Türkiye Cumhuriyeti ile Etiyopya Federal Demokratik Cumhuriyeti arasındaki ekonomik ve ticari ilişkileri güçlendirmek amacıyla Sanayi ve Ticaret Konfederasyonu (SANKON) Genel Merkezi’nde geniş katılımlı bir toplantı gerçekleştirildi.
Toplantıya Etiyopya Federal Demokratik Cumhuriyeti Ankara Büyükelçiliği Misyon Başkan Yardımcısı ve Birinci Diplomatı Mulie Tarekegn katıldı. Tarekegn, yaptığı konuşmada SANKON’a misafirperverliklerinden dolayı teşekkür ederek, iki ülke arasındaki ekonomik ve ticari ilişkilerin önemine vurgu yaptı. Tarekegn, “İlişkilerimizi güçlendirmek amacıyla SANKON ile olan güçlü işbirliğimiz bundan sonraki süreçte de büyük bir kararlılıkla devam edecektir. Etiyopya olarak Türkiye ile ilişkilerimizi çok önemsiyoruz.” dedi.
Tarekegn, toplantıda şirketlere Etiyopya’nın yatırım olanakları, projeleri ve ekonomik gelişmeleri hakkında bilgiler sunarak Türk şirketlerini Etiyopya’da yatırım yapmaya davet etti.
SANKON Genel Başkanı Ferudun Cevahiroğlu ise konuşmasında Türkiye ile Etiyopya arasındaki tarihi ve kültürel bağlara dikkat çekerek, “İki ülke arasında çok eski ve köklü ilişkilerimiz var. SANKON olarak Etiyopya Büyükelçiliği ile 10 yıldır devam eden güçlü işbirliğimizi kararlılıkla sürdüreceğiz.” ifadelerine yer verdi.
Cevahiroğlu, Etiyopya Cumhurbaşkanı Taye Atske Selassie ve Başbakan Abiy Ahmed Ali’nin liderliğinde başlatılan ekonomik kalkınma programlarını çok önemsediklerini belirterek, “Türk şirketleri olarak Etiyopya’nın inşaat, altyapı, enerji, teknoloji ve sağlık projelerinde görev almaya hazırız.” dedi. Cevahiroğlu, ayrıca Türkiye ile Etiyopya arasındaki ithalat ve ihracat ilişkilerini güçlendirmek için girişimlerde bulunmaya hazır olduklarını ifade etti.
Ferudun Cevahiroğlu, toplantıda iki ülke arasındaki ilişkilerin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Etiyopya liderleri arasındaki güçlü bağlar sayesinde en üst seviyelere çıktığını belirterek, “Türk şirketleri olarak bu gelişmeleri büyük bir memnuniyetle karşılıyor ve destekliyoruz.” dedi.
Toplantıya Ankara Sağlık Turizmi Federasyonu, Ankara Dış Ticaret Federasyonu, Ankara Enerji ve Madencilik Federasyonu, Ankara Finans ve Yatırım Projeleri Federasyonu, Akdeniz Sanayi ve Ticaret Federasyonu, Güneydoğu Sanayi ve Ticaret Federasyonu, İç Anadolu Sanayi ve Ticaret Federasyonu, Ankara İthalat ve İhracat Federasyonu, Tarım ve Kırsal Kalkınma Federasyonu, Ankara Ekonomi ve Kalkınma Federasyonu, Ankara Sanayi ve Teknoloji Federasyonu, Ankara Savunma Sanayi Federasyonu, Ankara Emlak ve Gayrimenkul Federasyonu ile Tarım Orman ve Tıbbi Aromatik Bitkiler Federasyonu yetkilileri de katılım sağladı.
Toplantıda Sağlık Federasyonu Genel Başkanı Prof. Dr. Aysun Bay’da iki ülke arasında sağlık turizminin geliştirilmesi noktasında bir sunum yaptı. – İSTANBUL
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ndeki 15. Büyükelçiler Konferansı’nda katılımcılara hitap etti.
Geçen yılki konferansı Cumhuriyetin kuruluşunun 100’üncü, Hariciye Teşkilatının temellerinin atılışının 500’üncü senesinde gerçekleştirdiklerini anımsatan Erdoğan, 15’inci Büyükelçiler Konferansı’nın da Dışişleri Bakanlığı başta olmak üzere Türkiye Cumhuriyeti, kurumlar, yurt dışındaki vatandaşlar ve gönül coğrafyası için hayırlara vesile olmasını temenni etti.
Erdoğan, artık geleneksel hale gelen konferansların Türkiye’nin yurt dışındaki çalışmalarına önemli katkılar yaptığına şahitlik ettiklerini dile getirerek, “Farklı kıtalardaki 261 diplomatik ve konsüller misyonla dünyanın en geniş üçüncü temsil ağına sahip olan Dışişleri Bakanlığımıza bundan sonraki çalışmalarında başarılar diliyorum.” ifadelerini kullandı.
Bakanlık mensuplarının, üstlendiği vazife ve taşıdıkları sorumluluk bilinci ile Türkiye’nin milli ve bağımsız dış politikasının mihmandarlığını gururla, fedakarlıkla ve başarı çıtasını sürekli yükselterek yapacaklarına yürekten inandığını belirten Erdoğan, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve ekibini organizasyonu başarıyla tertip ettikleri için kutladı.
Bugün aynı zamanda eşi Emine Erdoğan’ın himayelerinde, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca yürütülen “Anadolu’dakiler Projesi” sergisini de yine aynı salonda icra ettiklerin söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kalkınma ajanslarımız ve bölgeye kalkınma idarelerimiz aracılığıyla 81 ilimizde hayata geçirilen ‘Anadolu’dakiler Projesi’, ülkemizin coğrafi kültürel ve geleneksel zenginliklerini koruyup, tanıtmayı amaçlıyor. Proje ile 3B, yani bereket, birikim ve beceri temaları altında yöresel ürünlerimiz ve zanaat eserlerimiz dijital platforma taşınarak mahalli üreticilerimizin desteklenmesi, kültür hazinemizin geleceğe aktarılması hedefleniyor.” dedi.
Projenin uygulanmasına katkı verenleri de tebrik eden Erdoğan, projenin çok daha geniş kitlelere ulaşmasını, yöresel ürünlerin ve kültür değerlerinin korunmasında öncü bir rol oynamasını temenni etti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu topraklardaki son devletimiz olan, ay yıldızlı al bayrağının altında huzur bulduğumuz Türkiye Cumhuriyeti geçtiğimiz yıl, 100. yaşını geride bıraktı. Bu vesileyle devlet ve millet olarak 85 milyon hep birlikte Cumhuriyetimizin bir asırlık kazanımlarını muhafaza edip, birbirimize daha da kenetlendik. Yepyeni bir ruhla Türkiye Yüzyılı’na hem de güçlü bir şekilde adım attık. Bölgemizde ve dünyada barışın, huzurun, refah ve istikrarın tesisi için ortaya koyduğumuz Türkiye Yüzyılı hedeflerinin küresel ölçekte hayata geçirilmesinde Dışişleri Bakanlığımıza önemli görevler düşüyor.
Şunu sizler de çok yakından görüyorsunuz küresel sistemin çıkmaza girdiği, uluslararası toplumun reflekslerini yitirdiği, çok taraflı yönetim mekanizmalarının çözüm üretmekte yetersiz kaldığı zorlu bir dönemden geçmekteyiz. Barış ve güvenliği sağlamakla görevli uluslararası kurum ve kuruluşlar, savaş ve ihtilafları önlemek bir yana sergiledikleri atıl tavırla yeni problemlere, yeni çatışmalara zemin hazırlıyor. Bu olumsuz ortak ortamda dış politika paradigmamızı daha etkin daha dinamik ve sürdürülebilir bir zemine kavuşturmak, ülkemizin geleceği adına büyük önem taşımaktadır.”
“Uluslararası ilişkilerde çok kutupluluk eğilimi giderek daha da belirgin hal alıyor”
Türkiye’nin karşı karşıya olduğu tehdit ve sınamaları ortak akılla çözüme ulaştırmak için değerlendirme ve istişare kültürüne bugün, her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduklarını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:
“Dış politikamızın stratejik bir yaklaşımla ve tüm yönleriyle ele alındığı Büyükelçiler Konferansımız bu bakımdan çok kıymetli bir platformdur. Burada şu noktaya dikkatinizi çekmek isterim, uluslararası ilişkilerde çok kutupluluk eğilimi ve bölgeselleşme hareketleri giderek daha da belirgin bir hal alıyor. Küresel düzlemde ağırlık merkezi Batı’dan Asya’ya doğru kayarken bu fay hattında yaşanan kırılmanın etkilerini hepimiz hissediyoruz. Avrasya ve Orta Doğu’da ortaya çıkan kriz ve çatışmalar küresel barış ve istikrarı çok ağır bir şekilde tehdit ediyor.
Başta yakın coğrafyamızdakiler olmak üzere katliamların durdurulması ve istikrarsızlığın giderilmesi için Türk hariciyesine ve hariciyemizin siz mümtaz mensuplarına tarihi bir sorumluluk düşüyor. Bakınız Gazze’de ve işgal altındaki Filistin topraklarında 14 aydır devam eden yüzde 70’i çocuk ve kadın olmak üzere 50 bini aşkın Filistinlinin hayatını kaybettiği katliamın önüne bir türlü geçilemedi. Mevcut İsrail yönetimi, bölgedeki sorunları daha da çetrefil hale getirerek saldırılarına her gün bir yenisini ekliyor. Uluslararası toplumun bu katliamlar karşısındaki kayıtsızlığı, sistemi ayakta tutan temel hukuki ilkelerin, değerlerin her geçen gün daha da aşınmasına örselenmesine, yok olmasına sebebiyet vermektedir. Buna mutlaka bir ‘dur’ denilmelidir.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Daha fazla kan dökerek, masum sivillerin tepesine daha fazla bomba yağdırarak, güvenlik sağlanamaz. İsrail hükümetinin ısrarla ve inatla gittiği yol, açık söylüyorum, yol değildir. Bu durum Gazze ve Filistin için olduğu kadar Suriye içinde geçerlidir.” diye konuştu.
(Sürecek)
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Suriye’de Esad rejiminin devrilmesinin ardından diplomasi trafiği de hız kazandı. Milli Savunma Bakanlığı, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’in ve Birleşik Krallık Savunma Bakanı John Healey ile görüştüğünü açıkladı.
SURİYE’DEKİ GELİŞMELER ELE ALINDI
Bugün yapılan görüşmede Esad rejiminin devrilmesi sonrası Suriye’de yaşanacak olası gelişmeler ele alındı. MSB’den yapılan açıklamaya göre görüşmede, Suriye’deki son gelişmeler başta olmak üzere ikili ve bölgesel savunma ve güvenlik konularında görüş alışverişinde bulunuldu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>TAHRAN – İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, İran’ın barışçıl nükleer program konusunda hiçbir zaman müzakere masasından ayrılmadığını ifade ederek, “Müzakere etmeye hazırız. Ancak baskı ve tehdit altında müzakere etmeyeceğiz” dedi.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Tahran’ı ziyaret eden Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu Genel Direktörü Rafael Grossi ile görüştü. Görüşmenin ardından basına açıklamada bulunan Arakçi, Grossi ile faydalı ve yapıcı bir görüşme gerçekleştirdiklerini belirterek, “IAEA ve İran arasında önümüzdeki bir yılda izlenecek yol haritasını ve iş birliğini değerlendirdik. Sonuç itibarıyla IAEA ile aramızdaki sorunları çözmek ve gerilimi azaltmak için yeni bir yol haritası belirlemeye çalıştık. Yeni bir müzakere başlatarak diğer ülkelerle de nükleer konuda var olan sorunları çözebileceğimize inanıyorum” ifadelerini kullandı.
Arakçi, “Grossi’ye İran’ın IAEA ile önceki anlaşma çerçevesinde nükleer müzakere ve iş birliğine hazır olduğunu söyledim. Elbette bu konu iş birliği noktasında karşı tarafın ne kadar ciddi olduğu ile alakalı. Nükleer konunun çözüme kavuşturulması noktasında diplomasi ve müzakere dışında başka bir çözüm yolu yok” dedi.
“Karşılıklı çatışma hiçbir taraf için faydalı değil”
İran’ın nükleer programına yönelik adımların sorunları daha da karmaşıklaştırdığını belirten Arakçi, “Diyalog ve müzakere yolu daha önce denendi ve ABD yönetimi bu yolu yeniden deneyebilir. İran aleyhinde adım atacakları bir yolu da deneyebilirler. İran aleyhinde alınan kararlar sorunları çözmeye yardımcı olmadığı gibi sorunların daha da çözülememesine neden oluyor. Karşılıklı çatışma hiçbir taraf için faydalı değil. Bu nedenle iş birliği ortamı sağlanmalı ve biz bu konuda iş birliğine hazırız. Karşı tarafın da iş birliği konusunda daha doğru bir politika izleyeceğini umut ediyorum” ifadelerini kullandı.
“Nükleer programla ilgili anlaşmazlıklar çözülebilir”
Arakçi, görüşmeye ilişkin sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada ise İran’ın Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’na bağlı kalarak Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu ile tam iş birliği yapmaya devam edeceğini belirtti. Anlaşmazlıkların iş birliği ve diyalog yoluyla çözülebileceğini ifade eden Arakçi, güçlü bir iradeyle ve iyi niyetle ilerleme konusunda mutabık olduklarını kaydetti. İran’ın barışçıl nükleer program konusunda hiçbir zaman müzakere masasından ayrılmadığını belirten Arakçi, bu konuda topun Avrupa Birliği ve E3 ülkeleri olarak bilinen İngiltere, Almanya ve Fransa’da olduğunu ifade etti. İran’ın ulusal çıkarları ve vazgeçilmez hakları doğrultusunda müzakerelere hazır olduğunu kaydeden Arakçi, “Ancak baskı ve tehdit altında müzakere etmeyeceğiz” ifadesini kullandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>AA muhabirinin derlediği bilgiye göre, Türkiye’den son dönemde bakan düzeyinde yoğunlaşan ziyaretlerde siyasetten diplomasiye, enerjiden ticarete kadar birçok alanda yeni işbirliği imkanları değerlendirildi.
Son bir yıldaki ziyaret trafiği yeni dönemin kapılarını araladı. Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Aralık 2023’te bu ülkeyi ziyaret ederken bu yılın mayıs ayında Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan BayraktarPekin’de temaslarda bulundu. Bayraktar, geçen ayın ortalarında Çin’e bir ziyaret daha gerçekleştirdi. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ise haziranda Çin’e giderek görüşmeler yaptı.
Son olarak Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Çin’e gerçekleştirdiği ziyarette üst düzey ikili görüşmelerde bulundu. Şimşek, ayrıca Türkiye ile Çin arasındaki en üst düzeyli istişare mekanizması olan Türkiye-Çin Hükümetler Arası İşbirliği Komitesinin (HİK) ikinci toplantısında da Çin Başbakan Yardımcısı Cang Guoçing ile eş başkanlık yaptı.
