınması konusunda sorunlar yaşadık çünkü büyük oranda petrole bağlı bir ülkeyiz. Ekonomisi petrole bağlı olan bir ülkeyiz.” diye konuştu.
Hüseyin, şu anda bunu çeşitlendirmeye çalıştıklarını belirterek, “Yakında sadece petrol değil doğal gaz ülkesi haline de geleceğimizi düşünüyoruz. Bunu yapabilmemiz için de tabii ki diğer ülkelerle bağlantımızın olması gerekiyor. Sonuç olarak her ülkenin dış dünyayla bağlantılı olması gerekiyor fakat bizler komşu ülkelerimize büyük oranda bağımlı durumdayız.” ifadelerini kullandı.
“Ermenistan, denize kıyısı olmayan bir ülke”
Ermenistan Dışişleri Bakanı Ararat Mirzoyan, uluslararası ticaret için insanların birbirleriyle irtibatının artması gerektiğini, kültür olarak birbirine yakınlaşılması gerektiğini vurgulayarak, “Ermenistan, denize kıyısı olmayan bir ülke, o yüzden de Ermeniler olarak uluslararası ticaretin tabii ki bir parçası olmamız gerektiğinin elzem olduğunu biliyoruz. Sadece denize kıyısı olmayan bir ülke değiliz, aynı zamanda sadece iki sınırımız açık yani diğer iki komşumuzla sınırlarımız 30 yılı aşkın süredir kapalı durumda.” şeklinde konuştu.
Sınır kapılarının açılmasının sadece ekonomik açıdan değil siyasi açıdan da faydalı olacağının altını çizen Mirzoyan, sözlerini şöyle tamamladı:
“Diğer ülkelerle bağlantı kurduğunuzda sadece ekonominize katkı sağlamıyorsunuz, birbirinize bağımlı hale gelme imkanı da sağlıyor ve bunun barışın tesis edilmesi anlamında da olumlu etkileri oluyor. Biz, bunu bölgemizde yaşayarak gördük, o yüzden de geçiş noktalarının açılması, ticaretin kolaylaştırılması anlamında çeşitli inisiyatifler aldık ve bunun da barışa katkısının olduğunu gördük.”
“Sahra Altı ülkelerde çok kırılgan ekonomisi olanlar var”
Cibuti Dışişleri Bakanı Yusuf, Afrika’nın bu konularda bazen eğilimin farklı ilerlediği bir kıta olabildiğinin altını çizerek, şunları söyledi:
“Şu anda Kızıldeniz’de olanlarla ilgili şunu söyleyebilirim, buradaki deniz trafiği oldukça fazla ve Avrupa’nın dış ticaretinin yüzde 40’ı buradan geçiyor. Kasımda buna yönelik sorunlar ortaya çıktığında ve trafik aksamaya başladığında ilk haftanın etkileri inanılmaz oldu. Buradan geçen gemilerin yüzde 50’si artık geçemez oldu o dönemde ve ticaret hacminin yüzde 40’ı bu işten etkilendi.”
Farklı yöntemlerden yararlanılarak bu tür sorunlara karşı dayanıklı hale gelmenin önemini vurgulayan Yusuf, şunları kaydetti:
“Jeopolitik gerilimlerin küresel ekonomiye etkilerinin olduğunu görüyoruz. Sahra Altı ülkelerde çok kırılgan ekonomisi olanlar var. O yüzden de ulaşım maliyetlerinin bu şekilde artmasının çok önemli sonuçları beraberinde getirebileceği ülkeler var. Aden Körfezi’nde, Kızıldeniz’de ve Süveyş Kanalı’ndaki bu tür aksaklıklar, küresel büyüme oranlarına da yansıyacaktır. Bu tür konulara yönelik yenilikçi çözümler bulunması lazım. Yemen’i bombalamak, bu anlamda bir çözüm değil kesinlikle.”
“Artık ülkeler izole bir şekilde mevcudiyetlerini sürdüremiyor”
Ruanda Dışişleri Bakanı Biruta, küreselleşme, teknolojik gelişmeler ve ekonomik entegrasyonun kolektif geleceği şekillendiren faktörler olduğunu belirterek, “Uluslararası ticaret, aslında dünya ekonomisine can veren bir şey. Mal, hizmet ve fikirlerin sınırları aşarak ticareti hem yenilikçiliği hem de küresel anlamda refahı teşvik ediyor. Uluslararası ticaretin kalbinde de tabii ki bağlılık var.” değerlendirmesinde bulundu.
Dijitalleşen dünyanın dijital olarak da anında iletişim kurabilme ve kıtalar arasında doğrudan hızlı şekilde bilgi alışverişi anlamına geldiğini anlatan Biruta, “Tabii bağlılık, birbirine bağımlılığı da yanında getiriyor. Artık ülkeler, izole şekilde mevcudiyetlerini sürdüremiyor.” dedi.
“Devletlerin teşvik etmesi gerekiyor”
Macaristan Ulusal Ekonomi Bakanı Nagy, Batı dünyası ve Avrupa Birliği’nin (AB) daha önce ticaret ve rekabet anlamında üstünlüğe sahip olduğunu kaydederek, “Fakat şu anda özellikle Avrupa, bunu kaybetmiş durumda. Artık bu yeni sektörlerde bayağı geride kaldık. Mesela 5G, robotik, yapay zeka, elektrikli araçlar vesaire gibi birçok sektörde gerideyiz.” ifadelerini kullandı.
Gelecek 5 yılda ABD ve Çin’in, Avrupa’ya kıyasla gayrisafi milli hasılalarının yüzde 20 daha fazlasını bu teknolojilere ayıracağını belirten Nagy, bunun “Avrupa için intihar” demek olduğunu söyledi.
Nagy, teknolojik yatırımların çok pahalı olduğunu dile getirerek, “Devletlerin bunu teşvik etmesi gerekiyor çünkü hem tüketici hem de üretici için bunlar çok pahalı. Bir süre sonra bunun faydalarını görmeye başlayacağız.” dedi.
“İnsanlara destek olmamız ve yaratıcılığı desteklememiz gerekiyor”
Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü Genel Direktörü Tang, fikri mülkiyetin inovasyon, teknoloji, dijitalleşme ve girişimciliği hızlandırdığını belirterek, “Şirketler ve ülkeler yenilikler yaptıkça ve dijitalleştikçe değer yaratmada patentler, ticari markalar, markalar, tasarımlar, teknik bilgi ve veriler gibi maddi olmayan varlıklara doğru dramatik bir geçiş görüyoruz. Bugün küresel şirketlerin elinde yaklaşık 70 trilyon dolar değerinde soyut varlıkları var.” dedi.
Fikri mülkiyet başvurularında ciddi bir coğrafi değişimin söz konusu olduğunu vurgulayan Tang, “Türkiye fikri mülkiyet başvuruları, şu anda dünyanın 3. en büyük tasarım başvuru sahibi ve 4. en büyük ticari marka başvuru sahibi konumunda. Yani fikri mülkiyet, sadece Avrupa ve Kuzey Amerika gibi geleneksel güç odaklarından değil Latin Amerika gibi, Asya gibi ülkelerden geliyor.” ifadelerini kullandı.
Tang, yeni kurulan şirketlerin, KOBİlerin ve gençlerin desteklenmesi gerektiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:
“Bu çelişkili ve çatışmalı dünyada insanların daha önce olduğundan çok daha fazla bir arada olmaya ihtiyacı var. Şimdi bir şeyler icat ettiğiniz zaman bunu belki bireysel olarak yapıyorsunuz ama bundan para kazanmak istediğinizde başka insanlara ihtiyacınız oluyor. Bu anlamda bizlerin de insanlara destek olmamız ve yaratıcılığı desteklememiz gerekiyor.”
“Çok taraflı ilişkilere odaklanmamız gerekiyor”
AB Körfez Bölgesi Özel Temsilcisi Di Maio, artık dünyada iki tip dinamiğin olduğunu belirterek, “Bunlardan biri beklenmedik olaylar. Ukrayna’da olanlar gibi, Kovid-19 gibi. Şimdi de Gazze çatışması var. İkinci dinamik ise ikili bir dönüşüm, dijital ve teknolojik dönüşüm. Şimdi bu iki şey Avrupa’da ham madde ihtiyacını artırıyor, artık 2030’da ham madde ihtiyacımız 4 katına çıkmış olacak.” diye konuştu.
Karar verme mekanizmalarının artık değişmesi gerektiğini söyleyen Di Maio, “İki kutuplu bir dünyadan çok kutuplu bir dünyaya geldiğimiz bu dönemde çok taraflı ilişkilere odaklanmamız gerekiyor.” dedi.
“Ekonomi ve ticari anlaşmalar da ittifaklarda değişikliklere neden olabilir”
Türk Yatırım Fonu Başkanı Amreyev, bağlantısallık ve birbirine bağımlılığın, küresel hale gelmiş dünyanın elzem bir unsuru olduğunun altını çizdi.
Belirsizliğin oluştuğu ortamda ülkelerin birbiriyle işbirliği yapmaları gerektiğini belirten Amreyev, şöyle devam etti:
“Çünkü bunlar ortak sorunlar fakat buna kim öncü olacak? Dünyanın karşı karşıya olduğu sorunlarda kimler öncülük edecek? Çünkü çok taraflı mekanizmalar söz konusu. Küresel kurumlar, bu sorunlarla yeterli şekilde baş edemiyor. O yüzden de ülkeler arasındaki gerginliklerin artması sonucunda bunun örneklerini görüyoruz.”
Amreyev, dünyada bu yıl 64 ülkede seçim olacağını anlatarak, “Bunlar da çeşitli belirsizliklere yol açabilir. Bunlar, küresel piyasalara etki edebilir ve burada değişiklikler olması, ekonomi ve ticari anlaşmalar da ittifaklarda değişikliklere neden olabilir, küresel olarak yapılan işbirliklerine olumsuz etki de edebilir.” ifadelerini kullandı.
“Ticaret, en büyük barış kaynağıdır”
TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu, 1996’da Gümrük Birliği’ne geçişin, Türkiye’yi pozitif etkilediğini söyleyerek, “Bu, esasında şunu göstermektedir: Ticaret zenginleştirir, korumacılık fakirleştirir. Özellikle gelişmekte olan ülkelerin istikrarlı ve refah için ticaretin daha serbest olması şart. Dünyaya entegre olmuş, iş yapma ortamını iyileştirmiş ülkeler, hem daha zengin hem daha huzurlu olacaktır.” diye konuştu.
İki büyük dünya savaşını çıkaran Avrupa ülkelerinin birbirlerine artık düşman olarak değil ticaret partneri gözüyle baktığını dile getiren Hisarcıklıoğlu, “Kurdukları bu ekonomik birlik sayesinde tarihte ilk defa Batı Avrupa, 80 senedir kendi bölgesinde savaş görmüyor çünkü ticaret, en büyük barış kaynağıdır. Ticaret yapan savaşı konuşmaz, birbirine kötü bakmaz.” değerlendirmesinde bulundu.
“Vize işlemlerinin kolaylaştırılması, önemli gündem maddelerinden biri haline getirilmeli”
Almanya Dış Ticaret ve Ekonomik Kalkınma Birliği (BWA) Yönetim Kurulu Başkanı ???????Schumann da böyle bir dönemde barışın en büyük öncelik olması gerektiğine dikkati çekerek, “Çünkü yalnızca çatışmaların önlenmesi, bizi ticaretin artırılması gibi bir yola götürecektir. O yüzden de bu tür sorunlardan kurtulup düzlüğe kavuştuğumuzda da ticaretin kolay hale gelebileceğinden bahsedebileceğiz.” diye konuştu.
Sınır geçişlerinin ve vize işlemlerinin kolaylaştırılmasının ticaretteki yavaşlamanın önüne geçme imkanı sağlayacağını belirten Schumann, şu ifadeleri kullandı:
“Vizelerin kaldırılması konusunda özellikle de iş insanları, yatırımcılar ve akademisyenlerin Almanya’ya gelmesi, daha da kolay hale getirilmeli çünkü Almanya’nın ekonomik olarak büyümesi, milyonlarca Türk’ün katkısı olmadan mümkün olamazdı. Bugün hala Türk girişimciler ve Türk iş insanları, Almanya’da değer yaratılmasına büyük katkı sağlıyor. Vize işlemlerinin kolaylaştırılması, bu anlamda önemli gündem maddelerinden biri haline getirilmeli.”
“Jeopolitik, teknolojik yeniliklerin bazen önüne geçebiliyor”
Hepsiburada Yönetim Kurulu Başkanı Doğan Boyner de yeni dünyada ticaretten bahsederken geleneksel mal ve hizmet ticaretinden daha ziyade yazılım, veri ve teknolojik hizmetler ticaretinden söz etmek gerektiğini vurguladı.
Teknolojinin birçok sorunu çözebileceğini dile getiren Doğan Boyner, şunları kaydetti:
“Jeopolitik, teknolojik yeniliklerin bazen önüne geçebiliyor. Sonuçta teknolojinin ilerlettiği bir küresel büyüme çerçevesinde sürdürülebilir olması ve bütün uluslara fayda sağlayabilmesi için Amerika-Çin blokunun ötesinde bir şey gerekiyor ve ulusların kendi teknolojik stratejilerinin olması gerekiyor, kendi yeniliklerini yapmaları gerekiyor ve işbirliği yapması gerekiyor.”
]]>Hüseyin Baş, İstanbul’un Adalar ilçesini ziyaret etti. Baş’a ziyaretinde, BTP Adalar Belediye Başkan Adayı Serkan Güngör ve BTP İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Cihan Erdoğanyılmaz eşlik etti.
Hüseyin Baş Heybeliada’da esnaf ziyareti yaptı, vatandaşlardan seçimlerde destek istedi. Sıkıntılarını dile getiren esnaf, “Fiyatlar sabit kalsın maaşlar da artmasın, fiyatlar da artmasın. Biz ondan yanayız” dedi. BTP lideri ile karşılaşan bir kadın ise “Sizi çok takdir ediyorum. Atatürkçülüğünüze bayılıyorum ve sizi her yerden takip ediyorum. Başarılar diliyorum” dedi. Bir başka vatandaş ise “Rahmetli babanızı çok dinlerdim, beynime de kalbime de güzel hitap etti” derken bir diğeri de, “Rahmetli babanızı çok beğenirdim Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun. Tam Atatürkçü bir insandı” ifadelerini kullandı.
“İSTANBUL’A DAMGA VURACAĞIZ”
Büyükada’da BTP İstanbul adaylarının tamamının katılımıyla toplantı düzenlendi. İlk konuşmayı BTP Adalar Belediye Başkan Adayı Serkan Güngör yaptı. Güngör, “Genel Başkanımız bana çok büyük bir mücadele azmi verdi. Başta ülkemiz olmak üzere, başta yaşadığım İlçe olmak üzere gerçekten mücadele etmek için ne gerekiyorsa yapmam gerektiğini bana gösterdi. Bundan sonra da Adaları almak yine çok değerli Cihan Erdoğanyılmaz başkanımın projeleriyle birlikte İstanbul’a bir damga vuracağız. Diğer ilçelerde de çok güzel sonuçlar alarak Bağımsız Türkiye Partisi’nin bu ülkede neler yapmak istediğini, nerelere gidilebileceğini hep birlikte göstereceğiz ve artık yeni bir kapıyı açmış, bu ülke için yeni bir umut olmuş olacağız” dedi.
“SOSYAL BELEDİYECİLİK ANLAYIŞINI HAYATA GEÇİRECEĞİZ”
BTP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Cihan Erdoğanyılmaz ise konuşmasında “Bağımsız Türkiye Partisi Türkiye’nin her yerinde en fazla kadın ve genç aday gösteren parti olarak bir farkındalık yaratmak istiyor. Ülkenin sorunlarının çözülebileceğini, bundan 100 yıl önce Mustafa Kemal Atatürk nasıl bu karanlıktan bir Cumhuriyet kurdu, sanayi ve teknoloji devrimini gerçekleştirdi ise, ülkemizi muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkardı ise biz de bugün aynı politikaları uygulayarak bunu başaracağız. Kurucu Genel Başkanımızın çok önemli eseri Milli Ekonomi Modeli’nin belediyecilik perspektifini, sosyal belediyecilik anlayışını hayata geçireceğiz” ifadelerini kullandı.
BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş ise konuşmasında şu ifadelere yer verdi:
“ÜLKENİN ADİL İNSANLAR TARAFINDAN YÖNETİLMEYE İHTİYACI VAR”
“Gezdik gördük, Türkiye’nin her yerinde ciddi bir yoksulluk var, ciddi bir ekonomik bozukluk var” dedi ve şöyle devam etti, “İnsanımız, esnaf para kazanamıyor, işçi kazandığı parayla geçinemiyor, memur aldığı parayla geçinemiyor, emekli zaten harçlık niyetine bir para alıyor. Böyle bir durum var ama tam bu ortamda kişi başı düşen milli gelirimiz 13 bin küsur dolar olarak açıklandı. Bu, kişi başı milli gelir değil de birkaç kişi başı milli gelir olabilir çünkü bizde öyle kişi başına düşen bir gelir yok! Bunun tek bir açıklaması olabilir; bir yerde zenginlik artıyor ve buna mukabil yoksulluk da artıyorsa bu, zenginliği imtiyazlı bir sınıfın kendi arasında pay ettiğinin, adaletin ortadan kalktığının ve insanların o zenginliğe rağmen yoksulluğa itildiğinin ispatıdır. Dolayısıyla bu hükümetin bir an evvel bu işlerden elini çektirerek ülkenin adil insanlar tarafından yönetilmeye ihtiyacı vardır.
Hükümet tarafında ne kadar yolsuzluk varsa, ne kadar hesap vermemezlik, ne kadar şeffaflıktan uzaklık varsa bakıyoruz muhalefetin belediyelerinde de, parti içi işlerinde de aynı durumun varlığını görüyoruz. Dolayısıyla hani denir ya; al birini vur ötekine! Türk siyaseti al birini vur ötekine durumuyla resmen karşı karşıyadır.
Ülkede eğer liyakat değil de sadakat esasıyla iş yapılıyorsa o ülkede gelişme olamayacaktır. Bunu biz iktidar için söylüyoruz ama muhalefette de durum aynı. Örnek verelim; Hatay’da Cumhuriyet Halk Partisi mevcut belediye başkanını aday çıkardı. Mevcut belediye başkanının en belirgin özelliği ne? Hatay’da binlerce insanımızın altında mahsur kaldığı, yüzlerce insanımızın can verdiği binaları yapan bir müteahhidin ve bu tip müteahhit gruplarıyla çok yakın çalışan bir insan olması ve bunu kendisi de itiraf ediyor olması, kişinin öne çıkan özelliği bu.”
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te, moderatörlüğünü TRT World Sunucusu Elif Bereketli’nin üstlendiği “Gıda Güvenliği: Büyüyen Bir Sınama” paneline Moldova Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Mihai Popşoi, Malavi Dışişleri Bakanı Nancy Tembo, Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu (ECOWAS) Komisyonu Başkanı Omar Alieu Touray, Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Dernekleri Federasyonu (IFRC) Başkanı Kate Forbes ve Dünya Gıda Programı (WFP) İcra Direktörü Yardımcısı Carl Skau katıldı.
“Çok daha kuvvetli önlemlere ihtiyacımız var”
Moldova Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Popşoi, Rusya-Ukrayna Savaşı’nın ikinci yılının dolduğunu hatırlatarak ülkesinde 2014’ten bu yana çok sayıda göçmenin bulunduğunu ve uluslararası toplumun desteğiyle onlara ev sahipliği yapmayı sürdüreceklerini söyledi.
Moldova’nın Ukrayna’dan gelen gıda için çok önemli bir ülke olduğuna dikkati çeken Popşoi, “Türkiye’ye de burada teşekkür etmek istiyorum. Türkiye, Ukrayna tahılının güvenli bir şekilde dünyaya açılması için mükemmel bir koridor oluşturdu.” dedi.
Popşoi, Rusya’nın tahıl koridoru anlaşmasını askıya almasının ardından alternatif arayışlarına yöneldiklerini, bu çerçevede bazı koridorlar oluşturduklarını ve bu çerçevede Moldova’dan Ukrayna’ya ve Ukrayna’dan Moldova’ya 2 milyon tonluk gıda akışı sağlandığını kaydetti.
Ukrayna’nın ihtiyacı olan altyapıyı sağlamaya devam ettiklerini aktaran Popşoi, göçmenler konusunun yanı sıra gıda güvenliğinin de öncelikli meselelerden biri olduğunu ifade etti.
Popşoi, “Aslında şoke edici bir durum ortaya çıktı. Aslında bu devasa kriz ile karşı karşıya kalmamız bizi de şaşırttı. Fakat uluslararası toplum ile Birleşmiş Milletler (BM) gibi uluslararası kurumların bize yardımcı olması ve vatandaşların harekete geçmesiyle büyük bir iş çıkardık. Ukrayna’ya komşu olan ülkeler bir araya gelerek kaynakları bir araya getirdiler.” ifadelerini kullandı.
Gıda güvenliğinin sağlanması açısından Ukrayna’dan gelen tahıl konusunun önemli olduğunu vurgulayan Popşoi şunları söyledi:
“Uluslararası toplumun desteğini sürdürmesi gerekiyor. Gıda güvenliğinden bahsedip bundan bahsetmezsek olmaz. Temel güvenliğin sağlanması lazım, bunun için belirli yatırımlara ihtiyaç var. Aynı zamanda da yine bu çatışmaların etkisini azaltabilmek için çok daha sağlam, çok daha kuvvetli önlemlere ihtiyacımız var. Evet hukukun üstünlüğünden bahsediyoruz, ancak hukukun üstünlüğüne dayalı olarak biz bunları yaparsak istikrar sağlanabilir ve değer zincirlerinin kırılmadığından emin olabiliriz. Aksi takdirde özellikle de ihtiyacı olan ülkelerin gıdaya olan erişimi maalesef sekteye uğrayacak.”
“(İklim değişikliği) sürdürülebilir kalkınma hedeflerini de etkileyecektir”
Malavi Dışişleri Bakanı Tembo, Malavi için tarım ürünlerine bağımlı bir ülke olarak iklim değişikliği konusunun en önemli zorluklardan biri haline geldiğini söyledi.
Malavi’nin ekonomik faaliyetlerinin yüzde 80’ini tarımın oluşturduğunu kaydeden Tembo, “2015’ten bu yana olağanüstü bazı koşullarla karşı karşıya kaldık. Örnek olarak da kasımda normalde yağmur yağar, o dönemde ekim yapılır. Fakat öyle durumlar ortaya çıktı ki ocak ayına kadar yağmur yağmadı.” ifadelerini kullandı.
Madagaskar, Malavi ve Zimbabve’nin bazı kesimlerinde 2015’ten itibaren büyük kasırgaların yaşandığını belirten Tembo, özellikle geçen seneki kasırgada, yüzlerce insanın hayatını kaybettiğini, binlerce hanenin yıkıldığını ve tarım ürünlerinin büyük zarar gördüğünü aktardı.
Tembo, gıda güvenliğinin ülkelerinin kalkınması açısından son derece önemli olduğunu vurguladı.
İklim değişikliği konusunun doğru ele alınması gerektiğine dikkati çeken Tembo şunları kaydetti:
“Bu, sürdürülebilir kalkınma hedeflerini de etkileyecektir. Bu kasırgalar bütün altyapıyı etkiledi, hastane ve eğitim altyapısını etkiledi, bu kasırgalardan dolayı okullar mahvoldu. Birçok insan artık eğitim erişimine sahip değil.”
Tembo, Malavi’nin kendi kendine yetmek konusunda sorun yaşayan bir ülke olduğunu ve kasırgalar sebebiyle uluslararası kurumlardan yardım aldıklarını, çiftçileri tekrar ekim yapmaları için teşvik ettiklerini ve tarım konusunda da bilgiye ihtiyaçları olduğunu ifade etti.
Gübrenin büyük kısmının Rusya ve Ukrayna’dan geldiğini belirten Tembo, “Avrupa Birliği’nden çok uzağız ama savaş gerçekten bizi de etkiledi, özellikle de tarım ürünlerinin üretimi konusunda. Çünkü birçok çiftçinin maliyet artışından dolayı gübreye erişimi yok. Aslında bu, tüm sistemin nasıl birbiriyle bağlantılı olduğunun da mükemmel bir örneği.” diye konuştu.
Tembo, az gelişmiş ülkelerin finansmana erişimi konusunda yeni adımlar atılması gerektiğini aktardı.
“Batı Afrika’da 40 milyondan fazla insan gıda güvensizliği ile karşı karşıya”
ECOWAS Komisyonu Başkanı Touray, gıda güvenliğinin insanların sağlıklı bir hayat yaşayabilmesi için çok önemli bir konu olduğunu ifade etti.
Batı Afrika’da 413 milyonluk bir nüfusun bulunduğunu kaydeden Touray, “Bu nüfusun yüzde 10’u yani Batı Afrika’da 40 milyondan fazla insan gıda güvensizliği ile karşı karşıya.” dedi.
Touray, Nijer’de 3,2 milyon, Nijerya’da 36 milyon, Burkina Faso ve Mali’de 3 milyon insanın gıda güvensizliği ile karşı karşıya olduğunu kaydetti.
Batı Afrika’da gıda güvensizliğine sebep olan 4 unsurun varlığına dikkati çeken Touray, bunların güvensizlik, yapısal sorunlar, jeopolitik sorunlar ve iklim değişikliği olduğunu söyledi.
Touray, ECOWAS olarak bölgedeki unsurlar arasında koordinasyon sağlamak istediklerini, barış ve istikrar için gerekli finansman sağlanmazsa kötü sonuçların devam edeceğini belirtti.
Göç konusuna da değinen Touray şunları kaydetti:
“Göç de aslında bu güvensizliğin bir sonucu ve şunu da unutmamak gerekiyor, göç aslında genelde Afrika içerisinde gerçekleşiyor. Yani Afrikalı göçmenlerin yüzde 90’ı genelde Afrika içerisinde yer değiştiriyor ve genelde yoksul topluluklar içerisinde gerçekleşiyor.”
“Kısa vadeli ve uzun vadeli çözümlere odaklanmamız lazım”
IFRC Başkanı Forbes, milyonları ilgilendiren bir sorunun konuşulduğunu ve bu sorunun, içerisinde birçok unsuru barındırdığını söyledi.
Gıda güvenliği konusunda siyasi çözümlere ihtiyaç olduğunu vurgulayan Forbes, “Artık çiftçilerin işlerini yapamıyor olmasına da bir çözüm bulmak lazım. Yani biz yemek bıraktık gıda emanet ettik ve gittik gibi tek seferlik çözümler bizim için uygun değil. Hem siyasi olarak hem de kuruluşlarımız içerisinde kısa vadeli ve uzun vadeli çözümlere odaklanmamız lazım.” ifadelerini kullandı.
Forbes, iklim değişikliği gibi sorunların artık içerisinde olunduğunu ve bu sebeple ayak uydurulması gerektiği, çözüm bulunmazsa şiddet ve ihtilaflarla karşı karşıya kalınacağı ve bunun için de uzun bir süreye sahip olunmadığı değerlendirmesinde bulundu.
“Karşımızda daha önce hiç görülmemiş bir ihtiyaç düzeyi var”
WFP İcra Direktörü Yardımcısı Skau, halihazırda çok büyük bir gıda krizinin içerisinde olunduğunu, bu sebeple de fonları ve finansmanı artıracak çalışmaları yapmanın öncelik arz ettiğini söyledi.
Kaynakların yetersizliğinden bahseden Skau, “Karşımızda daha önce hiç görülmemiş bir ihtiyaç düzeyi var ve bu, 3 yıl içinde dramatik bir yükseliş gösterdi. Dolayısıyla eşi benzeri görülmemiş, kapatılması gereken bir boşluk var.” ifadelerini kullandı.
Skau, istikrarsızlığın belirsizliğin yolunu açtığını dolayısıyla bilgi akışının sağlanmasının, çözüm odaklı hareket etmenin ve doğrudan gıda sağlamak yerine gıda sistemlerine yatırım yapmanın önemine dikkati çekti.
Gıdaya erişimin sağlanması için alınan inisiyatiflerin teşvik edilmesi gerektiğini ifade eden Skau, “Karadeniz inisiyatifini düşünün, burada Türkiye’den ve birkaç başka yerden gelen diplomatik adımlar sayesinde bir kazan kazan senaryosu ve fırsatı oluşturuldu.” dedi.
Skau, Gazze’de ve Sudan’da yaşananlara bakıldığında durumun sürdürülebilir olmadığını, finansman sıkıntısının değil finansmanın ulaştırılması sıkıntısının bulunduğunu ve diplomatik çözümlere ihtiyacın olduğunu sözlerine ekledi.
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde ikinci gününde devam eden forum kapsamında yapılan panelin moderatörlüğünü, TRT World sunucularından Alican Ayanlar üstlendi.
Panelde konuşan Kamerun Dışişleri Bakanı Lejeune Mbella Mbella, kıtanın yer altı ve üstü kaynaklarıyla birlikte insan kaynağıyla da büyük potansiyele sahip olduğunu, bu nedenle gençlerin eğitiminin öncelik taşıdığını söyledi.
Türkiye gibi ortaklarla sahip oldukları potansiyeli ortaya çıkarmak istediklerini dile getiren Mbella, “Bugün kendi gerçeklerimize uygun bir eğitim sistemi ortaya koymak için çabalıyoruz. Ekonomi ve eğitim için yeni teknolojilere adapte olmak lazım. Teknoloji transferinin, duruma uygun şekilde ve kalkınma hedefleri ışığında yapılması lazım.” dedi.
Mbella, ülkesinin kendine yeten bir tarım sistemi üretmek için mücadele ettiğini, altyapının geliştirilmesinin kıtanın en büyük ihtiyaçlarından biri olduğunu belirtti.
Kıtada serbest ticaretin gelişmesi için komşu ülkelerle entegrasyonun artırılması gerektiğine işaret eden Mbella, “Kıtada güvensizlik ve savaş endişesi var. Silahları durdurmalıyız. Gerçekten kalkınma için, insanların yerinden edilmemesi için entegre bir kalkınma gerekli.” diye konuştu.
“Gıda sorununa odaklanmalıyız”
Zimbabve Dışişleri ve Uluslararası Ticaret Bakanı Frederick Shava, kıtadaki en elzem sorunun gıda olduğunu vurgulayarak, atılmasını düşündüğü adımları şöyle sıraladı:
“Afrika nüfusuna gıdayı nasıl sağlayacağımıza odaklanmamız gerekli. Gıdayı üretebilirsek nüfusumuzu da rahata erdirebiliriz. Diğer mesele de iklim değişikliğiyle nasıl mücadele edeceğimiz, bu da son derece elzem bir konu. Üçüncü husus ise eğitim konusu. Demografik olarak nüfusumuzun yüzde 60’ı gençlerden oluşuyor. Bu minvalde yeterli eğitim olanaklarını sağlamamız gerekli. Bir diğer konu da dijitalleşme. Hem gıda üretiminde hem de nüfusumuzdan ötürü dijital ekonomiye geçmemiz gerekiyor. Bütün bunlarla birlikte eğer barışı tesis edebilirsek, kendi gençlerimize eğitim anlamında daha çok şey verebiliriz.”
Shava, ülkesinde üniversite sayısının 21’e çıktığına ve eğitim talebinin arttığına dikkati çekerek, gençlerin inovasyon merkezlerinde kurdukları hayalleri gerçeğe dönüştürüp üretim yaptığını aktardı.
Kovid-19 döneminde oksijen bulamadıkları için kendi üretimlerini yapmaya başladıklarını anlatan Shava, halihazırda bu tesisin başka ülkelere de oksijen sattığına işaret etti.
Zimbabveli Bakan Shava gibi gıda sorununa vurgu yapan Mozambik Dışişleri Bakanı Veronica Nataniel Macamo Dlovo da “Kıtadaki en büyük problemimiz açlık. Bugün giydiğim elbiseyi yarın tekrar giyebilirim ama her zaman yemem gerekiyor. Çiftçilere ve tarıma yatırım yapmamız gerekiyor.” şeklinde konuştu.
Mozambik’teki terör sorununun yol açtığı zorluklara değinen Dlovo, ayrıca terörün sadece tek bir ülkenin meselesi olmadığının ve global bir sorun olduğunun altını çizdi.
“Gelin Afrika’da yatırım yapın”
Gabon Dışişleri Bakanı Regis Onanga Ndiaye, herkesin kıtadaki potansiyelin farkında olduğunu ifade ederek, barış ortamının sağlanıp eğitim ve tarım alanına yatırım yapılması gerektiğini dile getirdi.
Ndiaye, “Afrika’da bu kadar toprak olması ve kıtanın açlıkla mücadele etmesi bir sorun, burada bir çelişki var. Türkiye gibi ülkelerle işbirliği son derece önemli.” ifadelerini kullandı.
Batılı ülkelerdeki bazı yatırımcıların ülke kaynaklarından yüzde 80 gibi büyük oranda karlarla ülkesine döndüğünü ve bunun adil olmadığını hatırlatan Ndiaye, “Gelin Afrika’da yatırım yapın ve herkes kazanmaya devam etsin.” dedi.
“Eskiden Afrikalıları bu tür forumlara çağırdıklarında bize ders veriyorlardı, artık biz ders veriyoruz çünkü kıtamızı biz tanıyoruz.” diye konuşan Bakan Ndiaye, ülkenin kalkınması için büyük yatırımlara ihtiyaç duyulduğunu söyledi.
Ndiaye, halen 1970’lerde yapılan demir yolunu kullandıklarını ifade ederek, hedeflerinin yeni ortaklarla ülkedeki yer altı kaynaklarını işleyip dünyaya ulaştırmak olduğunu kaydetti.
Bir soru üzerine Ndiaye, borçlanmanın, altyapı ve eğitim gibi gerekli yerlere harcama yapıldığında vatandaşların geleceği için faydalı olduğuna dikkati çekti.
Namibya Dışişleri Bakanı Peya Mushelenga ise potansiyeli ortaya çıkarmak için komşu ülkelerle ticareti artırmak istediklerini, halihazırda devam eden projeleri bitirme çabası içinde olduklarını anlattı.
“Eğitim ve teknoloji imkanları gelişiyorken insanların yoksulluk için de yaşıyor olması anlamsız. ” şeklinde konuşan Mushelenga, ancak eğitime odaklanarak halkı yoksulluktan kurtarabileceklerini belirtti.
]]>Anadolu Ajansının (AA) Global İletişim Ortağı olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu 2024 kapsamında Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın katılımıyla “Uluslararası Ticaret, Bağlantısallık ve Karşılıklı Bağımlılık” paneli yapıldı.
Hisarcıklıoğlu, buradaki konuşmasında, Antalya’nın dünyada en çok ziyaretçi çeken ilk 5 şehir içinde yer aldığını ve geçen yıl 16 milyon yabancı turist ağırladığını belirterek, sanayi ve tarımda da adını duyuran şehrin, şimdi diplomasinin öne çıkmasını sağlayarak küresel barışa katkı verdiğini dile getirdi.
Ticaretin sadece iktisaden değil siyaseten de önemli hale geldiğini ifade eden Hisarcıklıoğlu, “Küresel değer zincirlerinin parçası olan ülkeler, daha kolay ve daha hızlı büyüyor. Bu yüzyılın başında Türkiye bunun somut bir örneğini sergiledi. AB’nin dönüştürücü etkisiyle Türkiye, bu bölgenin sanayi devi ve en çok sanayi ürünü üreten ülkesi haline geldi. Otomotiv, beyaz eşya, konfeksiyon başta olmak üzere Avrupa’nın ana tedarikçisi oldu. AB’nin kendi dışında en çok otomobil ithal ettiği ülke Türkiye’dir. 1996’da Gümrük Birliği’ne geçiş Türkiye’yi pozitif etkiledi. Ticaret zenginleştirir, korumacılık fakirleştirir. Özellikle gelişmekte olan ülkelerin istikrarı ve refahı için ticaretin daha serbest olması şart. Dünyaya entegre olmuş, iş yapma ortamını iyileştirmiş ülkeler hem daha zengin hem de daha huzurlu olacaktır.” dedi.
“Ülkeler arasındaki ticari engelleri kaldırmalı”
Hisarcıklıoğlu, Avrupa’nın kurduğu birlik sayesinde tarihte ilk defa Batı Avrupa’nın 80 yıldır savaş görmediğine dikkati çekerek, ticaretin en büyük barış kaynağı olduğunu söyledi.
Ticaretin gelişmekte olan ekonomilerde verimliliği ve istihdamı artırırken enflasyonun kontrol altına alınması yoluyla yaşam standartlarını yükselttiğini belirten Hisarcıklıoğlu, şöyle devam etti:
“Ülkeler arasındaki ticari engelleri kaldırmalı, birbirimizle ticareti artırmalıyız. Kurallara dayalı bir küresel ticaret rejimi kurmanın tüm ulusların yararına olduğunu görmeliyiz. DTÖ, küresel ticarete belli bir düzen gelmesini ve uluslararası ticaretin gelişmesini sağladı. İş dünyası olarak, küresel ticaret sisteminin güncellenmeye ve reforma ihtiyacı olduğuna inanıyoruz. Serbest ticarete karşı kamuoylarındaki tepkinin altında yatan nedenlere yanıt veren, kapsayıcılık ve kalkınma ilkelerine dayalı bir DTÖ reformunu destekliyoruz. DTÖ’nün küresel ticaret konularında başat müzakere ortamı haline getirilmesini arzu ediyoruz. Öngörülebilir ve kurallara dayalı bir küresel ticaret sisteminin, istikrar ve refahın yayılması yoluyla dünyadaki barış ortamını güçlendireceğini düşünüyoruz.”
Hisarcıklıoğlu, TOBB olarak Türkiye’nin kara gümrük kapılarını yap-işlet-devret modeliyle modernize ettiklerini, sınır geçişlerini kolaylaştırdıklarını dile getirdi.
Bunun bir kazan-kazan projesi olduğunu söyleyen Hisarcıklıoğlu, “İhracat yapan firmalarımız daha hızlı gümrük geçişi yapmaları sayesinde lojistik maliyetlerini azalttılar. Devletimizse hem bütçesine ilave yük getirmedi hem de artan işlem hacmiyle daha fazla vergi geliri elde etti. BM tarafından da en iyi kamu-özel sektör ortak projesi olarak seçildik ve dünyaya örnek gösterildik. Şimdi bu modelimizi çevre coğrafyamıza yaymak için harekete geçtik.” diye konuştu.
Hepsiburada Yönetim Kurulu Başkanı Hanzade Doğan da teknolojinin pek çok küresel problemi çözebileceğini belirtti. Ancak burada Çin ve ABD blokuna dikkat edilmesi gerektiğini söyleyen Doğan, ülkelerin teknolojide sürdürülebilirliği yakalayabilmeleri için birliktelik kurmasının önemine işaret etti. Doğan, bunun da ülkelerin kendi strateji ve inovasyonunu geliştirmesiyle mümkün olabileceğini vurgulayarak, Türkiye’nin bu konuyu oldukça ciddiye alarak regülasyonlar gerçekleştirdiğini kaydetti.
]]>???????Bozay ve Dışişleri Bakanı Başdanışmanı ve Dışişleri Bakanlığı Stratejik Araştırmalar Merkezi (SAM) Başkanı Nuh Yılmaz, Antalya Diplomasi Forumu kapsamında Türk üniversitelerinden 400 öğrenciyle buluştu.
Mehmet Kemal Bozay, burada yaptığı konuşmada, İran, Bosna Hersek, İsrail, ABD, Sırbistan, Slovenya gibi eski Osmanlı coğrafyasında görevlerde bulunduğunu söyledi.
Osmanlı dönemi hariciyecilerinden Salih Münir Paşa’nın, diplomatlığı “Dost ve düşmanı tanıyabilme, ülkenin hayır ve selameti için hangi devletlerle ittifak kurulacağını, rakiplerin nasıl alt edileceğini tespit edebilme ve bu konularda gerekli tedbiri alabilir marifeti, diğer devletleri yakından takip ederek bunlardan elde edilebilecek kazançlar veya gelebilecek zararlar konusunda önlem alabilme kabiliyeti” olarak tanımladığını anlatan Bozay, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da talimatlarının bu yönde olduğunu vurguladı.
Türkiye’nin diplomasi geleneğinin geçmişten geleceğe uzandığını ifade eden Bozay, şöyle konuştu:
“Bir diplomat, ülkenin bekası ve ilerlemesi adına kimlere yaklaşılıp, kimleri yalnız bırakma politikasına girileceğini doğru tespit edebilmelidir. Diplomasi, içinde bulunan durumu iyi muhakeme ederek olayların mecrasındaki akıntıyı kendine uygun hale getirmek, başka bir ifadeyle oluşacak fırsatlardan istifade ederken müsait havalarda yelkenleri açmayı, kötü havalarda yelkenleri toplayıp tehlikesiz yollardan gitmeyi bilmelidir.”
Diplomat olmak isteyen gençlere kapılarının her zaman açık olduğuna işaret eden Bozay, ” ‘Sınavlarda eşit fırsatlar var mı?’ diye sorular geliyor, bundan yüzde 100 emin olabilirsiniz. Çünkü bu kimsenin hatır gönül işiyle yürütülmesine fırsat verilecek bir meslek değil. Bundan dolayı kendinize güvenin.” dedi.
Bozay, öğrencilere Stratejik Araştırmalar Merkezi yayınlarını, düşünce kuruluşlarının çalışmalarını takip etmelerini ve müfredatta sınava yönelik dersleri tercih etmelerini önerdi.
“Filistin konusunda en dürüst ülke Türkiye”
Türkiye’nin dış politikasına ilişkin açıklamalarda da bulunan Bozay, Türkiye’nin 20 yılda ciddi aşama kaydettiğini, zor bir coğrafyada bulunmasına rağmen bugün dış politikada güçlü bir noktaya geldiğini ifade etti.
İsrail’in Filistin’e yönelik saldırılarına değinen Bozay, Türkiye’nin ilk günden bu yana aynı ve kararlı bir tavır sergilediğini söyledi.
Sorunun çözüme kavuşması yönünde adımlar attıklarını bildiren Bozay, “Filistin’de iki devletli çözüm için karar alınmış ama hiçbir zaman uygulanmamış. Devam eden bir şiddet çemberi var. Yaşananları durdurmak için hukuk ve adalet boyutuna yoğunlaşmamız gerekiyor. Bizim iki devletli çözüm dışında bir önerimiz yok.” diye konuştu.
Olayın insani boyutunu da ele aldıklarını aktaran Bozay, “Yaşananların unutulmaması için kaydını alıyoruz. Bu konuda en dürüst davranan ülke Türkiye’dir. Olaya insani açıdan da devletler hukuku boyutundan da bakıyoruz. Kararlı tutumumuzu sürdürüyoruz.” dedi.
“Çok geniş diplomasi ağımız var”
Bakan Yardımcısı Bozay, dünya sorunlarında her ülkeyle işbirliğine açık olduklarını, terörün her ülke için bir tehdit olduğunu ve her ülkenin işbirliği içinde mücadele etmesi gerektiğini ifade etti.
“Senin teröristin, benim teröristim yok. DAEŞ’i gördük, herkesi etkiledi. Büyük ülkeleri ikaz ediyorduk, ‘Siz Irak’ta düzenlediğiniz operasyon sonrasında burada ne olduğu belli olmayan bir yapı oluşacak’ diyorduk. Bunu görüyorduk, biliyorduk. Arkalarında başka unsurların da olduğu bir terör ortaya çıktı.” diyen Bozay, dış politikada daima Türkiye’nin bekası doğrultusunda hareket ettiklerini vurguladı.
AB’ye üyelik konusunda Bozay, Türkiye’nin üyeliğine sıcak bakılmadığını ancak Türkiyesiz de mümkün olmadığının görüldüğünü ifade etti.
Türkiye’nin artık elbisesinin değiştiğini, bugün dünyanın her bir noktasında yaşanan olaylara müdahale edebildiğini dile getiren Bozay, AB’nin “Dur, sen yapma” demesine müsaade etmeyeceklerini kaydetti.
Türkiye’nin yükselmekte olduğu bir dönemde çevresindeki ülkelerde savaşlar yaşandığını anlatan Bozay, “Çok geniş diplomasi ağımız var. 360 derecelik bir diplomasimiz var. Etrafımızda bu kadar sorun varken istikrarımızla gençlerle önümüzün çok parlak olduğunu görüyoruz, bunu düzgün yönlendirmemiz, planlı ve devlet ciddiyetiyle gitmemiz gerekiyor.” diye konuştu.
Türkiye’nin öz güveni yüksek bir diplomasisi var”
Dışişleri Bakanı Başdanışmanı ve SAM Başkanı Nuh Yılmaz da Dışişleri Bakanlığının Türkiye’nin stratejisini ve güvenlik politikalarını oluşturan çok ciddi bir kurum olduğunu aktardı.
Böyle bir kurumda çalışacak insanların da bazı özelliklere sahip olması gerektiğini dile getiren Yılmaz, merkez olarak diplomatlık eğitimini 5,5 aya çıkardıklarını ve bu eğitimin içerisinde adabımuaşeret, yazı, not, kripto yazma ve analitik eğitimi daha ileriye taşıyan bir program yer aldığını bildirdi.
Öğrencilerin sorularını da yanıtlayan Yılmaz, İsrail’in Filistin’e yönelik saldırılarının evrensel bir sorun olduğunu söyledi.
Filistinlilere yaşam alanı sağlayabilmek için iki devletli çözümün uygulanması gerektiğini kaydeden Yılmaz, Türkiye’nin de her sorunda diplomasiyi ön plana çıkardığını belirtti.
Yılmaz, sözlerini, “Türkiye’nin bağımsız ve yerli bir dış politika izleyen öz güveni yüksek bir diplomasi geleneği var.” diyerek tamamladı.
]]>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer Buca’da Aralık ayından itibaren hizmet veren kitap kafe ve kütüphaneyi ziyaret ederek gençlerle sohbet etti. Kentte 7 gün 24 saat açık olan tek kütüphane olma özelliği taşıyan ve öğrencilerin yoğun ilgi gösterdiği kütüphanede Başkan Soyer gençler tarafından ilgiyle karşılandı. Gençlerin sorularını da yanıtlayan Soyer, “Ben hiçbir şeyden vazgeçecek değilim. Sonuçta bu memleket için ne iş yapıyor olursak olalım elimizden ne geliyorsa daha fazlasını yapacağız. Bunlar nöbet işleri o yüzden ben bu dönem elimden gelenin en iyisini yapmaya çalıştım. İçim rahat. Elimden Bundan sonra nerede olursam olayım, ne yaparsam yapayım en güzelini, en iyisini yapacağım. Ben bu ülkenin geleneklerini, geçmişini, kültürünü, değerlerini çok seviyorum ve bunları korumak için canla başla çalışmaya devam edeceğim” dedi.
ASIL OLAN DEMOKRASİ MÜCADELESİDİR
Memleket için kendini vakfettiğinin altını önemle çizen İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, “40 yaşından sonra ne yapabilirim diye düşündüm. 40 yaşına kadar kendimi geliştirdim, çeşitli ülkeler gezdim. 50 yaşında siyasete atıldım. Bu memleket için 15 senedir hizmet üretiyorum. Demokrasinin çok kıymetli bir yaşam biçimi olduğuna inanıyorum. Demokrasi hesap verilebilirlik demek. Eğer bir ülkede demokrasi tırpanlanmışsa, azaltılmışsa, erdemleri, değerleri yok sayılmışsa bilin ki en yüksek enflasyon oranlarıyla, derin yoksulluklarla yüzleşmeye devam edeceğiz. Bu hikayeyi değiştirmenin yolu demokrasi mücadelesinden geçer. Demokrasinin olduğu yerde o ülkenin ürettiği refahı adil bir biçimde paylaştırırsınız. Demokrasi yoksa sadece bir zümrenin refahı büyür, büyük çoğunluk büyük yoksulluklar yaşar. Asıl olan demokrasi mücadelesidir” diye konuştu.
UMUTLARIMIZI ÇALIYORLAR
Başkan Tunç Soyer, “Dünyanın refahı en yüksek ülkesi olabilecekken enflasyonda, hayat pahalılığında dünyanın bir numarasıyız. Bu bir kader değil. Önce onu bilin. Bu yoksulluk, işsizlik, sefalet bir kader değil. Sadece bir yıl içinde oraya para yatıran 125 bin kişiye 170 milyar lira faiz ödediler. Kimin parası bu? Senin paran, senin vergin, bizim paramızı o milyonerlere faiz olarak verdiler. Tercih bu. O 170 milyar İzmir Büyükşehir Belediyesi bütçesinin 5 misli. O parayla biz kaç metro yapardık, kaç çocuk parkı yapardık, kaç otobüs alırdık, kaç kütüphane kurardık bir düşünün. Var olan parayı dağıtıyorlar. Hayalim güçlü bir demokrasiyi inşa etmek. Sağlıkta, eğitimde, adalette demokratik bir ülke sağlamak. Demokrasi olmayan bir ülkede yönetim kabuğunu sertleştirerek kendi içinde olur. Tek derdi varlığını sürdürmek olur. Onun dışında hiçbir şey umurunda olmaz. Popülizm olur onun harici. Birileri sizin geleceğinizi çalıyor bu hırsızlık. Popülizm kulağa hoş geliyor ama sizin istikbalinizi yok ediyor. Umutlarınızı çalıyorlar” ifadelerini kullandı.
SÜSE, PÜSE YATIRIM YAPMADIM
Oy kazanmanın en kolay ve en tatlı yolunun süse, püse yatırım yapmak olduğunun altını önemle çizen Başkan Soyer, “Görev sürem boyunca 50 yıldır halı altına süpürülen alanlara yatırım yaptım. Süse, püse yatırım yapmadım. Herkese demokratik davrandım. Ben 5 yıl içerisinde çok daha fazlasını yapmak isterdim ama nerede olursam olayım sizler için daha fazlasını yapacağım. Siyaset hayatı dönüştürme sanatıdır. Siyaset yapanlar onu veya bunu seçerler işin karar mekanizması siyasetten geçer. Güzel insanlar siyasetten uzak durdukça da şikayet edilen şeyler değişmez. Şikayet ettiğiniz ne varsa çözümü orda. Sizler siyaseti sevmiyorsunuz; kirli, pis buluyorsunuz. Siyasetle ilgilenin illa bir siyasi partinin peşine takılmaya gerek yok bunun için. Siyaset ne kadar kirli çirkin olursa olsun şikayet ettiklerimizin özünde bu var” şeklinde konuştu.
24 SAAT AÇIK KİTAP KAFEDE GECE ÇORBASI BAŞLAYACAK
Buca 100. Yıl Kitap Kafe ve kütüphaneyi her gün kullandıklarını Başkan Soyer’e anlatan öğrenciler, bizler ders çalışmak için resmen sıraya giriyoruz. Burası çok kalabalık oluyor. Hem de dışarıya göre kahveleri çok ucuz. 25 liraya filtre kahve içiyoruz” dedi. Başkan Soyer, kahvenin yanına gece çorba servislerine de başlanması talimatını yetkililere iletti.
18 yaşındaki Ayşenur Sönmez ders çalışmak için evden daha çok Buca’daki kitap kafe ve kütüphaneyi tercih ettiğini dile getirerek, “Evime en yakın olan tek kütüphane burası. Burası çok verimli geçiyor. 7-24 açık. Burada oturup bir şey yiyip içme zorunluluğu da yok. Bizler için böyle bir alan ihtiyaçtı hele ki belediye imkanlarıyla ücretsiz bu imkanlardan yararlanmak bizim için büyük bir fırsat. Sabah girip akşam çıkabiliyorum, kütüphanesinden faydalanabiliyorum daha ne olsun” diye konuştu.
GÜNDE BİN KİŞİ AĞIRLIYOR
APİKAM, Konak Metro, Mustafa Necati Kültür Merkezi, Seferihisar, Kültürpark İsmet İnönü Sanat Merkezi, Alsancak Tam Otomatik Otoparkı Kitap Kafeleri ile birlikte 7. şube olan İZELMAN A.Ş. 100. Yıl Buca Kitap Kafe, bahçeli iki katlı binadan oluşuyor. Zemin kat ve bahçe bölümü kafe, 1. katı ise kütüphane olarak hizmet veren bina aynı zamanda 7 gün 24 saat açık bulunuyor. 150 kişi kapasitesine sahip kitap kafenin aynı zamanda 2. katında yaklaşık 150 metrekarelik kütüphane alanı bulunuyor. Ekonomik fiyatları, konforlu ortamı, ücretsiz, sınırsız interneti ve aile ortamı ile gençlerin kişisel gelişimlerine, sosyalleşmelerine, kitaba kolay ulaşmalarına imkan sağlıyor. 100. Yıl Buca Kitap Kafe günde bin kişiyi ağırlıyor.
]]>Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) Dış Ticaret Verileri temel alınarak hazırlanan Türkiye Gıda ve İçecek Sanayii Dernekleri Federasyonu (TGDF) Dijital Veri Paneli’ne göre, bu yılın ilk ayında tarım, gıda ve içecek sektörü geçen yıl aynı döneme göre yüzde 11,63 artışla 2,17 milyar dolar ihracat ve yüzde 16,77 düşüşle 1,6 milyar dolar ithalat yaptı. Ocak ayında Dış Ticaret Dengesi 830 milyon dolar fazla verdi.
Özel Ticaret Sistemi (ÖTS) çerçevesinde yayınlanan Dış Ticaret Verileri’ne göre, ocak ayında ihracat geçen yıl aynı döneme kıyasla yüzde 11,63 artarken, ithalat ise yüzde 16,77 geriledi.
Ocak ayında buğday ithalatı azaldı sığır ithalatı arttı
Ocak ayında buğday ithalatı gerilerken, sığır ithalatındaki artış yılın ilk ayında devam etti. Bu ayda sırasıyla en fazla buğday, soya fasulyesi ve sığır ithal edildi. Ocak ayında buğday ithalatı geçen yıl aynı döneme göre yüzde 46,3 oranında azalarak 186,9 milyon dolar olurken, sığır ithalatı ise geçen yıl aynı döneme kıyasla yüzde 65 artarak 87,1 milyon dolar oldu. Geçen yıl buğday ithalatı 3 milyar 402,4 milyon dolar, soya fasulyesi ithalatı 1 milyar 679,3 milyon dolar ve sığır ithalatı 1 milyar 163 milyon dolar olmuştu.
Ocak ayında Dış Ticaret Dengesi 830 milyon dolar fazla verdi
Yılın ilk ayında Dış Ticaret Dengesi geçen yıl olduğu gibi fazla vermeyi sürdürdü. Ocak 2024’te Dış Ticaret Dengesi 830 milyon dolar fazla verdi.
Türkiye’nin tarım, gıda ve içecek sektöründe Dış Ticaret Dengesi 2023 yılında 5,36 milyar dolar fazla vermişti.
Ocak ayında birim ihracat değeri geçen yıl aynı döneme kıyasla yüzde 10,8 düşüşle 1.152 dolar/ton oldu. İthalat birim değeri ise geçen yıl aynı döneme kıyasla yüzde 4,98 artarak 682 dolar/ton oldu.
Dış ticarette öne çıkan ürünler
Bu yılın ilk ayında ihracatta öne çıkan ürünlerde ilk sırayı 137 milyon dolar ile un aldı. Bu ürünü 131,7 milyon dolar ile fındık içi ve 91,7 milyon dolar ile mandalina izledi. Bu ürünler, ocak ayında toplam ihracatın yaklaşık yüzde 14’ünü oluşturdu.
Aynı dönemde ithalatta ise en fazla ithal edilen ürün 186,9 milyon dolar ile buğday oldu. Buğdayı 170,4 milyon dolar ile soya fasulyesi ve 87,1 milyon dolar ile sığır takip etti. Bu 3 ürün, ocak ayı itibarıyla toplam ithalatın yüzde 28,2’sini oluşturdu.
Buğday ithalatında Rusya ve Ukrayna ilk sırada yer almaya devam etti
Bu yılın ilk ayında yapılan ithalatta ilk sırayı 186,9 milyon dolar ile buğday aldı. Geçen yıl buğday ithalatında ilk iki sırada yer alan Rusya ve Ukrayna, ocak ayında da buğdayın en fazla ithal edildiği ülkeler oldu. Bu dönemde, Rusya’dan 145,5 milyon dolar, Ukrayna’dan 28,6 milyon dolar ve Moldova’dan 5 milyon dolar tutarında buğday ithalatı yapıldı. Rusya ve Ukrayna’nın toplam buğday ithalatındaki payı yaklaşık yüzde 93,1 oldu.
Ocak ayında buğdaydan sonra 170,4 milyon dolar tutarında soya fasulyesi ve 87,1 milyon dolar tutarında sığır ithal edildi. Soya fasulyesi ithalinde ilk sırayı 69,8 milyon dolar ile Ukrayna alırken, bu ülkeyi Brezilya (56,8 milyon dolar) ve ABD (24,4 milyon dolar) takip etti. Sığır ithalatında ise sıralama 51,9 milyon dolar ile Uruguay, 16,3 milyon dolar Brezilya ve 6,5 milyon dolar ile Almanya oldu.
En fazla ihracat ve ithalat yapan sektörler
Bu yılın ilk ayında dış ticaret verileri sektörlere göre incelendiğinde; en fazla ihracatın 262 milyon dolar ile şeker ve şekerli mamuller sektöründe yapıldığı görüldü. Bu sektörü sırasıyla yaş meyve sektörü (248 milyon dolar), sert kabuklu meyveler sektörü (230 milyon dolar), balıkçılık ve su ürünleri sektörü (169 milyon dolar) ve un sektörü (138 milyon dolar) takip etti.
Şeker ve şekerli mamuller sektörünün toplam ihracat içindeki payı yüzde 12,46, yaş meyve sektörünün yüzde 11,79, sert kabuklu meyveler sektörünün yüzde 10,95, balıkçılık ve su ürünleri sektörünün yüzde 8,04 ve un sektörünün yüzde 6,54 oldu.
Yine aynı dönemde en fazla ithalat 439 milyon dolar ile hayvan yemi sektöründe yapıldı. Bu sektörün ardından en fazla ithalat yapan sektörler; bitkisel yağ (220 milyon dolar), un (215 milyon dolar), kakao ve çikolata (96 milyon dolar) ve canlı hayvan ticareti (89 milyon dolar) sektörleri olarak sıralandı.
Hayvan Yemi sektörünün toplam ithalat içindeki payı yüzde 33,75, bitkisel yağ sektörünün yüzde 16,88, un sektörünün yüzde 16,52, kakao ve çikolata sektörünün yüzde 7,39 ve canlı hayvan ticareti sektörünün yüzde 6,83 oldu.
İhracatın arttığı ve azaldığı sektörler
Bu yılın ilk ayında geçen yıl aynı döneme kıyasla ihracatı değer olarak en fazla artan sektörlerin başında 73 milyon dolar ile (yüzde 46,29 artış) sert kabuklu meyveler sektörü geldi. Bu sektörü 58 milyon dolar ile (yüzde 92,23) ile hayvan yemi sektörü, 36 milyon dolar ile (yüzde 16,14 artış) şeker ve şekerli mamuller sektörü, 33 milyon dolar ile (yüzde 15,25) yaş meyve sektörü ve 31 milyon dolar ile (yüzde 19,18) salça ve konserve sektörü izledi.
Söz konusu dönemde ihracatı değer olarak en fazla düşen sektör 122 milyon dolar ile (yüzde 49,09 düşüş) bitkisel yağ Sektörü oldu. Ayrıca bakliyat sektörü 15 milyon dolar (yüzde 24,33 düşüş) ve Tohumculuk Sektörü 11 milyon dolar (yüzde 17,08) geriledi.
Bu yılın ocak ayında geçen yıl aynı döneme göre, ithalatı değer olarak en fazla artan sektör 38 milyon dolar ile (yüzde 64,4 artış) kakao ve çikolata sektörü oldu. Bu sektörün ardından canlı hayvan ticareti sektörü 34 milyon dolar (yüzde 63,5 artış), tohumculuk sektörü 13 milyon dolar (yüzde 53,7 artış), sert kabuklu meyveler sektörü 12 milyon dolar (yüzde 29,3 artış) ve alkollü içecekler Sektörü 12 milyon dolar (yüzde 49,6 artış) ile ithalatı değer olarak en fazla artan sektörler olarak sıralandı.
Bu dönemde ithalatı en çok düşen sektörler ise 173 milyon dolar ile (yüzde 44 düşüş) Bitkisel Yağ sektörü oldu. Bu sektörü 154 milyon dolar ile (yüzde 41,8 düşüş) un sektörü, 30 milyon dolar ile (yüzde 6,4 düşüş) hayvan yemi sektörü, 27 milyon dolar ile (yüzde 83,1 düşüş) pirinç değirmenciliği sektörü ve 21 milyon dolar ile (yüzde 30,4 düşüş) şeker ve şekerli mamuller sektörü takip etti.
Dış ticarette öne çıkan ülkeler
Bu yılın ilk ayında dış ticaret verileri ülke bazında değerlendirildiğinde; en fazla ihracat yapılan ülke 305 milyon dolar ile Irak oldu. Irak’tan sonra en fazla ihracat, 171 milyon dolar ile Almanya’ya, 136 milyon dolar ile Rusya’ya, 123 milyon dolar ile ABD’ye ve 96 milyon dolar ile İtalya’ya yapıldı. Yılın ilk ayında, bu 5 ülkeye yapılan ihracat toplam ihracatın yüzde 34’3’ünü oluşturdu.
Aynı dönemde ülke bazında ithalat en fazla 318 milyon dolar ile Rusya’dan yapıldı. Bu ülkeyi, 149 milyon dolar ile Ukrayna, 104 milyon dolar ile Brezilya, 102 milyon dolar ile ABD ve 67 milyon dolar ile Malezya izledi. Bu 5 ülkeden yapılan ithalat, toplam ithalatın yüzde 46,25’ini oluşturdu.
Türkiye, en fazla ithalatı Rusya ve Ukrayna’dan yapmaya devam etti. Bu iki ülkeden yapılan ithalat, toplam ithalatın yüzde 29,1’ine denk düştü.
Türkiye, ocak ayında en fazla ihracat yaptığı ülkelerden Irak’a un, dondurulmuş tavuk eti, mandalina; Almanya’ya fındık içi, ambalajlı fındık, domates; Rusya’ya ise mandalina, alabalık ve limon ihraç etti.
Türkiye aynı dönemde en fazla ithalat yaptığı Rusya’dan buğday, ham ayçiçeği yağı, ayçiçeği küspesi; Ukrayna’dan soya fasulyesi, buğday, ham ayçiçeği yağı ve Brezilya’dan ise soya fasulyesi, kahve ve sığır ithal etti.
TÜİK’in açıkladığı Dış Ticaret Verileri temel alınarak hazırlanan TGDF Dijital Veri Paneli’ndeki hesaplamalara 01 ve 24 fasılları arasındaki tüm Gümrük Tarife İstatistik Pozisyonu (GTIP) kalemleri ile 29’uncu fasıl ve 35’inci fasıldan seçili ürünlerin dahil edildiği belirtildi. – İSTANBUL
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te moderatörlüğünü TRT World Sunucusu Andre Sanke’nin yaptığı liderler paneline Bulgaristan Cumhurbaşkanı Rumen Radev, Kosova Cumhurbaşkanı Vjosa Osmani ve Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud katıldı.
Bulgaristan Cumhurbaşkanı Radev, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanlığına düzenledikleri forum için teşekkür etti.
Bölgedeki liderlerle çalışmak için çaba sarf ettiğini ve birçok liderle görüştüğünü dile getiren Radev, “Bağlantılığın bütün krizlerin aşılmasında çok önemli olduğunu söylemeye çalıştım ve yeni potansiyel krizlerin önüne ancak böyle geçebiliriz diye düşünüyorum.” dedi.
Radev, kültürel bağlantılığın da çok önemli olduğunu vurgulayarak, “Bizim özellikle başka kültürleri anlamamız gerekiyor. Bu, çatışmaların önüne geçilmesi için gerçekten çok önemli ve açıkçası çoğu zaman birbirimizi tanımadığımız için bu derin çatışmalar çıkıyor.” diye konuştu.
Avrupa Konseyinde birçok ülkenin yer aldığına dikkati çeken Radev, her ülkenin farklı amaç, kültür ve önceliğinin bulunduğunu, kendisi için en önemli şeylerden birinin Bulgaristan’ın çıkarlarını korumak olduğunu söyledi.
“Diplomasi, bombaların düşmesini engellerse o zaman bir anlamı var”
Diyaloğun çok önemli olduğunu, düzgün şekilde kullanıldığında sorunları aşma aracına dönüştüğünü vurgulayan Radev, “Diplomasi, dış politika enstrümanlarından bir tanesidir ve onu kullanmayı asla unutmamalıyız. Diplomasi, bombalardan önce gelir ve o bombaların düşmesini engellerse o zaman bir anlamı var. Bomba düşüp insanlar öldükten sonra diplomasinin bir anlamı yok.” dedi.
Rusya-Ukrayna Savaşı’na değinen Radev, şunları kaydetti:
“Bu savaşı daha fazla mühimmatla desteklemeye devam edersek ve daha fazla insanla da desteklemeye devam edersek risklerin daha büyüdüğünü, ekonomik ve demografik olarak çok büyük bir yıkımın olacağını görebiliyoruz. Diplomasiden bahsedersek böyle forumlar sayesinde diyaloğu geniş kitlelere ulaştırmalıyız. Bu savaşın gerçekten saçıntılarını biz birçok yerde görmeye başlayacağız. Moldova’da biz bir şey yapmazsak gerçekten Moldova’nın da bunun içine çekildiğini görüyoruz.”
“Diplomaside küçük kazanımlar bile kazanımdır ve zaferdir”
Kosova Cumhurbaşkanı Osmani de savaş zamanında barışı tercih etmenin çok zor olduğuna işaret ederek, ülkesinin Kosova Savaşı’nın bir an önce bitmesi için barış görüşmelerini savunduğunu hatırlattı.
Çalkantılı zamanlarda dost ülkelerin desteğinin ehemmiyetini vurgulayan Osmani, Avrupa Birliği (AB), Türkiye, ABD ve Bulgaristan gibi ülkelerle buna yönelik ortaklıklar kurmaya önem verdiklerini belirtti.
Osmani, Kosova’nın çok genç bir ülke olduğuna dikkati çekerek, “Diplomaside küçük kazanımlar bile kazanımdır ve zaferdir. Her şeyi birden kazanamazsınız. Açıkçası, kimi zaman geleceğe doğru çok küçük adımlar atıyoruz.” dedi.
Zor dönemden geçen ülkelere desteğin bir seferlik halinde olmaması gerektiğini dile getiren Osmani, uluslararası güçlerin bir ülkedeki iç çatışmayı durdurduktan sonra da desteklerini sürdürmesi gerektiğini vurguladı.
Osmani, “Uluslararası kamuoyunun ve uluslararası toplumun özellikle gelip bizim yanımızda olmaları ve daha sonra barışı tesis etmeleri, bizim için gerçekten çok büyük bir kazanımdı.” diye konuştu.
Savaş ve çatışmalarda masum insanların, kadınların ve çocukların acı çektiğini anlatan Osmani, Birleşmiş Milletlerin (BM) bunlara duyarsız kalmaması gerektiğini, ülkesinin böyle anlarda gerekli desteği vermeye hazır olduğunu kaydetti.
“Rusya, Balkanlar’a gözünü dikmiş durumda”
Osmani, Kosova’nın paydaşlarıyla beraber, ülkede barışı ve istikrarı korumaya çalıştığını dile getirerek, “Rusya, Balkanlar’a gözünü dikmiş durumda ve Batı’ya karşı yeni bir cephe açmak istiyor.” ifadesini kullandı.
Rusya-Ukrayna Savaşı’nın sonucunun dünya için örnek teşkil edeceğini kaydeden Osmani, “Ukrayna’nın istediği barışı” ve hukukun üstünlüğüne dayanan dünya düzenini desteklediklerini belirtti.
Osmani, bölgede çatışmanın yaygınlaşmasının Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i cesaretlendireceğini ve bunun önüne geçilmesi gerektiğini dile getirerek, “Bence diktatörler kendi halklarını düşünmezler. (Eski Yugoslavya Devlet Başkanı Slobodan) Milosevic de yüz binlerce askerini kaybetti fakat kendisini düşünüyordu. Putin de yüz binlerce askerini değil sadece kendisini düşünüyor.” dedi.
Rusya’ya yaptırım uygulanmasını destekleyen Osmani, Ukrayna’da oldukça hukuksuz bir savaş yaşandığını dile getirdi.
Osmani, uzak bir ülkede çıkan savaşın bile ekonomik olarak tüm dünyayı etkilediğini kaydederek, Rusya-Ukrayna Savaşı’nı örnek gösterdi.
Karadeniz Tahıl Girişimi’nin önemine dikkati çeken Osmani, bunun, diplomasinin sadece güvenliğe değil aynı zamanda ekonomiye de odaklanabileceğini gösterdiğini söyledi.
“Mevcut küresel diplomasi yapısını yeniden gözden geçirmeliyiz”
Somali Cumhurbaşkanı Mahmud da diplomasinin kolay bir şey olmadığını, tarihin diplomasiye büyük katkısının bulunduğunu dile getirdi.
Kızıldeniz bölgesinin değişken ve kırılgan yapıya sahip olduğuna işaret eden Mahmud, Somali’de yaşananlardan dolayı, Somalililerin dünyanın yardımına muhtaç hale geldiğini söyledi.
Mahmud, şöyle devam etti:
“Somali’yi destekleyen ortaklarımıza baktığımız zaman bazılarının belli prensipleri, ilkeleri var, bazılarının bu bölgede belli belli çıkarları var. Ortaklarınızın, size destek verenlerin bazılarının oldukça farklı prensipleri olabiliyor ve onları bir arada bir bütün haline getirebilmek, sizin kendi çıkarınız, onların çıkarları, bunların arasında bir denge oluşturabilmek çok zor olabiliyor.”
Küresel diplomasinin yeniden yapılandırması gerektiğini vurgulayan Mahmud, “Bizler, küresel diplomasi yapısını yeniden gözden geçirmeliyiz, kurallarını, ilkelerini yeniden gözden geçirmeliyiz ve bunu da yaparken uluslararası hukuk temeli üzerinde yapmalıyız. Tüm bu farklılıkların yasal bir temel üzerinde ve birbirleriyle 21. yüzyılın gerçekleriyle uyumlu bir şekilde olmasını sağlamalıyız.” diye konuştu.
“Gazze, Yemen problemi, hepsi diplomasinin çözmesi gereken sorunlar”
İklim değişikliğinin ülkesindeki etkisine de değinen Mahmud, global ve yerel gündeme sahip terör örgütüyle mücadele ettiklerini belirterek, “Somali’yi ele geçirirlerse küresel anlamda daha ileri giderler. Somali’yi kullanmak istiyorlar.” dedi.
Bölgeleri ve Kızıldeniz’deki gerilimin küresel bir problem olduğunu vurgulayan Mahmud, “Gazze, Yemen problemi, bunların hepsi diplomasinin çözmesi gereken sorunlar aksi halde herkesi etkileyecek. Biz, olan bitenin tarafı veya parçası değiliz ama ekonomik olarak kurbanıyız. Bizi çok kötü etkiliyor.” görüşünü paylaştı.
]]>Fuad Hüseyin, 3. Antalya Diplomasi Forumu’nda (ADF) AA muhabirinin sorularını yanıtladı.
Anayasa’nın, Irak topraklarından hiçbir grubun ve örgütün başka ülkelere saldırmasına izin verilmemesi gerektiğine işaret ettiğini belirten Hüseyin, “PKK’nın Türkiye’de sorun olduğu doğru ama Irak için de sorun.” diye konuştu.
Bakan Hüseyin, Anayasa’da belirtilen çerçevede Türkiye’yle bu konuda görüşmelere başladıklarını ve aralık ayında Ankara’da bir toplantı yapıldığını hatırlatarak, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Türk heyetine, kendisinin de Irak heyetine liderlik ettiği ortak komitenin oldukça güzel bir toplantı gerçekleştirdiğini aktardı.
Söz konusu ortak komitede bir sonraki toplantıya sunulmak üzere iki bildiri hazırlamaya karar verdiklerini dile getiren Hüseyin, “Irak tarafı güvenlik, sınır güvenliği ve iki ülke arasındaki ilişkilerin güvenliğiyle ilgili belgeyi şimdiden hazırladı. Gelecek ay Bağdat’ta buluşmayı, bu belgeleri tartışabilmeyi ve bu iki belgeye dayanarak bir plan geliştirmeyi ümit ediyoruz.” şeklinde konuştu.
Petrol ihracatının yeniden başlaması
Bakan Hüseyin, Paris merkezli Uluslararası Tahkim Mahkemesinin Türkiye ile Irak arasındaki petrol ihracatı konusunda verdiği karar sonrası 25 Mart 2023’te Irak’tan Ceyhan Limanı’na petrol akışının durdurulmasına ilişkin de değerlendirmelerde bulundu.
Irak’tan Türkiye’ye petrol ihracatının yeniden başlaması konusuna değinen Hüseyin, Türkiye tarafıyla yaptıkları görüşmelerde boru hattının hazır olduğunu belirttiğini ve Türkiye’nin de boru hattını açmaya hazır olduğunu söyledi.
Hüseyin, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) de ihracata hazır olduğunu ifade ettiğini aktararak, Bağdat ile Erbil arasında konuya ilişkin anlaşma olduğunu ancak anlaşmanın hayata geçirilmesi için Bağdat’ın, IKBY’de faaliyet gösteren petrol şirketleriyle görüşmeler yaptığını anlattı.
Federal hükümetin bu sorunu çözeceğini umduğunu vurgulayan Hüseyin, sorun hallolduktan sonra Ceyhan Limanı’na petrol ihracatının konuşulacağını ifade etti.
“Kalkınma Yolu’na Körfez ve Türkiye yatırım yapmak istiyor”
Bakan Hüseyin, Basra Körfezi’nden Ovaköy’e 1200 kilometrelik otoyol, demir yolu, enerji nakil ve iletişim hatlarını içeren Kalkınma Yolu Koridoru’nun önemine ilişkin de şunları söyledi:
“Bu gerçekten de devasa bir proje. Basra’daki Büyük Fav Limanı’ndan başlayan proje Türkiye’de bitiyor. Türkiye’den de Avrupa’ya uzanıyor. Fav ve Irak’tan bahsettiğimde, bu, Irak, Irak ekonomisi, Irak’ın Fav Limanı’nın Türkiye ile güçlü bağını ifade ediyor. Bu, aynı zamanda, Irak ile Körfez ülkeleri arasında ve ayrıca Körfez ülkelerinin Irak aracılığıyla Türkiye ve Avrupa ile bir bağlantı kurduğu anlamına geliyor.”
Hüseyin, projenin büyük finansmana ihtiyaç duyduğuna ve bunun çeşitli ülkelerin projeye yatırım yapmaya katılabileceği anlamına geldiğine dikkati çekti.
Hüseyin, “Elbette yatırım yapmayı planlayan ve düşünen bazı Körfez ülkeleri var, Türkiye de yatırım yapmak istiyor. Projeyle ilgili Türkiye ile iyi bir görüşme içerisindeyiz.” ifadelerini kullandı.
ABD askerlerinin çekilmesi tartışmaları
İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarının ardından ABD askerlerinin Irak’tan geri çekilmesi yönünde artan tartışmalara ilişkin konuşan Hüseyin, Amerikan tarafı ile Irak arasında konuya ilişkin müzakerelerin yeniden başladığını anlattı.
Hüseyin, müzakerelerin iki tarafın ordularının temsilcileri arasında yürütüldüğünü dile getirerek, “Geçtiğimiz hafta çeşitli toplantılar yaptılar, biz de bu konuyu tartışabilmek ve tartışmanın nereye gittiğini takip edebilmek için ekibimizin Sayın Başbakan’a (Muhammed Şiya es-Sudani) ve siyasi liderlere sunacağı raporu bekliyoruz.” dedi.
Terör örgütü DEAŞ ile mücadele etmek için ABD askerlerinin ülkeye davet edildiğini hatırlatan Hüseyin, DEAŞ’ın çöktüğünü ve halihazırda küçük bir terör örgütü olarak varlığını sürdürdüğünü ifade etti.
Bakan Hüseyin, Amerikan askerlerinin ülkenin tamamından çekilip çekilmeyeceğini dair değerlendirmede de bulundu.
Bağdat hükümetinin ülkenin bütün bölgelerinden sorumlu olduğuna işaret eden Hüseyin, konuyu müzakere eden ekibin hükümete olduğu kadar siyasi liderliğe de bir rapor sunacağını ve böylece askerlerin geleceğinin belirleneceğini ifade etti.
]]>Başbakan Orban, Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu ve NEST Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen Antalya Diplomasi Forumu (ADF) kapsamındaki “ADFLeadersTalks” paneline konuşmacı olarak katıldı.
Orban, Türkiye-Macaristan ilişkilerinin uzun bir tarihi geçmişi ve ülkesinin Avrupa’da Türk Devletleri Teşkilatı’na (TDT) üye olduğunu söyledi.
Avrupa’daki diğer ülkelere kıyasla Macaristan’da güçlü liderlerin ilgi gördüğünü kaydeden Orban, “Sayın (Cumhurbaşkanı Recep Tayyip) Erdoğan, Macaristan’da özellikle sevilen, imajı yüksek olan bir lider. Macaristan’da buna önem verilir.” dedi.
“Bizler Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı seviyoruz”
Orban, “Bizler Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı seviyoruz. Bir başka olgu ise Türkiye ile Macaristan arasında bir barış dili konuşuluyor.” ifadesini kullandı.
Avrupa’da savaş dilinin konuşulduğunu, “birilerini ezmekten ve galibiyetten” söz edildiğini dile getiren Orban, “Bizler öyle değiliz. Savaş dilini sevmeyiz. Türkiye ve Macaristan bu bağlamda Avrupa bölgesinde birer istisna teşkil ediyor. Bizler karşılıklı barışın dilini konuşuyoruz.” şeklinde konuştu.
Orban, Türkiye’nin muhafazakar yapısını korumayı başaran ülke olduğunu, Avrupa’da aile, tanrı, ulus gibi kavramların Orta Çağ’a ait unsurlarmış gibi görüldüğünü, bu değerleri dile getirenlerin sorunlarla karşılaştığını anlattı.
Göç ve göçmenlik meselesinin Avrupa’daki en önemli konuların başında geldiğini ileri süren Orban, Macaristan gibi 10 milyon nüfusa sahip bir ülkenin sınırında birden yüz binlerce göçmenin birikmesini olumlu bir durum olarak değerlendirmediklerini, ülkesinde kimin yaşayıp yaşamayacağına kendilerinin karar vermesi gerektiğini, bu nedenle göç konusunda diğer ülkelere oranla daha katı bir tutum sergilediklerini anlattı.
“Erdoğan, Avrupa kıtasını kurtardı”
Orban, Türkiye’nin göç konusundaki rolünün çok önemli olduğunu vurgulayarak, şunları söyledi:
“Türkiye olmasaydı şu anda Avrupa, Avrupa Birliği (AB) ülkeleri tamamıyla istikrarını kaybetmiş olurdu. Erdoğan bir yerde Avrupa kıtasını kurtardı. Neredeyse son sekiz yıldır da bu görevi üstlenmekte. Dolayısıyla Türkiye’deki güçlü liderlik olmasaydı hepimizin başı belada olurdu Avrupa’da, bunu söyleyebilirim. Dolayısıyla Avrupa’da herkes Türkiye’ye minnet duymakta ve duymalıdır da zaten.”
AB’nin göç hususunda Türkiye’ye verdiği sözleri tam olarak yerine getirmediğine dikkati çeken Orban, Türkiye’nin yaşadığı ekonomik sorunlara ilişkin destek olunması gerektiğinin ancak bu hususta gerekli desteğin yerine getirilmediği düşüncesinde olduğunun altını çizdi.
Ukrayna’daki savaş
Orban, Ukrayna’daki savaşın Macarların savaşı olmadığının altını çizerek, ülkesinin ve halkının çıkarlarını düşünmek zorunda olduğunu ve buna göre hareket etmesi gerektiğini ifade etti.
Ukrayna’da savaşın başlamasıyla AB’nin bunu “bizim savaşımız” olarak tanımladığına dikkati çeken Orban, böyle bir tanımla yapıldığı taktirde bizatihi Ukrayna’yla, Rusya’ya karşı savaşılması gerektiğini ancak bunun söz konusu olmadığını hatırlattı.
Orban, savaşın çok yönlü ele alınması gerektiğini, taraf tutmaktan ziyade zamanın kimden yana olduğuna bakılmasının daha önemli olduğunu belirterek, “Ben zamanın Rusya’dan yana işlediğini düşünüyorum ve zaman geçtikçe AB ve Ukrayna kaybetmekte, Rusya ise daha çok avantaj sağlamakta. Dolayısıyla ben diyorum ki bir an önce ateşkes olsun ve iki taraf da bir an önce barış müzakerelerine başlasın.” dedi.
AB’de aile, tanrı ve ulus gibi değerlerin daha fazla önemsenmesi gerektiği düşüncesinde oluğunu aktaran Orban, haziranda yapılacak Avrupa Parlamentosu (AP) seçimleri sonrasında AB içinde belirli açılardan değişim yaşanmaya başlanabileceğini ifade etti.
Orban, AP içinde sağ ve merkez sağı bir araya getirme çabası içinde olduğunu kaydetti.
“Trump ABD Başkanı olsaydı savaş olmazdı”
Eski ABD Başkanı Donald Trump ile yapacağı görüşmeye de değinen Orban, Trump’a şahsen saygı duyduğunu belirterek, “Trump eğer ABD Başkanı olsaydı o zaman şu an savaş olmazdı diye düşünüyorum. Bundan kesinlikle eminim. Yani güçlü bir ABD Başkanı gerçekten her türlü savaşı durdurabilir. Avrupa’yla alakalı.” şeklinde konuştu.
Orban, Trump’ın yeniden başkan seçilmesi durumunda Ukrayna’daki savaşı sonlandırabileceği görüşünde olduğunu belirterek, İsrail ve Gazze konusunda da benzer bir durumun söz konusu olacağını ifade etti.
Macaristan’ın AB Dönem Başkanlığı
Macaristan’ın bu yılın ikinci yarısında AB Dönem Başkanlığını alıp almayacağına ilişkin bazı spekülasyonların yapıldığını hatırlatan Orban, “Dönem Başkanlığını elbette ki alacağız.” diye konuştu.
Orban, ülkesinin dönem başkanlığı sürecinde AB’nin genişleme konusunun gündeme taşınacağına, bu hususta Ukrayna’dan önce Balkan ülkelerinin geldiğine dikkati çekerek, Avrupa’nın rekabet hususunda kaybettiği ivmeyi yeniden kazanması gerektiğini sözlerine ekledi.
]]>Kastamonu Ticaret ve Sanayi Odasını ziyaret eden Tunç, burada yaptığı konuşmada, 90’lı yılların sorunlu geçtiğini belirterek, 2000’li yılların başından itibaren ülkenin yeni bir döneme girdiğini kaydetti.
Bu gelişmeden vesayetçi yapının rahatsız olduğunu dile getiren Tunç, “Türkiye her alanda büyümesini, gelişmesini, kalkınmasını sürdürdü ve arttırarak devam ettirdi. Tabii bu gelişme ve kalkınma hamlesinden rahatsız olanlar oldu. Vesayetçi anlayış o Türkiye istikrarı yakaladığında her zaman devreye girer. Darbeci vesayetçi anlayış maalesef bu dönemde de girmeye çalıştı ama başarılı olamadı. Tüm engellemelere bu darbeci anlayışın müdahalelerine rağmen ve onları da aşarak milletimizin destekleriyle Türkiye’nin gelişme ve kalkınma sürecini devam ettirdik ve devam ettirmeye çalışıyoruz.” dedi.
Zorlu bir dönemden geçildiğini aktaran Tunç, “Özellikle geçtiğimiz 5 yıllık sürece baktığımız zaman bir pandeminin yaşanmış olması, tüm dünyada ekonominin etkilenmesi, yine 6 Şubat’ta meydana gelen depremler bunlar ekonomimizi olumsuz etkileyen hususlardı ama şimdi bir toparlanma sürecindeyiz. Yerel seçimlerden sonra seçimsiz geçecek 4 yıl önümüzde ve istikrarın yakalandığı yine halkımızın alım gücünün tekrar yine eski seviyesini de aşarak yolumuza devam ettiğimiz bir süreci inşallah hep beraber yaşayacağız. Yine siyasetimizin, yönetimimizin merkezine insanı koymaya devam edeceğiz.” diye konuştu.
Tunç, birçok alanda önemli gelişmelere imza attıklarını vurgulayarak, “Enerjide bağımsız, savunma sanayinde bağımsız, terörle mücadelede kararlı, terörün her türlüsünü temizleyerek, Türkiye’yi huzurlu bir geleceğe kavuşturmanın gayreti içerisinde olduk ve olmaya da devam edeceğiz. Ekonomide IMF’ye muhtaç olmayan güçlü bir ülke oluşturma noktasında çok mesafe aldık. Bundan sonra da alacağımız daha çok mesafe var ve dünyanın en güçlü ülkeleri arasında yerimizi alma mücadelemizden ve önümüzdeki asrın Türkiye Yüzyılı olabilmesi noktasındaki mücadelemizden hiçbir zaman vazgeçmeden yolumuza devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı.
Ülkenin gelişmesi ve kalkınmasında iş dünyasına önemli görevler düştüğünü belirten Tunç, sanayiciyi, iş dünyasını desteklemeye devam edeceklerini anlattı.
Kastamonu’nun Adalet Bakanlığıyla ilgili olarak önceki dönemlerde önemli yatırımlar aldığını vurgulayan Tunç, “Kastamonu’nun İstinaf Mahkemesi talebini değerlendirelim. Ülkemizde şu anda aktif olarak çalışan istinaf dediğimiz 15 Bölge Adliye Mahkememiz var. 18’e çıkardık. Malatya, Denizli ve Tekirdağ illerimizde de Bölge Adliye Mahkemesinin açılışına karar verdik. Denizli ve Tekirdağ’ın binaları da hazır. Malatya’nın şimdi deprem nedeniyle yıkılan attığı yerine yeni büyük bir adliyenin de temellerini artık inşaat çalışmaları devam ediyor. Şimdi bu 3 bölgemizde açılışına karar verilen ama faaliyete geçmeyen bölge adliye mahkemelerimizin açılışını faaliyete geçme çalışmalarını gerçekleştireceğiz. Tabii Kastamonu’da etrafındaki illerle bizim özellikle Batı Karadeniz’in bölge müdürlükleri hep Kastamonu’dadır. Bölge Adliye Mahkemesi Kastamonu’ya yakışır. Kastamonu’ya Bölge Adliye mahkemesinin kazandırılması konusunda çalışmalarımızı sürdürürüz. Tabii bu gerçekleşirse memnun oluruz.” dedi.
Bakan Tunç, daha sonra esnaf ziyaretlerinde bulundu.
Tunç’a Kastamonu Valisi Meftun Dallı, AK Parti Milletvekili Fatma Serap Ekmekci, Kastamonu Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Oğuz Fındıkoğlu eşlik etti.
]]>Bir dizi programa katılmak için Kastamonu’yu ziyaret eden Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, Kastamonu Ticaret ve Sanayi Odası’nda STK temsilcileri ile bir araya geldi. Programa Vali Meftun Dallı, AK Parti Milletvekili Serap Ekmekci, önceki dönem Kastamonu Milletvekili Metin Çelik, AK Parti İl Başkanı Hasan Yağcıoğlu, AK Parti Belediye Başkan Adayı Tahsin Babaş, KATSO Başkanı Oğuz Fındıkoğlu ve çok sayıda davetli katıldı.
Programda konuşan AK Parti Kastamonu Milletvekili Serap Ekmekci, bölge için Kastamonu’da bir istinaf mahkemesi yapılması talebinde bulunarak, “Türkiye yüzyılı dediğimiz bu dönemde bütün sivil toplum kuruluşlarımızla beraber Kastamonumuz için birlik olarak bakanlarımızın liderliğinde, öncülüğünde hep birlikte destan yazalım istiyorum, Kastamonumuzu Türkiye yüzyılının parlayan illerinden biri yapalım diyorum. Çünkü bu gerçekten zor bir şey değil. Birlik olursak bunu başarmamız hiç zor değil. Kastamonu’nun İstinaf Mahkemesi’ne acil bir şekilde ihtiyacı var. Sayın Bakanım, Kastamonu, Karabük, Bartın, Çankırı illerini kapsayan bir İstinaf Mahkemesi’nin kurulması, Kastamonu için olduğu kadar bölge içinde çok önemli. Bunu kaldıracak kapasitedeyiz. Hep beraber bu sivil toplum kuruluşlarımızla beraber desteklediğimiz bir istediğimiz bir talep. Bu konuda müjdelerseniz eğer çok mutlu oluruz” dedi.
“Kastamonu’nun gelişmesi, kalkınması için çalışmalarımıza devam edeceğiz”
Daha sonra konuşan Bakan Tunç, Kastamonu’nun önemli bir şehir olduğuna değinerek, “Kastamonu vatanseverlik konusunda gerek Cumhuriyet öncesinde gerek Cumhuriyet sonrasında en önemli vilayetlerden birisidir. Kastamonulu hemşehrilerimiz sadece doğdukları yerde değil, doydukları yerde de başarılı olmuşlardır, ülke ekonomisine katkı verme anlamında önemli başarılar elde etmişlerdir. Büyük şirketlerle ülkemizin istihdamına ekonomisine katkı vermeye devam ediyorlar. Kastamonumuz hükümütetimiz döneminde de çok önemli yatırımlar aldı. Ben 1980’li yıllarda burada eğitim görürken Kastamonu’nun merkez nüfusu 50 bin civarındaydı. Şimdi kamu binalarının tamamı yenilenmiş, yeni konut alanları açılmış, şehircilik konusunda özellikle Tahsin Babaş’ın belediye başkanlığı döneminde çok hamle yapıldı. Hükümetimizin önemli çalışmaları burada gerçekleştirildi. Havaalanından üniversitenin geliştirilmesine kadar çok önemli çalışmalara sahne oldu. Sayın Cumhurbaşkanımız da Kastamonu’ya çok ayrı bir değer verir, Kastamonulu çok dostları vardır. Dolayısıyla Kastamonu’nun bizim hem siyasetimizde hem de yönetimimizde ayrı bir yeri vardır. Bundan sonra da Kastamonu’nun gelişmesi, kalkınması için çalışmalarımıza devam edeceğiz” diye konuştu.
“İstikrarın yakalandığı, halkımızın alım gücümüzün eski seviyesini de aşacağı bir süreci inşallah hep beraber yaşayacağız”
Türkiye’nin son 22 yılda hedeflerine ulaşmak için kararlılıkla yoluna devam ettiğini kaydeden Bakan Tunç, “22 yıldan bu yana ülkemizi geliştirmenin, kalkındırmanın gayreti içerisinde olduk. 28 Şubat’ın yıldönümünü geride bıraktık, 90’lı yıllar çok sıkıntılı geçti. Faili meçhullerin, terörün azdırıldığı ekonomik krizlerin art arda geldiği, temel hak ve özgürlüklerin kısıtlandığı yılların arındırdından, 2000’li yılların başında ülkemizde yeni bir dönem başladı. Bu dönemde Türkiye her alanda büyümesini, gelişmesini, kalkınmasını sürdürdü, attırarak da devam ettirdi. Bu kalkınma hamlesinden rahatsız olanlar oldu. Vesayetçi anlayış, Türkiye istikrarı yakaladığında her zaman darbeye girer. Bu dönemde de girmeye çalıştı ama başarılı olamadı. Tüm engellemelere, bu darbeciyi anlayışın müdahalelerine rağmen, onları da aşarak milletimizin desteği ile Türkiye’nin gelişme ve kalkınma sürecini devam ettirdik ve devam ettirmeye çalışıyoruz. Geçmiş dönemde, özellikle 5 yılda bir pandeminin yaşanmış olması tüm dünyada ekonominin etkilenmesi, 6 Şubat’ta yaşanan depremler olumsuz etkileyen hususlardı. Ama şimdi toparlanma sürecindeyiz. Yerel seçimlerden sonra, seçimsiz geçecek 4 yıllık bir süreç önümüzde. İstikrarın yakalandığı, halkımızın alım gücümüzün eski seviyesini de aşacağı bir süreci inşallah hep beraber yaşayacağız. Siyasetimizin, yönetimimizin merkezine insanı koymaya devam edeceğiz. İnsanı yaşat ki devlet yaşasın derken, bir slogan olsun diye söylemedik. Her alanda insanımızı güçlendirmek için çalıştık. Hastanelerle, okullarla, üniversitelerle, ulaşım imkanlarından tutun her hamlemiz insanımız içindi. İnsanı yaşat ki devlet yaşasın derken, insanı güçlendirmek için eğitim politikalarına ağırlık verdik. Bütçede en fazla payı çocukların ve gençlerin yetişmesine ayırdık. Sağlığa önem verdik. Eğitimden sağlığa, sosyal politikalardan diğer alanlara varıncaya kadar insanı güçlendirmeye yönelik politikalara ağırlık verdik. Bundan sonra da vermeye devam edeceğiz ki insan, aile güçlü olsun. Aile güçlü olduğunda toplum olarak güçlü olalım” şeklinde konuştu.
“Bu güven devam ettiği müddet de Türkiye’nin aşamayacağı hiçbir zorluk yoktur”
Vatandaşların güveni sayesinde Türkiye yüzyılı için çalışmalarına devam ettiklerini kaydeden Tunç, “İstikrarlı kalkınma hamleleri ile ülkemizi tanıştırdık, geliştirmeye de devam ediyoruz. Enerjide bağımsız, savunma sanayide bağımsız, terörle mücadelede kararlı, terörün her türlüsünü temizleyerek Türkiye’yi huzurlu bir geleceğe kavuşturmanın gayreti içerisinde olduk ve olmaya devam edeceğiz. Ekonomide IMF’ye bağımlı olmayan, güçlü ülke olma noktasında çok mesafe aldık. Bundan sonra da alacağımız çok mesafe var. Dünyanın en güçlü ülkeleri arasında alma mücadelemizden ve önümüzdeki asrın Türkiye yüzyılı olabilmesi noktasındaki mücadelemizden hiçbir zaman geçmeden yolumuza devam edeceğiz. Tabii bu noktada en büyük desteği milletimizden gördük. Milletimiz hep yanımızda oldu, Sayın Cumhurbaşkanımıza güç verdi, Cumhurbaşkanımıza güvendi, o da milletimize güvendi. Bütün zorlukları bu karşılıklı güven sayesinde aşmayı başardık. Bu güven devam ettiği müddet de Türkiye’nin aşamayacağı hiçbir zorluk yoktur. İnşallah önümüzdeki yerel seçimlerde de şehirlere değer katan belediye başkanları seçildikten sonra hükümetle, bakanlarla, milletvekilleriyle uyumlu belediye başkanları seçildiğinde o şehirlerin daha çok projeye sahne olduğunu, daha çok geliştiğini, hükümetin eşit bir şekilde dağıttığı, uyum sayesinde kafa kafaya verilmesinin daha çok güzel eserlere sahne olacağını göreceğiz” ifadelerini kullandı.
Programın ardından Bakan Tunç, Kastamonu il merkezinde esnafları ziyaret ederek vatandaşlarla sohbet etti. – KASTAMONU
]]>147 ülkeden 19 devlet ve hükümet başkanı ve 73 bakanın katıldığı 3. Antalya Diplomasi Forumu başladı. Ana başlığı krizler döneminde diplomasiyi öne çıkarmak olan forumda konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, sadece dış politikada değil iletim, iletişim, yönetim sanat, ticaret gibi pek çok alanda ezberlerin bozulduğunu söyledi. Erdoğan, “Gönül ister ki bu değişim, insanlığın güncel sorunlarına çözüm getirsin. Maalesef bu konuda ümit var, konuşamıyoruz. Ülkeler arasındaki gelir adaletsizliği katlanarak artıyor. Savaşlar eskisinden çok daha kanlı ve yıkıcı geçiyor. Sömürgecilik yeni yöntemlerle devam ettiriliyor. Kültürel ırkçılık, İslam düşmanlığı dünyanın bir çok bölgesinde toplum içinde bir veba salgını gibi yayılıyor” dedi. Refah, huzur, barış ve özgürlük asrı olması umulan 21. Yüzyılın, beklentilerin tam aksine giderek bir buhranlar çağına dönüştüğünü belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kural temelli uluslararası düzen, anlamını ve ağırlığını kaybetmekte, bir slogandan öteye geçememektedir. Dayanışma, adalet ve güven gibi temel kavramlardan yoksun olan cari uluslararası sistem ise asgari mesuliyetlerini bile yerine getiremiyor. Tüm bunları olayların uzağında bir ülkenin lideri olarak söylemiyorum” diye konuştu. Erdoğan, Türkiye’nin krizlerden en çok etkilenen ülkelerden biri olduğunu ve insanlığın gündemini meşgul eden çatışmaların, gerilimlerin, savaşların Türkiye’nin yakın coğrafyasında yaşandığını altını çizdi.
Türkiye’nin, terör tehdidiyle 40 yıldır mücadele ettiğini hatırlatan Erdoğan, “DEAŞ’ı bozguna uğratan yegane NATO müttefikiyiz. Yükselen İslam düşmanlığının hedef aldığı toplum kesimlerinin başında, yut dışında yaşayan vatandaşlarımız geliyor. Son dönemde eylem kılıfı altında Avrupa’da mukaddes kitabımız Kuran’ı Kerim’e yönelik menfur saldırıların çoğu Türk büyükelçilikleri önünde gerçekleştirildi. Düzensiz göç meselesinde 12 yıldır zaten ciddi baskı altındayız. Çatışmalardan ve terör örgütlerinin baskılarından kaçan yaklaşık 4 milyon sığınmacıya ev sahipliği yapıyoruz. İnsanlığın yüzleştiği diğer önemli sorun olan iklim değişikliği konusunda da durum farklı değil. Akdeniz çanağında olmamız hasebiyle iklim değişikliğinin menfi etkilerine her geçen yıl daha fazla maruz kalıyoruz” ifadelerini kullandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin hiçbir hadiseyi uzaktan seyretme veya görmezden gelme riski olmadığının altını çizerek, şunları söyledi:
“Sorumluluk sahibi bir ülke olarak doğru bildiklerimizi cesaretle söylemek tüm insanlığa karşı görevimizdir. Hakikati konuşanların seslerinin kısıldığı günümüzde bu misyonun zorluklarının farkındayız. Buna rağmen acı da olsa, birileri için rahatsız edici de olsa gerçekleri dillendirmeye devam edeceğiz. Karşı karşıya olduğumuz jeopolitik riskleri yönetmek için her zamankinden daha aktif bir politika izliyoruz. Dış politikamızın temelinde kadim değerlerimiz ve çıkarlarımızın uyumlu birlikteliği vardır. Yakın zamanda yaşadığımız hadiseler bize şunu öğretti; ‘diplomasi krizlerin barışçıl çözümünde elimizdeki en büyük araçtır.’ Yeter ki diplomasiye alan açalım, sıkılı yumruklarla musafaha yapılmaz. İrade ve kararlılığın olduğu her yerde diploması ve diyalogla mesaj almak mümkündür. Bunları dillendirirken, gerçeklerden kopuk bir romantizmden bahsetmiyorum. Tarih boyunca olduğu için bugün de jeopolitik rekabetin kıran kırana gerçekleştiği bir coğrafyada olduğumuzu asla unutmuyoruz.”
İçeride güçlü olmadan dışarda güçlü olunmayacağını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin son 21 yılda her alanda büyük atılımlar gerçekleştirdiğini hatırlattı. “Diklenmeden dik durabilmek için, milli onurumuzu bekamızı, milletimizin hak ve hukukunu koruyabilmek için her türlü adımı attık” diyen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ekonomide ülkemizi yılda ortalama yüzde 5.5 oranında büyüttük. Milli gelirimizi 238 milyar dolardan tam 5 kat artışla 1 trilyon 119 milyar dolara yükselttik. Ülkemizi milli gelir sıralamasında dünyada 11. sıraya çıkardık. İhracatı 256 milyar dolara, turizm gelirlerimizi 54.5 milyar dolara getirdik. İnsansız hava araçları teknolojisinde Türkiye’nin başarı hikayesi herkesin malumu. Geçtiğimiz hafta savaş uçağımız Kaan’ın da ilk uçuşunu başarıyla yapmasıyla bu alanda farklı bir lige yükseldik. Dünyanın en geniş diploması ağına sahip 3. ülkesiyiz. Böylece ülkemizi her alanda yakından takip edilen, sözü, duruşu ve tavrı dikkate alınan, kriz ve çatışmaların çözümünde anahtar rol üstlenen bir konuma getirmeyi başardık.”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin; hem batıyla, hem doğuyla kazan kazan temelinde ilişkiler kurabilen, Ukrayna Rusya arasındaki krizde hakkaniyetli tutum sergileyen, dünyanın dört bir yanıyla güçlü ticari ilişkiler geliştirebilen, ayrım yapmadan ihtiyaç sahibine el uzatan, bekası tehlikeye girdiğinde sahada her türlü tedbiri alabilen, her alanda aktif, dirayetli, müessir bir güç olarak öne çıktığını söyledi. Türkiye’nin, önümüzdeki dönemde de hakkı haykırmaya, adaleti savunmaya, tüm dünyada dostlarının sayısını arttırmaya devam edeceğini söyledi.
Son dönemde dünyada yaşananların; küresel sistemin işlevini tamamen kaybettiğini gözler önüne serdiğini belirten Erdoğan, “Patlak veren bu krizlerde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi başta olmak üzere uluslararası kurum ve kuruluşlar gözyaşlarını durduracak adımları atamadılar. 3. yılına giren Ukrayna krizinde barış umutları maalesef gerekli destek verilmediği için karşılıksız kaldı. Yaşanan acının önüne geçecek tarihi fırsat sabote edildi. Uluslararası düzenin iflas bayrağını asıl çektiği yer Gazze olmuştur. 7 Ekim’den bu yana Gazze’de yaşanan katliamları hepimiz içimiz kanayarak takip ediyoruz. İsrail’in sivil yerleşim yerlerini hedef alan kasıtlı saldırıları sonucunda bugüne kadar 30 bin Gazzeli şehit edildi. 70 binden fazla Filistinli yaralandı, yaklaşık 2 milyon insan göçe zorlandı. Gazze’de sadece çocuklar, kadınlar ve siviller canice katledilmedi. Aynı zamanda milyarlarca insanın uluslararası sisteme, adalete ve hukuka dair inancı da yok edildi. Söz konusu İsrail olunca insan hakları evrensel beyannamesinin, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin, Avrupa Birliği’nin sürekli hak ve hukuktan bahseden kurumlarının, uluslararası basın yayın organlarının, yıllardır bize örnek gösterilen yapıların ne kadar aciz ve işlevsiz olduğunu hep birlikte gördük. Gazze’de yaşananlar kesinlikle bir savaş değildir. Bir soykırım girişimidir. Savaşın bile uyulması gereken bir ahlakı, adabı ve hukuku vardır. Ana kucağındaki yavruları açlığa mahkum eden, hastaneleri, kiliseleri, camileri, okulları bombalayan gıda yardımı almak için sırada bekleyen sivilleri kalleşçe hedef alan bir barbarlıktan bahsediyorum. Ailesi ile güvenli bir yer ararken araçları İsrail güçleri tarafından vurulan ve tüm ailesini kaybeden 6 yaşındaki Hind Receb’in hikayesi trajik bir hikayeye dönüşmüştür. ‘İnsanlık olarak beni almaya gelecek misiniz? Korkuyorum’ diyen 6 yaşındaki kız çocuğunun hayatını 12 gün boyunca kurtarmayı başaramadık. Maalesef Hind ile birlikte diğer Gazzeli çocuklara karşı sorumluluklarımızı da tam manasıyla yerine getiremedik. Türkiye olarak ortaya koyduğumuz çabalara, bölgeye gönderdiğimiz insani yardımlara, küresel ölçekte yürüttüğümüz tüm diplomatik temaslara, 900’den fazla hastayı ülkemize getirmemize rağmen bunun mahcubiyetini iç dünyamızda hala yaşıyoruz. Netenyahu yönetimi işgal, yıkım ve katliam politikalarını pervasızca sürdürebiliyor. İsrail’e ilk günden beri şartsız destek veren batılı güçler ise ‘tazıya tut, tavşana kaç’ diyen iki yüzlü politikalarıyla dökülen kana ortak oluyor. Sözler eylemle desteklenmedikçe ne Filistin’deki zulmü durdurmak ne de uluslararası sisteme güveni yeniden inşa etmek mümkündür. Uluslararası toplum Filistin’e olan borcunu Filistin devletinin kurulmasıyla ödeyebilir. 1967 sınırları temelinde başkenti Doğu Kudüs olan Filistin devletinin teşekkülü şarttır. Garantörlüğü de içerecek şekilde sorumluluk almaya Türkiye olarak hazır olduğumuzu belirttik. Gelecekte de Filistinli kardeşlerimize gereken desteği vereceğiz. Uluslararası toplumu Filistin davasına samimiyetle sahip çıkmaya devam ediyorum. Dünyanın dört bir yanında hemen her hafta meydanları dolduran, zulmü lanetleyen tüm Filistin dostlarına şükranlarımı sunuyorum” diye konuştu. – ANTALYA
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen forum kapsamında gerçekleştirilen panelin moderatörlüğünü, Birleşmiş Milletler (BM) Teknoloji Bankası üyelerinden Taffere Tesfachew üstlendi.
Panelde Afrika’ya ilişkin konuşan Gine Bissau Dışişleri Bakanı Carlos Pinto Pereira, dünyadaki 46 en az gelişmiş ülkeden 33’ünün Afrika’da olduğunu belirtti.
BM Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri 2030 gündeminin hayata geçirilmesinin bu ülkeler için mümkün olamayabileceğini ifade eden Pereira, “(Söz konusu ülkeler) Korkarım ki 2030 hedeflerine ulaşamayacak.” dedi.
“Motivasyon eksikliği ve yanlış politikalara” dikkati çeken Pereira, bu durumun nedeninin yalnızca Kovid-19 salgını ya da Rusya-Ukrayna Savaşı olmadığını, problemlerin bunun öncesinde de bulunduğunu söyledi.
Eğitim konusundaki sorunlardan da bahseden Pereira, şunları kaydetti:
“Okuma yazma bilmeyenlerin oranı maalesef hala yüksek ve eğitim seviyesi de oldukça düşük. İş hayatına gelince, maalesef tablo yine aynı, mesleki yeterlilikte hala çok fazla eksiklik ve boşluk var. İnsanlar üniversite diplomasına sahip olsalar bile, bilgiler sadece teorik oluyor. Laboratuvarlarımız yok, mühendislik yeteneklerimiz yok. Gerekli altyapıdan yoksunuz.”
Afrika ülkelerine yol gösterilmediğini savunan Pereira, “Enerji, ulaşım ve iletişim alanlarında altyapıya ihtiyacımız var. Bunlar da önemli yatırımlar gerektiriyor ve henüz görünür değiller.” ifadelerini kullandı.
Üretim ve işleme konusundaki sorunları da gündeme getiren Pereira, “Örneğin 250 bin ton kaju üretiyoruz. İlk olarak Hindistan ya da diğer komşu ülkelere ihraç ediliyor. Kaju orada işleniyor ve nihai ürün o ülkelerde satılıyor. Yani kendi zenginliğimizden faydalanamıyoruz ve bu kabul edilemez.” değerlendirmesinde bulundu.
“Yüzleştiğimiz en önemli şeylerden biri yaptırımlar”
Güney Sudan Dışişleri ve Uluslararası İşbirliği Bakanı James Pitia Morgan da EAGÜ’lerin önündeki en önemli problemin dış etkenler olduğuna dikkati çekerek, “En az gelişmiş ülkeler olarak karşı karşıya olduğumuz en önemli şeylerden biri yaptırımlardır.” dedi.
Az gelişmiş ülkelerin yalnızca Kovid-19 ya da iklim değişimi gibi doğal nedenlerden etkilenmediğini dile getiren Morgan, “Yaptırımlar, Uluslararası Para Fonu (IMF), Dünya Bankası ve dünyanın güçlü ülkeleri tarafından en az gelişmiş ülkeleri baskı altında tutmaya devam etmek için kullanılıyor.” diye konuştu.
Yaptırımların EAGÜ’lere yardım etmek için kullanılamayacağını belirten Morgan, “Pek çok konuda acı çekiyoruz. Bu nedenle, kalkınma şansı elde edebilmemiz için en azından yaptırım denilen şeylerin kaldırılması gerektiği çağrısında bulunuyoruz.” açıklamasını yaptı.
Üretim için gereken toprak ve insan gücüne sahip olduklarını ancak sermaye konusunda sıkıntı çektiklerini bildiren Morgan, “Bunlardan sahip olmadığımız tek şey sermaye, çünkü sermaye yaklaşamadığımız bazı güçler tarafından kontrol ediliyor.” ifadesini kullandı.
“Madenlere sahip bir ülkenin yoksulluk yaşaması ikilemdir”
Ülkesinde yaşanan yoksulluğa ilişkin konuşan Orta Afrika Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Sylvie Baipo-Temon ise BM’nin 2030 hedeflerini gerçekleştirmenin zorluğuna ve bunun için yeterince fon olmadığına işaret etti.
Baipo-Temon, ülkesinin kendi hedeflerini koyması gerektiğini dile getirerek, “Uzun süre sömürge bir ülke olarak yaşadık ve bugün hala modern bir sömürgeyle karşı karşıyayız. Bu da kendi ekonomik hedeflerimizi belirlememizi engelliyor.” dedi.
Ülkesinin madeni açıdan zenginliğine dikkati çeken Baipo-Temon, “Yerin altında 622 kilometrekarelik alana yayılan altın, lityum, kobalt gibi zenginliklerimiz var ve bu kadar büyük bir yer altı zenginliğine sahip ülkede yaşayan insanların büyük bir yoksullukla savaşması ikilemdir.” diye konuştu.
Teknolojinin önemine de işaret edildi
İstanbul Uluslararası Özel Sektör ve Kalkınma Merkezi (IICPSD) Türkiye Direktörü Sahba Sobhani, EAGÜ’lerin kalkınması için teknoloji konusuna önem verilmesi gerektiğini söyledi.
Sobhani, Türkiye’nin desteğiyle, BM Teknoloji Bankası ile birlikte, az gelişmiş ülkelerden gelen öğrencilerin teknolojik anlamda gelişerek veri bilimi üzerine çalışması için proje başlattıklarını kaydetti.
“Uzmanlık ve beceri aktarımı önemli”
2030 hedeflerini ele alan, BM Teknoloji Bankası üyelerinden Federica Irene Falomi de bilim, teknoloji ve inovasyonun yapısal dönüşümdeki rolüne dikkati çekti.
BM Teknoloji Bankasının bu amaçla kurulduğuna değinen Falomi, “Teknoloji Bankası, teknoloji ihtiyaç değerlendirmesi dediğimiz çalışmayı birlikte geliştirmek üzere EAGÜ’lerdeki hükümetlerle çok yakın çalışmaktadır. Bunlar, ülkelerin yatırım yapması ve teknolojik çözümlere erişmesi gereken ekonomi alanlarını ve sektörlerini belirlemeyi amaçlayan araçlar olan yol haritalarıdır.” diye konuştu.
Falomi, bu yardımın finansal olarak yapılmasının yanı sıra uzmanlık ve beceri aktarımının çok önemli olduğunu ifade etti.
]]>???????Şukri, 3. Antalya Diplomasi Forumu’nda (ADF) AA muhabirinin sorularını yanıtladı.
Bakan Şukri, son dönemde Mısır ve Türkiye arasındaki iyi ilişkiler ve işbirliğinin önemine işaret ederek Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Mısır ziyareti ve Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Es-Sisi ile görüşmesinin her iki ülke açısından yeni bir dönemin başlangıcı olduğunu söyledi.
Son dönemde iki ülkenin, halklarının çıkarına olan verimli ikili ilişkilere girme iradesini göstermesinin, Mısır ve Türkiye ilişkileri açısından yeni bir dönemin başlangıcı olduğunu vurgulayan Şukri, “İki halk arasındaki uzun tarihi bağ, siyasi, ekonomik ve kültürel alanlarda daha üst düzeyli bir koordinasyon ve işbirliğinin gerekliliğini haklı çıkarıyor.” diye konuştu.
Şukri, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ziyaretinin söz konusu işbirliği ve koordinasyon için önemli bir fırsat olduğunu dile getirerek her iki cumhurbaşkanının da bakanlarına ortak çıkarlar çerçevesinde bölgenin istikrar ve güvenliği için daha etkili bir şekilde çalışmaları konusunda talimat verdiğini hatırlattı.
Türkiye ve Mısır’ın, daha verimli bir ilişkinin başlamasıyla bölgedeki zorlukların üstesinden el birliğiyle gelebileceklerini umduğunu aktaran Şukri, “İşbirliği alanları bulacağımızı ve çıkarlarımızla ilgili kurabileceğimiz verimli diyalogun daha iyi koşullar oluşturmak için bir fırsat olacağını umuyoruz.” ifadelerini kullandı.
“Filistin davasının tasfiyesi, uluslararası hukukun ihlalidir”
Gazze’deki en önemli sorunlardan birinin, “uluslararası hukuka aykırı” olarak Filistinlilerin yerlerinden edilme meselesi olduğuna dikkati çeken Şukri, “Filistin davasını tasfiye etmek veya Filistin topraklarını boşaltmak amacıyla sakinlerinin Mısır veya Ürdün gibi ülkelere gönderilmesi planları ve çalışmaları, kabul edilemez ve uluslararası hukukun ihlalidir.” dedi.
Şukri, Gazze’deki trajik durumun sona ermesi ve acil bir ateşkesin sağlanması için Türkiye dahil Arap ve Müslüman ülkelerle gayret gösterdiklerini belirterek Gazze’deki Filistinlilerin ihtiyaçlarının karşılanması için gerekli insani yardımın sağlanması ve esirlerin serbest bırakılması amacıyla da çalışma yürüttüklerini kaydetti.
Başta Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) daimi üyeleri olmak üzere, birçok uluslararası ortakla iletişim halinde olduklarını aktaran Şukri, “21. yüzyılda benzeri görülmemiş ve 20 binin üzerinde kadın ve çocuğun hayatını kaybettiği bu yıkıcı savaşın bitmesi ve Filistinli kardeşlerimizi bundan kurtarmak için mümkün olan her şeyi yapmaya devam edeceğiz.” ifadesini kullandı.
“Herkes, ramazandan önce ateşkesin gerekliliğine inanıyor”
İsrail’in Refah’ta herhangi bir askeri faaliyette bulunmaması gerektiği konusunda uluslararası alanda fikir birliği olduğunu belirten Şukri, “Şu anda yaklaşık 1,4 milyon insanın toplandığı bölgede herhangi bir askeri saldırının şüphesiz ki, şimdiye kadar gördüğümüzden çok daha büyük çapta insani duruma, can kaybına yol açacaktır.” değerlendirmesini yaptı.
Şukri, sivillerin güvenliğini sağlayarak İsrail’in askeri operasyon yapmasına imkan verecek bir plandan bahsetmenin uygun olmadığını söyledi.
Bakan Şukri, ayrıca, ramazan ayında Filistinlilere karşı askeri faaliyetin durması gerektiğine dair değerlendirmelerde bulundu.
“Herkesin, Filistinlilerin güvenliği açısından ve aynı zamanda dini mahiyeti nedeniyle ramazandan önce ateşkese varılmasının gerekli olduğuna inandığını düşünüyorum.” diyen Şukri, ramazan ayında devam edecek askeri hareketliliğin devam etmesinin yalnızca Gazze ve Batı Şeria’daki siviller üzerinde değil, aynı zamanda Arap ve Müslüman dünyasında da gergin bir ortama neden olacağını söyledi.
Şukri, ateşkesin derhal ilan edilmesi yönünde çağrıda bulunduklarını hatırlatarak “Bunun üzerinde çalışıyoruz, her türlü çabayı göstermeye devam edeceğiz. Tehlikeler ve düşmanlıkların sona erdirilmesi ihtiyacı konusunda gerekli esnekliğin ve anlayışın olacağını ümit ediyoruz.” dedi.
İnsani yardım hacminin artırılabilmesi ve yerinden etme tehditlerinin ortadan kaldırılabilmesi için çabalara işaret eden Şukri, öncelikli olarak Filistinlilerin hayatlarının kurtarılması gerektiğini söyledi.
Şukri, müzakerelerin devam etiğini belirterek “Düşmanlıkların sona erdirilmesi hedefine ulaşana kadar tarafların müzakerelere devam etmelerini her zaman teşvik edeceğiz.” diye konuştu.
Düşmanlıkların kalıcı olarak sona ermesi halinde durumun nasıl görüneceğine dair spekülasyon yapmak için henüz erken olduğunu düşündüğünü sözlerine ekleyen Bakan Şukri, “Ancak Gazze halkını temsilci olarak yeniden devreye sokmak ve toplumsal normalleşme için gerekli hizmetleri ve yönetim meselelerini tesis etmek kesinlikle Filistin Yönetiminin sorumluluğundadır.” ifadelerini kullandı.
“Sudan’da ateşkes için her türlü çabayı göstereceğiz”
Bakan Şukri, Sudan’da devam eden krize ve Mısır’ın kalıcı ateşkese dair girişimlerine ilişkin de değerlendirmelerde bulundu.
Ülkedeki askeri ya da sivil bileşeniyle ilgili tüm taraflarla temas halinde olduklarının altını çizen Şukri, Cumhurbaşkanı Sisi’nin Sudan’a komşu ülkelerle birlikte girişim başlattığını hatırlattı.
Şukri, söz konusu girişim kapsamında bakanlar düzeyinde bir araya gelip ateşkes, insani yardım ve siyasi diyalogu ihtiva eden yol haritası geliştirme çabalarının olduğuna değinerek “Mısır, Sudan’daki kardeşlerimizin sivil unsurları arasında çeşitli siyasi diyalog görüşmelerine ev sahipliği yaptı. Ateşkesin sağlanması ve Sudan halkının acılarının dindirilmesi için Sudanlı kardeşlerimiz ve Sudan’a komşu ülkelerle işbirliği içinde her türlü çabayı göstermeye devam edeceğiz.” değerlendirmesinde bulundu.
Aden Körfezi’ndeki gerilim
İsrail’in Gazze’ye saldırılarının ardından Aden Körfezi’nde artan gerilimin düşürülmesine ilişkin konuşan Şukri, “Bütün ülkelerden seyrüsefer özgürlüğüne saygı duymalarını, uluslararası ekonomiye zarar verebilecek eylemlerden kaçınmalarını beklediğimizi çok açık biçimde ifade ettik.” dedi.
Şukri, bölgedeki tansiyonun, Süveyş Kanalı’nın kullanımını olumsuz etkilediğini ve dolayısıyla Mısır açısından ekonomik sonuçlar doğurduğuna işaret ederek, “Seyrüsefer özgürlüğünü ihlal eden her türlü eylemden vazgeçilmesinin önemli ve hayati olduğuna inanıyoruz.” diye konuştu.
]]>Zengin yer altı kaynaklarına sahip Nijerya’da ekonomik alanda yaşanan sorunlar nedeniyle ülke genelindeki yoksulluğa karşı yıllardır çözüm bulunamıyor.???????
Uzmanlar, Nijerya’nın yaşadığı ekonomik sorunların ve önlenemeyen yoksulluğun yıllardır devam ettiğine, bunun farklı nedenlerinin olduğuna dikkati çekti.
Nijerya Tarım ve Gıda Güvenliği Bakanlığına göre, 230 milyona yaklaşan nüfusuyla ülkede tahminen 88,4 milyon insan, aşırı yoksulluk içinde yaşıyor.
Ham petrol üretiminde dünyanın ilk 15 ülkesi arasında bulunan Nijerya, dünyada en fazla petrol rezervine sahip 8. ülke. Petrol ihracatı bakımından da 6. sırada yer almasına rağmen 2022 itibarıyla aşırı yoksulluk içindeki küresel nüfusun yüzde 12,9’u Nijerya’da bulunuyor.
Ekonomik kriz ve güvenlik sorunları nedeniyle ülkelerinde zor şartlar altında yaşayan Nijeryalıların bir kısmı, daha iyi yaşam umuduyla yasa dışı yollarla Avrupa’ya ulaşmaya çalışıyor.
Hükümetin yoksullukla mücadele politikası yeterli değil
Nijerya hükümeti, ülkedeki ekonomik kriz ve yoksullukla mücadele için çeşitli tedbirler alsa da kalıcı çözüm bulamıyor.
Nijerya’da gelir adaletsizliği, Boko Haram ve silahlı çete üyelerinin saldırıları gibi sorunlar ülke ekonomisini olumsuz etkiliyor.
Boko Haram terör örgütü ülkenin kuzeyinde 2010’dan itibaren etkili olarak güvenlik sorununa yol açarken son yıllarda artan silahlı çeteler de güvenlik sorununu daha da derinleştirdi.
Boko Haram ve silahlı çetelerin saldırılarında binlerce kişi hayatını kaybetti, çok sayıda Nijeryalı göç etmek zorunda kaldı. Bu durum ekonomiyi olumsuz etkiledi ve yoksulluğu arttırdı.
Gıda sorununun çözümü için hükümet çiftçilerle işbirliğinde çeşitli programlar düzenlerken ülkedeki işsizliğin azaltılması için ise yabancı işçiler için uyguladığı yıllık vergi oranını 10 bin dolara yükseltti. Devlet Başkanı Bola Ahmed Tinubu, alınan kararla Nijeryalılar ile yabancı işçiler arasında istihdam fırsatlarını dengelemeyi amaçladıklarını belirtti.
Öte yandan Nijerya, Afrika’nın ikinci büyük petrol üreticisi olmasına rağmen rafineri sayısının yetersizliği nedeniyle akaryakıtın neredeyse tamamını ithal etmesi ekonomiyi olumsuz etkiliyor.
Hükümet, Ekim 2000’de petrol şirketlerine doğrudan mali destek sağlayarak akaryakıt sübvansiyonu getirmişti. Tinubu göreve geldikten sonra ise yakıt sübvansiyonunun yoksulları değil, sadece zenginleri kayırdığını belirterek geçen yıl sübvansiyonu kaldırmıştı.
Petrol ürünlerine uygulanan sübvansiyonun kaldırılmasının ardından ülkede akaryakıt fiyatları yükselmiş ve bu durum, temel ihtiyaç maddelerine de yansıyarak enflasyona neden olmuştu.
Nijerya Merkez Bankasının kontrol ettiği dolar ile naira kurunu serbest bırakma planlaması, Nijerya para biriminin değer kaybetmesine ve ekonomiyi olumsuz etkilemesine yol açtı.
Nijerya’da, yüksek enflasyon ve gıda fiyatlarındaki artış gibi ekonomik sorunlar nedeniyle ülke çapında zaman zaman gösteriler düzenleniyor.
Gıda, ilaç ve akaryakıt gibi temel ihtiyaç maddelerindeki yüksek fiyat artışını protesto eden göstericiler, ekonomik sorunların çözümü için hükümete çağrı yapıyor.
“Yöneticilerinin vatandaşlarına bıraktığı en belirgin miras yoksulluk”
Nijerya üzerine araştırmalarıyla bilinen İnönü Üniversitesi Afrika Araştırmaları Merkezi (ÜNİAFAM) Araştırmacısı Kenan Toprak, AA muhabirine yaptığı açıklamada, “doğuştan fakir” bir ülke ile kaynakları yanlış kullanılan zengin bir ülke arasında fark olduğuna dikkati çekerek “Bugün Nijerya’nın doğal kaynakları refah ve istikrar oluşturmak şöyle dursun, doğru kullanılmadığı için birçok zarara neden oluyor. Muazzam kaynaklara sahip olmasına rağmen bağımsızlıktan bu yana ülke yöneticilerinin vatandaşlarına bıraktığı en belirgin miras yoksulluk olmuştur.” dedi.
Toprak, Nijerya’da yoksulluğun artmasında yolsuzluk ve doğal kaynakların halkın temel ihtiyaçları için kullanılamaması gibi nedenleri sıraladı.
Yoksulluğun giderek artmasının ülkede sosyal, politik, psikolojik ve güvenlik sorunlarına neden olduğuna dikkati çeken Toprak, “İşsizlik ve yoksulluk sorununun özellikle gençler arasında oluşturduğu olumsuz etki onları toplumdaki sosyal düzeni bozacak faaliyetlere sürüklüyor. Özellikle artan militanlık, şiddet içeren suçlar, adam kaçırma, silahlı soygun, uyuşturucu kullanımı, petrol boru hatlarına zarar verilmesi, huzursuzluk ve siyasi istikrarsızlık, genç işsizliğinin ve eksik istihdamın bir sonucudur.” ifadesini kullandı.
Ülkedeki ekonomik krize karşı hükümetin adımlarına değinen Toprak, Nijerya’da işsizlik ve yoksulluk sorununun üstesinden gelmesi için halkın önceliğinin belirlenmesi gerektiği ve yalnızca kamu sektörü veya petrol değil, tarım gibi kayıt dışı sektörler de ulusal ekonomik önceliğe dahil edilmesi gerektiğinin altını çizdi.
Toprak, sözlerini şöyle bitirdi:
“Nijerya, sahip olduğu insan ve doğal kaynaklarla, yoksulluk ve durgunluğu ortadan kaldırabilecek ve halkının yaşam standartlarını yükseltebilecek konumdadır. Ancak Nijerya’nın ekonomik potansiyelinin gerçekleştirilebilir hale gelmesi ve herhangi bir eşitlikle dağıtılması konusunda iyimser olmak biraz zor görünüyor. Çünkü yoksulluk sorunu, federal hükümetin ve eyalet yönetimlerinin uygun şekilde ilgilenmesini gerektiren, öncelikli olmayan bir konu olarak ele almasıdır.”
Nijerya’nın en önemli sorunu “liderlik”
Bizim Afrika Platformu Genel Koordinatörü Faruk Mintoiba ise Nijerya’daki yoksulluğun nedeni olarak birçok faktörün olduğuna dikkati çekerek birçok kaynağa sahip bir ülkenin kalkınmakta zorlanmasının en önemli nedenlerinden birinin, kötü yönetilmesi olduğunu vurguladı.
Mintoiba, “Nijeryalı ünlü yazar Chinua Achebe’nin 1984’te yayımladığı ‘The Trouble With Nigeria’ isimli kitabının özeti, Nijerya’nın sorununun basitçe liderlik etrafında döndüğü şeklindedir. Olayın en ilginç tarafı da bugünkü durumun, kitabın yazıldığı dönemden daha beter olmasıdır. Sorumsuzluk, yolsuzluk, kabilecilik ve bunların sebep olduğu liyakatsizliğin hakim olduğu bir ülkeden bahsediyoruz.” diye konuştu.
Nijerya’da ekonominin düzelmesi ve yoksulluğun azalmasına yönelik beklentilerinin olduğunun altını çizen Mintoiba, Afrika’nın en büyük ekonomisine ve kıtanın en fazla nüfusuna sahip Nijerya’nın kalkınmasının Afrika’nın kalkınması anlamına geldiğini ve ekonomik refah için sorunun doğru teşhis edilmesi gerektiğini söyledi.
“Bir Afrikalı Gözünden Afrika” kitabının da yazarı olan Mintoiba, “Ekonomik kalkınmayı yapabilecek iradeye sahip liderler lazım. O sebeple sorun lider kaynaklı olduğu gibi aynı zamanda da vatandaşlarla da ilgili. Çünkü yapılanların sorumlusundan hesap sormayan, yapılan işin niteliğiyle hiç ilgilenmeyen vatandaşlar, demokrasiyi de tehlikeye atıyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Mintoiba, Nijerya’da güvenlik sorunlarının da ekonomik kalkınmayı engellediği ve yoksulluğu artırdığını belirtti.
Zengin kaynaklara sahip bir ülkede her türlü şiddetin yaşandığını ifade eden Mintoiba, iyi yönetim ve kurumların güçlendirilmesinin az gelişmişlikle mücadelede son derece önemli olduğunu kaydetti.
Mintoiba, “Ekonomik çeşitlendirme, insan sermayesine yatırım, yerel işletmelerin teşvik edilmesi, Nijerya’nın ekonomisinin düzeltilmesine katkı sağlayabilecek hususlardır.” dedi.
]]>Bosna Hersek, 29 Şubat ve 1 Mart 1992’de yapılan referandumla Yugoslavya’dan ayrılarak kazandığı bağımsızlığının 32’nci yılını kutlarken, ülkenin ilk altın zambaklı bayrağı Bosna Hersek Tarih Müzesi’nde, 1992-1995’teki savaşta aldığı şarapnel izleriyle sergileniyor.
Tarihçi Enver İmamovic, Mayıs 1992’de Bosna Hersek Devlet Başkanlığı Binası’na asılan ilk altın zambaklı bayrağı AA muhabirine anlattı.
İmamovic, bayrağı zor şartlar altında hazırladıklarını ifade ederek, “Bu kumaşı zor bulduk, ipektendi. Yıkılan ve yağmalanan Saraybosna’da bunu bulmak çok zordu. Zar zor beyaz bir kumaş bulduk.” dedi.
Saraybosna’daki Gorica semtinde bir baskı atölyesi bulduklarını belirten İmamovic, atölye sahibi Salem Malovic’in, bayrağı “elektriğin olmadığı zor savaş şartları altında” bastığını dile getirdi.
İmamovic, bayrağı hemen Devlet Başkanlığı Binası’na getirdiklerini anlatarak, şöyle devam etti:
“Orada eski Bosna Hersek Devlet Başkanlığı Konseyi Üyesi Ejub Ganic ve birçok kişinin olduğunu hatırlıyorum. Bayrağı getirdiğimizde ve açtığımızda herkes çok sevindi. Ganic bunu hemen Başkanlık binasının penceresinin altına yerleştirmemde bana yardımcı oldu. Böylesine zorluk dolu günlerde, yeni Bosna Hersek’in sembolü olan yeni bayrağı görmenin tüm bu zorlukları yaşayan Saraybosnalılar için ne anlama geldiğini bir düşünün.”
Ülkedeki savaşta Devlet Başkanlığı Binası’nda ancak 15 gün dalgalanan bayrağın, havan topu saldırılarında hasar gördüğünü belirten İmamovic, “Bayrağın bugün olduğu gibi tarihi bir değere sahip olacağını biliyordum. Onu sardım ve savaş sırasında evimde sakladım. Savaş sona erdiğinde onu Bosna Hersek Tarih Müzesi’ne teslim ettim ve adeta oradaki ilk eser oldu.” diye konuştu.
İmamovic, “Bayrak şimdi burada, karşımızda ve ona baktığımda içimdeki duygular uyanıyor, bunca yıl sonra ona yeniden dokunacağım. Orta Çağ’da hiçbir Avrupa ülkesinde zambak, Bosna’da olduğu kadar özel ve kamusal yaşamın her alanında, parada, mücevherlerde, kitaplarda, mezar taşlarında bu kadar kullanılmamıştı.” dedi.
Altın zambak sembolünün 1998’de kaldırıldığını dile getiren İmamovic, “Büyük bir hata yapıldı ama aynı zamanda, öncelikle Bosna ve Hersek’teki çok sayıda insana, aynı zamanda kendilerini Bosnalı ve Hersekli olarak gören herkese karşı da bir adaletsizlik yapıldı.” değerlendirmesinde bulundu.
İmamovic, altın zambaklı bayrağın, herhangi bir dini ya da etnik grubu değil tüm halkları temsil ettiğini belirterek, bayrağın kendini ülkeye, kültüre ve geçmişine ait gören insanların simgesi olduğunu söyledi.
Bayrağın bir gün Bosna Hersek’te yeniden dalgalandırılacağına inandığını kaydeden İmamovic, “Bu bayrak her zaman Bosna Hersek’i sevenlerin kalbinde olacak.” ifadesini kullandı.
Bağımsızlık referandumunda kullanılan oyların yüzde 99,44’ü “evet” oldu
Yugoslavya ülkesi Hırvatistan’ın 1991’de bağımsız olmasının ardından büyük oranda Sırpların kontrolünde bulunan Yugoslav Halk Ordusu (JNA) ile Hırvat güçleri arasında başlayan çatışmalar, komşu Bosna Hersek’e de sıçradı.
JNA, Bosna Hersek sınırları içinde kalan ancak nüfusunun çoğunluğunu Hırvatların oluşturduğu Ravno’ya saldırdı. Yugoslavya’nın bölünmesini kendi lehine kullanmak isteyen Bosnalı Hırvatlar ve Sırplar da ülke topraklarını aralarında pay etmek istedi.
Hırvatlar, 18 Kasım 1991’de Hersek Bosna Hırvat Cumhuriyeti’ni, Sırplar ise 9 Ocak 1992’de Sırp Cumhuriyeti’ni ilan etti. O yıllarda ülkenin büyük çoğunluğunu oluşturan Müslüman Boşnakların bağımsız bir Bosna Hersek’ten başka çıkış yolu bulunmazken, Slovenya ve Hırvatistan’ın Yugoslavya’dan ayrılmalarının akabinde Bosna Hersek’te de bağımsızlık referandumu kararı alındı.
Bosnalı Sırpların büyük oranda boykot ederek katılmadığı referandum, 29 Şubat ve 1 Mart 1992’de yapılırken, halkın yüzde 64,31’inin sandığa gittiği halk oylamasında kullanılan oyların yüzde 99,44’ü bağımsızlık için “evet” oldu.
“Bağımsız” olan Bosna Hersek, 22 Mayıs 1992’de Birleşmiş Milletler (BM) üyeliğine kabul edildi.
Saraybosna 44 ay kuşatma altında kaldı
Bağımsızlık referandumunun hemen ardından JNA’nın yanı sıra Bosna Hersek ve Sırbistan’dan paramiliter Sırp birlikleri, Müslüman Boşnaklara karşı etnik temizlik başlattı.
Dünyanın gözü önünde 3,5 yıl süren savaşta çok büyük sivil katliamlar, işkenceler, etnik temizlikler, sürgünler ve soykırım gerçekleşirken, başkent Saraybosna, tam 44 ay Sırpların kuşatması altında kaldı.
Yüz binlerce insanın hayatını kaybettiği, milyonlarcasının evlerini terk etmek zorunda kaldığı, kadınların tecavüze uğradığı, sivillerin toplama kamplarında işkence gördüğü kanlı savaş, ABD’de günler süren müzakerelerin ardından 21 Kasım 1995’te paraf edilen ve 14 Aralık 1995’te Fransa’da dönemin Bosna Hersek Cumhurbaşkanı Aliya İzetbegoviç, Sırbistan Cumhurbaşkanı Slobodan Milosevic ve Hırvatistan Cumhurbaşkanı Franjo Tudjman’ın imzaladığı Dayton Barış Antlaşması ile sona erdi.
Altın zambaklı Bosna Hersek bayrağı
Üzerinde altın renginde 6 zambağın bulunduğu eski Bosna Hersek bayrağı, savaşın sona ermesinin ardından ülkedeki diğer etnik gruplar tarafından kabul edilmedi.
Bunun üzerine bayrak sorunu, dönemin Avrupa Birliği (AB) Bosna Hersek Yüksek Temsilcisi Carlos Westendorp’un çabalarıyla, parlamentoda karşı çıkılmasına rağmen, 3 Şubat 1998’de çıkarılan yasayla çözüldü.
Bosna Hersek’i o tarihten itibaren mavi zemin üzerinde sarı bir üçgenin ve beyaz yıldızların bulunduğu bayrak temsil ediyor.
]]>Anadolu Ajansının (AA) Global İletişim Ortağı olduğu, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Basın Yayın Birliği Derneğinin desteğiyle Türkiye Basım Yayın Meslek Birliği (TBYM) tarafından organize edilen programla, İstanbul’un bir “telif marketi” haline getirilmesi amaçlanıyor.
93 ülkeden yaklaşık 1000 yayıncının başvuru yaptığı programa, değerlendirme sonucunda 66 ülkeden 258’i yabancı, 125’i yerli olmak üzere 383 profesyonel yayıncı katılmaya hak kazandı.
“Ürettiklerimizin pazarda karşılık bulması çok önemli”
TBYM Başkanı Mehmet Burhan Genç, Rami Kütüphanesi’nde yapılan bilgilendirme toplantısında, yayımcı, yazar ve fikir insanlarının işinin üretmek olduğunu belirterek, “Ürettiklerimizin pazarda bir karşılık bulması çok önemli.” dedi.
“İstanbul Publishing Fellowship” adıyla da anılan programla aslında bir pazar çalışması yaptıklarını dile getiren Genç, “Ülkemizde üretilen kitaplarımızın dünyaya tanıtılması ve dünyadaki çok farklı yerlerin ürünlerinin de Türkiye’de bilinir ve tanınır olması için bir imkan oluştu.” ifadesini kullandı.
Genç, program sayesinde sadece Türkiye’deki yayımcıların değil, İstanbul’da misafir edilen uluslararası konukların da diğer ülkelerle bağlantı kurma imkanı bulduğunu, aynı zamanda İstanbul’un dünyanın farklı bölgelerindeki insanların birbirlerini tanıyıp alışveriş yaptığı bir şehir haline geldiğini ve bir köprü niteliğini kazandığını söyledi.
İstanbul Ticaret Odası (İTO) Meclis Başkanı Erhan Erken de başından bu yana programın destekçisi olduklarını belirterek, “Bir kitabın başka bir dilde hayat bulması, yeniden doğması, bir iletişim dalgası oluşturması önemli bir şey. Bir kitap üzerinden farklı ülkelerdeki insanlar birbirlerini anlıyorlar, ortak bir paydada buluşuyorlar. Fellowship’in bu yönü özellikle bizim çok dikkatimizi çekiyor ve hoşumuza gidiyor.” diye konuştu.
“Meksika bizim için çok yeni bir pazar”
Toplantıya konuk olan Erdem Yayın Grubu Genel Yayın Yönetmeni Melike Günyüz, Türkiye’deki yayımcılar olarak dünyanın değişimine ve dönüşümüne ayak uydurduklarını, Kültür ve Turizm Bakanlığının da katkısıyla 2000’li yılların başından itibaren yurt dışında birçok fuara katılma imkanı bulduklarını dile getirdi.
Türkiye’deki kitapların yurt dışındaki okurlara da satılabileceğini ve yayımcılıkta farklı ülkelerde de pazarların olduğunu fark ettiklerini belirten Günyüz, “Yayımcıları İstanbul’a davet edip ‘Doğu ile Batı’yı birleştirebilir miyiz?’ noktasından hareket ettik ve bence bunda çok başarılı olduk.” dedi.
Pek çok ülkeden yayımcıların Avrupa’daki etkinliklere gidemediğini, fakat İstanbul’a rahatça gelebildiğini ifade eden Günyüz, Türkiye’nin bu anlamda Avrupalı yayıncıların, Türk Devletleri ve Arap ülkeleri gibi pek çok ülkedeki meslektaşlarıyla buluşabildiği bir ortak nokta ve buluşma alanı olduğunu vurguladı.
Günyüz, programın odak ülkesinin geçen yıl Özbekistan olduğunu belirterek, “Şu anda Özbekistan ile çok ciddi kitap alışverişine başladık. Bu yıl da Meksika’yı seçtik. Çünkü Meksika bizim için çok yeni bir pazardı, hiç bilmediğimiz bir yerdi. Bu anlamda bu sene Meksika’ya gittik. Meksika’da birçok yayımcıyla temas ettik ve onları Türkiye’ye davet ettik.” diye konuştu.
Program kapsamında 3 gün boyunca yapılacak etkinliklere ilişkin bilgi veren Günyüz, seminer ve etkinliklerin, odak ülke olan Meksika ile İsrail’in saldırılarının devam ettiği Gazze ve Filistin konularında gerçekleştirileceğini ifade etti.
İTO Yönetim Kurulu Üyesi Münir Üstün de İstanbul Publishing Fellowship’te Türk edebiyatından eserler yayınlayan yurt dışındaki 3 yayınevine ödül takdim edileceğini söyledi.
4 yıl önce “onur konuğu” sistemine başladıklarını dile getiren Üstün, “İlk olarak Azerbaycan konuk oldu. Azerbaycan’da eğer bugün bir kitap sektöründen bahsediliyorsa buradaki arkadaşlarımızın ve Azerbaycan’daki paydaşlarımızla oradaki yayımcıların ortak hareketlerinin ne kadar iyi olduğunu, birbirleriyle çok iyi ilişkiler geliştirdiklerini, iyi çeviriler yaptıklarını, Türk yayıncılarla diyaloglarının çok iyi olduğunu görebilirsiniz.” dedi.
Program hibrit bir modelde gerçekleştiriliyor
Uluslararası İstanbul Yayımcılık Profesyonel Buluşmaları ile dünya yayımcılarının işbirliğinin artırılması, İstanbul’un bir “telif marketi” haline getirilmesi ve sektörel gelişmelerin yakından takip edilmesi amaçlanıyor.
Çok sayıda ulusal ve uluslararası yayıncının bir araya gelmesine olanak sağlayan program, 2021’den itibaren hibrit bir modelde gerçekleştirilerek katılımcılarına hem fiziki hem de çevrim içi ikili görüşme yapma imkanı sunuyor.
Programda bugüne kadar 10 binin üzerinde telif ön anlaşması ve 15 binden fazla iş görüşmesi yapıldı.
Rami Kütüphanesi’nde 5 Mart’ta başlayacak programın açılışına, International Publishers Association Başkan Yardımcısı Gvantsa Jobava ve çeşitli ülkelerin yayıncı birliklerinin başkanları ile yöneticilerinin katılması bekleniyor.
Türk yayıncılık sektörünün entelektüel, sanatsal ve kültürel üretiminin farklı dillere çevrilmesine ve dünya çapında tanıtılmasına yönelik İstanbul Telif Ödülleri de bu yıl yapılacak. Ödüle layık görülenler aynı gün Windsor Hotel İstanbul’da düzenlenen törende açıklanacak.
2024’ün “odak ülkesi” Meksika
İstanbul Fellowship Publishing Programı’nda bir ülkenin yayıncılığının ve edebiyatının merkeze alınarak tematik bir şekilde işleneceği “odak ülke” etkinliğinde 2024’ün odak ülkesi olarak Meksika belirlendi.
Meksika edebiyatının ele alınacağı oturumlarda, Ana Maria Bermudez, Emiliano Becerril Silva ve Susana Figueroa konuşmacı olarak yer alacak. Ayrıca Meksika mutfağına ve müziğine dair kültürel etkinlikler gerçekleştirilecek.
Programla Uzak Asya’dan Latin Amerika’ya, Kuzey Avrupa’dan Afrika’ya kadar pek çok ülkeden yayımcılar, telif ve çeviri görüşmeleri için İstanbul’da bir araya gelecek.
]]>Kurtulmuş, Sakarya Valiliği tarafından düzenlenen Sivil Toplum Buluşması Programı’nda yaptığı konuşmada, bugün 28 Şubat postmodern darbesinin yıl dönümü nedeniyle Sakarya Üniversitesinde düzenlenen programa katıldıklarını söyledi.
Bu memlekette millete rağmen milleti yönetme iddiasında olan ve on yıllar boyunca millete rol biçmek için kendilerini vazifeli telakki eden zümrelerin her zaman olageldiğini belirterek öyle olduğu için de çok partili siyasi hayatta darbeler ve darbe teşebbüsleriyle karşılaşıldığını kaydetti.
Kurtulmuş, “İstedikleri kalıba girmeyen milletin ortaya koyduğu milli iradeden rahatsızlık duyanlar, o milli iradenin tecelli ettiği siyasi mecraları değiştirmek arzusunda oldular.” diyerek bunları; sadece geçmişi yad etmek, geçmişteki şahıslar üzerinden olayları tartışmak hatta o olayların bizatihi kendisini tartışmak için değil, oralardan ders çıkararak demokratik kazanımları daha ileriye götürmek için müzakere etmek gerektiğini anlattı.
TBMM Başkanı Kurtulmuş, “Türkiye’nin 74 yıllık çok partili siyasi hayatında yaşadığı bu antidemokratik müdahaleleri hiç unutmadan, esas amacımız olan yeniden güçlü büyük Türkiye istikametinde yürüyeceksek böyle bir Türkiye’nin en temel direklerinden biri olan demokrasinin güçlü hale getirilmesini de hep birlikte tesis edeceğiz.” ifadesini kullandı.
Dünyada bedeli en ağır ödenmiş demokrasinin, Türkiye’deki demokrasi olduğunu dile getiren Kurtulmuş, “Bu demokrasiye gözümüzün içi gibi bakmak, bunu kendi öz varlığımız olarak telakki etmek, daha da ileriye taşımak mecburiyetindeyiz.” dedi.
Kurtulmuş, Cumhuriyet’in ikinci yüzyılına girildiğine işaret ederek Türkiye Yüzyılı olarak ortaya koydukları ortak milli hedeflerinin, hep birlikte daha güçlü bir yol yürümeyi zorunlu kıldığını vurguladı.
Güçlü ve büyük Türkiye’nin kurulması için toplumsal bütünlüğün ve dayanışmanın temin edilmesinin zorunlu olduğunun altını çizen Kurtulmuş, bunun olmazsa olmaz şartının da milletten başka kimsenin söz ve karar sahibi olmadığı sağlam bir demokrasinin tesis edilmesiyle mümkün olduğunu ifade etti.
Kurtulmuş, halkı devlet millet kaynaşması içerisinde bir arada tutmak gerektiğini belirterek “Bu darbelerin Türkiye’ye vermiş olduğu en büyük zarar, milletle devletin ayrı istikametlere yönlendirilmesidir. Devlet millet kaynaşmasının temin edilmesi için bütün kamu görevlilerimizin, ister atanmış olan devlet memurları olarak ister seçilmiş olan kamuya hizmet eden insanlar olarak herkesin, milletin emrinde olduğu bilinciyle çalışmalarını sürdürmesi lazım.” diye konuştu.
“Türkiye’nin bu coğrafyada kendi eksenini tahkim etmekten başka şansı yok”
Dünyadaki büyük güç merkezlerinin çok büyük bir güç mücadelesine tutuştuğuna dikkati çeken Kurtulmuş, bütün bu çatışmaların odak noktası olan bölgenin merkezinde ise Türkiye’nin bulunduğunu kaydetti.
Kurtulmuş, Türkiye’nin, bu coğrafyada kendi eksenini tahkim etmekten başka bir şansının olmadığını vurguladı.
Türkiye’nin, etrafındaki sıkıntılardan kurtulabilmek için bölgede bir normalleşmeyi sağlamak ve ardından da bu bölgede barış ve esenliği getirecek adımları atmak mecburiyetinde olduğunun altını çizen Kurtulmuş, şöyle devam etti:
“Şunu çok net görmeniz lazım; İsrail’in Filistin halkına karşı saldırılarında Filistin Sağlık Bakanlığı kayıtlarına göre 30 binin üzerinde ölü var. Bugün, biz burada bu kadar rahat ortamda konuşurken 100’ün üzerinde insanın öldürüldüğü hem de yardım malzemelerini almak için bekleyen tamamı sivil, yaşlı, kadın ve çocuktan oluşan garip Filistinlilerin şehit edildiği bir İsrail saldırısına şahit olduk. Birleşmiş Milletlerin, İsrail’in saldırganlığını önlemek için almış olduğu onlarca karar var. Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda yapılan oylamalarda 190 ülke İsrail’i kınıyor, Filistin’e destek veriyor. Bir dayısı var Birleşmiş Milletlerde; her alanda onu koruyor ve İsrail’in dediği oluyor. Bazı ülkelerin İsrail’in bu saldırganlığına vermiş oldukları destek onlar açısından da yüz karartıcı bir suçtur.”
Kurtulmuş, vicdan ve akıl sahibi herkesin, İsrail’in durdurulması ve işgal ettiği topraklardan çıkması gerektiğini söylediğini dile getirerek “Artık sözün yetersiz olduğu bir noktada olduğumuzu görmemiz lazım. Yıllardır söylediğimiz, Sayın Cumhurbaşkanı’mızın her platformda dile getirdiği ‘Dünya 5’ten büyüktür’ tezi yani dünyada barışı sağlamak için yeni, adil bir dünya sistemi kurulmalıdır anlayışı, bugün çok daha büyük bir ihtiyaç haline bürünmüştür. Dünyada yeni bir Birleşmiş Milletlerin kurulması; sadece güçlü ülkelerin değil, haklı ülkelerin de hakkını alabildiği bir küresel siyaset mekanizmasının kurulmasının öncülüğünü Allah’ın izniyle Türkiye yapacaktır. Bu istikamette Türkiye ilerleyecektir.” ifadelerini kullandı.
Güçlü bir ekonomi, sağlam bir demokrasi, güçlü bir toplumsal yapı, Türkiye’nin ekonomik hedeflerine ulaşabilmesi için iyi bir altyapının hazırlanmasıyla gelecek dönemin, Türkiye’nin yüzyılı olacağına işaret eden Kurtulmuş, “Merkezi yönetimimizle yerel yönetimlerimizle üniversitelerimizle STK’larımızla Türkiye’nin bütün kanaat önderleriyle kanaat gruplarıyla hepimiz aynı istikamete gideceğiz, oklarımızı aynı yere atacağız. Güçlerimizi yan yana getireceğiz, farklılıklarımızı sürekli dile getirerek ve bunu bir zenginlik meselesi telakki ederek yolumuza devam edeceğiz.” dedi.
“Ülkede darbeler tarihi bir daha açılmamak üzere kapatıldı”
Sakarya Valisi Yaşar Karadeniz de FETÖ’nün 15 Temmuz darbe girişiminde millet, polis ve askerlerin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın çağrısı üzerine büyük bir mücadele verdiğini ve artık ülkede darbeler tarihinin bir daha açılmamak üzere kapatıldığını söyledi.
Karadeniz, şer güçlerle mücadele edebilmenin en önemli yollarından birinin Türkiye’yi her yönden güçlü bir ülke haline getirmek olduğunu belirterek “Biz ne kadar güçlü olursak, ne kadar birlik ve beraberlik içinde olursak, onlar bugüne kadar bize nasıl zarar verememişlerse bundan sonra da asla zarar veremeyeceklerdir.” diye konuştu.
Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem Yüce ise şehrin ve Türkiye’nin şekillenmesinde sivil toplum kuruluşlarının üstlendiği rolün önemine değinerek insan haklarının korunması ve geliştirilmesi için herkesin çaba göstermesi gerektiğini ifade etti.
Yüce, 28 Şubat’la birinci elden mücadele eden ve Türk milleti için fedakarca gayret gösteren Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ı rahmetle andığını söyleyerek bir daha 28 Şubat gibi hain ve karanlık günlere geri dönmemek için demokrasiye sahip çıkmaya devam edeceklerini sözlerine ekledi.
Programda, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ali İhsan Yavuz, AK Parti Sakarya milletvekilleri Çiğdem Erdoğan ve Ertuğrul Kocacık ile sivil toplum kuruluşu temsilcileri yer aldı.
]]>Çeşitli programlara katılmak üzere kente gelen Kurtulmuş, Sakarya Valiliği, Büyükşehir Belediyesi, Sakarya Üniversitesi (SAÜ) ve 15 Temmuz Milli İrade Derneğince SAÜ Turgut Özal Kültür ve Kongre Merkezi’nde düzenlenen “Darbeler ve Dersler: 28 Şubat Anma Programı”na katıldı.
Programda konuşan Kurtulmuş, Türkiye’nin, çok partili hayata geçişinden bu yana bedeli en ağır şekilde ödenmiş bir demokrasiye sahip olan ülke olduğunu söyledi.
Türkiye’ye demokrasi dersi verenlerin unuttuğu bir şeyin olduğunu dile getiren Kurtulmuş, “Türkiye’de 70 küsur yıllık çok partili siyasi hayatımızda çok kere darbelerle karşılaşmış, çok kere darbe tehditleriyle burun buruna gelmiş ve en sonuncusunda, 15 Temmuz’da da milletin iradesiyle milletin inancıyla milletin gücüyle darbecilere dersini vererek, darbeler tarihini silerek demokrasiyi takip etmiş bir milletin fertleriyiz. Bu süreçlerde demokrasiye destek verenleri saygıyla minnetle ve şükranla anıyoruz. Rahmetli Menderes’i, rahmetli Özal’ı, 28 Şubat’ın o sıkıntılı ve sancılı toplantılarında buram buram terleyerek milletin iradesine sahip çıkan rahmetli Erbakan’ı ve ‘Ben namlusunu millete karşı doğrultmuş olan ordunun karşısında selam durmam.’ diyen rahmetli Yazıcıoğlu’nu minnet ve şükranla anıyorum.” diye konuştu.
Kurtulmuş, milli iradeyi mahkum etmek isteyenlerin isminin hatırlanmadığını ve tarihin yargılanan sayfalarında bulunduğunu belirtti.
TBMM Başkanı Kurtulmuş, konuşması öncesindeki 28 Şubat’ı anlatan videoya işaret ederek, şunları kaydetti:
“Burada gördüğümüz olayların hemen tamamını dün gibi hatırlayan biriyim. O zaman genç bir doçent olarak İstanbul Üniversitesinde o olayları çok yakinen takip ettik. Binlerce insanın nasıl mağdur edildiğine, on binlerce insanın nasıl sonu belli olmayan bir geleceğe doğru sürüklendiğine şahit oldum. Dolayısıyla o günleri çok iyi bilen ve yaşamış insanlar olarak derdimiz; o günlerde yaşayanları yargılamak değil, o günlerde yaşayanları sorgulamak değil ama o günlerde yaşananlardan ders alarak ileride böylesi durumların yaşanmaması için gayret sarf etmektir çünkü tarih, bir turnusol kağıdı olarak herkes hakkında gerekli hükmünü veriyor. Bizim bütün bu olaylardan ders çıkararak yolumuza devam etmemiz lazım. Öncelikle demokrasinin, Türkiye’nin geleceği için olmazsa olmaz bir mesele olduğunu çok iyi şekilde anlamamız gerekiyor. Devlet millet kaynaşmasının sağlanabilmesi için devletin değerleriyle bütünleşik bir kamu yönetiminin şart olduğunu kavramamız gerekiyor. Bu anlamda 28 Şubat’ta yaşananları iyi bir şekilde tahlil etmek ve bundan sonrası için buradan dersler çıkarmamız gerekiyor.”
Kurtulmuş, 28 Şubat sürecine gelmeden önceki dönemde yaşananları da hatırlamakta fayda olduğuna, 1990’ların başında dünya siyasetinde bütün dış etkileri de değiştirecek önemli gelişmelerin olduğuna değinerek, “Esasında hiç lafı eğip bükmeden söyleyebiliriz; 1960 darbesinin arkasında da 1971 muhtırasının arkasında da 12 Eylül darbesinin arkasında da 28 Şubat’ın arkasında da 15 Temmuz’un arkasında da dış güçler olmuştur, dış güçler Türkiye’yi durdurmak istemiştir. Dolayısıyla öncelikli olarak 1990’ların başındaki gelişmeyle birlikte Türkiye çok daha dikkatli şekilde izlenen bir ülke haline geldi. Batılı beylerin kontrolünün dışına çıkacak bir Türkiye’nin, oluşmakta olan yeni dünya dengesinde başlarına bela olacağını hissedenler, Türkiye’yi 1990’ların başından itibaren karıştırmaya başladılar.” ifadelerini kullandı.
Üç gün arayla Sivas katliamı ve arkasından Başbağlar katliamının yapılmasının asla tesadüf olmadığını, 1990’lı yılların başından itibaren Türkiye’de önemli insanların bazı suikastlara uğradığını, faili meçhul cinayetlerin gerçekleştiğini ve bunlarla Türkiye’nin bir kaos ortamına itilmek istendiğini bildiklerini anlatan Kurtulmuş, o dönem içerisinde birtakım olayların gerçekleşmesiyle Türkiye’nin kriz ortamına itilmeye çalışıldığını, şüpheli ölümlerle ülke gündeminin sarsıldığını dile getirdi.
Gölcük’te 12 yüksek rütbeli subayın “Bir tatbikat yapıyoruz.” diyerek aslında 28 Şubat ve sonraki dönemde neler olacağının işaretlerini ortaya koymalarının önemli olaylardan olduğuna dikkati çeken Kurtulmuş, millet adına ülkeyi yönetme yetkisine sahip olanlara hayatın dar edildiği 28 Şubat’taki o meşhur Milli Güvenlik Kurulu toplantısının gerçekleştiğini belirtti.
Kurtulmuş, “28 Şubat; öyle bildik, şimdilerde Afrika ülkelerinde görülen sabah kalkan ordu birliklerinin yaptığı bir darbe değil, iyi planlanmış, belki aylar öncesinden yurt dışındaki bazı enstitülerde hazırlıkları yapılmış, ince işlenmiş bir postmodern darbe teşebbüsüydü.” dedi.
“27 Mayıs’ı, 12 Eylül’ü, 28 Şubat’ı, 27 Nisan’ı sakın hikaye okur gibi okumayın”
Bir gayri milli anlayışın, Türkiye’yi 28 Şubat sürecine getirdiğini belirten Kurtulmuş, ya korkutularak ya parayla birtakım imkanlar temin edilerek 28 Şubat’ta o günkü hükümetin düşürüldüğünü söyledi.
Kurtulmuş, o dönemde 7 milletvekiliyle Refahyol Hükümeti’ne sonuna kadar destek veren Muhsin Yazıcıoğlu’nu rahmet, minnet ve şükranla yad ettiğini kaydetti.
TBMM Başkanı Kurtulmuş, 28 Şubat’a “postmodern darbe” denilmesinin sebeplerine değinerek, Osmanlı’nın son döneminde yaşanan darbelerin tamamının arkasında Batı’nın ve Türkiye’nin üzerinde hiç de iyi niyetleri olmayan ülkelerin etkisinin bulunduğunu vurguladı.
Kurtulmuş, Babıali ve Feriye baskınlarının, Sultan Abdülhamid Han’ın “halli”nin, 27 Mayıs’ın, 12 Mart’ın, 12 Eylül’ün, 28 Şubat’ın, 27 Nisan’ın ve 15 Temmuz’un karşısında ve yanında kimlerin olduğunun iyi değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizdi.
15 Temmuz’un, Türkiye’de darbeler tarihini sona erdirdiğini ifade eden Kurtulmuş, “Gençler; 27 Mayıs’ı, 12 Eylül’ü, 28 Şubat’ı, 27 Nisan’ı sakın hikaye okur gibi okumayın. Bütün bunları, Türkiye’nin ikinci yüzyılı, sizin öncü olacağınız önünüzdeki dönemi daha demokratik hale getirebilmek, Türkiye’yi daha güçlü hale getirebilmek için mutlaka çok iyi anlayın, çok iyi algılayın.” şeklinde konuştu.
Kurtulmuş, 28 Şubat’ın, siyasete müdahaleden daha çok Türkiye sosyolojisine müdahale ettiğini vurgulayarak, 28 Şubat’ın, Anadolu insanının toplumsal alandaki görünürlüğünü engellemek için yapıldığını belirtti.
TBMM Başkanı Kurtulmuş, şunları kaydetti:
“Bu darbeyi yapanlar, bu darbenin arkasındaki akıl sahipleri bilmiyorlar mı ki bir metrelik başörtüsünü önlesen ne olur önlemesen ne olur? Ama mesele inançları gereği başını örten insanların başörtüsüyle tasfiye edilmesinden öte, hakir gördükleri, kıyıda gördükleri, köşede gördükleri, bir şey anlamaz zannettikleri o insanların çocuklarının gelip okuyarak toplumda güçlü bir yer edinmesini önlemek için o yasağı ortaya koydular.”
Eşi Sevgi Kurtulmuş’un o dönemde İstanbul Üniversitesinde doçent olduğunu aktaran Kurtulmuş, başörtüsü nedeniyle üniversiteden atıldığını söyledi.
Kurtulmuş, “Dönemin başbakanının, Merve Kavakçı’yı Meclis’te dışarı çıkartırken, sıra kapaklarına ‘dışarı dışarı’ diye vururlarken söylediği bir söz, 28 Şubat’ın zihin şifrelerinin anahtarıdır. ‘Bu kadına haddini bildirin…’ Mesele; haddinin bildirilmesi meselesiydi. Yoksa başörtüsü meselesi, yani sadece bir görüntü olarak, sembol olarak, başörtüsü meselesine karşı olmak değil, çok geniş halk kitlelerine haddinin bildirilmesi operasyonudur.” ifadelerini kullandı.
TBMM Başkanı Kurtulmuş, 28 Şubat’ın, Anadolu insanının yükselişini önleyen bir darbe olarak hafızalara kazındığını belirterek, “Millete haddini bildirmeye kalkan bu darbeden sonra Allah’a çok şükür millet, ‘Ben buradayım.’ demeyi başarmıştır. Sonuç itibarıyla 28 Şubatçılar değil, 28 Şubat’ta mücadele eden millet çoğunluğu kazanmıştır. Bu anlamda milletimiz kazanmaya devam edecektir.” diye konuştu.
“Türkiye eksen falan kaydırmıyor”
“28 Şubat dış desteklidir.” dediklerinde bazılarının “Olur mu şey?” ifadesini kullandığını aktaran Kurtulmuş, dönemin Genelkurmay İkinci Başkanı Çevik Bir’in, Amerikalı profesörle bir dergi için imzaladığı makaleye dikkati çekti.
Bir’in, o dönemki ifadelerini hatırlatan Kurtulmuş, şöyle devam etti:
“Daha sonraki dönemlerde zaman zaman Sayın Cumhurbaşkanımıza, ‘Türkiye’nin ekseni kayıyor.’ diyerek hatırlatma yapanların söylediklerine ne kadar benziyor değil mi? Onlara şunu bir kere daha hatırlatmak vazifemizdir; Türkiye eksen falan kaydırmıyor. Türkiye’nin eksenini kaydırmaya çalışan bazılarına bu millet, darbelere karşı çıkarak yol vermiyor, onların önünü açmıyor. Türkiye kendi eksenini tahkim ediyor. İnşallah Türkiye; artık demokrasisini çok daha güçlü hale getirerek, Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında şimdiye kadar bedeli en ağır şekilde ödenmiş bir demokrasiye sahip bir ülke olarak ikinci asrımızda çok daha güçlü bir ülke olacak.”
Kurtulmuş, Çevik Bir’in makaledeki ifadelerinin bugünü ne iyi kadar anlattığına işaret ederek, “Bugün İsrail bu bölgede bu kadar pervasız bir şekilde hareket ediyorsa ve çok şükür Türkiye bunun karşına her bakımdan güçlü bir şekilde çıkmayı, durmayı başarabiliyorsa bunda hiç şüphesiz demokrasinin güçlü olmasının büyük payı vardır.” dedi.
“Dünya barışının kapısı Filistin davasıdır”
İsrail’in insani yardım bekleyen Filistinlilere yönelik saldırısında 104 kişinin öldüğünü aktaran Kurtulmuş, “Bütün dünya 5 aya yakın bir süredir izliyor. İsrail’in arkasında olan ülkeler de dünyanın birçok yerinde demokrasiye ayar verdikleri gibi İsrail’e destek vererek Orta Doğu’ya da ayar vermek istiyorlar. Çok net ifade ediyorum; dünya barışının merkezi, dünya barışının kapısı Orta Doğu. Orta Doğu’da barış olmadan dünyada barış olmaz. Dünya barışının kapısı ise Filistin davasıdır. Filistin davasının en güzel şekilde ileriye götürülmesi için Türkiye her bakımdan mücadelesine devam edecek.” diye konuştu.
Kurtulmuş, demokrasisi güçlü, milletiyle devleti kaynaşmış, her bakımdan dünya uluslarıyla rekabet edebilen bir Türkiye’nin, Orta Doğu barışının anahtarını en güzel şekilde açan ülke olacağını dile getirerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Onun için diyoruz ki demokrasimizi tahkim edeceğiz; medeniyette, kültürde, bilimde, sanatta, her alanda güçlü olacağız. Bu anlamda Türkiye’yi etrafımızdaki ülkelerle normalleşme süreci başta olmak üzere dünya siyasetinde çok etkili bir ülke haline getireceğiz. İnşallah bir daha bu topraklarda hiç kimse milletin sözünden başka bir söze itibar edemeyecek ve milletin sözünden başka hiçbir söz yeterli olamayacaktır. Söz de karar da milletindir diyoruz ya bu millet bu sözü gerçekten kanlarıyla yazarak hak etmiş bir millettir.”
Kurtulmuş, 1960 darbesi, 12 Eylül ve daha sonraki süreçte, 28 Şubat’ta ve 15 Temmuz darbe girişiminde büyük bedel ödeyen milletin önünde saygıyla eğildiğini belirterek, “Bu millet gerçekten karşısına çıkılacak, karşında durulacak bir millet değildir. Yeter ki önüne hedef konulsun, hep beraber birlikte kenetlenerek yürüyebileceği, milli anlamda ittifak edeceği bir yol kurulsun. İşte bu anlamda ikinci yüzyılımıza ait hedeflerimiz, Türkiye’nin bundan sonraki geleceğidir. Geleceğin anahtarı da siz sevgili gençlerin elindedir.” ifadelerini kullandı.
TBMM Başkanı Kurtulmuş, konuşmasının ardından Sakarya Üniversitesi Rektörü Hamza Al’ı ziyaret etti.
Kurtulmuş, inşaatı süren Adapazarı Anadolu İmam Hatip Lisesini de gezerek, Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem Yüce’den çalışmalar hakkında bilgi aldı.
]]>Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Aydın’da; “Türkiye ekonomisi geçen yıl depreme ve diğer olumsuzluklara rağmen yüzde 4,5 büyüyerek çok önemli bir başarıya imza attı. Hani ekonomi kötüydü, ekonomi kötüye gidiyordu? İşte buyurun. Böylece ekonomimiz üst üste 14 çeyrektir büyüme başarısı gösterdi. Bu oranla Avrupa Birliği ülkeleri arasında en çok büyüyen ülke olduk. Gayrisafi yurt içi hasılamız 1 trilyon 119 milyar dolarla ilk kez 1 trilyon dolar sınırın üzerine çıktı. Muhalefet hani ‘Yandık, bittik, öldük’ diyordunuz, ne oldu” dedi.
Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, bugün Aydın’da düzenlenen mitinge katıldı. Erdoğan özetle şöyle konuştu:
“Bu şehir ‘Yeter, söz milletin’ diyerek Türk demokrasisine adını altın harflerle yazdıran şehit Adnan Menderes’in emanetidir. Adnan Menderes, ülkesine ve milletine yaptığı hizmetlerin bedelini canını dar ağacında vererek ödedi. Türkiye’nin demokrasi ve kalkınma yolculuğu her darbede, her cunta girişiminde, her siyasi ve ekonomik krizde, her sosyal kargaşada ne yazık ki kesintiye uğradı. Bu defa durum farklı. Kendi iç meselelerimizle uğraşırken bizimle aynı seviyede olan ülkeler aldı başını gitti. Ülkemizin darbeler zincirinin önemli halkalarından biri de dün 27’nci yılını geride bıraktığımız 28 Şubat postmodern darbesiydi. Öncesi ve sonrasıyla bu darbe ülkemiz demokrasi tarihinin utanç verici sayfalarından biridir.
“MENDERES’İ DARAĞACINA GÖNDEREN ZİHNİYET 28 ŞUBAT DARBESİNDE DAHA İNCELİKLİ YÖNTEMLER KULLANDI”
Menderes’i hoyratça başbakanlık koltuğundan indirip darağacına gönderen zihniyet 28 Şubat darbesinde kendince daha incelikli yöntemler kullandı. Kafa aynı kafaydı, sadece metot farklıydı. Bu darbe girişiminin ele başlarından birinin gerekirse ülkemizin nüfusunun birkaç milyon azalmasından ziyan gelmeyeceğini söylediği rivayet edilir. Hatta dönemin cuntacıları 28 Şubat’ın bin yıl süreceğini ilan etmişlerdi. Kılık kıyafetinden dolayı kadınların okuma ve çalışma haklarının gasp edildiği, milli irade hazımsızlığının en sefil örneklerinin sergilendiği, sermayenin renklere bölünerek baskı altına alındığı, bazı medya organlarının darbe bülteni gibi yayınlar yaptığı velhasıl demokrasi, hukuk, adalet ve özgürlük namına ne kadar değer varsa hepsinin çiğnendiği o kara günleri unutmadık, unutmayacağız.
Milletimizin desteğiyle bu badireleri aştıkça önümüze yeni yeni engeller çıkardılar. Gezi olayları ile sokakları karıştırmaya çalıştılar. FETÖ’nün emniyet-yargı-darbe girişimiyle milli iradeyi esir almaya cüret ettiler. PKK terör örgütüyle vatan topraklarını parçalamaya niyetlendiler. 15 Temmuz darbe girişimiyle milletimize silah çektiler, kan döktüler.
“KUZEY SURİYE’DEKİ LAFARGE’IN BÜTÜN BARINAKLARINI GÖMDÜK”
Bakıyorsunuz bir taraftan Fransızların meşhur Lafarge çimento ürünü Türkiye’ye geldi ve bunlar mağaraları yaptılar. Kime? Teröristlere. Fransa ne yazık ki terörün adeta baş destekçisi oldu. Baş edebildi mi? Edemedi. Peki biz ne yaptık? Kuzey Suriye’deki Lafarge’ın bütün barınaklarını gömdük.
Sağda solda kendi kendilerine gelin güvey olanlar varsa buradan, milli iradenin şehri Aydın’dan hepsini ikaz ediyorum. Hayalinizde 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat gibi bir darbe veya cunta girişimi varsa karşılaşacakları gerçek en hafif benzetmesiyle, söyleyeyim, 15 Temmuz olacaktır.
“MUHALEFET HANİ ‘YANDIK, BİTTİK, ÖLDÜK’ DİYORDUNUZ, NE OLDU?”
Bugün açıklanan 2023 yılı büyüme rakamları hamdolsun oldukça iyi geldi. Türkiye ekonomisi geçen yıl depreme ve diğer olumsuzluklara rağmen yüzde 4,5 büyüyerek çok önemli bir başarıya imza attı. Hani ekonomi kötüydü, ekonomi kötüye gidiyordu? İşte buyurun. Böylece ekonomimiz üst üste 14 çeyrektir büyüme başarısı gösterdi. Bu oranla Avrupa Birliği ülkeleri arasında en çok büyüyen ülke olduk. Gayrisafi yurt içi hasılamız 1 trilyon 119 milyar dolarla ilk kez 1 trilyon dolar sınırın üzerine çıktı. Muhalefet hani ‘Yandık, bittik, öldük’ diyordunuz, ne oldu? Aydın 31 Mart akşamında bu muhalefete dersini verecek, ben size inanıyorum.”
]]>
Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, Bosna Hersek programı çerçevesinde Türk Temsil Heyet Başkanlığını ziyaret etti. Askeri törenle karşılanan Bakan Yaşar Güler, inceleme ve denetlemelerde bulunarak bölgede görev yapan Mehmetçiğe hitap etti. Güler, “Dost ve kardeş ülke Bosna Hersek’i ziyaret etmekten ve bu vesileyle sizlerle bir arada bulunmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. Sizlerin de yakından takip ettiği üzere gerginliklerin çatışmalara, hatta savaşlara dönüştüğü, uluslararası sınamaların üst seviyeye ulaştığı, bu bağlamda politik dengelerin de yeniden inşa edildiği bir süreci yaşıyoruz. Bu hassas dönemde ülkemiz, bulunduğu jeopolitik konumu itibarıyla bölgesel ve küresel gelişmelerin merkezinde yer almaktadır. Sayın Cumhurbaşkanımızın stratejik öngörüsü ile son yıllarda askeri ve diplomatik alanda önemli hamleler yapan ülkemiz, bölgesinde ve dünyada oyun kurucu bir rol üstlenmeye başlamış, uluslararası konumunu daha da güçlendirmiştir” ifadelerini kullandı.
“Balkanlarda da barış, güvenlik ve istikrarın korunmasına büyük önem veriyoruz”
Güler, “Türkiye Cumhuriyeti artık bölgesinde huzur, güven ve istikrarın merkezi olarak gıpta ile takip edilmekte, kritik bölge ve coğrafyalarda getirdiği çözüm önerileri, barış ve istikrara sağladığı katkılar ile müzakere masalarının ve güvenlik mimarisinin vazgeçilmezi olmaktadır. Bu kapsamda Balkanlarda da barış, güvenlik ve istikrarın korunmasına büyük önem veriyoruz ve biz çok iyi biliyoruz ki Balkanlarda istikrar olmaz ise ne doğusunda ne de batısında istikrar olamaz ve süratle bozulur. Köklü dostluk ve kardeşlik bağlarımız bulunan ve Balkanlardaki önemli ortaklarımızdan biri olan Bosna Hersek ile de yakın iş birliği içerisindeyiz. Bu bağlarımızın bir tezahürü olarak Bosna Hersek ile ilişkilerimiz, başta savunma ve güvenlik olmak üzere her alanda güçlenerek devam ediyor” şeklinde konuştu.
“EUFOR Althea Gücü misyonuna, en çok katkı sağlayan ülkelerden biriyiz”
Türk Silahlı Kuvvetlerinin 1994 yılından itibaren çeşitli misyonlara katkı sunduğu Bosna Hersek’teki varlığını bugün, Avrupa Birliği Barış Gücü (EUFOR) misyonunun barışı destekleme ve koruma görevi kapsamında başarıyla sürdürdüğünü vurgulayan Güler, “Nitekim EUFOR Althea Gücü misyonuna, başlangıcından itibaren en çok katkı sağlayan ülkelerden biriyiz. Saraybosna’daki Çok Uluslu Tabura tahsisli birliğimizin yanı sıra farklı şehirlerdeki irtibat ve izleme timlerimiz ile bölgenin güvenlik ve huzurunun sürdürülmesine de önemli katkılar sunuyoruz. Aynı zamanda Bosna Hersek Silahlı Kuvvetleri’ne muhtelif alanlarda destek sağlarken, Bosna Hersekli askeri personele de Türkiye’de çeşitli eğitimler veriyoruz. Ayrıca, burada faaliyet gösteren diğer kamu kurum ve kuruluşlarımızla iş birliği içerisinde hayata geçirdiğimiz kültür, eğitim, sağlık ve sosyal projelerle, kardeş Bosna Hersek halkının yanında oluyoruz” dedi.
Güler konuşmasını şu şekilde sürdürdü:
“Türk Silahlı Kuvvetlerimizin, asırlardır ortak değerlerimizin bulunduğu bu coğrafyadaki varlığı, Bosna Hersek halkına da güven vermektedir. Siz kahraman silah ve mesai arkadaşlarım da Türk askerine duyulan bu sevgi ve güvene layık olmak için ay yıldızlı bayrağımızı gururla dalgalandırıyor, ülkemizi en güzel şekilde temsil ediyorsunuz. 1994-1995 yılları arasında, Komutan Yardımcılığını yapmaktan büyük bir gurur ve onur duyduğum Bosna Hersek’teki unsurlarımızın bu özverili ve başarılı faaliyetlerini büyük bir memnuniyetle takip ediyorum. Vazifenizde başarı sağlamanız, yüksek disiplin ve iş birliğini gerekli kılmaktadır. Şunu unutmayın ki Türk askerinin sahip olduğu üstün nitelik ve kabiliyetler, burada iş birliği yaptığınız diğer ülkelerin personelleri tarafından da yakından takip edilmektedir. Dolayısıyla ülkemizin ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin uluslararası arenada saygınlığını ve itibarını temsil etme görevi, Bosna-Hersek özelinde sizlere de emanet edilmiştir. Bunun bilinci ve sorumluluğu ile çalışmalarınızı sürdürmenizi bekliyoruz. Sahip olduğunuz değerler ile aldığınız eğitim ve kurslar, sizlere tevdi edilen vazifenin altından rahatlıkla kalkmanıza imkan verecektir. Bu vesileyle bugüne kadar gösterdiğiniz yoğun gayret ve özveri için hepinize teşekkür ediyorum. Bundan sonra da görev ve sorumluluklarınızı aynı şevk ve heyecanla ve layıkıyla yerine getireceğinize yürekten inanıyor, hepinize üstün başarılar diliyorum.” – SARAYBOSNA
]]>Erdoğan, partisinin Atatürk Kent Meydanı’nda düzenlenen Aydın mitinginde yaptığı konuşmada, kentte 114 kilometreden devraldıkları bölünmüş yol mesafesini 408 kilometreye çıkardıklarını ifade etti.
İzmir-Aydın Otoyolu ve Aydın Çevre Yolu’nu trafiğe açtıklarını, ilk 80 kilometresi trafiğe açılan Aydın-Denizli Otoyolu’nun kalan 60 kilometrelik kısmını da bu yıl sonuna kadar tamamlamayı planladıklarını ifade eden Erdoğan, demir yollarında ise Cumaovası-Aydın Denizli hattıyla Nazilli-Kızıldere arası ulaşımın tamamen yenilendiğini bildirdi.
Erdoğan, “Afyon, Denizli, Isparta, Burdur ve Ortaklar, Aydın, Denizli, tren hatlarını modernize ediyoruz. Didim Yat Limanı’nı biz tamamladık. Aydın’a 14 baraj, 13 gölet, 6 hidroelektrik santrali, 8 arazi toplulaştırma, 42 sulama tesisi ve 17 yer altı depolama tesisi inşa ettik.” diye konuştu.
4 barajın inşasının sürdüğü bilgisini paylaşan Erdoğan, hayata geçirdikleri sulama projeleriyle 592 bin dekar zirai araziyi sulamaya açtıklarını söyledi.
Halen inşası ve ihale süreci devam eden 11 sulama tesisiyle 297 bin dekar araziyi daha suyla buluşturacaklarını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, Aydınlı çiftçilere yaklaşık 71 milyar lira tutarında tarımsal hibe desteği verildiğini kaydetti.
Erdoğan, “Sanayi ve Teknoloji’de 1 teknopark, 9 araştırma geliştirme merkezi ve 3 tasarım merkezi kurduk. Efeler’deki 72 hektar alanda tarıma dayalı ihtisas, organize sanayi bölgesini faaliyete geçirdik. İstihdamı desteklemek için Aydınlı işverenlerimize, toplam 4,2 milyar lira tutarında prim teşviki verdik.” şeklinde konuştu.
“Didim’e de önümüzdeki yıl doğal gaz arzını sağlayacağız”
Enerjide Aydın, Çine, Efeler, Germencik, İncirliova, Koçarlı, Köşk, Kuşadası, Kuyucak, Nazilli, Söke, Sultanhisar ve Yenipazar’a doğal gaz arzını sağladıklarını belirten Erdoğan, Didim’e de gelecek yıl doğal gaz arzını sağlayacaklarını bildirdi.
Erdoğan, Aydın’daki müzelerde bulunan eser sayısının da 66 binden yaklaşık 113 bine çıkarıldığını belirtti.
Kentte yapılan çalışmalara ilişkin film gösteriminin ardından konuşmasına devam eden Erdoğan, şunları söyledi:
“İnşallah Aydın’ı daha nice güzel yatırımlarla, eserlerle, hizmetlerle buluşturmayı sürdüreceğiz. Biz bu ülkede 21 yıldır sadece eser ve hizmet siyaseti yaptık. Türkiye’nin asırlık ihmallerinin ürünü tüm altyapı eksiklerini gidermek, milletimizi hayalleriyle buluşturmak bize nasip oldu. Sadece somut projelerle kalmadık. Hak ve özgürlüklerin geliştirilmesi konusunda devrim mahiyetinde düzenlemeleri hayata geçirdik. Her alandaki sorunları çözerken asla kimsenin inancına, meşrebine, hayat tarzına, kökenine, şehrine bakmadık. Siz birilerinin yaptıkları eski Türkiye güzellemelerine sakın kulak asmayın.
Milletçe, Cumhuriyet tarihinin en müreffeh ve en demokratik dönemini son 21 yılda yaşadık. Ülkemizin en iddialı kalkınma programı olan 2023 hedeflerini biz hayata geçirdik. Ülkemizin güven ve istikrar iklimine, demokrasisine, bağımsızlığına kasteden saldırılara ilave olarak küresel ve bölgesel krizlerin yansımalarından kaynaklanan o sıkıntılar, bu hakikatin üzerini örtemez.”
Türkiye için en iyisini hedefleyerek yola devam ettiklerini dile getiren Erdoğan, Türkiye Yüzyılı vizyonuyla Cumhuriyet’in ikinci asrına güçlü bir giriş yapmanın çabası içinde olduklarını söyledi.
Bugün açıklanan 2023 yılı büyüme rakamlarının oldukça iyi geldiğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türkiye ekonomisi geçen yıl depreme ve diğer olumsuzluklara rağmen yüzde 4,5 büyüyerek çok önemli bir başarıya imza attı. Hani ekonomi kötüydü? Ekonomi kötüye gidiyordu. İşte buyurun. Böylece ekonomimiz üst üste 14 çeyrektir büyüme başarısı gösterdi. Bu oranla Avrupa Birliği ülkeleri arasında en çok büyüyen ülke oldu. Gayri Safi Yurt İçi Hasılamız 1 trilyon 119 milyar dolarla ilk kez 1 trilyon dolar sınırının üzerine çıktı. Muhalefet, hani ‘Yandık, bittik, öldük’ diyordu ya, ne oldu? Aydın, 31 Mart akşamında bu muhalefete dersini verecek ben size inanıyorum.” ifadelerini kullandı.
“Belediyeciliğin bizim işimiz olduğu hususunda iddialıyız”
“Hiç şüphesiz eksiklerimiz olmuştur. Ama asla milletimizin karşısında başımızı eğecek yalanımız, hele hele ihanetimiz asla vaki değildir” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:
“Büyükşehri ve ilçeleriyle Aydın, 31 Mart’ta tercihini Cumhur İttifakı’ndan yana yaparsa bundan kazançlı çıkacak olan sizlersiniz. Niye? Cumhurbaşkanı bu kardeşiniz mi? Hükümet bu kardeşinizle mi yürüyor? Kabine benimle mi yürüyor? Evet. Öyleyse demek ki Aydın’daki yerel yönetim de bizim olduğu zaman nasıl hizmetler olacağını anlayın. Her partiye, her partinin adayına saygımız var ama belediyeciliğin bizim işimiz olduğu hususunda iddialıyız. Zira bu kardeşiniz 1994’te çöp, çukur, çamur olan İstanbul’u kimden aldı? CHP’den aldı ve orayı hamdolsun pırıl pırıl bir şehir haline biz getirdik. Hiç kimse kusura bakmasın. Bu konuda bizimle yarışacak hiç kimse yok, önümüze geçecek kimse yok. Aydın’ı Türkiye Yüzyılı’na hazırlamak için 31 Mart’ta sandıkta desteğinizi istiyoruz.”
Mitingden notlar
Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasının ardından Aydın ve ilçe belediye başkan adaylarını sahneye çağırarak, vatandaşları selamladı.
Mitingin gerçekleştiği alana “On kere, yüz kere, bin kere denediler, olmadı, tutmadı, yetmedi delirdiler, bizim sana olan sevdamızı anlayamadılar”, “Aydın için gerçek belediyecilik”, “Kolay değil bir ülkeye sevdalı olmak” pankartları asıldı.
Mitinge, AK Parti Genel Başkanvekili Efkan Ala, Genel Başkan Yardımcıları Fatma Betül Sayan Kaya, Nihat Zeybekci ve Ömer İleri, İstanbul Milletvekili Süleyman Soylu, Aydın Milletvekili Seda Sarıbaş ve Ömer Özmen de katıldı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, mitingin ardından Aydın Valiliği’ni ziyaret ederek Vali Yakup Canbolat’tan çalışmalara ilişkin bilgi aldı.
(Bitti)
]]>Bahçeli, partisinin Merkez Yönetim Kurulu (MYK) ve Merkez Disiplin Kurulu (MDK) toplantısının ardından genel merkezde yaptığı açıklamada, MHP’nin milletin haliyle hallenen, diliyle dillenen, gönlüyle şereflenen, her bir insanın ömrünü gül bahçesine çevirmenin hedefiyle bezenen siyasi meşrep ve mizaca sahip olduğunu söyledi.
MHP’nin ilke ve ülküsü, meşrep ve mizacı, hedef ve heyecanının serdengeçti dava arkadaşları tarafından tıpkı bir bayrak gibi taşındığını belirten Bahçeli, “Davamız halkın davası, haklının davası, hakikatin davası, elbette Allah’ın davasıdır. Yolumuz uzun, yükümüz ağır, velakin irade ve inancımız çelik gibidir. Pürüzsüz 55 yıllık geçmişimizi parlak bir gelecekle buluşturmak hepimizin ortak sorumluluğudur.” ifadesini kullandı.
Partisinin gündemi ve siyasi koordinatlarının yalnızca büyük Türk milleti tarafından belirlendiğini anlatan Bahçeli, milletten aldıkları desteği millete hizmet olarak tahvil etmekle mesul olduklarını söyledi.
Daha yapacakları çok iş, ulaşacakları çok hedef bulunduğunu aktaran Bahçeli, “55 yıldır, ülke için var olduk, bir ülküye yar olduk. 55 yıldır ülkeye sevdalandık, ülküye yemin ettik. Nice 55 yıllara, nice yüzyıllara, bizler göremesek bile milletin himmeti, Allah’ın hikmetiyle partimizin vasıl olacağından da en ufak şüphe duymuyorum, duymuyoruz.” diye konuştu.
Rusya-Ukrayna savaşı
Rusya-Ukrayna savaşı ve bu savaşın yayılıp küresel mahiyet alması için yapılan provokatif tertip ve telkinlerin barış ümitlerini sabote ettiğini bildiren Bahçeli, “Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un, Ukrayna’ya asker göndermeyi telaffuz etmesi, bu ülkenin savunma bakanının Ermenistan’a uzun menzilli füze vereceklerini duyurması kabus senaryolarına maalesef canlılık kazandırmaktadır.” değerlendirmesinde bulundu.
MHP Genel Başkanı Bahçeli, şunları kaydetti:
“Macaristan’ın, geçtiğimiz günlerde İsveç’in NATO’ya katılımını onaylamasından hemen sonra bu tartışmanın alevlenmesi, üstelik Kremlin yönetimi tarafından, Macron’un sözlerinin fiiliyata yansıması halinde NATO ile çatışmanın kaçınılmazlığına vurgu yapılması hafife alınacak bir güvenlik riski değildir. Rusya’nın NATO ile savaşması demek Türkiye için beka düzeyinde bir sorun ve sancıdır. Bölgesel barış, huzur ve istikrarın temelinden dinamitlenmesi, mütecaviz ve mütehakkim zorlamaların dip akıntı halinde ilerleyiş kaydetmesi insanlığı felakete sürükleyecektir.
Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşın üçüncü yılında aklıselimin öne çıkmasından, sağduyunun hakim olmasından, diplomasi ve diyalog kanallarının açılmasından başka makul bir alternatif yoktur. 2022’de İstanbul’da kurulan müzakere masasının tekrar güncellenerek silahların susması, sıkılı yumrukların açılması, bölgemizde barış ikliminin tesis edilmesi Rusya, Ukrayna ve Türkiye başta olmak üzere her ülkenin çıkarınadır.”
İsrail’in Gazze’ye saldırıları
İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarına da değinen Devlet Bahçeli, “İsrail ile Filistin arasında derhal ateşkes rejimiyle birlikte kalıcı çözüm ve barış beklentileri kuvveden fiile geçmelidir. Akan kan durmalıdır. Soykırımcı İsrail hesap vermelidir.” diye konuştu.
Türkiye’nin Uluslararası Adalet Divanı’na sunduğu sözlü beyanın mazlum Filistin halkına tercüman olduğunu ve İsrail’in maskesini bir kez daha indirdiğini belirten Bahçeli, şunları kaydetti:
“Filistin halkına yapılan haksızlıklar sebebiyle kurallara dayalı uluslararası sistem bugün çöküş aşamasına geçmiştir. 1948 Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi kapsamındaki yükümlülüklerini ihlal eden İsrail’in, aleyhine açılan bir davada yargılanması, bu yargılamaya Türkiye’nin hak, hukuk ve insani temelde müdahil olması tarihe düşülen cesur bir not, çok değerli bir mücadele timsalidir.
İsrail’in, Uluslararası Adalet Divanı’nın açıkladığı geçici tedbirlere tam ve eksiksiz riayeti gecikmeksizin sağlanmalı, saldırılarına son vermesi için ihtiyaç duyulan mekanizmalar devreye sokulmalıdır. Filistin halkının istediği adalettir, eşitliktir, bağımsızlıktır. Hiç kimse, uluslararası nitelikli hiçbir kurum ve kuruluş bu meşru taleplere sırtını dönmemelidir.
İsrail’in, doğu Kudüs, Gazze ve işgal altındaki diğer Filistin topraklarının kimliğini ve statüsünü değiştirme amacı gayrimeşrudur, gayri hukukidir, gayri ahlakidir, böylesi bir dayatma insanlık vicdanında asla karşılık bulmayacaktır. ABD Başkanı Biden’ın, önümüzdeki pazartesi günü ateşkesin olacağını söylemesi en azından ihtiyatlı iyimserliğimizi desteklemiştir. İsrail suçludur, soykırımcıdır ve 30 bin masumun hayatına son vermesinin bedelini en ağır şekilde ödemelidir. Bir halkın onuru ve şerefi yok sayılırken, bir halkın varlığı ve güvenliği inkar edilirken, bir halkın hak ve hürriyeti çiğnenirken sessiz ve seyirci kalmak zulme ortaklıktır.”
Filistin’de iki devletli çözüm dışında barış ortamına davetiye çıkaracak bir başka seçenek bulunmadığını belirten Bahçeli, “1967 sınırlarına haiz, başkenti Doğu Kudüs olan; egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve bağımsızlığını tescillemiş bir Filistin devletinin kurulması tarihen, siyaseten, vicdanen ve hukuken kaçınılmaz bir zorunluluktur.” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Filistin’deki samimi gayret ve emeklerinin ziyan olmayacağını ve adaletin muhakkak tecelli edeceğini belirten Bahçeli, Türkiye’nin Filistin’e ilişkin tutum ve duruşunun doğru olduğunu bildirdi.
“Gerekli iyileştirmeler cömertçe yapılacaktır”
Cumhuriyet’in yeni yüzyılının, Türk ve Türkiye Yüzyılı’nın ilk adımı, ilk hamlesi ve ilk perdesi olduğunu ifade eden Bahçeli, Türkiye’nin bu yüzyılda yükselişini hızlandıracağını söyledi.
Bu yüzyılda sosyal ve ekonomik sorunların, terör ve bölücülük melanetinin üstesinden gelineceğini belirten Bahçeli, “Hayat pahalılığı kaderimiz değildir ve bitecektir. Emeklilerimizin çağrıları haksız değildir, gerekli iyileştirmeler cömertçe yapılacaktır. Enflasyonla mücadele başarıya ulaşacak, fiyat ve finansal istikrar Türkiye ekonomisinin zincirlerini kıracaktır. Faiz, döviz ve enflasyon siperine yatıp ekonomik ve siyasi istismar operasyonunu dört bir koldan ilerletenlerin hevesleri inşallah kursaklarında bırakılacaktır.” ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin, yatırımcılara kucak açan, özel mülkiyete saygı duyan, hukukun üstünlüğüne bağlı ve demokratik güvenliği tartışmasız bir ülke olduğunu vurgulayan Bahçeli, şöyle devam etti:
“Türkiye, geleceğin parlayan yıldızı ve süper gücüdür. Hiç kimse ülkemiz hakkında kuşku uyandıracak, güven ve istikrarı baltalayacak bir komploya tevessül etmemelidir. Hiç kimse ülkemizi kötü gösteren, karamsarlık tabloları çizen bir art niyetliliğe umut bağlamamalıdır. Türkiye hepimizindir. Ekonomik huzur ve diriliş her insanımızın hakkıdır ve yararınadır.
Marketlerde fiyat etiketlerini günbegün değiştiren, vatandaşlarımızın sofrasına kan doğrayan kim olursa olsun dürüst olamaz, düzgün olamaz, bu milletin evladı olmayı da hak edemez. Daha önce temas ettiğim üzere, FETÖ tarafından kumanda edilen fiyat anarşistlerine, karaborsa meraklısı bozgunculara, fırsatçılığı geçim kapısı gören ahlaksızlara göz açtırılmamalı, denetim ve kontroller amasız, fakatsız sıklaştırılmalıdır. Enflasyon düşürülecek, takip ve tercih edilen para ve maliye politikaları eşliğinde, siyasi istikrar ve güven sayesinde ekonomideki konjonktürel sarsıntılar süratle önlenecektir.”
“Kimsenin gücü yetmeyecek”
Bahçeli, “Muhalefetin Türkiye’yi karalama ve kundaklama yarışı iflah olmaz bir hastalık seviyesindedir.” dedi.
Muhalefetin özleminin, örselenmiş, sesi kısılmış, nefesi kesilmiş, takati bitmiş, tasallut altına alınmış, her yerinden yaralanmış zayıf bir Türkiye olduğunu belirten Bahçeli, şu değerlendirmeleri yaptı:
“Bu muhalefetin hedefi içine kapanan, etrafına yabancılaşan, milli haklarından ve kutlu hedeflerinden vazgeçen bağımlı bir Türkiye’dir. Bu muhalefet Türkiye’ye hepten yabancılaşmış, Türk milletiyle gönül bağını ve ahlaki bağlantısını çoktan koparmıştır. Şu hususu herkesin anlamasında fayda vardır, Türkiye’yi aç hürler, tok esirler ülkesi yapmaya hiç kimsenin gücü yetmeyecektir.”
(Sürecek)
]]>Mardin OSB’de hizmet veren Azim Un Fabrikasını ziyaret ederek çalışmaları yerinde inceleyen Av. Metin, 2023 yılı itibariyle halka arz sürecini başlattıklarını dikkat çekerek Azim Group Holding olarak Mardin’de katma değer sağlayan yeni istihdam yatırımlarını sürdürmeyi hedeflediklerini söyledi.

