Trendyol Süper Lig’in 28. haftasında Galatasaray deplasmanda karşılaştığı Beşiktaş’ı 1-0 mağlup etti. Maçın ardından düzenlenen basın toplantısında açıklamalarda bulunan Galatasaray Teknik Direktörü Okan Buruk, “Zor bir fikstür sonrası Beşiktaş derbisi son 10 günde 4. maçımızdı. 6 günde 3. maçımızdı. Yorgunluklar, eksiklikler maçın başından sonuna kadar sahada kazanmaya odaklanan, konsantrasyon olarak en maksimumunu veren ve oyunu doğru oynayan Galatasaray sahada vardı. Erken gol bulduk. Devamında gol atabilirdik. Son paslarda iyi işler yapabilecek ikinci golü atabilirdik. Beşiktaş oyun içerisinde golü aradı. İkinci yarı gole yaklaştığı bölümler de vardı. Bu statta Galatasaray hiç kazanamamıştı, ilk galibiyeti. Bunların hepsini yapan oyuncularıma teşekkür ederim. Takım olduğumuzda neler yapabileceğimizi gösteriyoruz. Beşiktaş da iyi bir takım. Son haftalarda az gol yiyen bir takım. Topa sahip olmada iyi işler yaptık. 1-0 öndeyiz diye geri çekilmedik. Genel olarak beni memnum eden bir maç” diye konuştu.
“İkinci yarı bütün maçlarımızı kazandık”
2016 yılında açılan Beşiktaş’ın yeni stadında ilk galibiyetleri aldıklarının hatırlatılması üzerine Buruk, “Burada hiç Galatasaray olarak kazanamamıştık. İlk galibiyetimiz. Bu galibiyet bizim için şampiyonluk yolunda kazanmak zorunda olduğumuz bir deplasmandı. Liderliğimizi devam ettirmek için kazanmak zorundaydık. İkinci yarıya başladığımızdan beri bütün maçlarımızı kazandık. Bugünü de kazanarak geçtik. 3 puan aldığımız için, lider olduğumuz için mutluluğum” şeklinde konuştu.
Defans oyuncusu Abdülkerim Bardakcı’nın durumu hakkında da bilgi veren sarı-kırmızılıların teknik direktörü, “Abdülkerim’in alt adalesinde sakatlığı olmuştu. Onu idareli kullanıyoruz. Dünkü antrenmanda alt adalesinden kendini iyi hissetmedi. Abdülkerim bizim çok önemli ve değerli. Oynadığında önemli performanslar verdi. Bir sonraki maç için doktorumuz kontrol edecek. En yakın zamanda kadronun içerisinde olacak” dedi.
“Türk hakemleri çok daha iyiler”
Fenerbahçe’nin TFF Süper Kupa için yabancı hakem talebi istemesinin sorulması üzerine Okan Buruk, “Yabancı hakemle ilgili tabii Fenerbahçe’nin böyle bir talebi olmuş. Onu da kulüp olarak mı, yazılı mı, orada farklı bir hesap mı var bilemiyoruz. Biz Türk hakemlerinde güveniyoruz. Türk hakemlerinin en iyisini yapabileceğini biliyoruz. Dünyada birçok yerde yabancı hakem uygulaması oluyor. Yunanistan’da da kullanılıyor. Avrupa kupalarında birçok yabancı hakemi de gördük. Bazen Türk hakemlerin hakkın yediğini de düşünüyoruz. Şampiyonlar Ligi ve Avrupa Ligi’ndeki hakemleri gördükten sonra kimse kusura bakmasın bizim Türk hakemleri hepsinden çok daha iyiler. Onların da güvene ihtiyacı var. Çok önemli bir yarış var. Federasyon da onları desteklemek için yeni uygulamalar çıkarıyor. Federasyonun vereceği kara. Türk mü olur yabancı olur mu, kim olursa olsun maça çıkacağız” diye cevap verdi.
Yoğun maç temposunun oyuncuları yorduğunu ifade eden Buruk, “Kaybederek devam ettiğiniz de o yorgunluk daha fazla ortaya çıkıyor. İkinci yarı bütün maçlarımızı kazandık. Burada kazanmak istiyorduk. Bugün her oyuncun alternatifi yoktu. Birçok bölgede de çok fazla alternatifli değildik. Maçı bence iyi götürdük. Çok fazla değişiklik yapmadık. Oyun belli şeyden sonra oturdu. Burada kazanmak güzel. İnşallah kazanarak devam ederiz” dedi.
“Oyuncuların yaptıkları fedakarlıklar Galatasaray’ı başarıya taşıyor”
İyi oyunculara ve iyi karakterli oyunculara sahip olduklarını söyleyen sarı-kırmızılıların teknik direktörü, “Geçen seneki kadrodan çok fazla oyuncu kullandığımız bölümdeyiz. Bu sene yaptığımız transferler Şampiyonlar Ligi’nde önemli maçlar oynadı. Afrika kupası çıktı. Ziyech sakatlandı. Zaha sakatlandı. Öz güven eksikliği bazen değişik şeyler çıkarabiliyor. Benim görevim elimde ne varsa orada en iyisini çıkarabilmek. Bugün de bunu yaptık. Oyuncularımın iyi niyeti var. Sakat sakat oynayanlar var. Kaan yüzde yüz değil. Icardi sahada yüzde 50’siyle oynadı. Yaptıkları fedakarlıklar da Galatasaray’ı başarıya taşıyor. Ben de onlara liderlik yapmak istemiyorum. Dün geniş bir toplantı yaptık. Hem konuştuk hem maç analizi yaptık. Orada beraber yemek yedik. Bugün de oyuncular net bir şekilde bunun karşılığını verdi” açıklamasında bulundu.
“En büyük avantaj tek maçlık haftaya döndük”
Şampiyonluk yolunda her maçın zor olduğunu vurgulayan Okan Buruk, “Hiçbir maçı ayıramıyorum. 5 gün sonra Rizespor ile sahamızda oynayacağız. O maç da zor olacak. En büyük avantaj tek maçlık haftaya döndük. Daha diri daha konsantre bir şekilde maçlara çıkacağız” şeklinde konuştu.
“Mertens örnek bir oyuncu”
Belçikalı futbolcu Dries Mertens için ise Buruk, “Geçen sene ile bu sene arasında önemli bir fark var. Mertens bu tempoya alışmış bir oyuncu. Biz onu ne kadar korumaya çalışsak da oynamaktan büyük zevk alıyor. 85. dakikada geriden galip topu kazanması takıma olan aidiyetini gösteriyor. Çok akıllı bir oyuncu. Taktiksel olarak düşünceleri sahada uygulan bir oyuncu. Takım için, soyunma odası için, dışarısı içinde önemli bir oyuncu. Kişisel olarak da örnek oyunculardan biri” diye konuştu.
Sakatlığı bulunan Fildişi Sahilli futbolcu Serge Aurier hakkında bilgi veren sarı-kırmızılıların teknik direktör, “Yavaş yavaş başlatacağız. 2 gün önce topla başladı. Tam ağrıları geçmedi. Tahminen 1 haftalık bir süreç daha bizi bekliyor. Bir sonraki maç direkt oynayabilecek durumda olacağını zannetmiyorum” ifadelerini kullandı.
“Başa baş giden bir yarış var”
Şampiyonluk yarışında Fenerbahçe ile birlikte kazanarak gittiklerini ifade eden Okan Buruk, “Birbirine çok yakın puanlar. Her maç aynı önemde. İki takım da kısa vadede kazansa da puan kaybetse de kısa vadede bir şey kaybedeceğini düşünmüyorum. Başa baş giden bir yarış. İki takımın da şansı eşit durumda. Bir maça bakan bir şey. Aynı ciddiyeti aynı konsantrasyonu devam ettirmemiz gerekiyor. İstanbul’a çıkamayacağız ama Karagümrük ve Kasımpaşa ile önemli deplasman maçları oynayacağız” dedi.
Kadroda olmayan Portekizli futbolcu Sergio Oliveira’nın bundan sonraki maçlarda kadroda olup, olmayacağı ile ilgili gelen soruya ise Buruk, “Kalan 10 maçta performansa bağlı. Bugün için kadroda düşünmedim. Bundan sonraki maçlar için her oyuncu bizim oynama potansiyeli olan oyuncular. Bugün için kadroda olmasını düşünmedim. Takım içerisinde aidiyetlere ve katkılara bakacağız. Bundan sonraki maçlarda bakacağız” diyerek sözlerini tamamladı. – İSTANBUL
]]>Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, “31 Mart’tan 1 Nisan’a bir umut taşıyacaksak eğer emekçi mahallelerinde yeni bir alternatifin doğuşuna işaret ediyoruz. Muhalefetin de değişmesi lazım dedik ya, nasıl AKP-MHP ‘Buralar bizim kalemiz’ diye düşünüyorsa, Çankaya gibi birçok yerde de bir muhalefet tembelliği başladı. ‘Buranın onurlu insanları nasılsa bunlara oy vermez, o zaman buraya ceketimizi asar kazanırız’ diye düşünüyorlar. Biz bu seçimde o ceketleri gardıroplara asmaya geldik” dedi.
TİP, Ankara Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı’nda halk buluşması düzenledi. Buluşmaya; TİP Genel Başkanı Erkan Baş ve Çankaya Belediye Başkan adayı İrfan Değirmenci katıldı.
TİP’in Çankaya Belediye Başkan Adayı İrfan Değirmenci, şöyle konuştu:
“Bugün 3 Mart. 1924’te halifeliğin kaldırıldığı gün. Laiklik, TİP’in kırmızı çizgisi. Laikliği savunmak üzere, ‘Tek adamın karar verdiği yerde hiçbir şey olmaz, gül bitmez, ağaç dikseniz o yeşermez, tek adam karar vermeyecek, hep birlikte karar vereceğiz’ diye yola çıktık, bundan 100 yıl önce. İktidarı tek adam rejimi üzerinden eleştirirken Çankayalılara 25 aday adayının arasından, başvuruda bulunan aday adaylarından bir tanesini seçmeden ‘Budur işte bizim adayımız’ diyerek bir adayı dayatmak da eleştirdiğin şeye dönüşmek. Kusura bakmasınlar. Seçeneksiz değiliz. Kendimizi yönetmeye talibiz. Çankaya, Türkiye’nin en büyük bütçesine sahip belediyelerinden. Bu bütçeyi nereye harcayacağımızı da kendimiz karar veririz, beş kuruşunun da peşine düşeriz, demek için yola çıktık. Önümüzde 28-29 günümüz var, herkesten çok çalışacağız. Herkese çok güzel bir yanıt vereceğiz.”
TİP Genel Başkanı Erkan Baş da, şunları söyledi:
“BİZİM BİR TANE GÜZEL MEMLEKETİMİZ VAR”
“Bu seçim, bundan 30 yıl sonra tarihe yazıldığında Türkiye İşçi Partisi’ni çıkartın bu seçimden, bu seçim Türkiye tarihinin en heyecansız seçimi olarak tarihe geçer. 14 Mayıs-28 Mayıs seçimlerinde bir kurtuluş umudu yeşerdi, tabii o büyük heyecan hedefine ulaşmayınca üzüldük, kırıldık, öfkelendik, gücendik, hak etmediğimizi, bu ülkenin bunu hak etmediğini düşündük. Nihayetinde bizim başka gidecek yerimiz yok, bizim bir tane güzel memleketimiz var. Bizleri birleştiren şey, bu memleketi bu yobazlara, bu faşiştlere teslim etmemek konusunda inat edenleriz. Mücadelede kararlı olanlarız.
“BİZ BU SEÇİMLERDE ‘DEĞİŞMEK ŞART’ DİYORUZ”
Aynı şeyleri yaparak, farklı sonuç beklemek bize uygun bir şey değil. Biz bu seçimlerde ‘Değişmek şart’ diyoruz. Herkes karşısındakinin değişmesini bekliyor, biz ise değişimi kendimizden başlatmaya karar verdik. Muhalefetin bir bütün olarak değişmesi lazım dedik. Sadece seçim günü gidip oy kullanarak, bu iktidardan kurtulmayı beklemek hayaldir. Eline devletin tüm olanaklarını geçirmiş, tarikatların desteğini arkasına almış, büyük sermayenin tam boy desteklediği, uluslararası güçlerin de arkasında tam boy durduğu AKP’yi yenmeyi gerçekten istiyorsak, ‘Oyumu atar hiçbir şeye de karışmam’ diyerek bu iktidarı yenmek mümkün değildir. ‘Birisi gelsin de bizi bu iktidardan kurtarsın’ diyen hayal kurar. Bizi bizlerden başka hiç kimse kurtaramaz.