Devlet başkanları düzeyinde ziyaret bekleniyor
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da BRICS Zirvesi’ne katılmak üzere gittiği Rusya’ya bağlı Tataristan Cumhuriyeti’nin başkenti Kazan’daki temaslarının ardından yurda dönüşünde gazetecilere Çin ile ikili ilişkilere ilişkin değerlendirmede bulunmuştu.
Çin’in, dünya siyasetinde de ticaretinde de son derece etkin ülke olduğunu vurgulayan Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:
“Stratejik ortaklık düzeyindeki ilişkilerimizi geliştirmek için yeni adımlar atabiliriz. Çinli dostlarımızla ikili ticaret hacminin artırılmasından yatırım potansiyellerine kadar birçok başlığı zaman zaman ele alıyoruz. Biz Çin’den yakın zamanda bir ziyaret bekliyoruz. Ondan sonra da biz iadeiziyareti yaparız. Sanıyorum bu, çok uzun bir zaman almayacak. Çin Devlet Başkanı Şi Cinping bize bir ziyaret gerçekleştirecek, ardından da biz kendilerine bir ziyaret yapacağız.”
Lider ziyaretlerinin yeni işbirliği kapıları açması bekleniyor
Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Türkiye-Çin İş Konseyi Başkanı Korhan Kurdoğlu, AA muhabirine, son yıllarda yoğunlaşan Türkiye-Çin ilişkilerine dair değerlendirmede bulundu.
Kurdoğlu, geçen hafta gerçekleştirilen Türkiye-Çin HİK’in gelecek dönemde gerçekleştirilmesi planlanan devlet liderleri zirvesi için ön hazırlık niteliği taşıdığını söyledi.
Çin Devlet Başkanı Cinping’in ziyaretinde karşılıklı yatırımlar, sürdürülebilir işbirliği olanaklarının ele alınması beklenen başlıklardan olduğu bilgisini veren Kurdoğlu, şöyle konuştu:
“Her iki lider de Türkiye-Çin ilişkilerinin stratejik öneminin farkında ve bu ilişkilerin geliştirilmesi konusunda uzun yıllardır etkin çalışmalar yürütüyor. İkili ilişkilerde lider düzeyinde gerçekleşen bu tür ziyaretler, mevcut işbirliği alanlarına derinlik kazandırırken yeni işbirliklerinin de kapısını açacaktır. Devlet liderlerinin karşılıklı ziyaretleri ve bu ziyaretlerden doğacak yeni hedefler, ikili ilişkilerin daha ileriye taşınmasında önemli rol oynayacaktır. Özellikle ticaret hacminin artırılması ve yatırım alanlarının çeşitlendirilmesi yönünde belirlenen hedefler, iki ülkenin iş dünyaları için yol gösterici olacaktır.”
Kurdoğlu, iki ülke arasında özellikle enerji ve dijital teknolojiler alanında fırsatlar olduğuna dikkati çekerek, Çin’in elektrikli araçlarda ileri teknolojiye sahip olmasının, Türkiye’nin de bu sektördeki yatırım potansiyelini artırabileceğini ifade etti.
Ülke ilişkilerinin ileri seviyeye taşınmasının geleneksel sektörlerin yanı sıra yenilikçi ve geleceğe dönük yatırımları da kapsayacağını belirten Kurdoğlu, yapay zeka, enerji güvenliği ve tedarik zinciri yönetimi gibi geniş yelpazede yatırımların değerlendirileceği bir döneme girildiğini dile getirdi.
“İşbirliklerini artırmaya odaklanıyoruz”
Kurdoğlu, ekonomik ilişkilerin yüksek potansiyele sahip olduğunu ama tam gerçekleşmediğini ifade ederek, ülkelerin iş dünyasına önemli rol düştüğünü söyledi.
Ekonomik ilişkilerin sağlıklı ve sürdürülebilir seviyeye gelmesinin, her iki ülkenin iş insanlarının ortak çabalarıyla olacağını vurgulayan Kurdoğlu, şunları kaydetti:
“Türkiye ile Çin arasındaki ticari ve yatırım ilişkilerinin gelişmesi, sadece ekonomik değil, aynı zamanda siyasi ilişkilerimizin de sağlam zemin üzerinde yükselmesine katkıda bulunacaktır. Biz de DEİK olarak bu bilinçle hareket ediyor ve farklı sektörlerde, özellikle dijital teknolojiler gibi gelenekselin dışındaki alanlarda işbirliklerini artırmaya odaklanıyoruz. Ekonomik ilişkiler ile siyasi ilişkiler arasındaki güçlü bağın farkındayız ve bu doğrultuda Türkiye ve Çin iş dünyaları arasındaki işbirliğini güçlendirecek adımları atmaya devam ediyoruz.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Almanya Başbakanı Olaf Scholz, İsrail’in İran’daki askeri hedeflere yönelik gerçekleştirdiği saldırıya ilişkin sosyal medya hesabından paylaşım yaptı. Başbakan Scholz, “İsrail hükümeti bugün bize, yakın zamanda İsrail’e yapılan büyük füze saldırısına yanıt olarak İran’ın askeri tesislerine hassas ve hedefli saldırılar düzenlediğini bildirdi. Zayiat minimumda tutulmaya çalışıldı. Bu, gerilimin daha fazla artmasını önleme fırsatı sunuyor. İran’a mesajım açık: Gerginliği tırmandıracak eylemler sonsuza kadar devam edemez. Bunun artık sona ermesi gerekiyor. O zaman Orta Doğu’da barışçıl bir gelişme fırsatı olacak. Önemli olan Gazze’de ateşkesin sağlanması ve rehinelerin serbest bırakılmasıdır. Tüm tarafları bunu yapmaya çağırıyorum” ifadelerini kullandı. Lübnan’a da değinen Scholz, “Aynı şey Lübnan için de geçerli. BM’nin 1701 sayılı Kararı, olaya dahil olan herkesin davranışları açısından referans noktası olmaya devam ediyor. Hizbullah’ın Litani Nehri’nin gerisine çekilmesini bekliyoruz. Böylece barışçıl bir gelişme burada da mümkündür” ifadelerine yer verdi.
“Gerginliği ağırlaştıracak her türlü eylemden kaçınılmalı”
Fransa Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada ise, “Fransa, İsrail’in 1 Ekim saldırısına yanıt olarak bu gece İran’daki askeri hedeflere yönelik saldırıdan haberdar. Fransa, taraflara bölgede devam eden gerginliği ağırlaştıracak her türlü eylemden kaçınmaları çağrısında bulunuyor” ifadeleri kullanıldı.
Bahreyn’den ateşkes çağrısı
Bahreyn Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada İran’a yönelik saldırı kınandı. Sivilleri korumak ve bölgesel gerginliği azaltmak için derhal ateşkes çağrısında bulunuldu.
Rusya: “Tüm tarafları felaket senaryolarından kaçınmaya çağırıyoruz”
Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova ise açıklamasında, İsrail ile İran arasında devam eden tehlikeli tırmanıştan derin endişe duyduklarını ifade etti. Zaharova, “Tüm tarafları itidal göstermeye, şiddeti durdurmaya ve felaket senaryolarından kaçınmaya çağırıyoruz. İran’ı misilleme eylemlerine kışkırtmayı bırakıp kontrolsüz tırmanış sarmalından çıkmak gerekiyor” ifadelerini kullandı. – BERLİN
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ALMANYA Başbakanı Olaf Scholz, İsrail’in İran saldırısı sonrası yaptığı açıklamada, “Gerginliği tırmandıracak eylemler sonsuza kadar devam edemez. Bunun artık sona ermesi gerekiyor” dedi.
İsrail ordusu, dün gece İran’daki askeri tesislere saldırı düzenlendiğini duyurdu. İran’dan yapılan açıklamada, saldırı sonrasında 2 askerin hayatını kaybettiği belirtildi. Almanya Başbakanı Olaf Scholz saldırı ile ilgili olarak, “İsrail hükümeti bugün bize, yakın zamanda İsrail’e yapılan büyük füze saldırısına yanıt olarak İran’ın askeri tesislerine hassas ve hedefli saldırılar düzenlediğini bildirdi. Zayiat minimumda tutulmaya çalışıldı. Bu, gerilimin daha fazla artmasını önleme fırsatı sunuyor. İran’a mesajım açık: Gerginliği tırmandıracak eylemler sonsuza kadar devam edemez. Bunun artık sona ermesi gerekiyor. O zaman Orta Doğu’da barışçıl bir gelişme fırsatı olacak. Önemli olan Gazze’de ateşkesin sağlanması ve rehinelerin serbest bırakılmasıdır. Tüm tarafları bunu yapmaya çağırıyorum” ifadelerini kullandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kölelikle ilgili uzayıp giden tarihi bağlarla ilgili soruları bir türlü üzerinden atamayan Kraliyet Ailesi için bu mesleki bir risk haline geldi.
Liderlerin sömürgecilik ve köleliğin mirasından en çok etkilenen ülkelerden bazılarını temsil ettiği Milletler Topluluğu zirvesinde bu daha da belirgin hale gelir.
Ancak Kral, sembolik bir özür veya tazminat taahhüdü olması gerektiğine kişisel olarak inansa bile, bunları yerine getiremez.
Hükümdarlar bakanların tavsiyesi üzerine konuşuyor ve böyle bir siyasi hassasiyet sorusunda konuşmaları, hükümet politikasının sınırları içinde kalmak zorunda.
Başka bir deyişle, senaryoya sadık kalmak zorundalar.
Bir hafta önce Başbakanlık, Samoa’daki zirvede İngiltere’den bir özür veya tazminat anlaşması olmayacağını oldukça açık bir şekilde işaret etti.
Bunun anlamı, Kral’ın özel olarak ne düşündüğü önemli değil. Bu tür tarihi haksızlıklar hakkında söyleyeceği her şey, hükümetin çizdiği çizgiyi yansıtacak.
Kral Charles diplomatik bir şekilde, “Hiçbirimiz geçmişi değiştiremeyiz” dedi zirvede. Başbakan Keir Starmer’ın “tarihimizi değiştiremeyiz” çizgisiyle uyumlu bir şekilde…
‘Üzgün olmak’ tazminat yükümlülüğünü ortadan kaldırıyor
Geçtiğimiz yıl Kenya’da Kral, sömürge dönemindeki yanlışlar için “en büyük üzüntü ve pişmanlık” duygusunu dile getirmişti.
Samoa’dakinden daha güçlü bir dille, bağımsızlık mücadeleleri sırasında Kenyalılara karşı işlenen “iğrenç ve haksız şiddet eylemlerinden” bahsetti.
Ancak hükümet politikasına uygun olarak, açık bir özür dilemedi.
“Üzüntü duymak” ifadesi, özür dilemekten dikkatlice kaçınıyor. Bunu “üzüntü” olarak ifade etmek aynı duyguyu içerse de, tazminat yükümlülüğünü ve beklentisini ortadan kaldırıyor.
Tony Blair’in 2007’de İngiltere’nin köle ticaretindeki rolü nedeniyle “derin üzüntüsünü ve pişmanlığını” resmen dile getirmesi, bir İngiltere başbakanının özüre en yakın olduğu noktaydı.
Geçmişte Kraliyet Ailesi de bu konuda bölünmüştü
Devlet başkanı olarak Kral, bu tür çağrıların sembolik odak noktasıdır. Bu devam edecek.
Ancak bu siyasi kararı değiştiremez, özellikle de İngiltere bütçeleri yoğun baskı altındayken geçmişe yönelik tazminatlar pek olası görünmüyor.
Ancak, hem bir aile hem de bir kurum olarak monarşinin, yaşananlardan sorumluluğunun daha fazla olduğuna dair bir soru var.
Tarihçi Prof. Suzanne Schwarz, 19. yüzyılın başlarında köleliği ortadan kaldırmaya yönelik öncü çabalarına gelince, Kraliyet Ailesi’nin kendisinin de bölündüğünü söylüyor.
Kral III. George’un yeğeni Gloucester Dükü, köleliği ortadan kaldırmak için en önemli kampanya yürütenlerden biriydi. Ancak III. George’un oğlu, geleceğin Kral IV. William’ı, köleliğin en coşkulu savunucularından biriydi.
‘Hiçbirimiz geçmişi değiştiremeyiz’
Diğer ülkelerde de kölelik sorununun altını çizme girişimleri oldu.
Hollanda Kralı, ülkenin başbakanıyla koordineli bir hareketle resmi bir özür diledi.
Ancak Kral Charles ve diğer kıdemli kraliyet mensupları için bu, özellikle eski bir koloniyi veya köle ticaretinin etkili olduğu bir yeri ziyaret ettiklerinde gündeme gelmeye devam eden bir soru.
Prens William ve Catherine’in 2022’deki Karayipler gezisi, ziyaretlerinin sömürge ziyaretinin görünümüne ve hissine çok fazla benzeyip benzemediği konusundaki tartışmalarla doluydu.
Ancak onlarca yıldır bu siyasi ip cambazlığını devam ettiren Kral, Samoa’da dikkatli bir yol çizdi.
“Hiçbirimiz geçmişi değiştiremeyiz. Ancak tüm kalbimizle, derslerini öğrenmeye ve devam eden eşitsizlikleri düzeltmek için yaratıcı yollar bulmaya kendimizi adayabiliriz” dedi.
Ve köleliğin mirasının hakkındaki bir konuşmada, köleliğe bir kez bile değinmedi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ANKARA – Birleşik Arap Emirlikleri Ankara Büyükelçiliği, Dostluk ve Spor Günü kapsamında etkinlik düzenledi.
Birleşik Arap Emirlikleri Ankara Büyükelçiliği, Dostluk ve Spor Günü’nde iki ülke arasındaki dostluğu pekiştirmek ve sporun birleştirici gücüne vurgu yapmak amacıyla bir etkinlik düzenledi. Etkinlikte, farklı kültürlerin bir araya gelerek karşılıklı iş birliği ve dostluğu güçlendirmesi, sporun evrensel diliyle insanların buluşması planlanıyor. Etkinlik kapsamında, 26 Ekim tarihinde Gölbaşı Şehir Stadı’nda bir dostluk müsabakası düzenlenecek. Düzenlenen etkinliğe eski milli sporcular, BAE sporcuları, antrenörler ve siyasi isimler katıldı.
“Bu etkinlik sadece bir spor etkinliği değil”
Etkinlikte bir konuşma yapan BAE Ankara Büyükelçisi Said Sani ez-Zahiri, “Birleşik Arap Emirlikleri Ankara Büyükelçiliği ile Türkiye Cumhuriyeti arasındaki iş birliği ve dostluğu sloganıyla bizleri bir araya getiren bu seçkin spor etkinliğinde bugün sizlerle birlikte olmaktan mutluluk duyuyorum. Bu etkinlik sadece bir spor etkinliği değil, iki ülkeyi bir araya getiren güçlü ve sağlam ilişkilerin somutlaşmış halidir. Birleşik Arap Emirlikleri ile Türkiye arasındaki ilişkilerin farklı alanlarda önemli gelişmeler kaydettiğini de memnuniyetle belirtmek isterim. Bu gelişmeler, iki ülkenin liderleri arasında yapılan birçok karşılıklı ziyaretle kendini göstermektedir” diye konuştu.
