Çorlu 1. Ağır Ceza Mahkemesince Halk Eğitim Merkezi Salonu’nda görülen davanın 19. duruşmasına tutuksuz sanıklar Çerkezköy Yol Bakım ve Onarım Şefi Özkan Polat, Köprüler Şefi Çetin Yıldırım, Demir Yolu Bakım Müdürü Turgut Kurt, hat bakım onarım memuru Celaleddin Çabuk, TCDD Üst Yapıdan Sorumlu 1. Bölge Bakım Servis Müdür Yardımcısı Levent Kaytan, Altyapıdan Sorumlu 1. Bölge Bakım Servis Müdür Yardımcısı Nizamettin Aras, yol kontrolörü Burhan Ortancıl, Bakım Servis Müdürü Mümin Karasu, Bakım Servis Alanlarından Sorumlu Müdür Yardımcısı Levent Meriçli, dönemin TCDD 1. Bölge Müdürü Nihat Aslan, mühendisler Tevfik Baran Önder, Deniz Parlak ve Kubilay Başkaya, kazada ölenlerin yakınları ve yaralananlar ile tarafların avukatları katıldı.
Duruşma, mahkemeye sunulan belgelerin okunmasıyla başladı. Mahkeme heyetindeki bir hakimin mazeret izninde olması nedeniyle duruşma, 25 Nisan’a ertelendi.
Tren kazasında hayatını kaybedenlerin yakınları, bunun üzerine mahkeme heyetine tepki göstererek bir süre salondan çıkmadı.
CHP Genel Başkanı Özel, duruşmayı izledi
Bu arada, kazada yakınlarını kaybedenlerden oluşan grup, duruşma öncesinde Bulvar Yolu Santral Işıklar mevkisinde toplandı. Grup, ellerindeki dövizlerle slogan atarak Çorlu Halk Eğitim Merkezi önüne geldi. CHP Genel Başkanı Özgür Özel de gruba eşlik etti.
Kazada kızı, kardeşi ve yeğenini kaybeden Zeliha Bilgin, gazetecilere, davada artık sonuç beklediklerini söyledi.
Kazada oğlu ve eşini kaybeden Mısra Öz de davada kararın açıklanmasını beklediklerini ifade etti.
Duruşmayı izleyen CHP Genel Başkanı Özel, duruşma sonrası basın mensuplarına yaptığı açıklamada, kazada yakınlarını kaybeden annelerin dimdik ayakta adalet aradıklarını söyledi.
Özel, “Buradaki aileler 3 yaşında kolu kopan çocuğunun kolunu geri getirebileceği için gelmiyorlar buraya. ‘Benzer bir faciaya engel olayım da ben yandım başkaları yanmasın, başka canlar toprağa düşmesin’ diye geliyor. Bundan sonra ‘hiçbir ana ağlamasın’ diye burada duruyorlar.” dedi.
Bu celsede karar çıkmasını beklediklerini ancak duruşmanın ertelenmesine anlam veremediklerini ifade eden Özel, şunları kaydetti:
“Duruşma salonu ağzına kadar doluydu. Normalde bugün karar vermeyecek olsa bunu avukatlara söylerler. ‘Şöyle bir engelim var, 2 ay sonraya duruşmayı erteleyeceğim’ der. Bu insanlara bu kadar zulüm etmez. Köylerinden evlerinden kalkıp, yaşlı gözleriyle, acılarıyla, bastonlarıyla buraya gelen bu insanlara yoklamayı alıp ‘2 ay sonraya erteledim’ demeyin. Vicdansızlıktır, korkaklıktır.”
Özel, sözlerine şöyle devam etti:
“25 Nisan günü buradan size söz olsun burada 100 kişiysek 1000 kişi olacağız, 1000 kişiysek 10 bin kişi olacağız. Bu kalabalıktan korkup kaçanlar şunu bilsinler, 25 Nisan günü ben yine buradayım. Çok daha kalabalık bir şekilde ailelerin yanında, adalet arayışında olacağız. Bu adaleti bu rayların altında bırakmayacağız.”
CHP Genel Başkanı Özel, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı 25 Nisan’a ertelenen duruşmaya davet etti.
Özel, açıklamasının ardından Tekirdağ’dan ayrıldı.
Tekirdağ’daki tren kazası
Uzunköprü- İstanbul seferini yapan yolcu treninin 8 Temmuz 2018’de Çorlu yakınlarında vagonlarından bazılarının devrilmesi sonucu 25 kişi yaşamını yitirmiş, 340 kişi yaralanmıştı.
Davanın iddianamesinde “kazanın meydana gelmesinde asli kusurlu” bulundukları gerekçesiyle sanıklar Turgut Kurt, Özkan Polat, Çetin Yıldırım ve Celaleddin Çabuk’un “birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olma” suçundan 2 yıldan 15 yıla kadar hapisle cezalandırılması istenmişti.
Çorlu Cumhuriyet Başsavcılığınca alınan bilirkişi raporları ve değerlendirme neticesinde 9 Eylül 2022’de soruşturmanın genişletilmesine karar verilmiş, bu kapsamda aynı suçtan Nihat Aslan, Levent Meriçli, Mümin Karasu, Levent Kaytan, Nizamettin Aras, Burhan Ortancıl, Tevfik Baran Önder, Deniz Parlak ve Kubilay Başkaya hakkında Çorlu Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açılmıştı.
Dava kapsamında TCDD 1. Bölge Müdürlüğünde Bakım Servis Müdürü olan Mümin Karasu 10 Ekim 2022’de tutuklanmış, tutukluluğuna yapılan itiraz üzerine Çorlu 2. Ağır Ceza Mahkemesince 25 Kasım 2022’de hakkında yurt dışına çıkış yasağı konularak tahliye edilmişti.
Davanın 17’nci duruşmasında Cumhuriyet savcısı esas hakkındaki son görüşünde, tutuksuz 13 sanığın tamamının “birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olma” suçundan cezalandırılmasını, Karasu, Kurt ve Polat’ın üzerlerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, üzerlerine atılı suç için öngörülen ceza miktarı dikkate alındığında adli kontrol hükümlerinin yetersiz kalacak olmasından tutuklanmalarını istemişti.
]]>KAMERA: SADIK KARAKULOĞLU
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Çorlu tren faciası davasının 25 Nisan’a ertelenmesinin ardından ailelerle birlikte duruşmanın yapıldığı salonun önünde açıklama yaptı. Özel, “Buradan Recep Tayyip Erdoğan’a bir çağrıda bulunuyorum. Ben salona bugün girdim ve tarafımı belli ettim. Ben, evlatlarını kaybetmiş iki annenin arasında oturdum. Sen de 25 Nisan günü gel. Cesaretin varsa, yüzün tutuyorsa gel, tarafını göster. Yargılananların tarafına otur. Bu katilleri savunanların tarafına otur. Yanına da yargılatmadığın TCDD Genel Müdürü’nü al, o günkü bakanı al, Binali Yıldırım’ı al; yan yana, diz dize katillerin tarafına geçin” çağrısını yaptı.
