Kurtulmuş, Sakarya Valiliği tarafından düzenlenen Sivil Toplum Buluşması Programı’nda yaptığı konuşmada, bugün 28 Şubat postmodern darbesinin yıl dönümü nedeniyle Sakarya Üniversitesinde düzenlenen programa katıldıklarını söyledi.
Bu memlekette millete rağmen milleti yönetme iddiasında olan ve on yıllar boyunca millete rol biçmek için kendilerini vazifeli telakki eden zümrelerin her zaman olageldiğini belirterek öyle olduğu için de çok partili siyasi hayatta darbeler ve darbe teşebbüsleriyle karşılaşıldığını kaydetti.
Kurtulmuş, “İstedikleri kalıba girmeyen milletin ortaya koyduğu milli iradeden rahatsızlık duyanlar, o milli iradenin tecelli ettiği siyasi mecraları değiştirmek arzusunda oldular.” diyerek bunları; sadece geçmişi yad etmek, geçmişteki şahıslar üzerinden olayları tartışmak hatta o olayların bizatihi kendisini tartışmak için değil, oralardan ders çıkararak demokratik kazanımları daha ileriye götürmek için müzakere etmek gerektiğini anlattı.
TBMM Başkanı Kurtulmuş, “Türkiye’nin 74 yıllık çok partili siyasi hayatında yaşadığı bu antidemokratik müdahaleleri hiç unutmadan, esas amacımız olan yeniden güçlü büyük Türkiye istikametinde yürüyeceksek böyle bir Türkiye’nin en temel direklerinden biri olan demokrasinin güçlü hale getirilmesini de hep birlikte tesis edeceğiz.” ifadesini kullandı.
Dünyada bedeli en ağır ödenmiş demokrasinin, Türkiye’deki demokrasi olduğunu dile getiren Kurtulmuş, “Bu demokrasiye gözümüzün içi gibi bakmak, bunu kendi öz varlığımız olarak telakki etmek, daha da ileriye taşımak mecburiyetindeyiz.” dedi.
Kurtulmuş, Cumhuriyet’in ikinci yüzyılına girildiğine işaret ederek Türkiye Yüzyılı olarak ortaya koydukları ortak milli hedeflerinin, hep birlikte daha güçlü bir yol yürümeyi zorunlu kıldığını vurguladı.
Güçlü ve büyük Türkiye’nin kurulması için toplumsal bütünlüğün ve dayanışmanın temin edilmesinin zorunlu olduğunun altını çizen Kurtulmuş, bunun olmazsa olmaz şartının da milletten başka kimsenin söz ve karar sahibi olmadığı sağlam bir demokrasinin tesis edilmesiyle mümkün olduğunu ifade etti.
Kurtulmuş, halkı devlet millet kaynaşması içerisinde bir arada tutmak gerektiğini belirterek “Bu darbelerin Türkiye’ye vermiş olduğu en büyük zarar, milletle devletin ayrı istikametlere yönlendirilmesidir. Devlet millet kaynaşmasının temin edilmesi için bütün kamu görevlilerimizin, ister atanmış olan devlet memurları olarak ister seçilmiş olan kamuya hizmet eden insanlar olarak herkesin, milletin emrinde olduğu bilinciyle çalışmalarını sürdürmesi lazım.” diye konuştu.
“Türkiye’nin bu coğrafyada kendi eksenini tahkim etmekten başka şansı yok”
Dünyadaki büyük güç merkezlerinin çok büyük bir güç mücadelesine tutuştuğuna dikkati çeken Kurtulmuş, bütün bu çatışmaların odak noktası olan bölgenin merkezinde ise Türkiye’nin bulunduğunu kaydetti.
Kurtulmuş, Türkiye’nin, bu coğrafyada kendi eksenini tahkim etmekten başka bir şansının olmadığını vurguladı.
Türkiye’nin, etrafındaki sıkıntılardan kurtulabilmek için bölgede bir normalleşmeyi sağlamak ve ardından da bu bölgede barış ve esenliği getirecek adımları atmak mecburiyetinde olduğunun altını çizen Kurtulmuş, şöyle devam etti:
“Şunu çok net görmeniz lazım; İsrail’in Filistin halkına karşı saldırılarında Filistin Sağlık Bakanlığı kayıtlarına göre 30 binin üzerinde ölü var. Bugün, biz burada bu kadar rahat ortamda konuşurken 100’ün üzerinde insanın öldürüldüğü hem de yardım malzemelerini almak için bekleyen tamamı sivil, yaşlı, kadın ve çocuktan oluşan garip Filistinlilerin şehit edildiği bir İsrail saldırısına şahit olduk. Birleşmiş Milletlerin, İsrail’in saldırganlığını önlemek için almış olduğu onlarca karar var. Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda yapılan oylamalarda 190 ülke İsrail’i kınıyor, Filistin’e destek veriyor. Bir dayısı var Birleşmiş Milletlerde; her alanda onu koruyor ve İsrail’in dediği oluyor. Bazı ülkelerin İsrail’in bu saldırganlığına vermiş oldukları destek onlar açısından da yüz karartıcı bir suçtur.”
Kurtulmuş, vicdan ve akıl sahibi herkesin, İsrail’in durdurulması ve işgal ettiği topraklardan çıkması gerektiğini söylediğini dile getirerek “Artık sözün yetersiz olduğu bir noktada olduğumuzu görmemiz lazım. Yıllardır söylediğimiz, Sayın Cumhurbaşkanı’mızın her platformda dile getirdiği ‘Dünya 5’ten büyüktür’ tezi yani dünyada barışı sağlamak için yeni, adil bir dünya sistemi kurulmalıdır anlayışı, bugün çok daha büyük bir ihtiyaç haline bürünmüştür. Dünyada yeni bir Birleşmiş Milletlerin kurulması; sadece güçlü ülkelerin değil, haklı ülkelerin de hakkını alabildiği bir küresel siyaset mekanizmasının kurulmasının öncülüğünü Allah’ın izniyle Türkiye yapacaktır. Bu istikamette Türkiye ilerleyecektir.” ifadelerini kullandı.
Güçlü bir ekonomi, sağlam bir demokrasi, güçlü bir toplumsal yapı, Türkiye’nin ekonomik hedeflerine ulaşabilmesi için iyi bir altyapının hazırlanmasıyla gelecek dönemin, Türkiye’nin yüzyılı olacağına işaret eden Kurtulmuş, “Merkezi yönetimimizle yerel yönetimlerimizle üniversitelerimizle STK’larımızla Türkiye’nin bütün kanaat önderleriyle kanaat gruplarıyla hepimiz aynı istikamete gideceğiz, oklarımızı aynı yere atacağız. Güçlerimizi yan yana getireceğiz, farklılıklarımızı sürekli dile getirerek ve bunu bir zenginlik meselesi telakki ederek yolumuza devam edeceğiz.” dedi.
“Ülkede darbeler tarihi bir daha açılmamak üzere kapatıldı”
Sakarya Valisi Yaşar Karadeniz de FETÖ’nün 15 Temmuz darbe girişiminde millet, polis ve askerlerin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın çağrısı üzerine büyük bir mücadele verdiğini ve artık ülkede darbeler tarihinin bir daha açılmamak üzere kapatıldığını söyledi.
Karadeniz, şer güçlerle mücadele edebilmenin en önemli yollarından birinin Türkiye’yi her yönden güçlü bir ülke haline getirmek olduğunu belirterek “Biz ne kadar güçlü olursak, ne kadar birlik ve beraberlik içinde olursak, onlar bugüne kadar bize nasıl zarar verememişlerse bundan sonra da asla zarar veremeyeceklerdir.” diye konuştu.
Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem Yüce ise şehrin ve Türkiye’nin şekillenmesinde sivil toplum kuruluşlarının üstlendiği rolün önemine değinerek insan haklarının korunması ve geliştirilmesi için herkesin çaba göstermesi gerektiğini ifade etti.
Yüce, 28 Şubat’la birinci elden mücadele eden ve Türk milleti için fedakarca gayret gösteren Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ı rahmetle andığını söyleyerek bir daha 28 Şubat gibi hain ve karanlık günlere geri dönmemek için demokrasiye sahip çıkmaya devam edeceklerini sözlerine ekledi.
Programda, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ali İhsan Yavuz, AK Parti Sakarya milletvekilleri Çiğdem Erdoğan ve Ertuğrul Kocacık ile sivil toplum kuruluşu temsilcileri yer aldı.
]]>Çeşitli programlara katılmak üzere kente gelen Kurtulmuş, Sakarya Valiliği, Büyükşehir Belediyesi, Sakarya Üniversitesi (SAÜ) ve 15 Temmuz Milli İrade Derneğince SAÜ Turgut Özal Kültür ve Kongre Merkezi’nde düzenlenen “Darbeler ve Dersler: 28 Şubat Anma Programı”na katıldı.
Programda konuşan Kurtulmuş, Türkiye’nin, çok partili hayata geçişinden bu yana bedeli en ağır şekilde ödenmiş bir demokrasiye sahip olan ülke olduğunu söyledi.
Türkiye’ye demokrasi dersi verenlerin unuttuğu bir şeyin olduğunu dile getiren Kurtulmuş, “Türkiye’de 70 küsur yıllık çok partili siyasi hayatımızda çok kere darbelerle karşılaşmış, çok kere darbe tehditleriyle burun buruna gelmiş ve en sonuncusunda, 15 Temmuz’da da milletin iradesiyle milletin inancıyla milletin gücüyle darbecilere dersini vererek, darbeler tarihini silerek demokrasiyi takip etmiş bir milletin fertleriyiz. Bu süreçlerde demokrasiye destek verenleri saygıyla minnetle ve şükranla anıyoruz. Rahmetli Menderes’i, rahmetli Özal’ı, 28 Şubat’ın o sıkıntılı ve sancılı toplantılarında buram buram terleyerek milletin iradesine sahip çıkan rahmetli Erbakan’ı ve ‘Ben namlusunu millete karşı doğrultmuş olan ordunun karşısında selam durmam.’ diyen rahmetli Yazıcıoğlu’nu minnet ve şükranla anıyorum.” diye konuştu.
Kurtulmuş, milli iradeyi mahkum etmek isteyenlerin isminin hatırlanmadığını ve tarihin yargılanan sayfalarında bulunduğunu belirtti.
TBMM Başkanı Kurtulmuş, konuşması öncesindeki 28 Şubat’ı anlatan videoya işaret ederek, şunları kaydetti:
“Burada gördüğümüz olayların hemen tamamını dün gibi hatırlayan biriyim. O zaman genç bir doçent olarak İstanbul Üniversitesinde o olayları çok yakinen takip ettik. Binlerce insanın nasıl mağdur edildiğine, on binlerce insanın nasıl sonu belli olmayan bir geleceğe doğru sürüklendiğine şahit oldum. Dolayısıyla o günleri çok iyi bilen ve yaşamış insanlar olarak derdimiz; o günlerde yaşayanları yargılamak değil, o günlerde yaşayanları sorgulamak değil ama o günlerde yaşananlardan ders alarak ileride böylesi durumların yaşanmaması için gayret sarf etmektir çünkü tarih, bir turnusol kağıdı olarak herkes hakkında gerekli hükmünü veriyor. Bizim bütün bu olaylardan ders çıkararak yolumuza devam etmemiz lazım. Öncelikle demokrasinin, Türkiye’nin geleceği için olmazsa olmaz bir mesele olduğunu çok iyi şekilde anlamamız gerekiyor. Devlet millet kaynaşmasının sağlanabilmesi için devletin değerleriyle bütünleşik bir kamu yönetiminin şart olduğunu kavramamız gerekiyor. Bu anlamda 28 Şubat’ta yaşananları iyi bir şekilde tahlil etmek ve bundan sonrası için buradan dersler çıkarmamız gerekiyor.”
Kurtulmuş, 28 Şubat sürecine gelmeden önceki dönemde yaşananları da hatırlamakta fayda olduğuna, 1990’ların başında dünya siyasetinde bütün dış etkileri de değiştirecek önemli gelişmelerin olduğuna değinerek, “Esasında hiç lafı eğip bükmeden söyleyebiliriz; 1960 darbesinin arkasında da 1971 muhtırasının arkasında da 12 Eylül darbesinin arkasında da 28 Şubat’ın arkasında da 15 Temmuz’un arkasında da dış güçler olmuştur, dış güçler Türkiye’yi durdurmak istemiştir. Dolayısıyla öncelikli olarak 1990’ların başındaki gelişmeyle birlikte Türkiye çok daha dikkatli şekilde izlenen bir ülke haline geldi. Batılı beylerin kontrolünün dışına çıkacak bir Türkiye’nin, oluşmakta olan yeni dünya dengesinde başlarına bela olacağını hissedenler, Türkiye’yi 1990’ların başından itibaren karıştırmaya başladılar.” ifadelerini kullandı.
Üç gün arayla Sivas katliamı ve arkasından Başbağlar katliamının yapılmasının asla tesadüf olmadığını, 1990’lı yılların başından itibaren Türkiye’de önemli insanların bazı suikastlara uğradığını, faili meçhul cinayetlerin gerçekleştiğini ve bunlarla Türkiye’nin bir kaos ortamına itilmek istendiğini bildiklerini anlatan Kurtulmuş, o dönem içerisinde birtakım olayların gerçekleşmesiyle Türkiye’nin kriz ortamına itilmeye çalışıldığını, şüpheli ölümlerle ülke gündeminin sarsıldığını dile getirdi.
Gölcük’te 12 yüksek rütbeli subayın “Bir tatbikat yapıyoruz.” diyerek aslında 28 Şubat ve sonraki dönemde neler olacağının işaretlerini ortaya koymalarının önemli olaylardan olduğuna dikkati çeken Kurtulmuş, millet adına ülkeyi yönetme yetkisine sahip olanlara hayatın dar edildiği 28 Şubat’taki o meşhur Milli Güvenlik Kurulu toplantısının gerçekleştiğini belirtti.
Kurtulmuş, “28 Şubat; öyle bildik, şimdilerde Afrika ülkelerinde görülen sabah kalkan ordu birliklerinin yaptığı bir darbe değil, iyi planlanmış, belki aylar öncesinden yurt dışındaki bazı enstitülerde hazırlıkları yapılmış, ince işlenmiş bir postmodern darbe teşebbüsüydü.” dedi.
“27 Mayıs’ı, 12 Eylül’ü, 28 Şubat’ı, 27 Nisan’ı sakın hikaye okur gibi okumayın”
Bir gayri milli anlayışın, Türkiye’yi 28 Şubat sürecine getirdiğini belirten Kurtulmuş, ya korkutularak ya parayla birtakım imkanlar temin edilerek 28 Şubat’ta o günkü hükümetin düşürüldüğünü söyledi.
Kurtulmuş, o dönemde 7 milletvekiliyle Refahyol Hükümeti’ne sonuna kadar destek veren Muhsin Yazıcıoğlu’nu rahmet, minnet ve şükranla yad ettiğini kaydetti.
TBMM Başkanı Kurtulmuş, 28 Şubat’a “postmodern darbe” denilmesinin sebeplerine değinerek, Osmanlı’nın son döneminde yaşanan darbelerin tamamının arkasında Batı’nın ve Türkiye’nin üzerinde hiç de iyi niyetleri olmayan ülkelerin etkisinin bulunduğunu vurguladı.
Kurtulmuş, Babıali ve Feriye baskınlarının, Sultan Abdülhamid Han’ın “halli”nin, 27 Mayıs’ın, 12 Mart’ın, 12 Eylül’ün, 28 Şubat’ın, 27 Nisan’ın ve 15 Temmuz’un karşısında ve yanında kimlerin olduğunun iyi değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizdi.
15 Temmuz’un, Türkiye’de darbeler tarihini sona erdirdiğini ifade eden Kurtulmuş, “Gençler; 27 Mayıs’ı, 12 Eylül’ü, 28 Şubat’ı, 27 Nisan’ı sakın hikaye okur gibi okumayın. Bütün bunları, Türkiye’nin ikinci yüzyılı, sizin öncü olacağınız önünüzdeki dönemi daha demokratik hale getirebilmek, Türkiye’yi daha güçlü hale getirebilmek için mutlaka çok iyi anlayın, çok iyi algılayın.” şeklinde konuştu.