“Spor diplomasisi giderek daha fazla önem kazanmaktadır”
Dışişleri Bakan Yardımcısı Nuh Yılmaz ise, sporun ülkeler ve halklar arasındaki dostluğu ve saygılı iş birliğini pekiştiren bir platform görevini üstlendiğini belirterek, “Rekabetin öncesinde sevinç, üzüntü, heyecan ve dostluk gibi tüm insanlık için ortak olan duygular birlikte yaşanmaktadır. Bu nedenle günümüzde diplomasi araçları arasında spor diplomasisi giderek daha fazla önem kazanmaktadır. Yarın düzenlenecek dostluk maçında spor diplomasisi güzel örneklerden birini teşkil etmektedir. Söz konusu dostluk maçının ülkeler ve halklar arasındaki kardeşlik bağlarının daha da güçlenmesine katkı sağlayacağını inanıyorum. Spor diplomasisinde başarılı olmanın iki farklı yolu vardır; bunlardan biri spor müsabakalarında başarılar kazanan sporcular yetiştirmek, diğeri ise büyük spor organizasyonlarına başarılı şekilde ev sahipliği yapmaktır. Bu açıdan bakıldığında hem ülkemizin hem Birleşik Arap Emirlikleri’nin spor diplomasisinde adından söz ettiren ülkeler arasında olduğunu gururla söyleyebiliriz” ifadelerini kullandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>(ANKARA) – İsrail’in Lübnan’da sürdürdüğü kara operasyonları sonrası, Türk uyruklu Yunus Resul, Beyrut’taki gelişmelere ilişkin ANKA Haber Ajansı’na konuştu. Annesi ile Beyrut’ta yaşayan Resul, “Operasyon noktasına biraz uzakta kalıyoruz fakat Beyrut’un güneyinde çok acı şeyler oluyor. Bomba seslerini duyabiliyoruz” dedi.
İsrail’in gece saatlerinde Lübnan’a başlattığı kara harekatı nedeniyle bölgede bulunanlardan yardım talepleri geliyor. Beyrut’ta yaşayan Türk uyruklu Yunus Resul, İsrail’in operasyon bölgesine biraz uzak olduklarını fakat bomba seslerini duyduklarını vurguladı. İsrail’in şimdilik Lübnan’ın güneyinde saldırılarını yoğunlaştırdığını belirten Resul, “Beyrut’a sadece hava saldırıları düzenleniyor” ifadelerini kullandı.
Beyrut’taki insanların ne yapmayı planladığı sorusuna yanıt veren Resul, “Aslında Lübnan’ı terk edebilenler ediyor fakat şimdilik tek bir şirket bunu gerçekleştirebiliyor hava yoluyla. 3 hafta sonraya kadar boş yer yok. Ayrıca, Lübnan’ın güneyindeki şirket de insanları sadece gemiyle/botla Türkiye’nin Mersin kentine götürüyor. Şimdilik biletler 300 dolar ama sanırım bu ücret 800 dolara kadar çıkacak. Buradan birisi bana ailesiyle gitmek istediğini söyledi fakat şirket birden fiyatları arttırmış. Uçak biletleri de çok pahalı ve hiç yer yok. Ayrıca, arabalarıyla Suriye’ye giden insanlar da var. Neredeyse 1 milyon kişi bu şekilde Suriye’ye gitti” diye konuştu.
Resul, bölgede ekonominin ve kaynakların çok kısıtlı olduğunu vurgulayarak şunları kaydetti:
“Lübnan’ın dışına çıkabilen çıkıyor ama parası olmayanlar hiçbir şey yapamıyor. Türkiye’nin Lübnan Büyükelçiliği’nin bizim için uçak veya gemi göndermesini bekliyoruz. Günlerdir Beyrut’un önemli binalarına ve yerleşim yerlerine yapılan saldırılar bizler için korkutucu ve endişe verici oldu. İsrail’in insansız hava araçları gece gündüz Beyrut ve Beyrut banliyöleri üzerinde uçuyor, insansız hava araçlarının sesi çok yüksek ve insanlar uyuyamıyor. Ancak, ister güney Lübnan’dan ister Beyrut’un banliyölerinden olsun, etkilenen bölgelerden büyük bir göç var. Annem yaştan dolayı gelemez, çünkü bota binemez” dedi.
“Büyükelçilikle temasa geçtik”
Büyükelçilikle temasa geçtik ve bize henüz bir tahliye planı olmadığını, ancak gerçekleşmesi halinde büyükelçiliğin resmi sayfasında ve sosyal medyada bir duyuru yapılacağını söylediler. Bunun yakında gerçekleşmesini umuyoruz. Ancak korku şu ki, tahliye edildiklerinde Lübnan’daki Türk vatandaşlarının çoğunun Türkiye’de yaşayacak evleri yok. Lübnan’daki işlerini kaybedebilirler, bu da bir çaresizlik”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Başkonsolos Topçu, ziyaret kapsamında Duhok Valisi Ali Tatar, Duhok Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Şükrü Cemil Nuri, Duhok Üniversitesi Rektörü Davud Süleyman ile görüştü.
Irak’ta çeşitli alanlarda faaliyet yürüten Türk şirketlerini de ziyaret eden Topçu, Türk iş insanlarının fabrikalarını gezdi ve karşılaştıkları sorunlara dair bilgi aldı.
Topçu, ziyarete dair yaptığı açıklamada, “Duhok bizim için çok önemli bir şehir. Bizim insani, tarihi, siyasi, ticari, kültürel, çok güçlü, derin tarihe dayanan ve tarih boyunca devam edecek güçlü bağlarımızın olduğu bir şehir.” dedi.
Görüşmelerde turizmin, yolcu transferlerinin ve otobüs geçişlerinin nasıl daha etkin ve kolay şekilde yapılabileceği konusunu ele aldıklarını belirten Topçu, şunları söyledi:
“Ziyaretimde ayrıca İstanbul’da öldürülen Duhoklu kardeşimiz için bir kez daha başsağlığı dileğinde bulundum. Bu konuda sayın Cumhurbaşkanı Yardımcımızın, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığımızın yaptığı açıklamalardan, ayrıca kardeşimizin ailesinin sayın Adalet Bakan Yardımcımız tarafından kabulünde söylenen konular hakkında bilgi verdim. Soruşturmanın devam ettiğini, gereğinin yapıldığını söyledim.
Bir kez daha Allah rahmet eylesin. Böyle hadiselerle inşallah karşılaşmayalım. İnşallah Türkiye ve bu bölge arasında, Duhoklu kardeşlerimiz arasında bu insani bağlar hiçbir zaman bozulmayacaktır, hiçbir zaman bu tip hadiselerden etkilenmeyecektir. Her zaman biz insani bağlarımızı, kültürel bağlarımızı güçlendirmenin, geliştirmenin ve daha da ileri taşımanın arayışında olacağız.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
ABD Ulusal Güvenlik Konseyi Stratejik İletişim Koordinatörü John Kirby, Beyaz Saray’da düzenlenen günlük basın toplantısında konuştu. Kirby, Lübnan’da iki gündür devam eden ve İsrail’in sorumlu tutulduğu patlamaların ardından çatışmanın tüm taraflarını bölgesel gerilimin artmasına karşı uyardı. Kirby, “Herhangi bir şekilde gerilimin tırmandığını görmek istemiyoruz. Çözümün ek askeri operasyonlar olduğuna inanmıyoruz” dedi.
Kirby, ayrıca ABD’nin çağrı cihazı ve telsiz patlamalarıyla bir ilgisi olmadığını belirterek, “Dünkü olaylarda veya bugünkü olaylarda hiçbir şekilde yer almadık” şeklinde konuştu.
Hizbullah’ı hedef alan patlamaların İsrail ile Hamas arasında devam eden ateşkes görüşmelerine zarar verip vermeyeceği sorulan Kirby, bunu söylemek için henüz erken olduğunu belirtti. Kirby, “Bir hafta öncesine göre (bir anlaşmaya) daha yakın değiliz” dedi. Orta Doğu’da topyekun bir çatışmanın kaçınılmaz olup olmadığı sorulan Kirby, “O bölge söz konusu olduğunda hiçbir şey kaçınılmaz değildir” ifadelerini kullandı. – WASHINGTON
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>DIŞİŞLERİ Bakanı Hakan Fidan, resmi temaslarda bulunmak üzere gittiği Taşkent’te Özbekistan Dışişleri Bakanı Bahtiyor Saidov ile bir araya geldi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>DIŞİŞLERİ Bakanı Hakan Fidan, resmi ziyarette bulunmak üzere gittiği Mısır’ın başkenti Kahire’de Arap Ligi 162. Dışişleri Bakanları Konseyi Toplantısı’na katıldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ABD’nin İstanbul Başkonsolosu Robert Houghton, 12 Eylül 1980’deki askeri darbeden iki hafta sonra yolladığı gizli diplomatik notta iş dünyasınnda birçok kişinin “terör ve belirsizlik ortamının” geçmiş olmasından dolayı “neredeyse havalara uçtuğunu” yazıyor.
BBC Türkçe, 2011 yılında Bilgi Edinme Yasası kapsamında yapılan bir başvuru üzerine gizliliği kaldırılan ABD Dışişleri Bakanlığı belgelerine ulaştı ve bunları üç parçalık bir seri halinde yayımladı.
BBC Türkçe’nin ulaştığı belgeler arasında 12 Eylül 1980 ile 5 Kasım 1980 tarihleri arasında ABD’nin Ankara, İstanbul ve İzmir’deki diplomatik temsilciliklerinden Washington’daki Dışişleri Bakanlığı ile diğer ülkelerdeki temsilciliklerine gönderilmiş 10 adet yazışma yer alıyor.
Yazışmalarda, Ankara’daki diplomatlar yeni yönetim tarafından benimsenecek yaklaşımların ayrıntılarına odaklanırken, İstanbul ve İzmir’in ise iş dünyası, akademi ve basın gibi toplumun farklı kesimlerinin nabzını tuttuğu görülüyor.
Dönemin İstanbul Başkonsolosu Houghton, 27 Eylül 1980 tarihinde Washington’daki ABD Dışişleri Bakanlığı’na gönderdiği “Özel” ibareli yazışmada, görüştükleri kişilerin genel olarak darbeyi onaylar bir tavır içinde olduğunu ve şiddet olaylarında kaydadeğer bir azalma görüldüğünü belirtiyor.
Houghton, “Ordunun (yönetimi) ele almasının ardından İstanbul daha rahatlamış ve daha mutlu” başlıklı yazıda, iş dünyasının bundan sonra ekonominin iyiye gitmesini beklediğine işaret ediyor.
‘Erol Sabancı’nın anlattığı olay geçmişte neler yaşandığını gösteriyor’
Yazışmaya göre, iş dünyasının darbe ile ilgili değerlendirmeleri şöyle:
“İş adamlarını çoğu neredeyse havalara uçuyor. Bu havaya uçma halinin nedenini geçmişteki terör olaylarının sonlanması ve belirsizliğin ortadan kalkması kadar geleceğe yönelik vaat edici bir ortamın ortaya çıkması da oluşturuyor.
“İş adamları için grev, iş yavaşlatma, terör tehditleri, döviz ve emtia sıkıntısı gibi durumlar gündelik hale gelmişti.
” Hacı Ömer Sabancı Holding’den Erol Sabancı’nın kısa bir süre önce bize anlattığı bir olay, geçmişte neler yaşadıklarını ve ordunun yönetimi ele almasından önce hükümetin ne kadar felç halinde olduğunu gösteriyor.
” Adana yakınlarındaki fabrikalarından birinde radikal solcular, genel müdürün odasındaki Atatürk portresinin altına ‘Kapitalizmin Uşağı’ yazılı bir pankart asmışlar. Bu pankart, yönetim kademesindeki hemen herkes, çalışanların büyük çoğunluğu, kolluk kuvvetleri gibi birçok kişi için hakaret niteliği taşıyor olmasına karşın hiç kimse bu pankartı kaldıramamış.
“Yöneticiler, radikal işçi liderlerinden tepki görmekten -hatta öldürülmekten- korkuyorlarmış, işçiler radikal liderleri tarafından sindirilmiş. Kolluk kuvvetleri de harekete geçerlerse Ankara’dan destek alıp alamayacaklarından emin olamıyormuş. 12 Eylül gününe kadar hiçbir şey yapılamamış ve o gün bu pankart kaldırılmış.
“(İş insanları) kendilerini artık -belki de biraz fazla emin bir şekilde- çok daha güvende hissediyorlar ve yalnızca grevdeki çalışanlarının fabrikaya geri dönmesinden değil, döndükten sonra iş yapmaya başlamış olmasından dolayı da rahatlamış durumdalar.
“İş dünyasından irtibat kurduğumuz kişilere göre, tüm fabrikalar çalışıyor ve üretim düzeylerinin de artacağı konusunda iyimserler.”
Houghton, iş dünyasının özellikle Turgut Özal’ın başbakan yardımcısı olarak atanmasından büyük memnuniyet duyduğunu belirtiyor.
Darbeyle devrilen hükümetin Başbakanı Süleyman Demirel döneminde Başbakanlık Müsteşarı olan Özal, aynı zamanda 24 Ocak 1980’de açıklanan ve Türkiye’nin serbest piyasa ekonomisine geçişinin en önemli hamleleri arasında gösterilen kararların da mimarı.
Sol kesim ve sendikalar ise bu kararların işçi haklarına önemli zarar verdiğini savunuyor.
‘İnsanlar artık daha disiplinli, daha çok insan kırmızıda duruyor’
Houghton, aynı yazışmada, İstanbul’daki komuta kademesinin “normale dönüş” ilkesini benimsemiş gibi göründüğünü belirterek, sokaklardaki tankların çekildiğine ve asker sayısının azaldığına dikkat çekiyor.
Houghton, dönemin İstanbul Sıkıyönetim Komutanı OrgeneralNecdet Üruğ’u “makul, sert ve etkin bir yönetici ve lider” olarak tanımlıyor.
O dönemde Beyoğlu’nda bulunan İstanbul Başkonsolosluğu civarında şiddet olaylarının ve çatışmaların da azaldığına dikkat çeken Houghton, şu izlenimleri paylaşıyor:
“İstanbul’daki insanlar, artık geçmişe kıyasla çok daha disiplinli davranıyor. Halen çoğunluk olmasa da daha fazla kişi kırmızı ışıkta duruyor.