Tekirdağ’ın Çorlu ilçesinde 8 Temmuz 2018 yılında meydana gelen, 7’si çocuk 25 kişinin hayatını kaybettiği ve 300’den fazla kişinin yaralandığı tren faciasına ilişkin 13 sanığın yargılandığı davanın 19’uncu duruşması, bugün Çorlu Halk Eğitim Merkezi’nde yapıldı. Karar verilmesi beklenen duruşmada mahkeme heyeti, ara kararı açıklayarak davayı 25 Nisan tarihine erteledi.
“İKİ AY SONRAYA ERTELEMEK VİCDANSIZLIKTIR, KORKAKLIKTIR”
Kararın ardından CHP Genel Başkanı Özgür Özel, ailelerle birlikte açıklama mahkeme önünde açıklama yaptı. Faciada oğlu Oğuz Arda Sel’in konuşmasının ardından söz alan Özel, ailelerin acısını paylaştığını belirterek şunları söyledi:
“Bu kazada hayatını kaybedenler, sakat kalanlar ve bu kazadan sonra ömürleri boyunca bu travmayı atlatamayacak olanlar nasıl ayağa kalktılar da buraya kadar geldi diye şaşacağınız analar, burada dimdik adalet arıyorlar. Bu kazada hayatını kaybeden, yakınlarını geri getirebilecekleri ya da 3 yaşında kolu kopan çocuğunun kolunu geri getirebileceği için gelmiyor buraya. Bundan sonra yaşanacak benzer bir faciaya engel olayım da ben yandım, başka analar yanmasın, başka evlatlar yanmasın, başka gencecik canlar toprağa düşmesin diye geliyorlar. Buradaki mücadeleyi acılı ailelerin yakarışları olarak duymayın. Bundan sonra hiçbir ana ağlamasın diye burada gelip duruyorlar, yürüyorlar. 19 duruşmadır burayı bırakmıyorlar. Bugün karar duruşması dendi. Aileler zaten buradaydılar. Geldik, duruşma salonu ağzına kadar doluydu. Normalde zaten bugün karar vermeyecek olsa bunu avukatlara söyler, ‘Şöyle bir engelim var. 2 ay sonraya erteleyeceğim’ der. Bu insanlara bu kadar zulmetmez. Köylerinden, evlerinden kalkıp yaşlı gözleriyle, bastonlarıyla, acılarıyla buraya gelip bu insanlara yoklamayı alıp ‘2 ay sonraya erteledim’ demek vicdansızlıktır, korkaklıktır.
“BURADA 100 KİŞİYSEK BİN KİŞİ OLACAĞIZ”
25 Nisan günü -buradan size söz olsun- burada 100 kişiysek bin kişi olacağız, bin kişiysek 10 bin kişi olacağız. Bu kalabalıktan korkup da kaçanlar şunu bilsinler. 25 Nisan günü ben yine buradayım. Çok daha büyük bir çağrıyla, çok daha kalabalık ailelerimizin yanında olacağız. Adalet arayışının yanında olacağız. Bu adaleti bu rayların altında bırakmayacağız. Bu rejime ezdirtmeyeceğiz ve ben buradan Recep Tayyip Erdoğan’a bir çağrıda bulunuyorum. Ben salona bugün girdim ve tarafımı belli ettim. Ben, evlatlarını kaybetmiş iki annenin arasında oturdum. Sen de 25 Nisan günü gel. Madem bu davayla bu kadar ilgilisin. Bu dava yüzünden görevden alınan genel müdürü terfi ettirerek Devlet Demiryolları Genel Müdürlüğü’ne dört gün önce açıklıyorsun. Madem mafya filmlerindeki gibi semboller üzerinden konuşuyoruz. Sen diyorsun ya heyete, ‘Ben katilime bile sahip çıkarım. Onu sana yargılatmam. Hatta dört gün önce terfi ettiririm, tarafım’ budur diyorsun ya. Ben bugün tarafımı belli ettim. Ailelerin yanında oturdum. Eğer şu kadar cesaretin varsa, şu kadar yüzün tutuyorsa, eğer gerçekten o kadar cesursan mafya filmlerindeki mafya liderleri gibi sembollerle mesaj verme, gel, tarafını göster. Yargılananların tarafına otur. Bu katilleri savunanların tarafına otur. Yanına da yargılatmadığın TCDD Genel Müdürü’nü al, o günkü bakanı al, Binali Yıldırım’ı al; yan yana, diz dize katillerin tarafına geçin.
“KARARI SEÇİMDEN SONRAYA KAÇIRIYORSUN”
Esas meselenin sorumluları olarak en önde oturun. Bu ailelerin gözünün içine bakın ve ‘Bizim tarafımız bu’ deyin . Şunu bilin ki, ezenle ezilen karşı karşıyasa ezilenden tarafız. Ciğeri yananla o ciğerleri yakanlar karşı karşıyaysa ciğeri yananlar tarafız. Bir mağdur varsa mağdurdan tarafız. Sen görülüyor ki hem bu mağdurların hem de bu tedbirler alınmadığı için yanacak diğer canların analarının, babalarının karşısındasın. Benim için senin karşında olmak namus ve şeref borcudur. Sonuna kadar bu tarafta duracağım. Eninde sonunda senden de bütün katillerden de Soma’nın katillerinden de Hendek’in katillerinden de Pamukova’nın katillerinden de Afyon patlamasının katillerinden de teker teker hesap soracağız. Bundan sonra bizim tarafımız belli, senin tarafın da belli oldu. Bu kararın 25 Nisan’a bırakılmasındaki esas mevzuyu da biliyoruz. Kararı seçimden sonraya kaçırıyorsun. Bu kararı seçimden önce verip de toplumun senin ne yaptığını görüp sandıkta senden hesap sorulacağını biliyorsun. Ondan korkuyorsun. Yapacağınız rezillik ortaya çıktı. Sandıktan sonraya kararı kaçırıyorsun. İstediğin yere kadar kaç. Ben bu annelerle birlikte seni kovalamaya devam edeceğim.”
Dava öncesi de ailelerle birlikte Çorlu Santral’dan duruşmanın yapılacağı salona kadar aileler birlikte yürüyen Özel, onların dertlerini dinleyerek sürecin sonuna kadar takipçisi olacaklarının mesajını verdi.
Duruşmanın heyet üyelerinden birinin mazeret bildirmesi üzerine ertelendiği öğrenildi. Adalet ve karar beklerken erteleme kararını duyunca bir kez daha şaşıran aileler duruşmanın yapıldığı salonda durumu protesto etti.
]]>Tekirdağ’ın Çorlu ilçesinin Sarılar köyü yakınlarında 8 Temmuz 2018’de meydana gelen, 7’si çocuk 25 kişinin hayatını kaybettiği, 300’den fazla kişinin de yaralandığı tren faciasına ilişkin yargılamanın 19’uncu duruşması, bugün Çorlu 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapıldı. Duruşma öncesinde aileler, Çorlu Santral önünde bir araya gelerek duruşmanın yapılacağı Çorlu Halk Eğitim Merkezi’ne kadar yürüyüş yaptı.