“EKSİK YAPIYORUZ. BİZ DEĞİŞMEDEN, MUHALEFET DEĞİŞMEDEN BU MEMLEKETİN DEĞİŞMESİNİ BEKLİYORUZ”
Öyle kolay yoldan bu kadar yıldır bu ülkenin tepesine çökmüş bir karanlıktan kurtulmak kolay değildir. Bunu Çankaya’da özellikle söyledim çünkü burada AKP’den MHP’den bu Cumhur İttifakı’ndan bu faşist iktidardan kurtulma iradesinin çok güçlü olduğunu biliyorum. Buna rağmen, ‘Neden kurtulamıyoruz’ sorusuna doğru yanıt vermemiz lazım. Eksik yapıyoruz. Birilerinin gelip bizi kurtarmasını bekliyoruz. Biz değişmeden, muhalefetin bütünü değişmeden, bu memleketin değişmesini bekliyoruz.
“BİZİM ALACAĞIMIZ OYLA MUHALEFET KAYBEDECEKSE ÜZERİMİZE DÜŞEN SORUMLULUĞU YERİNE GETİRDİK”
Ülkenin içinde bulunduğu durumun bir numaralı sorumlusu Saray iktidarıdır, Recep Tayyip Erdoğan’dır, AKP’dir, Cumhur İttifakı’dır. Dolayısıyla bir seçime gidiyorsak, önümüzdeki ilk hedef AKP’nin ve MHP’nin geriletilmesidir. Halka ait olan ama kendilerinin gasp ettiği tüm alanlardan sökülüp atılmaları için mücadele edeceğiz. Bizim üzerimize düşen sorumluluğu harfiyen yerine getirdiğimizi söyleyebilirim. Türkiye’de binin üzerinde il, ilçe, beldede seçim yapılacak, biz bunların 200-250 tanesinde belediye başkan adayı göstermedik. Kazanabileceğimize inanmıyorsak, bizim alacağımız oyla muhalefet kaybedecekse, iktidar koltuğunu korumaya devam edecekse, Türkiye İşçi Partisi olarak ‘Önce ülkemizin, önce memleketimizin çıkarları, önce halkımızın çıkarları’ diyerek üzerimize düşen sorumluluğu yerine getirmekten hiçbir yerde tereddüt etmedik.
“EN GÜÇLÜ OLDUKLARI YERDE BİLE İKTİDARA BOYUN EĞMEYECEĞİZ”
Biz iktidarın elindeki mevzilerin geri alınması konusunda sorumlu davranıyoruz. Muhalefetin yeni mevziler kazanması konusunda sorumlu davranıyoruz. Ama bu statükoya da teslim olmuyoruz. ‘Burası zaten AKP’nin, burası zaten MHP’nindir’ diye düşünülen her yerde Türkiye İşçi Partisi aday çıkarıyor. Orada emekçileri, yoksulları, halkı, bu AKP-MHP faşizminin eline terk etmemek, o tarikatların, cemaatlerin insafına terk etmemek; halkın kendisini yalnız ve çaresiz hissedip, o tarikatlere, cemaatlere, o faşist partilere boyun eğmesine engel olmak için kazanıp kazanamayacağımızdan bağımsız olarak en güçlü biçimde mücadele ediyoruz. Belki oralarda bu seçimi kazanamayacağız ama emekçilerin gönlünü kazanacağız. Belki orada bu seçimi kazanamayacağız ama o emekçilerin hapsedildiği o duvarlarda çatlaklar yaratacağız ve oralara aydınlığın girmesi için mücadele edeceğiz. Bunu devrimci bir görev olarak görüyoruz. En güçlü oldukları yerlerde bile bu iktidara boyun eğmeyeceğimizi ifade etmek istiyoruz.
“GEBZE BELEDİYE BAŞKANI 5 YIL ÇALIŞMADIĞI KADAR, BU 1 AYDA ÇALIŞACAK”
Gebze’de seçim şöyleydi: Biz aday olana kadar AKP dünyanın en rahat seçimine gidiyordu. AKP’li belediye başkanı daha sokağa çıkmamıştı. Soranlara, ‘O evden çalışıyor’ diyorlardı. Gebze’deki adaylığımız gündem olmadan önce yerel seçimde, işçi sınıfının durumuna ilişkin tek bir laf edilebiliyor muydu? Gebze halkı durumdan çok memnun, belediye başkanı 5 yıl çalışmadığı kadar, bir ayda çalışacak. Yine orayı alamayacaklar ama biraz ter dökmeyi öğrensinler.
“BİZ BU SEÇİMDE O CEKETLERİ GARDIROPLARA ASMAYA GELDİK”
Belki dışarıdan basit gibi gözüküyor ama böylesi bir yerde adaylık iddiası ortaya koymak bile Türkiye siyasetinde dengeleri değiştiriyor. İşçi sınıfının hali, yaşadıkları konuşulmaya başladı. 31 Mart’tan 1 Nisan’a bir umut taşıyacaksak eğer emekçi mahallelerinde yeni bir alternatifin doğuşuna işaret ediyoruz. Muhalefetin de değişmesi lazım dedik ya, nasıl AKP-MHP ‘Buralar bizim kalemiz’ diye düşünüyorsa, Çankaya gibi birçok yerde de bir muhalefet tembelliği başladı. ‘Buranın onurlu insanları nasılsa bunlara oy vermez, o zaman buraya ceketimizi asar kazanırız’ diye düşünüyorlar. Biz bu seçimde o ceketleri gardıroplara asmaya geldik.”
]]>Destici, Sivas’ta Fidan Yazıcıoğlu Kültür Merkezi’nde proje tanıtım programında yaptığı konuşmada, partisinin Sivas belediye başkan adayı Adem Uzun’a destek istedi.
BBP’nin kurucu genel başkanı Muhsin Yazıcıoğlu’nun yanında 14 yaşından beri yer aldığını aktaran Destici, Sivas’ın BBP için önemli bir il olduğunu söyledi.
Destici, Cumhur İttifakı’nın ruhuna uygun olarak bazı bölgelerde seçime tek başlarına girdiklerini ifade etti.
“Kalbinde zerre kadar iman olanın Filistin ve Gazze davası olur”
Ülke gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Destici, İsrail’in Gazze’de insanlık suçu işlediğini belirtti.
İsrail’in Gazze’de 30 bin masum insanı öldürdüğünü vurgulayan Destici, ” Türkiye’de bir siyasi parti genel başkanı İsrail ile ilgili tek kelime etmiyor. Siyonist katillerle ilgili soykırımcılarla ilgili tek kelime etmiyor ama diyor ki ‘Hamas terör örgütüdür.’ İsrail’e şirin gözükmeye çalışıyor. Hamas, Filistin’in Gazze bölgesinin siyasi partisi, oranın yönetimini elinde bulunduran parti.” şeklinde konuştu.
“Başıboş saldırgan köpek bırakmayacağız”
Yerel seçimlerde kazandıkları tüm il, ilçe ve beldelerde önceliklerinin sahipsiz köpek sorununu çözmek olduğunu aktaran Destici, şunları kaydetti:
“Türkiye genelinde baktığınız zaman son yıllarda milletin en önemli dertlerinden biri sokak köpekleri oldu. Köpek saldırıları sonucu çocuk, kadın ve yaşlı insanların ölümleri oluyor. Bize yetki verilen her ilde, her ilçe ve beldede seçimi kazandıktan 1 ay sonra sokaklarda başıboş saldırgan köpek bırakmayacağız. Bunları imkan varsa hayvan barınaklarına alacağız, kısırlaştıracağız ama imkan olmadığı yerde de elbette uyutacağız. Önceliğimiz insan olacak.” ifadelerini kullandı.
“Kayyum uygulaması devam etmelidir”
Her partinin diğer partililerle görüşebileceğine dikkati çeken Destici, şöyle devam etti:
“İstisnamız ve kırmızı çizgimiz, terör örgütlerinin siyasi partileriyle iş yapılamaz. Eğer yapılırsa millete, devlete, vatana ve şehitlerimize ihanet olur. ‘Kent uzlaşısı’ adı altında seçim işbirliği yapıyorlar. DEM Parti, bir önceki adı HDP, ondan önceki adı BDP, ondan önceki adı HADEP, ondan önceki adı DEHAP böyle gidiyor. Bukalemun gibi sürekli isim değiştiriyorlar. İstanbul’da bir ilçeyi onların istediği yani terör örgütünün ve onun siyasi temsilcisinin istediği partinin adayını gösteriyorsunuz. Kazandığı zaman oraya geçecek. İstanbul’da metropolde düşünün, PKK’nın partisinin büyük bir ilçe belediyesi olacak. Elbette devlet gereğini yapacak. Şimdi birileri diyor ya ‘kayyum uygulamasına son verilecek.’ Niye son verilsin kardeşim. Eğer seçilen belediye başkanı terörle arasına mesafe koymazsa, teröristleri belediyeye doldurursa, belediyenin imkanlarını terör örgütü ve uzantıları için kullanırsa elbette kayyum atanır ve kayyum uygulaması devam etmelidir.
Yine son günlerde yeni çözüm sürecinden bahsediliyor. Şehit liderimizin Muhsin Başkanımızın terörle mücadeleyle ilgili sözlerinden cevap vermek istiyorum. Şehit liderimizin dediği gibi terörü ve teröristi yok etmek istiyorsanız onun tüm unsurlarına karşı topyekün mücadele edeceksiniz. Sadece dağda, ovada, sınır içinde, sınır dışında teröristlere karşı askerin, polisin yaptığı mücadele yetmez. Şehirde de biz mücadele edeceğiz, arkasında sermaye olanlarla da mücadele edeceğiz. Mecliste olanlarla da mücadele edeceğiz. Mecliste terör örgütünün partisi ve sözde milletvekillerinin olmasına da müsaade etmeyeceğiz.
Devlete baş kaldıranın başını koparırsınız. Şimdi Atatürkçü olduğunu, Atatürk’ün partisinin genel başkanı olduğunu söyleyenler şimdi bunlarla işbirliği yapıyorlar. İsyancılarla, devlete baş kaldırmış olanlarla işbirliği yapıyorlar. Atatürk olsaydı, 40 yıldır devlete savaş açmış terör örgütü siyasi partiyle iş yapar mıydı? Onlarla seçim işbirliği, ortaklık yapar mıydı? Atatürk devlete baş kaldırana ne yapmış, sen ne yapıyorsun? Terörle, teröristle arana mesafe koy, işbirliğini bitir.”
]]>Erdoğan, partisinin Atatürk Bulvarı’nda düzenlenen Muğla mitinginde vatandaşlara hitap etti.
Ramazan ayının rahmetli ve bereketli iklimine yaklaşıldığını dile getiren Erdoğan, “Bu yıl inşallah Ramazan Bayramı gelmeden beraberce 31 Mart’ta milli irade bayramını ilan edeceğiz. Cumhuriyetimizin ikinci asrına yakışır yeni bir kalkınma hamlesinin startını inşallah sizlerle birlikte sandıkta vereceğiz. Ülkemize ve Muğlamıza en büyük müjdemiz bu olacaktır.” diye konuştu.
Türkiye’yi 21 yıldır eser ve hizmet siyasetiyle yönetirken, her şehirde olduğu gibi Muğla’ya verdikleri sözleri tutmak için de gece gündüz çalıştıklarını vurgulayan Erdoğan, “Şairin diliyle ifade edilecek olursa: Yollarda izimiz var, Hak’tan niyazımız var. İkrardan dönmek olmaz, Muğla’ya sözümüz var.” ifadelerini kullandı.
Erdoğan, iktidara geldikleri günden bugüne Muğla’ya 122 milyar lira tutarında kamu yatırımı yaptıklarını bildirdi.
Eğitimde 3 bin 375 yeni derslik kazandırdıklarını, gençlik ve sporda 11 bin 157 kişi kapasiteli yükseköğrenim yurt binaları açtıklarını, 71 spor tesisi inşa ettiklerini belirten Erdoğan, şimdi de Muğla, Bodrum ve Fethiye’ye yeni spor tesisleri, Marmaris’e gençlik merkezi kazandırmak için çalıştıklarını söyledi.
Şehirdeki ihtiyaç sahiplerine, yaklaşık 4 milyar lira tutarında kaynakla destek olduklarını, toplam 1291 yataklı 15 hastanenin de aralarında olduğu 40 sağlık tesisi inşa ettiklerini aktaran Erdoğan, 150 yataklı Marmaris Hastanesi’nin de içinde yer aldığı 4 sağlık tesisinin yapımının sürdüğünü dile getirdi.