“Ayrıca insanların genel görünümü de iyileşmiş gibi görünüyor. Cunta öncesi döneme kıyasla, daha fazla insan artık İstiklal Caddesi’nde yürürken pahalı görünen paltolar giymeye ve hatta mücevher takmaya başladı.”
‘Gördüğümüz en ciddi hoşnutsuzluk iki solcu öğrenciden’
Houghton, karşılaştıkları en ciddi hoşnutsuzluk ifadesinin ise “şaşırtıcı olmayacak” şekilde iki solcu öğrenciden geldiğini aktarıyor.
Houghton, görüştükleri öğrencilerin İstanbul ÜniversitesiHukuk Fakültesi’nde eğitim gördüklerini ve Türkiye Komünist Partisi tarafından 1970’lerde kurulan İlerici Gençler Derneği’ne (İGD) üye olduklarını söylüyor.
İki öğrencinin, Türkiye’nin artık “ABD’nin tam kontrolü altına girdiğini ve faşist bir devlete dönüştüğünü” söylediklerini aktarıyor ve şöyle devam ediyor:
“Askeri müdahaleyi onaylayanlar arasından ise duyduğumuz tek çekince İstanbul Ticaret Odası Yönetim Kurulu başkanından geldi.
“Kabinede birkaç bakan kalması ve diğer bakanlıkların da daimi müsteşarlıklara dönüştürülmesi gerektiğini öne sürdü. Ayrıca, kurulan kabinedeki dört bakanın daha önce (eski Başbakan Nihat) Erim’in hükümetinde de görev yaptığını ancak çok da başarılı olamadıklarını söyledi.”
Darbenin ABD Başkonsolosluğu’nu, şirketleri ve kurumlarının gündelik faaliyetlerini hiçbir şekilde etkilemediğini belirten Houghton, geçen yılın aynı dönemine kıyasla ABD’ye yapılan vize taleplerinin arttığını ancak olağan seyrin üzerine çıkan kaydadeğer bir sıçrama görülmediğini de not düşüyor.
‘Darbe İstanbullular için tam ve hoş bir sürpriz oldu’
Houghton imzasıyla gönderilen bir diğer yazışma da 15 Eylül 1980 tarihini taşıyor.
“Türkiye’deki askeri darbenin ardından İstanbul’da durum sakin” başlığıyla gönderilen, gizlilik düzeyi “Özel” olarak belirlenen bu belgede, darbenin ilk üç gününe dair izlenimlere yer veriliyor.
Darbenin İstanbul’da yaşayanların büyük çoğunluğu için “tam ve hoş bir sürpriz” olduğunu belirten Houghton, birçok kişinin askeri yönetimin ülkeyi içinde bulunduğu zor dönemden çıkarmasını umduğunu ifade ediyor:
“12 Eylül Cuma sabahı, bu şehirde yaşayan 5,5 milyon kişi Ankara’da kurulan Milli Güvenlik Konseyi’nin yayımladığı bildirileri radyodan dinledi ve sokağa çıkma yasağı ilan edildiğini duydu.
“Sabahın ilk saatlerinde tek tük duyulan silah seslerinin dışında genel olarak sakin geçti. İstanbul Boğazı’ndan az sayıda yabancı gemi geçiş yapmış olsa da hiçbir sivil, yerli gemi geçmedi.
“Çevreyolunda çoğu kamyon, otobüs ve polis arabası olmak üzere az sayıda araç vardı ve dükkanların tamamı kapalıydı. Mahallelerden aralıklarla geçen kamyonlar ekmek satışı yapıyordu.
“Askerler, birkaç küçük çocuk ve evine dönmeye çalışanlar haricinde herkesi evinde tutmayı başardı. Su elektrik ve telefon hizmetleri normal şekilde devam etti.”
’14 Eylül itibariyle hayat normale dönüyor gibi’
Houghton, sokağa çıkma yasağının kaldırılmasının ardından görüştükleri Türklerin “neredeyse tamamının” darbeden memnuniyet duyduğunu ancak birkaç aydının ülkedeki demokrasinin başarısızlığa uğramış olmasından dolayı duydukları üzüntüyü dile getirdiğini belirtiyor:
” Cumartesi sabah saat 10:00’da askerler, İstiklal Caddesi üzerinde bulunan Cumhuriyet Halk Partisi ve Adalet Partisi merkez binalarına girdi ve parti amblemlerini sökmeye başladı.
“14 Eylül Pazar günü İstanbulluların Boğaz kenarında yürüyüşe çıktığı ve kafelerin büyük bir bölümünün de neredeyse dolu olduğu görüldü. Trafik normalden daha azdı.
“Boğaz’da gezen eğlence teknelerinin sayısı azalmıştı ancak yine de hayat genel olarak normale dönüyor gibi duruyor.”
İstanbul’da darbeyle birlikte uygulamaya konulan sokağa çıkma yasağı 13 Eylül Cumartesi günü saat 08:00 itibarıyla kaldırıldı. Otobüs ve gemi seferleri yeniden yapılmaya başlarken, bir günlüğüne durdurulan ülkeye giriş-çıkışlara da yeniden izin verildi.
İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı, gece saat 00:00 ile 05:00 saatleri arasında sokağa çıkma yasağı uygulanacağını açıkladı.
Houghton, bu yasağın gece hayatı üzerinde bir miktar olumsuz etki yaratabileceğini ancak zaten yaşanan şiddet olaylarından dolayı insanların bir süredir gece çıkmamayı tercih ettiklerini belirtiyor.
“Ekonominin çarı” olarak tanımladığı Özal’ın yeni kabinede görevinde kalacak gibi görünmesinden iş dünyasının büyük mutluluk duyduğunu belirten Houghton, ailelerin ise darbenin lideri Genelkurmay Başkanı Kenan Evren’in eğitimle ilgili yaptığı vaatlerden dolayı mutlu olduklarını ifade ediyor.
Yazışmada, “Halk, askeri yönetimin iktidarda kalmasını ne bekliyor ne de istiyor. Halkın isteği, askeri yönetimin güçlü bir sivil hükümetin ülkeyi yönetmesini sağlayacak kurumsal ve siyasi çerçeveyi oluşturması” yorumu yapılıyor.
‘En büyük muhalefet aydınlar ve sendikacılardan’
Darbe sonrası izlenimlere dair bir diğer yazışma da 2 Ekim 1980 tarihli.
“Gizli” ibareli İzmir’den yapılan bu yazışma, “Ordunun (yönetime) el koymasına İzmir’den başka tepkiler” başlığını taşıyor.
Yazışmanın kim tarafından kaleme alındığı belirtilmiyor. Ancak içinde Başkonsolos Houghton’ın İzmir’de yaptığı temaslarla ilgili ayrıntılara yer veriliyor.
Yazışmada, darbeyle ilgili İzmir’deki genel havanın da olumlu olduğu ve ordunun müdahalesine yönelik en büyük muhalefetin bazı aydınlar ve aralarında Türk-İş üyelerinin bulunduğu faal sendikacılardan geldiği ifade ediliyor.
Başkonsolos Houghton’ın, 24 Eylül’de “uzun zamandır birbiriyle arkadaş olan ve kendilerini ortanın solunda olarak tanımlayan” bir grup sanatçı, müzisyen, oyun yazarı, oyuncu ve basın mensubu ile bir araya geldiği belirtiliyor.
Bu görüşmelerde, hava “genel anlamda karamsar” olarak tanımlanıyor ve ordunun bundan sonra yönetimi bir daha bırakmayacağına dair endişelerin dile getirildiği ifade ediliyor:
“Sıkıyönetim kanununda yapılan değişikliklerle MGK’nın (Milli Güvenlik Konseyi) kendi yetkilerini artırması, basına uygulanan sansür, devlet memurlarını ihraç yetkisi ve arama, gözaltı ile tutuklamayla ilgili kuralların esnetilmesi, gücü kötüye kullanabilecekleri kaygısı yaratıyor.
“Her ne kadar temas kurduğumuz kişiler henüz böyle bir durumun olmadığını kabul etseler de, bir aşamada yaşanacağından emin görünüyorlar.”
‘Sorgularda işkence yapıldığından eminler’
Yazışmada, Başkonsolos Houghton’ın bir araya geldiği kişilerin tutuklananlara sorgu sırasında işkence yapıldığını iddia ettikleri belirtiliyor:
“Konuştuğumuz kişilerin elinde gözaltı ve tutuklamalara dair sayılar vardı ancak bu sayılar biraz abartılı görünüyor. Ayrıca, sorgularda bilgi almak için kesinlikle işkence yapıldığını da öne sürüyorlar.
“Özellikle sendika üyelerinin başına gelenlerden endişe ediyorlar ve bu kişilerin ‘acımasız sorgulardan’ geçirilerek fiziksel zarar görmelerinden korkuyorlar.
“Ayrıca, işçi örgütlerinin ve diğer muhalif grupların artık yer altına inmelerini ve geçmişe kıyasla çok daha geniş ölçekte şiddete başvurmalarını bekliyorlar.
“Sol kesimin sağcılardan daha fazla cezalandırıldığına dair kaygıları da mevcut.
İçlerinden birkaç kişi, ileride Milli Güvenlik Konseyi’nin üyelerinin Türkiye’ye faşizmi getiren insanlar olarak hatırlanacağını söyledi. Ancak bu iddiaya içlerinden bazıları itiraz etti.”
‘Askeri yetkililerin işleri düzelttikleri açıklamaları biraz safça’
ABD’li bir heyet, bu görüşmenin ertesi günü bu kez “daha yoksul gecekondu mahallelerini” ziyaret ediyor.
Bu ziyarette elde edilen izlenimlerin diğer görüşmelere kıyasla çok daha farklı olduğu not düşülüyor.
Yazışmada, “Bu ziyaret sırasında, esnaf, çay ocağı sahibi gibi karşılaştığımız herkes, 12 Eylül darbesi nedeniyle rahatladıklarını söylüyor. Darbeden önce şiddet olayı yaşanmadan gün geçmediğini söylediler” ifadeleri kullanılıyor.
ABD’li heyetin yine İzmir’de görüştüğü kişiler arasında iş dünyasının temsilcileri de var.
Yazışmada, iş dünyasının bazı temsilcilerinin “sorumsuz politikacılar” nedeniyle darbeden başka seçenek kalmadığını söyledikleri ve demokrasinin işleyememiş olmasından dolayı duydukları üzüntüyü dile getirdikleri belirtiliyor.
Yazışmada, aynı görüşmede bazı üst düzey askeri yetkililerin de bulunduğu aktarılıyor.
“Askeri yetkililerin artık ordunun yönetimi ele aldığı ve ‘işleri düzelttiği’ için endişe duyulmaması gerektiği ve teröristlerin de kaçtığı yönündeki sözleri biraz safça görünüyor. Ancak ortamda tartışma çıkmaması için sarf edilmiş olması da muhtemel” ifadelerine yer veriliyor.
‘Sıkıyönetim komutanı isteksizce müdahale ettiklerini söyledi’
Yazışmada, Ege Bölge ve Sıkıyönetim Komutanı Orgeneral Süreyya Yüksel ve Hava Kuvvetleri Komutanlığı’ndan Korgeneral Muammer İnal ile yapılmış görüşmelerin ayrıntıları da yer alıyor:
“30 Eylül’de Orgeneral Süreyya Yüksel’in sıkıyönetim komutanlığına atanmasından dolayı bir tebrik telefonu açtım. Normalde 20 dakika civarı süren görüşmelerimiz, bu kez bir saati buldu.
“Görüşmenin ana mesajı, ordunun çok isteksiz bir şekilde müdahale ettiği ve en kısa zamanda ülkenin yönetimini yeniden sivillere bırakmayı istedikleri yönündeydi.
“Milli Güvenlik Konseyi’nin üyelerinin tamamının kendisinin çok yakın arkadaşları olduğunu ve hiçbirinin siyasi gücü elinde tutmak istemediğini söyledi.
“Görüşmede, ‘amatörler’ olarak nitelendirdiği ve yönetme konusunda deneyimsiz, esas odaklarının Demokrat Parti üyelerinden intikam almak olduğunu söylediği 27 Mayıs 1960 darbesinin liderlerinden faklı olarak, bu yeni komuta kademesinin en kısa sürede siyasal partilerin hayata dönmelerini sağlayacak şekilde düzeni sağlamak ve gerekli ‘ayarlamaları’ yapmak istediğini ifade etti.”
12 Eylül 1980’de ne oldu?
TSK, cumhurbaşkanının parlamentoda uzlaşma sağlanamaması nedeniyle aylarca seçilememesi, yaşanan hükümet istikrarsızlığı, ağır ekonomik sorunlar ve yoğun iç çatışmaları gerekçe göstererek 12 Eylül 1980 Cuma günü sabah saat 03:00’te yönetime el koydu.
Ülkenin yönetimi darbeyle birlikte kurulan Milli Güvenlik Konseyi’ne (MGK) devredildi.
MGK’nın yayımladığı ilk bildiride, darbenin ordunun “İç Hizmet Kanunu’nun verdiği Türkiye Cumhuriyeti’ni kollama ve koruma görevini” yerine getirmek adına “emir-komuta zinciri” içinde gerçekleştirildiği belirtildi.
MGK’nın başkanlığına Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren getirildi.
Konsey’de yer alan diğer isimler de Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Nurettin Ersin, Deniz Kuvvetleri Komitanı Oramiral Nejat Tümer, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Tahsin Şahinkaya ve Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Sedat Celasun oldu.
Konsey’in genel sekreterliği görevini de Orgeneral Haydar Saltık yürütüyordu.
Darbe olduğunda iktidarda Adalet Partisi (AP) Genel Başkanı Süleyman Demirel başbakanlığındaki azınlık hükümeti bulunuyordu.
Bu azınlık hükümetine Necmettin Erbakan önderliğindeki Milliyetçi Selamet Partisi (MSP) ve Alparslan Türkeş’in lideri olduğu Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) dışarıdan destek veriyordu.
Ana muhalefette ise genel başkanlığını Bülent Ecevit’in yaptığı Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) vardı.
Darbenin ardından birçok siyasi parti, sendika ve dernek kapatıldı, yeni bir anayasa hazırlandı, birçok isme siyaset yasağı getirildi ve parlamenter sistemde önemli değişiklikler yapıldı. Darbenin ardından yaklaşık üç yıl sonra, 6 Kasım 1983 genel seçimleriyle demokrasinin yeniden tesisi süreci de başladı.
Adalet Bakanlığı’nın açıkladığı resmi verilere göre, 12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından toplam 650 bin kişi gözaltına alındı ve 52 bini de tutuklandı. Fişlenen kişi sayısı da 1 milyon 680 bin, vatandaşlıktan çıkartılanların sayısı da 14 bin.
Sıkıyönetim mahkemelerinde 210 bin dava açıldı ve toplamda 230 bin kişi farklı suçlardan yargılandı. Bunların 7 bini hakkında idam cezası istendi.