Aileler, yürüyüş sırasında, faciada yaşamını yitirenlerin resimlerinin yer aldığı “Adalet istiyoruz” yazılı pankartla “Hak, hukuk, adalet; kaza değil, cinayet”, “Çorlu’nun hesabı sorulacak” ve “Gün gelecek, devran dönecek. Katiller halka hesap verecek” sloganları attı. CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Emek Partisi Genel Başkanı Seyit Aslan, CHP Genel Başkan Yardımcısı Suat Özçağdaş, Tekirdağ Milletvekili İlhami Özcan Aygun ile Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkan adayı Candan Yüceer’in de katıldığı yürüyüşün ardından duruşmanın yapılacağı yere ulaşan aileler, katliamda yaşamını yitirenlerin isimlerini okuyarak hep bir ağızdan “Adalet istiyoruz” dedi.
Faciada kızı Bihter ile kardeşlerini ve 6 aylık yeğenini kaybeden Zeliha Bilgin, gerçek sorumlular yargılanmadığı sürece adalet yerini bulmayacağını ve adaletin raylar altından çıkmayacağını söyledi.
“CEZAEVİNE GÖNDERİLMELERİNİ İSTİYORUZ”
Faciada oğlu Oğuz Arda Sel’i yitiren Mısra Öz de şunları söyledi:
“Biliyorsunuz ki 4 gün önce Devlet Demiryolları Taşımacılık AŞ’de daha önce genel müdür olan, Çorlu tren katliamı olduğu sırada genel müdür olan ve görevden alınan Veysi Kurt, bir kez daha genel müdürlüğe terfi etti. Bunu yapan bu ülkenin hükümetidir. Bunu yapan bu ülkenin cumhurbaşkanıdır. Onu yargı karşısına getiremeyen bu adalet saraylarının savcıları, hakimleridir. Bugün bizim karşımızda olmalıydı. Bugün Devlet Demiryolları yöneticileri, üst düzey yöneticileri, bürokratlar bir kez olsun sorgulanmamışken bugün bu davada bizim karşımızda ceza almaları gerekliydi fakat ne yazık ki biz bugün bunu göremedik. Etimizle tırnağımızla kazıya kazıya getirdiğimiz bu davada 4 kişiden 13 kişiye çıkarttığımız sanıkların elbette ki suçları var ve onların bugün bilinçli taksirle değil, olası kastla ceza almalarını istiyoruz. Bugün buradan hiçbir şekilde evlerine değil, tutuklanarak cezaevine gönderilmelerini istiyoruz. Çünkü bu davalarda cezasızlık politikası devam ettikçe adalet, yargıya değil; hükümete, iktidara hizmet ettikçe bu toplumsal cinayetler Soma’da, Çorlu’da, İliç’te, Pamukova’da, Hendek’te hepimizin başına gelecek. Bizler ne yazık ki kanımızla, canımızla bedel ödeyeceğiz ve birileri bizim kanımızın üstünden ekmek yemeye devam edecek. Biz bu adaletsizliği kabul etmiyoruz. Bugün buradan adalet istiyoruz ve adalet bugün Türk yargısında gerçekleşti diyerek ayrılmak istiyoruz. İçeride bizi bekliyorlar. Biz de heyecanla kararı bekliyoruz. Yanımızda olan herkese çok teşekkür ediyoruz.”
Davada mahkeme heyeti, ara kararı açıkladı. Duruşma, 25 Nisan tarihine ertelendi. Geciken adalete aileler tepki gösterdi.
]]>Gülüç Belediye Başkanı Gökhan Mustafa Demirtaş hakkında belediyede çalışan iki kadın kendilerine taciz yapıldığı iddiası ile suç duyurusunda bulunmuş, savcılık kadınlardan birinin iddialarını asılsız bularak “kavuşturmaya yer yoktur” kararı vermiş ve karar kesinleşmişti. Diğer kadın çalışanın iddialarına yönelik açılan mahkemenin birinci duruşması Kdz. Ereğli Adliyesi’nde görülürken, duruşma ileri bir tarihe ertelendi.
“Asıl amaçları müvekkilimizin siyasi geleceğini bitirmeye yönelik”
Duruşmanın ardından adliye önünde müşteki kadının avukatının basın açıklaması yapması sonrasında, Gülüç Belediye Başkanı Gökhan Demirtaş’ın Avukatları Mehmet Karadağ ile Turan Uzun’dan da yanıt geldi. Demirtaş adına açıklamayı yapan Avukat Karadağ, müvekkiline yönelik soruşturmanın başından bu yana basın yoluyla itibar suaikasti yapılmaya çalışıldığını vurguladı. Müşteki avukatının adil yargılamayı etkilemeye yönelik iddialarının doğru olmadığını belirten Karadağ “Duruşma tarihinin seçimlerden sonraya bırakılmasının kendileri için üzücü olduğunu ifade ederek asıl amaçlarının müvekkilimizin siyasi geleceğini ve kimliğini bitirmeye yönelik olduğunun açıkça göstergesidir.” Dedi.