Muğla’da 3 bin 375 konutun yapımını tamamlayıp hak sahiplerine teslim ettiklerini, 2 bin 303 konutun yapımına devam ettiklerini bildiren Erdoğan, Muğla’da 2021 yazında yaşanan orman yangınlarının ardından 21 köy evi yaparak, hak sahiplerine teslim ettiklerini anlattı.
Kentsel dönüşüm kapsamında, Muğla’da 4 bin 455 bağımsız bölümün dönüşümünü gerçekleştirdiklerini ifade eden Erdoğan, hükümete geldiklerinde şehirde 8 atık su arıtma tesisiyle belediye nüfusunun yüzde 25’ine hizmet verildiğini, bugün ise 33 atık su arıtma tesisiyle belediye nüfusunun yüzde 94’üne hizmet ulaştırıldığını bildirdi.
“Yol çalışmalarımızı peyderpey tamamlayıp hizmete açacağız”
Erdoğan, Muğla’daki 6 millet bahçesi projesinden birini tamamladıklarını, diğerleriyle ilgili çalışmaları sürdürdüklerini dile getirdi.
Ulaştırmada 90 kilometreden devraldıkları bölünmüş yol uzunluğunu 463 kilometreye çıkardıklarını belirten Erdoğan, Aydın, Muğla, Ortaca, Antalya ve Milas-Bodrum ayrımı Güllük yolunu tamamladıklarını, Seydikemer, Söğüt ve Fethiye-Kalkan yollarında çalıştıklarını söyledi.
Bodrum çevre yolu ve Milas Batı çevre yolu projelerinin ön hazırlıklarını yaptıklarını dile getiren Erdoğan, “Şehrimizin pek çok yerinde devam eden yol çalışmalarımızı peyderpey tamamlayıp hizmete açacağız.” dedi.
Erdoğan, geçen yıl 5,5 milyon yolcu kapasitesine ulaşan Dalaman Havalimanı’nı ve 4 milyon yolcu kapasitesine ulaşan Milas Bodrum Havalimanı’nı yenilediklerini aktardı.
“Gemilerimiz, tarama çalışmalarına inşallah bu hafta başlıyor”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ören ve Turgut Reis yat limanlarını, Bodrum ve Güllük iskelelerini şehre kazandırdıklarını belirterek, “Fethiye ve Marmaris Körfezi’nin balçıktan temizlenmesi için gönderdiğimiz iki tarama ve dip temizleme gemisi dün itibarıyla bölgeye ulaştı. Gemilerimiz, tarama çalışmalarına inşallah bu hafta başlıyor.” dedi.
Erdoğan, Muğla’nın turizm ve tarım potansiyelini artırmak için hayata geçirmeyi planladıklarını, gerek kendilerinin gerek Muğla Büyükşehir Belediye Başkan adayı Aydın Ayaydın’ın pek çok projesi bulunduğunu belirtti.
Muğla’ya 8 baraj, 7 içme suyu tesisi, 20 sulama tesisi, 1 arazi toplulaştırma projesi, 70 taşkın koruma tesisi, 8 gölet ve 10 hidroelektrik santrali kazandırdıklarını anlatan Erdoğan, şöyle konuştu:
“İnşa ettiğimiz tesislerle Muğla’nın içme suyunu garanti altına aldık, kalan eksikleri de en kısa sürede tamamlıyoruz. Hizmete sunduğumuz sulama projeleriyle Muğla’da yaklaşık 145 bin dekar zirai araziyi sulamaya açtık. Yapımı devam eden 13 sulama tesisimiz tamamlandığında 165 bin dekar mümbit araziyi daha suyla buluşturacağız. Muğla’da toplam 60 bin dekar arazinin sulanmasına hizmet edecek 5 yeni baraj daha inşa ediyoruz. Şehrimizde 117 bin hektar alanda çalışma yaparak 510 milyon fidanı toprakla buluşturduk. Arıcılığı geliştirmek ve organik bal üretimini desteklemek için 18 bal ormanı kurduk. Tesis ettiğimiz 91 şehir ormanıyla vatandaşlarımıza rahat nefes alacakları alanlar oluşturduk. Muğlalı çiftçilerimize 34 milyar liralık tarımsal hibe desteği verdik. İstihdamı desteklemek için Muğla’daki işverenlere 6,5 milyar lira tutarında prim teşviki verdik.”
9 ilçeye daha doğal gaz arzı
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Muğla’ya, Menteşe’ye, Yatağan’a, Ula’ya, Kavaklıdere’ye ve Bayır’a doğal gaz arzı sağladıklarını belirterek, “Önümüzdeki dönemde Bodrum, Dalaman, Datça, Fethiye, Köyceğiz, Marmaris, Milas, Ortaca ve Seydikemer’e de doğal gaz arzını sağlamayı planlıyoruz.” dedi.
Erdoğan, Muğla’ya yapılan hizmetlere ilişkin gösterilen videonun ardından alandakilere “Muğla’ya Cumhur İttifakı belediyeciliği yakışır mı?” diye sordu.
Cumhur İttifakı belediye başkan adaylarıyla şehri gerçek belediyecilikle buluşturmak istediklerini dile getiren Erdoğan, her partinin ve her adayın kendine göre belediyecilik yapma iddiasında bulunabileceğini ancak bu konuda kimsenin kendileriyle yarışamayacağını söyledi.
Belediyecilikteki 30, hükümetteki 21 yıllık birikimleriyle Muğla’nın emrinde olduklarını söyleyen Erdoğan, şunları kaydetti:
“Muğla’nın her biri diğerinden güzel körfezlerinin temizliğinden altyapı ve büyükşehir kaynaklı imar sorunlarına kadar tüm meselelerinin çözümü için projelerimiz hazır. İşte Muğla’nın körfezlerinin halini görüyorsunuz değil mi? Nasıl koktuğunu görüyorsunuz değil mi? İşte bunu giderecek olan, siz sandıkta yeter ki bize destek verin. Şu anda Cumhurbaşkanı kim, Erdoğan. Hükümet, Cumhur İttifakı. Dolayısıyla yerel yönetimlerde de 31 Mart akşamı inşallah Cumhur İttifakı güven alırsa bizi tutana aşkolsun. Biz de tüm gücümüzle Muğla’yı her bakımdan daha müreffeh, daha güzel, daha huzurlu bir geleceğe hazırlayacağız. Çeyrek asırlık basiretsiz belediyecilik dönemini kapatacağı konusunda ben Muğla’ya güveniyorum. Muğla inşallah sandıkları patlatarak gerçek belediyecilik konusunda bize güvenini ortaya koyacaktır.”
“85 milyon vatandaşımızın yastığa başını huzur içinde koyması için adımlar atıyoruz”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, her şeyin başının huzur, huzurun ilk şartının da güvenlik olduğuna dikkati çekerek, Muğla’nın bir asır önce işgal yaşamış, ardından milli mücadeleyle istiklalini kazanmış şehir olarak bunun anlamını çok iyi bildiğini ifade etti.
Türkiye’nin 1970’li yıllarda maruz kaldığı ideolojik kavgaların her yer gibi Muğla’yı etkilediğini söyleyen Erdoğan, “Ardından PKK terör örgütüne karşı yürüttüğümüz mücadelede Muğlamız yüzlerce evladını şehit olarak toprağa verdi. Tarih boyunca vatan savunmasında en ön safta yer alan Muğlalı kahramanlarımız bugün de ülke içinde sınırlarımızda ve sınırlarımız ötesinde görev yapıyor. Muğla ve ülke olarak bu kadar fedakarlığı 85 milyon vatandaşımızın her birinin akşam yastığa başını huzur içinde koyması için bu adımları atıyoruz.” diye konuştu.
Türkiye’nin istikrarını bozmak isteyen emperyalistlerin ilk harekete geçirdikleri araçların terör örgütleri olduğunu belirten Erdoğan, yaklaşık 40 yıldır terörle mücadele eden ülkenin bu alandaki en önemli strateji değişikliğini kendilerinin yaptığını söyledi.
Cumhuriyet tarihinin en alçak ihanet girişimi olan 15 Temmuz’un ardından terörle mücadeleyi artık kendi topraklarında değil, terörün kaynağı olan yerlerde yürüteceklerini ilan ettiklerini hatırlatan Erdoğan, şöyle konuştu:
“Bunu Gabar’da yaptık mı? Bunu Tendürek’te yaptık mı? Bunu Cudi’de yaptık mı? Bütün bu teröristleri oralarda mağaralara gömdük mü? Yaparsa… Gene yapacağız. Çünkü milletimizin huzuruna kimse kastedemez. Irak ve Suriye’de bunları yaptık. Yola aynı kararlılıkla inşallah devam edeceğiz. Adaylarımızı sizlere emanet ediyorum. Takdim edeceğim, sizlere emanet edeceğim ve inşallah buradan da 31 Mart’a kadar durmadan, usanmadan yola devam edeceğiz. Karasıyla, deniziyle, havasıyla çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Belediye başkan adaylarımızın takdimiyle ara vermeden ve buradan 31 Mart akşamına kadar… Ben size inanıyorum, size güveniyorum. 31 Mart akşamı Muğla’yı özellikle takip edeceğim.”
Mitingden notlar
Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasının ardından Cumhur İttifakı Muğla Büyükşehir Belediye Başkan adayı Aydın Ayaydın ile ilçe belediye başkan adaylarını sahneye çağırarak, vatandaşları selamladı.
Mitinge, AK Parti Genel Başkanvekili Efkan Ala, AK Parti Genel Başkan Yardımcıları Nihat Zeybekci, Fatma Betül Sayan Kaya ve Çiğdem Karaaslan, Büyükşehir Belediye Başkan adayı Aydın Ayaydın’ın kızı AK Parti İstanbul Milletvekili Derya Ayaydın, AK Parti Muğla milletvekilleri, MHP Muğla İl Başkanı Oğuz Akarfırat ve partililer katıldı.
Miting alanında, “Bir lider var yanımızda, inandığımız yolda baş koyduk davamıza”, “Dere tepe gideriz, kapı kapı gezeriz, yorulmak nedir bilmeyiz” sloganları ile adayların tanıtım afişlerine yer verildi.
(Bitti)
]]>Seçer, tanıtım toplantısında önümüzdeki döneme ilişkin projeleri anlattı. Belediyecilikte bir model olduklarını söyleyen Seçer, “Memnuniyetle çalışıyoruz, çalışmaya da devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.
“Sözümüzdür, Mersin Metrosu tamamlanacak”
İkinci 5 yılda uygulamaya koyacakları projeleri sıralayan Seçer, metro projesi ile başladı. Metro projesinin süreci ile ilgili yaşananları anlatan Seçer, projenin Cumhurbaşkanlığı Yatırım Programına alınmasını sağladıklarını söyledi. Metro için, “Sözümüzdür, Mersin Metrosu tamamlanacak, Mersinlilerin hizmetine girecek” diyen Seçer, finansman arayışında olumlu gelişmeler olduğunu söyleyerek, çalışmaların hızla devam edeceğini vurguladı.
“Mersin Büyükşehir Belediyesi sosyal belediyeciliğin ta kendisidir”
Mersin’in artan nüfusuna dikkat çeken Seçer, geliri düşük vatandaşlar için hayata geçirecekleri ‘Sosyal Konut Projesi’nin Türkiye’ye model olabilecek bir proje olduğunu belirterek, “Kiralar aldı başını gitti. Binlerce orta-alt gelir grubuna uygun sosyal konut yapacağız. Birinci amacımız bu konutları vatandaşlarımıza kiraya vermek. İkinci amacımız gelişmelere göre ucuz konutlar yapıp, uygun fiyatlar ve şartlarda vermek. Bu; ikinci 5 yıllık dönemde bizatihi üzerinde duracağım ve Türkiye’ye model olacağını düşündüğüm çok değerli bir proje. İşte sosyal belediyecilik budur. Mersin Büyükşehir Belediyesi sosyal belediyeciliğin adıdır, ta kendisidir” şeklinde konuştu.