Bu dönemde, 14 kişi cezaevlerindeki açlık grevleri nedeniyle, 171 kişi sorguda ve uğradığı işkence sonucu ve 49 kişi de idam edilerek yaşamını yitirdi.
Ancak sivil toplum kuruluşları, gerçekten çok daha fazla kişinin darbeden etkilenmiş olabileceğini söylüyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>GÜNDEM GAZZE OLACAK
Yapılacak görüşmelerde İsrail’in saldırılarının durdurulması, bölgede ateşkesin sağlanması ve Netanyahu hükümetinin yargılanması konusunda atılabilecek ortak adımlar görüşülecek. Filistin başta olmak üzere Libya, sudan, Somali gibi bölgesel meselelerde; kalıcı istikrar, barış ve huzurun tesisi iki yapılabilecekler ele alınacak. İki ülke arasında 10 milyar dolara ulaşan ticaret hacminde yeni hedef 15 milyar dolar. Bu hedefe ulaşmak için atılacak adımlar görüşülecek. Sisi’nin beraberinde iş dünyasından isimlerle Türkiye’ye gelmesi bekleniyor.
SAĞLIK, TURİZM VE SAVUNMA SANAYİ
LNG, yenilenebilir, madencilik başta olmak üzere enerjinin yanı sıra; sağlık, turizm ve savunma sanayiinde iş birliği gündemde olacak. Kahire’deki Yunus Emre Enstitüsü’nde 20 bin öğrencisi var. Her iki ülke de üniversiteler arası işbirliği, medya ve iletişim alanında çalışmaları artırıcı yöndeki çabalar ele alınacak.

Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Antalya’nın Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen ADF 2024, üçüncü gün etkinlikleriyle sona erdi.
“Krizler Döneminde Diplomasiyi Öne Çıkarmak” ana temasıyla düzenlenen forumda, küresel meselelerin ve krizlerin yanı sıra iklim değişikliği, göç, İslam karşıtlığı, ticaret savaşları ve yapay zeka başta olmak üzere, birçok konu uzmanlar tarafından tartışıldı.
2021 yılında yaklaşık 2 bin kişinin katılım sağladığı ADF’ye, bu yıl 148 ülkeden 4 bin 700 kişi katıldı.
Diplomatların ve siyasilerin yanı sıra öğrencilerin, akademisyenlerin, sivil toplum kuruluşlarının ve iş dünyasının temsilcilerinin katıldığı panelde, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığınca, Gazzeli çocukların yaptığı resimlerin de yer aldığı “Kurşun Geçirmez Düşler: Gazzeli Çocuk Ressamlar Sergisi” düzenlendi.
Refik Anadol’un sergisi ile Türkiye’nin diplomasi tarihinin ne kadar zengin olduğunu ortaya koyan, “Türkiye Yüzyılı” ile beraber bu diplomasinin hangi noktaya geldiğini, nasıl Türkiye’yi bölgesel ve küresel güç haline dönüştürdüğünü gösteren “Diplomasi Tüneli” de dikkati çekti.
Medya partneri AA’nın standı forumda ilgi gördü
Forumda AA standı çok sayıda ziyaretçiyi ağırladı. Ziyaretçilere, AA’nın, İsrail’in Gazze’de işlediği insanlık suçlarını belge niteliğindeki fotoğraflarla gözler önüne serdiği “Kanıt” kitabı hediye edildi.
Burada “Kanıt” kitabını inceleyenler arasında, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, Esvatini Kralı 3. Mswati, Filistin Dışişleri Bakanı Riyad el-Maliki, Bangladeş Dışişleri Bakanı Muhammad Hasan Mahmud, Bosna Hersek Devlet Başkanlığı Konseyinin Sırp üyesi Zeljka Cvijanovic, Somali Dışişleri ve Uluslararası İşbirliği Bakan Vekili Ali Omar Balad, Türk Devletleri Teşkilatı Genel Sekreteri Kubanıçbek Ömüraliyev, Romanya Dışişleri Bakanı Luminita Odobescu, Sudan Dışişleri Bakan Vekili Ali es-Sadık, Lüksemburg Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Xavier Bettel, Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin, Macaristan Dışişleri ve Dış Ticaret Bakanı Peter Szijjarto, Bahreyn Dışişleri Siyasi İşlerden Sorumlu Müsteşarı Şeyh Abdulla Ahmed Bin Hamad Al Khalifa, Uganda Dışişleri Bakanı Jeje Odongo, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü (KEİ) Genel Sekreteri Büyükelçi Lazar Comanescu, Birleşik Arap Emirlikleri Devlet Başkanı Diplomasi Başdanışmanı Dr. Enver Gargaş, Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Başkanı Nail Olpak ve Venezuela Dışişleri Bakan Yardımcısı Coromoto Godoy Calderon??????? yer aldı.
Bunların yanı sıra, Srı· Lanka Dışı·şlerı· Devlet Bakanı Tharaka Balasurıya, Moldova Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Mihai Popşoi, Güney Afrika İlişkiler ve İşbirliği Bakan Yardımcısı Naledi Pandor, Batı Trakya’daki DEB Partisi Başkanı Çiğdem Asafoğlu, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, TBMM NATO Parlamenter Asamblesi (PA) Türk Delegasyonu Başkanı ve eski Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar’ın da aralarında bulunduğu çok sayıda ziyaretçi, AA standını gezerek, “Kanıt” kitabını inceledi.
]]>Szijjarto, Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu (ADF) 2024’te, AA muhabirinin sorularını yanıtladı.
ADF’ye ilk kez iştirak ettiğini ancak buraya daha önce katılan mevkidaşlarından övgü dolu sözler duyduğunu dile getiren Szijjarto, “Bu Batı Avrupa’nın olmadığı bir BM Genel Kurulu gibi.” dedi.
Szijjarto, tüm kıtalardan çok sayıda ülke temsilcisinin katıldığı ADF’nin etkili şekilde ikili görüşmeler yapma imkanı tanıdığını vurgulayarak, “Dünyayla buluşmak için tüm dünyayı dolaşmak zorunda kalmıyoruz.” ifadesini kullandı.
Avrupa dış politikasının Ukrayna’daki savaşa “indirgenmiş durumda” olması nedeniyle bugünlerde özellikle Avrupa’da dünya diplomasisinin olumsuz bir terim haline geldiğini dile getiren Szijjarto, “Avrupa kıtasında bir savaş psikolojisi var. Bu tartışmalarda diplomasiden, barıştan bahsettiğinizde ya (Rusya Devlet Başkanı Vladimir) Putin’in ajanı, Rusların dostu ya da Kremlin’in propagandacısı olarak görülüyorsunuz.” değerlendirmesinde bulundu.
Bakan Szijjarto, ADF gibi etkinliklerin diplomasinin “yeniden doğmasına” yardımcı olacağını umuyor
Szijjarto, Ukrayna’daki savaşın komşusu olarak diplomasinin “yeniden doğmasına” özellikle ilgi duyduklarını, ADF gibi etkinliklerin bu konuda yardımcı olacağını umduklarını kaydetti.
Türkiye ile Macaristan arasında saygı ve güvene dayanan bir ilişkinin bulunduğunu belirten Szijjarto, saygının uluslararası politikada temel eksiklik olduğunu ifade etti.
Szijjarto, 2023’te iki ülke arasında 4 milyar dolarlık ticaret hacmi rekoru kırıldığını hatırlatarak, geçen sene imzalanan doğal gaz sevkiyatına ilişkin anlaşmaya dair, bu yılın ikinci çeyreğinde Macaristan’ın, Türkiye’nin gaz ihraç ettiği komşusu olmayan ilk ülke olacağını söyledi.
Bakan ayrıca iki ülke arasındaki uçuşların sıklaştırılması için de çalıştıklarını belirtti.
“Hem AB hem de NATO’da, bulunduğumuz tüm örgütlerde genişleme yanlısı bir ülkeyiz”
Macaristan Ulusal Meclisinin, İsveç’in NATO’ya katılmasına ilişkin anlaşmayı onaylaması hakkında Szijjarto, İsveç ve Macaristan arasında güven eksikliği olduğunu ve bunun da İsveçli politikacılar tarafından yaratıldığını ancak görüşmelerin ardından kaybolan güven ortamının tekrar tesis edildiğini kaydetti.
Szijjarto, “Biliyorsunuz hem AB hem de NATO’da, bulunduğumuz tüm örgütlerde genişleme yanlısı bir ülkeyiz. Ne kadar çok olursak o kadar güçlü olacağımıza inanıyoruz. Bu durumda jeopolitik perspektiften bakıldığında, İsveç katılmak istiyorsa katılmalarına izin vermemiz gerektiği açıktı.” diye konuştu.
“Güçlü Amerikan liderliği yoksa büyük güvenlik krizlerinin üstesinden gelinemez”
Bakan Szijjarto, Ukrayna’daki savaşa ve Gazze’deki duruma ilişkin şunları kaydetti:
“Güçlü Amerikan liderliği yoksa büyük güvenlik krizlerinin üstesinden gelinemez. Eminim ki Başkan (Donald) Trump 2020’de tekrar seçilmiş olsaydı, güvenlikle ilgili her iki kriz de çoktan çözülmüş olurdu. Dolayısıyla Ukrayna açısından bakıldığında Başkan Trump’ın barışı sağlayabileceğini düşünüyoruz. Ayrıca birkaç yıl önce “Abraham Anlaşmaları” adlı girişimiyle oldukça başarılı olduğu gibi Orta Doğu’daki güvenlik durumunun iyileştirilmesine de katkıda bulunabileceğini düşünüyorum. Dolayısıyla bizim için en önemli şey, bu çatışmanın diğer ülkelere de yayılmasından kaçınılması gerektiğidir.”
Szijjarto, Gazze’deki “çatışmanın” diğer ülkelere sıçraması durumunda bunun bölgesel bir savaşla sonuçlanacağını savundu.
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te, moderatörlüğünü Adalet ve Hukukun Üstünlüğü Uluslararası Enstitüsü İcra Sekreteri Steven Hill’in yaptığı panele, Somali Devlet Bakanı ve Dışişleri Bakan Vekili Ali Ömer Muhammed, Irak Ulusal Güvenlik Müsteşarı Kasım Araci ile Güvenlik ve Araştırma Genel Müdürü Büyükelçi Fatma Ceren Yazgan konuşmacı olarak katıldı.
Muhammed, ülkesinin terörizmden ciddi anlamda yara aldığını ve terörle mücadele etmeye devam ettiklerini söyledi.
Somali’de 1990’da hükümetin düştüğünü ve 16 yıl boyunca yerel yönetimlerin söz sahibi olduğunu hatırlatan Muhammed, 11 Eylül 2001 sonrası terörle mücadele yöntemlerinin uygun olmayan bir adımla yapıldığını aktardı.
Muhammed, terör örgütleriyle mücadelede için diplomasinin gerekli olduğunu vurgulayarak, “Somali’de biz diplomasiyi farklı şekilde uygulamaya başladık. Öncelikle partnerlerimize ulaştık ve farklı platformlarda yakın müttefiklerimizi bir araya getirdik. Kaynakları ve siyasi imkanları bir araya getirdik. Örneğin; 5 üyesi olan bir kurulumuz var; Türkiye, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, İngiltere ve ABD. Bunların arasında bizlere siyasi destek sağlıyorlar aynı zamanda da güvenlik desteği sağlıyorlar. İkinci olarak komşularımıza ulaştık.” diye konuştu.
“Kapsamlı şekilde terörle nasıl mücadele edebiliriz?” sorusuna yönelik konuşan Muhammed, diplomasiden faydalanmak gerektiğini, terör örgütlerinin bir inancı, bir ideolojiyi kendilerine bir sebep olarak görebildiklerini anlattı.
“Bu kesinlikle çok önemliydi çünkü güvenlik gücümüzü artırdı”
Muhammed, ekonomik fırsatlar yaratmak için de diplomasiye ihtiyaç olduğuna işaret ederek, diplomasinin çok boyutlu ve katmanlı olduğuna dikkati çekti.
Bakan Vekili Muhammed, Türkiye ile Somali arasında son olarak imzalanan “Savunma ve Ekonomik İşbirliği Çerçeve Anlaşması”na ilişkin soruya yönelik, şunları kaydetti:
“Bu kesinlikle çok önemliydi çünkü güvenlik gücümüzü artırdı. Savunma kuvvetlerimizin eğitilmesi vesairesi konusunda zaten Türkiye’den uzun yıllardır savunma alanında destek alıyorduk. Ama bu çok daha iyi, bizim elimizi çok da güçlendiren bir gelişme oldu.
Deniz güvenliğimizi 1970-80’lerde test etmeye çalıştık ama 1990’lardaki hükümet sorunları sebebiyle denizlerimizin güvenliğini kaybettik.
Arkasından yaşanan sorunlarla yani korsanlığa kadar her türlü yasa dışı aktivite yaşandı. Bu anlaşma özellikle Somali’nin deniz güvenliğini tesis etmeye yönelik. Somali’nin ekonomik kalkınma potansiyeli aslında denizlerinde, petrol olsun, balıkçılık su ürünleri olsun, burada ciddi bir potansiyel var ve anlaşma her şeyden önce deniz güvenliğini sağlamaya yönelik.”
Terörle mücadelede bilgi paylaşımı gerçekten çok çok önemli”
Irak Ulusal Güvenlik Müsteşarı Araci, ülkesinin terörle etkin şekilde mücadele ettiğini vurgulayarak, terör sonrası toplumu rehabilite etme aşamasına geçtiklerini, Irak topraklarını terörden kurtardıktan sonra ailelerin normal hayata geçmesi için entegrasyon ve rehabilitasyon süreci yürüttüklerini anlattı.
Kayıplara tazminat verildiğini, işsiz ailelere iş sağlanmaya başladıklarını ve ortaya çıkan zararların hukuki anlamda giderilmesi bağlamında davalar yürütüldüğünü aktaran Araci, terör örgütü PKK/YPG’nin Suriye’de işgal ettiği bölgede bulunan vatandaşlarına yönelik ise şunları kaydetti:
“1924 Iraklı ailenin yeniden kazanımını sağlamıştır ve 5 binden fazla vatandaş (Suriye’deki) bu kamplardan kurtarılarak tekrardan Irak’a getirilmiştir ve orada rehabilite edilerek topluma kazandırılmaya çalışılmıştır. Hol Kampı içerisinde halen belli sayıda insanlar var ancak güvenlikleri de temin edildikten sonra bu insanların gönüllü şekilde dönüşünü sağlamaya çalışıyoruz. Önümüzdeki süre içerisinde entegrasyon programını da daha aktif şekilde hayata geçireceğiz.”
Araci, diplomasiyi bölgesel anlamda kullandıklarını dile getirerek, bölgede sıkıntıların büyük bir bölümünün giderildiğini aktardı.
Terörle mücadele sürecinde önemli deneyimler elde ettiklerini belirten Araci, teröre karşı çok net stratejinin olması gerektiğini söyledi.