BİR İLKE İMZA ATACAK
2024 yılının Haziran ayında halka arzı yetiştirmeye çalıştıklarını dikkat çeken Metin, Mardin’in halka arz olan ilk şirketi olacaklarını ifade ederek, “İnşallah bu gururu hep birlikte yaşayacağız. Bununla beraber biz halktan aldığımızı halka verecek bir sloganla yola çıktık. Yani halktan aldığımızı halka vereceğiz. Bu nasıl olacak halka arzla beraber temin ettiğimiz sermayeyi yine Mardin’de yatırıma dönüştüreceğiz.” dedi.
Daha önceden yeni yatırımların müjdelerini verdiklerini hatırlatan Metin, “Hamdolsun o yatırımlarımızı biz halka arz olmadan başladık. Bunların birincisi Eylül ayında burada sizlerle sizin vasıtanızla müjdeyi vermiştik. Aralık ayında da verdiğimiz müjdenin temelini atmıştık.” diye konuştu.
2 ayda çok büyük bir mesafe kat ettiklerini vurgulayan Metin, Bu yatırım bu bölgedeki mahsulün daha değerli bir katma değerli şekilde devam etmesini sağlayacak Lisanslı depoyu da yeni hasat yılına yetiştirmeyi hedeflediklerini söyledi.

20 MİLYON DOLARLIK BİR YATIRIM DAHA YOLDA
Halka arz sürecinden sonra 20 milyon dolarlık bir yatırım planlarının daha olduğunu belirten Metin, yeni dönemde un sektörüyle beraber Makarna sektörünün de de azim grup holding olarak yatırımlarını yapacaklarını ifade etti.
Fizibilite çalışmalarının son aşamaya geldiğinin müjdesini veren Metin, halka arzla beraber bu önemli yatırımı da Mardin’imize kazandıracaklarını anlattı.

İHRACAT ODAKLI YATIRIM
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde Türkiye’nin her geçen gün hızla geliştiğine de değinen Metin, “Ülkemiz gelişiyor, değişiyor, büyüyor ve gelişen değişen dünya içerisinde de ülkemiz bu değişime ayak uyduruyor. Cumhurbaşkanımızın liderliğinde hükümetimizin başarıları her alandaki adımlarıyla beraber ülkemiz hızla bölgesinde en güçlü ülke olma durumunda ve Avrupa Birliği sürecinde de Avrupa Birliği ile olan ilişkilerde de çok önemli adımlar atıyoruz. Onun dışında bölgenin güvencesiyiz, huzuruyuz ve dolayısıyla biz barışın huzurun olduğu yerde de ticaretin sanayinin üretimin yatırımın odak noktasıyız.