“Afet Yönetimi ve Lojistik Kampüsü kuracağız”
Mersin’in deprem bölgesinde olmadığını ancak dolaylı da olsa depremden etkilenen bir kent olduğunu ifade eden Seçer, 11 kentte meydana gelen deprem sonrasında vatandaşların Mersin’e sığındığını hatırlattı. Mersin’in tsunami, orman yangını ve kuvvetli yağışlarda da sel yaşanma riski olan bir kent olduğundan bahseden Seçer, “Depremden sonra Afet İşleri Dairesi Başkanlığını kurduk. Daha önce de İklim ve Sıfır Atık Dairesi Başkanlığını kurmuştuk. Deprem bizim için, tüm Türkiye için olduğu gibi önemli bir ders niteliğindeydi. Bu 2 daire ve diğer dairelerin katkılarıyla bu süreci başlattık” dedi. Büyükşehir olarak ‘Afet Yönetimi ve Lojistik Kampüsü’ kuracaklarını duyuran Seçer, “İkinci 5 yıllık dönemde de ciddiyetle üzerinde duracağımız çalışmalardan bir tanesi bu olacak.
Mersin’i depreme ve afetlere dayanıklılığı konusunda hazır hale getireceğiz” diye konuştu.
Tarımsal İnovasyon Merkezi kuracaklarını müjdeledi
Konuşmasında, ‘Tarımsal İnovasyon Merkezi’ kuracaklarını da müjdeleyen Seçer, “Tarım önemli. Özellikle elektrik faturaları tarımda sulama kooperatiflerinin baş belasıdır. Kooperatiflerin tarımsal Güneş Enerjisi Santrali (GES) projelerine destek vereceğiz. Nasıl fide-fidanda, sulama borusunda, alet ekipmanda ve hayvancılıkta destek veriyorsak burada da destek vereceğiz” ifadelerini kullandı.
“Mersin katılımcı demokrasi ile yönetiliyor”
Sivil toplum örgütlerinin temsilcileri ile katılımcı demokrasi anlayışı çerçevesinde sık sık bir araya geldiğinin de altını çizen Seçer, şöyle devam etti; “Hemşehri derneklerinden sendikalara, bütün sivil toplum örgütlerine kadar tüm odalarımızı, derneklerimizi dinliyoruz. Mersin katılımcı demokrasi ile yönetiliyor. Demokrasi lafta değil, uygulamalarla oluyor.”
Mersin’de yeni bir ekmek fabrikası açacaklarını da söyleyen Seçer, Mersin’de yaşayan herkese hitap edecek ekmek çeşitlerinin çıkacağını kaydederek aşevini de büyüteceklerini duyurdu. Binlerce insanın 3 çeşit sıcak yemeği 10 TL’ye aldığını hatırlatan Seçer, “Afiyet olsun, helal, hoş olsun. Yesinler, kendi paralarını yiyorlar. Kapasiteyi artıracağız. Silifke’ye de o bölgeye hitap etsin diye bir aşevi açacağız” şeklinde konuştu.
İkinci 5 yılında 13 ilçede yapılması planlanan projelerden söz eden Seçer, şu ifadeleri kullandı; “Mersin büyüyor, gelişiyor. Şehirler canlı organizmalar gibidir; büyürler, gelişirler ihtiyaçları bitmez. Bizlerin görevi de yeni ihtiyaçlara, yeni taleplere cevap vermektir. Bıkmadan, usanmadan bunu yapmaya devam edeceğiz. 5 yıllık süre boyunca ayrımcılık yapmadık. Kimseyi siyasi görüşünden, bulunduğu etnik yapısından, inanç grubundan dolayı kategorize etmedik.” – MERSİN
]]>Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı ve CHP’nin Adayı Seçer, düzenlediği ‘2. Dönem Tanıtım Toplantısı’nda Büyükşehir olarak gelecek 5 yılda hayata geçirecekleri projeleri kamuoyuna duyurdu. Toplantıda Seçer, ‘Kalkınmacı, sosyal ve yenilikçi belediyecilik’ alanında hayata geçirdikleri projeleri sıralarken, 2024-2029 dönemi için yatırım, hizmet ve faaliyet hedeflerini anlattı. Başkan Seçer, şunları kaydetti:
“Mersin büyüyor, değişiyor, kabuğunu kırıyor. Metro, otobüs, köprü, yol, kavşak; bu çalışmalarla Mersin gibi metropol kente yakışır hamleler yaptık. Kadına, yaş almışa, çocuğa, gence, dezavantajlı gruplara uyguladığımız sosyal politikalarla Türkiye’ye örnek olduk. Çocuklarımız için eğitimde, hastalarımız için sağlıkta, üreticilerimiz ve çiftçilerimiz için özellikle küçük ölçekli ve üretici kadınlar için tarımda önemli desteklerle belediyecilikte bir model olduk. Memnuniyetle çalışıyoruz, çalışmaya da devam edeceğiz.”
5 yıl önce yola çıkarken Mersinlilere üç temel başlık altında yapacaklarını anlattıklarını hatırlatan Seçer, tüm bu vaatlerin altını doldurduklarını belirtti, şunları dile getirdi:
“KENTİN 1/500 İMAR PLANLARINI BİTİRDİK”
“Bir tanesi kalkınmacı belediyecilikti. Sanayide, tarımda, turizmde, lojistikte, ticarette ne yapacağımızı anlattık. Bütün sektörlere destekler verdik. 20-25 yıldır yılan hikayesine dönen; kentin 1/5000’lik imar planlarını bitirdik. Sanayi bölgelerinin kurulumuna, turizm yatırımlarına destek verdik. Sahili ranta kapattık, halka açtık. Orada belediye kafeleri ile halka hizmet verilmesini sağladık.”
Tarım, lojistik, ticaret ve her sektörde, sektör aktörlerinin fikirlerini alarak hizmetlerini yaptıklarını ifade eden Seçer, gereken noktada da iş birliği yaptıklarını da kaydetti. Kentte yaşayan her gruba ulaştıklarını sözlerine ekleyen Seçer, şöyle devam etti:
“İNOVATİF, VİZYONER, YENİLİKÇİ BİR ANLAYIŞ GETİRDİK”
“Sosyal belediyecilikle Türkiye’ye örnek olduk. Her alanda çığır açtık. Kafalar değişti ne çok değişti. İnovatif, vizyoner, yenilikçi bir anlayış getirdik. Belediyecilik imalatı olarak bu yapılan yolların Türkiye’de örneği yok. ‘Mersin Büyükşehir yaparsa en iyisini ve kalitelisini yapar’ bunu belediyenin girişine yazdık. Hem yenilikçi hem kalkınmacı hem sosyal belediyecilik devam edecek. Artık bu anlayış, bu hizmetler bizim rutinimiz haline geldi. Ama yeni vizyonlar ortaya koymamız ve Mersin’i daha yükseklere taşımamız lazım.”
İkinci 5 yılda uygulamaya koyacakları projeleri sıralayan Seçer, sözlerine metro projesi ile başladı. Metro projesinin süreci ile ilgili yaşananları ayrıntılarıyla anlatan Başkan Seçer, projenin Cumhurbaşkanlığı Yatırım Programı’na alınmasını sağladıklarını duyurdu. Metro için Seçer, “Sözümüzdür. Mersin metrosu tamamlanacak, Mersinlilerin hizmetine girecek” dedi.
Mersin’in artan nüfusuna dikkati çeken Başkan Seçer, geliri düşük yurttaşlar için hayata geçirecekleri Sosyal Konut Projesi’nin Türkiye’ye model olabilecek bir proje olduğunu sözlerine ekledi, şu bilgileri verdi:
“ORTA-ALT GELİR GRUBUNA SOSYAL KONUT YAPACAĞIZ”
“Kiralar aldı başını gitti. Binlerce orta-alt gelir grubuna uygun Sosyal Konut yapacağız. Birinci amacımız bu konutları yurttaşlarımıza kiraya vermek. İkinci amacımız gelişmelere göre ucuz konutlar yapıp, uygun fiyatlar ve şartlarda yurttaşlarımıza vermek. Bu, ikinci 5 yıllık dönemde bizatihi üzerinde duracağım ve Türkiye’ye model olacağını düşündüğüm çok değerli bir proje. İşte sosyal belediyecilik budur. Mersin Büyükşehir Belediyesi sosyal belediyeciliğin adıdır, ta kendisidir.
“MERSİN’İ DEPREME VE AFETLERE DAYANIKLILIK KONUSUNDA HAZIR HALE GETİRECEĞİZ”
Depremden sonra Afet İşleri Dairesi Başkanlığı’nı kurduk. Daha önce de İklim ve Sıfır Atık Dairesi Başkanlığı’nı kurmuştuk. Deprem bizim için, tüm Türkiye için olduğu gibi önemli bir ders niteliğindeydi. Bu iki daire ve diğer dairelerin katkılarıyla bu süreci başlattık. İkinci 5 yıllık dönemde de ciddiyetle üzerinde duracağımız çalışmalardan bir tanesi bu olacak. Mersin’i depreme ve afetlere dayanıklılığı konusunda hazır hale getireceğiz.
“DURMADIK, DUYARSIZ VE KAYITSIZ KALMADIK”
Durmadık, duyarsız ve kayıtsız kalmadık. Çalışıyoruz. Bunu görmezlikten gelip, ‘Mersin’de trafik sorunu var, 5 yıldır bu yönetim çalışmadı, yetersiz kaldı’ dendiği noktada haksızlık ederler. Durmuyoruz, çalışıyoruz, gecemiz gündüzümüz Mersin için. Biz biliyoruz, vatandaş bizi seviyor, bize inanıyor ve güveniyor.”
Konuşmasında, ‘Tarımsal İnovasyon Merkezi’ kuracaklarını da müjdeleyen Seçer, şunları aktardı:
“GÜNEŞ ENERJİSİ SANTRALİ PROJELERİNE DESTEK VERECEĞİZ”
“Tarım önemli. Özellikle elektrik faturaları tarımda sulama kooperatiflerinin baş belasıdır. Kooperatiflerin tarımsal Güneş Enerjisi Santrali projelerine destek vereceğiz. Nasıl fide-fidanda, sulama borusunda, alet ekipmanda ve hayvancılıkta destek veriyorsak burada da destek vereceğiz.”
Köylerde kuracakları ‘Köyümüz Atölye Projesi’ne değinen Seçer, insanları doğdukları yerde doyurmanın ve yerinde kalkınmanın önemine vurgu yaparak, şöyle konuştu:
“Köyünüzde lavanta üretimi var, bu nasıl raf ürününe dönüştürülebilir? Lavantayı ürettik, lavanta olarak satarsak başka, katma değer katarsak başka… Bunları öğreteceğiz. Gerekiyorsa coğrafi işaret alınacak, paketlemesi, pazarlaması, bütün aşamaları öğrenilecek. Tarımda yaptıklarımız, sürdürülebilir, netice alınabilir ve ekonomiye katkı sunan projeler.”
“YÖRÜK YAŞAM OBASI KURACAĞIZ”
Darısekisi Örnek Köyü’nü kurduklarını ve buranın da güzel ziyaretçi alan bir yer olduğunu dile getiren Seçer, “Yörük Yaşam Obası kuracağız. Müze, sergi alanı, atölyelerden Yörük ürünleri pazarından Yörük mutfağına, dokuma ve çarpana üretim alanına kadar Yörük yaşamına ilişkin her fonksiyonun olduğu çok güzel bir Yörük Yaşam Obası’nın Mersinlilere ve Yörüklerimize sözünü veriyoruz” diye konuştu.
Sivil toplum örgütlerinin temsilcileri ile katılımcı demokrasi anlayışı çerçevesinde sık sık bir araya geldiğinin de altını çizen Seçer, konuşmasına şöyle devam etti:
“MERSİN, KATILIMCI DEMOKRASİ İLE YÖNETİLİYOR”
“Hemşehri derneklerinden sendikalara, bütün sivil toplum örgütlerine kadar tüm odalarımızı, derneklerimizi dinliyoruz. Mersin katılımcı demokrasi ile yönetiliyor. Demokrasi lafta değil, uygulamalarla oluyor. Herkes ve her renk burada. İnsanları bir arada ve kardeşçe tutmak önemli. Bu da barış, saygı ve kardeşlik diliyle olur. İnsanları siyasi görüşünden, mezhebinden, meşrebinden ayırarak, onları üzerek ve korkutarak olmaz, sevgiyle olur. Biz tüm Mersin’i kucaklıyoruz, herkesi seviyoruz ve sayıyoruz.”
YENİ EKMEK FABRİKASI KURULACAK, AŞEVİ BÜYÜTÜLECEK
Mersin’de yeni bir ekmek fabrikası açacaklarını da duyuran Seçer, kentte yaşayan herkese hitap edecek ekmek çeşitlerinin çıkacağını kaydedetti, Aşevi’ni de büyüteceklerini açıkladı.