Terörle mücadelede, ülkeler ve uluslararası arenada diplomatik işbirliklerine ihtiyaç olduğunu aktaran Araci, “Terörle mücadelede sınır aşan terörizm konusunda güvenlik ve istihbarat bağlamında bilgi paylaşımı gerçekten çok çok önemli.” dedi.
“Tehdidin kendisi de çok hızlı ve çok örgütlü bir şekilde ortaya çıkıyor”
Güvenlik ve Araştırma Genel Müdürü Büyükelçi Yazgan da “Diplomasi, ne söylemediğimiz ile de ilgilidir.” diyerek, diplomasi ve güvenlik konularının kesişiminde samimi olmakla sessiz olmak arasında ince bir çizgi olduğunu belirtti.
Yazgan, “Tehdidin kendisi de çok hızlı ve çok örgütlü bir şekilde ortaya çıkıyor. Bugün yetmişli yıllarda da olduğu gibi terörizm hala gayrimeşru ve gayriyasal bir uluslararası ilişkiler aracı olarak kalmaya devam ediyor. O yüzden zarar görüyoruz, yara alıyoruz. Devletin vatandaşlarını koruma yükümlülüğü var ve kendi yargı bölgesindeki herkesi koruma görevi var. Bu bizim egemenlik hakkımızın da bir gereksinimi.” değerlendirmesinde bulundu.
Yazgan, terörizmin büyük güçlerin siyaseti tarafından suistimal edilmesinin neticesi olduğuna vurgu yaptı.
“Terörizm yalnızca bir yan ürün değil aynı zamanda da yanlış politikaların doğrudan sonucu.” diyen Yazgan, bunun uluslararası anlamda yanlış yönetilen politikaların sonucu olduğunu ifade etti.
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen ADF 2024, ikinci gününde devam ediyor.
M?oderatörlüğünü DiploFoundation’ın kurucu üyesi ve eski Malta Dışişleri Bakanı Alex Sceberras Trigona’nın üstlendiği “Küreselleşmiş Dünyada Bilim ve Teknoloji Diplomasisin Rolü” paneline Dışişleri Bakanlığı Bilim ve Teknoloji Diplomasisi Özel Koordinatörü Büyükelçi Murat Yavuz Ateş, DiploFoundation Yöneticisi Jovan Kurbalija, Danimarka Teknoloji Büyükelçisi Anne Marie Engtoft Melgaard ve İstanbul Üniversitesinden Prof. Özgün Erler Bayır katıldı.
Büyükelçi Ateş, her şeyin çok hızlı şekilde ilerlediğini ifade ederek, Türkiye’nin de teknolojik gelişmelerden mümkün olduğunca fazla faydalanmaya çalıştığını kaydetti.
Ateş, işe ilk başladığı zamanlarla gelinen dönemi kıyaslayarak çok uzun sürebilecek işlerin artık yapay zeka sayesinde kısa süre içerisinde tamamlanabileceğini söyledi.
Özel sektör, devlet kurumları ve akademi gibi birçok alanının kendi içerisinde teknoloji alanına ilişkin çalışmalar yürüttüğünü belirten Ateş, “Örneğin Türkiye’de dijital dönüşüm ofisimiz, sanayi ve teknoloji bakanlığımız, rekabet kurulumuz ve telekomünikasyon kurumumuz var.” dedi.
Ateş, teknolojik gelişmelerin zorlukları da beraberinde getirdiğini dile getirerek bu konuda yasal düzenlemelerin kilit noktada ve bunun nasıl şekillendirildiğinin de bir o kadar önemli olduğunu ifade etti.
Yapay zekanın popülerleşmesinin bu zorlukları artırdığı değerlendirmesinde bulunan Ateş, “Dediğim gibi çok güzel işler başarabilir ama bazı şeyleri daha da zora sokabilir ayrımcılık olsun yanlılık olsun yani dijital ayrışmayı da çoğaltabilir.” diye konuştu.
Ateş, yeni teknolojiler dünyanın her bir yanında kullanılacaksa bunun ortak şekilde regüle edilmesi ve insanı merkeze yerleştiren yasal düzenlemelerin getirilmesi gerektiğine dikkati çekerek, “Önümüzdeki on yıl içerisinde yapay zeka süper zeka konumuna rahatlıkla gelebilir ve insan kontrolünün ötesine de geçebilir.” dedi.
“Teknoloji ve dijitalleşme talepleri artırıyor”
Danimarka Teknoloji Büyükelçisi Melgaard da teknolojinin ilerlemesinin diplomasinin farklı bir dünyada işlemesi anlamına geldiğini ifade ederek, ilk defa 1992’de e-posta gönderildiğini ancak diplomasinin tamamen kağıdı bırakmasının 20 yılı bulduğunu aktardı.
Şimdi ise ChatGPT’nin ortaya çıktığını dile getiren Melgaard, “Artık herkes yapay zekanın nasıl kullanılabileceğini düşünüyor. Dolayısıyla çok ciddi bir değişimden bahsediyoruz.” dedi.
Melgaard, ancak bu konuda uluslararası bir mevzuat olmadığına dikkati çekerek, “Mesela sahte bir video, seçimlerden hemen önce gösterilirse ne olacak belki sonrasında sahte olduğu tespit edilecek ancak iş işten geçmiş olacak.” diye konuştu.
Bugün 45 ülkenin bu konuda çalışan teknoloji büyükelçileri olduğunu vurgulayan Melgaard, çok taraflı sistemlerin ortak bir paydada buluşabilmesinin önemli olduğunu belirtti.
Melgaard, ancak Birleşmiş Milletler (BM) tarafına bakıldığında bunun çok da kolay olmadığını çünkü herkesin aynı teknolojik seviyede olmadığını söyledi.
Teknoloji ve dijitalleşmenin talepleri artırdığını ifade eden Melgaard, “Git gide BM gibi kurumların sorumlulukları da ağırlaşacak çünkü çözüm bulmak durumunda kaldığımız meseleler artışa geçecek.” diye konuştu.
Melgaard, “Herkes internete erişmek istiyor herkes bilgisayar sahibi olmak istiyor neden çünkü bunlar beraberinde çok büyük imkanları getiriyor ama kuantum bilgisayarlara geçiş yapıldığında nasıl olacak onlara kaç kişi erişebilecek ve bu gelişmeleri kaç ulus takip edebilecek?” dedi.
“Küresel internet altyapısı kırılgan”
DiploFoundation Yöneticisi Kurbalija, dijital teknoloji alanında en önemli konunun “süreklilik” olduğuna işaret ederek, küresel internet altyapısının kırılgan olduğunu vurguladı.
Okyanusun ortasından geçen kablolar olduğunu ve bunun “potansiyel risk taşıdığını” ifade eden Kurbalija, böylesi kritik altyapının yedeğinin olması gerektiğini söyledi.
Üniversitelerin yapay zekayı yasaklayarak hata yaptığını belirten Kurbalija, “Yapay zeka gelecekte bugünün interneti gibi olacak ve hayatlarımızın tam merkezinde yer alacak.” diye konuştu.
“Diplomasi krizlerle şekilleniyor”
İstanbul Üniversitesinden Prof. Dr. Özgün Erler Bayır, artık teknolojik gelişmelerin takip edilmesinin zorlaştığına dikkati çekerek, bu gelişmelerin diplomasiye adapte edilmesinin de bir soru işareti olduğunu belirtti.
Gelişimler hızla yaşanırken her şeyin dijitalleşmesi olmalı mı sorusunu sorduğunu ve bir zamanlar telefon diplomasinin de gündemde olduğunu ancak bu misyonun da tamamlandığını aktaran Bayır, bazı diplomatların dijitalleşmeye yönelik şüpheci olduğunu ifade etti.
Bayır, diplomasinin dijitalleşmesi ve bunun geleceğine karşı akıllarda soru işaretleri olduğunu vurgulayarak, tam olarak nelerin değişeceğinin merak konusu olduğunu ve Kovid-19 salgını sırasında olduğu gibi diplomasinin uygulanma şeklinin değişebildiğine işaret etti.
Özellikle kavramsallaşmada “tutarlılığa” ihtiyacın olduğunu vurgulayan Bayır, “Akademiye baktığımız zaman da konseptlerin farklılaştığını görüyoruz.
Sanal diplomasi, Twitter diplomasisi gibi pek çok farklı kavram ortaya çıktı ve bunlar diplomasinin yeni türleri.” dedi.
Bayır, nesiller boyunca diplomasinin krizlerle şekillendiğini ifade ederek, ABD’nin İran’da sanal elçilik açmış olmasının bunun bir örneği olduğunu söyledi.
Bunun gayet pratik bir uygulama olduğunu belirten Bayır, yeni politikalar geliştirirken vizyoner de olunması gerektiğini kaydetti.
]]>???????Bozay ve Dışişleri Bakanı Başdanışmanı ve Dışişleri Bakanlığı Stratejik Araştırmalar Merkezi (SAM) Başkanı Nuh Yılmaz, Antalya Diplomasi Forumu kapsamında Türk üniversitelerinden 400 öğrenciyle buluştu.
Mehmet Kemal Bozay, burada yaptığı konuşmada, İran, Bosna Hersek, İsrail, ABD, Sırbistan, Slovenya gibi eski Osmanlı coğrafyasında görevlerde bulunduğunu söyledi.
Osmanlı dönemi hariciyecilerinden Salih Münir Paşa’nın, diplomatlığı “Dost ve düşmanı tanıyabilme, ülkenin hayır ve selameti için hangi devletlerle ittifak kurulacağını, rakiplerin nasıl alt edileceğini tespit edebilme ve bu konularda gerekli tedbiri alabilir marifeti, diğer devletleri yakından takip ederek bunlardan elde edilebilecek kazançlar veya gelebilecek zararlar konusunda önlem alabilme kabiliyeti” olarak tanımladığını anlatan Bozay, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da talimatlarının bu yönde olduğunu vurguladı.
Türkiye’nin diplomasi geleneğinin geçmişten geleceğe uzandığını ifade eden Bozay, şöyle konuştu:
“Bir diplomat, ülkenin bekası ve ilerlemesi adına kimlere yaklaşılıp, kimleri yalnız bırakma politikasına girileceğini doğru tespit edebilmelidir. Diplomasi, içinde bulunan durumu iyi muhakeme ederek olayların mecrasındaki akıntıyı kendine uygun hale getirmek, başka bir ifadeyle oluşacak fırsatlardan istifade ederken müsait havalarda yelkenleri açmayı, kötü havalarda yelkenleri toplayıp tehlikesiz yollardan gitmeyi bilmelidir.”
Diplomat olmak isteyen gençlere kapılarının her zaman açık olduğuna işaret eden Bozay, ” ‘Sınavlarda eşit fırsatlar var mı?’ diye sorular geliyor, bundan yüzde 100 emin olabilirsiniz. Çünkü bu kimsenin hatır gönül işiyle yürütülmesine fırsat verilecek bir meslek değil. Bundan dolayı kendinize güvenin.” dedi.
Bozay, öğrencilere Stratejik Araştırmalar Merkezi yayınlarını, düşünce kuruluşlarının çalışmalarını takip etmelerini ve müfredatta sınava yönelik dersleri tercih etmelerini önerdi.
“Filistin konusunda en dürüst ülke Türkiye”
Türkiye’nin dış politikasına ilişkin açıklamalarda da bulunan Bozay, Türkiye’nin 20 yılda ciddi aşama kaydettiğini, zor bir coğrafyada bulunmasına rağmen bugün dış politikada güçlü bir noktaya geldiğini ifade etti.
İsrail’in Filistin’e yönelik saldırılarına değinen Bozay, Türkiye’nin ilk günden bu yana aynı ve kararlı bir tavır sergilediğini söyledi.
Sorunun çözüme kavuşması yönünde adımlar attıklarını bildiren Bozay, “Filistin’de iki devletli çözüm için karar alınmış ama hiçbir zaman uygulanmamış. Devam eden bir şiddet çemberi var. Yaşananları durdurmak için hukuk ve adalet boyutuna yoğunlaşmamız gerekiyor. Bizim iki devletli çözüm dışında bir önerimiz yok.” diye konuştu.
Olayın insani boyutunu da ele aldıklarını aktaran Bozay, “Yaşananların unutulmaması için kaydını alıyoruz. Bu konuda en dürüst davranan ülke Türkiye’dir. Olaya insani açıdan da devletler hukuku boyutundan da bakıyoruz. Kararlı tutumumuzu sürdürüyoruz.” dedi.
“Çok geniş diplomasi ağımız var”
Bakan Yardımcısı Bozay, dünya sorunlarında her ülkeyle işbirliğine açık olduklarını, terörün her ülke için bir tehdit olduğunu ve her ülkenin işbirliği içinde mücadele etmesi gerektiğini ifade etti.
“Senin teröristin, benim teröristim yok. DAEŞ’i gördük, herkesi etkiledi. Büyük ülkeleri ikaz ediyorduk, ‘Siz Irak’ta düzenlediğiniz operasyon sonrasında burada ne olduğu belli olmayan bir yapı oluşacak’ diyorduk. Bunu görüyorduk, biliyorduk. Arkalarında başka unsurların da olduğu bir terör ortaya çıktı.” diyen Bozay, dış politikada daima Türkiye’nin bekası doğrultusunda hareket ettiklerini vurguladı.
AB’ye üyelik konusunda Bozay, Türkiye’nin üyeliğine sıcak bakılmadığını ancak Türkiyesiz de mümkün olmadığının görüldüğünü ifade etti.
Türkiye’nin artık elbisesinin değiştiğini, bugün dünyanın her bir noktasında yaşanan olaylara müdahale edebildiğini dile getiren Bozay, AB’nin “Dur, sen yapma” demesine müsaade etmeyeceklerini kaydetti.
Türkiye’nin yükselmekte olduğu bir dönemde çevresindeki ülkelerde savaşlar yaşandığını anlatan Bozay, “Çok geniş diplomasi ağımız var. 360 derecelik bir diplomasimiz var. Etrafımızda bu kadar sorun varken istikrarımızla gençlerle önümüzün çok parlak olduğunu görüyoruz, bunu düzgün yönlendirmemiz, planlı ve devlet ciddiyetiyle gitmemiz gerekiyor.” diye konuştu.
Türkiye’nin öz güveni yüksek bir diplomasisi var”
Dışişleri Bakanı Başdanışmanı ve SAM Başkanı Nuh Yılmaz da Dışişleri Bakanlığının Türkiye’nin stratejisini ve güvenlik politikalarını oluşturan çok ciddi bir kurum olduğunu aktardı.
Böyle bir kurumda çalışacak insanların da bazı özelliklere sahip olması gerektiğini dile getiren Yılmaz, merkez olarak diplomatlık eğitimini 5,5 aya çıkardıklarını ve bu eğitimin içerisinde adabımuaşeret, yazı, not, kripto yazma ve analitik eğitimi daha ileriye taşıyan bir program yer aldığını bildirdi.