Zaten Türkiye olarak transit ülkesiyiz. Asya ile Avrupa’yı Rusya ile bütün dünyayı birbirine bağlayan bir transit odağındayız. Birçok firmanın dünyaca ünlü firmanın orta Doğu’da orta Asya operasyonlarını yönettikleri bir merkez konumundayız. Dolayısıyla ülkemiz daha hızlı büyümeye gelişmeye devam ediyor. Bizde azim grup holding olarak hem Mardin’deki yatırımlarımızı hem Adana’daki yatırımlarımızla büyümeye devam edeceğiz. Özellikle ihracat odaklı bir yatırım planı ön görüyoruz. Dediğim gibi halktan aldığımızı halka arz ederek büyümeye devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı
]]>Gittiği ülkelerde sokaklarda yöreye ait zeybek oyunu oynayan Ertem, kazandığı para ile 2023 yılı yaz ayından bu yana 13 ülke gezdi. Kimi zaman tanıştığı insanların evinde, genellikle çadırda kalan Simavlı Genç Ahmet Ertem şu anda Asya Ülkesi Sri Lanka’da seyahatine devam ediyor. Simavlı gencin sonraki durağı Maldivler olacak.
Dünya turu öncesinde 16 yaşında Antalya’ya çalışmaya gidip yaşı küçük olduğu için herhangi bir işe giremeyen Ertem, arkadaşları ile birlikte sokaklarda zeybek oynayarak Türkiye’de 45 şehri gezdikten sonra ardından da Balkanlar turu gerçekleştirdi.
Ertem, kabin memuru olan köylüsünden esinlenerek İngilizce öğrenmek adına başladığı üniversitede Kabin Memurluğu ve Sivil Havacılık programında yarım dönem okuduktan sonra Tayland’a kredi kartı ile aldığı tek yön biletin ardından dünya turuna başladı.
Sadece sırt çantasına sığdırdığı çadırı ile birlikte yola çıkan Ahmet Ertem yine sokaklarda Zeybek oynamaya, bulduğu işlerde günlük haftalık olarak çalışmaya, buralardan kazandığı para ile yoluna devam ediyor.
Dünya turuna başladığımdan beri herkes nasıl para kazanıyorsun, hangi parayla geziyorsun tarzında birçok soru soruyor şeklinde konuşan Ertem, “Ben 16-17-18 yaşlarında 3 yıl Türkiye turu yaptım. Otostopla gezdim çadırda yattım ve sadece yemeğe para harcadım. Bu parayı da sokak sanatçılığı yaparak kazandım. Zeybek oynadığım için birçok kişi tebrik etti ama tabi ki kötü bakanlarda oldu. Ama ben hiçbir zaman yaptığım bu işten utanmadım aksine gurur duydum. Türkiye turumun ardından Dünya turuna başladım. Başta sokak sanatçılığı ve bileklik satarak geziyordum. Şimdide gittiğim ülkelerde çalışarak geziyorum” dedi.
Türk gençlerinin gelecek kaygısı çekmek istemediğini dile getiren Ertem, “Gençler olarak gençliğimizin tadını çıkarmak istiyoruz. Bir hayal kurdum, şu anda bu hayali yaşıyorum. 20 yaşındayım. Hayalim olan dünya turuna başladım. Şu ana kadar, Japonya, Güney Kore, Tayland, Malezya, Umman, Sri Lanka, Gürcistan, Kosova, Makedonya, Arnavutluk, Karadağ, Sırbistan, Bosna Hersek’i gezdim. Önümde Hindistan, Nepal, tekrar Japonya var” diye konuştu.
Şimdiye kadar çok fazla zorlukla karşılaşmadığını sadece sınır geçişlerinde küçük problemler yaşadığını vurgulayan Ertem, “Yollarda kazandığım parayı yol, vize, yemek parası olarak kullanmaya çalışıyorum. Kara sınırı olan ülkelerden geçiş yaparken ve gittiğim ülkelerdeki şehir içi ulaşımlarımı otostop ile yapıyorum. Her yerde otostop olmuyor bu zamanlarda da otobüs, tren ve uçak kullanıyorum.
Genel olarak gittiğim ülkelerin yerel yemeklerini yiyorum bu yüzden yemek ihtiyacımı ucuza karşılıyorum. Gitmeden önce Couchsurfing den yerel insanlarla konuşup yer ayarlıyorum. Genel olarak hostellerde kalmayı tercih ediyorum. Asya’da 3-5$ a hostel bulunabilir. Bu geziye çıkma kararım hayatımda verdiğim en iyi karar diye düşünüyorum. Cesaret gerektiren bu işe bu yaşımda başladığım için pişmanlık duymadım” dedi.
Son olarak Ertem, sosyal medya hesaplarından daha çok insan ulaşmayı hedeflediğini ve bu sayede dünya turunda biraz daha rahat olacağını vurguladı. – KÜTAHYA
]]>Bişkek’te düzenlenen Kırgızistan-Türkiye İş Forumu’nun açılışında konuşan Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov, hükümet olarak iki ülkenin ilişkilerini geliştirecek yeni fikirlere ve yeni projelere açık ve hazır olduklarını vurguladı. Türk iş adamlarını Kırgızistan’a yatırım yapmaya çağıran Caparov, “Türkiye ile ticari ve ekonomik ilişkilerin geliştirilmesini Kırgızistan’ın stratejik avantajı olarak değerlendiriyoruz” şeklinde konuştu.
Caparov, Bişkek’te faaliyet gösteren Kırgız-Türk Dostluk Devlet Hastanesi’nin iki ülke ilişkilerinin başarılı gelişiminde örnek teşkil ettiğinin altını çizdi. 2023 yılının ikili ilişkilerde çok faydalı bir yıl olduğunu belirten Caparov, ikili ticaretin istikrarı için Ankara’da Kırgızistan Ticaret Temsilciliğinin açıldığını hatırlattı. Caparov, iki ülke arasındaki ortak ticaret hacminde artış olduğuna dikkati çekerek, Kırgızistan’dan Türkiye’ye ihraç edilen ürünleri sıraladı.
“Türkiye, Kırgızistan’ın ana ticaret ortaklarından biridir”
Kırgızistan Ekonomi ve Ticaret Bakanı Daniyar Amangeldiyev de, Kırgızistan’daki yatırım imkanlarını ve potansiyelini içeren bir sunum yaparak, “Türkiye, Kırgızistan’ın ana ticaret ortaklarından biridir” dedi. Amangeldiyev, ülkede büyük projelerin hayata geçirilmesine ilgi gösterdiklerini vurgulayarak, vergi kanununda yapılan düzenlemeleri ve ülkenin vergi muafiyet imkanlarını paylaştı. Kırgızistan’da gelecek vadeden alanların arasında enerji, sanayi, ticaret, turizm ve finansal işbirliği olduğunu belirten Amangeldiyev, Türk iş adamlarından bu sektörleri değerlendirmesini istedi. Amangeldiyev, Türk tarafının “Büyük İpek Yolu” markasının potansiyelini kullanması ve ülkeler arası turistik güzergahları geliştirmesi tavsiyesinde bulundu. Bankacılık sektöründeki hizmetlere değinen Amangeldiyev, “Transfer ve döviz işlemlerinin hızlandırılması amacıyla Türk ticari bankalarının Kırgızistan’da temsilciliklerinin (şubelerinin) açılmasını tavsiye ediyoruz” diye konuştu.
“Kırgızistan su, enerji, elektrik bakımından yatırım için çok uygun bir ülke”
Türkiye’nin Bişkek Büyükelçisi Ahmet Sadık Doğan, 2024 yılının Türkiye ile Kırgızistan arasındaki yatırım ve ticaret ilişkilerinde önemli aşama kaydedilen bir yıl olmasını istediklerini ve Türkiye olarak bu hedefe ulaşmak için gayret gösterdiklerini belirtti. Doğan, “Kırgızistan bizim dost ve kardeş ülkemizdir” dedi.
Kırgızistan yönetiminin yatırımcının yanında olduğunu vurgulayan Doğan, “Lütfen bu fırsatı kullanınız. Kırgızistan su, enerji, elektrik bakımından yatırım için çok uygun bir ülke. Yatırımcıların bunu değerlendirmelerini rica ediyorum. Kırgızistan’a sizleri davet ediyorum” diye konuştu.
Doğan, “Ben Kırgızistan’da yaklaşık üç senedir görev yapıyorum. Kırgızistan hükümeti de yaklaşık üç yıldır görev yapıyor. Bu dönemde iş dünyasının çözülmeyen sorununu görmedim. Kırgızistan hükümetinin yardımcı olmadığı bir konu görmedim. Bunları iş dünyamızın dikkatine sunmak istiyorum” ifadelerini kullandı.
Kırgızistan’ın Bolu Fahri Konsolosu Atillahan Kurt, Kırgızistan-Türkiye iş birliğine değinerek, Türk Devletler Teşkilatı’nda Kubanychbek Omuralıyev genel sekreterliğinde yapılan çalışmalara dikkat çekti. Kurt, Türkiye’nin ve Türk Dünyası’nın ekonomik birliğinin önemini vurguladı.
Basına açık toplantıda Kırgızistan Ticaret ve Ekonomi Bakanı Daniyar, Türkiye’den gelen heyete ekonomik iş birliği açısından değerlendirilecek yatırım fırsatlarını tanıttı.
Öte yandan Türkiye’den iş adamları heyeti, Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov adına düzenlenen yemekte buluştu. Yemeğe temsilen Kırgizistan Başbakanının birinci yardımcısı katıldı. Programın ikinci günü Kırgızistan Başbakanı Muhammedkalıy Abılgaziyev, Ticaret ve Ekonomi Bakanı Daniyar Amangeldiev, Sağlık Bakanı, Türkiye’nin Kırgızistan Büyükelçisi Ahmet Sadık Doğan, Kırgızistan’ın Ankara Büyükelçilisi Ruslan Kazakbaev’i temsilen elçilik çalışanları ve bazı akademisyenlerin katılımı ile Kırgız Milli Şenlikleri düzenlendi. – BİŞKEK
]]>Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş, “28 Şubat’tan sonra 2002 seçimleri ile birlikte Türkiye 23 yıldır bu iktidarın yönetimi altında ve bu iktidar 23 yıldır 28 Şubat’ın üzerinde hala tepiniyor. Benim oradaki eleştirim şu: Biz gençler olarak öyle bir durumdayız ki hala siyasi hesaplaşmaların, hala siyasi kavgaların göbeğinde dayak yiyoruz. Bakın ben 28 Şubat’ı hatırlamıyorum bile. Bütün Türk gençliği böyle biz hala dayak yiyoruz. Sen haklıydın sen haksızdın vs. Hani oturup, birbirimize nasihat ederek, birbirimize anlatarak bu meseleleri çözemedik mi? Niye hala tarihte kalıyoruz” dedi.
BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş, Sözcü TV’de Ece Üner’in sunduğu Sözün Gücü programına konuk oldu. BTP lideri, Uğur Dündar ve Ahmet Yavuz’un da yer aldığı programda soruları yanıtlayarak gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
“BİZ GENÇLER YAŞAMADIĞIMIZ OLAYLARIN DAYAĞINI YİYORUZ”
28 Şubat’ın yıl dönümünü değerlendiren Hüseyin Baş, “28 Şubat’tan sonra 2002 seçimleri ile birlikte Türkiye 23 yıldır bu iktidarın yönetimi altında ve bu iktidar 23 yıldır 28 Şubat’ın üzerinde hala tepiniyor. Benim oradaki eleştirim şu: Biz gençler olarak öyle bir durumdayız ki hala siyasi hesaplaşmaların, hala siyasi kavgaların göbeğinde dayak yiyoruz. Bakın ben 28 Şubat’ı hatırlamıyorum bile. Ben yaşamadığım bir 80’in, yaşamadığım bir 60’ın hala 32- 33 yaşında bir genç olarak, iki çocuk babası bir kardeşiniz olarak dayağını yiyorum ve bütün Türk gençliği böyle biz hala dayak yiyoruz. Sen haklıydın sen haksızdın vs. Hani oturup, birbirimize nasihat ederek, birbirimize anlatarak bu meseleleri çözemedik mi? Niye hala tarihte kalıyoruz” dedi.
“ATATÜRK’E SALDIRANLARIN AJAN OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORUM”
Hoca kılığındaki kişilerin Atatürk’e yönelik artan saldırılarına da değinen Hüseyin Baş, şunları söyledi:
“Ben bunlara ajanlar diyorum, kesinlikle de ajan olduklarını düşünüyorum. Buna ilişkin tarihi ispatlarım da var. İspatım derken tarihin bize gösterdiği gerçeklikler var. Biz analiz edebilsek, hiç kimse – ben o isimleri anmıyorum – Atatürk’le kavga eden, Cumhuriyetle kavga eden, kılıç kuşanan, kendince enteresan havalara giren tiplere hiç kimse prim vermeyecek. Hatırlayın 1–1,5 ay kadar önce tutuklanan MOSSAD ajanları vardı. Bir bakıyorsunuz bizim mahalledeki ‘Ayşe teyze’ tırnak içinde söylüyorum veya işte bizim camideki Ahmet Hoca’nın aynısı, fırıncı, kasap vs. Ama genel itibarıyla bu MOSSAD ajanları, tutuklananlar – bunu devlet deklare etti – bunlar muhafazakar kimliklere bürünmüş insanlar, tutuklandı götürüldü. Şunu öğrendik biz, tam İsrail’in Gazze katliamı sırasında, İsrail’in başkenti Tel Aviv’de İslam Üniversitesi olduğu bütün haberlere düştü. Bu İslam Üniversitesi’nden eğitim görenlerin İslam dünyasında, belki Türkiye’de hoca olarak camilerde yer aldığı, kimilerinin cemaatler kurduğu İsrail tarafından servis edildi, bilgisi verildi.”
“İÇERDE BİR KAVGA ÇIKARACAK İNSANLAR ÜLKEYE DOLDURULDU”
Türkiye’ye sığınmacı akınıyla ilgili sorular üzerine Baş, şöyle konuştu:
“Birinci Dünya Savaşı’nda da öncesinde de sonrasında da her zaman bu bölgede birilerinin gözü oldu. Vatan topraklarımız her zaman tehdit altında. Bizim içimize sokulanlar bölgesinden savaşarak gelmiş insanlar, mesela Afganlar diyoruz. Taliban iktidara gelince bir sürü genç buraya geldi. Bunlar orada okula gitmiyordu, iş güç sahibi değildi, ne yapıyordu? Taliban’la savaş halindeydi. Taliban iktidar olunca hepsi bu tarafa gelmiş oldu, dolayısıyla her şeyi yapma potansiyeline sahip bir grup ülkemize dolduruldu. Avrupa da sürekli olarak, ‘Bunları tut, para veririm. Bunları tut şunu yaparım vs.’ diyerek bir sürü teşvikler veriyor. Dolayısıyla büyük bir tehlike bu. Tehlikenin sonunda her an bizi birbirimize düşürecek veya içeride bir kavga oluşturabilecek ortam hazırlanmış oluyor amaç ülkeyi güçleştirerek bir alan açmak.”
“TÜRKİYE SÖMÜRÜLMEK İSTENEN BİR ÜLKE”
“İşgal dediğimiz şey bizim gibi ortamlarda kolay kolay gerçekleşecek bir şey değil. Atatürk’ün bize en büyük armağanı da bu” diyen BTP lideri Hüseyin Baş, “Biz hiçbir zaman Iraklaşmayabiliriz, Suriyelileşmeyebiliriz ama biz çok kolay sömürülen bir hale gelebiliyoruz. Ülkemizde ciddi bir yoksulluk var. Bizim altın madenimiz yok diye mi yoksuluz? Erzincan’da İliç’te gördük altın madeni var ve Kanadalı firma alıp götürüyor aynı şekilde Kazdağları’nda gördük altın var ve Kanadalı firma götürüyor. Ordu Fatsa’da gördük maden sahası yeni kapatıldı. Maden kapatıldı diye seviniyoruz ama hiç demiyoruz ki ya bu altın kimin? Bugün bir kitap okuyorum diyor ki; Hindistan 1,5 milyar nüfuslu ülke enerji ihtiyacının yüzde 40’ını 2050’ye kadar toryum reaktörü ile karşılayacak. Toryumun dünyada en zengin olduğu ülkeyiz. Biz enerji ithalatımızı durdursak cari açımızı kapatıyoruz. Biz gıda ithalatımızı durdursak gıda üretebilen bir ülkeyiz. Şu anda buğday bekliyoruz, Ukrayna’dan ayçiçek yağı gemilerini davulla karşıladık bundan bir sene önce. Böyle bir duruma geldik, kendi gıdamız üretsek cari açımızı kapatıyoruz yani şunu demek istiyorum; biz sömürülmek istenen bir milletiz” dedi.
“ANKARA’DA MANSUR YAVAŞ’I DESTEKLİYORUZ O’NUN DIŞINDA HER YERDE VARIZ”
Partisinin yerel seçim çalışmaları hakkında da bilgi veren Hüseyin Baş, “Bağımsız Türkiye Partisi olarak 80 il ve 922 ilçenin tamamında adaylarımızı çıkardık. Bir tek Ankara’da Mansur Bey’i destekleme kararı aldık. Mansur Bey’i bugüne kadar hep takdir ettik dolayısıyla destekleme kararı aldık. Kendisi de bu ricada da bulundu zaten. Bunun dışında Türkiye’nin her yerinde adaylarımızı çıkardık ve seçime giriyoruz” dedi.
“BİZE SÖZ VERİLEN OYLARIN TAHSİLAT GÜNÜ GELDİ”
Altılı masa süreci ve genel seçimlere girmeme kararına ilişkin açıklama yapan Hüseyin Baş, “O gün biz dedik ki yine samimi düşündük ve şöyle baktık olaya biz; seçime girdik yüzde bir oy alalım, çok önemli değil ki kaç oy aldığımız. O yüzde bir sonuç olarak muhalefete gidecek bir oyun bana gelmesi anlamına geliyor ve anayasa değişikliği ciddi tehlike. Ben o günden beri bunu anlatırım, bu anayasa değişikliğinin önünde durabilmek için referandum sayısına ulaşmaması gerekiyor hükümet tarafının. ‘Biz yüzde bir alırsak muhalefetin vekil sayısı düşecek’ dedik ve bir fedakarlık yaptık, seçime girmedik. Bugün bu seçime giriyoruz, o gün bana çok insan, ‘öyle bir delikanlılık yaptınız ki bir dahaki seçim oyum sizin’ dedi. Şimdi o oyun tahsilat günü geldi, biz oyları bekliyoruz” ifadelerini kullandı.
]]>
Türkiye ekonomisi geçen yıl yüzde 4,5, 2023’ün son çeyreğinde de yüzde 4 büyüme kaydetti. Türkiye, 2023’ün son çeyreğinde, yıllık bazda, ekonomik büyüme verisi açıklanan Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütüne (OECD) üye ülkeler arasında ikinci, G20 ülkeleri arasında üçüncü ülke oldu.
Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Başkanı Nail Olpak, GSYH sonuçlarına ilişkin AA muhabirine yaptığı açıklamada, “İş dünyası olarak, yılın son çeyreğinde büyümenin yüzde 4,0 gerçekleşerek, yılın tamamında Orta Vadeli Program’da öngörülen yüzde 4,4’ün üzerinde, yüzde 4,5 olarak gerçekleşmesini memnuniyetle karşılıyoruz.” dedi.
Olpak, 2023 yılının pek çok açıdan zorlu bir yıl olduğunu ifade ederek, jeopolitik gelişmelerin dünya ekonomisi ve küresel ticaret üzerindeki olumsuz etkileri ile düşük küresel büyüme oranlarının gerçekleştiğini belirtti.
Türkiye’nin 2023 yılı büyüme performansı açısından hedef büyüme oranının aşılması ve büyüme istikrarının korunmasının değerli bir kazanım olduğunu vurgulayan Olpak, “Sektörel olarak değerlendirdiğimizde ise tarım sektöründeki ufak daralma dışında her sektörün büyümeye pozitif katkı verdiğini görüyoruz. Sanayideki büyümenin yüzde 0,8 artmasını da dikkatli okumalıyız. Çünkü sanayimizdeki ivme, ihracatımızın artışıyla da doğrudan etkilidir.” değerlendirmelerinde bulundu.
Olpak, şunları kaydetti:
“Sonuçları yıllık olarak değerlendirdiğimizde, ihracatımızın özellikle 2023’ün ilk yarısında küresel ekonomideki gelişmelere bağlı olarak negatif katkı vermesiyle, yılın ikinci yarısındaki toparlanmaya rağmen yılın tamamında büyümeye negatif katkı veren tek kalem olduğunu görüyoruz. 2024 yılına da yine küresel zorluklarla mücadele ederek başladık. Elbette yurt içinde finansal istikrarı sağlayarak, yatırım, üretim ve ihracatı artırma odaklı politikaların uygulanmasına devam etmek önemli. Özellikle küresel büyümenin yavaş seyrettiği bir ortamda ihracatımızın büyümeye daha fazla katkı sağlaması açısından, sanayi sektöründeki büyümenin bu dönemde daha fazla ön plana çıkması gerektiğini düşünüyoruz.”
“Türkiye üretim ve ihracata dönüşecek yatırımlarla büyüdü”
Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mustafa Gültepe de büyümede yaşanan bu istikrarın son derece değerli olduğunu belirtti.
Gültepe, dünyanın ilk 10 ekonomisi arasında yer almak gibi büyük bir hedef olduğuna işaret ederek, şunları kaydetti:
“Türkiye İhracatçılar Meclisi olarak en büyük hedefimiz, ülkemizin küresel ihracat liginde de ilk 10 ülke arasında yer alması. 2023 yılında büyüme rakamlarının detaylarını iyi okumamız gerekiyor. Büyümenin çok önemli bir bölümü makine ve teçhizat yatırımlarından geldi. Bu yatırımları, yakın gelecekte daha çok üretimin ve daha çok ihracatın müjdecisi olarak değerlendiriyoruz. Diğer yandan ihracatın büyümeye katkısında bir miktar gerileme var. Bu durum da dış talepte daralma ve rekabetçilik kaybına işaret ediyor.
Bu iki rakamı birlikte okuduğumuzda, sanayicinin yatırım iştahının yüksek olduğunu ancak rekabetçilik noktasında yaşanan gerilemenin ihracatı olumsuz etkilediğini görüyoruz. Bu yatırımların artmasında, önceki yıllarda rekabetçilikte kazandığımız güçlü rüzgarın bir etkisi var. 2024 yılında küresel talep noktasında önemli artışlar bekleniyor. İhracat ailesi olarak ülkemizde üretim, yatırım ve istihdamın dinamosu olmaya devam edeceğiz.”
“Büyüme oranları 2024 yılı için çok büyük bir motivasyon kaynağı olacak”
Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Genel Başkanı Mahmut Asmalı da milli ekonominin pozitif büyüme eğilimini üst üste 14’üncü çeyreğe taşıyarak “Türkiye Yüzyılı” iddiasına yaraşır bir başlangıç yaptığını söyledi.
Asrın felaketi olarak nitelenen 6 Şubat Kahramanmaraş depremlerinin yanı sıra mayıs ayında yapılan iki büyük seçim sürecinin getirdiği belirsizliklere rağmen Türkiye ekonomisinin göstermiş olduğu bu performansın takdire şayan bir gelişme olduğunu dile getiren Asmalı, şöyle devam etti:
“MÜSİAD olarak, söz konusu büyüme oranlarının 2024 yılı için de çok büyük bir motivasyon kaynağı olacağına inanıyor, ülke ekonomimizin üretim, ihracat ve istihdam odaklı büyüme sürecinin devam edeceğine olan inancımızı yineliyoruz. Makro-finansal dengelenme bağlamında Türkiye ekonomisi için oldukça önemli ve başarılı bir dönem olarak geride kalan 2023’ün ardından Türkiye ekonomisi; enflasyonu kalıcı bir şekilde düşürme, kurda istikrarı sağlama, kamu mali dengeleri ve dış ticarette sürdürülebilirliğe ulaşma hedeflerine adım adım yaklaşmayı sürdürecektir.”
“OVP hedefinin aşılması pozitif bir gelişme”
İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç de büyümenin 14 çeyrektir sürmesi ve 2023’te yüzde 4,5 ile OVP hedefinin aşılmasının pozitif bir gelişme olduğunu ifade ederek, “2023’te tüketimin katkısı öne çıkarken, iş dünyası olarak 2024’ün katma değerli dış taleple fark oluşturacak bir yıl olması için çalışacağız. Öte yandan, yatırımların artması ve tarımsal üretime yeni bir soluk getirmek için de daha çok gayret etmeliyiz.” dedi.
“Ülkemiz hak ettiği not artırımlarına kavuşacaktır”
Anadolu Aslanları İş Adamları Derneği (ASKON) Genel Başkanı Orhan Aydın da Türkiye’nin kesintisiz bir şekilde 14 çeyrektir ekonomisini büyütmesinin büyük bir başarı olduğunu ifade ederek, kamu maliyesindeki tasarrufun etkilerinin son çeyrekte görülmesinin gayet memnuniyet verici olduğunu kaydetti.
Gelişmiş ülkelerde teknik resesyonun konuşulduğunu aktaran Aydın, “Rotamız, OVP hedeflerinden sapmadan üretimle büyüyen kalıcı sürdürebilir bir ekonomik büyümedir. Özellikle son çeyrekte kamu maliyesinde görülen harcamalarda tasarruf tedbirlerine uyulduğunu görmek OVP hedeflerine de uygun gösterilmektedir. Bu aynı zamanda kredi derecelendirme kuruluşlarının da dikkatlerinden kaçmayacak ve ülkemiz hak ettiği not artırımlarına kavuşacaktır.” diye konuştu.
“Gelecek için umut verici”
İstanbul Ticaret Borsası (İSTİB) Başkanı Ali Kopuz da küresel ekonomilerde yön arayışının sürdüğü ve zayıflama beklentisinin olduğu bir süreçte, Türkiye ekonomisinin 2023 yılının tamamında gösterdiği yüzde 4,5’lik büyüme performansının gelecek için umut verici olduğunu ve önemli bir başarıya imza atıldığını söyledi.
Küresel ticarette yaşanan olumsuzluklardan, Rusya-Ukrayna Savaşı’ndan, ABD, Çin ve AB ekonomilerindeki zayıflıklardan bahseden Kopuz, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Tüm olumsuzluklara rağmen 2024 için Türkiye olarak OVP hedefimiz olan yüzde 4 büyüme hedefimizde bir bozulma olmayacağını düşünüyoruz. 2023 yılında elde edilen bu güçlü büyüme oranı, küresel piyasalarda faizlerin düşeceği ve yatırım iştahının artacağını umduğumuz bir sürece daha güçlü girmemizi sağlayacaktır. Bu noktada fiyat istikrarına karşı uygulanan sıkılaştırıcı politika adımlarını ekonomik aktiviteye ve istihdama halel gelmeyecek şekilde sürdürülmesi önem arz ediyor.”
]]>Yemek yerken kadınlardan bir tanesi telefonunda “Dikkat edin. Bizim gibi soyunuzun tükenmesine izin vermeyin” diyen bir dinozorun görselini gösteriyor.
Kadınlar gülüyor.
Televizyon yapımcısı olan 30 yaşındaki Yejin, “Bu hem komik hem de çok trajik. Yok oluşumuza yol açabileceğimizin farkındayız” diyor.
Ne kendisi ne de arkadaşlarından herhangi biri çocuk sahibi olmayı planlamıyor.
Onlar çocuksuz yaşamı seçen, giderek büyüyen bir kadın topluluğunun parçası.
Güney Kore, dünyadaki en düşük doğum oranına sahip ve her yıl kendi rekorunu kırmaya devam ediyor.
Son nüfus verilerinde doğum oranının 2023 yılında yüzde 8 daha düşerek 0,7’ye gerilediği görüldü.
Bu veri bir kadının yaşamı boyunca sahip olması beklenen çocuk sayısı.
Nüfusun sabit kalması için bu sayının 2,1 olması gerekiyor.
Eğer bu şekilde devam ederse Güney Kore nüfusunun 2100 yılına kadar yarıya düşmesi bekleniyor.
‘Ulusal acil durum’
Dünyadaki birçok gelişmiş ülkede doğum oranları düşüyor.
Ancak hiçbirindeki düşüş Güney Kore kadar hızlı değil.
50 yıl içinde ülkede çalışma çağındaki insanların sayısının yarıya düşmesi, zorunlu askerlik hizmetine katılmaya uygun kişi sayısının yüzde 58 oranında azalması ve nüfusun neredeyse yarısının 65 yaşın üzerinde olması bekleniyor.
Bu durum ülkenin ekonomisi, emeklilik fonları ve güvenliği için o kadar kötü ki siyasetçiler ‘ulusal acil durum’ ilan etti.
Birbirini izleyen hükümetler yaklaşık 20 yıl boyunca sorunu harcama yaparak çözmeye çalıştı.
Şimdiye kadar yaklaşık 379,8 trilyon KRW (286 milyar dolar) değerinde yatırım yapıldı.
Çocuk sahibi olan çiftlere aylık ödemeler, sübvanse edilmiş konutlar ve ücretsiz ulaşım gibi yardımlar yapılıyor.
Hükümet çocuk yapmak isteyen evli çiftlerin hastane masraflarını ve tüp bebek tedavilerini bile karşılıyor.
Ancak bu tür teşviklerin işe yaramaması nedeniyle siyasetçiler daha yaratıcı çözümler bulmaya yöneliyor.
Örneğin Güneydoğu Asya’dan çocuk bakıcıları getiriliyor ve asgari ücretin altında çalıştırılıyor veya 30 yaşından önce üç çocuk sahibi olan erkekler askerlik hizmetinden muaf tutuluyor.
Ancak gençler ve özellikle de kadınlar, siyasetçilerin kendilerine kulak vermediğini söylüyor.
BBC, geçen yıl ülkeyi dolaşarak çocuk sahibi olmamaya karar veren kadınlarla konuştu ve bu kararın arkasındaki sebepleri anlamaya çalıştı.
Yejin henüz 20’li yaşlarındayken tek başına yaşamaya karar verdiğinde sosyal normlara meydan okudu.
Güney Kore’de yalnız yaşamak büyük ölçüde kişinin hayatında geçici bir aşama olarak görülüyor.
Yejin beş yıl önce de evlenmemeye ve çocuk yapmamaya karar verdi.
Yejin, “Kore’de ev işlerini ve çocuk bakımını paylaşacak bir erkek bulmak zor. Tek başına çocuk sahibi olan kadınlar hakkında da kötü düşünülüyor” diyor.
2022 yılında Güney Kore’deki doğumların yalnızca yüzde 2’si evliliklerin dışında gerçekleşti.
‘Sürekli bir çalışma döngüsü’
Kariyerine odaklanmayı tercih ettiğini söyleyen Yejin, televizyon yapımcısı olarak çalıştığı işinin ona çocuk sahibi olma fırsatı vermediğini belirtiyor.
Güney Kore’de çalışma saatleri oldukça uzun.
“İşimi çok seviyorum ve beni tatmin ediyor” diyen Yejin, “Ama Kore’de çalışmak zor. Sürekli bir çalışma döngüsü içindesiniz” diye devam ediyor.
Yejin, işinde daha iyi olmak için boş zamanlarında ders çalışması yönünde de baskı olduğunu söylüyor:
“Koreliler, sürekli kendilerini geliştirmeye çalışmazlarsa geride kalacaklarını ve başarısız olacaklarını düşünüyorlar. Bu korku bizi iki kat daha fazla çalışmaya itiyor.”
“Hafta sonu geldiğinde, Pazartesi günü işe dönecek enerjiyi toplamak için bazen serum taktırdığını” söyleyen Yejin, aynı zamanda çocuk sahibi olmak için izin alması durumunda işine geri dönemeyeceğinden endişeleniyor.
Bu Kore’de oldukça yaygın bir korku.
Ücret eşitliği, işsizlik ve ev fiyatları
İnsan kaynakları alanında çalışan 28 yaşındaki bir başka kadın, doğum iznine ayrıldıktan sonra işten ayrılmak zorunda kalan ya da promosyon alamayan insanlar gördüğünü ve bu durumun kendisini asla bebek sahibi olmamaya ikna etmeye yettiğini söylüyor.
Güney Kore’de hem erkekler hem de kadınlar, çocuklarının ilk sekiz yılında bir yıllık izin hakkına sahip.
Ancak 2022 yılında, yeni babaların sadece yüzde 7’si izinlerinin bir kısmını kullanırken, bu oran yeni annelerde yüzde 70’ti.
Çalışma, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) göstergelerine göre dünyada en yüksek eğitim seviyesine sahip kadınlar Güney Kore’de yaşıyor.
Buna rağmen Güney Kore, ücret eşitliği ve işsiz kadın oranında en kötü ülkeler arasında.
Araştırmacılara göre kadınlar kariyer yapmak ya da aile kurmak arasında bir seçim yapmaya zorlanıyor.
Giderek daha fazla kadın ise kariyerini seçiyor.
5 yaşındaki çocuklara İngilizce öğreten Stella Shin 39 yaşında ve kendi çocuğu yok.
Stella bunun kendi tercihi olmadığını söylüyor.
6 yıldır evli ve çocuk istemesine rağmen çalışmak ve hayatını yaşamakla meşgul olduğunu söyleyen Stella, zamanın nasıl geçtiğini anlamadığını ve artık yaşam tarzının çocuk yapmayı “imkansız” hale getirdiğini anlatıyor.
“Annelerin ilk iki yıl boyunca çocuklarına bakmak için işi bırakması gerekiyor, bu da beni çok mutsuz eder” diyen Stella, “Kariyerimi ve kendime bakmayı çok seviyorum” diye devam ediyor.
Çocuk sahibi olunca işten 2-3 yıl izin alma beklentisi kadınlar arasında yaygın.
Çocuk bakımını erkeklerle paylaşmak ise çok sık görülen bir şey değil.
İşinden vazgeçmek istese veya bir şekilde idare etmeye çalışsa bile Stella, ev fiyatlarının çok yüksek olması nedeniyle bunu göze alamayacağını belirtiyor.
Seul’da doğum oranı yüzde 0,59
Güney Kore nüfusunun yarısından fazlası başkent Seul’da ve çevresinde yaşıyor.
Bu da konut talebi ve diğer hizmetler üzerinde ciddi bir baskı yaratıyor.
Seul’de doğum oranı 0,59’a düşerek ülkedeki en düşük oran oldu.
Barınmanın yanı sıra özel eğitim maliyetleri de kadınların çocuk yapmama tercihinde önemli bir etken.
Çocuklar 4 yaşından itibaren matematik, İngilizce, müzik ve tekvando gibi bir dizi pahalı, müfredat dışı kursa gönderiliyor.
Bu o kadar yaygın bir alışkanlık ki, vazgeçmek çocuğunuzu başarısızlığa sürüklemek olarak görülüyor.
Bu da aşırı rekabetçi bir ülke olan Güney Kore’de akıl almaz bir düşünce.
Güney Kore bu yüzden çocuk yetiştirmek için dünyanın en pahalı ülkesi haline geldi.
2022’de yapılan bir çalışmaya göre ülkedeki ailelerin yüzde 94’ü özel eğitimin ekonomik bir yük olduğunu, ancak sadece yüzde 2’sinin özel eğitimi tercih etmediğini tespit etti.
‘Kore, çocukların mutlu yaşayabileceği bir yer değil’
Minji (gerçek ismi değil) de hikayesini paylaşmak istiyor ama ailesine çocuk sahibi olmayacağını henüz söylemedi.
Kocasıyla birlikte sahil kenti Busan’da yaşayan Minji, “Çok şaşıracaklar ve hayal kırıklığına uğrayacaklar” diyor.
Minji 20’li yaşlarının zor geçtiğini ve sanatçı olmak istemesine rağmen hayatını ders çalışarak geçirdiğini söylüyor:
“Hayallerime ulaşmak için değil, sadece vasat bir hayat yaşamak için durmadan rekabet etmek zorunda kaldım. Bu çok yorucuydu.”
Şimdi 32 yaşında olan Minji, sonunda kendisini özgür hissettiğini ve hayatın tadını çıkarabildiğini anlatıyor.
Çocuğunu kendisine benzer, rekabetçi bir mutsuzluğun içine sürüklemek istemeyen Minji, “Kore, çocukların mutlu yaşayabileceği bir yer değil” diyor.
İç karartıcı bir sosyal olgu
Daejeon şehrinde yaşayan Jungyeon Chun, kendi deyimiyle “tek ebeveynli bir evlilik” sürdürüyor.
7 yaşındaki kızını ve 4 yaşındaki oğlunu okuldan aldıktan sonra yakındaki oyun parklarını geziyor ve kocası işten dönene kadar vakit geçiriyor.
Jungyeon, “Çocuk sahibi olurken çok büyük bir tercih yaptığımı düşünmüyordum, oldukça hızlı bir şekilde işime dönebileceğimi sandım” diyor.
Ancak Jungyeon kısa süre sonra sosyal ve ekonomik baskıların devreye girdiğini ve kendini tek başına ebeveynlik yaparken bulduğunu söylüyor.
Son 50 yılda Kore ekonomisi baş döndürücü bir hızla gelişerek kadınları yüksek öğrenime ve iş gücüne itti.
Ancak eş ve anne rolleri aynı hızda gelişmedi.
Hayal kırıklığına uğrayan Jungyeon, diğer anneleri gözlemlemeye başladı:
“Çocuk yetiştiren arkadaşım da depresyonda, karşı sokakta oturan arkadaşım da depresyonda. Bu bir sosyal olgu.”
Jungyeon, kadınların içinde bulundukları “trajik durum” nedeniyle annelik mucizesinden mahrum bırakıldığı için üzüldüğünü söylüyor.
‘Elimde olsa 10 çocuk yapardım’
Yejin’in evine dönelim. Öğle yemeğinden sonra arkadaşları kitapları ve diğer eşyalarını karıştırıyor ve onunla pazarlık yapıyor.
Kore’deki yaşamından sıkılan Yejin, Yeni Zelanda’ya taşınmaya karar verdi.
Bir sabah uyandığında kimsenin onu burada yaşamaya zorlamadığını fark ettiğini söylüyor.
Yejin hangi ülkelerin cinsiyet eşitliği konusunda üst sıralarda yer aldığını araştırdı ve Yeni Zelanda’nın açık arayla birinci sırada olduğunu gördü.
Yejin ve arkadaşlarına fikirlerini değiştirmeleri için onları ikna edebilecek bir şey olup olmadığını soruyorum.
Minsung’un cevabı beni şaşırtıyor:
“Çocuk sahibi olmayı çok isterim. Elimde olsa 10 çocuk yapardım.”
Onu durduran ne diye sorduğumda 27 yaşındaki kadın bana biseksüel olduğunu ve aynı cinsiyetten bir partneri olduğunu söylüyor.
Güney Kore’de eşcinsel evlilik yasal değil ve evli olmayan kadınların hamile kalmak için sperm donörlerini kullanmalarına genellikle izin verilmiyor.
Minsung, “Umarım bu bir gün değişir ve ben sevdiğim kişiyle evlenip çocuk sahibi olabilirim” diyor.
Minsung’un arkadaşları, Güney Kore’deki duruma bakıldığında anne olmak isteyen bazı kişilere izin verilmemesinin ironik olduğuna dikkat çekiyor.
Ancak görünen o ki siyasetçiler krizin derinliğini ve karmaşıklığını yavaş yavaş kabulleniyor.
Bu ay Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol, şimdiye kadar yapılanların “işe yaramadığını” ve Güney Kore’nin “aşırı ve gereksiz düzeyde rekabetçi” bir ülke olduğunu kabul etti.
Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol, hükümetinin artık düşük doğum oranını “yapısal bir sorun” olarak ele alacağını söyledi.
Ancak bunun ülkenin politikalarına nasıl yansıyacağı henüz belli değil.
Geçtiğimiz haftalarda Yeni Zelanda’da üç aydır yaşayan Yejin ile tekrar görüştüm.
Yeni hayatı, arkadaşları ve bir barın mutfağında çalıştığı işi hakkında çok heyecanlıydı:
“İş-yaşam dengem çok daha iyi. Hafta içinde arkadaşlarımla buluşabiliyorum. İş yerinde çok daha fazla saygı gördüğümü hissediyorum ve insanlar önyargılı değil. Bu da eve dönmek istemememe neden oluyor.”
Bu haber, Leehyun Choi ve Hosu Lee’in katkılarıyla hazırlandı.
]]>Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev, Alman Doğu İş Dünyası Birliği İcra Direktörü Michael Harms başkanlığındaki heyeti kabul etti. Aliyev, 17 Şubat’ta Almanya’nın Münih kentinde Almanya Başbakanı Olaf Scholz’un ev sahipliğinde Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’la yaptığı görüşmeyi hatırlatarak, Almanya’nın Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki barış sürecine katkı sağladığını vurguladı.
“Almanya, Fransa’nın aksine, barış sürecinde tarafsız kalıyor”
Almanya’nın önerisi üzerine Azerbaycan ve Ermenistan dışişleri bakanları arasında başkent Berlin’de bir toplantı yapılmasını desteklediğini belirten Aliyev, “Almanya, ateşi körükleyen ve Ermenistan’a öldürücü silahlar sağlayan Fransa’nın aksine, barış sürecinde tarafsız kalıyor. Uluslararası hukuk normları bizden yanadır. Ülkemizin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü sağladığımız için asılsız ve taraflı suçlamalarla karşı karşıya kaldık. Azerbaycan kendi topraklarını ve egemenliğini sağlamak için diğer ülkelerin attığı adımlardan farklı adımlar atmıyor” dedi.
“Bu açıklamaları ülkemize yönelik üstü kapalı tehditler olarak değerlendiriyoruz”
AB de dahil olmak üzere bir dizi uluslararası kuruluşlarda çifte standartlığın sıradan bir hale geldiğini belirten Aliyev, “Bu konuda Joseph Borrell’in doğru olmayan açıklamaları bizi hayal kırıklığına uğrattı. Öncelikle kendisinin bu açıklamaları hiçbir gerçeği yansıtmamakta ve uluslararası hukuk normlarına aykırıdır. İkinci olarak Azerbaycan tarafı bu açıklamaları ülkemize yönelik üstü kapalı tehditler olarak değerlendiriyor. Borrell, Azerbaycan’ın Ermenistan’a saldırması durumunda bunun acı sonuçlarla karşılaşacağını söyledi. Öncelikle Borrell, Azerbaycan’ın Ermenistan’a saldırmayı planladığı bilgisini nereden aldı? Bizim böyle bir planımız yok. Bunlar Bay Macron’un imaları. Bütün bunlar, Azerbaycan’ın Ermenistan’a saldırmaya hazırlandığı iddiasıyla bağlantılı olarak ülkemizi kötülemeye dayanan Fransa’nın Azerbaycan aleyhi politikasının bir parçasıdır” dedi.
Azerbaycan-Ermenistan sınırında Eylül 2023’te yaşanan son ciddi gerilimin ardından bu aya kadar sınırdaki durumun sakin olduğunu vurgulayan Aliyev, “Ancak şubat ayında bir Ermeni keskin nişancının bir Azerbaycan askerini ağır yaralaması üzerine, buna zamanında ve doğru bir şekilde karşılık vermek zorunda kaldık. Cevabımız birkaç dakika sürdü ve Ermenistan’ın Azerbaycanlıları öldürme girişiminin cezasız kalmayacağını anlaması yeterliydi ve dediğim gibi geçen yılın eylül ayından bu yana bu olay dışında sınırda sükunet hakimdi. Yani Sayın Borrell ve Sayın Macron bu bilgiyi gerçeklikten değil, hayallerinden alıyorlar” dedi.
“Macron, Borrell ve onlar gibiler tarafından suçlanıyoruz”
Azerbaycan’ın Karabağ’ı Ermenistan işgalden kurtarmasının ardından bazı AB’li politikacılar tarafından saldırıya uğradıklarını belirten Aliyev, “Toprak bütünlüğümüzü ve egemenliğimizi sağladıktan ve Karabağ’da bölücülüğün yuvasını yok ettikten sonra saldırılara maruz kaldık. Macron, Borrell ve onlar gibiler tarafından suçlanıyoruz. Ukrayna’yı ele alalım. Ukrayna da toprak bütünlüğünü yeniden sağlamak istiyor. Almanya ve diğer ülkeler Ukrayna’ya silah gönderiyor. Hepiniz Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü sağlaması gerektiğini beyan ediyorsunuz. Peki bizim toprak bütünlüğümüz? Bu konu Ukrayna sorunundan daha mı az önemli?” ifadelerini kullandı.
“Avrupa Konseyi’nden tamamen çekilme konusunu ciddi olarak ele alabiliriz”
Almanya Başbakanı Scholz’un açıklamaları ve eylemlerinde tarafsızlık gösterdiğini belirten Aliyev, “Liderliğini yaptığı partinin üyesi, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nde Hristiyan olmayan 2 ülkeden biri olan Azerbaycan’ı dışlamak istiyor ve bunu gösterişli ve bilinçli bir şekilde yapıyor. Bildiğiniz gibi bu kurumun oturumlarına katılmama kararı aldık. Çünkü eğer duruşumuzu ifade etme hakkımız yoksa neden orada olalım? Bir yıl içinde heyetimizin hakları iade edilmezse Avrupa Konseyi’nden tamamen çekilme konusunu ciddi olarak ele alabiliriz” dedi.
“Rusya’nın yeni gerçekleri kabul ettiğini düşünüyorum”
Fransa, ABD ve Rusya’nın eş başkanlığındaki AGİT Minsk Grubu’nun 30 yıl boyunca Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki sorunun çözümü için hiçbir adım atmadığını söyleyen Aliyev, “Topraklarımızı kurtarmaya başladığımızda bu 3 ülke bize baskı yapmaya başladı. Her biri bizi yolumuzdan döndürmek için farklı araçlar kullandı. Topraklarımızı kurtarmamızı istemediler. Geçen yıl Eylül’de bölücülüğe son verdiğimizde yine yanlış yaptılar. Bazıları hala yanlış yapıyor. ABD ve Fransa’dan bahsediyorum. Rusya’nın artık olup biteni çok iyi anladığını ve yeni gerçekleri kabul ettiğini düşünüyorum. ABD ve Fransa da aynısını yapmalı. Aksi takdirde durum planladıkları gibi olmayacaktır. Bu ülkeler, ekonomisiyle, ordusuyla, geniş uluslararası ilişkileriyle Güney Kafkasya’nın lider ülkesi olan Azerbaycan ile çalışmalıdır” ifadelerini kullandı. – BAKÜ
]]>TİRAN – Arnavutluk’taki Ukrayna-Güneydoğu Avrupa Zirvesi’nin ardından düzenlenen basın toplantısında konuşan Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, “Savaş tek bir kişi tarafından başlatıldı, ama biz hep birlikte hareket etmeliyiz” dedi.
Arnavutluk’un başkenti Tiran’da düzenlenen Ukrayna-Güneydoğu Avrupa Zirvesi sona erdi. Zirvenin ardından tüm katılımcıların yer aldığı aile fotoğrafı çekilirken, Arnavutluk Başbakanı Edi Rama ve Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy ortak basın toplantısı düzenledi. Başbakan Rama yaptığı açıklamada, Zelenskiy’nin sadece bir ülkenin devlet başkanı değil, aynı zamanda bir direnişin lideri olduğunu vurgulayarak, bu zirvenin “neo-emperyalist güce karşı bir araya gelme” amacı taşıdığını ifade etti. Arnavutluk olarak Ukrayna’yı kararlılıkla desteklediğini ifade eden Rama, kalıcı bir barış sağlanana dek bu desteğin devam edeceğini açıkladı.
“Ukrayna’ya yönelik desteğin bazen bir ülkenin iç siyasetine dönüştüğüne şahit oluyoruz”
Ukrayna’nın sahip olduğu ihtiyaçların farkında olmasına rağmen kapasitelerinin yeterli olmaması sebebiyle gerekli yardımları sağlayamadıklarını dile getiren Rama, Ukrayna’da Rus saldırganlığının iki yıla aşkın bir süredir devam ettiğini hatırlattı. Rama, Ukrayna’ya yönelik desteğin bazen bir ülkenin iç siyasetine dönüştüğüne, bu desteğin bazen duraksadığına veya bürokratik gecikmelerin yaşandığına şahit olduklarını üzülerek ifade etti. Rama, dolayısıyla vakit kaybetmeden Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü sağlamak için gerekenlerin yapılması gerektiğini vurguladı.
“Bu savaşı, ülkeleri ilhak edilen halkın elinden silahları alarak durduramayız”
Son zamanlarda bazı ülkelerde farklı kesimlerin Ukrayna’ya yönelik yardımların kesilmesi yönündeki çağrılarına değinen Rama, “bu savaşın, ülkeleri ilhak edilen halkın elinden silahları alarak durdurmanın mümkün olmadığını” vurguladı.
“Ukrayna barışı ancak Zelenskiy’in 10 maddelik barış planına göre hareket edildiği takdirde sağlanabilir”
Rama, Putin’in Ukrayna’yı işgal etme planında başarısız olduğunu ifade ederek, Ukrayna ve Ukraynalılar bu işgal girişimine karşı güçlü bir direniş sergilediğini belirtti. “Zelenskiy ve Ukraynalılara karşı ancak hayranlık duyarım” ifadelerini kullanan Rama, Ukrayna’da barışın tesis edilmesi için her türlü işbirliğine açık olduklarını vurgulayarak, bu barışın ancak Zelenskiy’nin Barış Formülü’yle tesis edilebileceğini açıkladı.
“Ukrayna’ya mühimmat teminatını devam ettirmek için elimizden geleni yapmalıyız”
Zelenskiy ise, işbirliği ve ülkesine karşı sağladığı yardımlardan ötürü Başbakan Rama’ya teşekkür ederek, Ukrayna’ya mühimmat göndermeye devam etmek için her şeyin yapılması gerektiğini, Kiev’in de Batı Balkanlarda yer alan tüm ülkelerin AB’ye entegrasyonunu desteklediğini, bunun karşılığında Batı Balkan ülkelerin de Ukrayna’nın AB’ye entegrasyonunu desteklemesi gerektiğini söyledi.
“Bir araya gelip silah üretelim”
Zelenskiy, “Bir araya gelip silah üretmeliyiz. Bu hususta gecikmelerin yaşanmaması için elimizden geleni yapmalıyız” ifadelerini kullanarak, Ukrayna’nın Avrupa’ya ve ortak değerlerine sunabileceği istikrarına güvenilmesi gerektiğini vurguladı. Zelenskiy, “Ukrayna ve Güneydoğu Avrupa olarak işbirliği halinde olmalı ve hep birlikte İsviçre’de düzenlenecek küresel barış zirvesine katılmalıyız” dedi.
Batı Balkan ülke liderlerinden kendisinin geliştirdiği Barış Formülü’ne destek vermelerini talep eden Zeleneskiy, “Savaş tek bir kişi tarafından başlatıldı, ama biz hep birlikte hareket etmeliyiz” dedi.
]]>Arnavutluk’un başkenti Tiran’da düzenlenen Ukrayna-Güneydoğu Avrupa Zirvesi sona erdi. Zirvenin ardından tüm katılımcıların yer aldığı aile fotoğrafı çekilirken, Arnavutluk Başbakanı Edi Rama ve Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy ortak basın toplantısı düzenledi. Başbakan Rama yaptığı açıklamada, Zelenskiy’nin sadece bir ülkenin devlet başkanı değil, aynı zamanda bir direnişin lideri olduğunu vurgulayarak, bu zirvenin “neo-emperyalist güce karşı bir araya gelme” amacı taşıdığını ifade etti. Arnavutluk olarak Ukrayna’yı kararlılıkla desteklediğini ifade eden Rama, kalıcı bir barış sağlanana dek bu desteğin devam edeceğini açıkladı.
“Ukrayna’ya yönelik desteğin bazen bir ülkenin iç siyasetine dönüştüğüne şahit oluyoruz”
Ukrayna’nın sahip olduğu ihtiyaçların farkında olmasına rağmen kapasitelerinin yeterli olmaması sebebiyle gerekli yardımları sağlayamadıklarını dile getiren Rama, Ukrayna’da Rus saldırganlığının iki yıla aşkın bir süredir devam ettiğini hatırlattı. Rama, Ukrayna’ya yönelik desteğin bazen bir ülkenin iç siyasetine dönüştüğüne, bu desteğin bazen duraksadığına veya bürokratik gecikmelerin yaşandığına şahit olduklarını üzülerek ifade etti. Rama, dolayısıyla vakit kaybetmeden Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü sağlamak için gerekenlerin yapılması gerektiğini vurguladı.
“Bu savaşı, ülkeleri ilhak edilen halkın elinden silahları alarak durduramayız”
Son zamanlarda bazı ülkelerde farklı kesimlerin Ukrayna’ya yönelik yardımların kesilmesi yönündeki çağrılarına değinen Rama, “bu savaşın, ülkeleri ilhak edilen halkın elinden silahları alarak durdurmanın mümkün olmadığını” vurguladı.
“Ukrayna barışı ancak Zelenskiy’in 10 maddelik barış planına göre hareket edildiği takdirde sağlanabilir”
Rama, Putin’in Ukrayna’yı işgal etme planında başarısız olduğunu ifade ederek, Ukrayna ve Ukraynalılar bu işgal girişimine karşı güçlü bir direniş sergilediğini belirtti. “Zelenskiy ve Ukraynalılara karşı ancak hayranlık duyarım” ifadelerini kullanan Rama, Ukrayna’da barışın tesis edilmesi için her türlü işbirliğine açık olduklarını vurgulayarak, bu barışın ancak Zelenskiy’nin Barış Formülü’yle tesis edilebileceğini açıkladı.
“Ukrayna’ya mühimmat teminatını devam ettirmek için elimizden geleni yapmalıyız”
Zelenskiy ise, işbirliği ve ülkesine karşı sağladığı yardımlardan ötürü Başbakan Rama’ya teşekkür ederek, Ukrayna’ya mühimmat göndermeye devam etmek için her şeyin yapılması gerektiğini, Kiev’in de Batı Balkanlarda yer alan tüm ülkelerin AB’ye entegrasyonunu desteklediğini, bunun karşılığında Batı Balkan ülkelerin de Ukrayna’nın AB’ye entegrasyonunu desteklemesi gerektiğini söyledi.
“Bir araya gelip silah üretelim”
Zelenskiy, “Bir araya gelip silah üretmeliyiz. Bu hususta gecikmelerin yaşanmaması için elimizden geleni yapmalıyız” ifadelerini kullanarak, Ukrayna’nın Avrupa’ya ve ortak değerlerine sunabileceği istikrarına güvenilmesi gerektiğini vurguladı. Zelenskiy, “Ukrayna ve Güneydoğu Avrupa olarak işbirliği halinde olmalı ve hep birlikte İsviçre’de düzenlenecek küresel barış zirvesine katılmalıyız” dedi.
Batı Balkan ülke liderlerinden kendisinin geliştirdiği Barış Formülü’ne destek vermelerini talep eden Zeleneskiy, “Savaş tek bir kişi tarafından başlatıldı, ama biz hep birlikte hareket etmeliyiz” dedi. – TİRAN
]]>Forum, Kırgızistan Bakanlar Kurulu Başkanı Akılbek Caparov, Ekonomi ve Ticaret Bakanı Daniyar Amangeldiyev, Türkiye’nin Bişkek Büyükelçisi Ahmet Sadık Doğan, Bişkek Belediye Başkanı Aybek Cunuşaliyev ve Türkiye’den gelen 60 kişilik iş insanı heyetinin katılımıyla gerçekleştirildi.
Caparov, etkinliğin açılışında yaptığı konuşmada, hükümet olarak iki ülkenin ilişkilerini geliştirecek yeni fikirlere ve yeni projelere açık ve hazır olduklarını vurguladı.
Türk iş insanlarını Kırgızistan’a yatırım yapmaya çağıran Caparov, “Türkiye ile ticari ve ekonomik ilişkilerin geliştirilmesini Kırgızistan’ın stratejik avantajı olarak değerlendiriyoruz.” dedi.
Caparov, Bişkek’te faaliyet gösteren Kırgız-Türk Dostluk Devlet Hastanesi’nin iki ülke ilişkilerin başarılı gelişiminde örnek teşkil ettiğinin altını çizdi.
2023 yılının ikili ilişkilerde çok faydalı bir yıl olduğunu belirten Caparov, ikili ticaretin istikrarı için Ankara’da Kırgızistan’ın Ticaret Temsilciliğinin açıldığını anımsattı.
Caparov, iki ülke arasındaki ortak ticaret hacminde artış olduğuna dikkati çekerek, Kırgızistan’dan Türkiye’ye ihraç edilen ürünleri sıraladı.
“Türkiye, Kırgızistan’ın ana ticaret ortaklarından biridir”
Kırgızistan Ekonomi ve Ticaret Bakanı Amangeldiyev de Kırgızistan’daki yatırım olanaklarını ve potansiyelini içeren bir sunum yaparak, “Türkiye, Kırgızistan’ın ana ticaret ortaklarından biridir.” dedi.
Amangeldiyev, ülkede büyük projelerin hayata geçirilmesine ilgi gösterdiklerini vurgulayarak, vergi kanununda yapılan düzenlemeleri ve ülkenin vergi muafiyet imkanlarını paylaştı.
Kırgızistan’da gelecek vadeden alanların arasında enerji, sanayi, ticaret, turizm ve finansal işbirliği olduğunu belirten Amangeldiyev, Türk iş insanlarından bu sektörleri değerlendirmesini istedi.
Amangeldiyev, Türk tarafının “Büyük İpek Yolu” markasının potansiyelini kullanması ve ülkeler arası turistik güzergahları geliştirmesi tavsiyesinde bulundu.
Bankacılık sektöründeki hizmetlere değinen Amangeldiyev, “Transfer ve döviz işlemlerinin hızlandırılması amacıyla Türk ticari bankalarının Kırgızistan’da temsilciliklerinin (şubelerinin) açılmasını tavsiye ediyoruz.” diye konuştu.
2024 yılı, Türkiye ile Kırgızistan için önemli bir yıl
Türkiye’nin Bişkek Büyükelçisi Doğan, 2024 yılının Türkiye ile Kırgızistan arasındaki yatırım ve ticaret ilişkilerinde önemli aşama kaydedilen bir yıl olmasını istediklerini ve Türkiye olarak bu hedefe ulaşmak için gayret gösterdiklerini belirtti.
Doğan, “Kırgızistan bizim dost ve kardeş ülkemizdir.” dedi.
Kırgızistan yönetiminin yatırımcının yanında olduğunu vurgulayan Doğan, “Lütfen bu fırsatı kullanınız. Kırgızistan su, enerji, elektrik bakımından yatırım için çok uygun bir ülke. Yatırımcıların bunu değerlendirmelerini rica ediyorum. Kırgızistan’a sizleri davet ediyorum.” diye konuştu.
Doğan, “Ben Kırgızistan’da yaklaşık üç senedir görev yapıyorum. Kırgızistan hükümeti de yaklaşık üç yıldır görev yapıyor. Bu dönemde iş dünyasının çözülmeyen sorununu görmedim. Kırgızistan hükümetinin yardımcı olmadığı bir konu görmedim. Bunları iş dünyamızın dikkatine sunmak istiyorum.” ifadelerini kullandı.
Türk iş insanı heyetinin temsilcisi Yavuz Altun, Kırgızistan’ı daha önce bir kez ziyaret ettiğini ve kendilerini “evlerinde gibi” hissettiklerini söyledi.
Altun, Kırgızistan’ın 200 milyonluk bir coğrafyaya hizmet etmek isteyen bütün üretici ve sanayiciler için muhteşem fırsatların bulunduğu bir ülke olduğunu vurguladı.
Forum kapsamında, ikili iş görüşmeler yapıldı ve yerel firmalar gıda alanındaki ürünlerini sergiledi.
]]>Kütahya’ya gelerek partisinin mitinginde 35 bin vatandaşa seslenen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, önemli açıklamalarda bulundu. Son yıllarda ülkede yaşananların parti olarak belirledikleri hedeflerine engel olamadığını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ülkemiz Gezi olaylarından beri süren, 15 Temmuz’da daha da keskinleşen 2018’den itibaren iyice alenileşen bölgesel ve küresel krizlerle daha da derinleşen sıkıntılı bir süreçten geçiyor. Hamdolsun önümüze hangi badire çıkarsa çıksın ülkemizi demokrasi ve kalkınma rotasından çıkartmadan hedeflerine doğru ilerletmeyi başardık. Tabii bu arada ciddi bedeller de ödedik, ödüyoruz. Milli birliğimize yönelik saldırıları bertaraf ederken yeri geldi darbecilere karşı canımız pahasına direndik. Yeri geldi sınırlarımıza dayanan teröristlerle boğuştuk, Cudi dağında onları mağaralara gömdük. Tendürek’te gömdük, Bestler Dereler’de gömdük, Gabar’da gömdük ve Türkiye’de kendilerine yer bulamadılar” dedi.
“Biz harcadığımız her kuruşu, devleti ve milletiyle birlikte çalışıp kazanmak mecburiyetindeyiz”
Ülke ekonomisinin yönetimi hakkında konuşan Erdoğan, “Hiç şüphesiz hayat pahalılığıyla da mücadele ettik. En çok etkilediği kesimlerin başında emeklilerimiz vardır. Her ne kadar emekli maaşlarını bizler önceki dönemlerle kıyas edilemeyecek seviyelere çıkartsak da gönlümüz vatandaşlarımızın hayatlarını daha iyi şartlarda sürdürmesini istiyor. Kardeşlerim, ekonomi dediğiniz olay diğer boyutlarının ötesinde hesap kitap işidir. Devletin gelirleri ve giderleri arasındaki dengeyi tutturamazsanız tıpkı 1970’lerde ve 1990’larda olduğu gibi siyasi sosyal ve ekonomik çalkantıların pençesine düşmeniz kaçınılmazdır. Türkiye kimi ülkelerin sahip olduğu gibi karşılıksız elde ettiği gelir kaynaklarına sahip değildir. Biz harcadığımız her kuruşu devleti ve milletiyle birlikte çalışıp kazanmak mecburiyetindeyiz. Mesela yaklaşık 11 trilyon giderle bağladığımız 2024 bütçemizi ele alalım. Bunun 1 trilyon liradan fazlasını deprem harcamalarına ayırdık. Devletin tüm çalışanları için yaklaşık 3 trilyon lira personel gideri var. Yatırımlar için 1,6 trilyon liraya yakın bir kaynak kullanılacak, emekli maaşları için ayrılan miktar yaklaşık 3 trilyon liraya yakın. Eğitim için 1,6 trilyon lira, sağlık için 1,6 trilyon lira, sosyal yardımlar için 500 milyar lira, mali idareler için 860 milyar lira tahsis edildi. Diğer kalemleri söylemiyorum bile” ifadelerini kullandı.
“Emeklilerimize hak ettikleri parayı vereceğiz”
Emeklilerin aldıkları maaşlarda iyileştirme yapılacağının müjdesini veren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Kardeşlerim, en düşüğü 10 bin lira olan emekli maaşı ömrünü kendisinin ve ailesinin geçimi için harcamış vatandaşlarımız için yeterli mi, elbette değil. Peki emekli maaşlarını arzu ettiğimiz düzeye nasıl yükselteceğiz? Devlet ve millet olarak daha fazla çalışacak, daha çok gelir elde edecek, ortaya çıkan kazançtan da emeklilerimize hak ettikleri parayı vereceğiz. Şimdi birileri çıkıyor, emekli maaşlarına 7 bin lira, 10 bin lira seyyanen ekleyelim diyerek kendi akıllarınca emeklilerimizi tahrik ediyor. Bakınız, bizim ülkemizde hali hazırda 16 milyon emeklimiz var. Emekli maaşlarına 7 bin lira eklemek demek bütçeden yaklaşık 1,4 trilyon liralık, 10 bin lira eklemek demek 1,9 trilyon liralık bir kaynağı buraya aktarmak demektir. Dikkat ediniz, mevcut maaşların tutarından söz etmiyorum. Sadece 7 bin lira veya 10 bin lira olarak ifade edilen ek artışın maliyetini anlatıyorum. Yani 2024 yılı boyunca ülkemizde tek çivi çakmasak, tüm yatırım bütçesini buraya aktarsak bile bu gideri karşılamaya yetmiyor. Aynı şekilde deprem harcamalarının tamamını bu iş için kullansak yine yeterli gelmiyor. Eğitime, sağlığa tek kuruş harcamadan her birinin tüm bütçesini buraya aktarsak ucu ucuna ya kurtarıyor ya kurtarmıyor. Askeriyle, polisiyle, eğitimcisiyle, sağlıkçısıyla, velhasıl tüm memuru ve işçisiyle devletin çalışanlarının yarısından fazlasına maaşlarını vermesek o zaman belki bu ilave gideri karşılayabiliriz” diye konuştu.
“6 Şubat depremlerinin ekonomimize maliyeti 104 milyar dolar”
Yüzyılın felaketi olarak akıllara kazanan Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat depremlerinin ülke ekonomisine 104 milyar dolar maliyet oluşturduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Altını tekrar çizerek ifade ediyorum, burada konuştuğumuz emeklilerimizin mevcut maaşlarının maliyeti değil, yapılması istenen ilave artışların tutarıdır. Ayrıca seyyanen artışların emekli maaşları arasında yol açtığı adaletsizliğin de farkındayız. Sırtında yumurta küfesi taşımayanlar tabii ki istedikleri gibi atıp tutabilirler. Sorumluluk makamında olmayanlar her aklına eseni söyleyebilirler ama milletin, ülkeyi ve devleti yönetme görevini verdiği bizim için böyle bir durum asla söz konusu değil. Biz yaptığımız her işin hesabını 85 milyonun tamamına vermekle mükellefiz. Biz attığımız her adımı en detayına kadar hesaplamak zorundayız. Küresel ekonomik kriz dünyanın her yerinde çalışanlar ve emekliler başta olmak üzere büyük kitlelerin refah kaybına uğramasına yol açtı. Türkiye’mizde kendi şartları çerçevesinde bu dalgadan etkilendi. Tüm bunların üstüne biz geçen sene asrın felaketi olan çok büyük bir deprem yaşadık. Sadece 6 Şubat depremlerinin ekonomimize maliyeti 104 milyar dolar. Buna rağmen hayat pahalılığı başta olmak üzere ekonomik dengeleri yeniden yerli yerine oturtmak için güçlü bir program uyguluyoruz. Allah’ın izniyle bu yılın sonunda itibaren programın olumlu sonuçlarını görmeye başlayacağız. Yatırım, istihdam, üretim, ihracat ve cari fazla yoluyla ülkemizi büyüttükçe ortaya çıkan kazançtan her kesimden insanımız gibi emeklilerimizde istifade edecektir” dedi.
“Tek dertleri kaos çıkartıp ülkeyi kendilerine mecbur etmektir”
Türkiye’nin son 21 yılının önceki dönemlerinden çok daha iyi olduğunu belirten Erdoğan, “Siz oturdukları yerden atıp tutanlara bakmayın, onlar sadece istismar ve bozgunculuk peşinde koşuyor. Onların ne ülke, ne millet, ne de emeklilerimiz umurunda. Bu ülkenin ve bu milletin asırlık meselelerini nasıl biz çözdüysek bugünkü sıkıntıların üstesinden gelecek olan da yine biziz. Milletimizden sabır ve metanet istiyoruz. Türkiye’nin son 21 yılı ondan önceki dönemlerinden çok çok iyiydi. İnşallah yarınlarımız da bugünümüzden daha iyi olacak. İnsanımızı karamsarlık bataklığına sürüklemek isteyenlerin tek derdi buradan bir kaos çıkartıp ülkeyi kendilerine mecbur etmektir. Kendi partilerini öyle yönetiyor olabilirler ama bu millet kendi geleceği konusunda onların sinsi oyunlarına eyvallah etmez. Ne diyor üstad; yarın elbet bizim, elbet bizimdir, gün doğmuş, gün batmış bizimdir. Allah’ın izniyle bu tekerleği tümsekte bırakmayarak Türkiye yüzyılı bayrağını kör dünyanın tepesine biz dikeceğiz” diye konuştu.
“Kütahya’ya 101 milyar liranın üzerinde yatırım yaptık”
Kütahya’ya yapılan yatırımlar hakkında konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Değerli kardeşlerim Türkiye’nin nereden nereye geldiğinin en büyük ispatı şehirlerimize yaptığımız yatırımlardır. Bu çerçevede son 21 yılda Kütahya’ya ne kadar yatırım yaptık biliyor musunuz? 101 milyar liranın üzerinde yatırım yaptık. Eğitimde 2 bin 900 adet yeni derslik inşa ettik. Şehrimize 2’nci devlet üniversitesi olarak Kütahya Sağlık Üniversitesi’ni kurduk. Gençlik ve sporda yükseköğrenim yurt yatak kapasitesini 12 bin 493’e çıkardık. 61 adet spor tesisi inşa ettik. Kütahya’ya kendine yakışacak bir stadyum kazandırmak için çalışmalara başladık. Sosyal yardımlarda Kütahyalı ihtiyaç sahiplerine 2,6 milyar tutarında kaynak aktardık. Sağlıkta 320 yataklı Evliya Çelebi Devlet Hastanesi olmak üzere toplamda bin 50 yataklı 11 hastane ile 43 sağlık tesisi inşa ettik. Toplam 610 yataklı Kütahya Şehir Hastanemizin inşasında sona geldik. Son teknik testlerini de tamamladıktan sonra inşallah çok yakında sizlerin hizmetine vereceğiz. Şehrin ihtiyacına göre önümüzdeki dönemde 800 yataklı bir eğitim araştırma hastanesini de gündeme alabiliriz” dedi.
“Kütahya’da 9,2 milyon metrekare alanda kentsel dönüşüm çalışması yürütüyoruz”
Kütahya’da yapılan yol, baraj, gölet ve kentsel dönüşüm çalışmalarının hızla devam ettiğinin altını çizen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Domaniç Entegre İlçe Hastanemizin inşası başta olmak üzere 5 sağlık tesisinin yapımına devam ediyoruz. Kütahya’da TOKİ kanalıyla 12 bin 802 konutun yapımını tamamlayıp hak sahiplerine teslim ettik. Bin 521 konutun yapımı sürüyor. Kütahya’da 9,2 milyon metrekare alanda kentsel dönüşüm çalışması yürütüyoruz. Şehrimizdeki 6 Millet Bahçesi projemizden 3’ünü tamamlayıp hizmete sunduk, diğerleriyle ilgili çalışmalar devam ediyor. Ulaştırmada Kütahya’da 24 kilometreden devraldığımız bölünmüş yol uzunluğunu 359 kilometreye çıkarttık. Simav yolunun ilk 15 kilometrelik kısmını tamamladık. Kalanıyla ilgili hazırlıklara devam ediyoruz. Abide-Pazarlar ve Emet-Simav yollarını, Germiyan ve Zafertepe kavşaklarını bu sene bitiriyoruz. Çavdarhisar-Abide yolunun, Dursunbey-Tavşanlı yolunun, Hisarcık-Gediz yollarını önümüzdeki sene tamamlıyoruz. Şehrimizin hem Eskişehir hem Afyon çıkışlarındaki trafiği rahatlatacak hem de Organize Sanayi Bölgelerimiz arasındaki ulaşımı kolaylaştıracak bir yol projesini hayata geçireceğiz. Ayrıca mevcut projenin yerine şehrin daha yakınından geçecek bir çevre yolu projesi üzerinde de çalışıyoruz. Kütahya il sınırları içindeki bütün demiryollarını yeniledik. Eskişehir- Kütahya-Balıkesir hattını elektrikli sinyalli hale getirip modernize ettik. Eskişehir-Antalya hızlı tren hattı hayata geçtiğinde inşallah duraklarından biri de Kütahya olacak. Kütahya’ya 21 baraj ve 8 gölet inşa ettik, 5 baraj ile 1 gölet daha inşa ediyoruz. Son 21 yılda inşa ettiğimiz sulama projeleri ile Kütahya’da 168 bin dekar zirai araziyi sulamaya açtık. Yapımı devam eden 21 sulama tesisimiz ile toplam 204 bin dekar araziyi daha sulamaya açacağız. İnşa ettiğimiz 118 adet taşkın koruma tesisiyle Kütahya şehir merkezi 144 yerleşim yeri ve 11 bin dekar araziyi taşkın zararlarından koruduk, 8 adet dere ıslahının inşası sürüyor” diye konuştu.
“Kütahya’da doğalgaz olmayan ilçe ve belde kalmayacaktır”
Kütahya’nın birçok ilçesine doğalgazın verildiğini, kalan ilçe ve beldeler için de doğalgaz planlamalarının yapıldığını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:
“Kütahyalı çiftçilerimize yaklaşık 16 milyar lira tutarında tarımsal hibe desteği verdik. Kütahya’da 6 yeni organize sanayi bölgesi, 1 teknopark, 9 araştırma geliştirme merkezi kurduk. Biraz sonra açılışını yapacağımız seramik fabrikalarıyla, Kütahya’nın bu alandaki marka değerini küresel ölçekte güçlendiriyoruz. İstihdamı desteklemek için Kütahya’daki işverenlere toplam 3 milyar lirayı aşan prim teşviki verdik. Enerjide Kütahya’ya, Çavdarhisar’a, Çitgöl’e Demirci’ye Emet’e Gediz’e Hisarcık’a Kuruçay’a Simav’a ve Tavşanlı’ya doğalgazı getirdik. Bu yıl içinde Eski Gediz, Naşa ve Seyitömer’e, 2026 yılında Altıntaş ve Domaniç doğalgaz arzı sağlamayı hedefliyoruz. Hedefimiz en kısa sürede Kütahya’da doğalgaz olmayan ilçe ve belde kalmayacaktır. Delikanlı, işaret aldığın gün atandan, yürüyeceksin millet yürüyecek arkandan” – KÜTAHYA
]]>Türkiye Ayakkabı Sanayicileri Derneği (TASD) tarafından İstanbul Fuar Merkezi’nde 70’incisi düzenlenen AYMOD Ayakkabı Moda Fuarı, Ticaret Bakan Yardımcısı Mahmut Gürcan, İstanbul Vali Yardımcısı Cengiz Karabulut, İstanbul Ticaret Odası (İTO) Yönetim Kurulu Üyesi Giyasettin Eyyüpkoca ve İstanbul Deri ve Deri Mamulleri İhracatçıları Birliği (İDMİB) Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Oğuz İnner’in katılımıyla açıldı.
Gürcan, buradaki konuşmasında, Türkiye’nin bu yılın ocak ayında geçen yılın aynı ayına göre yüzde 3,6’lık artışla 20 milyar dolarlık ihracat yaptığını belirterek, “Bu başarıda emeği geçen sanayicilerimize, iş insanlarımıza çok teşekkür ediyoruz. İnşallah şubat ayında da rakamlar çok iyi gelmekte ve şubat ayında da yeni bir rekoru, belki bugüne kadarki en yüksek şubat ayı rakamını da inşallah yakalayacağımızı umut ediyoruz.” ifadesini kullandı.
Gürcan, Türkiye’nin katma değerli sektörlerinden biri olan deri ve deri mamulleri sektörünün istihdama ve ihracata sağladığı etkiyle Türkiye ekonomisinde giderek artan öneme sahip olduğunu dile getirdi.
Deri ve deri mamulleri sektörünün ocak ayı ihracatının 162,9 milyon dolar olduğunu söyleyen Gürcan, “Ayakkabı ihracatımız 2022 yılında bir önceki yıla nazaran yüzde 21 artarak 1,31 milyar dolar seviyesine ulaştı. 2023 yılında ise küçük bir daralma yaşanarak 1,26 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirildi.” diye konuştu.
Gürcan, “Pandemi sürecinde lojistik zincirinin kırılması ve Çin’in kapanması dolayısıyla Türkiye burada çok büyük bir avantaj yakalamıştı. Bu avantajı sürekli hale getirmekte bizim ve iş insanlarının üzerine büyük bir görev düşüyor. Bu fırsatı sürekli hale getirmemizde fayda var.” dedi.
İTO Yönetim Kurulu Üyesi Giyasettin Eyyüpkoca da ayakkabının sadece temel bir ihtiyaç ürünü olmadığını, aynı zamanda küresel etkiye sahip bir moda ürünü olduğunu ifade etti.
Eyyüpkoca, “AYMOD, bu gerçeği bize bir kez daha hatırlatmaktadır. Yılda iki defa böylesi güzel bir platformun kuruluyor olması sektörün sahip olduğu gücü gösterme açısından oldukça kıymetlidir.” diye konuştu.
Eyyüpkoca, fuarın 500’e yakın firmayı 30 binden fazla ziyaretçiyle buluşturacağını söyledi.
TASD Başkanı Berke İçten de Türkiye’nin yıllık 580 milyon çiftle dünyanın 6’ncı, Avrupa’nın en büyük ayakkabı üretim kapasitesine sahip ülkesi olduğunu ifade etti. Sektörün fiyat tutturamadığı için 2023’te pazar kayıpları yaşadığını dile getiren İçten, ihracattaki gerilemenin ocak ayında da devam ettiğini belirtti.
Ocak ayını geçen yılın aynı ayına göre miktar bazında yüzde 25, değer bazında yüzde 33 ekside tamamladıklarını söyleyen İçten, şöyle devam etti:
“AYMOD’u ayakkabı endüstrimizin ihracatında artış trendini yeniden yakalamak için bir fırsata dönüştürmek istiyoruz. Fuarımıza 400’ü aşkın seçkin firma katılıyor. Katılımcılar arasında İtalya, Yunanistan ve Çin’in de aralarında bulunduğu ülkelerden 50 civarında firma yer alıyor. Yabancı ziyaretçilerin AYMOD’a ilgisi artarak devam ediyor. Avrupa Birliği (AB) ülkeleri başta olmak üzere 100’ü aşkın ülkeden 7 bin alıcı AYMOD için İstanbul’a geldi. Ziyaretçiler arasında 49 ülkeden alım heyetleri bulunuyor. İnanıyorum ki firmalarımızla ziyaretçiler arasında bir yandan mevcut ilişkiler derinleştirilirken diğer taraftan da yeni işbirliklerinin temelleri atılacak.”
“Çakma üretim ülke ekonomimize zarar veriyor”
İçten, kamuoyunda “çakma” olarak adlandırılan taklit üretim nedeniyle kurallara uygun çalışan firmaların ve genel olarak sektörün büyük mağduriyet yaşadığına işaret etti.
Türkiye’de yıllık 150 milyon çiftin üzerinde çakma ayakkabı üretildiğini belirten İçten, “İşin bir de ithalat boyutu var. Yurt dışından ülkemize her yıl milyonlarca çift çakma ayakkabı getiriliyor. Çakma üretim sadece sektöre değil ülke ekonomimize de büyük zarar veriyor. Vergi ve SGK primi ödemeyen bu firmalar, çalışanlarına sigorta yaptırmadıkları ve sosyal haklarını vermedikleri için iş gücünü daha ucuza mal ediyorlar. Bu durum vergisini ödeyen, SGK primini yatıran, yani kurallara uygun çalışan firmalar için haksız rekabete yol açıyor.” dedi.
“Vergi ve istihdam kayıplarını hesapladığımızda çakma ayakkabının Türkiye’ye yıllık maliyeti en az 30 milyar lirayı, başka bir ifadeyle 1 milyar doları buluyor.” diyen İçten, “Bütün bunlara ilave olarak çakma üretim, ülkemizin ve ayakkabı endüstrimizin yurt dışındaki imajını olumsuz etkiliyor. Markalaşmak isteyen yerli firmalarımızın önünde de büyük bir engel oluşturan bu sorun, 9-10 Şubat tarihlerinde Afyonkarahisar’da Ticaret Bakanlığı’mız ile düzenlediğimiz çalıştayın iki ana gündem maddesinden biriydi.” ifadesini kullandı.
İçten, ilgili bakanlıkların yanı sıra yargı ve meslek kuruluşlarının temsilcilerinin katıldığı çalıştayda konunun tüm boyutlarıyla ele alındığını dile getirerek şunları kaydetti:
“Ticaret Bakanlığı’mızın ‘soruna sıfır tolerans ilkesiyle yaklaşılacak’ mesajı vermesi bizi son derece memnun etti. Biz olaya her zaman pozitif tarafından bakmaya çalışıyoruz. Öncelikle çakma üretim yapan firmaların mevzuata uygun çalışmaya teşvik edilmelerinin doğru olacağını düşünüyoruz. Kayıt altına alınamayanlara karşı ise ağır yaptırımlar getirilmeli. Perakendeden başlayarak geriye doğru bir denetim zinciri oluşturulmalı. Söz konusu ürünlerin sosyal medya kanallarından satışı ve reklamlarının yapılması yasaklanmalı. Online pazar yerleri bu ürünlerin satışına veya reklamının yapılmasına aracı olmamalı. Kargo firmalarının tıpkı uyuşturucu ve silah gibi çakma ürün taşımalarını önleyecek bir düzenleme yapılmalı.”
İçten, gerekli düzenlemelerin mümkün olan en kısa zamanda yapılacağına inandığını ifade etti.
İDMİB Başkan Yardımcısı Oğuz İnner de “Avrupa ve Amerika’da ciddi resesyon konuşuluyor. Bu da tüketimdeki azalmayla beraber üretimlerimizi etkileyen azalma sürecine bizi itti.” dedi.
Sektör açısından dünyada sadece Amerika’nın resesyondan çıkmayı başarabildiğini, Avrupa ülkeleri ve Uzak Doğu pazarlarının hala resesyonun etkisinde olduğunu söyleyen İnner, “Dünya ayakkabı pazarından aldığımız payın yüzde 0,7 olduğunu düşünürsek aslında bu daralmanın bizi etkilemesini minimum seviyeye çekecek önlemlerle artışa bile geçebileceğimizi değerlendirmemiz lazım.” diye konuştu.
]]>Erdoğan, partisinin Kütahya’da düzenlenen mitinginde yaptığı konuşmada, şehirde yaklaşık 160 bin emeklinin yaşadığını belirtti.
Türkiye’nin Gezi olaylarından beri süren 15 Temmuz’da daha da keskinleşen, 2018’den itibaren iyice alenileşen, bölgesel ve küresel krizlerle daha da derinleşen sıkıntılı bir süreçten geçtiğini dile getiren Erdoğan, “Önümüze hangi badire çıkarsa çıksın ülkemizi demokrasi ve kalkınma rotasından çıkarmadan hedeflerine doğru ilerletmeyi başardık. Bu arada ciddi bedeller de ödedik, ödüyoruz. Milli birliğimize yönelik saldırıları bertaraf ederken yeri geldi darbecilere karşı canımız pahasına direndik yeri geldi sınırlarımıza dayanan teröristlerle boğuştuk. Cudi Dağı’nda onları mağaralara gömdük. Tendürek’te, Bestler Deresi’nde, Gabar’da gömdük ve Türkiye’de kendilerine yer bulamadılar.” diye konuştu.
Hayat pahalılığıyla da mücadele edildiğini kaydeden Erdoğan, en çok etkilenen kesimlerin başında emeklilerin bulunduğunu söyledi.
Erdoğan, “Her ne kadar emekli maaşlarını bizden önceki dönemlerle kıyas edilemeyecek seviyelere çıkarmış olsak da gönlümüz vatandaşlarımızın hayatlarını daha iyi şartlarda sürdürmesini istiyor.” ifadesini kullandı.
Ekonominin diğer boyutlarının ötesinde hesap kitap işi olduğunu vurgulayan Erdoğan, devletin gelirleri ve giderleri arasındaki denge tutturulamazsa tıpkı 1970’lerde ve 1990’lardaki gibi siyasi, sosyal ve ekonomik çalkantıların pençesine düşülmesinin kaçınılmaz olduğunu belirtti.
“Harcadığımız her kuruşu, devleti ve milletiyle çalışıp kazanmak mecburiyetindeyiz”
Türkiye’nin kimi ülkelerin sahip olduğu gibi karşılıksız elde ettiği gelir kaynaklarına sahip olmadığına işaret eden Erdoğan, şöyle konuştu:
“Biz harcadığımız her kuruşu, devleti ve milletiyle birlikte çalışıp kazanmak mecburiyetindeyiz. Mesela yaklaşık 11 trilyon lira giderle bağladığımız 2024 bütçemizi ele alalım. Bunun 1 trilyon liradan fazlasını deprem harcamalarına ayırdık. Devletin tüm çalışanları için yaklaşık 3 trilyon lira personel gideri var. Yatırımlar için 1,6 trilyon liraya yakın bir kaynak kullanılacak. Emekli maaşları için ayrılan miktar yaklaşık 3 trilyon liraya yakın, eğitim için 1,6 trilyon lira, sağlık için 1,6 trilyon lira, sosyal yardımlar için 500 milyar lira, mahalli idareler için 860 milyar lira tahsis edildi. Diğer kalemleri söylemiyorum bile.
En düşüğü 10 bin lira olan emekli maaşı ömrünü kendisinin ve ailesinin geçimi için harcamış vatandaşlarımız için yeterli mi? Elbette değil. Peki emekli maaşlarını arzu ettiğimiz düzeye nasıl yükselteceğiz? Devlet ve millet olarak daha fazla çalışacak, daha çok gelir elde edecek, ortaya çıkan kazançtan da emeklilerimize hak ettikleri parayı vereceğiz.
Şimdi birileri çıkıyor emekli maaşlarına 7 bin lira, 10 bin lira seyyanen ekleyelim diyerek kendi akıllarınca emeklilerimizi tahrik ediyor. Bakınız bizim ülkemizde halihazırda 16 milyon emeklimiz var. Emekli maaşlarına 7 bin lira eklemek demek bütçeden yaklaşık 1,4 trilyon liralık, 10 bin lira eklemek demek 1,9 trilyon liralık bir kaynağı buraya aktarmak demektir. Mevcut maaşların tutarından söz etmiyorum. Sadece 7 bin lira veya 10 bin lira olarak ifade edilen ek artışın maliyetini anlatıyorum. Yani 2024 yılı boyunca ülkemizde tek çivi çakmasak tüm yatırım bütçesini buraya aktarsak bile bu gideri karşılamaya yetmiyor. Aynı şekilde deprem harcamalarının tamamını bu iş için kullansak yine yeterli gelmiyor. Eğitime, sağlığa, tek kuruş harcamadan her birinin tüm bütçesini buraya aktarsak ucu ucuna ya kurtarıyor ya kurtarmıyor. Askeriyle, polisiyle, eğitimcisiyle, sağlıkçısıyla tüm memuru ve işçisiyle devletin çalışanlarının yarısından fazlasına maaşlarını vermesek o zaman belki bu ilave gideri karşılayabiliriz. Burada konuştuğumuz emeklilerimizin mevcut maaşlarının maliyeti değil yapılması istenen ilave artışların tutarıdır.”
“Yaptığımız her işin hesabını 85 milyonun tamamına vermekle mükellefiz”
Seyyanen artışların emekli maaşları arasında yol açtığı adaletsizliğin farkında olduklarını belirten Erdoğan, sırtında yumurta küfesi taşımayanların istedikleri gibi atıp tutabileceğini, sorumluluk makamında olmayanların her aklına eseni söyleyebildiğini dile getirdi.
Erdoğan, “Ama milletin ülkeyi ve devleti yönetme görevini verdiği bizim için böyle bir durum asla söz konusu değil. Biz yaptığımız her işin hesabını 85 milyonun tamamına vermekle mükellefiz. Biz attığımız her adımı en ince detayına kadar hesaplamak zorundayız.” dedi.
Küresel ekonomik krizin dünyanın her yerinde çalışanlar ve emekliler başta olmak üzere büyük kitlelerin refah kaybına uğramasına yol açtığına işaret eden Erdoğan, Türkiye’nin de kendi şartları çerçevesinde bu dalgadan etkilendiğini söyledi.
Tüm bunların üstüne geçen sene “asrın felaketi” olan çok büyük bir deprem yaşandığını belirten Erdoğan, sadece 6 Şubat depremlerinin ekonomiye maliyetinin 104 milyar dolar olduğunu kaydetti.
Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Buna rağmen hayat pahalılığı başta olmak üzere ekonomik dengeleri yeniden yerli yerine oturtmak için güçlü bir program uyguluyoruz. Bu yıl sonundan itibaren programın olumlu sonuçlarını görmeye başlayacağız. Yatırım, istihdam, üretim, ihracat ve cari fazla yoluyla ülkemizi büyüttükçe ortaya çıkan kazançtan her kesimden insanımız gibi emeklilerimiz de istifade edecek. Siz oturdukları yerden atıp tutanlara bakmayın. Onlar sadece istismar ve bozgunculuk peşinde koşuyor. Onların ne ülke ne millet ne de emeklilerimiz umurlarında. Bu ülkenin ve bu milletin asırlık meselelerini nasıl biz çözdüysek bugünkü sıkıntıların üstesinden gelecek olan da yine biziz. Milletimizden sabır ve metanet istiyoruz.”
(Sürecek)
]]>Işıkhan, Bursa’da Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlenen “Sivil Toplum Kuruluşları ile Buluşma” programında yaptığı konuşmada, bakanlık olarak ülkenin dört bir yanında sivil toplum kuruluşları, esnaf ve iş insanlarıyla bir araya geldiklerini, toplantılarda toplumsal ve çalışma hayatına dair konularda önemli fikir alışverişlerinde bulunduklarını söyledi.
Tüm paydaşların fikirlerine önem verdiklerini vurgulayan Işıkhan, “Milletimizin bizleri vazifeye layık gördüğü ilk günden bu yana, Cumhurbaşkanı’mız, liderimiz Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın öncülüğünde, ‘yaptık, oldu’ anlayışıyla değil, ‘Daha iyisini nasıl yapabiliriz?’ yaklaşımıyla çalışıyor ve milletimize hizmet ediyoruz.” ifadesini kullandı.
Esnaf, çiftçi, memur, girişimci fark etmeksizin her ölçekte “Üretime, istihdama ve kalkınma sürecine benim de bir katkım olsun” diyen herkese samimiyetle destek verdiklerini anlatan Işıkhan, şöyle devam etti:
“Attığımız adımların neticelerini günbegün çalışma hayatında ve istatistiklerde görüyoruz. İstihdam ve iş gücü verilerimiz ülkemizin ekonomik bakımdan sağlamlığını yansıtan önemli göstergelerdir. Önümüzdeki ay açıklanacak verilerde inşallah çok güzel neticeleri hep birlikte göreceğiz. Bunu bir müjde olarak söylüyorum. İstihdam ve iş gücünde en iyi verileri elde ettiğimiz, tarihi zirveleri yakaladığımız bir sürecin içindeyiz. 2023 yılı istihdam ve iş gücü verileri martta açıklanacak. Öncü göstergeler mart ayında hem genelde hem kadınlarda hem de gençlerde 2002 yılından bu yana en yüksek iş gücüne katılım oranları ve istihdam oranlarının ortaya çıkacağına işaret ediyor. Yine aynı şekilde son 22 yılın en düşük işsizlik oranına ulaşacağımızı öngörüyoruz.”
“Karşılaştığımız her türlü olumsuz badireyi alnımızın akıyla atlatmayı başardık”
Bakan Işıkhan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın öncülüğünde 9 Şubat’ta hayata geçirilen “İş Pozitif-Kadın İstihdam Projesi” ile 2 haftada 15 binden fazla kadının İŞKUR aracılığıyla işe yerleştirildiğini bildirdi.
Kadın istihdamına önem verdiklerini anımsatan Işıkhan, “Çalışma hayatına katılımın ve istihdamın artması, iş imkanlarının genişlemesi ve ülkemizin istikrarlı büyümesinin bir yansımasıdır. Bundan sonra da aynı şekilde çalışma hayatında daha fazla fırsat ve katılım için gayretlerimizi sürdüreceğiz. Her kesimden vatandaşlarımızın iş gücüne katılımına destek olacak politikaları hayata geçirmeye devam edeceğiz. İlkeli, tarafsız ve adil bir anlayışla yürüttüğünüz başarılı çalışmalar; şehir ve bölge insanımız için kazanç kapısı olduğu gibi ülke ekonomimize de çok değerli katkılar sunmaktadır.” değerlendirmesinde bulundu.
Şehirlerin kaynaklarını güçlü ve verimli şekilde kullanarak potansiyelini harekete geçirmek zorunda olduklarını belirten Işıkhan, şunları kaydetti:
“Cumhurbaşkanı’mız, liderimiz Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın öncülüğünde ortaya koyduğumuz ‘Türkiye Yüzyılı’ hedeflerimiz doğrultusunda hükümet olarak sivil toplumla ve iş dünyasıyla yakaladığımız ahengi sürdüreceğiz. Şüphesiz ki geçmişten bugüne sergilediğimiz bu işbirliği sayesinde, karşılaştığımız her türlü olumsuz badireyi alnımızın akıyla atlatmayı başardık. Son dönemde yaşadığımız olumsuzluklara rağmen birlikte hareket ettiğimizde ve dayanışmayı güçlendirdiğimizde millet olarak sarsılmaz bir yapıya büründüğümüzü net şekilde gördük.”
Yerel seçimlerin önemine değinen Işıkhan, “AK Parti, belediyecilikte rüştünü ispatlayarak milletin teveccühünü kazanmış bir liderin öncülüğünde, 2004’ten beri ülkemizde belediyecilik destanı yazmaktadır. Ülkemizde, temel belediyecilik hizmetlerinden dahi mahrum kalmış şehirlerimizin bu boşluğu, tevazu, samimiyet ve gayretle çalışan AK Parti’li belediye başkanları tarafından doldurulmuştur.” ifadelerine yer verdi.
“İnşallah çiftlilerimizin mağduriyetlerini çözmüş olacağız”
Işıkhan, Cumhur İttifakı kadrolarının ülkenin her noktasında gerçek belediyeciliği yaşatmak için hazır ve kararlı olduğunu dile getirerek, Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş’ın 31 Mart’ta da yine ipi göğüsleyeceğini vurguladı.
Bursa’nın belediyecilikte Türkiye’ye örnek olduğunu belirten Işıkhan, “Bursa’mızın ihtiyaç duyduğu vizyon, Alinur Aktaş başkanımızda vardır. Bursa, yerli ve milli aracımız Togg’un milletimizle buluştuğu şehir olarak adını kalkınma tarihimize altın harflerle yazdırmıştır. Bursa’nın tarihine, doğasına, kültürel değerlerine, sanayisine, iş dünyasına ve insanına sahip çıkacak, Bursa’yı her alanda ileriye taşıyacak olan irade, yine liderimiz, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ortaya koyduğu iradedir.” diye konuştu.
Işıkhan, Bursa’nın Yenişehir ilçesinde çiftçilerin ziraat odası kayıtlarıyla ilgili sorun yaşaması üzerine konunun çözümü için çalışma başlattıklarını ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Özellikle Yenişehir Ziraat Odasına bağlı yaklaşık 5 bin çiftçimizin, 2015 sonrası sigortalılık hizmetlerinin iptal edildiğini ve bazı çiftçilerimizin emeklilik koşullarını kaybettiklerini öğrendik. Meseleyi öğrenir öğrenmez çözüm için derhal Sosyal Güvenlik Kurumuna konu hakkında çalışma yapmaları talimatı vermiştim. Buradan da Bursalı çiftçi kardeşlerime müjdeyi vermek istiyorum. Konunun, çiftçilerimizin mağduriyetine sebebiyet vermemesi için 2015 tarihine kadar, Tarım Bağ-Kur kapsamında hizmeti olanların, sigortalılıklarının bu tarihten sonra devam ettirilmesinde, Tarım ve Orman İl ve İlçe Müdürlüğü kayıtları da esas alınacaktır. Ziraat Odası kaydı iptal edilen çiftçilerimizin, kayıtlarını Tarım ve Orman Müdürlüklerine getirmeleri halinde sigortalılıklarının devamını sağlayacağız. Bu yolla inşallah çiftlilerimizin mağduriyetlerini çözmüş olacağız.”
Bursa Valisi Mahmut Demirtaş da sivil toplum kuruluşlarının ülkeye değer kattığını anlatarak, “Cumhurbaşkanı’mızın öncülüğünde elde ettiğimiz tüm başarılara akılcı politikalar sayesinde kalkınma hedeflerimize sağladığımız desteklerle ulaştık. Ülkemizin istikrarı ve gelişimi için yılmadan, yorulmadan mücadele eden Türkiye’yi daha da ileriye götürmek adına emek veren tüm sivil toplum kuruluşlarımıza yürekten teşekkür ediyorum.” dedi.
Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş ise Bursa’nın dinamik bir şehir olduğunu belirterek, 3 milyonun üzerinde nüfusa ev sahipliği yaptığını kaydetti.
Aktaş, Bursa’nın Güney Marmara’nın üretim üssü olduğuna dikkati çekerek, “Bursa bir sanayi şehri. Bursa kadim medeniyetimize ev sahipliği yapması hasebiyle de önemli bir turizm destinasyonu. 125 kilometre deniz sahili, 162 kilometre göl sahiliyle önemli bir nirengi noktası.” diye konuştu.
Konuşmaların ardından toplantı, basına kapalı devam etti.
]]>Demirhan Şerefhan, CHP’li belediye başkan adaylarının spor konusundaki çalışmalarına ilişkin yazılı açıklama yaptı. Şerefhan’ın açıklaması şöyle:
“CHP’li belediye başkan adayları, seçimler sonrasında ülke sporunu çağa uygun hale getirecek adımlar atacaklar. Öncelikli hedefimiz spor yoluyla madde bağımlılığıyla mücadele, sağlıklı bir nesil yetiştirmek, sağlık ekonomisine katkıda bulunmak, çocukları ve gençleri dijital obeziteden uzaklaştırmak olacak. Bunun yanında kitle sporlarını özendirmek, amatör spor kulüplerinin durumlarını iyileştirmek ve elit sporcu yetiştirmek gibi hedeflerimiz de var. Günümüzde aile ortamında ve sosyal yaşantılarında çocuklarımızın ellerinden cep telefonlarının düşmediğini üzülerek görmekteyiz. Bu alışkanlıklarından düzenli olarak spor yaparak uzaklaşabileceklerdir. Belediyelerimizin yapmış olduğu rekreasyon alanlarındaki spor tesislerinden gençlerimizin ücretsiz olarak faydalanmaları sağlanacaktır. Ayrıca CHP’li belediyeler, özellikle çocuklarımızın gelişiminde faydası olan yüzme, basketbol, jimnastik, tenis, voleybol gibi branşlarda spor okulları açacaklar. Yaz ve kış spor okullarında çocuklarımızın gelişimi takip edilecek ve sportif kabiliyetleri arttırılacak. ‘Her mahalleye en az bir spor tesisi’ sloganıyla yola çıkan belediye başkan adaylarımız, ülkemizi diğer Avrupa ülkelerindeki spor alt yapısı standartlarına sahip bir duruma getirecekler.
“AMATÖR SPOR KULÜPLERİNİN DURUMLARI HİÇ İYİ DEĞİL”
Amatör spor kulüplerinin fiziksel ve maddi durumları hiç iyi değil. Gençlik ve Spor Bakanlığı, amatör kulüplere eşit yardımlarda bulunmuyor. Belediye başkan adaylarımız amatör spor kulüplerinin durumunu çok iyi bilmekte ve problemlerine çözüm üretecek projeler hazırlamakta. Mevcut belediyelerimizin spora ne kadar destek olduğunu tüm spor camiası çok iyi bilmektedir. Spora aktarılan kaynakların arttırılması spor camiasıyla birlikte hazırlanacak müşterek projelerle mümkün olmaktadır. CHP olarak kitle sporlarını çok önemsiyoruz. İskandinav ülkelerinde spor yapan nüfusun oranı yüzde 50’lerdeyken bizim ülkemizde bu oran yüzde 3’lerde gezinmektedir. Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün söylediği, ‘Esas olan bütün yaştaki Türkler için beden eğitimi sağlamaktır. Sağlam kafa, sağlam vücutta bulunur sözünü atalarımız boşuna söylememişlerdir’ sözünü kendimize şiar edinmemiz gerekmektedir.
“ENGELLİ ARKADAŞLARIMIZIN REHABİLİTASYON SÜREÇLERİ…”
CHP’li belediye başkan adaylarımızın önem verdiği diğer bir konu başlığıysa engelli çocuklarımızın spor yoluyla evlerinden çıkmalarını ve toplumla kaynaştırılmalarını sağlamak. Ülkemiz nüfusunun yüzde 10’u engelli, çoğu da çocuk ve genç yaştalar. Ailelerinin engelli çocukları için verdiği mücadeleyi çok iyi biliyoruz. Bu arkadaşlarımızın rehabilitasyon süreçlerine en iyi katkıyı spor yoluyla sağlayabiliriz. Bunun için projelerimiz hız kesmeden devam edecektir. Bu çocuklarımızı ve gençlerimizi evlerinden alıp sporla buluşturacağız. Onları da belediyelerimizin açacağı yaz ve kış spor okulu kamplarına dahil edeceğiz, sistemli bir şekilde spor yaptıracağız. Spor yoluyla daha sağlıklı, birbirine daha saygılı, daha başarılı ve dünyada söz sahibi olacak bir nesil yetiştirmeyi kendimize hedef koyduk. Önümüzdeki belediye seçimlerinden CHP, başarıyla çıkacak ve bu projeler teker teker hayata geçirilecek.”
]]>Ankara’daki görevine Eylül 2023’te başlayan Büyükelçi Hamalainen, Türkiye’deki hayatını ve iki ülke ilişkilerini AA muhabirine anlattı.
Hamalainen, Türkiye’yi kültürel ve tarihi açıdan “hazine”ye benzeterek, Ankara’da diplomat olarak görev yapmaktan memnuniyet duyduğunu söyledi.
“Kış mevsiminin uzun ve karanlık geçtiği bir kuzey ülkesinden geliyorum, güneşin gün boyu parladığı daha iyi bir yer (Türkiye) olamaz.” diyen Hamalainen, Ankara’da günlerinin yoğun geçtiğini, yeni insanlarla tanıştığını ve burada çalışmaktan keyif aldığını dile getirdi.
Hamalainen, “Burası harika bir ülke ve şunu da söylemeliyim ki Türkiye büyük bir ülke. Tükiye’nin ne kadar büyük bir ülke olduğunu, buraya (Türkiye’ye) taşındığınızda anlıyorsunuz.” diye konuştu.
Daha önce ailesiyle Alanya’da tatil yaptığını kaydeden Hamalainen, İstanbul’a da ilk kez 1986’da eşiyle öğrenciyken geldiğini belirtti.
Hamalainen, Türkiye’ye dair geniş bir bakış açısına sahip olduğunu dile getirerek, Türk halkıyla iletişim kurmanın kolay olduğunu ve bundan keyif aldığını aktardı.
Fin ve Türk halkı arasında pek çok ortak özellik olduğuna işaret eden Hamalainen, “Bu ülkenin her yerinde tanıştığım insanların cömertliği, misafirperverliği ve dostluğu harika ve inanılmaz. Çok özelsiniz.” dedi.
Yaşadığı elçilik konutuna Finlandiya’dan getirdiği, modern ve geleneksel desenlerin yer aldığı halıları seren Hamalainen, büyük bir halı tutkunu.
Hamalainen, yıllar önce Türkiye’ye geldiğinde, buradan da halı satın aldığını, göreve geldiğinden bu yana da halılarıyla ünlü Uşak’ı ve İstanbul’u görme imkanı bulduğunu söyledi.
Uşak’ı, Finladiya’nın Paimio kenti arasında işbirliğini hedefleyen bir projenin açılışı dolayısıyla ziyaret ettiğini anlatan Hamalainen, “Uşak’tan halı almak isteniyorsa önceden sipariş verilmesi gerektiğini öğrendim, bu yüzden son gidişimde alamadım. Ama daha önceki ziyaretlerimde halıları incelemiştim, halı almak için sabırsızlanıyorum, halıları seviyorum.” diye konuştu. Hamalainen, Uşak’ta insanların misafirperverliğinden de çok etkilendiğini dile getirdi.
Kısa süre önce Şebiarus etkinlikleri için Konya’yı ziyaret ettiğini belirten Hamalainen, etkinliği çok özel ve güzel bulduğunu, Türkçe öğrenmeye başladığını kaydetti.
“100 yıllık gerçek bir dostluk”
Finlandiya ve Türkiye’nin, tarihten gelen iyi ilişkilere sahip olduğunu belirten Hamalainen, “Türkiye, Finlandiya’nın bağımsızlığını tanıyan ilk devletlerden biriydi. İlişkiler o zaman başladı. Bu yıl, 1924’te imzalanan dostluk anlaşmamızın 100. yılını kutlayabiliriz.” ifadelerini kullandı.
Hamalainen, 1800’lerin son dönemlerinde Finlandiya halkını anlatan “Beyaz Zambaklar Ülkesinde” kitabına da atıfta bulunarak, “Bizi tarihten bugüne bağlayan birçok şey var. Finlandiya’nın kuzeyinden güneyine kadar pek çok benzerlik olduğunu düşünüyorum. 100 yıllık gerçek bir dostluk olduğunu söyleyebilirim.” diye konuştu.
Finlandiya ve Türkiye’nin arabuluculuk işbirliğinin önemini vurgulayan Hamalainen, dünyada yaşanan son gelişmelere değinerek, “Arabuluculuğa her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulmakta.” dedi.
Hamalainen, Finlandiya-Türkiye arasında yükselen ticaret rakamlarına işaret ederek sürdürülebilir kalkınma, yeşil dönüşüm, dijitalleşme ve döngüsel ekonomi alanlarında birçok imkan bulunduğunu ve Türkiye’nin de bu alanlarda işbirliğine istekli olduğunu anlattı.
“İkili ticaret rakamlarımız son yıllarda çok olumlu bir gelişme gösterdi.” diyen Hamalainen, iki ülke arasındaki ticaretin artırılmasına önem verdiğini söyledi.
Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) üyeliğine adaylığına ilişkin, “Biz, Türkiye’nin AB perspektifini gerçekten her zaman destekledik.” ifadesini kullandı.
Finlandiya’nın NATO’ya üyeliği
Hamalainen, Finlandiya’nın NATO’ya katılma sürecine Türkiye’nin katkısından duyduğu memnuniyeti dile getirerek, bunun Finlandiyalılar için önemini vurguladı.
Rusya’nın Ukrayna’ya saldırılarının ardından ülkesinin NATO’ya katılma gibi önemli bir karar aldığını hatırlatan Hamalainen, şunları kaydetti:
“Ülkenizi savunabilmek için yeteneğinizi ve kapasitenizi yüksek tutmanın önemli olduğunu hissettik ve ittifaka katacağımız çok şey olduğuna inanıyoruz. Aynı zamanda ittifaktan bir şeyler aldığımızın da farkındayız.”
Büyükelçi Hamalainen, yeni NATO üyesi Finlandiya’nın, Türkiye’yi güvenlik ve savunma politikası açısından önemli gördüğünü belirterek, gelecekte bu konularda diyaloğun yoğunlaştırılması gerektiğini aktardı.
“Finlandiya açısından bakıldığında, Türkiye’nin bölgedeki siyasi zorluklardaki uzmanlığı ve savunmaya yaptığı katkı oldukça ilgi çekici.” değerlendirmesini yapan Hamalainen, NATO’nun kuzey kanadı ile güney kanadının işbirliğini gelişmeye başlamasının önemli olduğunu belirtti.
Hamalainen, ayrıca, iki ülke halkı arasında iletişimin artırılması ve ilişkilerin güçlendirilmesi açısından da öğrenci değişim programlarının önemli olduğuna vurgu yaptı.
Gazze’de ateşkes vurgusu
Hamalainen, Finlandiya’nın, Rusya-Ukrayna Savaşı’na gösterdiği hassasiyeti Gazze’de gösterip göstermediğine ilişkin soruya, “Bence (gösteriyor). Bu soruyu çok tartışıyoruz. İnsani ateşkesin bir an önce sağlanması gerektiğini düşünüyoruz, bu çok önemli.” yanıtını verdi.
Gazze’de tüm sivillerin çok fazla acı çektiğini vurgulayan Hamalainen, önemli olanın gerilimin daha da tırmanmaması gerektiği ve ateşkesin sağlanması olduğunu söyledi.
]]>Katsumata, Türkiye-Japonya diplomatik ilişkilerinin 100. yılı vesilesiyle AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.
Türkiye-Japonya ilişkilerinin bir asırdan daha uzun süren, karşılıklı güvene dayanan, dünya savaşı ve iki ülkedeki doğal afetler gibi birçok zorluğun üstesinden gelen çok uzun bir geçmişe sahip olduğunu vurgulayan Katsumata, iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerinin 1924 yılına dayandığını söyledi.
Katsumata, Japonya’nın 1925’te Orta Doğu’daki ilk büyükelçiliğini Türkiye’de açtığını anımsatarak, “Bu, Japonya hükümetinin ilişkilerimize çok önem verdiği anlamına geliyor.” dedi.
Türk hükümetinin, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Japonya’nın Birleşmiş Milletlere (BM) üye olmasını desteklemek için girişimde bulunduğunu hatırlatarak Katsumata, bunun için teşekkür etti.
İki ülke ilişkilerinin güvene dayalı olduğunu ve birçok doğal afet ve depremle de güçlendiğini kaydeden Katsumata, “Bu zor zamanları aşmamızla gerçek dostu bulabildik. Türkçe atasözünde olduğu gibi, ‘Dost kara günde belli olur.'” ifadesini kullandı.
Katsumata, Japon ve Türk halklarının gelecek nesillerinin birbirine bağlanmasında köprü görevi görmeyi sürdürmek için çabaladığını belirtti.
“Kahramanmaraş’ta genç ve çocuklara judo kıyafeti bağışlayacağız”
Bu yılın “çok önemli” olduğunu vurgulayan Katsumata, iki ülke diplomatik ilişkilerinin 100. yılını tüm sene boyunca kutlamak istediklerine işaret etti.
İki ülke arasındaki ortak etkinliklere değinen Katsumata, bu konuda Türkiye’deki çalışmaları ilgili kuruluşlarla işbirliği yaparak “kardeş şehirler” olarak yürüttüklerini söyledi.
Katsumata, “Sadece Ankara veya İstanbul gibi büyük şehirlerle sınırlı kalmayıp, etkinliklerimizi bölgesel olarak da genişletmeye çalışıyoruz.” dedi.
Bu bağlamda 6 Şubat 2023’te meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremlerden etkilenen bölgelerdeki depremzedeleri desteklemek istediklerini vurgulayan Katsumata, ilk etkinlik olarak Büyük Doğu Japonya depreminin arka planını içeren animasyon filmini gösterdiklerini anlattı.
Katsumata, depremzede çocukları destekleyeceklerinin altını çizerek, “Türkiye genelinde çok sayıda judo topluluğu bulunuyor. Judo yapan öğrencileri, çocukları teşvik ediyoruz. Önümüzdeki ay Kahramanmaraş’ta genç ve çocuklara judo kıyafeti bağışlayacağız.” diye konuştu.
Türk Japon Vakfı aracılığıyla Japonya’nın deprem mağduru Hyogo vilayeti ile işbirliğinde depremle ilgili birçok etkinlik düzenleneceğini kaydeden Büyükelçi, depremden etkilenen bölgelerde yaşayanları destekleyen etkinliklere de ev sahipliği yapacaklarını belirtti.
Katsumata, “Böylece dostluğumuzu pekiştirmek, sürdürmek ve güçlendirmek için böyle güzel bir fırsat yaratmak istiyoruz.” dedi.
“Denizcilik veya uzay işbirliğinin bizim için gündem olabileceğini düşünüyorum”
İki ülke arasında gelecekteki işbirliği alanlarına da değinen Katsumata, daha fazla potansiyelin ve çalışma alanının olduğunu vurguladı.
Katsumata, “Öncelikle, Japonya ve Türkiye, deprem ülkeleri olduğundan gelecek nesillerin afet zararlarından daha az etkilenmesi için çaba harcamamız gerekiyor.” dedi. Bu konuda Japonya’nın çok deneyimli olduğuna dikkati çeken Katsumata, bu deneyim sayesinde teknolojiyi ve depreme dayanıklı koruma mimarisini geliştirebildiklerini söyledi.
Katsumata, “Dolayısıyla ülkenize ve deprem bölgesindeki insanlara acil yardım veya tıbbi destek gibi ilk desteklerimizin yanı sıra şimdi geleceğe yönelik işbirliği için daha fazla enerji üretmenin zamanı geldi.” ifadesini kullandı.
Bölgede özel sektörle de işbirliği yaparak birçok projeye başladıklarını aktaran Katsumata, “Geleceğe yönelik ilişkilerimizi sabırsızlıkla bekliyoruz. Denizcilik veya uzay işbirliğinin bizim için gündem olabileceğini düşünüyorum.” dedi.
Katsumata, Türkiye’nin ilk astronotunun başarıyla görevini tamamladığını belirterek, Japonya’nın da Ay’a iniş konusunda çok fazla deneyime sahip olduğunu dile getirdi.
Büyükelçi Katsumata, “Bilimsel teknoloji, birlikte çalışmak için çok büyük bir alandır, gelecekteki işbirliği alanımızdır.” dedi.
İstanbul’da “Türk-Japon Bilim ve Teknoloji Üniversitesinin açılması için” birlikte çalışıldığını anlatan Katsumata, bilimsel teknolojide işbirliğinin önemini vurguladı.
Katsumata, Türkiye ile işbirliği alanlarının sağlık hizmetleri, yeşil dönüşüm ve dijitalleşme gibi alanlara da genişlediğini belirterek, bu alanlardaki aktörlerin genç nesiller olacağını söyledi.
“Japonya-Türkiye, dünyanın en önemli ortaklığıdır”
İki ülke arasındaki mevcut ekonomik ilişkiler ve geleceğe yönelik hedeflerle ilgili Büyükelçi, “Ekonomik açıdan bakıldığında, Japonya-Türkiye, dünyanın en önemli ortaklığıdır. Türkiye, artık G20 ülkeleri gibi, dünyanın 20 ülkesi arasında yer alıyor ama bölgesinde de çok büyük bir ekonomiye sahip.” değerlendirmesini yaptı.
Katsumata, Japonya’nın da Asya Pasifik’teki ekonominin ve para sisteminin merkezinde yer aldığını belirterek, iki ülke arasındaki 10 bin kilometrelik mesafeye rağmen iyi dostluk ve iddialı ekonomik yaklaşımla ilişkileri geliştirdiklerini söyledi.
Türkiye’nin jeopolitik önemine dikkati çeken Katsumata, Türkiye’nin birçok ülkeye ulaşılabilir olduğunu dile getirdi.
Katsumata, Türkiye’nin nüfus yapısı gibi birçok avantajının da bulunduğunu, genç nüfusa ve yetenekli insan kaynağına sahip olduğunu söyledi.
Büyükelçi Katsumata, “Türkiye’nin bu avantajını, Japonya’nın da böyle bir teknoloji avantajını kullanarak ekonomi iş ağlarımızı küresel çapta yayarak artık daha iyi ortaklıklar kurmamızın zamanının geldiğini düşünüyorum.” diye konuştu.
“Hükümetlerimiz Ekonomik Ortaklık Anlaşması görüşmelerini sürdürüyor”
İki ülke arasındaki Ekonomik Ortaklık Anlaşması görüşmelerine değinen Katsumata, şu ifadeleri kullandı:
“Ortaya çıkan bu işbirliklerini desteklemek amacıyla hükümetlerimiz şu anda Ekonomik Ortaklık Anlaşması görüşmelerini sürdürüyor. Bu ticaretimizi, yatırımımızı, iş kurallarımızı ve adil rekabeti kapsamlı şekilde içeriyor. Gelecekte işbirliğimizi, ekonomiyi ve yatırımları artıracak en önemli itici gücün bu olabileceğini düşünüyorum.”
Söz konusu Ekonomik Ortaklık Anlaşması için çok çalıştıklarını belirten Katsumata, “Bu, üçüncü ülkelerdeki yeni ikili ticaret ve yatırım ilişkimiz için çok güçlü bir motor olabilir.” dedi.
Katsumata, Japon firmalarının “Türkiye’deki kaliteli insan kaynağını kullanarak burada iyi ürünler yapmak ve Türkiye’den AB gibi diğer ülkelere ihracat yapma konusunda” oldukça istekli olduğunu vurgulayarak, şöyle devam etti:
“Bunun, ülkelerimiz arasında ‘kazan-kazan’ ilişkisi olduğunu düşünüyorum. Bu, şu anda yaptığımız önemli şeylerden biri. Sadece ikili ekonomik ilişkilerde kalmak değil, artık üçüncü ülkelerle daha geniş kapsamlı işbirliği yapmamızın zamanının geldiğini düşünüyorum.”
Katsumata, Türk ve Japon şirketlerinin Orta Asya’da ve bazı Afrika ülkelerinde ortak projeler yürüttüğünü aktardı.
“Aynı zamanda Ukrayna’nın yeniden inşası için de işbirliği yapmamız gerekiyor.” diyen Katsumata, Türk ve Japon şirketlerinin çok fazla deneyime, beceriye ve erişilebilirliğe sahip olduğunu vurguladı.
]]>Paris’te Avrupalı liderleri ağırlayan Macron görüşmelerin ardından, Batı’da askerlerin Ukrayna’ya gönderilmesi konusunda “fikir birliği” olmadığını söylemişti.
Kremlin sözcüsü Dmitri Peskov, NATO birliklerinin Ukrayna’ya konuşlanması halinde Rusya ile doğrudan çatışma yaşanabileceği uyarısında bulundu.
Rus kuvvetleri son dönemde Ukrayna’da yeni kazanımlar elde etti. Kiev Batı’dan acilen daha fazla silah ve mühimmat talebinde bulunuyor.
Macron Pazartesi akşamı düzenlediği basın toplantısında şöyle konuşmuştu:
“Bazı unsurların konuşlandırılmasını haklı çıkaracak bir güvenlik ihtiyacının olabileceğini göz ardı etmemeliyiz.”
Fransa lideri hafta başında Ukrayna’ya yapılacak yardımları görüşmek amacıyla Avrupa ülkelerinin yanı sıra ABD ve Kanada’dan da temsilcilerin katıldığı sürpriz bir toplantı düzenledi.
Rusya’nın Ukrayna işgali bu hafta üçüncü yılına girdi ve Avrupa’da İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana yaşanan en büyük savaşın yakın bir tarihte sona ereceğine dair bir işaret görünmüyor.
NATO ülkeleri öneriye hangi yanıtı verdi?
Macron’un yorumları Rusya’nın yanı sıra bazı Avrupa ve NATO üyesi ülkelerden de tepki aldı.
Beyaz Saray’dan yapılan açıklamada, ABD Başkanı Joe Biden’ın “zafere giden yolun” askeri yardım sağlamaktan geçtiğine inandığı, “böylece Ukraynalı askerlerin kendilerini savunmak için ihtiyaç duydukları silah ve mühimmata kavuşabilecekleri” belirtildi.
Açıklamada, “Başkan Biden, ABD’nin Ukrayna’ya asker göndermeyeceğini açıkça ifade etti” denildi.
Almanya Başbakanı Olaf Scholz, hiçbir Avrupa ülkesinin veya NATO üyesi devletin Ukrayna’ya asker göndermeyeceği yönünde varılan mutabakatta bir değişiklik olmadığını söyledi.
İngiltere Başbakanı Rishi Sunak’ın sözcüsü, Ukrayna güçlerini eğiten az sayıdaki personelin dışında, ülkenin Ukrayna’ya büyük ölçekli asker konuşlandırma planının olmadığını belirtti.
İtalya Başbakanı Giorgia Meloni’nin ofisi, İtalya’nın “desteğinin, Ukrayna topraklarında Avrupa veya NATO ülkelerinden birliklerin varlığını içermediğini” kaydetti.
Kremlin adına Peskov, Macron’un önerisini “önemli” ve “yeni” olarak nitelendirdi ve bunun kesinlikle NATO üyelerinin çıkarına olmadığını belirtti.
Peskov, “Bu durumda, olasılık hakkında değil, (doğrudan çatışmanın) kaçınılmazlığı hakkında konuşmamız gerekir” dedi.
NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg daha önce Ukrayna’ya asker gönderilmesi fikrini gözden geçirdiği iddiasını reddetmiş, ancak ittifakın NATO üyesi olmayan Ukrayna’yı desteklemeye devam edeceğini vurgulamıştı.
Aralarında Polonya, İspanya ve Çek Cumhuriyeti’nin de bulunduğu bir dizi NATO üyesi ülke de aynı tutumu benimsediklerini dile getirdi.
Rusya, Batılı müttefiklerin sağladığı modern silahlara önemli derecede bağımlı olan Ukrayna’dan çok daha büyük bir askeri güce sahip.
Batı’nın Ukrayna’ya yardımları hangi boyutta?
Almanya merkezli Kiel Enstitüsü verilerine göre ABD, Ukrayna’ya en fazla askeri yardımda bulunan ülke ve 15 Ocak itibarıyla 42,2 milyar euroluk (45 milyar dolar) taahhütte bulundu.
Almanya aynı dönemde 17,7 milyar euroluk taahhütle ikinci sırada yer alırken, onu 9,1 milyar euro askeri yardım sağlayan İngiltere takip ediyor.
Salı günü Biden, Beyaz Saray’da yapılan bir toplantı sırasında ABD Kongresi liderlerini Ukrayna için 60 milyar doları içeren 95 milyar dolarlık ABD yardım paketini onaylamaya çağırdı.
Paket, ABD Temsilciler Meclisi’ne takılmış durumda.
Avrupa Birliği de Mart ayına kadar Ukrayna’ya 1 milyon top mermisi gönderme hedefine ulaşamıyor.
Paris’teki toplantıda, üçüncü ülkelerden yüz binlerce mühimmatın satın alınmasına yönelik girişimde ilerleme kaydedildiği bildirildi.
]]>İstanbul 10’uncu Dünya Sektörler Arası İşbirliği Forumu’na (WCI Forum) ev sahipliği yapıyor. Açılış töreninde siyaset ve iş dünyasının önde gelen isimleri bir araya geldi. Afrika’nın 50 farklı ülkesinden gelen 1500’e yakın iş insanı ile Türkiye’den 400’ü aşkın üretici ve ihracatçı, 2 gün boyunca ikili iş görüşmelerine katılacaklar.
İWCI Forum bu yıl “Gelecek Afrika’da; geleceği yakala” sloganıyla düzenlenirken uluslararası işbirliği, inovasyon ve Afrika kıtasında sürdürülebilir ticaretin merkezi olmayı hedefliyor. Katılımcılar arasında bulunan iş insanları, ticari heyetler ve üreticiler, etkinlik boyunca çeşitli sektörlerde işbirliği fırsatlarını değerlendirecekler.
“Hizmet ihracatını 2024 yılında 110 milyar dolara çıkartmak istiyoruz”
Bu forumun ülkemiz ve Afrika ülkeleri arasındaki ticaret ve yatırım fırsatları için bir araya geldiklerini belirten Ticaret Bakanı Yardımcısı Özgür Volkan Ağar, “Afrika son zamanlarda sosyal, ekonomik ve siyasal alanda kaydettiği ilerleme ile dünyanın ilgi odağı halindedir. Türkiye ve Afrika kıtası Ortadoğu ve İslam dünyasında ortak kültürel mirasa sahip olmak ile birlikte başlıca ticaret ortaklarımız arasında yer almaktadır. Kıta ile son 5 yılda karşılıklı ticaretimiz yaklaşık 5 kat artış ile 2023 yılında yaklaşık 32 milyar dolara ulaşırken, 2024 yılına ise güzel başladık. Ocak ayında, ikili ticaretimiz yüzde 26 artış ile 3 milyar dolara yükseldiğini gördük. Afrika kıtasına ihracatımız ise 2002 yılına göre 12 kat artarak 2023 yılında 21,3 milyar dolara yükseldi. Kıtada bulunana 54 ülkeye ihracatımız, toplam ihracatımızın yüzde 8,3’ünü oluşturuyor. Hizmet ise ihracatı Afrika ile büyük bir potansiyele ulaştı. Türkiye hizmet ihracatını son 20 yılda 7 kat arttırarak 100 milyar dolara ulaştırdı. 2024 yılında bunu 110 milyar dolara ulaştırmak istiyoruz” şeklinde konuştu.
“Kobilerimizi motive edersek, 250 bin firmamızı her yıl düzenli bir ihracat yapan bir rotaya otururuz”
Forumun bu yıl 10’uncusunu düzenlediklerini ifade eden WCI Forum Başkanı Utku Bengisu, “Bu yıl amacımız, Türk Kobileri ile Afrika traderlerini buluşturmak. Türkiye’den 500 tane kobimiz var ve 68 farklı şehirden insan var. Afrika’dan 53 farklı ülkeden 1600’ın üzerinde iş insanı var. Biz bu sene sonuç odaklı bir strateji yaptık. Bu organizasyon sayesinde bugün burada 2,5 milyon dolar ihracata ulaşmış bir Kayserili bir üreticiyi, 40 bin dolarla başlattığı ticareti yıllık 1 milyon dolar ihracata taşımış Ordulu bir üreticiyi, Batmandan ise bir üreticimizin 120 bin dolara 3 ayda gördüğü hikayeleri paylaştık. Amacımız burada, Türkiye gelişmek isteyen bir ülke olmak istiyorsa, 244 milyar dolar ihracatımızı, 500 milyar dolara, yüzde 1,06 olan dünya ticaretinden aldığımız payı yüzde 1,30’a çıkartmış oluruz. Kobilerimizi motive edersek, 250 bin firmamızı her yıl düzenli bir ihracat yapan bir rotaya otururuz” ifadelerini kullandı.
“Afrika’nın, yeni yatırımlara ihtiyacı var”
Afrika’nın, yeni yatırımlara ihtiyacı olduğunu belirten Bengisu, “Afrika’nın artık teknolojik yatırımlar, sanayi ile ilgili iletişim kurmak, ulaşım, telekomünikasyon, iletişim gibi alanlara ihtiyaçlar var. O yüzden bu alanlar için Türkiye Afrika için önemli bir fırsat. Afrika’nın tabiki tekstile, inşaat gibi birçok alana ihtiyacı var. Ama artık öncelikler değişti. Odağımızı artık açtık. Bugüne kadar uzanmadığımız ülkelere uzanıyoruz. Yeşil burun, Angola, Mozambik gibi ülkelere uzandık. Burada bugün 50 tane Portekizce konuşan müşterilerimiz var. – İSTANBUL
]]>Resepsiyona Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, Dışişleri Bakan Yardımcısı ve Avrupa Birliği (AB) Başkanı Büyükelçi Mehmet Kemal Bozay, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Metin Gürak, Kosova’nın Ankara Büyükelçisi Agon Vrenezi, birçok üst düzey yetkili ve çok sayıda davetli katıldı.
Etkinliğin açılışında konuşan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Işıkhan, milli günleri vesilesiyle Kosova halkını selamladığını belirterek, dost ve kardeş Kosova’nın bağımsızlığını ilk tanıyan ülkelerden biri olarak duyduğu mutluluğu dile getirdi.
Işıkhan, iki ülkenin uzun ve ortak tarihe dayanan sağlam bağları olduğuna işaret ederek, 6 Şubat 2023’te meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremlerden sonra Kosova halkının sergilediği dayanışma için Türk milleti ve kendisi adına teşekkür etti.
Kosova’nın Türkiye’nin acısını paylaşarak bir günlük milli yas ilan ettiğini anımsatan Işıkhan, iki ülkenin halkları arasındaki insani bağların da bu yakınlığın en güçlü yönlerinden birini oluşturduğunu söyledi.
Işıkhan, Kosova’nın asli unsurlarından Türk toplumu ve Kosova kökenli vatandaşların ülkeler arasındaki en sarsılmaz köprüyü oluşturduğuna işaret ederek, Kosovalı Türklerin ülkenin siyasi ve ekonomik kalkınması için verdikleri çabayla iftihar ettiklerini kaydetti.
Kosova’yla siyasi, ekonomik, ticari, askeri ve kültürel pek çok alandaki kapsamlı ve geniş işbirliğinden memnuniyet duyduklarını aktaran Işıkhan, bu ilişkileri tüm yönleriyle geliştirmek için birlikte gayret gösterdiklerini ifade etti.
Işıkhan, Kosova Cumhurbaşkanı Vjosa Osmani ve Kosova Dışişleri ve Diaspora Bakanı Donika Gervalla-Schwarz’ı martta Antalya Diplomasi Forumu kapsamında ağırlayacaklarını kaydetti.
İki ülke arasındaki ticari ilişkilerin geliştiğini ve ticaret hacmini 1 milyar dolara çıkarmayı hedeflediklerini söyleyen Işıkhan, 400 milyon avroyu aşan yatırımla Kosova’daki yabancı yatırımcılar arasında ilk sıralarda yer aldıklarına dikkati çekti.
Işıkhan, yakın zamanda eş başkanı olduğu Karma Ekonomik Komisyon toplantısıyla bu alanda işbirliğinin daha da ivme kazanacağını ifade etti.
“Kosova’nın bağımsızlığı geri döndürülemez bir adım”
Bakan Işıkhan, “Kosova’nın bağımsızlığı geri döndürülemez bir adımdır ve Kosova’nın dostları olarak bizim odaklanacağımız nokta ülkenin uluslararası ve bölgesel platformlarda hak ettiği yeri almasıdır. Kosova’da barış ve istikrarın teminini Balkanlar’ın ve Avrupa’nın barış ve istikrarı için kilit önemde görüyoruz.” ifadelerini kullandı.
Işıkhan, bu çerçevede Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın önderliğinde Belgrad-Priştine diyalog süreci başta bu istikrarın sürdürülebilmesi için tüm çabalara da aktif destek verdiklerini anlattı.
Türkiye’nin 10 Ekim 2023’te 1 yıllığına üstlendiği NATO’nun Kosova’daki Barış Gücü (KFOR) komutanlığının da bölgede barış ve istikrarın tesisine şimdiden olumlu katkı yaptığını vurgulayan Işıkhan, “Kosova’nın ve bölgenin güvenliğine ve istikrarına katkıda bulunmaya devam edeceğiz. Dost ve kardeş Kosova’nın güvenliğini tıpkı kendi güvenliğimiz gibi görüyoruz.” dedi.
Işıkhan, terörle mücadele konusunda da iki ülkenin işbirliğine işaret ederek, “Yaşasın Türkiye Kosova kardeşliği.” diyerek sözlerini tamamladı.
Türkiye’ye duyulan minnettarlık
Kosova’nın Ankara Büyükelçisi Vrenezi de ülkesinin bağımsızlığının 16. yıl dönümünde halkına ve Türkiye’ye destekleri için minnettarlıklarını dile getirerek, katkılarının paha biçilemez olduğunu söyledi.
Vrenezi, tüm dostlara sürekli verdikleri destekleri için her zaman minnettar kalacaklarına işaret ederek, “Özgürlük ve bağımsızlık arayışında Kosova’nın özgürlüğüne kavuşmasının ilk gününden bu yana, Kosova devletinin kurulmasını destekleyerek halkının yanında durdular.” dedi.
Kosova’nın bağımsızlığını ilan etmesinin Güneydoğu Avrupa’da barışı, istikrarı ve güvenliği artırmada önemli bir rol oynadığına dikkati çeken Vrenezi, 16 yıl boyunca ülkesinin siyasi ve ekonomik kalkınma noktasında büyük yol katettiğini anlattı.
Vrenezi, Kosova’nın bağımsızlığının Balkanlar’daki barış, güvenlik ve istikrara katkı sağladığını vurgulayarak, ülkesinin birçok komşuyla ve ülkeyle yakın ilişkiler ve dostluk kurduğunu ifade etti.
Bu yılın başında Avrupa Birliği ile vize serbestisi konusunda büyük bir başarı elde ettiklerini kaydeden Vrenezi, bu yıl içerisinde de Avrupa Konseyi üyesi olabilmek için arzularını dile getirdi.
Kosova ile Türkiye arasındaki tarihi ve köklü dostluk
Vrenezi, Kosova ile Türkiye’nin, sıradan işbirliğinin ötesinde çeşitli alanlarda güçlü işbirliğini teşvik eden iki ülke arasındaki bağları güçlendiren tarihi ve köklü bir dostluğu paylaştığını vurguladı.
Kosova’nın kurtuluşu sırasında diğer NATO ülkelerinin yanında yer alan Türkiye’nin sağladığı katkıları gururla andıklarını kaydeden Vrenezi, “Türkiye, Kosova’nın uluslararası alanda tanınmasında ve küresel kuruluşlarla entegrasyonunda aktif rol oynadı. Ekonomik alanda Türkiye, önemli bir doğrudan yatırım kaynağı olarak hizmet veriyor. Savunma alanındaki işbirliği ülkemizin güvenliği açısından giderek daha önemli hale geliyor.” ifadelerini kullandı.
Vrenezi, özellikle son 12 ayda iki ülke arasındaki ticaret hacminin 2022’nin aynı dönemine göre yüzde 6,1 oranında artış göstererek 919 milyon avroya ulaştığını belirterek, bu büyümenin Kosova ile Türkiye arasında derinleşen ekonomik bağların altını çizdiğini dile getirdi.
Büyükelçi Vrenezi, Maarif Okullarının, Yunus Emre Enstitüsünün ve Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansının (TİKA) projelerinin Kosova’daki varlığının iki ülke arasındaki kalıcı tarihi bağları daha da güçlendirdiğini sözlerine ekledi.
]]>Oylamada 6 parlamenter de hayır oyu kullandı.
NATO üyesi ülkeler arasında Macaristan’ın da “kabul” kararını aldığı bugünkü oylama, İsveç’in NATO üyeliği için başvurusunun ardından 649 ve Macar hükümetinin de İsveç’in ve Finlandiya’nın katılımını onaylama önerisini parlamentoya sunmasının ardından 592 gün geçtikten sonra gerçekleşti.
Böylece NATO üyesi ülkeler arasında son ülke olarak Macaristan’ın da onay vermesiyle, Finlandiya’nın ardından İsveç de Kuzey Atlantik İttifakı’na kabul edilmiş oldu.
Macaristan İsveç’in üyeliğini neden engelledi?
İki İskandinav ülkesinin NATO’ya katılma girişimi, Türkiye ve Macaristan tarafından uzun bir süre engellenmişti.
Türkiye’nin gerekçeleri, katılım için başvuran iki ülkenin, ama özellikle de İsveç’in, Türkiye ve Avrupa Birliği tarafından terör örgütü olarak nitelendirilen PKK ve bağlantılı bazı kurumların faaliyetine ülkede göz yumması iddiasına dayanıyordu.
Macaristan ise, bu ülkelerin Macaristan’a yönelik olarak, hukuk devleti eksikliklerini gerekçe göstererek gündeme getirdikleri eleştirileriyle Macaristan’ın içişlerine müdahale ettiklerini öne sürüyor, itirazlarında bunu öne çıkarıyordu. Ancak bu müdahalelerin ne olduğuna dair tatmin edici yanıtlar verilemiyordu.
Daha sonraki süreç içinde Macaristan Başbakanı Viktor Orban’ın “İsveç Türkiye’yi ikna etsin, biz bu süreçte onay veren son ülke olmayacağız” demecinden de anlaşıldığı gibi, Macaristan’ın üyelikleri engelleme faaliyetinde aslında göz önünde bulundurduğu husus Türkiye ile olan sıkı ilişkileriydi.
Son yıllarda Budapeşte ve Ankara arasında son derece sıkı ve üst düzey bir ilişkiler ağı yaratılmıştı ve Macaristan, Türkiye ile olan bu işbirliğine sadık kalma niyetinde görünüyordu.
Ancak Ocak 2023’de, Washington’la F-16 pazarlıklarının aniden olumlu bir şekilde sonuçlanmasının ardından Ankara İsveç’in üyeliğine sürpriz bir hızla onay verince Macaristan da kendini hiç arzu etmediği bir pozisyonda buldu: İsveç’in üyeliğini son onaylayan ülke olacaktı.
Finlandiya’nın üyeliği her iki ülke tarafından da daha önce onaylanmıştı.
Türkiye’nin onayı Macaristan’ı neden zor duruma düşürdü?
Aynı zamanda bir Avrupa Birliği üyesi olan Macaristan Batı ittifakının ana merkezleri olan Washington ve Brüksel ile ilişkilerinde sorunlar yaşıyor.
Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısıyla başlayan savaş ile ilgili gelişmelerde aldığı tavır, Batı ve Rusya arasında izlemeye çalıştığı orta yolcu çizgi, Rusya’ya karşı Batılı ülkeler tarafından gündeme getirilen ambargoları hafifletmeye yönelik çabaları, hatta AB içinde bu tür yaptırım kararlarını zaman zaman veto ile etkisizleştirmesi nedeniyle Macaristan Batılı müttefikleri tarafından ciddi bir şekilde eleştiriliyor.
Batılı müttefikleri Macaristan’ı Rusya’yı kayırmak istemekle, bir yandan Batı ittifaklarının üyesi olurken, diğer yandan da Rusya ile olan ilişkilerini, Batının uyarılarına karşı gündemde tutmak istemekle itham ediyorlar.
Macaristan ise bütün bu eleştirileri Macaristan’ın egemenlik haklarına müdahale olarak değerlendirip karşı çıkıyor. Budapeşte yönetimi Macaristan’ın Batının kopmaz bir parçası olarak kalacağını, eleştirilerinin Batının temel değerlerine değil, Batılı ülkelerin uyguladıkları uluslararası politikaya karşı olduğunu vurguluyor.
İşte bu hassas dengeler içinde Macaristan Batı ile olan ilişkilerini koparmadan, ama kendi politikasından taviz de vermeden gidebileceği son noktaya kadar gitmek isterken, İsveç’in NATO üyeliğinin kabulüne evet diyen son ülke konumunda kaldığı için tedirginlik yaşadı.
Macaristan prestij kaybetmeden nasıl ‘evet’ dedi?
Türkiye’nin onayından sonra Macaristan’ın da İsveç’in üyeliğini onaylayacağı artık belliydi. Ancak bunun için Budapeşte bu adımı haklı gösterecek gerekçeler de bulmalıydı.
Ankara’dan kabul haberinin gelmesinin ardından Macaristan da hemen üyeliğe yeşil ışık yaktı, ama ilk açıklamada, NATO üyeliği konusunun görüşülmesi için İsveç Başbakanı Ulf Kristersson’un Budapeşte’ye davet edildiği de yer alıyordu.
İsveç hükümetinin “bu konuda görüşülecek yeni bir husus yok” gerekçesiyle daveti nazik bir şekilde reddetmesinin ve İsveç başbakanının “elbette Budapeşte’yi ziyaret etmekten memnunluk duyarım, ama önce üyeliğimiz kabul edilsin” mealindeki açıklamasının ardından Budapeşte B planını devreye soktu.
Macaristan Başbakanı Viktor Orban, bir haftalık suskunluğun ardından Parlamento dışişleri komisyonundan geçen İsveç’in NATO üyeliğinin Parlamentoya onay için sevk edildiğini, bu arada İsveç başbakanı ile defalarca görüştüklerini, iki ülkenin savunma sanayisi ile ilgili önemli bir sözleşme imzalama hazırlıkları yapıldığını ve önümüzdeki günlerde Kristersson’un Budapeşte’ye geleceğini duyurdu.
Gerçekten de geçtiğimiz haftanın ortalarında Kristersson Budapeşte’ye geldi, henüz ne olduğu tam olarak bilinmeyen, ama İsveç tarafından üretilen üç Grippen savaş uçağının Macaristan’a satılmasını da içeren bir savunma sanayi anlaşması imzalandı.
İşte bu ziyaret, Macaristan’ın onaylamak için 592 gündür sürüncemede bıraktığı İsveç’in üyeliği sürecine nokta konulmasına olanak sağladı.
Şimdi bu karar Macaristan Devlet Başkanı tarafından imzalanacak ve yürürlüğe girecek.
Ancak Macaristan’ın yeni devlet başkanı da İsveç’in NATO üyeliğinin onaylandığı Parlamentonun bugünkü oturumunda seçilecek. Eski devlet başkanı Katalin Novak, pedofil bir suçluya yardım etmekle suçlanan bir mahkûm için çıkardığı af nedeniyle istifa etmek zorunda kalmıştı.
İktidar partisi FIDESZ Macaristan Anayasa Mahkemesi başkanı Tamas Sulyok’u cumhurbaşkanlığına aday gösterdi.
İsveç’in NATO üyeliği oylanırken parlamento yeni cumhurbaşkanını henüz seçmemişti.
]]>Şanlıurfa’da yılda 20 bin ton balık üretiliyor
Şanlıurfa’dan dünyaya balık ihracatı
ŞANLIURFA – Şanlıurfa’nın Birecik, Bozova, Hilvan ve Siverek ilçesinde bulunan tesislerde üretilen 20 bin ton balık, dünyanın birçok ülkesine ihraç ediliyor. Üretilen balıklarla, ülke ekonomisine yılda 100 milyon dolar destek sağlanıyor.
Atatürk Barajının Şanlıurfa’nın Birecik ilçesi kıyısı ile Bozova, Hilvan ve Siverek ilçelerinde yaklaşık 40 tesiste üretilen 20 bin ton sazan, şabut ve somon balığı, başta Türkiye’nin birçok iline gönderiliyor ayrıca dünyanın birçok ülkesine de ihraç ediliyor.
Türkiye’nin tahıl ambarı olarak adlandırılan Şanlıurfa’da, balık üretimi de gün geçtikçe artıyor. Atatürk Baraj Gölünün Şanlıurfa’nın Bozova ve Hilvan ilçeleri ile Fırat Nehri kenarındaki Birecik ilçesinde yaklaşık 40 tesiste alabalık üretiliyor. Havzada üretilen yaklaşık 20 bin ton balık, başta Karadeniz bölgesi olmak üzere Türkiye’nin birçok iline gönderiliyor. Üretilen balıklar, Türkiye’nin yanı sıra dünyanın da birçok ülkesine ihraç ediliyor. Üretilen balıklarla, ülke ekonomisine yılda 100 milyon dolar destek sağlanıyor.
Birecik Balık Üretme Tesisinde incelemelerde bulunan Şanlıurfa İl Tarım Müdürü Mehmet Aksoy, tatlı su balık üretiminde, Şanlıurfa’nın Türkiye’de birinci, dünyada ise ikinci sırada olduğunu söyledi. Aksoy, açıklamasının devamında, “Birecik havzamızda, Bozova ve Siverek’te dahil toplam yaklaşık 20 bin ton balık üretiyoruz. Ürettiğimiz bu balıkların yaklaşık olarak bize ihracatta katkısı 100 milyon dolar civarındadır. Türkiye’nin bu yıl ihracat rakamı 1 milyon 800 bin dolar civarındadır. Özellikle Cumhurbaşkanımızın tarımı stratejik alan ilan etmesinden bu tarafa, tarımın bütün sektörleri balıkçılık da buna dahil üretim noktasında çok müthiş bir ivme kazandı. Biz üretimin her kademesine destek veriyoruz. Özellikle balıkçılık ve su ürünleri genel müdürlüğümüz ve tarım bakanımızın büyük gayretiyle inşallah gelecek yıl bu rakamı biz 3 milyon doların üzerine çıkartmayı hedefliyoruz. İç sulardaki Türk somunu dünya ile rekabet edebilecek şekilde burada üretiliyor. Sağlıklı ve doğru bir şekilde de soğuk zincirle ihraç ediliyor. Bunun için devletimizin teşvikleri devrede bütün üretim tesislerine bizim hem kısal kalkınma hem TKDK hem de Ziraat Bankası üzerinden yüzde 75’e yakın hibe destekleri var. Özellikle yavru üretimine büyük destek veriyoruz. Sadece Şanlıurfa’da biz geçen sene 33 milyon adet yavru balık ürettik ve bunları iç sulardaki GAP bölgesindeki 9 tane ilimize verdik. Bunda 33 milyon balığın yaklaşık 22 milyonu sazan balığı geriye kalan da şabut balığıydı. Şabut balığı da biliyorsunuz Fırat’ın korunan ve özel türlerinden bir tanesidir. Üretim merkezi Bozova ilçemizdedir. Türkiye’nin en büyük üretim istasyonu dünyada da ikinci sıradadır. İnşallah biz bunu da ari yumurta üretim merkezi olarak balıkçılarımızın hizmetine sunacağız çünkü biz balık yumurtasını yurt dışından ithal ediyoruz. Büyük bir ithal kalemi, tarım bakanımızın bize bu konuda desteği var, sözü var. İnşallah bu işletmemizi de balık üretim merkezi olarak balıkçılarımızın hizmetine sunarsak üretim noktasında da Türkiye herhalde Norveç’ten sonra dünyadaki en önemli ülke olacaktır. Türk somonu noktasında bir yere gelmiş olacağız” dedi.
“20 yılda 80 kat büyüdük”
Aksoy, “Balıkçılık sektörü olarak son 20 yılda 80 kat büyüdük. Tabii devletimizin verdiği büyük teşviklerle oldu. Sadece iç sularda düşünmeyelim. Bunu kıyı balıkçılığı yapan denizlerde de balıkçılık yapan bütün balıkçılarımıza, teknelerin boylarını büyütme, ekipmanlarını yenileme, ağlarını yenileme ile ilgili devletimiz kredi verdi ve o balıkçılarımız da bu kredidedn çok faydalandılar. Türkiye balıkçılığı şu anda dünya ile rekabet edebilecek bir noktadadır. Şanlıurfa özeline gelecek olursak işte siz de işletmeleri görüyorsunuz. Şu anda çok yüksek bir noktadayız buradaki işletmelerimizin tamamı devlet desteğini bir şekilde almış ve devlet desteği ile devam eden işletmelerimizdir. Devlet sadece para vermiyor, bilgi veriyor, yer veriyor, alan veriyor. Son 20 yılda yaklaşık bin 38 tane büyük baraj yaptık. Hem sulamada bunları kullanıyoruz, hem içme suyunda kullanıyoruz hem de kullandığımız bu yeni barajları balık üretim istasyonları ve balık üretim merkezleri olarak kullanıyoruz. Özellikle gıdanın stratejik olarak bu kadar kıymetli olduğu bir zamanda yani şu stratejik dönemde balığı da biz milletimizin beslenmesi için bir stok olarak görüyoruz. İhracat noktasında da şu anda 33 ülkeye ihracat yapıyoruz ama şu anda Türk somununu, Rusya birinci alıcısı diğer ülkelere de satıyoruz” şeklinde konuştu.
Birecik-Fırat Balık üretme tesisi yöneticisi Su ürünleri mühendisi Hayri Aksoy, “Son 10 yılda sektörün gelişmesi ile havzamızın devlet desteği ve projeleri ile yetiştirici sayısı arttı ve kapasitemiz de artırıldı. Havzada Türk somunu üretimi yapılmakta bu da yaklaşık olarak 20 bin ton civarına çıktı. Türk somunu iç piyasaya çok düşük miktarda gidiyor. Dünya üzerinde balık tüketiminde çok geride bir ülkeyiz onun için ürettiğimiz balığı daha çok yurt dışına ihraç ediyoruz. Türk somunun birinci kalem Rusya ve Avrupa ülkeleri var” ifadelerini kullandı.
]]>Atatürk Barajının Şanlıurfa’nın Birecik ilçesi kıyısı ile Bozova, Hilvan ve Siverek ilçelerinde yaklaşık 40 tesiste üretilen 20 bin ton sazan, şabut ve somon balığı, başta Türkiye’nin birçok iline gönderiliyor ayrıca dünyanın birçok ülkesine de ihraç ediliyor.
Türkiye’nin tahıl ambarı olarak adlandırılan Şanlıurfa’da, balık üretimi de gün geçtikçe artıyor. Atatürk Baraj Gölünün Şanlıurfa’nın Bozova ve Hilvan ilçeleri ile Fırat Nehri kenarındaki Birecik ilçesinde yaklaşık 40 tesiste alabalık üretiliyor. Havzada üretilen yaklaşık 20 bin ton balık, başta Karadeniz bölgesi olmak üzere Türkiye’nin birçok iline gönderiliyor. Üretilen balıklar, Türkiye’nin yanı sıra dünyanın da birçok ülkesine ihraç ediliyor. Üretilen balıklarla, ülke ekonomisine yılda 100 milyon dolar destek sağlanıyor.
Birecik Balık Üretme Tesisinde incelemelerde bulunan Şanlıurfa İl Tarım Müdürü Mehmet Aksoy, tatlı su balık üretiminde, Şanlıurfa’nın Türkiye’de birinci, dünyada ise ikinci sırada olduğunu söyledi. Aksoy, açıklamasının devamında, “Birecik havzamızda, Bozova ve Siverek’te dahil toplam yaklaşık 20 bin ton balık üretiyoruz. Ürettiğimiz bu balıkların yaklaşık olarak bize ihracatta katkısı 100 milyon dolar civarındadır. Türkiye’nin bu yıl ihracat rakamı 1 milyon 800 bin dolar civarındadır. Özellikle Cumhurbaşkanımızın tarımı stratejik alan ilan etmesinden bu tarafa, tarımın bütün sektörleri balıkçılık da buna dahil üretim noktasında çok müthiş bir ivme kazandı. Biz üretimin her kademesine destek veriyoruz. Özellikle balıkçılık ve su ürünleri genel müdürlüğümüz ve tarım bakanımızın büyük gayretiyle inşallah gelecek yıl bu rakamı biz 3 milyon doların üzerine çıkartmayı hedefliyoruz. İç sulardaki Türk somunu dünya ile rekabet edebilecek şekilde burada üretiliyor. Sağlıklı ve doğru bir şekilde de soğuk zincirle ihraç ediliyor. Bunun için devletimizin teşvikleri devrede bütün üretim tesislerine bizim hem kısal kalkınma hem TKDK hem de Ziraat Bankası üzerinden yüzde 75’e yakın hibe destekleri var. Özellikle yavru üretimine büyük destek veriyoruz. Sadece Şanlıurfa’da biz geçen sene 33 milyon adet yavru balık ürettik ve bunları iç sulardaki GAP bölgesindeki 9 tane ilimize verdik. Bunda 33 milyon balığın yaklaşık 22 milyonu sazan balığı geriye kalan da şabut balığıydı. Şabut balığı da biliyorsunuz Fırat’ın korunan ve özel türlerinden bir tanesidir. Üretim merkezi Bozova ilçemizdedir. Türkiye’nin en büyük üretim istasyonu dünyada da ikinci sıradadır. İnşallah biz bunu da ari yumurta üretim merkezi olarak balıkçılarımızın hizmetine sunacağız çünkü biz balık yumurtasını yurt dışından ithal ediyoruz. Büyük bir ithal kalemi, tarım bakanımızın bize bu konuda desteği var, sözü var. İnşallah bu işletmemizi de balık üretim merkezi olarak balıkçılarımızın hizmetine sunarsak üretim noktasında da Türkiye herhalde Norveç’ten sonra dünyadaki en önemli ülke olacaktır. Türk somonu noktasında bir yere gelmiş olacağız” dedi.
“20 yılda 80 kat büyüdük”
Aksoy, “Balıkçılık sektörü olarak son 20 yılda 80 kat büyüdük. Tabii devletimizin verdiği büyük teşviklerle oldu. Sadece iç sularda düşünmeyelim. Bunu kıyı balıkçılığı yapan denizlerde de balıkçılık yapan bütün balıkçılarımıza, teknelerin boylarını büyütme, ekipmanlarını yenileme, ağlarını yenileme ile ilgili devletimiz kredi verdi ve o balıkçılarımız da bu kredidedn çok faydalandılar. Türkiye balıkçılığı şu anda dünya ile rekabet edebilecek bir noktadadır. Şanlıurfa özeline gelecek olursak işte siz de işletmeleri görüyorsunuz. Şu anda çok yüksek bir noktadayız buradaki işletmelerimizin tamamı devlet desteğini bir şekilde almış ve devlet desteği ile devam eden işletmelerimizdir. Devlet sadece para vermiyor, bilgi veriyor, yer veriyor, alan veriyor. Son 20 yılda yaklaşık bin 38 tane büyük baraj yaptık. Hem sulamada bunları kullanıyoruz, hem içme suyunda kullanıyoruz hem de kullandığımız bu yeni barajları balık üretim istasyonları ve balık üretim merkezleri olarak kullanıyoruz. Özellikle gıdanın stratejik olarak bu kadar kıymetli olduğu bir zamanda yani şu stratejik dönemde balığı da biz milletimizin beslenmesi için bir stok olarak görüyoruz. İhracat noktasında da şu anda 33 ülkeye ihracat yapıyoruz ama şu anda Türk somununu, Rusya birinci alıcısı diğer ülkelere de satıyoruz” şeklinde konuştu.
Birecik-Fırat Balık üretme tesisi yöneticisi Su Ürünleri Mühendisi Hayri Aksoy, “Son 10 yılda sektörün gelişmesi ile havzamızın devlet desteği ve projeleri ile yetiştirici sayısı arttı ve kapasitemiz de artırıldı. Havzada Türk somunu üretimi yapılmakta bu da yaklaşık olarak 20 bin ton civarına çıktı. Türk somunu iç piyasaya çok düşük miktarda gidiyor. Dünya üzerinde balık tüketiminde çok geride bir ülkeyiz onun için ürettiğimiz balığı daha çok yurt dışına ihraç ediyoruz. Türk somunun birinci kalem Rusya ve Avrupa ülkeleri var” ifadelerini kullandı. – ŞANLIURFA
]]>Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisince Adana İstasyon Meydanı’nda düzenlenen mitingde halka hitap etti. CHP’ye yüklenen Cumhurbaşkanı Erdoğan, önemli açıklamalarda bulundu.

“TÜM SUÇU KILIÇDAROĞLU’NA YÜKLEYİP KENDİLERİNİ TEMİZE ÇIKARDILAR”
“Biliyorsunuz mayıs ayında cumhurbaşkanı adayı olarak milletin önüne çıkardıkları, peşine de 6 tane yardımcı adayı taktıkları bir zat vardı. Hatırlıyorsunuz.” diyen Erdoğan, “Seçimde umduklarını bulamayınca tüm suçu cumhurbaşkanı adaylarına yükleyip kendilerini temize çıkardılar.” değerlendirmesinde bulundu.
“NEREDEYSE ŞERO’YU BİLE KAPIDAN İÇERİ SOKMAYACAKLAR”
Cumhurbaşkanı Erdoğan sözlerinin devamında, “Yere göğe sığdıramadıkları genel başkanlarını partiden öyle bir kazıyıp attılar ki neredeyse kedisi Şero’yu bile kapıdan içeri sokmayacaklar. Halbuki seçim gecesi hepsi de ne diyordu? ‘Kazandık, kazanıyoruz.’ Bu nakaratla milletin aklıyla dalga geçiyorlardı. Döktükleri timsah gözyaşlarını saymıyorum. Demek ki mesele, ülke yönetimine talip olma iddiası değilmiş. Mesele sadece kendi partilerinde kimin borusunun öteceği meselesiymiş.” ifadelerini kullandı.
Kemal Kılıçdaroğlu ve CHP’nin kedisi ŞeroErdoğan sözlerini şöyle sürdürdü: “CHP yönetimi, sadece bu ülkenin muhalefet enerjisini özellikle sömürüp işe yaramaz hale getirmekle bile, millet ve tarih nezdinde sigaya çekilmeyi hak ediyor. Şimdi buradan, Adana’dan öyle bir ses verin ki duymayan kulaklar bile duysun. Nasırlaşmış yürekler bile titresin. Hazır mıyız? Adana, Allah’ına kurban Adana. 31 Mart’ta Türkiye Yüzyılı şehirleri için hazır mıyız? 31 Mart’ta Türkiye Yüzyılı şehirleri için kararlı mıyız? 31 Mart’ta gerçek belediyeciliği tercih ediyor muyuz? Bunun için seçim gününe kadar ana kademe, kadın kolları, gençlik kolları, kapı kapı dolaşmaya var mıyız? Seçim akşamı Adana ile birlikte Türkiye haritasını Cumhur İttifakı’nın renkleriyle boyamaya var mıyız? Rabb’im hepinizden razı olsun.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın mitingdeki açıklamalarından satır başları:
Alandakileri “Sordum, sual ettim elden, obadan. Nicedir bilirim halin Adana. Bu güzellik sana Kadir Mevla’dan, şekerden tatlıdır dilin Adana.” diyerek selamlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Emeğin ve bereketin şehri, gadasını aldığım Adana’da sizlerle birlikte olmaktan memnuniyet duyuyorum.” ifadelerini kullandı.

Karacaoğlan’ın “Ak göğsün üstünde çakır dikeni, bitmeyince gönül yardan ayrılmaz” dizelerini okuyan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Bu ten canda durdukça bizim de gönlümüz Adana’dan ayrılmaz. ‘Adanalıyık, Allah’ın adamıyık.’ şiarıyla, hasbiliğin, harbiliğin, delikanlılığın kitabını yazan Adana, bugün bir başka güzel. Fedakarlığı ve vefakarlığı baş tacı bilen, ağzı dualı büyüklerimizin şehri Adana’yı, Türkiye Yüzyılı vizyonumuzun lokomotif şehri olarak görüyoruz. ‘Yüce dağdan aşan yollar bizimdir.’ diyerek gök kubbeyi milli sesimizle çınlatan, gönül tellerimizi titreten deyişleriyle Toroslar’ı ve Çukurova’yı vatan yapan aşıkların şehrine de böylesi yakışır.”
Konuşmasının bu bölümünde alandakilerin “Doğum gününüz kutlu olsun” sözleri üzerine Erdoğan, “Sağ olun. Bir yaş daha büyüdük.” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Türkülerine kadar yansıyan, dosta düşmana karşı vakur duruşuna meftun olduğumuz Adana’nın yoldaşlığıyla iftihar ediyoruz. 31 Mart’ta Cumhur İttifakı’na verdiği destekle Adana, inşallah yeni bir destan yazacak. Şöyle dedim: Bana bir resmi rakamı alın, bakalım meydanda durum ne? Ve rakamı aldım. Şu anda Adana’da meydanda 75 bin kişi var. Adana’nın gerçek belediyeciliğe olan hasretini dindirmeye az kaldı. Hazır mıyız? Artık Adana’yı bu malum ellerden almaya hazır mıyız? Bu vesileyle geçtiğimiz mayıs ayındaki seçimlerde şahsımıza ve Cumhur İttifakı’na verdiğiniz destek için sizlere teşekkür ediyorum. Tabii bu seçimlerde aldığımız yüzde 45 civarındaki oy oranı, Adana’yla aramızdaki güçlü sevgi bağını yansıtmaktan çok uzak. Biz, bunu arzu ettiğimiz seviyeye taşımak istiyoruz. 31 Mart’ı da bunun için bir fırsat olarak görüyoruz. Allah’ın izniyle Adana, 31 Mart’ta sandık patlatarak gerçek potansiyelini ortaya çıkartacaktır. Buna hazır mıyız? Kendi seçmenleri başta olmak üzere milleti ‘tıpış tıpış’ sandığa gidip oy verecek bir mecburiyet cenderesine sıkıştırmak isteyenlere günlerini göstereceğinize ben inanıyorum.”
“ADANA, BÖYLE ARTİSTLİKLERE EYVALLAH EDER Mİ?”
Alandakilere, “Adana, böyle artistliklere eyvallah eder mi?” diye soran Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Adana, kendi iradesini çantada keklik kabul edenlere yol verir mi? Adana, eser ve hizmet nasipsizlerini sırtında taşır mı? Allah’ınıza kurban sizin.” ifadelerini kullandı.

Erdoğan, şunları dile getirdi:
“İşte CHP başta olmak üzere muhalefetin halini görüyorsunuz. Parti içindeki iktidar kavgalarından başlarını kaldıramıyorlar. Birbirleriyle uğraşmaktan, birbirleriyle didişmekten fırsat bulamadıkları için başka bir konuyla ilgilenemeyecek durumdalar. Adanalı kardeşlerime soruyorum, bunların yasak savma kabilinden ettikleri üç beş laf dışında ülkenin herhangi bir derdiyle gerçekten dertlenmediklerini görüyoruz. Aynı şekilde şehirlerimizin, oralarda yaşayan insanlarımızın herhangi bir sıkıntısını çözecek bir projelerini duydunuz mu? Uluslararası meselelerde ilkeli bir duruş sergilediklerine şahit oldunuz mu? Göremezsiniz, duyamazsınız. olamazsınız çünkü yok. Ya bunlar hal çadırını, hastane diye benim Adanalı kardeşlerime yutturmaya çalıştılar. Bunlar bu denli yalancı. Daha kendilerine hayrı olmayanların memlekete, millete hayrının dokunması mümkün mü? Kendi çıkarlarından başka hiçbir şey gözü görmeyenlerin, Adana’nın sorunlarıyla ilgilenmesi beklenir mi? Biz, ‘Türkiye Yüzyılı’ diyoruz. ‘Gerçek belediyecilik’ diyoruz. ‘Hazırız’ diyoruz. ‘Kararlıyız’ diyoruz. Onlar ise kapalı kapılar ardında birbirlerinin kuyusunu kazıyor. Kirli ittifaklarla, hani çay demlersiniz ya, demleniyor. Şaibeli pazarlıklarla seçim kazanma peşinde koşuyorlar.”

“DİK VE DİRAYETLİ DURUŞUYLA TÜM DÜNYADA TAKDİR TOPLAYAN ÜLKE KONUMUNDAYIZ”
İstiklal Marşı’nın “Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda? Şüheda fışkıracak, toprağı sıksan şüheda! Canı, cananı, bütün varımı alsın da Hüda, etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.” dizelerini okuyan Erdoğan, şöyle konuştu:
“İşte mesele bu. Biz de cennet vatanımız, aziz milletimiz ve istikbalimizin teminatı çocuklarımız için her alanda mücadele ediyoruz. Karşılaştığımız tüm engellere rağmen hamdolsun vatanımıza olan minnet borcumuzu şimdiye kadar layıkıyla ödedik. Milletin sandıkta namusumuza emanet ettiği iradesine hiçbir zaman gölge düşürmedik. Vesayet güçlerinden, envaiçeşit terör örgütüne kadar Türkiye karşıtlarının tamamını Allah’ın yardımı ve milletimizin desteğiyle dize getirdik. 15 Temmuz gecesinde olduğu gibi ülkeyi işgal etme teşebbüsleri karşısında asla geri adım atmadık. Darbe gecesi birileri televizyon karşısında kahvesini yudumlarken, biz milletimizle sırt sırta vererek FETÖ’cü hainlere meydanları dar ettik. Uluslararası arenada ülkemizin hak ve hukukunu, devletimizin çıkarlarını, milletimizin onurunu kararlılıkla savunduk, savunuyoruz. Dış politikada Avrupa’dan ‘aferin’ almaya çalışan değil, dik ve dirayetli duruşuyla tüm dünyada takdir toplayan bir ülke konumundayız. Uluslararası siyaseti takip eden herkes şu gerçeği artık kabulleniyor. Türkiye sadece bölgesel bir güç olmaktan çıkıp küresel bir güç olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. Ülkemizin, krizlerin çözümündeki kilit rolü giderek daha fazla anlaşılıyor. Libya’da biz varız. Karabağ’da biz varız. Bütün buralarda Türkiye kardeşleriyle el ele veriyor, omuz omuza veriyor ve bu yolda emin adımlarla yürüyor.”

Dış politikada Türkiye’nin artan itibarının gerisinde güçlü bir savunma sanayisi olduğuna dikkati çeken Erdoğan, şunları söyledi: “Savunma sanayinde dışa bağımlılığımız azaldıkça uluslararası arenada etkinliğimiz artmıştır. Göreve geldiğimizde savunma sanayinde yüzde 80 oranında başkalarına muhtaç durumdaydık. Terörle mücadelede kullandığımız silah ve mühimmatların çoğunu yurt dışından temin ediyorduk. Satın aldığımız silahların kontrolü tam olarak bizde bile değildi. Türkiye’ye asla yakışmayan bu tablo karşısında biz ne yaptık? Diğer alanlarla birlikte özellikle savunma sanayine ağırlık verdik.”
“5. NESİL UÇAK ÜRETEBİLEN DÜNYADAKİ 4 ÜLKEDEN BİRİ OLDUK”
Erdoğan, savunma sanayinde “Böyle gelmiş, böyle gider” diyenlerden olmadıklarını, kolay yerine zor ama Türkiye açısından en hayırlı olanı seçtiklerini belirterek, şunları dile getirdi: “Tabanca, tüfek dahil güvenlik güçlerimizin kullandığı silahları kendimiz üretmeye başladık. İnsansız hava araçları gibi yeni gelişen teknolojilere büyük yatırımlar yaptık. Bu alanda çalışan firmalarımızı teşvik ettik. İşte bugün 2005’lerde, 2010’larda toprağa diktiğimiz fidanların, Allah’a binlerce kez hamdolsun, meyvelerini topluyoruz. Yıllar önce başlattığımız projeler bugün hepimizin iftihar vesilesi olan uçaklara, tanklara, gemilere, füzelere, roketlere dönüşüyor. Türkiye savunma sanayisi alanında adeta bir destan yazıyor. Dünyanın ilk SİHA gemisi Anadolu’yu geçen sene hizmete aldık. Kendi tasarımımız, milli denizaltımızı inşa etme aşamasındayız. İHA ve SİHA alanında zaten dünyada ilk üç ülkeden biriyiz. Bugün 34 farklı ülkenin semalarını Türk, İHA ve SİHA’ları koruyor. Geçtiğimiz günlerde milli muharip uçağımız KAAN ilk uçuşunu başarıyla gerçekleştirdi. Böylece 5. nesil uçak üretebilen dünyadaki 4 ülkeden biri olduk. Bu gurur 85 milyon olarak hepimizindir. Milletçe inandık, çalıştık, yılmadık ve hamdolsun başardık.”

Savunma sanayi alanındaki başarıların başlangıç olduğunu vurgulayan Erdoğan, “Gelecek yıllarda yapılanların çok daha fazlasını, daha modernini, daha gelişmişini, daha güçlüsünü, daha ilerisini yapacağız.” dedi.
“MUHALEFETİN ÖRNEK GÖSTERDİĞİ ÜLKELERDE KAAN KONUŞULUYOR”
Deniz Kuvvetleri Komutanlığının uçak gemisinin bir üst segmentini yapmak için çalışmalar yürüttüğünü bildiren Erdoğan, şunları kaydetti: “Biz ‘yaparız’ dedik mi yaparız ve yapacağız. İçimizdeki müzmin muhalifler ve mankurtlar anlamasa da Türkiye’nin nasıl büyük işlere imza attığını dostlarımız ve hasımlarımız çok iyi biliyor. Muhalefetin bize sürekli örnek gösterdiği ülkelerde son dört gündür KAAN konuşuluyor. Türkiye’nin savunma sanayi hamleleri konuşuluyor. Umutlarını Türkiye’ye bağlamış dostlarımız bizim bu başarılarımızla gurur duyarken, elbette rakiplerimiz de endişeye kapılıyor. Daha ne müjdeler vereceğiz inşallah. Öyle garip bir durumla karşı karşıyayız ki bizdeki mankurtlaştırılmış zihinler KAAN’a bakınca kalorifer peteği veya süpürge sapı görüyor. Ama Asya’dan Afrika’ya kadar gönül coğrafyamızdaki 100 milyonlar ise büyüyen, güçlenen, mazlumların umudu haline gelen bir Türkiye görüyor.”

Türkiye’nin başarılarının kendilerinin azmini artırırken, dost ve kardeş ülkelere de cesaret aşıladığını, özgüven kazandırdığını belirten Erdoğan, “İnşallah bu umutları boşa çıkarmayacağız. Türkiye’yi her alanda güçlendirmeye, kalkındırmaya devam edeceğiz. Bir olarak, iri olarak, diri olarak, kardeş olarak hep birlikte Türkiye olarak ülkemizi hedeflerine ulaştıracağız. Türkiye Yüzyılı şafağı sökerken ecdattan aldığımız emaneti hakkıyla bizden sonraki nesillere teslim etmenin kıvancını yaşayacağız.” dedi.
“31 MART’TA SANDIKLARI PATLATMAMIZ GEREKİYOR”
Adana’nın her dönemde yaptığı gibi Türkiye Yüzyılı yürüyüşünün de lokomotifliğini yükleneceğine işaret eden Erdoğan, “Tabii bunun için 31 Mart’ta sandıkları patlatmamız gerekiyor. Bugün burada sizden bunun sözünü almak istiyorum. Söz mü?” diye sordu. Alandakilerin “söz” demesi üzerine Erdoğan, “Benim bildiğim Adanalı delikanlıdır, sözünün eridir, verdiği sözde durur.” karşılığını verdi.

Erdoğan, Türkiye’ye ve şehirlere yeni vizyonlar, hedefler gösterirken, güçlü altyapıya güvendiklerini vurgulayarak, Türkiye’nin 21 yılda nereden nereye geldiğini akıl ve vicdan sahibi herkesin kabul edeceğini söyledi. Bu anlayışla Adana’ya 21 yılda 279 milyar liralık yatırım yaptıklarını anımsatan Erdoğan, eğitimde 10 bin 809 yeni derslik inşa ettiklerini, Alparslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesini kurduklarını, gençlik ve sporda 7 bin 959 kişi kapasiteli yüksek öğrenim yurt binaları açtıklarını, 33 bin seyirci kapasiteli stadyumun da aralarında olduğu 55 spor tesisini Adana’ya kazandırdıklarını kaydetti.
Sosyal yardımlarda, Adanalı ihtiyaç sahibi vatandaşlara 20 milyar liralık kaynak aktardıklarını belirten Erdoğan, sağlıkta toplamda 4 bin 255 yataklı 25 hastane ile 71 sağlık tesisini Adanalıların hizmetine sunduklarını söyledi. Erdoğan, Adana’yı 1640 yataklı şehir hastanesi ile buluşturduklarını hatırlatarak, Yüreğir’deki 100 yataklı devlet hastanesi ile iki sağlık tesisinin yapımının devam ettiğini aktardı.

“ÇUKUROVA HAVALİMANI’NI HİZMETE SUNUYORUZ”
TOKİ vasıtasıyla 18 bin 400 konutu tamamlayıp hak sahiplerine teslim ettiklerini dile getiren Erdoğan, şunları kaydetti: “6 bin 226 konutun yapımına devam ediyoruz. Kentsel dönüşümde şehrimizde riskli yapı olarak belirlediğimiz 8 bin 873 bağımsız bölümün dönüşümünü gerçekleştirdik. Adana’daki 7 millet bahçesi projemizden üçünü tamamladık, üçünün yapımına, birinin projelendirme çalışmasına devam ediyoruz. Ulaştırmada 249 kilometreden devraldığımız bölünmüş yol mesafesini 431 kilometreye çıkardık. Adana-Karataş yolunu, Kozan-Feke-Saimbeyli-Tufanbeyli yolunu, Ceyhan-Yumurtalık yolunu, İmamoğlu-Ayrım-Aladağ yolunu ve Kozan ayrımı Mansurlu yolunu bu yıl tamamlıyoruz. Şehirdeki tüm demir yollarıyla birlikte Adana-Mersin demir yolunu da yenileyip ilave hat yaptık, seyahat süresini yarıya indirdik. Mersin, Adana, Osmaniye, Gaziantep hızlı tren hattında çalışmalarımız etap etap sürüyor. Mevcut havalimanımıza ilaveten Çukurova Uluslararası Havalimanı da bu yıl içinde tamamlayıp hizmete sunuyoruz.”

Doğu Akdeniz’in en büyük lojistik üssünü Adana’ya kurarak Türkiye’nin uluslararası taşımacılıktaki kilit rolünü daha da güçlendireceklerinin altını çizen Erdoğan, Adana’ya 11 baraj, 39 sulama tesisi, 10 arazi toplulaştırma projesi, 60 taşkın koruma tesisi, bir gölet ve 28 hidroelektrik santrali kazandırdıklarını aktardı.
ADANA’YA YAPILAN YATIRIMLARI ANLATTI
Adana’da toplam 15 bin dekar arazinin sulanmasına hizmet edecek 7 barajın inşasının devam ettiğini belirten Erdoğan, kentte 1,3 milyon dekar zirai araziyi sulamaya açarak, çiftçilere yıllık 9,5 milyar lira tutarında zirai gelir artışı sağladıklarını söyledi.

Erdoğan, inşaatı süren 12 sulama tesisiyle 535 bin dekar araziyi daha sulamaya açacaklarını dile getirerek, şunları kaydetti: “Adanalı çiftçilerimize 52 milyar liralık tarımsal hibe desteği ve yatırım yaptık. Sanayi ve teknolojide 2 yeni Organize Sanayi Bölgesi, 3 Endüstri Bölgesi, bir Teknokent, 12 araştırma geliştirme merkezi ve 8 tasarım merkezi kurduk. Tarım ve Orman Bakanlığımız eliyle Adana ve Karataş Organize Tarım Bölgelerini hayata geçirdik. Şimdi de şehrimize bir kimya organize sanayi bölgesi kazandırmak için çalışmalara başladık. İstihdamı desteklemek için Adana’daki işverenlere toplam 9 milyar lira tutarında prim teşviki verdik. Enerjide yaklaşık 224 bin abonesi olan şehrimize tüm ilçeleriyle birlikte doğal gaz arzını sağladık. İnşallah 31 Mart’ta Adana’yı Cumhur İttifakı’nın gerçek belediyecilik vizyonuyla buluşturduğumuzda çok daha fazlasını yapacağız.”
Adana ile tüm Türkiye’ye kazandırdıkları bu eserler, hizmetler ve yatırımların kendilerinin referansı olduğunu belirten Erdoğan, “Sizlerin de desteğiyle inşallah Adana’yı yerel yönetimlerde de hak ettiği hizmetlere kavuşturacağımıza inanıyorum. Cumhur İttifakı’mızın büyükşehir ve ilçe belediye başkan adaylarını ben, sizlere emanet ediyorum. Biliyorum ki sizler, bu adaylarımıza sahip çıkacaksınız.” ifadelerini kullandı.