“Başından beri itibar suikasti yapılmaya çalışılıyor”
Karadağ açıklamasına şu sözlere yer verdi: “Müvekkilimiz Gökhan Mustafa Demirtaş’ın 22.02.2024 tarihinde yapılan 1. Duruşma sonrasında müşteki vekilinin adliye önünde yanına 7-8 kişi alarak yapmış olduğu basın açıklaması mesleki kurallar ile bağdaşmayıp Avukatlık Kanunu’nun 40. Maddesi gereğince suç niteliği taşımaktadır. Avukatlık Mesleki Kanunu’nun; taraf olarak kesin hal bulunmadıkça basına açıklamada bulunamayacağı açık şekilde ifade edilmektedir. Açıklama yapılması mecbur olması halinde ise de bu açıklamanın adaleti etkileyecek nitelikte olmaması gerektiği kesindir. Müvekkilimize yönelik olarak soruşturmanın başından itibaren sistematik olarak itibar suikastı yapılması ve bu yönde müşteki vekilinin duruşmanın içeriği başta olmak üzere delillerin durumunu değerlendirmesi, tanıklara yönelik baskı oluşturmaya çalışması, bir kısım basın yayın kuruluşları ile birlikte soruşturma ve kovuşturmayı buraya kadar getirdiklerini beyan etmesi yargılamanın duruşma salonunda değil de bazı basın yayın kuruluşları ile birlikte kamuoyu önünde adalet mekanizması dışında yapıldığı izlenimini doğurmuştur. Halbuki soruşturma tarafsız ve herkese eşit mesafede olan Cumhuriyet Savcıları tarafından yapılmış ve yine kovuşturma adil bir şekilde Türkiye Cumhuriyeti Mahkemesi tarafından maddi gerçeğe ulaşmak için titizlikle yapılmaktadır. Kaldı ki soruşturma dosyasına konu olan diğer bir müştekinin iddiaları hakkında yapılan soruşturmada, bu iddiaların asılsız olduğu yönünde yargı karar vermiş ve bu karar kesinleşmiştir. Soruşturmanın başından itibaren müvekkilimizin siyasi kimliği ve soruşturma dosyasında verilmiş olan gizlilik kararı neticesinde şimdiye kadar tarafımızca hiçbir basın açıklaması yapılmamıştır. Hatta ve hatta müvekkilimizin siyasi bir parti ile bağı olması nedeniyle, siyasetin adaleti etkilediği izlenimi vermemek için bağlı bulunduğu siyasi partiden istifa etmiştir. Müvekkilimizin yasal haklarını kullanması neticesinde müracaatta bulunmasının bir mobing olduğunu kamuoyuna çarpıtarak açıklamada belirtmiştir. Müşteki vekilinin mahkemenin tüm delillerini kabul etmiş gibi kamuoyu ile paylaşması kendisini yargı mercii olarak görmekte ve hükmü kendince vermiştir. Yargılamada tanıkların dinlenilmeden cezaya hükmedileceğinden bahsederek yargılamayı etkileme çabasına içerisine girmiştir. Duruşma tarihinin seçimlerden sonraya bırakılmasının kendileri için üzücü olduğunu ifade ederek asıl amaçlarının müvekkilimizin siyasi geleceğini ve kimliğini bitirmeye yönelik olduğunun açıkça göstergesidir. Müvekkilimiz ile yapmış olduğumuz telefon görüşmesinde; hukuka aykırı, doğruları yansıtmayan ve adaleti yönlendirme niteliğindeki basın açıklamasından dolayı müşteki vekili hakkında Adalet Bakanlığına ve bağlı bulunduğu Baro Başkanlığına suç duyurusunda bulunacağını haricen öğrenmiş bulunmaktayız. Müşteki vekili tarafından yapılan, doğruları yansıtmayan, etik olmayan ve hukuka aykırı basın açıklaması sonrasında müvekkilimiz adına cevap verme ve doğru bilgilendirme zorunluluğu doğmuştur. Kamuoyuna saygıyla arz ederiz.” – ZONGULDAK
]]>Kahramanmaraş 2. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmaya, tutuksuz sanıklardan bazıları katıldı. Farklı davalar nedeniyle cezaevinde bulunan sanık Mustafa Atalar ile FETÖ’nün darbe girişimi sırasında Cumhurbaşkanına suikast timinde yer aldığı gerekçesiyle mahkum edilen ve bu dosyanın da sanıkları arasında yer alan Davut Uçum, duruşmaya Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile bağlandı.
Duruşmada, merhum Yazıcıoğlu’nun oğlu Fatih Furkan Yazıcıoğlu, ağabeyi Yusuf Yazıcıoğlu ile yakınları, Milli Yol Partisi Genel Başkanı Remzi Çayır ve taraf avukatları hazır bulundu.
Sanık Davut Uçum, savunmasında, üzerine atılı suçlamaları kabul etmediğini belirterek, kayıp cihazlar ile ilgili gerçeklerin ortaya çıkması için çalışma yaptığını ve bir sonraki duruşmada söz konusu belgeleri paylaşacağını söyledi.
Söz konusu çalışmayla ilgili bazı bilirkişi raporu, tanık beyanlarına ilişkin delilleri ibraz ettiğini savunan Uçum, “Kaza Soruşturma Kurulu (KSK) heyeti arasında bir anlaşmazlık vardır, bu hususta soruşturma açılmazsa çok geç kalınabilir, Feridun Seren beyanında 29 Mart 2019 tarihinde helikoptere hiç çıkmadığını beyan etmiştir, diğer beyanlarında helikoptere çıktığına dair beyanları vardır. KSK heyetinin ‘cihazlar kayıp değil kartlar kayıp’ şeklinde söylemleri olmuştur, Yargıtayın 81 sayfalık mütalaasında 26. sayfadaki değinilen hususun dikkate alınmasını talep ediyorum. Bazı deliller mahkemeden gizlenmektedir, jandarma tutanağında KSK heyetinin herhangi bir cihaz kayıp demediklerine dair husus vardır, gösterge panelinde dört cihazın yerinde olmadığı görülmektedir.” ifadelerini kullandı.
Sanık Mustafa Atalar da üzerine atılı suçlamaları kabul etmediğini belirterek beraatini talep etti.
Yazıcıoğlu ailesinin avukatı Kemal Yavuz, bu davanın Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığında devam eden “ana soruşturma”yla birleştirilmesi gerektiğini söyledi.
Helikopterdeki söz konusu kayıp cihazların söküldüğüne dair Göksun’da görülen davanın dosyalarının bir kısmının geldiğini, olayın açığa kavuşturulabilmesi için dosyaların tamamının gelmesi gerektiğinin altını çizen Yavuz, şunları kaydetti:
“Davut Uçum’un beyanlarında geçen kaza kırım ekibi ile ilgili hususa katılıyorum, kaza kırım ekibinde yer alan kişiler GPS cihazlarının yok edilmesinde sorumludurlar, bunu biz olaydan hemen sonra dile getirmiştik. Burada kaza kırım ekibinin GPS cihazları ile ilgili yargıdan gizledikleri önemli bir süre vardır, belirli bir süre GPS cihazının olmadığını savcılıktan gizlemişlerdir. Şıh Mehmet Sevdim, Feridun Seren ile tapelere yansıyan bir tartışma vardır. Bu GPS cihazların olmadığı ile ilgili tutanak tuttukları, bu tutanağı Kerem Mumcuoğlu’nun imzalamadığı ortaya çıktı, bu durum tapelerde de vardır. Tanık olması gerekenler sanık, sanık olarak yargılanması gereken kişilerin tanık olarak yargılaması devam etmektedir. Davut Uçum, konunun uzmanıdır, bir şey açıklayacağını beyan etmişti, teknik bilirkişi olması nedeniyle eğer bu konuda bir hazırlığı varsa bu hususu katılan taraf olarak dinlemek isteriz, orada Kenan Köksal da vardır, birçok usulsüzlüklerin içinde yanlışlar olmuştur, biz bu dosyada maddi gerçeğin dışında başka bir şey istemiyoruz.”
Yavuz, olayın olduğu gün helikopterin dağa çarptığına dair ihbarlar geldiğini hatırlatarak, şöyle devam etti:
“80 kilometre kolaltı uçuş olmuş ve 12 kilometre kala anında helikopterin bulunduğu yerde ses hızından yüksek bir hızla uçulmuştur. Helikopterin dağa çarptığına dair ihbarlar vardır, radar kayıtlarında da bu durum görülmektedir, askeri kayıtlar üzerinde keşif yapılmasını talep ettik. NATO yazılımı olduğuna dair belgeleri bize vermediler, bu yazılım alınmadan bu dosyada ilerleme olmaz, bu bölgedeki radar kayıtlarının celbi gerekmektedir. Şarkışla’daki radar kaydı bir ay sonra kapatılmış, kayıtlar da taşınma esnasında kayıp olmuş. Askeri disiplinde böyle bir şey olmaz.”