Öğrencilerin sorularını da yanıtlayan Yılmaz, İsrail’in Filistin’e yönelik saldırılarının evrensel bir sorun olduğunu söyledi.
Filistinlilere yaşam alanı sağlayabilmek için iki devletli çözümün uygulanması gerektiğini kaydeden Yılmaz, Türkiye’nin de her sorunda diplomasiyi ön plana çıkardığını belirtti.
Yılmaz, sözlerini, “Türkiye’nin bağımsız ve yerli bir dış politika izleyen öz güveni yüksek bir diplomasi geleneği var.” diyerek tamamladı.
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu ve Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te, moderatörlüğünü Meksika Dış ilişkiler Konseyi Başkanı (COMEXI) Sergio Alcocer’in yaptığı “Değişim Sürecinde Latin Amerika ve Karayipler” başlıklı panele Panama Dışişleri Bakanı Janaina Tewaney Mencomo, Kolombiya Dışişleri Bakanı Yardımcısı Francisco Jose Coy Granados ve Guatemala Dışişleri Bakanı Yardımcısı Monica Renata Bolanos katıldı.
Panelin açılışında konuşan COMEXI Başkanı Alcocer, Antalya Diplomasi Forumu’nun çok doğru bir zamanda yapıldığını belirterek, “Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da ifade ettiği üzere diplomasinin kendini uyarlaması gerekiyor. Bu anlamda diplomasinin kriz dönemlerindeki rolüne özellikle vurgu yapmıştı.” ifadesini kullandı.
Latin Amerika’nın entegrasyon konusunda “başarısız” olduğunu dile getiren Alcocer, göç sorununun sadece Latin Amerika’nın değil dünyanın önemli bir sorunu olduğunu vurguladı.
Alcocer, Türkiye’nin göç hakkında “çok güzel” uygulamaları olduğunu ve Latin Amerika’nın Türkiye’den öğreneceği çok şeyi olduğunu söyledi.
Panama Dışişleri Bakanı Mencomo, çok taraflı işbirliği ve ekonomik entegrasyonun önemine işaret ederek, “Ortak değerlere ve hedeflere ihtiyacımız var. Adil ve eşit bir gelecek için aynı hırs ve motivasyonla hareket etmeliyiz. Enerjimizi, birlik ve beraberliğe harcamalıyız.” dedi.
Göç konusunda ülkesinin yaşadığı zorluklara değinen Mencomo, şunları kaydetti:
“Panama, göçmenler için geçiş ülkesine dönüştü. Darien Ormanı’nı aşmak isteyen göçmenler, Orta Amerika üzerinden ABD’ye ulaşmaya çalışıyor. Göçmenlere sığınacak yer ve yemek veriyoruz ancak bunun üstesinden tek başımıza gelmemiz mümkün değil. Göçün gerçek nedenlerine inmeliyiz ve göçe yol açan temel sebepleri ele almalıyız. Göç artık bölgesel olmaktan çıkıp uluslararası bir soruna dönüştü. Kötü niyetli örgütler, göçmenleri istismar ediyor.”
Kolombiya Dışişleri Bakan Yardımcısı Granados da 3 yıldır bu foruma katılmak istediklerini ve nihayetinde burada olmaktan ötürü mutlu olduklarını kaydetti.
“Latin Amerika’nın bu yeni düzene uyum sağlaması lazım”
Dünyanın karşı karşıya kaldığı sorunlara dikkati çeken Granados, “Yeni bir dünya düzeniyle yüzleşiyoruz, bugün büyük savaşlarla karşı karşıyayız. Bizler, daha barışçıl bir dünyanın tesis edilmesi için neler yapabiliriz, işte diplomasi bu anlamda bu tür zorlukların üstesinden gelinebilmesi için önemli bir araçtır. Latin Amerika’nın bu yeni düzene uyum sağlaması lazım.” diye konuştu.
Granados, Latin Amerika’nın eşitsizlik, yolsuzluk, organize suç örgütlerinin varlığı ve göç sorunlarıyla mücadele ettiğine dikkati çekerek, bölgesel işbirliği ve ekonomik entegrasyonun önemine vurgu yaptı.
“İklim değişikliği ve göç, hepimizin ortak sorunudur”
Guatemala Dışişleri Bakan Yardımcısı Perez ise oldukça zorlu bir süreçten geçtiklerini anlatarak, “Çok sayıda zorlukla mücadele ediyoruz. İşsizlik, ekonomi, yoksulluk ve doğal afetlerin etkisiyle mücadele ediyoruz.” şeklinde konuştu.
Latin Amerika ile Karayipler arasındaki entegrasyonun daha da güçlendirilmesi gerektiğini söyleyen Perez, “İklim değişikliği ve göç, hepimizin ortak sorunudur. Yalnız kalarak her şeyin üstesinden gelemeyiz, entegrasyon bütün kıtaya olumlu yansıyacaktır. Bölgesel konularda diyalog gereksinimini önemsiyoruz ve bu forumun bizlere diyalog imkanı vermesinden ötürü oldukça mutluyuz.” ifadelerini kullandı.
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te moderatörlüğünü TRT World Sunucusu Andre Sanke’nin yaptığı liderler paneline Bulgaristan Cumhurbaşkanı Rumen Radev, Kosova Cumhurbaşkanı Vjosa Osmani ve Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud katıldı.
Bulgaristan Cumhurbaşkanı Radev, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanlığına düzenledikleri forum için teşekkür etti.
Bölgedeki liderlerle çalışmak için çaba sarf ettiğini ve birçok liderle görüştüğünü dile getiren Radev, “Bağlantılığın bütün krizlerin aşılmasında çok önemli olduğunu söylemeye çalıştım ve yeni potansiyel krizlerin önüne ancak böyle geçebiliriz diye düşünüyorum.” dedi.
Radev, kültürel bağlantılığın da çok önemli olduğunu vurgulayarak, “Bizim özellikle başka kültürleri anlamamız gerekiyor. Bu, çatışmaların önüne geçilmesi için gerçekten çok önemli ve açıkçası çoğu zaman birbirimizi tanımadığımız için bu derin çatışmalar çıkıyor.” diye konuştu.
Avrupa Konseyinde birçok ülkenin yer aldığına dikkati çeken Radev, her ülkenin farklı amaç, kültür ve önceliğinin bulunduğunu, kendisi için en önemli şeylerden birinin Bulgaristan’ın çıkarlarını korumak olduğunu söyledi.
“Diplomasi, bombaların düşmesini engellerse o zaman bir anlamı var”
Diyaloğun çok önemli olduğunu, düzgün şekilde kullanıldığında sorunları aşma aracına dönüştüğünü vurgulayan Radev, “Diplomasi, dış politika enstrümanlarından bir tanesidir ve onu kullanmayı asla unutmamalıyız. Diplomasi, bombalardan önce gelir ve o bombaların düşmesini engellerse o zaman bir anlamı var. Bomba düşüp insanlar öldükten sonra diplomasinin bir anlamı yok.” dedi.
Rusya-Ukrayna Savaşı’na değinen Radev, şunları kaydetti:
“Bu savaşı daha fazla mühimmatla desteklemeye devam edersek ve daha fazla insanla da desteklemeye devam edersek risklerin daha büyüdüğünü, ekonomik ve demografik olarak çok büyük bir yıkımın olacağını görebiliyoruz. Diplomasiden bahsedersek böyle forumlar sayesinde diyaloğu geniş kitlelere ulaştırmalıyız. Bu savaşın gerçekten saçıntılarını biz birçok yerde görmeye başlayacağız. Moldova’da biz bir şey yapmazsak gerçekten Moldova’nın da bunun içine çekildiğini görüyoruz.”
“Diplomaside küçük kazanımlar bile kazanımdır ve zaferdir”
Kosova Cumhurbaşkanı Osmani de savaş zamanında barışı tercih etmenin çok zor olduğuna işaret ederek, ülkesinin Kosova Savaşı’nın bir an önce bitmesi için barış görüşmelerini savunduğunu hatırlattı.
Çalkantılı zamanlarda dost ülkelerin desteğinin ehemmiyetini vurgulayan Osmani, Avrupa Birliği (AB), Türkiye, ABD ve Bulgaristan gibi ülkelerle buna yönelik ortaklıklar kurmaya önem verdiklerini belirtti.
Osmani, Kosova’nın çok genç bir ülke olduğuna dikkati çekerek, “Diplomaside küçük kazanımlar bile kazanımdır ve zaferdir. Her şeyi birden kazanamazsınız. Açıkçası, kimi zaman geleceğe doğru çok küçük adımlar atıyoruz.” dedi.
Zor dönemden geçen ülkelere desteğin bir seferlik halinde olmaması gerektiğini dile getiren Osmani, uluslararası güçlerin bir ülkedeki iç çatışmayı durdurduktan sonra da desteklerini sürdürmesi gerektiğini vurguladı.
Osmani, “Uluslararası kamuoyunun ve uluslararası toplumun özellikle gelip bizim yanımızda olmaları ve daha sonra barışı tesis etmeleri, bizim için gerçekten çok büyük bir kazanımdı.” diye konuştu.
Savaş ve çatışmalarda masum insanların, kadınların ve çocukların acı çektiğini anlatan Osmani, Birleşmiş Milletlerin (BM) bunlara duyarsız kalmaması gerektiğini, ülkesinin böyle anlarda gerekli desteği vermeye hazır olduğunu kaydetti.
“Rusya, Balkanlar’a gözünü dikmiş durumda”
Osmani, Kosova’nın paydaşlarıyla beraber, ülkede barışı ve istikrarı korumaya çalıştığını dile getirerek, “Rusya, Balkanlar’a gözünü dikmiş durumda ve Batı’ya karşı yeni bir cephe açmak istiyor.” ifadesini kullandı.
Rusya-Ukrayna Savaşı’nın sonucunun dünya için örnek teşkil edeceğini kaydeden Osmani, “Ukrayna’nın istediği barışı” ve hukukun üstünlüğüne dayanan dünya düzenini desteklediklerini belirtti.
Osmani, bölgede çatışmanın yaygınlaşmasının Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i cesaretlendireceğini ve bunun önüne geçilmesi gerektiğini dile getirerek, “Bence diktatörler kendi halklarını düşünmezler. (Eski Yugoslavya Devlet Başkanı Slobodan) Milosevic de yüz binlerce askerini kaybetti fakat kendisini düşünüyordu. Putin de yüz binlerce askerini değil sadece kendisini düşünüyor.” dedi.
Rusya’ya yaptırım uygulanmasını destekleyen Osmani, Ukrayna’da oldukça hukuksuz bir savaş yaşandığını dile getirdi.
Osmani, uzak bir ülkede çıkan savaşın bile ekonomik olarak tüm dünyayı etkilediğini kaydederek, Rusya-Ukrayna Savaşı’nı örnek gösterdi.
Karadeniz Tahıl Girişimi’nin önemine dikkati çeken Osmani, bunun, diplomasinin sadece güvenliğe değil aynı zamanda ekonomiye de odaklanabileceğini gösterdiğini söyledi.
“Mevcut küresel diplomasi yapısını yeniden gözden geçirmeliyiz”
Somali Cumhurbaşkanı Mahmud da diplomasinin kolay bir şey olmadığını, tarihin diplomasiye büyük katkısının bulunduğunu dile getirdi.
Kızıldeniz bölgesinin değişken ve kırılgan yapıya sahip olduğuna işaret eden Mahmud, Somali’de yaşananlardan dolayı, Somalililerin dünyanın yardımına muhtaç hale geldiğini söyledi.
Mahmud, şöyle devam etti:
“Somali’yi destekleyen ortaklarımıza baktığımız zaman bazılarının belli prensipleri, ilkeleri var, bazılarının bu bölgede belli belli çıkarları var. Ortaklarınızın, size destek verenlerin bazılarının oldukça farklı prensipleri olabiliyor ve onları bir arada bir bütün haline getirebilmek, sizin kendi çıkarınız, onların çıkarları, bunların arasında bir denge oluşturabilmek çok zor olabiliyor.”
Küresel diplomasinin yeniden yapılandırması gerektiğini vurgulayan Mahmud, “Bizler, küresel diplomasi yapısını yeniden gözden geçirmeliyiz, kurallarını, ilkelerini yeniden gözden geçirmeliyiz ve bunu da yaparken uluslararası hukuk temeli üzerinde yapmalıyız. Tüm bu farklılıkların yasal bir temel üzerinde ve birbirleriyle 21. yüzyılın gerçekleriyle uyumlu bir şekilde olmasını sağlamalıyız.” diye konuştu.
“Gazze, Yemen problemi, hepsi diplomasinin çözmesi gereken sorunlar”
İklim değişikliğinin ülkesindeki etkisine de değinen Mahmud, global ve yerel gündeme sahip terör örgütüyle mücadele ettiklerini belirterek, “Somali’yi ele geçirirlerse küresel anlamda daha ileri giderler. Somali’yi kullanmak istiyorlar.” dedi.
Bölgeleri ve Kızıldeniz’deki gerilimin küresel bir problem olduğunu vurgulayan Mahmud, “Gazze, Yemen problemi, bunların hepsi diplomasinin çözmesi gereken sorunlar aksi halde herkesi etkileyecek. Biz, olan bitenin tarafı veya parçası değiliz ama ekonomik olarak kurbanıyız. Bizi çok kötü etkiliyor.” görüşünü paylaştı.
]]>Erdoğan, NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu’nun resmi açılışında konuştu.
Antalya Diplomasi Forumu’nun 3. buluşması münasebetiyle bir arada olmaktan büyük memnuniyet duyduğunu söyleyen Erdoğan, forumu, 6 Şubat 2023’te yaşanan asrın felaketi nedeniyle geçen yıl iptal etmek durumunda kaldıklarını anımsattı. Erdoğan, ülkenin 11 ilini ve 14 milyon vatandaşını etkileyen 53 binden fazla canın yitirildiği deprem felaketinin yaralarını hızla sardıklarını anlattı.
Bu zorlu süreçte, dost ve kardeş ülkelerden gördükleri maddi, manevi desteği özellikle ifade etmek istediğini belirten Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Dünyanın neresinde olursa olsun acımızı yürekten paylaşan, dayanışma ve desteklerini esirgemeyen dostlarımıza bir kez daha ülkem ve milletim adına şükranlarımı sunuyorum. Anadolu’nun manevi mimarlarından Mevlana’nın çağları aşan şu sözünün hikmetine bir kez daha şahitlik ettik. ‘Ümitsizliğin ardında nice ümitler vardır, karanlığın ardında nice güneşler vardır.’ Millet olarak destekleriyle dualarıyla katkılarıyla en zor günümüzde bizlere umut aşılayan dostlarımızın kadirşinaslığını asla unutmayacağız. Rabb’im, ülkemiz ve milletimizle birlikte tüm insanlığı bu tür tabii afetlerden korusun diyorum. Depremlerde vefat eden kardeşlerimizi bir kez daha rahmetle yad ediyorum.”