Bisiklet yol ağını geliştirdiklerini vurgulayan Seçer, 148 kilometre bisiklet yolunu 400 kilometreye çıkaracaklarını belirtti. Mersin’i Avrupa Bisiklet Ağı’na aldıracaklarını açıklayan Seçer, şöyle devam etti:
“MERSİN, BİSİKLET TURUNA ÇIKANLARIN UĞRAK YERLERİNDEN OLACAK”
“Dünyada bisiklet turuna çıkanların uğrak yerlerinden biri de bundan sonra Mersin olacak. Dünyanın her tarafından bisiklet tutkunları buraya gelecek. Kent böyle tanınıyor, ekonomisi böyle oluyor. Biz nerede ne olması gerekir, hangi çeşit bitki olması gerekir kaç tane olması gerekir bunu da çalıştık. Önümüzdeki 5 yıl 2,5 milyon ağaç ve bitki ekimi hedefliyoruz.”
İkinci 5 yılında 13 ilçede yapılması planlanan projelerden söz eden Seçer, aktardığı hizmetlerin yüzlerce çalışmadan sadece bazıları olduğunu ifade etti. Başkan Seçer, sözlerine şöyle son verdi:
“13 İLÇEDE BAŞARIDAN BAŞARIYA KOŞMAK İÇİN MÜCADELE EDECEĞİZ”
“Mersin büyüyor, gelişiyor. Şehirler canlı organizmalar gibidir; büyürler, gelişirler ihtiyaçları bitmez. Bizlerin görevi de yeni ihtiyaçlara, yeni taleplere cevap vermektir. Bıkmadan, usanmadan bunu yapmaya devam edeceğiz. 5 yıllık süre boyunca ayrımcılık yapmadık. Kimseyi siyasi görüşünden, bulunduğu etnik yapısından, inanç grubundan dolayı kategorize etmedik. Şimdi seçime gidiyoruz. Mersin’den hiçbir endişemiz yok. Emin olun Mersin’de güçlüyüz. Önemli olan tüm Türkiye’de güçlü olabilmek. Tüm Türkiye’de güçlü çıkalım. Ben hepinizi, tüm partililerimi göreve çağırıyorum. Bulunduğunuz ilçede ilçe belediye başkan adayınıza, büyükşehir belediye başkanınıza, meclis seçimlerinde partinize destek olmaya, bir olmaya, birlik olmaya çağırıyorum. 13 ilçemiz var, bir de Büyükşehir. 13 ilçede başarıdan başarıya koşmak için mücadele edeceğiz ve başaracağız. Çünkü çalışıyoruz, çalışacağız. Beraber, birlikte çalıştık, çalışıyoruz, çalışacağız. Kazanacağız, başaracağız.”
Toplantı, Başkan Seçer ve eşi Meral Seçer’in, CHP il ve ilçe yöneticileri ile belediye başkan adaylarıyla birlikte zafer pozu vermesinin ardından sona erdi.
]]>Bahçelievler Şule Yüksel Şenler Bilim Merkezi ve Kütüphanesi açılış törenine katılan Kacır, “7’den 77’ye tüm vatandaşlarımızın bilim ve teknolojiye merakını artıracak bu merkezin Bahçelievler’e, İstanbul’a hayırlı, uğurlu olmasını temenni ediyorum.” diye konuştu.
Konuşmasında 28 Şubat Darbesi’ne atıf yapan Kacır, “Hafızalarımız taze, hafızalarımız diri. Hafızalarımızı diri tutmamıza vesile olan bayrak isimlerden biri de bugün açılışını gerçekleştirdiğimiz bilim merkezi ve kütüphanemizin de adını taşıyacak olan Şule Yüksel Şenler’dir.” ifadelerini kullandı.
Kacır, Şenler’in yaşantısıyla, şahsiyetiyle, asaletiyle topluma rehberlik ettiğini vurgulayarak, “Cezaevi günlerinde sergilediği duruşla, güçlü kalemi ve güçlü kelamıyla verdiği mücadeleyle gerçek bir yol göstericiydi. Ne mutlu ki bugün onun mirasını yaşatanlar bilimden sanata, siyasetten bürokrasiye toplumsal hayatın her yerinde özgürce ve hiçbir ayrıma tabi tutulmadan kendilerine yer buluyor. ” diye konuştu.
“Türkiye’yi küresel bir üretim ve teknoloji geliştirme üssü haline getirdik”
Türkiye’nin sanayileşmede, bilimde ve teknolojide akamete uğratılmış hikayelerle dolu tarihine ve talihine yeni bir istikamet kazandırdıklarını söyleyen Kacır, araştırma ve inovasyon ekosistemi, planlı sanayi alanları, girişimcilik kültürü ve nitelikli insan kaynağıyla Türkiye’yi küresel bir üretim ve teknoloji geliştirme üssü haline getirdiklerini vurguladı.
Kacır, Cumhuriyet’in ikinci asrına bilim ve teknolojide iddia kazanmış, savunma teknolojilerinde mucize sayılabilecek başarılara imza atmış ve yeryüzünde adalet ve merhameti hakim kılmayı amaç edinmiş bir Türkiye olarak adım attıklarını belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ve şimdi Milli Teknoloji Hamlesiyle ülkemizde son 22 yılda elde ettiğimiz kazanımları daha ileriye taşıyoruz. Ekonomik ve siyasi bağımsızlığın teknolojik bağımsızlıktan geçtiği düsturuyla kritik teknolojileri milli olarak geliştirmemize, yüksek teknoloji alanlarında rekabetçi ürün ve hizmetler sunmamıza imkan tanıyacak program ve projeleri hayata geçiriyoruz.
Bayraktar TB-2, Akıncı, Aksungur, Hürkuş, Hürjet, TCG Anadolu, Togg, Kızılelma ve Kaan… Milli Teknoloji Hamlemizin bu vizyon eserlerinin hepsinde ömür sermayesini bu ülkenin kalkınması ve güçlenmesi için adayan bir gençliğin alın teri var, akıl teri var.”
TEKNOFEST gençliğinin gümbür gümbür geldiğini anlatan Kacır, gençlerin sahip olduğu potansiyeli ortaya çıkarmaya devam ettiklerinin altını çizdi.
Kacır, Türkiye genelinde teknolojiye yönelik farkındalığı artırmak için 81 ilde Deneyap teknoloji atölyeleri kurduklarının vurgulayarak, “Ortaokul ve lise öğrencimize geleceğin teknolojilerini şekillendirecek yenilikçi disiplinlerde 36 aylık ücretsiz eğitim imkanı sunuyoruz. ‘Stajyer Araştırmacı Burs Programı’ kapsamında, 7 binden fazla öğrencimizin üniversite lisans eğitimleri esnasında AR-GE projelerinde yer almasını destekliyoruz. İstanbul ve Kocaeli’de açtığımız yeni nesil yazılım okullarımızda öğrencilerimize ücretsiz yazılım eğitimi veriyoruz. Bugüne kadar büyük ölçekli 10 bilim merkezimizi bilim gönüllülerimizin hizmetine sunduk. 6 ilimizde daha bilim merkezi kurulması için çalışmalarımıza devam ediyoruz. Ziyarete açık olan bilim merkezlerimizde bugüne kadar 10,5 milyon vatandaşımızı ağırladık.” değerlendirmesinde bulundu.
Bugüne kadar 13 ilçedeki bilim merkezlerinde gerçekleştirilen eğitim atölyelerine 775 binin üzerinde gencin katıldığına işaret eden Kacır, “Dün ilçe ölçeğinde 14. bilim merkezimizi, Çekmeköy’e kazandırmıştık. Bugün de 15.sinin açılışını gerçekleştirmenin gurur ve mutluluğunu yaşıyoruz.” dedi.
Kacır, hükmettiği her coğrafyada asırlara meydana okuyan kütüphaneler inşa eden bir ecdadın torunları olarak kitapların mana yolculuğunda en kıymetli yol arkadaşları olduğunun da bilincini taşıdıklarını söyleyerek, “İşte bu anlayışla ülkemizin dört bir yanında birçok modern kütüphaneyi hizmete aldık. Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi’ni, Rami Kütüphanesi’ni gençlerimiz başta olmak üzere, yediden yetmişe farklı yaş gruplarından vatandaşlarımızın hizmetine sunduk. Geçtiğimiz hafta Gaziantep’teydim. Şahinbey’de bir ilçe belediyemizin hizmete almaya hazırlandığı muhteşem bir kütüphane gördüm. Bizim ilçe belediyelerimizin ürettiği hizmetlere, başkalarının tatil yaparak yönettikleri büyükşehir belediyeleri yetişemiyor.” diye konuştu.
“Biz karıncalar gibi milletimizin emrinde çalışıyoruz”
AK Partili belediye başkanlarının Türkiye’nin dört bir yanında eser siyaseti ile gayretlerini sürdürdüğüne işaret eden Kacır, şunları söyledi:
“Biz karıncalar gibi milletimizin emrinde çalışıyoruz. Başkaları ağustos böcekleri gibi günlerini tatilde geçirdiler. Milletimiz ne diyorsa bizim için baş tacı. Yeter ki milletimiz, şu yaşadığımız şehirleri güzelleştirmek, bu şehirleri geleceğe taşımak adına önümüzdeki 5 yıl gecesini gündüzüne katacak adaylarımıza destek veriyor olsun. Biz inanıyoruz ki bizim adaylarımız Allah’ın izniyle önümüzdeki 5 yılda bu şehirlerin tüm ihtiyaçlarını karşılamak için canla başla çalışacaklar. Neredeyse Bahçelievler’in tüm okullarında spor salonları var. Sordum arkadaşlarıma ‘Rahmetli Kadir Başkan Bahçelievler’de kaç spor salonu yapmış?’ Dediler ki 10 spor salonunu rahmetli Kadir Topbaş, Büyükşehir Belediye Başkanı olarak Bahçelievler’e kazandırmış”
‘Son 5 yılda okullarımızda yapılan ilave bir spor salonu var mı?’ diye sordum. ‘Büyükşehir belediyesi tarafından yok’ dediler. Karar Bahçelievler’in, karar milletin. Türkiye’de Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul’da Murat Kurum, Bahçelievler’de Hakan Bahadır. Allah’ın izniyle bu üçlü hem Türkiye’yi hem İstanbul’u hem Bahçelievler’i geleceğe taşıyacak.”
]]>Hüseyin Baş, İstanbul’un Adalar ilçesini ziyaret etti. Baş’a ziyaretinde, BTP Adalar Belediye Başkan Adayı Serkan Güngör ve BTP İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Cihan Erdoğanyılmaz eşlik etti.
Hüseyin Baş Heybeliada’da esnaf ziyareti yaptı, vatandaşlardan seçimlerde destek istedi. Sıkıntılarını dile getiren esnaf, “Fiyatlar sabit kalsın maaşlar da artmasın, fiyatlar da artmasın. Biz ondan yanayız” dedi. BTP lideri ile karşılaşan bir kadın ise “Sizi çok takdir ediyorum. Atatürkçülüğünüze bayılıyorum ve sizi her yerden takip ediyorum. Başarılar diliyorum” dedi. Bir başka vatandaş ise “Rahmetli babanızı çok dinlerdim, beynime de kalbime de güzel hitap etti” derken bir diğeri de, “Rahmetli babanızı çok beğenirdim Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun. Tam Atatürkçü bir insandı” ifadelerini kullandı.
“İSTANBUL’A DAMGA VURACAĞIZ”
Büyükada’da BTP İstanbul adaylarının tamamının katılımıyla toplantı düzenlendi. İlk konuşmayı BTP Adalar Belediye Başkan Adayı Serkan Güngör yaptı. Güngör, “Genel Başkanımız bana çok büyük bir mücadele azmi verdi. Başta ülkemiz olmak üzere, başta yaşadığım İlçe olmak üzere gerçekten mücadele etmek için ne gerekiyorsa yapmam gerektiğini bana gösterdi. Bundan sonra da Adaları almak yine çok değerli Cihan Erdoğanyılmaz başkanımın projeleriyle birlikte İstanbul’a bir damga vuracağız. Diğer ilçelerde de çok güzel sonuçlar alarak Bağımsız Türkiye Partisi’nin bu ülkede neler yapmak istediğini, nerelere gidilebileceğini hep birlikte göstereceğiz ve artık yeni bir kapıyı açmış, bu ülke için yeni bir umut olmuş olacağız” dedi.