MİTİNGDEN NOTLAR
Miting alanında, “Adana 5’ten büyüktür”, pankartı ile Cumhurbaşkanı Erdoğan ile MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin fotoğrafının bulunduğu afişin yanı sıra AK Parti ve Türkiye Yüzyılı amblemleri yer aldı. Alana, yarın doğum günü olan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, annesi ile fotoğrafının bulunduğu ve üzerinde “Seni doğurana gurban oluruz, doğum günün kutlu olsun Reis” yazan afiş de asıldı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasının ardından Adana Büyükşehir Belediye Başkan adayı Fatih Mehmet Kocaispir ve ilçe belediye başkan adaylarını alfabetik sıraya göre çağırarak tanıttı. Erdoğan, mitingin ardından Adana Valiliğini ziyaret ederek, Adana Valisi Yavuz Selim Köşger’den çalışmaları hakkında bilgi aldı.
]]>Erdoğan, partisinin İstasyon Meydanı’nda düzenlediği mitinginde, Türkiye’yi yuva, vatan ve uğruna şehadeti göze aldıkları biricik sevda olarak gördüklerini ifade ederek, ülkeyi taşıyla, toprağıyla, zorluk ve güzellikleriyle sevdiklerini söyledi.
İstiklal Marşı’nın “Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda? Şüheda fışkıracak, toprağı sıksan şüheda! Canı, cananı, bütün varımı alsın da Hüda, etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.” dizelerini okuyan Erdoğan, şöyle konuştu:
“İşte mesele bu. Biz de cennet vatanımız, aziz milletimiz ve istikbalimizin teminatı çocuklarımız için her alanda mücadele ediyoruz. Karşılaştığımız tüm engellere rağmen hamdolsun vatanımıza olan minnet borcumuzu şimdiye kadar layıkıyla ödedik. Milletin sandıkta namusumuza emanet ettiği iradesine hiçbir zaman gölge düşürmedik. Vesayet güçlerinden, envaiçeşit terör örgütüne kadar Türkiye karşıtlarının tamamını Allah’ın yardımı ve milletimizin desteğiyle dize getirdik. 15 Temmuz gecesinde olduğu gibi ülkeyi işgal etme teşebbüsleri karşısında asla geri adım atmadık. Darbe gecesi birileri televizyon karşısında kahvesini yudumlarken, biz milletimizle sırt sırta vererek FETÖ’cü hainlere meydanları dar ettik. Uluslararası arenada ülkemizin hak ve hukukunu, devletimizin çıkarlarını, milletimizin onurunu kararlılıkla savunduk, savunuyoruz. Dış politikada Avrupa’dan ‘aferin’ almaya çalışan değil, dik ve dirayetli duruşuyla tüm dünyada takdir toplayan bir ülke konumundayız. Uluslararası siyaseti takip eden herkes şu gerçeği artık kabulleniyor. Türkiye sadece bölgesel bir güç olmaktan çıkıp küresel bir güç olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. Ülkemizin, krizlerin çözümündeki kilit rolü giderek daha fazla anlaşılıyor. Libya’da biz varız. Karabağ’da biz varız. Bütün buralarda Türkiye kardeşleriyle el ele veriyor, omuz omuza veriyor ve bu yolda emin adımlarla yürüyor.”
“Diktiğimiz fidanların meyvelerini topluyoruz”
Dış politikada Türkiye’nin artan itibarının gerisinde güçlü bir savunma sanayisi olduğuna dikkati çeken Erdoğan, şunları söyledi:
“Savunma sanayinde dışa bağımlılığımız azaldıkça uluslararası arenada etkinliğimiz artmıştır. Göreve geldiğimizde savunma sanayinde yüzde 80 oranında başkalarına muhtaç durumdaydık. Terörle mücadelede kullandığımız silah ve mühimmatların çoğunu yurt dışından temin ediyorduk. Satın aldığımız silahların kontrolü tam olarak bizde bile değildi. Türkiye’ye asla yakışmayan bu tablo karşısında biz ne yaptık? Diğer alanlarla birlikte özellikle savunma sanayine ağırlık verdik.”
Erdoğan, savunma sanayinde “Böyle gelmiş, böyle gider” diyenlerden olmadıklarını, kolay yerine zor ama Türkiye açısından en hayırlı olanı seçtiklerini belirterek, şunları dile getirdi:
“Tabanca, tüfek dahil güvenlik güçlerimizin kullandığı silahları kendimiz üretmeye başladık. İnsansız hava araçları gibi yeni gelişen teknolojilere büyük yatırımlar yaptık. Bu alanda çalışan firmalarımızı teşvik ettik. İşte bugün 2005’lerde, 2010’larda toprağa diktiğimiz fidanların, Allah’a binlerce kez hamdolsun, meyvelerini topluyoruz. Yıllar önce başlattığımız projeler bugün hepimizin iftihar vesilesi olan uçaklara, tanklara, gemilere, füzelere, roketlere dönüşüyor. Türkiye savunma sanayisi alanında adeta bir destan yazıyor. Dünyanın ilk SİHA gemisi Anadolu’yu geçen sene hizmete aldık. Kendi tasarımımız, milli denizaltımızı inşa etme aşamasındayız. İHA ve SİHA alanında zaten dünyada ilk üç ülkeden biriyiz. Bugün 34 farklı ülkenin semalarını Türk, İHA ve SİHA’ları koruyor. Geçtiğimiz günlerde milli muharip uçağımız KAAN ilk uçuşunu başarıyla gerçekleştirdi. Böylece 5. nesil uçak üretebilen dünyadaki 4 ülkeden biri olduk. Bu gurur 85 milyon olarak hepimizindir. Milletçe inandık, çalıştık, yılmadık ve hamdolsun başardık.”
“Muhalefetin örnek gösterdiği ülkelerde KAAN konuşuluyor”
Savunma sanayi alanındaki başarıların başlangıç olduğunu vurgulayan Erdoğan, “Gelecek yıllarda yapılanların çok daha fazlasını, daha modernini, daha gelişmişini, daha güçlüsünü, daha ilerisini yapacağız.” dedi.
Deniz Kuvvetleri Komutanlığının uçak gemisinin bir üst segmentini yapmak için çalışmalar yürüttüğünü bildiren Erdoğan, şunları kaydetti:
“Biz ‘yaparız’ dedik mi yaparız ve yapacağız. İçimizdeki müzmin muhalifler ve mankurtlar anlamasa da Türkiye’nin nasıl büyük işlere imza attığını dostlarımız ve hasımlarımız çok iyi biliyor. Muhalefetin bize sürekli örnek gösterdiği ülkelerde son dört gündür KAAN konuşuluyor. Türkiye’nin savunma sanayi hamleleri konuşuluyor. Umutlarını Türkiye’ye bağlamış dostlarımız bizim bu başarılarımızla gurur duyarken, elbette rakiplerimiz de endişeye kapılıyor. Daha ne müjdeler vereceğiz inşallah. Öyle garip bir durumla karşı karşıyayız ki bizdeki mankurtlaştırılmış zihinler KAAN’a bakınca kalorifer peteği veya süpürge sapı görüyor. Ama Asya’dan Afrika’ya kadar gönül coğrafyamızdaki 100 milyonlar ise büyüyen, güçlenen, mazlumların umudu haline gelen bir Türkiye görüyor. “
“31 Mart’ta sandıkları patlatmamız gerekiyor”
Türkiye’nin başarılarının kendilerinin azmini artırırken, dost ve kardeş ülkelere de cesaret aşıladığını, özgüven kazandırdığını belirten Erdoğan, “İnşallah bu umutları boşa çıkarmayacağız. Türkiye’yi her alanda güçlendirmeye, kalkındırmaya devam edeceğiz. Bir olarak, iri olarak, diri olarak, kardeş olarak hep birlikte Türkiye olarak ülkemizi hedeflerine ulaştıracağız. Türkiye Yüzyılı şafağı sökerken ecdattan aldığımız emaneti hakkıyla bizden sonraki nesillere teslim etmenin kıvancını yaşayacağız.” dedi.
Adana’nın her dönemde yaptığı gibi Türkiye Yüzyılı yürüyüşünün de lokomotifliğini yükleneceğine işaret eden Erdoğan, “Tabii bunun için 31 Mart’ta sandıkları patlatmamız gerekiyor. Bugün burada sizden bunun sözünü almak istiyorum. Söz mü?” diye sordu. Alandakilerin “söz” demesi üzerine Erdoğan, “Benim bildiğim Adanalı delikanlıdır, sözünün eridir, verdiği sözde durur.” karşılığını verdi.
Erdoğan, Türkiye’ye ve şehirlere yeni vizyonlar, hedefler gösterirken, güçlü altyapıya güvendiklerini vurgulayarak, Türkiye’nin 21 yılda nereden nereye geldiğini akıl ve vicdan sahibi herkesin kabul edeceğini söyledi.
Bu anlayışla Adana’ya 21 yılda 279 milyar liralık yatırım yaptıklarını anımsatan Erdoğan, eğitimde 10 bin 809 yeni derslik inşa ettiklerini, Alparslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesini kurduklarını, gençlik ve sporda 7 bin 959 kişi kapasiteli yüksek öğrenim yurt binaları açtıklarını, 33 bin seyirci kapasiteli stadyumun da aralarında olduğu 55 spor tesisini Adana’ya kazandırdıklarını kaydetti.
“Çukurova Havalimanını hizmete sunuyoruz”
Sosyal yardımlarda, Adanalı ihtiyaç sahibi vatandaşlara 20 milyar liralık kaynak aktardıklarını belirten Erdoğan, sağlıkta toplamda 4 bin 255 yataklı 25 hastane ile 71 sağlık tesisini Adanalıların hizmetine sunduklarını söyledi.
Erdoğan, Adana’yı 1640 yataklı şehir hastanesi ile buluşturduklarını hatırlatarak, Yüreğir’deki 100 yataklı devlet hastanesi ile iki sağlık tesisinin yapımının devam ettiğini aktardı.
TOKİ vasıtasıyla 18 bin 400 konutu tamamlayıp hak sahiplerine teslim ettiklerini dile getiren Erdoğan, şunları kaydetti:
“6 bin 226 konutun yapımına devam ediyoruz. Kentsel dönüşümde şehrimizde riskli yapı olarak belirlediğimiz 8 bin 873 bağımsız bölümün dönüşümünü gerçekleştirdik. Adana’daki 7 millet bahçesi projemizden üçünü tamamladık, üçünün yapımına, birinin projelendirme çalışmasına devam ediyoruz. Ulaştırmada 249 kilometreden devraldığımız bölünmüş yol mesafesini 431 kilometreye çıkardık. Adana-Karataş yolunu, Kozan-Feke-Saimbeyli-Tufanbeyli yolunu, Ceyhan-Yumurtalık yolunu, İmamoğlu-Ayrım-Aladağ yolunu ve Kozan ayrımı Mansurlu yolunu bu yıl tamamlıyoruz. Şehirdeki tüm demir yollarıyla birlikte Adana-Mersin demir yolunu da yenileyip ilave hat yaptık, seyahat süresini yarıya indirdik. Mersin, Adana, Osmaniye, Gaziantep hızlı tren hattında çalışmalarımız etap etap sürüyor. Mevcut havalimanımıza ilaveten Çukurova Uluslararası Havalimanı da bu yıl içinde tamamlayıp hizmete sunuyoruz.”
Doğu Akdeniz’in en büyük lojistik üssünü Adana’ya kurarak Türkiye’nin uluslararası taşımacılıktaki kilit rolünü daha da güçlendireceklerinin altını çizen Erdoğan, Adana’ya 11 baraj, 39 sulama tesisi, 10 arazi toplulaştırma projesi, 60 taşkın koruma tesisi, bir gölet ve 28 hidroelektrik santrali kazandırdıklarını aktardı.
“Çok daha fazlasını yapacağız”
Adana’da toplam 15 bin dekar arazinin sulanmasına hizmet edecek 7 barajın inşasının devam ettiğini belirten Erdoğan, kentte 1,3 milyon dekar zirai araziyi sulamaya açarak, çiftçilere yıllık 9,5 milyar lira tutarında zirai gelir artışı sağladıklarını söyledi.
Erdoğan, inşaatı süren 12 sulama tesisiyle 535 bin dekar araziyi daha sulamaya açacaklarını dile getirerek, şunları kaydetti:
“Adanalı çiftçilerimize 52 milyar liralık tarımsal hibe desteği ve yatırım yaptık. Sanayi ve teknolojide 2 yeni Organize Sanayi Bölgesi, 3 Endüstri Bölgesi, bir Teknokent, 12 araştırma geliştirme merkezi ve 8 tasarım merkezi kurduk. Tarım ve Orman Bakanlığımız eliyle Adana ve Karataş Organize Tarım Bölgelerini hayata geçirdik. Şimdi de şehrimize bir kimya organize sanayi bölgesi kazandırmak için çalışmalara başladık. İstihdamı desteklemek için Adana’daki işverenlere toplam 9 milyar lira tutarında prim teşviki verdik. Enerjide yaklaşık 224 bin abonesi olan şehrimize tüm ilçeleriyle birlikte doğal gaz arzını sağladık. İnşallah 31 Mart’ta Adana’yı Cumhur İttifakı’nın gerçek belediyecilik vizyonuyla buluşturduğumuzda çok daha fazlasını yapacağız.”
Adana ile tüm Türkiye’ye kazandırdıkları bu eserler, hizmetler ve yatırımların kendilerinin referansı olduğunu belirten Erdoğan, “Sizlerin de desteğiyle inşallah Adana’yı yerel yönetimlerde de hak ettiği hizmetlere kavuşturacağımıza inanıyorum. Cumhur İttifakı’mızın büyükşehir ve ilçe belediye başkan adaylarını ben, sizlere emanet ediyorum. Biliyorum ki sizler, bu adaylarımıza sahip çıkacaksınız.” ifadelerini kullandı.
Mitingden notlar
Miting alanında, “Adana 5’ten büyüktür”, pankartı ile Cumhurbaşkanı Erdoğan ile MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin fotoğrafının bulunduğu afişin yanı sıra AK Parti ve Türkiye Yüzyılı amblemleri yer aldı. Alana, yarın doğum günü olan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, annesi ile fotoğrafının bulunduğu ve üzerinde “Seni doğurana gurban oluruz, doğum günün kutlu olsun Reis” yazan afiş de asıldı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasının ardından Adana Büyükşehir Belediye Başkan adayı Fatih Mehmet Kocaispir ve ilçe belediye başkan adaylarını alfabetik sıraya göre çağırarak tanıttı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, mitingin ardından Adana Valiliğini ziyaret ederek, Adana Valisi Yavuz Selim Köşger’den çalışmaları hakkında bilgi aldı.
(Bitti)
]]>CHP Bartın Milletvekili Aysu Bankoğlu, “2018’de 1000 lira olarak verilmeye başlanan ve o günün kuruyla 212 dolar karşılığındaki bayram ikramiyesi son artışla ancak 96 dolar ediyor. Bayram öncesi belki 90 dolara kadar düşecek. Yine ilk çıktığında 232 dolar eden ikramiye bugün 100 dolar dahi etmiyor. İsraf hükümeti, ‘Emeklilere artış verdik mi, verdik’ diyor. Yazıklar olsun. 2020 yılında 1000 TL’lik emekli ikramiyesinin asgari ücrete oranı yüzde 42 iken bugün yüzde 17’si durumunda. Bugün asgari ücrete oranla bir zam verilecek olsaydı en az 7 bin 140 TL ikramiye verilmesi gerekiyordu. Emeklinin en az 4 bin 140 TL’si kayıp durumda. Erdoğan’ın açıklaması bu yönüyle müjde değil, yoksulluğun ve adaletsizliğin tescilidir. Erdoğan 10 bin TL maaş ve 3 bin TL ikramiye alan emekliye ‘Ramazan’da iftar, sahur yapma’ demiştir” dedi.
CHP Bartın Milletvekili Aysu Bankoğlu, yaptığı açıklamada, emekli ikramiyelerinin iktidar tarafından 2 bin liradan 3 bin liraya çıkarılmasını eleştirdi. Bankoğlu’nun açıklaması şöyle:
“AKP’NİN ‘UZAYA GİDİYORUZ’ PROPAGANDASI YAPTIĞI GÜNLERDE, EMEKLİ MARKETE DAHİ GİDEMİYOR”
“Türkiye’nin gerçek gündemi halkın geçim derdidir. Cumhuriyet tarihinin en ağır yoksulluğu yaşanıyor. Gelir adaletsizliği yüzünden bir mutlu azınlığı doyurmaya çalışıyoruz. Bu tablonun en büyük mağdurlarının başında emekliler geliyor. AKP’nin ‘uzaya gidiyoruz’ propagandası yaptığı günlerde, emekli markete dahi gidemiyor. Doktora gitse muayene ücreti, katkı payı, katılım payı, ilaç yüzdesi, reçete ücreti gibi adlarla 10 kalemden fazla ödeme yapıyor. Emekli evine bir şey satın alsa ÖTV, KDV, MTV, ÖTV’nin KDV’si, tescil, harç, TRT payı ödüyor. Ama seçim yaklaşınca hükümet birden emekliyi hatırlıyor. Hükümetin maaşlara yaptığı göstermelik artışla emekliye neredeyse asgari ücretin yarısını reva görmüştür. TÜİK verilerine inansak dahi 2023’te yıllık yüzde 65 denilen ama gerçekte bunun en az iki katı olan bir enflasyon var. ‘En düşük emekli aylığı 10 bin lira oldu’ diye böbürlenen AKP hükümeti acaba et, süt, yumurta fiyatlarından, kiralardan, gaz ve elektrik tutarlarından, fahiş ilaç ve ulaşım giderlerinden haberdar mıdır? Elbette haberdar. Demek ki hükümet şunu diyor; ‘Emekli, dul ve yetimler çok da umurumuzda değil. Yüzde 49’luk artış ve 3 bin liralık emekli ikramiyesiyle ne yaparlarsa yapsınlar.’ AKP, Türkiye’yi içine düşürdüğü bu korkunç ekonomik yıkım içerisindeyken bile israftan bir adım geri durmuyor.
“İLK ÇIKTIĞINDA 232 DOLAR EDEN İKRAMİYE BUGÜN 100 DOLAR DAHİ ETMİYOR”
Halkımız çok iyi hatırlayacaktır ki; bayram ikramiyesi AKP hükümetinin aklında bile yokken 2015 yılında önceki Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’nun verdiği bir söz olarak ülkenin gündemine girmiştir. Partimizin bu sözünü AKP sanki kendi vaadiymiş gibi ancak Haziran 2018 seçimlerinden önce seçmenin gözünü boyamak için istemese de yapmak zorunda kalmıştır. Geçtiğimiz yıl 2023 Genel Seçimlerine kadar geçen beş sene boyunca tüm uyarı ve eleştirilerimize rağmen 1000 lira bayram ikramiyesi vermeye devam ettiler. 2018’de 1000 lira olarak verilmeye başlanan ve o günün kuruyla 212 dolar karşılığındaki bayram ikramiyesi son artışla ancak 96 dolar ediyor. Bayram öncesi belki 90 dolara kadar düşecek. Yine ilk çıktığında 232 dolar eden ikramiye bugün 100 dolar dahi etmiyor. İsraf hükümeti, ‘Emeklilere artış verdik mi, verdik’ diyor. Yazıklar olsun.
“ERDOĞAN 10 BİN TL MAAŞ VE 3 BİN TL İKRAMİYE ALAN EMEKLİYE ‘RAMAZAN’DA İFTAR, SAHUR YAPMA’ DEMİŞTİR”
2020 yılında 1000 TL’lik emekli ikramiyesinin asgari ücrete oranı yüzde 42 iken bugün yüzde 17’si durumunda. Bugün asgari ücrete oranla bir zam verilecek olsaydı en az 7 bin 140 TL ikramiye verilmesi gerekiyordu. Emeklinin en az 4 bin 140 TL’si kayıp durumda. Erdoğan’ın açıklaması bu yönüyle müjde değil, yoksulluğun ve adaletsizliğin tescilidir. Erdoğan 10 bin TL maaş ve 3 bin TL ikramiye alan emekliye ‘Ramazan’da iftar, sahur yapma’ demiştir.
“KÜRESEL EMEKLİLİK ENDEKSİNDE TÜRKİYE, 47 ÜLKE ARASINDA 44’ÜNCÜ SIRADA BULUNUYOR”
Diğer göstergelerde de tablo benzer. Avrupa Birliği (AB) İstatistik Birimi verilerine göre, Avrupa ülkeleri içinde emekliler arası gelir eşitsizliğinin en yüksek olduğu ülkelerin başında Türkiye geliyor. Yine küresel emeklilik endeksinde Türkiye, 47 ülke arasında 44’üncü sırada bulunuyor. Emekli uzaya değil, markete gitmek istiyor. Gıda, barınma, sağlık, giyim gibi temel ihtiyaçlarını karşılamak istiyor. Yoksa yurttaşının temel ihtiyaçlarına ulaşmasına engel olmuş evsiz, aşsız, ilaçsız bırakmış bir yönetimin nesine güvensin? Geçen aydan bu yana gıda fiyatları en az yüzde 9 arttı. İki sene önce bir adet kuru soğan 20 kuruş ederken bugün 1 buçuk lira olmuş. Bir bardak süt içmek 6 lira, bir kilo kuşbaşı 400 lira olmuş. Avrupa’daki emekliler ülkemizdeki otelleri ev gibi kullanırken bizim emeklilerimiz 3 bin lirayla otobüsle az ötedeki bir şehre gidip dönmenin hesabını yapıyor.
“3 BİN LİRALIK BAYRAM İKRAMİYESİ DE AYIPTIR, GÜNAHTIR, AKLIMIZLA DALGA GEÇMEKTİR”
Hem emeklilerin hem de çocukların çalışmak zorunda olduğu bir ülke haline geldik. AKP Türkiye’sinde emekliler ya ek işte çalışmak zorunda kalıyor ya da ek iş bulamadıysa yarı aç durumda yaşamlarını sürdürüyorlar. Vaatlerin emeklilere ekmek, öğrenciye çorba olduğu bir ülkede, banka promosyonlarının emekli maaşından fazla olduğu, 80 yaşında iki büklüm bin bir derdi olan insanların sabahın 5’inde yarım kilo ucuz et almak için bir karta adını yazıp, o soğukta yüzlerce metre kuyrukta saatlerce bekleyip üzerine eli boş eve dönmesine başarı diyorsak evet, AKP hükümeti gerçekten çok başarılı. Bu zulmü kimsenin aklından çıkarmaması lazım. Tekrar söyleyelim: AKP emekliye barınma, beslenme, sağlık, ulaşım, giyim ve insanca bir yaşam imkanı tanımayan, zalimliğini laf salatasıyla, çığırtkanlıkla bastırırken kendine çalışan bir israf hükümetidir. Tüm bunların sorumlusu, ‘Ekonominin patronu benim’ diyen Recep Tayyip Erdoğan hükümetidir. Bizim CHP olarak çözümlerimiz net: Emekli aylıkları en az asgari ücretle eşitlenmeli ve asgari ücretle uyumlu bir biçimde artış sağlanmalıdır. Emeklilere verilen ikramiye de asgari ücrete oranla artırılmalıdır. Buna ilişkin Kanun Teklifimizi de Meclis’e sunacağız. 3 bin liralık bayram ikramiyesi de ayıptır, günahtır, aklımızla dalga geçmektir.”
]]>
31 Mart’ta gerçekleşecek yerel seçimler iyiden iyiye yaklaşırken siyasi partilerin mitingleri de devam ediyor. Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisince 15 Temmuz Demokrasi Meydanı’nda düzenlenen mitingde seçmenleriyle buluştu.

“İSRAİL İLE TİCARET UTANCI SONLANDIRILSIN” PANKARTI
Mitingde Filistin’e insanlık dışı saldırılarını ve işgalini sürdüren İsrail’le ilişkilerin kesilmesi istenen bir pankaret açıldı. Pankartta “İsrail ile ticaret utancı sonlandırılsın” ifadeleri kullanıldı.
Miting sırasında pankartı açanların yanına gelindiği ve pankartın kaldırıldığı görüldü.

Erdoğan’ın mitingdeki konuşmasından satırbaşları;
“Bizim Sakarya ile aramızdaki muhabbeti ancak gönül gözüyle bakanlar görebilir. Gönül coğrafyamızın her rengini bağrında yaşatan Sakarya’ya sizlerle hasret gidermeye geldim. Sakarya geleceğe güvenle bakmamızın da teminatıdır. Milli Mücadele’de olduğu gibi 15 Temmuz’da da ayakta durarak hainlere geçit vermeyen bu şehir, Türkiye Yüzyılı’nın da parlayan yıldızıdır. Bir dönem bizimle birlikte olup da sonra yolunu ayıranların veya yolunu kaybedenlerin aksine, Sakarya istikametini hiç bozmadı.

“TEK PARTİ DÖNEMİNDEN BERİ BÖYLELER”
Ülkenin ikinci büyük partisi, işi gücü bırakmış kendi içinde saç saça baş başa kavga ediyor. Dün Türkiye’yi yönetecek Cumhurbaşkanı adayı diye karşımıza çıkardıkları Genel Başkanlarını çiğneyip gezdiler. Cumhurbaşkanı Yardımcısı diye dolaştırdıklarının ne olacakları belli değil. Kongredeki şaibeleri aday belirlemedeki kavgalar izledi. Kıyamet kopsa, millet feveran etse umurlarında değil. Kendi şahsi kariyerlerinden başka hiçbir şeyi gözleri görmüyor. Tek parti döneminden beri böyleydiler. Milletimizden 31 Mart’ta sandıkta desteği, siyasi rant paylaşımı değil, bu vizyonu hayata geçirmek için talep ediyoruz.

“BU TOPRAKLARI HAİNLERE, TERÖRİSTLERE TESLİM ETMEDİK”
Sakarya Türkiye’nin, Türkiye bulunduğu coğrafyanın kalbidir. Boğazları, İstanbul’u, Anadolu’yu almak için çok kanlı savaşlar yapıldı. Anadolu aynı zamanda bir medeniyetler mezarlığıdır. Bu topraklarda nice devletler kuruldu, yıkılıp gitti. Türk milleti olarak biz de Malazgirt’ten beri bu toprakları müdafaa için mücadele ediyor, can veriyoruz.
Bir asır önce Çanakkale’de ve Milli Mücadele’de yüzbinlerce vatan evladını feda ederek, bu toprakları kurtardık. Son 40 yıldır, birliğimize, beraberliğimize, kardeşliğimize kast eden bölücü terör örgütüne karşı mücadele yürütüyoruz. Askeriyle, polisiyle, kamu görevlisiyle, korucusuyla, yaşlısı, genciyle onbinlerce insanı katlederek bizden kopardı. Her karışı şehit kanlarıyla sulanmış bu cennet vatanı; işgalcilere, hainlere, teröristlere teslim etmedik. Artık içeride terör örgütleri kalmadı. Son olarak, güneyimizde teröristan kurmak istediler. Operasyonlarımızla bu senaryoyu yırtıp attık. İHA’larla, SİHA’larla, Akıncılarla bunları yok ettik. Bunları o mağaralarda yok ettik.

“BİZİ KORUYABİLECEK TEK ŞEY BİLEĞİMİZ”
Şimdi en son olarak ortaya Kaanımızı çıkardık. Son teröristi etkisiz hale getirene kadar bu mücadeleyi devam ettireceğiz. Türkiye ve Türk milleti olarak bu topraklarda huzur ve güven içinde yaşamak istiyorsak yapacağımız belli. Güçlü ordu ve güçlü savunma sanayine sahip olacağız. Denizde, havada, karada sahip olacağız. Türkiye için her alanda güçlü olmak mecburiyettir. Bizi düşmanlarımıza karşı ne uluslararası hukuk ne mensubu olduğumuz ittifaklar koruyabilir ne BM koruyabilir. Bizi koruyabilecek tek şey bileğimizdir, kendi gücümüzdür.
Bosna’da 30 yıl önce yaşananları hatırlıyoruz. Boşnak kardeşlerimiz soykırıma uğradı. Batılı devletlerin kılı dahi kıpırdamadı. Irak’ta 2 milyon kişi katledildi. Azerbaycan’da Karabağ yıllarca işgal altında kaldı. Hocalı başta olmak üzere pek çok katliam yapıldı. Suriye’de 1 milyon insan öldürüldü, 12 milyon insan göçe zorlandı. Kimse adım atmadı. Gazze’de 30 bin masum Filistinli şehit edildi. Ne batılı ne BMGK, İsrail vahşetini engelleyecek bir çaba göstermedi. BMGK, İsrail’e acil ateşkes çağrısı bile yapamıyor. Batılı güçler işgalci İsrail ordusuna her türlü silah desteğini vermeyi sürdürüyor. Yarın bizim başımıza da bir felaket gelse, karşılaşacağımız manzara bundan farklı olmayacaktır.

SAVUNMA SANAYİNE YAPILAN YATIRIMLAR
Suriye’den ülkemize yönelik DEAŞ ve PKK tehditleri yoğunlaştığında, müttefik dediğimiz ülkeler hava savunma sistemleri söküp götürdüler. Bugün dünyanın en büyük üreticileri arasında olduğumuz tabanca dahi almamıza engel oldular. Sonra biz yapar olduk, şimdi bizden istiyorlar. Kaan’a, Akıncı’ya, Anadolu’ya, Anka’ya, fırtına obüslerine, Altay tankına, füze sistemlerine sahip olmak bizim için beka meselesidir. Dünyada 5’inci nesil savaş uçağı yapabilen 4 ülke gururunu yaşayamayanlar ülke ve millet sevgisini sorgulasın.

“5,5 MİLYAR DOLAR İHRACAT YAPTIK”
Son 21 yılda savunma sektörüne yaptığımız yatırımların karşılığını hem güvenliğimizle hem ihracatla almaya başladık. Kendimizle beraber dost ve kardeş ülkelerin ihtiyaçlarını karşılar hale geldik. Geçtiğimiz yıl 5,5 milyar dolarlık rekor ihraç tutarı yakaladı.
SAKARYA’YA YAPILAN YATIRIMLAR
Türkiye bugün bölgesel ve küresel güç hedefine sahipse, gerisinde 21 yıldır ülkemize kazandırdığımız eser ve hizmetler var. Ülkemizin her şehri, her karış toprağı bu yatırımlardan istifade etmiştir. Sakarya’da 183 milyar liranın üzerinde yatırım yaptık. Biz hükümet olduktan sonra Sakarya’da yerel yönetimi bizlere verdiğiniz zaman, hem yerel yönetim hem hükümet olarak, Sakarya her türlü hizmeti görecek demektir.”
]]>Çelik, partisinin Adana İl Başkanlığında düzenlediği basın toplantısında, Türkiye’nin en büyük gücünün, zenginliğinin iktidarın ve yerel yönetimlerin seçimler yoluyla belirlenebilmesi olduğunu söyledi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yarın kente geleceğini ve İstasyon Meydanı’nda vatandaşlarla buluşacağını belirten Çelik, “Kendilerini büyük bir heyecanla bekliyoruz. İnşallah yarın bütün illerimizde olduğu gibi memleketimizde de demokrasi mücadelemiz açısından önemli bir devreye imza atacağız. Onun için bütün vatandaşlarımızı yarın Adana’daki İstasyon Meydanı’nda Sayın Cumhurbaşkanı’mızla buluşmaya davet ediyoruz.” diye konuştu.
Çelik, birkaç gün sonra 28 Şubat’ın yıl dönümü olduğunu hatırlatarak, şöyle devam etti:
“Hukukun dışına çıkan ‘vatanseverlik’ tavrının aslında en büyük hukuksuzluk, vatanseverliğe verilmiş en büyük zarar olduğu zaman içinde görüldü. 28 Şubat böylesi karanlık, lanetli bir dönemin sembollerinden bir tanesidir. Bu dönemlerin Türkiye üzerinde oluşturduğu tahribatın giderilmesi çok büyük mücadeleler gerektirmiştir. Sayın Cumhurbaşkanı’mızın, Genel Başkan’ımızın liderliğinde verdiğimiz demokrasi mücadelesi, hem silahlı kuvvetler içerisindeki vesayet odaklarının temizlenmesini sağlamış ve kahraman silahlı kuvvetlerimizin asli işi olan vatan savunmasına tamamen odaklanmasını getirmiştir. Aynı şekilde yargı içine odaklanmış, yargı vesayetini tetikleyen unsurların ortadan kalkmasıyla demokrasimize yargı içinden vesayet yoluyla yöneltilen tehditler ortadan kaldırılmıştır.”
Çelik, AK Parti’nin ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Türkiye’nin birçok kesimiyle birlikte vesayete karşı güçlü bir mücadele verdiğini belirtti.
“Türkiye’de demokrasi ne zaman büyümüşse Cumhuriyet o kadar güçlenmiştir.” diyen Çelik, “Demokratik mekanizmalar ne zaman iyi çalışmışsa Türkiye’nin zenginleşmesi, refahı ve güvenliği o kadar garanti altında olmuştur. Bugün de sandığın iyi işlemesi sayesinde Türkiye’de seçimlere içerden ve dışarıdan müdahalelerin engellenmesi, içerden ve dışardan yönelen her türlü vesayetin ortadan kaldırılması sayesinde sandık iradesi tam olarak ortaya çıktığı için Türkiye güçlenmekte, büyümekte, demokrasi daha da pekişmektedir.” ifadesini kullandı.
“Türkiye kaliteli güvenlik üreten bir ülkedir”
Türkiye’nin güvenliğinin korunması ve güçlendirilmesinin hem kendisi hem mazlum milletler için önemli olduğunu vurgulayan Çelik, şöyle konuştu:
“O sebeple milli muharip uçağımız KAAN’ın gök vatanda kendisini göstermesi ve önemli bir aşamayı geçmesi, bu çalışmaların ne kadar büyük bir gayretle devam ettiğini göstermektedir. Cumhurbaşkanı’mızın ortaya koyduğu iradeyle öyle bir noktaya gelinmiştir ki artık Türkiye, kendi güvenliğini sağladığı gibi dost ve kardeş ülkelerin güvenliğine de yüksek derecede katkı sağlayan ve kaliteli güvenlik üreten bir ülkedir. Türkiye’nin burada ürettiği kaliteli güvenlik şudur; biz hem ülkemizin güvenliğini korumak istiyoruz hem de etrafımızda güvenliği tehdit altında olan hiçbir komşumuz olmasını istemiyoruz. Arzu ederiz ki etrafımızdaki komşu devletler kendi ülkelerindeki terör örgütlerini kendileri bertaraf etsinler ve bizim müdahalemize gerek kalmasın. Ama o ülkeler, bu terör örgütlerinin bertaraf etmediği, edemediği zaman Türkiye, Birleşmiş Milletlerin şartı gereği doğal olarak hukuktan kaynaklanan yetkilerini kullanarak ve güvenliğini teminat altına almak için bu müdahalelerde bulunmaktadır.”
Çelik, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ortaya koyduğu iradeyle ülkenin her alanda ilerlemeyi sürdürdüğünü, önümüzdeki dönemde de yepyeni işlere imza atmaya devam edeceklerini belirtti.
Demokrasi açısından sivil siyasetin üstünlüğü ve kalitesinin son derece önemli olduğunu vurgulayan Çelik, “Siyasetin kalitesi, demokrasinin geleceğinin korunması bakımından son derece kritik bir noktadır. Ama maalesef muhalefetteki gelişmelere baktığımızda siyasetin kalitesini tehdit eden ve bu sebeple de demokrasiye dönük olarak zarar verici birtakım yaklaşımların her geçen gün başka bir safhada üretildiğini görüyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
“Altılı, yedili masanın millete bir özür borcu vardır”
Çelik, 14 Mayıs ve 28 Mayıs seçim sürecine değinen ve altılı masayı eleştiren Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Şimdi gelinen noktadaysa bu altılı, yedili masanın millete bir özür borcu vardır. Çünkü ‘biz beraber, kol kola hareket ediyoruz. Türkiye’nin önüne şöyle bir seçenek koyuyoruz’ diyenler, bugün genel seçimlerin üzerinden az bir zaman geçmişken birbirlerine en ağır sözlerle saldırıyorlar. Daha bir yıl bile olmamışken milletin önüne çıkıp beraber kol kola poz verirken ortaya koyduğunuz çerçeve ile bugün her birinizin bir diğerine Türk siyasi tarihinin en ağır laflarıyla saldırdığı tablo arasındaki bu çelişkinin her biriniz açısından millete bir özür borcu yok mu? Dolayısıyla o altılı, yedili masadaki çerçeveyi oluşturan genel başkanların her birinin yerel seçimler için oy istemeden önce milletten özür dilemesi ve bu özrünü de içtenlikle bir açıklamayla ortaya koyması gerekir. Yani bir yıl içinde kendi laflarını bu kadar çürüten, kendi laflarını bu kadar ortadan kaldıran bir tutum söz konusuyken bugün istediğiniz bu oyla Türkiye’de ‘işte şu hizmeti yapacağız. Bu faaliyeti ortaya koyacağız’ demelerinin hiçbir anlamı ve manası yoktur. Bütün bunlara dikkat edildiği zaman herkesin bu çerçevede değerlendirme yapması gerekir.”
“Tabii siyasi akıl, zeka ortadan kalktığı zaman yerini yapay zeka alır”
CHP’yi eleştiren Çelik, şöyle konuştu:
“Ana muhalefet partisi CHP açısındansa durum daha da vahimdir. Yapay zekayla aday belirleme gibisinden bir süreçten bahsediyorlar. Tabii siyasi akıl, siyasi zeka ortadan kalktığı zaman yerini yapay zeka alır. Halbuki milletin aklına güvenmek, milletin aklıyla hareket etme demokrasinin gereğidir. Milletin aklına en yüksek değer olarak bakmak siyasette ve demokraside temel ilke ve prensip olmak durumundadır. O gün milletin önüne altılı masa çerçevesiyle çıkanların her biri bir diğerine saldırıyor. Aynı zamanda da her birinin partisinde birtakım hizipler, diğer hiziplere saldırıyor. Dolayısıyla bunların millete güçlü bir özür borcu vardır. Buradan çıkmak için buldukları formülün yapay zeka olması ise yine milletin aklına, siyasi akla, siyasi zekaya teveccüh konusuna ne kadar uzak bir yerde durduklarını göstermektedir.”
Seçim güvenliği
Türkiye’nin seçim güvenliği açısından son derece güvenli bir ülke olduğunu belirten Çelik, son zamanlarda meydana gelen eylemler ya da provokatif sözlerin hiçbir şekilde hiç kimseyi yanlış birtakım izlenimlere sevk etmemesi gerektiğine dikkati çekti.
Bu süreçte dikkat edilmesi gereken hususlar olduğunu belirten Çelik, şöyle konuştu:
“Bu süreçte dikkat edilmesi gereken hususlardan bir tanesi, toplumumuzun temel değerleri konusunda kışkırtıcı beyanların tümünü reddettiğimizi ifade etmek isteriz. Dinimizle, dini değerlerimizle, geleneklerimizle ilgili ortaya koyulan birtakım kışkırtıcı beyanların, özellikle seçilmiş cümlelerin toplumdaki birtakım fay hatlarını tetiklemek üzere yönlendirilmiş olduğunu net bir şekilde görüyoruz. Tüm bunların karşısındayız. Bunlarla mücadele etmek konusunda yüksek bir iradeye sahibiz. Dolayısıyla hem dini değerlerin istismarına hem de dini değerlere dönük her türlü saldırının karşısında olacağımızı bir kere daha ifade etmek isterim. Ne dini değerler istismarına müsaade ederiz ne de dini değerlerimize saldırı karşılığında sessiz kalırız. Aynı şekilde devletimizin kurucusu ilk Cumhurbaşkanı’mız Gazi Mustafa Atatürk’le ilgili her türlü çirkin beyanın ve saldırganlığın karşısında olacağımızı, devlet hayatımızla ilgili gereken hassasiyeti, ülkemizin kurucusu olarak Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve Kurtuluş Savaşı’ndaki kahramanlarımızla ilgili her türlü üslup hassasiyetinin gözetilmesini beklediğimizi ifade etmek isterim. Bunun dışındaki her türlü beyanın karşısında olduğumuzu bir kez daha ifade etmek isterim.”
]]>Cumhurbaşkanı Erdoğan, partisince 15 Temmuz Demokrasi Meydanı’nda düzenlenen mitinge katıldı.
Burada konuşan Erdoğan, “Türkiye ve Türk milleti olarak şayet bu topraklarda huzur ve güven içinde yaşamak istiyorsak yapacağımız iş bellidir. Güçlü bir orduya, güçlü bir savunma sanayine sahip olacağız. Denizde sahip olacağız, havada sahip olacağız, karada sahip olacağız. Olduk mu? Olduk.” ifadelerini kullandı.
Başka ülkeler için bunların bir tercih olabileceğini ama Türkiye için her alanda güçlü olmanın bir mecburiyet olduğunu vurgulayan Erdoğan, “Aksi takdirde bizi düşmanlarımıza karşı ne uluslararası hukuk koruyabilir, ne mensubu olduğumuz ittifaklar koruyabilir, ne de acizliği artık herkesin kabullendiği Birleşmiş Milletler (BM) koruyabilir. Bizi düşmanlarımıza karşı koruyacak olan tek şey bileğimizdir, kendi gücümüzdür, kendi imkan ve kabiliyetlerimizdir. Diğer türlü bize bu coğrafyada nefes bile aldırmazlar.” değerlendirmesinde bulundu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu gerçeği yakın çevredeki örneklerle acı bir şekilde gördüklerini kaydederek, şunları kaydetti:
“Bosna’da 30 yıl önce yaşanan katliamları hepimiz hatırlıyoruz. Avrupa’nın ortasında Boşnak kardeşlerimiz açıkça soykırıma uğradı. Batılı devletlerin ve kurumların kılı dahi kıpırdamadı. Irak’ta 2 milyon kişi resmen katledildi. Kimse dönüp bakmadı. Azerbaycan toprakları ve onun bir parçası olan Karabağ yıllarca işgal altında kaldı. Hocalı başta olmak üzere pek çok katliam yapıldı, kimse harekete geçmedi. Suriye’de 1 milyon insan vahşice öldürüldü, 12 milyon insan göçe zorlandı. Zulmü durdurmak için kimse adım atmadı.”
“Kameralar önünde İsrail’i eleştiren Batılı güçler, ordusuna silah desteğini sürdürüyor”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Gazze’de 7 Ekim’den bu yana çoğu çocuk, kadın ve sivil 30 bin masum Filistinlinin şehit edildiğini, 70 binden fazla sivilin yaralandığını aktararak, şunları söyledi:
“Ne Batılı güçler ne de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, İsrail vahşetini engelleyecek işe yarar bir çaba göstermedi. Tam 140 gündür İsrail’in işlediği insanlık suçlarını sadece seyrediyorlar. Öyle ki Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, İsrail’e acil ateşkes çağrısı bile yapmıyor, yapamıyor. Kameralar önünde yasak savma kabilinden İsrail’i eleştiren Batılı güçler, işgalci İsrail ordusuna her türlü silah desteğini vermeyi sürdürüyor. Allah korusun, yarın bizim başımıza da bir felaket gelse karşılaşacağımız manzara bundan farklı olmayacaktır.”
Aslında bunun yaşandığını dile getiren Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Suriye topraklarından ülkemize yönelik DEAŞ ve PKK tehditleri yoğunlaştığında, müttefik dediğimiz ülkeler topraklarımızda konuşlu hava savunma sistemlerini söküp götürdüler. Terörle mücadelede ihtiyacımız olan silahları, araç gereci, mühimmatı vermediler. Hatta bugün dünyanın en büyük üretici ve ihracatçıları arasında olduğumuz tabanca almamıza dahi engel oldular. Sonra ne oldu? Biz tabancamızı yapmaya başladık ve onlar bizden şimdi tabanca istiyorlar. Dolayısıyla KAAN savaş uçağına, Anadolu gemisine, Akıncı’ya, Kızılelma’ya, ANKA’ya, Atak’a, fırtına obüslerine, Altay tankına -burada Sakarya’da- çeşit çeşit füze sistemlerine sahip olmak bizim için bir beka meselesidir. Biz bunları yaptık mı? Şimdi onlar bizden istiyor.”
“Geçtiğimiz yıl 5,5 milyar dolarlık rekor ihraç tutarı yakaladık”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Dünyada 5. nesil savaş uçağı yapabilen 4 ülke arasına girmemizin gururunu yaşayamayanlar, dönüp kalplerindeki ülke ve millet sevgisini bir sorgulasın. Şayet, bu savunma sanayi projelerini hayata geçirmemiş olsaydık, Allah göstermesin bugün nasıl bir durumda olurduk düşünmek bile istemiyorum.” değerlendirmesini yaptı.
Son 21 yılda savunma sektörüne yaptıkları yatırımların karşılığını hem güvenlikte hem ihracatta almaya başladıklarını vurgulayan Erdoğan, kendileriyle beraber dost ve kardeş ülkelerin ihtiyaçlarını da karşılayan bir ülke haline geldiklerini kaydetti.
Erdoğan, geçen yıl 185 ülkeye 230 çeşit ürün ihraç ederek 5,5 milyar dolarlık rekor ihraç tutarı yakaladıklarına işaret ederek, Sakarya’nın diğer alanlarda olduğu gibi bu mücadelede de ülkenin önde gelen şehirleri arasındaki yerini aldığını belirtti.
Savunma sanayinde sürekli yükselttikleri hedefler doğrultusunda azim ve kararlılıkla çalışmayı sürdürdüklerinin altını çizen Erdoğan, “Yeter ki şu dört ilkeye sıkı sıkıya sahip çıkmaya devam edelim.” diyerek alandaki vatandaşlarla birlikte, “Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet. Bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız, kardeş olacağız, hep beraber Türkiye olacağız.” sözlerini tekrarladı.
Erdoğan, “Bu irade 85 milyonuyla milletimizde yaşadıkça, Allah’ın izniyle Türkiye Yüzyılı’nın doğuşunun önünü kimsenin kesemeyecektir.” dedi.
Türkiye’nin bugün bölgesel ve küresel bir güç hedefine sahip olmasının gerisinde son 21 yılda ülkeye kazandırdıkları eser ve hizmet altyapısının bulunduğunu söyleyen Erdoğan, ülkenin her şehrinin, her karış toprağının bu yatırımlardan istifade ettiğini dile getirdi.
(Sürecek)
]]>Konuşmasında muhalefete ağır sözlerle yüklenen Erdoğan, aldığı resmi rakamları da paylaşarak “Şu anda meydana bakıyorum. Resmi rakamı istedim. Resmi rakam şu anda meydanda elhamdülillah 60 bin kişi var. Zaten Sakarya’ya da bu yakışır. Bizim Sakarya ile aramızdaki muhabbeti ancak gönül gözüyle bakanlar görebilir” dedi.
Erdoğan’ın konuşmasından satırbaşları;
“Bizim Sakarya ile aramızdaki muhabbeti ancak gönül gözüyle bakanlar görebilir. Gönül coğrafyamızın her rengini bağrında yaşatan Sakarya’ya sizlerle hasret gidermeye geldim. Sakarya geleceğe güvenle bakmamızın da teminatıdır. Milli Mücadele’de olduğu gibi 15 Temmuz’da da ayakta durarak hainlere geçit vermeyen bu şehir, Türkiye Yüzyılı’nın da parlayan yıldızıdır. Bir dönem bizimle birlikte olup da sonra yolunu ayıranların veya yolunu kaybedenlerin aksine, Sakarya istikametini hiç bozmadı.
“TEK PARTİ DÖNEMİNDEN BERİ BÖYLELER”
Ülkenin ikinci büyük partisi, işi gücü bırakmış kendi içinde saç saça baş başa kavga ediyor. Dün Türkiye’yi yönetecek Cumhurbaşkanı adayı diye karşımıza çıkardıkları Genel Başkanlarını çiğneyip gezdiler. Cumhurbaşkanı Yardımcısı diye dolaştırdıklarının ne olacakları belli değil. Kongredeki şaibeleri aday belirlemedeki kavgalar izledi. Kıyamet kopsa, millet feveran etse umurlarında değil. Kendi şahsi kariyerlerinden başka hiçbir şeyi gözleri görmüyor. Tek parti döneminden beri böyleydiler. Milletimizden 31 Mart’ta sandıkta desteği, siyasi rant paylaşımı değil, bu vizyonu hayata geçirmek için talep ediyoruz.

“BU TOPRAKLARI HAİNLERE, TERÖRİSTLERE TESLİM ETMEDİK”
Sakarya Türkiye’nin, Türkiye bulunduğu coğrafyanın kalbidir. Boğazları, İstanbul’u, Anadolu’yu almak için çok kanlı savaşlar yapıldı. Anadolu aynı zamanda bir medeniyetler mezarlığıdır. Bu topraklarda nice devletler kuruldu, yıkılıp gitti. Türk milleti olarak biz de Malazgirt’ten beri bu toprakları müdafaa için mücadele ediyor, can veriyoruz.

Bir asır önce Çanakkale’de ve Milli Mücadele’de yüzbinlerce vatan evladını feda ederek, bu toprakları kurtardık. Son 40 yıldır, birliğimize, beraberliğimize, kardeşliğimize kast eden bölücü terör örgütüne karşı mücadele yürütüyoruz. Askeriyle, polisiyle, kamu görevlisiyle, korucusuyla, yaşlısı, genciyle onbinlerce insanı katlederek bizden kopardı. Her karışı şehit kanlarıyla sulanmış bu cennet vatanı; işgalcilere, hainlere, teröristlere teslim etmedik. Artık içeride terör örgütleri kalmadı. Son olarak, güneyimizde teröristan kurmak istediler. Operasyonlarımızla bu senaryoyu yırtıp attık. İHA’larla, SİHA’larla, Akıncılarla bunları yok ettik. Bunları o mağaralarda yok ettik.
“BİZİ KORUYABİLECEK TEK ŞEY BİLEĞİMİZ”
Şimdi en son olarak ortaya Kaanımızı çıkardık. Son teröristi etkisiz hale getirene kadar bu mücadeleyi devam ettireceğiz. Türkiye ve Türk milleti olarak bu topraklarda huzur ve güven içinde yaşamak istiyorsak yapacağımız belli. Güçlü ordu ve güçlü savunma sanayine sahip olacağız. Denizde, havada, karada sahip olacağız. Türkiye için her alanda güçlü olmak mecburiyettir. Bizi düşmanlarımıza karşı ne uluslararası hukuk ne mensubu olduğumuz ittifaklar koruyabilir ne BM koruyabilir. Bizi koruyabilecek tek şey bileğimizdir, kendi gücümüzdür.

Bosna’da 30 yıl önce yaşananları hatırlıyoruz. Boşnak kardeşlerimiz soykırıma uğradı. Batılı devletlerin kılı dahi kıpırdamadı. Irak’ta 2 milyon kişi katledildi. Azerbaycan’da Karabağ yıllarca işgal altında kaldı. Hocalı başta olmak üzere pek çok katliam yapıldı. Suriye’de 1 milyon insan öldürüldü, 12 milyon insan göçe zorlandı. Kimse adım atmadı. Gazze’de 30 bin masum Filistinli şehit edildi. Ne batılı ne BMGK, İsrail vahşetini engelleyecek bir çaba göstermedi. BMGK, İsrail’e acil ateşkes çağrısı bile yapamıyor. Batılı güçler işgalci İsrail ordusuna her türlü silah desteğini vermeyi sürdürüyor. Yarın bizim başımıza da bir felaket gelse, karşılaşacağımız manzara bundan farklı olmayacaktır.
SAVUNMA SANAYİNE YAPILAN YATIRIMLAR
Suriye’den ülkemize yönelik DEAŞ ve PKK tehditleri yoğunlaştığında, müttefik dediğimiz ülkeler hava savunma sistemleri söküp götürdüler. Bugün dünyanın en büyük üreticileri arasında olduğumuz tabanca dahi almamıza engel oldular. Sonra biz yapar olduk, şimdi bizden istiyorlar. Kaan’a, Akıncı’ya, Anadolu’ya, Anka’ya, fırtına obüslerine, Altay tankına, füze sistemlerine sahip olmak bizim için beka meselesidir. Dünyada 5’inci nesil savaş uçağı yapabilen 4 ülke gururunu yaşayamayanlar ülke ve millet sevgisini sorgulasın.
“5,5 MİLYAR DOLAR İHRACAT YAPTIK”
Son 21 yılda savunma sektörüne yaptığımız yatırımların karşılığını hem güvenliğimizle hem ihracatla almaya başladık. Kendimizle beraber dost ve kardeş ülkelerin ihtiyaçlarını karşılar hale geldik. Geçtiğimiz yıl 5,5 milyar dolarlık rekor ihraç tutarı yakaladı.
SAKARYA’YA YAPILAN YATIRIMLAR
Türkiye bugün bölgesel ve küresel güç hedefine sahipse, gerisinde 21 yıldır ülkemize kazandırdığımız eser ve hizmetler var. Ülkemizin her şehri, her karış toprağı bu yatırımlardan istifade etmiştir. Sakarya’da 183 milyar liranın üzerinde yatırım yaptık. Biz hükümet olduktan sonra Sakarya’da yerel yönetimi bizlere verdiğiniz zaman, hem yerel yönetim hem hükümet olarak, Sakarya her türlü hizmeti görecek demektir.”
]]>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 31 Mart mahalli idareler seçimleri öncesinde miting programlarını sürdürüyor. Bu çerçevede Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bugün ki durağı Sakarya oldu. Erdoğan, partisinin düzenlediği mitinge katılmak üzere Sakarya Demokrasi Meydanı’na geldi. Törene Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yanı sıra; AK Parti Genel Başkanvekili Mustafa Elitaş, AK Parti Genel Başkan Yardımcıları Ali İhsan Yavuz, Erkan Kandemir, Hasan Basri Yalçın, Fatih Yalçın, AK Parti Sakarya Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Yusuf Alemdar, AK Parti Sakarya İl Başkanı Yunus Tever, Sakarya milletvekilleri, il protokolü ve binlerce vatandaş katıldı.
“Karşımızdaki ittifakın bugün ki durumunu gördükçe verilmiş sadakamız varmış diyoruz”
60 bin kişinin bulunduğunu ifade ettiği meydanda, vatandaşlara seslenen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Sözlerime bu gece idrak edeceğimiz mübarek Berat Gecemizi tebrik ederek başlıyorum. Geçen sene Mayıs ayında tarihimizin en kritik seçimlerinden birini yaşadık, 14-28 Mayıs seçimleri Türkiye’nin demokrasi ve kalkınma mücadelesinde daima örnek gösterilecektir. Sadece katılım oranları ile değil sonuçları ile de Mayıs seçimleri bir dönüm noktasıdır. Millet olarak bugün geriye doğru baktığımızda nasıl bir badire atlattığımızı çok daha iyi anlıyoruz. Karşımızdaki ittifakın bugün ki durumunu gördükçe Türk Cumhuriyeti’nin verilmiş sadakamız varmış diyoruz. Sakarya’mız iradesine sahip çıkarak yüzde 65 oy oranı ile bize destek oldu. Sakaryalı kardeşlerime şükranlarımı sunuyorum. Sakarya inşallah 31 Mart’ta çok daha güçlü şekilde yanımızda yer alacaktır. Resmi rakam, şuanda meydanda 60 bin kişi var. Zaten Sakarya’ya da bu yakışır. Bizim Sakarya ile bu muhabbeti ancak gönül gözü ile bakanlar görür. Bu muhabbeti dizelere dökecek olursak herhalde şu şekilde akardı; hem haktan yanasın, yiğitsin, mertsin, kimseye eğilmez başın Sakarya. Yeryüzüne bindirilmiş cennetsin, dünyada bulunmaz eşin Sakarya. Sırtımı dayadığım dağsın sen Sakarya. Kafkasların, Balkanların, Anadolu’muzun her köşesisin kokusunu taşıyan Sakarya’ya sizler ile hasret gidermeye geldik” dedi.
“Ülkenin ikinci büyük partisi işi gücü bırakmış, kendi içerisinde saç saça, baş başa kavga ediyor”
Erdoğan, “Sakarya geleceğimize güvenle bakmamızın teminatıdır. Milli mücadelede olduğu gibi 15 Temmuz’da da hainlere geçit vermeyen bu şehir Türkiye 100 yılının yükselen yıldızıdır. Türkiye’nin demokrasi, adalet ve kalkınma mücadelesinin her safhasında sizler yanımızda oldunuz. Bir dönem bizimle birlikte olup da sonra yoluna ayıranların veya yolunu kaybedenlerin aksine Sakarya istikametini hiç bozmadı. Sakarya ülkeye eser kazandırmak, millete hizmet etmek için çalışması gereken muhalefetin oyunlarına hiç gelmedi. Ülkenin ikinci büyük partisi işi gücü bırakmış, kendi içerisinde saç saça, baş başa kavga ediyor. Dün Türkiye’yi yönetecek cumhurbaşkanı adayı diye karşımıza çıkardıkları genel başkanı adaylarını çiğneyip geçtiler. Diğer isimlerin ise yarın ne olacakları belli değil. Yaptıkları kongrelerin üzerindeki şaibeler ve kirli pazarlıklarla öyle bir haldeler ki dünya yansa, ülke batsa umurlarında değil. Kendi şahsi kariyerlerinden başka hiçbir şeyi gözleri görmüyor” diye konuştu.
“21 yıldır ülkenin kalkınması ve gelişmesi için farkımızı gösterdik”
Ülkeyi, Türkiye 100 yılı belediyeciliği ile bu seçimde dünyanın en üst ligine çıkarmak istediklerini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Aslında bunlar tek parti devrinden beri hep böyleydiler, bunun için milletimiz rahmetli Menderes’ten merhum Özal’a kendi derdi ile dertlenen herkese sahip çıkmıştır. Bizde 21 yıldır ülkenin kalkınması ve gelişmesi için farkımızı gösterdik. Şimdi de ülkemizi Türkiye 100 yılı belediyeciliği ile bu seçimlerde dünyanın en üst ligine çıkarmak istiyoruz. Bugün sizlerin karşısına da aynı hissiyat ile çıktı. Sakarya’dan öyle bir ses verin ki; Marmara’dan, Karadeniz’e kadar duymayan kalmasın. Ayağa kalkmaya hazır mıyız Sakarya? Sakarya 31 Mart’ta Türkiye 100 yılı şehirleri için hazır mıyız, kararlı mıyız, gerçek belediyeciliği tercih ediyor muyuz? Bunun için seçim gününe kadar ana kademe, kadın kolları, gençler, kapı kapı dolaşmaya var mıyız? Seçim akşamı Sakarya ile birlikte Türkiye haritasını cumhur ittifakının renklerine boyamaya var mıyız? Sakarya, Türkiye’nin kalbi, Türkiye’de bulunduğu coğrafyanın kalbidir. Tüm imparatorlukların gözü hep bu coğrafyada oldu. Bu bakımdan Anadolu sadece medeniyetler beşiği değildir, aynı zamanda bir medeniyetler mezarlığıdır. Bu topraklarda nice devlet kuruldu, hüküm sürdü ve yıkılıp gitti, nice krallar en son nefesini bu topraklarda verdi” şeklinde konuştu.
“Maruz kaldığımız ihanetlerin, ödediğimiz bedellerin haddi hesabı yok”
Erdoğan, “Türk milleti olarak biz de Malazgirt’ten bu yana bu topraklar için mücadele ediyor can veriyoruz. Bayrağımız inmesin, ezanlarımız susmasın diye can verdik, veriyoruz. Son 40 yıldır birlik ve beraberlik, kardeşliğimize kast eden bölücü terör örgütüne karşı mücadele yürütüyoruz. Askeri, polisi, kamu görevlisi, korusu, kadını, yaşlısı, gençlerimizi bizden kopardı. Maruz kaldığımız ihanetlerin, ödediğimiz bedellerin haddi hesabı yok. Ama hamd olsun her karışı şehit kanlarıyla sulanmış bu cennet vatanı hainlere, teröristlere teslim etmedik. Bunları Cudi’de, Tendirek’te, Gabar’da gömdük mü? Artık içeride terör örgütleri kalmadı, hepsi de terk etti. Güney sınırımız boyunca bir teröristan kurmaya teşebbüs ettiler, gerçekleştirdiğimiz sınır ötesi operasyonlar ile bu senaryoyu yırtıp attık. İHA’larımızla, SİHA’laramızla teröristleri o mağaralarında yok ettik. Şimdi en son olarak ortaya hangi uçağımızı çıkardık; KAAN’ımızı çıkardık. KAAN ile beraber gökyüzü ile buluştuk. Yaptık ve yine yapacağız. Nerede bir terörist varsa buluyoruz, başını eziyoruz, arkalarında kimlerin olduğuna bakmadan son terörist etkisiz hale getirilene kadar bu mücadeleyi devam ettireceğiz” ifadelerini kullandı.
“Barış ve huzur istiyorsan savaşa hazır olmalısın”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Barış ve huzur istiyorsan savaşa hazır olmalısın, Türkiye ve Türk milleti olarak bu topraklarda huzur içerisinde yaşamak istiyorsak, yapacağımız iş bellidir; güçlü bir ordu ve savunma sanayine, havada, karada ve denizde sahip olacağız. Bizi düşmanlarımıza karşı koruyacak olan tek şey bileğimizdir, kendi gücümüzdür, kendi imkan ve kabiliyetlerimizdir. Diğer türlü bize bu coğrafya da nefes bile aldırmazlar. Bu gerçeği, yakın çevremizdeki örnekleri ile acı bir şekilde görüyoruz. Suriye’de bir milyon insan vahşice öldürüldü, 12 milyona yakın insan göçe zorlandı zulmü durdurmak için kimse adım atmadı. Gazze’de, 30 bin masum Filistinli şehit edildi, 70 binden fazla sivil yaralandı. İsrail vahşetini engelleyecek işe yarar bir çaba gösterilmedi. Tam 140 gündür İsrail’in işlediği insanlık suçlarını sadece seyrediyorlar. İsrail’e acil ateşkes çağrısı bile yapılmıyor. Batılı güçler, işgalci İsrail ordusuna her türlü silah desteğini vermeyi sürdürüyor. Allah korusun yarın bizim başımıza da bir felaket gelse, karşılaşacağımız manzara bundan farklı olmayacaktır” dedi.
“Geçtiğimiz yıl 185 ülkeye, 230 çeşit ürün ihraç ederek 5.5 milyar dolarlık rekor ihraç tutarı yakaladık”
Erdoğan, “Suriye topraklarından ülkemize yönelik DEAŞ ve PKK tehditleri yoğunlaştığında müttefik dediğimiz ülkeler, topraklarımızdan hava savunma sistemlerini söküp götürdüler, terörle mücadelede ihtiyacımız olan silahları, araç gereci, mühimmatı vermediler. Hatta bugün dünyanın en büyük üretici ve ihracatçıları arasında olduğumuz tabanca almamıza dahi engel oldular. Sonra ne oldu, biz tabancamızı yapmaya başladık. Onlar bizden şimdi tabanca istiyorlar. KAAN Savaş Uçağına, Anadolu Gemisine, Akıncı’ya fırtına obüslerine, Altay tankına; çeşit çeşit füze sistemlerine sahip olmak bizim için bir beka meselesidir. Şimdi onlar bizden istiyor, dünyada 5. Nesil savaş uçağı yapabilen dört ülke arasına girmemizin gururunu yaşamayanlar dönüp kalplerinde ülke ve millet sevgisini sorgulasınlar. Bu savunma sanayi projelerini hayata geçirmemiş olsaydık, Allah göstermesin bugün nasıl bir durumda olurduk düşünmek bile istemiyorum. Son 21 yılda savunma sektörlerine yaptığımız yatırımların karşılığını hem güvenlik hem de ihracatımız ile almaya başladık. Kendimiz ile beraber dost ve kardeş ülkelerimizin de ihtiyaçlarını karşılayan bir ülke haline geldik. Geçtiğimiz yıl 185 ülkeye, 230 çeşit ürün ihraç ederek 5.5 milyar dolarlık rekor ihraç tutarı yakaladık” diye konuştu. – SAKARYA
]]>Düzenlenen açılış törenine Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki, AK Parti Kayseri Milletvekilleri Şaban Çopuroğlu, Murat Cahid Cıngı ve Sayın Bayar Özsoy, Kayseri Valisi Gökmen Çiçek, Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Memduh Büyükkılıç, ilçe belediye başkanları, protokol üyeleri, hayırseverler ve vatandaşlar katıldı.
AK Parti hükümetleri döneminde eğitime bütçe desteğinin zirve yaptığını söyleyen Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki, “Ben değerli hayırseverimize çok teşekkür ediyorum. Allah’tan kendilerine hayırlı ömürler diliyorum. 21 okul yazıyor dile kolay. Koca koca milyonlarca nüfusu olan şehirlerin belediye başkanları şimdi seçim geldi aradan 5 sene geçti. Vatandaş da ne yaptınız diye haliyle soruyor. Ben tecrübeliydim. 5 sene bittiğinde vatandaşın huzuruna çıktığımızdaki tek soru bu. Biz sana yetki verdik, sen de 5 sene boyunca orada oturdun. Ne yaptın kardeşim? Bizim derdimizle dertlendin mi, güzel işler yaptın mı? o bütçeyi çar çur mu ettin? Yani algı operasyonları çekerek ajanslara paraları döküp beni parlatın diyerek mi gezdin yoksa hakikaten toplumun faydasına güzel işler yaptın mı? Böyle bakıldığı zaman ne yazık ki son dönemde yaşanan bir belediye başkanlığı anlayışının da Türkiye’de yaygınlaştığını görmek de üzücü. Gerçekten milyonlarca lira veriyorlar, troller ordusu tutuyorlar, akşama kadar klavye kahramanları bir iki duble de atıyor “Karşı tarafta kim konuştu sövün buna” diyor ve hücum ediyorlar. Bu seçimlerden sonra çıktı ortaya, başında kim var o da belli oldu. Gerçekten Melikgazi Belediye Başkanımız Mustafa beyi, büyükşehiri, Kocasinan’ı, Talas’ı tebrik ediyorum. Allah razı olsun. İşleri güçleri hizmet. Milletin emrindeler, Allah kendilerine hayırlı uzun ömürler versin diye de dua ediyorum. Çok şükür biz de kendi iktidarımız döneminde eğitime çok önem verdik. 2003 yılında 10 milyar civarındayken bütçe, resmi bütçe bu sene itibariyle 655 milyardı. Herhalde ek bütçelerde 1 trilyonu buldu. Yani eğitime ayrılan bütçe aslında bizim hükümetler döneminde en zirve noktalara kadar ulaştı. Geçen sene çocuklarımıza 197 milyon kitap dağıtıldı. Çok şükür bu konuda da hem bir taraftan okullar, hem de bir taraftan kütüphaneler açmaya da devam ediyoruz” dedi.
Bakan Özhaseki, Türkiye karşıtlarının arkasında tek olarak okyanus ötesindeki ülkenin olduğunu söyleyerek, “İnşallah bu iyilik devam eder. Çünkü bizim biraz istemeyenimiz çok fazla. İnancımızdan dolayı, tarihte üstlendiğimiz misyondan dolayı, bulunduğumuz konumdan dolayı, Müslüman Türk Milleti olmamızdan dolayı bize karşıtlıkları çok fazla. Bir sürü örgüt ismi duyarsınız ya sol-sağ gibi gözükür ya emin olun hepsinin arkasında tek ülke var. O okyanus ötesindeki ülke bunları besliyor. Lojistik destek veriyor. “Türkiye’yi bölün, parçalayın, zayıflatın” diyor. Büyük büyük belaları başımıza açıyor. Son yıllarda gezi olayları ile başlayan masum gençlik hareketi gibiyken 3. günden itibaren evrildi olay hükümet devirme operasyonlarına döndü ve örgütler ortaya çıktı. İhtilal denemeleri çıktı. Hukukçular ellerinde bildiri okuyarak hükümet devirme operasyonu yaptılar. Hepsinin arkasına bakıyorsunuz emin olun o baştaki okyanus ötesindeki ülke ve onun yanındaki yardakçısı bize dost gibi görünen ülkeler. Böyle olunca bizim çok çalışmamız lazım. Hep birlikte hareket etmemiz lazım. Çalışıp önümüze bakınca Allah işimizi rast getirecektir” ifadelerini kullandı.
“Bundan sonra beyinlere yatırım yapmalıyız”
AK Parti Kayseri Milletvekili Murat Cahid Cıngı da, “Bugün yine heyecanlı, güzel ve geleceğe umutla bakabileceğimiz açılışın hemen öncesinde sizlerle birlikte olmaktan duyduğumuz mutluluğu ifade edelim. Melikgazi Belediyesi Türkiye’de en fazla okul yaptıran, sağlık ocağı ve sosyal tesis yaptıran belediye. Burası da yeni yerleşime açılan bir bölge ve gelirken de gördüğümüz kadarıyla yollarıyla, yerleşimi ve binaların kalitesi ile oldukça güzel ve şehrimize yeni bir nefes alabileceğimiz alan oluşmuş. İhtiyaç olan bir bölgeydi. Biz hayırseverlerimize teşekkür ediyoruz. Bir ihtiyacı karşılayacak güzel bir ilkokul tesis etmişler. Hem manevi yönden hem de maddi yönden okullar şehrimize ve ülkemize çok önemli katkılar sunacaklar. Fakat şimdiye kadar altyapımızı tamamladık bundan sonra birazcık daha binaların yanı sıra beyinlere de yatırım yapmanın zamanı geldi diye düşünüyorum. Özellikle üstün zekalı çocuklarımıza biraz daha itina edebileceğimiz, onları belki de geleceğin devlet adamları, vizyonerleri olarak yetiştirmemiz gereken bir ortam oluşturmamız gerektiğini düşünüyorum” dedi.
Palancıoğlu, Bakan Özhaseki’den 4 okul istedi
Melikgazi Belediye Başkanı Mustafa Palancıoğlu da yıkılan okulların yerine yapılacak okullar için destek isteyerek, “Kayseri’de en kalabalık ilçeyiz. 585 bin nüfusumuz var. Bu çerçevede de en çok hizmet yapmaya çalıştığımız alanlar okul, sağlık ocağı, kütüphane, cami, sosyal tesis, park gibi tesislerimiz Başka bir çalışma da özellikle bu mahalleyi çok önemli bir şekilde ilgilendiriyor. Kentsel dönüşüm ve imar çalışmaları. Yıldırım Beyazıt şu anda birçok alanda bitti. Yeni yollar açacağız, yeni parklar yapacağız. Yıldırım Beyazıt’ın altın yılları bundan sonra başlıyor inşallah. Çünkü imar bitmeden çalışmalar başlamıyordu, kentsel dönüşümle birlikte buranın ufku da inşallah değişecek. Sayın bakanım sizden bir ricamız var. Bizim Melikgazimizde 4 tane yıkılan okul binamız var. Bir tanesi buraya taşıdığımız Mustafa Eminoğlu Anadolu Lisesi. Bir diğeri Osman Kavuncu’daki Ahmet Kirazgiller. Diğeri Essenyurt’ta Müncübe Cıngıllıoğlu ve Bahar Caddemizde bulunan yıkım veya güçlendirme yapılacak olan Besime Özderici. Bu 4 okulla ilgili sizden destek istiyoruz. Bu okullarımızı bir an önce yıkıldığı gibi yapmamız lazım. Çünkü öğrencilerimiz de ailelerimiz de bunu talep ediyorlar. Ben hayırsevelerimize ve katılımcılara teşekkür ediyorum. Hayırlı olsun” ifadelerini kullandı.
“4 okulun lafı mı olur?”
Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Memduh Büyükkılıç da Melikgazi Belediye Başkanı Mustafa Palancıoğlu’na okul konusunda destek çıktığını söyleyerek, “Mustafa Palancıoğlu başkanım, sana destek çıkıyorum. 4 okulun lafı mı olur? 1’i bana, 1’i valime, 2 bakanımıza verelim. Bu güzel birliktelikler berekete vesile oluyor. Teklifsiziz, büyükşehir ve 16 ilçe el ele gönül gönüle bütçesi bütçemiz diyoruz, personeli personelimiz diyoruz. Kaygısı kaygımız, sevinci sevincimiz diyoruz. Biz el ele gönül gönüle diyoruz. İnşallah hep beraber daha güzel günlere diyerek hepinizi sevgi ve saygıyla selamlarken doktor hanıma ve kıymetli ailesine bir meslektaşı olarak ayrıca teşekkür ediyorum” dedi.
Konuşmaların ardından protokol üyeleri tarafından yapılan kurdele kesimi ile açılış töreni sona erdi. – KAYSERİ
]]>Uraloğlu, MÜSİAD Lojistik Sektör Kurulu tarafından Balçova Termal Otel’de organize edilen “Sürdürülebilirlik Odağında Lojistik Sektörü ve Gelecek Trendleri” ana temalı Türkiye İstişare Toplantısı’nın açılış oturumuna katıldı.
Konuşmasında bakanlığın ulaştırma ve haberleşme ağına yönelik yatırımları hakkında bilgi veren Uraloğlu, 2028’e kadar 1780 kilometre daha otoyol yapmayı, yaklaşık 14 bin kilometre olan demir yolu ağını 28 bin kilometreye, 57 olan havalimanı sayısını ise 61’e çıkarmayı planladıklarını belirtti.
Uraloğlu, şöyle konuştu:
“Hava yolunda ciddi gelişmelerimiz olacak ama demiryolu hem yük hem yolcuda çok büyük oranlarda gelişecek. Biz de yatırımımızı ona göre yapacağız. Her 15 saniyede bir uçak geçiyor ülkemizden. Böyle bir coğrafyadayız ve 173 ülkeyle hava yolları anlaşmamız var. Şu anda da 130 ülkede 143 noktaya doğrudan uçuş yapan bir ülkeyiz.
2023 yılında İstanbul ve Çanakkale boğazlarından yaklaşık 84 bin gemi geçti. Bu her boğazdan yaklaşık 40 bine yakın gemi demektir. 4 saatlik bir uçuş mesafesinde 67 ülkeye ulaşabiliyoruz. Bu 67 ülkede de 1,4 milyar insan yaşıyor. Bunların 40 trilyon dolar gayri safi milli hasılası var. 8 trilyon dolar da ticaret potansiyeli bulunuyor. Coğrafya haritasını bilmeyen birisine gösterirseniz ‘en kritik yer, en stratejik yer neresidir’ derseniz oranın Türkiye olduğunu size gösterebilir. Böyle kıymetli bir coğrafya üzerinde bulunuyoruz.”
“Projeler bitme aşamasında”
Uraloğlu, ticaretin genel anlamda doğu-batı ekseninde geliştiğini, son zamanlarda kuzey-güney aksında da çok ciddi gelişmeler olduğuna işaret etti.
Basra Körfezi’nden Ovaköy’e 1200 kilometrelik otoyol, demir yolu, enerji nakil ve iletişim hatlarını içeren Kalkınma Yolu Koridoru’nu bu gelişmeyi önceden görerek planladıklarını aktaran Uraloğlu, “Bugün bitirmiş olsaydık Süveyş Kanalı’ndaki sıkıntılar konuşulmuyor olurdu ve sadece 21 günde bu ulaşımı biz sağlamış olurduk. Projeler bitme aşamasında. Bu sene içerisinde başlayabilir miyiz diye gayret içerisindeyiz.” diye konuştu.
Ankara-İstanbul arasındaki yeni bir otoyol yapmayı planladıklarını vurgulayan Uraloğlu, Aydın-Denizli Otoyolu’nu bitireceklerini, devamında da bu yolu Antalya’ya bağlayacaklarını anlattı.
İhalesi yapılan ve proje aşamasında olan yatırımları anlatan Uraloğlu, İzmir-Ankara Yüksek Hızlı Tren Projesi’nin Polatlı’dan itibaren 508 kilometre olduğunu, 2026 sonu ya da 2027 başında tamamlanmasının hedeflendiğini aktardı.
İzmir için yeni çevreyolu projesi
Uraloğlu, İzmir’de geçmişte Karayolları Bölge Müdürü olarak görev yaptığını, kentin ihtiyaç duyduğu yatırım ve hizmetleri bildiğini ifade ederek şöyle konuştu:
“Biz tercihlerinden dolayı hiçbir ilimizi cezalandırmadık. Siz hiç duydunuz mu? Ankara’da, İstanbul’da, İzmir’de devletin bir yatırımının durdurulduğunu gördünüz mü tercihinden dolayı? Asla görmediniz. Ama şunu atlamamamız lazım; daha iyisini yapmak için mutlaka mahalli idarelerle, özellikle büyükşehirlerle iş birliği yapmamız lazım. Ekip halinde yürümemiz lazım. O anlamda biz İzmir’e daha iyi hizmet etmeye talibiz.”
Bakan Uraloğlu, İzmir’de yeni çevre yolu projesini de bitirdiklerini vurgulayarak, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Onunla ilgili ÇED süreçleri ve imar planı genel anlamda bitti diyebilirim. Yatırım programıyla, fizibiliteyle ilgili çalışmalarımızı yürütüyoruz. Artık özellikle Karşıyaka, Bayraklı tarafındaki günlük trafik 120 binleri geçti. Belki birazcık daha yukarı Buca’ya doğru giderken o rampaların olduğu kesimde trafik ciddi bir şekilde aksıyor. Bu sene yatırım programına aldırabilirsek bu sene, olmadı önümüzdeki sene mutlaka ona başlamalıyız. Ben şimdiden hayırlı uğurlu olsun diyeyim. Yüksek hızlı tren inşallah geliyor. İzmir’deki bu anlamda kavşak projelerinden bahsediyor Hamza Bey. Onlarda nasıl işbirliği yaparız, konuşacağız. İzmir mutlaka daha iyisine layık. ‘Biz ceketimizi koysak kazanır’ diyenlere 1 Nisan’da bunun böyle olmadığını, 1 Nisan şakasıyla beraber göstermiş olacağız.”
Diğer konuşmacılar
AK Parti İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayı Hamza Dağ da İzmir’in tarih boyunca medeniyetlerin buluşma noktası olduğunu, ticaretin ve kültürün merkezi olarak öne çıkmış bir şehir olduğunu söyledi.
İzmir’in sahip olduğu eşsiz potansiyeli en üst düzeye çıkarmak ve şehri daha da yaşanabilir hale getirmenin en büyük arzuları olduğunu bildiren Dağ, ” İzmir’imizin tarihini, kültürünü ve doğal güzelliklerini koruyarak, modern belediyecilik anlayışıyla kalkındırmayı hedefliyoruz. İş dünyasıyla olan işbirliğimizi güçlendirerek, İzmir’i bir yatırım cennetine dönüştüreceğiz.” dedi.
Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Genel Başkanı Mahmut Asmalı da taşımacılık sektörünün Türkiye’de ve dünyada önemini artırdığını söyledi.
Türkiye ekonomisinin depreme rağmen yılın ilk çeyreğinde yüzde 4 büyüyerek büyük bir direnç gösterdiğini vurgulayan Asmalı, şunları kaydetti:
“Yine geçtiğimiz yılın ikinci çeyreğinde ki o dönem biliyorsunuz genel seçimlerin de olduğu bir dönemdi, bu performansını sürdürerek yüzde 3,9 oranında büyüyerek küresel ekonomiler içerisinde pozitif olarak ayrışmıştır. Nihayet yılın 3. çeyreği yüzde 5,9 oranında büyüyen Türkiye ekonomisi bu dönemde de G20 ülkeleri arasında en çok büyüyen ikinci ülke olmayı başarmıştır. Öncü ekonomilerle birlikte ülkemizin de enflasyon sorunuyla yüzleştiği ve parasal sıkılaşma sürecinde olduğu böyle bir dönemde Türkiye ekonomisinin büyüme hızının artması takdir edilmesi gereken bir gelişmedir.” diye konuştu.
İzmir Valisi Süleyman Elban, MÜSİAD Lojistik Sektör Kurulu Başkanı Mehmet Metin Korkmaz ile MÜSİAD İzmir İl Başkanı Gökhan Temur da toplantıda birer konuşma yaptı.
]]>Hacı Bayram Veli Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü mezunu Gürkan, Abant İzzet Baysal Üniversitesi Ziraat Fakültesinde eğitimini tamamlayan Serkan ile Abant İzzet Baysal Üniversitesi Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Bölümü son sınıf öğrencisi Furkan Özalp, 2018 yılında arkadaşlarıyla tatil yapmak için İzmir’e gitti.
Beraber tatil yapmanın ve seyahat etmenin farklı bir duygu olduğunu keşfeden üçüzler, Türkiye’yi ve dünyayı gezmeye karar verdi.
Seyahatlerine otostop çekerek Ege kasabalarıyla başlayan üçüzler, çadır kurarak konaklama ihtiyaçlarını karşıladı.
Daha sonra yurt içi konaklamalarında Gençlik ve Spor Bakanlığının yurtlarda ücretsiz konaklama imkanı sunduğu “Seyahatsever” projesinden faydalanan gençler, bu sayede Türkiye’nin birçok ilini gezdi.
Ucuz bilet buldukları uçakla ve farklı ulaşım yollarıyla bazı ülkelere de giden üç kardeş, gezip gördükleri yerleri sosyal medya hesaplarından paylaşıyor. Yılın büyük bölümü evden uzak olmaları nedeniyle aileleriyle kısıtlı zaman geçiren üçüzler, imkanları dahilinde seyahatlerini sürdürmek istiyor.
“Seyahatsever projesi büyük avantaj”
Furkan Özalp, AA muhabirine, kardeşleri ve arkadaş grubuyla başlayan seyahatlerinin farklı bir boyuta ulaştığını söyledi.
Sosyal medyada gördükleri gezginlerden etkilendiklerini dile getiren Özalp, salgın nedeniyle bir süre ara verdikleri seyahatlerini 6 yıldır sürdürdüklerini belirtti.
Özalp, Gençlik ve Spor Bakanlığının “Seyahatsever” projesiyle gitmek istedikleri il sayısının arttığını aktararak, Türkiye’de 40’dan fazla şehri gezdiklerini anlattı.
Konaklama ihtiyacının karşılanması noktasında projenin büyük bir avantaj olduğunu belirten Özalp, “Konaklamayı hallettikten sonra gerisi bir şekilde halloluyor. Gürkan kardeşim bir yerlerde çalışarak geziyor, ben KYK kredimi biriktirerek yapıyorum bu işi.” dedi.
Özalp, kardeşlerine göre yurt dışı deneyiminin daha az olduğuna değinerek, şöyle devam etti:
“Gürcistan ve Fas’a gittim. Serkan; İran, Mısır ve Sri Lanka’ya gitti. Gürkan’ın gittiği ülke 13 oldu. Gürcistan, Azerbaycan, İran, Mısır, Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan, Sri Lanka ve Balkan ülkelerini gezdi. Gürkan eğlence ağırlıklı seyahat ediyor. Şu anda Sri Lanka’da sörf öğrenmeye çalışıyorlar. Gürkan’ın amacı; daha çok yeni tecrübeler ve deneyimler elde etmek. Benimki biraz daha tarihi yerleri gezip görmek, insanlarla konuşup hayat hikayelerini dinlemek. Serkan’ın amacı da iş hayatına atılmadan önce bir daha fırsatı olmaz düşüncesiyle bir yerleri gezip görmek.”
“Görmek istediğim 30-40 ülke var”
Gürkan Özalp ise gezmekten keyif aldığını belirterek, Ege kıyılarında kamp yaparak başlayan serüvenlerinin, Bakanlığın projesiyle Türkiye turu, daha sonra ise dünya turu olarak devam ettiğini dile getirdi.
Vakti ve imkanı varken gidebildiği yerlere giderek farklı yerler görmek istediğini anlatan Özalp, “Çoğu gezgin bütün ülkeleri gezmek ister ama benim öyle bir hedefim yok. Görmek istediğim 30-40 ülke var. Onları görsem, ondan sonra Güneydoğu Asya’da herhangi bir ülkeye yerleşsem bana yeter.” dedi.
Serkan Özalp ise 6 Şubat’ta Kahramanmaraş merkezli meydana gelen depremlerin ardından gönüllü olarak gittiği bölgede 8 gün kaldığını aktararak, gördüklerinden etkilenerek önceliklerinin değiştiğini anlattı.
Maddi kazanımlar yerine zamanı iyi değerlendirmeye ağırlık verdiğini belirten Özalp, hayatına bu doğrultuda yön verdiğini, seyahat etmenin de bunun bir parçası olduğunu ifade etti.
“Biz belki 8 şehre gidemedik, çocuklarım 80 yere gitti”
Üçüzlerin annesi Ayşe Özalp, çocuklarının kendi başlarına seyahat etmelerine önce karşı çıktıklarını, daha sonra desteklediklerini söyledi.
Çocuklarının istediği yere özgürce seyahat ettiğini belirten Özalp, “Özlem var. Ertesi gün hatta gittikleri gün bile oluyor. Ama bazı şeyler artık alışkanlık haline geliyor. Alıştık uzakta olmalarına. Gidiyorlar 15 gün-1 ay, sonra tekrar geliyorlar. Sağlıklı olduklarını bilelim, nerede oldukları önemli değil.” diye konuştu.
Özalp, en önemli isteklerinin çocuklarının çalışıp evlenmesi olduğuna değinerek, “Biz okulları bittikten sonra işe girmelerini isteriz ama onlar gezmeyi tercih etti. Yaptıkları şey de küçümsenecek şey değil. Çok büyük bir iş başarıyorlar. Biz anne ve babaları olarak belki 8 ile gidemedik, çocuklarım 80 yere gitti. Yıl içinde belki 15 gün görüyoruz, 350 gün yoklar.” ifadesini kullandı.
Baba Rahmi Özalp ise çocuklarının gezmeye erken başladığını dile getirerek, “Bizimle beraber gezerken bir baktık ki kendileri gezmeye başladı.” dedi.
Çocuklarını özlediklerine ancak onların farklı yerler, insanlar, kültürler görmelerinin kendileri için avantaj olduğuna işaret eden Özalp, “Çadır ve otostopla başladılar, sonra KYK yurtları, projelerle bir anda yurt dışına çıkmaya başladılar.” sözlerine yer verdi.
]]>Rusya’nın, Ukrayna’ya 24 Şubat 2022’de askeri operasyon başlattığını ilan etmesinin üzerinden 2 yıl geçti.
Zaman zaman şiddetini artırarak süren savaş nedeniyle kimi Ukraynalılar ailelerinden, evlerinden ve memleketlerinden ayrılmak zorunda kaldı.
Yaşadıkları kentleri, okulları ve iş yerlerini bırakarak, dünyanın farklı ülkelerine göç eden Ukraynalıların, savaşın bitmesine dair bekleyişleri ve umutları devam ediyor.
Eşini geride bırakmanın hüznünü yaşıyor
Ailecek yaşadıkları Mikolayiv şehrini 12 yaşındaki oğlu Rostislav Shistirikov ile terk etmek zorunda kalan 33 yaşındaki ilkokul öğretmeni Olha Shistirikova, 9 yıl öğretmenlik yaptığını, mühendis olan eşi ve oğluyla ülkesinde mutlu bir hayat yaşadığını anlattı.
Shistirikova, 8 Mart 2022’de evi, eşi, ailesi başta olmak üzere sevdiği ülkesini terk etmek zorunda kaldığını vurgulayarak, 3 kadın ve 5 çocukla bindikleri araçla Moldova’ya gittiğini, oradan da oğluyla birlikte uçakla Romanya’ya geçtiğini, bir süre sonra da İstanbul’a geldiğini kaydetti.
Mühendis olan eşinin teknik konularda orduya destek vermesi için ülkesinde kaldığını belirten Shistirikova, “En büyük üzüntüm eşimi ve babamı savaşın ortasında bırakmak zorunda kalmak oldu. Savaşın başladığı süreçte zaten hasta olan annem yaşadığı acıya daha fazla katlanamadı ve hayatını kaybetti. Annemin dışında çok yakın dostlarımı da kaybettim. Geride bıraktığım akrabalarımla ancak telefonla görüşebiliyorum. En son yaptığım görüşmede bizim şehirde bombardımanın yine şiddetlendiğini öğrendim.” diye konuştu.
Shistirikova, Türkiye’de, oğluyla yaşadığını, eski okuluna online olarak ders vermeye devam ettiğini, ayrıca Ukrayna Kültür Derneği’nin etkinlilerine yardımcı olduğunu, Ukraynalı çocuklara kendi dillerini öğretmeye çalıştığını aktardı.
“Türkiye bizim ikinci memleketimiz, evimiz oldu”
Türkiye’de yaşamaktan çok mutlu olduğunu dile getiren Shistirikova, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Türkiye’de güvende olmak çok güzel ama yine de ülkemizi, toprağımızı özlüyoruz. Burada misafiriz bir an önce savaşın bitmesini ve ülkemize dönmeyi istiyoruz. Ukraynalılar bu yaşadıklarını hak etmiyor. Kimseye bir zararımız yoktu. Kimsenin bizim ülkemizi elimizden almaya hakkı yok. Savaşın bir gün biteceğine ve adaletin yerini bulacağına inanıyorum. Ukrayna’nın zaferini sabırsızlıkla beliyoruz. Benim gibi oğlumun da kendi topraklarımda büyümesini istiyorum. Oğlum her gün, ‘Anne ne zaman evimize döneceğiz? diye soruyor. Türkiye’ye gerçekten çok minnettarız, burası bizim ikinci memleketimiz, evimiz oldu. Savaş bittikten sonra da Türkiye’ye her zaman geleceğiz.”
“Her Ukraynalı gibi ben de evime dönmek istiyorum”
Savaştan yaklaşık iki ay sonra Ukrayna’dan Türkiye’ye gelen İryna Kuşnir, ülkesine dönmenin hayaliyle yaşıyor. Ülkesinde Harkiv vN Karazin Üniversitesi’nde Ukrayna Dili ve Edebiyatı üzerine dersler verirken Türkiye’ye gelen Kuşnir’in, yakınları ise Harkiv’de kaldı.
Türkiye’de bir yıldır İstanbul Üniversitesi (İÜ) Edebiyat Fakültesi Ukrayna Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı’nda öğretim görevlisi olarak görev yapan Kuşnir, Ukrayna’daki ailesiyle her gün telefonda görüşüp, güvende olup olmadıklarını öğreniyor.
Ülkesindeki savaşın bir an önce bitmesini isteyen Kuşnir, 24 Şubat 2022’de saat 05.00’te yaşadıkları şehirde savaşın başladığını anlatarak, “Her yerden füze geliyordu ve patlamalar oluyordu. Çok korkunç bir durum vardı.” dedi.
Kuşnir, savaş başladığında Türk Hükümetinin çalıştığı üniversitedeki Türk öğrencileri Ukrayna’dan tahliye etmek için çalışmalara başladığını belirterek, Türklerin sadece kendi vatandaşları için değil, Ukraynalıların tahliyesi için de çaba gösterdiğini söyledi.
Türkiye’ye geldiğinde de her aşamada yardım gördüğünü ifade eden Kuşnir, İstanbul’da Ukrayna Dayanışma Derneği’nin de Türk halkıyla birlikte yardımına koştuğunu söyledi.
Kuşnir, “Türkiye çok güzel bir ülke ve bizi çok güzel karşıladı. Ancak her Ukraynalı gibi ben de evime dönmek istiyorum. Siz bize kapılarınızı açtınız ve bizi çok hoş karşıladınız. Türkiye’ye çok teşekkür ediyorum.” ifadelerini kullandı.
“Her gün onları merak ediyorum ve onların hayatını düşünüyorum”
Ukrayna Dayanışma Derneği Başkanı Tetiana Fetsan, 7 yıl önce Türklere Ukrayna kültürünü tanıtmak amacıyla kurulan derneğin, savaştan sonra Türk halkıyla dayanışma içinde savaş mağdurlarının yardımına koştuğunu anlattı.
Göç İdaresine göre Temmuz 2023’te Türkiye’de 44 bin Ukraynalı yaşadığını, ancak geri dönüşler nedeniyle bu sayının düştüğünü belirten Fetsan, “İş olmadan, gelir olmadan burada, her yerde yaşamak zor. O yüzden çoğu Ukraynalı, bombalar altında olan ülkesine dönmeyi tercih ediyor. Çünkü en azından orası kendi evi. Bir şekilde her gün bombalar, füzeler, sirenler altında hayatlarını devam ettirmeye çalışıyorlar.” diye konuştu.
Mariupol şehri gibi savaşın tamamen yok ettiği kentlerde yaşayan Ukraynalıların ise geri dönemediğini dile getiren Fetsan, Türkiye’deki savaş mağdurlarına yardımlarının devam ettiğini dile getirdi.
Annesi, babası ve kardeşinin Ternopil’de yaşadığını aktaran Fetsan, her gün annesiyle telefonda konuştuğunu anlattı.
Ukrayna’da devam eden savaş nedeniyle çok zor şartlar yaşandığını ifade eden Fetsan, “Her gün siren çalıyor. Çocuklar normal eğitim görmüyor. Çünkü ders başlayınca siren çalmaya başlıyor. Herkes sığınağa giriyor, bomba patlıyor. Mesela iki hafta önce Lviv’de bir sivil binaya bomba düştü ve tabii ki yaralı ve ölü var. Her gün nereye bomba düşer belli değil. Her gün onları merak ediyorum ve onların hayatını düşünüyorum.” şeklinde konuştu.
“Biz Türk halkından büyük bir destek gördük”
Tetiana Fetsan, İstanbul’da 80 yaşlarındaki Türk bir kadınının pazar arabasıyla yaptığı alışverişi, savaş mağdurlarına vermesini hiç unutamadığını söyledi.
Türk halkına teşekkür etmek istediğini kaydeden Fetsan, şunları dile getirdi:
“Çünkü onlar olmadan biz hiçbir şey yapamazdık. Buraya gelenler ilk zamanlar hiçbir şey bilmiyordu. Türkçe bilmiyorlar, hastaneye gidemiyorlardı. Biz Türklerden, Türk halkından büyük bir destek gördük. Türk kurumları, uluslararası kurumlar bize yardım etti. Biz de gıda, hijyen malzemeleri, kıyafet, ayakkabı, iletişim gibi temel ihtiyaçlarını karşılama konusunda hemşehrilerimize yardıma başladık. Buraya yardım malzemeleri getirenlerden kuyruk oluyordu. Mesela Türkler bize Ramazan kolisi veriyordu, biz dağıtıyorduk. Biz tabii ki bunu hiç unutmayacağız.”
]]>ANKARA – Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri’nin Yeşil Teknoloji heyetleri, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin ev sahipliğinde düzenlenen etkinlikte bir araya geldi.
Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri’nin Yeşil Teknoloji heyetleri, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin ev sahipliği yaptığı Greentech Tech Heyeti Çalışma Yemeği etkinliğiyle bir araya geldi. Türkiye ve ABD arasındaki ekonomik ve ticari ilişkilerin ele alındığı toplantıda, iki ülke arasındaki ticaret hacminin 2023 yılında rekor kırarak 33 milyar Dolara ulaştığı belirtildi. Yükselişin devam ettiği kaydedilirken, ikili ticaret hedefinin gelecek yıllarda 100 milyar Dolar seviyesine ulaşması olduğu ifade edildi. Öte yandan Yeşil Teknoloji misyonunun bu hedefe ulaşmada önemli bir katkı sunacağı toplantıda vurgulandı.
Toplantıda bir konuşma gerçekleştiren Ticaret Bakan Yardımcısı Mustafa Tuzcu, Türkiye’nin ABD ile iyi ilişkiler içerisinde olduğunu dile getirerek, yeşil teknoloji odaklı bir misyonun ilişkilerin ilerletilmesi için bir dönüm noktası olacağını dikkati çekti. Tuzcu, “Biz ABD ile ekonomik ilişkileri daha fazla geliştirmek, ilerletmek istiyoruz. Daha fazla zaman kaybetmek istemiyoruz” açıklamasında bulundu.
“ABD şirketlerinin ekonomiye katkısı 60 milyar dolardan fazla”
İki ülke arasında rakamların yeteri kadar iyi olmadığını da söyleyen Tuzcu, “ABD dünyadaki en büyük ithalatçılardan, mal ve hizmet ihracatında da en büyüklerden birisi. Bizim karşılıklı ticaretimiz düşük. Bir ilerleme kaydettik fakat, aramızdaki ilişkinin potansiyelini yansıtacak kadar bir ilerleme kaydedemedik. Bu ilişkileri daha da artırmalıyız. Hem ülkelerimize hem de 3’üncü ülkelere de yatırım yapmamız gerektiğini düşünüyorum. Türkiye’de 2 bini aşkın ABD şirket mevcut. Son 20 yılda 14 milyar dolarlık yatırıma tekabül ediyor. Ekonomiye olan katkıları ise 60 milyar dolardan fazla. 100 binden fazla kişiyi Türkiye’de istihdam ediyorlar. Türkiye’den ABD’ye yatırım yapmış şirketler de var. Onlarda ABD’deki yatırımlarını bilhassa yeşil teknoloji alanındaki yatırımlarını artırıyorlar. ABD’deki yeni yönetmelik ışığında o pazara yatırım yapmay çok daha istekliler. Çünkü o piyasada büyük bir potansiyel görüyorlar” ifadelerine yer verdi.
Tuzcu, ABD’de Türkiye’den gelen çeliğe karşı uygulanan vergilerin kaldırılması gerektiğinin altını çizerek, çelik konusunda Türkiye’nin ABD’nin sorununun bir parçası olmak istemediğini aktardı.
“İlişkilerimizin ekonomik ayağının giderek güçlenmesinden mutluluk duyuyoruz”
TOBB Başkanı Mustafa Rifat Hisarcıklıoğlu ise, ABD Ticaret Odası ve Yeşil Teknoloji heyetini ağırlamaktan memnuniyet duyduklarını söyleyerek, TOBB ve ABD Ticaret Odası’nın uzun bir süredir iki ülke arasındaki iş ilişkilerinin gelişimini desteklediğini dile getirdi. Hisarcıklıoğlu, “Üyelerimizin karşılıklı yararı için ortaklığımızı genişletmeyi ve derinleştirmeyi başardık. Türk iş dünyasının çatı kuruluşu olarak Türkiye – ABD ilişkilerine her zaman öncelik veriyoruz. Türkiye-ABD ilişkilerinin üç boyutu olduğunu düşünüyoruz: Askeri-politik ve ekonomik. İlişkilerimizin ekonomik ayağının giderek güçlenmesinden mutluluk duyuyoruz. Ekonomik ilişkiler, Türk-ABD askeri ve siyasi ortaklığına da ciddi destek verecektir. Ticari ilişkilerimizi arttırmaya ve daha iyi bir yatırım ve iş ortamı sağlamaya odaklandık. Yatırımlar hali hazırda ekonomik ilişkilerimizin önemli bir boyutu haline gelmiştir” dedi.
“Türk şirketleri ABD’de 9.7 milyar Dolar yatırım yapmıştır”
ABD’li yatırımcıların Türkiye’ye daha fazla yatırım yapmasını beklediklerini dikkati çeken Hisarcıklıoğlu, “Hali hazırda Türkiye’de faaliyet gösteren 2000 civarında Amerikan şirketi bulunmaktadır. ABD şirketlerinin toplam yatırımı 15 milyar dolara yakındır. Öte yandan ABD, yurt dışındaki Türk yatırımları için bir numaralı destinasyondur. Türk şirketleri ABD’de 9.7 milyar Dolar yatırım yapmıştır. Dolayısıyla burada bir kez daha karşılıklı yatırım potansiyelinin altını çizmek istiyorum. TOBB olarak Chicago’da ikili yatırım ve ticarete yardımcı olacak bir Ticaret Merkezi açtık. Sizleri de bu Ticaret Merkezi’nin hizmetlerinden yararlanmaya davet ediyorum. İkili ticaret hacmi 2023 yılında 33 milyar dolar gibi rekor bir seviyeye ulaştı. Türk ekonomisinin üretim kapasitesi ve Türkiye’nin yatırım ortamı bu hedefe ulaşmamıza yardımcı olacaktır. Ticaret ve yatırım açısından birçok fırsatımız var. Türkiye olarak İtalya ve Çin arasında en büyük sanayi üretim hacmine sahip ülkeyiz” değerlendirmesinde bulundu.
“AB’nin kendi dışında en çok otomobil ithal ettiği ülkeyiz”
Hisarcıklıoğlu, Türkiye ve ABD’nin ticaret ortaklığına yeni ürünler ve sektörler ekleyebileceklerini kaydetti. Yeşil teknoloji misyonunun da bu yönde önemli bir katkı vereceğini, yeşil ve dijital dönüşümün, sağlıklı ve sürdürülebilir bir ekonomik büyümenin motoru olacağını belirten Hisarcıklıoğlu, “AB’nin kendi dışında en çok otomobil ithal ettiği ülkeyiz. Turizmde dünyada en çok ziyaret edilen ilk 5 ülke arasındayız. Küresel müteahhitlik hizmetlerinde dünyanın önde gelen 250 firmasının 42’si Türk firması. Bu açıdan da Çin’in ardından dünyada ikinci sırada yer alıyoruz. Tarımsal gıda endüstrileri alanında da Avrupa’nın en büyük üreticisiyiz. Ayrıca son dönemde yaşanan olumlu gelişmelerin devam edeceğini umuyoruz ve iki müttefikin olması gereken yere geri döneceğiz. Ülkelerimiz arasındaki ticaretin daha liberal olması gerektiğine inanıyoruz. Serbest ticaret anlaşması ya da tercihli ticaret anlaşması karşılıklı ticaretin önünü açacaktır. Türkiye farklı nedenlerle ABD’nin GSP sisteminin dışında bırakıldı. Türkiye’yi sisteme yeniden entegre etmenin yollarını aramalıyız” diye konuştu.
“Sektöre özel misyonun daha ileri işbirliği alanlarının önünü açacağını düşünüyorum”
Bu tedbirler nedeniyle 2017-2022 yılları arasında Türkiye’nin ABD çelik ithalatındaki payının önemli ölçüde düştüğü bilgisini veren Hisarcıklıoğlu, “ABD yönetimini Türkiye’yi Bölüm 232 tedbirlerinin dışında tutmaya ikna etmek için desteğinize ihtiyacımız var. Bir diğer konu da Türkiye’nin ürünlerine yönelik ‘yaptırımlar’. Bu sorunların üstesinden gelmeli ve daha fazla ticaret ve yatırıma odaklanmalıyız. Yeşil Teknoloji misyonu, Türkiye’nin Avrupa Birliği ile gümrük birliğini modernleştirme sürecine de yardımcı olacaktır. Dolayısıyla sektöre özel bu misyonun daha ileri işbirliği alanlarının önünü açacağını düşünüyorum” ifadelerini kullandı.
Toplantıya Ticaret Bakan Yardımcısı Mustafa Tuzcu, TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, Başkanlık İklim Özel Temsilciliği Kıdemli Danışmanı Büyükelçi David Thorne ve ABD Ticaret Odası Kıdemli Başkan Yardımcısı Marty Durbin de katılım sağladı.
]]>Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Yeşil Teknoloji heyetleri, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin (TOBB) ev sahipliği yaptığı Greentech Tech Heyeti Çalışma Yemeği etkinliğiyle bir araya geldi. Türkiye ve ABD arasındaki ekonomik ve ticari ilişkilerin ele alındığı toplantıda, iki ülke arasındaki ticaret hacminin 2023 yılında rekor kırarak 33 milyar dolara ulaştığı belirtildi. Yükselişin devam ettiği kaydedilirken, ikili ticaret hedefinin gelecek yıllarda 100 milyar Dolar seviyesine ulaşması olduğu ifade edildi. Öte yandan Yeşil Teknoloji misyonunun bu hedefe ulaşmada önemli bir katkı sunacağı toplantıda vurgulandı.
Toplantıda bir konuşma gerçekleştiren Ticaret Bakan Yardımcısı Mustafa Tuzcu, Türkiye’nin ABD ile iyi ilişkiler içerisinde olduğunu dile getirerek, yeşil teknoloji odaklı bir misyonun ilişkilerin ilerletilmesi için bir dönüm noktası olacağını dikkati çekti. Tuzcu, “Biz ABD ile ekonomik ilişkileri daha fazla geliştirmek, ilerletmek istiyoruz. Daha fazla zaman kaybetmek istemiyoruz” açıklamasında bulundu.
“ABD şirketlerinin ekonomiye katkısı 60 milyar dolardan fazla”
İki ülke arasında rakamların yeteri kadar iyi olmadığını da söyleyen Tuzcu, “ABD dünyadaki en büyük ithalatçılardan, mal ve hizmet ihracatında da en büyüklerden birisi. Bizim karşılıklı ticaretimiz düşük. Bir ilerleme kaydettik fakat, aramızdaki ilişkinin potansiyelini yansıtacak kadar bir ilerleme kaydedemedik. Bu ilişkileri daha da artırmalıyız. Hem ülkelerimize hem de 3’üncü ülkelere de yatırım yapmamız gerektiğini düşünüyorum. Türkiye’de 2 bini aşkın ABD şirket mevcut. Son 20 yılda 14 milyar dolarlık yatırıma tekabül ediyor. Ekonomiye olan katkıları ise 60 milyar dolardan fazla. 100 binden fazla kişiyi Türkiye’de istihdam ediyorlar. Türkiye’den ABD’ye yatırım yapmış şirketler de var. Onlarda ABD’deki yatırımlarını bilhassa yeşil teknoloji alanındaki yatırımlarını artırıyorlar. ABD’deki yeni yönetmelik ışığında o pazara yatırım yapmaya çok daha istekliler. Çünkü o piyasada büyük bir potansiyel görüyorlar” ifadelerine yer verdi.
Tuzcu, ABD’de Türkiye’den gelen çeliğe karşı uygulanan vergilerin kaldırılması gerektiğinin altını çizerek, çelik konusunda Türkiye’nin ABD’nin sorununun bir parçası olmak istemediğini aktardı.
“İlişkilerimizin ekonomik ayağının giderek güçlenmesinden mutluluk duyuyoruz”
TOBB Başkanı Mustafa Rifat Hisarcıklıoğlu ise, ABD Ticaret Odası ve Yeşil Teknoloji heyetini ağırlamaktan memnuniyet duyduklarını söyleyerek, TOBB ve ABD Ticaret Odası’nın uzun bir süredir iki ülke arasındaki iş ilişkilerinin gelişimini desteklediğini dile getirdi. Hisarcıklıoğlu, “Üyelerimizin karşılıklı yararı için ortaklığımızı genişletmeyi ve derinleştirmeyi başardık. Türk iş dünyasının çatı kuruluşu olarak Türkiye-ABD ilişkilerine her zaman öncelik veriyoruz. Türkiye-ABD ilişkilerinin üç boyutu olduğunu düşünüyoruz: Askeri-politik ve ekonomik. İlişkilerimizin ekonomik ayağının giderek güçlenmesinden mutluluk duyuyoruz. Ekonomik ilişkiler, Türk-ABD askeri ve siyasi ortaklığına da ciddi destek verecektir. Ticari ilişkilerimizi arttırmaya ve daha iyi bir yatırım ve iş ortamı sağlamaya odaklandık. Yatırımlar hali hazırda ekonomik ilişkilerimizin önemli bir boyutu haline gelmiştir” dedi.
“Türk şirketleri ABD’de 9,7 milyar dolar yatırım yapmıştır”
ABD’li yatırımcıların Türkiye’ye daha fazla yatırım yapmasını beklediklerini dikkati çeken Hisarcıklıoğlu, “Halihazırda Türkiye’de faaliyet gösteren 2 bin civarında Amerikan şirketi bulunmaktadır. ABD şirketlerinin toplam yatırımı 15 milyar dolara yakındır. Öte yandan ABD, yurt dışındaki Türk yatırımları için bir numaralı destinasyondur. Türk şirketleri ABD’de 9,7 milyar dolar yatırım yapmıştır. Dolayısıyla burada bir kez daha karşılıklı yatırım potansiyelinin altını çizmek istiyorum. TOBB olarak Chicago’da ikili yatırım ve ticarete yardımcı olacak bir Ticaret Merkezi açtık. Sizleri de bu Ticaret Merkezi’nin hizmetlerinden yararlanmaya davet ediyorum. İkili ticaret hacmi 2023 yılında 33 milyar dolar gibi rekor bir seviyeye ulaştı. Türk ekonomisinin üretim kapasitesi ve Türkiye’nin yatırım ortamı bu hedefe ulaşmamıza yardımcı olacaktır. Ticaret ve yatırım açısından birçok fırsatımız var. Türkiye olarak İtalya ve Çin arasında en büyük sanayi üretim hacmine sahip ülkeyiz” değerlendirmesinde bulundu.
“AB’nin kendi dışında en çok otomobil ithal ettiği ülkeyiz”
Hisarcıklıoğlu, Türkiye ve ABD’nin ticaret ortaklığına yeni ürünler ve sektörler ekleyebileceklerini kaydetti. Yeşil teknoloji misyonunun da bu yönde önemli bir katkı vereceğini, yeşil ve dijital dönüşümün, sağlıklı ve sürdürülebilir bir ekonomik büyümenin motoru olacağını belirten Hisarcıklıoğlu, “AB’nin kendi dışında en çok otomobil ithal ettiği ülkeyiz. Turizmde dünyada en çok ziyaret edilen ilk 5 ülke arasındayız. Küresel müteahhitlik hizmetlerinde dünyanın önde gelen 250 firmasının 42’si Türk firması. Bu açıdan da Çin’in ardından dünyada ikinci sırada yer alıyoruz. Tarımsal gıda endüstrileri alanında da Avrupa’nın en büyük üreticisiyiz. Ayrıca son dönemde yaşanan olumlu gelişmelerin devam edeceğini umuyoruz ve iki müttefikin olması gereken yere geri döneceğiz. Ülkelerimiz arasındaki ticaretin daha liberal olması gerektiğine inanıyoruz. Serbest ticaret anlaşması ya da tercihli ticaret anlaşması karşılıklı ticaretin önünü açacaktır. Türkiye farklı nedenlerle ABD’nin GSP sisteminin dışında bırakıldı. Türkiye’yi sisteme yeniden entegre etmenin yollarını aramalıyız” diye konuştu.
“Sektöre özel misyonun daha ileri işbirliği alanlarının önünü açacağını düşünüyorum”
Bu tedbirler nedeniyle 2017-2022 yılları arasında Türkiye’nin ABD çelik ithalatındaki payının önemli ölçüde düştüğü bilgisini veren Hisarcıklıoğlu, “ABD yönetimini Türkiye’yi Bölüm 232 tedbirlerinin dışında tutmaya ikna etmek için desteğinize ihtiyacımız var. Bir diğer konu da Türkiye’nin ürünlerine yönelik ‘yaptırımlar’. Bu sorunların üstesinden gelmeli ve daha fazla ticaret ve yatırıma odaklanmalıyız. Yeşil Teknoloji misyonu, Türkiye’nin Avrupa Birliği ile gümrük birliğini modernleştirme sürecine de yardımcı olacaktır. Dolayısıyla sektöre özel bu misyonun daha ileri işbirliği alanlarının önünü açacağını düşünüyorum” ifadelerini kullandı.
Toplantıya; Ticaret Bakan Yardımcısı Mustafa Tuzcu, TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, Başkanlık İklim Özel Temsilciliği Kıdemli Danışmanı Büyükelçi David Thorne ve ABD Ticaret Odası Kıdemli Başkan Yardımcısı Marty Durbin de katılım sağladı. – ANKARA
]]>140 sandalyeli mecliste bugün yapılan oylamada 77 milletvekili göç anlaşmasını onaylarken, muhalefet oylamayı boykot etti.
İtalya Başbakanı Giorgia Meloni ile Arnavutluk Başbakanı Edi Rama anlaşmayı geçen Kasım’da imzalamıştı. Her iki ülkede muhalefetinin itirazlarına rağmen plan geçen hafta da İtalya Senatosu’ndan nihai onayı almıştı.
Anlaşmaya göre İtalya tarafından Akdeniz’de kurtarılan göçmenler Arnavutluk’un Shengjin limanına götürülecek. İtalya, Arnavutluk’ta iki göç merkezi kuracak ve sığınma başvuruları değerlendirilen göçmenler bu süreçte bu merkezlerde tutulacak.
Merkezlerin ayda 3 bin kişiyi ağırlayacak kapasiteye sahip olması planlanıyor. Bu kişiler arasında reşit olmayanlar, hamile kadınlar ve hassas durumda olanlar yer alamayacak.
Merkezlerin inşası, göçmenlerin ulaşım ve konaklama masrafları gibi yükümlülükler İtalya tarafından karşılanacak. Merkezlerin içinde güvenliği İtalyan yetkililer, dışında ise Arnavutluk güçleri sağlayacak. İtalyan personelin bazı durumlarda Arnavutluk yasalarından muaf olması öngörülüyor.
Göçmenlerin sığınma taleplerini de İtalya değerlendirecek ve sürecin sonucuna göre bu kişiler ya İtalya’ya yerleştirilecek ya da sınır dışı edilecek.
Anlaşmanın İtalya’ya en az 600 milyon euro’ya mal olması bekleniyor.
Muhalefet: Ulusal güvenliğe tehdit
Bir Avrupa Birliği üyesi ile birlik dışından bir ülke arasında türünün ilk örneği olan anlaşma, iki ülkenin muhalefet partilerinin yanı sıra insan hakları örgütlerinden de tepki çekmişti.
Arnavutluk’ta muhalefetteki Demokratik Parti bugün parlamentodaki oylamaya katılmadı. İtalyan ANSA ajansının haberine göre partinin Meclis Grup Başkanı Gazmend Bardhi “Tutumumuz İtalya ile ilişkilerle ya da geçmişte yaptıklarına olan minnettarlığımızla alakalı değil, ancak bu anlaşma bunun ötesine geçiyor çünkü kamu çıkarlarını ihlal ediyor ve ulusal güvenliği tehdit ediyor” dedi.
Plana itirazlar Arnavutluk’ta Anayasa Mahkemesi’ne de taşınmıştı ancak mahkeme geçen ay bu itirazları reddetmişti.
İtalya’da da anlaşmaya uluslararası hukukun ve göçmenlerin haklarının ihlal edileceği gerekçesiyle tepkiler gelmişti. Muhalefetteki Daha Fazla Avrupa partisi lideri Riccardo Magi, kurulacak merkezleri ‘İtalyan Guantanamosu’ diye nitelemiş ve “İtalya denizde kurtarılan insanları bir paket ya da eşyaymış gibi AB üyesi olmayan bir ülkeye taşıyamaz” demişti.
Uluslararası Af Örgütü de anlaşmanın uygulamada göçmenlerin Arnavutluk’ta “gözaltında tutulması” anlamına geldiğini ve hukuka aykırı olduğunu belirtmişti. Örgüt, “İtalyan makamları tarafından denizde kurtarılan kişiler İtalya’nın yargı yetkisi altındadır ve sığınma talepleri ve bireysel durumları incelenmeden başka bir devlete nakledilemezler” demişti.
Anlaşma geçen hafta İtalya parlamentosundan onay aldığında Katolik Kilisesi’nden de eleştiri aldı.
Katolik Kilisesi’nin İtalya yönetim birimi olan Piskoposlar Konferansı’na bağlı göç vakfı Fondazione Migrantes’in Başkanı Gian Carlo Perego, anlaşmayla 600 milyon euro’dan falza paranın ‘denize atıldığını’ söyledi. Perego, İtalya’nın nüfusa oranla sığınmacı kabulü açısından Avrupa’da 16. sırada yer aldığını belirtti ve buna rağmen ülke içinde etkili bir kabul sistemi kurmaktan ‘aciz’ olunmasını eleştirdi.
Türkiye ile anlaşma
İtalya Başbakanı Meloni, düzensiz göçü durdurma vaadiyle girdiği seçimleri kazanmış ancak iktidarının ilk yılında ülkeye gelen göçmen sayısı büyük artış göstermişti. Meloni hükümeti, Kuzey Afrika kıyılarından deniz yoluyla İtalya’ya ulaşan göçmenleri engellemek için hem bu kıyı ülkeleri hem de üçüncü ülkelerle anlaşmalar yapıyor.
Meloni geçen ayki Türkiye ziyaretinde de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile göç konusunu görüşmüştü. İki ülkenin Libya’dan İtalya’ya göçe karşı bir anlaşma üzerinde çalıştıkları bilgisi İtalyan basınında yer alırken bu anlaşmanın detayları halen resmi olarak açıklanmadı.
İtalya basınına göre Türkiye ile yapılması planlanan anlaşma, Libya’dan çıkışları önleme amacı taşıyor. Roma yönetimi bu amaçla Ankara’nın Libya’daki nüfuzundan faydalanmayı umuyor.
]]>Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı koordinasyonunda Türk Havacılık Uzay Sanayii tarafından yürütülen Türkiye’nin en önemli teknoloji projelerinden milli muharip uçak KAAN, önceki gün ilk uçuşunu yaptı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugün partisinin Denizli mitinginde yaptığı konuşmada, KAAN’a ilişkin önemli bilgiler verdi.
“KRİTİK BİR EŞİĞİ DAHA AŞTIK”
Milli muharip uçağı KAAN’ı gökle buluşturduklarını hatırlatan Erdoğan, 5. nesil savaş uçağı KAAN’ın ilk uçuşunu başarıyla icra ettiğini söyledi. Erdoğan, yaklaşık 15 yıllık bir çabanın, gayretin ve azmin ürünü olan KAAN’ın, dünkü testiyle çok kritik bir eşiği daha aştığını bildirdi.

2028 YILI SONUNDA KAAN ENVANTERDE
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “2028 yılı sonunda KAAN’ın Hava Kuvvetlerimize katılmasını planlıyoruz. Varsın birileri, ‘Yapamazsınız, başaramazsınız’ demeye devam etsin. Ne derseniz deyin, yaptık, gökle buluşturduk. Ne dediler? Kalorifer peteği, süpürge sapı. Kendi akıllarınca projelerimizle dalga geçtiler. Varsın birileri Türkiye’nin potansiyelini, Türk milletinin gücünü hafife alsın. Biz bunlara kesinlikle kulak asmayacağız. Ne kifayetsiz muhterislerin ne de ülkemizin başarılarından rahatsız olan beşinci kol elemanlarının umutlarımızı kırmasına izin vermeyeceğiz. İman varsa irade varsa Allah’ın izniyle imkan da vardır.” ifadelerini kullandı.
“ANKARA’DAKİ OFİSLERİNDEN YORUM YAPAN SABIK SİYASETÇİLERİ MİLLETİMİZİN TAKDİRİNE HAVALE EDİYORUM”
Erdoğan, konuşmasının devamında “Buradan KAAN’ın ilk uçuşunu yapması sonrasında milletimizin sevincini paylaşan tüm siyasetçilere ülkem, milletim ve projeye hayat veren TUSAŞ mühendislerimiz adına teşekkür ediyorum. Olur olmaz, ilgili ilgisiz her konuya Ankara’daki ofislerinden yorum yapan, ellerine geçirdikleri her fırsatı insanımızı kutuplaştırmak için kullanan ancak dünkü tarihi başarımızla tek kelime etmeyen sabık siyasetçileri milletimizin takdirine havale ediyorum.” dedi.

“YERLİ VE MİLLİ MUHALEFET NASIL YAPILIR BİR TÜRLÜ ÖĞRENEMEDİLER”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, basit bir görüntülü konuşmayı dahi yere göğe sığdıramayan bu eski politikacıların “KAAN” gibi teknoloji harikası bir savunma projesi hakkında derin bir sessizliğe bürünmelerinin ibret verici olduğunu ifade ederek, “Bunlar Türkiye’de güya yıllarca siyaset yaptılar. Ülkenin ana muhalefet partisine genel başkan oldular. Ama yerli ve milli muhalefet nasıl yapılır bir türlü öğrenemediler. Şimdi Ankara’da bir apartman dairesi tutmuşlar, oradan siyaset yapıyorlar. Bunlar milletle aynı yere bakmayı öğrenemediler, aynı hissiyatı taşımadılar.” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları:
Erdoğan, partisinin 29 Ekim Bulvarı Özay Gönlüm Meydanı’nda halka hitap etti. Sözlerine, “Bugün Denizli yine bir başka güzel. Esen yeller seni söyler Denizli, açan güller seni söyler Denizli, bütün yollar seni söyler Denizli, yarenimsin, cananımsın, canımsın Denizli. Rabb’im seni kem gözlerden korusun.” diyerek başlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, havası ayrı güzel, insanı ayrı güzel, coğrafyası bir başka güzel Denizli’de olmaktan büyük bir memnuniyet duyduğunu söyledi.
Halk müziğe sanatçısı Özay Gönlüm’ün derlediği Denizli türküsünde? “Asmam yıkıldı, suyu sıkıldı. Bugün goca gızı görmedim canım sıkıldı.” dediğini aktaran Erdoğan, “Bizim de Denizli’ye gelip sizlerle kucaklaşmayınca canımız sıkılıyor.” ifadelerini kullandı. Yaklaşık on aylık hasretin ardından yine Denizlililerle beraber olduklarını dile getiren Erdoğan, geçen yıl mayıstaki seçimlerde Cumhur İttifakı’na, Cumhurbaşkanlığında yüzde 44, milletvekilliğinde yüzde 45 oranında verdiği destek için Denizlililere teşekkür etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:
“Ama bu oy oranlarının aramızdaki muhabbetin seviyesini yansıtmadığına inanıyorum. Denizli’den en az yüzde 50’nin üzerinde oy bekliyoruz. Buna hazır mıyız? Buna var mıyız? İnşallah 31 Mart’ta bu hedefimize ulaşacağımıza inanıyorum. Eksiklerimizi tamamlayacağız. Mesajlarımızı ulaştıramadığımız insanlarımız varsa bir yolunu bulup mutlaka onlara ulaşacağız. Ülkemize dair hayallerimizi ve hedeflerimizi çok daha etkili bir şekilde anlatmaya gayret edeceğiz. Cumhur İttifakı’na gönül veren kardeşlerimizle birlikte CHP başta olmak üzere muhalefetten umudunu kesen insanlarımızı da muhabbetle bağrımıza basacağız. Daha fazla çalışarak, daha fazla koşturarak Denizli’de hak ettiğimiz ve olmayı arzuladığımız yere mutlaka geleceğiz. Denizli’nin de Türkiye Yüzyılı mücadelemizde bizi yalnız bırakmayacağı kanaatindeyim.”
Türkiye’yi 21 yılda asırlık demokrasi ve kalkınma atılımlarıyla buluşturdukları gibi Türkiye Yüzyılı’nın inşasının da kendilerine nasip olacağını ifade eden Erdoğan, alandakilere buna hazır olup olmadıklarını sordu.

“BUNDAN 8-9 AY ÖNCE BERABER ÜLKEYİ YÖNETMEKTEN BAHSEDİYORLARDI”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle konuştu: “Muhalefetin trajikomik hallerini görüyorsunuz değil mi? Kendi içlerinde horoz dövüşünden beter bir kavga halindeler. Horoz dövüşünün bile bir adabı var ama muhalefetin kavgasında onu bile göremiyorsunuz. Dün iltifat yağmuruna tuttuklarına, bugün en ağır hakaretleri savurmaktan çekinmiyorlar. Bundan 8-9 ay önce beraber ülkeyi yönetmekten bahsediyorlardı. Bugün birbirlerinin kuyusunu kazıyor, iç işlerine müdahale ediyorlar. Hem cumhurbaşkanı adayları hem de cumhurbaşkanı yardımcıları için bizim yaptığımız eleştirilerin daha fazlasını şimdi kendileri söylüyorlar.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, muhalefetin ülkeye eser kazandırmak ve millete hizmet etmek gibi en küçük bir derdi olmadığını, siyasetteki varlık amaçlarının sadece çıkarlarını korumak, iktidar alanlarını genişletmek, yoldaşlarını hançerleme pahasına da olsa siyasi kariyer basamaklarını tırmanmaktan ibaret olduğunu söyledi.
“Muhalefeti ise yapılan her işe takoz koymak olarak anlıyorlar. Halbuki doğru olan hayırlı işlere destek vermek, yanlış işlere karşı çıkmaktır.” diyen Erdoğan, doğru yanlış bakmadan her işe karşı çıkanın halinin yalancı çobanın işine benzeyeceğini, bir süre sonra kimsenin ne dediğine bakmayacağını, CHP başta olmak üzere Türkiye’deki muhalefetin durumunun tam da böyle olduğunu vurguladı.

“SEÇİMLERİ ŞEHİRLERİMİZİ TÜRKİYE YÜZYILI’NA HAZIRLAYACAK ADIMLARIN İLKİ OLARAK GÖRÜYORUZ”
Kendilerinin kimin ne yaptığına, ne dediğine, ne söylediğine aldırmadan sadece işlerine baktıklarını ifade eden Erdoğan, “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz. Ülkemizi cumhuriyetimizin ilk asrının en iddialı kalkınma projesi 2023 hedefleriyle biz buluşturduk. Aynı şekilde ülkemizi cumhuriyetimizin ikinci asrının vizyonu Türkiye Yüzyılı’na da biz kavuşturacağız. Bunun için yapmamız gereken önemli şey birliğimize, beraberliğimize, kardeşliğimize sahip çıkmaktır. Önümüzdeki seçimleri işte bu anlayışla şehirlerimizi Türkiye Yüzyılı’na hazırlayacak adımların ilki olarak görüyoruz.” diye konuştu.
Alandakilere, “Şimdi Denizli’den öyle bir ses verin ki dünyanın dört bir yanındaki dostlarımızın yüreklerini ferahlık, düşmanlarımızın yüreklerini korku kaplasın. 31 Mart’ta Türkiye Yüzyılı şehirleri için hazır mıyız? 31 Mart’ta Türkiye Yüzyılı şehirleri için kararlı mıyız? 31 Mart’ta gerçek belediyeciliği tercih ediyor muyuz? Bunun için seçim gününe kadar kapı kapı dolaşmaya var mıyız? Büyük ve güçlü Türkiye vizyonumuza sıkı sıkıya sahip çıkmaya var mıyız? Seçim akşamı Denizli ile birlikte Türkiye haritasını Cumhur İttifakı’nın renkleriyle boyamaya var mıyız?” diye seslenen Erdoğan, alandakilerden “Evet” yanıtı aldı.

Erdoğan yaptığı konuşmada, alanda resmi rakama göre 75 bin kişi olduğunu belirterek, “Denizli bugün coşmuş. Benim gönlümün sultanı Denizli bu.” ifadesini kullandı. Türkiye Yüzyılı vizyonunun en önemli ayaklarından birinin savunma sanayisinde ve teknolojide Türkiye’yi dünyanın en üst ligine çıkarmak olduğunu dile getiren Erdoğan, karşılaştıkları pek çok engele, gizli açık ambargoya rağmen bu alanda kendilerini sürekli geliştirdiklerini söyledi. Sadece son bir yılda hava, kara, deniz platformlarında onlarca projeyi hizmete aldıklarını anlatan Erdoğan, göreve geldiklerinde yüzde 20 civarında olan yerli üretimin payını ise yüzde 80’ler seviyesine çıkardıklarını bildirdi.
Terörle mücadelede kullanılan silahların çoğunu yurt dışından temin eden ülke tablosuna son verdiklerini aktaran Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Artık her şey bizim, kendimiz üretiyoruz. Artık ihtiyacımız olan silahların hemen tamamını kendi imkanlarımızla üretebiliyoruz. Bununla yetinmiyor, dost ve kardeş ülkelere de ihraç edebiliyoruz. Geçen sene 5,5 milyar dolar savunma ihracatı gerçekleştirdik. Kendi savaş gemisini yapan dünyadaki 10 ülkeden birisiyiz. Gemilerimizi sadece kendimiz tasarlamak ve üretmekle kalmıyor, silah sistemlerinden radarlara kadar birçok teknolojiyi de yine biz geliştiriyoruz. İnsansız hava araçları İHA, SİHA, Akıncı. En son KAAN’ımız çıktı. Bizim çok çok önemli bir adımımız daha var. Uzaya astronotumuzu gönderdik. Bir de KIZILELMA. ANKA-3’ün de hizmete girmesiyle bu alanda çığır açtık, çığır açıyoruz.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan yaptığı konuşmada, enflasyonun sadece Türkiye’nin değil, Kovid-19 salgını sonrasında tüm dünyanın karşı karşıya kaldığı bir baş ağrısı olduğunu söyledi.

GAZZE’YE YAPILAN YARDIMLAR
Gazze’ye gönderilen insani yardımlar kapsamında, 21 ambulans ile 2 bin 380 tonluk yardım malzemelerini taşıyan bir geminin daha Mısır’ın El-Ariş Limanı’na ulaştığını belirten Erdoğan, Türkiye’nin insani yardımlarıyla mazlumlara sahip çıktığını bildirdi.
Erdoğan, 6 Şubat depremlerinin yaralarının sarılması için çalışmaların yoğun şekilde sürdüğünü dile getirerek, bugüne kadar 40 bine yakın deprem konutu ve köy evini hak sahiplerine teslim ettiklerini, yıl sonuna kadar 200 bin konutu hak sahipleriyle buluşturmayı hedeflediklerini anlattı.
Deprem bölgesinde bunları yaparken diğer şehirleri ve toplumun diğer kesimlerini de ihmal etmediklerini vurgulayan Erdoğan, küresel ekonomi ve bölgenin içinden geçtiği sancılı döneme rağmen devletin imkanlarını millet için seferber ettiklerini söyledi.

“HER ALANDA HEDEFLERİMİZE ULAŞACAĞIZ”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, çalışanları ve emeklileri enflasyona ezdirmemek için verdikleri samimi mücadelenin en yakın şahidinin milletin bizatihi kendisi olduğunu ifade ederek, şöyle konuştu:
“2024 yılı için asgari ücretlilerimize, kamu görevlilerimize ve emeklilerimize enflasyon oranlarının üzerinde artışlar yaptık. Hiçbir insanımızın serzenişlerine kulaklarımızı tıkamıyoruz. Bütçemizin sınırlarını zorlama pahasına vatandaşlarımızın taleplerini karşılamaya gayret ediyoruz. İnşallah bu yılın sonuna doğru enflasyonun hızla düşmeye başlamasıyla hep birlikte daha rahat bir nefes alacağız. Ne diyor kelamıkibar, men sabera zafera. Sabreden kimse zafere erer. Ekonomi başta olmak üzere her alanda hedeflerimize ulaşacağız. Bize ecdadın emaneti olan bu vatan topraklarını evlatlarımıza en güvenli, en huzurlu, en müreffeh şekilde teslim etmek boynumuzun borcudur.”
Türk milletinin, bin yıldır bu coğrafyada nice badireleri atlatarak varlığını sürdürdüğüne dikkati çeken Erdoğan, şu ifadeleri kullandı: “Sadece şu son 10 yılda yaşadıklarımız başka bir ülkenin başına gelse emin olun şimdiye darmadağın olmuştu. Bunun için bekleyenlerin hevesleri inşallah bir kez daha kursaklarında kalacak. Denizli ile, Denizlili kardeşlerimizle el ele yürek yüreğe vererek Türkiye Yüzyılı bayrağını zirveye çıkaracağız. Milli mücadeleyi nasıl ‘Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak’ diyerek kazandıysak Türkiye Yüzyılı mücadelesini de aynı hissiyatla, zaferle taçlandıracağız. Milletimizin karşısına yeni vizyonlar, yeni hedefler, yeni programlarla çıkarken birileri gibi boşa atıp dolu tutmanın peşinde koşmuyoruz. Tam tersine verdiğimiz her sözün önce altyapısını kuruyor, sonra sizlere de taahhüdümüzü beyan ediyoruz. Şehirlerimiz için hazır ve kararlı olduğumuzu söylerken de gücümüzü bunun gerisindeki 21 yıllık hazırlıktan alıyoruz.”

DENİZLİ’YE 110 MİLYAR LİRALIK YATIRIM
Denizli’ye bugüne kadar 110 milyar liranın üzerinde kamu yatırımı yaptıklarını dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, Denizli’de eğitimde 4 bin 288 yeni derslik inşa ettiklerini, gençlik ve sporda 8 bin 104 kişi kapasiteli yüksek öğrenim yurt binaları açtıklarını, 63 spor tesisi kazandırdıklarını, ihtiyaç sahiplerine 4,3 milyar lira kaynakla destek olduklarını anlattı.
Sağlıkta 14’ü hastane olmak üzere 38 sağlık tesisini hizmete aldıklarını, aralarında bin yataklı şehir hastanesinin de olduğu 4 sağlık tesisinin yapımına devam edildiğini bildiren Erdoğan, TOKİ aracılığıyla 11 bin 495 konutu tamamlayıp hak sahiplerine teslim ettiklerini, 1911 konutun inşasının sürdüğünü belirtti. Honaz’daki Akbaş Barajı yatırımını, içme suyu arıtma tesisinin bitmesiyle tamamladıklarını ifade eden Erdoğan, “Akbaş Barajı’ndan 70 kilometrelik hatla merkeze getirilen içme suyunun kentteki su depolarına ulaşması için ilk vanayı açtık. Denizli’mizin gelecek 50 yıldaki su ihtiyacını karşılayacak bu yatırımın şehrimize bir kez daha hayırlı olmasını diliyorum.” dedi.

Erdoğan, kentsel dönüşümde riskli yapı olarak belirlenen 6 bin 75 bağımsız bölümün dönüşümünü gerçekleştirdiklerini, daha önce hiç atık su arıtma tesisi bulunmayan kentte bugün 44 tesisle belediye nüfusunun yüzde 90’ından fazlasına hizmet verildiğini söyledi. Denizli’de 8 millet bahçesi projesinden 4’ünü tamamladıklarını, birinin yapımı, 3’ünün ise projelendirme çalışmalarının sürdüğünü kaydeden Erdoğan, bölünmüş yol uzunluğunu 65 kilometreden 512 kilometreye çıkardıklarını anlattı.
“AYDIN-DENİZLİ OTOYOLU’NU YIL SONUNA KADAR TAMAMLAMAYI HEDEFLİYORUZ”
Erdoğan, inşası devam eden Aydın-Denizli Otoyolu’nu bu yıl sonuna kadar tamamlamayı hedeflediklerini işaret ederek, bağlantı yollarıyla uzunluğu 163 kilometreyi bulan bu otoyolun 80 kilometrelik ilk etabını trafiğe açtıklarını, kalan kısmı da tamamlanınca Denizli-Aydın arasındaki ulaşım süresinin bir saate düşürüleceğini vurguladı.
Denizli çevre yolunu 2 bin 649 metre uzunluğunda Honaz Tüneli ile birlikte 14 kilometre olarak tamamladıklarını dile getiren Erdoğan, Organize Sanayi Bölgesi köprülü kavşak projesiyle sanayi bölgesinde oluşan trafik yoğunluğunu da en aza indirdiklerini bildirdi. Kaklık Lojistik Merkezini şehre kazandırdıklarını söyleyen Erdoğan, Denizli il sınırlarındaki mevcut demir yolu hattını tümüyle yenilediklerini, Ankara-İzmir Yüksek Hızlı Tren Projesi kapsamında yer alan Selçuk-Ortaklar yeni demir yolunun yapımına da yakında başlayacaklarını kaydetti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Çardak Havalimanı’nı yeni bir terminal binası yaparak büyüttüklerini, Denizli’ye 18 baraj, 2 içme suyu tesisi, 79 sulama tesisi, 7 arazi toplulaştırma projesi, 95 taşkın koruma tesisi, 13 gölet ve 11 hidroelektrik santrali tesisi yaptıklarını, ilde 938 bin dekar zirai araziyi sulamaya açtıklarını anlattı.
Çiftçilere 37 milyar lira tarımsal hibe desteği verdiklerini, Makine İhtisas Organize Sanayi Bölgesi, Çivril Organize Sanayi Bölgesi, bir teknopark, 15 araştırma geliştirme merkezi ve 12 tasarım merkezi kurduklarını belirten Erdoğan, “Ayrıca 73 hektarlık bir alanda Sarayköy Organize Tarım Bölgesi’ni faaliyete geçirdik. İstihdamı desteklemek için Denizli’deki işverenlere toplam 5,5 milyar lira tutarında prim desteği verdik. Enerjide 294 bin abonesi bulunan Denizli ve 15 ilçesine doğal gaz arzını verdik. Önümüzdeki dönemde Bekirli’ye de doğal gaz arzı sağlamayı planlıyoruz.” diye konuştu. Erdoğan, Denizli’ye yapılan yatırımların anlatıldığı video gösteriminin ardından, bunların Denizli’ye kazandırılan eser ve hizmetlerin çok küçük bir kısmı olduğunu, daha çok eser ve hizmet kazandırılacağını sözlerine ekledi.