“Küresel diplomasinin kalbinin attığı merkezlerden biri haline geldi”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, turizmin başkenti Antalya’nın forumla küresel diplomasinin kalbinin attığı merkezlerden biri haline geldiğini ifade etti.
Bugünkü toplantının etkileyici katılım düzeyinin, bu tespitin ne kadar doğru olduğunu gösterdiğini vurgulayan Erdoğan, şu değerlendirmelerde bulundu:
“3 gün boyunca, günümüz liderlerinden geleceğin liderlerine, iş insanlarından akademisyenlere, yaklaşık 4 bin civarında katılımcı burada, aynı çatı altında bir araya gelecek. Yapılacak fikir teatilerinin ve tartışmaların bizleri doğruya, iyiye, adalete ve gerçekliğe bir adım daha yaklaştıracağına inanıyorum. Forumumuzun bu yılki temasını ‘Krizler döneminde diplomasiyi öne çıkarmak’ olarak belirledik. Küresel siyasetin kaotik durumuna şöyle bir göz attığımızda, forumun temasının ne kadar isabetli seçildiği anlaşılacaktır. İnsanlık olarak, gerçekten sancılı, sıkıntılı ve biteviye krizlerin yaşandığı bir dönemden geçiyoruz. Sadece dış politikada değil, üretim, iletişim, yönetim, sanat, ticaret ve teknoloji gibi pek çok alanda ezberler bozuluyor. Gönül ister ki bu değişim, insanlığın güncel sorunlarına çözüm getirsin, açlığa, yoksulluğa, geri kalmışlığa çare olsun. Maalesef bu konuda ümitvar konuşamıyoruz.”
“Kültürel ırkçılık, İslam düşmanlığı ve yabancı karşıtlığı…”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, ülkeler arasındaki gelir adaletsizliğinin katlanarak arttığını, savaşların eskisinden çok daha kanlı ve yıkıcı geçtiğini dile getirdi.
Sömürgeciliğin yeni yöntemlerle ne yazık ki devam ettirildiğine dikkati çeken Erdoğan, şunları kaydetti:
“Kültürel ırkçılık, İslam düşmanlığı ve yabancı karşıtlığı dünyanın birçok bölgesinde, toplum içinde bir veba salgını gibi yayılıyor. Karşı karşıya olduğumuz gerçeklik şudur; refah, huzur, barış ve özgürlük asrı olmasını umduğumuz 21. yüzyıl, beklentilerin tam aksine giderek bir buhranlar çağına dönüşmektedir. Herkesin diline pelesenk ettiği ‘kural temelli uluslararası düzen’ anlamını ve ağırlığını kaybetmekte, bir slogandan öteye geçememektedir. Dayanışma, adalet ve güven gibi temel kavramlardan yoksun olan cari uluslararası sistem ise asgari mesuliyetlerini bile yerine getiremiyor.
Değerli misafirler, tüm bunları, olayların uzağında bir ülkenin lideri olarak söylemiyorum. Türkiye, gerek coğrafi konumu gerek beşeri ve kültürel bağları gerekse beynelmilel ilişkileri itibarıyla krizlerden en çok etkilenen ülkelerden biridir. İnsanlığın gündemini meşgul eden çatışmaların, gerilimlerin, savaşların, risklerin kahir ekseriyeti bizim yakın coğrafyamızda yaşanıyor. Örneğin, pek çok ülkenin son 5-10 yılda yüzleştiği terör tehdidiyle biz tam 40 yıldır mücadele ediyoruz. DEAŞ ile sahada göğüs göğüse mücadele edip bu örgütü bozguna uğratan yegane NATO müttefikiyiz.”
(Sürecek)
]]>Fidan, Antalya NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen ve Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu ADF’nin açılışında konuştu.
Devlet adamlarını, kanaat önderlerini, akademisyenleri, iş dünyası liderlerini, basın mensuplarını ve gençleri burada ağırlamaktan memnuniyet duyduklarını belirten Fidan, “Antalya Diplomasi Forumu her meseleyi sahiplenen, insanlığın ortak şuuru ve vicdanına tercüman olmaya çalışan, devletler ve toplumlar arasında dayanışmayı ve diplomasiyi önceleyen, farklı kültürlerin kendi diliyle ve bakış açısıyla sorunlarını konuşabildiği ve farklı kıtaların birbirleriyle görüş alışverişinde bulunabildiği bir zemin oluşturan, kutuplaşmanın yerine kapsayıcılığı, gerilimin yerine sağduyuyu teşvik eden bir platform olmayı hedeflemektedir.” ifadelerini kullandı.
Fidan, ADF misafirleriyle bu hedefleri gerçekleştireceklerine yürekten inandıklarını dile getirdi.
Uluslararası ilişkilerin her geçen gün daha çok boyutlu ve çok paydaşlı bir görünüm arz ettiğini kaydeden Fidan, klasik diplomasinin devletlerarası ilişkilerle sınırlı olup sadece diplomatlar vasıtasıyla yürütüldüğünü vurguladı.
Fidan, bugün de devletlerarası ilişkilerin çok ötesine geçmiş bir diplomasiyle karşı karşıya olduklarına dikkati çekerek yeni aktörlerin, yöntemlerin, platformların ve hatta konuların diplomasiyi dönüştürdüğünü belirtti.
“Diplomasiye duyulan ihtiyaç”
Değişmeyen hususun diplomasiye duyulan ihtiyaç olduğuna işaret eden Fidan, ekonomiden güvenliğe, teknolojiden enerjiye, ulaştırmadan kültüre pek çok alanın diplomasinin asli konusu haline geldiğini söyledi.
Fidan, çok kutuplu bir uluslararası sistemin daha belirgin hale gelirken, kaba kuvvet üzerinden sonuç devşirme pratiklerinin giderek öne çıktığını kaydetti.
Afrika’dan Latin Amerika’ya, Avrupa’dan Asya ve Orta Doğu’ya egemenlik, refah ve güvenlik arayışının uzlaşıyla çözülmesine ihtiyacın daha da arttığını kaydeden Fidan, bu nedenle bu yıl ADF’nin başlığını “Krizler Döneminde Diplomasiyi Öne Çıkarmak” olarak belirlediklerini ve yoğun bir program hazırladıklarını aktardı.
Hakan Fidan, forum süresince bir yandan katılımcı ülkeleri ve uluslararası toplumu yakından ilgilendiren sorunları tartışırken diğer yandan stratejik bir bakış açısıyla daha barışçıl ve müreffeh bir geleceğin imkanlarını ele alacaklarını anlattı.
“Adalet üzerine kurulu olmayan hiçbir düzen kalıcı olamaz”
Mevcut uluslararası düzenin barış, istikrar, adalet ve eşitlik üretmediğine dikkati çeken Fidan, güçlü kurumlara ve ortaklıklara ihtiyaç duyulan bu dönemde uluslararası sistemin giderek zayıfladığının aşikar olduğunu belirtti.
Fidan, her geçen gün adeta “güçlünün haklı olduğunu gösteren” olayların yaşandığı bu uluslararası düzende, adaletsizliklerin her alanda devam ettiğini vurgulayarak “Oysa biliyoruz ki; adalet üzerine kurulu olmayan hiçbir düzen kalıcı olamaz. Elbette, bu kötü gidişatı gören ve küresel adalet için sesini yükselten ilkeli ülkeler de var.” diye konuştu.
Adaletin Türkiye’nin geleneğinde çok özel yeri olan bir mefhum olduğunu kaydeden Bakan Fidan, “Türkiye, sorunların çözümüne her daim yapıcı katkı sağlamakta, krizler ve çatışmalar karşısında ilkeli ve etkin bir tutum sergilemektedir.” dedi.
Fidan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde yıllardır uygulanan dış politikanın yakın coğrafyadan başlamak suretiyle barış, istikrar ve refah kuşağı tesis etmeyi hedeflediğinin altını çizdi.
Bakan Fidan, herkesin uzun zamandır şahit olduğu gibi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bütün samimiyeti ve gayretiyle küresel adaletsizlikleri ortadan kaldıracak, etkin, adil ve kapsayıcı bir uluslararası düzenin kurulması için var gücüyle mücadele ettiğine dikkati çekti.
“Türkiye, coğrafyasındaki sorunların çözümüne öncülük etmektedir”
Fidan, uluslararası sistemdeki krizlerin bir diğer yansımasının da 3. yılına giren Rusya-Ukrayna Savaşı olduğuna işaret ederek şöyle devam etti:
“Savaşın geldiği aşamada, tarafları bir araya getirmenin yollarını ciddi biçimde aramamız gerekiyor. Barış müzakerelerini kolaylaştırmak için her türlü çabayı sergilemeye dün olduğu gibi bugün de hazırız. Aynı zamanda Karadeniz’de seyrüsefer güvenliğini yeniden tesis etmek ve tahıl ticaretinin güvenli şekilde yapılmasını temin etmek amacıyla çalışmalarımızı sürdürmekteyiz.”
Küresel sistemin “hegemonların çıkarlarını öncelemesi nedeniyle” bölgesel sorunları çözmede yetersiz kaldığını vurgulayan Fidan, “Bundan dolayı Türkiye, bölgesel sahiplenme anlayışıyla yeni yöntem, aktör ve platformları sürece dahil ederek coğrafyasındaki sorunların çözümüne öncülük etmektedir.” diye konuştu.
Fidan, uluslararası sistemin, Suriye’deki krize yıllardır çözüm sağlayamadığını belirterek “Ülkemizin bölgesel sahiplenme anlayışıyla başlattığı Astana Süreci, iç savaşın durmasını ve siyasi çözüm arayışlarının tartışılmasını sağlamıştır.” dedi.
Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki anlaşmazlığın çözümünün de bölgesel sahiplenme girişimleriyle sonuca doğru evrildiğini söyleyen Fidan, şöyle devam etti:
“Bölgesel işbirliği ve entegrasyon çabalarımız çerçevesinde öncülük ettiğimiz Türk Devletleri Teşkilatı ile Türk Dünyası’nın kurumsal bir zeminde bir araya gelmesini güçlü bir şekilde destekledik.”
Fidan, bölgesel sahiplenmenin bir boyutunun da enerji ve bağlantısallık projelerinden oluştuğuna işaret ederek “Bu konuda da küresel dayatmalardan ziyade, bölgenin ihtiyaçlarını önceleyen projeleri önemsiyoruz. TANAP, TAP, ‘Hazar Geçişli Doğu-Batı Orta Koridor’ ve ‘Kalkınma Yolu Projesi’ gibi girişimleri destekliyoruz.” dedi.
“Türkiye, Orta Doğu ve Afrika’da terörle mücadele çabalarına desteğini kesintisiz sürdürmektedir”
Terörle mücadelenin de bölgesel dayanışma ve işbirliğini zorunlu kılan başka bir önemli husus olduğunu belirten Fidan, şunları kaydetti:
“Birçok kıtada farklı şekillerde baş gösteren terörizm tehdidi karşısında, ortak bir tavır sergilenemediğini de üzülerek görmekteyiz. Bu şartlar altında terörizmle mücadelede, ortak akılla hareket edilmesi ve bölgesel işbirliği daha da önem kazanmıştır. Türkiye, Orta Doğu ve Afrika’da terörle mücadele çabalarına desteğini kesintisiz sürdürmektedir.”
Fidan, başta Afrika Birliği, İslam İşbirliği Teşkilatı, Arap Birliği, Avrupa Birliği (AB), Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (ASEAN), CELAC, Ekonomik İşbirliği Teşkilatı, Türk Devletleri Teşkilatı olmak üzere bölgesel işbirliği mekanizmalarıyla işbirliği konusuna önem verildiğinin altını çizerek “Yakın coğrafyamızın ötesinde de dostluklarımızı ve işbirliklerimizi güçlendirmenin ve bu amaç doğrultusunda diplomasiden tam anlamıyla istifade etmenin gayreti içerisindeyiz.” diye konuştu.
Türkiye’nin dış politikasında özel bir yere sahip olan Afrika ülkeleriyle ilişkilerin, karşılıklı saygı ve eşit ortaklık anlayışıyla derinleştiğini belirten Fidan, “Afrika’da güvenlikten sağlığa her alanda yoğun işbirliği yürütüyoruz.” dedi.
Fidan, Türkiye’nin, Asya kıtasıyla da binlerce yıllık geçmişe dayalı tarihi, kültürel ve beşeri bağlara sahip olduğunu vurgulayarak “Asya ülkeleriyle ilişkilerimizi, ‘Yeniden Asya Girişimi’ çerçevesinde kapsamlı ve çok boyutlu bir yaklaşımla geliştiriyoruz.” ifadesini kullandı.
“Latin Amerika ve Karayipler Açılım Politikası” kapsamında tesis edilen güçlü zemin temelinde, ülkeler arasındaki bağların her geçen gün daha da pekiştiğine dikkati çeken Fidan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Tüm bu coğrafyalarda iklim değişikliğinden, borç yükünden, gıda güvenliği krizinden ve kalkınmayla ilgili sorunlardan etkilenen dostlarımızın seslerini, çok taraflı platformlarda duyurmaya çaba sarf ediyoruz. Dünyanın farklı köşelerinden forumumuza teşrifiniz, tüm bu gayretlerimizin sonuç verdiğini göstermektedir.”
“Forum, dünyadaki benzerlerinden ayrışmaktadır”
Fidan, ADF’nin, uluslararası ilişkilere getireceği yeni perspektiflere ilaveten, yeni pratiklerin de hayata geçmesine zemin hazırlayacağına inandığını vurgulayarak “Forum, farklılıklara açık olma, kuşatıcı olma ve küresel kriz alanlarına bölgesel çözümler üretme anlayışıyla dünyadaki benzerlerinden ayrışmaktadır.” diye konuştu.
ADF’nin, “aynı notaların farklı enstrümanlarla çalındığı yekpare, tekdüze bir dünya değil, içinde yaşanan gerçekliğin konuşulduğu, farklı yaklaşımların dile getirildiği, farklı tecrübelerin paylaşıldığı, farklı dünya tahayyüllerinin hayırda yarıştığı bir mecra olmaya çalıştığına” dikkati çeken Fidan, şunları kaydetti:
“Bulunduğumuz yerden gördüğümüzü paylaşmaya ve müzakere etmeye çalışan bir forum olmaya çalışıyor. Diplomasi, ancak bu farklılıklar tartışıldıkça gerçek yerini bulacaktır. Bu duygu ve düşüncelerle Sayın Cumhurbaşkanı’mıza (Recep Tayyip Erdoğan), Antalya Diplomasi Forumu’na başından beri verdikleri güçlü destek ve himayeleri için şükranlarımızı arz ediyorum. Antalya Diplomasi Forumu’na büyük emeği geçen Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’na ayrıca teşekkür ediyor, foruma üstün başarılar diliyor ve hepinizi saygıyla selamlıyorum.”
(Bitti)
]]>