Sanık Ebubekir Semih Yüksekkaya’nın avukatı Zafer Tınazcı da helikopterin enkazının başına binlerce kişinin gittiği halde sadece orada bulunan 4 askeri personelin suçlandığını öne sürdü.
Müvekkilinin beraat etmesi gerektiğini savunan Tınazcı, “Göksun Asliye Ceza Mahkemesinde yapılan yargılamada Argus cihazının olup olmadığına dair ABD’ye yazı yazılmış ancak Argus’un olduğuna dair bir husus yoktur. Skymap cihazının kayıp olduğu belirtilmektedir, Devlet Denetleme Kurulunda bulunan resimde var olan bu cihazın saati 10.30 civarıdır, GPS cihazı küçük bir cihazdır, karların üstünde bu cihazın resmi çekilmiş ve sonrasında kaybolmuştur. Her şeyi toplamakla görevlendirilen bilirkişi heyeti görevini yapmamış ve en iyi ihtimalle görevi suiistimal suçunu oluşturmuştur.” dedi.
Tınazcı, bilirkişi heyetince enkazın başına ilk ulaştıkları zamanın öğleden sonra olarak raporlandığını ancak bazı fotoğrafların tarih ve saatlerinin detaylı incelendiğinde enkaz alanına öğleden önce ulaşıldığının anlaşıldığını sözlerine ekledi.
Duruşma savcısı, kamu adına eksik hususların giderilmesini talep etti.
Mahkeme Başkanı, katılan vekillerin talepleri üzerine duruşmayı 5 Haziran 2024’e erteledi.
Milli Yol Partisi Genel Başkanı Remzi Çayır, duruşma sonrasında gazetecilere, yıllardır süren davanın bir an önce sonuçlanmasının gerektiğini dile getirdi.
-Dava süreci
Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığınca, BBP’nin kurucu Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ile 5 kişinin ölümüne ilişkin yürütülen soruşturmaya FETÖ’nün talimatıyla müdahale ettikleri iddiasıyla 17 şüpheli hakkında hazırlanan iddianame 25 Aralık 2020’de kabul edilerek, Kahramanmaraş 2. Ağır Ceza Mahkemesinde dava açılmıştı.
Bu dosya ile Göksun Asliye Ceza Mahkemesindeki helikopterden GPS cihazının sökülmesine ilişkin 10 sanığın yargılandığı dava, sanık ve eylem yönünden bütünlük oluştuğu gerekçesiyle 6 Ocak’ta birleştirilmiş, sanıklardan 7’si her iki dosyada da yer aldığı için 2. Ağır Ceza Mahkemesindeki davada sanık sayısı 20’ye çıkmıştı.
Sanıklardan Muharrem Tunç’un vefatı nedeniyle yargılanan sanık sayısı 19 olmuştu.
]]>İzmir 10. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen duruşmaya, tutuklu sanık Delil Aysal, öldürülen Erge’nin ailesi, İzmir Şoförler ve Otomobilciler Odası Başkanı Celil Anık ile taraf avukatları katıldı.
Erge’nin oğlu Mustafa Erge de tutuklu bulunduğu cezaevinden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla duruşmaya katıldı. Salonda çok sayıda çevik kuvvet polisi görev yaptı.
Duruşmada, savcılık makamını İzmir Cumhuriyet Başsavcı Vekili Bekir Şahiner temsil etti.
Tutuklu sanık Aysal, fırında kasiyer olarak çalıştığını ve geçmişte psikiyatri hastanesinde yattığını söyledi. Ailesinin kendisini sevmediğini savunan Aysal, olay gecesi bunalımda olduğu için dışarı çıktığını ve alkollü olduğunu öne sürdü.
Taksideki kameraya yansıyan kayıttaki ifadeleri kullanmadığını, görüntülerle oynandığını iddia eden Aysal, silahında 5 kurşun olduğunu 2’sini havaya, 3’ünü ise maktule sıktığını belirtti.
“Kendimi öldürmekti amacım”
Duruşmada, olay anı ve öncesine ilişkin kamera görüntüleri izletildi.
Mahkeme Başkanının “Araca sağdan binmişsin, neden gittin arkasına oturdun?” sorusu üzerine sanık Aysal, “Ben de bilmiyorum, hep öyle otururum.” yanıtını verdi.
“Neden öldürdün?” sorusuna Aysal’ın “Amacım kimseye zarar vermek değildi, ailemle sıkıntılarım vardı.” şeklinde yanıt vermesi üzerine Mahkeme Başkanı, “Senin sıkıntılarının cezasını başkası mı ödeyecek?” ifadesini kullandı.
Üye hakim, sanığın olay anında kesik eldiven giydiğini anımsatarak, “O eldiven soğuktan korumaz bir şeyi daha iyi kavramak için kullanılır. Maktulü yağma için mi keyif almak için mi öldürdün?” sorusunu yöneltti. Sanık, “İkisi de değil. Kendimi öldürmekti amacım, o eldiveni normalde de giyiyorum.” dedi.
Mahkeme Başkanı, olay sonrası Oğuz Erge’nin üzerinden 2 lira çıktığını, paralarını alıp almadığını sorması üzerine sanık, taksiden para almadığını, sadece telefon ve kulaklığı aldığını savundu.
Erge’nin boşandığı eşi Nevra Karahan da çocuklarına eşinin baktığını ifade ederek, sanıktan şikayetçi olduğunu söyledi.
Oğuz Erge’nin kızı Naz, Adli Görüşme Odası’ndan (AGO) katıldığı duruşmada psikolog eşliğinde dinlenildi.
Erge, sanıktan şikayetçi olduğunu dile getirerek, “Babamın telefonundan arandım, sanık yeri tarif etti, ‘ağır yaralı, ambulans çağır, ben çağıramıyorum’ dedi. Amcam ve anneme haber verdim.” şeklinde konuştu.
Erge’nin oğlu Mustafa Erge de sanıktan şikayetçi olduğunu belirterek, “Babamın yaptığı bir iyilik. Diyecek çok şey var.” ifadesini kullandı.
Delil Aysal’ın avukatı, sanığın cezai ehliyetinin olup olmadığı yönünde rapor alınmasını talep etti.
Mahkeme heyeti, sanığın tutukluluk halinin devamına, cezai sorumluluğunu etkileyecek bir akıl hastalığının olup olmadığının belirlenmesi için Manisa Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesine sevk edilmesine karar vererek duruşmayı erteledi.
“Sanık, gayet soğukkanlı”
Duruşma sonrası İzmir Adliyesi önünde gazetecilere açıklama yapan İzmir Şoförler ve Otomobilciler Odası Başkanı Celil Anık, sanığın en ağır cezayı alması için ellerinden geleni yapacaklarını söyledi.