MİTİNGDEN NOTLAR
Denizli’ye gelişinde havalimanında yöresel kıyafetli çocuklar tarafından karşılanan Erdoğan, miting alanına geçişinde bazı partililerle selamlaştı, bu sırada bazı çocuklarla da ilgilendi.
Erdoğan’ın halka hitap ettiği miting alanına, “Sen yürüyeceksin, Denizli yürüyecek arkandan”, “Adı geçenlere rakip bile değilsin”, “Türkiye Yüzyılı için doğru zaman, doğru adam” ve üzerinde Erdoğan ile MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin fotoğraflarının bulunduğu “Cumhur İttifakı Türkiye’dir” yazılı pankartlar asıldı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasının ardından Cumhur İttifakı’nın Denizli Büyükşehir Belediyesi ile ilçe belediye başkan adaylarını sahneye çağırdı ve fotoğraf çektirdi.
]]>Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Denizli 29 Ekim Bulvarı Özay Gönlüm Meydanı’nda partisinin mitinginde halka hitap etti. Sözlerine, “Bugün Denizli yine bir başka güzel. Esen yeller seni söyler Denizli, açan güller seni söyler Denizli, bütün yollar seni söyler Denizli, yarenimsin, cananımsın, canımsın Denizli. Rabb’im seni kem gözlerden korusun.” diyerek başlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, havası ayrı güzel, insanı ayrı güzel, coğrafyası bir başka güzel Denizli’de olmaktan büyük bir memnuniyet duyduğunu söyledi.
Halk müziğe sanatçısı Özay Gönlüm’ün derlediği Denizli türküsünde? “Asmam yıkıldı, suyu sıkıldı. Bugün goca gızı görmedim canım sıkıldı.” dediğini aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bizim de Denizli’ye gelip sizlerle kucaklaşmayınca canımız sıkılıyor.” ifadelerini kullandı.
Yaklaşık on aylık hasretin ardından yine Denizlililer’le beraber olduklarını dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçen yıl mayıstaki seçimlerde Cumhur İttifakı’na, Cumhurbaşkanlığında yüzde 44, milletvekilliğinde yüzde 45 oranında verdiği destek için Denizlililere teşekkür etti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:
“Ama bu oy oranlarının aramızdaki muhabbetin seviyesini yansıtmadığına inanıyorum. Denizli’den en az yüzde 50’nin üzerinde oy bekliyoruz. Buna hazır mıyız? Buna var mıyız? İnşallah 31 Mart’ta bu hedefimize ulaşacağımıza inanıyorum. Eksiklerimizi tamamlayacağız. Mesajlarımızı ulaştıramadığımız insanlarımız varsa bir yolunu bulup mutlaka onlara ulaşacağız. Ülkemize dair hayallerimizi ve hedeflerimizi çok daha etkili bir şekilde anlatmaya gayret edeceğiz. Cumhur İttifakı’na gönül veren kardeşlerimizle birlikte CHP başta olmak üzere muhalefetten umudunu kesen insanlarımızı da muhabbetle bağrımıza basacağız. Daha fazla çalışarak daha fazla koşturarak Denizli’de hak ettiğimiz ve olmayı arzuladığımız yere mutlaka geleceğiz. Denizli’nin de Türkiye Yüzyılı mücadelemizde bizi yalnız bırakmayacağı kanaatindeyim.”
“Bundan 8-9 ay önce beraber ülkeyi yönetmekten bahsediyorlardı”
Türkiye’yi 21 yılda asırlık demokrasi ve kalkınma hamleleriyle buluşturdukları gibi Türkiye Yüzyılı’nın inşasının da kendilerine nasip olacağını ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, alandakilere buna hazır olup olmadıklarını sordu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle konuştu:
“Muhalefetin trajikomik hallerini görüyorsunuz değil mi? Kendi içlerinde horoz dövüşünden beter bir kavga halindeler. Horoz dövüşünün bile bir adabı var ama muhalefetin kavgasında onu bile göremiyorsunuz. Dün iltifat yağmuruna tuttuklarına, bugün en ağır hakaretleri savurmaktan çekinmiyorlar. Bundan 8-9 ay önce beraber ülkeyi yönetmekten bahsediyorlardı. Bugün birbirlerinin kuyusunu kazıyor, iç işlerine müdahale ediyorlar. Hem cumhurbaşkanı adayları hem de cumhurbaşkanı yardımcıları için bizim yaptığımız eleştirilerin daha fazlasını şimdi kendileri söylüyorlar.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, muhalefetin ülkeye eser kazandırmak ve millete hizmet etmek gibi en küçük bir derdi olmadığını, siyasetteki varlık amaçlarının sadece çıkarlarını korumak, iktidar alanlarını genişletmek, yoldaşlarını hançerleme pahasına da olsa siyasi kariyer basamaklarını tırmanmaktan ibaret olduğunu söyledi.
“Muhalefeti ise yapılan her işe takoz koymak olarak anlıyorlar. Halbuki doğru olan hayırlı işlere destek vermek, yanlış işlere karşı çıkmaktır.” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, doğru yanlış bakmadan her işe karşı çıkanın halinin yalancı çobanın işine benzeyeceğini, bir süre sonra kimsenin ne dediğine bakmayacağını, CHP başta olmak üzere Türkiye’deki muhalefetin durumunun tam da böyle olduğunu vurguladı.
“Seçimleri şehirlerimizi Türkiye Yüzyılı’na hazırlayacak adımların ilki olarak görüyoruz”
Kendilerinin kimin ne yaptığına ne dediğine ne söylediğine aldırmadan sadece işlerine baktıklarını ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz. Ülkemizi cumhuriyetimizin ilk asrının en iddialı kalkınma projesi 2023 hedefleriyle biz buluşturduk. Aynı şekilde ülkemizi cumhuriyetimizin ikinci asrının vizyonu Türkiye Yüzyılı’na da biz kavuşturacağız. Bunun için yapmamız gereken önemli şey birliğimize, beraberliğimize, kardeşliğimize sahip çıkmaktır. Önümüzdeki seçimleri işte bu anlayışla şehirlerimizi Türkiye Yüzyılı’na hazırlayacak adımların ilki olarak görüyoruz.” diye konuştu.
Alandakilere, “Şimdi Denizli’den öyle bir ses verin ki dünyanın dört bir yanındaki dostlarımızın yüreklerini ferahlık, düşmanlarımızın yüreklerini korku kaplasın. 31 Mart’ta Türkiye Yüzyılı şehirleri için hazır mıyız? 31 Mart’ta Türkiye Yüzyılı şehirleri için kararlı mıyız? 31 Mart’ta gerçek belediyeciliği tercih ediyor muyuz? Bunun için seçim gününe kadar kapı kapı dolaşmaya var mıyız? Büyük ve güçlü Türkiye vizyonumuza sıkı sıkıya sahip çıkmaya var mıyız? Seçim akşamı Denizli ile birlikte Türkiye haritasını Cumhur İttifakı’nın renkleriyle boyamaya var mıyız?” diye seslenen Cumhurbaşkanı Erdoğan, alandakilerden “Evet” yanıtı aldı.
Türkiye Yüzyılı vizyonunun en önemli ayaklarından birinin savunma sanayisinde ve teknolojide Türkiye’yi dünyanın en üst ligine çıkarmak olduğunu dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, karşılaştıkları pek çok engele, gizli açık ambargoya rağmen bu alanda kendilerini sürekli geliştirdiklerini söyledi.
Sadece son bir yılda hava, kara, deniz platformlarında onlarca projeyi hizmete aldıklarını anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, göreve geldiklerinde yüzde 20 civarında olan yerli üretimin payını ise yüzde 80’ler seviyesine çıkardıklarını bildirdi.
Terörle mücadelede kullanılan silahların büyük kısmının yurt dışından temin eden ülke tablosuna son verdiklerini aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Artık her şey bizim, kendimiz üretiyoruz. Artık ihtiyacımız olan silahların hemen tamamını kendi imkanlarımızla üretebiliyoruz. Bununla yetinmiyor, dost ve kardeş ülkelere de ihraç edebiliyoruz. Geçen sene 5,5 milyar dolar savunma ihracatı gerçekleştirdik. Kendi savaş gemisini yapan dünyadaki 10 ülkeden birisiyiz. Gemilerimizi sadece kendimiz tasarlamak ve üretmekle kalmıyor, silah sistemlerinden radarlara kadar birçok teknolojiyi de yine biz geliştiriyoruz. İnsansız hava araçları İHA, SİHA, Akıncı. En son KAAN’ımız çıktı. Bizim çok çok önemli bir adımımız daha var. Uzaya astronotumuzu gönderdik. Bir de KIZILELMA. ANKA-3’ün de hizmete girmesiyle bu alanda çığır açtık, çığır açıyoruz.”
Milli muharip uçağı KAAN’ı gökle buluşturduklarını hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, 5. nesil savaş uçağı KAAN’ın ilk uçuşunu başarıyla icra ettiğini söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, yaklaşık 15 yıllık bir çabanın, gayretin ve azmin ürünü olan KAAN’ın, dünkü testiyle çok kritik bir eşiği daha aştığını bildirdi.
“Ülkemizin başarılarından rahatsız olanların umutlarımızı kırmasına izin vermeyeceğiz”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:
“2028 yılı sonunda KAAN’ın Hava Kuvvetlerimize katılmasını planlıyoruz. Varsın birileri, ‘Yapamazsınız, başaramazsınız’ demeye devam etsin. Ne derseniz deyin, yaptık, gökle buluşturduk. Ne dediler? Kalorifer peteği, süpürge sapı. Kendi akıllarınca projelerimizle dalga geçtiler. Varsın birileri Türkiye’nin potansiyelini, Türk milletinin gücünü hafife alsın. Biz bunlara kesinlikle kulak asmayacağız. Ne kifayetsiz muhterislerin ne de ülkemizin başarılarından rahatsız olan beşinci kol elemanlarının umutlarımızı kırmasına izin vermeyeceğiz. İman varsa irade varsa Allah’ın izniyle imkan da vardır. Buradan KAAN’ın ilk uçuşunu yapması sonrasında milletimizin sevincini paylaşan tüm siyasetçilere ülkem, milletim ve projeye hayat veren TUSAŞ mühendislerimiz adına teşekkür ediyorum. Olur olmaz, ilgili ilgisiz her konuya Ankara’daki ofislerinden yorum yapan ellerine geçirdikleri her fırsatı insanımızı kutuplaştırmak için kullanan ancak dünkü tarihi başarımızla tek kelime etmeyen sabık siyasetçileri milletimizin takdirine havale ediyorum.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, basit bir görüntülü konuşmayı dahi yere göğe sığdıramayan bu eski politikacıların “KAAN” gibi teknoloji harikası bir savunma projesi hakkında derin bir sessizliğe bürünmelerinin ibret verici olduğunu ifade ederek “Bunlar Türkiye’de güya yıllarca siyaset yaptılar. Ülkenin ana muhalefet partisine genel başkan oldular. Ama yerli ve milli muhalefet nasıl yapılır bir türlü öğrenemediler. Şimdi Ankara’da bir apartman dairesi tutmuşlar, oradan siyaset yapıyorlar. Bunlar milletle aynı yere bakmayı öğrenemediler, aynı hissiyatı taşımadılar.” diye konuştu.
Gazze’ye gönderilen insani yardımlar kapsamında, 21 ambulans ile 2 bin 380 tonluk yardım malzemelerini taşıyan bir geminin daha Mısır’ın El-Ariş Limanı’na ulaştığını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin insani yardımlarıyla mazlumlara sahip çıktığını bildirdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 6 Şubat depremlerinin yaralarının sarılması için çalışmaların yoğun şekilde sürdüğünü dile getirerek bugüne kadar 40 bine yakın deprem konutu ve köy evini hak sahiplerine teslim ettiklerini, yıl sonuna kadar 200 bin konutu hak sahipleriyle buluşturmayı hedeflediklerini anlattı.
Deprem bölgesinde bunları yaparken diğer şehirleri ve toplumun diğer kesimlerini de ihmal etmediklerini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, küresel ekonomi ve bölgenin içinden geçtiği sancılı döneme rağmen devletin imkanlarını millet için seferber ettiklerini söyledi.
“Her alanda hedeflerimize ulaşacağız”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, çalışanları ve emeklileri enflasyona ezdirmemek için verdikleri samimi mücadelenin en yakın şahidinin milletin bizatihi kendisi olduğunu ifade ederek şöyle konuştu:
“2024 yılı için asgari ücretlilerimize, kamu görevlilerimize ve emeklilerimize enflasyon oranlarının üzerinde artışlar yaptık. Hiçbir insanımızın serzenişlerine kulaklarımızı tıkamıyoruz. Bütçemizin sınırlarını zorlama pahasına vatandaşlarımızın taleplerini karşılamaya gayret ediyoruz. İnşallah bu yılın sonuna doğru enflasyonun hızla düşmeye başlamasıyla hep birlikte daha rahat bir nefes alacağız. Ne diyor kelamıkibar, men sabera zafera. Sabreden kimse zafere erer. Ekonomi başta olmak üzere her alanda hedeflerimize ulaşacağız. Bize ecdadın emaneti olan bu vatan topraklarını evlatlarımıza en güvenli, en huzurlu, en müreffeh şekilde teslim etmek boynumuzun borcudur.”
Türk milletinin, bin yıldır bu coğrafyada nice badireleri atlatarak varlığını sürdürdüğüne dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:
“Sadece şu son 10 yılda yaşadıklarımız başka bir ülkenin başına gelse emin olun şimdiye darmadağın olmuştu. Bunun için bekleyenlerin hevesleri inşallah bir kez daha kursaklarında kalacak. Denizli ile, Denizlili kardeşlerimizle el ele yürek yüreğe vererek Türkiye Yüzyılı bayrağını zirveye çıkaracağız. Milli mücadeleyi nasıl ‘Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak’ diyerek kazandıysak Türkiye Yüzyılı mücadelesini de aynı hissiyatla zaferle taçlandıracağız. Milletimizin karşısına yeni vizyonlar, yeni hedefler, yeni programlarla çıkarken birileri gibi boşa atıp dolu tutmanın peşinde koşmuyoruz. Tam tersine verdiğimiz her sözün önce altyapısını kuruyor, sonra sizlere de taahhüdümüzü beyan ediyoruz. Şehirlerimiz için hazır ve kararlı olduğumuzu söylerken de gücümüzü bunun gerisindeki 21 yıllık hazırlıktan alıyoruz.”
Denizli’ye 110 milyar liralık yatırım
Denizli’ye bugüne kadar 110 milyar liranın üzerinde kamu yatırımı yaptıklarını dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, Denizli’de eğitimde 4 bin 288 yeni sınıf inşa ettiklerini, gençlik ve sporda 8 bin 104 kişi kapasiteli yüksek öğrenim yurt binaları açtıklarını, 63 spor tesisi kazandırdıklarını, ihtiyaç sahiplerine 4,3 milyar lira kaynakla destek olduklarını anlattı.
Sağlıkta 14’ü hastane olmak üzere 38 sağlık tesisini hizmete aldıklarını, aralarında bin yataklı şehir hastanesinin de olduğu 4 sağlık tesisinin yapımına devam edildiğini bildiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, TOKİ aracılığıyla 11 bin 495 konutu tamamlayıp hak sahiplerine teslim ettiklerini, 1911 konutun inşasının sürdüğünü belirtti.
Honaz’daki Akbaş Barajı yatırımını, içme suyu arıtma tesisinin bitmesiyle tamamladıklarını ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Akbaş Barajı’ndan 70 kilometrelik hatla merkeze getirilen içme suyunun kentteki su depolarına ulaşması için ilk vanayı açtık. Denizli’mizin gelecek 50 yıldaki su ihtiyacını karşılayacak bu yatırımın şehrimize bir kez daha hayırlı olmasını diliyorum.” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, kentsel dönüşümde riskli yapı olarak belirlenen 6 bin 75 bağımsız bölümün dönüşümünü gerçekleştirdiklerini, daha önce hiç atık su arıtma tesisi bulunmayan kentte bugün 44 tesisle belediye nüfusunun yüzde 90’ından fazlasına hizmet verildiğini söyledi.
“Aydın-Denizli Otoyolunu yıl sonuna kadar tamamlamayı hedefliyoruz”
Denizli’de 8 millet bahçesi projesinden 4’ünü tamamladıklarını, birinin yapımı, 3’ünün ise projelendirme çalışmalarının sürdüğünü kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, bölünmüş yol uzunluğunu 65 kilometreden 512 kilometreye çıkardıklarını anlattı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, inşası devam eden Aydın-Denizli Otoyolu’nu bu yıl sonuna kadar tamamlamayı hedeflediklerini işaret ederek bağlantı yollarıyla uzunluğu 163 kilometreyi bulan bu otoyolun 80 kilometrelik ilk etabını trafiğe açtıklarını, kalan kısmı da tamamlanınca Denizli-Aydın arasındaki ulaşım süresinin bir saate düşürüleceğini vurguladı. Denizli çevre yolunu 2 bin 649 metre uzunluğunda Honaz Tüneli ile birlikte 14 kilometre olarak tamamladıklarını dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, Organize Sanayi Bölgesi köprülü kavşak projesiyle sanayi bölgesinde oluşan trafik yoğunluğunu da en aza indirdiklerini bildirdi. Kaklık Lojistik Merkezi’ni şehre kazandırdıklarını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Denizli il sınırlarındaki mevcut demir yolu hattını tümüyle yenilediklerini, Ankara-İzmir Yüksek Hızlı Tren Projesi kapsamında yer alan Selçuk-Ortaklar yeni demir yolunun yapımına da yakında başlayacaklarını kaydetti.
“Denizli’deki işverenlere 5,5 milyar lira prim desteği verdik”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Çardak Havalimanı’nı yeni bir terminal binası yaparak büyüttüklerini, Denizli’ye 18 baraj, 2 içme suyu tesisi, 79 sulama tesisi, 7 arazi toplulaştırma projesi, 95 taşkın koruma tesisi, 13 gölet ve 11 hidroelektrik santrali tesisi yaptıklarını, ilde 938 bin dekar zirai araziyi sulamaya açtıklarını anlattı.
Çiftçilere 37 milyar lira tarımsal hibe desteği verdiklerini, Makine İhtisas Organize Sanayi Bölgesi, Çivril Organize Sanayi Bölgesi, bir teknopark, 15 araştırma geliştirme merkezi ve 12 tasarım merkezi kurduklarını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ayrıca 73 hektarlık bir alanda Sarayköy Organize Tarım Bölgesi’ni faaliyete geçirdik. İstihdamı desteklemek için Denizli’deki işverenlere toplam 5,5 milyar lira tutarında prim desteği verdik. Enerjide 294 bin abonesi bulunan Denizli ve 15 ilçesine doğal gaz arzını verdik. Önümüzdeki dönemde Bekirli’ye de doğal gaz arzı sağlamayı planlıyoruz.” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Denizli’ye yapılan yatırımların anlatıldığı video gösteriminin ardından, bunların Denizli’ye kazandırılan eser ve hizmetlerin çok küçük bir kısmı olduğunu, daha çok eser ve hizmet kazandırılacağını sözlerine ekledi. Denizli’ye gelişinde havalimanında yöresel kıyafetli çocuklar tarafından karşılanan Cumhurbaşkanı Erdoğan, miting alanına geçişinde bazı partililerle selamlaştı, bu sırada bazı çocuklarla da ilgilendi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın halka hitap ettiği miting alanına, “Sen yürüyeceksin, Denizli yürüyecek arkandan”, “Adı geçenlere rakip bile değilsin”, “Türkiye Yüzyılı için doğru zaman, doğru adam” ve üzerinde Cumhurbaşkanı Erdoğan ile MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin fotoğraflarının bulunduğu “Cumhur İttifakı Türkiye’dir” yazılı pankartlar asıldı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasının ardından Cumhur İttifakı’nın Denizli Büyükşehir Belediyesi ile ilçe belediye başkan adaylarını sahneye çağırdı ve fotoğraf çektirdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, mitingin ardından Denizli Valisi Ömer Faruk Coşkun ve Denizli Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Zolan’ı kabul ederek, kendilerinden kentte yürütülen çalışmalar hakkında bilgi aldı. – DENİZLİ
]]>Erdoğan, 29 Ekim Bulvarı Özay Gönlüm Meydanı’nda partisinin mitinginde yaptığı konuşmada, alanda resmi rakama göre 75 bin kişi olduğunu belirterek, “Denizli bugün coşmuş. Benim gönlümün sultanı Denizli bu.” ifadesini kullandı.
Türkiye Yüzyılı vizyonunun en önemli ayaklarından birinin savunma sanayisinde ve teknolojide Türkiye’yi dünyanın en üst ligine çıkarmak olduğunu dile getiren Erdoğan, karşılaştıkları pek çok engele, gizli açık ambargoya rağmen bu alanda kendilerini sürekli geliştirdiklerini söyledi.
Sadece son bir yılda hava, kara, deniz platformlarında onlarca projeyi hizmete aldıklarını anlatan Erdoğan, göreve geldiklerinde yüzde 20 civarında olan yerli üretimin payını ise yüzde 80’ler seviyesine çıkardıklarını bildirdi.
Terörle mücadelede kullanılan silahların çoğunu yurt dışından temin eden ülke tablosuna son verdiklerini aktaran Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Artık her şey bizim, kendimiz üretiyoruz. Artık ihtiyacımız olan silahların hemen tamamını kendi imkanlarımızla üretebiliyoruz. Bununla yetinmiyor, dost ve kardeş ülkelere de ihraç edebiliyoruz. Geçen sene 5,5 milyar dolar savunma ihracatı gerçekleştirdik. Kendi savaş gemisini yapan dünyadaki 10 ülkeden birisiyiz. Gemilerimizi sadece kendimiz tasarlamak ve üretmekle kalmıyor, silah sistemlerinden radarlara kadar birçok teknolojiyi de yine biz geliştiriyoruz. İnsansız hava araçları İHA, SİHA, Akıncı. En son KAAN’ımız çıktı. Bizim çok çok önemli bir adımımız daha var. Uzaya astronotumuzu gönderdik. Bir de KIZILELMA. ANKA-3’ün de hizmete girmesiyle bu alanda çığır açtık, çığır açıyoruz.”
Milli muharip uçağı KAAN’ı gökle buluşturduklarını hatırlatan Erdoğan, 5. nesil savaş uçağı KAAN’ın ilk uçuşunu başarıyla icra ettiğini söyledi. Erdoğan, yaklaşık 15 yıllık bir çabanın, gayretin ve azmin ürünü olan KAAN’ın, dünkü testiyle çok kritik bir eşiği daha aştığını bildirdi.
“Ülkemizin başarılarından rahatsız olanların umutlarımızı kırmasına izin vermeyeceğiz”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, şöyle devam etti:
“2028 yılı sonunda KAAN’ın Hava Kuvvetlerimize katılmasını planlıyoruz. Varsın birileri, ‘Yapamazsınız, başaramazsınız’ demeye devam etsin. Ne derseniz deyin, yaptık, gökle buluşturduk. Ne dediler? Kalorifer peteği, süpürge sapı. Kendi akıllarınca projelerimizle dalga geçtiler. Varsın birileri Türkiye’nin potansiyelini, Türk milletinin gücünü hafife alsın. Biz bunlara kesinlikle kulak asmayacağız. Ne kifayetsiz muhterislerin ne de ülkemizin başarılarından rahatsız olan beşinci kol elemanlarının umutlarımızı kırmasına izin vermeyeceğiz. İman varsa irade varsa Allah’ın izniyle imkan da vardır. Buradan KAAN’ın ilk uçuşunu yapması sonrasında milletimizin sevincini paylaşan tüm siyasetçilere ülkem, milletim ve projeye hayat veren TUSAŞ mühendislerimiz adına teşekkür ediyorum. Olur olmaz, ilgili ilgisiz her konuya Ankara’daki ofislerinden yorum yapan, ellerine geçirdikleri her fırsatı insanımızı kutuplaştırmak için kullanan ancak dünkü tarihi başarımızla tek kelime etmeyen sabık siyasetçileri milletimizin takdirine havale ediyorum.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, basit bir görüntülü konuşmayı dahi yere göğe sığdıramayan bu eski politikacıların “KAAN” gibi teknoloji harikası bir savunma projesi hakkında derin bir sessizliğe bürünmelerinin ibret verici olduğunu ifade ederek, “Bunlar Türkiye’de güya yıllarca siyaset yaptılar. Ülkenin ana muhalefet partisine genel başkan oldular. Ama yerli ve milli muhalefet nasıl yapılır bir türlü öğrenemediler. Şimdi Ankara’da bir apartman dairesi tutmuşlar, oradan siyaset yapıyorlar. Bunlar milletle aynı yere bakmayı öğrenemediler, aynı hissiyatı taşımadılar.” diye konuştu.
(Sürecek)
]]>Ali Babacan, DEVA Partisi Kocaeli Aday Tanıtım Toplantısı’nda konuştu. Programda Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkan Adayı İsmail Ensar Baturman’ı da tanıtan Babacan, Merkez Bankası’nın faiz kararlarına, muhalefetin siyaset anlayışına, ekonomi yönetimine değindi. Ali Babacan’ın konuşmasından başlıklar şu şekilde:
“Bugün Merkez Bankası’nın politika faiz kararını açıklama günü. Biliyorsunuz, seçimden bu yana 8 ayda 8 kez Merkez Bankası’nın faizi artırıldı ve bu konuda herkes görüş ifade etti. Akşam, şimdi televizyon kanallarına bakın, herkes bir şeyler söylüyor. Karar şöyle olsa da böyle olsa da, herkes konuşuyor. 8 aydır faiz konusunda bu ülkede konuşmayan hiç kimse kalmadı, bir kişi hariç. Her konuda konuşan, en az okunan gazetelerin köşe yazarlarına laf yetiştiren, partisinin küçük bir ilçedeki gençlik kolları başkanına kadar her konuya müdahale eden o bir kişiden hala ses yok.”
“SİYANI ERDOĞAN, MERKEZ BANKASI’NIN KARARLARININ ARKASINDAYSANIZ, ÇIKIN AÇIKLAYIN”
Sayın Erdoğan, Merkez Bankası kararlarının arkasındaysanız, çıkın açıklayın.
Çıkın açıkça savunun. Yok Merkez Bankası’nın faiz artırması yanlışsa, o zaman da gereğini yapın. Sustu, susuyor. Her konuda konuşuyor, bu konuda susuyor. Belli, konuşacak yüzü yok. Açıklayacak yüzü yok. Ama arkadaşlar, ben açıklayayım ben. Bu vesileyle gerçek tezi ben açıklayayım. Erdoğan sebep, yüksek faiz sonuç. Erdoğan sebep, yüksek kur sonuç. Erdoğan sebep, yüksek enflasyon sonuç. Bu kadar.
“FAİZ YÜKSELMEZ İNER, DAHA DA İNECEK’ DEMİYOR MUYDU?”
‘Faiz sebep, enflasyon sonuç’ diye tutturduğu bir tekerlemesi yok muydu? ‘Nass, nass’ demiyor muydu? ‘Bu kardeşiniz iktidarda olduğu sürece faiz yükselmez iner, daha da inecek’ demiyor muydu? Hayırdır Sayın Erdoğan, şimdi size soruyoruz: İktidardan mı indiniz?
“NE ZAMAN MERKEZ BANKASI BAĞIMSIZ ÇALIŞTI, ENFLASYON TEK HANEYE DÜŞTÜ”
Türkiye’de yakın tarihimiz o kadar açık ki. Ne zaman ki Merkez Bankası bağımsız çalıştı, enflasyon tek haneye düştü; ve uzun süre de tek hanede kaldı. Ne zaman ki Erdoğan Merkez Bankası’nı kendisine bağladı 2018’de, o gün bugündür enflasyon azdı, düşmüyor, bu kafayla düşmez de. Tablo çok net ortada.
‘Biz gidersek ülke batar’ demek dışında siyaset üretmeyenlerin, muhalefet etmeyi bir kazanç kapısı olarak görenlerin, işine geldiğinde şiddete karşı çıkan, işine geldiğinde bir yumruğu savunmak için yarışanların; kısacası ezber konuşan, ezber düşünen muhalefetin de bu ülkeye verebileceği hiçbir şey yok, bunu açık söylüyorum ben.
“BİR KİMLİK SİYASETİDİR ALMIŞ YÜRÜMÜŞ”
Bir kimlik siyasetidir almış yürümüş. Şöyle bir açın bakın ne diyorlar diye; hep kimlik siyaseti. Diyor ki, ‘Ben falancıyım, filanım, onun için bana oy verin.’ Diyorlar ki, ‘Ben şucuyum bucuyum, bana oy verin.’ İyi de arkadaş, senin kim olduğunu anladık da, sen bu memleket için ne yapacaksın ya bu onu anlat hele ya. Bu ülkenin yarınları için hayalin nedir? Projelerin nedir, planların nedir onu anlat. Yok.
“BAZI MUHALEFET PARTİLERİ ADINA KONUŞANLARI DİNLERKEN HİCAP DUYUYORUM”
İnanın, bazı muhalefet partilerinin sözcülerini dinlerken, muhalefet partileri adına konuşanları dinlerken hicap duyuyorum. ‘Al birini vur ötekine’ derler ya, aynı o hesap. Henüz daha iktidar ya da iktidar ortağı falan da değiller bakın. Şimdiden başlamışlar kavgaya, dövüşe. Sözüm ona, ülkenin yarınlarına siyaset vadediyorlarmış. Sözüm ona, bu iktidarın alternatifi olacaklarmış.
“HÜKÜMET ÜLKENİN BİR YARISINI DİĞER YARISIYLA KAVGALI HALE GETİRDİ”
Türkiye’de kabaca arkadaşlar, yüzde 60- yüzde 40 gibi bir oran var ama, kabaca ülkenin yarısı ev sahibi, yarısı kiracı. Yani bu hükümet bu ülkenin bir yarısını diğer yarısıyla kavgalı hale, ihtilaflı hale getirdi. İşte, büyükşehir adayımız avukat. Avukatlara şöyle bir sorun; en çok hangi davalar geliyor bugün size diye, kiracı ev sahibi davası. Ama bu milletin zaten kabaca yarısı ev sahibi yarısı kiracı. Milletin yarısı diğer yarısıyla kavgalı, ihtilaflı.
“99 DEPREMLERİYLE YAŞADIĞIMIZ ACIDAN MAALESEF DERS ÇIKARTILMADI”
Üzerinden 25 sene geçse de 99 depremleriyle yaşadığımız acıdan maalesef ders çıkartılmadı. Çünkü zihniyet değişmedi arkadaşlar, zihniyet. 6 Şubat günü, depremin olduğu saatte, Adıyaman’da binlerce insan saat 04.17’de o duran saat kulesine yürürken ‘Sahipsiz Memleket!’ diye haykırmıştı; ki ben tam 6 Şubat tarihinde Adıyaman’daydım. 5’inde Kahramanmaraş 6’sında Adıyaman. Oradaki vatandaşlarımızla şöyle bir dertleştik. Tam 1 yıl sonra durumu yerinde izledik, gözledik. Evet, sahipsiz memleket.
“ÜLKEMİZİN HER KÖŞESİNDE ‘SAHİPSİZ MEMLEKET’ HİSSİ YAŞANIYOR”
Ülkemizin her köşesinde ‘sahipsiz memleket’ hissi yaşanıyor. Her afette, her felakette, yurdumun bir başka köşesi ‘sahipsiz’ kalıyor. Erzincan’da, altın aranıyor; madende çalışan işçilerimiz sahipsiz kalıyor. Marmara Denizi’nde bir gemi fırtınada denize açılıyor; denizcilerimiz sahipsiz kalıyor. Sokakta yürürken çatışmalar yaşanıyor, insanlar yaralanıyor; vatandaşlarımız sahipsiz kalıyor.
“İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNÜ SAVUNUYORLAR AMA SADECE KENDİLERİ İÇİN”
İdeolojik zıtlıklar, siyasi görüş ayrılıkları fark etmiyor. İfade özgürlüğünü savunuyorlar, ama sadece kendileri için. Şiddete karşı çıkıyorlar, ama sadece kendileri için. Hak-hukuk diyorlar, ama sadece kendileri için. İktidarıyla muhalefetiyle, yerel seçimlerdeki ‘matematikleri’ belli: Belediyecilik ‘eşittir’ komisyonla plaza dikilecek boş arsalar. Belediyecilik ‘eşittir’ eşe dosta dağıtılacak haksız hukuksuz ruhsatlar.
Bir, biz iyi yönetiriz diyoruz. İki, biz temiz yönetiriz diyoruz. ve bunu da laf olsun diye söylemiyoruz. Kocaeli’yi layık olduğu gibi, demokrasiyle, adaletle ve tertemiz yöneteceğimizi apaçık belgelerle ortaya koyuyoruz. Seçim geliyor diye değil, bundan tam iki yıl önce Yerel Yönetimler ve Şehircilik Eylem Planı’nı ortaya koyan biziz; DEVA Partisi’nden başka bunu yapan yok.”
]]>Nevşehir’in Gülşehir ilçesinde kayadan oyma doğal soğuk hava deposunda incelemede bulunan Yumaklı, dünyada farklı doğal depolama örnekleri bulunduğunu ancak kenttekilerin çok özel olduğunu dile getirdi.
Yumaklı, bu depolarda hem havalandırma hem de diğer hususlar için herhangi bir enerji harcamaya gerek kalmadan başta patates olmak üzere farklı ürünlerin depolanabildiğini belirtti.
Türkiye’de 5,7 milyon tonluk patates üretimi olduğunu aktaran Yumaklı, “Nevşehir, patates üretiminde Türkiye’de sekizinci sırada. Patates üretiminde kullanılan tohumların tamamı sertifikalı tohum. Bu, verimlilik açısından son derece önemli. Dünyadaki örneklerinden verimlilik açısından yaklaşık yüzde 80’e yakın daha fazla verim alınması söz konusu.” diye konuştu.
Türkiye’nin tohumculukta dünyada söz sahibi ülkelerden biri olduğuna dikkati çeken Yumaklı, şunları kaydetti:
“Türkiye, ilk 10 ülke arasındadır. Türkiye’de üretimde kullanmış olduğumuz tohumların yüzde 97’si bu ülkenin topraklarında üretilmektedir. Bizim tohum açısından ya da bitkisel üretim açısından herhangi bir problemimiz yok. Ancak bazı ürünler var ki bunların tohumlarıyla alakalı henüz istediğimiz seviyede değiliz. Bunlardan bir tanesi de patates tohumu. Ancak bu konuda gerçekten işletmelerimiz, firmalarımız Ar-Ge yaparak patatesteki tohum üretiminde şu anda yaklaşık yüzde 10-15’ler civarındayız. Yüzde 50-60’lara çıkarmakla ilgili ciddi bir çaba var. İçinde bulunduğumuz bu alan, yaklaşık 100 bin tonluk patatesin depolanması için gerekli potansiyele sahip.”
Bazı ürünler sembolleştirilerek bunların üzerinden siyaset yapıldığını vurgulayan Yumaklı, şöyle devam etti:
“Her zaman söylediğim gibi gıda ile alakalı konular, siyaset malzemesi yapılmamalı. Çünkü bu üreticiye de haksızlık, bu oluşan ortamdan olumsuz etkilenen tüketiciye de haksızlık. Geçtiğimiz yıllarda soğan ve patates konusunda maalesef bizim ülkemizde hakikaten çok kısa bir dönemi belki de 3-5 günlük ya da bir haftalık bir dönemi sanki o üretim yılının tamamında varmış gibi lanse etmekle alakalı maalesef gündemimiz oldu. Bu konunun tekrar altını çizmek istiyorum, sadece Nevşehir’de şu anda ki sezonun yeni ürünlerinin çıkmasına doğru gidiyoruz, sezonun toplamında şu anda Nevşehir’de 660 bin tonluk patates stoku var. Bunun 100 bin ton civarındaki kısmını eğer tohum olarak düşünürsek 500 bin tonluk sadece Nevşehir’de bir stok söz konusu.”
Diğer illerin depolarında da yeteri kadar ürün olduğunu belirten Yumaklı, “Türkiye, bazı ürünlerin üretimi konusunda kendi ihtiyaçları için ve ülkeye gelen turistlerin ihtiyacını karşılama anlamında yeterli. Yeterli olamadığımız kısımlar için de bunları yüzde 100’e tamamlamak için çok yoğun bir çaba var. O yüzden ben buradan başta patates üreticileri olmak üzere bu ülkenin gıda arz güvenliğine katkıda bulunan bütün üreticilere teşekkür ediyorum. Bu dönemde artık hepimiz de biliyoruz ki ne patatesle alakalı ne de soğanla alakalı aldığımız tedbirler neticesinde herhangi bir spekülasyon söz konusu değil, olmayacaktır da, olmaması için biz hükümet olarak her şeyi yapacağız.” diye konuştu.
Hem üretici hem de tüketici için haksızlık olan bu duruma hiçbir şekilde göz yummayacaklarını kaydeden Yumaklı, tüm ürünlerde haksız ortam oluşmasını engelleyeceklerini, bu konuda Ticaret Bakanlığıyla koordineli çalıştıklarını aktardı.
Türkiye’nin gıda arz güvenliğiyle alakalı bir sorununun olmadığını dile getiren Yumaklı, “Fiyat hareketlerini gıda arz güvenliği üzerinden tanımlamak mümkün değildir. Dolayısıyla bunun dışındaki hususlara da yani tüketicinin zararına olacak eylemlere de hiçbir şekilde müsaade etmeyeceğiz. Bu konuda hem bizler Tarım ve Orman Bakanlığı hem de Ticaret Bakanlığı son derece kararlıyız.” dedi.
Açıklamasının ardından depodaki yetkililerden bilgi alan Yumaklı, burada çalışan işçilerle sohbet etti ve patates ayıkladı.
]]>Bakan Yumaklı bir dizi açılış ve incelemelerde bulunmak üzere geldiği Nevşehir’de doğal soğuk hava deposunda incelemede bulundu. Bakan Yumaklı burada yaptığı açıklamada; an itibariyle Nevşehir’de 660 bin ton patatesin bulunduğunu belirtti. Bakan Yumaklı konuşmasına şöyle devam etti:
“Bugün Nevşehir’de bulunan doğal depolama alanlarından bir tanesindeyiz. Dünyada faktör örnekleri belki vardır ama burası hakikaten son derece özel bir yer. Hem havalandırma için, hem de diğer hususlar için herhangi bir enerji harcamaya gerek kalmaksızın başta patates olmak üzere farklı ürünlerin depolanabildiği doğal bir alandayız. Ülkemizde patates üretimiyle alakalı 5 milyon 700 bin tonluk patates üretiminin olduğunu söylemek istiyorum. Nevşehir patates üretimi açışından Türkiye’de sekizinci sırada. Patates üretiminde kullanılan tohumların tamamı sertifikalı tohum. Bunun önemi verimlilik açısından son derece önemli. Dünyadaki örneklerinden verimlilik açısından bu sebeple yaklaşık yüzde 80’e yakın daha fazla verim alınması söz konusu. Patates tohumculuğu konusunda dünyada söz sahibi ülkelerden bir tanesidir. Türkiye ilk 10 ülke arasındadır. Türkiye’de üretimde kullanmış olduğumuz tohumların yüzde 97’si bu ülkenin topraklarında üretilmektedir. Yani bizim tohum açısından ya da bitkisel üretim açısından herhangi bir problemimiz yok. Ancak bazı ürünler var ki bunların tohumlarıyla alakalı henüz istediğimiz seviyede değiliz. Bunlardan bir tanesi de patates. Ancak bu konuda gerçekten işletmelerimiz, firmalarımız arge yaparak patateste ki tohum üretimini şu andaki yaklaşık yüzde on beş civarından yüzde ellilere altmışlara çıkarmakla ilgili ciddi bir çaba var.”
Yumaklı, “Özellikle patates depolamasının yapıldığı bu alan yaklaşık 100 bin tonluk bir patatesin depolanması için gerekli potansiyele sahip. Bazı ürünler üzerinden onları sembolleştirilerek çok farklı bir ortam oluşturuldu. Bunların üzerinden siyaset yapılıyor. Her zaman söylediğim gibi gıda ile alakalı konular siyaset malzemesi yapılmamalı. Bu üreticiye tüketiciye de haksız. Şimdi geçtiğimiz yıllarda soğan ve patates konusunda maalesef bizim ülkemizde hakikaten çok kısa bir döneminde, sanki bütün sezonda sıkıntı varmış gibi lanse ettiler. Sadece Nevşehir’de 660 bin tonluk bir patates stoku var. Bunun 100 bin tonunu tohum olarak düşünürsek sadece 500 bin ton stok söz konusu. Diğer illerimizi de dahil edersek fazlamız bile var. Türkiye’nin bazı ürünlerin üretimi konusunda kendine yeterliliği ve kendi ihtiyaçları için ayrıca ülkeye gelen turistlerin ihtiyacını karşılamak anlamında yeterli. Yeterli olamadığımız kısımlar için de bunları yüzde 100’e tamamlamak için çok yoğun bir çaba var. O yüzden ben buradan başta patates üreticileri olmak üzere bu ülkenin gıda az güvenliğine katkıda bulunan bütün üreticilere teşekkür ediyorum” dedi.
Türkiye’nin gıda arz güvenliği ile alakalı bir sorununun olmadığını söyleyen Bakan Yumaklı, “Bu dönemde artık hepimizde biliyoruz ki ne patatesle ne de soğanla alakalı aldığımız tedbirler neticesinde herhangi bir spekülasyon söz konusu değil. Olmayacaktır da. Olmaması için biz hükümet olarak her şeyi yapacağız. Tekrar ediyorum, hem üretici için hem de tüketici için son derece büyük haksızlık olan bu duruma hiçbir şekilde göz yummayacağız. Sadece bu ürünlerde değil, önümüze gelen bu konuda haksız ortamların oluşmasının sebebi olan bütün hususlara da müdahil olmuş olacağız. Bu konuda ticaret bakanımızla birlikte çok koordineli bir şekilde çalışıyoruz. Türkiye’nin gıda arz güvenliği ile alakalı bir sorunu yoktur. Fiyat hareketlerini gıda arz hareketleri üzerinden tanımlamak mümkün değildir. Dolayısıyla bunun dışındaki hususlara da tüketicinin zararına olacak eylemlere de müsaade etmeyeceğiz” şeklinde konuştu. – NEVŞEHİR
]]>Antalya Ticaret Borsası Şubat ayı Meclis Toplantısı, Meclis Başkanı Erdoğan Ekinci başkanlığında ATB Meclis Salonu’nda yapıldı. Yönetimin bir aylık çalışmasıyla ilgili üyelerin bilgilendirildiği Meclis’te, ATB Yönetim Kurulu Başkanı Ali Çandır, tarım, ekonomi ve kente ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Geçen hafta Antalya’da yaşanan sel felaketinde bir kişinin yaşamını yitirdiğini, felakette hem şehrin hem tarım alanlarının büyük zarar gördüğünü belirten Çandır, “Hepimizin bildiği bir gerçek de bu tür iklim olaylarının giderek artan şiddette devam edeceğidir. O halde şimdiye kadar geç kalmış olsak da bugünden yapmamız gereken, gelecek aşırı yağışlar ve iklim değişikliği için etkili tedbirler almaktır” dedi.
Ekonomik değerlendirme
Başkan Çandır konuşmasında ekonomiyle ilgili değerlendirmelerde de bulundu. Yaşanan ekonomik zorluklara dikkat çeken Başkan Çandır, “Sadece ücret ve maaşla geçinenler değil üretim ve ticaret yapanlar da bu zorlukları iliklerine kadar yaşamaktadırlar. Aslında bu iki olay sadece bir yıldır değil, uzun yıllardır başımıza gelmektedir. Hayati derecede öneme sahip bu sorunlar gündemimizin ilk sıralarında yer almalıdır” diye konuştu. 2023 için yüzde 4 civarında milli gelir büyümesi ve yüzde sıfır civarında tarımsal mili gelir büyümesi tahmin edildiğini belirten Başkan Çandır, “Yani son 10 yıllık ortalama büyüme rakamlarının altında kaldığımız bir yılı geride bıraktık diye değerlendirmekteyiz. Kentimiz için durum ise ülkemiz ortalamasının üzerinde bir performans gösterdiğimiz yönündedir. Çünkü yıllık ihracatta, tarımda, ticarette ve diğer hizmetlerde ülkemiz ortalamasından daha iyi bir performans gösterdik. Buna rağmen potansiyelimizin altında bir büyüme gösterdiğimizin de farkındayız” dedi.
Antalya’da kurulan şirket azaldı, kapanan şirket arttı
2023 yılında kurulan şirket sayısının Antalya’da ülke geneline göre daha fazla azaldığını, kapanan şirket sayısının daha fazla arttığına dikkat çeken Başkan Ali Çandır, “2023 yılı toplamında kurulan şirket sayısı ülkede yüzde 8 azalırken, kentimizde bunun iki katı azalmıştır. Kapanan şirket ise ülkemizdeki yüzde 12’lik artışa karşılık bizde yüzde 27 artmıştır” dedi.
Karşılıksız çekte artış
Çekle işlem hacminde, ülke genelindeki yüzde 71’lik artışa karşılık Antalya’da yüzde 84’lük artış olduğunu belirten Çandır, “Karşılıksız çek tutarında nadir bir olay gerçekleşmiş ve ülkemizdeki yüzde 177’lik artışa karşılık kentimizde yüzde 281’lik artış yaşandı. Protestolu senet tutarlarında ise ülkemizdeki yüzde 59’luk artışa karşılık kentimizde yüzde 4 azalma oldu” dedi.
Tarım kentinde Antalya’da tarımsal kredi azaldı
2023 yılında toplam kredi büyümesi ülkede yüzde 57 olurken, Antalya’da yüzde 53 civarında kaldığını söyleyen Çandır, şunları söyledi:
“Bu büyümeler cari olduğu için yıllık resmi yüzde 65’lik enflasyonu dikkate alırsak aslında reel olarak kredi büyümesi negatif olmuştur. Sektörel kredi büyümesinde ise durum genel olarak sektörümüz aleyhine gerçekleşti. Örneğin ticari krediler ülkemizde yüzde 43 artmışken, Antalya’da yüzde 52 artmış, inşaat kredisi ülke genelinde yüzde 40 artmışken, Antalya’da yüzde 49 artmış ve turizmde ülke genelindeki yüzde 48’lik artışa yakın artış yaşandı. Tarım kredilerinde ise ülkemiz genelinde 2023 yılında yüzde 80’lik artış yaşanmışken kentimiz tarım kredilerinde yüzde 58’lik artış yaşanabildi. Yani reel olarak tarım kredileri ülke genelinde artmışken kentimizde yarı yarıya azalmıştır diyebiliriz.”
2024’e iyi başlamadık
2024 yılı Ocak ayı ekonomik rakamları da değerlendiren Çandır, “2024 Ocak ayında bazı öncü göstergeler Antalya’nın iyi bir başlangıç yapamadığını göstermektedir. Çekle işlem hacmi Ocak ayında ülkemiz ortalamasında artmışken karşılıksız çek tutarında ülkemiz genelindeki yüzde 257’lik artışa karşılık kentimizde yüzde 537’lik artış oldu. Yaş meyve sebze ihracatı ülkemizde yüzde 13’ten fazla artmışken kentimizde yüzde 11’den az artabildi. Benzer durum diğer tarım ürünleri ihracatında da yaşandı. Ancak toplam ihracatımız Ocak ayında yüzde 16’dan fazla artarak yüzde 2’lik ülke ortalamasının oldukça üzerinde gerçekleşti” diye konuştu.
Hale giren ürün miktarı azaldı
Antalya hallerindeki aylık işlem miktarı ve fiyatı olmak üzere meyve, sebze ve domates endekslerini Antalya Büyükşehir Belediyesi ile yapılan protokol kapsamında her ay düzenli olarak ilan ettiklerini belirten Çandır, paylaştıkları verilerin Antalya’daki meyve, sebze ve domates üretimi olmadığını, hallere getirilen miktarlar ve oluşan fiyatlarla ilgili olduğunu vurguladı. 2010 yılı öncesinde tüm meyve sebzelerin toptan ticaretinin hal sisteminden geçmek zorunda olduğunu, 2010 yılında çıkarılan 5957 Sayılı Hal Yasası gereğince hal içinde ve dışında yaş meyve sebze toptan ticaretinin mümkün hale getirildiğini anlatan Başkan Çandır, şunları söyledi:
“2015 yılından itibaren Antalya hallerindeki işlem miktarları her yıl giderek düşmüştür. Örneğin, yıllık işlem miktarı sebzede 2016 yılında 1.6 milyon tondan 2023 yılında 873 bin tona ve meyvede ise 320 bin tondan 210 bin tona geriledi. Yani sebzede yüzde 50’ye yakın meyvede ise yüzde 40’a yakın işlem miktarı azalması oldu. Buna karşılık aynı dönemde Antalya’mızın sebze üretimi yüzde 30’dan fazla ve meyve üretimi ise yüzde 60’dan fazla artmıştır. Yani hal sistemi dışında işlem görme miktarı çok ciddi arttı. Ancak bunların tamamının kayıt dışı olduğunu düşünmek doğru değil. Hal dışında işlem görme durumu da 5957 sayılı kanunla yasaldır. Mevzuata saygılı tüccarlarımız ve ihracatçılarımız kayıtlı ticaret yapmakta.”
Adaylara aynı yakınlıktayız
31 Mart’ta yapılacak yerel seçimlerin barış ve kardeşlik içerisinde geçmesini dileyen Başkan Çandır, “Seçimler demokrasinin son kalesidir ve nihai tercih anlarıdır. Milletimiz ve devletimiz için en hayırlı tercihlerin yapılacağına olan inancım tam. Bizler tabii ki farklı oy tercihlerinde bulunmaktayız. Ama amaçlarımız ortak. Esas olan da bu ortak amaçlarımız. Dolayısıyla temsil ettiğimiz üyelerimize ve kurumlarımıza olan sorumluluklarımız, bireysel tercihlerimizden her zaman daha önemli ve öncelikli oldu. Bu anlayışımız gereği her seçimde olduğu gibi bu seçimde de tüm adaylara aynı yakınlıktayız” diye konuştu.
Antalya Tarım Konseyi’nin tarım sektörünün muhtarlıklar, ilçe ve büyükşehir belediye başkanlıkları ile belediye meclis üyelerinden tarım sektörünün ve kent için beklentilerinin belirlemek üzere yaptığı toplantıyı hatırlatan Başkan Çandır, “Bu toplantıdan çıkan sonuçları 2 ana başlık ve 32 alt başlıkta derledik ve toplantıya katılanlarla paylaştık. Böylece hem seçim döneminde iletişimde bulunduğumuz adaylara deklarasyonumuzu iletmeyi hem de seçimden sonra seçilenlerin icraatlarını somut göstergelerle değerlendirmeyi amaçlıyoruz. Yerel seçimlerin milletimiz ve devletimiz için hayırlı sonuçlar doğurmasını diliyorum” dedi.
Meclis üyelerimiz bilgilendirildi
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) ve iştiraklerinin kurumsal yapılarını ve hizmetlerini tanımak, Türkiye ve dünya ekonomisindeki gelişmeler hakkında bilgi sahibi olmak, meclis üyelerine çeşitli yönetim becerileri kazandırmak amacıyla düzenlenen meclis üyeleri bilgilendirme seminerine katıldıklarını hatırlatan Çandır. “Seminerde, TOBB’un ticareti kolaylaştırmaktan eğitime yaptığı yatırımlara, lisanslı depoculuğun geliştirilmesinden yeşil dönüşüme hazırlığa ve uluslararası arenada iş dünyamızın temsilinden kurumsal kapasitesine kadar birçok faaliyeti hakkında bilgi aldık ve mensubu olmaktan gurur duyduk. Seminer kapsamında TOBB Başkanımız Sayın Rifat Hisarcıklıoğlu ile bir araya geldik. Başkanımıza üyelerimizin bilgilendirilmesi ve tavsiyeleri için teşekkür ediyorum” dedi.
Mecliste, üyeler sektörleriyle ilgili değerlendirmelerde bulundu. – ANTALYA
]]>AA’nın, “Türk devletlerinin enerjisi ve Avrupa’nın ilgisi” başlıklı dosya haberinin birinci bölümünde, AA muhabiri Azerbaycan’ın Avrupa ile enerji alanındaki işbirliklerini derledi.
Ukrayna’daki savaş nedeniyle doğal gaz krizi yaşayan Avrupa, enerji kaynaklarını çeşitlendirmek için yeni arayışlara girdi. Bu arayışlar, Bakü’den Gürcistan ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya uzanan 3 bin 500 kilometrelik Güney Gaz Koridoru’nun paydaşları arasındaki Azerbaycan’a ilgiyi artırırken bu ülkeyle enerji alanındaki ilişkileri derinleştirdi.
Avrupa Birliği (AB) ile Azerbaycan arasında 18 Temmuz 2022’de “Enerji Alanında Stratejik Ortaklığa İlişkin Mutabakat Zaptı” imzalandı. İlk dönemde sadece Gürcistan ve Türkiye’ye doğal gaz sevk eden Azerbaycan, 5 Avrupa ülkesinin eklenmesiyle 7 ülkeye doğal gaz ihraç eden ülke haline geldi. Bugün Azerbaycan’ın doğal gaz ihracatının yüzde 50’si Avrupa ülkelerine yapılıyor. AB liderleri Azerbaycan’ı “güvenilir ortak” ve “Pan Avrupa gaz tedarikçisi” şeklinde nitelendiriyor.
Azerbaycan, İtalya, Yunanistan, Bulgaristan, Romanya ve Macaristan’a doğal gaz ihraç ediyor. Sırbistan, Arnavutluk, Bosna Hersek, Karadağ, Hırvatistan, Slovakya, Kuzey Makedonya gibi ülkelerin de ilerleyen dönemde Azerbaycan’dan doğal gaz alacağı öngörülüyor.
Avrupa’ya 2021’de 8 milyar metreküpten fazla doğal gaz ihraç eden Azerbaycan, 2023’te bu rakamı 11,8 milyar metreküpe çıkardı. AB ile imzalanan mutabakat zaptı gereği 2027’ye kadar Azerbaycan’dan Avrupa’ya gönderilen doğal gaz hacminin 20 milyar metreküpe çıkarılması bekleniyor.
Azerbaycan, 2021’de 19 milyar metreküp, 2022’de 22,6 milyar metreküp, 2023’te ise 23,8 milyar metreküp doğal gaz ihracatı gerçekleştirdi.
Boru hatlarının kapasitesinin artırılması gerekiyor
Azerbaycan’ın kanıtlanmış 2,6 trilyon metreküp doğal gaz rezervi bulunuyor ve Abşeron, Ümid, Babek ve Karabağ yataklarında yapılan keşif işlemlerinin ardından rezervin artması bekleniyor.
Azerbaycan’dan Avrupa’ya gönderilen gazın artırılması için ek yatırımlara ihtiyaç duyuluyor.
Güney Gaz Koridoru’nun Avrupa ayağı olan TAP’ın yıllık kapasitesi 10 milyar metreküp olarak hesaplanıyor. Bu boru hattının kapasitesinin iki kat artırılması planlanıyor.
Koridorun Türkiye ayağı TANAP’ın kapasitesinin de 16 milyar metreküpten önce 24 milyar metreküpe, daha sonra 31 milyar metreküpe çıkartılması, yatırımlarla gerçekleştirilebilecek hedef olarak değerlendiriliyor.
Rusya’dan yılda yaklaşık 155 milyar metreküp doğal gaz satın alan Avrupa’nın Azerbaycan’dan daha fazla doğal gaz satın alması durumunda yapılacak yatırımların daha da artması bekleniyor.
“Azerbaycan’ın kendisine ve ortaklarına en az 100 yıl yetecek doğal gazı var”
Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev bir konuşmasında, Avrupa’ya doğal gaz sevkini, “Avrasya’nın enerji haritasını yeniden şekillendirdikleri” ve “Avrupa’nın enerji güvenliğine önemli katkılar sundukları” şeklinde değerlendirerek, “Bize ve ortaklarımıza en az 100 yıl yetecek kadar doğal gaz rezervimiz var.” bilgisini paylaşmıştı.
Azerbaycan’la “Enerji Alanında Stratejik Ortaklığa İlişkin Mutabakat Zaptı”na imza atan AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise “AB, güvenilir enerji tedarikçilerine yöneliyor. Azerbaycan da bunlardan biri.” şeklinde açıklamada bulunmuştu.
“Azerbaycan, istikrarlı ve güvenilir doğal gaz sağlayıcısı”
Caspian Barrel Petrol Araştırmaları Merkezi Başkanı İlham Şaban, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Azerbaycan’ın 31 Aralık 2020’den beri Avrupa’ya doğal gaz ihraç ettiğini bildirdi.
Şaban, “Azerbaycan, geçen 3 yılda istikrarlı ve güvenilir doğal gaz sağlayıcısı olduğunu Avrupa pazarında kanıtladı. Bu sayede Avrupa’da Azerbaycan’a olan güven giderek artıyor.” dedi.
Azerbaycan’ın Abşeron yatağını da işletmeye başladığını, Ümid yatağında üretimi artırdığını bildiren Şaban, Babek ve Karabağ yataklarının da işletilmeye başlanılmasıyla ülkenin doğal gaz ihracatının artacağını belirtti.
Şaban, “Azerbaycan’ın yeteri kadar doğal gaz rezervi var. Üretimde ve ihracatta petrolden doğal gaza geçiş yapıyoruz. 21. yüzyıl Azerbaycan için doğal gaz yüzyılı olacaktır.” ifadelerini kullandı.
Azerbaycan’ın zamanında yatırımlar yaparak petrol ve doğal gaz hatları inşa ettiğini hatırlatan Şaban, şu değerlendirmede bulundu:
“Bunun sonucu olarak Hazar’ın diğer ülkelerinin petrol ve doğal gazı Azerbaycan üzerinden transit olarak taşınıyor. Petrol üretimindeki azalmayı transit gelirleriyle kapatıyoruz. Kazakistan ve Türkmenistan petrolü Azerbaycan üzerinden taşınıyor. Türkmenistan’ın zengin doğal gaz kaynakları var. Buralardan çıkarılacak doğal gaz gelecekte Azerbaycan ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya iletilecek. Sadece bunun için biraz zaman lazım.”
]]>Ne Ukrayna ne Rusya, ne de her iki tarafın da önemli müttefikleri için barış anlaşması zemini oluşmuş görünmüyor.
Kiev yönetimi, uluslararası alanda tanınan sınırlarının yeniden tesis edilmesi ve Rus birliklerinin ülkeden çıkarılması konusunda kararlı bir tutum sergiliyor. Moskova yönetimi ise Ukrayna’nın gerçek bir ülke olmadığını ve Rus güçlerinin amaçlarına ulaşana kadar savaşa devam edeceğini savunuyor.
Şu ana kadar neler olduğuna, çatışmaların gelecekte nereye doğru gidebileceğine baktık.
Kim kazanıyor?
Kış boyunca devam eden şiddetli çatışmalar nedeniyle her iki tarafta da çok sayıda can kaybı yaşandı.
Bin kilometre boyunca uzanan cephe hattının şekli 2022 sonbaharından bu yana çok az değişti.
İki yıl önceki geniş çaplı işgalden sonraki birkaç ay içinde Ukrayna, Rus güçlerini kuzeyden ve başkent Kiev çevresinden geri püskürttü. Aynı yılın sonlarında doğu ve güneydeki geniş toprak parçalarını da geri aldı.
Ancak şimdi Rus güçleri güçlü tahkimatlarla bölgeye yerleşmiş durumda. Ukraynalılar ise cephanelerinin azaldığını söylüyor.
Kısa süre önce ve Kremlin yanlısı bazı Rus askeri blog yazarları da dahil olmak üzere pek çok kişi askeri bir çıkmazdan söz ediyor.
Ukrayna birlikleri Şubat ortasında uzun süredir mücadele verdikleri ülkenin doğusundaki Avdiivka kasabasından çekildi.
Rus güçleri, potansiyel olarak daha derin bir işgalin önünü açabileceğinden dolayı bunu büyük bir zafer olarak gördü. Çünkü Avdiivka stratejik bir konuma sahip.
Kiev, geri çekilmenin askerlerinin hayatını korumayı amaçladığını, kuvvetlerinin sayıca ve silahça üstün olduğunu söyledi.
Bu, Rusya’nın geçtiğimiz Mayıs ayında Bahmut’u ele geçirmesinden bu yana elde ettiği en büyük kazanım olarak kayıtlara geçti. Ancak Avdiivka, 2014’ten beri Rus işgali altında olan Ukrayna şehri Donetsk’in sadece 20 km kuzeybatısında yer alıyor.
Bu denli küçük bir ilerleme, işgalin başında devlet propagandası olarak da yinelenen, askeri blog yazarlarının dile getirdiği başkent Kiev’i “üç gün içinde alma” hedefinden oldukça uzak.
Şu anda, Mart 2014’te ilhak edilen Kırım ve Rusya’nın kısa süre sonra ele geçirdiği doğudaki Donetsk ve Luhansk bölgelerinin büyük bir kısmı da dahil olmak üzere Ukrayna topraklarının yaklaşık yüzde 18’i Rus işgali altında bulunuyor.
Ukrayna’ya destek azalıyor mu?
Kiel Dünya Ekonomisi Enstitüsü’ne göre son iki yılda, Ukrayna’ya Avrupa Birliği kurumlarından yaklaşık 92 milyar dolar ve ABD’den Ocak 2024’e kadar 73 milyar dolar olmak üzere Ukrayna’ya büyük miktarlarda askeri, finansal ve insani yardım gönderildi.
Batı tarafından tedarik edilen tanklar, hava savunma sistemleri ve uzun menzilli toplar Ukrayna’ya önemli ölçüde yardımcı oldu.
Ancak müttefiklerin Ukrayna’yı ne kadar süreyle gerçekçi olarak destekleyebileceği tartışma konusuydu. Bu süre zarfında da yardım akışı azaldı.
ABD Kongresi’nde Ukrayna’ya yönelik 60 milyar dolarlık yeni bir yardım paketi iç siyasi çekişmelere takıldı.
Ukrayna destekçileri, Donald Trump’ın Kasım ayındaki başkanlık seçimlerinde Beyaz Saray’a geri dönmesi halinde ABD’nin desteğinin kesilmesinden endişe ediyor.
AB’de ise Putin müttefiki Macaristan Başbakanı Viktor Orban, Ukrayna’yı desteklemeye açıkça karşı çıkıyor. Orban ile yapılan uzun tartışma ve pazarlıkların ardından AB, Şubat ayında .
Öte yandan AB, Mart 2024 sonuna kadar Kiev’e vermeyi hedeflediği bir milyon top mermisinin sadece yarısını teslim edebilecek gibi duruyor.
Rusya’yı destekleyenler arasında Ukrayna’nın komşusu Belarus da var. Minsk yönetimi Rus birliklerinin Ukrayna’ya erişmesi için topraklarını ve hava sahasını kullanmasına izin veriyor.
ABD ve AB, İran’ın Rusya’ya “Şahit” İnsansız hava araçları (İHA) tedarik ettiğini söylüyor. Tahran ise Rusya’ya savaştan önce az sayıda İHA tedarik ettiğini kabul ediyor.
İHA’ların Ukrayna’daki hedefleri vurmada etkili olduğu kanıtlandı. Savaşta, hava savunma sistemlerinden kaçma yetenekleri nedeniyle İHA’lar, her iki taraftan da talep görüyor.
Yaptırımlar Batılı ülkelerin umduğu kadar işe yaramadı ve Rusya hala hem petrolünü satmayı hem de askeri sanayisi için parça ve bileşen tedarik etmeyi başarıyor.
Çin’in her iki tarafa da silah sağladığı düşünülmüyor. Pekin, bu savaşta genel olarak dikkatli bir diplomatik çizgi izledi, Rus işgalini kınamadı ama Moskova’yı askeri olarak da desteklemedi. Ancak Pekin ve Hindistan, Rus petrolünü satın almaya devam etti.
Hem Rusya hem de Ukrayna, Afrika ve Latin Amerika’ya yaptıkları çok sayıda diplomatik ziyaretle gelişmekte olan ülkelere iyi ilişkiler geliştirmek için de büyük çaba sarf etti.
Rusya’nın hedefleri değişti mi?
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in hala Ukrayna’nın tamamını istediğine dair yaygın bir inanış söz konusu.
Rusya Devlet Başkanı, ABD’li talk şov sunucusu Tucker Carlson’a verdiği son , tarih ve çatışma hakkındaki görüşlerini bir kez daha dile getirdi.
Putin, uzun zamandır, güçlü kanıtlar sunmadan, Ukrayna’daki sivillerin (özellikle de doğu Donbas bölgesindeki) Rusya’nın korumasına ihtiyaç duyduğunu savunuyor.
Rus lider, savaştan önce Ukrayna’nın egemen bir devlet olarak varlığını reddeden uzun bir makale yazdı ve Ruslar ile Ukraynalıların “tek bir halk” olduğunu söyledi.
Putin, Aralık 2023’te Rusya’nın “özel askeri operasyon” olarak adlandırdığı operasyona ilişkin hedeflerinin değişmediğini söyledi. Rusya Devlet Başkanı, bu hedefler arasında aşırı sağın etkisini işaret eden ve asılsız iddialara dayanan “denazifikasyon” fikrinin ya da başka bir deyimle “Nazilerden arındırmanın” da dahil olduğunu ifade etti.
Putin ayrıca “askerden arındırılmış tarafsız” bir Ukrayna istediğini söylüyor, NATO’nun nüfuz alanını doğuya doğru genişletmesine karşı çıkmaya devam ediyor.
Bağımsız bir devlet olarak Ukrayna hiçbir zaman herhangi bir askeri ittifaka dahil olmadı. Avrupa Birliği’ne katılmak siyasi hedefleri arasındaydı ve NATO ile daha yakın bir ittifak kurmak için görüşmeler yapıyordu. Kiev’in bu iki hedefi de şimdi, savaşın başlangıcına oranla daha yakın ihtimaller gibi görünüyor.
Kiev yönetiminin bu hedefleri ülkenin devlet yapısını güçlendirme ve Sovyetler Birliği’ni bir şekilde yeniden kurmaya yönelik jeopolitik projelerin içine çekilmesini engelleme amaçları taşıyordu.
Savaş nasıl sona erebilir?
Siyasi ve askeri analistler, iki tarafın da teslim olmaya niyetli görünmediği ve Putin’in iktidarda kalmayı sürdüreceği göz önüne alındığında, savaşın uzun süre devam edeceğini tahmin ediyor.
Küresel güvenlik düşünce kuruluşu Globsec, farklı sonuçların olasılığını değerlendirmek için çok sayıda uzmanın görüşlerini bir araya getirdiği bir çalışmaya imza attı.
Bu çalışmada ortaya çıkan en olası senaryo, 2025 sonrasına uzanan bir yıpratma savaşında, her iki tarafın da ağır kayıplar vereceği ve Ukrayna’nın müttefiklerinin silah tedarikine bağımlı kalmaya devam edeceği yönünde.
İkinci en olası senaryo ise Orta Doğu, Çin- Tayvan ve Balkanlar gibi dünyanın diğer bölgelerinde çatışmaların yaşanmasıyla birlikte Rusya’nın gerilimi tırmandırmak istemesi oldu.
Her ikisi de eşit derecede olası görülen diğer iki senaryo ise ya Ukrayna’nın bazı askeri ilerlemeler kaydetmesi ancak savaşı sona erdirecek bir anlaşmaya varılamaması; ya da Ukrayna’nın müttefiklerinin Kiev’e verdiği desteği azaltarak ve müzakere edilmiş bir çözüme ulaşması için baskı yapmaları yönünde oldu.
Ancak hem ABD başkanlık seçimlerinin potansiyel etkisi hem de İsrail-Hamas çatışması başta olmak üzere diğer savaşların Ukrayna ve Rusya’nın destekçilerinin önceliklerini ve bağlılıklarını nasıl etkileyeceği konusunda belirsizlik devam ediyor.
Çatışma daha da yayılabilir mi?
Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy, Şubat ortasında yaptığı konuşmada “yapay” olarak tanımladığı ülkesinin silah açığının Putin’e yaradığını öne sürdü.
Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşan Zelenskiy, Batı’nın Putin’e karşı durmaması halinde Moskova yönetiminin önümüzdeki birkaç yılı daha pek çok ülke için “felaket” haline getireceğini savundu.
İngiltere’nin savunma konularında önde gelen düşünce kuruluşu Royal United Services Institute (RUSI), Rusya’nın ekonomisini ve savunma sanayisini başarılı bir şekilde askeri üretime geçirdiğini ve uzun bir savaşa hazırlandığını söylüyor. RUSI, Avrupa’nın ise buna ayak uyduramadığı görüşünde. Polonya Dışişleri Bakanı da aynı endişeyi dile getirdi.
Avrupa ülkeleri (Almanya Dışişleri Bakanı ve Estonya İstihbarat Servisi’nin uyarıları da dahil) son zamanlarda Rusya’nın önümüzdeki on yıl içinde bir NATO ülkesine saldırabileceğine dair korkularını dile getirdi.
Bu durum NATO ve AB’yi hem askeri kabiliyetler hem de toplumların çok farklı bir dünyada yaşamaya hazır olmaları açısından gelecek planlamalarını hızlandırmaya itti.
]]>TBMM Başkanlığı İstanbul Ofisi’ndeki kabulde konuşan Kurtulmuş, iki ülke arasında tarihi, kültürel, siyasi ve coğrafi ilişkilerin çok önemli ve mükemmel bir seviyede olduğunu söyledi.
Marinko Cavara ile ikili olarak kardeşlik ve dostluk ilişkilerini artırırken aynı zamanda parlamentoların da işbirliğini arttırmalarının karşılıklı sorumlulukları olduğunu belirten Kurtulmuş, “İki ülke arasında her alanda işbirliği artıyor. Daha fazla artırmamız gerekir. Bu anlamda en temel meselemiz bu kadar büyük bölgesel ve küresel sorunların yaşandığı bu coğrafyada güven ve istikrarı sağlamaktır.” dedi.
Balkanlar’da güven ve istikrarın sağlanmasının Türkiye’nin bir numaralı perspektifi olduğunu kaydeden Kurtulmuş, Balkanlar üzerinde farklı ülkelerin ve büyük güçlerin nasıl oyunlar oynadığını bildiklerini dile getirdi.
Balkan halklarına ve devletlerine düşen görevin bu oyunların tuzağına düşmeden işbirliğini ve birlikte dayanışmayı artırmak olduğuna dikkati çeken Kurtulmuş, “Güven ve istikrarın temin edilmesinin ilk şartı ise ülkelerin ve halkların karşılıklı olarak birbirine güvenmesidir. Onun için biz Türkiye olarak, Balkan ülkelerinin hepsine temel perspektifimizi sürekli anlatıyoruz. Balkanlar’da işbirliği yapmaktan, dayanışma içerisinde hareket etmekten başka bir çıkış yolu ve gelecek yoktur.” diye konuştu.
TBMM Başkanı Kurtulmuş, bu ülkede birliğin sağlanmasının yolunun ayrışmayı körüklemekten değil, Bosna Hersek’in kurumsal varlığını güçlendirmek, devlet gücünü artırmak ve ülkeyi uluslararası alanda daha güçlü ve itibarlı bir hale getirmekten geçtiğini vurguladı.
Dayton Antlaşması’nın, Bosna Hersek’in yönetilmesini zor hale getirdiğinin farkında olduklarının altını çizen Kurtulmuş, “Dayton Antlaşması’nın zorluklarına rağmen bunu avantaja çevirebilmenin yolu, oradaki farklı etnik kimliklerin arasındaki farklılıkları körüklemek değil tam tersine bu farklılıklar içerisinde bu kültürel bütünlüğü temin edebilmektir.” ifadesini kullandı.
Kurtulmuş, Rusya ve Ukrayna arasındaki savaşın, bölgeyi, Balkanlar’ı ve Karadeniz’i istikrarsızlaştırma potansiyeline sahip olduğunu gördüklerini, bunun için savaşın barışçıl şekilde iki tarafın da kabul edeceği adil bir çözüme kavuşturulması gerektiğini bildirdi.
“Soykırım boyutlarına varan açık bir katliamdır”
Kurtulmuş, büyük bir küresel çatışmanın fitilini ateşleme potansiyeli olan, İsrail’in Gazze ve Filistin halkına gerçekleştirdiği acımasız, bütün uluslararası hukuk kurallarını hiçe sayan ve bütün insani değerlerden soyutlanmış katliamın, başka bir küresel sorun olduğunu belirterek, şöyle devam etti:
“Bu saldırı insanlık tarihinin modern zamanlarda görmediği kadar ağır bir insanlık suçu içermektedir. Bunun adı savaş falan değildir. Bunun adı sadece ‘saldırı’ şeklinde de tanımlanacak bir şey değildir. Soykırım boyutlarına varan açık bir katliamdır. Bu özellikleriyle Srebrenitsa’ya benzemektedir. Buna insanlığın karşı çıkması ve bunu durdurması insanlık vazifesidir. İşlenen suçların dosyası son derece kabarıktır. Sadece Netanyahu ve çetesi değil, buna ses çıkarmayan bütün uluslararası camia da bu suçun altında yıkılacaktır. İnsanlık yakın dönemlerde, modern dönemlerde böyle büyük bir suçla hiç karşı karşıya kalmadı. Şimdiye kadar işlenmiş bütün savaş suçlarının hepsinden çok daha yukarıda, adi ve bütün uluslararası hukuku hiçe sayan suçlar, cürümler işlenmiştir. İsrail’i destekleyen ülkeler ve onların hükümetleri sessiz kalsa da bütün dünyada insanlık vicdanı harekete geçmiştir. Milyonlarca, yüz binlerce insan sokaklara çıkarak İsrail’in işlediği bu sistematik insanlık suçlarını lanetlemektedir.”
Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanı’nda görülen mahkemenin ve verilen ara kararın Filistin davasında yeni bir dönemin başlangıcına işaret ettiğini kaydeden Kurtulmuş, Güney Afrika Cumhuriyeti yöneticilerine insanlık adına teşekkür etti.
Kurtulmuş, mahkemenin bundan sonraki safhalarında çok sayıda müdahil ülke ve kurumun işin içerisine gireceğini, TBMM olarak 3 milletvekilini mahkemeyi takip etmesi için görevlendirdiklerini ifade ederek, “Savaş suçlarıyla ilgili delilleri mahkemeye sunmak için harekete geçiyoruz. Mahkemede, Güney Afrika’nın ortaya sunmuş olduğu açık deliller İsrail hükümetini telaşlandırmıştır. Ardından Brezilya Devlet Başkanı Lula’nın İsrail yönetimini, Netanyahu’yu Hitler’e benzetmesi iyice panikletmiştir. Mahkemedeki bu safahatın ve uluslararası camiadaki uyanışın ortaya koyduğu bu tavır tamamıyla İsrail’deki bu Siyonist yöneticileri, Netanyahu ve ekibini telaşlandırmıştır. Onun için yeni bir tehditte bulunuyorlar.” sözlerini sarf etti.
İsrail’in özellikle Gazze’nin güneyine sığınan sivil, masum, kadın ve çocukların bulunduğu Refah Kapısı etrafındaki insanlara karşı katliamlarını artıracaklarını vurgulayan Kurtulmuş, şunları kaydetti:
“Ramazan ayına kadar eğer esirler salıverilmezse oradaki halkın tamamını oradan sürmek üzere harekete geçeceklerini, savaşı çok daha yukarı seviyelere çıkararak insanlık suçlarını daha fazla artıracaklarını ve dünyanın gözü önünde çok daha büyük bir cinayete adım atacaklarını açıkça ilan ediyorlar. Aslında bu Netanyahu ve yönetiminin köşeye sıkışmışlığının ortaya koyduğu bir çaresizliktir. Sonu olmayan bir yola girmek istiyorlar ve dünyaya ‘Biz sonu olmayan bir yola gireriz ve buradaki insanları yok ederiz’ diyerek tehdit ediyorlar. Artık bu sözün bittiği yerdir. Bütün dünya kamuoyuna ve uluslararası camiaya düşen sorumluluk, İsrail hükümetinin bu sonu olmayan yola girmesini önlemektir. Yoksa bu sonu olmayan yola girerse Netanyahu ve hükümeti, bu yolun nereye çıkacağı belli değildir.”
“Bize göre en önemli şey ölümlerim durmasıdır”
Bosna-Hersek Temsilciler Meclisi Başkanı Cavara ise Gazze’nin zor bir durumda olduğunu, yaşanan vahim olaylara bakınca benzer duyguları paylaştıklarını belirtti.
Gazze’de her gün çok sayıda insanın öldüğünü, bütün dünyanın bu konuda sustuğunu, dünyadaki çoğu devletin gözünün Türkiye’de olduğunu dile getiren Cavara, “Biliyorum ki sizin çabalarınız hem Ukrayna’daki savaşın hem Gazze’deki saldırıların durmasından yanadır. Bize göre en önemli şey ölümlerin durmasıdır.” dedi.
Cavara, kendilerinin de 4 yıl boyunca böyle bir savaştan geçtiklerini, bu süre boyunca “barış” denilip hikaye dinlediklerini ifade ederek, hiç kimsenin elini ateşe sokmadığını, bütün dünyanın taraf tuttuğunu ve hiçbirinin barışı düşünmediğini sözlerine ekledi.
]]>Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Numan Kurtulmuş, Bosna-Hersek Temsilciler Meclisi Başkanı Marinko Çavara ile bir araya geldi. TBMM’nin Beşiktaş’ta bulunan İstanbul Ofisinde gerçekleşen görüşmede iki ülke arasındaki ilişkiler, bölgesel ve küresel konular ele alındı. Balkanlar üzerinde farklı ülkelerin, farklı büyük güçlerin çeşitli oyunlar oynadığını ve Balkan ülkelerinin bu tuzaklara düşmemesi gerektiğini söyleyen TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Balkanlar’da güven ve istikrarın sağlanmasının bir numaralı siyasi perspektifleri olduğunu belirtti. İsrail’in Filistin’e yönelik saldırıları hakkında da konuşan Kurtulmuş, bunun açıkça bir insanlık suçu olduğunu ve İsrail ile birlikte tüm destekçilerinin de bu suça ortak olduğunu ifade etti. Kurtulmuş, Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanı’nda görülen davanın ara kararının İsrail’i telaşlandırdığını ve Türkiye olarak savaş suçlarıyla ilgili delilleri mahkemeye sunmak için harekete geçtiklerini dile getirdi.
“Balkanlar’da güven ve istikrarın sağlanması bir numaralı siyasi perspektifimizdir”
Konuşmasına Bosna-Hersek ile Türkiye arasında tarihi, kültürel, coğrafi ilişkilerin fevkalade önemli olduğunu belirterek başlayan Numan Kurtulmuş, “Tabii iki ülke arasında her alanda işbirliği artıyor. Daha fazla artırmamız gerekir. Bu anlamda en temel meselemiz; bu kadar büyük bölgesel ve küresel konuların yaşandığı bu coğrafyada güven istikrar sağlamaktır. Türkiye olarak özellikle Balkanlar’da güven ve istikrarın sağlanması bir numaralı siyasi perspektifimizdir. Balkanlar üzerinde farklı ülkelerin, farklı büyük güçlerin nasıl oyunlar oynadığını biliyoruz. Burada Balkan halklarına ve devletlerine düşen bu oyunların tuzağına düşmeden işbirliğini ve birlikte dayanışmayı artırmaktır. Ayrıca Rusya-Ukrayna arasındaki savaşın da bölgeyi, özellikle Balkanlar’ı ve Karadeniz’i istikrarsızlaştırma potansiyeline sahip olduğunu görüyoruz ve bunun için başından itibaren Ukrayna-Rusya arasındaki savaşın barışçıl bir şekilde, iki tarafın da kabul edeceği adil bir çözüme kavuşturulması kanaatindeyiz” dedi.
“Bu saldırı insanlık tarihinin modern zamanlarda görmediği kadar ağır bir insanlık suçu içermektedir”
Kurtulmuş, İsrail’in Filistin’deki saldırıları konusunda ise, “Bir başka önemli bölgesel sorun da, büyük bir küresel çatışmanın fitilini ateşleme potansiyeli olan İsrail’in Gazze halkına, Filistin halkına gerçekleştirdiği acımasız, bütün uluslararası değerleri hiçe sayan ve bütün insani değerlerden soyutlanmış olan bu katliamdır. Bu saldırı insanlık tarihinin modern zamanlarda görmediği kadar ağır bir insanlık suçu içermektedir. Bunun adı savaş falan değildir. Bunun adı sadece saldırı şeklinde de tanımlanacak bir şey değildir; soykırım boyutlarına varan açık bir katliamdır. Bu özellikleriyle aynen Srebrenitsa’ya benzemektedir. Buna insanlığın karşı çıkması ve bunu durdurması insanlık vazifesidir. İşlenen suçların dosyası son derece kabarıktır. Bunun altında sadece Netanyahu ve çetesi değil, buna ses çıkarmayan bütün uluslararası camia da bu suçun altında yıkılacaktır” diye konuştu.
“Savaş suçlarıyla ilgili delilleri mahkemeye sunmak için harekete geçiyoruz”
Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanı’nda görülen davanın yeni bir dönemin başlangıcını işaret ettiğini vurgulayan Kurtulmuş konuşmasında, “İsrail’i destekleyen ülkeler ve onların hükümetleri sessiz kalsa da çok şükür bütün dünyada insanlık vicdanı harekete geçmiştir. Milyonlarca insan sokaklara çıkarak İsrail’in işlediği bu sistematik insanlık suçlarını lanetlemektedir. Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanı’nda görülen mahkemenin ara kararı bu anlamda Filistin davasında yeni dönemin başlangıcını işaret ediyor. Bir kere daha insanlık adına, Güney Afrika Cumhuriyeti’ni, bütün yöneticilerini tebrik ediyor, teşekkür ediyoruz. Böyle önemli bir mahkemeye başlangıç adımının atılmasını temin ettiler. Biz de Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak üç milletvekili arkadaşımızı mahkemelerin bütün safahatını takip etmesi üzerine görevlendirdik. Savaş suçlarıyla ilgili delilleri de mahkemeye sunmak için harekete geçiyoruz. Mahkemede iddia makamının yani Güney Afrika’nın ortaya sunmuş olduğu açık deliller İsrail hükümetini telaşlandırmıştır. Mahkemedeki bu safahatın ve uluslararası camiadaki bu uyanışın ortaya koyduğu bu tavır, İsrail’deki siyonist yöneticileri, Netanyahu ve ekibini telaşlandırmıştır. Bütün dünya kamuoyuna ve uluslararası camiaya düşen sorumluluk İsrail hükümetinin bu sonu olmayan yola girmesini önlemektir” ifadelerini kullandı. – İSTANBUL
]]>Kahramanmaraş merkezli depremlerden etkilenen Adana’da Çukurova, Seyhan ve Sarıçam ilçelerinde yapımı tamamlanan bin 589 konutun kurası çekildi. ‘Deprem Konutlarının Kura Çekilişi Töreni’ Yüreğir Kültür Merkezi’nde düzenlendi.
“Cennet gibi bir vatana sahibiz”
Depremde hayatını kaybedenler için Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başlayan törende konuşan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki, 1 ay içerisinde deprem bölgesinde teslim edilecek konut sayısının 75 bin olacağını anlatarak, “Öncelikle başımız sağ olsun. Ölenlere Allah rahmet eylesin. Bin yıllık Anadolu medeniyetini kurduğumuz bu güzel topraklarda başımıza gelen en büyük felaket bu depremlerdir. Allah bir daha böyle felaket yaşatmasın. Ölenlere rahmet, kalanlara sağlık diliyoruz. Hasarları giderip yaraları sarmak hepimizin ve devletimizin görevi. Mutluyuz, binlerce hak sahibini evlerine kavuşturduk. Gece-gündüz çalıştık ve hiç ara vermedik. Bu 1 ay içerisinde 46 bin konutu, gelecek ay vereceklerimizle birlikte 75 bin konutu vatandaşlarımıza vermiş olacağız. Bütün herkesten helallik alana kadar buradan gitmeyeceğiz. Bu coğrafya en eski yerleşim yeri olarak geçiyor. Medeniyet bu topraklardan, bilim bu topraklardan yayılmış. Cennet gibi bir vatana sahibiz. Bizim bu topraklarımızın da 2 kusuru var birisi depremsellik, diğeri de fitne odakları bitmiyor” ifadelerini kullandı.
“Artık şehirlerimiz, dağlarımız, ilçelerimiz tertemiz”
Türkiye’nin birçok bölücü örgüt ile mücadele ettiğini aktaran Özhaseki, “Birçoğunuzun yaşı geçmişi hatırlamaya yeter. Bir taraftan PKK gibi bölücü bir örgüt, bir taraftan meseleye diğer taraftan girip FETÖ’cü bir yapı, IŞİD gibi sapık bir grup. Hepsi aynı ülkeler tarafından destekleniyor. Bir seferinde Cizre’de yapılan açılış öncesi beni sosyal medyadan linç ettiler. Sabah ise onlara cevap verdim. Bana laf ediyorsunuz ama karşınızda Amerika’nın üsleri var dedim. Bana ise onlar demokrasi getiriyor dediler. Bunlar nereye gittiler de demokrasi, eşitlik götürdüler. Bunlar gittikleri her yere kan, bela, gözyaşı götürdüler. Yıllardır mücadele veriyoruz. Allah’a şükürler olsun artık şehirlerimiz, dağlarımız, ilçelerimiz tertemiz. Asker ve polislerimiz mücadelelerini hep sürdürüyor. Allah bu yavrularımızın ayaklarına taş değirmesin. Arada bir sızma yaparak canlarımızı yakmaya çalışıyorlar ama onlarla mücadele edecek gücümüz var” diye konuştu.
“5 riskli ülkeden birisi Türkiye”
Türkiye’nin deprem ülkesi olduğuna dikkat çeken Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki, daha sonra şunları söyledi:
“Deprem konusunda hepimizin dikkatli olması gerekiyor. Bu ülke bir deprem ülkesidir. Her ne yaparsak onu bilerek yapacağız. Evlerimizi, iş yerlerimizi nereyi yaparsak yapalım bu deprem gerçeğini unutmamak gerek. 5 tane riskli ülke var ve birisi Türkiye. En riskli şehir ise İstanbul’dur. Yıkıcı deprem sayısı 231. Neredeyse her sene 2-3 yıkıcı deprem olmuş. 5 ve altındakileri saymıyoruz bile. Maddi hasar milyarlarca dolar. Biz doğa ile savaşamayız ve ona kafa tutamayız. İçeri de bir enerji var ve dışarı vuruyor. Biz bunu bilerek hareket edeceğiz. Tedbiri elden bırakmamak lazım. Her işimizi tedbirli, doğru yapmak zorundayız. Akıl, dize vurup ah etmek için değildir. Bizde böylece hareket etmek durumundayız. 6 Şubat’ta Kahramanmaraş’ta çok şiddetli, yıkıcı ve uzun süren deprem meydana geldi. 11 ilimiz doğrudan hasar gördü. 14 milyon insanımız hasar gördü. 850 bin bağımsız bölüm yıkıldı. Böyle bir felaket ile karşı karşıya kaldık. Allah böyle bir acıyı bir daha göstermesin.”
“Onları vicdanlarıyla baş başa bırakıyoruz”
Depremde birçok siyasi partinin deprem bölgesinde hizmet verdiğini ancak bazı kişilerin göstermelik hareketler yaptığını aktaran Bakan Özhaseki, “Depremin manevi hasarı ölçecek alet ortaya çıkmadı. Biz şu ana kadar girdiğimiz bütün evlerden ağlayarak çıkıyoruz. O evlerden acı tütmeye devam ediyor. 04.17’de Cumhurbaşkanımıza haber verildi. Oda ilk MYK toplantısında bize neler yaptığını anlattı. Bizde ona neler yaptığımızı anlattık. Bin 390 belediyeden 810 tanesi AK Partili. Ben o gün, bütün belediye başkanlarını arayıp hepsine işlerini bırakıp deprem bölgelerine gitmelerini söyledim. Sağ olsun bazı CHP’li belediye başkanları da gelip deprem bölgesinde çalıştı. Fakat milyonlarca nüfusu olduğu halde, ellerinde koca koca imkanları ve ordusu olduğu halde bazı kişiler sosyal medya orduysa gelip öz çekim yapıp gittiler. Onları vicdanlarıyla baş başa bırakıyoruz” dedi.
“1 buçuk sene içerisinde bütün evleri teslim edeceğiz”
Depremde tüm Türkiye’nin ve birçok kardeş ülkenin kenetlendiğini anlatan Özhaseki, “85 milyon bir millet evinde sıcak çorbasını içmedi, doğru dürüst uyumadı. Haccını erteleyenleri mi dersiniz, küçücük eski arabasıyla gelen kardeşlerimizi mi dersiniz hepsinden Allah razı olsun. Bu milletin içinde bir birey olmak bile yeter. İnsanoğlu dünyaya gelirken Allah’a dilekçe vermiyor. Öyle bir şey yok. Allah’ın takdiriyle dünyaya geliyoruz. Bu dünyadaki yaptıklarımızdan sorumluyuz. Hepimiz kol kola girdik ve asrın dayanışmasını gerçekleştirdik. Mart, Nisan aylarında sağlam zeminleri tespit edip inşaatlara başladık. Şu anda deprem bölgesindeki rezerv alanlarda 207 bin bağımsız bölümün yapımı devam ediyor. Şehir merkezlerinde 50 bin konutun, köylerde ise 50 bin çelik köy evinin de yapımına başlanmış durumda. Toplamda 307 bin konutumuzun inşası hızla devam ediyor. Yerinde dönüşüm için bir proje açıkladık ve binlerce kardeşimiz müracaat etti. 256 bin kardeşimiz müracaat etti. Köy evlerini çelikten yapıyoruz. 9 şiddetinde bile depremde yıkılmayacak evler yapıyoruz. Bir fon bulduk ve bütün illerimizde altyapıyı baştan yapıyoruz. Toplam altyapı civarı 60 milyar lira civarında. Adana içinde 3 milyar liralık proje hazırladık. Bu yaz itibariyle başlayıp hiçbir belediyeye yük getirmeden altyapıyı biz yapıyoruz. Diyarbakır’da dağıtılacak konutlarla bugün 46 bin konut dağıtmış olacağız. Ondan sonrada her ay gelip konutları dağıtmaya devam edeceğiz. Bugün bin 589 konutu dağıtıyoruz. Adana’da 8 bin 138 konutun ihalesi yapılmış, devam ediyor. Onları da dağıtacağız 1 buçuk sene içerisinde” ifadelerini kullandı.
“Kol kola girelim ve birliğimizi devam ettirelim”
Depremden 2 ay sonra sağlam zeminde inşaat çalışmalarına başladıklarını söyleyen Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki, muhalefetin kendilerini eleştirdiklerini kaydederek, “Deprem olmuş 1 gün sonra muhalefetteki partinin ileri gelenleri, ‘Bu deprem iktidarı alır götürür’ diyor. Herkes enkazın altında ailesini kurtarmaya çalışıyorken bu laflar neyin nesi. Hangi hesabı yapıyorsunuz. İlk günlerde temel atarken ‘Acelenize ne oluyor’ diyorlardı. Aradan 1 sene geçince ise muhalefet çıkmış verilen 25 konut var diyor. Ben 75 binden bahsediyorum onlar ne söylüyor. Allah bunları ıslah etsin. 75 bin konut dağıtıyoruz. Geçen bir törende 1 tane tanıdığımız var mı diye soruyorum ama kimse çıkmadı. Burada hak yenmez. Deprem üzerinden, şehitlerimiz üzerinden siyaset olmaz. Eğer görmek istiyorlarsa tek tek gelsinler göstereceğim, inşaatları gezdireceğim. Bütün evleri 1, 1 buçuk sene içerisinde teslim edeceğiz. Nereden geldiğiniz hiç önemli değil, bizler Allah’ın kullarıyız. O yüzden kol kola girelim ve birliğimizi devam ettirelim” diye konuştu.
Öte yandan Bakan Özhaseki, vatandaşlara evleri teslim edilene kadar kira yardımlarının süreceğini söyledi.
Törene Adana Valisi Yavuz Selim Köşger’in yanı sıra kent protokolü ve vatandaşlar katıldı. – ADANA
]]>AB içinde İsrail’e en büyük desteği veren Macaristan ise bu çağrıya katılmadı.
Macaristan engeli nedeniyle, Batı Şeria’da Filistinlilere yönelik şiddete karışan İsrailli radikal yerleşimcilere yönelik Avrupa yaptırımları konusunda da yine karar alınamadı.
Üye ülkeler, Macaristan engelini aşmak için İsrailli yerleşimcilere yönelik bireysel önlemler almaya hazırlanıyor.
AB Dış Politika Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Brüksel’deki dışişleri bakanları toplantısı sonrası, 26 üye ülkenin Gazze’deki çatışmalara “derhal insani ara verilmesi çağrısında bulunan” bir bildiri yayımladıklarını açıkladı.
AB Dönem Başkanı Belçika’nın önerisiyle gündeme gelen ortak bildiride, Gazze’de “kalıcı bir ateşkese yol açacak şekilde çatışmalara acil insani ara, tüm rehinelerin koşulsuz serbest bırakılması ve insani yardım sağlanması” çağrısında bulunuldu.
AB üyesi 26 ülkenin dışişleri bakanları, Josep Borrell’in geçen hafta sonu İsrail’e yönelik yaptığı, “bir milyon Filistinlinin koruma aradığı Refah’a kara saldırısı başlatmaması” çağrısını da yineledi.
Ortak bildiride, İsrail’e, Refah’a askeri müdahale kararından vazgeçmesi istenerek, şu görüşlere yer verildi.
“İsrail Hükümeti’nden Refah’ta zaten felaket durumda olan insani durumu daha da kötüleştirecek ve acil olarak ihtiyaç duyulan temel hizmetlerin ve insani yardımın sağlanmasını engelleyecek askeri müdahalede bulunmamasını istiyoruz.”
Brüksel’deki kaynaklara göre, 7 Ekim’deki Hamas saldırıları sonrası İsrail’e güçlü bir şekilde destek veren bazı AB üyesi ülkeler, bölgede kötüleşen insani koşullar ve İsrail’in saldırılarına yönelik eleştiriler nedeniyle özellikle ateşkes konusunda tavır değişikliği sergilemeye başladı.
Ancak Macaristan hariç. AB içerisindeki en güçlü İsrail destekçisi olarak bilinen Macaristan, ortak bildiriye imza atmadı.
Belçika Dışişleri Bakanı Hadja Lahbib, 26 üye ülkenin Orta Doğu’daki duruma ilişkin farklı tutumlarına rağmen, acil ateşkes çağrısı kararı almasını, “son derece olumlu bir uzlaşma” diye değerlendirdi.
Bakan Lahbib, “27 üye ile hareketsiz kalmaktansa, 26 ülke ile ilerlemek daha iyi. İsrail’e açık bir mesaj gönderiyoruz ve önemli olan da bu” dedi.
Macaristan, Batı Şeria’da Filistinlilere yönelik şiddet eylemleri gerçekleştiren radikal İsrailli yerleşimcilere karşı AB yaptırımları uygulanmasını da engelliyor.
Macaristan’ın vetosu nedeniyle diğer 26 AB üyesi ülke, radikal İsrailli yerleşimcilere yönelik ortak yaptırım kararı alamıyor.
İngiltere ve ABD, bu konuda yaptırımları hayata geçirmişti.
Fransa da, çok sayıda şiddet yanlısı yerleşimcinin ülkesine girişini yasakladığını açıkladı.
Pazartesi günü Brüksel’de yapılan AB Dışişleri Bakanları toplantısında, birlik içinde bu konuda kısa zamanda bir anlaşmaya varılacağına dair umut belirmedi.
Başta Belçika ve Hollanda olmak üzere birçok üye ülke, İsrailli radikal yerleşimcilere karşı yaptırım konusunda daha fazla beklememe kararı aldı.
AB Dönem Başkanı Belçika Dışişleri Bakanı Lahbib, Macaristan engelini aşmak için, diğer üye devletlerin bireysel önlemler alacağını duyurdu.
Hollanda Dışişleri Bakanı Hanke Bruins Slot da, Macaristan engeli nedeniyle, kısa vadede ortak yaptırım uygulanamayacağını vurgulayarak, “Bunu AB içinde yapamayacağımıza göre, Hollanda’da nasıl başarabileceğimize bakacağız” diye konuştu.
Hollandalı bakana göre, birçok AB ülkesinin yaptırım kararı alması durumunda, İsrailli yerleşimcilerin bir başka üye ülke üzerinden Schengen sınırları içinde dolaşmasının önüne geçilebilecek.
Bruins Slot, beklentisinin, birçok üye ülkenin bu konuda önlem alacakları yönünde olduğunu söyledi.
]]>İYİ Parti Sözcüsü ve Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Kürşad Zorlu, parti genel merkezinde basın toplantısı düzenledi. Gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunan Zorlu şunları söyledi:
“DAĞLARI SİYANÜRLE YERLE BİR OLURKEN SESSİZLİĞE GÖMÜLEN SİYASİ İKTİDARA SORUMLULARI AKLAMA FIRSATI VERMEYECEĞİZ”
“Erzincan’ın İliç’te bir felaket yaşadık. Kimsenin sorumluluk almadığı ve yanlışı üstlenmediği; konuşanların cezalandırıldığı ve yine vicdanlarımızın yaralandığı bir felaketle karşı karşıyayız. Günlerdir veriler, resmi rakamlar, belgeler, izinler, teknik ve bilimsel raporlarla ihmalin fotoğrafı açıkça ortaya çıkarıldı. Yani yalanın, talanın ve rantın fotoğrafından bahsediyoruz. Kamu sağlığı, sırf sermayenin daha fazla katkı sağlamadı için esasında bu yanlışlıklara kurban edilmiş. Zira toprağa, suya ve havaya karışan siyanür, bölge halkının sağlığını hala tehlikeye düşürüyor. 9 canımız hala bu göçüğün altında. Adeta ‘Al takke ver külah’ ilişkilerinde ülkemizin yeraltı ve yer üstü kaynaklarını talan eden bu iktidara seslenmek istiyoruz: Deprem oldu, enkaz altındaki vatandaşın üzerine sela okuttunuz. Heyelan oldu, maden ocağında göçük ortaya çıktı, yeri geldi şiddetli yağmurlar sel oldu, vatandaşlarımız hayatını kaybetti. Her türlü değerimizi oy almak için kullanan ama dağları siyanürle zehirlenip yerle bir olurken sessizliğe gömülen siyasi iktidara facianın sorumlularını aklama fırsatını vermeyeceğiz ve biz kamu vicdanının sesi ve vekili olacağız. Bu itibarla İliç’teki felaketin sorumlularının hukuk önünde hesap vermesi ve cezalandırılması için İYİ Parti olarak sürecin birebir takipçisi olduğumuzu buradan ifade etmek istiyorum.
“İKTİDAR HER GENCE ÜNİVERSİTE DİPLOMASI VERMEYE ANT İÇMİŞ AMA İŞ ÜNİVERSİTE MEZUNLARINI MUTLU ETMEYE GELİNCE SINIFTA KALMIŞ”
Memnuniyetsizlik ve mutsuzluk artışı, ‘Türkiye İleri Sallama Kurumu’ -ben onu öyle tarifliyorum- TÜİK tarafından bile artık göz ardı edilemez hale geldi. Ülkenin son dönemine baktığımızda genel olarak mutsuzluğun yaygınlaştığını ve yaşamından çok memnun olanların sayısının ciddi şekilde azalmakta olduğunu görüyoruz. Kamu hizmetlerinden duyulan memnuniyetsizlik de yine TÜİK rakamlarına yansımış. 2013-2023 dönemine baktığınızda, kamu hizmetlerinden memnun olduğunu beyan edenlerin oranı; eğitim, sağlık ve ulaştırma alanında yüzde 10 seviyesinde azalmış. Bir anlamda ‘vatandaştan vergi toplamaya gelince oranları istediğin gibi artır ama bu vergilerle yeterli hizmeti verme’ anlayışı siyasi iktidarın düsturu haline gelmiş. Çok övünülen hizmet anlayışının sayısal karşılığı işte burada yatıyor. Eğitim düzeyine göre en mutsuz kesiminin yükseköğretim mezunları olduğunu söyleyelim. Siyasi iktidar neredeyse her gence üniversite diploması vermeye ant içmiş ama iş üniversite mezunlarını mutlu etmeye gelince sınıfta kalmış. Yükseköğretim mezunlarının mutluluk oranında, 2006’dan 2023’e 17,2 puanlık bir azalma dikkat çekiyor. Peki üniversitelerin eğitim kalitesi her geçen yıl daha da düşerken üniversitelerdeki gençlerimiz ‘Ben neden burada zaman geçiriyorum’ diye düşünmeyecek mi sandınız? Üniversite sayısını ve kontenjanları çılgınlar gibi artırıp diğer yandan bütçe içinde yükseköğretimin payını azaltırken üniversitelerin hizmet kalitesinin düşeceğini hiç mi öngörmediniz? Yeni üniversite mezunlarının ortalama ücreti her geçen gün asgari ücrete biraz daha yakınsarken bu gençler ‘Biz neden üniversitede okuduk’ diye sormayacak mı zannettiniz? Bu soruları soran gençlerin mutsuz olacaklarını ve ilk fırsatta ‘Başka bir ülkeye nasıl yerleşirim’ diye düşüneceklerini hiç mi tahmin etmiyorsunuz? İnsan bunları sormadan edemiyor. Yoksa bunlar kasıtlı bir biçimde mi yapılıyor?
“BİR SİYASİ İKTİDAR DÜŞÜNÜN Kİ EMEKLİSİNİN FERYADINA KULAK TIKIYOR, EĞİTİM ORDUSUNU İSE GÖRMEZDEN GELİYOR”
Bugün emeklilerle öğretmenlerin feryadı artık ortaklaşmıştır. Açlık sınırının altında yaşamaya mecbur bırakılan milyonlarca emekli bir yanda, yıllarca öğrenim görüp mesleği için hak kazandığı halde açıkta bırakılan yüz binlerce öğretmen diğer yanda. Bir siyasi iktidar düşün ki emeklisinin feryadına kulak tıkıyor, eğitim ordusunu ise görmezden geliyor. Siyasi iktidarın beğenmediği eski Türkiye’de ikramiyesiyle ev alabilen bir emekli kesimi vardı. Emekli ikramiyesi toplumun büyük kısmını oluşturan asgari ücretlilerin mülk edinmesinin tek imkanıydı. Ev sahibi olan emekliler en azından maaşlarıyla kıt kanaat de olsa geçinebiliyordu. Bu imkan da ellerinden alındı ve ailesinden serveti olmayanlar mülksüzlüğe mahkum edildi. Bugün bırakın ev alabilmeyi, emekli ikramiyesiyle bir araba dahi alınamaz bir ekonomik ortamdayız. Emekliler çalışırken girdikleri borçları ancak ödeyip yetmeyen maaşları sebebiyle bir kez daha borçlanarak, ezilerek, kırılarak yaşamaya çalışıyorlar. Biz onun için acilen öğretmenler için atama, emekliye zam diyoruz. Gelinen bu koşullarda en düşük emekli maaşı asgari ücretten az olamaz. Verilen onca sözden, beylik laftan sonra öğretmene 100 binden aşağı bir kadro atamasını asla kabul etmiyoruz.
Mülakat konusuna gelince de bunu kaldırmaya yönelik kanun teklifine ilişkin bir ilerleme kaydedilmediğini de öğretmenlerimiz ve aileleriyle buradan paylaşmak isterim. Siyasi iktidar emeklilerin yaşam koşullarını yaşanamaz hale getirmekle kalmamış bir de kademeli emeklilik problemine neden olmuştur. Tıpkı aylık bağlama oranları düzeltilmeden emekli maaşlarına köklü bir çözüm üretilemeyeceği gibi EYT düzenlemesinin ardından adil bir emeklilik sistemi tesis etmeden iş ve emek barışı asla sağlanamayacaktır. Dün, EYT düzenlenmesinden yararlanamayan çok sayıda insan Ankara’da miting düzenlediler. Bir günlük farkla 17-20 yıl kaybetmenin adaletsizliğini dile getiriyorlar. Bu adaletsizliği ortadan kaldırmaya yönelik derhal bir çalışma yapılması gerekiyor. Biz böyle bir düzenlemeyi Meclis çatısı altında konuşmaya hazırız.
“VATANDAŞIN İKTİDARA OY VERENLER BE VERMEYENLER ŞEKLİNDE AYRILAMAYACAĞINI İKTİDARA 31 MART’TA ANLATMAMIZ GEREKİYOR”
Ocak ayındaki 15,1 milyar TL açıkla son 12 aydaki bütçe açığında rekor kırıldı. Hükümeti bu anlamda tebrik etmek lazım. Bütçe açığının ve faiz dışı açığın, GSYH’ye oranı 2001 krizinden beri en yüksek seviyeye ulaştı. ve dahası, vergi adaletsizliğinde sürekli el yükselttikleri için kendilerini tebrik etmek de istiyorum. Ocak 2024 bütçe gerçekleşmelerine baktığımızda, merkezi yönetimin vergi tahsilatı KDV’de yüzde 165, ÖTV’de yüzde 118, gelir vergisinde yüzde 107, kurumlar vergisinde ise sadece yüzde 10 arttı. Türkiye adeta sömürü ve rant ekonomisiyle can çekişiyor. Yoksuldan zengine servet transferiyse mevcut sistemin ana bir unsuru haline gelmiş durumda. Vatandaş artık iktidarın açılımını 3 şekilde yapıyor; Adaletsizliği Kutsama Partisi, Ağaları Kollama Partisi diğeri de Açlık ve Kutuplaştırma Partisi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Ordu’da yaptığı konuşmayı aynen okumak istiyorum: ‘Bizim olmadığımız bir büyükşehir belediyesi, kusura bakmayın açık konuşuyorum, doğal gazı nasıl getirecek? Biz varsak doğal gaz var, biz yoksak doğal gaz yok.’ Muhalefette olmayı bir tarafa bırakın, nereden bakarsanız bakın kabul edilemeyeceğimiz bir açıklama bu. Günler öncesinde de Hatay’da, ‘Merkezi yönetimle yerel yönetim el ele vermezse o şehre herhangi bir hizmet gelmez’ demişti Sayın Erdoğan. Bu tehdit siyasetine hep beraber karşı durmamız lazım. Böyle demokrasi olmaz. İllerin AK Partili olan ve olmayan belediyeler şeklinde ayrılamayacağını daha kaç kere hatırlatmamız gerekecek? Aslında vatandaşın iktidara oy verenler ve vermeyenler şeklinde ayrılamayacağını da siyasi iktidara 31 Mart’ta anlatmamız gerekiyor. Bizim için 81 ilin, 922 ilçenin her biri Türkiyemizdir. Ülkemizdeki 85 milyon kişinin her biri Türkiyemizdir. Eğer Türkiye’yi temsil ediyorsanız, bunu böyle bilmek ve buna göre davranmak, gücümüzü de aldığınız bu milli iradeye olan borcumuzdur.
“SİYASİ İKTİDAR YANLIŞ POLİTİKALARIYLA, EKONOMİDE YARATTIĞI TAHRİBATLA ÜLKENİN DEMOGRAFİK DENGELERİNİ BOZMAYI BAŞARDI”
TÜİK, 2023 yılı nüfus verilerini açıkladı. Nüfusumuz, 2023’te sadece 92 bin 824 kişi artmış. Artış oranı da binde 1,1. Oysa 2002-2022 dönemine baktığınızda nüfusumuzun artış oranı yıllık ortalama yüzde 1,3’tür. Öte yandan 2023’ü nüfus açısından diğer yıllardan ayran 6 Şubat afetini de unutmamalıyız. Resmi kayıtlara göre, vefat eden kişi sayısı 53 bin 537 kişidir. Yani afet olmasaydı, afette hayatını kaybeden kimse olmasaydı dahi nüfus artışımız yüzde 0,17 olacaktı. Bu nüfus verilerine göre, ülkemizde üç kaygı verici gelişme veya ihtimal dikkatimizi çekiyor. Birincisi doğurganlık hızındaki azalmadır. Zira 2014’ten beri sıfır yaşındaki azalma devam ediyor. Sıfır yaşındaki nüfusta bir önceki seneye göre yüzde 7 buçukluk bir azalma yaşanmış. Oysa genç nüfusun fazlalığı ülkemizin en güçlü özelliklerinden biriydi. Ancak siyasi iktidar, yanlış politikalarıyla, ekonomide yarattığı tahribatla ülkenin demografik dengelerini bozmayı başardı. Peki bugün neden bu hız azalıyor? Çünkü AK Parti enflasyonla mücadele etmeyince, gelir dağılımını bozunca vatandaş bu yeni ekonomik düzene kendince uyum sağlamak durumunda kalıyor.
Cumhurbaşkanı her fırsatta ‘çocuk yapın’ dese de vatandaş gelecek kaygısıyla bu yönelime karşı duruyor. Gençler ise ‘Ne evlenmesi, daha kendimize bakamıyoruz cebimize giren üç kuruşla’ diyecek noktaya getirildi. Netice olarak da Türkiye’nin demografik fırsat penceresi yavaş yavaş kapanıyor. Üzülerek görüyoruz ki nüfus dinamizmini kaybolduğu ve nüfusu hızla yaşlanan bir ülke haline geliyor ülkemiz. İkinci kaygımız, depremde vefat edenlerin sayısının resmi açıklamadan fazla olması ihtimali. Nüfus artış hızının tarihsel ortalamasından bir yılda aşırı derecede sert bir sapma yapması, kolay açıklanabilir bir durum değil. Peki nedir bu sapmanın kaynağı? ya kaygı duyduğumuz gibi afette aslında açıklanandan daha fazla vatandaşımız vefat etti ya da çok ciddi dış göç verdik. Dış göç de zaten nüfus dinamikleriyle ilgili üçüncü kaygımız. 2022’de ülkemizden yurt dışına göç eden vatandaşlarımızın sayısı 140 bine yaklaşmış. 2018-2022 döneminde ise 500 binden fazla vatandaşımızın yurt dışına göç ettiğini görüyoruz. Henüz TÜİK’in 2023 göç verileri açıklanmadı ama dış göçte çok ciddi bir artış yaşanmış olma ihtimalini de burada saklı tutuyoruz.
“ÜLKEMİZDE YAŞAYAN KAÇAK AFGANLARA, İLTİCA SİSTEMİNE ALINARAK GEÇİCİ KORUMA VERİLMESİ İÇİN HAZIRLIK YAPILDIĞI DUYUMUNU ALDIK”
Genç nüfusu azalan ve dış göçün hızla arttığı bir ülke yaptılar ülkemizi. Dış göç diye sayılarla ifade edilen nüfus kaybının da büyük çoğunluğunun iyi yetişmiş insan kaynağımız olduğunu hatırlatmaya gerek yok. ya kalanlar ne durumda? Allah’a emanet yaşıyorlar. Çünkü biliyorlar ki bir depremde bina altında kalabilirler. Maden işçisi iseler yine her an toprak altında kalabilirler. Bunları da geçtim, ülkedeki adalet yoksunluğundan güç alan bir psikopat sokakta ya da trafikte ansızın canlarını alabilir. Sözün özü; ne yazık ki ülkemizi mutluluk vaat edemeyen bir yer kıldılar. Bugün ülkemiz, 10 milyondan fazla sığınmacıyla dünyanın en büyük sığınmacı deposu haline getirilmiştir. Bugün tamamlanan Münih Konferansı’nda en önemli tehlikenin savaş ve iklim değişikliğinden kaynaklanan göç olduğu ortaya konuldu. Siyasi iktidar buna çözüm bulmak yerine sığınmacıları kalıcı hale getirecek uyum projelerine var gücüyle devam ediyor. Geçen hafta gündeme getirdiğimiz bazı illerde Hazine arazilerinin Suriyeli sığınmacılara tahsisini hedefleyen BM destekli proje, bunun küçük bir örneğidir. Hükümet cephesi hızlıca bu iddiayı inkar etmeye kalksa da böyle bir tahsis projesi için illere gidildiği kayıtlarda mevcuttur. Şimdi duyuyoruz ki ülkemizde yaşayan kaçak Afganlara iltica sistemine alınarak geçici koruma verilmesi için bir hazırlık yapıldığı duyumunu aldık. Afganistan vatandaşları, Türkiye’ye Pakistan ve İran üzerinden gelmektedir. İran ilk iltica ülkesi ve Afganlar için güvenli üçüncü ülkedir. Bu nedenle Türkiye’nin gerek ulusal mevzuatı, gerekse taraf olduğu milletlerarası antlaşmalar kapsamında; Afganları Türkiye’ye alma yükümlülüğü yoktur. Suriyeliler konusunda yapılan yanlışlar, Afgan vatandaşlar yönünden de yapılmamalıdır. Ülkemizde bulunan Afganlar, gerekli girişimler yapılarak ivedilikle ülkelerine iade edilmelidirler. Bakın buradan İYİ Parti olarak uyarıyoruz: Bu yoldan dönün, bunu asla hayata geçiremezsiniz. Türk milleti olarak buna asla izin vermeyeceğiz. Konuyla ilgili tarafımca iBakanlığa bir soru önergesi de verdim, cevaplarını bekliyorum. Bu duyumun takipçisi olacağız.”
“BAŞKA PARTİNİN HATAY’DA GÖSTERDİĞİ ADAYLA İLGİLENMİYORUZ”
Zorlu, açıklamanın arından gazetecilerin sorularını yanıtladı.
CHP Hatay Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Lütfü Savaş’ın isminin aday tanıtım toplantısında okunmaması ve adayların yapay zekayla belirlendiğinin açıklanmasıyla ilgili sorular üzerine Zorlu, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Başka bir partinin Hatay’da göstereceği adayla çok fazla ilgilendiğimizi söyleyemem ama bizim bir adayımız var. Hatay Büyükşehir Belediye Başkan Adayımız, Nusret Cömert. İnanın, yarış daha da rekabetli bir iklimde geçecek. Bu yarışı İYİ Parti’nin göğüsleyeceğini ifade etmek isterim. İkinci husus ise, yapay zeka konusu. Bunu ben de takip ettim. Böyle teknolojilerin siyasete uyarlanması faydalı bir şey ama keşke bu anlayışı, 14 Mayıs’tan önce İYİ Parti bu kaygılarını ortaya koyduğunda, Sayın Meral Akşener; o masada bu iddiasını, bu teklifini getirdiğinde de yapmış olsalardı bugün belki çok farklı bir Türkiye’ye uyanmış olacaktık.”
İYİ Parti Genel İdare Kurulu Üyesi Ayşen Kurt’un adının karıştığı suikast iddiaları sorulan Zorlu, “Yargıya intikal etmiş bir konu. Biz de takip ediyoruz. Soruşturma büyük bir özenle devam ettiriliyor. Bunun şahsi bir mesele olduğu kanaatindeyiz. Önümüzdeki günlerde ortaya çıkacak somut delillere göre yeniden bir açıklama yapmayı planlarız” ifadelerini kullandı.
]]>Buravov, Rusya ile Ukrayna arasında 24 Şubat 2022’de başlayan savaşın 2’nci ve 2013-2014 yıllarında yaşanan Maidan olaylarının 10’ncu yılı vesilesiyle basın mensuplarına açıklamalarda bulundu.
Rusya’nın Beyoğlu’ndaki İstanbul Başkonsolosluğu’nda yapılan basın açıklaması öncesi, Ukrayna’da 2013 ve 2014’te yaşanan olayların anlatıldığı “Maidan” isimli belgesel gösterildi.
Buravov, “?ubat 2014’te yaşanan ve sadece kan dökülmesiyle kalmayan, aynı zamanda bu ülkede kanlı bir iç savaşın da başlamasına sebep olan devlet darbesinden bahsediyoruz. Bunun sonuçlarını hala görüyoruz, 2 yıl önce yine şubatta Rusya’nın Ukrayna’da başladığı özel harekatı kastediyorum.” ifadelerini kullandı.
Avrupa Birliği’nin o zaman konuya “Ya bizimlesiniz ya da Ruslarla” şeklinde yaklaştığını kaydeden Buravov, “Ukrayna ile ülkemiz arasındaki yakın ekonomik ve diğer bağlar çerçevesinde Ukraynalı yetkililer, bu sürecin tüm artılarını ve eksilerini tartmaya karar verdiler ancak daha sonra hükümet karşıtı ayaklanmaya dönüşen bu protestolar, Batı’nın aktif teşvikiyle milliyetçi ve Rus karşıtı çevrelerin hükümete baskı aracı haline geldi.” dedi.
Buravov, 16 Mart 2014’te Kırım halkının “demokratik bir referandum” ile Rusya’ya katıldığını ve eski Ukrayna Devlet Başkanı Viktor Yanukoviç’in görevi devretmesinden sonra yeni Kiev yönetiminin kendi halkına karşı kanlı bir savaş başlattığını öne sürdü.
Yaşananların sebebi olarak Batı ülkelerinin politikalarına işaret eden Buravov, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu, Batı’nın farklı ülke ve halkları birbirine düşüren, devletler arası çatışmaları kışkırtan ‘böl ve yönet’ politikasının bir başka sonucudur. Bağımsızlığını kazandığı andan itibaren Ukrayna, Batı tarafından, Kiev yetkililerinin Nazi ve Rus düşmanı ideolojisini ve uygulamalarını teşvik eden Rusya karşıtı bir sıçrama tahtası olarak görüldü.”
Buravov, Rusya’nın Ukrayna’ya karşı zorunlu bir “harekat” başlattığını, “harekat”ın Rusya’nın güvenliği sağlanmadan, Rus ve Rusça konuşan nüfusun meşru çıkarları güvence altına alınmadan sona ermeyeceğini belirtti.
Ukrayna’ya silah sevkiyatı devam ettiği sürece çatışmaların süreceğini kaydeden Buravov, Rusya’nın amacının “Ukrayna’yı askersizleştirmek” olduğunu ve Rusya’nın NATO ülkelerinden birine saldırı gerçekleştirebileceği yönündeki iddiaları reddettiklerini kaydetti.
“(Batı ülkelerinin savaş gemilerinin Karadeniz’e girmesi) Çok ciddi sonuçlarının olacağını düşünüyorum”
Buravov, Montrö Sözleşmesi’nin 1936’de imzalanmasına karşın bugün de sükunetin sağlanması açısından güncelliğini ve önemini aynen koruduğunu dile getirdi.
Türkiye ile Rusya’nın bu konuda aynı fikirde olduklarına dikkati çeken Buravov, “Montrö Sözleşmesi’nin hükümlerinin yerine getirilmesi çok önemli ve bunun devam etmesi gerektiğini düşünüyoruz.” dedi.
Buravov, “Karadeniz’e kıyısı olmayan ülkelerin askeri güçlerinin, mayın arama faaliyeti kisvesi altında Karadeniz’e girmeye çalışmasını güçlü şekilde reddediyoruz. Bunun çok ciddi sonuçlarının olacağını düşünüyorum.” ifadelerini kullandı.
“Sorunun çözümü bağımsız Filistin devletinin kurulmasında yatıyor”
Gazze konusunda Rusya’nın tutumunun bilindiğini dile getiren Buravov, sorunun temelinde Filistin devleti konusundaki çözümsüzlüğün yattığını söyledi.
Buravov, Rusya’nın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde çözüm konusunda birçok kez adım attığını ve ABD’nin tutumu sebebiyle ülkesinin başta yardımların Gazze’ye ulaştırılması olmak üzere çözüm tekliflerinin hayata geçirilmesinin mümkün olmadığını belirtti.
Gazze’de sivillerin hayatını kaybettiğinin altını çizen Buravov, “Bu sorunun çözümü bağımsız Filistin devletinin kurulmasında yatıyor. Bunu gerçekleştirmek için Rusya, çeşitli seviyelerde girişimlerde bulunuyor, elinden geleni yapmaya çalışıyor.” dedi.
Buravov, Türkiye’nin “garantörlük” teklifine ilişkin, çeşitli fikirlerin ortaya çıktığını ve Rusya’nın da bu konuda girişimlerde bulunmaya hazır olduğunu sözlerine ekledi.
]]>MELTEM KARAKAŞ
SOL Parti, Eskişehir’de Genel Başkan Önder İşleyen’in katılımıyla dün “Aydınlık, Eşit, Özgür Yarınlar” yürüyüşü düzenlendi. İşleyen, “Hilafet çağrılarına, onların sokaklarımızı boğduğu karanlığa, şeriat çağrılarına karşı Eskişehir’den Samsun’a, Samsun’dan Adana’ya İstanbul’a, Ankara’ya, İzmir’e bu ülkenin bütün sokaklarında yürüyeceğiz. Yürüyeceğiz ki bilsinler bu ülke sahipsiz değil” dedi.
Sol Parti tarafından Eskişehir’de dün “Aydınlık, Eşit, Özgür Yarınlar” yürüyüşü düzenlendi. Adalar Porsuk mevkisinde bir araya gelen yüzlerce SOL Partili, Ulus Anıtı’na yürüdü. “Karanlığı parçala, geleceğe sahip çık”, “Faşizme ölüm tek yok devrim” sloganları atan gruba Tüm Emeklilerin Sendikası Eskişehir Şubesi ve Eğit Der Eskişehir Şubesi de destek verdi.
“BİLSİNLER BU ÜLKE SAHİPSİZ DEĞİL”
Ulus Anıtı’nda yapılan basın açıklamasında konuşan SOL Parti Genel Başkanı Önder İşleyen, şunları söyledi:
“Hilafet çağrılarına, onların sokaklarımızı boğduğu karanlığa, şeriat çağrılarına karşı Eskişehir’den Samsun’a, Samsun’dan Adana’ya İstanbul’a, Ankara’ya, İzmir’e bu ülkenin bütün sokaklarında yürüyeceğiz. Yürüyeceğiz ki bilsinler bu ülke sahipsiz değil. Yürüyeceğiz ki ayaklarını denk alsınlar. Memleketimizi, geleceğimizi onlara teslim etmeyeceğimizi anlasınlar.
“BU ÜLKENİN İLERİCİ, DEVRİMCİ DEĞERLERİ, MÜCADELE TARİHİ ONLARDAN BÜYÜKTÜR”
Günlerdir, aylardır bu ülkenin sokaklarında Ortadoğu’dan devşirme cihatçı çeteler, karanlığa boğulmuş tarikatlar cemaatler ve iktidar sahipleri hilafet çağrıları yaparak, Cumhuriyet’e kin kusarak bu ülkenin ilerici, özgürlükçü değerlerine saldırarak sokaklarımızı karanlığa boğdular. Amerikan 6. filosuna karşı yürüyen Vedatları, Taylanları katledenler siz değil miydiniz? Biz sizi bu ülkedeki yolsuzluklarınızdan biliriz, hırsızlıklarınızdan biliriz. O yüzden bu memleketin böğrüne saplanmış bu zehirli kılıcı çıkarmak, bu hançeri bu memleketin böğründen çıkarmak boynumuzun borcudur. Onlar bu iktidar koltuklarında oturduklarında bütün gücü kendilerinde sanmasınlar. Bu ülkenin güzel insanları, yürekli insanları, aydınlık yüzlü insanları sakın ha kendilerini güçsüz sanmasınlar. Yalnız sanmasınlar. Bu ülkenin ilerici, devrimci değerleri, mücadele tarihi onlardan büyüktür.”
“BİZE DAYATILAN SEFALETİ KABUL ETMİYORUZ”
Tüm Emeklilerin Sendikası Eskişehir Şube Başkanı Ali Paşa Şanlı şunları söyledi:
“16 milyon emekliyiz. Saray iktidarı görüyor. İstediği kadar görmemezlikten gelsin, istediği kadar duymamazlıktan gelsin biz alanlarda insanca yaşam taleplerimizi, haklarımızı haykırmaya, mücadelemizi sürdürmeye, yükseltmeye kararlıyız. Saray iktidarı uluslararası sermaye ülkemize peşkeş çekerken, onlara milyon dolar hak tanırken biz emeklilere geldiğinde ‘para yok’ diyor ve bize dayattığı sefaleti kabul etmiyoruz.”
“HEPİMİZ BİRLEŞİK MÜCADELE VERMELİYİZ”
Eğit Der Eskişehir Şube Başkanı Emin Dağlı, “ÇEDES uygulamasına karşı hepimiz birleşik mücadele vermeliyiz. Duyarlı davranmalıyız. Buradan bilimsel eğitimden yana olan halkımızı ve eğitimcilerimizi selamlıyorum” dedi.
“HALKIMIZ, SEFALET İÇİNDE YAŞAM KAVGASI VERİYOR”
SOL Parti Eskişehir İl Başkanı Hüseyin Öztürk ise şunları söyledi:
“Ülkemiz rantçıların, hilafet yanlılarının, para babalarının kıskacında yoksullukla ve bağnazlıkla boğuşuyor. Emekçiler, emekliler, halkımız, ülkemiz tarihinde görülmemiş şekilde yoksullaştırılıyor, açlığa ve sefalet içinde yaşamaya mahküm ediliyor. Diğer yandan AKP’ye yakın bir avuç harami ülkemizin kaynaklarına, ulusal gelirimize el koymaktan çekinmiyor. Emperyalist şirketler, yerli işbirlikçileriyle birlikte madenler açarak Anadolu topraklarını yaşanmaz kılıyor. Topraklarımız çölleşiyor; ormanlarımız yok oluyor, derelerimiz kuruyor. İnsanlarımız iş cinayetlerinde ölüyor. Halkımız, sefalet içinde yaşam kavgası verirken; bir avuç sermayedarın ve emperyalist işbirlikçilerinin karlarını katladıkları bu rejimin sürmesi için her türlü baskı, zorbalık, hukuk dışı anti-demokratik uygulamalar en acımasızca uygulanıyor. Muhalif siyasetçiler, gazeteciler, aydınlar cezaevlerinde esir alınıyor. Ancak darbe dönemlerinde görülebilecek şekilde hukuk, anayasa ve yasalar askıya alınıyor, meclis fiilen işlemez kılınıyor. İşte ‘tek adam rejimi’nin 20 küsur yıldır ülkemizi getirdiği noktanın özeti budur.
“ERZİNCAN’IN İLİÇ İLÇESİNDEKİ ALTIN MADENİNDE YAŞANANLAR KAZA DEĞİL, FACİADIR”
20 yıllık AKP iktidarının yarattığı tablonun son örneği Erzincan’ın İliç ilçesinde bir kez daha görülmektedir. Erzincan’ın İliç ilçesindeki altın madeninde yaşananlar kaza değil, faciadır. Bu felaketin sorumlusu yaşam alanlarımızın yeraltı ve yer üstü kaynaklarımızın talan edilmesine göz yuman AKP iktidarıdır. Yıllardır Erzincan’da bir facianın an meselesi olduğunu duyuranlar ve bu madene karşı mücadele edenler dikkate alınmamış; yaşanan felakete davetiye, bizzat AKP iktidarı tarafından çıkarılmıştır. İliç’te yaşanan felaketin tüm sorumluları yargı ve toplum karşısında hesap vermeli, tüm ÇED kararları iptal edilmeli ve işletme derhal kapatılmalıdır.
“ÜLKEMİZİ GERİCİLİĞİN ESARETİ ALTINA SOKTULAR”
‘Tek adam rejimi’, Cumhuriyet’in tüm ilerici birikimlerini, laikliği, demokrasiyi ve özgürlükleri yok ederek ülkemizi gericiliğin esareti altına soktu. Şimdi de bu esaret zincirlerine yeni halkalar eklemek için uğraşıyorlar! Amerika’nın, NATO’nun, CIA’nın elinde büyüyen siyasal İslamcılar, onların desteğiyle ülkemizi bu karanlığa sürüklediler. Şimdi de onların desteğiyle sömürüyü ve gericiliği büyüterek emperyalizmin çıkarlarını hakim kılmaya çalışıyorlar.
“BU ÜLKENİN YURTTAŞLARI EMPERYALİZMİ ANADOLU TOPRAKLARINDA YENİLGİYE UĞRATAN İNSANLARIN TORUNLARIDIR”
Bu ülke sahipsiz değildir. Bu ülkenin onurlu yurttaşları, açlığa ve yoksulluğa rağmen emperyalist işgale karşı koyan ve emperyalizmi Anadolu topraklarında yenilgiye uğratan onurlu insanların torunlarıdır. Bedel ödenerek kazanılan ülkemizi ve Cumhuriyet’in onlarca yıllık ilerici birikimlerini; orta çağ karanlığından fırlamış gelmiş bir avuç tarikat-cemaat gerici güruhuna kolay kolay teslim etmeyecektir.
“ŞERİAT-HİLAFET ÇAĞRILARINA KARŞI LAİKLİĞİ KAZANMAK İÇİN YÜRÜYORUZ”
Şeriat çağrılarına, hilafet yürüyüşlerine, tarikatıyla cemaatiyle tüm bu karanlığa meydanları da ülkemizi de geleceğimizi de asla terk etmeyeceğiz. Bu ülkenin yurtseverleri var, bu ülkenin ilericileri var, bu ülkenin devrimcileri var. Şeriat-hilafet çağrılarına karşı laikliği kazanmak için yürüyoruz. Tarikat-cemaat yurtlarında istismar edilen çocukların hesabını sormak için yürüyoruz. Kadınların köleleştirilme çabasının, taciz, tecavüzlerin, cinayetlerin hesabını sormak için yürüyoruz. Tarikatlara aktarılan kamu kaynaklarının hesabını sormak için yürüyoruz. Okulları tarikatlardan arındırmak, bilimi ve aklı egemen kılmak için; emekçi halk çocuklarını karanlıktan kurtarmak için yürüyoruz. Amerikan emperyalizmine hizmet için dini kullanan, 6.Filo’ların önünde secdeye durup, BOP Eş Başkanlığı ile övünenleri tarihin çöplüğüne göndermek için yürüyoruz! Aydınlık bir Türkiye için, devrimci demokratik bir cumhuriyeti kurmak için yürüyoruz.”
]]>Üniversite Sporları Masa Tenisi Türkiye Şampiyonası için Kırşehir’e gelen Günay, AA muhabirine, 2028 Avrupa Üniversite Spor Oyunları için resmi aday olduklarını, 2024 Avrupa Masa Tenisi Şampiyonası’nın da Burdur’da yapılacağını vurguladı.
Federasyon olarak faaliyette bulundukları 91 spor branşından 50’sinin olimpik ve “Türkiye Üniversiteler Ligi” adı altında devam ettiğini anlatan Günay, üniversite öğrencilerinin her geçen gün spora ilgisinin arttığını dile getirdi.
Lisanslı sporcu sayısının 38 bine ulaştığını vurgulayan Günay, şöyle konuştu:
“Bu sene daha yüksek rakamları hedefliyoruz. 2021’de görevi devraldığımızda 17 binlerdeydik. Son 3 yılda kademeli olarak 38 binlere çıkış oldu. Sayılar giderek artacak. Gençlerde spor bilincinin oluşması, devletimizin ve sponsorların destekleri de çok önemli. Geçen hafta açıklandığı üzere üniversitelerde ‘Spor Dostu Kampüsler’ başlayacak. Bu ilgiyi daha da arttıracak diye düşünüyoruz. Milli sporcularımız üniversitelerde okuyor ve bu da bize büyük avantaj olarak yansıyor. Dolayısıyla uluslararası başarılara da bu yansımış durumda. Biz bu yıl 52 bin hedefledik.”
“Türkiye bir spor ülkesi”
Günay, 2022 yılında masa tenisinde takım olarak Avrupa şampiyonu olduklarını, geçen yıl da Çin’de dünya üçüncülüğü elde ettiklerini anımsattı.
Bunun dışında boks, güreş, tekvando, karate ve kick boksta marka ülke haline geldiklerini aktaran Günay, “Türkiye hem başarılarıyla hem de organizasyon sahipliği yapma konusunda bir spor ülkesi. Bu yıl Avrupa şampiyonaları ve 7-8 branşta dünya şampiyonaları var. Dolayısıyla başarılı bir yıl olması için elimizden geleni yapıyoruz.” diye konuştu.
Günay, son zamanlarda E-sporda artış yaşandığına dikkati çekerek, ülke ve yetenek olarak en başarılı oldukları branşların güreş, tekvando, karate ve boks gibi dövüş sporları olduğunu belirtti.
Atletizmde de olumlu gelişmeler olduğunu ifade eden Günay, “Geçen yıl üniversite olimpiyatlarında kürek branşında dünya şampiyonu olduk. Bu bizi çok mutlu etti. Destekledikçe bunlar devam ediyor ama öncelikle ata sporumuz güreşten başlayarak tüm dövüş ve mücadele sporlarında başarımız biraz daha yüksek.” dedi.
Alınan madalya sayısı 1000’i geçti
Günay, 2023 yılında deprem nedeniyle 52 branşta faaliyet gösterebildiklerini anımsattı.
Geçen yıl 300’ün üzerinde faaliyet yapıldığını ve 2024’te bu sayının artacağını anlatan Günay, şunları kaydetti:
“Devam eden ligler, Türkiye şampiyonaları var. Uluslararası anlamda ise geçen yıl Dünya Üniversite Olimpiyatları’nda mücadele ettik. Tarihimizde ilk defa genel sıralamada 35 madalya ile dünya 6’ncısı olduk. Bu da çok büyük bir başarıydı. Avrupa Oyunları’nda genel sıralamada ülke olarak 2. sıradayız ve 1. olmak istiyoruz, onun için çalışıyoruz. Şu ana kadar federasyon olarak aldığımız madalya sayısı 1000’i aşmış durumda. Son 2 yılda aldığımız madalya sayısı ise 300. İnşallah bunu arttıracağız, büyük potansiyeli ve genci olan Türkiye’ye yakışıyor. Bunu daha da yukarıya çekmek, devletimizin ve bakanlığımızın birinci önceliği.”
]]>CHP İstanbul Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) 2023 yılı verilerini içeren yıllık raporuna ilişkin yazılı açıklama yaptı. Akkuş İlgezdi’nin açıklaması şöyle:
“AİHM VERİLERİNE GÖRE TÜRKİYE, 2023’TE MAHKEMEDE BEKLEYEN 23 BİN 397 DAVAYLA EN YÜKSEK BAŞVURU SAYISINA SAHİP ÜLKE OLDU”
“Ülkemizde iktidar insan yaşamını, özgürlüğü adeta görünmez zincire vurdu. AİHM’in yayınlanan yıllık raporuna göre, 2023 yılı sonu itibarıyla 68 bin 450 dosya karar için bekliyor. Türkiye ise geçen yıl mahkemede bekleyen 23 bin 397 davayla en yüksek başvuru sayısına sahip ülke oldu. Türkiye ile ilgili 78 kararın en az 72’sinde hak ihlali tespit edildi, ihlal tespit edilmeyen karar 3, uzlaşıya varılan dosya sayısı da 3 oldu oldu. Türkiye en fazla adil yargılanma hakkı, güvenlik ve özgürlük hakkı ihlallerinden mahküm edildi.
“İKTİDARIN POLİTİKALARI SONUCU 2023 YILINDA DA KAYGI VERİCİ BOYUTTA YAŞAM HAKKI İHLALLERİ YAŞANMIŞTIR”
İnsan hakları fikrini referans almaktan tümüyle vazgeçen siyasal iktidarın ekonomiden toplum sağlığına kadar ülkenin tüm meselelerini güvenlik sorunu haline getiren, toplumu kutuplaştıran, şiddeti esas alan, bilhassa uluslararası sorunların çözümünde çatışma ve savaşı tek yöntem haline getiren politikaları sonucu 2023 yılında da kaygı verici boyutta yaşam hakkı ihlalleri yaşanmıştır. Yaşam hakkı ihlalleri, sadece devletin güvenlik güçleri tarafında gerçekleştirilen ihlallerle sınırlı değil; yapısal şiddetin bir ürünü olarak üçüncü kişiler tarafından gerçekleştirilen fakat devletin ‘önleme ve koruma’ yükümlülüğünü yerine getirmeyerek neden olduğu ihlalleri de kapsamakta. 6 Şubat 2023 tarihinde, Türkiye’nin de içinde yer aldığı coğrafyanın yakın tarihinde görülen en büyük doğal afetlerden biri yaşandı. Acısı yıllar geçse de dinmeyecek kayıplar yaşadık. Türkiye, aktif fay hatlarının bulunduğu bir deprem ülkesi; bu ilkokul çocuğunun bile bildiği bir gerçek. Peki iktidar ne yaptı?
“İŞKENCE OLGUSU, 2023 YILINDA DA TÜRKİYE’NİN EN BAŞAT İNSAN HAKLARI SORUNU OLDU”
Ülkemizde işkence ve diğer kötü muameleler yaşandı, büyük bir utanç vesikası… Anayasa’nın ve evrensel hukukun mutlak olarak yasaklamasına ve insanlığa karşı bir suç olma vasfına rağmen işkence olgusu, 2023 yılında da Türkiye’nin en başat insan hakları sorunu oldu. İktidarın baskı ve kontrole dayalı yönetim tarzı sonucu günümüzde tüm ülke adeta işkence mekanı haline geldi. Siyasal iktidarın hukuku bir baskı ve sindirme aracı olarak kullanmasının sonucunda hem hapishane nüfusunda yıllar içinde büyük bir artış yaşanmıştır hem de kapasitenin çok üzerinde tutuklu ve hükümlü bulunmakta. Adalet Bakanlığının verilerine göre, 2005 yılında bulunan tutuklu ve hükümlü sayısı 55 bin 870’ken 1 Aralık 2023 tarihi itibarıyla ceza infaz kurumlarında toplam 280 bin 584 tutuklu ve hükümlü bulunmakta. Avrupa Birliği (AB) İstatistik Ofisi Eurostat’ın 2021 verilerine göre, Türkiye Avrupa’da hapishanelerdeki mahpus sayısının ve oranının en yüksek olduğu ülke. Türkiye’de 100 bin kişiden 356’sı hapishanelerde bulunuyor. Bu oran AB ülkelerinde ise 106,3.”
]]>Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Şebinkarahisar Yardımlaşma Derneği 50. Olağan Genel Kurul toplantısına katıldı. Eyüpsultan Kültür Merkezi’nde gerçekleşen toplantıda Bakan Kacır, hemşehirlileriyle bir araya geldi. Toplantıya, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır’ın yanı sıra Eyüpsultan Belediye Başkanı Deniz Köken, Beyoğlu Belediye Başkanı Haydar Ali Yıldız ve Şebinkarahisar derneği üyeleri katıldı. Olağan kurul toplantısında konuşan Bakan Kacır, sınır ötesinde kullanılan savunma teknolojilerinden bahsederek, Türkiye’nin bugün kritik teknolojileri kendi imkanlarıyla geliştirebilen bir ülke haline geldiğini söyledi. Türkiye’nin ilk astronotunun, ilk uzay bilim misyonunu tamamladığını belirten Kacır, Türk çocuklarının başka milletin çocuklarına ait olduğu gerekçesiyle vazgeçecekleri hiçbir hayalinin kalmadığını ifade etti.
“Sınırları bin kilometreye yaklaşan Tayfun füzesini bu milletin yetiştirdiği evlatlar üretiyor”
Türkiye’nin yüksek teknolojik sistemlerini dünyaya rekabetçi bir şekilde ihraç edebilen bir ülke olduğunu belirten Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, “Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde bir teknoloji hamlesi yolculuğundayız. Türkiye bugün kritik teknolojileri kendi imkanlarıyla geliştirebilen, üretebilen ve böylelikle başta güvenlik güçleri olmak üzere devletinin ihtiyaçlarını yerli ve milli sistemlerle karşılayabilen bir ülke olmuştur. Türkiye bugün yüksek teknolojik sistemlerini dünyaya rekabetçi bir şekilde ihraç edebilen bir ülke olmuştur. Hava araçlarından, insansız hava araçlarından Türkiye bugün dünyada 1 numara. BAYRAKTAR’ı, AKINCI’yı, KIZILELMA’yı, ANKA’yı, ANKA 1’i, ANKA 2’yi, ANKA 3’ü bu milletin evlatları yaptı, gökyüzünde buluşturdu. Sadece bunları mı? Helikopter platformlarını, ATAK’ı, ATAK 2’yi, GÖKBEY’İ, bu milletin mühendisleri, bu milletin teknisyenleri üretti. HÜRKUŞ’u, HÜRJET’i bu milletin yetiştirdiği evlatları, mühendisleri göklere yükseltti. Allah’a hamdolsun az önce değerli vekilim bahsetti. Şimdi artık sınırları bin kilometreye yaklaşan Tayfun füzesini bu milletin yetiştirdiği evlatlar üretiyor. Bu milletimiz için büyük bir kazanımdır. Allah’ın izniyle gidecek daha çok yolumuz var” dedi.
“Güvendikleri ağababaları kim olursa olsun sınırlarımızda bir ‘Teröristan’a izin vermeyeceğiz”
Bugün gelinen nokta itibariyle terörün topraklardan kazındığını ifade eden Bakan Kacır, “Biz bu yola bir mecburiyetle çıktık. Zira gördük ki, 40 yıla yakındır süren terör ile mücadelemizde parasını ödesek dahi dost bildiklerimiz ihtiyaç duyduğumuz savunma sistemlerini bizimle paylaşmıyorlardı. Evlatlarımızı kendi topraklarımızda şehit veriyorduk. Arkasında birileri olan bir terör örgütünün saldırıları yüzünden. Ama nihayetinde Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde bir yola çıktık. Bu ülkenin, bu milletin, bu devletin neye ihtiyacı varsa kendi evlatlarımızın alın teriyle, emeğiyle, gayretiyle yerli ve milli olarak geliştireceğiz ve silahlı kuvvetlerimize ve güvenlik güçlerimize teslim edeceğiz. İşte bugün geldiğimiz nokta itibariyle kendi topraklarımızdan terörü kazıdık attık. Sildik attık. Onlarca yıl kendi topraklarımızda şehit veriyorduk değil mi? Güneydoğu’da, Doğu Anadolu’da hatta Karadeniz’de. Hatırlayın Eren Bülbül komşumuz Trabzon’un evladı değil mi? Hatta Şebinkarahisar’ın tepelerinde teröristler gezmeye cesaret edecek noktaya gelmişlerdi. Allah’a hamdolsun bunların hepsini kazıdık attık, def ettik ülkemizden. Ama mücadele bitmedi biz her alanda olduğu gibi bu işte de sadece bugünü değil yarınını düşünmek zorundayız. Evlatlarımızın geleceğini bu zor coğrafyada, Türk milletinin başı dik, alnı açık şekilde yaşamına devam etmesini temin etmek, sağlamak zorundayız. İşte bunun için şimdi harekatı sınır ötesine taşıdık. Sınırlarımızın ötesinde kurulmaya çalışılan ‘Teröristan’ haritalarını yırtıp atıyoruz. O teröristlerin arkalarında kimler olursa olsun güvendikleri ağababaları kim olursa olsun sınırlarımızda bir ‘Teröristan’a izin vermeyeceğiz. İnşallah kahraman silahlı kuvvetlerimiz şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da bu mücadelede Allah’ın izniyle başarılı olacak” diye konuştu.
“Biz milletimizin evlatlarının hayalleri, ufkun üzerine gökyüzüne uzansın istiyoruz”
Türkiye’nin ilk astronotunun, ilk uzay bilim misyonunu tamamlayıp dünyaya dönüş yaptığını aktaran Bakan Kacır, “Az önce değerli vekilim ifade etti. Hamdolsun geçtiğimiz hafta Türkiye’nin ilk astronotu, ilk uzay bilim misyonumuzu tamamladı, uluslararası uzay istasyonundan dünyaya dönüş yaptı. Bu milletin çocuklarının başka milletin çocuklarına ait olduğu gerekçesiyle vazgeçecekleri hiçbir hayal kalmamıştır. Biz milletimizin evlatlarının hayalleri, ufkun üzerine gökyüzüne uzansın istiyoruz” ifadelerini kullandı. – İSTANBUL
]]>Taş ve sopalarla birbirine saldıran gruplar, polisle de çatıştı. Çatışma sırasında civardaki çok sayıda otomobil ile polis araçları da ateşe verildi.
Kentte acil durum ilan edildi. Lahey polisi, Eritreli gruplara göz yaşartıcı gaz ve tazyikli suyla karşılık verdi.
Olaylar sonucu çok sayıda polis ve göstericinin yaralandığı bildirildi.
Hollanda medyasına göre olaylar, Eritreli hükümet yanlısı bir grubun Lahey’deki bir konferans salonunda yaptığı toplantıya, muhalif grupların müdahale etmesiyle başladı.
“Nhamedu Tugayı” adlı muhalif örgütün sosyal medya aracılığıyla yaptığı çağrı üzerine toplanan muhalifler, beyzbol sopası ve demir çubuklarla konferans merkezine saldırdı.
Bu arada başka bir etkinlik için Opera Konferans Merkezi’nde bulunan 200 kişilik grup içeride mahsur kaldı.
İki grup arasındaki gerginliğin büyümesi üzerine çatışma çıktı. Olaylar sokağa taştı. Konferans merkezi önündeki araçlar ile çok sayıda polis arabası ateşe verildi.
Ardından Eritreli grupların çatışması başka sokaklara yayıldı. Akşam saat 17:30’da başlayan çatışmalar, gece yarısına doğru kontrol altına alınabildi.
Hollanda, Eritre’deki baskı ortamı nedeniyle, bu ülke vatandaşlarının sığınma başvurusunu hızla işleme alıyor.
Bu nedenle Hollanda’da 25 binden fazla Eritreli sığınmacı bulunuyor. Hollanda’daki sığınmacılar arasında en fazla ücretli işe sahip olanlar da yine Eritreliler.
Doğu Afrika’da Sudan, Cibuti ve Etiyopya’ya komşu olan yaklaşık 6 milyon nüfuslu ülkede, 1993 yılından bu yana tek parti rejimi hüküm sürüyor.
Ülkenin ilk başkanı olan Adalet ve Demokrasi İçin Halk Cephesi (PFDJ) lideri Isaias Afewerki, 1993 yılından bu yana iktidarda.
Hollandalı kamu yayıncısı NOS’a göre, Afewerki rejimi, hiçbir muhalif görüşe karşı hoşgörülü değil. Örgütlenme özgürlüğü yok. İktidara karşı çıkanlar ağır baskı görüyor, hatta kimileri canlarından oluyor.
Kişi başına ulusal gelirin 150 dolar civarında olduğu ülkede, hem iktidar hem de muhalefet yanlıları, Eritre’den Sudan’a, Mısır’a, Libya’ya ve Akdeniz üzerinden Avrupa’ya kaçıyor.
Çok sayıda Eritreli, Batı ülkelerine sığınma başvurusu yapıyor.
Ancak haberlere göre, Isaias Afewerki yönetimi, yurt dışında da vatandaşlarının peşini bırakmıyor.
Medyaya göre, Hollanda’daki Afewerki taraftarlarının toplantıları, Eritreliler üzerinde baskı kurmak için kullanılıyor.
Örneğin Eritre rejiminin yurt dışındaki eski vatandaşlarını “diaspora vergisi” ödemeye zorlaması nedeniyle zaman zaman gerginlik yaşanıyor.
Hollanda’da Eritre’den kaçan kişileri diaspora vergisi ödemeye zorladığı gerekçesiyle, 2018 yılında bu ülkenin en üst düzeydeki diplomatı istenmeyen kişi ilan edilmişti.
Lahey’deki Eritre ofisinin başında bulunan Tekeste Ghebremedhin, ülkesinden kaçan sığınmacıları “diaspora vergisi” ödemeye ve “Eritre’den kaçtığı için pişman olduğunu söylemeye” zorladığının ortaya çıkmasının ardından sınır dışı edilmişti.
İngiltere’de yayımlanan The Guardian gazetesine göre, Eritre vatandaşları arasında İsveç ve Kanada’da yaşanan şiddet olayları sonrasında, yurtdışında yaşayan Eritreli bazı muhalifler, “Nhamedu Tugayı” adı altında birleşti.
Lahey Belediye Başkanı Jan van Zanen’e göre, kentte dün gece yaşanan çatışmalara Nhamedu Tugayı üyeleri de karıştı.
Geçen yıl da Lahey’e bağlı Rijswijk ilçesinde Eritreli rejim yanlıları ile muhalifler arasında büyük bir çatışma yaşanmıştı.
Başta Güvenlik ve Adalet Bakanı Dilan Yeşilgöz olmak üzere, Hollandalı yetkililer Lahey’de yaşanan olayları ve polise yönelik saldırıları “korkunç ve kabul edilemez” diye değerlendirdi.
]]>Almanya’nın başkenti Berlin’de devam eden 74. Uluslararası Berlin Film Festivali (Berlinale) kapsamında temaslarda bulunan ve Türkiye standının da bulunduğu Avrupa Film Pazarı’nı (EFM) ziyaret eden Mumcu, AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.
Mumcu, Berlinale’nin ve Avrupa Film Pazarı’nın dünyanın en önemli sinema etkinliklerinden biri olduğunu belirtti.
“Bakanlığımız destekli sinema filmleri ülkemizin tanıtımına katkı sağlıyor”
Tüm dünyanın takip ettiği ve binlerce sektör temsilcisinin bir araya geldiği bu organizasyonda yer almanın ve Türk sinemasını ve Türkiye’yi burada başarıyla temsil etmenin önemini vurgulayan Mumcu, şöyle konuştu:
“Daha önce Berlinale’de büyük ödül olan Altın Ayı dahil birçok ödül kazanmıştık. Bakanlığımız destekli sinema filmleri Berlin, Cannes, Venedik, Toronto, Tokyo gibi dünyanın en önemli uluslararası film festivallerinde yer alarak Türk sinemasının ve ülkemizin tanıtımına katkı sağlıyor. Biz de bunu çok önemsiyoruz ve hem film üretiminin hem de uluslararası temsiliyetin artırılması için desteklerimizi sürdürüyoruz.”
Mumcu, festival kapsamında açılan Türkiye standında Türk filmlerini yabancı sektör temsilcilerinin beğenisine sunduklarını aktararak, “Sinemacılarımızın ortak yapım ve diğer işbirliği görüşmelerine ev sahipliği yapıyoruz. Bu görüşmeler yeni ortak yapımların ve işbirliği olanaklarının geliştirilmesi için çok önemli. Ayrıca burada filmlerimizin yurt dışı satışı geçekleşiyor ve bu da bizim için çok önemli.” ifadelerini kullandı.
Türk dizilerinin dünyanın dört tarafında izlendiğine işaret eden Mumcu, “Dizilerimiz bugün Amerika’dan Rusya’ya, Uzak Doğu’dan Latin Amerika’ya kadar dünya genelinde 170’ten fazla ülkede yayımlanıyor ve yaklaşık 750 milyon kişiye ulaşıyor. Türk dizi-film sektörü ihracatta dünyada ilk 5 ülke arasında yer alıyor. Türk dizileri satıldığı bölgelerde Türkiye’nin, Türk kültürünün tanıtılması anlamında büyük bir etkiye sahip.” değerlendirmesinde bulundu.
“2025 yılında İstanbul’da bir “Dizi ve TV içerik Fuarı” düzenleyeceğiz”
Dizilerin Türkiye’nin dünya nezdindeki bilinirliğine de önemli katkı sağladığını belirten Mumcu, “Dolayısıyla biz de etkisi böylesine büyük olan dizi sektörümüz ile işbirliğinde önemli çalışmaları hayata geçiriyoruz. Dünyanın en önemli dizi ve içerik fuarları arasında yer alan MIPCOM, MIPTV, ATF Singapur, Content Amerika ve Dubai Dizi ve İçerik Fuarı gibi etkinliklerde ülke standı açılmasına destek veriyoruz ve dizilerimizi tüm dünyaya sunuyoruz.” dedi.
Mumcu, bunun yanında dizi içeriği alanında dünyanın en önde gelen ülkelerinden biri olan Türkiye’de bu konuda bir fuar yapılması gerektiği düşüncesiyle çalışmalara başladıkları bilgisini paylaşarak, “İnşallah 2025 yılında İstanbul’da bir Dizi ve TV içerik Fuarı düzenleyeceğiz. Bu organizasyonun alanındaki en önemli etkinliklerden birisi olacağını düşünüyoruz.” şeklinde konuştu.
“Geçen yıla göre yüzde 30 artışla 40 milyon izleyiciyi aşacağımızı öngörüyoruz”
Sinema salonlarının salgın sürecinde uzun süre kapılarını kapatmak zorunda kaldığını ve tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de izleyici sayısında büyük düşüş yaşandığını anımsatan Mumcu, “Bu süreçte salonlarımızın faaliyetlerini sürdürebilmesi amacıyla sinema salonlarına 32 milyon TL destek sağladık. Bunun yanında yüzde 10 oranındaki ‘Eğlence Vergisini’ Hazine ve Maliye Bakanlığımız işbirliğinde yüzde 0’a indirdik ve bu sayede 2023 yılında sektöre 278 milyon TL destek sağlamış olduk.” dedi.
Mumcu, bunun yanında sinema izleyici sayısının artırılması amacıyla bir mevzuat değişikliğine gittiklerine ve iki yeni indirimli bilet türü ihdas ettiklerine dikkati çekerek, şöyle devam etti:
“Bu sayede özel kurumların indirimli bilet almasının önünü açtık. Bu düzenlemenin 2024 yılı izleyici sayısına önemli katkı sağlayacağını değerlendiriyoruz. Sinema sektörümüz bu yıla çok iyi başladı. İzleyici sayısı, Şubat 2024 tarihi itibarıyla geçtiğimiz yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 34 artış gösterdi. 2024 yılında önceki yıla göre yüzde 30 artışla 40 milyon izleyiciyi aşacağımızı öngörüyoruz. İnşallah sektörümüzle birlikte güzel bir yıl geçireceğiz.”
“Önümüzdeki dönemde çok sayıda yapımı Türkiye’de ağırlayacağız”
Bakan Yardımcısı Mumcu, Berlinale kapsamında yabancı film yapımlarının Türkiye’de çekilmesi ile ilgili çalışmalara da değinerek, Türkiye’nin zengin tarihi ve doğal güzellikleriyle baştan başa doğal plato özelliğine sahip olduğunu vurguladı.
Mumcu, şunları kaydetti:
“300’e varan güneşli gün sayısı, çeşitli çekim mekanları, rekabetçi fiyat avantajı, gelişmiş teknik altyapısı, tecrübeli ve nitelikli işgücü ve teşvik sistemiyle film yapımcılarına çok önemli avantajlar sunuyor. Biz de bu avantajların yanında ülkemizin rekabet gücünü artırmak amacıyla ülkemizde film çekecek olan yabancı film yapımcılarının Türkiye’de harcadıkları tutarın yüzde 30’una kadarını iade alabileceği ‘Yabancı Film Yapım Desteği’ni hayata geçirdik.”
Guy Ritchie, Jason Statham, Hugh Grant, Josh Hartnett, Henry Cavill, Salman Khan gibi dünya starlarının yer aldığı çok önemli yapımların Türkiye’de çekildiğine dikkati çeken Mumcu, “Çok sayıda Hollywood filmi çekimlerini ülkemizde geçekleştirmek istiyor. İnşallah önümüzdeki dönemde çok sayıda yapımı Türkiye’de ağırlayacağız.” diye konuştu.
Öte yandan, Mumcu, festival kapsamında düzenlenen ve uluslararası film ve medya endüstrilerinden yaklaşık 10 bin temsilcinin bir araya geldiği EFM direktörü Dennis Ruh ile uluslararası alandaki işbirliği olanakları ve gelecek dönemde gerçekleştirecekleri çalışmalar hakkında istişarelerde bulundu.
Bu arada, Mumcu, temasları sırasında ceketine taktığı Filistin bayrağı renklerinden oluşan mendille bu konudaki duyarlılığını da ortaya koydu.
]]>Dr. Kahveci, Mısır Nefroloji ve Transplantasyon Derneğince, Mısır’ın başkenti Kahire’deki bir otelde düzenlenen 42. Mısır Ulusal Organ Nakli Kongresine konuşmacı olarak katıldı.
Eyüp Kahveci, sunumunda Türkiye’deki organ bağışı ve nakil sistemini anlattı, Türkiye’nin bu alandaki deneyimini meslektaşlarıyla paylaştı. Türkiye’nin organ naklinde önde gelen ülkelerden biri olduğunu söyleyen Dr. Kahveci, organ bağışı ve nakliyle ilgili yürüttükleri uluslararası işbirliği programları hakkında bilgi verdi.
Batı Afrika’nın nakillerini Senegal’de başlattık
Kongrenin ardından AA muhabirine açıklama yapan Dr. Kahveci, 42. Mısır Ulusal Organ Nakli Kongresine Türkiye’den 3 uzman doktorun davet edildiğini, 20 Türk doktorun da katılımcı olarak kongrede bulunduğunu söyledi.
Türkiye’nin organ naklinde bölgede lider ülke konumunda olduğunu, bazı uygulamalarda ise dünyada sayılı ülkeler arasında yer aldığını ifade eden Dr. Kahveci, “Burada Türkiye’nin organ nakli alanındaki deneyimlerini paylaşma fırsatı bulduk. Kongreye Orta Doğu ve Afrika ülkelerinin bir çoğundan katılım oldu. Kongrede hem Mısır hem de diğer ülkelerle işbirliği fırsatlarını görüşme, tartışma imkanı bulduk.” diye konuştu.
Afrika ülkeleriyle yürüttükleri işbirliğine değinen Kahveci, “Senegal’de yürüttüğümüz teknik yardım ve işbirliği programı çerçevesinde 2 ay önce Batı Afrika’nın ilk organ nakillerini Senegal’de başlattık.” dedi.
Senegal’deki nakillerin uluslararası medyaya yansımasıyla birlikte diğer Afrika ülkelerinden de talepler geldiğini bildiren Dr. Kahveci, “Bir çok Afrika ülkesi organ nakli programlarını başlatmak için bizden teknik yardım istedi. Şu anda Burkina Faso, Çad, Nijer, Mali ve Moritanya ile görüşmelerimiz devam ediyor. Türk ekipleri olarak bu ülkelerde kapasite geliştirme programları yürüteceğiz.” ifadelerini kullandı.
Vatandaşlardan organ bağışı konusunda daha duyarlı olmasını da isteyen Dr. Kahveci, şunları söyledi:
“Sağlık Bakanlığı verilerine göre 30 bin civarında hastanın hayata dönmek için organ beklediğini görmekteyiz. Hiçbir canlı vericisi olmayan bu hastalar bekleme listesinde. Ancak ölen insanların bağışlanacak organlarıyla hayata tutunmak için bekleyen hastalar bunlar. Bu noktada toplumsal dayanışma önemli. Daha fazla desteğe ihtiyaç var. Vatandaşlarımızın organ bağışı konusunda daha duyarlı davranmasını, bekleme listelerinde bulunan çocuklara, gençlere, yetişkinlere hayata tutunma fırsatı sağlamasını istiyoruz. Biz ancak bu şekilde bir organa erişebilirsek organ nakli bekleyen hastalara çare üretebiliyoruz.”
“Afrika’ya önemli katkılarımız oldu”
Avrupa Transplantasyon Derneği Böbrek Kurulu Başkanı Prof. Dr. Barış Akin ise böbrek nakli sonrası hemodiyaliz amaçlı açılan damar yollarıyla ilgili değerlendirmede bulundu.
Prof. Dr. Akin, Mısır Nefroloji ve Transplantasyon Derneğince düzenlenen kongrede, hem Türkiye’yi hem de böbrek kurulu başkanlığını yürüttüğü Avrupa Transplantasyon Derneğini temsilen bulunduğunu söyledi.
Organ nakli konusunda Türkiye’nin Afrika ülkelerine önemli destek sağladığını ifade eden Prof. Dr. Akin, “Özellikle eğitim konusunda yaptığımız çalışmalar sayesinde tüm Afrika’nın bir araya gelmesine, hatta Afrika Transplantasyon Derneğinin oluşup ileri gitmesine önemli katkımız oldu.” dedi.
Türkiye’nin böbrek ve karaciğer naklinde Avrupa’da öncü ülkelerden biri olduğunu belirten Prof. Dr. Akin, şunları söyledi:
“Biz canlıdan nakil, yani yakınlarına böbrek veren kişilerden organların alınıp nakledilmesinde Avrupa’da öncü ülkelerden biriyiz. Bu konuda Orta Doğu ve Afrika’nın da aralarında olduğu pek çok bölgeye eğitim ve alt yapı desteği sağlıyoruz. Bu sayede Türkiye’nin tüm dünyaya organ nakli konusunda önemli bilimsel katkısı oluyor. Türkiye, organ naklindeki başarısını eğitim ve alt yapı desteğiyle tüm Afrika’ya ulaştırmış durumda. Pek çok ülkede önemli adımlar atılıyor. Geçtiğimiz dönemde Senegal’de ilk böbrek nakli yine Türkiye’nin eğitimi ve desteği sayesinde sağlandı. Bunların hepsi Türkiye’nin Afrika üzerindeki itibarına oldukça önemli katkı sağlıyor. Biz bu alandaki birikimimizi dünyayla paylaşmaktan büyük mutluluk duyuyoruz.”
Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Nefroloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Rümeyza Kazancıoğlu da kongredeki sunumunda, böbrek yetmezliğinin son aşamasında bulunan hastalar için tedavi yöntemi olan periton diyalizindeki güncel uygulamalar hakkında bilgi verdi.
Prof. Dr. Kazancıoğlu, sunumun ikinci bölümünde, kronik böbrek hastalarının tedavi süreçleri konusunda sağlık çalışanlarıyla iletişim halinde olmalarının ve güncel tedaviler konusunda bilgilendirilmelerinin önemini vurguladı. Kazancıoğlu kongrede, Türkiye’nin organ nakli konusundaki deneyimlerini Orta Doğu ve Afrika ülkelerinden gelen doktorlara aktarma fırsatı bulduklarını dile getirdi.
]]>Dünya Su Konseyi 86. Guvernörler Toplantısı, Tarım ve Orman Bakanlığı ev sahipliğinde, Bakan İbrahim Yumaklı, Dünya Su Konseyi Başkanı Loic Fauchon ve çeşitli ülkelerden temsilcilerin katılımıyla yapıldı.
Yumaklı, buradaki konuşmasında, insanlığın siyasi zorluklar ve insani krizler, iklim değişikliği, su kıtlığı, gıda krizleri, artan enerji ihtiyacı, çevre kirliliği ve salgın hastalıklar yaşadığına işaret etti.
Geçen yıl şubat ayında Türkiye’de büyük bir deprem felaketi yaşandığını anımsatan Yumaklı, “14 milyon nüfusun yaşadığı 11 şehrimiz bundan etkilendi. Bu tahribatları hızlıca onararak, halkımızın en kısa sürede temiz suya erişimini sağladık. Bu gibi doğal afetler de dahil olmak üzere ortak refahımızı tehdit eden pek çok zorlukla karşı karşıyayız. Bu tür zorluklar ve felaketler bizlere, afetleri önlemek ve acil durumlara hazırlıklı olmak için hem ulusal hem de uluslararası yüksek düzeyde koordinasyon ve işbirliği sağlanmasının önemini hatırlatıyor.” dedi.
“Su kaynaklarının korunması ve verimli kullanılması için önemli yatırımlar yapıyoruz”
Bakan Yumaklı, Türkiye olarak, ülkede ve dünyada herkesin temiz suya erişiminin sağlanması için her zamankinden daha kararlı yol aldıklarını ifade etti.
Suyun tüm dünyada farklı platformlarda sıklıkla ele alınan, öncelikli bir konu haline geldiğini belirten Yumaklı, Konseyin faaliyetlerini her zaman yakından takip ettiklerini ve bu faaliyetlere aktif katkı sağladıklarını söyledi.
Türkiye’de küresel ısınma ve iklim değişikliğinin etkilerinin günden güne daha çok hissedilmeye başlandığını dile getiren Yumaklı, şöyle devam etti:
“Ülkemiz, Akdeniz Havzası’nda yer alması nedeniyle küresel iklim değişikliğinden en çok etkilenecek ülkeler içinde yer alıyor. Ayrıca, kişi başına düşen 1313 metreküp kullanılabilir su miktarıyla su stresi altında bir ülkeyiz. Bu nedenle şunun bilincindeyiz; Türkiye su zengini bir ülke değildir. Su kaynaklarının korunması ve verimli kullanılması için önemli yatırımlar yapıyoruz.
21 yılda bugünün fiyatlarıyla 2,4 milyar lira, yani 80 milyar dolar kaynak aktararak 10 binden fazla projeye imza attık. İçme ve kullanma suyu ihtiyacını karşılamak için içme suyu tesisleri ve özellikle son dönemde iklim değişikliğinin diğer etkisi olan taşkınlardan korunmak için taşkın tesisleri ve atık su arıtma tesisleri kurmuş olduk. Ayrıca yer altı barajları inşa etmekle ilgili çalışmalarımız devam ediyor.”
“Su Verimliliği Seferberliği’ni başlattık”
Bakan Yumaklı, çiftçilerin sulama sularını verimli kullanmaları için bireysel basınçlı sulama sistemlerini koruma durumunda maliyetin yarısını karşıladıklarına dikkati çekerek, “Eğer bu yatırımları yapmazsak 2030 yılına kadar su sıkıntısı yaşayan ülkeler arasında yer alma tehdidiyle karşı karşıya kalacağız.” diye konuştu.
Yumaklı, bu tehditle mücadele etmek için somut adımlar atılmasının son derece önemli olduğunu, su kaynaklarını iyi yönetmenin geçmiştekinden daha önemli hale geldiğini vurguladı.
Türkiye’nin, suyun hakça, makul, etkin kullanılması ve korunması konusunda üzerine düşen küresel ve bölgesel sorumluluğu yerine getirmeye devam edeceğini söyleyen Yumaklı, son çeyrek asırda su kaynaklarını daha iyi yönetmek için yasal reformlar ve altyapı yatırımları yaptıklarını dile getirdi.
Yumaklı, bu kapsamda Su Verimliliği Seferberliği’ni başlattıklarına dikkati çekerek şunları ifade etti:
“Bu seferberlikte 4 temel amaç belirledik. Birincisi, su kayıplarının azaltılması için yağmur suyu hasadı, gri su kullanımı, arıtılmış atık suların yeniden kullanımı gibi yöntemlerle alternatif su kaynaklarının kullanımı. İkincisi, tarımda, sanayide, bireysel su kullanımlarında verimli teknolojilerin kullanımı ve bilinçli üretimin yaygınlaştırılması. Üçüncüsü, bireysel su kullanım alışkanlıklarının iyileştirilmesi ki bunların içine toplumun her kesiminden insanların katılımını sağlamak amacıyla okullarımızı dahil ederek devam ettik. Dördüncüsü, ‘Suyumuza Sahip Çıkalım’ temasıyla her bir paydaşımızı ve bütün su kullanıcılarını, çalıştaylar, eğitimler, farkındalığı artırıcı yayınlar gibi etkinliklerle bu konunun farkında olmaya davet ediyoruz.”
“Türkiye, dünyada milli gelirine oranla en fazla insani yardım yapan ülkelerin başında”
Bakan Yumaklı, ülkedeki ölçümler veya istatistiklere göre, tarım kesiminin suyun yüzde 77’sini kullandığını belirterek, Tarım Kanunu’nda değişikliğe giderek tarımsal üretim planlamasını suyu merkeze alarak yapma konusunu milli bir pozisyon haline getirdiklerini söyledi.
Türkiye’nin, suyun ülkeleri ve insanları ayırdığına değil birleştirdiğine inandığını dile getiren Yumaklı, “Bu anlayışla, su alanındaki çalışmalarımızı sınırlarımız ötesinde de sürdürüyoruz. Su sorunları ve krizler karşısında ortak bir sorumluluğu paylaştığımızın ve beraber harekete geçmemiz gerektiğinin altını bir kez daha çizmek isterim. Türkiye, dünyada milli gelirine oranla en fazla insani yardım yapan ülkelerin başında geliyor. Bu yardımlar içinde su alanında gerçekleştirilen yardım faaliyetleri de var.” dedi.
Yumaklı, küresel olarak 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’na ulaşılması hedefiyle Afrika ülkeleri başta olmak üzere dünyanın farklı bölgelerindeki çok sayıda ülkeye su sektöründe eğitim, mali ve teknik yardım sağladıklarını vurguladı.
“Komşularımızla suyun hakça, makul ve etkin kullanılmasına büyük önem veriyoruz”
Bakan Yumaklı, suyun sınırları aştığına işaret ederek, Türkiye’nin 5 sınır aşan nehir havzasına sahip olduğunu ve bu havzadaki su kaynaklarının ülkedeki su kaynaklarının yaklaşık yüzde 40’ını oluşturduğunu söyledi.
Yumaklı, “Hem yukarı hem de aşağı kıyıdaş ülke konumundaki bir ülke olarak komşularımızla suyun hakça, makul ve etkin kullanılması esasıyla diyaloğumuzu ve işbirliğimizi sürdürmeye büyük önem veriyoruz. Sınır aşan sular alanında işbirliği, her bir nehir havzası için bilimsel gerçekler, havzanın kendine özgü özellikleri ve ihtiyaçlar dikkate alınarak kıyıdaş ülkeler arasında özel çözümler üretilmesini gerektiren karmaşık bir süreçtir.” diye konuştu.
Sınır aşan su kaynaklarının tüm havza ülkeleri tarafından adil kullanımının büyük önem taşıdığını belirten Yumaklı, sınır aşan havzalardaki su kaynaklarının korunması ve kullanılması için karşılıklı fayda esasına dayanılarak bilgi, deneyim ve teknoloji transferiyle işbirliği yapıldığını ve ortak teknik projeler geliştirildiğini kaydetti.
Dünya Su Konseyi Başkanı Loic Fauchon da Türkiye’yi ve İstanbul’u çok sevdiklerini dile getirerek, burada olmaktan duyduğu memnuniyeti ifade etti.
Konuşmaların ardından Yumaklı ile Fauchon tarafından işbirliği mutabakat zaptı imzalandı.
]]>“Türkiye savunma sanayinde ilerledikçe Türkiye’ye ambargo uygulayanlar sıra sıra bu ambargoları kaldırdılar”
“Güçlü, gelişmiş, savunma sanayisi olan, güçlü ekonomisi ve ihracatı olan Türkiye’ye Allah’ın izniyle kimse yan bakamayacaktır”
“Türkiye artık çok önemli bir üçüncü alternatif tedarik ülkesi haline geldi”
“1973’te bir milyar dolar yıllık ihracata, 1987’de aylık bir milyar dolara çok sevinmiştik. Bugün günlük bir milyar dolara Allah’a şükür diyoruz. Ama hedefimiz günlük bir buçuk milyar dolara ulaşmak”
ANTALYA – Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Türk savunma sanayisindeki başarısının uluslararası alanda övgüyle bahsedildiğini belirterek, “Türkiye artık çok önemli bir üçüncü alternatif tedarik ülkesi haline geldi. Güçlü, gelişmiş, savunma sanayisi olan, güçlü ekonomisi ve ihracatı olan Türkiye’ye Allah’ın izniyle kimse yan bakamayacaktır” dedi.
Savunma ve Havacılık Sanayiinde Küresel Stratejiler Konferansı Antalya’nın Serik ilçesi Belek Turizm Merkezindeki bir otelde gerçekleştirildi. Konferansa katılan Ticaret Bakanı Ömer Bolat, savunma sanayi ve teknoloji konularına değindi. Bakan Bolat, batı ülkeleri ve Rusya’nın sanayi ile teknolojideki gelişmeyi en hızlı 1 ve 2’nci dünya savaşlarında sağladığına dikkat çekerek, “Çünkü yenilmemek için, savaşı kazanmak için bütün güçleriyle savunma sanayine, teknolojiye önem verdiler. O dönemlerde olumlu yansımalarını savaşlardan sonra kullandılar. Biz savunma sanayimizde başarılı olmak için asla savaş çıkartmak istemiyoruz. Ama ülkemizi de savunmak istiyoruz. Güçlü bir savunması, ekonomisi olmayan bir ülkenin ayakta kalması çok zor. Hele ki bizim coğrafyamızda çok zor. Şöyle etrafımıza bakalım jeopolitik gerilimlere, savaşlara. Çok güçlü bir savunma sanayine sahip olursak bu vize ihracat yeteneği kazandıracak savunma gücü kazandıracak, diplomatik güç kazandıracak, diğer sanayilere olumlu etkilerle üretim ve ihracat kazandıracak. Döviz geliri kazandıracak, halkımızın refahı, ülkemizin gelişimi, zenginliği artacak” dedi.
“1973’te bir milyar dolar yıllık ihracata çok sevinmiştik”
“1973’te bir milyar dolar yıllık ihracata çok sevinmiştik, 1987’de aylık bir milyar dolara çok sevinmiştik” diyerek sözlerini sürdüren Bolat, “Bugün günlük bir milyar dolara Allah’a şükür diyoruz. Ama hedefimiz günlük bir buçuk milyar dolara ulaşmak. İnşallah önümüzdeki bu 12’nci kalkınma planı döneminde 2028’de 375 milyar dolar mal ihracatı hedefimiz var” dedi.
“Hedefimiz bu yılsonuna kadar ihracatçı sayımızı 150 bine yükseltmek”
2002’de yılında AK Parti hükümetleri olarak 36,1 milyar dolar olan mal ihracatı, 2023 sonunda 7,5 kat artışla 255,8 milyar dolara ulaştığına işaret eden Bolat, “1980’de Türkiye’de 25 bin tane şirket bin ihracat firması vardı. 2002’de 34 bin ihracatçı vardı. Bugün 140 bin ihracatçıyla bu başarı elde edildi ve hedefimiz bu yılsonuna kadar ihracatçı sayımız 150 bine yükseltmek” ifadelerine yer verdi.
“Milli gelirin üçte biri sanayiden geliyor”
“Türkiye’de sanayi yok” sözlerini sert bir dille eleştiren Bolat, şunları söyledi:
“Sanayisi yok dedikleri ülkenin milli geliri 2023 yılı sonunda 4,5 katı artarak 230 milyar dolardan 1,1 trilyon dolara yükseldi. Bu milli gelirin üçte biri sanayiden geliyor. Bir nokta birin üçte birini hesaplarsak rakamı yaklaşık 350 milyar dolardan bahsediyoruz. Yine sanayi yok dedikleri ülkede 256 milyar dolar mal ihracatının yüzde 94,2’si sanayi ürünlerinden geliyor. Demek ki sanayimiz varmış ve gelişiyor, büyüyor ve ülkemize büyük katma değer getiriyor. Üretimi, milli geliri ihracatı arttırıyor. 12 bin 886 ürün ihraç ediyoruz. 240 ülke ve farklı gümrüklü bölgeye ihracat yapılıyor ve bu anlamda 70 ülkeye yaptığımız ihracatta 2023 yılında o ülkelere yaptığımız ihracatın rekorunu kırdık. 54 fasılda bir milyar doların üzerinde ihracat yaptık. 2023 sonunda 39 fasılda ihracat rekoru kırdık. 30 vilayetimiz yıllık bir milyar dolar ihracat rakamını aştılar. Şimdi faaliyet bazlı ihracat takip sistemini başlattık. Bir Ocak’ta birçok Anadolu vilayetlerimizin artışlar olacak. 2024’de 1 milyar doların üzerinde ihracat yapan vilayetlerin sayısı inşallah 40’ı bulacak diye ümit ediyoruz.”
“İhracat birim değerimizi 2023’te 1 dolar 57 sente yükselttik”
Bakan Bolat, “Türkiye’nin teknolojisini küçümseyenlere cevap niteliğinde söylüyorum” diyerek sürdürdüğü konuşmasında, 2002’de ihracatta orta ve yüksek teknolojili ürünlerinin toplam payı yüzde 30, 2022’de bu payın yüzde 36’ya, 2023’te ise yüzde 40,5’e yükseldiğine dikkat çekti, 2028 yılı hedefinin de yüzde 50 olduğunun altını çizdi. Bakan Bolat, “Bunun yanında kilogram ihracat birim değerimiz, 2002’de 55 sent civarındaydı, 2023’te 1 dolar 57 sente yükselttik. Savunma sanayinde bu rakam 65 dolar, kimi ürünlerde belki 10 bin doları geçmekte. Bazı konfeksiyon ürünlerinde, moda, marka ürünlerde de 70-80 doları bulan bir ihracat birim değeri olmaktadır” diye konuştu.
“Kişi başına milli gelirimizin de 12 bin 500 dolarlar civarında olduğunu hep birlikte göreceğiz”
Küresel üretimin 2023 yılında patinaj yaptığını belirten Bakan Bolat, “Özellikle Avrupa ve Amerika’da durgunluk hakimdi. Küresel ticarette bir gerileme söz konusu oldu. Küresel fiyatlardaki köpük, balon azaldı ama Türkiye’mizin mal ihracatı arttı, 256 milyar dolar hizmet ihracatı arttı. 89’dan 100 milyar dolara yükseldi. Büyümemiz de ilk 9 ayda 4,7 oldu. Şurada 14 gün kaldı. 1 Mart’ta TÜİK milli gelir rakamlarını açıkladığında inşallah 1 trilyon doların üzerinde olduğunu, kişi başına milli gelirimizin de 12 bin 500 dolarlar civarında olduğunu hep birlikte göreceğiz” dedi.
“Uluslararası alanda Türk savunma sanayisinden övgüyle bahsediliyor”
Uluslararası temaslarda her lider ve bakanın Türk savunma sanayinden övgüyle bahsettiğini aktaran Bolat, “Türk savunma sanayi araçlarını nasıl alabiliriz? İş birliği yapmak istiyoruz, birlikte üretim yapabilir miyiz?’ diye soruyorlar. Niçin biliyor musunuz? Tek taraflı olarak 1-2 tane büyük savunma sanayi ihracatçısına bağlı olmak istemiyorlar, onların ambargolarıyla, tehditleriyle, yüksek fiyatlarıyla karşı karşıya oldukları için kendilerine ambargo uygulamayan, dostça davranan, birlikte işbirliğine açık olan ve uygun fiyatlarda satış yapan alternatif bir tedarikçi buldular. Onun için bu ilgiyi ve takdiri gösteriyorlar. O yüzden savunma sanayimizin genel anlamda üretim ve ihracatta önü açık” açıklamasında bulundu.
“Türkiye’ye Allah’ın izniyle kimse yan bakamayacaktır”
Bolat, Türkiye’nin havacılık ve savunma sanayinde 80 bin kişi istihdam ettiğine işaret ederek, “12 milyar dolarlık üretimimiz var. 180 ülke ve bölgeye ihracat yapıyoruz. 2022’te 4,4 2023’te yüzde 27’lik artışla 5,5 milyar dolarlık ihracatlar gerçekleştirdik. Savunma sanayinde ihracatı, Türkiye’nin toplam mal ihracatından aldığı payı yüzde 2,2’ye yükselti. Bu rakamlar çok daha yükseklere sizlerin başarısıyla, bizlerin de sizlere destek olmasıyla ulaşacaktır. Türkiye savunma sanayinde ilerledikçe Türkiye’ye ambargo uygulayanlar sıra sıra bu ambargoları kaldırdılar. Son 1 ay içinde 3-4 önemli ülke bu ambargoları kaldırdı. Türkiye’nin savunma sanayisindeki başarısı tek bir alana da hapsolmuyor. Kara, hava, deniz, her unsur bu alanlarda yer alıyor. Bütüncül bir politika izleniyor. Hepsinin gereği olan alanlar var. Güçlü, gelişmiş, savunma sanayisi olan, güçlü ekonomisi ve ihracatı olan Türkiye’ye Allah’ın izniyle kimse yan bakamayacaktır” şeklinde konuştu.
“Türkiye artık çok önemli bir üçüncü alternatif tedarik ülkesi haline geldi”
NATO üyesi ülkelerin savunma sanayi harcamalarının milli gelire oranla yüzde 2 olması gerektiği yönünde kriterini de hatırlatan Bolat, “ABD ve Türkiye dışında bunu ciddi olarak uygulayan hemen hemen hiçbir ülke yoktu. Görüyoruz ki, biraz da Rusya-Ukrayna savaşının getirdiği mecburiyet karşısında NATO ülkelerinin hepsi savunma sanayi harcamalarını hızla arttırdılar ve devam ediyorlar. Japonya bile aynısını yapıyor. Avrupa coğrafyası için Afrika’sı, orta doğusu, Asya’sı, ön Asya’sı, uzak doğu açısından Türkiye artık çok önemli bir üçüncü alternatif tedarik ülkesi haline geldi. Bu açıdan da sektörümüz inşallah daha da büyüyecek” dedi.
]]>Bakan Bolat, Antalya’daki Belek Turizm Merkezi’nde düzenlenen “Savunma ve Havacılık Sanayiinde Küresel Stratejiler Konferansı”nın açılışında, 8,5 aylık bakanlık görevinde 25 ülkede toplantılara katıldığını, 100’e yakın başka ülkelerin bakanlarının ziyaretlerinin olduğunu söyledi.
Savunma sanayisinde yapılanların Türkiye’ye sadece 5,4 milyar dolarlık ihracat geliri ya da 12 milyar dolarlık üretim anlamına gelmediğini ifade eden Bolat, şöyle konuştu:
“Savunma sanayisi diplomaside, savunma alanında ve uluslararası alanda çok büyük prestij, saygınlık kazandırıyor. Türkiye ile iyi geçinme, yakınlaşma ve işbirliğinden istifade etme arayışlarını da beraberinde getiriyor. Yani çarpan etkisi çok yüksek. O nedenle savunma sanayiini başlatanlardan Cumhurbaşkanı’mızın, son 20 yılda büyük azim ve kararlılıkla bu büyük başarılara liderlik etmesinden gerçekten ülkemiz olarak çok büyük kazanç elde ettik. Bunun dış politikaya, genel ihracata etkisi çok büyük oldu. Savunma sanayi sadece savunma araçları üretimi ya da ihracatı anlamına gelmiyor. Türk sanayisinin, ihracatının kalitesi ve başarısı anlamına geliyor. Bunun diplomasideki yansımaları anlamına geliyor. Diplomaside söz var, ‘Sizin gücünüzün gölgesi masaya düşmedikçe müzakere başlamaz’ derler. İşte böylesine güçlü savunma sanayiine sahip olduğunuz zaman sizin gücünüzün gölgesi masanın üstüne düşer ve müzakereler başlar. Başlayan müzakerelerde de eliniz yüksek olur, görüşlerinizi kabul ettirme noktasında avantajlı duruma geçersiniz.”
“Milli gelirin üçte biri sanayiden sağlanıyor”
Batı’nın ve Rusya’nın sanayide ve teknolojideki gelişmeyi en hızlı 1. ve 2. Dünya Savaşları sırasında ve sonrasında gerçekleştirdiklerini belirten Bolat, “Savunma sanayimizde başarılı olmak için asla savaş çıkartmak istemiyoruz ama ülkemizi de savunmak istiyoruz. Güçlü savunması olmayan bir ekonominin, bir ülkenin bizim coğrafyamızda ayakta kalması çok zordur.” diye konuştu.
Bolat, güçlü savunma sanayinin ihracat yeteneği, savunma ve diplomatik güç kazandırdığını, halkın refahını ve ülkenin zenginliğini artırdığını vurgulayarak, şöyle devam etti:
“1973’te 1 milyar dolar yıllık ihracata, 1987’de aylık 1 milyar dolara çok sevinmiştik. Bugün günlük 1 milyar dolara Allah’a şükür diyoruz. Ama hedefimiz günlük 1,5 milyar dolara ulaşmak. İnşallah önümüzdeki 12. Kalkınma Planı döneminde, 2028’de 375 milyar dolar mal ihracatı hedefimiz var. 2002’de yola çıktığımızda AK Parti hükümetleri olarak 36,1 milyar dolar olan mal ihracatı, 2023 sonunda yedi buçuk kat artışla 255,8 milyar dolara ulaştı. 1980’de Türkiye’de 25 bin şirket, bin ihracat firması vardı. 2002’de 34 bin ihracatçı vardı. Bugün 140 bin ihracatçıyla bu başarı elde edildi. Hedefimiz bu yıl sonuna kadar ihracatçı sayımızı 150 bine yükseltmek. Bu yıl ilk defa 10 bine yakın ihracatçı firma, ihracatçı ailesine katıldı. Toplam 6,6 milyar dolarlık bir katkı yaptılar. Bazen ‘Türkiye’de sanayi yok. Türkiye ekonomisi az gelişmiş.’ diye söyleniyor. Sanayisi yok dedikleri ülkenin milli geliri 2023 sonunda 4,5 kat artarak 230 milyar dolardan 1,1 trilyon dolara yükseldi. Bu milli gelirin üçte biri sanayiden geliyor.”
Sanayinin gelişip büyüdüğünü ve ülkeye büyük katma değer getirdiğini aktaran Bolat, “Üretimi, milli geliri, ihracatı arttırıyor. 12 bin 886 ürün ihraç ediyoruz. 240 ülke ve farklı gümrüklü bölgeye ihracat yapılıyor. 70 ülkeye yaptığımız ihracatta, 2023’te o ülkelere yaptığımız ihracatın rekorunu kırdık. 2023 sonunda 54 fasılda 1 milyar doların üzerinde ihracat yaptık. 39 fasılda ihracat rekoru kırdık.” değerlendirmesinde bulundu.
Bolat, 2002’de ihracatta orta ve yüksek teknolojili ürünlerinin toplam payının yüzde 30 olduğunu, 2022’de bu payın yüzde 36’ya, 2023’te ise yüzde 40,5’e yükseldiğini hatırlatarak, 2028’de yüzde 50’ye yükseltmeyi hedeflediklerini söyledi.
Kilogram ihracat birim değeri 2002’de 55 sent civarındayken 2023’te 1 dolar 57 sente yükselttiklerine işaret eden Bolat, savunma sanayiinde bu rakamın 65 dolar, kimi ürünlerde 10 bin doları geçtiğini bildirdi.
“Türkiye çok önemli üçüncü alternatif tedarik ülkesi haline geldi”
Küresel üretimin 2023’te patinaj yaptığını, özellikle Avrupa ve Amerika’da durgunluk yaşandığını aktaran Bolat, “Küresel fiyatlardaki köpük azalırken Türkiye’nin mal ihracatı arttı. 1 Mart’ta TÜİK milli gelir rakamlarını açıkladığında inşallah 1 trilyon doların üzerinde olduğunu, kişi başına milli gelirimizin de 12 bin 500 dolarlar civarında olduğunu hep birlikte göreceğiz.” dedi.
Bakan Bolat, Türkiye’nin havacılık ve savunma sanayisinde 80 bin kişinin istihdam edildiğini ve 12 milyar dolarlık üretimin, 180 ülke ve bölgeye ihraç edildiğini belirtti.
Savunma sanayisinde 2022’deki 4,4 milyar dolarlık ihracatın, 2023’te yüzde 27’lik artışla 5,5 milyar dolara yükseldiğine dikkati çeken Bolat, şunları kaydetti:
“Türkiye savunma sanayiinde ilerledikçe Türkiye’ye ambargo uygulayanlar sıra sıra bu ambargoları kaldırdılar. Son bir ay içinde üç, dört önemli ülke bu ambargoları kaldırdı. Türkiye’nin savunma sanayisindeki başarısı tek bir alana da hapsolmuyor. Kara, hava, deniz, her unsur bu alanlarda yer alıyor. Bütüncül politika izleniyor. Hepsinin gereği olan alanlar var. Güçlü, gelişmiş, savunma sanayisi olan, güçlü ekonomisi ve ihracatı olan Türkiye’ye Allah’ın izniyle kimse yan bakamayacaktır. NATO üyesi ülkelerin savunma sanayi harcamalarının milli gelire oranla yüzde 2 olması gerektiği yönünde kriter vardı. ABD ve Türkiye dışında bunu ciddi olarak uygulayan hemen hemen hiçbir ülke yoktu. Görüyoruz ki biraz da Rusya-Ukrayna savaşının getirdiği mecburiyet karşısında NATO ülkelerinin hepsi savunma sanayi harcamalarını hızla arttırdılar ve devam ediyorlar. Japonya bile aynısını yapıyor. Avrupa coğrafyası, Afrika, Orta Doğu, Asya, ön Asya ve Uzak Doğu açısından Türkiye artık çok önemli üçüncü alternatif tedarik ülkesi haline geldi.”
“10 yılda savunma sanayimiz özellikle ihracatta 4,3 kat arttı”
Savunma Sanayii Başkanı Prof. Dr. Haluk Görgün ise özellikle son yıllarda savunma sanayi sektörünün uluslararası rekabetin çok yüksek olduğu pazarlarda hem ekonomik hem teknik üstünlükleriyle tercih edilebilir duruma geldiğini söyledi.
Kara, deniz, hava platformlarının artık birden fazla ülkeye ihraç edildiğini anlatan Görgün, bu platformların içinde var olan alt sistemlerin, faydalı yüklerin, mühimmatların her birinin ayrı ayrı alıcısının olmasının kendilerini memnun ettiğini aktardı.
Görgün, sözlerini şöyle tamamladı:
“Son 10 yılda savunma sanayimiz özellikle ihracatta 4,3 kat arttı. Sektörümüzde, ihracatın ithalatı karşılama seviyesi yüzde 250. Kilogram başına ihracat değerimiz 65 doları buldu. Tabii bazı ürünlerimiz var ki kilogram başı ihracatı 10 bin doların üzerinde. Yüksek teknolojiyle çalışan, yüksek teknoloji üreten ve bu teknolojiyi özellikle dost ve müttefik ülkelerimizle de paylaşarak, sadece teknolojik bağımsızlığımıza değil, ekonomik bağımsızlığımıza da katkı sağladığımızı bilerek onurla ve gururla çalışan bir sektörüz. Geçtiğimiz sene 5,4 milyar dolar olan ihracatımız bir önceki seneye göre yüzde 27’lik bir artış göstermişti. En az bu kadar bizi memnun eden ise yaptığımız sözleşmelerin, teslim ettiğimiz ürünlerin iki katı olması.”
]]>Savunma ve Havacılık Sanayiinde Küresel Stratejiler Konferansı Antalya’nın Serik ilçesi Belek Turizm Merkezindeki bir otelde gerçekleştirildi. Konferansa katılan Ticaret Bakanı Ömer Bolat, savunma sanayi ve teknoloji konularına değindi. Bakan Bolat, batı ülkeleri ve Rusya’nın sanayi ile teknolojideki gelişmeyi en hızlı 1 ve 2’nci dünya savaşlarında sağladığına dikkat çekerek, “Çünkü yenilmemek için, savaşı kazanmak için bütün güçleriyle savunma sanayine, teknolojiye önem verdiler. O dönemlerde olumlu yansımalarını savaşlardan sonra kullandılar. Biz savunma sanayimizde başarılı olmak için asla savaş çıkartmak istemiyoruz. Ama ülkemizi de savunmak istiyoruz. Güçlü bir savunması, ekonomisi olmayan bir ülkenin ayakta kalması çok zor. Hele ki bizim coğrafyamızda çok zor. Şöyle etrafımıza bakalım jeopolitik gerilimlere, savaşlara. Çok güçlü bir savunma sanayine sahip olursak bu vize ihracat yeteneği kazandıracak savunma gücü kazandıracak, diplomatik güç kazandıracak, diğer sanayilere olumlu etkilerle üretim ve ihracat kazandıracak. Döviz geliri kazandıracak, halkımızın refahı, ülkemizin gelişimi, zenginliği artacak” dedi.
“1973’te bir milyar dolar yıllık ihracata çok sevinmiştik”
“1973’te bir milyar dolar yıllık ihracata çok sevinmiştik, 1987’de aylık bir milyar dolara çok sevinmiştik” diyerek sözlerini sürdüren Bolat, “Bugün günlük bir milyar dolara Allah’a şükür diyoruz. Ama hedefimiz günlük bir buçuk milyar dolara ulaşmak. İnşallah önümüzdeki bu 12’nci kalkınma planı döneminde 2028’de 375 milyar dolar mal ihracatı hedefimiz var” dedi.
“Hedefimiz bu yılsonuna kadar ihracatçı sayımızı 150 bine yükseltmek”
2002’de yılında AK Parti hükümetleri olarak 36,1 milyar dolar olan mal ihracatı, 2023 sonunda 7,5 kat artışla 255,8 milyar dolara ulaştığına işaret eden Bolat, “1980’de Türkiye’de 25 bin tane şirket bin ihracat firması vardı. 2002’de 34 bin ihracatçı vardı. Bugün 140 bin ihracatçıyla bu başarı elde edildi ve hedefimiz bu yılsonuna kadar ihracatçı sayımız 150 bine yükseltmek” ifadelerine yer verdi.
“Milli gelirin üçte biri sanayiden geliyor”
“Türkiye’de sanayi yok” sözlerini sert bir dille eleştiren Bolat, şunları söyledi:
“Sanayisi yok dedikleri ülkenin milli geliri 2023 yılı sonunda 4,5 katı artarak 230 milyar dolardan 1,1 trilyon dolara yükseldi. Bu milli gelirin üçte biri sanayiden geliyor. Bir nokta birin üçte birini hesaplarsak rakamı yaklaşık 350 milyar dolardan bahsediyoruz. Yine sanayi yok dedikleri ülkede 256 milyar dolar mal ihracatının yüzde 94,2’si sanayi ürünlerinden geliyor. Demek ki sanayimiz varmış ve gelişiyor, büyüyor ve ülkemize büyük katma değer getiriyor. Üretimi, milli geliri ihracatı arttırıyor. 12 bin 886 ürün ihraç ediyoruz. 240 ülke ve farklı gümrüklü bölgeye ihracat yapılıyor ve bu anlamda 70 ülkeye yaptığımız ihracatta 2023 yılında o ülkelere yaptığımız ihracatın rekorunu kırdık. 54 fasılda bir milyar doların üzerinde ihracat yaptık. 2023 sonunda 39 fasılda ihracat rekoru kırdık. 30 vilayetimiz yıllık bir milyar dolar ihracat rakamını aştılar. Şimdi faaliyet bazlı ihracat takip sistemini başlattık. Bir Ocak’ta birçok Anadolu vilayetlerimizin artışlar olacak. 2024’de 1 milyar doların üzerinde ihracat yapan vilayetlerin sayısı inşallah 40’ı bulacak diye ümit ediyoruz.”
“İhracat birim değerimizi 2023’te 1 dolar 57 sente yükselttik”
Bakan Bolat, “Türkiye’nin teknolojisini küçümseyenlere cevap niteliğinde söylüyorum” diyerek sürdürdüğü konuşmasında, 2002’de ihracatta orta ve yüksek teknolojili ürünlerinin toplam payı yüzde 30, 2022’de bu payın yüzde 36’ya, 2023’te ise yüzde 40,5’e yükseldiğine dikkat çekti, 2028 yılı hedefinin de yüzde 50 olduğunun altını çizdi. Bakan Bolat, “Bunun yanında kilogram ihracat birim değerimiz, 2002’de 55 sent civarındaydı, 2023’te 1 dolar 57 sente yükselttik. Savunma sanayinde bu rakam 65 dolar, kimi ürünlerde belki 10 bin doları geçmekte. Bazı konfeksiyon ürünlerinde, moda, marka ürünlerde de 70-80 doları bulan bir ihracat birim değeri olmaktadır” diye konuştu.
“Kişi başına milli gelirimizin de 12 bin 500 dolarlar civarında olduğunu hep birlikte göreceğiz”
Küresel üretimin 2023 yılında patinaj yaptığını belirten Bakan Bolat, “Özellikle Avrupa ve Amerika’da durgunluk hakimdi. Küresel ticarette bir gerileme söz konusu oldu. Küresel fiyatlardaki köpük, balon azaldı ama Türkiye’mizin mal ihracatı arttı, 256 milyar dolar hizmet ihracatı arttı. 89’dan 100 milyar dolara yükseldi. Büyümemiz de ilk 9 ayda 4,7 oldu. Şurada 14 gün kaldı. 1 Mart’ta TÜİK milli gelir rakamlarını açıkladığında inşallah 1 trilyon doların üzerinde olduğunu, kişi başına milli gelirimizin de 12 bin 500 dolarlar civarında olduğunu hep birlikte göreceğiz” dedi.
“Uluslararası alanda Türk savunma sanayisinden övgüyle bahsediliyor”
Uluslararası temaslarda her lider ve bakanın Türk savunma sanayinden övgüyle bahsettiğini aktaran Bolat, “Türk savunma sanayi araçlarını nasıl alabiliriz? İş birliği yapmak istiyoruz, birlikte üretim yapabilir miyiz?’ diye soruyorlar. Niçin biliyor musunuz? Tek taraflı olarak 1-2 tane büyük savunma sanayi ihracatçısına bağlı olmak istemiyorlar, onların ambargolarıyla, tehditleriyle, yüksek fiyatlarıyla karşı karşıya oldukları için kendilerine ambargo uygulamayan, dostça davranan, birlikte işbirliğine açık olan ve uygun fiyatlarda satış yapan alternatif bir tedarikçi buldular. Onun için bu ilgiyi ve takdiri gösteriyorlar. O yüzden savunma sanayimizin genel anlamda üretim ve ihracatta önü açık” açıklamasında bulundu.
“Türkiye’ye Allah’ın izniyle kimse yan bakamayacaktır”
Bolat, Türkiye’nin havacılık ve savunma sanayinde 80 bin kişi istihdam ettiğine işaret ederek, “12 milyar dolarlık üretimimiz var. 180 ülke ve bölgeye ihracat yapıyoruz. 2022’te 4,4 2023’te yüzde 27’lik artışla 5,5 milyar dolarlık ihracatlar gerçekleştirdik. Savunma sanayinde ihracatı, Türkiye’nin toplam mal ihracatından aldığı payı yüzde 2,2’ye yükselti. Bu rakamlar çok daha yükseklere sizlerin başarısıyla, bizlerin de sizlere destek olmasıyla ulaşacaktır. Türkiye savunma sanayinde ilerledikçe Türkiye’ye ambargo uygulayanlar sıra sıra bu ambargoları kaldırdılar. Son 1 ay içinde 3-4 önemli ülke bu ambargoları kaldırdı. Türkiye’nin savunma sanayisindeki başarısı tek bir alana da hapsolmuyor. Kara, hava, deniz, her unsur bu alanlarda yer alıyor. Bütüncül bir politika izleniyor. Hepsinin gereği olan alanlar var. Güçlü, gelişmiş, savunma sanayisi olan, güçlü ekonomisi ve ihracatı olan Türkiye’ye Allah’ın izniyle kimse yan bakamayacaktır” şeklinde konuştu.
“Türkiye artık çok önemli bir üçüncü alternatif tedarik ülkesi haline geldi”
NATO üyesi ülkelerin savunma sanayi harcamalarının milli gelire oranla yüzde 2 olması gerektiği yönünde kriterini de hatırlatan Bolat, “ABD ve Türkiye dışında bunu ciddi olarak uygulayan hemen hemen hiçbir ülke yoktu. Görüyoruz ki, biraz da Rusya-Ukrayna savaşının getirdiği mecburiyet karşısında NATO ülkelerinin hepsi savunma sanayi harcamalarını hızla arttırdılar ve devam ediyorlar. Japonya bile aynısını yapıyor. Avrupa coğrafyası için Afrika’sı, orta doğusu, Asya’sı, ön Asya’sı, uzak doğu açısından Türkiye artık çok önemli bir üçüncü alternatif tedarik ülkesi haline geldi. Bu açıdan da sektörümüz inşallah daha da büyüyecek” dedi. – ANTALYA
]]>Çimento, Cam, Seramik ve Toprak Ürünleri İhracatçıları Birliği tarafından Cam Sektörü Çalıştayı düzenlendi. Sektörün ihracatını artıracak stratejilerin ele alındığı çalıştaya ASO Başkanı Seyit Ardıç, Ticaret Bakanlığı İhracat Genel Müdürlüğü Kimya, Toprak ve Sağlık Endüstrileri Daire Başkanı Alper Eriten, Çimento, Cam, Seramik ve Toprak Ürünleri İhracatçıları Birliği Başkan Yardımcısı Tansu Kumru ve sektörde faaliyet gösteren firmaların temsilcileri katıldı.
ASO Başkanı Seyit Ardıç, çalıştayın açılışında yaptığı konuşmada teknolojik gelişmeleri takip eden, yeniliklere odaklanan Türk cam sektörünün uluslararası pazarda kalitesiyle öne çıkarak birçok ülkede tercih edilen bir marka haline geldiğini belirtti. Cam üretiminde enerjinin yoğun kullanıldığına dikkat çeken Ardıç, “Ülkemizdeki enerji fiyatları rakiplerimize göre yüksektir. Adil rekabet koşullarının sağlanması için elektrik fiyatının ucuzlatılması, sektörel bazda teşvik sisteminin uygulanması gerekmektedir” dedi.
Ardıç, konut ve sanayide kullanılan elektrik fiyatı arasında üç kat fark olduğunu belirterek, “Sanayinin hane halkını sübvanse ettiği tek ülkeyiz. Konutların elektrik fiyatı ile sanayicinin kullandığı elektrik fiyatı arasında üç kat fark var. Şirketlerin enerji maliyetleri düşürülürse, TL’deki reel değerlenmenin ihracat üzerindeki etkisi bir nebze de olsa telafi edilebilir. Sektörümüz mevcut makroekonomik gelişmelerden son dönemde olumsuz etkilenmekte, rekabet avantajı zayıflamaktadır. Asgari ücretin işverene maliyetinin bin dolar seviyesine yaklaşması, işçisizlik problemi ve kur baskısı nedeniyle adil değerlenmeyen kur başlıca sorunlarımız” açıklamasında bulundu.
“Teşvik politikaları uygulanmalı”
Cam sektörünün dinamizminin artması için uygun ihracat ya da teşvik politikalarının uygulanması ve üretim maliyetlerini azaltıcı vergi düzenlemelerine gidilmesi gerektiğini söyleyen Ardıç, “Sektörün yüksek enerji fiyatlarından etkilenmemesi için önlemler alınmalıdır. Özellikle son dönemde firmalar için önemli bir sorun olan ara malı ve girdi maliyetleri konusunda kapsamlı politikalar üretilmelidir” diye konuştu.
Mevcut sorunlara rağmen sektörün üretmeye ve ülke ekonomisine katma değer oluşturmaya devam ettiğini vurgulayan Ardıç, güçlü üretim ve ihracat kapasitesiyle stratejik öneminin her geçen gün artığını söyledi. Gelişen üretim teknolojilerine uyum sağlayan ve önemli bir potansiyele sahip olan Türk cam sektörünün ülke ekonomisine katma değer oluşturmaya devam ettiğini belirten Ardıç, “Ankaralı bir firma Türkiye’de ilk defa büyük ölçekli projelerin ihtiyaçlarına cevap verebilmek, estetik ve fonksiyonellik açısından yeni standartlar belirlemek amacıyla 12 metrelik mimari cephe cam işleme tesisini hizmete açtı. Bunlar sektörümüzün önemli başarılarından sadece bir örnek” dedi.
Ardıç, sektörün daha da güçlenmesi için Ar-Ge çalışmalarına ve inovasyona daha fazla yatırım yapılarak ürün çeşitliliğinin artırılması, daha sürdürülebilir üretim yöntemlerine odaklanılması gerektiğini vurguladı.
“Uluslararası düzeyde rekabet edebilecek marka firmalar oluşturmaya önem vermemiz gerekiyor”
Markalaşma konusuna da değinen Ardıç, “Uluslararası düzeyde rekabet edebilecek, sektöründe marka firmalar oluşturmaya önem vermemiz gerekiyor. Türkiye’nin cam sektöründeki gücünü tüm dünyaya duyurmak ve marka değerini güçlendirmek amacıyla Çimento, Cam, Seramik ve Toprak Ürünleri İhracatçıları Birliği çatısı altında ‘TurkishGlass’ markasının kurulması önemli bir adım” dedi.
Ardıç, görüş ve önerilerin değerlendirileceği çalıştayın cam sektörünün potansiyelini arttırmaya katkı sağlayacağını belirterek, çalıştayın düzenlenmesinde katkısı olanlara teşekkür etti. – ANKARA
]]>Blinken, başkent Tiran’daki temasları kapsamında Arnavutluk Başbakanı Edi Rama ile bir araya geldi.
Arnavutluk Başbakanlığında gerçekleşen görüşme sonrası Blinken ve Rama, ortak basın toplantısı düzenledi.
Rama, görüşmede ikili işbirliğin boyutlarını ele aldıklarını belirterek, bunun sadece güvenlik alanında kesintisiz bir stratejik işbirliği değil, aynı zamanda giderek ekonomik boyuta da ulaşan bir işbirliği olduğunun altını çizdi.
Bu ziyaretin aynı zamanda Arnavutluk’un (BM) Güvenlik Konseyindeki misyonunun sona ermesiyle aynı zamana denk gelmesinden büyük memnuniyet duyduğunu dile getiren Rama, “ABD ve BM’deki ABD misyonundan aldığımız paha biçilmez destek için Dışişleri Bakanı’na şükranlarımı sundum.” diye konuştu.
Kosova ve Sırbistan arasında diyaloğu teşvik ettiklerini anımsatan Rama, “Malumunuz, Arnavutluk’un tüm bölge ülkelerine dostluk elini uzatma politikası mevcut. Bölgenin tamamının ilerlemesi için yatırım yaptık ve kararlılıkla yatırım yapacağız. Çünkü her şeyden önce bu bizim stratejik çıkarımızadır.” dedi.
ABD’nin Kosova’nın nihai tanınmasının kararlı destekçisi olduğunu dile getiren Rama, Kosovalı yetkililere “stratejik müttefiklere danışmadan ve koordinasyon sağlamadan hiçbir adım atılmaması” çağrısını yinelediğini ifade etti.
Orta Doğu’daki gelişmelere de değinen Rama, “Durum trajik. Çünkü bir yandan İsrail’in meşru müdafaa hakkı var, diğer yandan ise Filistinlilerin yıkımı ve can kaybı çok daha fazla. Aslında gerilimin yükselmesi sorunu, bunun nihai olarak Hamas’ı yok edecek ya da büyüyebilecek herhangi bir Hamas biçimini yok edecek bir eylem olmamasıdır. Elbette ki tek yol iki devletli çözümdür.” değerlendirmesinde bulundu.
ABD Dışişleri Bakanı Blinken ise ülkesi ve Arnavutluk arasında olağanüstü ortaklık ilişkisi olduğunu belirtti.
AB üyeliği kapsamında Arnavutluk’u desteklemeye devam edeceklerini dile getiren Blinken, Arnavutluk halkının da bunu hak ettiğini vurguladı.
İki ülke arasındaki ortaklığın, daha önce hiç olmadığı kadar güçlü olduğunu ifade eden Blinken, bu ilişkinin, iki ülke halkları için önemli bazı konuları ele almak açısından kritik önem taşıdığını söyledi.
Arnavutluk’un ilk günden itibaren Ukrayna’nın çok güçlü bir destekçisi olduğuna dikkati çeken Blinken, NATO’daki 15 yılı boyunca Arnavutluk’un ittifaka önemli katkılarda bulunduğunu kaydetti.
Blinken, Arnavutluk’un Kuçova bölgesindeki NATO hava üssünün açılışının önümüzdeki ay gerçekleştirileceğini söyledi.
Öte yandan Blinken, “Arnavutluk’un kritik altyapısını hedef alan son İran siber saldırıları”nın ardından ABD’nin, ekipmanları ve teknolojiyi geliştirme noktasında uzmanların eğitilmesine de yardımcı olduğunu kaydetti.
Blinken, şöyle konuştu:
“Ayrıca Başbakan’a (Rama’ya) hem benim kalbime hem de pek çok Amerikalının kalbine dokunan bir mesele için teşekkür etmek istiyorum; o da Arnavut halkının, tahliye edilen binlerce Afgan’a ev sahipliği yaparken gösterdiği olağanüstü cömertliktir. Arnavutluk dünyada bunu teklif eden ilk ülke oldu. Ayrıca bugün erken saatlerde Arnavutluk’ta tahliye edilen bazı Afganlarla tanışma fırsatım oldu ve onlar özel göçmenlik vizesi alma sürecindeler.”.
Gazze’deki çatışmalar ve bunların durdurulmasına yönelik müzakerelere ilişkin soruya Blinken, şu yanıtı verdi:
“Rehine meselesine gelince; Katar, Mısır ve ABD’nin İsrail’le çalışmak için yaptıklarını özetleyen bir teklif verdik, bu da ortaklaşa yapılmış bir teklif. Aynı zamanda bir anlaşmaya varmak için çalışma fırsatı da sunar. Zaten ortaklarımız Katar, Mısır ve İsrail ile bunun üzerinde çalıştığımız bir süreçteyiz. Bir anlaşma bulma hedefiyle çok yoğun şekilde çalışıyoruz ve bunun mümkün olduğuna inanıyorum.”.
Kosova ve Sırbistan arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesine de değinen Blinken, “AB’nin kolaylaştırdığı diyalog gerekli bir diyalogdur. Aslında tek doğru yol budur ve biz her iki ülkeyi de bu yolda ilerlerken desteklemek için elimizden gelen her şeyi yapmaya kararlıyız. Biz aslında AB’nin kolaylaştırdığı diyaloğu destekliyoruz.” dedi.
Blinken, Cumhurbaşkanı Begaj ile görüştü
Blinken, başkent Tiran ziyareti kapsamında Arnavutluk Cumhurbaşkanı Bajram Begaj ile de bir araya geldi.
Arnavutluk Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan açıklamada, Begaj ve Blinken’in görüşmede, ikili stratejik ilişkilerin önemi, bölgedeki gelişmeler, Ukrayna’ya yönelik dayanışma ve NATO gibi konuların ele alındığı belirtildi.
Ziyaret kapsamında Arnavutluk ve ABD arasında, “Fulbright Akademik Değişim Programı Mutabakat Zaptı” ile “Yabancı Devlet Bilgilerinin Manipüle Edilmesiyle Mücadeleye İlişkin Mutabakat Zaptı” imzalandı. İmzalar, Blinken ve Arnavutluk Avrupa ve Dışişleri Bakanı Igli Hasani tarafından atıldı.
]]>Ankara’da bir otelde, Litvanya Restorasyon Günü’nün 106. yıl dönümü münasebetiyle resepsiyonuna, Dışişleri Bakan Yardımcısı ve AB Başkanı Büyükelçi Mehmet Kemal Bozay, Litvanya’nın Ankara Büyükelçisi Ricardas Degutis, Ankara’da görevli yabancı misyon temsilcileri ve birçok davetli katıldı.
Bakan Yardımcısı Bozay, Türkiye ile Litvanya’nın son derece dostane ilişkileri olduğuna ve bunun daha da güçlendirilebileceğine işaret ederek, geçen yıl ziyaret ettiği Litvanya’nın başkenti Vilnius’ta yaptığı kapsamlı görüşmelerde, taraflar arasındaki işbirliğinin geliştirilme potansiyelinin teyit edildiğini söyledi.
İkili ticaret hacminin son yıllarda artış göstererek 1 milyar doların üzerine çıktığını hatırlatan Bozay, firmaları hem Litvanya ve Türkiye’de hem de farklı ülkelerde daha fazla işbirliği ile ticarete teşvik etmeyi sürdürdüklerini belirtti.
Bozay, ulaştırma, enerji, yeşil dönüşüm, teknoloji ve savunma sanayi gibi alanlarda ikili işbirliğini geliştirmeye yönelik fırsatlar olduğuna inandığını ifade ederek, “Tedarik ve değer zincirlerini ortak fayda temelinde genişletmek, bağlantısallığı artırmak için de birlikte çalışabiliriz. Bu bağlamda akla ilk gelen Üç Deniz Girişimi’dir. Girişim, bu yönde değerli fırsatlar sunabilecektir.” diye konuştu.
Türkiye’nin Litvanyalı turistler için popüler turizm güzergahı olduğunun, Litvanya’nın da Türk öğrenciler tarafından en sevilen ülkeler arasında yer aldığının altını çizen Bozay, iki ülke arasındaki beşeri bağların gelişmesinden memnuniyetini dile getirdi.
Bozay, dünyanın “Filistin’deki katliam” ve Ukrayna’daki savaş gibi pek çok sorunla uğraştığına dikkati çekerek, iki ülkenin NATO müttefiki olarak müşterek güvenlik için birlikte çalıştığını söyledi.
Litvanya’nın 6 Şubat 2023 depremlerinin ardından gösterdiği desteğin unutulmadığını dile getiren Bozay, zor zamanlarında Türkiye’nin yanında olan tüm ülkelere müteşekkir olduklarını ifade etti.
Bozay, Litvanya’nın, Türkiye’nin AB üyelik sürecine sağladığı desteğin sürmesini dilediğini sözlerine ekledi.
“Türkiye’nin AB ile entegrasyon çabalarını destekliyoruz”
Degutis de Litvanya Konseyi’nin 16 Şubat 1918’de açıkladığı kararla Litvanya halkının birliğini uyandırdığını ifade ederek, Konseyin uzun yıllar süren “Sovyet işgalinden” sonra Mart 1990’da, ülkenin bağımsızlığının yeniden kazanılmasının temelini attığını söyledi.
Türkiye ile Litvanya’da birbirine yakın zamanlarda Cumhuriyetin kurulması kararı alındığına işaret eden Degutis, Türkiye’nin 100. yıl dönümünü kutladı.
Degutis, iki ay önce İstanbul’daki Osmanlı arşivlerinde Türkiye-Litvanya diplomatik ilişkileriyle ilgili sergi açtıklarını hatırlatarak, serginin iki ülkenin ortak mirası ile ikili ilişkilerinin gelişimini yansıttığını dile getirdi.
Litvanya’nın NATO üyelik sürecinde Türkiye’nin desteğine büyük değer verdiklerini vurgulayan Degutis, ülkesinin, Türkiye’nin AB ile entegrasyon çabalarını desteklediğini ifade etti.
Degutis, geçen sene ülkesinde düzenlenen NATO Zirvesi’nin karmaşık ve istikrarsız ortamla karşı karşıya olunan bir dönemde yapıldığını kaydederek, ittifakın caydırıcılığının güçlendirilmesi ve Ukrayna’ya desteğin sürdürülmesi açısından önemini belirtti.
İsveç’in NATO üyeliğinin kesinleşmesi hakkında değerlendirme yapan Degutis, bunun ittifakın savunma yeteneklerine ve savunma sanayi potansiyeline katkı sağlayacağının altını çizdi.
Degutis, “Gazze’deki felaket niteliğindeki duruma” çözüm bulunmasına ve Orta Doğu’da barış sürecinin yeniden başlatılmasının aciliyetine işaret etti.
]]>Yılmaz, Beşiktaş’taki bir otelde düzenlenen Türkiye-Suudi Arabistan Yatırım ve İş Forumu’nun galasında yaptığı konuşmada, Suudi Arabistan heyetini İstanbul’da ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, geniş kapsamlı bir perspektifle karşılıklı yatırımlar ve turizm işbirliklerini artırmak için organize edilen forumun hayırlara vesile olmasını diledi.
Türkiye ve Suudi Arabistan ekonomilerinin birbirini tamamlayıcı nitelikte olmasının ticari ilişkilerin gelişmesinde itici bir rol oynadığını belirten Yılmaz, Suudi Arabistan ile ilişkilerinin yeni döneminde, ticari ilişkileri iki ülkenin potansiyeline yakışır noktalara getirme gayretinde olduklarını ifade etti.
Yılmaz, iki ülke liderlerinin sergilediği güçlü siyasi irade sayesinde ikili ticari ilişkileri geliştirme yönünde önemli adımlar attıklarına işaret ederek, “2023 yılında ikili ticaret hacmimiz 6,8 milyar dolara ulaştı. Burada ticaret hacminde iki yılda yüzde 50’ye yakın bir artış söz konusu. Ticaret hacmimizi, dengeli ve hızlı bir şekilde artırarak kısa vadede 10 milyar doların üzerine çıkarmanın gerçekçi bir hedef olduğunu düşünüyoruz. Orta vadedeki hedefimiz ise ikili ticaretimizdeki sektörel çeşitliliği artırarak 30 milyar dolara ulaşmak ve bunun ötesine geçmektir.” diye konuştu.
Suudi firmalarının bugüne kadar Türkiye’ye 2 milyar dolar yatırım yaptığını aktaran Yılmaz, özellikle ülkelerin iş çevrelerini bir araya getirebilecek etkinliklerin sıklaştırılmasıyla karşılıklı yatırımların kolaylıkla arttırılabileceğine inandıklarını dile getirdi.
Yılmaz, Suudi Kamu Yatırım Fonu ve Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi’nin başlattığı yakın temas ve işbirliğinin ülkeler için büyük ekonomik faydalar sağlayacağına inandığını ifade etti.
“Yatırım ortamını reformlarla iyileştirmeye devam ediyoruz”
Türkiye’nin geride kalan 21 yıllık dönemde ekonomik gelişimine katkı sağlayan en temel unsurlardan birinin uluslararası doğrudan yatırımlar olduğuna değinen Yılmaz, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Uluslararası yatırımlar, ülkemiz ekonomisinin büyümesine, teknolojik dönüşümüne, nitelikli istihdamın oluşumuna, kaynaklarımızın etkin kullanılmasına ve ihracatımızın artmasına etki etmiştir. Bu süreçte, uluslararası yatırımların ülkemize çekilmesi amacıyla birçok reform gerçekleştirilmiş, Türkiye’nin iş ve yatırım ortamının cazibesi ve rekabetçiliği artırılmıştır. Nitekim, 2002 yılından bugüne 260 milyar doların üzerinde bir doğrudan yatırım Türkiye’ye gelmiştir. Özellikle salgın sonrası süreçte Türkiye, uluslararası araştırmaların sonuçlarına göre hem tedarik hem de yatırım yeri olarak ön plana çıkmaktadır. Uluslararası yatırımcıların farklı ihtiyaç ve beklentilerini karşılayan kapsamlı bir ekosistem sunarken, yatırım ortamını reformlarla iyileştirmeye devam ediyoruz.”
Başkanlığını yaptığı Yatırım Ortamını İyileştirme Koordinasyon Kurulunun son dönemlerde yoğun mesai sarf ettiğini, yeni bir eylem planı hazırladıklarını dile getiren Yılmaz, gelecek dönemde bu eylem planının da hayata geçmesiyle yatırım ortamının daha da iyileşeceğini düşündüklerini söyledi.
Yılmaz, uluslararası yatırımlar kapsamında teknoloji, savunma, yenilenebilir enerji, petro-kimya, finans, turizm ve konut gibi çeşitli sektörlerin yatırımcılar için fırsatlar sunduğunu kaydetti.
Suudi Arabistan’dan yatırımcılara hitap eden sektörler arasında özellikle kimyasallar, makineler, gıda ve içecek işleme, otomotiv, havacılık, ilaç ve biyoteknoloji, tıbbi cihazlar ve malzemeler, askeri üretim, yenilenebilir enerji, inşaat malzemeleri ve madencilik alt sektörlerinin öne çıktığına dikkati çeken Yılmaz, “Her alanda Suudi Arabistan’ın Kamu Yatırım Fonu’nun (PIF) yatırım vizyonuyla örtüşen Türk şirketlerinin fizibilitelerini değerlendirmek üzere işbirliğine açığız.” dedi.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, Suudi Arabistan’ın 2030 Vizyonu ile ekonomisini çeşitlendirmeyi, petrole olan bağımlılığını azaltmayı ve daha sürdürülebilir bir gelecek inşa etmeyi amaçladığını aktararak, “Türkiye Yüzyılı ve 2053 vizyonlarımız ile Suudi 2030 Vizyonu’nun sadece iki ülkeye değil, tüm bölgeye önemli büyük ekonomik faydalar sağlayacağına inanıyoruz. 3,3 trilyon dolarlık bir yatırımı içeren Suudi 2030 Vizyonu kapsamında Neom, Diriyah Gate, Qiddiya ve Kızıldeniz projesi gibi mega projelerde firmalarımızın aktif rol almasını arzu ediyoruz.” ifadelerini kullandı.
“Irak Kalkınma Yolu Projesi’nde de yakın bir işbirliği yürütebileceğimize inanıyoruz”
Suudi Arabistan’ın, müteahhitlik sektörü için dünyadaki en önemli ülkelerden biri olduğunu belirten Yılmaz, Türk müteahhitlerinin Suudi Arabistan’da bugüne kadar 27,6 milyar dolar tutarında 402 proje üstlendiğini, bu rakamlarla Suudi Arabistan’ın, Türkiye’nin değer bazında en fazla proje üstlendiği 6’ncı ülke konumunda olduğunu söyledi.
Yılmaz, bu minvalde, özellikle Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu vasıtasıyla finanse edilen dev projelerde, Türk müteahhitlerinin beceri ve kabiliyetlerinden istifade edilmesinde fayda gördüklerini dile getirerek, şöyle devam etti:
“Türk müteahhitlik firmalarının Yeşil Mutabakat alanındaki ilerlemelerinin de Suudi 2030 Vizyonu kapsamındaki hedeflerinizle son derece uyumlu olduğunu belirtmek isterim. Bizler de iş modellerini daha sürdürülebilir bir geleceğe doğru yeniden yapılandırıyoruz. Gerek Suudi Arabistan’ın fosil yakıtların giderek payının düşeceği bir dünyaya gerçekçi bir şekilde hazırlandığı yeni vizyonu gerekse bizim 2053 Karbon Nötr Ekonomi Vizyonumuz birbiriyle örtüşen vizyonlardır. Bu konuda da çok önemli işbirliği alanlarının olduğunu ifade etmek isterim. Bildiğiniz üzere Türkiye olarak Paris Anlaşması’nı onayladık ve 2053 yılına kadar net sıfır emisyon hedefini belirledik. Bu bağlamda yeşil ve dijital dönüşümü, bütün planlarımızda, programlarımızda önemli bir eksen olarak tarif etmiş durumdayız.”
İş çevrelerinin üçüncü ülkelerde de işbirliği yapabileceğine inandıklarını, Suudi Arabistan’ın başta Afrika ve diğer gelişmekte olan ülkeler olmak üzere dünyanın farklı bölgelerinde yatırım yapmak istediğini gördüklerini belirten Yılmaz, “Türkiye olarak Afrika ve diğer gelişmekte olan ülke pazarlarına erişim konusunda önemli fırsatlara sahibiz. Ayrıca, Ukrayna’nın yeniden inşası sürecinin yanı sıra bölgemizin refahına katkıda bulunacak olan Irak Kalkınma Yolu Projesi gibi yeni projelerde de işbirliği imkanlarının olduğunu düşünüyoruz. Körfez İşbirliği Konseyi ve ülkemiz arasında imzalanacak bir serbest ticaret anlaşması, ülkelerimiz arasındaki büyüyen ekonomik ortaklığı daha ileriye taşıyacaktır. Bu konuda da özellikle önümüzdeki dönem özellikle Suudi yetkililerin desteğini beklediğimizi ifade etmek istiyorum.” diye konuştu.
“Önceki yıla göre Suudi Arabistan’dan ülkemize gelen turist sayısı yüzde 65 artış göstermiştir”
Kültür ve turizm alanında işbirliğinin geliştirilmesinin önemine dikkati çeken Yılmaz, Suudi makamlarının Türk vatandaşlarının elektronik vize uygulamasına imkan tanıyan yeni düzenlemeleri hayata geçirmesinden büyük memnuniyet duyduklarını ifade etti.
Yılmaz, bu durumun, iş insanlarının vize sorunlarının çözülmesine büyük katkı sağlayacağını, ikili ticari ve ekonomik ilişkilerde önemli bir ilerleme kaydedilmesini getireceğini söyledi.
Türkiye’nin son 20 yılda turizm alanında büyük bir aşama kaydettiğini, geçen yıl itibarıyla 50 milyon turisti ve 54 milyar dolar geliri aşan bir performansın söz konusu olduğunu aktaran Yılmaz, 2024 yılında ise 60 milyon turist ve 60 milyar dolar turizm geliri hedeflediklerini dile getirdi.
İki ülke arasındaki turizm verilerine değinen Yılmaz, şunları kaydetti:
“Geçtiğimiz yıl, bir önceki yıla göre Suudi Arabistan’dan ülkemize gelen turist sayısı yüzde 65 artış göstererek 830 bini buldu. Kısa vadede 1 milyonu geçmemiz ve uzun vadede çok daha yüksek rakamlara çıkmamız gerekiyor. Türkiye’den de Suudi Arabistan’a sadece hac ve umre için değil, Suudi Arabistan’ın yaptığı yeni yatırımlarla oluşturduğu fırsatları düşündüğümüzde farklı amaçlarla Türkiye’den Suudi Arabistan’a turizmin de yakın gelecekte çok farklı noktalara geleceğine inanıyorum.”
Yılmaz, forum kapsamında turizm alanında işbirliği anlaşması imzalayacak firmaların yeni işbirliklerine örnek olacağına ve turizmde yeni kapılar açacağına inandığını ifade ederek, “Dünya çapında bir etkinlik olan World Expo 2030’a ev sahipliği yapmak üzere seçilmesinden dolayı Suudi Arabistan’ı kutluyoruz. Bu başarı sadece Suudi Arabistan’ın uluslararası imajını güçlendirmekle kalmayacak, aynı zamanda bölgesel katkılar da sağlayacaktır. Çok sayıda saygın Türk firmasının katılacağı World Expo 2030’da inşallah Türkiye’yi prestijli pavilyonumuzla temsil edeceğiz.” ifadelerini kullandı.
Suudi Arabistan’ın turizm sektöründe mega projelere yönelik vizyonunu takdirle takip ettiklerini aktaran Yılmaz, Türkiye’nin bu projelerde işbirliğini artırmak istediklerini ve mega projeler alanında önemli turizm ortaklıkları kurabileceklerine inandıklarını dile getirdi.
Ülkelerinin potansiyelini en üst seviyeye çıkarmak, sürdürülebilir bir ekonomik büyüme içinde işbirliğini artırmak ve iş çevrelerini küresel rekabetin zirvesine taşımak için birlikte çalışmaya kararlı olduklarının altını çizen Yılmaz, forumda imzalanacak işbirliği anlaşmalarının pek çok başarı hikayesine vesile olacağına inandığını sözlerine ekledi.
]]>Bakan Fidan, Macaristan Dışişleri Bakanı Szijjarto ile ortak basın toplantısı gerçekleştirdi.
ANKARA – Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, “Türkiye-AB ilişkileri bazı ülkelerin siyasi hesaplarına da kurban edilmemelidir. Neticede, AB’nin ülkemizin üyeliğine yönelik tavrında daha rasyonel düşünmesi ve bölgesel refaha ve istişareye katkı sağlayacak bir tutum benimsemesini bekliyoruz” dedi.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Ankara’da Macaristan Dışişleri ve Ticaret Bakanı Peter Szijjarto ile bir araya geldi. İkili ve heyetler arası görüşmenin ardından ortak basın toplantısı düzenlendi. Macar mevkidaşı Szijarto’nun Türkiye-Macaristan Ekonomi ve Ticaret Ortak Komisyonu’nun ilk toplantısı için Türkiye’yi ziyaret ettiğini hatırlatan Bakan Fidan, Ticaret Bakanlığı ev sahipliğinde gerçekleşen toplantının başarıyla gerçekleştiğini öğrendiğini söyledi. Macaristan ve Türkiye’nin köklü dostluk bağlarına sahip olduğunu ve ikili ve çok taraflı platformlarda yakın iş birliklerinin devam ettiğini belirten Fidan, karşılıklı üst düzey ziyaretlerle iki ülke arasındaki kapsamlı iş birliklerinin daha da geliştiğini ve Macaristan Başbakanı Orban ile Bakan Szijarto’yu 1-3 Mart tarihleri arasında gerçekleşecek Antalya Diplomasi Forumu’na katılacağını söyledi.
“Savunma sanayii alanındaki yakın iş birliğimizde somut projeler geliştirmekteyiz”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’In 2023 yılında Macaristan’a gerçekleştirdiği iki resmi ziyarete dikkat çeken Fidan, aralık ayındaki ziyaret kapsamında Yüksek Düzeyli Stratejik İş Birliği Konseyi’nin 6’ncı toplantısında alınan kararla iki ülke arasındaki iş birliğinin seviyesinin geliştirilmiş stratejik ortaklık seviyesine çıktığını belirterek, şu ifadelere yer verdi:
“İş birliğimizi çeşitli alanlarda güçlendiren, çeşitlendiren ve güncelleyen 17 ayrı anlaşma imzaladık. 2024 Türkiye-Macaristan Kültür Yılı’nın açılış törenini gerçekleştirdik. Gerçekten muazzam bir törendi. 2025 yılını Bilim ve İnovasyon yılı ilan ettik. Geliştirilmiş stratejik ortaklık temelindeki iş birliğimizi daha da güçlendirmeye kararlıyız. Ekonomi ve Ticaret Ortak Komitesi Mekanizması, 6 milyar dolarlık ticaret hacmine ulaşmamıza önemli katkılar sağlayacak çalışmalar başlattı. İki NATO müttefiki olarak da savunma sanayii alanındaki yakın iş birliğimizde somut projeler geliştirmekteyiz.”
“Türkiye-AB ilişkileri bazı ülkelerin siyasi hesaplarına da kurban edilmemelidir”
Macaristan’ın yılın ikinci yarısında itibaren Avrupa Birliği Dönem Başkanı olacağını aktaran Bakan Fidan, “AB’nin stratejik düşünerek artık Türkiye’ye olan yaklaşımında kimlik siyasetini sona erdirmesi gerekmekte. Aynı zamanda Türkiye-AB ilişkileri bazı ülkelerin siyasi hesaplarına da kurban edilmemelidir. Neticede, AB’nin ülkemizin üyeliğine yönelik tavrında daha rasyonel düşünmesi ve bölgesel refaha ve istişareye katkı sağlayacak bir tutum benimsemesini bekliyoruz. AB üyeliğimizin önündeki engellerin açılmasında ve AB ile ilişkilerimizin geliştirilmesinde Macaristan’ın değerli katkı ve desteğinin devamına güveniyoruz. Macaristan’ın AB dönem başkanlığında Gümrük Birliği’nin güncellenmesi ve vize serbesitesi gibi konularda ilerleme sağlanmasını temenni ediyorum” diye konuştu.
Fidan, Macar mevkidaşı ile olan görüşmelerde Balkanlar’da yaşanan gelişmeler ile Ukrayna-Rusya arasındaki savaşa yönelik de görüş alışverişinde bulunulduğunu bildirdi. Fidan, iki ülkenin Ukrayna’daki savaşın bir an önce bitmesi, uluslararası hukuk temelinde adil barış yoluyla sonlandırılması ve barış müzakerelerine şans verilmesi noktasında hemfikir olunduğunu vurguladı.
Türkiye’nin hem Macaristan hem de Avrupa’nın güvenliği açısından anahtar bir ülke olduğunu vurgulayan Macaristan Dışişleri ve Ticaret Bakanı Szijjarto, ekonomi ve enerji güvenliği konularında Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye ihtiyacı olduğunu söyledi.
Yasadışı göç konusunda Türkiye ile hemfikir olduklarını belirten Szijjarto, “Yasadışı göçmenlerin Avrupa’ya ulaşmasını engelleyemezsek Avrupa’yı kaybedeceğiz. Biz bunu istemiyoruz. Yasadışı göç baskısının frenlenmesi için Türkiye’yi destekliyoruz. Eğer güvenlik konuları müsaitlik verirse göçmenlerin geldikleri yere derhal geri gitmeleri gerekmektedir. Bu konuda Türkiye ile hemfikiriz” ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin enerji güvenliği konusunu siyasi ya da ekonomik bir silah olarak kullanmadığını belirten Szijjarto, doğalgaz tedariği konusunda Türkiye’nin en güvenilir transit ortak olduğunu aktardı.
Ekonomik işbirliğine ilişkin AB’nin Türkiye gibi ortaklara ihtiyacı olduğunu hatırlatan Szijjarto, AB ve Türkiye arasındaki gümrük anlaşmasının modernleşmesi konusunda olumlu adımların atılması için çalışmaların yürütüleceğini söyledi.
Ayrıca Szijjarto, Ukrayna-Rusya savaşında arabuluculuk konusunda Türkiye tarafından başarılı adımlar atıldığını belirterek savaşın uzun sürmesi ve bölgeye silah taşınmasının devam etmesi bölgedeki yıkımı artıracağını ifade etti.
]]>Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Ankara’da Macaristan Dışişleri ve Ticaret Bakanı Peter Szijjarto ile bir araya geldi. İkili ve heyetler arası görüşmenin ardından ortak basın toplantısı düzenlendi. Macar mevkidaşı Szijarto’nun Türkiye-Macaristan Ekonomi ve Ticaret Ortak Komisyonu’nun ilk toplantısı için Türkiye’yi ziyaret ettiğini hatırlatan Bakan Fidan, Ticaret Bakanlığı ev sahipliğinde gerçekleşen toplantının başarıyla gerçekleştiğini öğrendiğini söyledi. Macaristan ve Türkiye’nin köklü dostluk bağlarına sahip olduğunu ve ikili ve çok taraflı platformlarda yakın iş birliklerinin devam ettiğini belirten Fidan, karşılıklı üst düzey ziyaretlerle iki ülke arasındaki kapsamlı iş birliklerinin daha da geliştiğini ve Macaristan Başbakanı Orban ile Bakan Szijarto’yu 1-3 Mart tarihleri arasında gerçekleşecek Antalya Diplomasi Forumu’na katılacağını söyledi.
“Savunma sanayii alanındaki yakın iş birliğimizde somut projeler geliştirmekteyiz”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 2023 yılında Macaristan’a gerçekleştirdiği iki resmi ziyarete dikkat çeken Fidan, aralık ayındaki ziyaret kapsamında Yüksek Düzeyli Stratejik İş Birliği Konseyi’nin 6’ncı toplantısında alınan kararla iki ülke arasındaki iş birliğinin seviyesinin geliştirilmiş stratejik ortaklık seviyesine çıktığını belirterek, şu ifadelere yer verdi:
“İş birliğimizi çeşitli alanlarda güçlendiren, çeşitlendiren ve güncelleyen 17 ayrı anlaşma imzaladık. 2024 Türkiye-Macaristan Kültür Yılı’nın açılış törenini gerçekleştirdik. Gerçekten muazzam bir törendi. 2025 yılını Bilim ve İnovasyon yılı ilan ettik. Geliştirilmiş stratejik ortaklık temelindeki iş birliğimizi daha da güçlendirmeye kararlıyız. Ekonomi ve Ticaret Ortak Komitesi Mekanizması, 6 milyar dolarlık ticaret hacmine ulaşmamıza önemli katkılar sağlayacak çalışmalar başlattı. İki NATO müttefiki olarak da savunma sanayii alanındaki yakın iş birliğimizde somut projeler geliştirmekteyiz.”
“Türkiye-AB ilişkileri bazı ülkelerin siyasi hesaplarına da kurban edilmemelidir”
Macaristan’ın yılın ikinci yarısında itibaren Avrupa Birliği (AB) Dönem Başkanı olacağını aktaran Bakan Fidan, “AB’nin stratejik düşünerek artık Türkiye’ye olan yaklaşımında kimlik siyasetini sona erdirmesi gerekmekte. Aynı zamanda Türkiye-AB ilişkileri bazı ülkelerin siyasi hesaplarına da kurban edilmemelidir. Neticede, AB’nin ülkemizin üyeliğine yönelik tavrında daha rasyonel düşünmesi ve bölgesel refaha ve istişareye katkı sağlayacak bir tutum benimsemesini bekliyoruz. AB üyeliğimizin önündeki engellerin açılmasında ve AB ile ilişkilerimizin geliştirilmesinde Macaristan’ın değerli katkı ve desteğinin devamına güveniyoruz. Macaristan’ın AB dönem başkanlığında Gümrük Birliği’nin güncellenmesi ve vize serbesitesi gibi konularda ilerleme sağlanmasını temenni ediyorum” diye konuştu.
Fidan, Macar mevkidaşı ile olan görüşmelerde Balkanlar’da yaşanan gelişmeler ile Ukrayna-Rusya arasındaki savaşa yönelik de görüş alışverişinde bulunulduğunu bildirdi. Bakan Fidan, iki ülkenin Ukrayna’daki savaşın bir an önce bitmesi, uluslararası hukuk temelinde adil barış yoluyla sonlandırılması ve barış müzakerelerine şans verilmesi noktasında hemfikir olunduğunu vurguladı.
Türkiye’nin hem Macaristan hem de Avrupa’nın güvenliği açısından anahtar bir ülke olduğunu vurgulayan Macaristan Dışişleri ve Ticaret Bakanı Szijjarto, ekonomi ve enerji güvenliği konularında Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye ihtiyacı olduğunu söyledi.
Yasadışı göç konusunda Türkiye ile hemfikir olduklarını belirten Szijjarto, “Yasadışı göçmenlerin Avrupa’ya ulaşmasını engelleyemezsek Avrupa’yı kaybedeceğiz. Biz bunu istemiyoruz. Yasadışı göç baskısının frenlenmesi için Türkiye’yi destekliyoruz. Eğer güvenlik konuları müsaitlik verirse göçmenlerin geldikleri yere derhal geri gitmeleri gerekmektedir. Bu konuda Türkiye ile hemfikiriz” ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin enerji güvenliği konusunu siyasi ya da ekonomik bir silah olarak kullanmadığını belirten Szijjarto, doğalgaz tedariği konusunda Türkiye’nin en güvenilir transit ortak olduğunu aktardı.
Ekonomik işbirliğine ilişkin AB’nin Türkiye gibi ortaklara ihtiyacı olduğunu hatırlatan Szijjarto, AB ve Türkiye arasındaki gümrük anlaşmasının modernleşmesi konusunda olumlu adımların atılması için çalışmaların yürütüleceğini söyledi.
Ayrıca Szijjarto, Ukrayna-Rusya savaşında arabuluculuk konusunda Türkiye tarafından başarılı adımlar atıldığını belirterek savaşın uzun sürmesi ve bölgeye silah taşınmasının devam etmesi bölgedeki yıkımı artıracağını ifade etti. – ANKARA
]]>Valilik, Büyükşehir Belediyesi, Adana Ticaret Odası, Adana Sanayi Odası ve Adana Hacı Sabancı Organize Sanayi Bölgesi destekleriyle gerçekleştirilen etkinlik TÜYAP Adana Uluslararası Fuar ve Kongre Merkezi’nde yapıldı.
Adana Valisi Yavuz Selim Köşger, açılış töreninde, Adana’da önemli bir fuarın ilkini gerçekleştirdiklerini söyledi.
Sanayi devrimiyle insanların doğayı kirletmeye başladığını belirten Köşger, “Her zaman söylüyorum, bunu da en çok Batılı dostlarımız yaptılar. En gelişmiş ülkeler, en çok doğayı tahrip ederler. En çok doğayı kirletenler, zarar verenler onlar. Şimdi de ceremesini tüm dünyaya, hepimize çektirmeye çalışıyorlar. Batılılar böyle yaptı diye bizler öyle yapacak değiliz. Dünya hepimizin müşterek gezegeni ve başka gideceğimiz bir yerde yok. Dolayısıyla biz burayı korumak, kollamak bu hususta da onlara örnek olmak durumundayız.” diye konuştu.
Adana’nın geri dönüşüm sektöründe önemli bir yere sahip olduğunu aktaran Köşger, kentte bu konuda çok sayıda firma bulunduğunu ifade etti.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) rakamlarına göre Türkiye’de geçen yıl 29,4 milyon tonu tehlikeli olmak üzere 109 milyon ton atık üretildiğini belirten Köşger, şöyle devam etti:
“109 milyon ton atık ürettik ama bir taraftan da Adana başta olmak üzere Batı ülkelerinden tırnak içinde söylüyorum ‘çöp’ ithal ediyoruz. Ayrıştırılmış atık ithal ediyoruz. Bu, aslında bizim için bir soru işareti, üzerinde durmamız gereken bir husus. Özellikle yerel yönetimlerimizin üzerinde durması gereken bir husus. Atık aynı zamanda ham madde, aynı zamanda doğal kaynak. Dönüştürmeyi bilirseniz atık dediğimiz şeylerin hepsi plastiği de metali de organik maddesi de faydalı bir şey, dönüştürülmesi lazım. Belediyelerimizin, yerel yönetimlerimizin bu konuda bir an önce aksiyon alması ve bu atıkları ayrıştırarak vahşi depolamadan vazgeçerek bunları ayrıştırıp doğal kaynak haline dönüştürmesi lazım. Bizim de bu ithalatı kesmemiz lazım. Yani 109 milyon ton atık üretiyoruz ülke olarak. Bunları ayrıştırmayı ve ham madde haline getirmeyi becerebilmemiz lazım.”
Kosova Bölgesel Kalkınma Bakanı ve Kosova Demokratik Türk Partisi (KDTP) Genel Başkanı Fikrim Damka da Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından tüm dünyanın Türkiye ile dayanışma içinde olduğunu, bu dayanışma duygusunun doğayı korumaya yönelik devam etmesi gerektiğini söyledi.
Buna da gelişmiş ülkelerin öncülük edeceğini aktaran Damka, “Bizim coğrafyamız açısından bize öncülük edecek olan en yakın ülke Türkiye Cumhuriyeti’dir. Dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin, hem Türk Cumhuriyetleriyle hem Balkanlarla bu geri dönüşüm konusunda bizlere de öncülük etmesi lazım. İnşallah bugün burada hem özel sektörün hem devletin hem de belediyelerin yapmış olduğu çalışmaları yakından inceleyeceğiz. Kendi ülkelerimize bunun transferinin sağlanması için çaba sarf edeceğiz.” ifadesini kullandı.
Adana Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Cafer Poyraz da yaptıkları çalışmaları anlatarak, sürdürülebilir enerji ve iklim değişikliği eylem planı raporu çıkardıklarını söyledi.
ÇOİM yararına atıl metal parça sergisi
Çukurova Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Meryem Tuncel, fuarda yer alan Sema Akbel’in atık metal parçalardan yaptığı “Yarım Kalmasın Koleksiyonu’nun” satışından elde edilecek gelirin Kahramanmaraş merkezli depremlerde uzuvlarını kaybeden çocukların rehabilitasyonu için hayata geçirdikleri Çocuk İyilik Merkezi’nin çalışmalarında kullanılacağını söyledi.
Adana Sanayi Odası Başkanı Zeki Kıvanç da iş dünyasındaki yeşil dönüşüm adımlarını hızlandırmaları gerektiğine dikkati çekti.
REWA Anatolia İcra Komitesi Başkanı Ebru Can da üç gün sürecek fuarda sektörün önde gelen firmalarının yanı sıra Kırgızistan, Kosova, Macaristan, Orta Doğu ve Avrupa’dan ziyaretçilerin bulunacağını bildirdi.
Kırgızistan heyeti başkanı Elvira Borombaeva da fuara iş adamlarının yanı sıra Kırgızistan Cumhurbaşkanlığına bağlı yatırım ajansı direktör yardımcısı ve ekibinin de yer aldığı bir heyetle katıldıklarını söyledi.
Konuşmaların ardından tasarımcı Zeliha Sunal’ın kağıt, metal, plastik ve tekstil atıkları gibi ham maddeye dönüşen malzemelerden oluşturduğu kıyafetler “Bir İleri Dönüşüm Defilesi”nde sergilendi.
Fuar 17 Şubat’a kadar açık kalacak.
]]>Halkbank’tan yapılan açıklamaya göre, 2023 yıl sonunda aktif büyüklüğünü 2022 yıl sonuna göre yüzde 57,7 artışla 2,2 trilyon TL seviyesine ulaştıran banka, bu dönemde toplam kredi büyüklüğünü ise, yüzde 61,6 artışla 1,9 trilyon TL’ye yükseltti.
Açıklamada görüşlerine yer verilen Halkbank Genel Müdürü Osman Arslan, küresel ekonominin, resesyon endişeleri ve finansal göstergelerdeki dalgalanmalarla geçirdiği bir dönemi, ülkenin dirençli ekonomisi, güçlü liderliği ve rekabet avantajıyla büyüyerek geride bıraktığının altını çizdi.
Arslan, ülke ekonomisinin ekonomi yönetiminin kararlı tutumu ve bankacılık sisteminin güçlü altyapısı sayesinde küresel ekonomiden kaynaklanan negatif etkilerden en az düzeyde etkilendiğini ifade etti.
Ülkemizin bu istikrarlı büyümesinde kuşkusuz Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin hemen akabinde hayata geçirilen yapısal reformların ve kararlı ekonomi politikalarının önemli etkisi olduğunu belirten Arslan, ” Türkiye’nin 5 yıllık kredi risk priminin (CDS), 2023’te olumlu bir ivme yakalayarak günümüzde 310 baz puan seviyesine gelmesi atılan adımların meyvelerini vermeye başladığının en net göstergelerindendir.” ifadelerini kullandı.
Arslan, KOBİ’lerin güvenli limanı olduklarının altını çizerek, şöyle devam etti:
“Ülkemiz, istiklalden istikbale giden yolda bir asrı geride bırakırken, Türkiye Yüzyılı hedeflerine odaklanmış KOBİ’lerimizin, esnaf ve sanatkarımızın, girişimcilerin gayretiyle ekonomimizin güçlenmesine katkı sunmayı sürdüreceğiz. KOBİ kredileri büyüklüğümüz 2023’te 615,5 milyar TL’ye ulaşmıştır.
KOBİ kredileri alanındaki yüzde 19 pazar payımız ile sektörümüzün lider KOBİ bankası olmaya devam etmekteyiz. Güçlü finansal altyapımızla, KOBİ’lerimizin, esnaf ve sanatkarımızın, girişimcilerimizin yanında olmaktan, ekonomimizi büyütmek için çalışmaktan ve ülkemizin kalkınma hamlesine katkı sağlamaktan mutluluk duyuyoruz.”
Halkbank’ın esnaf ve sanatkarların ihtiyaçlarını en iyi bilen banka olduğunu belirten Arslan, “Bankamızın kuruluş harcında esnafımızın alın teri ve emeği var. Bugün bankamızda kredili esnaf sayımız 841 bin iken, esnaf kredi büyüklüğümüz ise 235,1 milyar TL’ye ulaşmış durumdadır.” açıklamasını yaptı.
“Her yaştan ve eğitim düzeyinden 142 bini aşkın girişimciye 25 milyar TL kredi kullandırdık”
Osman Arslan, Türkiye Yüzyılı’nda gelişen teknolojiyi takip ettiklerini, değişen koşullara uygun projeler üreterek, genç girişimcileri de sektör ayrımı yapmaksızın geniş bir yelpazede desteklediklerini ifade etti.
2021 yılından bu yana kendi işini kurmak isteyen her yaştan ve eğitim düzeyinden 142 bini aşkın girişimciye 25 milyar TL kredi kullandırdıklarını vurgulayan Arslan, şunları kaydetti:
“Geleceğin girişimciliğini bugünden inşa etmek için Dijital Gelecekte Genç Girişimciler Vizyon Buluşması’nı ve Jet Luck Projesi’ni hayata geçirdik. Halk Yatırım hizmeti olan kitle fonlama platformu ‘Fonlabüyüsün’ ile girişimcilere ihtiyaç duydukları finansal kaynaklara kitle fonlarıyla erişim olanağı sağlıyoruz. Önümüzdeki dönemde de Yıldız Teknik Üniversitesi Startup House işbirliğiyle, HUBrica adını verdiğimiz bir girişim hızlandırma programına başlayacağız. Yakın zamanda ekosisteme yönelik buluşmalar ve seminerler düzenleyeceğimiz Girişimcilik Merkezimizi de hizmete sunacağız.”
Arslan, Halkbank’ın, kadın girişimciliğini desteklediğini belirterek, “Sürdürülebilir kalkınma için öncelikli hedefimiz ülkemizde yüzde 14 düzeyinde seyreden kadın girişimciliği oranını dünya ortalaması olan yüzde 35 seviyesine çıkarmaktır. 2021’de hayata geçirdiğimiz Kadın Girişimci Kredi Destek Paketi ile bugüne kadar, farklı meslek gruplarından 217 bin kadın girişimciye ulaşarak 57 milyar TL finansal destek sunduk.” değerlendirmesinde bulundu.
Üreten Kadınlar Buluşmalarını, Üreten Kadınlar Yarışması ile Türkiye’nin en güçlü girişimcilik markalarından birine dönüştürdüklerini belirten Arslan, “Üreten Kadınlar Değişken Fonu, İhracatta Kadın İzi Projesi ve Üreten Kadınlar Akademisi MasterClass Marka Eğitimleri, Kadınlar Liderler ve Girişimciler Vizyon Buluşması ile kadın girişimciliği ekosisteminin gelişmesi için çalışmalarımızı sürdüreceğiz.” açıklamasını yaptı.
Arslan, Cumhuriyetin 100’üncü, bankanın 85’inci yılına ulaşmanın gururuyla girdikleri 2023 yılında, üzerlerine düşen tüm sorumlulukları yerine getirdiklerini belirterek, “Halkın Bankası olarak, yeni ekonomi modelimiz ve Türkiye Yüzyılı vizyonumuz doğrultusunda üretime, ihracata, istihdama ve yatırıma yönelik desteğimiz sürecek; tüm sektörlerde inovatif dönüşümle yerli ve milli kalkınma stratejilerinin ülkemiz ekonomisine katkı sunması için çalışmaya devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı.
]]>İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, CHP Beyoğlu Belediye Başkan adayı İnan Güney ile birlikte Beyoğlu turu yaptı. İlk olarak Odakule’den Galatasaray’a kadar İstiklal Caddesi boyunca yürüyen İmamoğlu ve Güney, vatandaşların ilgi odağı oldu.
Vatandaşlar, desteklerini ilettikleri İmamoğlu ile anı fotoğrafları çektirdi. Bir kadın vatandaşın, “Başkanım, deli oluyorum size. Allah seni başımızdan eksik etmesin” sözleri, İmamoğlu’nu ve etraftakileri gülümsetti. İmamoğlu’nun vatandaşa yanıtı, “Sağ olun. Harikasınız” oldu. İmamoğlu, “Kocaeli’de doktorum. İkametgahımı almıyorum size oy vermek için. Araba falan hiç mesele değil. İki defa daha olsa geleceğim oy vermeye” diyen vatandaşa ise, “Sağ olun hocam. Onur duydum” karşılığını verdi.
SEVGİLİLER GÜNÜ MESAJINI İSTİKLAL CADDESİ’NDEN VERDİ: “SEÇİMLER, ŞUNLAR, BUNLAR GELİR GEÇER; MİLLETÇE BİRBİRİMİZİ SEVELİM”
İmamoğlu, “14 Şubat Sevgililer Günü” mesajını da sevgililerin uğrak mekanı İstiklal Caddesi’nden cep telefonu üzerinden yapılan canlı yayınla verdi:
“Beyoğlu bugün Sevgililer Günü’nün ışıltısını taşıyor. Çok güzel hanımefendiler, çok yakışıklı beyefendiler, güzel buluşmalarla sevgililer gününü yaşayacaklar. Bütün İstanbul’un birbirini sevmesini, tabii ki Beyoğlu’nun da birbirini sevmesini istiyoruz. Aynı şekilde bütün Türkiye’nin birbirini seven, birbirine saygı duyan bir toplum olmasını istiyoruz. Seçimler, şunlar, bunlar gelir geçer. Milletçe birbirimizi sevelim. Sevgi dolu insanlarımız var. Aranıza ne olur nifak sokmayın. Aranıza yalan sokmayın. Aranıza ön yargıları sokmayın. Aranıza empatiyi koyun. Birbirinizi düşünmeye gayret edin. Bugün İliç’te canımız yandı. İliç için üzülelim. Ama milletçe birbirimizi sevelim. Acıları beraber paylaşarak azaltalım, birlikte paylaşarak büyütelim. Güzel bir gelecek hem İstanbul’u hem Beyoğlu’nu hem bütün Türkiye’yi bekliyor. Kocaman, sevgi dolu selamlar İstanbul’daki bütün hemşehrilerimize.”
GURBETÇİ VATANDAŞTAN İMAMOĞLU’NA: “BU ÜLKENİN SİZE İHTİYACI VAR”
İmamoğlu, İstiklal Caddesi’ni gezen turistlerin de ilgi odağı oldu. Yurt dışında yaşadığını belirten bir vatandaş da imamoğlu’na, “Ben bu şehirde yaşamıyorum. Bu şehri bilmiyorum ama bu ülkenin size ihtiyacı olduğunu biliyorum. Bunu bütün samimiyetimle söylüyorum. Neden biliyor musunuz? Ben, 10 yıl önce bu şehirde, bu ülkede yaşıyordum. Dün bu ülkeye tekrar yeniden geldim. Ülke bitmiş. Bunu siyaset olsun diye söylemiyorum. Gerçekten de size ihtiyaç var. Kendinize iyi bakmanızı istiyorum” sözleriyle seslendi.
İKİNCİ ADRES: OKMEYDANI
İstiklal Caddesi’nden Okmeydanı’na geçen İmamoğlu ve Güney’in ikinci adresi, Kaptanpaşa Mahallesi Fatih Sultan Minberi Caddesi oldu. Mahalle halkı tarafından sevgi gösterileriyle karşılanan İmamoğlu ve Güney, yoğun ilgi altında zorlukla da olsa esnaf ziyaretlerini gerçekleştirdi. Bir tostçu dükkanına giren İmamoğlu, esnaf ve müşterilerle sohbet etti. Ziyarete, bir müşterinin İmamoğlu’na söylediği şu sözler damga vurdu:
“EŞİME YÜZÜĞÜ BÜYÜKŞEHİR’DEN ALDIĞIM PARAYLA ALDIM”
“Seçimi kazandığınızdan beri, zamanında topal ördek dediler size. ‘Seçilse bile topal ördek olacak’ dediler. Seçildiniz; bu kez, ‘Bir iş yapmıyor’ dediler. Fakat yaptınız. Ben evlendim, evlilik yardımı aldım. Fakat Beyoğlu Belediyesi’ne nikah ücreti ödedim, Büyükşehir Belediyesi yardım verdi. Ben, eşime yüzüğü Büyükşehir’den aldığım parayla aldım. Yani bunları ben gördüm. Allah razı olsun sizden. Şehidimiz de vardı bizim Pençe-Kilit’te. Baktım Sayın Kılıçdaroğlu’nun gönderdiği çelenkleri parçaladılar. Basına baktım, ‘Çelenkleri parçaladılar…’ Biz yapmadık. Şehidin babası da rahatsız oldu bu durumdan. Yapanları buldum ben. ‘Niye yaptınız, ayıp. Bizim herkese kapımız açık. Biz CHP’li değiliz, AK Parti’li de değiliz. Fakat niye çelenkleri parçaladınız’ dediğimde, ‘Ya onlar işte şunla, bunla bir…’ ‘Ya geçin onları’ dedim, Bu ülkede CHP’li şehit de var, AK Parti’li şehit de var. Biz aynı vatanın evladıyız. Ülkeyi böyle kutuplaştırdılar. Bu dönemde de ben, Büyüşehir’de size oy vereceğim. Aileme de eşime de söyledim.”
GENÇLERDEN İMAMOĞLU’NA: “İNŞALLAH BİZİM GİBİ İSTANBUL YİNE KAZANACAK”
İmamoğlu’nun vatandaşa yanıtı, “İnşallah mahcup olmayız. Ailene sevgilerini ilet. Allah mutlu etsin” oldu. Bir grup genç de bir anda karşılarında gördükleri İmamoğlu’na, “Kütüphaneler için çok teşekkür ederiz. Üniversite sınavına sizin hazırladığınız kütüphanelerde çalıştık, kazandık. Vize ve finaller yine hep orada çalışıyoruz. İnşallah bizim gibi İstanbul yine kazanacak. Çok mutluyuz. Arkanızdayız. Allah yolunuzu açık etsin” sözleriyle teşekkürlerini sundu. İmamoğlu da gençlere, “Ne hoş. Teşekkürler” karşılığını verdi. İmamoğlu’yla fotoğraf çeken bir başka genç de “İlk resim, ilk oy Başkanım. Doğru mu” diyerek, vereceği oyun rengini belli etti. İmamoğlu’nun gence yanıtı, “Ne mutlu bana” oldu. Yol üstündeki AK Parti seçim bürosunu ziyaret etmeyi de ihmal etmeyen İmamoğlu, ellerini sıktığı görevlilere, “Sağlıklı, sıhhatli bir mücadele olsun inşallah. Gürültüsüz, sevgiyle, saygıyla, herkesin becerisiyle kendini anlattığı bir seçim olsun” temennisinde bulundu.
]]>Bakan Yumaklı, Mersin’de düzenlenen ‘topraktan geleceğe’ ana temalı, ‘Türkiye Yüzyılında Üretim Zirvesi’ne katıldı. Bir otelde düzenlenen toplantıda konuşan Yumaklı, tarımın avantajlı ya da dezavantajlı durumu olduğunu belirterek, “Şöyle bir gözlerimizi kapatalım ve tarımsal üretimin olmadığını düşünelim bir an. 3 gün olsun, 5 gün olsun, 1 hafta olsun, 1 ay olsun. Yok, yani tahayyül bile edemiyorsunuz. ya da suyu düşünelim. Suyla alakalı konularda şu anda problemiyle ilgili bizlerin de özellikle su verimliliğiyle alakalı çalışmalarımızı da dikkate alarak, suyun olmadığını düşünelim. Her ikisinde de belli bir süre sonra adeta hayatın yok olduğunu görmek mümkün. Peki bereketli hilalin merkezindeki Anadolu coğrafyasında, bizlere önemli zenginlikler sağlayan tarım arazilerimizi biz nasıl değerlendiriyoruz ya da nasıl değerlendirmeliyiz. İşte çok farklı toplantılarda, çok farklı konuşmacılar bunlara değinirken, biraz önce dedim ya tarımsal üretimin avantajları veya dezavantajları var zaman zaman. Maalesef çok zorlukla karşılaşma potansiyeli olmadan bunları konuşmuyoruz. Halbuki hayatın kaynağı olan bu hususları çok daha öncesinde konuşmalıyız. Geleceğe matuf bütün unsurları dikkate almalıyız ve hem kendi ülkemizin, hem de bizim ihracatını yaptığımız ülkelerin ihtiyacını karşılamak üzere planlamamızı tamamlamalıyız” diye konuştu.
“Tarımsal üretim planlaması, suyu merkeze alarak hangi alanda, hangi ürünü ne kadar üretmemiz ve nasıl üretmemiz gerektiğini ortaya koyan bir programdır”
2023 yılında planlı tarımla ilgili bütün yasal düzenlemeleri bitirdiklerini kaydeden Bakan Yumaklı, “O dönemden itibaren bunun alt çalışmalarını da yaptık. Şu anda bütün arkadaşlarımız nisan ayı itibariyle kendi iç süreçlerini de bitirecekler ve sahada konuşmaya, anlatmaya başlayacağız. Tarımsal üretim planlaması, sadece toplantılarda konuşulan, tartışılan ondan sonra da bakalım nasıl olacak diyeceğimiz bir husus değil. Katılımcılığı gerektirir. Biz ne kadar iyi yasal düzenlemeler yaparsak yapalım, siz paydaşların mutlak surette desteğine ve omuz omuza olunmasına ihtiyacımız var. Tarımsal üretim planlaması, suyu merkeze alarak hangi alanda, hangi ürünü ne kadar üretmemiz ve nasıl üretmemiz gerektiğini ortaya koyan bir programdır, bir disiplin manzumesidir. Eğer biz bunu yapar isek, bundan sonraki dönemde tarımsal üretimimizle alakalı hem kendi nüfusumuzu, hem gelecek olan misafirlerimizi hem de bu yıl 31 milyar dolar civarında tamamlanmış olan ihtiyacımızı çok daha yukarı rakamlara taşımız olacağız” ifadelerini kullandı.
“9 trilyon dolarlık bir ticaret hacminin döndüğü bir coğrafyada, daha fazla gayret göstermeliyiz”
Bu topraklarda yaşıyor olmanın çok önemli avantajları olduğunu vurgulayan Bakan Yumaklı, “Bu topraklarda aynı anda 4 mevsim ve 7 iklim yaşanıyor. Anadolu’nun, Avrupa’dan kat kat daha fazla bitki ve hayvan türleri barındırmasına sebep oluyor. ve hepsinden önemlisi sadece 4 saatlik bir uçuşla dünyanın 67 ülkesine ulaşacak Avrupa’nın, Asya’nın, Afrika’nın kesişim noktasında olan bir coğrafi pozisyonumuz var. Bizim bu bahsetmiş olduğumuz enerji kaynaklarına da yakın olmamızı gösteren veya bize önemli bir avantaj sağlayan bu coğrafi üstünlük, 9 trilyon dolarlık bir ticaret hacminin döndüğü bir coğrafyada, bizim çok daha fazla gayret göstermemizi de bize ortak akılla hareket etmeyi de getiriyor” şeklinde konuştu.
“Artık enerji için olan dünya ülkeleri arasındaki rekabet ve çekişme, bundan sonra su için olacak”
Dünyanın son dönemdeki gidişatına bakıldığında, tarımsal üretimin stratejik öneminin belirgin bir şekilde hissedildiğini vurgulayan Bakan Yumaklı, şöyle devam etti; “Bunu zaten hem burada hem de buna benzer toplantılarda konunun tarafları dile getiriyor. Örneğin çeyrek yüzyıl önce gelecekte savaşların gıda ve su nedeniyle olacağı söyleniyordu, yazılıyordu. Ancak şöyle bir husus var. Bunun biz bu kadar da yakın olacağını tahmin etmiyorduk. Ama geldiğimiz noktada bu gerçeğe bizzat şahit oluyoruz. Artık enerji için olan dünya ülkelerinin arasındaki rekabet ve çekişme, bundan sonra su için olacak. Bunun da altını çizmek gerekir. 2050 yılındaki dünya nüfusundan bahsedelim; 10 milyar olacak. Türkiye’nin 2050 nüfusu ise 105 milyon olacak. Gelecek bir o kadar misafirimizi de düşünürsek, 2050 yılında 210 milyonluk en azından, en temel itibariyle bir nüfusun gıda ve su ihtiyacını karşılamamız gerektiği ortaya çıkıyor. Demek ki nüfus artışı ile birlikte iklim değişikliği gibi, göç gibi birtakım daha önce hiç adını duymadığımız hastalıklar gibi hususların bizi kısıtlayacağını da düşünürsek buradaki risk faktörünü görmüş oluruz. Biz bunların hepsini yeni normal olarak niteledik ve bakanlığımız bütün çalışmalarını buna göre dizayn etmeye başladı ve devam ediyor. Şöyle bir veri var. Nüfus artışına bağlı olarak 2050 yılında yüzde 55 daha fazla suya, yüzde 65’te daha fazla gıdaya ihtiyacımız olacak.”
Tarım politikalarını, hem bugüne hem de gelecek kuşaklara bırakacak bir vizyonla oluşturduklarını ve 2024-2028 stratejik planını yayınladıklarını aktaran Bakan Yumaklı, “Elbette son 21 yılda güçlü bir tarım ve orman altyapısı kurulmak için birçok çalışmalar yapıldı. Daha önce herhangi bir kurala bağlı olmayan konular, yasal mevzuata kavuştu. Ülke tarımının rekabeti için, dünya rekabeti için gerekli referansları oluşturuldu. Tarımsal desteklerle alakalı geçtiğimiz yıl bu rakam 64 milyar lira civarındaydı ki, bu yıl yaklaşık 91,5 milyar olacak bu. Aynı zamanda çiftçilerimizin finansman ihtiyaçları, kırsal kalkınma programları ile birlikte ülke tarımına getirilen modern boyut. Tarsim uygulaması ile yani sigorta kavramının ortaya konulması ile artık bundan sonra da bizleri çok daha fazla etkileyeceğini gördüğümüz dış etkenlerden üretimimizin, alın terimizin, emeğimizin yok olmasının bir şekilde tazminini sağlayacak sigorta konusu yine gündeme getirildi ve uygulanmaya başlandı” dedi.
“Türkiye, 1313 metreküp ile su stresi altında olan ülkelerden bir tanesi”
Dünyada uygulanan bir endeks olduğunu, bu endekse göre suyun eğer kişi başına miktarı 1700 metreküp ve üzeri ise ülke olarak zengin bir ülke olunduğuna dikkat çeken Bakan Yumaklı, şu ifadeleri kullandı; “Ancak 1000 metreküpün altında ise siz fakir bir ülkesiniz. Peki Türkiye nerede? Türkiye, 1313 metreküp ile su stresi altında olan ülkelerden bir tanesi. Eğer bizler hiçbir şeye dokunmayıp, bu şekilde devam edersek, suyun yüzde 77’sini kullanan tarımı, geri kalan yüzde 11’ni kullanan sanayisini, kentsel ve diğer oranlarda hiçbir şey yapmayıp bu şekilde bırakırsak, 2030 yılında bin metreküpün altına düşüyoruz. O yüzden böyle geniş bir perspektifi anlattım. Tarımsal üretim planlaması, suyu merkeze alarak yapıldı, yapılmaya devam ediyor. Bütün şehirlerde o şehrin dinamiklerinin, üreticilerinin, üretici birliklerinin, ticaret odalarının, sivil toplum kuruluşlarının bu üretim planlamasının ilk safhasında çalışması üzerine bir model kuruldu. Daha sonra bütün bunlar Türkiye bazında konsolide edilerek, Türkiye’nin üretim planlaması tamamlanacak.”
Arazi toplulaştırma konusunun da son derece önemli olduğuna dikkat çeken Bakan Yumaklı, “Bütün hızıyla devam ediyor. ve ormanla alakalı da yeşil vatanımızı koruma adına 7 milyar fidanı da toprakla buluşturarak tarihi ve doğal güzelliklerin bir arada olmasını sağladık. Bütün bunların hepsi, bu genel değerlendirmelerde, bizler ülkemizin tarımsal hasılada Avrupa’da birinci, dünyada da 10. sırada yer almasını sağlamış olduk” ifadelerini kullandı.
“Güçlü Türkiye’nin yolunun güçlü tarımdan geçtiğine inanıyoruz”
Kendilerine verilen sorumluluk kapsamında millete en iyi hizmeti yapma gayreti içerisinde olduklarını dile getiren Bakan İbrahim Yumaklı, şöyle devam etti; “Sektörümüz altyapısı itibariyle, üst yapısı itibariyle, kurumları itibariyle güçlü bir yapıya sahip. Bizlerin gerekli altyapı çalışmaları ve teşvikleriyle, sizlerin, sizler gibi ülkesini seven üreticilerimiz ve girişimcilerimiz sayesinde üstesinden gelemeyeceğimiz herhangi bir sorun olmadığını düşünüyorum. Ama tekraren altını çizmek istiyorum. Tarımsal üretim konusuna yaklaşım, çok önemli, her şeyden daha önemli, milli güvenlik sorunu diyerek konunun önemini anlatıp, ona mütenasip değeri vermemekle sonuçlanmamalıdır. Altını çizerek tekrar ediyorum. Teorik olarak değil pratik olarak. Devletiyle milleti, yani üreticisi ile girişimcisi omuz omuza vererek, bizim etki edebileceğimiz ya da edemeyeceğimiz birçok gelişmenin, bizi neden hangi yöne götüreceğine hep birlikte karar vermemiz gerekiyor ki, öyle yapacağız inşallah. Bizler Cumhurbaşkanımızın söylediği gibi, güçlü Türkiye’nin yolunun güçlü tarımdan geçtiğine inanıyoruz.”
Mersin Valisi Ali Hamza Pehlivan, MÜSİAD Genel Başkanı Mahmut Asmalı, MÜSİAD Mersin Başkanı Mehmet Sait Kayan, AHBİB Başkanı Veysel Memiş ve Mersin Ticaret Borsası Başkanı Abdullah Özdemir ve MÜSİAD Gıda Tarım Hayvancılık Sektör Kurulu Başkanı Cemal Özen’in konuşma yaptığı toplantıya, Akdeniz Belediyesi Başkanı Mustafa Gültak ile Cumhur İttifakı Mersin Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Serdar Soydan ve sektör temsilcileri katıldı.
Konuşmaların ardından ihracatçılara ödül verilirken, MÜSİAD Başkanı Asmalı, Bakan Yumak’a Filistin müzayedesinden aldıkları çalışmayı hediye etti. – MERSİN
]]>Sfaks’ın 25 kilometre kuzeyindek Amra kasabasına bağlı Bin Ziyad Çiftliği yakınındaki zeytinlik alanda kurulan binlerce derme çatma çadırda 20 bine yakın Afrikalı düzensiz göçmen altyapısı olmayan bölgede zor şartlar altında yaşıyor.
Düzensiz göçmenlerin geçen yıl eylül ayında Sfaks şehrinin merkezinden çıkarılmasından bu yana bölgedeki kamp, kontrolsüz bir şekilde genişlemeye devam ediyor.
En yakın alışveriş merkezine yaklaşık 20 kilometre uzaklıkta olan kamp alanında kurulan derme çatma bakkallardan alınan yiyecek ve içeceklerin ambalajları çevrede “çöp dağlarına” neden oluyor.
AA ekibi, mültecilerin yaşadığı sıkıntıları yerinde takip ederek kamp sakinlerine mikrofon uzattı.
“Avrupa bizi neden kabul etmiyor?”
Düzensiz göçmelerden Leo Lio, kampta birçok ülkeden kişinin bulunduğunu belirterek, “Kamerun, Liberya, Burkina Faso bunlardan bazıları. Yaşadığımız zorlu hayat şartlarından bıktık, gece gündüz bölgedeki güvenlik güçleri kamp dışına çıkmamıza engel oluyor. En ufak ihtiyaçlarımız için dahi özgürce davranamıyoruz.” dedi.
Yaşadıkları ülke yöneticileri tarafından Avrupa’ya iltica etmelerinin engellendiğini dile getiren Lio, “Avrupa bizi neden kabul etmiyor? Neden ülke yöneticilerimizi bizi durdurmaları için teşvik ediyor.” sorusunu yöneltti.
Kamerunlu Joko Guyton ise 9 aydır Tunus’ta olduğunu ve yaşam şartlarının çok zorlu olduğunu anlatarak, “Buraya ulaşmak için birçok zorluğu göğüsledim. Tunuslu güvenlik güçleri ülkeye girmemize engel oluyor, civardaki başka ülkelere gitmemizi istiyorlar. Libya’ya gitmek istediğimizde onlar da bizi Cezayir sınırına yönlendiriyor. Diğer bir zorluk sebebimiz bölge halkının bize karşı tavrı. Sokakta yürüyemiyoruz, kimse bize ihtiyaçlarımızı satmak istemiyor. Taksiciler bile bizi almıyor. Sadece fırınlardan ekmek alabiliyoruz.” diye konuştu.
“Cumhurbaşkanı Kays Said’den yardım istiyoruz”
Basın mensupları aracılığıyla seslerini Cumhurbaşkanı Kays Said’e ulaştırmaya çalıştıklarını söyleyen Guyton, şöyle devam etti:
“Tunus Cumhurbaşkanı bizim de başkanımız, o bizden sorumlu babamız gibi, ondan bize yardım etmesini talep ediyoruz. Hepimiz Afrikalıyız, buradaki çocukların yaşadıkları şartları görüp bize yardım eli uzatması için yalvarıyoruz. Doğru dürüst yiyeceğimiz bile yok, lütfen bir an önce bize yardım etsinler.”
Hedeflerinin İtalya’ya ulaşmak olduğunu vurgulayan Guyton, “Sadece hedefimize (Avrupa) ulaşana kadar bize kötü davranmasınlar başka bir şey istemiyoruz. Ufak işlerde çalışmamıza izin versinler ki yiyecek bulmak için hırsızlık yapmayayım. Bırakın sokaklarda gezebilelim, bize yiyecek satsınlar ki aç kalmayalım. Aşağılanmalardan bıktık, bizi hayvan yerine koymasınlar yeter.” ifadelerini kullandı.
“Geleceğimizi güven altına almak için buradayız.”
Sokakta gezmelerine izin verilmediği gibi “camiye dahi alınmadıklarını” bu yüzden çok üzüldüğünü dile getiren Malili Saga Jakti ise “Uyuyacak doğru düzgün yerimiz yok, yemek yemiyoruz, ilacımız yok, şehre inmek istesek güvenlik güçleri izin vermiyor. Tek derdimiz geleceğimizi güven altına alabilmek için Avrupa ülkelerine iltica etmek. Biz burada geçici olarak kalıyoruz.” dedi.
Tunus’ta 2 yıldır yaşadığını ve Avrupa’ya gidebilmek için para biriktirmeye çalıştığını söyleyen Gineli Soko Kamara da “Geleceğimizi güven altına almak için buradayız, hedefimiz bir an önce Avrupa’ya gitmek. Hepimiz Afrikalıyız, kimseyi rahatsız etmek istemiyoruz. Çok acı cektik, bizden birileri kötü bir şey yaptı diye neden hepimizi sorumlu tutuyorlar ki? Hastamız olduğuna ne yapacağımızı bilemiyoruz. Hastaneler bizi kabul etmiyor.” diye konuştu.
Tunus Hükümetinden yardım beklediklerini belirten Kamara, geride bıraktığı ailesinin ondan para beklediğini aktararak bu nedenle ülkesine dönmek istemediğini vurguladı.
Tunus’ta düzensiz göçmen sorunu
Tunus, düzensiz göçmenlerin Afrika’dan Avrupa’ya geçiş yolu olarak kullandığı uğrak noktalardan biri.
Orta Akdeniz’deki düzensiz göç rotası üzerinde yer alan İtalya’nın Kuzey Afrika’ya en yakın kara parçası Lampedusa Adası, Tunus kıyılarına yaklaşık 130 kilometre uzaklıkta bulunuyor.
Tunus’un Sfaks kenti, düzensiz göçmenlerin Lampedusa’ya ulaşma çabaları için sıklıkla geldiği noktaların arasında öne çıkıyor.
Sfaks’ta 3 Temmuz 2023’te düzensiz göçmenler ile bölge halkı arasında çıkan olaylarda 1 Tunuslu hayatını kaybetmiş, onlarca düzensiz göçmen tutuklandı.
Sfaks’ta yaşanan olayın ardından şehir merkezinde yaşayan binlerce düzensiz göçmenlerden imkanı olanlar Tunus’tan çıkmış, ülkeyi terk edemeyen göçmenler ise çeşitli bölgelerde kurdukları barakalara yerleşmişti.
Tunus ile Avrupa ülkeleri arasında düzensiz göç ile ilgili birçok görüşme yapıldı.
Geçen yıl İtalya’nın başını çektiği görüşmeler neticesinde Avrupa Komisyonu, 2023 Eylül ayında, Tunus ile Avrupa Birliği (AB) arasında imzalanan ve bir kısmı düzensiz göçmen akışının azaltılmasını amaçlayan mutabakat zaptı kapsamında Tunus’a 127 milyon avroluk yardım tahsis edildiğini duyurmuştu.
]]>CUMHURBAŞKANI Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan, “Tüm çabamız, çocuklarımızın elinden tutarak, hayallerine giden yoldaki engelleri kaldırmak içindir. Tıpkı ülkemizin en önemli değerlerinden birisi olan Alev Alatlılar yetiştirebilmek içindir” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan, Ankara’da ‘Altındağ Alev Alatlı Bilim Merkezi’nin açılışını yaparak, burada düzenlenen ‘Bilimde Kadınlar ve Kız Çocukları Etkinliği’ne katıldı. Programda Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Ankara Valisi Vasip Şahin, Altındağ Belediye Başkanı Asım Balcı ve Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) Başkanı Hasan Mandal da yer aldı.
Emine Erdoğan, burada yaptığı konuşmasında, tarihsel süreçte kadınların bilimden uzak tutulduğunu belirtti. Bugün kız çocuklarının ‘Büyüyünce ne olacaksın?’ sorusuna ‘mucit’, ‘astronot’, ‘uçak tasarımcısı’, ‘yazılım mühendisi’ cevaplarının verdiği bir Türkiye olduğuna işaret eden Erdoğan, “Milli ve manevi değerlerinden beslenerek, ilmini ülkesinin ve insanlığın yararına kullanmaya gönüllü, vicdanı da zekası gibi güçlü bir TEKNOFEST gençliğimiz var. Türkiye Yüzyılı’nda Mevlana’nın pergel benzetmesindeki gibi genç kızlarımızın bir ayağı Türkiye’ye sabit, diğer ayağı ise sınır çizilmemiş ufuklara seyahat eden mütefekkirler olmalarını diliyorum. Tüm çabamız, çocuklarımızın elinden tutarak, hayallerine giden yoldaki engelleri kaldırmak içindir. Tarihimizden aldıkları ilmi mirastan korkmadan, bugünün dünyasının ilerlemesine vicdanlı bir akılla öncülük etmelerini sağlamak içindir. Tıpkı bu merkezin adını aldığı, ülkemizin en önemli değerlerinden birisi olan Alev Alatlılar yetiştirebilmek içindir” dedi.
‘ALATLI, BİR ÜLKE UĞRUNA SAVAŞTI’
Alev Alatlı’nın, halktan beslenen vicdanla güçlü bir aklı birleştiren, birikimini bu topraklarda edinip yine bu topraklara ekmiş çok kıymetli bir dava insanı olduğunu söyleyen Erdoğan, “Alev Alatlı, idrakimize vurulan zincirleri kırmaya, bizi bizden ayıran, özümüze ve medeniyetimize yabancılaştıran bütün duvarları yıkmaya adamıştı kendisini. Kaleminin keskinliğiyle bir nesil, bir millet uğruna, bir ülke uğruna savaştı. Ardında ise bilhassa sevgili gençlere paha biçilmez bir fikir ve düşünce mirası bıraktı. Vasiyetindeki şu sözleri yeniden paylaşmak istiyorum; ‘Unutmayın ki düz akıllı anlaşılmaz, pergele, cetvele gelmez, kendine has bir kimliği vardır Türkiye’nin.’ Bizlerin, onun ifadesiyle, ‘Gezegenin iyiliği yaşatılması elzem bir medeniyetin son temsilcileri’ olduğumuzu aklınızdan çıkarmayın” diye konuştu.
BAKAN KACIR: BİLİMSEL YAYIN SAYISI 48 BİN 619’A YÜKSELDİ
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır ise Türkiye’nin son 22 yılda bilimde ve teknolojide büyük adımlar attığını dile getirdi. Bilimin kapılarının milletin her ferdine açıldığını belirten Bakan Kacır, “2002’de 40 şehrimizde 76 üniversitemiz varken, bugün 81 şehrimizde 208 üniversitemizde milyonlarca gencimizi yükseköğretimle buluşturuyoruz. Aynı dönemde ülkemizdeki bilimsel yayın sayısının 9 bin 13’ten 48 bin 619’a yükseldiğine şahitlik ediyoruz. Bilimsel üretimde sadece nicelikte değil, nitelikte de belirgin gelişmeler kaydediyoruz. Araştırmacılarımız, uluslararası ortak yayınlar içinde artık 9 kat daha fazla yer alıyor. Ar-Ge harcamalarımızı 22 yılda 10 kat artırarak 12 milyar dolara yükseltirken, patent başvuru sayımızı 414’ten 21 misline, 8 bin 663’e çıkardık. 2002’de ancak bin bilim insanı ve öğrenciyi destekleyen TÜBİTAK, geçtiğimiz yıl 57 bin bilim insanı ve öğrenciye destek verdi” ifadelerini kullandı.
‘143 BİN KADIN ARAŞTIRMACIYA 15,7 MİLYAR LİRA DESTEK VERDİK’
Türkiye’nin kadınlarının bilim ve teknolojide birçok Avrupa ülkesindeki kadınlardan daha fazla temsil edildiğini ve önemli başarılara imza attığını belirten Bakan Kacır, “Öğretim üyelerimizin yüzde 46’sını oluşturan 85 bin kadın bilim insanımız; Ar-Ge, ve inovasyon kültürümüzün gelişiminde öncü rol üstleniyor. Bugün, insansız hava araçlarında dünya lideri olmamızda, yerli ve milli otomobilimizi milletimizin hizmetine sunmamızda, Antarktika’da Türk bayrağını dalgalandırmamızda, kadınlarımız irade ve çalışkanlıklarıyla büyük pay sahibidir. Hayatın her alanında olduğu gibi bilim dünyasında da kadınlarımızın yetenek ve üretkenliklerinin önünü açıyoruz. Son 22 yılda TÜBİTAK eliyle, bilim insanlarına yönelik destek programlarımız kapsamında 143 bin kadın araştırmacıya 15,7 milyar lira destek verdik. Akademi ve kamuya yönelik programlarımızda 18 bin kadın araştırmacımızı destekledik. TEKNOFEST kuşağında da kadınların güçlü yeri, gelecek adına bizleri umutlandırıyor. TEKNOFEST’i düzenlediğimiz ilk yıl sadece yüzde 17 olan kadın yarışmacı oranı, 2023’te aldığımız 407 bin başvuruyla yüzde 40’a ulaştı. 81 şehrimizdeki 125 Deneyap Teknoloji Atölyemizde 6 bin 500’den fazla kız öğrencimiz; geleceğin bilim insanı, mühendisi, astronotu olma yolunda, yenilikçi teknolojilerde eğitim görüyor” dedi.
]]>TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, 10 Şubat Dünya Bakliyat günü dolayısıyla görüntülü basın açıklaması yaptı. “Beslenmede baklagillerin önemi tartışılmaz” vurgusu yapan Bayraktar, şunları kaydetti:
“Yağ oranı düşük, karbonhidrat oranı yüksek ve besleyici olan baklagiller, beslenmede bitkisel proteinin ana kaynağını oluşturuyor. En çok protein içeren besin gruplarından olan baklagiller günümüzde sağlıklı beslenme konusunda önemini artıran ürün grubudur. Baklagillerin her biri ayrı besin değerlerine sahip olmanın yanında ülkemizin kültürel değerleridir. Son yıllarda ülkemizde sağlıksız fast food ve hazır gıda tüketiminin artmasıyla baklagiller diyetisyen ve doktorlar tarafından daha fazla önerilmeye başlandı. Baklagillerin toplum olarak öneminin vurgulanması amacıyla, Birleşmiş Milletler tarafından 2016 yılı ‘Uluslararası Bakliyat Yılı’ olarak ilan edildi ve takip eden süreçte her yıl 10 Şubat günü ‘Dünya Bakliyat Günü’ olarak belirlendi.”
“Ülkemizin toplam baklagil üretiminden aldığı pay yaklaşık yüzde 1,3 civarındadır”
Baklagillerin dünyada 2 milyardan fazla insan için önemli bir protein kaynağı olduğunu belirten Bayraktar, bu rakamın dünya nüfusunun dörtte birini oluşturduğunu söyledi.
“Baklagiller dünyada yaklaşık 96 milyon hektar alanda 96 milyon ton üretimle, ortalama 135,2 milyar dolarlık piyasa değeri, 14,6 milyar dolar ihracat ve 16 milyar dolar ithalat değeri olmak üzere toplam 30,6 milyar dolarlık dış ticaret değerine sahip bir ürün grubudur” diyen Bayraktar, “Dünya toplam baklagil üretiminde yüzde 28,8’lik payla Hindistan ilk sırada yer alıyor. Ülkemizin toplam baklagil üretiminden aldığı pay yaklaşık yüzde 1,3 civarındadır” dedi.
Türkiye’de üretimi gerçekleştirilen 7 çeşit Baklagiller arasında en fazla nohut, kuru fasulye ve mercimek olduğunu dile getiren Bayraktar, şöyle konuştu:
“Baklagil üretimi ülke geneline yayılmış olsa da Güneydoğu Anadolu Bölgesi, İç Anadolu Bölgesi ve Marmara Bölgesi’nin güneyinde yoğunlaşmıştır. Genel olarak, kırmızı mercimek Güneydoğu’da, yeşil mercimek İç Anadolu’da, bakla Ege ve Güney Marmara’da, nohut ve kuru fasulye ise birçok bölgemizde yetiştiriliyor. Toplam yemeklik baklagil üretiminin, yüzde 44’ünü nohut, yüzde 30 buçuğunu kırmızı mercimek, yüzde 20,6’sını kuru fasulye oluşturuyor. Geri kalan yüzde 4,9’unu ise yeşil mercimek, bakla, bezelye ve börülce oluşturuyor.”
“Ülkemizde 1990 yılında toplam 20 milyon dekar olan baklagil ekim alanı bugüne geldiğimizde 9 milyon dekara geriledi. Yani ekim alanlarında yüzde 55,4 oranında azalma yaşandı. Aynı şekilde üretimde de yüzde 34,8 oranında bir gerileme gerçekleşti” diye Bayraktar, şu ifadelere yer verdi:
“Tarım ve Orman Bakanlığının girişimleriyle 2016 yılı FAO tarafından ‘Uluslararası bakliyat yılı’ olarak ilan edilmişti. Bu yıldan sonra baklagillerde ekim alanlarının artırılmasına yönelik yapılan çalışmalar yapılsa da belirli ürünlerde istenilen düzeye maalesef ulaşılamadı. Halen üretim açığı yeşil mercimekte yüzde 49, kırmızı mercimekte yüzde 43 oranındadır.”
“Et ve baklagilde ithalatçı olmamız kabul edilemez”
Et fiyatlarının yüksekliğine dikkati çeken Bayraktar, bu nedenle vatandaşların baklagil tükettiğini vurgulayarak, “Alternatif protein kaynağı olan baklagillerde de ithalat artarak devam ediyor. Baklagillerde son 5 yılda toplam ithalatımız yüzde 90,6 oranında artarak 702 bin ton oldu. Yine son 5 yılda baklagil ithalatına ödediğimiz tutar yüzde 227,6 oranında artarak 544 milyon dolara ulaştı. Bu kabul edilebilir bir durum değildir. İnsanımızın protein ihtiyacı karşılamasında önemli bir yere sahip olan baklagillerin üretimini artırmak zorundayız. En önemli protein kaynaklarından olan et ve baklagilde ithalatçı olmamız kabul edilemez. Halkımızın sağlıklı beslenmesi için bu temel gıda ürünlerinde üretim artırılmalı, ithalattan vazgeçilmelidir” açıklamalarında bulundu.
“Tüketicilerin pahalı yemesi kabul edilemez”
Ucuz gıdaya ulaşım için Üretici ile tüketici arasındaki makasın kapatılması gerektiğini dile getiren Bayraktar, “Üreticide 17 buçuk lira olan kırmızı mercimek 47 liraya, 29 buçuk lira olan nohut 76 liraya, 29 lira olan kuru fasulye 85 liraya, 26 lira olan yeşil mercimek 64 liraya markette satılıyor. Protein ihtiyacının yeterince karşılanması bakımından üreticide ucuz olan bu ürünleri tüketicilerin pahalı yemesi kabul edilemez. Bu gibi temel gıda ürünlerine yönelik yasal düzenlemeler yapılmalı, marketlerde tavan fiyat uygulaması getirilmelidir” ifadelerini kullandı.
“Baklagillere verilen prim desteği kiloya 50 kuruş olarak veriliyor”
“Ülkemizde baklagiller üretim maliyetlerinin yüksekliği ve alternatif ekilen ürünlerden elde edilen kazancın daha yüksek olması üreticilerin baklagil üretiminden uzaklaşmasına neden oldu. Ülkemiz baklagil ihracatında görülen azalış hem üretimde yaşanan sorunlar hem de dünya piyasasında rakip ülkelerin elde ettikleri rekabet üstünlüklerinden kaynaklanıyor” diyen TZOB Başkanı Bayraktar, “Baklagil üretimini arttırmak ülkemizi önce kendine yeter, sonrasında ihracatçı ülke konumuna getirir. Bunun için baklagiller üretim planlamasında öncelikli ürün grubuna alınmalıdır. Kurak ve yarı kurak alanlarda nohut ve mercimeğin, sulu alanlarda ise fasulyenin ekim nöbetine girmesi sağlanmalıdır. Baklagillere verilen prim desteği kiloya 50 kuruş olarak veriliyor. Ancak bu destek 2018 yılından bu yana değişmedi. Verilen desteklerin amacına uygun olması için günün şartlarına göre artırılmalıdır. Baklagillerde ülkemizin arz güvenliğini ve üretimin devamlılığını sağlamanın yolu, üreticiyi memnun edecek bir fiyatın piyasada oluşmasıdır. Bu nedenle hasat dönemine yakın baklagil ithalatı yapılmamalı, piyasanın dengesi bozulmamalıdır” diye konuştu.
Öte yandan, Bayraktar, Türkiye’de sertifikalı tohum kullanımının yaygınlaştırılması ve gereken desteğin arttırılması gerektiğine de dikkat çekti. – ANKARA
]]>Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) ve Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) işbirliğinde Türkiye-Kırgızistan İş Formu gerçekleştirildi. TOBB ev sahipliğinde gerçekleşen iş formunda kamu kurum ve kuruluşları, farklı sektörlerde faaliyet gösteren iş insanlarının katılımı öngörülmekte olup, iş forumunda iki ülke arasındaki iş ve yatırım imkanlarının değerlendirildi.
“Türk müteahhitleri Kırgızistan’da 1 milyar dolar değerinde olan 93 proje gerçekleştirdi”
Burada bir konuşma gerçekleştiren TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu, iki ülke arasındaki ekonomik ve ticari ilişkilerde mesafeler alındığını ancak arzu edilen seviyelerin çok çok gerisinde olunduğunu ifade ederek, “Kırgızistan’da çeşitli sektörlerde 500’e yakın Türkiye sermayeli firma faaliyet gösteriyor. Bu firmalarımız, binlerce Kırgız kardeşimize istihdam sağlıyor. Türk müteahhitleri Kırgızistan’da bugüne kadar yatırım bedeli 1 milyar dolar civarında 93 proje gerçekleştirdi. Bu projelerle firmalarımız, Kırgızistan’ın bağımsızlığından itibaren hayata geçirdiği kalkınma hamlesine destek verdiler. Türkiye olarak firmalarımızın Kırgızistan’da 1 milyar doları aşan yatırımlarından gurur duyuyoruz. İnşallah bu yeni dönemde çok daha başarılı projelere imza atacağımıza inanıyorum” açıklamasında bulundu.
“Kırgızistan ile 5 milyar dolar ticaret hedefini gerçekleştireceğimize inanıyoruz”
Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov’un ziyaretinde sırasında alınmış olan 1 milyar dolar ticaret hacmi hedefini aştıklarını dile getiren Hisarcıklıoğlu, “Şimdi belirlenen 5 milyar dolar ticaret hedefinin de gerçekçi olduğuna ve bunu da başaracağımıza inanıyoruz. Ticaret ve yatırım açısından pek çok imkanımız var Türkiye olarak İtalya ile Çin arasında en büyük sanayi üretim hacmine sahip ülkeyiz. Otomotiv, beyaz eşya, seramik ve konfeksiyonda Avrupa’nın ana tedarikçisiyiz. AB’nin kendi dışında, en çok otomobil ithal ettiği ülkeyiz. Avrupa birliğine 1 milyonun üzerinde araba satıyoruz. Karayolu taşımacılığında dünyada ikinciyiz. Turizmde Dünya’da en çok ziyaret edilen ilk 5 ülke arasındayız. Küresel müteahhitlik hizmetlerinde dünyanın önde gelen 250 firmasından 42’si Türkiye’dendir ve bu açıdan da dünyada ikinci sırada gelmekteyiz” ifadelerine yer verdi.
“Kırgızistan’la ticaret yapılırken Çin pazarı da göz ardı edilmemelidir”
Hisarcıklıoğlu, Kırgızistan’ın dost ve kardeş bir ülke olduğu vurgusunu yaparak, ” Kırgızistan’a yapacağınız yatırımlarda, ölçek sadece Kırgızistan pazarı değildir. Kırgızistan’a yapılan yatırımlar, Avrasya Gümrük Birliği sebebiyle çok daha geniş bir coğrafyaya ulaşmak demektir. Bu da 180 milyonluk bir pazar demektir. Kırgızistan’la ticaret yapılırken Çin pazarı da göz ardı edilmemelidir. Tabii ki, orta ve uzun vadeli vizyonumuzda, mutlak surette Türk devletleri teşkilatı bünyesinde, kendi gümrük birliğimizin kurulması olmalıdır. Kırgızistan, Bağımsız Devletler Teşkilatın coğrafyasında Dünya Ticaret Örgütüne üye olan ilk ülkedir. Son 30 yılda yeniden şekillenen Avrasya siyasi haritası bizlerin işbirliği içinde hareket etmesini zorunlu kılmaktadır” değerlendirmesinde bulundu.
Dünya’nın yeni düzeni içerisinde, Kırgızistan’ın Türkiye için ayrıcalıklı bir yere sahip olduğunu da sözlerine ekleyen Hisarcıklıoğlu, Türkiye ile Kırgızistan arasındaki ortak dil, tarih ve kültür paydasının iki ülkeyi daha da yakın kıldığını aktardı.
“Kırgızistan gümrüklerinin modernizasyonu için de deneyimlerini aktarmak aktarmaya hazırız”
İki ülkenin yakınlığı doğrultusunda Kırgızistan’a desteklerinin devam edeceğini de vurgulayan Hisarcıklıoğlu, “Kırgızistan gümrüklerinin modernizasyonu için de deneyimlerini aktarmak aktarmaya hazırız. Zira TOBB olarak biz, Türkiye’nin kara gümrük kapılarını modernize ederek ihracatçılarımıza önemli maliyet avantajı sağladık. Aynı şeyi burada da yapmaya hazırız. Lojistik alanında da ciddi işbirliği fırsatları vardır. İkili ticaretin artması için taşıma maliyetlerinin azaltılması lazım. Karayoluna alternatif ulaştırma imkanları geliştirilmeli ve bu çerçevede İpek Yolunun canlandırılması yeniden önem kazanmaktadır” ifadelerine yer verdi.
Orta Kuşağın kendileri için öncelikli tercih olduğunu da ifade eden Hisarcıklıoğlu, Hazar denizi, Karadeniz ve Akdeniz birbirine bağlanacağını, Türkiye’nin de küresel ekonomiye daha güçlü bir şekilde entegre olacağını söyledi. Diğer bir işbirliği alanı da Kırgızistan’da bulunan zengin su kaynaklarından elektrik üretimi olduğunu sözlerine ekleyen Hisarcıklıoğlu, Gerekli yatırım şartları tesis edildikten sonra, Kırgızistan’ın hidroelektrik potansiyelinin ekonomiye kazandırılması için ortak projeler geliştirebileceklerini ifade etti.
Program, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ve Kırgız Cumhuriyeti Kırgız Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu Başkanı Akylbek Japarov’un konuşmalarıyla devam etti. – ANKARA
]]>SEÇİM KOMİSYONU BAŞKANI: SEÇİM SONUÇLARI ‘EN KISA SÜREDE’ DUYURULACAK
Raja, siyasi partilerden “seçim sonuçlarının yavaş geldiğine” yönelik açıklamalar üzerine sosyal medyadan görüntülü mesaj paylaştı. Seçim sonuçlarının derlendiğini vurgulayan Raja, “en kısa sürede” sonuçların duyurulacağını bildirdi.