“SOSYAL BELEDİYECİLİK ANLAYIŞINI HAYATA GEÇİRECEĞİZ”
BTP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Cihan Erdoğanyılmaz ise konuşmasında “Bağımsız Türkiye Partisi Türkiye’nin her yerinde en fazla kadın ve genç aday gösteren parti olarak bir farkındalık yaratmak istiyor. Ülkenin sorunlarının çözülebileceğini, bundan 100 yıl önce Mustafa Kemal Atatürk nasıl bu karanlıktan bir Cumhuriyet kurdu, sanayi ve teknoloji devrimini gerçekleştirdi ise, ülkemizi muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkardı ise biz de bugün aynı politikaları uygulayarak bunu başaracağız. Kurucu Genel Başkanımızın çok önemli eseri Milli Ekonomi Modeli’nin belediyecilik perspektifini, sosyal belediyecilik anlayışını hayata geçireceğiz” ifadelerini kullandı.
BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş ise konuşmasında şu ifadelere yer verdi:
“ÜLKENİN ADİL İNSANLAR TARAFINDAN YÖNETİLMEYE İHTİYACI VAR”
“Gezdik gördük, Türkiye’nin her yerinde ciddi bir yoksulluk var, ciddi bir ekonomik bozukluk var” dedi ve şöyle devam etti, “İnsanımız, esnaf para kazanamıyor, işçi kazandığı parayla geçinemiyor, memur aldığı parayla geçinemiyor, emekli zaten harçlık niyetine bir para alıyor. Böyle bir durum var ama tam bu ortamda kişi başı düşen milli gelirimiz 13 bin küsur dolar olarak açıklandı. Bu, kişi başı milli gelir değil de birkaç kişi başı milli gelir olabilir çünkü bizde öyle kişi başına düşen bir gelir yok! Bunun tek bir açıklaması olabilir; bir yerde zenginlik artıyor ve buna mukabil yoksulluk da artıyorsa bu, zenginliği imtiyazlı bir sınıfın kendi arasında pay ettiğinin, adaletin ortadan kalktığının ve insanların o zenginliğe rağmen yoksulluğa itildiğinin ispatıdır. Dolayısıyla bu hükümetin bir an evvel bu işlerden elini çektirerek ülkenin adil insanlar tarafından yönetilmeye ihtiyacı vardır.
Hükümet tarafında ne kadar yolsuzluk varsa, ne kadar hesap vermemezlik, ne kadar şeffaflıktan uzaklık varsa bakıyoruz muhalefetin belediyelerinde de, parti içi işlerinde de aynı durumun varlığını görüyoruz. Dolayısıyla hani denir ya; al birini vur ötekine! Türk siyaseti al birini vur ötekine durumuyla resmen karşı karşıyadır.
Ülkede eğer liyakat değil de sadakat esasıyla iş yapılıyorsa o ülkede gelişme olamayacaktır. Bunu biz iktidar için söylüyoruz ama muhalefette de durum aynı. Örnek verelim; Hatay’da Cumhuriyet Halk Partisi mevcut belediye başkanını aday çıkardı. Mevcut belediye başkanının en belirgin özelliği ne? Hatay’da binlerce insanımızın altında mahsur kaldığı, yüzlerce insanımızın can verdiği binaları yapan bir müteahhidin ve bu tip müteahhit gruplarıyla çok yakın çalışan bir insan olması ve bunu kendisi de itiraf ediyor olması, kişinin öne çıkan özelliği bu.”
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu ve Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te, moderatörlüğünü Kaliforniya Eyalet Üniversitesinden Prof. Dr. Nancy Snow’un yaptığı söyleşiye konuk olan Özdemir, kendisine sorulan soruları yanıtladı.
Özdemir, Türkiye’nin yumuşak güç uygulamalarını konu alan bir kitabının da bulunduğunu hatırlatarak, Türkiye’nin 2000’li yıllardan sonra yumuşak güç uygulamalarını merkeze aldığını ve böylece hem dış politikada hem de diğer alanlardaki politikalarını belirli çerçevelere oturtan bir liderliğe sahip olduğunu vurguladı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bu noktadaki pozisyonunun ve yumuşak güç uygulamalarına verdiği önemin oldukça kritik olduğunu belirten Özdemir, “Türkiye’nin yumuşak güç uygulamalarını hem yakın coğrafyasında hem de küresel çapta kritik anlarda ortaya koyduğunu görüyoruz.” diye konuştu.
Özdemir, yumuşak gücü kamu diplomasisi başta olmak üzere çeşitli kavram setleriyle aktarmaya çalıştıklarını anlatarak, kamu diplomasisinin uluslararası ilişkiler disiplininde önemli yere sahip olduğunu ifade etti.
Türkiye’nin diplomatik temsilcilik sayısı bakımından dünyada üçüncü sırada olduğuna dikkati çeken Özdemir, İletişim Başkanlığının bağlı ve ilişkili kuruluşları olan Anadolu Ajansı, TRT ve Basın İlan Kurumu’nun küresel çapta medya çıktılarını etkileyen bir çerçeveye sahip olduğunu ve bu anlamda yapılan çalışmaları anlattı.
Özdemir, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı bünyesinde yer alan Dezenformasyonla Mücadele Merkezi vasıtasıyla ulusal ve uluslararası dezenformasyon, bilgi kirliliği ve yalan haberlerle mücadele ettiklerini bildirdi. Özdemir, Türkiye’nin dizi film sektöründe ciddi atılımlar yaptığına işaret ederek, bu bağlamda uluslararası alanda diziler, filmler, yapımlar ortaya koyarak ülkenin cazibe merkezi haline geldiğini vurguladı.
Sağlıklı bir iletişim ekosisteminin tesisi için bu alanda yapılan ulusal ve uluslararası anlaşmaların çok kritik olduğunu bildiren Özdemir, İletişim Başkanlığı olarak ADF’de düzenledikleri “Kurşun Geçirmez Düşler: Gazzeli Çocuk Ressamlar Sergisi”nin hikayesini de anlattı.
“Vahşete ilk dur diyen ülke Türkiye olmuştur”
Türkiye’nin çeşitli krizlerle çevrili bir coğrafyada önemli bir aktör olduğuna vurgu yapan Özdemir, şöyle devam etti:
“Türkiye, Orta Doğu’nun ve bölgesindeki ülkelerin güvenlik noktasında ilk başvurduğu, diplomatik krizlerde kapısı ilk çalınan, ekonomik problemlerde ilk yardım istediği hami ülke pozisyonunda. Bu durum, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde oluşturduğumuz temel yaklaşımdır. Küresel alanda Türkiye krizlerin barışçıl çözümünde ve uluslararası arabuluculuk noktasında etkili rol oynamıştır. Bu noktada Cumhurbaşkanımız Erdoğan, kapıyı çalan kim olursa olsun geri çevirmemiştir. Herkese destek vermiş, yol göstermiştir, muhtaç olan kim varsa yardımcı olmuştur. Türkiye Cumhuriyeti’nin bu güçlü konuma ulaşmasında Cumhurbaşkanımızın liderliği ve motivasyonu vardır.”
Orta Doğu’dan Balkanlara kadar bölgesinde yaşanan tüm krizlerde Türkiye’nin hem arabuluculuk noktasında hem insani yardımlarda baş aktör olduğunu vurgulayan Özdemir, Ukrayna-Rusya savaşının yanı sıra Gazze’deki vahşetin durdurulması için Türkiye’nin verdiği mücadeleyi anlattı.
Özdemir, sözlerini şöyle tamamladı:
“Buradaki insani krize, yaşanan vahşete, çocukların ölümüne, ailelerin parçalanmasına insanların yerinden edilmesine ve uygulanan vahşete dur diyen ilk ülke Türkiye olmuştur. Türkiye, yardımlarıyla ve uluslararası alandaki diplomatik girişimleriyle bu haklı davanın takipçisi olmuştur. Cumhurbaşkanımız Erdoğan, bu vahşetin durdurulması için birçok noktada efor sarf etti ve sarf etmeye de devam etmekte. Filistin’de kalıcı barışın sağlanması için elinden geleni yapmakta. Cumhurbaşkanımızın pek çok uluslararası platformda güçlü bir şekilde Gazze’deki vahşete, zulme dur dediğini görüyoruz. Dün Cumhurbaşkanımız vahşetin sona ermesi, barışın sağlanması için Türkiye’nin garantör ülke olarak pozisyon almaya hazır olduğu vurguladı. Türkiye’yi özel kılan Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın bu kalbi gayreti ve inancıdır.”
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te moderatörlüğünü TRT World Sunucusu Maria Ramos’un üstlendiği panele Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Marija Pejcinovic Buric, Birleşmiş Milletler (BM) Medeniyetler İttifakı (UNAOC) Yüksek Temsilcisi Miguel Angel Moratinos, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatının (AGİT) Müslümanlara Karşı Hoşgörüsüzlük ve Ayrımcılıkla Mücadele Özel Temsilcisi Büyükelçi Evren Dağdelen Akgün, AGİT bünyesinde yer alan Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Ofisi (ODIHR) Direktörü Matteo Mecacci ve eski Ürdün Başbakanı Avn Şevket el-Hasavne katıldı.
Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Buric, Avrupa başta yer almak üzere dünya genelinde yükselen İslam karşıtlığıyla mücadelenin ilk adımının “bir sorun olduğunu kabul etmek”ten geçtiğine dikkati çekerek, ayrımcılığı önlemek için mağdur merkezli yaklaşım benimsenmesine ihtiyaç olduğunu belirtti.
İslam karşıtlığıyla mücadele için çabaların artması gerektiğini vurgulayan Buric, “Mağdurlar cezalandırılmayacaklarını hissetmeli, bu yüzden kovuşturma da önemlidir.” dedi.
Buric, İslam karşıtlığının küresel sorun olduğuna, hiçbir ülke veya kuruluşun bu sorunla yalnız başa çıkamayacağına dikkati çekerek, bu nedenle kolektif sorumluluk almanın ve işbirliğinin önemine değindi.
“Kesinlikle çok zor zamanlar geçiriyoruz. Genel olarak hukukun üstünlüğü, demokrasi ve insan haklarında bir gerileme söz konusu.” diyen Buric, İslam karşıtlığı başta gelmek üzere ayrımcılığı önlemek için çeşitli araçların olduğunu ancak bunların uygulanmadığını savunarak, bu noktada siyasi iradeye yönelik ihtiyaca işaret etti.
Birlik halinde yaşamak için insanların birbirinden korkmaması gerektiğini söyleyen Buric, “Nefretin ortaya çıkmasına izin verirsek toplumlarımız yok olur ve bir gelecek olmaz.” dedi.
“Siyasi liderler de nefret söylemlerinde bulunuyor”
UNAOC Yüksek Temsilcisi Moratinos, İslam karşıtlığının temelinde nefretin olduğunu ve nefretin de tarih boyunca çatışma ve savaşlara yol açtığını anlattı.
Moratinos, şunları kaydetti:
“Nefretin geri dönmüş olmasından dolayı çok üzgün olduğumu söylemeliyim. Düşmanlarımız olabilir, muhaliflerimiz olabilir, rakiplerimiz olabilir ama nefretin derecesi bugünün dünyasında son derece tehlikeli bir ivmeye ulaştı.”
Moratinos, İslam karşıtlığıyla mücadele için kınamanın yeterli olmadığını söyleyerek, asıl yapılması gereken şeyin insanların bilinçlerini değiştirmek olduğunu dile getirdi.
Bugün nefretin 11 Eylül saldırılarından sonra ulaştığı seviyeden daha kötü olduğuna dikkati çeken Moratinos, “Kişisel, siyasi ve profesyonel hayatımda ayrımcılığın, ırkçılığın, yabancı düşmanlığının, İslam karşıtlığının, antisemitizmin, Hıristiyan fobisinin bu derece artığını hiç görmemiştim. Çılgın bir dünyanın içindeyiz.” dedi.
Avrupa’da artan İslam karşıtlığına işaret eden Moratinos, kıtada İslam’a yönelik saldırılar söz konusu olduğunda ifade özgürlüğü ile din ve inanç özgürlüğü arasında hangisinin önemli olduğuna yönelik tartışmanın gündeme geldiğini söyledi.
Moratinos, sözlerini şöyle sürdürdü:
“İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 19. maddesi ifade özgürlüğü, 18. maddesi din ve vicdan özgürlüğüdür. 19. madde mi, 18. madde mi ağır basmalı? İkisini etkileşimli hale getirmeliyiz. İfade özgürlüğü, diğer özgürlüklerin üzerinde ya da altında diyemeyiz.”