Kurtulmuş, 28 Şubat’ın, siyasete müdahaleden daha çok Türkiye sosyolojisine müdahale ettiğini vurgulayarak, 28 Şubat’ın, Anadolu insanının toplumsal alandaki görünürlüğünü engellemek için yapıldığını belirtti.
TBMM Başkanı Kurtulmuş, şunları kaydetti:
“Bu darbeyi yapanlar, bu darbenin arkasındaki akıl sahipleri bilmiyorlar mı ki bir metrelik başörtüsünü önlesen ne olur önlemesen ne olur? Ama mesele inançları gereği başını örten insanların başörtüsüyle tasfiye edilmesinden öte, hakir gördükleri, kıyıda gördükleri, köşede gördükleri, bir şey anlamaz zannettikleri o insanların çocuklarının gelip okuyarak toplumda güçlü bir yer edinmesini önlemek için o yasağı ortaya koydular.”
Eşi Sevgi Kurtulmuş’un o dönemde İstanbul Üniversitesinde doçent olduğunu aktaran Kurtulmuş, başörtüsü nedeniyle üniversiteden atıldığını söyledi.
Kurtulmuş, “Dönemin başbakanının, Merve Kavakçı’yı Meclis’te dışarı çıkartırken, sıra kapaklarına ‘dışarı dışarı’ diye vururlarken söylediği bir söz, 28 Şubat’ın zihin şifrelerinin anahtarıdır. ‘Bu kadına haddini bildirin…’ Mesele; haddinin bildirilmesi meselesiydi. Yoksa başörtüsü meselesi, yani sadece bir görüntü olarak, sembol olarak, başörtüsü meselesine karşı olmak değil, çok geniş halk kitlelerine haddinin bildirilmesi operasyonudur.” ifadelerini kullandı.
TBMM Başkanı Kurtulmuş, 28 Şubat’ın, Anadolu insanının yükselişini önleyen bir darbe olarak hafızalara kazındığını belirterek, “Millete haddini bildirmeye kalkan bu darbeden sonra Allah’a çok şükür millet, ‘Ben buradayım.’ demeyi başarmıştır. Sonuç itibarıyla 28 Şubatçılar değil, 28 Şubat’ta mücadele eden millet çoğunluğu kazanmıştır. Bu anlamda milletimiz kazanmaya devam edecektir.” diye konuştu.
“Türkiye eksen falan kaydırmıyor”
“28 Şubat dış desteklidir.” dediklerinde bazılarının “Olur mu şey?” ifadesini kullandığını aktaran Kurtulmuş, dönemin Genelkurmay İkinci Başkanı Çevik Bir’in, Amerikalı profesörle bir dergi için imzaladığı makaleye dikkati çekti.
Bir’in, o dönemki ifadelerini hatırlatan Kurtulmuş, şöyle devam etti:
“Daha sonraki dönemlerde zaman zaman Sayın Cumhurbaşkanımıza, ‘Türkiye’nin ekseni kayıyor.’ diyerek hatırlatma yapanların söylediklerine ne kadar benziyor değil mi? Onlara şunu bir kere daha hatırlatmak vazifemizdir; Türkiye eksen falan kaydırmıyor. Türkiye’nin eksenini kaydırmaya çalışan bazılarına bu millet, darbelere karşı çıkarak yol vermiyor, onların önünü açmıyor. Türkiye kendi eksenini tahkim ediyor. İnşallah Türkiye; artık demokrasisini çok daha güçlü hale getirerek, Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında şimdiye kadar bedeli en ağır şekilde ödenmiş bir demokrasiye sahip bir ülke olarak ikinci asrımızda çok daha güçlü bir ülke olacak.”
Kurtulmuş, Çevik Bir’in makaledeki ifadelerinin bugünü ne iyi kadar anlattığına işaret ederek, “Bugün İsrail bu bölgede bu kadar pervasız bir şekilde hareket ediyorsa ve çok şükür Türkiye bunun karşına her bakımdan güçlü bir şekilde çıkmayı, durmayı başarabiliyorsa bunda hiç şüphesiz demokrasinin güçlü olmasının büyük payı vardır.” dedi.
“Dünya barışının kapısı Filistin davasıdır”
İsrail’in insani yardım bekleyen Filistinlilere yönelik saldırısında 104 kişinin öldüğünü aktaran Kurtulmuş, “Bütün dünya 5 aya yakın bir süredir izliyor. İsrail’in arkasında olan ülkeler de dünyanın birçok yerinde demokrasiye ayar verdikleri gibi İsrail’e destek vererek Orta Doğu’ya da ayar vermek istiyorlar. Çok net ifade ediyorum; dünya barışının merkezi, dünya barışının kapısı Orta Doğu. Orta Doğu’da barış olmadan dünyada barış olmaz. Dünya barışının kapısı ise Filistin davasıdır. Filistin davasının en güzel şekilde ileriye götürülmesi için Türkiye her bakımdan mücadelesine devam edecek.” diye konuştu.
Kurtulmuş, demokrasisi güçlü, milletiyle devleti kaynaşmış, her bakımdan dünya uluslarıyla rekabet edebilen bir Türkiye’nin, Orta Doğu barışının anahtarını en güzel şekilde açan ülke olacağını dile getirerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Onun için diyoruz ki demokrasimizi tahkim edeceğiz; medeniyette, kültürde, bilimde, sanatta, her alanda güçlü olacağız. Bu anlamda Türkiye’yi etrafımızdaki ülkelerle normalleşme süreci başta olmak üzere dünya siyasetinde çok etkili bir ülke haline getireceğiz. İnşallah bir daha bu topraklarda hiç kimse milletin sözünden başka bir söze itibar edemeyecek ve milletin sözünden başka hiçbir söz yeterli olamayacaktır. Söz de karar da milletindir diyoruz ya bu millet bu sözü gerçekten kanlarıyla yazarak hak etmiş bir millettir.”
Kurtulmuş, 1960 darbesi, 12 Eylül ve daha sonraki süreçte, 28 Şubat’ta ve 15 Temmuz darbe girişiminde büyük bedel ödeyen milletin önünde saygıyla eğildiğini belirterek, “Bu millet gerçekten karşısına çıkılacak, karşında durulacak bir millet değildir. Yeter ki önüne hedef konulsun, hep beraber birlikte kenetlenerek yürüyebileceği, milli anlamda ittifak edeceği bir yol kurulsun. İşte bu anlamda ikinci yüzyılımıza ait hedeflerimiz, Türkiye’nin bundan sonraki geleceğidir. Geleceğin anahtarı da siz sevgili gençlerin elindedir.” ifadelerini kullandı.
TBMM Başkanı Kurtulmuş, konuşmasının ardından Sakarya Üniversitesi Rektörü Hamza Al’ı ziyaret etti.
Kurtulmuş, inşaatı süren Adapazarı Anadolu İmam Hatip Lisesini de gezerek, Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem Yüce’den çalışmalar hakkında bilgi aldı.
]]>Kurtulmuş, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş ile Kanada Diyanet Teşkilatı ve Kanadalı Müslüman kanaat önderlerini Meclis’te kabul etti.
TBMM Başkanı Kurtulmuş, kabulde yaptığı konuşmada, Kanada’da 2,5 milyona yakın bir Müslüman toplumu olmasının fevkalade önemli olduğunu dile getirerek, dünyadaki Müslüman toplulukların her bakımdan daha ileriye gitmesi için mücadele edeceklerini belirtti.
Kurtulmuş, Türkiye olarak Kanadalı Müslümanlara her türlü desteği vereceklerini ifade etti.
6 Şubat 2023’teki Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından bir seferberlik halinde Türkiye’ye yardımlarını ulaştıran Kanadalı Müslümanlara teşekkür eden Kurtulmuş, zor bir süreçte dünyanın diğer ucunda dost ve kardeş bir toplumun olduğunu bilmenin çok değerli olduğunu söyledi.
Dünyanın siyasi, ekonomik, toplumsal olarak zor bir süreçten geçtiğini ifade eden Kurtulmuş, bu çerçevede İslam dünyasının ve Müslüman topluluklarının varlığını küresel bir değere dönüştürmenin vaktinin geldiğini söyledi.
İslam’ın dünyanın her yerinde en hızlı büyüyen, gelişen ve çoğalan bir din olmasının sevindirici olduğunu vurgulayan Kurtulmuş, Müslümanların sayısal olarak bu kadar çoğalmalarına rağmen etkilerinin yeterli düzeyde olmadığını söyledi.
Kurtulmuş, “Filistin meselesinde, İsrail’in Gazze’ye bu saldırıları sırasında bir kere daha görüyoruz ki İsrail’in en büyük gücü topu, tüfeği, silahları, teknolojisi, finansal gücü değildir. Uluslararası Siyonizm’in onlara sağlamış olduğu medya desteği değildir. Amerika başta olmak üzere bazı büyük devletlerin onların yanında, arkasında olması değildir. Üzülerek ifade ediyorum ki İsrail’in en büyük gücü; İslam dünyasının dağınık, parçalanmış, iradesiz ve inisiyatifsiz olmasıdır. Dolayısıyla insanların İslam’a ilgisi artarken Müslüman toplulukları olarak bizim üzerimize düşen; aramızdaki bu dağınıklığı ortadan kaldırmaktır.” diye konuştu.
Müslümanların saflarını birleştirerek, aralarındaki boşluğu doldurmak zorunda olduğuna işaret eden Kurtulmuş, “İslam toplulukları arasında işbirliği, karşılıklı kardeşlik ruhu içerisinde geliştirilmelidir. Eğitimde, kültürde, teknolojide, sanatta, uluslararası ilişkilerde, toplumsal yardımlaşmada her alanda biz bu işbirliğimizi en üst seviyeye çıkarmak mecburiyetindeyiz. Bu çerçevede Kanada’daki Müslümanların varlığı, özellikle Batı dünyasının önemli bir gücü olan Kanada’nın üzerinde büyük etkiler oluşturacağı kanaatindeyim.” ifadesine yer verdi.
“İslamofobiyi üreten merkezler, İslam düşmanlığını bir araç olarak kullanıyorlar”
TBMM Başkanı Kurtulmuş, bu dönemde İslam dünyasının karşılaştığı en temel sorunlardan birisinin İslamofobi olduğuna dikkati çekerek, şunları kaydetti:
“İslam’a karşı önemli bir ilgi var ama aynı zamanda İslam düşmanlarının, bilinçli bir şekilde oluşturdukları kategorik bir İslam düşmanlığı da var. Bunu da böyle ‘İslamofobi’ diye bir tabirle daraltmanın doğru olmadığını düşünürüm. Bu çerçevede Müslüman toplulukların üzerine düşen sorumluluklarından birisi de uluslararası İslam karşıtı çevrelerin ürettiği bu İslam düşmanlığının, İslamofobinin ürküttüğü geniş kitlelere İslam’ı sevdirecek çalışmaları yapmamız lazım. Bunun yolu; doğru İslam’ın en iyi şekilde anlatılabilmesidir. Kanada’da bulunan İslam topluluklarının en temel vazifelerinden birisi de budur. Ne yazık ki İslamofobiyi üreten merkezler, İslam düşmanlığını bir araç olarak kullanıyorlar ama ne yazık ki bir taraftan da İslam’ın kötü temsilcisi olan ya da İslam’a zarar veren bazı akımlar da onların ekmeğine yağ sürüyor. Boko Haram’dan İŞİD’e, DAEŞ’e kadar birtakım aşırı örgütlerin ve onların arkasındaki bazı aşırı fikirlerin aslında İslam dünyasına da Müslüman topluluklara da ciddi şekilde zarar verdiğini biliyoruz. Bu anlamda istikamet sahibi ve İslam’ın ana akım fikriyatını oluşturan toplulukların işbirliğini arttırması gerektiğini düşünüyorum.”
Kurtulmuş, Diyanet İşleri Başkanlığının Kanada’daki İslam topluluklarıyla ve dünyanın birçok yerindeki Müslüman topluluklarla yakın ilişkiler geliştirmesini önemsediklerini belirtti.
FETÖ ile mücadele
FETÖ’nün, Kanada İslam toplumunun içerisinde yer alması ya da Kanada İslam toplumuna nüfuz etmesini önlemek gerektiğini vurgulayan Kurtulmuş, “Bunlar kendilerini bir kamufle içerisinde; sanki sosyal faaliyetler yapıyorlar, sanki eğitim faaliyetleri yapıyorlar gibi lanse edebilirler. Bunlara karşı tedbirli olduğunuzu biliyorum ama uyanık olmayı sürdürmenizi de sizlerden temenni ediyoruz.” dedi.
Filistin meselesinin bütün Müslümanların bir numaralı meselesi olduğunu belirten Kurtulmuş, Filistin davasının hiçbir şekilde unutturulmayacağını anlattı.
İsrail’in Gazze’ye saldırıları sonucu 30 bini aşkın insanın öldüğünü, yıkıntıların altında kalanların olduğunu aktaran Kurtulmuş, son 4-5 gündür ise Gazze’de açlıktan ölümlerin kaydedilmeye başladığını aktardı.
Kurtulmuş, “Bu açık bir insanlık suçudur. Soykırıma varan büyük bir katliamdır. Ne yazık ki bunun önlenmesi için uluslararası camia bir şey yapamamıştır.” şeklinde konuştu.
Filistin davası açısından insanlık cephesini tahkim etmek gerektiğini belirten Kurtulmuş, “Batıda yaşayan Müslüman kardeşlerimizden beklentimiz, bu insanlık cephesini çoğaltmanız, bunu tahkim etmeniz. Dini diyaneti, rengi, dili ne olursa olsun İsrail’de işlenen bu suçlara karşı olan, insanlığın vicdanının harekete geçirilmesini isteyen bu kitlelerle ilişkimizi artıracağız ve bunların sesinin daha fazla çıkması için bizler de elimizden gelen gayreti ortaya koyacağız.” şeklinde konuştu.
Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş da Kanada’nın çeşitli bölgelerinden gelen imam ve kanaat önderini Türkiye’de ağırlamaktan memnuniyet duyduklarını belirterek, 21 Şubat-1 Mart tarihlerini kapsayan bu ziyaretlerin verimli geçtiğini söyledi.
Kanada İmamlar Konseyi Başkanı Refaat Mohamed Abdelhak Mohamed ise TBMM’de bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
Mohamed, dünya çapında Müslüman alemi için çok büyük işler yapan ve yapmaya da devam eden Türkiye’nin, özellikle Gazze ve Filistinliler için büyük bir mücadele yürüttüğünü kaydetti.
Diyanet İşleri Başkanlığı ve Kanada hükümeti arasında işbirliği olduğunu ve Kanada Diyanet Teşkilatının Müslümanların ihtiyaçlarını karşılamak için çalıştığını ifade eden Mohamed, Türkiye’yi kardeş ülke olarak gördüklerini, Türkiye’nin yol göstericiliğiyle Kanadalı Müslümanların selameti için pek çok işe imza atılabileceğini ifade etti.
Görüşmenin sonunda, TBMM Başkanı Kurtulmuş, Diyanet İşleri Başkanı Erbaş ve Kanadalı Müslüman kanaat önderleriyle hatıra fotoğrafı çektirdi.
]]>Kurtulmuş, TBMM Tören Salonu’nda Kamu Denetçiliği Kurumu (KDK) tarafından düzenlenen “Gazze: İnsanlığın Felaketi” Özel Raporu Tanıtım Programı’nda yaptığı konuşmada, gösterdikleri hassasiyet ve ortaya koydukları nitelikli çalışma dolayısıyla Kamu Başdenetçisi Şeref Malkoç, Kamu Denetçisi Fatma Benli ile kurumdaki uzmanlara teşekkür etti.
İsrail’in saldırganlığının karşısında durmak, dost ve kardeş Filistin halkıyla dayanışma ve işbirliğini ifade etmek için her seviyede büyük bir titizlikle mücadeleyi devam ettirdiklerini dile getiren Kurtulmuş, şöyle devam etti:
“Sayın Cumhurbaşkanı’mız bütün katıldığı uluslararası toplantılarda, bendeniz katıldığım bütün uluslararası toplantılarda, Dışişleri Bakanımız hem toplantılarda hem ikili temaslarda; işin başından itibaren tezlerimizi çok net bir şekilde ortaya koyuyoruz. Ayrıca Türkiye’nin bütün kurumları da bu süreç içerisinde Filistin halkının yanında yer almaya büyük gayret gösteriyor.