OY SAYIMLARIN DURDURULDUĞU VE BİRÇOK YERDE SONUÇLARIN DEĞİŞTİRİLDİĞİ İDDİASI
Pakistan Halk Partisi lideri Bilaval Butto Zerdari, X’ten yaptığı açıklamada da “Sonuçlar, son derecede yavaş geliyor.” ifadesini kullandı.
Tutuklu eski Başbakan İmran Han’ın partisi Pakistan Adalet Hareketi’nin (PTI) üst düzey politikacılarından Seyid Zülfikar Buhari de oy sayımının durdurulduğunu ve birçok yerde sonuçların değiştirildiğini iddia etti.
İmran HanNAVAZ ŞERİF VE TUTUKLU ESKİ BAŞBAKAN İMRAN HAN’IN PARTİLERİ ARASINDA REKABET VAR
Ulusal Meclis ve eyalet meclisleri için seçimlerin düzenlendiği Pakistan’da oy sayımı devam ederken, sonuçlar heyecanla bekleniyor.
Eski Başbakan Navaz Şerif’in liderliğini yaptığı Pakistan Müslüman Ligi-Navaz (PML-N) ile tutuklu eski Başbakan İmran Han’ın partisi Pakistan Adalet Hareketi destekli bağımsız milletvekilleri arasında rekabet göze çarpıyor.
Ulusal basının paylaştığı resmi olmayan sonuçlara göre, ülke genelinde PTI’nın bağımsız milletvekilleri seçimi önde götürüyor.
Navaz ŞerifEski Başbakan Han’ın sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, PTI’nın bağımsız milletvekillerinin seçimleri açık ara önde götürdüğü ifadesi paylaşılmıştı.
PML-N’den ise seçim sonuçlarına ilişkin henüz açıklama yapılmamıştı.
OY SAYIMI 17.00’DA SONA ERDİ
Pakistan’da 5 yıl yasama görevini yürütecek Pakistan Ulusal Meclisi (NA) ve eyalet meclislerinin seçimi için yerel saatle 08.00’de başlayan oy verme işlemi, 17.00’de sona ermişti.