Moratinos, siyasi liderlerin de nefret söylemlerinde bulunduğuna işaret ederek, “Beni asıl endişelendiren siyasi liderlerin de nefret söyleminde bulunuyor olması. Bu, çok tehlikeli. İslam karşıtlığını, antisemitizmi, ayrımcılığı ve ırkçılığı teşvik edenler de onlar.” eleştirisinde bulundu.
İslam karşıtlığı ve ırkçılık gibi sorunların yayılmasına engel olmak için ülkelerin gerekli yasal düzenlemeleri yapması gerektiğini anlatan Moratinos, şunları kaydetti:
“Yakın zamanda İsveç ve Danimarka’da buna şahit olduk. Her cuma bir adamın caminin önüne gidip Kur’an’ı Kerim’i yakması konusunda hiçbir şey yapamayacaklarını söylediler. Nasıl bir şey yapamazsınız? Kamuoyunu, uluslararası ilişkilerinizi etkileyeceğini, kendi toplumuzda ve uluslararası toplumda kutuplaşma yaratacağını bilirken bir şeyler yapılmalı.”
“Her tarafta kutuplaşmalar görüyorsunuz”
AGİT Müslümanlara Karşı Hoşgörüsüzlük ve Ayrımcılıkla Mücadele Özel Temsilcisi Büyükelçi Dağdelen Akgün de dünyanın bir çok zorlukla karşı karşıya olduğunu belirterek, bu sorunlarla baş edilmesi için ortak çabanın gerektiğini dile getirdi.
Birlikte yaşamanın temelinin karşılıklı saygıya dayandığını vurgulayan Dağdelen Akgün, İsrail’in Gazze’ye saldırılarından itibaren İslam karşıtlığının artığını kaydetti.
Dağdelen Akgün, ırkçılığın temelinde saldırganlığın olduğunu söyleyerek, “Her tarafta kutuplaşmalar görüyorsunuz ve her şey bir nevi sarmal oluşturup kartopu gibi büyüyor.” dedi.
Ülkelerde yaşanan ekonomik sorunların nedeni olarak göçmenlerin “günah keçisi” ilan edildiğini belirten Dağdelen Akgün, toplumdaki ayrımcılığın aşırı sağcı politikacılar tarafından körüklendiğini savundu.
Dağdelen Akgün, İslam karşıtlığıyla mücadelede çabaların sürekli ve tutarlı olması gerektiğini vurguladı.
“Nefret içeren her türlü şiddetin tanınması ve cezalandırılması gerekir”
ODIHR Direktörü Mecacci, nefret suçlarıyla mücadele için bu suçların tespit edilip raporlanmasının önemine değinerek, devletlerin “nefret suçunu” bir şiddet olarak kabulünün gerektiğini söyledi.
“Nefret içeren her türlü şiddetin tanınması ve cezalandırılması gerekir.” diyen Mecacci, emniyet güçlerinin ön yargıya sahip olduğu ülkelerde vatandaşların karşılaştıkları nefret suçunu bildirmekten çekindiklerini anlattı.
Mecacci, Müslümanlara karşı işlenen nefret suçlarında eksik raporlama yapıldığının tespit edildiğini dile getirerek, nefret suçlarıyla ilgili sahip olunan verilerin gerçek durumun çok altında olduğunu belirtti.
Medyada İslam karşıtlığının sıklıkla yapıldığını kaydeden Mecacci, bu nedenle Avrupa’daki Müslümanların tehlike altında olduğunu ifade etti.
Mecacci, dünya genelinde yapılacak seçimlerdeki kampanyaların kutuplaştırıcı olduğuna ve bunların en çok azınlıkları etkilediğine dikkati çekerek, “Irkçı hakaretler ve klişeler daha fazla kullanılmaya başlıyor çünkü gittikçe daha çok işe yarıyor. Peki bunu nasıl bitireceğiz? ‘Yeter, bunun demokratik bir toplumda yeri yok.’ diyecek siyasi liderlere ihtiyacımız var.” dedi.
“İfade özgürlüğü, İslam’a düşmanca hakarete izin vermez”
Eski Ürdün Başbakanı Hasavne, İslam karşıtlığının dünyada yükselişte olmasının nedeninin Soğuk Savaş’ın bitmesinin ardından “yeni düşman arayışı” olduğunu kaydetti.
Uluslararası hukukta yaşanan gerilemenin ırkçılık ve yabancı düşmanlığı gibi fenomenleri artırdığını savunan Hasavne, “Gazze’deki mevcut çatışmaya ve BM Güvenlik Konseyinin ve büyük ölçüde de Genel Kurulun etkisizliğine bakın.” eleştirisinde bulundu.
Hasavne, demokrasilerde de düşüş olduğunu dile getirerek, “Demokrasi, çoğunlukçuluğa dönüşüyor.” dedi.
Tarih boyunca yabancıya yönelik korkunun her zaman var olduğunu anlatan Hasavne, Avrupa’daki İslam karşıtlığını da bu nedene bağladı.
Hasavne, “Sözleşmelerle güvence altına alınan ifade özgürlüğü hakkının, insanların İslam’a ve Müslümanların duygularına düşmanca hakaret etmelerine izin veren bir hak olduğuna inanamıyorum. Bu özgürlük, her istediğinizi söyleyebileceğiniz bir açık çek değildir. Hiçbir zaman böyle olmamıştır.” dedi.
]]>CHP, 1 Mart tezkeresinin TBMM’de reddedilmesinin ekonomik, sosyal ve siyasal sonuçlarının araştırılması amacıyla verdiği Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşülmesi için TBMM Genel Kurulu’na grup önerisi verdi. Önergenin gerekçesini açıklayan CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, şunları söyledi:
“YÜREĞİNİZ VARSA ELİNİZİ KALDIRIN, BU KAPALI OTURUM TUTANAKLARINI YAYIMLAYALIM”
“28 Şubat için konuşma yapanlardan önemli bir bölümünün 1 Mart için ağızlarını dahi açmadıklarını gördük. Oysa şunu ima ediyorsunuz: 28 Şubat bu memlekette milli ve yerli olanların önünü kesmek için yapıldı. Sizin de bu sürecin devamını izleyen bir siyasal parti olarak antiemperyalist, ulusalcı, halktan yana bir çizgi izlemeniz lazım. Tezkerede sizlerin imzası vardı ama tezkerenin sahibi George Bush’tu. Ona işbirlikçiliği yapabilecek İngiltere Başbakanı çıktı, Tony Blair. Peki, ne yapmaya çalışıyorlardı bunlar? Amerikan askerlerini Irak’a sokacaklardı ve Irak’ın bütün kaynaklarını Irak’ı destabilize etmek suretiyle Batının, emperyalizmin çıkarlarına alet edeceklerdi. George Bush ve Tony Blair’in yanına dönemin Başbakanı Abdullah Gül’ün imzasını eklediniz. Peki, bugün ‘reis’ diye andığınız Recep Tayyip Erdoğan ne yapıyordu? Henüz milletvekili olamamıştı ve Meclise girememişti ama Genel Başkanınız olarak bu tezkerenin geçmesi için hepinize ayrı ayrı baskı yapıyordu. Bütün AKP milletvekillerine karşı burada yine onurlu, direnç gösteren bir CHP Grubu vardı. Allah’tan korkmuyordunuz Amerika’dan korkuyordunuz ve siz bu çerçevede gittiniz o tezkerenin altına imza attınız. Siz bu tezkerenin imzasına öyle bir teşneydiniz ki bu memlekette tezkere daha geçmeden Amerikan askerleri İskenderun Limanı’na yerleşmeye başlamıştı. Türkiye’nin limanlarını, havaalanlarını, bölgesini Amerikan emperyalizmine daha tezkereyi çıkartmadan kullandırtmaya başladınız. CHP burada gerçekten şanlı bir direniş gösterdi ama CHP’nin oyları yetmiyordu. O zaman var ya, bu sıralarda oturmasına rağmen gelen talimatlara karşı çıkıp vicdanını dinleyen AKP’li vekiller vardı. Burada görülüyor ki hamasetle dünya dönmüyor. Ne zaman bayrağın arkasına saklandıysanız, ne zaman ezanın arkasına saklandıysanız aslında siz emperyalizmin çıkarlarına uygun hareket ettiniz. İç Tüzük’ün 71’inci maddesi diyor ki, ‘Kapalı oturumların tutanakları 10 yıl geçtikten sonra açıklanır.’ Maalesef, sizin işaret oyunuza ihtiyacımız var. Böyle bağıran var ya ‘Kahrolsun emperyalizm’ falan diye, ağababalarınız 21 yıl evvel buralarda ne konuşmuşlar, Amerika’nın çıkarlarını nasıl savunmuşlar? Yüreğiniz varsa elinizi kaldırın, bu kapalı oturum tutanaklarını yayımlayalım ne kadar Amerikancı olduğunuzu da hepiniz görün.”
CHP’nin grup önerisi için Saadet Partisi Grubu adına söz alan Grup Başkanvekili Bülent Kaya, şunları ifade etti:
“HEP GERİDEN GELİYORSUNUZ, BİZİM SİZİ UYARMAMIZA RAĞMEN KAFANIZI DUVARA ÇARPIYORSUNUZ”
“1 Mart öncesinde, 11 Eylül 2001 tarihindeki ikiz kule saldırılarıyla Irak ve Afganistan’ın işgalinin aslında gerekçeleri oluşturulmaya başlandı. Bu işgale katılan İngiltere’nin Başbakanı Tony Blair Chilcot Raporu’yla rapor verdi çünkü kimyasal silah olmamasına rağmen böyle bir katliama ortak olduğu için kendi ülkesinde hesap verdi hesap ama Türkiye’de 1 milyondan fazla Iraklının ölümüne sebep olup İncirlik’ten o uçakları kaldıranlar maalesef 22 yıldır hala hesap vermediği gibi sütten çıkmış ak kaşık gibi burada millilik ve yerlilik taslamaktadırlar. Peki, 1 Mart sürecini çok konuştuk; sonrasında ne oldu? 4 Temmuz 2003 tarihinde Süleymaniye’de Türk Silahlı Kuvvetlerine mensup subayların başına çuval geçirildi. Niye? 1 Martta bu tezkereyi buradan çıkarmayı becerememenizin bir cezasıydı. Sonra ne oldu? Ergenekon, Balyoz süreçleri başladı. Ergenekon, Balyoz süreçleri Türkiye’de askeri vesayeti bitirmek için mi, yoksa Türk Silahlı Kuvvetleri içerisindeki farklı eğilimdeki insanları tasfiye edip bir başka kullanışlı aparatı işbaşına getirmek için miydi? Kıbrıs’ta da biz milli ve yerliydik, 1 Martta da biz milli ve yerliydik. Ergenekon, Balyoz operasyonlarının baş mimarlarıydınız. Sonradan nedamet duydunuz ama bu ülkeyi 15 Temmuzun eşiğine kadar getirmiş oldunuz. Yani Saadet Partililer olarak bizler sizlerin dostlarınızız, tuzağa düşmemek için sizleri uyarıyoruz ama maalesef siz hep geriden geliyorsunuz, bizim sizi uyarmamıza rağmen kafanızı duvara çarpıyorsunuz, ondan sonra bizi anlıyorsunuz.”
İYİ Parti Grubu adına söz alan Tekirdağ Milletvekili Selcan Hamşıoğlu da şöyle konuştu:
“TÜRK MİLLETİNİN KUKLACILARIN ELİNE HİÇBİR DÖNEMDE, HİÇBİR SEBEPLE VERİLECEK İPİ YOKTUR”
“1 Mart, 11 Eylül ve ABD’nin Afganistan’ı işgaliyle başlayan, 6 Şubat 2003’te Amerikan askerlerinin işgalde kullanacakları üs ve limanların modernizasyonu için Türkiye’ye gelmesini öngören, ilk tezkerenin kabulünden sonra da tıkır tıkır işleyeceği varsayılan bir küresel senaryonun bozulan ilk ve tek paragrafıdır. Türkiye açısından, başta, o güne kadar stratejik ortak varsaydığı Amerika’nın Türk askerinin başına çuval geçirilmesiyle de beliren, Türkmeneli’deki bütün Türk izlerinin, tapu kayıtlarının silinmesi, nüfus değişimiyle de beliren açık düşmanlığı ve AB merkezli başka bir rotaya yönelmesi gibi analize değer etkileri olmuştur. Diğer yandan, tezkere reddedilmiş de olsa iktidar 20 Mart 2003’te hava sahasını açarak, Türk askeri hastanelerini Amerikan askerlerine açarak, Türkiye’de bulunan Amerikan askeri varlığının Irak’a intikalini sağlayarak, ticari tedarik güzergahı oluşturarak, Amerikan işgalcileri için gerekli lojistik malzemenin Irak’a ulaştırılmasını sağlayarak TBMM’nin duruşunun hilafına bir tavırdan da zaten geri durmamıştır.”