Güney Afrika Cumhuriyeti’nin teşebbüsüyle Uluslararası Adalet Divanında açılan davada gündeme getirilen delillerin önemli bir kısmı Anadolu Ajansının sağladığı, TRT’nin çekimini yaptığı delillerdir. Bu anlamda Cumhurbaşkanlığına bağlı İletişim Başkanlığının, özellikle İsrail’in en iyi şekilde bildiği dezenformasyona karşı uluslararası alanda vermiş olduğu mücadele de fevkalade takdire şayandır. Ayrıca insani yardımların ulaştırılması bakımından Kızılay başta olmak üzere bütün yardım kuruluşlarımızın, yine aynı şekilde oradan yaralıların getirilmesi bakımından da Sağlık Bakanlığımızın, velhasıl bütün kuruluşlarımızın en önemli vazifelerinden birisi 7 Ekim’den bu yana İsrail’in saldırganlığının karşısında durmak, Filistin halkının yanında durabilmektir.”
Kurtulmuş, TBMM Adalet Komisyonu Başkanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili Cüneyt Yüksel, Türkiye-Avrupa Birliği Karma Parlamento Komisyonu Başkanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili İsmail Emrah Karayel ve Anayasa Komisyonu Üyesi ve Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın TBMM’yi temsilen Uluslararası Adalet Divanındaki duruşmaları takip ettiğini anımsattı.
“Hiç şüphesiz çok büyük bir takdir, çok büyük bir teşekkür ve çok büyük bir tebriki de Sayın Büyükelçi’nin şahsında Güney Afrika Hükümetine ve Güney Afrika halkına yapmak da vazifemizdir” diyen Kurtulmuş, Güney Afrika’nın bu uğurda verdiği mücadelede Türkiye olarak kendilerini hiçbir zaman yalnız bırakmayacaklarını vurguladı.
“Dünyada zulme karşı bir insanlık cephesi kurulmuştur”
İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırıları karşısında susanlar ve destek verenler olduğu gibi, ilk günden itibaren insanlık ve vicdan adına ayağa kalkan ve seslerini yükseltenlerin de bulunduğunu söyleyen Kurtulmuş, şunları kaydetti:
“Dini, ırkı, teninin rengi ne olursa olsun, kullandığı dil ne olursa olsun; kültürü, siyaseti ne olursa olsun ‘Ben insanım ve insanlığın yanındayım’ diyen milyonlarca, yüz milyonlarca insanlık ailesi mensubuna saygılarımızı ve şükranlarımızı ifade ediyorum. Yönetimler, hükümetler kendi tuzu kuru hesapları içerisinde gelecek hesabı yapabilirler. Ama dünyanın her yerinde sokaklara çıkan ve Filistin’in masum halkının yanında durduğunu ifade eden insanların her birisini Türkiye’den saygıyla selamlıyoruz.
Şunu açıklıkla söyleyebiliriz; Zalimler, kuvözlerde ölen bebekleri purolarını içerek izleyebilirler. Zalimler, sokakta açlıktan ölen ninelerin ızdırabına gülerek yanıt verebilirler. Ama mazlumlardan, insanlıktan yana olanlar, vicdanı olanlar ayağa kalkmıştır ve dünyada zulme karşı bir insanlık cephesi kurulmuştur, güçlenerek yoluna devam edecektir. Bundan sonra dünyanın neresine giderlerse gitsinler zalimler ve destekçileri için iş hiç kolay değildir. Hangi büyük üniversitede konuşurlarsa mutlaka Filistin’e karşı yaptıkları zulümler için yüzlerine haykıran, hatta bir müddet sonra yüzlerine tüküren insanlar olacaktır.”
“Zaten insanlığın vicdanında yargılandılar, mahkum oldular”
İnsanlık cephesinin dünyanın her yerde tahkim edilmesi gerektiğini vurgulayan Kurtulmuş, “İşin bu insanlık tarafını; siyasetçiler, sivil toplum kuruluşları, üniversiteler, araştırma merkezleri olarak ortaya koyacağız. İnsanlık cephesinin tahkim edilmesi için Uluslararası Adalet Divanında açılan bu dava, aslında büyük bir kaldıraç görevi görmektedir ve inşallah bu mahkemenin sonuçları olumlu neticelenecek.” diye konuştu.
Kurtulmuş, Uluslararası Adalet Divanından sonra ikinci olarak uluslararası savaş suçları mahkemesinde davanın görüleceğini ifade ederek, “Karadziç o katliamları yaparken, ‘yanıma kar kalır’ zannediyordu. Netanyahu ve çetesi de bu katliamları yaparken ‘yanımıza kar kalır’ zannediyorlar. Öyle zannetmesinler, yanlarına kar kalmayacaktır ve inşallah uluslararası savaş suçları mahkemesinde yargılanacaklardır. Zaten insanlığın vicdanında yargılandılar, mahkum oldular.” değerlendirmesini yaptı.
“Netanyahu ve ekibi eski itibarlarını bulamayacak ve yalnızlaşacaktır”
Uluslararası Adalet Divanındaki mahkemenin, Filistin davasının başlangıcı olduğunu bildiren Kurtulmuş, şimdi on yıllar sürecek büyük bir mücadelenin başladığını söyledi.
Netanyahu ve ekibinin, bu büyük zulümlere zemin hazırlayanlarla birlikte uluslararası alanda yalnızlaştırılması siyasetini gerçekleştirmek gerektiğini dile getiren Kurtulmuş, “Bunlar nereye giderlerse gitsinler, artık uluslararası sistemin içinde asla ve asla eski itibarlarını bulamayacaklar ve yalnızlaşacaklardır. Dün bunlarla aynı kare içerisinde fotoğraf vermek için yarışanlar, yarın bunlarla aynı binada bulunmamaya gayret edeceklerdir.” dedi.
Başta İslam ülkeleri olmak üzere mazlum milletlerin aralarındaki dayanışmaları arttırmaları gerektiğine işaret eden Kurtulmuş, “Bu kadar büyük zulümler, bu kadar büyük insanlık suçları işlenirken, İslam İşbirliği Teşkilatı nerede? İslam ülkeleri nerede? Niçin yeterince, etkin bir şekilde bu zulmü önleyecek mekanizmayı oluşturamamaktadır.” şeklinde konuştu.
İsrail’in en büyük gücünün başta İslam ülkeleri olmak üzere mazlum milletlerin dağınıklığı, kararsızlığı ve inisiyatif kullanamamaları olduğunu dile getiren Kurtulmuş, burada mutlaka ortak hareket etmek gerektiğinin altını çizdi.
“Uluslararası sistemin mazluma destek verme kabiliyeti hiç yoktur”
Kurtulmuş, uluslararası alanda yeni bir sistemin kurulabilmesi için bütün güçle mücadele edilmesi gerektiğini vurguladı.
Bu son gelişmelerin “uluslararası sistem” diye bir şeyin olmadığını öğrettiğini söyleyen Kurtulmuş, “Uluslararası sistemin herhangi bir konuda, herhangi bir bölgede barışı sağlama, zalim ve mazlumu birbirinden ayırt ederek mazluma destek verme kabiliyeti hiç yoktur. Tabiri caizse uluslararası sistem çökmüş, uluslararası sistem topluca mezarlığa gömülmüştür. Birleşmiş Milletlerinden tutun uluslararası yardım kuruluşlarına kadar hiçbirisinin bir fonksiyonu kalmamıştır. Ukrayna’da iki yılı aşkın süren bir savaşta çözüm üretemeyen bir uluslararası sistem, çoktan çökmüştü. Şimdi Gazze meselesi, insanlığın gözüne sokarak bunu gösteriyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Kurtulmuş, “Dünya beşten büyüktür” derken söylediklerinin bir hayal olmadığını; bugünün ihtiyacı olan bir sistemin kurulmasındaki samimiyet olduğunu bildirdi.
TBMM Başkanı Kurtulmuş, yakın zamanda Filistin direnişinin başarıya kavuşacağını gördüklerini de belirtti.
Tam manasıyla bağımsız, toprak bütünlüğü sağlanmış ve 1967 sınırlarında başkenti Kudüs olan bir Filistin devleti kurulmadan siyasi çözüm elde edilemeyeceğini vurgulayan Kurtulmuş, başta Mescid-i Aksa olmak üzere Müslümanların, Hristiyanların ve Yahudilerin kutsal mekanlarının masuniyetinin korunması ve yerleşimci politikalarının önlenmesi gerektiğinin altını çizdi.
]]>Kurtulmuş, Asya Parlamenter Asamblesi (APA) 14. Genel Kurulu’na katılmak üzere gittiği Azerbaycan’dan dönüşünde uçakta gazetecilerin sorularını yanıtladı.
“Bakü’deki APA Genel Kurulu’nda konuşmanızın önemli bir kısmını Gazze meselesine ayırdınız. İkili görüşmelerde mevkidaşlarınızdan nasıl tepkiler geliyor, diğer ülkeler bu meseleye nasıl bakıyor?” sorusu üzerine Kurtulmuş, “Şunu çok net gözlemledim. 7 Ekim’de sonra yaptığımız birçok uluslararası toplantıda maalesef ülkelerin bir kısmı İsrail’e hak veriyorlardı. Özellikle Batı ülkelerinin bir kısmı İsrail’den daha fazla İsrailci olarak hareket ediyorlardı. Zaman içinde bizim ilk günden itibaren söylediğimiz konularda ne kadar haklı olduğumuz ortaya çıktı. İsrail’in bütün uluslararası hukuku ayaklar altına alarak, insani en ufak bir özelliği bile olmayan böylesine vahim, böylesine gaddar, böylesine soykırım boyutlarına varmış olan katliamları artık dünyanın bütün ülkeleri tarafından görülüyor.” diye konuştu.
İsrail’e destek olmak isteyen ülkelerin bile artık sözlerini eskisi kadar güçlü şekilde dile getiremediklerini vurgulayan Kurtulmuş, “Ben şahsen Güney Afrika’nın Lahey Uluslararası Adalet Divanı’na başvurusu ve orada ara kararın müspet şekilde açıklanmasıyla Filistin davası bakımından yeni bir dönemin başladığına inanıyorum.” dedi.
“Tehditleri Netanyahu’yu sonu belli olmayan bir yola soktu”
Gazze’de 5 ayda, yüzde 75’i kadın ve çocuk olan 30 bini aşkın sivil kaybın ortaya çıktığını, Netanyahu ve çetesinin yolda yürüyen koyunlara bile ateş ederek öldürdüğü gaddarca bir katliamın, hiç kimsenin savunamayacağı bir noktaya geldiğini ifade eden Kurtulmuş, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Hele hele Gazze’de Refah Sınır Kapısı’na sığınan, o bölgeye sığınanlara karşı, ‘Onları da öldüreceğiz, onları da canlı bırakmayacağız’ tehdidinin Netanyahu’yu sonu belli olmayan bir yola soktuğu aşikardır. Artık onun da geri dönüşü yoktur. Ümit ederiz ki Uluslararası Adalet Divanındaki bu yargılamalardan sonra uluslararası savaş suçları mahkemesinde de Karadzic gibi, Ratko Mladic gibi Netanyahu ve savaş suçlusu üst düzey yöneticilerin hesap vermesi ve ceza alması mukadderdir. Burada bizim İsrail’e şimdiye kadar destek veren ülkelerden beklediğimiz, artık bu desteği vermemeleri. Çünkü yıkılan Netanyahu ve rejiminin altında kalacak olan sadece o rejim değildir, ona destek veren bazı batılı ülkeler de olacaktır.”
“Milyarlarca kişinin dayanışması sadece Filistin için değil insanlık için ümit”
Bir de işin insani tarafı olduğunu ifade eden Kurtulmuş, İsrail’in katliama kalkıştığının açıkça belli olduğu 10 Ekim 2023’ten bu yana dünyanın dört bir tarafında sürekli bir şekilde artan kitlelerin Filistin davasına destek verdiğini, açık bir şekilde İsrail’in bu insanlık suçlarına ortak olmamak için kendi ülkelerinin meydanlarına çıkıp gösteriler yaptığını söyledi. Dünyanın birçok yerinde İsrail’e destek verenlerin protesto edildiğini hatta konuşma yaptıkları salonda bile insanlar tarafından köşeye sıkıştırıldığını, yaptıkları bu ikiyüzlülüklere karşı insanların şamar gibi cevaplar hazırladığını gördüklerini anlatan Kurtulmuş, “Dini, ırkı, siyasi görüşü ne olursa olsun yüreğinde insanlıktan bir nebze nasibi olan hemen hemen herkesin, milyarlarca insanın, insanlık cephesinin tabii bir üyesi olarak bir dayanışma içine girdiğini görüyoruz. Bu sadece Filistin halkının kurtuluşu için bir ümit değil aynı zamanda insanlık için de bir ümittir. Yeni bir dünyanın kurulabilmesini ortaya koyan bir arzudur. Bunu takip etmek lazım.” ifadelerini kullandı.
Yaptığı görüşmelerde özellikle üç temel noktayı ifade ettiğini aktaran Kurtulmuş, bunlardan birincisinin, Netanyahu ve ekibinin uluslararası alanda yalnızlaştırılması olduğunu söyledi. Kurtulmuş, Uluslararası Adalet Divanındaki yargılamanın buna hizmet eden bir imkan olduğunu dile getirdi. İkincisinin, insanlık cephesi dediği sivil toplumun, vicdanlı kalabalıkların daha büyük ve uzun soluklu bir dayanışma içinde olmasının temin edilmesi olduğunu kaydeden Kurtulmuş, “Üçüncüsü de ne yazık ki bu sürecin başından itibaren büyük bir zafiyet, büyük bir çaresizlik, inisiyatifsizlik içinde olan İslam ülkelerinin artık uyanması, ne oluyoruz diyerek silkelenmesi, birlik ve beraberlik içinde safları sıkı tutması gerektiği. Filistin davasında İslam dünyasına yeni bir ruh, yeni bir ortak bilinç kazandırılması gerektiğini düşünüyoruz. Bu üç alanda çalışmalarımızı yoğunlaştırarak önümüzdeki dönemde bu mücadeleyi sürdüreceğiz. Eninde sonunda kazanan Filistin halkı olacaktır, mazlum milletler olacaktır.” diye konuştu.
“Mısır’la karşılıklı ziyaretler olabilir”
“Türkiye-Mısır ilişkilerinde atılan normalleşme adımları kapsamında Mısırlı muhataplarınızla bir araya gelmeniz söz konusu mu, karşılıklı ziyaretler planlanıyor mu?” sorusuna Kurtulmuş, “Önümüzdeki dönemde olabilir, gerçekleştiririz.” karşılığını verdi.
İslam ülkelerinin birlik ve beraberlik içinde hareket etmesini sağlamak için ilk başta yapılması gereken şeylerden birinin de siyasi farklılıkları bir tarafa bırakarak karşılıklı ilişkilerin çoğaltılmasını temin etmek olduğunu vurgulayan Kurtulmuş, üç hafta önce Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn ziyaretleri yaptığını, bundan sonra hem Körfez ülkelerine hem diğer ülkelere ziyaretler yapacağını belirtti. Gelecek hafta Fildişi Sahilleri’nde İslam İşbirliği Teşkilatının Meclis Başkanları toplantısı olduğunu kaydeden Kurtulmuş, şu ifadeleri kullandı:
“Hem bu çok taraflı toplantılarda ortak konuların üzerinde yoğunlaşmak hem de Körfez ülkeleri, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Bahreyn gibi ülkelerle Türkiye arasındaki ilişkileri her alanda en üst seviyeye çıkarmamız gerekir. Burada hükümetler arasında çalışmalar çok belirleyici ve yön verici bir perspektif oluşturuyor ama parlamenter diplomasinin de imkanlarından istifade etmemiz lazım. Parlamento başkanları, parlamentolar arası dostluk grupları, ihtisas grupları üzerinden de sadece Mısır’la değil, bütün bölge ülkeleriyle çok yakın teması artırmak mecburiyetindeyiz. Başka yolumuz yok. Yoksa bölge ülkeleri, başkalarının siyasi hesaplarının bir parçası haline gelir. Bunu geçmişte yaşadık. Müşterek taraflarımızın bütün bölge ülkeleri bakımından anahtar iki kelimesi güven ve istikrardır. Bölgenin istikrara ihtiyacı var, her bakımdan bu ülkelerin güvene, güvenliğe ihtiyacı var. Bunun yolu da karşılıklı temaslardan geçiyor.”