Tüm taksiciler adına bu davayı yakından takip edeceklerini belirten Anık, “Sanık, gayet soğukkanlı. Bazı şeyleri kabul etmiyor. Yani çok pişkin bir arkadaş. İnşallah, önümüzdeki mahkemede en ağır cezayı alır.” şeklinde konuştu.
Olay
Taksi şoförü Oğuz Erge, 31 Ocak’ta saat 03.30 sıralarında Buca Gediz Mahallesi’nden kapüşon ve cerrahi maske takan, Gaziemir’e gideceğini belirten Delil Aysal’ı (19) aracına almıştı.
Taksi, Gaziemir Belediyesi yakınlarına vardığında Aysal’ın arka koltuktan tabancayla üç el ateş ettiği Erge ağır yaralanmış, kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetmişti.
Erge’nin üzeri ve aracındaki para ile eşyayı alarak kaçan şüpheli, polisin olay yeri ve çevresindeki 70 güvenlik kamerasının kaydettiği yaklaşık 110 saatlik görüntüyü incelemesiyle Buca’da saklandığı adreste yakalanarak tutuklanmıştı.
Olay öncesi, sırası ve sonrasında yaşananları ise araç içi kamerasının kaydettiği ortaya çıkmıştı. Sanık hakkında hazırlanan iddianamede, “nitelikli adam öldürme”, “nitelikli yağma” ve “ruhsatsız silah taşıma” suçlarından ceza istenmişti.
]]>Katil zanlısına ağırlaştırılmış müebbet, arkadaşına 20 yıla kadar hapis talep edildi
ESKİŞEHİR – Eskişehir’de 4 ay önce ayrıldığı eski sevgilisi Ayşenur Çolakoğlu’nu silahla vurarak öldüren şahsın yargılandığı davada mütalaa açıklandı. Mütalaada katil zanlısı hakkında ağırlaştırılmış müebbet, arkadaşı hakkında ise 20 yıla kadar hapis talep edildi.
Tepebaşı İlçesi Şirintepe Mahallesi Yeşilkayalar Sokak’ta 17 Aralık 2022 tarihinde meydana gelen olayda, 21 yaşındaki Ayşenur Çolakoğlu ile 4 ay önce ayrıldığı eski sevgilisi Hasan F. arasında tartışma çıktı. Çıkan tartışma sonucunda Hasan F., eski kız arkadaşı Ayşenur Çolakoğlu’nu başına ve göğsüne ateş ederek 4 yerinden vurdu. Ağır yaralanan Ayşenur Çolakoğlu, kaldırıldığı Yunus Emre Devlet Hastanesi’nde yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Olayın ardından gözaltına alınan Hasan F. ve arkadaşı Muhammet Ali F., emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi. Katil zanlısı Hasan F. tutuklanarak cezaevine gönderilirken, Muhammet Ali F. adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
Eskişehir 3’ncü Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki görülen davanın 3’üncü duruşması bugün görüldü. Tutuklu sanık Hasan F. Kütahya T Tipi Cezaevi’nden SEGBİS ile duruşmaya katılırken, tutuksuz sanık Muhammet Ali F. ise duruşmaya katılmadı. Duruşmada Ayşenur Çolakoğlu’nun babası Mesut Çolakoğlu ve taraf avukatları yer aldı. Cumhuriyet Savcısı, davaya ilişkin mütalaasında tutuklu sanık Hasan Fakıoğlu hakkında tasarlayarak kadına karşı kasten öldürme suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis ile ruhsatsız tabanca taşımak ve kullanmak suçundan 3 yıla kadar hapis cezası talep etti. Savcı, tutuksuz sanık Muhammet Ali F. hakkında ise ‘Suça yardım etme’ iddiasıyla 20 yıla kadar hapis cezası talep ederken, tutuklanmasını istedi. Muhammet Ali F. hakkındaki tutuklama talebi, mahkeme heyeti tarafından adli kontrol şartı yeterli görüldüğü gerekçesiyle reddedildi. Duruşma, avukatların talebi üzerine mütalaaya karşı savunma yapmaları için duruşmayı 29 Şubat’a ertelendi.
“Adaletli ve caydırıcı bir ceza verileceğine inanıyoruz”
Duruşmanın ardından adliye çıkışında açıklama yapan Avukat Sermin Ertem, “Savcı mütalaasını verdi. İddianamede belirtilen sevk maddeleri gereğince sanıkların cezalandırılması talebinde bulundu. İnşallah mahkemece de adaletli ve caydırıcı bir ceza verileceğine inanıyoruz. Mütalaa kadına karşı kasten, tasarlayarak öldürme suçundan verildi. Diğer sanık içinde bu suça yardım etmek suçundan verildi” dedi.
“Bu yapılanları barbarca görüyorum”
Mahkeme sonrası açıklama yapan baba Mesut Çolakoğlu ise, “Türkiye Cumhuriyeti’ne güveniyorum. Savcımızın da güzel karar vereceğine inanıyorum. Hak ettiği cezayı alacak daha öncede söylemiştim. Savcımızda böyle söyledi. 29 Şubat’a ertelendi. Bu yapılanları barbarca görüyorum. Canavarca. Kimse kimseyi öldüremez. Hayattan koparamaz. Yaşayacakları vardı kızımın, yaşayamadı. O yüzden ne söyleyeceğimi de bilemiyorum. Söyleyecek bir şey yok. Bu mecraların kaldırılmasını istiyorum. Diğer gençlerimiz, çocuklarımız rahatlıkla yaşayabilsinler. Aileler işlerini mi bıraksınlar, yani çocuklarıyla mı sürekli beraber olacaklar ‘ Sosyal bir ülkede yaşıyoruz. Demokratik bir ülkede yaşıyoruz. Çocuklarımız rahat rahat gezemeyecekler mi ‘ İşi bırakıp çocuklarımızla mı gezelim ? Bu yüzden bu konulara devletimiz el atsın. Bu mecraları kaldırsın artık. Son bulsun” dedi.
“Olayın kaza olduğunu kabul etmiyoruz”
Tutuklu sanık Hasan F.’nin boğuşma sonrası silahın ateşlendiğini iddia etmesi hakkında konuşan Avukat Sermin Ertem, “Biz o savunmaları kabul etmiyoruz. Duruşma sırasında da olayın kaza olmadığına ilişkin savunmalarda bulunduk, beyanlarda bulunduk. Kabul etmiyoruz o beyanları çünkü 4 el ateş edilmiş. Kabul etmiyoruz” diye konuştu.
“Her şey ortada, şahide bile gerek görülmedi”
Olayın kazayla olduğu iddiaları hakkında da konuşan baba Mesut Çolakoğlu, şu ifadeleri kullandı:
“Zaten 112’yi kendi arıyor orada kendisi söylüyor ben birini öldürdüm diyor. 4 kurşun sıktığını kendi zaten ifade ediyor. Orada açıklamalarda hepsi var zaten. Otopsi raporlarında zaten her şey ortada yani. Buna şahit bile gerek yok. Şahide bile gerek görmedi savcımız.