SEÇİM GÜNÜ ÜLKENİN DÖRT BİR YANINDA TERÖR SALDIRISI: 12 ÖLÜ, 39 YARALI
Pakistan’da ulusal meclis ve eyalet meclisleri seçimleri kana bulandı. Seçim günü ülke genelinde düzenlenen 51 terör saldırısında 10’u güvenlik görevlisi, 2’si sivil 12 kişi hayatını kaybetti. Pakistan ordusu yaptığı açıklamada 5 teröristin etkisiz hale getirildiğini belirtirken, 39 güvenlik görevlisi yaralandı.

OY VERME İŞLEMLERİ SIRASINDA ÜLKE GENELİNDE TELEFON VE İNTERNET HİZMETLERİ ASKIYA ALINDI
İçişleri Bakanlığının sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, devam eden genel seçimlerde “kanun ve düzeni korumak” amacıyla ülke genelinde cep telefonu ve mobil internet hizmetlerinin geçici olarak askıya alındığı doğrulandı.
Açıklamada, son saldırılarda masumların hayatını kaybettiğine işaret edilerek, kamu düzeninin korunması ve potansiyel tehditlerle mücadele için güvenlik tedbirlerinin önemli olduğu kaydedildi.
Sosyal medyada binlerce kullanıcı, cep telefonu ve internet hizmetlerinin askıya alınmasına tepki gösterdi.

SON GENEL SEÇİMLER 2018’DE YAPILMIŞTI
Pakistan’da son genel seçimler 25 Temmuz 2018’de yapılmış ve İmran Han hükümeti göreve gelmişti.
Pakistan Ulusal Meclisinde 10 Nisan 2022’de yapılan güven oylamasında, 174 “hayır” oyuyla İmran Han hükümeti düşmüştü.

Üç dönem başbakanlık yapan Navaz Şerif’in kardeşi Şahbaz Şerif, 11 Nisan 2022’de Mecliste düzenlenen seçimde 174 oyla çoğunluğun desteğini alarak Başbakan seçilmiş ve ülkeyi Ağustos 2023’e kadar yönetmişti.
Ülkeyi genel seçimlere kadar yönetecek geçici hükümetin Başbakanı Anvarul Hak Kakar ise 14 Ağustos 2023’te yemin ederek göreve başlamıştı.
]]>KADIN VE ERKEN ORANI NEREDEYSE AYNI
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ve Birleşmiş Milletler Nüfus Fonunun (UNFPA) 2023 yılı verilerinden yapılan derlemeye göre, İstanbul, Türkiye’nin toplam nüfusunun yüzde 18,34’ünü barındırıyor. Kentte 7,80 milyon erkek ve 7,84 milyon kadın yaşıyor.

SADECE TÜRKİYE’NİN DEĞİL AVRUPA’NIN DA EN KALABALIĞI
Avrupa’nın da en kalabalık şehri olan İstanbul, geçen yıl nüfusta yaşanan gerilemeye rağmen 131 ülkeden daha fazla kişiye ev sahipliği yaptı.

Portekiz ve Macaristan 10,2 milyon, Tunus 12,5 milyon, Belçika 11,7 milyon nüfus ile İstanbul’un gerisinde kalan ülkelerden bazıları oldu.
Ürdün, Yunanistan ve Azerbaycan da İstanbul’un nüfus olarak geride bıraktığı diğer ülkeler olarak kayıtlara geçti.
Verilere göre İstanbul’un nüfus olarak geride bıraktığı bazı ülkeler şöyle:
| ÜLKELER | NÜFUSU (Milyon) |
| Gine | 14,2 |
| Ruanda | 14,1 |
| Benin | 13,7 |
| Burundi | 13,2 |
| Tunus | 12,5 |
| Bolivya | 12,4 |
| Belçika | 11,7 |
| Haiti | 11,7 |
| Dominik Cumhuriyeti | 11,3 |
| Ürdün | 11,3 |
| Küba | 11,2 |
| Güney Sudan | 11,1 |
| Honduras | 10,6 |
| İsveç | 10,6 |
| Çekya | 10,5 |
| Azerbaycan | 10,4 |
| Yunanistan | 10,3 |
| Papua Yeni Gine | 10,3 |
| Macaristan | 10,2 |
| Portekiz | 10,2 |
| Tacikistan | 10,1 |
| Belarus | 9,5 |
| Birleşik Arap Emirlikleri | 9,5 |
| İsrail | 9,2 |
| Togo | 9,1 |
| Avusturya | 9,0 |
| Sierra Leone | 8,8 |
| İsviçre | 8,8 |

Sizin düşünceleriniz neler ?
7 Ekim’deki Hamas saldırısına karşılık vermek bahanesiyle 20 binden fazla Filistinlinin ölümüne sebep olan İsrail’de ateşkes gelişmesi yaşandı. Ülke basınına göre Başbakan Netanyahu savaş kabinesine haber vermeden Gazze’de ateşkese onay verdi. Filistinli kaynaklar da Hamas’ın Gazze’de her biri 45 gün sürecek 3 aşamalı esir takası ve ateşkes öngören planı kabul ettiğini duyurdu.
Oxford Lisesi’nde öğrenci olan Ethan Crumbley, 2021’de düzenlediği saldırıda 4 kişiyi öldürüp 7 kişiyi yaraladı. Anne Jennifer Crumbley, ihmalkarlıktan suçlu bulundu. Mahkeme, 9 Nisan’da cezayı belirleyecek. Ethan ise ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.
Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, Irak’ta resmi temasları kapsamında Irak Kürt Bölgesel Yönetimi Bölge Başkanı Neçirvan Barzani ile bir araya geldi. Görüşmede terörle mücadele ve bölgesel gelişmeler ele alındı.
Bartın’da Umut Can Alay, tartıştığı annesi Hatice Alay’ı av tüfeğiyle vurarak öldürdü. Olayın ardından gözaltına alınan Alay’ın daha önce cinsel istismar suçundan cezaevinde olduğu ve tahliye edildiği belirtildi.
Otomobil satışlarında yaşanan dolandırıcılık hikayelerine bir yenisi daha eklendi. Dolandırıcılar anlaştıkları bir vatandaşın otomobilini almaya gittikleri sırada şahsı lafa tutarak radyatör kapağını açıp içerisine yağ boşalttı. Araç sahibine “Arabanız yağ ve suyu birbirine karıştırmış” diyerek fiyat düşürmeye çalışan şahısların o anları güvenlik kameralarına saniye saniye yansıdı.
Fransız belediye çalışanı Richard Plaud, 8 yılda 700.000 kibrit kullanarak 7 metrelik bir Eyfel Kulesi maketi inşa etti. Ancak, mağazalardan alınamayan kibritler kullandığı için Guinness Dünya Rekorları girişi reddedildi. Plaud, kuruluşun kararını görmeden hayallerinin yıkıldığını belirtti. Red kararıyla isyan eden Plaud, sosyal medyada tepkisini dile getirdi.
Denizli’de fuhuş yapan Gülşen K., son dört yılda dört kez çocuk sahibi oldu. Babalarını bilmediği bebekleri her seferinde hastaneye bırakan 34 yaşında kadın hakkında son olayın ardından iddianame hazırlandı. İki yıla kadar hapsi istendi.
Pakistan’ın Belucistan eyaletinde yarın yapılacak seçimler öncesi bağımsız milletvekili adayı Asfandiyar Han Kakar’ın ofisine yönelik bombalı saldırı düzenlendi. Saldırıda 12 kişi hayatını kaybetti, 30’dan fazla kişi yaralandı.
Türkiye İstatistik Kurumu, Birleşmiş Milletler, İstanbul, Türkiye, İstanbul, Yaşam, Ekonomi, Güncel, Son Dakika
Son Dakika › Ekonomi › İstanbul, nüfusuyla 131 ülkeyi geride bıraktı – Son Dakika
Azerbaycan’da Devlet Başkanı İlham Aliyev’in bugünkü seçimi kazanacağından şüphe eden pek yok.
Aralık ayında erken seçim ilan edildiğinde, seçmenler bu seçimin neyi değiştireceğini sorguluyordu.
Aliyev “Galip Halkın Galip Lideri” sloganıyla devlet başkanlığında beşinci dönemine hazırlanıyor.
Azerbaycan onun liderliğinde, 1990’ların başında Sovyetler Birliği’nin çöküşünden beri Ermenistan işgalinde olan topraklarını geri almayı başardı.
Böylece Azerbaycan’da ilk defa bir seçim ülke genelinde düzenlenecek.
Ermenistan’dan geri alınan topraklarda yaklaşık 22 bin Azerbaycanlı oy kullanacak.
Dağlık Karabağ’da kalıp Ermenistan’a gitmemiş bir avuç Ermeni’nin oy verip vermeyeceği ise merak konusu.
Yetkililer, yıllardır muhalif sesleri bastırmak ve potansiyel rakipleri saf dışı bırakmak için kullandıkları teknikleri bu seçimde de kullanmaya devam ediyor.
Bu da halkın seçime ilgisiz kalmasına yol açan nedenlerden biri.
Adaylar kim?
Aliyev’in dışında altı aday daha var. Onlardan dördü iktidar yanlısı milletvekilleri: Zahid Oruc, Razi Nurullayev, Fazıl Mustafa ve Qudrat Hasanquliyev.
Geri kalan iki adaysa küçük bir muhalefet partisi olan Büyük Azerbaycan Partisi’nden Elsad Musayev ve bağımsız aday Fuad Aliyev.
Muhalefette yer alan Azerbaycan Halk Cephesi Partisi, Klasik Halk Cephesi Partisi ve Müsavat Partisi, ülkede demokratik bir ortam olmaması ve Aliyev’in dışındaki adaylara eşit imkan tanınmaması nedeniyle seçimi boykot ediyor.
Meclis’te bir vekille temsil edilen Cumhuriyetçi Alternatif Partisi de devlet başkanlığı için aday çıkarmayarak önümüzdeki aylarda yapılacak milletvekilliği seçimlerine odaklanacaklarını açıkladı.
Adaylar arasında en farklı siyasi programı olan kişi ise Azerbaycan Birleşik Halk Cephesi lideri Qudrat Hasanquliyev.
Vadettiği büyük reformlar arasında anayasayı değiştirmek, ülkeyi parlamenter sisteme geçirmek ve ülkenin adını Kuzey Azerbaycan Cumhuriyeti’ne çevirmek var. Bakü’de Güney Azerbaycan ifadesi, İran’ın kontrolünde bulunan ve etnik Azerilerin yaşadığı bölgeler için kullanılıyor.
Hasanquliyev, televizyonlardaki tartışma programlarında iktidarın politikalarına ciddi itirazlar getiren tek aday olarak öne çıkıyor.
Öte yandan adayların Ermenistan’la barış anlaşması, Karabağ’ın geleceği ve Rus barış güçlerinin çekilmesi gibi konularda net bir vizyon ortaya koyamadığı eleştirileri de var.
Adaylar genellikle Avrupa Birliği ve ABD ile ilişkiler hakkında yorum yapmazken Türkiye, Türk Devletleri Teşkilatı, Pakistan, Rusya ve İran’la ilişkilere odaklanıyor.
Medya ve insan hakları ne durumda?
Azerbaycan’da hükümetin sıkı kontrolü altında olan medyada hiçbir eleştirel ses yer almıyor.
Önceki yıllarda olduğu gibi yetkililer seçimin adil olmamasına karşı yapılan küçük çaplı protestolara bile izin vermedi.
Sosyal medyadaki eleştirilere de aynı sertlikte yaklaştı.
Kasım’dan bu yana 10’dan fazla gazeteci ve siyasi aktivist tutuklanırken bu durum 2011’den bu yana ülkedeki bağımsız medyaya yönelik en büyük baskı olarak nitelendiriliyor.
Yorumculara göre bu iktidar bu baskıyla araştırmacı gazeteciliği engellemek istiyor.
Seçim sürecini takip eden Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Ofisi’nin 23 Ocak’ta yayımladığı ara raporda bu gözaltıların yanı sıra yeni medya yasasının gazeteciliği kısıtladığına, yabancılardan fon alan medyaya izin verilmediğine ve bazı eleştirilen internet sitelerinin yasaklandığına dikkat çekildi.
Ülkedeki bağımsız uzmanlar insan hakları kısıtlamaları, basın özgürlüğü sorunları ve adil olmayan seçim koşullarının bu seçimlere özgü olmadığını, yıllardır devam ettiğini aktarıyor.
Fransa merkezli Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) ve ABD merkezli Freedom House kuruluşları basın özgürlüğü konusunda bu ülkeye “özgür olmayan ülkeler” kategorisinde yer veriyor.
RSF, “Devlet Başkanı Aliyev ülkede çoğulculuğun tüm emarelerini yok etti ve 2014’ten bu yana da kendini eleştiren herkesi zalimce susturuyor” ifadelerini kullanıyor.
Aliyev, devlet başkanı adaylarının televizyon tartışmalarına da katılmıyor. Onu, partisinin diğer üyeleri temsil ediyor.
Kamu yayıncısı kuruluş, adayların tartıştığı programlara haftada üç kere birer saatlik yer verse de televizyonun YouTube sayfasında çok sayıda kullanıcı bu yayınların göstermelik olduğu yorumlarını yapmış, bunun üzerine kanalın YouTube hesabı yorumlara kapatılmıştı.
Son olarak 24 Ocak’ta Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi, “ülkede adil bir seçim ortamı olmaması” ve Avrupa Konseyi’nin seçimi gözleme davet edilmemesi nedeniyle Azerbaycan heyetine akreditasyon vermemişti.
Şangay İşbirliği Örgütü, Bağımsız Devletler Teşkilatı ve Rusya Meclisi seçim gözlemi için heyet gönderecek.
2021’de Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün Yolsuzluk Algı Endeksi’nde 128. sırada yer alan ülke, 2023’te 157’inci sıraya geriledi.
Azerbaycan hükümeti ise baskıcılık ve yolsuzluk suçlamalarının “asılsız” olduğunu söylüyor.
Azerbaycan’ın küresel siyaset sahnesindeki rolü ne?
Büyük güçler arasında denge politikası izleyen petrol zengini ülke, 1990’ların başından itibaren dış yatırım çekmeyi başardı.
Bakü şimdi de, Ukrayna’nın işgalinin ardından Avrupa Birliği’nin Rus gazına bağımlılığını azaltma çabalarının faydasını görüyor.
2022’de Bakü’yü ziyaret eden Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Azerbaycan’ı “kritik ve her zaman güvenilir bir enerji partneri” olarak niteledi.
Analistler 2027’ye kadar Azerbaycan’ın AB’ye gaz ihracatının iki katına çıkarak yıllık 20 milyar metreküpe ulaşacağını tahmin ediyor.
Azerbaycan’ı neler bekliyor?
Azerbaycan son yıllarda konumunun ve doğal kaynaklarının avantajını son derece iyi kullandı.
Rusya, İran, Türkiye ve Batı arasında bir denge politikası izleyerek uzun yıllardır devlet politikası olan Dağlık Karabağ’ı geri almayı başardı.
Bu başarı, Aliyev’in ülke içindeki popülerliğini artırırken dikkatleri yolsuzluk, ifade özgürlüğü sorunları veya yoksulluk gibi sorunlardan uzaklaştırdı, Aliyev’in muhalifleri susturmasını da kolaylaştırdı.
Büyük güçlerin dikkatinin Ukrayna, Gazze ve Kızıldeniz’e çevrilmiş olması, Azerbaycan üstündeki baskıyı da azalttı.
Fakat küresel kutuplaşmanın artması, Bakü’nün bir denge politikası güderek tüm kamplarla iyi ilişkilere sahip olmasını zorlaştıracak.
Bir noktada Rusya ve Batı, Ankara ve Tahran arasında seçim yapmak zorunda kalacak.
Bu karar hem bölgenin hem de dünyanın geleceğini etkileyecek.
Belki de bu yüzden Aliyev sürpriz bir şekilde erken seçim yapmaya karar verdi: Amacı, önümüzdeki yıllarda yaşanabilecek gelişmeler karşısında gücünü pekiştirmek.
]]>Erdoğan Bayraktar’ın konuşmalarından satır başları;
“Çok Değerli Misafirler, Saygıdeğer Hanım Kardeşlerim, Kıymetli Beyefendiler, Basın camiasından kıymetli arkadaşlar, kıymetli dostlar. Sevgili Gençler. Her birinizi en içten duygularımla, samimiyetimle, sevgi ve saygı ile selamlıyorum. “Depremde Dünya, Türkiye, İstanbul ve Biz Neredeyiz” sempozyumuna Hoş geldiniz. Biliyoruz ki; Türkiye topraklarının yüzde 98’i aktif deprem kuşakları üzerinde yer alıyor, bunu biliyoruz.

Konunun uzmanları Saygıdeğer Prof. Dr. Sn. Şerif Barış ve Prof. Dr. Sn. Mustafa Erdik bu konu ile ilgili değerli bilgilerini bizlerle paylaştılar. Kendilerine huzurunuzda çok teşekkür ediyorum. Bende fikirlerimi ve düşüncelerimi ifade etmeye çalışacağım. Öncelikle Dünya’ya ve Türkiye’ye bakacağız. Bildiklerimizi tekrarlayarak hafızamızı canlandıracağız. Dünyamız bugün itibari ile alabildiğine bütünleşti. Ulaşım gelişti, iletişim arttı, diğer yandan şehirlerde yaşayan nüfus çoğaldı.
GELİŞMİŞ ÜLKELERDE CAN KAYBI DAHA AZ
Bu durum, genelde Küreselleşme diye tarif ediliyor. Biliyoruz ki; gelişmiş ülkeler, afetleri ve depremleri daha az can kaybı ile ve daha az hasarla atlatırken, geri kalmış ülkelerde felaketin boyutları daha büyük oluyor. Bu bakımdan gerek Dünya’ya gerekse Türkiye’ye şöyle bir bakalım: Dünyamızda yaklaşık 8 milyar insan yaşıyor. Bu nüfusun yaklaşık ¼’ü yani 2 Milyar’ı Müslüman. Yine Dünya’da yaklaşık 200 devlet var. Şehirleşme oranı % 57’lerde. Yani 8 milyarlık Dünya nüfusunun yaklaşık 5 Milyar’ı şehirlerde yaşıyor. Bu doğrultuda Dünya’ya kısaca bakalım; Nüfus bakımından Dünyadaki en büyük on ülke sırasıyla: Çin, Hindistan, ABD, Endonezya, Pakistan, Brezilya, Nijerya,Bangladeş, Rusya ve Meksika.

Yüzölçümü bakımından en büyük 10 ülke sırasıyla: Rusya, Kanada, Çin, ABD, Brezilya, Avustralya, Hindistan, Arjantin, Kazakistan ve Cezayir. Ekonomik büyüklük bakımından en büyük on ülke sırasıyla: ABD, Çin, Japonya, Almanya, Hindistan, Birleşik Krallık, Fransa, Rusya, İtalya ve Kanada.

Kişi Başı Gelirin en yüksek olduğu on ülke sırasıyla:
Lüksemburg 132.370 Dolar
İrlanda 114.580 Dolar
Norveç 101.100 Dolar
İsviçre 98.770 Dolar
Singapur 91.100 Dolar
Katar 83.890 Dolar
Amerika Birleşik Devletleri 80.030 Dolar
İzlanda 75.180 Dolar
Danimarka 68.830 Dolar
Avustralya 64.960 Dolar

Refah düzeyi bakımından en gelişmiş ülkeler:
Danimarka
Norveç,
İsveç,
Finlandiya,
İsviçre,
Hollanda,
Lüksemburg,
Yeni Zelanda,
Almanya
İzlanda.