“Çalışma saatlerinin belli olduğu bir tempoya ihtiyaç var”
Kurtulmuş, içtüzük değişikliği çalışmalarının ne zaman başlayacağı ve acil değişmesi gereken başlıkların hangileri olduğu sorusu üzerine, “Nasıl bir Meclis İçtüzüğü olsun diye özel olarak, grubu bulunan siyasi partilerin yönetimlerine ya da milletvekillerine verseniz, üç aşağı beş yukarı herkes benzer şeyleri söyler.” dedi.
Öncelikle çok uzun saatler süren, büyük tartışmalara, sinir harplerine, çok gergin oturumlara vesile olan Meclis oturumları meselesinden kurtulmak gerektiğini ifade eden Kurtulmuş, şöyle devam etti:
“Bunun için komisyonların çok iyi çalıştırılması lazım. İhtisas komisyonlarında hükümetle birlikte bu tartışmalar yapılmalı. Genel Kurula yasa teklifi geldiği zaman komisyonlarda olduğu gibi en başından başlayarak değil belki geneli üzerinde bir görüşme açılarak, belki bir iki ufak tefek değişiklik önergesi varsa onların Meclis’te konuşulmasını temin ederek… Mesela Genel Kurul’un bir günü, gelen tekliflerin yasalaşmasıyla ilgili tartışmalara ayrılır, bir günü oylamalara ayrılabilir, bir gün gündem dışı konuşmalarla ilgili bir oturum olabilir ya da grubu bulunmayan partiler ve bağımsız milletvekillerinin söz almasının zemini sağlanabilir. Dolayısıyla daha net, daha açık, çalışma saatlerinin belli olduğu, her yasayla ya da Meclis Genel Kuruluna gelen her konuyla ilgili tartışmaların mükemmel bir şekilde öncesinden bitirildiği bir çalışma temposuna ihtiyaç var. Ben bunun düzenlenebileceğine inanıyorum.”
“Seçimden sonra içtüzük meselesini gündeme getireceğiz”
Temel meselenin, herkesin söz hakkının korunması hatta artırılması olduğunu belirten Kurtulmuş, “Yani muhalefet-iktidar herkesin söz hakkının korunması ama lüzumsuz ve insan sabrını taşıracak tartışma ortamlarından uzaklaşılması lazım. Yasama yapma kalitesinin artırılması, bunun için belki teklifler gelmeden önce Meclisin geniş bürokrat kadrosundan da destek alarak bu işlerin yapılması mümkün. İçtüzükte, anayasaya göre çok daha rahat bir uzlaşı sağlanabileceğini düşünüyorum. Seçimlerden sonra süratle Meclis’te grubu bulunan partilerle konuşarak bu içtüzük meselesini gündeme getireceğiz.” dedi.
“Milletvekilleri camdan bir fanusun içinde yaşadığını unutmamalı”
“Milletvekillerinin itibar ve saygınlığı her zaman tartışılıyor, bir konudaki düşünceniz nedir?” sorusuna Kurtulmuş, şu karşılığı verdi:
“Milletvekillerinin itibarını zedelemek için kenarda durup ‘Elimize bir fırsat geçsin’ diye bekleyen bazı çevreler olduğunu üzüntüyle görüyorum. Bunun yanında milletvekillerinin itibarının korunması öncelikli olarak milletvekillerinin görevidir. Her milletvekili arkadaşımız herhangi bir sözü en aykırı şekilde söyleyebilir, bunda hiçbir problem yok. Ama milletvekilleri de özellikle siyasi tartışma ortamlarını nezih bir şekilde tutmak, deruhte etmek ve sürdürmek durumundadır. Ağzından çıkan sözler, karşısındakine karşı yaralayıcı sözler, zaman zaman kabul edilemeyecek, hakaret içeren sözler, bunlar da milletvekillerimizin dikkat etmesi gereken hususlardır. Sadece Meclis görüşmeleri çerçevesinde değil, milletvekillerimizin, ‘Biri Bizi Gözetliyor’ diye bir program vardı ya, öyle bir şeyin içinde olduğunu, şeffaf, camdan bir fanusun içinde yaşadığını unutmamaları lazım. Bu, milletvekillerimizin çok daha disiplinli bir şekilde davranmalarını sağlar.”
“Ailenizden bir kişinin Kafkas İslam Ordusu’nda görev yapması dolayısıyla Azerbaycan’la duygusal anlamda özel bir bağınız var. Bu konuda bilgi verir misiniz?” sorusu üzerine Kurtulmuş, şunları söyledi:
“Rahmetli dedem Numan Kurtulmuş, ismini taşımaktan büyük şeref duyduğum, kendisini görmedim, ben doğmadan 7 sene evvel vefat etmiş, altı cephede mücadele etmiş bir kahraman, bir asker. 39 yaşında, Sakarya Meydan Muharebesi’nde kalça kemiğinden aldığı bir kurşun yarasıyla ağır yaralanıyor. Hatta öldü diye bırakıyorlar, arkadan gelen bir sıhhiye yaşadığını anlıyor. Çubuk asker hastanesinde tedavi görüyor. Ayağı da o günün şartlarında ameliyat imkanları olmadığı için 15 santim kısaymış. Bulunduğu cephelerden biri de Kafkas Cephesi. Nuri Paşa komutasında Kafkas Cephesi’nde önce Bakü’ye geliyor ardından da Zengezur’da bulunan ahaliyi teşkilatlandırmak ve Ermeni çetelere karşı oradaki halkı korumak için mücadele ediyor. Zengezur’la ilgili dedemin böyle bir hatırası var. Onu da bütün şehitlerimizi ve gazilerimizi de rahmetle anıyoruz.”
“Ermenistan’ın Azerbaycan’la sulh içinde yaşamaktan başka şansı yok”
Azerbaycan-Ermenistan ilişkileri ve ilişkilerin normalleşmesi konusunda Ermenistan’ın tutumuna ilişkin görüşlerinin sorulması üzerine Kurtulmuş, Ermenistan ve Azerbaycan arasındaki ilişkilerin normalleşmesinin, Azerbaycan tarafının da istediği bir şey olduğunu kaydetti. Ermenistan-Azerbaycan arasındaki sorunun, Ermenistan’daki Ermeniler değil tam tersine başta Avrupa ve Amerika’daki Ermeni diasporası olmak üzere o bölgede barış istemeyen çevreler olduğunu belirten Kurtulmuş, “30 yılı aşkın bir süre Ermenilerin işgal ettiği Karabağ bölgesi 44 gün süren bir mücadeleyle geri alındı. Paşinyan’ın söylediği ‘Biz de artık bunu kabul edeceğiz’ manasına gelen sözler, öncelikle diasporadaki Ermenilerden çok büyük bir tepki gördü. Ermenistan’ın bu bölgede Azerbaycan’la sulh ve selamet içinde yaşamasından başka bir şansı yok.” dedi.
Kafkasya’nın bir barış bölgesi haline gelmesi için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev’in aldıkları inisiyatifin, altı ülkenin içinde bulunduğu bir çalışmayı yürütmek olduğuna işaret eden Kurtulmuş, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Önce Türkiye-Azerbaycan-Gürcistan üçlü mekanizma… Bunu daha sıkı bir şekilde çalıştıracağız. Geçen hafta Gürcistan Dışişleri Bakanı Ankara’daydı. Israrla bizden talep ettikleri şey budur. Hem dışişleri bakanları hem meclis başkanları seviyesinde üçlü mekanizmayı daha da kuvvetlendirmek, devlet başkanları düzeyinde bunu ileriye götürmek, ardından da Ermenistan, Rusya ve İran’ın bu çalışmaya dahil olmasıyla altılı bir mekanizma oluşturmak. Biz bu bölgedeki sorunları bölge ülkeleri olarak çözebilme kabiliyetine sahip olursak bu bölgenin dışardan gelecek bazı güçler tarafından istikrarsızlaştırılmasının da önüne geçmiş oluruz.
Zengezur projesi başarılı bir şekilde bitirilebilirse sadece Azerbaycan’ı değil Ermenistan’ı da İran’ı da Türkiye’yi de Gürcistan’ı da Kafkaslar üzerinden Orta Asya’ya bağlayacak çok hayati bir koridor olacaktır. Kazan-kazan prensibi çerçevesinde Ermenilere de büyük faydası olacaktır. Bunları anlatarak ve Ermenistan’ı Ermeni diasporasının gölgesinden kurtararak yolumuza devam etmemiz lazım.”
“Meclis’teki yer darlığını aşacak bir ön çalışmayı yapıyoruz”
Kurtulmuş, Meclis’te fiziki olarak yaşanan yer sorununu gidermeye dönük yeni bir çalışmanın gündemde olup olmadığı sorusuna, “Bir kere muazzam bir yer darlığı var. Hem Meclis çalışanı arkadaşlarımızın kullanacakları mekan anlamında hem siyasi partilerin ve komisyonların kullandıkları mekan anlamında çok ciddi bir darlık var. Bu darlığı aşacak bir ön çalışmayı yapıyoruz. Belki bu çalışmalar bittikten sonra ilave fiziki imkanların oluşturulması için adım atılabilir.” yanıtını verdi.
(Bitti)
]]>ANKARA – Memur Sendikaları Konfederasyonu (Memur-Sen) 8’inci Türkiye Buluşmasına katılan TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, “Artık Türkiye’nin ikinci aslında yeni, çağdaş, katılımcı, demokratik, kapsayıcı, milli bir Anayasa bir ihtiyaç olduğu ortadadır. Bu sadece siyasi bir talep değil, toplumsal bir ihtiyaçtır” dedi.
Memur-Sen yönetim kurulu üyelerini, bağlı sendikaların genel başkanlarını ve yönetim kurulu üyelerini, İl temsilcileri ve şube başkanlarını, Genç, Emekli, Kadın ve Engelli Komisyonlarının yöneticilerini bir araya getiren Memur-Sen 8’inci Büyük Türkiye Buluşması Ankara’nın Kızılcahamam ilçesinde gerçekleştirildi. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un katılımıyla düzenlenen programda, Memur-Sen’in çalışma hayatında yaptığı çalışmalar ve geleceği dair hedefleri ele alındı.
Burada bir açılış konuşması gerçekleştiren Kurtulmuş, Memur-Sen’in 8’inci Büyük Türkiye Buluşması’nın hayırlara vesile olmasını dileyerek, Uluslararası Emek Örgütü’nün 1’inci Olağan genel Kurulu’nu gerçekleştirdikleri için de Memur-Sen Konfederasyonu’nu tebrik etti.
Kurtulmuş, Türkiye’nin ve dünyanın çok önemli bir dönemden geçtiğini vurgulayarak, bu çerçevede Türkiye’nin önüne çok büyük hedefler koyması ve bunun için de gücünü azami derecede artırmasının şart olduğunu dile getirdi. Bu anlamda bürokrasinin ve kamu görevlilerinin ülkenin hedeflerini yerine getirmesi için hayati katkıları olduğunu vurgulayan Kurtulmuş, “Bu hedeflere ulaşabilmek hiç şüphesiz ki kamu organizasyonu içerisinde alın teliyle mücadele eden siz ve diğer bu konfederasyonun üyesi olmasa da mücadele eden değerli kamu görevlilerinin vazifesidir” diye konuştu.
Kurtulmuş, ülkenin hedeflerine ulaşabilmesi için memurlarda bulunması gereken niteliklerin olduğunu belirterek, bunlardan en önemlisinin liyakat ve ehliyet prensipleri içerisinde hareket edilmesi olduğunu aktardı.
“Yani kamu görevlisinin sadakati herhangi bir kuruma veya kişiye değil, bizzat milletin kendisine olmalıdır”
Kamu bürokrasisinde yer alan memur ve bürokratların en temel özelliklerinden birisinin de millete sadakat olduğunu sözlerine ekleyen Kurtulmuş, “Ehliyet ve liyakat önemlidir, gereklidir ama ehliyet ve liyakatin milletin hayrına olmasının temin edilmesi için mutlaka millete sadakatin gerçekleşmesi gerekir. Yani kamu görevlisinin sadakati herhangi bir kuruma veya kişiye değil, bizzat milletin kendisine olmalıdır. Eğer sadakat başka merkezlerde olursa ne kadar nitelikli olursa olsunlar o kamu görevlisi milletin başına nasıl bela olduğunu biz FETÖ uygulamasıyla, FETÖ’nün devletin içine sızmasıyla gördük. Onların bir kısmı da liyakatli insanlardı. Onların da güzel güzel diplomaları, onların da iyi kariyerleri vardı. Ama sadakatleri millete değil, sözde bir örgüt liderine, kendisini bir şekilde o örgütün öncüsü zanneden o şarlatana sadakat gösteriyorlardı” açıklamasında bulundu.
Kurtulmuş, milli hedefler etrafında hareket eden kamu bürokrasisinin oluşabilmesi için her bir memurun ‘Ehliyet, liyakat, millete sadakat ve millete hizmetkar olmak’ olarak tanımladığı dört temel prensibe sahip olmasının gerektiğini ifade etti.
“Kurum ve kuruluşlarının mükemmel manada işlemesi lazım”
Türkiye’nin ikinci yüzyılında hedeflerinin yüksek olması gerektiğini söyleyerek, bu hedeflere bürokrasinin, kamu görevlilerinin, iş insanlarının ve sivil toplum kuruluşları dahil olmak üzere hep beraber kenetlenerek ulaşabileceklerini aktardı. Türkiye’nin güçlü bir Türkiye olabilmesi için kendi içerisinde demokrasisini güçlü bir hale getirmesi gerektiğini dile getiren Kurtulmuş, “Demokratik kurum ve kuruluşlarının mükemmel manada işlediği, kamudaki görev yapan bütün devlet kurumlarının bir ahenk içerisinde hareket ettiği, herkesin yetki ve sorumluluklarının anayasadan aldığı güçle yerine getirildiği bir Türkiye’nin oluşması gerekiyor. Herkesin fikrine en açık bir şekilde söylediği ama fikrinin sınırlarının başkasının özgürlük alanlarını gasp ettiği noktada diktiğini de gayet iyi kavradığı çok güçlü bir sivil toplum kesiminin olması gerekir” diye konuştu.
“Katılımcı, demokratik, kapsayıcı, milli bir Anayasa ihtiyacı olduğu ortadadır”
Türkiye’nin toplumsal gelişmesinin önündeki engellerden birisinin de Anayasa’sının yeterli olmaması olduğunu belirten Kurtulmuş, yeni bir Anayasa yapmanın mecburiyet olduğunu söyledi. Kurtulmuş, “Artık Türkiye’nin ikinci aslında yeni, çağdaş, katılımcı, demokratik, kapsayıcı, milli bir Anayasa bir ihtiyaç olduğu ortadadır. Bu sadece siyasi bir talep değil, toplumsal bir ihtiyaçtır. Bu sadece şu ya da bu siyasi durumun söylediği bir hedef değil, bu 85 milyonun ortak hedefi olarak görülmesi gereken bir alandır. Bu çerçevede niye böyle bir demokratik anayasa çalışmasına ihtiyaç var? Çok açık söylüyorum. Mevcut anayasamız defalarca değiştirilmiş olmasına rağmen anayasanın üzerinde hala 1960 altmış darbesinin izleri olan altmış bir anayasasının kurgusu mevcuttur” değerlendirmesinde bulundu.
“Anayasa yapım sürecinin yegane ortamı Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin çatısıdır”
Anayasa değişikliğinin bir siyasi tartışma yapılmadan demokratik yollarla çözülmesi gerektiği vurgusunu da yapan Kurtulmuş, “Tabii ki işin doğru zeminde ve doğru yöntemlerle yönetilmesi ve yürütülmesini sağlayacak olan siyasettir. Bu anlamda Anayasa yapım sürecinin yegane ortamı Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin çatısıdır” dedi.