]]>Tepebaşı ilçesi Şirintepe Mahallesi Yeşilkayalar Sokak’ta 17 Aralık 2022 tarihinde meydana gelen olayda, 21 yaşındaki Ayşenur Çolakoğlu ile 4 ay önce ayrıldığı eski sevgilisi Hasan F. arasında tartışma çıktı. Çıkan tartışma sonucunda Hasan F., eski kız arkadaşı Ayşenur Çolakoğlu’nu başına ve göğsüne ateş ederek 4 yerinden vurdu. Ağır yaralanan Ayşenur Çolakoğlu, kaldırıldığı Yunus Emre Devlet Hastanesi’nde yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Olayın ardından gözaltına alınan Hasan F. ve arkadaşı Muhammet Ali F., emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi. Katil zanlısı Hasan F. tutuklanarak cezaevine gönderilirken, Muhammet Ali F. adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
Eskişehir 3’ncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde davanın 3’üncü duruşması bugün görüldü. Tutuklu sanık Hasan F. duruşmaya Kütahya T Tipi Cezaevi’nden SEGBİS ile katılırken, tutuksuz sanık Muhammet Ali F. ise duruşmaya katılmadı. Duruşmada Ayşenur Çolakoğlu’nun babası Mesut Çolakoğlu ve taraf avukatları da yer aldı. Cumhuriyet savcısı, davaya ilişkin mütalaasında tutuklu sanık Hasan F. hakkında tasarlayarak kadına karşı kasten öldürme suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis ile ruhsatsız tabanca taşımak ve kullanmak suçundan 3 yıla kadar hapis cezası talep etti. Savcı, tutuksuz sanık Muhammet Ali F. hakkında ise ‘suça yardım etme’ iddiasıyla 20 yıla kadar hapis cezası talep edererek, tutuklanmasını istedi. Muhammet Ali F. hakkındaki tutuklama talebi, mahkeme heyeti tarafından adli kontrol şartı yeterli görüldüğü gerekçesiyle reddedildi.
Duruşma, avukatların talebi üzerine mütalaaya karşı savunma yapmaları için 29 Şubat’a ertelendi.
“Adaletli ve caydırıcı bir ceza verileceğine inanıyoruz”
Duruşmanın ardından adliye çıkışında açıklama yapan Avukat Sermin Ertem, “Savcı mütalaasını verdi. İddianamede belirtilen sevk maddeleri gereğince sanıkların cezalandırılması talebinde bulundu. İnşallah mahkemece de adaletli ve caydırıcı bir ceza verileceğine inanıyoruz. Mütalaa kadına karşı kasten, tasarlayarak öldürme suçundan verildi. Diğer sanık için de bu suça yardım etmek suçundan verildi” dedi.
“Bu yapılanları barbarca görüyorum”
Baba Mesut Çolakoğlu ise, “Türkiye Cumhuriyeti’ne güveniyorum. Savcımızın da güzel karar vereceğine inanıyorum. Hak ettiği cezayı alacak, daha önce de söylemiştim. Savcımız da böyle söyledi. 29 Şubat’a ertelendi. Bu yapılanları barbarca görüyorum, canavarca. Kimse kimseyi öldüremez, hayattan koparamaz. Yaşayacakları vardı kızımın, yaşayamadı. O yüzden ne söyleyeceğimi de bilemiyorum. Söyleyecek bir şey yok. Bu mecraların kaldırılmasını istiyorum. Diğer gençlerimiz, çocuklarımız rahatlıkla yaşayabilsinler. Aileler işlerini mi bıraksınlar, yani çocuklarıyla mı sürekli beraber olacaklar? Sosyal bir ülkede yaşıyoruz. Demokratik bir ülkede yaşıyoruz. Çocuklarımız rahat rahat gezemeyecekler mi? İşi bırakıp çocuklarımızla mı gezelim? Bu yüzden bu konulara devletimiz el atsın. Bu mecraları kaldırsın artık. Son bulsun” dedi.
“Olayın kaza olduğunu kabul etmiyoruz”
Tutuklu sanık Hasan F.’nin boğuşmada silahın ateş aldığını iddia etmesi hakkında Avukat Sermin Ertem, “Biz o savunmaları kabul etmiyoruz. Duruşma sırasında da olayın kaza olmadığına ilişkin savunmalarda bulunduk, beyanlarda bulunduk. Kabul etmiyoruz o beyanları, çünkü 4 el ateş edilmiş. Kabul etmiyoruz” diye konuştu.
“Her şey ortada, şahide bile gerek görülmedi”
Olayın kazayla olduğu iddiaları hakkında konuşan baba Mesut Çolakoğlu ise, “Zaten 112’yi kendi arıyor, orada kendisi söylüyor, ‘Ben birini öldürdüm’ diyor. 4 kurşun sıktığını kendi zaten ifade ediyor. Orada açıklamalarda hepsi var zaten. Otopsi raporlarında zaten her şey ortada yani. Buna şahide bile gerek yok. Şahide bile gerek görmedi savcımız” dedi. – ESKİŞEHİR
]]>Beyoğlu İstiklal Caddesi’nde 13 Kasım 2022 Pazar günü bombalı bir terör saldırısı gerçekleşmiş, olayda 6 kişi yaşamını yitirirken, 99 kişi de yaralanmıştı. Olaya ilişkin davanın görülmesine devam edildi. İstanbul 13.Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada aralarında Ahlam Albashır’ın da bulunduğu 7 tutuklu sanık hazır bulundu. 1 tutuksuz sanık ile sanık avukatları da salonda bulunurken, bazı tutuklu sanıklar ise duruşmaya Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla bağlandı.
Örgüt tarafından özel eğitime tabi tutularak talimatlandırıldığı ve patlayıcılar ile Suriye’den Türkiye’ye getirildiği aktarıldı
Duruşmada esasa ilişkin mütalaasını açıklayan Cumhuriyet Savcısı, sanık Ahlam Albashir’in YPG/PYD terör örgütünün özel istihbarat elemanı olduğunu, Albashir’in kamu düzenini bozma ve toplumda kargaşa meydana geetirmek amacında olduğunu, toplumun kutuplaşmasına yol açtığını, örgüt tarafından özel eğitime tabi tutularak talimatlandırıldığını ve patlayıcılar ile Suriye’den Türkiye’ye getirildiğini, İstanbul’da eve yerleştirildiği, eylem sonrası yurt dışına kaçış planı yaptığını, eylemi riske etmeyecek yöntemler kullandığını aktardı.