Yine Dünyadaki birçok parametreyi dikkate alarak hazırlanmış marka şehirleri sıralayabiliriz;
Los Angeles
New York
Londra
Paris
Milano
Barselona
Rio De Janerio
San Francisco
Las Vegas
Dubai
İstanbul
Singapur
Chicago
Sidney
Berlin
Bu şehirlerin yanında; Parkları, bahçeleri, ulaşımı ve akıllı binaları ile yeni kurulan modern ve çevre dostu Şehirleri’de söylemek istiyorum. Bu şehirlerden bazıları;
Doha/ Katar
Navi Mumbai/ Hindistan
Iqaluit/ Kanada
Sidney/ Avustralya
Kuala Lumpur/ Malezya
Hong Kong/ Hong Kong
Seul/ Güney Kore
Sandopin/ Çin
Cancun/ Meksika
Bu tip örnek şehirleri arttırabileceğimiz gibi bu şehirlerden birçok dersler alabiliriz. Planlamalarından istifade edebiliriz.
Kıymetli Misafirler; nüfus büyüklüğü bakımından 4 ülkenin, yüz ölçümü büyüklüğü bakımından 2 ülkenin halkı Müslümanlardan oluşuyor. Gelişmiş ülke sıralamalarında Müslüman ülke yok. Diğer taraftan Birleşmiş Milletler’in Siyasal anlamdaki Yürütme organı olan Güvenlik Konseyinde 5 daimi üye var. Bunlar; ABD, Çin, İngiltere, Fransa ve Rusya; Bu ülkelerden her birinin Birleşmiş Milletler Konseyi tarafından alınan kararları Veto etme yetkisi var. Göstermelik olarak birde 10 geçici üye var; 2 yıllık süre için seçilirler. Bildiğiniz gibi 5 Daimi üye arasında Japonya ve Almanya yok. Müslüman hiçbir ülke yok. Böylesine oluşmuş ve bütünleşmiş bir Dünyada yaşıyoruz. Bu yaşadığımız Dünyada ekonomik varlığının %85’i %1 nüfusun elinde,
Yine biliyoruz ki 8 milyarlık dünya nüfusunun; %46’sı yoksulluk sınırının altında, %23’ü de yani 1,840 milyar insanda açlık sınırının altında yaşıyor. Çok Değerli misafirler; Yine bugün görüyoruz ibretle ve acı ile takip ediyoruz ki; Ne hak yere, İsrail Gazze’de katliam yapıyor, soykırım uyguluyor ve Dünya fiili olarak bir şey yapamıyor.
Değerli Misafirler;
Gelişmiş ülkeleri sıraladım. Bu ülkelerde; Kişi başı gelir 60.000 USD ve üzerinde Bizde ise TÜİK verilerine göre kişi başı gelir 9.661 USD düzeyinde. Cari açık 1 Trilyon civarında.
Bu güzel vatan, 1000 yılı aşkın süredir hafızası olan bu devlet, 1920 ruhuyla ve 1923 manifestosu ile kurulan Türkiye Cumhuriyeti bu fotoğrafı hak etmiyor.
Politika Faizi: %45
İHRACAT: 255 Milyar USD
İTHALAT:363 Milyar USD
Bu Vatan’ın yeri burası değil. Çok daha iyi durumda olmalıyız.
Kıymetli Misafirler;
Bunun için Depreme karşı dönüşümde başarılı olamıyoruz. Depremlerdeki can kayıplarını buralardan aramaya başlamak gerekir. Depremlerdeki ağır hasarları, eğitim sistemimizin zayıflığında aramaya başlamalıyız. Açık Öğretim Sistemi doğru mudur? Doğru mu yürüyor? Bilmiyorum. Mesleki ve Teknik Eğitim yeterli midir? Bilmiyorum. İmar Afları doğru muydu? Sorgulamak gerekir. Kıymetli misafirler, geldiniz şeref verdiniz; Şimdi Değerli Hocalarımız Şerif Bey ve Mustafa Bey ile bu sempozyumu niye yapıyoruz. Bilinç oluşturalım, diye, sorumluluğumuzu arttıralım, diye,
Denetimler çok daha ciddi ve titiz bir biçimde yapılabilsin diye, Bina yapma, Konut yapma ve yapılaşma konusunda bilincimiz artsın, diye, Kentsel Dönüşüm için duyarlılığımız artsın, diye, Bu toplantıyı Of- Hayrat Derneğinin organizasyonunda tertip ediyoruz. Çünkü; Bizler, Trabzonlular, Oflular ve Hayratlılar olarak ayrıca ve daha çok sorumluluğumuz var. Bizler ağırlıklı olarak inşaatçıyız. Bizim büyüklerimiz 1960’dan itibaren İstanbul’da çok inşaat yaptı, bizlerde yaptık, halen yapıyoruz.
Geçmişte; Deniz kumu ile midye kabukları ile yeterli mühendislik hizmeti almadan yaptık. Bu bakımdan Deprem ve Kentsel Dönüşüm; Türkiye’yi ve İstanbul’u ilgilendirdiği kadar Trabzonluları, Rizelileri ve Ofluları daha da yakından ilgilendiriyor.
DEPREM ÜLKEMİZİN GERÇEĞİ
Çok Değerli Misafirler;
Biliyoruz ki Deprem ülkemizin gerçeği; Özellikle 1999 Düzce ve Gölcük depremlerinden sonra epeyce müspet düzenlemeler yapıldı, adımlar atıldı. Aynı şekilde İlgililer, konunun uzmanları, Hocalar çokça anlattılar, anlatıyorlar, aydınlatmaya çalışıyorlar. Epeyce Kentsel Dönüşümde yapıldı.
Fakat bugün baktığımızda, yapılanların yeterli olmadığını görüyoruz. Diyorum ki artık Kentsel dönüşümü, anlatma zamanı geçti. Yani Konuşmak zamanı geçti. Risk alıp iş yapma zamanıdır. Kentsel dönüşüm acilen yapılması ve bitirilmesi gereken bir iştir. Aslında Türkiye’nin önünde duran; Kentsel Dönüşümden öteye, olası Depremlere karşı insanımızın canını kurtarmak vardır.
Kıymetli Misafirler,
Birazda meslek hayatımda neler yaptık, onları paylaşmak istiyorum. 1994 yılı sonunda İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştiraki KİPTAŞ’ı kurduğumuz günden 25 Aralık 2013 tarihine kadar kamuda görev yaptığım sırada; Çalışma arkadaşlarımla birlikte Vatan dedik, Bayrak dedik, Üretim dedik; Devlet terbiyesi içinde ve özel sektör dinamizmi ile bir çalışma gayreti gösterdik.
Bilimin ve yasaların dediklerini, Amirlerin söylediklerinden daha önde tutmaya çalıştık. Gerek KİPTAŞ’ta gerek TOKİ’de ve Emlak Konut’ta ve gerekse Bakanlıkta yaptığımız Konutlar ve Kamu binaları hem 1999 depremlerinde ve hem de 6 Şubat 2023 Elbistan ve Pazarcık depremlerinde iyi bir sınav verdi.
Öncelikle, Cenabı Allah’a binlerce şükürler olsun. Aynı şekilde şunu da söylemeliyim; Geri kalmış bir ülkede, Siyası ve politik mengenelere, engellemelere rağmen Bilimsel düzen oluşturmak çok zordur. İnşaat mühendisliği sistemini işletmek kolay değildir. Sıkı denetim yapmak kolay değildir.
Evet; 1999 depremlerinde ve daha sonraki depremlerde KİPTAŞ, TOKİ ve Bakanlık sürecinde yaptığımız Konutlar yıkılmadı. Çok Değerli Misafirler, Sevgili ve Saygılı Hemşehrilerim, Kardeşlerim. Çalışmalarımızdan çok kısa bahsetmek istiyorum.
Henüz mühendislik okulunu bitirmeden 1973 yılında; Vatan Caddesi Ordu evi arkası Arpaemini yokuşunda inşaatçılığa başladım. 22 yıl özel sektörde Müteahhitlik ve Mühendislik yaptım. Sonra 1995 yılı başında İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştiraki KİPTAŞ’ı kurduk.
“KİPTAŞ, -Ankara Büyükşehir Belediyesi Kuruluşu Metropol A.Ş.- TOKİ – Emlak Konut ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı” olmak üzere 2013 yılı sonuna kadar 5 değişik Devlet Kuruluşunda 18 yıl görev yaptım. Şimdi ise 10 yıldır işime bakıyorum.
Değerli misafirler önemli olduğunu düşündüğüm bazı noktaları da sizlerle paylaşmak istiyorum.
TOKİ’de çalışırken Türkiye’nin ve Dünyanın Konut ve Yerleşmeler yapısını incelemeye çalıştık.Ülkemizde gördük ki; özellikle Büyükşehirlere doğru bir göç dalgası var, ve gördük ki; Barınmaya ihtiyacı olan insanlarımızın ev alacak parası yok. Aynı şekilde Devlette de yeterli kaynak yok. Bu bakımdan; Alt gelir grubu ve yoksullara yönelik konut yapabilmek için Kaynak Geliştirme projeleri planlayarak kendi kaynağımızı ürettik.
Çalışmalarımızla şehirlerimizi; Çarpık yapılardan, Plan dışı kaçak yapılardan Depreme dayanıksız yapılardan, arındırmaya çalıştık.
Böylece; Alt gelir grubu ve yoksul vatandaşlarımızın ev sahibi olmalarına, Gecekondu ve kaçak yapılaşmaya yönelme imajının kırılmasına, sektörün disipline edilmesine ve fiyatların düşmesine, ekonomik gelişmeye ve istihdamın artmasına, hastaneler, okullar, sevgi evleri, karakollar gibi kamu binalarının hızlı bir şekilde yapılmasına,
Vatandaşlarımızın devlete güveninin artmasına odaklandık. Bu şekilde, planlı, fiziki altyapılı, konut projelerimizle yaşam standardının yükselmesine, aidiyet duygusunun artmasına ve sosyal gelişmeye, azami dikkat gösterdik. 81 ilimizin tamamında ve 800’ün üzerindeki ilçemizde ve hatta köylerimizde oluşturduğumuz projelerle sektöre öncü ve örnek olduk.
Modern hayatın gerektirdiği sosyal donatılar, okullar, sağlık ocakları, dini tesisler, yeşil alanlar, ulaşım sistemleri ve fiziksel alt yapılarla bezenmiş yerleşim alanları oluşturduk.
2003 yılı başından itibaren yaptığımız çalışmaların getirdiği tecrübe ve sorumlulukla 2011 yılında, İstanbul’da Uluslararası Konut Kurultayı yaptık. Bu kurultayda;
Dünyadaki ve Ülkemizdeki gecekondulaşmayı, kaçak yapılaşmayı ve deprem risklerini vurgulamaya çalıştık ve de kentsel dönüşümü masaya yatırdık. Dünyanın çeşitli ülkelerinden Konunun uzmanları Kurultayımıza iştirak ettiler, yapılan konuşmalar ve yapılan panellerle Kentsel Dönüşüm masaya yatırıldı. TOKİ’nin yaptığı çalışmaların birçok ülke tarafından örnek alındığı vurgulandı.
Yapmış olduğumuz Büyük Konut Kurultayından sonraki çalışma ve gayretlerle 2011 yılı Haziran ayında Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nı kurduk. Bende Kurucu Bakan oldum.
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın kurulmasıyla; siyasi irade netleşti, şehirlerde ve şehircilikte motivasyon arttı, büyük bir beklenti oluştu.
780.000 km2 ülke coğrafyasının tamamının kadastrosunu tamamlamaya çalıştık. Coğrafi bilgi sistemlerini geliştirerek; ülke çapında daha sağlıklı Mekansal Bölge Planlarını bitirmeye çalıştık. Ülke nüfusunun ülke coğrafyasına dengeli bir biçimde yayılması için planlama yaptık.
Özellikle Büyükşehirlerimizi, çevresindeki il ve ilçelerle birlikte planlayarak desantralize etmek istedik. 2011 yılındaki VAN depreminde büyük gayret gösterdik. Depremden sonra 6306 Sayılı “Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkındaki Kanunu” çıkardık.
Bu kanunun en temel gayesi ve hedefi; insanımızın canını korumaktır. Aynı şekilde bu kanunla; Afet Riski alanların dönüşümü, Mevcut yapı stoğunun iyileştirilmesi, yenileme alanlarında yapılan kentsel tasarımlarla altyapı ile ulaşım sistemlerinin ve sosyal donatıların geliştirilmesi,
Yeni yapıların yalıtımı tam, enerji tasarrufu sağlayan, yenilenebilir enerjileri kullanan ve çevre dostu yapılar olmasının sağlanması, yerel malzemelerin kullanımının yaygınlaştırılması sonucu üretim sektörünün geliştirerek, yeni iş olanaklarının oluşturulması ve afete duyarlı yerleşmeler elde edilmesi, hedeflenmiştir.
Programlamış olduğumuz kentsel dönüşüm projesinin ana ekseni, riskli binaların dönüştürülmesidir.
İnsanımızın canını korumaya yönelik bir projedir. İnsanımızın hayat hakkını, yaşama hakkını öne alan bir projedir. Aynı zamanda enerji tasarrufuna yönelik bir projedir. Çevreye duyarlı, yerleşimler oluşturmaya yönelik bir projedir.
Kentsel Dönüşüm; sadece eskiyen evleri, kaçak evleri, salaş evleri, afet riski taşıyan evleri yenilemek değildir. Aynı zamanda; gelişen, değişen dünyanın gerektirdiği konfora sahip evleri de üretmektir.
İnsanımızın hayat kalitesini arttırmaya yönelik bir projedir. Böylece Kentsel Dönüşümle; salaş yapılardan, kaçak yapılardan, afet riski taşıyan binalardan kurtulmak, amaçlanmıştır.
Çok Değerli Misafirler;
Deprem olacağını biliyoruz.
Esas itibariyle bizim yapmakta olduğumuz depremlerden sonra yara sarmak olmamalı.
İstiyoruz ki; Deprem olduğu zaman yıkacak bina bulamasın.
Deprem olduğu zaman yıkacağı bina bulursa, içinde insan olmasın. Derdimiz bu esas gayemiz bu, Can kaybı olmasın.
Biz buraya odaklanmalıyız, zannediyorum hala daha hedefi şaşırıyoruz. Gereğini, gerektiği kadar yapamıyoruz.
Depremi çokça anlatıyoruz, Kıymetli Hocalarımız Deprem Fay Hatlarını, Depremlerin olası şiddetlerini anlatıyorlar. Bana göre esas işimiz Ülkemizi; Depremlerde yıkılma riski taşıyan binalardan kurtarmak olmalıdır.
Bu doğrultudaki bilincimizi sorumluluğumuzu arttırmalıyız.
Kıymetli Arkadaşlar;
Tabi ki Kentsel Dönüşümü; Halka rağmen başarmak çok zordur. Ama Devlete rağmen de başarılamaz. Kentsel Dönüşümde ancak devlet-millet kaynaşması ve bütünleşmesi ile başarı yakalanır. Konu, devlet ve yerel yönetimlerin el birliğinin yanı sıra; halkın katılımı, sivil toplum kuruluşları ve ilgili tüm aktörlerin desteği ile olur.
Sektördeki tüm paydaşların, şehir plancılarından, mimarlardan, inşaat mühendislerine, harita, Jeoloji, Jeofizik mühendisleri, siyaset bilimci ve sosyologlarına kadar tüm disiplinlerin bu işe gönül vermesi, destek olması gerekmektedir.
Bugün görüyoruz; Kentsel Dönüşüm Kanunu’ndan istifade ile lüks konut yapılıyor.
Bizler ne yaparsak yapalım olası depremleri engelleyemeyiz.
Bu durumda bizim meselemiz;
Depreme dayanıklı binalar yapmak,
Depremlerde yıkılma riski olan binaları önceden planlı bir şekilde yıkmak, yenilemek olmalıdır.
Kentsel Dönüşüme engel olmak isteyenlere söylüyorum ki;
Evet;
Yerinde Dönüşüm esastır.
Anlaşma sağlanarak, rıza-i dönüşüm esastır.
Vatandaşımıza Devletimizin gerekli desteği vermesi ile hak sahiplerinin kendi dönüşümlerini yapması esastır.
Bunlar Doğru…
Fakat en temel olan husus daha önemli olan mesele, deprem olduğunda yıkılma riski olan binalarda insan olmamasıdır.
Esas olan canlar yok olmasın. Esas olan depremlerde insanlarımız ölmesin.
Çok yakın geçmişte, 1999 da olan Gölcük ve Düzce Depremleri, 2011 de olan Van Depremi,
6 Şubat 2023’te olan Pazarcık ve Elbistan Depremleri
Bu depremlere karşın; Japonya’da 1 Ocak 2024’te oldu ve bu depremde 161 kişi öldü. 7,6 şiddetindeki olan bu deprem bize gerekli dersi, yeterli mesajı vermelidir.
Kıymetli Arkadaşlar;
Görüyoruz ki; Refah seviyesi yüksek ve vatandaşlarına iyi eğitim vermiş Ülkeler Afete karşı daha duyarlı ve daha tedbirli.
Geçtiğimiz günlerde;
– 20.01.2024 – Gürün/Sivas – 4.4 Şiddeti
– 23.01.2024 -Kumluca/Antalya – 4.1 Şiddeti
– 25.01.2024 – Yeşilyurt/ Malatya – 5.3 Şiddeti
– 26.01.2024– Değirmenciuşağı/Adana- 4.3 Şiddeti
– 27.01.2024-KuşadasıKörfezi/EgeDenizi-5.1 Şiddeti
4 Şiddeti ve üzeri 5 tane deprem oldu. Yani Ülkemiz beşik gibi sallanıyor.
Acilen işe koyulma zamanı; hemen şimdi hem de Yapı Denetim Sistemini müşavirlik bazında ve bilimsel kaide üzerine oturtarak, dikkatle ve ciddiyetle çalışmaya başlamalıyız.
Kentsel Dönüşüm; çağdaş şehirlerin oluşturulmasını, çevre dostu, enerji verimliliği olan, yeşil binaların üretilmesini, doğal kaynakların korunmasını, yoksulluğun azaltılmasını, iş potansiyellerinin artırılarak ekonominin canlandırılmasını ve işsizliğin azaltılmasını, hepsinden daha önemlisi de can ve mal emniyetinin temin edilmesinin hedeflendiği bir Projedir.
Ezcümle;
Depremler vardır.
Kentsel Dönüşüm Ülkemizin gerçeğidir.
Kentsel Dönüşüm Ülkemizin geleceğidir.
Kentsel Dönüşüm Ülkemiz için kaçınılmazdır.
Kentsel Dönüşüm Ülkemizi kalkındıracak Projedir.
Sözlerimi bitirdim. Son söz olarak buradaki genç inşaatçılara ve gençlere; Bildikleri birkaç hususu tekrar hatırlatmak istiyorum.
Kıymetli misafirler, bugün Dünya’yı taşıyan, geliştiren, ekonomi ve refah oluşturan süreçlere baktığımızda en öne çıkan sektörler;
ENERJİ (yenilebilir Enerji)
EĞİTİM; Mesleki ve Teknik Eğitim (Çalışmayı seven, eli iş tutan, matematik ve yabancı dil bilen gençler yetiştirmek)
İLERİ TEKNOLOJİ; Bilişim, yazılım, AR-GE, İnovasyon, Robotik Zeka, Uzay Bilimleri, Uçak Sanayisi ve Silah Sanayisi
TARIM VE HAYVANCILIK (Gıda Üretimi)
İLAÇ SANAYİ VE VİTAMİN SANAYİ
Haberleşme, İletişim ve Ulaşım olarak söyleyebiliriz.
Yine belirtmek istiyorum;
Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısı sonucu Ukrayna’da çok büyük bir Kentsel Dönüşüm ve inşaat faaliyet alanı ve ihtiyacı doğacak;
Bize yakın ve çalışma ortamları iyi olacak gibi gözüküyor. Duyarsız kalmayalım.
Yine ifade ediyorum;
Bilgili, Ahlaklı, Eğitimli, Çalışkan, Dürüst, Sabırlı ve Cesur insandan istifade edilir. Bu tip insanlarla arkadaş olalım, ekip olalım.
Değerli Kardeşlerim,
Tecrübelerim bana öğretti ki;
Başkalarını haklarına saygılı olan,
İkna Kabiliyeti Yüksek,
Güzel Konuşma yapabilenler, ve
İyi sunum yapabilenler daha çok başarıyorlar.
Hepinize tekrar sevgilerimi ve saygılarımı sunuyorum.
Allah’a Emanet Olunuz.
]]>Modern Azerbaycan milli kimliğinin oluşmasında büyük rol oynayan, basın ve siyasi faaliyetleriyle hayatı boyunca ülkesinin bağımsızlığı ve toplumun aydınlanması için çalışan Resulzade’nin anısı, hem Azerbaycan’da hem de hayatının bir kısmını geçirdiği Türkiye’de yaşatılıyor. Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Resulzade’nin ülke için yaptığı hizmetleri göz önünde bulundurarak yıl boyunca çeşitli etkinliklerle anılması için kararname imzaladı.
Azerbaycanlılar için bağımsızlığın sembolü olan bir slogan haline gelen “Bir kere yükselen bayrak, bir daha inmez” sözlerinin sahibi Resulzade, 31 Ocak 1884’te Bakü’nün Novhanı köyünde doğdu.
Genç yaşından itibaren siyasetle ilgilenen Resulzade, Çarlık rejimi aleyhtarı bazı siyasi parti ve örgütlerde çalışmalar yürüttü, çeşitli gazete ve dergilerde yazdı.
Çar rejiminin baskıları karşısında 1909’da İran’a giderek burada gazetecilik yapan, siyasetle uğraşan Resulzade, meşrutiyet rejimi feshedildikten sonra İran’da da baskılarla karşılaşınca 1911’de Türkiye’ye gitmek zorunda kaldı.
Resulzade, daha sonra Bakü’ye dönerek Müsavat Partisine üye oldu ve 1917’de bu partinin Genel Başkanı seçildi.
Milli Konsey, Azerbaycan Cumhuriyeti’nin kurulmasını ilan etti
Resulzade, 1918’de Azerbaycanlı aydınların oluşturduğu Milli Konseyin Başkanı seçildi ve 28 Mayıs 1918’de Milli Konsey, Azerbaycan Cumhuriyeti’nin kurulmasını resmen ilan etti.
Resulzade, 4 Haziran 1918’de Azerbaycan ve Osmanlı devleti arasında imzalanan dostluk ve işbirliği anlaşmasına Azerbaycan adına imza attı.
18 Haziran 1918’de Resulzade başkanlığındaki bir heyet, yeni kurulan Kafkasya devletlerinin tanıtılması için düzenlenen konferansa katılmak üzere İstanbul’a geldi. 15 Eylül 1918’de, “Kafkas İslam Ordusu” ismi verilen Osmanlı ordusu, Bakü’yü Ermeni ve Bolşevik çetelerden kurtardı ve bu haberi, Resulzade’ye dönemin Harbiye Nazırı Enver Paşa verdi.
Bakü’ye dönen Resulzade, hükümette yer almasa da Müsavat Partisi Genel Başkanı olarak parlamentoda aktif çalışmalar yürüttü, hükümetin faaliyetini yönlendirdi.
Resulzade, 1947’de Türkiye’ye yerleşti ve Türk vatandaşı oldu
Bolşeviklerin, Azerbaycan’ı işgalinin ardından tutuklanarak Moskova’ya götürülen Resulzade, Stalin’in ısrarlarına rağmen işbirliği yapmayı kabul etmeyerek Sovyetler Birliği’ni terk etti.
Fransa, Finlandiya, Polonya ve Almanya’da yaşayan Resulzade, Sovyet karşıtı yayımlar yaptı, Azerbaycan’ın işgal altında olduğunu dünyaya duyurmaya çalıştı.
Resulzade, 1947’de Türkiye’ye yerleşti, Bakanlar Kurulu kararıyla Türk vatandaşı oldu.
Ankara’da 1949’da Azerbaycan Kültür Derneğini kuran Resulzade, kitaplar yazarak, konferanslar düzenleyerek ülkesinin durumunu anlatmayı sürdürdü.
Resulzade, 6 Mart 1955’te Ankara’da vefat etti ve cenazesi Cebeci Asri Mezarlığı’na defnedildi.
Resulzade’nin kurduğu ve merkezi Ankara’da bulunan Azerbaycan Kültür Derneği, Türkiye’de faaliyet gösteriyor.
Türkiye’de birçok il ve ilçede sokak ve caddelere ismi verilen Resulzade’nin anısı, Ankara Çankaya’daki Mehmet Emin Resulzade Anadolu Lisesi’nde de yaşatılıyor.
“Azerbaycan’ın bağımsızlık mücadelesini yaşamının sonuna kadar sürdürdü”
Resulzade konusunda çok sayıda kitap kaleme alan Çapar Tarih Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Dr. Dilgam Ahmad, Resulzade’nin sadece Azerbaycan ve o dönemki tabirle Rusya Müslümanları için değil tüm Türk dünyası için çok önemli şahsiyet olduğunu söyledi.
Ahmad, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Resulzade’nin Azerbaycan’da kurulan ilk siyasi partinin lideri olduğunu belirterek “Resulzade, demokratik, çağdaş ve laik bir devlet kurmuştur. Çağdaş Azerbaycan Anayasası’nda, ülkenin, Resulzade’nin kurduğu cumhuriyetin hukuki varisi olduğu belirtiliyor. 7 Aralık 1918’de Azerbaycan Parlamentosunun açılışında söylediği ‘Bir kere yükselen bayrak, bir daha inmez’ sözü bugün tüm Azerbaycanlıların ön önemli şiarıdır.” dedi.
Azerbaycan’ın Sovyet Rusya tarafından ilhak edilmesiyle Resulzade’nin ülkeyi terk etmek zorunda kaldığını hatırlatan Ahmad, “Resulzade, Azerbaycan’ın bağımsızlık mücadelesini muhaceret hayatında da yaşamının sonuna kadar sürdürdü.” diye konuştu.
]]>100 yıl önceki o refahta, İngiltere’ye yaptıkları kırmızı et ihracatının büyük payı vardı.
Bugün ise, içinde bulundukları ekonomik kriz nedeniyle Dünya Bankası’nın kişi başı gayrı safi yurtiçi hasıla listesinde 70.’liğe gerilemiş durumdalar.
Artık ülkedeki pek çok kişi, çayırlarda otlamaya devam eden ineklerin etini satın alamıyor.
20’lerinin başında, başkent Buenos Aires’in izbe bir mahallesinde yaşayan Oriana ve Samir çifti de onlardan biri.
Oriana “Çok zor durumdayız. Sürekli ay sonunu nasıl getireceğiz diye düşünüyoruz” diyor ve ekliyor:
“Biftek ülkesiyiz ama paramız yalnızca tavuk almaya yetiyor.”
Hatta tavuk da artık bir lüks haline gelmiş.
Geçen yıl enflasyon yüzde 211 ile 30 yılın zirvesine çıkmıştı.
Yalnızca Aralık’taki aylık enflasyon yüzde 25 oldu.
Genç çift kızları Ciara, Samir’in ebeveynleri ve erkek kardeşiyle küçük bir evi paylaşıyor.
Faturaları ödeyebilmek için büyük bir çaba harcamaları gerekiyor.
Gıda fiyatlarının yanı sıra kira, elektrik ve ulaşım maliyetleri de her ay artıyor.
Her şeyin fiyatı artarken kuryelik yapan Samir’in geliri ekonomik kriz nedeniyle azalmış.
Sokaklardaki insanların artan çaresizliği de onu endişelendiriyor.
“Elinizden cep telefonunuzu almak için sizi öldürebilirler” diyor.
Resmi verilere göre nüfusun yüzde 40’ından fazlası yoksulluk sınırı altında.
Pek çokları, gerçek oranın daha yüksek olduğunu düşünüyor.
Oriana da, Samir de Arjantin’in yeni lideri Javier Milei’ye oy verdi.
Radikal sağcı Milei geçen yıl oyların yüzde 55’ini alarak iktidara geldi.
Samir “O halkın sorunlarını anlıyor. Arjantin’in enflasyonla mücadele için ihtiyacı olan kişi o” diyor.
Fakat herkes bu kadar emin değil.
12 adet tatlıcı ve bakkal zinciri olan Claudio Paez bir zamanlar başarılı bir iş insanıydı.
Fakat halkın alım gücünün düşmesi sonucu dükkanlarını kapatmak zorunda kalmış.
Bugün yalnızca iki dükkanı açık ve işlerin daha da kötüleşmesini bekliyor:
“Ekonomik sorunlar üç ay daha devam ederse giderlerim gelirlerimden daha fazla olacak.”
Maddi sorunlar karşısında halk yeni çözümler üretmeye çalışıyor.
Claudio’nun dükkanlarından birinin yanına park eden bir minivan 1 ABD dolarına 12 yumurta satıyor.
İlgi yüksek, aracın önünde kuyruk oluşmuş. Fakat polisin gelip bu kayıt dışı satışı cezalandırmasından korkan satıcı, fazla kalamadan hareket ediyor.
Buenos Aires sokakları hâlâ 19. yüzyıldaki hızlı ekonomik büyüme döneminde yapılmış gösterişli binalarla dolu.
Fakat önlerinde kayıt dışı sokak satıcıları ve korsan taksiler bekliyor.
Salta Ulusal Üniversitesi’nin resmi verileri kullanarak yaptığı bir analiz, işgücünün yarısının gayrı resmi bir şekilde çalıştığını gösteriyor.
Seçimden hemen önce eski hükümetin çıkardığı bir yasa sonucu ülkede gelir vergisi ödeyen kişi sayısı epey azaldı.
Bu, kasasında para kalmamış ve gelire ihtiyacı olan bir ülke için kötü haber.
Arjantin kazandığından daha fazlasını harcıyor.
Uluslararası Para Fonu’na (IMF) borcu 44 milyar dolar civarında.
Aynı zamanda IMF’ye en fazla borcu olan ülke konumunda.
President Milei says he has answers to the economic crisis. An economist by training, he’s a devout believer in untrammelled free markets and a shrunken state. On the campaign trail, he garnered plenty of attention by waving a real chainsaw in the air, to signal his commitment to cost-cutting.
He also promised to blow up the central bank and get rid of the local currency – the peso – altogether, and replace it with the US dollar. Both those ideas are currently on the back-burner, not least because the government itself is so short of dollars.
Instead, President Milei has devalued the peso by half to boost competitiveness. And he’s slashed the number of government ministries by a similar amount.
And, with a raft of proposals known as the “Omnibus” bill currently before Congress, it’s now the turn of public spending.
“For the last 30 years,” says analyst Sergio Berensztein, “we’ve been printing money like maniacs, which is why we have such high inflation. Now, for the first time, we have a president who understands the problem.”
The only solution, says Mr Berensztein, is to try to balance the budget, something the government’s promised to do by the end of this year. But it’s going to be “rough”, he adds.
Milei net bir oy farkıyla iktidara gelmiş olsa da partisinin Kongre’de çoğunluğu yok. Hatta bir çoğunluktan epey uzaklar.
Özgürlük Gelişimi adlı partisi 2021’deki yasama seçiminde sandalyelerin yalnızca yüzde 15’ini kazanabilmişti.
Buna ek olarak ülkedeki güçlü muhalefet, sendikalarda etkili.
Sendikalar geçen hafta bir genel grev yaptı ve ülkede on binlerce insanın katıldığı büyük gösteriler düzenledi.
Danışmanlık şirketi Cafeidas Group’tan Juan Cruz Diaz, Milei’nin önerdiği değişikliklerin ülkeye zarar verebileceğini söylüyor:
“Milei’ye oy verenlerin çoğu bir değişim istiyordu. Fakat bu, ekonomi ve devlet yapısına dair liberter yaklaşımını destekledikleri anlamına gelmiyor.”
Kongre önümüzdeki hafta Milei’nin önerilerini oylayacak.
Kabul edilip edilmeyeceklerini kestirmek zor.
Dahası kabul edilseler bile enflasyonun düşeceğinin bir garantisi yok.
Ve seçmenler için en önemli konu da enflasyonun düşmesi.
Diaz, yeni devlet başkanının ekonomideki durumu değiştirip insanlara nefes aldırması için “birkaç ayı olduğunu” söylüyor.
Milei’nin seçmenleriyle balayı kısa sürecek gibi gözüküyor.
]]>‘CHP’NİN YAPISI BU, KARAKTERİ BU, CİBİLLİYETİ BU’
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, konuşmasının ardından programa katılan gençlerin sorularına yanıt verdi. Erdoğan, mevcut muhalefet partilerine ilişkin düşüncelerinin sorulması üzerine, “Muhalefet gün geçtikçe daha da kötüye gidiyor. Zaten şu anda paramparça olmuş durumdalar. İşte örneğin Eskişehir. Eskişehir’de bunların yaptığı ne var? Çünkü yönetim dediğiniz zaman akla altyapı gelir, üstyapı gelir. Peki bunlarda bu var mı? Yok. Şimdi biz inşallah Nebi kardeşimle bir taraftan yerel idareyi alacağız, onunla birlikte Tepebaşı, Odunpazarı, diğer ilçeler bunları toparlayacağız ve merkezi yönetim olarak da biz onların yanında olacak ve Eskişehir’in ne eksiği varsa, buraya gelirken şimdi baktık ki kentsel dönüşüm noktasında atılmış bir adım yok. Yahu ne işe yarıyorsun sen? Bu gecekondular, çarpık yapılaşma, Eskişehir’e bu yakışıyor mu? Yakışmıyor. Öyleyse Eskişehir’i yeniden ayağa farklı bir şekilde kaldırmak için nasıl spor tesislerini Eskişehir’e biz yaptıysak inşallah kentsel dönüşümle de Eskişehir’imizi farklı bir şekilde ayağa kaldıracağız. Biz İstanbul’u aldığımız zaman çöp, çukur, çamur, öyle aldık. İstanbul susuzdu ve tankerlerle İstanbul’da su dağıtıyorlardı, öyle su filan bulamazsın, yok. CHP’nin yapısı bu, karakteri bu, cibilliyeti bu. Şimdi inşallah Nebi kardeşimle biz burayı aldığımızda, burada susuzluğu çözmek bizim işimiz. AK Parti bu işlerin imtihanını başarıyla vermiş. Bundan sonra da nerede böyle bir imkansızlık varsa bu işi biz çözeriz. Bu bizim mesleğimiz hale gelmiş” dedi.
‘BUNLAR YENİLE YENİLE DOYMAZLAR’
Erdoğan, “Sizce bu seçimlerden sonra aynı kurultay tablosu yaşanacak mı? Bir yenilgi ile gönderdiğiniz Kılıçdaroğlu’nu yine bir yenilgi ile geri getirecek gibisiniz” sorusuna şöyle yanıt verdi:
“Sayın Kılıçdaroğlu’nu ben niye geri getireyim? Zaten 18 kez gitmiş. Onu gönderenler onu düşünsün, biz işimize bakalım. Bizim yapacak çok işimiz var. Biz işimize bakacağız. Bunlar yenile yenile doymazlar. Ama biz işimize bakacağız, çok daha fazla neler yaparız, buna bakacağız. Şimdi bu yerel seçimlerde inşallah bizler ciddi manada mevcut büyükşehir belediyelerimizi, il belediyelerimizi kaça çıkartacağız, onun hesabı içerisindeyiz. Cumhur İttifakı olarak bu sayıyı ne kadar yükselteceğiz buna bakacağız ve gümbür gümbür inşallah geleceğiz.”
‘BUNLAR, TURİST GEZİNİN TANIMINI SORSANIZ BİLEMEZLER’
Erdoğan, Türkiye’nin insanlı ilk uzay yolculuğunun bazı kesimlerce ‘turistik gezi’ olarak nitelendirilmesiyle ilgili soruya ise “Bunlar, turistik gezinin tanımını sorsanız bilemezler. Sen uzaya gidiyorsun bunun adını ‘turistik gezi’ koyuyorlar. Bunlar, bunun getirisi nedir, bunu düşünemeyecek kadar zavallı. Biz, inşallah çok daha kısa bir zamanda artık uzaya gidişlerde bütün imkanlarımızı, kendi araçlarımızı yapar hale geleceğiz, savunma sanayisinde yaptıklarımız gibi” yanıtını verdi.
‘2’NCİ UÇAK GEMİMİZİ KENDİ TERSANEMİZDE YAPACAĞIZ’
Erdoğan, Türkiye’nin uçak gemisini ve çeşitli robotları yaptığını belirterek, “Göreve geldiğimizde yüzde 20 olan Türkiye’nin savunma sanayisindeki gücünü yüzde 80’e çıkarttık. Hedef yüzde 100’e ulaşmak. Çünkü bunu yapamadığınız zaman önüne gelen pısırıklar size kafa tutar. Şimdi 2’nci uçak gemisini yapacağız ve bunu da kendi tersanemizde yapacağız” dedi.
‘NETANYAHU KENDİ ÜLKESİNDE LANETLİ HALE GELDİ’
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Uluslararası Adalet Divanı’nın İsrail’le ilgili kararına ilişkin değerlendirmesinin sorulması üzerine, “Şu anda çıkan bu karar, İsrail’in beklemediği bir karar oldu. Biz, beklediğimiz neticeyi aldık. Ancak bu yeterli değil ve bunu genişletmenin gayreti içerisindeyiz. Onun için de bu davayı açan Güney Afrika Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı’na teşekkür ettim ve bundan sonraki süreçte de yanınızdayız ama bunu devam ettirelim dedik. Bunun yanında başka bazı ülkeler de bu yola başvuracaklar. Hepsinden ötesi Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda çıkan netice çok önemliydi. 121 ülke, İsrail’in soykırımını kabul ettiler. Amerika, yanında sadece 9-10 ülkeyle kaldı. 40 ülke çekimser kaldı. Onlar da yavaş yavaş bizim yanımıza gelmeye başladılar. Biz bu süreci devam ettireceğiz. Netanyahu kan kaybediyor. Çok daha kan kaybedecek. Şu anda Netanyahu kendi ülkesinde lanetli hale geldi ve lanetlenecek. İnsanlık lanetleyecek onu. O çocukların ahı, kadınların ahı yerde kalmaz. Biz kovalıyoruz o kaçacak. Sonunda zafer hakka inananların olacak” diye yanıt verdi.
]]>Bodnar, Ukrayna’nın Ankara Büyükelçiliğinde AA muhabirine, Türkiye-Ukrayna ilişkileri ve Rusya-Ukrayna Savaşı’na ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Türkiye ile Ukrayna’nın 3 Şubat 1992’de diplomatik ilişkilerini tesis ettiğini ve bu süreçte birçok başarı sağlandığını aktaran Bodnar, ikili ilişkilerin 25 Ocak 2011’de Stratejik Ortaklık Seviyesi’ne yükseltildiğini hatırlattı.
Bodnar, mevcut siyasi duruma işaret ederek, “Çok önemli olayların eşiğinde bulunduğumuz bu dönemde, özü itibarıyla çok güçlü ve çok önemli bir stratejik ortaklık geliştiriyoruz.” diye konuştu.
“Çok güçlü bağlarımız var”
Türkiye ile Ukrayna arasında “özel bir ortaklık” olduğunu anlatan Bodnar, karşılıklı olarak pasaportsuz seyahat imkanı ve vatandaşların üç ay boyunca vizesiz Türkiye veya Ukrayna’da kalabilmesini bu ortaklıklara örnek gösterdi.
Bodnar, Rusya-Ukrayna Savaşı’ndan önce Türkiye ile Ukrayna arasında Serbest Ticaret Anlaşması (SAT) imzalandığını, bu anlaşmanın 2024 yılında uygulanmaya koyulmasını umduklarını söyledi.
İki ülkenin turizm alanındaki işbirliğine de değinen Büyükelçi Bodnar, savaştan önceki dönemde çok sayıda Ukraynalının Türkiye’yi ziyaret ettiğini ve bunun turizm alanında en önemli başarılardan biri olduğunu aktardı.
Bodnar, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin “güçlü bir ilişkiye sahip” olduğu değerlendirmesini yaparak, “korkunç savaş” döneminde Türkiye’nin çok güçlü desteğini hissettiklerinin altını çizdi.
Savaştan sonra Türkiye’de yaşayan çok sayıda Ukraynalının arasında birçok yetim çocuğun bulunduğunu anlatan Bodnar, “Dolayısıyla çok güçlü bağlarımız, çok önemli işbirliklerimiz ve çok verimli bir geleceğimiz var, çünkü aynı zamanda gelecek için, yeniden yapılanma için, birlikte çalışmak için, uluslarımızın yararı için birlikte çalışıyoruz.” ifadelerini kullandı.
Bodnar, iki ülke arasında gelenek, kültür, mutfak gibi çok fazla konuda benzerlik olduğunun, Ukrayna’da çok sayıda Türk vatandaşının yaşadığının altını çizerek, iki ülkenin aynı zamanda Karadeniz kültür mirasını da paylaştığını, Osmanlı mirasından gelen pek çok ortak noktaları bulunduğunu belirtti.
Türk iş dünyasının Ukrayna’daki etkisi
Büyükelçi Bodnar, Türk şirketlerinin Ukrayna’daki etkisine atıfta bulunarak, “Türk iş dünyası çok cesur, savaşa rağmen Türk işletmeleri Ukrayna’da büyümeye devam ediyor.” diye konuştu.
Türk şirketlerinin Ukrayna’da “çok iyi iş” yaptığını vurgulayan Bodnar, Türk firmalarının çeşitli alanlardaki varlığına işaret etti ve diğer firmaları da Ukrayna’ya davet etti.
Bodnar, Türkiye ve Ukrayna’dan üst düzey katılımlarla ülkesinin yeniden yapılanması konusunda gelecek hafta İstanbul’da bir forum düzenlenmesinin planlandığını, bu toplantının şirketleri Ukrayna’ya çekmek için önemli olduğunu kaydetti.
Rusya-Ukrayna Savaşı’nın iş dünyası için risk oluşturduğuna ve yeniden inşa sürecinin önemine işaret eden Bodnar, “Savaştan sonra pazarın istekli tüm şirketler için tamamen açık olacağına inanıyoruz. Projeleri hayata geçirmek ve Ukrayna’nın yeniden inşasına yatırım yapmak isteyenler için gerekli koşulları yaratacağız.” diye konuştu.
Bodnar, savaşın başlamasının ardından Türk yetkililerin, Ukrayna’ya destek verdiğini ve barış için çalışmalarda bulunduğunu söyleyerek, Türkiye’nin, Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy tarafından ortaya konan “Barış Formülü”nün toplantılarına katılmasından duydukları memnuniyeti dile getirdi.
“Karadeniz Tahıl Girişimi için minnettarız”
Türkiye’nin çabalarıyla Birleşmiş Milletler (BM) arabuluculuğunda hayata geçirilen Karadeniz Tahıl Girişimi’nin gıda güvenliği konusundaki önemine ve Türkiye’nin buradaki konumuna da değinen Bodnar, “Karadeniz Tahıl Girişimi, Türk diplomasisinin başarılarından biriydi ve bunun için gerçekten minnettarız.” değerlendirmesinde bulundu.
Bodnar, Karadeniz Tahıl Girişimi’nin önemli getirilerine vurgu yaparak, “Çoğunlukla Ruslar tarafından yayılan, tahılın ihtiyacı olan ülkelere gitmediğine dair pek çok ses duyduk ama bu doğru değil.” dedi.
Tahılın belirli bir miktarının Türkiye’ye teslim edildiğini ve burada işlendiğini kaydeden Bodnar, bunların Afrika ve Asya ülkelerine yollandığını da aktardı.
Büyükelçi Bodnar, “Ukrayna’dan Tahıl” isimli girişimlerinin de olduğunu belirterek, ortaklarıyla birlikte ihtiyaç sahibi ülkeler için çalıştıklarının altını çizdi.
Karadeniz Tahıl Girişimi’nin “işlevselliğine” dikkati çeken Bodnar, Rusya’yı bu girişimin dışına çıkmak ve yaptırımları devre dışı bırakmakla suçladı. Ukrayna Büyükelçisi, “Şimdi Ukrayna gıdasının uluslararası pazarlara ulaştırılması için daha elverişli koşulların yaratılmasına yönelik olası fırsatlar üzerinde çalışalım.” diye konuştu.
Bodnar, Ukrayna limanlarından, Türk boğazları üzerinden uluslararası pazarlara güvenli rotalar oluşturulduğunu kaydederek, Türkiye’ye Karadeniz’deki mayın temizleme çalışmaları için teşekkür etti.
Rusya-Ukrayna Savaşı’ndaki güncel duruma değindi
Savaştaki güncel duruma da değinen Bodnar, “Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırganlığı söz konusu. Biz toprağımızı, vatanımızı ve halkımızı savunuyoruz.” diye konuştu.
Bodnar, Ukrayna’nın savaştaki durumunu “Türkiye’nin Kurtuluş Savaşı’ndaki bağımsızlık mücadelesine” benzeterek, Ukrayna’ya yardım yapan ülkelere teşekkür etti ve Türkiye’nin de savaşın başından itibaren ülkesine yardımda bulunduğunu kaydetti.
Rusya’nın askeri ekipman açısından üstün olduğunu dile getiren Büyükelçi Bodnar, “Eğer müttefiklerimiz tarafından teslim edilen 100 tank ile Ruslar tarafından cepheye teslim edilen 2 bin tankı karşılaştırırsanız, bu yetersiz bir karşılaştırma olur.” ifadelerini kullandı.
Bodnar, Ukrayna’ya yardımların devam edeceğine inandıklarını vurgulayarak, “Ancak her ülkenin kendi çıkarları olduğunu, kendi sorunları olduğunu ve şu anda ABD’de gördüğümüz gibi kendi sıkıntıları olduğunu anlıyoruz. Avrupa Birliği (AB) içindeki tartışmaları da görüyoruz.” dedi.
Bu durumun Ukrayna’yı etkilediğine işaret eden Bodnar, “Bunun Ukrayna’daki durum üzerinde etkisi var, ancak yine de Ukraynalı askerlerin morali üzerinde etkisi yok ve bizde herhangi bir tavize yol açmıyor. Dolayısıyla, Ukrayna’ya dayatılacak olan Batı’nın ya da Doğu’nun iradesi değildir. Bu sadece Ukrayna halkının topraklarımızı savunma iradesidir ve geleceği onlar belirleyecektir.” diye konuştu.
Bodnar, Ukrayna’nın, barış görüşmelerine başlamak için “Rusya’nın güçlerini geri çekmesini” istediğini vurgulayarak, çekilme olmadan yapılacak bir anlaşma halinden savaşın devam edebileceğini ya da birkaç yıl içinde yeniden çıkabileceğini savundu.
Ukrayna’nın savaşta başarılı olması durumunda bunun Türkiye’nin de çıkarına olacağını, Karadeniz’in daha istikrarlı, daha güvenli ve ekonomik işbirliği için daha uygun hale geleceğini söyleyen Bodnar, ülkesini “Türkiye’nin dostu” olarak tanımladı.
Bodnar, Türkiye ile Ukrayna’nın teknoloji ve savunma sanayisinin de dahil olduğu çeşitli alanlarda işbirliği içinde olduğunu sözlerine ekledi.
]]>Akar, Meclis’te gazetecilerin sorularını yanıtladı, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. ABD’nin Türkiye’ye F-16 satışına yönelik son durumun sorulması üzerine Akar, iki ülkenin NATO müttefiki olduğunu hatırlattı.
Güçlü ve yenilenmiş filoların sadece Türkiye’nin değil NATO’nun da güçlenmesi demek olduğunu vurgulayan Akar, “İçinde bulunduğumuz ortama, çevremizdeki gelişmelere baktığımızda güçlü bir Türkiye NATO için her zamankinden daha lazım, daha gerekli.” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın direktifleriyle bazı milletvekillerinin daha önce ABD’ye giderek kongre üyeleriyle görüştüklerini hatırlatan Akar, görüşmelerde meselenin sadece Türkiye ve Amerika ile ilgili değil, NATO’nun güvenlik meselesi olduğunun izah edildiğini belirtti.
Temasların devam ettiğini kaydeden Akar, “Önümüzdeki günlerde bu işin olumlu şekilde sonuçlanacağını bekliyoruz, umuyoruz. Müttefikliğin, dostluğun gereği bu. Ülkelerimizin savunması, güvenliği bakımından NATO’nun gücü, kuvveti bakımından da doğrusunun bu olduğuna inanıyoruz ve bekliyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
-“NATO’ya üyeliğinin yolu açıldı”
Bir gazetecinin İsveç’in NATO’ya Katılımına İlişkin Protokolün onaylandığını hatırlatması üzerine Akar, Madrid’de imzalanan üçlü muhtırayı anımsattı.
Türkiye’nin beklentisinin muhtıradaki taahhütlerin yerine getirilmesi olduğunun altını çizen Akar, Finlandiya’nın çalışmalarını yapıp bitirdiğini ve bu ülkenin NATO üyeliğiyle ilgili sürecin tamamlanma aşamasında olduğunu söyledi.
İsveç’in de bu konuda ciddi girişimlerde bulunduğunu ifade eden Akar, konuşmasına şöyle devam etti:
“Bu hukuki çalışmalar bir süreç. Bir anda yasaların çıkması, yönetmeliklerin değişmesi, yenilerinin çıkması mümkün olmuyor. Bu konuda sürecin başladığı noktasında başbakan, bakan ve büyükelçi düzeyinde açıklamalar var. Bunlar Dışişleri Bakanlığımız tarafından takip ediliyor. İsveç’in NATO’ya üyeliğinin yolu açıldı.”
İsveç’te Kur’an-ı Kerim yakılması eylemlerinin hatırlatılması üzerine Akar, “Kur’an yakmak ne demek? Alçaklık, şerefsizlik, namussuzluk, insanlık dışı. Ama İsveç de ‘Ben yakmadım, yasalarım böyle’ diyor. Nitekim onlar da kanunları değiştiriyorlar şimdi. ‘Bunları düzelteceğiz’ diyor. Başladılar. Attıkları adımlar var, bize gelen şeyler var.” yanıtını verdi.
“Süreci yakından takip ediyoruz”
Eurofighter savaş uçaklarının alımına ilişkin son durumun sorulması üzerine Akar, sürecin başından beri Türkiye için F-16’ların tek adres olmadığının vurgulandığını kaydetti.
Seçeneklerden birinin de Eurofighter savaş uçakları olduğunu, konuya dair daha önce o dönemki İngiltere Savunma Bakanı Ben Wallece ile görüştüğünü hatırlatan Akar, “Değerli dostumuz Savunma Bakanı Ben Wallece her şeyi anlattı, gösterdi. İngiltere olarak girişimlerde bulundular. Almanya’nın çekinceleri var. İtalya, İngiltere ‘evet’ diyor. Hepsi bir süreçtir. Süreci yakından takip ediyoruz. Önemli olan Silahlı Kuvvetlerimizin etkin, caydırıcı ve saygın gücünün her zamankinden daha çok gerekli olduğu… Türk Silahlı Kuvvetlerinin güçlü olması sadece Türkiye için değil içinde bulunduğumuz ittifak için de önemlidir.” değerlendirmesinde bulundu.
Türkiye’nin Pakistan ile İran arasındaki gerilimde arabuluculuk rolünü geliştirip geliştirmeyeceğine yönelik soru üzerine Akar, Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın liderliğinde uluslararası ortamda özne haline geldiğini ve bunun görülmesi gerektiğini söyledi.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Pakistan ve İranlı muhataplarıyla görüştüğünü hatırlatan Akar, İran ve Pakistan’ın barış, huzur ve karşılıklı güven içerisinde ilişkilerini geliştirmesinden yana olduklarını vurguladı.
“En hafif tabiriyle ahlaksızlık”
İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarına ilişkin, “Etnik temizlik, soykırım. Hukuk ve insanlık bitti” ifadelerini kullanan Akar, bu duruma sessiz kalan ülke yönetimlerinin aksine ABD halkı dahil bütün halkların, insani kaygı taşıyan herkesin yaşananlara karşı ayağa kalktığına işaret etti.
İsrail’in kendi vatandaşlarının dahi Netanyahu yönetimine karşı duruş sergilediğini belirten Akar, şöyle devam etti:
“Fakat Siyonazi diye adlandırılan Netanyahu ve onun etrafındaki avanesi maalesef kendi menfaatleri, şahsi hesapları ve planları için oradaki masum insanların, bebeklerin, kuvözdeki çocukların ölmesine göz yumuyorlar. Burada ciddi bir vahşet, katliam var. Bir tarafta nükleer silahı dahi olan bir İsrail ordusu, diğer tarafta sapan taşından başka bir şeyi olmayan insanlar. Burada tabii hiçbir seçicilik yok. Siz binayı bombalarsınız, orada Hamas mı var, insanlar mı var? Böyle bir operasyon olabilir mi? Buna göz yumulabilir mi? Buna ‘evet’ denilebilir mi? Bu en hafif tabiriyle ahlaksızlık. İnsanlık dışı eylemler bunlar. Kabul edilebilir değil. Böyle bir vahşet, dünya tarihinde yok. Kabul edilemez. Bazı yönetimler, daha önce Netanyahu’ya karşı mülayim davranırken, şimdi herkes karşı. Kendi kamuoylarından dolayı karşı olmak mecburiyetinde hissediyorlar.”
]]>Teklif görüşmelerinde söz alan Saadet Partisi Grup Başkanvekili İsa Mesih Şahin, Türkiye’nin menfaatine gördükleri önemli konulara bugüne kadar destek verdiklerini, destek vermeye de devam edeceklerini söyledi.
İsveç’in NATO üyeliği konusunda üzerine düşen sorumluluklar olduğuna dikkati çeken Şahin, şöyle devam etti:
“TBMM’nin tercihi, bugün artık neredeyse tam üye gibi kabul gören, NATO toplantılarına ev sahipliği yapan ve tatbikatlara katılan İsveç’in üyeliğinin onayı yönünde gerçekleşirse İsveç’in ülkemize yönelik taahhütlerini yerine getirmesi hususunun da yakın takipçisi olacağız. Bunlardan hareketle oy tercihimiz, iktidarın dış politikasındaki yanlış politikaları not ederek, bunların her zaman karşısında olarak, Türkiye’nin önümüzdeki dönemde bölgede ve uluslararası arenada yalnızlaşmaması ve dışlanmaması adına Gelecek Partisi olarak İsveç’in NATO üyeliğine karşı çıkmadığımızı beyan etmek istiyorum.”
Saadet Partisi İstanbul Milletvekili Mustafa Kaya ise İsveç’in NATO’ya üye olabilmesi için Türkiye’nin taleplerini yerine getirmesi gerektiğini belirterek, “Dışarıdaki tartışmalar ne olursa olsun 1 Mart 2003’te gösterdiğimiz iradeyi göstererek bu tezkereye, İsveç’in NATO’ya girişine ‘hayır’ demeliyiz. Saadet Partisi olarak kararımızın ‘hayır’ olacağını ifade ediyorum.” diye konuştu.
“Talepler tam olarak gerçekleşinceye kadar İsveç’in NATO üyeliğinin karşısında duracağız”
İYİ Parti Grup Başkanı Koray Aydın ise Türkiye’nin, İsveç’in NATO’ya katılımı konusunda vereceği karardan geri dönüş olmayacağını, bir kez “evet” dedikten sonra elindeki tüm müzakere ve pazarlık imkanından yoksun kalacağını savundu.
ABD ve İsveç’in vaatleri ile sözlerinin İsveç’in NATO’ya üyeliğinin onaylanması için asla yeterli olmadığını ifade eden Aydın, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu üyeliğe ‘evet’ denildiğinde Stockholm sokaklarında yarın yine bebek katili terörist Öcalan’ın posterlerinin sallanmayacağının garantisi var mıdır? Kısa bir süre sonra idrak edeceğimiz ramazan ayında yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’e şerefsizce bir saldırı girişimi olursa saldırganların İsveç polisince korunmayacağının garantisi var mıdır? FETÖ’cü hainlerin İsveç göçmen bürolarında cirit atmayacağına dair size bir garanti verilmiş midir? Türk milletinin tamamı da bu soruların cevabını merak etmektedir. Ne oldu da değiştiniz, vazgeçtiniz? Bu cevaplar verilmedikçe de tarih ve millet huzurunda yargılanacaksınız.”
Teklifin geri çekilerek, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Genel Kurulda milletvekillerini bilgilendirmesini talep ettiklerini söyleyen Aydın, “Bu gerçekleşmediği sürece İsveç’e verilecek onayın vebaline İYİ Parti asla ortak olmayacaktır. Türk milletinin yüksek çıkarları doğrultusunda ifade ettiğimiz bu talepler tam olarak gerçekleşinceye kadar İYİ Parti olarak İsveç’in NATO üyeliğinin karşısında duracağız.” dedi.
İYİ Parti Ankara Milletvekili Kürşad Zorlu da Türkiye’nin güvenliğine katkı sağlayacak gelişmelerin değil, Türkiye’ye ve Türk milletine yapılabilecek her türlü dayatmanın karşısında olduklarını dile getirerek, “Makul ve kabul edilebilir adımlar atılmadığı takdirde en başından bu yana sürdürdüğümüz tutarlı çizgimizi koruyacağımızı ve ‘hayır’ oyu vereceğimizi Türk milletine beyan ederiz.” diye konuştu.
“MHP Grubu olarak ilgili protokolün onaylanmasına katkı sağlayacağız”
MHP Erzurum Milletvekili Kamil Aydın da İsveç’in NATO üyeliği konusunda Türkiye’nin endişe, beklenti ve taleplerinin Dışişleri Bakanlığınca yürütülen çalışmalar kapsamında en yetkili ağızlardan dile getirildiğini söyledi.
Üçlü Madrid mutabakatında ve Vilnius’taki görüşmelerde kayıt altına alınan hususların taraflarca dikkate alınıp uygulama sürecinin başlatıldığını aktaran Aydın, “Gerek bu konuyla ilgili aralık ayı sonunda yapılan komisyon toplantısında Dışişleri Bakan Yardımcımızın açıklamalarından ve gerekse tarafların resmi açıklamalarından, iki ülke arasında özellikle Türkiye’nin beklenti ve talepleri karşılık bulmaya devam etmektedir. Diğer bir ifadeyle, terörle mücadele ve kutsal değerlerimize yönelik hakaretlerle ilgili kanuni ve anayasal değişiklikler yapılmıştır, yapılmaya devam etmektedir.” ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin savunma sanayi ürün taleplerine yönelik uygulanan ambargoların kaldırılması ve savunma sanayi ürün ticaretini kolaylaştırıcı önlemlerin alınmasının da etkinleştirildiğine dikkati çeken Aydın, şöyle devam etti:
“Yetkili irtibat savcılığı sistemi kurularak, karşılıklı ziyaretlerin yapılıp, hassasiyetlerin, beklentilerin, meselelerin yerinde görüşülüp sonuca bağlanması süreci de 16 Kasım’dan itibaren devreye sokulmuş ve anlaşma onayı sonrası da bu ilişki ve işbirliğinin devam edeceği kayıt altına alınmıştır. Dolayısıyla, MHP Grubu olarak komisyondaki tavrımızın sürecek ve ilgili protokolün onaylanmasına katkı sağlayacağız.”
“Dünya siviller için daha güvenli bir yer olmayacak”
DEM Parti Grup Başkanvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit ise İsveç’in NATO’ya katılımına dair süreçte AK Parti’nin ikiyüzlü politikalar sergilediğini iddia ederek, sürecin bir başka boyutunun Orta Doğu başta olmak üzere dünyada yaşanan savaşlar ve bunların yarattığı küresel sonuçlar olduğunu anlattı.
Koçyiğit, dünyanın İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra düşük ve orta yoğunluklu savaşlarla hiçbir zaman daha özgür, daha demokratik ve daha güzel bir yer olmadığını belirterek, “Bugün de Putin’in Ukrayna’yı işgaline karşı NATO’nun genişlemesiyle dünya siviller için daha güvenli bir yer olmayacak. Başta Orta Doğu olmak üzere, dünya kesintisiz bir şiddet girdabındadır ve hükümetler dünya halklarını bu girdaptan çıkarmak yerine savaşa savaşla karşılık vererek, daha fazla silahlanarak halkları korkunç ve ölümcül bir geleceğe taşımaktadırlar.” diye konuştu.
CHP’den destek
CHP İstanbul Milletvekili Oğuz Kaan Salıcı da Türkiye’nin İsveç’ten taleplerinin yüzde yüz meşru olduğunu belirterek, şöyle konuştu:
“Türkiye aleyhine faaliyet gösteren çeşitli terör örgütleri İsveç’in ve birçok benzer ülkenin demokratik sistemindeki boşluklardan yararlanmıştır. Oralarda terör lehine propaganda yapmışlardır, yardım, maddi katkı toplamışlardır. İsveç’in terörle mücadelede bize yeterince destek verememesi, vermemesi bizi derinden üzmüştür. Bu konuda müttefiklerinden kanunlar çerçevesinde adımlar beklemekte Türkiye sonuna kadar haklıdır. Bu meselenin hukuki birtakım düzenlemelerle aşılmasından dolayı mutluyuz. İsveç’teki yasa değişikliklerinin kağıt üstünde kalmaması için sürecin de takipçisi olacağız. İsveç NATO üyesi olduğunda NATO’nun terörle mücadele kapsamındaki yükümlülüklerine de dahil edilecektir. NATO’nun 2. büyük ülkesi olan ülkemiz NATO’da etkin bir diplomasi ilerlettiği ölçüde İsveç üzerindeki etkisini artırabilecektir. Bu nedenle İsveç’in NATO üyeliği çıkarlarımızla örtüşmektedir. AK Parti’nin uygulamış olduğu siyaset her ne kadar yanlış olursa olsun Türkiye Cumhuriyeti’nin çıkarları ile İsveç’in NATO’ya üyeliği örtüşmektedir.”
CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer de yapılan müzakereler ışığında İsveç’te bir farkındalık oluşmaya başladığını ifade ederek, anayasa, yasa değişiklikleri, örgüte üye devşirmenin engellenmesi, finansman ve propagandanın önlenmesi gibi konularda atılan adımların ve yapılan niyet beyanlarının önemli olduğunu kaydetti.
Üyelik sonrasında da teröre karşı net bir duruş sergilemesinin İsveç’in Türkiye ve ittifaka karşı sorumluluğu ve kendi iç huzuru açısından önemli olduğunu belirten Çakırözer, “Biz CHP olarak İsveç’in verdiği sözlerin sıkı bir biçimde hayata geçirilmesinin mutlaka yakın takipçisi olacağız.” dedi.
“Çözüm odaklı, sorumluluk almaya hazır bir dış politika uygulamaktayız”
TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı ve AK Parti Ankara Milletvekili ve Fuat Oktay ise NATO’nun güçlü ve etkin caydırıcılığa sahip kalmasının Türkiye’nin siyasi ve askeri öncelikleri arasında olduğunu belirterek, “Bu çerçevede, NATO’nun genişlemesini hem ittifakın gücünü ve caydırıcılığını artıracağı hem de ülkemizin de faydalanacağı bir güvenlik ve istikrar alanı oluşturduğu için desteklemekteyiz.” ifadelerini kullandı.
Oktay, İsveç’in üçlü muhtıradan kaynaklanan taahhütleri çerçevesinde adımlar attığını ancak Türk hükümetinin yapılan değişiklilerin özellikle terörle mücadele alanındaki somut sonuçlarını görmek istemesi nedeniyle bu ülkenin üyelik sürecinin Finlandiya’nın gerisinde kaldığını belirtti.
İsveç makamlarıyla yürütülen temaslar sonucunda İsveç’in taahhütlerini uygulama düzeyi ve samimiyeti dikkate alınarak konunun 2023 Ekim ayında TBMM’nin onayına sunulduğunu ve Dışişleri Komisyonunda İsveç’in NATO’ya katılımının Türkiye’nin çıkarları açısından yaratacağı etkilerinin ciddiyetle ve özenle tartışıldığını anlatan Oktay, İsveç’in bu süreçte Türkiye’nin taleplerine yönelik yaptığı düzenlemelere ilişkin de bilgi verdi.
Türkiye’nin İsveç’in NATO üyeliği sürecindeki kararlı yaklaşımı sayesinde NATO içerisinde terörle mücadele konusundaki farkındalığın da arttığını dile getiren Oktay, sözlerini şöyle tamamladı:
“Terörle mücadele bahanesiyle ülkemizi hedef alan terör yapılanmalarıyla işbirliği yapılmasını, ülkemize yönelik olarak uygulanan kapalı veya açık ambargoları ifade özgürlüğü çerçevesinde en kutsal değerlerimize karşı yapılan saldırılar karşısında sessiz kalınmasını, ülkemizle ilişkilerin birbirinden farklı konularla irtibatlandırılmaya çalışılmasını asla kabul etmediğimizi ve etmeyeceğimizi buradan bir kez daha kuvvetle vurgulamak istiyorum. Bu çerçevede, Finlandiya ve İsveç tarafından bu konularda atılan adımların diğer dost ve müttefiklerimize de örnek teşkil etmesini bekliyoruz.”
AK Parti Konya Milletvekili Ziya Altunyaldız da Türkiye’nin İsveç’in NATO üyeliği sürecindeki adımlarının, her safhasının iyi planlanmış, iyi tasarlanmış, ustalıkla hayata geçirilmiş ve sonuçlarının garanti edilmiş bir süreç olduğunu belirterek, “Bu süreci diplomasi ustalığıyla yönetmiştir ülkemiz. Savaşın değil barışın hüküm sürdüğü bir dünyayı tesis etmek için müttefiklik sorumluluğu anlayışı içerisinde işbirliği ve eş güdümü önceleyen bir NATO yapısı içerisinde Türkiye olarak katkılarımızı vermeye devam edeceğiz.” dedi.
DSP Genel Başkanı Önder Aksakal, TİP Genel Başkanı Erkan Baş, Yeniden Refah Partisi İstanbul Milletvekili Doğan Bekin, Demokrat Parti İstanbul Milletvekili Cemal Enginyurt, HÜDA PAR Gaziantep Milletvekili Şahzade Demir ve EMEP İstanbul Milletvekili İskender Bayhan teklifi desteklemediklerini açıkladı.
DEVA Partisi İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu ise teklife destek verdiklerini bildirdi.
İsveç’in NATO’ya üyeliğini onaylayan teklifin kabul edilmesinin ardından, Türkiye ile Malezya Arasındaki Serbest Ticaret Anlaşmasına Ek 1. Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi ile Türkiye ile Kore Cumhuriyeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme ve Vergi Kaçakçılığı ile Vergiden Kaçınmaya Engel Olma Anlaşması ve Eki Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi de kabul edilerek yasalaştı.
Çalışma hayatıyla ilgili düzenlemeler içeren teklifin görüşmelerine geçildi
Genel Kurulda daha sonra en düşük emekli aylığının 10 bin liraya yükseltilmesi ile SSK ve Bağkur emekli maaşlarına ilave artış öngören İşsizlik Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde görüşmelere geçildi.
Teklifin tümü üzerinde söz alan İYİ Parti İzmir Milletvekili Ümit Özlale, AK Parti’nin iktidara geldiği 2002 yılında en düşük emekli maaşının asgari ücretin 1,5 katı olduğunu, şu anda en düşük emekli maaşının 25 bin lira civarında olması gerekirken asgari ücretin yarısı olduğunu söyledi.
Türkiye’de yoksulluğun yönetildiği bir durumla karşı karşıya olduklarını anlatan Özlale, “Bugün ülkemizde kayıtlı çalışanların yaklaşık yarısı asgari ücrete tabi. Asgari ücret de birkaç ay sonra açlık sınırının altında kalacak. Emekli vatandaşlarımızın yarısı en düşük emekli maaşını alıyor ve bunlar da halihazırda açlık sınırının altında. Bizim, milyonlarca emekli vatandaşımıza, milyonlarca asgari ücretle hayatını geçirmeye çalışan vatandaşımıza, gencimize mutlaka kulak vermemiz lazım.” diye konuştu.
Özlale’nin konuşmasının ardından TBMM Başkanvekili Celal Adan, birleşime ara verdi. Adan, aranın ardından komisyonun yerinde olmaması üzerine birleşimi saat 14.00’te toplanmak üzere kapattı.
]]>BİSİKLET Turizmi Derneği Başkanı Recep Şamil Yaşacan, Avrupa’nın bisiklet turizminden 52 milyar euro gelir elde ettiğini belirterek, Türkiye’de de bisiklet turizminin popüler hale getirilmesi için çalışmalar yapıldığını söyledi. Yaşacan, “Futbolu da geçecek, golfü de geçecek. Bunun yapısı hazırlanırsa tabi” dedi. Uluslararası Bisiklet Federasyonu ve Türkiye Bisiklet Turizmi Derneği tarafından geçen yıl ilki düzenlenen Türkiye Kış Bisiklet Yarışları Serisi’nin kapsamı bu yıl genişletildi. ‘Türkiye Kış/Yaz Bisiklet Yarışları Serisi’ adı altında düzenlenecek yarışlar, Antalya ve Kayseri’de gerçekleştirilecek. 27 Ocak’ta başlayacak yarışın kış bölümü toplam 8 etaptan oluşacak. Serik, Aksu, Manavgat ve Alanya ilçelerinin Aspendos ve Side gibi tarihi ve turistik bölgelerinde yapılacak yarış, 3 Mart’ta tamamlanacak. Serinin yaz bölümü ise Kayseri Erciyes’te devam edecek. Toplam 9 etabın koşulacağı Erciyes yarışları, 6 Temmuz’da başlayıp, 25 Ağustos’ta sona erecek. Türkiye Kış/Yaz Bisiklet Yarışları Serisi’nde dünyanın en önemli yarışçıları ve takımları mücadele edecek.
‘ANTALYA’DA BİSİKLET DOSTU 38 OTEL’
Bisiklet Turizmi Derneği Başkanı Recep Şamil Yaşacan, gerçekleştirilecek yarışın dünyanın en büyük bisiklet yarışı serisi olduğunu belirterek, ocak, şubat, mart aylarında Antalya bölgesinde yarışlar yapılacağını, temmuz ve ağustos aylarındaki etapların ise Erciyes’te düzenleneceğini söyledi. Bisiklet turizminin önemine vurgu yapan Yaşacan, bisiklet dostu otellere ağırlık verilmesi gerektiğine işaret etti. Antalya’da bisiklet dostu 38 otel bulunduğunu anlatan Yaşacan, İspanya’da bu rakamın 1200 dolayında olduğuna vurgu yaptı.
‘SOSYAL MEDYADA MÜTHİŞ DERECEDE ÜLKEMİZİ TANITIYORLAR’
Türkiye’nin bisiklet turizmine uygun olduğunu göstermek için bu tür yarışlar düzenlendiğini anlatan Yaşacan, “Bu yarışlarla ülkemizin bisiklete uygun ülke olduğunu gösteriyoruz. Onun için dünyanın en büyük bisiklet yarış serisini Türkiye’ye aldık. Çin’den, Endonezya’dan, Japonya’dan, Arabistan’dan, Afrika’dan, ABD’den, Avrupa’nın her yerinden, BDT ülkelerinden çok takım geliyor. Burada yarışa katılıyorlar. Çünkü bu uluslararası yarış serisi. Özel sektörün düzenlediği herhangi bir yarış serisi değil. Her gelen takım buraya katıldığı zaman ülke puanı topluyor ve olimpiyata katılıyor. Resmi federasyonla beraber organize ettiğimiz, resmi bir yarış serisi. Bu da şu anda ülkemize ve bu ülke turizmine müthiş katkı sağlayacak. Hem tanıtım hem de gelecek olan ‘veteran’ dediğimiz bisiklet turisti için. Bu bisikletçilerin hepsi bir Maradona, hepsi bir Ronaldo. Sosyal medyada müthiş derecede ülkemizi tanıtıyorlar. Milyonlarca takipçileri var” dedi.
‘AVRUPA’YA 52 MİLYAR EURO GETİRİSİ VAR’
Avrupa’nın bisiklet turizminden şu anda 52 milyar euro gelir elde ettiğini kaydeden Yaşacan, “Bunu 75 milyar euroya nasıl çıkarabiliriz, bunun mücadelesi veriyorlar. Kültür ve Turizm Bakanımız da konuyu çok iyi bildiği için her türlü tanıtımda ve fuarlara gidip, katılıyor. Yavaş yavaş iki, üç sene içinde bu çok popüler bir hale gelecek. Futbolu da geçecek, golfü de geçecek, her şeyi geçecek. Bunun yapısı hazırlanırsa tabi. Yoldu, oteldi gibi. Bakanlık bu konuda da çok çalışma yapıyor” diye konuştu.
‘HEDEF, 5-10 MİLYAR EURO ALABİLMEK’
Bisiklet müşterisinin Avrupa’da 52 milyar euro cirosu olduğunu belirten Yaşacan, “Dünyada demiyorum bu rakam sadece Avrupa’da. Hedefimiz, bunun 5-10 milyar eurosunu alabilmek. Bu rakamları 1-2 sene içerisinde alabilirsek, kendimizi başarılı sayacağız. Ülkemize bisiklet yarışları aldık ve birçok ülkeden sporcu yarışlara gelecek. Bu da ülkemizin tanıtımı için çok önemli. Etap etap ilerliyoruz. Gelecekte bisiklet turizmi bu hızda giderse, 5 milyar euro hayal değil. 5 milyar euroyu bile beğenmeyeceğiz. Hedef, en az 10 milyar euro olacak. Şu andaki süreci güzel işleterek gidebilirsek, bu rakamlara ulaşabiliriz” dedi.
‘İŞİN CİDDİYETİNİ ANLARSAK AVRUPA’YI GEÇERİZ’
?Yaşacan, otelcilerin bu konuya destek vermesi halinde Avrupa’yı geçeceklerini kaydetti. Yaşacan, “Bisiklet turizminde daha yemek yemedik. Otel sayımız sadece 38 ama çığ gibi büyüyerek gidiyor. 1996’da ülkemizde neredeyse futbol sahası yoktu. Şimdi özel sektörün bölgemizde 200’den fazla futbol sahası var. Bisiklet dostu oteller de bu işin ciddiyetini anlarsa çığ gibi büyüyerek Avrupa’yı geçeriz. Futbolda nasıl dünyayı uzak ara geçtiysek, bisiklette de aynı şekilde ilerleriz. Sahip çıkarsak Avrupa’daki 75 milyar euro cironun yüzde 30-40’ını alırız. Doğamız, tarihi yerlerimiz hepsi daha iyi. Avrupa’da bisiklete binilecek ay sayısı 4’ü geçmezken, bizde 12 ay boyunca binebilirler” diye konuştu.
]]>‘ANTALYA’DA BİSİKLET DOSTU 38 OTEL’
Bisiklet Turizmi Derneği Başkanı Recep Şamil Yaşacan, gerçekleştirilecek yarışın dünyanın en büyük bisiklet yarışı serisi olduğunu belirterek, ocak, şubat, mart aylarında Antalya bölgesinde yarışlar yapılacağını, temmuz ve ağustos aylarındaki etapların ise Erciyes’te düzenleneceğini söyledi. Bisiklet turizminin önemine vurgu yapan Yaşacan, bisiklet dostu otellere ağırlık verilmesi gerektiğine işaret etti. Antalya’da bisiklet dostu 38 otel bulunduğunu anlatan Yaşacan, İspanya’da bu rakamın 1200 dolayında olduğuna vurgu yaptı.
‘SOSYAL MEDYADA MÜTHİŞ DERECEDE ÜLKEMİZİ TANITIYORLAR’
Türkiye’nin bisiklet turizmine uygun olduğunu göstermek için bu tür yarışlar düzenlendiğini anlatan Yaşacan, “Bu yarışlarla ülkemizin bisiklete uygun ülke olduğunu gösteriyoruz. Onun için dünyanın en büyük bisiklet yarış serisini Türkiye’ye aldık. Çin’den, Endonezya’dan, Japonya’dan, Arabistan’dan, Afrika’dan, ABD’den, Avrupa’nın her yerinden, BDT ülkelerinden çok takım geliyor. Burada yarışa katılıyorlar. Çünkü bu uluslararası yarış serisi. Özel sektörün düzenlediği herhangi bir yarış serisi değil. Her gelen takım buraya katıldığı zaman ülke puanı topluyor ve olimpiyata katılıyor. Resmi federasyonla beraber organize ettiğimiz, resmi bir yarış serisi. Bu da şu anda ülkemize ve bu ülke turizmine müthiş katkı sağlayacak. Hem tanıtım hem de gelecek olan ‘veteran’ dediğimiz bisiklet turisti için. Bu bisikletçilerin hepsi bir Maradona, hepsi bir Ronaldo. Sosyal medyada müthiş derecede ülkemizi tanıtıyorlar. Milyonlarca takipçileri var” dedi.
‘AVRUPA’YA 52 MİLYAR EURO GETİRİSİ VAR’
Avrupa’nın bisiklet turizminden şu anda 52 milyar euro gelir elde ettiğini kaydeden Yaşacan, “Bunu 75 milyar euroya nasıl çıkarabiliriz, bunun mücadelesi veriyorlar. Kültür ve Turizm Bakanımız da konuyu çok iyi bildiği için her türlü tanıtımda ve fuarlara gidip, katılıyor. Yavaş yavaş iki, üç sene içinde bu çok popüler bir hale gelecek. Futbolu da geçecek, golfü de geçecek, her şeyi geçecek. Bunun yapısı hazırlanırsa tabi. Yoldu, oteldi gibi. Bakanlık bu konuda da çok çalışma yapıyor” diye konuştu.
‘HEDEF, 5-10 MİLYAR EURO ALABİLMEK’
Bisiklet müşterisinin Avrupa’da 52 milyar euro cirosu olduğunu belirten Yaşacan, “Dünyada demiyorum bu rakam sadece Avrupa’da. Hedefimiz, bunun 5-10 milyar eurosunu alabilmek. Bu rakamları 1-2 sene içerisinde alabilirsek, kendimizi başarılı sayacağız. Ülkemize bisiklet yarışları aldık ve birçok ülkeden sporcu yarışlara gelecek. Bu da ülkemizin tanıtımı için çok önemli. Etap etap ilerliyoruz. Gelecekte bisiklet turizmi bu hızda giderse, 5 milyar euro hayal değil. 5 milyar euroyu bile beğenmeyeceğiz. Hedef, en az 10 milyar euro olacak. Şu andaki süreci güzel işleterek gidebilirsek, bu rakamlara ulaşabiliriz” dedi.
‘İŞİN CİDDİYETİNİ ANLARSAK AVRUPA’YI GEÇERİZ’
?Yaşacan, otelcilerin bu konuya destek vermesi halinde Avrupa’yı geçeceklerini kaydetti. Yaşacan, “Bisiklet turizminde daha yemek yemedik. Otel sayımız sadece 38 ama çığ gibi büyüyerek gidiyor. 1996’da ülkemizde neredeyse futbol sahası yoktu. Şimdi özel sektörün bölgemizde 200’den fazla futbol sahası var. Bisiklet dostu oteller de bu işin ciddiyetini anlarsa çığ gibi büyüyerek Avrupa’yı geçeriz. Futbolda nasıl dünyayı uzak ara geçtiysek, bisiklette de aynı şekilde ilerleriz. Sahip çıkarsak Avrupa’daki 75 milyar euro cironun yüzde 30-40’ını alırız. Doğamız, tarihi yerlerimiz hepsi daha iyi. Avrupa’da bisiklete binilecek ay sayısı 4’ü geçmezken, bizde 12 ay boyunca binebilirler” diye konuştu.
]]>Pakistan hükümeti saldırıda iki çocuğun öldüğünü ve üç kişinin de yaralandığını .
Füze saldırılarının “kabul edilemez” olduğunu söyleyen İslamabad hükümeti saldırılara misilleme yapılacağı uyarısında bulundu.
İran, Pakistan’la sınırında faaliyet gösteren Sünni militan grup Ceyş el Adl’ın ABD ve İsrail tarafından desteklendiğini iddia ediyor. Grup geçmişte İran güvenlik güçlerine yönelik bazı saldırıların sorumluluğunu üstlenmişti.
Birçok siyasi analist, sert eleştirilerine rağmen İslamabad yönetiminin, risklerin yüksek olduğunu anladığını ve kısasa kısas bir hareketten kaçınacağını söylüyor.
Ceyş el Adl: ‘Adalet Ordusu’
Ceyş el Adl ya da “Adalet ve Eşitlik Ordusu” İran hükümetine muhalif silahlı bir militan grup. Örgüt kendisini İran’ın Sistan-Beluçistan eyaletinde “Sünni haklarının savunucusu” olarak tanımlıyor.
İran, daha önce Cundullah (Allah’ın Askerleri) olarak bilinen militan grubun lideri Abdülmalik Rigi’yi 2009 yılında İran güvenlik güçlerini bombalamak ve İngiltere ile ABD’nin ajanı olmak suçlamalarıyla tutukladı. Rigi 2010’da da asılarak idam edildi.
O dönemde İran’da görev yapan eski bir Pakistanlı diplomat olan Muhammed Abbasi, Pakistan’ın Rigi’nin tutuklanmasında önemli bir rol oynadığını söyledi.
ABD istihbaratına göre Ceyş el Adl’in birçok patlama ve saldırıya karışmış durumda. 2005 yılında İran’da eski Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’a düzenlenen saldırı da bunlardan birisi.
Ceyş el Adl tarafından üstlenilen operasyonlar genelde Sistan-Beluçistan eyaletinde gerçekleştirildi.
İran neden Pakistan’ı vurdu?
İran Devrim Muhafızları, önce Irak ve Suriye’deki hedeflere saldırdı. Bir gün sonra da Pakistan’daki hedeflere balistik füzeler fırlattı.
Eski bir bakan ve dış politika uzmanı olan Müşahid Hüseyin Sayed, bu hamlenin Pakistan için bir sürpriz olduğunu söyledi.
Eski bakan, “Şahsi kanaatimce, bu onların derin devletinin – İran Devrim Muhafızları’nın – gizli operasyonu gibi duruyor ve daha geniş bir bakış açısını gerektiriyor” dedi.
Sayed, saldırının ikili anlaşmaların ve uluslararası protokollerin ihlali olduğunu belirtti ve “Gazze’de bir soykırım yaşandığını” hatırlatarak, böylesi bir dönemde İslami birlik ruhunun baltalandığını savundu.
Öfkesini İsrail’e yöneltmek yerine Tahran’ın 24 saat içinde üç Müslüman ülkeyi vurduğunu söyleyen Sayed şöyle devam etti:
“Böylesi bir ikiyüzlülük ve çifte standart güçlü bir kınamayı hak ediyor.”
Pakistan-İran gerilimleri
Tarihsel olarak Pakistan-İran ilişkileri inişli çıkışlı bir seyir sergiledi.
İran, 1947 yılında Pakistan’ın bağımsızlığını tanıyan ve İslamabad yönetiminin yurtdışındaki ilk büyükelçiliğine ev sahipliği yapan ilk ülkeydi. Her iki ülke de Soğuk Savaş sırasında işbirliği yapmış ve jeopolitik olarak geniş ölçüde aynı çizgide yer almıştı.
Pakistan ve Hindistan arasında Ağustos-Eylül 1965 arasında yaşanan 1965 Hint-Pakistan Savaşı sırasında Tahran İslamabad’ı destekledi.
Ancak 1979’daki İran Devrimi ve Suudi Arabistan’dan ilham alan Vahabi İslamcılığın Pakistan’daki artan etkisi (Afganistan’daki çatışmaların da etkisiyle) İran ve Pakistan arasındaki güvensizliğin artmasına neden oldu.
İran 1990’larda Pakistan’da mezhepçiliği ve Şii vekilleri teşvik etmekle suçlandı. Tahran da İslamabad’ın Kabil merkezli Taliban hükümetine verdiği destekle ilgili rahatsızdı.
İran’ın Hindistan ile artan işbirliği ve Pakistan’ın ABD ile yürüttüğü stratejik ittifakı, iki ülkenin arasının daha da açılmasına neden oldu.
2018 yılında İran, Hindistan ile İran’ın Çabahar limanının bir bölümünün kontrolünü Yeni Delhi yönetimine devretmek üzere bir anlaşma imzaladığında İslamabad bu durumla ilgili şüpheci bir yaklaşım sergiledi.
Bu gelişme Pakistan’da Hindistan ve İran’ın, Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru’nun önemi noktası Gwadar limanının stratejik önemini azaltmaya yönelik karşı hamleleri olarak yorumlandı.
Tüm bunlara rağmen iki ülke hiçbir zaman büyük bir anlaşmazlığa düşmedi. Ancak ikili ilişkilerinin potansiyelini de tam olarak kullanamadılar.
İslamabad Stratejik Araştırmalar Enstitüsü’nde araştırma görevlisi Arhama Siddiqa’ya göre iki ülke arasındaki ilişkiler 2021’den bu yana olumlu bir seyir izliyor.
Yine de Pakistan son gelişmeleri ihtiyatlı bir biçimde izliyor.
BBC’ye konuşan Arhama, “Pakistan toprak bütünlüğünden ödün veremez ama aynı zamanda başka bir cephe açmak da istemiyor. Hindistan ve Afganistan ile ilişkiler sorunlu. İslamabad başka bir komşusunun iyi niyetini kaybetmeyi göze alamaz” diyor.
Savunma analisti Ikram Sehgal BBC’ye yaptığı değerlendirmede Pakistan’ın İran’la makul ilişkiler kurabildiğini söyledi.
Pakistan’ın “Suudi kampının” bir parçası olmayı reddettiği zamanlar oldu. Özellikle de 2015’te Suudi liderliğindeki Sünni koalisyon Yemen’deki iç savaşa müdahale ettiğinde Pakistan bunun bir parçası olmayı reddetti.
Pakistan, ülke içindeki Sünni ve Şii nüfus arasında yeni fay hatları yaratabileceğini düşündüğü mezhepsel bir bölgesel çatışmaya katılmanın tehlikesini gördü.
Ancak İran ve Suudi Arabistan arasındaki son yakınlaşma bu tür baskıları azalttı.
Sehgal, İran’ın da başka bölgesel çatışmalara dahil olurken komşusuyla yeni bir çatışma başlatamayacağını anladığına inanıyor. Ülke ayrıca ABD yaptırımları altında zorluklar yaşıyor.
Pakistan’ın militan gruplara karşı harekete geçmesi ve topraklarının başka ülkelere saldırmak için kullanılmasına izin vermemesi gerektiğini savunan Sehgal, şunları diyor:
“İran da bu tür yıkıcı eylemlerden kaçınmalı. İletişim ve koordinasyon içinde olmalılar. Aksi takdirde bu tür hamleler bölgeyi, halkının göze alamayacağı başka bir savaşın eşiğine getirme potansiyeline sahip.”
]]>Dünya doğal taş rezervinin yüzde 35’ine sahip Türkiye’nin madencilik sektöründe Manisa’nın Kula ilçesindeki traverten rezervi, ülke ekonomisine büyük katkı sağlıyor. Kula’daki tesislerinden çıkarılan travertenlerin büyük bölümünü doğrudan işlenmiş olarak ihraç ediliyor. Kula’daki 900 bin metrekarelik alanı kaplayan ve 300 metre derinliğe inen ocağında, 270 milyon metreküplük rezervle dünyanın en büyük traverten ocaklarından birine sahip. Ocakta, dev traverten blokları iş makinesi yardımıyla önce kaynaktan ayrılıyor. Blok taşlar daha sonra iş makinesiyle kamyonlara yükleniyor. Fabrikaya taşınan traverten bloklar daha sonra kesilerek plaka haline getiriliyor. Cilalama ve dolgulama gibi işlemlerden geçen plakalar istenilen ebatta kesilerek satışa hazır hale getiriliyor.
Blok mermer ithalatının 2,22 milyar dolar bandındaki paydan 650 milyon dolarlık ihracat gerçekleştiren Türkiye, yüzde 29’la birinci sırada yer alıyor. 4,66 milyar dolar işlenmiş mermer-traverten ithalatında ise Türkiye 1,31 milyar dolarlık payla Çin’in ardından ikinci sırada yer alıyor.
Yaptıkları tanıtım ve yatırım faaliyetleriyle Pazar paylarını büyüttüklerini söyleyen Cemar Mermer ve Traverten’in Genel Müdürü Yusuf Yalçın, “Gerek üretim ocağımız gerekse fabrika kısmımız kapalı alanlarımızla sektörde üçüncü nesil geldiğimiz için Yönetim Kurulu Başkanımızın üçüncü nesil bu sektörde olmasından dolayı bu bilgi birikim ve tecrübenin vermiş olduğu özgüvenle bu alanda hem Türkiye’de çok önemli bir pay sahibi olduğumuzu düşünüyorum hem istihdama, üretime, ihracata önemli ölçüde katkı yaptığımızı düşünüyoruz. Aynı zamanda son yıllarda sektörde özellikle Türkiye’nin doğal taşının tanıtımı konusunda önemli hamleler yapıyoruz. Dünya çapında hatırı sayılan Verona Fuarı ve Uluslararası İzmir Fuarında son yıllarda son yıllarda özellikle anasponsor olduk. Bu anasponsorluğun ve ihracat rakamlarının vermiş olduğu güvenle insanların bizi tercih etme oranı son yıllarda çoğaldı. Bizim 15 tane tanıtım uzmanımız var. Hem şirketimizi hem de ürünlerimizi tanıtan bu arkadaşlarımız dünyanın bütün ülkelerini dolaşarak hem ülkemizi, hem taşımızı hem de şirketimizi tanıtıyorlar” dedi.
“Üretim kapasitemizi 3,5 katına çıkaracak bir yatırım yapıyoruz”
Üretim kapasitesini arttırarak Türkiye ihracatına da önemli bir katkı sağlamayı hedeflediklerini söyleyen Yalçın, “Ocağımızın ve fabrikamızın kapalı alan büyüklüğüyle yetinmiyoruz. Her geçen gün büyüyen bir organizasyon olduğumuz için üretim kapasitemizi 3,5 katına çıkaracak bir yatırım yapıyoruz. Bu özellikle birkaç ay sonra devreye girecek. Sektördeki rolümüz de daha da fazla büyüyecek. Şu anda ortalama 400-450 civarında çalışanımız 600-700’lere çıkmış olacak. Şu anki yapmış olacağımız ciro da yükselmiş olacak. Bunun sonucunda da Türkiye’nin ihracat rakamlarında önemli bir pay sahibi olacağımızı düşünüyorum” diye konuştu.
Travertenin doğal bir taş olması nedeniyle çok tercih edildiğini söyleyen Yalçın, “İnsanoğlunun yaşadığı her alanda kullanılabilir. Doğal olması tercih sebebi oluyor. Nefes alabilen bir taş, herhangi bir katkı maddesi istemeyen bir taş. Özellikle 54 ülkeye ihracat yapıyoruz. Ama en çok Avrupa ve Amerika’da tercih ediliyor. Bunun nedeni ise doğal ve sağlıklı olması” dedi.
“Son yıllarda birinci olmamızla yetinmeyip bu aradaki makası da arttırdığımızı görüyoruz”
Son yıllarda yaptıkları yatırımlarla ihracat paylarını arttırarak makası açmak istediklerini söyleyen Yalçın, “Mermer sektöründe 2013 yılından beri açık ara Türkiye ihracat rakamlarında en çok mermer ihracatı yapılan ülkeler arasında açık ara birinci. Bu da bizi mutlu ediyor. Özellikle son yıllarda birinci olmamızla yetinmeyip bu aradaki makası da arttırdığımızı görüyoruz. Daha da fazla mutlu olmamız için biz de bu doğal taş konusunda da farkındalığın gelişimi için nasıl ki mermer sektöründe bu açık ara liderliği yakaladıysak traverten ve doğal taş sektöründe de bu liderliği yakalamak makası mermer sektöründe olduğu gibi açmak istiyoruz. Bu çerçevede biz şirket olarak üzerimize düşeni olabildiğince fazla yapmak istiyoruz. Özellikle son yıllarda bizim rakamlarımıza da yansıması, fuarda aldığımız güzel tepkilerin, fuardan sonra şirketimizle girilen diyaloglardan anladığımız kadarıyla iyi bir yolda gittiğimizi düşünüyorum. Bu üretim kapasitemizi arttırdığımız zaman telaffuz ettiğimiz rakam ve planlamaların çok daha anlamlandığını göreceğiz. Bu anlamda ülkemizle paralel bir şekilde hamlelerimize devam ediyoruz” ifadelerini kullandı.
Travertenin Avrupa ve Amerika’da sıklıkla kullanıldığını belirten Yalçın, “Sektörün geneline baktığımız zaman Amerika, Hindistan gibi ülkelerde çok tercih edildiğini görüyoruz. Bazı ülkelerde blok talebi var, bazı ülkelerde işlenmiş talebi var. Biz bloktan çok işlenmiş taş olarak ihracat ediyoruz. Bu çerçevede başta Fransa olmak üzere Avrupa ülkelerinin ve Amerika’nın daha fazla tercih ettiğini görüyoruz. İşlenmiş olması da metrekarede daha fazla fiyatı yükseltiyor. Bazı ülkeler blok olarak alarak kendi fabrikalarında işliyorlar. Bizim dünya standartlarında bir kasalama sistemiyle Avrupa Birliği normlarına uygun, Amerika standartlarına uygun bir paketlemeyle gönderiyoruz” dedi.
“Blok mermer-traverten ihracatında birinci sıradayız”
Blok mermer-traverten ihracatında Türkiye’nin birinci sırada yer aldığını söyleyen Yalçın, “Dünya blok mermer-traverten ithalatı 2,22 milyar dolar bandında. Türkiye tüm dünyada 650 milyon dolarlık blok mermer-traverten ihracatı gerçekleştirerek pazarda yüzde 29 payla birinci sırada olduğunu görüyoruz. Bunun yanında aynı zamanda dünyada işlenmiş mermer-traverten ithalatındaysa 4,66 milyar dolar bandında. Türkiye 1,31 milyar dolarlık işlenmiş mermer-traverten ihracatı gerçekleştirerek pazarda yüzde 25’lik payla Çin’in ardından ikinci sırada yer aldığını görüyoruz” ifadelerini kullandı. – MANİSA
]]>Ülkede Aralık ayında yeni göçmen yasası ile yaşanan krizin ardından, Başbakan’ın istifa edebileceği tahminleri yapılıyordu.
Bu görevde iki yıldan kısa bir süre kalmış olan Borne’un yerini kimin alacağı henüz netleşmedi. Borne, yeni isim belirlenene kadar başbakanlık görevini sürdürecek.
62 yaşındaki Borne, 1991-1992 yıllarında görev yapmış olan Édith Cresson’dan sonra Fransa’nın ikinci kadın başbakanı olmuştu.
Fransız haber ajansı AFP, Borne’un Macron’a gönderdiği istifa mektubunun, “görevde kalmayı tercih edebileceğine dair izler” taşıdığını aktardı.
Borne, Macron tarafından kabul edilen mektubunda “Hükümetime istifamı sunmam gerekirken, bu görevde ne kadar tutkulu olduğumu da size söylemek isterim” ifadelerini kullandı.
Macron hükümeti, emeklilik yasasıyla başlayan ve Aralık ayında kabul edilen yeni göçmen yasasıyla birlikte iyice artan, sıkıntılı bir dönemden geçiyor. Macron’un Haziran ayındaki Avrupa Parlamentosu seçimlerinden önce kabinesinde büyük bir değişiklik yapması bekleniyor.
Siyasi yorumcular, başkanlığının bitmesine üç yıl kalan Macron’un, bazı tartışmalı politikalar ve yasama yenilgilerinin ardından, hükümetine siyasi ivme kazandıracak değişiklikler yapması gerektiğini düşünüyor.
Göç yasası tartışmasında neler yaşanmıştı?
Fransa Parlamentosu, aylarca süren siyasi tartışmaların ardından Aralık ayında, ülkenin göç politikasını sertleştiren yasa tasarısını onaylamıştı.
Senato’nun ardından Ulusal Meclis’ten de geçen tasarıya hem Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un merkezdeki Rönesans Partisi, hem de Marine Le Pen’in lideri olduğu aşırı sağcı parti Ulusal Cephe destek verdi.
Sol partiler ise Macron’u, aşırı sağa taviz vermekle suçladı.
Yasa tasarısının önceki versiyonları, aşırı sol ve aşırı sağ partilerin farklı itirazları nedeniyle Parlamento’dan geçmemişti.
Düzenlemeyle göçmenlerin aile fertlerini Fransa’ya getirmeleri zorlaştırılıyor, sosyal yardımlara erişimleri de geciktiriliyor.
Fransa’da geçen yıl başında da yeni emeklilik yasası nedeniyle ülke çapında grevler ve protestolar düzenlenmişti. Hükümet, emeklilik yaşını 2 yıl yükseltmeyi öngören tartışmalı yasayı geçirebilmek için, anayasadaki özel bir maddeyi kullanarak Meclis’i de devre dışı bırakmıştı.
Yeni başbakan kim olabilir?
Henüz netlik kazanmamış olsa da, Fransa’nın yeni başbakanlığı için üç isim öne çıkıyor.
İlki, 34 yaşındaki Eğitim Bakanı Gabriel Attal. Başbakan olması durumunda Attal ülkenin en genç ve eşcinsel olduğunu açıkça ifade eden ilk başbakanı olacak.
37 yaşındaki Savunma Bakanı Sebastien Lecornu da başbakanlık için adı geçenler arasında. Lecornu da bu göreve getirilirse Fransa’nın en genç başbakanı olmuş olacak.
Tarım Bakanı Julien Denormandie de bir diğer olasılık olarak konuşuluyor.
Macron’un partisi 2022’deki seçimlerde parlamentodaki çoğunluğunu kaybetmişti. Bu nedenle Cumhurbaşkanı’nın çıkarmak istediği yasalar Meclis’te muhalefetle karşı karşıya kalıyor.
Görevlendirilecek yeni başbakan, başkanlık koltuğuna ilk kez 2017’de oturan Macron’un dördüncü başbakanı olacak.
Yeni ismin bugün açıklanması bekleniyor.
Tüm bunların yanında Fransa ayrıca bu yıl Yaz Olimpiyatları’na da ev sahipliği yapacak. 26 Temmuz’da başlayacak Paris 2024 Olimpiyatları, ülkenin bu yıl daha da göz önünde olacağı anlamına geliyor.
]]>DÜZCE’de, ‘Sürdürülebilir Kentsel Ulaşım Planı Projesi’nin açılış programına katılan Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, “Ulaşım ve iletişim yatırımlarını; kesintisiz kalkınmanın, rekabetçi bir ekonominin, sosyal etkileşimin, sürdürülebilir şehirciliğin ve refahın temeli olarak görüyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımız liderliğinde son 21 yıla 100 yıllık işler sığdırdık” dedi.
Düzce Belediyesi tarafından hazırlanan ‘Düzce Sürdürülebilir Kentsel Ulaşım Planı Projesi’nin açılış toplantısı Erol Güngör Kültür Merkezi’nde düzenlendi. Toplantıya Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu ile AK Parti Düzce milletvekilleri Ayşe Keşir ve Ercan Öztürk, Düzce Valisi Selçuk Aslan, Belediye Başkanı Faruk Özlü, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı bürokratları, siyasi parti il başkanları, kurum müdürleri ile davetliler katıldı.
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, konuşmasında, ulaşım ve altyapı alanında yaptıkları çalışmaları anlatarak, “Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ifadesiyle, ‘Siyaset demek; ülke için eser üretmek, millete hizmet etmek’ demektir. Son 21 yıldır bu anlayışla çalışıyor, Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde ülkemizin her köşesini büyük eser ve hizmetlerle buluşturuyoruz. Birbiri ardına tamamladığımız projeleri, eser ve hizmet siyasetimizin en önemli unsuru olarak görüyor, milli kalkınma yolunda hızla ilerliyoruz. Ulaşım, haberleşme ve şehircilik alanında gerçekleştirilen yatırımlarla çehresi aydınlanan Türkiye’mizin gelecek vizyonunu; dünyanın nabzını tutarak, teknolojik gelişmeleri yakından takip ederek ve daima entegrasyonu merkeze koyarak şekillendiriyoruz. Tesis ettiğimiz ulaşım ağlarıyla, ekonomik faaliyetlerin, kültür ve medeniyetin yurt sathına yayılması idealine tüm imkan ve gayretimizle hizmet etmekteyiz. Güçlü, modern ve sağlam altyapı ve üstyapı temelinde ‘Türkiye Yüzyılı’nı hep birlikte inşa edecek, milletimizin hayat kalitesini devamlı yükselteceğiz. Ulaşım ve iletişim yatırımlarını; kesintisiz kalkınmanın, rekabetçi bir ekonominin, sosyal etkileşimin, sürdürülebilir şehirciliğin ve refahın temeli olarak görüyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımız liderliğinde son 21 yıla 100 yıllık işler sığdırdık. Ülkemizin ulaşım ve haberleşme altyapısına yaklaşık 250 milyar dolar yatırım gerçekleştirdik. Marmaray, Avrasya Tüneli, İstanbul Havalimanı, Yavuz Sultan Selim, Osmangazi, 1915 Çanakkale köprüleri, İzmir-İstanbul, Ankara-Niğde ve Kuzey Marmara Otoyolları gibi dev projeleri birbiri ardına hayata geçirdik. Yüksek standartlı, bölünmüş yollarla ülkemizin her noktasını hızlı, güvenli ve konforlu bir şekilde erişim sağlar hale getirdik” diye konuştu.
‘YAVUZ SULTAN SELİM KÖPRÜSÜNDEN DEMİR YOLUNU GEÇİRMEK İÇİN ÇALIŞILIYOR’
Bakan Uraloğlu, açıklamasında, “6 bin 100 kilometre olan bölünmüş yol ağımızı 29 bin 373 kilometreye, 1714 kilometre olan otoyol ağımızı ise 3 bin 726 kilometreye yükselttik. 10 bin 948 kilometre olan demir yolu ağımızı 14 bin 165 kilometreye yükselttik. Ülkemizi sıfırdan hızlı trenle buluşturarak 2 bin 251 kilometre hızlı tren ağı inşa ettik. 2002’den bu yana aktif havalimanı sayımızı 26’dan 57’ye ve terminal kapasitemizi 55 milyon yolcudan 337,5 milyon yolcuya çıkardık. Dış hatlarda 50 ülkede 60 noktaya uçuş gerçekleştiriliyorken, uçuş ağımıza 283 yeni nokta ekleyerek 343 noktaya yükselttik. Denizcilik alanında 152 olan uluslararası liman sayımızı 190’a, 37 olan tersane sayımızı 85’e, 8 bin 500 olan yat bağlama kapasitemizi de 25 binin üzerine çıkardık. 12’nci Kalkınma Planımız doğrultusunda 2028 yılında bölünmüş yol ağımızı 31 bin kilometrenin üzerine, 2053 hedefimiz kapsamında ise 38 bin kilometrenin üzerine çıkarmayı planlıyoruz. Avrasya Tüneli ve Marmaray ile İstanbul Boğazı’nın altından hem kara yolu hem de demir yolu geçişi tesis ettik. Kara yolu geçişini hizmete aldığımız Yavuz Sultan Selim Köprüsü üzerinden şimdi de demir yolunu geçirmek için çalışmalar yürütüyoruz. Geleceği bugünden tasarlarken; lojistik, mobilite ve dijitalleşme odağında, bilimsel temelli, çevreci, sürdürülebilir ve tarihe duyarlı bir ulaşım altyapısını ülkemize kazandırmak için çalışmaya devam ediyoruz. 2053 vizyonumuzla ülkemizin ihtiyaç duyduğu ulaştırma ve altyapı yatırımlarını önümüzdeki 30 yıl için planladık” ifadelerini kullandı.
‘ÜLKEMİZ ÖNEMLİ HAVZALARDA BULUNUYOR’
Yer altı kaynakları açısından Türkiye’nin önemli noktada olduğunu söyleyen Bakan Uraloğlu, “Dünyanın en önemli petrol rezervlerine sahip Orta Doğu ve Hazar Havzası, önemli deniz ulaştırma yollarının kavşağı durumunda bulunan Akdeniz Havzası, tarihte her zaman önemini sürdürmüş olan Karadeniz Havzası ve Türk boğazlarının oluşturduğu coğrafyanın merkezinde etkili bir konumda bulunuyor. Konumumuzun avantajından hareketle ulaşım stratejilerimizi küresel ve bölgesel şartlar ışığında yeniden tanımlamak ve bu stratejileri her daim güncel tutmak Türkiye için vazgeçilmezdir. Bu kapsamda ülkemiz, ‘Orta Koridor’ güzergahının kısa, orta ve uzun vadede geliştirilmesinde ve iyileştirilmesinde kararlıdır. Gerek son dönemde yaşanan gelişmeler sebebiyle, kuzey koridoru yerine orta koridoru kullanma isteği gerekse giderek artan ticaret hacmi, Orta Koridor’da yük taşımacılığı hacmini arttırmak için tarihi bir fırsat ortaya koymaktadır. Bunun sağlanması için de büyük projeler üstlenerek hem Orta Doğu hem de Afrika kıtasıyla ortak projeler geliştirmeye odaklanmış durumdayız” dedi.
‘İPEK YOLU’NU AVRUPA’YA BAĞLIYORUZ’
Bakan Uraloğlu, İpek Yolu’nun Marmaray aracılığıyla Avrupa’ya bağlanacağını belirterek, “Bakü-Tiflis-Kars demir yolu ile Çin’den ülkemize ulaşan yeni İpek Yolu’nu Marmaray üzerinden Avrupa’ya bağlıyoruz. Azerbaycan ile ülkemiz arasındaki mesafeleri kısaltacak olan Zengezur Koridoru ile Bakü Limanı doğrudan ülkemize bağlanacaktır. Hindistan, Doğu Asya ve Basra Körfezi üzerinden Irak’a gelecek yükleri Avrupa’ya ulaştıracak Kalkınma Yolu projesinde çalışmalar devam etmektedir” ifadelerini kullandı.
‘YATIRIMLARIMIZI ARTAN NÜFUSU KARŞILAYACAK ŞEKİLDE YAPIYORUZ’
Bakan Uraloğlu, yatırımları illerin büyümesine göre planladıklarını ifade ederek, “Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre ülkemizde 2007 yılında nüfusun yüzde 70’i il ve ilçelerde yaşarken, bugün 85 milyonu aşan nüfusumuzun yaklaşık yüzde 93’ünün il ve ilçelerde yaşadığını görüyoruz. İl ve ilçe merkezlerinde yaşanan bu nüfus artışına paralel olarak şehirlerimiz de yeni konut projeleriyle büyük bir değişim içine girmiş durumda. Ancak tabii ki sadece konut yapmayla iş bitmiyor. Bu değişim yanında ulaşım ve lojistik hizmetleri, etkili sağlık hizmetleri, gelişmiş eğitim hizmetleri ve benzeri tüm konularda yeni ihtiyaçları ortaya çıkarıyor. Artan nüfus oranları da artık geleneksel yaklaşımların dışında, sürdürülebilir politika ve projelerle, ileri teknolojileri içeren çözüm arayışlarını zorunlu kılıyor. Bu noktada bugün hem ülkemizde hem de dünyada birçok şehrin dijital dönüşüm sürecinden geçtiğini ve bu değişeme adapte olmayı çalıştığını görüyoruz” dedi.
]]>Elmasın, dökülen kan ve sefaletle eş anlamlı hale geldiği bu Afrika ülkesinde, bu elmasın getireceği refah, yerel halkın yaşamını iyileştirecekti.
Ancak bu medya çılgınlığının ötesinde kazıcılar vardı. Bu çok ağır işi yaparak, elması bulanlar.
Kamba Johnbull ve Andrew Saffea, elması bulan beş kişilik grubun en genç üyeleriydi ve sadece ergenlerdi.
O büyük, parlayan taşı gördüklerinde tüm düşleri gerçek olmuş gibiydi.
Ama altı yıl sonra mucizevi buluşları, hayalkırıklıklarıyla gölgelendi.
Plan for survival
Saffea, yoksulluk yüzünden okulu bırakmak zorunda kaldığında parlak bir öğrenciydi. Johnbull’un ailesi ise1991-2002 arasındaki iç savaşta parçalanmıştı.
Birlikte, bir papazın masraflarını karşıladığı beş kişilik kazı grubuna katıldılar. Para almıyorlardı, ancak basit kazı malzemeleri ve hem kendileri hem de aileleri için yiyecek veriliyordu. Bir elmas bulunursa da, aslan payını masrafları karşılayan sponsor alıyordu.
İkili, çok ağır koşullarda çalışıyordu. Şafak sökerken kalkıp, bir palmiye çiftliğinde çalışmaya başlıyorlar, kahvaltıdan sonra da günün geri kalanında kazı yapıyorlardı. Okula geri dönecek kadar para biriktirmeyi umuyorlardı ama çalışma koşulları çok yorucuydu.
Saffea “Johnbull’a hayalimin yıkıldığını söyledim” diyor.
Johnbull, yoğun yağış ve zorlu yaz sıcaklarıyla nasıl başa çıkmak zorunda kaldıklarını hatırlıyor.
“Motive olmak için birbirimize teşvik edici şeyler söylüyorduk. Şakalar yapıyorduk. Bir Bluetooth cihazımız da vardı, müzik bile çalıyorduk.”
İkili, aniden zengin olurlarsa, neler yapmayı hayal ettiklerini de konuşuyordu.
Johnbull iki katlı bir evle, Toyota FJ Cruiser marka bir araç, Saffea da eğitimini tamamlamak istiyordu.
Dev elmas
Şanslarının güleceği gün, diğer günlerden farksız başlamıştı. Kaynamış muzla kahvaltı yapıp, dua ettikten sonra madene gittiler.
Kazıcılar, aslında zamanlarının çok küçük bir bölümünü elmas arayarak geçiriyor.
13 Mart 2017 Cuma günü planları hazırlıkları yapmak, toprağı yarmak, çakıl taşlarını çıkartmak ve yağmur mevsiminin ilk günlerinden kalan yağmur sularıyla uğraşmaktı.
Sonra Johnbull’un gözü bir parıltıya takıldı.
“Akan suyun altında, suyla birlikte sürüklenenen taşı gördüm. Benimkisi bir içgüdüydü, çünkü daha önce hiç elmas görmemiştim.”
“Taşa bir dakikadan fazla baktım. Sonra amcama ‘Amca, şu taş parıldıyor, ne taşı bu?’ dedim.”
Johnbull uzanıp, taşı sudan çıkarttı.
“Çok soğuktu taş. Alır almaz elimden kapıp ‘Bu bir elmas!’ dediler.”
Elmas 709 karattı ve dünyada kayıtlara geçen en büyük 14.üncü büyük taştı.
Kazıcılar, sponsorları Papaz Emmanuel Momoh’a haber verdiler. Momoh da elması karaborsada satmak yerine, yetkililere götürerek tarihe geçti.
Elmas, müzayedede 6,5 milyon dolara satıldı.
Johnbull ve Saffea gibi yüzbinlerce Sierra Leoneli kayıt dışı madenlerde çalışıyor. Şansları yaver giderse, küçük bir elmas buluyorlar, ancak herkesin hayali, herkesi motive eden böyle büyük bir elmas bulma ihtimali.
Sonunda, kazıcıların her birine pay verilmesi, kârın bir kısmının da yerel kalkınma için hükümete verilmesi üzerinde anlaşıldı.
Kazıcılara ilk olarak sadece 80’er bin dolar verildi. Saffea ve Johnbull’un bu işe ilk girdiklerinde umduklarından çok daha büyük bir paraydı bu miktar. Ancak yine de bu kadar küçük bir pay aldıkları için aldatılmış hissediyorlar.
Johnbull “Payımı ilk aldığımda, bir hafta boyunca dokunmadan elimde tuttum. En sonunda bir ev satın almak için başkent Freetown’a gittim” diyor.
Saffea eğitim için Kanada’ya gitmek ve Johnbull da ona katılmak istiyordu.
Bir aracıya seyahat ve barınma ve üniversite harcı için 15 bin dolar ödediler. Sonra Gana’ya gittiler ve burada altı ay kalıp, paralarının büyük kısmını harcadılar.
Vize başvuruları reddedilince planları çöktü. Johnbull, Sierra Leone’ye geri döndü. Elmastan aldığı paranın çoğu gitmişti. Saffea ise yeni bir yolculuğa başladı.
Güvenliği için açıklamadığımız üçüncü bir ülkeye geçti. Burada gündüz şoförlük yapabileceği, akşamları da okula gidebileceği söylenmişti. Ancak Saffea bu ülkeye ulaştığında, gerçek çok farklıydı.
“Bir ahırda atlara baktım ve orada yatıp, yiyordum. Diğer işçilere barınacak yer veriliyordu ama ben ahırda yatmak zorunda kaldım.”
Saffea’nın elmastan beklediği müreffeh yaşam bu değildi. Oturumu olmadığından da savunmasız bir durumda.
Sierra Leone’de satın aldığı mülk dışında, elmastan elde ettiği para tükendi. Şimdiyse, evine dönmek istediğini söylüyor.
Takdir edilmemek
İkiliyi en çok üzen de, yaptıkları keşif için düzgün bir şekilde takdir edilmemiş olması.
Elmasla ilgili haberlerde, madene sponsorluk yapan papazın adı geçiyordu. Kazıcılardan pek bahsedilmemişti. Saffea, dışlanmış hissediyor.
Johnbull, parasını farklı bir şekilde kullanmış olmayı diliyor.
“Param olduğunda çok gençtim. Geriye baktığımda iyi hissetmiyorum. O zaman kıyafetler alıp hava atıyordum. Bilirsiniz işte, gençler böyle.
“Keşke orada daha fazla para kazanma umuduyla ülke dışına gitme hırsım olmasaydı. Ziyan ettiğim parayla, burada çok şey yapabilirdim.”
Belki bekledikleri yaşama kavuşmadılar, ancak Johnbull şimdi Freetown’da alüminyum pencere yaparak iyi bir yaşam sürüyor ve ülke dışındaki umutları gerçekleşmezse, Saffea’nın da dönmesini umuyor.
Johnbull “Ben dünyaya geldiğimde, anne ve babamın evi yoktu. Çocuklarım, Freetown’da babalarının evinde büyüyor. Bu çok önemli. Çocuklarım benim çektiğim zorlukları çekmeyecek” diyor.
]]>2023 yılında gerçekleşen fındık ihracatında önceki yıla göre miktarda yüzde 9 düşüş, tutarda ise yüzde 7 artış yaşandı. Toplam 121 ülkeye gerçekleştirilen fındık ihracatında en büyük payı geleneksel ihraç pazarları olan Avrupa ülkeleri aldı.
2023 yılında Trabzon toplam fındık ihraç miktarının yüzde 28’lik kısmını tek başına gerçekleştirdi. Trabzon’dan 82 bin 392 ton fındık ihraç edilerek karşılığında 531 Milyon 17 Bin 330 Dolar döviz girdisi sağlandı. 2023 yılında Trabzon’dan ihraç edilen fındık miktarında önceki yıla göre yüzde 22, ihracat tutarında ise yüzde 4 oranında düşüş yaşandı. Trabzon’dan 59 farklı ülkeye fındık ihraç edilirken, en çok ihracat yapılan ülkeler sırasıyla İtalya, Almanya, Polonya, Fransa ve Brezilya oldu.
Konu hakkında değerlendirmelerde buluna Doğu Karadeniz İhracatçılar Birliği Fındık ve Mamulleri Sektör Komitesi Başkan Yardımcısı Sebahattin Arslantürk, 2023 yılında geleneksel ihraç pazarlarımız olan başta Avrupa ülkeleri ve diğer küresel pazarlarda yaşanan son yılların en yüksek enflasyonu nedeniyle siparişlerde büyük oranda düşüşler yaşandığını ve bu durumun da fındık ihracatımıza yansıdığını belirtti. Arslantürk, küresel enflasyonist baskıların yol açtığı yurtdışındaki bu olumsuz tablo yanında iç piyasada başta enerji ve işçilik maliyetleri olmak üzere üretim maliyetlerinde yaşanan yüksek oranlı artışlar, finansmana erişimde yaşanan zorluklar ve yüksek faiz oranlarının da ihracatçıyı olumsuz olarak etkilediğini, ancak bu olumsuz durumlara rağmen fındık ihracatçısının çok iyi bir performans sergileyerek yılı artışla kapatmayı başardığını ifade etti.
2024 yılında Avrupa piyasalarında kısmi toparlanma öngördüklerini belirten Arslantürk, alıcıların çok temkinli hareket etmeye devam edeceklerini, siparişlerin piyasa hareketine göre oluşacağı bir sezon beklediklerini belirtti. Toparlanmanın ancak 2024’ün ikinci yarısında hissedilebileceğini ifade eden Arslantürk, 2024 yılının fındık ihracatında ihtiyati bir yıl olarak değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizdi.
“85 kg verimle dünyanın en verimsiz üretimini yapan ülke konumundayız”
Fındık üretim ve ihracatımızda geleneksel üstünlüğümüzü koruyabilmek açısından, birim başına verimin arttırılmasının çok önemli olduğuna da değinen Arslantürk “750 bin hektarlık alanda üretim yapılmasına rağmen 700 bin ton altında üretim miktarı mevcut. Türkiye ortalaması dekar başına 85 kg. Trabzon’da ise dekar başında 50 kilogramı bile bulamıyoruz. 85 kg verimle dünyanın en verimsiz üretimini yapan ülke konumundayız. Verim bu kadar düşükken üreticinin bu üretim miktarları ve desteklerle bu işi sürdürmesi mümkün değil. Bahçe yenileme çalışmalarına ağırlık verilirse verimi 4-5 kata kadar çıkarmak mümkün. Bu nedenle ülkemizde destekleme politikalarının üreticiyi daha kaliteli ve birim başına verimi artıracak üretime teşvik edilmesi gerekiyor. Ülkemizin en fazla net döviz girdisi sağlayan tarım ürünü olan fındık ihracatında uluslararası piyasalardaki üstünlüğümüzün korunabilmesi için tüm tarım ürünleri açısından küresel bir tehdit olan iklim değişikliğinden kaynaklanacak olumsuzluklara yönelik olarak da şimdiden önlem alınması çok büyük önem ihtiva ediyor. Her yıl küresel ısınmanın yol açacağı verim kayıpları da dikkate alındığında mevcut durumumuzu iyileştirici çalışmalar yapılmaması halinde sektörde büyük kayıpların yaşanacak” dedi.
Tarımsal üstünlüğü bulunan tüm ülkelerin önümüzdeki dönemde yaşanacak iklim değişikliği riskine karşı korunmak ve nüfusun gıda güvenliğini sağlamak amacıyla tarım ve gıda ürünlerini en önemli stratejik sektör haline getirerek, küresel ısınma riskine yönelik yoğun önlem ve destekleme politikaları uyguladıklarına değinen Arslantürk, “Ülkemizin de bu duruma gerekli hassasiyeti göstermesi, Bakanlıkların ivedilikle tarım ürünlerindeki sürdürülebilirliği sağlamak ve üreticiyi üretime teşvik etmek için elzem olan politikaları uygulamaya koymaları gerekiyor. İhracatçıya verilecek destek de fındıktaki stratejik üstünlüğümüzün kaybedilmemesi için önemli bir yatırım olacak” diye konuştu. – TRABZON
]]>Türkiye Müteahhitler Birliği ev sahipliğinde ‘Yurtdışı Müteahhitlik ve Teknik Müşavirlik Hizmetleri 2023 Yılı Değerlendirme’ toplantısı gerçekleşti. Toplantıda konuşan Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Türk müteahhitlerinin yurtdışındaki başarılarına dikkati çekti. Bakan Bolat, hizmet ihracatında yüzde 13’lük artışla 100 milyar dolar sınırına ulaşıldığını belirterek, “Ticaret ve cari açığımız ağustos ayından bu yana gerilemektedir. 2024 yılının ilk çeyreğinde de cari açıkta yıllık rakam olarak azalma devam edecektir” diye konuştu.
Rusya ve Ukrayna arasında devam eden savaşın yalnızca müteahhitlik sektörünü değil, küresel mal ve hizmet ticaretini de olumsuz etkilediğini kaydeden Bakan Bolat, “7 Ekim’den bu yana Ortadoğu’da yaşanan ve yüreğimizi kanatan İsrail katliamının, bitmek bilmeyen insanlık dışı saldırıların küresel ekonomi üzerindeki olumsuz etkileri giderek belirginleşmektedir” ifadelerini kullandı.
“Yurtdışı müteahhitlik sektörümüz 2023 yılını 27 milyar 400 milyon dolar ile kapattı”
Yurtdışı Türk müteahhitlik sektörünün 2023 yılında başarıdan başarıya koştuğunu aktaran Bakan Bolat, “Yurtdışı müteahhitlik sektörümüz 2023 yılını 27 milyar 400 milyon dolar gibi büyük bir proje değeri ile kapatmış bulunmaktadır. Tüm müteahhitlerimizi, müşavirlerimizi, mühendislerimiz ve işçilerimizi yürekten tebrik ediyorum” ifadelerine yer verdi.
“135 ülkede üstlenilen 12 bin 71 projede toplam değeri 501 milyar 900 milyon dolara yükselmiştir”
2023 yılı sonu itibarıyla Türk müteahhitlerinin 135 farklı ülkede toplam 12 bin 71 projenin altına imza attığını dile getiren Bolat, “1972’den bu yana 135 ülkede üstlenilen 12 bin 71 projede toplam değeri 501 milyar 900 milyon dolara yükselmiştir. Bu 502 milyar doların 452 milyar doları son 21 yılda elde edilmiştir” açıklamalarında bulundu.
Türk müteahhitlerinin 2023 yılında aldıkları 27,4 milyar dolarlık inşaat işlerinin bölgesel dağılımına ilişkin Bakan Bolat, şunları kaydetti:
“Proje büyüklüğü bakımından bağımsız devletler ülkeleri yüzde 38 ile yine birinci sırada geliyor. İkinci sırada ise payı yüzde 27,1’e çıkan Avrupa Bölgesi bulunuyor. Ortadoğu ise yaklaşık yüzde 20 ile bu sene üçüncü sırada yer alıyor. Afrika kıtası ise yüzde 11,6’lık bir pay ile yerini sağlamlaştırmış bulunuyor.”
Türk müteahhitlerinin yurt dışında gerçekleştirdikleri projeleri anlatan Bakan Bolat, Rusya’nın projelerin büyüklüğü bakımından ilk sırada yer aldığını belirtti. İkinci sırayı demiryolu, metro ve karayolu projeleri ile 3,6 milyar dolarlık büyüklükle Romanya’nın aldığını aktaran Bakan Bolat, Türkmenistan ve Suudi Arabistan’ın ise üçüncü ve dördüncü sırada yer aldığını kaydetti. Karabağ savaşından sonra Azerbaycan’ın alt yapı konusunda büyük ihtiyacı olduğunu dile getiren Bakan Bolat, söz konusu ihtiyaçları yine Türk müteahhitlerinin kapattığını aktardı.
“Türk müteahhitlerinin Barcelona stadyumunu yenileme projesi semboldür”
Avrupa’da Türk müteahhitlerinin kazandığı proje sayısının arttığını vurgulayan Ticaret Bakanı Bolat, şöyle konuştu:
“En fazla proje üstlenilen ikinci ülke konumunda olan Romanya’dan başka Makedonya ve İspanya’da müteahhitlerimiz önemli görevler üstlendi. İspanya’da Barcelona Futbol Kulübünün stadyum yenileme projesi yurt dışında kazanılan sembol projelerimizden biridir.” – ANKARA
]]>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yeni yıl nedeniyle yayınladığı video mesajında ” 2023 hedefleri başlangıçtı, asıl çıkışımızı Türkiye yüzyılıyla 2024 ile birlikte başlatıyoruz. Bu mücadeleyi de sizlerin desteğiyle zafere ulaştıracağımıza yürekten inanıyoruz” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yeni yıl dolayısıyla video mesaj yayınladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan mesajında “Bu gece 2023 yılını tamamlıyor, 2024 yılına adım atıyoruz. Yeni takvim yılının ülkemiz, milletimiz ve tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını diliyorum. Aslında her yeni yılın sevinçle, umutla ve heyecanla karşılanması gerektiğine inanıyoruz. Ancak bu yeni yıla hem bölgemizdeki, hem dünyadaki olumsuzluklar hem de geçtiğimiz günlerde verdiğimiz şehitlerimiz sebebiyle buruk bir şekilde giriyoruz. İnsanlığın tamamı için daha güzel, daha huzurlu, daha müreffeh bir gelecek umudumuzu elbette muhafaza ediyoruz. Bunun için önce sözde demokrat ve özgürlükçü ülkelerin eli kanlı terör örgütlerine verdikleri destekleri kestiğini görmemiz gerekiyor. Bunun için önce Gazze’de masum çocukların, kadınların katledilmesine karşı tüm ülkelerin ve kurumların ortak tavır aldığını görmemiz gerekiyor. Bunun için önce Rusya-Ukrayna savaşı başta olmak üzere bireyleri acıya boğan, ülkelerin kaynaklarını heba eden çatışmaların durdurulması için adil ve samimi çaba gösterildiğini görmemiz gerekiyor. Bunun için önce asırlardır sömürülen ve onurları çiğnenen toplumların zenginliklerinin kendi gelecekleri, refahları, güvenlikleri için kullanıldığını görmemiz gerekiyor. Velhasıl umutları fiiliyata dönüştürmek için dünyadaki tüm ülkelerin, kurumların, fertlerin ortak değerler ve ilkeler etrafında bütünleşmesini temin etmemiz gerekiyor” dedi.
HERKES İÇİN AYNI STANDARTLARI DİLİYORUZ
Cumhurbaşkanı Erdoğan mesajının devamında “Türkiye olarak biz bu dünya fotoğrafında farklı bir yeri, farklı bir misyonu, farklı bir anlayışı temsil ediyoruz. Devlet ve millet olarak biz sadece kendi güvenlik ve refah çabamızı neticeye ulaştırma mücadelesi vermekle kalmıyoruz, Dünyaya ve bölgemize huzur iklimi hakim olmadan bizim de huzur bulamayacağımız anlayışıyla herkes için aynı standartları diliyoruz.
Bu anlayışla bölgemizdeki barış çabalarını neticeye ulaştırmaya çalışıyoruz. Dostlarımızla ilişkilerimizi her alanda geliştiriyoruz, kardeşlerimizin dertleriyle dertleniyoruz. Dünyayı daha iyi, daha adil, daha müreffeh bir geleceğe hazırlamaya dönük her çabaya destek veriyoruz. Cumhuriyetimizin ilk asrını bitirip Türkiye yüzyılı dediğimiz yeni asrına ayak bastığı bir dönemde daha büyük hedeflere yönelirken azmimizi ve gayretimizi sürekli perçinliyoruz. Zalimin zulmünün ilanihaye sürüp gitmeyeceğine inanıyoruz. Adaletsiz ve dengesiz küresel yönetim sisteminin son çırpınışlarını yaşadığına inanıyoruz.
Mazlumların sesinin derinden derine tüm dünyayı sardığına, bu çığlıkların büyüyerek insanlığın ortak vicdanı haline dönüşeceğine inanıyoruz. Nitekim Türkiye’nin kendi vatandaşları, dostları ve kardeşleriyle birlikte insanlığın tamamına hitap eden beyan ve tutumlarının gönüllerde giderek daha fazla makes bulduğunu görüyoruz” diye konuştu.
TÜRKİYE YÜZYILI VİZYONUNU HAYATA GEÇİRDİKÇE ALLAH’IN İZNİYLE AY YILDIZLI BAYRAĞIMIZIN YÜKSELİŞİ HEP SÜRECEKTİR.
Cumhurbaşkanı Erdoğan “Aziz milletim elbette bu meşakkatli yolda sürekli yeni sınamalarla, yeni sıkıntılarla, yeni engellerle karşılaşıyoruz. Terörle mücadeleden ekonomik tuzaklara kadar pek çok alanda yaşadığımız sorunların temelinde büyük ve güçlü Türkiye’nin inşasını engelleme amacı vardır. Ülke olarak biz kendi potansiyelimizi ve imkanlarımızı etkin şekilde kullanmayı sürdürdükçe bu mücadele daha da sertleşecektir. Çünkü Türkiye’nin büyümesi demek asırlardır bizim tökezlememiz sayesinde dört bir yanımızda rahatça at koşturanların hesaplarının bozulması demektir. Bizim güçlenmemiz demek kendi refah ve güvenlikleri için diğer herkesi araç olarak kullananların, sömürenlerin, ezenlerin düzenlerinin sonuna gelinmesi demektir. Bizim sesimize daha çok kulak verilmesi demek dünyanın her yerindeki hak, adalet, özgürlük ve vicdan arayışlarının güçlenmesi demektir. Milletimiz tarihinin hiçbir döneminde kendi hedeflerine ulaşmak için bedel ödemekten fedakarlık yapmaktan elini taşın altına koymaktan çekinmedi.
Son 21 yılda yaşadığımız nice kritik hadise karşısında milletimizin sergilediği güçlü duruş ve kararlılığın bugün de devam ettiğini gösteriyor. Evet, buradan bir kez daha tekrarlamak istiyorum; milletimiz birliğine, beraberliğine, kardeşliğine sahip çıktıkça Allah’ın izniyle bizi kimse bölemeyecektir. Devletimiz 2023 hedeflerinin bir sonraki safhası olan Türkiye yüzyılı vizyonunu hayata geçirdikçe Allah’ın izniyle ay yıldızlı bayrağımızın yükselişi hep sürecektir.
Siyasi, ekonomik, askeri, diplomatik başarılarımızla dostlarımıza güven düşmanlarımıza korku vermeye devam ettikçe önümüzdeki sisler giderek dağılacaktır. Velhasıl biz istiklalimizden ve istikbalimizden taviz vermedikçe kimse kutlu yürüyüşümüzün önüne geçemeyecektir. Geçmişte emperyalistlerin birer aracı olarak başımıza musallat edilen vesayet güçleriyle, darbecilerle, terör örgütleriyle siyasi ve sosyal mühendislik projeleriyle çok vakit, çok enerji, çok insan kaybettik. Artık bu numaralara karnımız tok olduğu gibi böyle ağır faturalar ödemeye niyetimiz de yok.
BÜYÜYEN GELİŞEN TÜRKİYE’NİN YILDIZINI YÜKSELTECEĞİZ
Ülkemizi kendi iç mücadeleleriyle meşgul ederek tarihi mirasından ve sahip olması gereken imkanlardan mahrum edenlerle yollarımızı ayıralı çok oldu. Her fırsatta tekrarladığımız, tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet düsturumuzun anlamı budur. İnşallah, 2024 darbe girişimiyle başlayıp kovid-19 salgınıyla büyüyen, bölgemizdeki çatışmalarla derinleşen sıkıntılı dönemden kurtulup hedeflerimize kilitlendiğimiz bir yıl olacaktır. Küresel krizlerin artarak sürdüğü bir dönemde biz farkımızı bir kez daha göstererek üreten, istihdam eden büyüyen gelişen Türkiye’nin yıldızını yükselteceğiz. Evet, 2023 hedefleri başlangıçtı, asıl çıkışımızı Türkiye yüzyılıyla 2024 ile birlikte başlatıyoruz. Bu mücadeleyi de sizlerin desteğiyle zafere ulaştıracağımıza yürekten inanıyoruz. Bu duygularla bir kez daha yeni takvim yılının milletimizin tüm fertlerine ve insanlığa hayırlı olmasını diliyorum. Hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum, kalın sağlıcakla” ifadelerini kullandı .
]]>Birol, AA muhabirine, dünyada değişen enerji jeopolitiği, Türkiye’nin konumu ve nükleer enerji gibi bazı güncel konuları değerlendirdi.
Türkiye’nin önemli bir doğal gaz ithalatçısı olduğunu anımsatan Birol, ülkenin cari açığının büyük bir kısmının enerji ithalatından kaynaklandığını belirtti.
Birol, 2025 itibarıyla birçok ülkede yeni LNG tesislerinin devreye alınmasıyla doğal gaz piyasalarında bugüne kadar görülmemiş güçlü bir LNG artışının yaşanacağının altını çizerek, “Türkiye, 2025’te başlayacak yeni LNG dalgasını en iyi şekilde kullanmalı. Birincisi, anlaşmaları bu veriler ışığında yapması lazım. 2025’ten sonra alıcı ülkelerin eli güçlenecek. Bu nedenle anlaşmaların da buna göre yapılması gerekebilir. Türkiye’nin, mevcut kontratlarda da bazı iyileştirilmeler için bu dönemde masaya oturması gerekebilir.” diye konuştu.
Bu dönemde satıcıların güçlü olduğu bir piyasadan alıcıların güçlendiği bir piyasaya geçileceğini vurgulayan Birol, piyasalarda oluşacak gaz miktarının bazı dengelerin yeniden tanımlanmasına neden olabileceğini kaydetti.
Birol, Türkiye’nin güçlü doğal gaz altyapısına da dikkati çekerek, “Türkiye mevcut olanaklarıyla daha fazla gaz ithal ederek bunu Avrupa’ya ihraç etme altyapısına sahip. Bunu da en iyi şekilde kullanabilir. 2025’ten itibaren LNG’de yeni bir sayfa açılıyor. Bundan umarım Türkiye gibi gaz ithalatçısı ülkeler en iyi şekilde faydalanabilirler.” değerlendirmesinde bulundu.
Mevcut altyapısı sayesinde Türkiye’nin konumunu güçlendirebileceğine dikkati çeken Birol, bulunduğu bölgede gaz konusunda önemli rol oynayabileceğini ifade etti.
Enerjideki “sihirli” kelime: çeşitlendirme
Birol, Türkiye’nin nükleer enerji yatırımları ve hedeflerine de değinerek, “Nükleerin Türkiye için olmazsa olmaz bir teknoloji olduğunu düşünüyorum. Türkiye, Akkuyu’ya ilave olarak başka nükleer santraller yapacaksa bunu da destekliyorum.” dedi.
Almanya’nın doğal gaz ve petrolde tek bir ülkeye bağımlı olması nedeniyle ekonomisinin zor bir dönemden geçtiğini hatırlatan Birol, şunları kaydetti:
“Enerjideki sihirli kelime bence çeşitlendirme. Yumurtaların hepsini aynı sepete koymamak lazım. Bu bakımdan eğer bir ülkenin başka bir ülkeye enerjinin bütün alanlarında ciddi bir bağımlığı varsa, bence çeşitlendirmek akıllıca bir politika olabilir. Burada tabii ki alternatiflere de bakmak lazım. Alternatifler size ne sunuyor? Hangi fiyatlarla sunuyor? Hangi teknolojileri sunuyor? Partneri seçerken çeşitlendirme yapmak lazım. Teknoloji seçerken en iyi teknoloji olmasına bakmak lazım. Maliyet açısından da iyi bir şey olması lazım.”
Kızıldeniz’deki aksamaların etkisi kısıtlı kaldı
Birol, Kızıldeniz’de artan bölgesel riskler nedeniyle oluşan uluslararası lojistik aksamalarına da değinerek, “Denizdeki petrol ticaretinin yüzde 10’u, LNG ticaretinin ise yüzde 9’u Kızıldeniz’den yapılıyor. Bu nedenle etkisi şimdilik kısıtlı kaldı. Tahminlerimize göre, Kızıldeniz yerine Güney Afrika’dan dolaşıldığında nakliyede iki haftalık bir uzama oluyor. Bu da maliyet artışına neden oluyor. Bu artış petrol fiyatlarında 1-2 dolar civarında oldu.” değerlendirmesinde bulundu.
Kızıldeniz’deki mevcut durumun devam etmesi ve bölgeye daha fazla yayılmasının ciddi sonuçlar doğurabileceğini dile getiren Birol, “Bölge esas itibarıyla dünya petrol ticaretinin 3’te 1’ini tek başına yapıyor. Şimdilik fiyat artışı belirli bir seviyede kaldı ama tüm bölgenin etkilendiği bir durumda ciddi sonuçlar doğurabilir.” ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin doğal gaz ve nükleer enerji hedefleri
Türkiye, 7 uluslararası doğal gaz boru hattı, 3’ü yüzer depolama ve gazlaştırma ünitesi (FSRU) olmak üzere 5 LNG tesisi ve 2 yer altı doğal gaz depolama tesisi ile güçlü bir altyapıya sahip.
Bu yıl Bulgaristan, Macaristan, Romanya ve Moldova ile gaz tedarik anlaşmaları imzalayan Türkiye, sadece gaz ticaretinde transit ülke değil tedarik ettiği gazın ihracatını yapan ve bunu yöneten bir ülke olmayı da hedefliyor.
Mersin’de yapımı devam eden Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nden sonra Sinop ve Trakya’da da nükleer enerji santralleri planlayan Türkiye için nükleer enerji, 2053 net sıfır emisyon hedefine ulaşmada önemli rol üstleniyor.
Türkiye, Ulusal Enerji Planı çerçevesinde 2035’e kadar enerji portföyüne 7,2 gigavat, 2050 sonuna kadar 20 gigavatın üzerinde nükleer enerji kapasitesi eklemeyi hedefliyor.
]]>TBMM Genel Kurulu’nda 2024 yılı bütçe görüşmelerinde AK Parti adına Grup Başkanvekilleri Özlem Zengin, Muhammet Emin Akbaşoğlu ve Abdulhamit Gül, CHP adına ise Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın ve İzmir Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli konuştu. AK Parti Grup Başkanvekili Özlem Zengin, terör örgütü lideri elebaşı için ‘Sayın’ diyenlere tepki göstererek, “Ben onlara inat şöyle okumak istiyorum: Sayın Cebrail Dündar, Mardin; Sayın Kemal Aslan, Elazığ; Sayın Enis Budak, Ağrı nüfusuna kayıtlı, ailesi Manisa’da yaşıyor. Cenazeyi hatırlayacaksınız. Sayın Abdulkadir İyem, Şanlıurfa nüfusuna kayıtlı, ailesi Gaziantep’te; Sayın Ahmet Arslan, Yozgat nüfusuna kayıtlı; Sayın Semih Yılmaz, Kırıkkale nüfusuna kayıtlı; Sayın Yasin Karaca, Tokat nüfusuna kayıtlı; Sayın Çağatay Erenoğlu, Sinop nüfusuna kayıtlı; Sayın Emre Taşkın, Malatya nüfusuna kayıtlı; Sayın Ramazan Günay, Afyonkarahisar nüfusuna kayıtlı, ailesi İzmir’de yaşıyor. Sayın Mehmet Serinkan, Denizli nüfusuna kayıtlı; Sayın İsmet Yazıcı, Gümüşhane nüfusuna kayıtlı, ailesi Zonguldak’ta yaşıyor. Buradan baktığımızda ne çıkıyor? Vefat edenlerin, şehit olanların bir milliyeti var mı? Hepsi bu vatanın evladı değiller mi? Ben biliyorum, evlerinde akşam bu haberi izlerken ağlamadan duran var mıydı, kalbi yanmayan, dağlanmayan var mıydı? Hangi siyasi partiye oy verirse versin, bunu kınamayan, telin etmeyen yer var mıydı? Bence yoktu. ve biliyoruz, tabii ki ateş düştüğü yeri yakar. Allah hiç kimseye evlat acısı vermesin, çok ağır bir imtihan. Ama şunu görüyorum, ben de konuştum, işte Tokat’taki kardeşimizin babasıyla konuştum. Bize söyledikleri bir tek cümle var, bunu o kadar içten söylüyorlar ki, eminim cenazelere giden bütün arkadaşlarımız aynı şeyi işittiler: ‘Vatan sağ olsun.’ Başka bir ifade yok, başka bir talep de yok. O yüzden buradan baktığımda muazzam bir yüce gönüllülük görüyorum. Yani yüreği dağlanmış, ciğeri dağlanmış bir millet, evlatlarına ağlayan bir millet ve nihayetinde canı pahasına bu toprakları korumak isteyen insanlar görüyoruz” dedi.
“CHP ve DEM Parti’nin Kürt ve Alevi vurgusunu bütünleştirmek için mi, yoksa ayrıştırmak için mi devamlı olarak gündeme getirdiklerini milletimizin maşeri vicdanına havale ediyorum”
AK Parti Grup Başkanvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu ise, teröre ilişkin ortak bildiriye imza atmayan CHP ve DEM Parti gruplarına tepki göstererek, “‘Değişeceğiz’ dediler, ‘Değişim’ dediler, ne değişti diye baktık, gördüğümüz şu: Önce Kandil’in talebi doğrultusunda terörle mücadele tezkerelerine hayır dediler, sonra şehitlerimizle ve Mehmetçiklerimizle birlikte olduğumuzun vurgulandığı Türkiye Büyük Millet Meclisi ortak bildirisine imza atmaktan çekindiler. Kimden çekiniyorsunuz? Kimden korkuyorsunuz? Bu utanç gerçekten size yeter. Hiç kimse bahane uydurmasın, hakikatleri çarpıtmasın, hakikatin üstünü örtmeye çalışmasın” dedi.
CHP ve DEM Parti’nin senkronizasyon içinde birbirlerini takip ettiğini söyleyen Akbaşoğlu, “Haksız, asılsız iddia ve suçlamalarıyla Kürtlere ve Alevilere ayrımcı bir dil kullanması, her şeyden önce bu kardeşlerimize büyük bir haksızlıktır. Ayrıştırıcı, ayrımcı bir dili asla ve kata kabul etmiyoruz. Her iki partinin de ‘Kürtler ve Aleviler daha az eşittir’ sözü bir bühtandır ve asla kabul edilemez. Bu, açıkça hakkı ve hakikati, Kürt ve Alevi kardeşlerimizi istismardır. CHP ve DEM Parti’nin Kürt ve Alevi vurgusunu bütünleştirmek için mi, yoksa ayrıştırmak için mi devamlı olarak gündeme getirdiklerini milletimizin maşeri vicdanına havale ediyorum” şeklinde konuştu.
Sessiz devrimlerin hayata geçirilerek yaşanılan sorunların sorun olmaktan çıktığını belirten Akbaşoğlu şöyle konuştu:
“AK Parti iktidarları olarak meşruiyet ve özgürlükler temelinde birlik, beraberlik ve bütünlük içerisinde sessiz devrimleri hayata geçirerek yaşanılan sorunları sorun olmaktan çıkardık ve tüm vatandaşlarımızın özgürlüklerini genişlettik. Bunun şahidi 85 milyon halkımızdır; Türk, Kürt, Alevi, Sünni bütün insanlarımızdır. Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının tümü, istisnasız tümü kanun önünde eşit ve birinci sınıf vatandaşlardır, ötekileştirici ve ayrımcı dil asla ve kata kabul edilemez.”
“Avrupa’nın güvenliği, en uçtaki NATO ülkesi olan Türkiye’nin güvenliğinden geçer”
AK Parti Grup Başkanvekili Abdulhamit Gül de, 17-25 Aralık tarihlerinde polise ve yargıya sızmış paralel çetenin operasyonuyla seçilmiş hükümete darbe girişiminde bulunulduğunu hatırlatarak, “15 Temmuz’da FETÖ hain darbe girişiminde bulundu ve o gün ‘Halkın iradesinden başka hiçbir güç tanımam’ diyen Cumhurbaşkanımız milletimizle beraber bu hain saldırıya karşı, tüm duyarlı vatandaşlarımız ve siyasi partiler hep beraber karşı çıktı. Bugün esas itibarıyla Cumhur İttifakı’nın varoluş sebepleri de yine 15 Temmuz’a dayanmaktadır. Çünkü milletimize bir saldırı varsa, milli iradeye bir saldırı varsa ‘Partim önemli değildir, benim makamım önemli değildir ülkem önemlidir’ diyen bir anlayıştır. Bu anlayışı sürdürüyoruz, bu anlayışı hep beraber sürdürmeye devam ediyoruz” şeklinde konuştu.
Gül şöyle konuştu:
“PKK neden saldırıyor? Neden saldırıyor biliyor musunuz? Kuzeyimizde Ukrayna ve Kafkaslardaki karışıklık, güneyimizde Suriye’de ve Irak’taki, Akdeniz’deki karışıklıkla beraber Türkiye istikrar abidesi olarak bölgede duruyor. Türkiye’nin büyümesinden rahatsız olanlar, Türkiye büyümesin isteyenler taşeron örgütler kullanıyor. Değerli arkadaşlar, vekalet savaşları üzerinden ülkeleri dizayn etme politikasını ortaya koyanları çok iyi biliyoruz. Bunları bildiği halde göz yumanları da çok iyi biliyoruz, kuklayı da biliyoruz, kuklacıları da biliyoruz. Sırtını terör örgütlerine dayayanları da biliyoruz. Ama şunu da çok iyi bilsinler ki, bu ülke terörle mücadelede hukuk çerçevesinde başarılı olacaktır ve eninde sonunda Türkiye hem bölgesel hem küresel liderliğiyle beraber terörle etkin mücadelesini yapacak ve başarıya ulaşacaktır. Türkiye, üzerinde operasyon çekilebilecek bir ülke değildir. Türkiye, üzerinde yazılacak senaryoları tarihin çöp kutusuna atabilecek muktedir bir Türkiye’dir, muktedir bir ülkedir. Ülkemiz sınırları içerisinde ve dışarısında, güneyimizde bir terör koridoru kurulmasına asla ama asla izin vermeyeceğiz. Burada, şunu da söylemek isterim: Avrupa’nın güvenliği Türkiye’nin güvenliğinden geçer. Batı ülkelerinin başkentlerinde, Batı ülkelerinde yaşayıp bu teröre destek verenler, binlerce kilometre öteden gelip benim yanı başımda Türkiye’ye operasyon yapanlara gözümü yumacak değilim; geldikleri gibi gidecekler, bu mücadeleyi de en başarılı bir şekilde vereceğiz. Türkiye, Ankara huzurlu değilse, Gaziantep, Şanlıurfa huzurlu değilse, Diyarbakır huzurlu değilse Avrupa da huzurlu olamaz. Avrupa’nın güvenliği, en uçtaki NATO ülkesi olan Türkiye’nin güvenliğinden geçer.”
“Terörü lanetliyoruz”
CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, Pençe-Kilit Operasyonu bölgesinde şehit olan askerlere Allah’tan rahmet, kederli ailelerine ve Türk milletine başsağlığı diledi. Günaydın, “Terörü lanetliyoruz. Türkiye’nin bölünmez bütünlüğüne, barış içerisinde yaşamasına olan inancımızı ve kararlılığımızı da ifade ediyoruz ve elbette bunun yanında Kurtuluş Savaşı kahramanı, Lozan’ın mimarı, Türkiye’yi İkinci Dünya Savaşı’na sokmayan büyük siyasetçi, 2’nci Genel Başkanımız ve 2’nci Cumhurbaşkanımız İsmet İnönü’yü de saygıyla ve rahmetle anıyorum” ifadelerini kullandı.
Günaydın, büyüme rakamlarına değinerek, “Size göre artan jeopolitik risklere, dünyada gelişen iktisadi krizlere, darbe girişiminin hala süren etkilerine rağmen AK Parti bir büyüme efsanesi oluşturmuş. Bakalım, veriler bunu teyit ediyor mu? Türkiye Zincirlenmiş Hacim Endeksi’ne göre 1923-2023 döneminde yüzde 5,4 büyümüş ortalama, dönemsel bazda en yüksek büyüme oranı 1923-1929 arasında yüzde 7,3 olarak gerçekleşmiş. Daha sonra düşünelim, 1929’daki Büyük Ekonomik Buhran, İkinci Dünya Savaşı, petrol krizi, koalisyonlar, askeri darbeler, kapitalizmin birikim krizleri, bütün bunların hepsini toplayın Cumhuriyet Dönemi boyunca yüzde 5’in üzerinde bir büyüme temposu ortaya koyabilen bir ekonomiden söz ediyoruz. Peki, siz ne yapmışsınız? 2003-2008 döneminde yüzde 6,21 büyümüşsünüz. 2009-2023 dönemi büyümeniz Cumhuriyet Dönemi toplam büyümesinin gerisinde yüzde 5,15. Demek ki ortada Türkiye’nin tarihsel büyüme oranını yakalayabilen bir büyüme temponuz yok, övünülebilecek bir şey yok. Peki, ilave edelim, acaba bu büyüme bir kalkınma çağırabiliyor mu” diye konuştu.
Faiz ödemelerine değinen Günaydın, “Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan burada bir konuşma yaptı ve tıpkı babası rahmetli Erbakan gibi faize ayrılan miktarları eleştirdi, bunun bakanlık bütçeleriyle oranlarını da ortaya koydu ama anlayamadığımız bir şekilde, bu konuşmayı yaptıktan sonra bütçeye olumlu oy vereceğini söyledi. Bakın, ben biraz açayım size. 21 yıllık iktidarınız var ya, ’22’nci bütçemiz’ diye övünüyorsunuz. Burada iç ve dış faiz lobilerine 21 yılda 2 trilyon 189 milyar TL para ödediniz. Bu, 2017’ye kadar her yıl ortalama 50 milyar TL diye gidiyordu. Sonra ne oldu biliyor musunuz? Sonra canavarlaştı bu rakamlar 2018’de 74 milyar TL, 2019’da bir yılda 100 milyar TL, 2020’de 134 milyar TL, 2021’de 181 milyar TL, 2022’de 311 milyar TL. Bu sene ne kadarı, bu senenin bütçesinin ne kadarı faize gidiyor biliyor musunuz arkadaşlar? Tam 632 milyar TL’yi faize veriyorsunuz” diye konuştu.
CHP İzmir Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli ise, Pençe Kilit Harekatı bölgesinde hain terör örgütünün saldırılarında şehit düşen kahraman askerlere Allah’tan rahmet, kederli ailelerine ve millete başsağlığı dileyerek konuşmasına başladı. Ulusal Kurtuluş Savaşı kahramanı, büyük devlet adamı, CHP’nin 2’nci Genel Başkanı ve 2’nci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün vefatının 50’nci yıl dönümü olduğunu söyleyen Türeli, İnönü’yü de rahmetle andı. Türeli, 1924 yılında ilk defa bütçe hazırlandığını kaydederek, “1924 bütçesinin bütçe gider tahmini 140,4 milyon lira, bütçe gelir tahmini 129,2 milyon lira, bütçe açığı 11,2 milyon lira olarak öngörülmüş. Fakat 1924 yılı şartlarında bütçe açık vermemiş, 6,8 milyon lira fazla vermiş; harcamalarda bir kısıntı yok ama gelirlerin gereğinden fazla gelmesi sonucunda bütçe fazla vermiş. Bu dönem, genç cumhuriyetin kurucularında çok ciddi anlamda denk bütçe fikri oluşmuş, bir denk bütçe yapmak, açık vermemek; dışarıdan ithalat yerine yurt içi üretimin yapılması öncelikli olmuş ve 1926 yılında denk bütçe hazırlanmış. Bakın, çok ilginçtir, iki-üç yıl üst üste denk bütçe yapılmış fakat 1929 büyük buhran, ekonomik buhran ve sonrasında yaşanan o krizin sürmesi sonucunda gene bütçede bir kısım açıklar verilmiş. Gene çok ilginçtir, cumhuriyet açısından çok önemlidir, 1927 yılında Muhasebei Umumiye Kanunu çıkartılmış. Değerli milletvekilleri, çok önemli bir kanun. 2003 yılında 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Yasası çıkana kadar Muhasebei Umumiye Kanunu geçerli olmuş. Devletin tüm mallarının yönetimi ve muhasebesi bu kanunla belirlenmiş. ve çok ilginçtir, Muhasebei Umumiye Kanunu’yla belirlenen sistemin özelliği şu: Giderler ve gelirler tek hesaptan, tek hazine hesabından, teknik bir terimle ‘tek vezne’den yapılmış. Bugün eleştiriyoruz ya; Türkiye Varlık Fonu var, döner sermayeli kuruluşlar var, bütçe dışı fonlar var, özel hesaplar var; bunların hepsinin bütçe dışında olmasını eleştiriyoruz. Kesin Hesap Kanunu’nda Sayıştay’ın da bu konuda çok ciddi eleştiriler olmasına rağmen bu aynı yanlış sistem devam ediyor. İşte, o cumhuriyet, 1927 yılında bu kanunla birlikte tek hesaptan gelirleri ve giderleri birlikte görmüş ve birlikte izlemiş. Bu da aslında onların ekonomiye, sosyal hayata bakışlarının ve o konuda başarmak istedikleri şey için bütçeyi nasıl bir araç olarak gördüklerinin en büyük nişanesidir, örneğidir diye düşünüyorum” ifadelerini kullandı.
AK Parti hükümetleri dönemlerinde neoliberal ekonomi modelinin benimsendiğini ifade eden Türeli, “Neoliberal ekonomi modeli AK Parti hükümetleri döneminde noktasına, virgülüne dokunmadan uygulanmaya devam edilmiştir. Bakın, bu model 1970’li yılların ikinci yarısında çıkmış bir modeldir ve 1980’lerle birlikte önce Amerika’da, sonra İngiltere’de ve sonra da bizim gibi birçok ülkede ve aynı zamanda IMF ve Dünya Bankası politikalarıyla önerildiği şekilde uygulanmıştır. Fakat 1990’ların ikinci yarısından itibaren başlayan krizler, 2008-2009 küresel krizi ve en son 2020 yılındaki pandemi krizi bugün artık neoliberal ekonomi modelinin uygulanamayacağını açık ve net olarak ortaya koymuştur. Çünkü bu model sonucunda dünyada küresel adaletsizlikler artmıştır, gelir ve servet eşitsizliği büyümüştür, yoksulluk artmış, kamu hizmetleri gerilemiş ve emek kesiminin sermaye kesimi karşısındaki göreli konumu gerilemiştir. ve bu aynı zamanda çok ciddi bir küresel göç ve sığınmacı, mülteci sorununu ortaya çıkarmıştır” diye konuştu. – ANKARA
]]>2024’te bu savaşı etkileyecek beş faktörü inceledik.
Mali kaynaklar yani para
Şubat 2022’de başlayan işgalin ilk haftalarında Ukrayna’nın Rusya karşısındaki direnişi pek çok kişiyi şaşırttı. Bu da Kiev’in müttefiklerinin silah ve yardımlar konusunda kesenin ağzını açmasının nedenlerinden biri oldu.
Ancak hali hazırda iki yüklü yardım paketinin askıya alınmış olması sahadaki duruma yansıyacaktır.
ABD’de mevzuata göre Ukrayna’ya yapılacak yardımlar Kongre’den onay almak zorunda. Kongre’de şu anda Cumhuriyetçiler ile Demokratlar arasında diğer harcamalar konusunda bir tartışma devam ediyor.
Ukrayna için ön görülen 61 milyar dolar değerindeki askeri paketin Ocak ayı başına kadar yeniden görüşülmesi beklenmiyor.
Avrupa Birliği’nin 50 milyar euroluk yardım paketi de Macaristan engeline takılmış durumda.
Viktor Orban yönetimi , AB’nin geri kalanının aksine fiilen Moskova’nın yanında konumlanıyor ve Ukrayna’ya yapılan yardımların tamamen durdurulmasını istiyor.
Silahlar
Dış yardımın gecikmesi, Kiev yönetiminin orduya gelişmiş silahlar sağlama kabiliyetini zayıflatıyor.
Bu durum Ukrayna’da endişe, Moskova’da ise tazelenen güven anlamına geliyor.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, her yıl sonu yaptığı basın toplantısında, ülkesinin askeri anlamda gücüne güç kattığını savunurken, Kiev’e verilen “açık çekin” de tükenmeye başladığını öne sürdü.
Ukrayna lideri Volodimir Zelenskiy de benzer bir basın toplantısında durumun zorluğunu kabul etmekle birlikte “askeri yardım sorununun yakın zamanda çözüleceğini” savundu.
Zelenskiy ayrıca Ukrayna’nın insansız hava aracı üretim kapasitesini de artırabileceğini umduğunu ifade etti.
Avrupa Birliği Kasım ayında yaptığı değerlendirmede, Ukrayna’ya bir milyon 155 mm’lik mermi tedarik etme hedefine Mart 2024’e kadar ulaşamayacağını kabul etti.
Zelenskiy, Ukrayna’nın karşı saldırısının daha erken başlamamasının nedenlerinden birinin mühimmat eksikliği olduğunu savundu.
Ukrayna ordusu yetkilileri BBC’ye yakın zaman önce yaptıkları açıklamada, mühimmat tasarrufu yaptıklarını aktardı.
Ukrayna ordusu, cephane sıkıntısı nedeniyle, elinde tuttuğu bölgelerden çekilmek zorunda kalabilir.
Şu anda Rusya, Ukrayna topraklarının yaklaşık %17’sini kontrol ediyor.
Ukrayna, savaşın ülke ekonomisine 150 milyar dolara mal olduğunu tahmin ediyor.
Kiev yönetimi 2024 yılında orduya 43,2 milyar dolar harcamayı planlıyor.
Rusya’nın 2024 yılı askeri bütçesi ise 112 milyar dolar olarak tahmin ediliyor.
İnsan gücü
2024’te yeterli sayıda askere sahip olmak her iki taraf için de güç olmaya devam edecek.
Şubat 2022’den önce Ukrayna’nın nüfusu 44 milyon civarındaydı.
Savaşın ilk aylarında altı milyon Ukraynalının ülkeyi terk ettiği tahmin ediliyordu. Ancak şimdi birçoğunun geri döndüğüne inanılıyor.
Yüzbinlerce kişi Rus işgali ve devam eden saldırılar nedeniyle ülke içinde yer değiştirmek zorunda kaldı. Binlerce sivil öldürüldü.
Ukrayna, sıkıyönetim kapsamında 18 ila 60 yaş arası erkeklerin ülkeyi terk etmesini yasakladı.
Ukrayna Savunma Bakanı Rüstem Umerov da yakın zaman önce, yurt dışında yaşayan Ukraynalı erkeklere askerlik çağrısı yapılabileceğini söyledi.
Askerlik çağındaki yüz binlerce Ukraynalı erkeğin yurt dışında yaşadığına inanılıyor.
Estonya, halihazırda ülkede yaşayan Ukrayna vatandaşlarının askere alınması konusunda Kiev’e yardım edebileceğini duyurdu.
Rusya Ukrayna’ya kıyasla çok daha büyük bir orduya sahip ancak Moskova’nın savaşın iki yılındaki kayıpları çok büyük oldu.
Askeri uzmanlar Rus kayıplarını “kıyma makinesi” örneği ile anlatıyor.
Eğitimleri maliyetli olan ve yıllar süren hava indirme komandoları gibi elit birimlerin çoğu kaybedildi.
Genel seferberlik ilanının ardından bir milyona yakın Rus’un ülkeyi terk ettiği tahmin ediliyor. Rus yetkililer, ordunun ihtiyacını karşılamak için mahkumları ve göçmenleri askere alma yoluna gitti.
Her iki taraf da asker kayıplarını açıklamıyor. Ukrayna tarafındaki kayıpların ise “onbinler” olduğu tahmin ediliyor.
BBC Rusya Servisi, Aralık 2023’ün sonunda öldürüldükleri doğrulanan Rus askerlerinin sayısının 40 bin kişiye ulaştığını belgeledi.
ABD istihbaratı, öldürülen veya yaralanan Rusların toplam sayısının 315 bine ulaşabileceğini değerlendiriyor.
Ukrayna gündemi yorgunluğu
Kiev’i bugün en çok endişelendiren şey, “Ukrayna yorgunluğu” olarak adlandırılan durum.
Ülkenin mücadelesine, müttefik ülkelerin kamuoylarındaki ilgi ve empati azalmaya başladı.
Hollanda ve Slovakya’da yapılan son seçimlerin sonucu da bunu gösteriyor. Slovakya Ukrayna’ya büyük bir yardım paketini durdururken, Hollanda uzun süredir vaat ettiği F-16 jetlerini Ukrayna’ya göndermeyebilir.
ABD’de de Kasım 2024’te yapılacak seçimler, Donald Trump’ın Beyaz Saray’a dönüşü ile sonuçlanırsa bu, Ukrayna ve Rusya’ya yönelik ciddi bir politika değişikliği anlamına gelebilir.
Amerika’daki kamuoyu yoklamaları, Washington’un Ukrayna’ya gereğinden fazla yardım ettiğine inananların oranının yüzde 21’den yüzde 41’e çıktığını gösteriyor.
Avrupa Birliği’ndeki 27 ülkeden sekizinde, Ukrayna’ya yardım yapılmasına karşı olanların sayısı, taraftar olanlardan daha fazla çıkıyor.
Hem Ukrayna hem de Rusya yeni yılda ‘Küresel Güney’den destek aramaya devam edecek.
Geleneksel olarak Orta Doğu, Latin Amerika ve Afrika’nın pek çok ülkesi ABD karşıtlığı nedeniyle Moskova’yla dostane ilişkiler içindeydi. Ukrayna işgalinin başlangıcından bu yana Rusya konumunu güçlendirmeye çalışırken, Ukrayna da nüfuz kazanmaya çalıştı.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, son 12 ayda dört kez Afrika’ya gitti ve bu süreçte 14 ülkeyi ziyaret etti. Ukrayna Dışişleri Bakanı Dmytro Kuleba aynı dönemde Afrika’ya yaptığı iki ziyarette dokuz ülkeyi ziyaret etti.
Ukrayna, hem Moskova’nın propagandasının hem de Wagner paralı asker grubunun Afrika’da oluşturduğu nüfus alanına karşı mücadele etmek zorunda.
Oyunun sonu?
“Peki bu savaş nasıl bitecek?”
Bu, pek çok politikacının ve uzmanın yanıtlamaya çalıştığı soru.
Ukrayna, ancak Rus işgalinin tamamen bitmesi ve uluslararası kabul gören sınırlara dönüş halinde çatışmaların biteceğini savunuyor.
Kiev, Rusya ile daha azı için yapılacak bir uzlaşmanın, dünyanın diğer yerlerindeki benzer çatışmalarda saldırgan gücü teşvik edeceği uyarısını yapıyor.
Rusya ise Batı ile daha geniş çağlı bir çatışmaya odaklandığını ve savaşın gerektiği kadar süreceğini söylüyor.
2024 Ukrayna için zorlu bir cephe savaşı, Rusya için daha fazla uluslararası izolasyon getirebilir.
Gazze savaşının yanında ve başka sıcak çatışmaların ortaya çıkma riskiyle birlikte, Ukrayna savaşı, dünya siyasi düzeni ve küresel ekonomi üzerindeki etkisinin boyutuna rağmen, diğer ülkeler için daha az odak noktası olacak.
]]>AA muhabirinin derlediği bilgilere göre, söz konusu ülkeler, son yıllarda tütün ürünlerine yönelik vergilendirme modelini değiştirmeye başladı. Bu ülkeler, böylece, kaçak tütün ürünlerinin tüketimiyle mücadele alanında da başarı sağlamayı hedefliyor.
AB ülkeleri, yeni model kapsamında, tütün ürünlerinde nispi (oransal) ÖTV’yi azaltıp, maktu ÖTV’yi artırma yoluna gidiyor. Bu çerçevede 22 ülke, 2010 yılından bu yana nispi ÖTV oranını düşürdü.
AB Tütün Tüketim Vergisi Direktifi uyarınca maktu verginin, ağırlıklı ortalama fiyat üzerinden hesaplanan toplam verginin yüzde 7,5’i ila yüzde 76,5’i arasında olması gerekiyor.
AB’de tütün ürünü vergileri, paket başına sabit bir vergi ve perakende satış fiyatının belli bir yüzdesi olan nispi vergiden oluşuyor.
AB’nin en büyük ekonomisine sahip Almanya, öngörülebilir ve kademeli ÖTV artışları ve dengeli nispi ÖTV ile istikrarlı gelir oluşturmayı öngörüyor. Ülkede 2010’da yüzde 24,7 nispi ÖTV oranıyla tütünden elde edilen gelir 13,4 milyar avro oldu. Bu rakam, 2022’de yüzde 19,8 nispi ÖTV oranıyla 14,2 milyar avroya yükseldi.
Romanya’da da makul bir vergilendirme yaklaşımı üzerinde çalışılırken, giderek maktu vergiye dayalı hale gelen bir yapı oluşturuluyor. Bu adımlar, vergi gelirlerinin sürekli artmasına katkıda bulunuyor.
Sırbistan da yüzde 33 nispi ÖTV’yle vergi gelirlerinin istikrarlı şekilde büyümesini amaçlıyor.
Tütün ürünleri vergileri, Lüksemburg’un gayrisafi yurt içi hasılasının yüzde 1’inden fazlasını oluştururken, bu oran Yunanistan’da yüzde 1,18 ve Hırvatistan’da yüzde 1,33’ü buluyor.
AB verilerine göre, 1 Temmuz 2023 itibarıyla 20 sigaradan oluşan bir paketin ortalama fiyatı Avro Bölgesi ülkelerinde 3,33 avro ile 15,3 avro arasında değişiyor. İrlanda, 15,3 avro ile en yüksek fiyattan satış yapan ülke olurken, Letonya’da söz konusu fiyat 3,3 avroda kaldı.
Öte yandan, AB dışındaki İsviçre’de ise yüzde 25 nispi ÖTV ile istikrarlı vergi oranları uygulanıyor.
Yasa dışı ticaret
AB Yolsuzlukla Mücadele Ofisi (OLAF) verilerine göre, AB sınırlarında 2022 yılında 531 milyon adet kaçak sigara, 205 ton ham tütün ve 65 ton nargile tütünü ele geçirildi. Yaklaşık 316,7 milyon adet sigaranın AB içindeki yasa dışı üretimle bağlantılı olduğu anlaşıldı. Yine geçen yıl AB dışından gelen yaklaşık 215 milyon adet sigaraya el konuldu.
Türkiye’de durum
Türkiye’nin ise reklam yasakları, tek tip paket, izin süreçleri ve yerli tütün kullanımı gibi kurallarla bu alanda yoğun düzenlemeleri bulunuyor.
Ülkede, tütün ürünlerinin vergilendirilmesinde ise maktu ve nispi vergilendirme türleri birlikte kullanılıyor.
Türkiye’de maktu verginin toplam vergi içindeki payı yüzde 2,5. Bu kapsamda, Türkiye’nin, AB ülkelerine kıyasla, toplam vergi içinde maktu ÖTV’nin en düşük paya sahip ülke olması dikkati çekiyor.
Öte yandan, Türkiye, yüzde 63’lük nispi ÖTV oranıyla en yüksek nispi vergi oranına sahip ülke konumunda bulunuyor. Sektör temsilcileri, daha düşük nispi ÖTV yapısının kamu, sektör ve Türkiye ekonomisi için kazanç oluşturacağını belirtiyor.
Bu arada, Türkiye sigara pazarının büyüklüğü 2022’de 117 milyar adet olurken, bu yıl 135 milyar adede yükselmesi bekleniyor.
]]>Genel Kurulda, 2024 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifinin 14, 15, ve 16. maddeleri görüşüldü.
İYİ Parti Ankara Milletvekili Ahmet Eşref Fakıbaba, Türkiye’nin ekonomisinin son 3 yıldır gerilediğini söyledi. Fakıbaba, vatandaşın 2002 yılında aldığı asgari ücretle 7 çeyrek altın alabildiğini ancak 2023 yılında alınan asgari ücretle sadece 3,5 çeyrek altın alabildiğini ifade etti. Fakıbaba, Türkiye’de üç harfli market zincirleri nedeniyle küçük esnafın bittiğini savundu.
MHP Antalya Milletvekili Hilmi Durgun da Türkiye’nin önemli bir tarım ülkesi olduğunu, lisanslı depoculuk sisteminin geliştirilmesi gerektiğini kaydetti.
Üreticilerin en kısa zincirle pazara ulaşmasının önemine işaret eden Durgun, üreticilerin daha çok kazanmasının, tüketicilerin daha ucuza gıda temininin sağlanmasını istedi. Durgun, gıda sevk zincirinde fiyatların maliyet kaynaklı olmayan, kontrolsüz yükselişinin önüne geçecek mekanizmalar oluşturularak tarladan sofraya tüm süreçlerin kontrol edilmesinin gerektiğini de sözlerine ekledi.
DEM Parti Batman Milletvekili Mehmet Rüştü Tiryaki, milletvekili olarak 6. bütçeye katıldığını, teknik alandaki değişiklikler dışında bu bütçenin de diğer bütçelerden hiçbir farkının olmadığını, daha önce olduğu gibi bu yıl da muhalefetin önerilerinin dikkate alınmadığını savundu.
Tiryaki, eğitim, adalet ve ekonomi konusunda, Türkiye’nin durumuna ilişkin eleştirilerde bulundu.
“Kara bir leke olarak kalacak”
AK Parti Kahramanmaraş Milletvekili Mevlüt Kurt, Genel Kurulda AK Parti, MHP, İYİ Parti ve Saadet Partisinin, Irak’ın kuzeyinde 12 askerin şehit olduğu terör saldırılarıyla ilgili yayımladığı ortak bildiriyi hatırlattı. İki siyasi partinin grup başkanvekillerinin bildiriye imza atmaktan imtina ettiğini belirten Kurt, “Bu bildiriye imza atmayanlar, tarih önünde kara bir leke olarak kalacaktır.” dedi.
DEM Parti Grup Başkanvekili Hakkı Saruhan Oluç da bildiriyi imzalamama nedenlerini anlattıklarını, “kara leke” sözünü kabul etmediklerini söyledi.
CHP Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır, yerinden söz alarak, partisinin 12 askerin şehit olduğu hain terör saldırısıyla ilgili açıklamalarda bulunduğunu kaydetti.
Başarır, “Bizim tarihimize bakmak istiyorlarsa, üçüncü Genel Başkanımız Sayın Bülent Ecevit, bu terör örgütünün başındaki haini İmralı’ya attı ve yargılanmasını sağladı. Onunla görüşen, iş çeviren parti de sağda oturan AKP Grubu’dur. Bize hiç kimse milliyetçilik dersi vermesin.” diye konuştu.
Partisinin bu konudaki bildirisinde de 4 partinin imzaladığı bildiride de sorun olmadığını ifade eden Başarır, “Ama oradaki sorun bu partiler değil, sağdaki AKP’dir; terörü yaratan, bu ülkeyi bu hale getiren bu partiyle ortak imza atmak istemiyoruz.” dedi.
“Terörü lanetlemeyenlerin bu parlamentoda işi yok”
Saadet Partisi Antalya Milletvekili Serap Yazıcı Özbudun, Irak’ın kuzeyinde şehit olan 12 askeri rahmetle andı; ailelerine, sevenlerine ve bütün Türkiye’ye başsağlığı diledi. Özbudun, Genel Kurulun bugünkü görüşmelerinde milletvekillerinin alkışlamaması önerisinde de bulundu.
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin ardından bakanların “karar verici aktörler” olmadığını savunan Özbudun, “Ülke düzeyinde alınan bütün kararlar yani biz 85 milyonun kaderini tayin eden bütün kararlar tek bir kişi tarafından alınmaktadır. Bu ise yönetimde keyfiliğe yol açmaktadır ve TBMM’nin frenleyici ve dengeleyici yetkilerinden yoksun olması, bu mutlak keyfiyetin hangi sınırlara ulaştığını bize göstermektedir.” ifadelerini kullandı.
İYİ Parti İstanbul Milletvekili Nimet Özdemir, gelişmiş hiçbir ülke parlamentosunda binlerce kişinin katili olan canilere özgürlük istenemeyeceğini, istemeye kalkanların ise güneş yüzü dahi göremeyeceğini belirterek, “Bu duruma kayıtsız kalınması vatanseverlerin kanına dokunuyor. Terörü kınayıp lanetlemeyenlerin, terörle arasına mesafe koyamayanların bu parlamentoda işi yoktur. Türk milletinin bizden asıl beklentisi budur.” dedi.
Şahsı adına söz alan Demokrat Parti İstanbul Milletvekili Cemal Enginyurt, 12 vatan evladının şehit olması nedeniyle milli yas ilan edilmemesini eleştirdi. Sözleşmeli vatan görevi olamayacağını söyleyen Enginyurt, “Kuzey Irak’ta karlı bir havada kancıkça bir pusuda şehit olmayı kendisine yakıştırdığımız insanları Ankara’da orduevlerine almıyoruz. Vicdanlarımız sızlamıyor mu, kalplerimiz bu kadar mı karardı?” diye konuştu.
Enginyurt, öte yandan terörle mücadele sırasında bazı uzuvlarını kaybeden 20 bin güvenlik personeli bulunduğunu anlatarak, “Sakatlanmaları yüzde 40’ın altında diye gazi sayılmadılar. Vatan için can vermeyi göze aldıklarından kurşun yemişler, şarapnel parçasıyla yaralanmışlar; MHP’nin, İYİ Partinin ve Demokrat Partinin kanun teklifi var, ‘Gazi sayalım.’ diyoruz ama hala görmezden gelip nutuk atılıyor.” ifadelerini kullandı.
TBMM’de dört partinin imzasının yer aldığı bildiriye işaret eden Enginyurt, partisi ile DEVA Partisi’nin bu konuda görmezden gelindiğini de söyledi.
“Türkiye’nin savunması Gazze’den başlar”
Saadet Partisi İstanbul Milletvekili Mustafa Kaya, üçüncü dünya savaşının çoktan başladığını iddia etti. Terör örgütlerinin de üçüncü dünya savaşının bir parçası olduğunu dile getiren Kaya, “Terör örgütlerinin ana görevi, bulundukları bölgelerde gücü elinde bulunduranların hareket alanlarını genişletmektir. PKK terör örgütünün de yapmaya çalıştığı şey, bölgedeki dengeleri küresel güçlerin hedeflediği noktaya taşımaktır.” diye konuştu.
“Türkiye’nin savunması Gazze’den başlar” diyen Kaya, “Gazze’ye kendi topraklarımız gibi bakmamız gerekiyor. Bu bölgede eğer aktif rol almak istiyorsak sınırlarımızın güvenliğinin dışarıda başladığını bilmemiz gerekiyor. Sınırlarımızın Saraybosna, Tahran, Kahire, Şam, Bağdat ve Bakü’den başladığını bilerek hareket etmek durumundayız. Günü kurtarma çabası nafiledir, günü kurtarmaktan ziyade geleceği kurtarmamız gerekir.” ifadelerini kullandı.
İYİ Parti Grup Başkanvekili Erhan Usta, bu bütçe görüşmelerinin verimli olmadığını, hükümet ve bakanların özeleştiri yapmadığını, denetim görevi olan muhalefetin önerilerinin dikkate alınmadığını söyledi.
Asgari ücret tartışmalarına değinen Usta, “Açlık sınırının altında bir ücreti kabul etmek mümkün değil. Asgari ücretin yılda iki defa belirlenmesi gerekir. Aradaki refah kaybının da telefi edilmesi lazım.12 ay boyunca açlık sınırının üzerinde kalan bir asgari ücreti çalışanlarımıza verilmesini istiyoruz.” dedi.
MHP İstanbul Milletvekili Feti Yıldız, Türkiye’nin demokrasisini daha fazla güçlendirmek için anayasa başta olmak üzere yasal ve idari düzenlemeleri gerekli gördüklerini kaydetti.
Daha önce 100 maddelik anayasa önerilerini açıkladığını hatırlatan Yıldız, “Türkiye, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne uygun milli ve manevi değerlerden ilham alan, bize özgü yeni bir anayasaya kavuşmalıdır. Bu milletimize ve gelecek nesillere karşı ertelenmeyecek bir görevdir. Türkiye’nin yakaladığı siyasi istikrar, demokrasi tecrübesi ve tüm toplumsal kesimlerin yaklaşımı yeni bir anayasa yapmaya uygundur.” şeklinde konuştu.
Yıldız, siyasetin ahlaki değerlere dayanması, siyasi partilerin gelir kaynakları ve harcamalarının etkin bir şekilde denetlenmesi gerektiğini belirtti.
Milletvekili dokunulmazlığının kamuoyunun kabul edeceği makul esaslara bağlanmasını isteyen Yıldız, “Milletvekillerinin işlediği suçlar nedeniyle hazırlanan ve Karma Komisyonda bekletilen fezlekelerin gündeme alınıp sonuçlandırılması gerekir.” ifadelerini kullandı.
Yıldız, bazı kamuoyu araştırma firmalarının manipülasyon yaptığını, “araştırma” adı altında kamuoyunu olumlu veya olumsuz etkilemek için gerçek dışı bilgiler paylaşan bu firmaların sorumlularına caydırıcı yaptırımlar getirilmesi gerektiğini kaydetti.
DEM Partisi Diyarbakır Milletvekili Serhat Eren, hiç kimsenin kayyımlar kadar Diyarbakır’a zarar vermediğini iddia ederek, “Kayyımlar, belediyelere ait taşınmazları değerinin çok altında ya satıyor ya da kiralıyor. İhalelerde hukuksuzluklar yapılıyor.” dedi.
“ABD’nin amacı kaos oluşturmak”
AK Parti Ordu Milletvekili İbrahim Ufuk Kaynak, terör örgütü PKK’nın eylemlerine dikkati çekerek, şöyle konuştu:
“Bu tür terör eylemlerinin başı, sonu ve ortası hepsi ABD’dir. Yeryüzünde hiçbir terör örgütü, ABD’nin silahı olmadan bir gün bile yaşayamaz. ABD’nin amacı kaos oluşturmaktır. Çünkü kaos çıkararak ülkeleri kontrol altında bulunduruyor. ABD’nin kaos oluşturmak istediği en önemli ülkelerden birisi Türkiye’dir. Çünkü Türkiye dinamik bir devlettir. Çünkü dinamik ülkeler ayağa kalktığında çevresindeki diğer ülkeleri de etkileyecek ülkelerdir. Dinamik ülkelerin en önemli özelliği imparatorluk geçmişlerinin olmasıdır. İmparatorluk aklı olan ülkelerin tekrar geri gelme kabiliyetleri var. Herhangi bir ülkenin büyümesinden her yıl yüzde 3 kesmek istiyorsanız terör örgütünü o ülkeye bela edebilirsiniz.”
İYİ Parti Bursa Milletvekili Hasan Toktaş, terör örgütü PKK’nın saldırılarına işaret ederek, TBMM kürsüsünden Türkçe dışında başka dillerde hitap edilmesini eleştirdi.
Toktaş, “Bu kürsüde Kürtçe terör propagandası yapılsın diye mi ‘sayın Öcalan’ denilsin diye mi askerler şehit oldu? Bu konuda herkes üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmeli. Terörü ve teröristi açıkça övmek suç değil mi? Genel Kurulda ana dili farklı olan herkes, kendi diliyle konuşursa nasıl olur?” dedi.
Genel Kurulda, 2024 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi’nin maddelerinin görüşmelerinin tamamlanmasının ardından 2022 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifi’nin maddelerinin görüşmelerine geçildi.
]]>Maddeler üzerinde söz alan Saadet Partisi Grup Başkanvekili Bülent Kaya, iki gün içerisinde 12 şehit verildiğini belirterek, iktidarın, terörle mücadelede klişe laflar üretmek yerine terörün hala neden bitirilemediğinin sebeplerini masaya yatırması gerektiğini ifade etti.
Kaya, “İktidarın, sadece silahlı kuvvetlere bu işi havale ederek terör sorununun çözülemeyeceği gerçeğini de göz önüne alarak bu ülkeden ve bu coğrafyadan çatışmayı ve terörü bir an önce atmasını arzu ediyoruz. Bu manada terörün, geniş kapsamlı bir şekilde masaya yatırılarak bu sorunun partiler üstü görülmesi gerekiyor.” dedi.
Türkiye’nin yer aldığı coğrafyanın bereketli topraklar olduğunu dile getiren Kaya, “Böyle bir coğrafyada yaşayıp yüksek oranda yoksulumuz varsa, bu, beceriksiz iktidarların iş başında olmasındandır.” ifadelerini kullandı.
İYİ Parti Antalya Milletvekili Aykut Kaya, ulusal güvenliğin sağlanması konusunda hiçbir fedakarlıktan kaçınılmaması gerektiğini; Türk Silahlı Kuvvetlerinin, Emniyet Genel Müdürlüğünün, Jandarma Genel Komutanlığının, Sahil Güvenlik Komutanlığının bütün ihtiyaçlarını karşılayacak tedbirlerin alınmasını için her türlü desteği vermeye hazır olduklarını söyledi.
Türkiye’nin, savunma alanında ihtiyaç duyulabilecek tüm araç ve mühimmatı üretebilecek güce sahip olduğunu vurgulayan Kaya, özel sektörün de teknolojik üretime yönelik AR-GE konusunda desteklenmesi gerektiğini dile getirdi. Kaya, “Sadece şimdiyi değil en az 20 yıl sonrasını düşünerek üretimde öne çıkacak malzeme ve teknolojileri belirlememiz, devletin AR-GE yatırımı yapmasını sağlamamız gerekiyor. Hal böyleyken hükümet harcamaları içinde zaten oldukça az olan AR-GE payının daha da azalmasının akla mantığa sığan bir tarafı yoktur.” değerlendirmesinde bulundu.
“Türkiye’de bu yönetim, sınıfta kalmıştır”
CHP İstanbul Milletvekili Yunus Emre, son 12-13 yıllık dönemin Türkiye’nin iktisat tarihi için kayıp ve büyük bir gerileme dönemi olduğunu iddia etti.
Atatürk’ün hedef olarak koyduğu Türkiye’yi çağdaş uygarlık düzeyine taşıyabilmenin önemli yolunun, ekonomik gelişmeyi sağlayabilmek olduğuna işaret eden Emre, “Ancak, son 12-13 yıllık dönemdeki manzara çok açık bir başarısızlıktır. Türkiye’nin ekonomik performansı, son AK Parti dönemi için bir büyük duraklama, geriye gidiş devridir.” dedi. Emre, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Türkiye’de ekonomik performans çok kötü, bu iktidar çok başarısız. Bir ülkenin ekonomik gelişmesini, ekonomik durumunu ele almak için bakacağımız en temel gösterge milli gelir ya da kişi başına düşen gelirdir. Türkiye’de kişi başına gelir 2011’de 11 bin 221 dolar iken bu yıl 10 bin 622 dolar. Türkiye, en temel, en önemli gösterge bakımından 12 yıl içerisinde geriye gitmiş durumda.”
AK Parti İstanbul Milletvekili Şengül Karslı, “Biz kısır çekişmelerin, dar kalıpların, sahte gündemlerin, karanlık senaryoların kıskacına hapsetmek isteyenlere en güzel cevabı bugüne kadar ortaya koyduğumuz eser ve hizmetlerimizle veriyoruz.” dedi.
Ortaya koydukları hedefleri tek tek gerçekleştirdiklerini anlatan Karslı, güçlü, güvenilir ve çevresinde söz sahibi olan bir Türkiye’yi inşa etmeyi büyük bir kararlılıkla sürdürdüklerini dile getirdi. Karslı, şunları kaydetti:
“Kazandığımız her mücadele, bozduğumuz her tuzak, aydınlık geleceğimizin önündeki perdeyi biraz daha aralamaktadır. İnşallah, büyük ve güçlü Türkiye’nin tüm dünyada daha adil bir düzenin tesisine önderlik ettiği günleri göstermek de bizlere nasip olacaktır. 85 milyonun tamamının sağlığı, eğitimi, kültürü, kalkınması, sanayisi, teknolojisi, tarımı, güvenliği, sosyal hayatı için; çocuklarımız, gençlerimiz, kadınlarımız için ve umudunu bize bağlayan tüm mazlumların selameti için her aşaması zorlu uğraşlarla geçse de eser ve hizmet üretmeye ve çok daha güçlü bir ülke olmak için çalışmaya devam edeceğiz.”
MHP Yozgat Milletvekili İbrahim Ethem Sedef, 2024 yılı bütçesinin, ülkenin geleceği için stratejik bir planı temsil ettiğini; ekonomik istikrarın sağlanması, sosyal refahın artırılması ve kamu hizmetlerinin geliştirilmesi için gereken kaynakların doğru şekilde tahsis edilmesini içerdiğini söyledi.
Bütçenin Meclis’te onaylanmasının milletin hayrına olacağını ifade eden Sedef, “2024 yılı bütçesinin eğitimden sağlığa, altyapıdan tarıma kadar birçok alanda yapılacak harcamalarla halkımızın refahına katkı sağlayacağına MHP olarak inancımız tamdır. Cumhur İttifakı, Türkiye’nin kalkınması ve refahının artması için el ele vermiş, ortaya koyduğu projelerle ülkemizin geleceğine ışık tutmaktadır. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin getirdiği kazanımlarla birlikte Türkiye daha güvenli, daha kalkınmış ve daha istikrarlı bir ülke haline gelmektedir.” diye konuştu.
2024 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi’nin 11, 12 ve 13. maddeleri de kabul edildi.
]]>DEMOKRAT Parti (DP) Genel Başkanı Gültekin Uysal, “Son 20 yılda çiftçilerimizden başlayarak, esnafımız, dar gelirli vatandaşlarımız sosyoekonomik statüsünü yitirdi. Siyasilere düşen vazife de bu büyük ülkeyi, o büyük potansiyeliyle buluşturabilmektir” dedi.
DP Osmaniye İl Başkanlığı’nın 14’üncü Olağan İl Kongresi, Ticaret Odası Konferans Salonu’nda yapıldı. Mevcut başkan Muhammet Güloğlu’nun tek aday olduğu kongrede, DP Genel Başkanı Gültekin Uysal, milletvekilleri, il, ilçe yöneticileri ve partililer yer aldı. Geçmiş dönem faaliyet ve gelir-gider raporu sunumuyla başlayan kongrede konuşan Genel Başkan Gültekin Uysal, “Her şeye rağmen, bütün dayatmalara, kısıtlamalara rağmen Millet İttifakı’ndan yana irade koymuş, demokrasiden yana taraf olmuş yüzde 48’i büyütmek bizim sorumluluğumuzdur. Onu örselemek, bizim sorumluluğumuz değildir. Milletin umudunu örselemektir. Milletin halinin kötü olmasından daha kötüsü büyük bir ümitsizlik içerisine düşmesidir. Bugün, içerisine düşmüş olduğumuz bu ümitsizlik sarmalından çıkaracak olan da yine bizleriz, siyasi partilerdir. Bu noktada sorumluluğumuzun bilinci içerisinde, demokrasiyi bir sorumluluk rejimi olarak addederek, Demokrat Parti olarak makul, yapıcı anlayışımızı, dün olduğu gibi bugün de sürdürmenin gayreti içerisindeyiz” dedi.
Ülkenin, tarihinin görmediği yolsuzlukların sistematik hale geldiği bir süreci yaşadığını ifade eden Uysal, “Yakınlarda İstanbul’da Anadolu Cumhuriyet Başsavcısı adeta Türkiye’deki hukuk sisteminin nasıl bir çöküş yaşadığını ortaya koyacak şekilde bir ihbarda bulundu. Bu zamana kadar tek tük açılan soruşturmalar, birkaç yeri değiştirilen hakim savcıdan ibaret bu meselenin üzerine yatılmış durumda. Bugün ülkede Anayasa Mahkemesi kararlar veriyor, yerel mahkemeler tanımıyor, Yargıtay tanımıyor, üstüne üstelik bir de Anayasa Mahkemesi üyeleriyle ilgili suç duyurusunda bulunuluyor. Burada mesele, iki yargı kurumunun kendi arasındaki mücadele değil. Burada mesele, Türkiye’deki bu çarpık sistemin, sınırsız yetki, sıfır denetim mantığı içerisinde ortaya konulmuş, adına da Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi denilen bu sistemin getirdiği yerdir. Bu sistemin getirdiği noktada bir kişinin, hem yargıya, hem yürütmeye, hem de yasamaya hükmediyor olabilmesidir” diye konuştu.
‘TÜRKİYE’NİN BU SÜRDÜRÜLMEZ HALİ YÖNETEBİLMESİNİN İMKANI YOKTUR’
Çiftçi, esnaf, dar gelirli vatandaş ile emeklilerin meselesinin, Türkiye’de çözülemez halde olduğunu söyleyen Uysal, şöyle devam etti:
“Eğer bir problemi çözmek istiyorsanız kurumların kadrajına girmesinin hiçbir hükmü yok, sadece ve sadece bir kişinin kadrajına girecek, o da Sayın Erdoğan. Son 20 yılda çiftçilerimizden başlayarak, esnafımız, dar gelirli vatandaşlarımız sosyoekonomik statüsünü yitirdi. Maalesef insanlarımızı yoksulluğa mahkum edip, sosyal yardımlarla, siyasi sadakatini alarak Türkiye’nin bu sürdürülmez hali yönetebilmesi, sürdürebilmesi imkanı yoktur. Yeniden bu büyük ülkede kazanmadan harcayan, üretmeden tüketen bir ülke olmaktan çıkıp, kendi coğrafyasında, uluslararası konjonktüründe pek çok imkanından yararlanarak bu ülkeyi tarihi bir rol oynayabilme potansiyeline sahip olduğunu biliyoruz. Bizlere düşen, siyasilere siyasetçilere düşen vazife de bu büyük ülkeyi, o büyük potansiyeliyle buluşturabilmektir. Dün yaptık, Allah’ın izniyle yarınlarda da yapacak gücümüz de kudretimiz de aklımız da kadrolar da vardır.”
]]>