Kurtulmuş, sivil toplum kuruluşlarının, üniversitelerin, araştırma merkezlerin, ve toplumda yeni bir Anayasa ilişkin sözüm var diyen herkesin harekete geçmesini ve herkesin fikirlerini paylaşması gerektiğini söyleyerek, bu çerçevede Memur-Sen’in de yeni Anayasa çalışmalarında çok kuvvetli bir destek vereceğinden emin olduğunu söyledi.
]]>Kurtulmuş, Kızılcahamam’da bir otelde düzenlenen “Memur-Sen 8. Türkiye Buluşması” programında yaptığı konuşmada, Türkiye ve dünyanın çok önemli bir dönemden geçtiğine dikkati çekerek, Türkiye’nin özellikle bu dönemde önüne büyük hedefler koyarak yoluna devam etmesinin şart olduğunu söyledi.
Özellikle bürokrasinin milli hedeflere uygun bir şekilde hareket etmesinin en temel beklentilerden biri olduğuna vurgu yapan Kurtulmuş, “Kamu görevlileri olarak devlet memurlarının ülkenin hedeflerinin gerçekleşmesi konusunda çok değerli ve hayati katkıları olduğunu söylemeye bile gerek yoktur.” diye konuştu.
Bürokraside aranması gereken temel hususlara dikkati çeken Kurtulmuş, “Öncelikle her bir kamu görevlisi arkadaşımızın kendi kişisel kariyeri kadar ve hatta ondan çok daha fazla önemsemesi gereken şey ülkenin milli hedeflerinin gerçekleştirilmesidir. Bunun için hiç şüphesiz kamu görevlilerimizin liyakat ve ehliyet prensipleri içerisinde hareket etmesi şarttır. Liyakatli ve ehliyetli kadroların kendi mesleki birikimlerinin yanı sıra dünyaya bakışlarını güncellemesi, Türkiye’yle ilgili hedef ve niyetlerini güncellemesi de aslında kendi kariyerlerini inşa etmenin bir parçası olarak görülmelidir.” şeklinde konuştu.
“Kamu görevlisinin sadakati bizatihi milletin kendisine olmalıdır”
TBMM Başkanı Kurtulmuş, kamu bürokrasinde yer alan memurların olmazsa olmaz en temel özelliklerinden birinin millete sadakat olduğuna vurgu yaparak, şunları kaydetti:
“Ehliyet ve liyakat önemlidir, gereklidir ama ehliyet ve liyakatin milletin hayrına olmasının temin edilmesi için mutlaka millete sadakatin gerçekleşmesi gerekir. Yani kamu görevlisinin sadakati filanca gruba değil, filanca güç merkezine değil, bizatihi milletin kendisine olmalıdır. Eğer sadakat başka merkezlerde olursa, ne kadar nitelikli olurlarsa olsunlar o kamu görevlilerinin milletin başına nasıl bela olduğunu biz FETÖ uygulamasıyla, FETÖ’nün devletin içine sızmasıyla gördük. Onların bir kısmı da liyakatli insanlardı. Onların da güzel güzel diplomaları, onların da iyi kariyerleri vardı. Ama sadakatleri millete değil, sadakatlerini sözde bir örgüt liderine, kendisini bir şekilde o örgütün öncüsü zanneden o şarlatana gösteriyorlardı.”
Kamu bürokrasisinin hedefine ulaşabilmesi için en önemli olgunun millete sadakat prensibi olduğuna dikkati çeken Kurtulmuş, “Vatanseverlik söz konusu olduğu zaman herkes üst perdeden bir vatanseverlik dersi ortaya koyabilir. Ama gerçekten vatansever olmanın ölçücülerinden birisi de millete sadakatin ortaya konulmasıdır. Bunun için elimizdeki bütün imkanlarla ehliyet, liyakat ve sadakat prensipleri içerisinde gayret ve çalışmalarımızı sürdüreceğiz.” diye konuştu.
Kamu bürokrasisinden beklenen önemli özelliklerden birinin de “millete hizmetkar olma anlayışı” olduğuna değinen Kurtulmuş, “Biz millete efendi olmaya değil hizmetkar olmaya geldik. Hiçbir bürokrat hangi makamda olursa olsun hizmet ettiği milletin üstünde asla değildir, milletin hizmetkarıdır.” ifadesini kullandı.
“Memur-Sen’in geldiği seviyeyi takdir ediyoruz”
Kurtulmuş, Memur-Sen’in geldiği seviyeyi takdir ettiğini, sendikanın verdiği mücadelede Uluslararası Emek Örgütü kurulmasıyla yeni bir dönemin kapısının açıldığını dile getirdi.
Türkiye Yüzyılı olarak önlerine koydukları hedeflerin gerçekleştirilmesi için belli alanlarda güçlü ve büyük Türkiye hedeflerine odaklanarak çalışmak zorunda olduklarını vurgulayan Kurtulmuş, şöyle devam etti:
“Her şeyden evvel Türkiye’nin güçlü bir Türkiye olabilmesi için kendi içerisinde demokrasisini fevkalade güçlü bir hale getirmesi gerekir. Demokratik kurum ve kuruluşların mükemmel manada işlediği, kamudaki görev yapan bütün devlet kurumlarının bir ahenk içerisinde hareket ettiği, herkesin yetki ve sorumluluklarını Anayasa’dan aldığı güçle yerine getirdiği bir Türkiye’nin oluşması gerekir. Herkesin fikrini en açık bir şekilde söylediği ama fikrinin sınırlarının başkasının özgürlük alanlarını gasbettiği noktada bittiğinin de gayet iyi kavrandığı çok güçlü bir sivil toplum kesiminin olması gerekir.”
Kurtulmuş, Türkiye’nin toplumsal gelişiminin önündeki en büyük ödevlerden birinin yeni bir Anayasa yapma mecburiyeti olduğunu belirterek, “Artık Türkiye Cumhuriyeti’nin ikinci asrında yeni, çağdaş, katılımcı, demokratik, kapsayıcı, milli bir Anayasa’ya bir ihtiyaç olduğu ayan beyan ortadadır. Bu sadece siyasi bir talep değil, toplumsal bir ihtiyaçtır. Bu sadece şu ya da bu siyasi grubun söylediği, dile getirdiği bir hedef değil, 85 milyonun ortak hedefi olarak görülmesi gereken bir alandır.” değerlendirmesini yaptı.
“Niye böyle bir demokratik anayasa çalışmasına ihtiyaç var?” söylemlerine atıfta bulunan Kurtulmuş, konuşmasına şu sözlerle devam etti:
“Çok açık söylüyorum, mevcut Anayasamız defalarca değiştirilmiş olmasına rağmen üzerinde hala 1960 darbesinin izleri olan 1961 Anayasasının kurgusu mevcuttur. Hala bu Anayasanın ruhu 1981 darbesinin ortaya koyduğu 1982 Anayasasının ruhunu taşımaktadır. Bunun için bunu siyasi bir tartışma meselesi yapmadan, siyasi partiler arasında bir ayrışma meselesi haline getirmeden, yeni, demokratik, katılımcı bir Anayasa’nın yapılabilmesi önümüzdeki dönemdeki en önemli ödevlerimizden birisidir.
Tabii ki işin doğru zeminde ve doğru yöntemlerle yönetilmesi ve yürütülmesini sağlayacak olan siyasettir. Bu anlamda Anayasa yapım sürecinin yegane mercii, yegane yeri, ortamı Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin çatısıdır. Ümit ederiz ki orada yeterli çoğunluk bulunarak, referanduma bile gitme ihtiyacı olmaksızın bir Anayasa yapabilelim. Ama bu mümkün olmazsa en azından referanduma götürülebilecek bir çoğunluğu elde edilebilmesi için bendeniz Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı olarak sonuna kadar gayret ve mücadele edeceğim.”
Kurtulmuş, ekonomik gelişmelerimizin itici gücünün milli savunma sanayisi başta olmak üzere yüksek teknoloji üretimi olduğuna dikkati çekerek, “En son Türkiye’nin milli muharip uçağı KAAN’ın uçurulmasıyla Türkiye’nin bu alanda yeni merhale açtığını ve dünya milletleriyle yarışında çok önemli bir mesafe aldığını iftiharla takip ettik ve bundan da büyük bir memnuniyet duyduk.” dedi.
“Dünya barışının kapısı Orta Doğu barışıdır”
Gazze’de bir soykırım ve büyük bir insanlık suçu işlendiğini belirten Kurtulmuş, şunları anlattı:
“Dünya barışının kapısı Orta Doğu barışıdır. Orta Doğu barışında o kapıyı açan anahtar ise Filistin davasıdır. Filistin davasında barış, esenlik ve selamet olmadan dünya barışının sağlanması mümkün değildir. Ne yazık ki İsrail hükümetinin insanlık dışı saldırılarına, bazı Batılı ülkelerin hem siyasi hem askeri alanda güç verdiklerini görüyoruz. Ancak şunu çok açık söyleyeceğim. Güney Afrika’nın Uluslararası Adalet Divanı’na başvurmasıyla birlikte bundan sonra Filistin davası bakımından yeni bir dönem başlamıştır.”
TBMM Başkanı Kurtulmuş, Filistin davasına ilişkin mücadelede üç temel konuda çalışmalarını yoğunlaştıracaklarını belirterek, bunlardan birinin İsrail’deki Siyonist rejimin, Netanyahu ve çetesinin uluslararası alanda yalnızlaştırılması; ikincisinin de insanlık cephesinin kurulması olduğunu söyledi.
Filistin-İsrail meselesindeki tek çözüm noktasının iki devletli çözüm olduğuna dikkati çeken Kurtulmuş, “Başkenti Kudüs olan, egemen, toprak bütünlüğü sağlanmış bir Filistin devleti yakında mutlaka ve mutlaka kurulacak.” dedi.
Konuşmaların ardından Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, TBMM Başkanı Kurtulmuş’a hediye takdim etti.
Kurtulmuş, daha sonra Memur-Sen üyeleriyle hatıra fotoğrafı çektirdi.
]]>Memur-Sen yönetim kurulu üyelerini, bağlı sendikaların genel başkanlarını ve yönetim kurulu üyelerini, İl temsilcileri ve şube başkanlarını, Genç, Emekli, Kadın ve Engelli Komisyonlarının yöneticilerini bir araya getiren Memur-Sen 8’inci Büyük Türkiye Buluşması Ankara’nın Kızılcahamam ilçesinde gerçekleştirildi. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un katılımıyla düzenlenen programda, Memur-Sen’in çalışma hayatında yaptığı çalışmalar ve geleceği dair hedefleri ele alındı.
Burada bir açılış konuşması gerçekleştiren Kurtulmuş, Memur-Sen’in 8’inci Büyük Türkiye Buluşması’nın hayırlara vesile olmasını dileyerek, Uluslararası Emek Örgütü’nün 1’inci Olağan genel Kurulu’nu gerçekleştirdikleri için de Memur-Sen Konfederasyonu’nu tebrik etti.
Kurtulmuş, Türkiye’nin ve dünyanın çok önemli bir dönemden geçtiğini vurgulayarak, bu çerçevede Türkiye’nin önüne çok büyük hedefler koyması ve bunun için de gücünü azami derecede artırmasının şart olduğunu dile getirdi. Bu anlamda bürokrasinin ve kamu görevlilerinin ülkenin hedeflerini yerine getirmesi için hayati katkıları olduğunu vurgulayan Kurtulmuş, “Bu hedeflere ulaşabilmek hiç şüphesiz ki kamu organizasyonu içerisinde alın teliyle mücadele eden siz ve diğer bu konfederasyonun üyesi olmasa da mücadele eden değerli kamu görevlilerinin vazifesidir” diye konuştu.
Kurtulmuş, ülkenin hedeflerine ulaşabilmesi için memurlarda bulunması gereken niteliklerin olduğunu belirterek, bunlardan en önemlisinin liyakat ve ehliyet prensipleri içerisinde hareket edilmesi olduğunu aktardı.
“Yani kamu görevlisinin sadakati herhangi bir kuruma veya kişiye değil, bizzat milletin kendisine olmalıdır”
Kamu bürokrasisinde yer alan memur ve bürokratların en temel özelliklerinden birisinin de millete sadakat olduğunu sözlerine ekleyen Kurtulmuş, “Ehliyet ve liyakat önemlidir, gereklidir ama ehliyet ve liyakatin milletin hayrına olmasının temin edilmesi için mutlaka millete sadakatin gerçekleşmesi gerekir. Yani kamu görevlisinin sadakati herhangi bir kuruma veya kişiye değil, bizzat milletin kendisine olmalıdır. Eğer sadakat başka merkezlerde olursa ne kadar nitelikli olursa olsunlar o kamu görevlisi milletin başına nasıl bela olduğunu biz FETÖ uygulamasıyla, FETÖ’nün devletin içine sızmasıyla gördük. Onların bir kısmı da liyakatli insanlardı. Onların da güzel güzel diplomaları, onların da iyi kariyerleri vardı. Ama sadakatleri millete değil, sözde bir örgüt liderine, kendisini bir şekilde o örgütün öncüsü zanneden o şarlatana sadakat gösteriyorlardı” açıklamasında bulundu.
Kurtulmuş, milli hedefler etrafında hareket eden kamu bürokrasisinin oluşabilmesi için her bir memurun ‘Ehliyet, liyakat, millete sadakat ve millete hizmetkar olmak’ olarak tanımladığı dört temel prensibe sahip olmasının gerektiğini ifade etti.
“Kurum ve kuruluşlarının mükemmel manada işlemesi lazım”
Türkiye’nin ikinci yüzyılında hedeflerinin yüksek olması gerektiğini söyleyerek, bu hedeflere bürokrasinin, kamu görevlilerinin, iş insanlarının ve sivil toplum kuruluşları dahil olmak üzere hep beraber kenetlenerek ulaşabileceklerini aktardı. Türkiye’nin güçlü bir Türkiye olabilmesi için kendi içerisinde demokrasisini güçlü bir hale getirmesi gerektiğini dile getiren Kurtulmuş, “Demokratik kurum ve kuruluşlarının mükemmel manada işlediği, kamudaki görev yapan bütün devlet kurumlarının bir ahenk içerisinde hareket ettiği, herkesin yetki ve sorumluluklarının anayasadan aldığı güçle yerine getirildiği bir Türkiye’nin oluşması gerekiyor. Herkesin fikrine en açık bir şekilde söylediği ama fikrinin sınırlarının başkasının özgürlük alanlarını gasp ettiği noktada diktiğini de gayet iyi kavradığı çok güçlü bir sivil toplum kesiminin olması gerekir” diye konuştu.
“Katılımcı, demokratik, kapsayıcı, milli bir Anayasa ihtiyacı olduğu ortadadır”
Türkiye’nin toplumsal gelişmesinin önündeki engellerden birisinin de Anayasa’sının yeterli olmaması olduğunu belirten Kurtulmuş, yeni bir Anayasa yapmanın mecburiyet olduğunu söyledi. Kurtulmuş, “Artık Türkiye’nin ikinci aslında yeni, çağdaş, katılımcı, demokratik, kapsayıcı, milli bir Anayasa bir ihtiyaç olduğu ortadadır. Bu sadece siyasi bir talep değil, toplumsal bir ihtiyaçtır. Bu sadece şu ya da bu siyasi durumun söylediği bir hedef değil, bu 85 milyonun ortak hedefi olarak görülmesi gereken bir alandır. Bu çerçevede niye böyle bir demokratik anayasa çalışmasına ihtiyaç var? Çok açık söylüyorum. Mevcut anayasamız defalarca değiştirilmiş olmasına rağmen anayasanın üzerinde hala 1960 altmış darbesinin izleri olan altmış bir anayasasının kurgusu mevcuttur” değerlendirmesinde bulundu.
“Anayasa yapım sürecinin yegane ortamı Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin çatısıdır”
Anayasa değişikliğinin bir siyasi tartışma yapılmadan demokratik yollarla çözülmesi gerektiği vurgusunu da yapan Kurtulmuş, “Tabii ki işin doğru zeminde ve doğru yöntemlerle yönetilmesi ve yürütülmesini sağlayacak olan siyasettir. Bu anlamda Anayasa yapım sürecinin yegane ortamı Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin çatısıdır” dedi.