7 kez ağırlaştırılmış müebbet ile 3 bin 9 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması talep edildi
Açıklanan mütalaada sanık Albashir’in ‘devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet, ‘silahlı terör örgütüne üye olmak’ suçundan 7 yıl 6 aydan 15 yıla kadar, ‘tasarlayarak bombalama suretiyle çocuğa karşı kasten öldürme’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet, ‘tasarlayarak bombalama suretiyle kasten öldürme’ suçundan 5 kez ağırlaştırılmış müebbet, 99 kişiye karşı ‘tasarlayarak bombalama suretiyle kasten öldürmeye teşebbüs’ suçundan bin 930 yıl 6 aydan 2 bin 970 yıla kadar ve ‘tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirilmesi’ suçundan 12 yıldan 24 yıla kadar olmak üzere toplamda, 7 kez ağırlaştırılmış müebbet ve bin 949 yıl 6 aydan 3 bin 9 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması talep edildi.
“Vefat eden insanlardan dolayı geceleri uyuyamıyorum”
Açıklanan mütalaaya karşı savunma yapan sanık Albashir, “Ben bomba olup olmadığını bilmiyordum. Herhangi bir insanın bu konuyla bir alakası yok, ben de bomba olduğunu bilmiyordum. Bana turist gibi fotoğraf çek dediler. Vefat eden insanlardan dolayı geceleri uyuyamıyorum. Ben yetimim, kimsenin yetim olmasını istemezdim. İdam verseniz de itiraz etmeyeceğim. Bunu affedilmek için demiyorum. Buradaki insanların hiçbir suçu yok, bana hangi hükmü verirseniz itiraz etmeyeceğim” dedi.
Duruşma Savcısı’ndan Albashir’e: “Yetim bıraktığı çocukların günahı boynuna olsun”
Albashir’in savunması bittiği sırada duruşma Savcısı söz alarak Albashir’e, “Yetim bıraktığı çocukların günahı boynuna olsun, vicdanı varsa zaten uyuyamasın” dedi. Albashir ise bir cevap vermeden yerine oturdu. Albashir’in duruşma boyunca oturduğu yerden elindeki peçeteyle göz yaşı döktüğü görüldü. Duruşma, diğer sanıkların mütalaaya karşı savunmalarıyla devam ediyor. – İSTANBUL
]]>KAHRAMANMARAŞ’ta meydana gelen depremlerde yıkılarak 52 kişinin hayatını kaybettiği ve bilirkişi raporunda kaçak kat yapıldığı belirtilen Reyyan Apartmanı’nın davası başladı. 3’ü tutuklu 4 kişinin ‘Bilinçli taksirle ölüme ve yaralanmaya neden olma’ suçundan 22.5 yıla kadar hapis istemiyle yargılandığı davada müteahhit Muhammet Karaaslan, binanın yıkılmasına kaçak katın neden olduğunu ve bunu kendisinin yapmadığını belirterek, “Kaçak kat, binaya ilave 6 ila 8 ton yük bindirmiş ve binanın statik sistemini tamamen bozmuştur” dedi.
Kahramanmaraş 5’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın ilk duruşmasına, depremde yıkılan binada ölen 52 kişinin yakınlarıyla tarafların avukatları katıldı. Tutuksuz Nasuh Atılgan’ın katılmadığı duruşmaya tutuklu sanıklar Muhammet Karaaslan, Mesut Vahit Kazancı ve Harun Gümüşer cezaevlerinden SEGBİS sistemiyle katıldı.
Duruşmada ilk olarak Mesut Vahit Kazancı’nın savunması alındı. Suçlamaları kabul etmeyen ve sağlık sorunları nedeniyle acil tahliyesini isteyen Kazancı, Harun Gümüşer’in teklifi üzerine binada fenni mesul olarak görev aldığında inşaatın 5’nci katta olduğunu ve birkaç defa bakmak için gittiğinde bir aksaklık göremediğini söyledi. Bir süre sonra başka işleri nedeniyle görevi bıraktığını belirten Kazancı, “Bu apartmanın statik projesini ben hazırlamadım. Ayrıca bu apartmana sonradan ilave kat çıkıldığını öğrendim. Bu durumun binanın statiğini olumsuz etkilemiş olabileceğini düşünüyorum. Binanın altında bulunan işyerlerindeki taşıyıcı kolonlara da zarar verilmiş olabilir. Bilirkişi raporunu kabul etmiyorum, raporda neden kusurlu gösterildiğimi anlayamadım. Bu apartmandan dolayı kusurum yoktur. Ben bir tek Harun Gümüşer’i tanıyorum. Kaçak katı kimin yaptığını da bilmiyorum” diye konuştu.
‘KAÇAK KAT, BİNANIN STATİK SİSTEMİNİ TAMAMEN BOZMUŞTUR”
Binanın müteahhidi Muhammet Karaaslan ise suçlamaları kabul etmedi. Binayı bir üre sonra diğer sanık Nasuh Atılgan’a devrettiğini kaydeden Karaaslan, kendisini şöyle savundu: “Depremlerde oluşan yer ivmeleri, proje tasarımında kullanılan etkin yer ivmelerinden çok üstündedir. Deprem neticesi yıkılan binanın hasarlı olan kolon, kiriş ve temellerden alınan numunelerden normal sonuç vermesi beklenemez. 5 tane temelden 2 tane kirişten olmak üzere toplam 7 tane karot örneği alınmıştır. Alınan bu karot örnekleri de uygun muhafaza edilmemiştir. Karot sonuçlarından bazılarının yanlış değerlendirilmesi malzemelerin kalitesizliğini belirlemez. Üzerime atılı suçlamayı kabul etmiyorum. Reyyan Apartmanı’nın depremde yıkılmasına neden olan kaçak katı zaten benim yapmadığım iddianamede de var. Kaçak kat, binaya ilave 6 ila 8 ton yük bindirmiş ve binanın statik sistemini tamamen bozmuştur.”
Harun Gümüşer de suçlamaları kabul etmedi. Gümüşer, hem yapı denetim firması olduğunu hem de inşaatlar yaptığını ve değil yıkık orta hasarlı binasının dahi olmadığını ifade ederken, Reyyan Apartmanı’nın yönetmeliklere uygun yapıldığını söyledi.
Duruşmada söz verilen ölenlerin yakıları da sanıklardan şikayetçi olduklarını söyledi. Şikayetçi olanlardan Serap Arıcıoğlu, konuşurken gözyaşlarına hakim olamadı. Binada kız kardeşini kaybettiğini belirten Arıcıoğlu, “Benim tek kardeşimdi. 6 aylık evli, 4 aylık da hamileydi. Depremden 2 gün önce cinsiyetini öğrendik, erkek olacaktı. Hayallerimiz vardı. Ben kardeşimi geri getirebilir miyim? Benim 2 çocuğumun teyzesiydi. Ben de teyze olacaktım” diyerek sanıkların en ağır şekilde cezalandırılmasını talep etti.
Duruşma sonunda mahkeme heyeti, tutuklu sanıklardan Mesut Vahit Kazancı’nın sağlık sorunlarının cezaevinde kalmasına engel olup olmadığının tespiti için Kazancı’nın hastaneye sevkine karar verip davayı erteledi.
]]>