Kurtulmuş, sivil toplum kuruluşlarının, üniversitelerin, araştırma merkezlerin, ve toplumda yeni bir Anayasa ilişkin sözüm var diyen herkesin harekete geçmesini ve herkesin fikirlerini paylaşması gerektiğini söyleyerek, bu çerçevede Memur-Sen’in de yeni Anayasa çalışmalarında çok kuvvetli bir destek vereceğinden emin olduğunu söyledi. – ANKARA
]]>Bakü’deki Başbakanlık binasında gerçekleşen görüşmede Kurtulmuş, Asya Parlamenter Asamblesi’nin (APA) 14’üncü Genel Kurulu ve APA Dönem Başkanlığının devri dolayısıyla Azerbaycan’a resmi bir ziyaret gerçekleştirdiklerini söyledi.
APA Dönem Başkanlığını Azerbaycan Milli Meclisi Başkanı Sahibe Gafarova’ya devretmekten memnuniyet duyduğunu dile getiren Kurtulmuş, Gafarova’nın APA Dönem Başkanlığı sırasında, yükselen bir güç olan Asya parlamentoları arasında siyasi işbirliğinin gelişmesi konusunda olumlu adımlar atacağını ifade etti.
Kurtulmuş, TBMM ve Türkiye olarak Azerbaycan Milli Meclisine her türlü desteği vermeye devam edeceklerinin altını çizdi.
Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in son cumhurbaşkanlığı seçiminde gösterdiği başarıdan gurur duyduklarını vurgulayan Kurtulmuş, Aliyev’e ve hükümete başarılar diledi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev’in iki ülke arasındaki işbirliğini ileriye taşıma hedeflerinin ülkelerin ortak çalışma programlarına yansıdığını ifade eden Kurtulmuş, Türkiye-Azerbaycan Üniversitesinin Kurulmasına Dair Mutabakat Zaptının da kardeşliği pekiştiren, işbirliği hedeflerinin kağıt üzerinde kalmadığını gösteren önemli bir adım olduğunu bildirdi.
Savunma sanayii ve ekonomi başta olmak üzere her alanda işbirliğinin sürdüğüne işaret eden Kurtulmuş, ortak projelerin kısa sürede hayata geçirilmesiyle bölgeye bir can suyu verileceğini anlattı.
TBMM Başkanı Kurtulmuş, Türkiye-Azerbaycan arasındaki potansiyelin bölgesel bir güce dönüştürülmesi gerektiğine de vurgu yaptı.
Karabağ’ın işgalden kurtarılmasının ardından, abat edilmesi yönünde yapılan çalışmalardan memnuniyet duyduklarını dile getiren Kurtulmuş, gelecek dönemde en önemli konunun Zengezur Koridoru’nun açılması olduğunu söyledi. Kurtulmuş, koridorun açılmasıyla bölge ülkeleriyle ticari ilişkilerin güçleneceğini de belirtti.
Kafkasya’da yeni bir barış perspektifine ihtiyacın bulunduğunu ifade eden Kurtulmuş, Türkiye-Azerbaycan-Gürcistan üçlü mekanizmasının sağlıklı şekilde devam etmesi, ardından Rusya, İran ve Ermenistan’ın bu sürece katılmasıyla Kafkas halklarının sorunlarının çözümüne dönük mekanizmalar kurması gerektiğini vurguladı.
Üniversitenin kurulması ilişkilerin gelişmesine katkı sağlayacak
Azerbaycan Başbakanı Asadov da TBMM Başkanı Kurtulmuş ve beraberindeki heyeti Bakü’de ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, APA 14. Genel Kurulunda alınan kararların hayırlı olmasını diledi.
Azerbaycan’da 7 Şubat’ta gerçekleştirilen seçimde Cumhurbaşkanı Aliyev’in yeniden seçildiğini ve ilk yurt dışı ziyaretini Türkiye’ye gerçekleştirdiğini anımsatan Asadov, bu seçimin ilk defa Azerbaycan’ın egemenliğindeki bütün topraklarda sandıkların kurulması bakımından tarihi öneme sahip olduğunu kaydetti.
Aliyev’in Türkiye ziyaretinde önemli anlaşmaların imzalandığına dikkati çeken Asadov, Türkiye-Azerbaycan Üniversitesinin kurulmasının da ikili ilişkilerin gelişmesine katkı sağlayacağına inandıklarını vurguladı.
Parlamentolar arasındaki ilişkileri önemsediklerini belirten Asadov, dostluk gruplarının karşılıklı çalışmalarının olumlu gelişmelerin yaşanmasına katkı sağlayacağını söyledi.
Görüşmede, Asya Parlamenter Asamblesi Türk Grubu Başkanı ve AK Parti Şanlıurfa Milletvekili Abdulkadir Emin Önen, Türkiye-Azerbaycan Dostluk Grubu Başkanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili Şamil Ayrım, CHP Giresun Milletvekili Elvan Işık Gezmiş, MHP Samsun Milletvekili İlyas Topsakal, İYİ Parti Ankara Milletvekili Kürşad Zorlu ve Saadet Partisi İzmir Milletvekili Mustafa Bilici ile Türkiye’nin Bakü Büyükelçisi Cahit Bağcı da yer aldı.
]]>Kurtulmuş, Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de düzenlenen Asya Parlamenter Asamblesi (APA) 14’üncü Genel Kurulundaki konuşmasının ardından Azerbaycan medyasının sorularını yanıtladı.
Türkiye’nin 2017’den bu yana üstlendiği APA dönem başkanlığının Azerbaycan’a geçtiğinin hatırlatılarak, bundan sonraki sürece ilişkin değerlendirmesi sorulan Kurtulmuş, Azerbaycan’ın APA dönem başkanlığını layıkıyla yürüteceğini belirterek, Azerbaycan Milli Meclisi Başkanı Sahibe Gafarova’ya ve Azerbaycan Milli Meclisine başarılar diledi.
TBMM Başkanı Kurtulmuş, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkilerin geldiği noktaya ilişkin bir soruya da şöyle yanıt verdi:
“Türkiye-Azerbaycan arasındaki ilişkiler merhum Haydar Aliyev’in söylediği gibi ‘Tek millet, iki devlet’ anlayışıyla devam ediyor. Çok şükür Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ve Sayın İlham Aliyev liderliğinde her alanda mükemmel ilişkiler sürdürülüyor. Bunu ikili ilişkilerin ötesinde iki kardeş ülkenin, iki devletli tek bir milletin ortak çabası olarak görmek lazım. Bu ilişkiler geliştikçe hem her iki ülke halkının refahı artacaktır hem de bölgesel güven ve istikrara Türkiye’nin, Azerbaycan’ın müşterek çabaları büyük katkı sağlayacaktır. Ben bu vesileyle bir kere daha Azerbaycan’da tekrar cumhurbaşkanı seçilen İlham Aliyev’e tebriklerimizi ifade ediyorum. Türkiye Büyük Millet Meclisi adına ve Türk halkı adına yeni dönemde de üstün başarılar diliyorum. Azerbaycan’ın özellikle 44 gün süren Karabağ Azatlık Savaşı’ndan büyük bir başarıyla çıkan Aliyev’in bu cumhurbaşkanlığı seçiminden de üstün bir başarıyla çıkmış olması hem Azerbaycan halkı için hem de Türk halkı için sevinç vericidir.”
İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırıları
İsrail’in Gazze başta olmak üzere Filistin topraklarına yönelik saldırılarını durdurmak için atılan adımlara ilişkin bir soru üzerine de Kurtulmuş, modern zamanlarda görülen en büyük katliama şahit olunduğunu söyledi.
İsrail’in saldırganlığı nedeniyle Refah’ta sıkıştırılan Filistinli mültecilerden bir kısmının öldürüldüğünü ifade eden Kurtulmuş, şunları kaydetti:
“Şu anda Gazze Şeridi’nde dar bir alana sıkıştırılan yüz binlerce insan, açlıkla imtihan olmaktadır. İnsanlar artık hayatta kalabilmek için bulabildikleri ne varsa yemek mecburiyetindelerdir. Dolayısıyla burada açık bir katliam, hatta katliam sınırlarının çok daha ötesinde, neredeyse bir soykırım boyutlarına varmış olan ağır insanlık suçlarına şahit oluyoruz. Ama daha üzüntü verici olan; İsrail hükümeti, Netanyahu ve çetesi bu suçları işlerken bütün dünya da bunu seyretmektedir. Halkların ortaya koymuş olduğu tepkiler gerçekten ümit vericidir ama sonuç itibarıyla bu katliamların önlenmesi gerekir. Bunun için de bütün uluslararası mekanizmaların devreye girmesi şarttır. İşte burada Asya Parlamenter Asamblesinde konuşan her bir delegasyon başkanının açık bir şekilde İsrail’i kınaması, İsrail’in bu saldırganlığına karşı bir tavır alması da zaten İsrail’in nasıl yalnızlaştığını gösteren işaretlerden biridir. Burada yapmamız gereken her platformda İsrail’in yalnızlaşmasını temin etmemiz lazım. Vicdan ve akıl sahibi halklar arasındaki dayanışmayı arttırmak ve insanlık cephesi adını verebileceğimiz; mazlumdan, haktan, insaftan yana olan bütün kitlelerin bir araya gelerek bu mücadeleye destek vermesini temin etmektir.
Sonunda artık dünya anlamıştır ki İsrail öyle kınamakla, sözle durdurulabilecek bir ülke değildir. İsrail bu anlamda uluslararası hukuk bakımından ‘istisna devlet’ tanımı içerisinde görülmelidir. Yani uluslararası herhangi bir kaideyi tanımayan ve bundan kendisinin uzak olduğunu ilan eden, uluslararası hukuka aykırı hareket eden bir hükümet haline gelmiştir İsrail’deki hükümet. Bunun bir an evvel durdurulması için uluslararası camianın harekete geçmesi lazım. Bakü’den bir kere daha uyarmak istiyorum. Netanyahu’nun son günlerde verdiği demeçlere bakarsanız söylediği şey şudur; ‘Ramazan gelmeden evvel ben Gazze Şeridi’ne sıkıştırdığım bu insanların tamamını oradan sürüp atacağım. Bunlara karşı büyük bir suç işlemeye devam edeceğim.’ Bu, açıkçası şudur; Netanyahu ve hükümeti maalesef sonu belli olmayan bir yola girmek üzeredir. Bir an evvel bu mekanizmanın durdurulması gerekiyor. Bunun için de uluslararası camianın üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmesi lazım.”
TBMM Başkanı Kurtulmuş, daha sonra Azerbaycan Milli Meclisi Başkanı Gafarova’nın, APA 14’üncü Genel Kurulu dolayısıyla katılımcı ülkelerin meclis ve heyet başkanları onuruna verdiği öğle yemeğine iştirak etti.
]]>BAKÜ – Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Numan Kurtulmuş, Azerbaycan’da düzenlenen Asya Parlamenter Asamblesi 14. Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, “Yeni bir Birleşmiş Milletler’e, yeni bir küresel barış mekanizmasına ve dünyayı yeniden insanların eşitliği prensibi içerisinde barış çerçevesinde bir araya getirebilecek uluslararası bir anlayışa ihtiyacımız var” dedi.
APA 14. Genel Kurulu Azerbaycan Milli Meclisi ve Asya Parlamenter Asamblesi yeni Dönem Başkanı Sahibe Gafarova’nın ev sahipliğinde Bakü’de başladı. “Asya’da sürdürülebilir kalkınma için bölgesel iş birliğinin güçlendirilmesi” temasıyla düzenlenen genel kurula başta TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, APA Genel Sekreteri Mohammad Reza Majidi, Azerbaycan Milli Meclisi Başkanı Sahibe Gafarova ve APA üyesi 40 ülkeden parlamento heyetleri katıldı.
“Asya yeniden yükselişe geçtiği bir dönemi yaşamaktadır”
APA 14. Genel Kurulu’nda yapılacak müzakerelerin Asya ülkeleri arasında dayanışma ve iş birliğini sağlayacak önemli sonuçlar ortaya çıkarmasını umduğunu belirten TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, “Bildiğiniz gibi dünyanın fevkalade zor bir dönemden geçtiğine hep beraber şahit oluyoruz. Bu çerçevede tarihsel olarak Asya ülkelerinin arasında da Asya’da da önemli bir tarihi fırsat penceresi açılmıştır” ifadelerini kullandı.
Asya’nın yeniden yükselişe geçtiği bir dönemi yaşadığını kaydeden Kurtulmuş, “Bu çerçevede, Asya Parlamenter Asamblesi’nin yükselişe geçen Asya’da yeni fırsatların yakalanması, güven ve istikrar içerisinde iş birliklerinin ve ortak çalışma zemininin temin edilmesi bakımından fevkalade değerli bir platform olduğunun altını çizmek isterim. Bu çerçevede Türkiye olarak 2019 yılından itibaren gerçekleştirmeye devam ettiğimiz yeniden Asya yaklaşımımız dolayısıyla gelişmekte olan ve fevkalade büyük fırsatları ve riskleri aynı zamanda bünyesinde taşıyan yeni uluslararası ilişkiler zemininde Türkiye’nin Asya ile irtibatını, Asya ile ilişkisine fevkalade büyük önem atfetmekteyiz” dedi.
“Asya ülkelerinin dayanışmasını en yüksek noktalara kadar çıkaracağız”
Azerbaycan Milli Meclisi Başkanı Sahibe Gafarova’nın başkanlığı döneminde APA’nın daha da yükseleceğine, ülkeler ve parlamenterler arasında iş birliğinin artacağına emin olduğunu vurgulayan Kurtulmuş, “Hep birlikte kendisine destek olarak bu faaliyetlerin daha ileriye götürülmesi için yardımcı olacağız ve önümüzdeki dönemde Asya ülkelerinin iş birliği ve dayanışmasını en yüksek noktalara kadar çıkaracağız. Özellikle yaşadığımız dönemde bölgemiz başta olmak üzere Asya’nın da önemli birçok yerlerinde maalesef çatışma alanlarının var olduğu bu çatışma alanları üzerinden hem bölgesel çatışmaların hem de bunların üzerinden küresel rekabetleri ve düşmanlıkların fitilini ateşlenmesi müsait olduğu bir dönemdeyiz” şeklinde konuştu.
Bölgedeki ve dünyanın birçok yerindeki çatışmalara değinen Kurtulmuş, “Çatışma alanları eğer sorunlar çözülemez, karşılıklı rıza ve müzakereye bağlı olarak bu sorunların çözümü için adımlar atılamazsa, korkarım ki önümüzdeki dönem dünyada çok daha büyük türbülansların var olacağı yeni bir dönemi de işaret etmektedir” diye konuştu.
“Karadeniz’de tahıl koridoru ile Türkiye hayati bir rol oynamıştır”
Yakın coğrafyada yaşanan iki önemli çatışmanın altını çizen Kurtulmuş, “Bunlardan birisi Rusya ile Ukrayna arasındaki devam etmekte olan savaş. Şimdiye kadar on binlerce insanın öldüğü, şehirlerin yıkıldığı, köylerin, kasabaların yerle bir edildiği, büyük bir insani felaketin yaşandığı Rusya-Ukrayna krizi. Öyle görünüyor ki sadece Rusya ile Ukrayna arasında bir savaş değil, Rusya ile topyekun Batı arasında bir savaş olma niteliği taşımaktadır. Bu özellikleri ile eğer Rusya ve Ukrayna krizi çözüme kavuşturulamazsa bunun bir küresel çatışmanın da fitilini ateşleyecek aşikardır” ifadelerini kullandı.
Türkiye olarak başından itibaren Rusya-Ukrayna krizinde Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü savunduklarını vurgulayan Kurtulmuş, “Hem de bir an evvel her iki tarafın kabul edebileceği adil ve kalıcı bir barışın temin edilmesi için üzerimize düşen sorumlulukları yerine getirdik. Bu sorumlulukları yerine getirmeye de devam ediyoruz. Esir takasının gerçekleştirilmesi ve Karadeniz’de tahıl koridoru ile dünya gıda piyasalarında olağanüstü fiyat artışlarının önlenmesinde Türkiye hayati bir rol oynamıştır. Bu çerçevede Rusya Ukrayna savaşının ümit ederiz ki, temenni ederiz ki en kısa sürede kalıcı ve adil bir barış yoluyla çözülmesi insanlığın hayrınadır” dedi.
“Gazze’de devam eden insanlık suçu insanlık tarihinin en ağır imtihanlarından birisidir”
Beş aya yakın bir süredir Gazze’de büyük bir insanlık dramı yaşandığını ifade eden TBMM Başkanı Kurtulmuş, “Esasında söylenildiği gibi mesele 7 Ekim’de başlamış değildir. 1948’den itibaren ve hatta 1967’den itibaren maalesef bu meselenin içten içe yandığı, içten içe büyütüldüğü bir süreç yaşanmıştır. Filistinliler köylerinden, kentlerinden uzaklaştırılmış, birçok yere işgalci Yahudiler yerleşimci olarak yerleştirilmiş, köyleri, kentleri yok edilen insanların bir kısmının da hayat ile irtibatı koparılmıştır” diye konuştu.
Gazze’de devam eden saldırıların insanlık tarihinin en ağır imtihanlarından birisi olduğunu söyleyen Kurtulmuş, “30 bini aşkın insan, bunların yüzde 75’inin kadın ve çocuk olduğunu bildiğimiz 30 bini aşkın insan, göz göre göre dünyanın gözü önünde katledilmiştir. Dahası Gazze Şeridi’ni tamamı ile kuşatan Netanyahu ve çetesi orayı kuşatmak ve kalmamış, canlı hareket eden ne varsa hepsini ateş edip yok ederek büyük bir insanlık suçunu işlemeye devam etmiş ve etmektedir” ifadelerini kullandı.
“Gazze’de yaşanan bu büyük insanlık suçunu önlemek mecburiyetindeyiz”
APA başta olmak üzere bütün uluslararası kuruluşların Gazze’deki insanlık dramına sessiz kalmamasını temenni ettiğini söyleyen Kurtulmuş, “Hükümetlerin bir kısmı Gazze’de işlenen soykırıma varan büyük katliama sessiz kalsa da dünya halkları sessiz kalmamış. Washington’dan Londra’ya, Paris’ten Brüksel’e kadar birçok başkentte milyonlarca insan sokağa dökülmüştür. Artık insanlar bu canavarın durdurulmasını, insanlık suçlarını bilerek, isteyerek işleyen bu mekanizmanın durdurulmasını talep etmektedir. Bunun için her türlü fırsatı ortaya koymak ve Gazze’de yaşanan bu büyük insanlık suçunu önlemek mecburiyetindeyiz. Ne yazık ki bunu önlemek için mücadele eden başta Birleşmiş Milletler’in mültecilere yardım kuruluşları başta olmak üzere birçok kuruluş da yine Netanyahu ve çetesini destekleyen ülkeler tarafından güçler tarafından engellenmiştir” şeklinde konuştu.
“Çok daha güçlü mücadele etmemiz lazım”
İsrail’in Başbakanı Netanyahu’nun Refah kapısına sıkıştırılan 1,5 milyona yakın Filistinlinin üzerlerine bombalar yağdırdığını belirten Kurtulmuş, “Dünyaya meydan okuyarak diyor ki, bunları oradan da silip atacağız. Böylece yeni bir insanlık suçunu işlemeye devam edeceğini dünyanın gözünün içine baka baka ifade ediyor. Buna karşı insanlığın ortak vicdanı harekete geçmiştir ama sonuç almak için çok daha güçlü mücadele etmemiz lazım. Bu Uluslararası Adalet Divanı’nda ki ara kararla birlikte ortaya çıkan durum yeni bir fırsattır ve ümit ederiz ki arkasından Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi’ndeki yargılamanın başlamasıyla insanlık bu ayıptan hiç olmazsa bir miktar kurtulabilecektir” dedi.
“Bütün insanlığı eşit gören yeni bir anlayışı inşa etmek zorundayız”
Dünyadaki küresel sistemin hiçbir sorunu çözebilme yeteneğine sahip olmadığını vurgulayan Kurtulmuş, “Dünyadaki uluslararası sistem sadece güçlünün sözünün geçtiği, zayıfın ise ezilmeye devam ettiği bir uluslararası yapıyı oluşturmaktadır. İşte önümüzdeki dönemde hep beraber çalışarak inşa etmemiz gereken yeni bir alan ise yeryüzünde barışı, adaleti, insanlığı, ülkelerin eşit egemenliğini ve halkların arasında hiçbir ayrımcılık gözetmeksizin hiçbir insani hiyerarşiyi göz önünde bulundurmaksızın bütün insanlığı eşit gören yeni bir anlayışı inşa etmek zorundayız. Açıkçası yeni bir Birleşmiş Milletler’e, yeni bir küresel barış mekanizmasına ve dünyayı yeniden insanların eşitliği prensibi içerisinde barış çerçevesinde bir araya getirebilecek uluslararası bir anlayışa ihtiyacımız vardır” diye konuştu.
Kurtulmuş konuşmasının ardından APA Dönem Başkanlığını Azerbaycan Milli Meclisi Başkanı Sahibe Gafarova’ya devretti.
Kurtulmuş, yarın Aliyev ile görüşecek
TBMM Başkanı Kurtulmuş, Azerbaycan temasları kapsamında yarın Cumhurbaşkanı İlham Aliyev tarafından da kabul edilecek. Azerbaycan Başbakanı Ali Asadov’la bir araya gelecek olan Kurtulmuş, TÜRKPA Genel Sekreterliğini ve Bakü’deki şehitlikleri de ziyaret ettikten sonra Azerbaycan’dan ayrılacak.
]]>TBMM Başkanlığı İstanbul Ofisi’ndeki kabulde konuşan Kurtulmuş, iki ülke arasında tarihi, kültürel, siyasi ve coğrafi ilişkilerin çok önemli ve mükemmel bir seviyede olduğunu söyledi.
Marinko Cavara ile ikili olarak kardeşlik ve dostluk ilişkilerini artırırken aynı zamanda parlamentoların da işbirliğini arttırmalarının karşılıklı sorumlulukları olduğunu belirten Kurtulmuş, “İki ülke arasında her alanda işbirliği artıyor. Daha fazla artırmamız gerekir. Bu anlamda en temel meselemiz bu kadar büyük bölgesel ve küresel sorunların yaşandığı bu coğrafyada güven ve istikrarı sağlamaktır.” dedi.
Balkanlar’da güven ve istikrarın sağlanmasının Türkiye’nin bir numaralı perspektifi olduğunu kaydeden Kurtulmuş, Balkanlar üzerinde farklı ülkelerin ve büyük güçlerin nasıl oyunlar oynadığını bildiklerini dile getirdi.
Balkan halklarına ve devletlerine düşen görevin bu oyunların tuzağına düşmeden işbirliğini ve birlikte dayanışmayı artırmak olduğuna dikkati çeken Kurtulmuş, “Güven ve istikrarın temin edilmesinin ilk şartı ise ülkelerin ve halkların karşılıklı olarak birbirine güvenmesidir. Onun için biz Türkiye olarak, Balkan ülkelerinin hepsine temel perspektifimizi sürekli anlatıyoruz. Balkanlar’da işbirliği yapmaktan, dayanışma içerisinde hareket etmekten başka bir çıkış yolu ve gelecek yoktur.” diye konuştu.
TBMM Başkanı Kurtulmuş, bu ülkede birliğin sağlanmasının yolunun ayrışmayı körüklemekten değil, Bosna Hersek’in kurumsal varlığını güçlendirmek, devlet gücünü artırmak ve ülkeyi uluslararası alanda daha güçlü ve itibarlı bir hale getirmekten geçtiğini vurguladı.
Dayton Antlaşması’nın, Bosna Hersek’in yönetilmesini zor hale getirdiğinin farkında olduklarının altını çizen Kurtulmuş, “Dayton Antlaşması’nın zorluklarına rağmen bunu avantaja çevirebilmenin yolu, oradaki farklı etnik kimliklerin arasındaki farklılıkları körüklemek değil tam tersine bu farklılıklar içerisinde bu kültürel bütünlüğü temin edebilmektir.” ifadesini kullandı.
Kurtulmuş, Rusya ve Ukrayna arasındaki savaşın, bölgeyi, Balkanlar’ı ve Karadeniz’i istikrarsızlaştırma potansiyeline sahip olduğunu gördüklerini, bunun için savaşın barışçıl şekilde iki tarafın da kabul edeceği adil bir çözüme kavuşturulması gerektiğini bildirdi.
“Soykırım boyutlarına varan açık bir katliamdır”
Kurtulmuş, büyük bir küresel çatışmanın fitilini ateşleme potansiyeli olan, İsrail’in Gazze ve Filistin halkına gerçekleştirdiği acımasız, bütün uluslararası hukuk kurallarını hiçe sayan ve bütün insani değerlerden soyutlanmış katliamın, başka bir küresel sorun olduğunu belirterek, şöyle devam etti:
“Bu saldırı insanlık tarihinin modern zamanlarda görmediği kadar ağır bir insanlık suçu içermektedir. Bunun adı savaş falan değildir. Bunun adı sadece ‘saldırı’ şeklinde de tanımlanacak bir şey değildir. Soykırım boyutlarına varan açık bir katliamdır. Bu özellikleriyle Srebrenitsa’ya benzemektedir. Buna insanlığın karşı çıkması ve bunu durdurması insanlık vazifesidir. İşlenen suçların dosyası son derece kabarıktır. Sadece Netanyahu ve çetesi değil, buna ses çıkarmayan bütün uluslararası camia da bu suçun altında yıkılacaktır. İnsanlık yakın dönemlerde, modern dönemlerde böyle büyük bir suçla hiç karşı karşıya kalmadı. Şimdiye kadar işlenmiş bütün savaş suçlarının hepsinden çok daha yukarıda, adi ve bütün uluslararası hukuku hiçe sayan suçlar, cürümler işlenmiştir. İsrail’i destekleyen ülkeler ve onların hükümetleri sessiz kalsa da bütün dünyada insanlık vicdanı harekete geçmiştir. Milyonlarca, yüz binlerce insan sokaklara çıkarak İsrail’in işlediği bu sistematik insanlık suçlarını lanetlemektedir.”
Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanı’nda görülen mahkemenin ve verilen ara kararın Filistin davasında yeni bir dönemin başlangıcına işaret ettiğini kaydeden Kurtulmuş, Güney Afrika Cumhuriyeti yöneticilerine insanlık adına teşekkür etti.
Kurtulmuş, mahkemenin bundan sonraki safhalarında çok sayıda müdahil ülke ve kurumun işin içerisine gireceğini, TBMM olarak 3 milletvekilini mahkemeyi takip etmesi için görevlendirdiklerini ifade ederek, “Savaş suçlarıyla ilgili delilleri mahkemeye sunmak için harekete geçiyoruz. Mahkemede, Güney Afrika’nın ortaya sunmuş olduğu açık deliller İsrail hükümetini telaşlandırmıştır. Ardından Brezilya Devlet Başkanı Lula’nın İsrail yönetimini, Netanyahu’yu Hitler’e benzetmesi iyice panikletmiştir. Mahkemedeki bu safahatın ve uluslararası camiadaki uyanışın ortaya koyduğu bu tavır tamamıyla İsrail’deki bu Siyonist yöneticileri, Netanyahu ve ekibini telaşlandırmıştır. Onun için yeni bir tehditte bulunuyorlar.” sözlerini sarf etti.
İsrail’in özellikle Gazze’nin güneyine sığınan sivil, masum, kadın ve çocukların bulunduğu Refah Kapısı etrafındaki insanlara karşı katliamlarını artıracaklarını vurgulayan Kurtulmuş, şunları kaydetti:
“Ramazan ayına kadar eğer esirler salıverilmezse oradaki halkın tamamını oradan sürmek üzere harekete geçeceklerini, savaşı çok daha yukarı seviyelere çıkararak insanlık suçlarını daha fazla artıracaklarını ve dünyanın gözü önünde çok daha büyük bir cinayete adım atacaklarını açıkça ilan ediyorlar. Aslında bu Netanyahu ve yönetiminin köşeye sıkışmışlığının ortaya koyduğu bir çaresizliktir. Sonu olmayan bir yola girmek istiyorlar ve dünyaya ‘Biz sonu olmayan bir yola gireriz ve buradaki insanları yok ederiz’ diyerek tehdit ediyorlar. Artık bu sözün bittiği yerdir. Bütün dünya kamuoyuna ve uluslararası camiaya düşen sorumluluk, İsrail hükümetinin bu sonu olmayan yola girmesini önlemektir. Yoksa bu sonu olmayan yola girerse Netanyahu ve hükümeti, bu yolun nereye çıkacağı belli değildir.”
“Bize göre en önemli şey ölümlerim durmasıdır”
Bosna-Hersek Temsilciler Meclisi Başkanı Cavara ise Gazze’nin zor bir durumda olduğunu, yaşanan vahim olaylara bakınca benzer duyguları paylaştıklarını belirtti.
Gazze’de her gün çok sayıda insanın öldüğünü, bütün dünyanın bu konuda sustuğunu, dünyadaki çoğu devletin gözünün Türkiye’de olduğunu dile getiren Cavara, “Biliyorum ki sizin çabalarınız hem Ukrayna’daki savaşın hem Gazze’deki saldırıların durmasından yanadır. Bize göre en önemli şey ölümlerin durmasıdır.” dedi.
Cavara, kendilerinin de 4 yıl boyunca böyle bir savaştan geçtiklerini, bu süre boyunca “barış” denilip hikaye dinlediklerini ifade ederek, hiç kimsenin elini ateşe sokmadığını, bütün dünyanın taraf tuttuğunu ve hiçbirinin barışı düşünmediğini sözlerine ekledi.
]]>Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Numan Kurtulmuş, Bosna-Hersek Temsilciler Meclisi Başkanı Marinko Çavara ile bir araya geldi. TBMM’nin Beşiktaş’ta bulunan İstanbul Ofisinde gerçekleşen görüşmede iki ülke arasındaki ilişkiler, bölgesel ve küresel konular ele alındı. Balkanlar üzerinde farklı ülkelerin, farklı büyük güçlerin çeşitli oyunlar oynadığını ve Balkan ülkelerinin bu tuzaklara düşmemesi gerektiğini söyleyen TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Balkanlar’da güven ve istikrarın sağlanmasının bir numaralı siyasi perspektifleri olduğunu belirtti. İsrail’in Filistin’e yönelik saldırıları hakkında da konuşan Kurtulmuş, bunun açıkça bir insanlık suçu olduğunu ve İsrail ile birlikte tüm destekçilerinin de bu suça ortak olduğunu ifade etti. Kurtulmuş, Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanı’nda görülen davanın ara kararının İsrail’i telaşlandırdığını ve Türkiye olarak savaş suçlarıyla ilgili delilleri mahkemeye sunmak için harekete geçtiklerini dile getirdi.
“Balkanlar’da güven ve istikrarın sağlanması bir numaralı siyasi perspektifimizdir”
Konuşmasına Bosna-Hersek ile Türkiye arasında tarihi, kültürel, coğrafi ilişkilerin fevkalade önemli olduğunu belirterek başlayan Numan Kurtulmuş, “Tabii iki ülke arasında her alanda işbirliği artıyor. Daha fazla artırmamız gerekir. Bu anlamda en temel meselemiz; bu kadar büyük bölgesel ve küresel konuların yaşandığı bu coğrafyada güven istikrar sağlamaktır. Türkiye olarak özellikle Balkanlar’da güven ve istikrarın sağlanması bir numaralı siyasi perspektifimizdir. Balkanlar üzerinde farklı ülkelerin, farklı büyük güçlerin nasıl oyunlar oynadığını biliyoruz. Burada Balkan halklarına ve devletlerine düşen bu oyunların tuzağına düşmeden işbirliğini ve birlikte dayanışmayı artırmaktır. Ayrıca Rusya-Ukrayna arasındaki savaşın da bölgeyi, özellikle Balkanlar’ı ve Karadeniz’i istikrarsızlaştırma potansiyeline sahip olduğunu görüyoruz ve bunun için başından itibaren Ukrayna-Rusya arasındaki savaşın barışçıl bir şekilde, iki tarafın da kabul edeceği adil bir çözüme kavuşturulması kanaatindeyiz” dedi.
“Bu saldırı insanlık tarihinin modern zamanlarda görmediği kadar ağır bir insanlık suçu içermektedir”
Kurtulmuş, İsrail’in Filistin’deki saldırıları konusunda ise, “Bir başka önemli bölgesel sorun da, büyük bir küresel çatışmanın fitilini ateşleme potansiyeli olan İsrail’in Gazze halkına, Filistin halkına gerçekleştirdiği acımasız, bütün uluslararası değerleri hiçe sayan ve bütün insani değerlerden soyutlanmış olan bu katliamdır. Bu saldırı insanlık tarihinin modern zamanlarda görmediği kadar ağır bir insanlık suçu içermektedir. Bunun adı savaş falan değildir. Bunun adı sadece saldırı şeklinde de tanımlanacak bir şey değildir; soykırım boyutlarına varan açık bir katliamdır. Bu özellikleriyle aynen Srebrenitsa’ya benzemektedir. Buna insanlığın karşı çıkması ve bunu durdurması insanlık vazifesidir. İşlenen suçların dosyası son derece kabarıktır. Bunun altında sadece Netanyahu ve çetesi değil, buna ses çıkarmayan bütün uluslararası camia da bu suçun altında yıkılacaktır” diye konuştu.
“Savaş suçlarıyla ilgili delilleri mahkemeye sunmak için harekete geçiyoruz”
Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanı’nda görülen davanın yeni bir dönemin başlangıcını işaret ettiğini vurgulayan Kurtulmuş konuşmasında, “İsrail’i destekleyen ülkeler ve onların hükümetleri sessiz kalsa da çok şükür bütün dünyada insanlık vicdanı harekete geçmiştir. Milyonlarca insan sokaklara çıkarak İsrail’in işlediği bu sistematik insanlık suçlarını lanetlemektedir. Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanı’nda görülen mahkemenin ara kararı bu anlamda Filistin davasında yeni dönemin başlangıcını işaret ediyor. Bir kere daha insanlık adına, Güney Afrika Cumhuriyeti’ni, bütün yöneticilerini tebrik ediyor, teşekkür ediyoruz. Böyle önemli bir mahkemeye başlangıç adımının atılmasını temin ettiler. Biz de Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak üç milletvekili arkadaşımızı mahkemelerin bütün safahatını takip etmesi üzerine görevlendirdik. Savaş suçlarıyla ilgili delilleri de mahkemeye sunmak için harekete geçiyoruz. Mahkemede iddia makamının yani Güney Afrika’nın ortaya sunmuş olduğu açık deliller İsrail hükümetini telaşlandırmıştır. Mahkemedeki bu safahatın ve uluslararası camiadaki bu uyanışın ortaya koyduğu bu tavır, İsrail’deki siyonist yöneticileri, Netanyahu ve ekibini telaşlandırmıştır. Bütün dünya kamuoyuna ve uluslararası camiaya düşen sorumluluk İsrail hükümetinin bu sonu olmayan yola girmesini önlemektir” ifadelerini kullandı. – İSTANBUL
]]>Kurtulmuş, Üsküdar Belediyesi tarafından Bağlarbaşı Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlenen 9. Üsküdar Kitap Fuarı’nın açılışı dolayısıyla düzenlenen programa katıldı.
Üsküdar’ın tarihi kimliğe sahip güzel bir ilçe olduğunu dile getiren Kurtulmuş, Belediye Başkanı Hilmi Türkmen’in uzun zamandır yürüttüğü çabaların da İstanbul’un tarihi kimliğine katkılar sunduğunu belirtti.
Kurtulmuş, kitap ve okumanın hayatın en önemli iki temel dinamiğinden birisi olduğunu ifade ederek, şunları söyledi:
“Aslında kitap insanın bilgisini, geçmişten gelen tecrübelerini, bugün hissettiklerini, bilimsel olarak elde ettiklerini aktardığı ve ifadelerinin kalıba dönüşmüş halidir. Ama elimize aldığımız ebatları küçük olan o kitapların bir kısmında bile nice büyük emeklerin, tecrübelerin olduğunu, sadece bir kişinin ya da o kitabı yazan kişilerin değil, aynı zamanda o kişilerin yetişmesine imkan sağlayan bütün o muhitin ve birikimin de kitaptaki cümlelerin içerisine yansıdığını biliyoruz. Esasında bu özelliğiyle baktığımız zaman kitap sadece cümlelerden, sayfalardan ibaret bir birikim değil, aynı zamanda hayatın bizatihi kendisidir.”
Bu yıl dokuzuncusu gerçekleştirilen Üsküdar Kitap Fuarı’nın da önemli bir emek olduğunu vurgulayan Kurtulmuş, “İnşallah uzun yıllar bu kitap fuarının artan bir ilgiyle devam etmesini Cenabıallah nasip eylesin.” temennisinde bulundu.
“İstanbul’un neresine bakarsanız bakın büyük bir tarihi, farklı medeniyetleri görüyoruz”
Kurtulmuş, gençlerin önünde büyük bir birikimin olduğuna işaret ederek, “Türk milleti olarak büyük bir ayrıcalığa sahip olduğumuzun farkında olmalıyız. Nevzuhur bir millet değiliz. Üsküdar’ın herhangi bir sokağında yürürken sadece bir sokaktan geçmiyor, o sokağın içerisinde şimdiye kadar asırlar boyunca geçmiş olan nice insanın, nice büyüğümüzün birikimlerine de şahit oluyor, onları da görüyoruz. İstanbul’un neresine bakarsanız bakın, büyük bir tarihi, büyük bir kültürü, büyük bir medeniyeti, hatta farklı medeniyetleri görüyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
Böylesine büyük bir şehirde yaşamanın, bu kadar büyük imkana sahip olmanın dünyada çok az gence nasip olan bir ayrıcalık olduğuna dikkati çeken Kurtulmuş, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Öncelikle İstanbul’daki bu tarihi ve kültürel güzellikleri en iyi şekilde anlamak, özümsemek mecburiyetindeyiz. Hani diyoruz ya ‘Kökü mazide olan bir ati…’ Aslında geleceğe ilişkin ne konuşacaksak, hele bunu İstanbul’da konuşuyorsak mutlaka köklerimizi her vesileyle hatırlıyor, daha doğrusu köklerimiz kendisini her vesileyle bize hatırlatıyor. Kökü sağlam olmayan hiçbir ağacın yeryüzünde güçlü olmayacağı gibi, kökü sağlam olmayan hiçbir milletin de uzun süreli hedeflerinin olması mümkün değildir. Onun için mutlaka geçmişle bağımızı kitap üzerinden, kültür üzerinden, medeniyet üzerinden kurarak ama sadece orada kalmaksızın bunu yeniden bugünün anlayışıyla ve ileriki çağlara dönük bir söz olarak üreterek yolumuza devam edeceğiz.”
“Okumayı bir eylem olarak tasavvur etmek ve uygulamak zorundayız”
Her bir kültürel faaliyetin hem tarihi okuma hem de insanın kendiyle ilgili bir gelecek hayali kurma anlamına gelen önemli bir çaba olduğunu ifade eden Kurtulmuş, bu açıdan bakıldığında okumanın pasif bir şey değil, bizatihi büyük bir eylem olduğunun altını çizdi.
Kurtulmuş, “Okumayı, hayatı iyi anlamak, kendimizi iyi anlamak, kendimizin varoluş alemindeki yerini ve geleceğini tespit etmek, milletimize ait hedefleri daha güzel kurabilmek için bir eylem olarak tasarlamak, bir eylem olarak tasavvur etmek ve uygulamak zorundayız.” ifadesini kullandı.
Cumhuriyet’in ikinci asrına girilen bu dönemde, büyük bir gelecek tasarımı içerisinde hareket etmek gerektiğine işaret eden Kurtulmuş, şunları kaydetti:
“Geçtiğimiz bir asır tarih okumalarına baktığımız zaman diyebiliriz ki, milletimizin tarihi içerisindeki en zor asırlardan birisidir. Nice zorluklar, nice savaşlar, nice iç türbülanslar, nice bölgesel çatışmalar, nice yokluklar ve nice yoksunluklar içerisinden bugüne kadar geldik. Ama hiç şüphesiz bunlarla birlikte çok büyük başarıları da kazandık, çok büyük kazanımlar da elde ettik. Dolayısıyla geçtiğimiz yüzyılı sadece bir asırlık hikayeyi ve tarihi okumak şeklinde değil, bundan sonraki asırları daha iyi tasarlamak için okumak mecburiyetindeyiz. Şimdi 2023’ten sonra yeni bir dönemin kapıları sonuna kadar açıldı. Türkiye Yüzyılı adını verdiğimiz Cumhuriyet’in ikinci asrında çok büyük işleri planlamak ve gerçekleştirmek zorundayız. Bunun ana aktörü de sevgili gençler sizlersiniz. Türkiye’nin gelecek asrı, sizin omuzlarınızda ve sizin ufkunuzla gerçekleşecektir. Sözü güçlü, gücü tesirli bir Türkiye’nin yüzyılını kurmak zorundayız.”
Kurtulmuş, Türkiye Cumhuriyeti’nin ikinci yüzyılının gençlerinin belirlenen bütün hedeflere ulaşabileceğini belirterek, gençlerin sözü güçlü, gücü tesirli Türkiye’yi kurabileceğine inandığını dile getirdi.
Programda konuşmaların ardından Üsküdar Belediye Başkanı Türkmen, Kurtulmuş’a hediye takdim etti.
Kurtulmuş ve beraberindekiler, daha sonra kurdele keserek fuarın açılışını gerçekleştirdi.
Yazarlar İbrahim Tenekeci ve Erhan Afyoncu ile fotoğraf çektiren Kurtulmuş, fuar alanında incelemelerde bulunarak, kitapseverlerle sohbet etti.
TBMM Başkanı Kurtulmuş, fuarda, İz Yayıncılık standına gelen vatandaşlara da “Türkiye’yi Yarınlara Taşımak” isimli kitabını imzaladı.
]]>Kurtulmuş, Zeytinburnu Belediyesi tarafından inşa edilen Konyalı Camii’nin açılışı dolayısıyla düzenlenen programa katıldı.
Güzel bir caminin açılışı vesilesiyle Zeytinburnu halkıyla bir arada olmaktan duyduğu memnuniyeti dile getiren Kurtulmuş, caminin inşasında emeği geçenlere ve Belediye Başkanı Ömer Arısoy’a teşekkür etti.
Kurtulmuş, İslam medeniyetlerinde, şehrin mimarisinin cami eksenli olduğunu, camilerin halkı bir araya getiren önemli yapıtlar olarak öne çıktığını dile getirdi.
Camilerin şehrin sakinlerinin bir araya geldiği toplumsal mekanlar olduğunu kaydeden Kurtulmuş, “Sadece ibadetlerin yapıldığı, sadece namazların kılındığı bir alan olmanın çok daha ötesinde, hatta insanların fiziki olarak bir araya gelmelerinin çok ötesinde, şehrin nabzının attığı, şehrin ruhunun gezindiği yer camilerdir.” diye konuştu.
Kurtulmuş, bu nedenle bütün büyük İslam medeniyetlerinde camiye, cami mimarisine ve caminin etrafında oluşan sosyal yapıya fevkalade önem verildiğini anlatarak, şöyle devam etti:
“Burada nihayetinde küçük bir mahalle mescidi gibi olan Konyalı Camii’nin böylesine önemli bir mimari özelliğe sahip yapı haline gelmesinin arkasında da bu anlayışın büyük katkısı vardır. Burada, 4-6 yaş Kur’an kursuyla insanların oturup misafirlerini ağırlayacağı mekanlarıyla taziye imkanlarıyla kütüphaneleriyle aslında bir kültür merkezi de inşa edilmiş demektir.
Konyalı Camii hayırlı, uğurlu olsun. Allah, toplumumuzun nabzını camiler etrafında atmaktan asla alıkoymasın. İnşallah bu cami nice hayırlı hizmetlere, nice kabul olunmuş dualara, nice kutlu buluşmalara vesile olur diyerek de temenni ve dua ediyorum.”
“Bütünleşmeli ve yolumuza devam etmeliyiz”
Bugün 2 milyara yaklaşan büyük bir nüfusa sahip İslam dünyasının her tarafında, camilerde insanların “Allahuekber” sesleriyle aynı istikamete, müşterek bir noktaya doğru yöneldiğini kaydeden Kurtulmuş, bu kadar büyük bir nüfusa sahip olmakla birlikte ne yazık ki İslam dünyasının, caminin vermesi gereken birleştirici, bütünleştirici özelliklerini yeterince taşıyamadığı için Hazreti Peygamberin ifadesiyle suyun üstündeki saman çöpü gibi savrulup durduğunu ifade etti.
Bunun en son örneği olarak, İsrail’in Gazze’de ortaya koyduğu ağır insanlık suçlarına karşı dünyanın sessiz kalmasının ve Müslüman dünyasının da bir sonuç geliştirememesinin gösterilebileceğini aktaran Kurtulmuş, şunları kaydetti:
“Üzülerek takip ediyoruz. Büyük bir vahşet. Sadece Netanyahu ve ekibinin ortaya koyduğu politikalarla değil, onların destekledikleri, onların sırtını sıvazladıkları birtakım güç merkezlerinden aldıkları destekle de bunları yapıyorlar. Biz burada konuşurken şu anda Müslümanların en büyük kutsallarından birisi olan Mescid-i Aksa’nın sokakları kapatılıyor. Oraya çıkan yollarda Müslümanların camiye, mescide erişmesinin önüne geçiliyor. Bebekler kuvözlerde çırpınarak öldürülüyor.”
Kurtulmuş, 80-90 yaşındaki ninelerin keskin nişancılar tarafından keyifle, zevkle vurularak şehit edildiğini kaydederek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bütün dünya bunu izliyor ve bu seyrin ötesinde bazıları da destek veriyor. Ama inanın ki İsrail’in en büyük gücü, ne elindeki askeri gücüdür ne elindeki teknolojik üstünlüğüdür ne onları destekleyen ülkelerdir ne dünyadaki üstün medya güçleridir ne dünya finansına sahip olan ekonomik güçleridir… İnanın ki İslam dünyasının bu kadar çaresiz, dağınık, inisiyatifsiz olması İsrail yönetiminin arkasındaki en büyük güçtür. Onun için diyoruz ki camiler, bizi fiziki olarak birleştirdiği gibi kalplerimizi ve zihinlerimizi de birleştirmelidir. Kalplerimizin ve gönüllerimizin birleşmesi için bir araya gelmemize gerek yok. Sadece ortak hedefler, ortak anlayışlar istikametinde birleşmeli, bütünleşmeli ve yolumuza devam etmeliyiz.”
“Yeryüzünde Allah’ın mescitlerini ancak Allah’a hakkıyla inanan, namazını kılan, zekatını veren ve Allah’tan başkasından korkmayanlar inşa edebilirler.” ayetini aktaran Kurtulmuş, “Bu ayette söylenenler aslında şifredir. Sadece camileri imar edebilmek değil, Müslüman toplumunun imar edilebilmesi, Müslümanların imar hareketlerinin gerçekleştirilebilmesi için bu özelliklerin yanında Allah’tan başkasından korkmamak da bize önemli bir tavsiye olarak hatırlatılmaktadır.” değerlendirmesinde bulundu.
“Aynı anda 1000 kişi ibadet edebilecek”
Zeytinburnu Belediye Başkanı Ömer Arısoy, bugün Zeytinburnu’na, Fatih’in emaneti İstanbul’a muhteşem bir cami kazandırmanın bahtiyarlığını yaşadıklarını söyledi.
Konyalı Camii’nin 1,5 dönüm üzerine inşa edildiğini ve camide 1000 kişinin aynı anda ibadet edebileceğini belirten Arısoy, yerleşkede taziye evi, 4-6 yaş anaokulu ve Kur’an kursu, bebek odası, dernek odası ve bir otoparkın bulunduğunu kaydetti.
TBMM Başkanı Kurtulmuş, konuşmaların ve edilen duanın ardından kurdele keserek Konyalı Camii’nin açılışını gerçekleştirdi.
]]>