CHP’nin grup önerisi AKP ve MHP milletvekillerinin oylarıyla reddedildi.
]]>Bayrampaşa’da bir otelde basın mensuplarıyla buluşan Kavuncu, İstanbul’un sorunlarını anlatarak çözüm önerilerini açıkladı. Daha sonra gazetecilerin sorularını yanıtlayan Kavuncu, sahada en fazla tanınan 3 adaydan birisi olduğunu söyledi.
Adaylığının ilan edilmesinden sonra İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ekrem İmamoğlu ve Cumhur İttifakı’nın İBB Başkan adayı Murat Kurum’la görüşüp görüşmediğinin sorulması üzerine Kavuncu, “Sayın Murat Kurum’la herhangi bir görüşmemiz olmadı. Sayın İmamoğlu ile Genel Başkanımızın ablasının cenazesinde karşılaştık, kendisi baş sağlığına gelmişti. Caminin girişinde birbirimize başarılar diledik.” dedi.
Kavuncu, “Seçimde yüzde kaç oy oranı almayı bekliyorsunuz?” sorusuna “Bir ankette yüzde 1,7 çıktı, yüzde 6 var, 7 var, 8 var. Bizim yaptırdığımız anketlerde de genel seçimde almış olduğumuz oy oranına yakın. Sadece ben değil, bütün adaylar, benim dışımdaki her aday hemen hemen bir önceki seçimde almış olduğu oy oranıyla yarışa başlıyor. Kimisi 30’la, kimisi 7-8’le, kimisi 2-3’le başlıyor.” diye konuştu.
Kendilerini anlatacaklarını söyleyen Kavuncu, “Kendimizi izah edeceğiz, soruları cevaplayacağız. Sonuçta seçmen karar verecek ve bir kazananı olacak bu seçimin. Diğer bütün adaylar kaybedecek. Her aday da kazanmak için girer seçime. Başka bir sebeple, niyetle girmez. Biz de kazanmak için giriyoruz.” ifadelerini kullandı.
Seçime az bir süre kala adaylıktan çekilme durumunun olup olmayacağı sorusu üzerine Kavuncu, kararında hiçbir değişiklik olmayacağını belirtti.
İstanbul’la ilgili 4 başlık bulunduğunu kaydeden Kavuncu, bunlardan barınma ve ulaşımın İBB’nin başarısız olduğu alanlar olduğunu sahadan duyduklarını ve Ekrem İmamoğlu’na da söylediklerini ifade etti.
Kavuncu, “2023-2024’te İBB’nin gelir kalemlerine ulaşamadıklarına” dair ifadeleri hatırlatılarak, “İstanbul’un parasının çarçur edildiğini mi düşünüyorsunuz?” diye sorulması üzerine, şöyle devam etti:
“Gider bütçesi, 2024 vizyon belgesi açıkladı İBB. Onun tamamını detaylı bir şekilde okudum, inceledim. Gider bütçesi var, kalem kalem var. Hatta bir stratejik hedef plan ve beraberinde de gider bütçesi oluşturulmuş. Güzel bir çalışma ama yüzde 66’sı İller Bankasından gelecek gelir. Diğeri nereden gelecek ben bir İstanbullu olarak bunu merak ederim. Bu kaynak nereden geliyor? Kaynağın nereden geldiğini bilirseniz daha fazlası da olabilir diye yorum da yapabilirsiniz. Gelir kısmı net değil, gider kısmı net.”
İstanbul’da CHP’li belediyelerde kendisine afiş ambargosu uygulanıp uygulanmadığına dair soruyu ise Kavuncu, İmamoğlu ve Kurum’un afiş çalışmalarıyla yarışmalarının mümkün olmadığını ifade ederek, “Partim bütün elindeki geliri dese ki ‘Al Kavuncu sen İstanbul için harca.’ Ben her ikisinin yaptığının 20’de birini belki yapabilirim. Gene dersiniz bana ‘Niye görünmüyorsunuz?’ Görünemezsiniz, örtünün altında kalırsınız.” ifadesini kullandı.
Kavuncu, bir atımlık kurşununun olduğunu belirterek, “Bunu 30 gün önceden asmaktansa, asılıp, kesilip, yakılmasındansa son 10-15 gün yükleneyim de kesilirse de görünür olalım gibi bir korkumuz var. Kesilir demiyorum, böyle bir endişemiz var.” diye konuştu.
Dernek ziyareti yaptı
Seçim çalışmaları kapsamında Kavuncu, Zeytinburnu İlçe Başkanlığı önündeki seçim çadırında partililerle bir araya geldi.
Kavuncu, daha sonrasında Tüm Giresunlular Derneğine de bir ziyaret gerçekleştirerek, dernek üyeleriyle görüştü.
]]>CHP Genel Başkanı Özgür Özel, İstanbul Beykoz’daki halk buluşmasında; “Çıkmışlar, tekrar oy istiyorlar. Hatta 1994’te kazanmış ya, ’94 ruhuyla’ diyorlar. Kardeşim, 94 ruhu dediğin nedir? Ankara’da Melih Gökçek belediyeciliğidir. Burada o günden itibaren İstanbul’a ihanetin başlangıç günüdür. Ben demiyorum, Tayyip Bey diyor. Diyor ki, ‘Biz yatay mimari yapamadık, dikey mimariyi tercih ettik. İstanbul’a hançerleri sapladık. Burada benim de suçum var’. Doğru söylüyor, rakamı söyleyeyim mi? O geldiğinde İstanbul’da kaç gökdelen vardı, 4. O giderken kaç vardı, tam 247. İstanbul’a 243 tane hançer saplayanın bundan sonra İstanbul’a vereceği hiçbir şeyi yoktur. Uzak dursunlar, gölge etmesinler yeter” dedi.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ile Beykoz’da halk buluşmasına katıldı. Burada konuşan Özel, partisinin ilçe belediye başkan adayı Alaattin Köseler’e oy istedi.
“EKREM BAŞKAN, DEMOKRASİ TOKADINI VURDU”
Özel, şunları söyledi:
“Ben beş sene önce de Beykoz’da, Üsküdar’da, Ümraniye’de çalışma yapmıştım. O günlerde de nezaketen el sallayanlar, kalp yapanlar, otobüsün önüne koşanlar vardı ama bugün gördüğüm Ümraniye, bugün gördüğümüz Üsküdar, bugün gördüğüm Beykoz var ya, o ne güzel Beykoz öyle. Niye oluyor bunlar? Çünkü Beykoz beş yıl önce İstanbul’un verdiği karardan memnun. Beş yıldır Ekrem İmamoğlu’nun ekibinin Beykoz’a yaptıklarını Beykoz görmüş. Bundan memnun ve yeni bir karar vermiş. Diyor ki, Ekrem İmamoğlu’yla beş yıl daha tam yol ileri. Niye demesin ki? ya olmasaydı, geçen seçimlerde o küçük farkı bile önce hazmedemediler. Hilelerle seçimi elimizden almak istediler. Sonra hadi bir daha dediler. O 19 günde Ekrem Başkan’ın neler yapabildiğini görenler ve nasıl hakkı yendiğini, nasıl İstanbul’un iradesine el konulmak istediğini görenler ne yaptı? ‘Biz haziranda Osmanlı tokadı vuracağız’ diyenlere demokrasi tokadını bir vurdu, akılları başlarına geldi. Beykoz niye memnun olmasın ki? Eğer Tayyip Bey’in dediği gibi Binali (Yıldırım) Bey yönetseydi mesela Beykoz’a 154 bin ton asfalt döküldü ya, o asfalt dökülmeyecekti.
“EKREM BAŞKAN, BEYKOZ’DA 3 BİN 335 HANEYE YARDIM BAŞLATTI”
Beykoz’da 3 bin 335 haneye direkt yardım başlattı Ekrem Başkan. Bu yardımlardan Beykoz’un yardıma muhtaç aileleri yararlanamayacaktı. 3,5 milyon çiçek dikmiş Beykoz’a, 40 bine yakın ağaç, 21 bin hijyen paketi, 25 bin sahipsiz hayvanı Beykoz sokaklarından kurtarıp iyileştirmiş, aşılamış, ıslah etmiş. 4 bin 600 kişiye İstanbul Kart vermiş. Tam 2 bin 283 evladımıza burs vermiş, sahip çıkmış. Yetmemiş, 56 kilometre doğal gaz, 74 kilometre su borusu döşemiş, alt yapıyı yenilemiş. Ekrem Başkan, Beykoz’dan aldığını Beykoz’a vermiş, Beykoz’u unutmamış. Ona sahip çıkmış. Bir yandan da Beykoz’a dışarıdan gelenler, Beykoz’un oyunu alanlar ama Beykoz sokaklarında görünmeyenler var. O yüzden bu seçimden sonra Beykoz sokaklarında sadece böyle güzel yollarında değil; Beykoz’un köylerinde, Beykoz’un arka mahallelerinde, yoksul mahallelerinde Alaattin Başkanla Ekrem Başkan’ı el ele, kol kola, omuz omuza göreceksiniz. Beykoz’un sorunlarını biliyoruz. Özellikle kentsel dönüşümle ilgili mağduriyeti biliyoruz. Gönüllü olması gereken bir şeyde rızası olmayan 300 aileyi ite kaka dışarıya atmalarını biliyoruz. Bu güzel kentte zamanında kentin cefasını çekenlere ‘Sen git buradan, sefasını başkaları sürecek’ diyenleri biliyoruz. Elbette kentsel dönüşüm istiyoruz ancak adil, yerinde, şehirden koparmayan bir kentsel dönüşümün de sözünü veriyoruz.
“BEYKOZ’UN MAKUS TARİHİ DEĞİŞECEK”
Beykoz’un geçmişine bakınca memleketim Manisa’yla benzerlikler gördüm. Bizde bir Sümerbank Fabrikası vardı, kapattılar, içimiz yandı. Hem işsizimiz çok arttı hem de kentin önemli bir sosyal çevresi ortadan kalktı. Burada da kundura fabrikasının kapatıldığını, ispirto fabrikasının kapatıldığını, son olarak Paşabahçe Fabrikası’nın, Şişecam Fabrikası’nın kapatıldığını, yerine istihdam yaratacak, kaynak yaratacak hiçbir adımın atılmadığını, Beykoz’un boynu bükük bırakıldığını gördüm, üzüldüm. Ekrem Başkan’ın Beykoz’la ilgili neler yapacağını, Alaattin Başkanla kol kola girip de Beykoz’u nasıl ayağa kaldıracağını, bu konudaki azmini, heyecanını, kararlılığını biliyorum ve üzülmüyorum. Size müjde veriyorum. 1 Nisan’da Beykoz’un makus tarihi değişecek, söz veriyoruz. Ekrem Başkan, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğundan beri İstanbul’un üstünde, bir helikopterin içinde Tayyip Bey gezemiyor. Gezip de yanındaki İBB Başkanı’na ‘Bu arsa kimindi?’, ‘Bizim efendim’. ‘Katarlılara verdim’. ‘Bu arsa kimin?’, ‘İBB’nin efendim’. ‘Ben bunu Birleşik Arap Emirlikleri’ne söz verdim’. ‘Ya arsa kalmadı mı’, ‘Kalmadı efendim’. ‘O zaman bir kanal daha açalım, etrafını Katarlılara satalım’. Bunların hepsi bitti.
“KANAL İSTANBUL’U SENİN REİSİN SÖYLEDİ”
Şimdi Murat Kurum’a soruyorlar. Kanal İstanbul hakkında ne düşünüyorsunuz, baktı ki Ekrem Başkan’ın sloganını İstanbul benimsemiş, ya kanal ya İstanbul demiş, diyor ki, ‘İstanbul’un sorunlarını konuşalım. Bunu niye gündeme getiriyorsun, neden Kanal İstanbul konuşalım?’ Kardeşim, Kanal İstanbul’u sen söyledin. Senin reisin söyledi, Recep Tayyip Erdoğan söyledi. Bu ihanet projesini de işte Ekrem Başkanımız durdurdu. Eğer beş yıl önce Ekrem Başkan değil de o zamanki Tayyip Bey’in adayı Binali Bey olaydı, kalan bütün arsalar gitmişti. İstanbul’un boğazını hançer girmişti. Kanal İstanbul’u yapmışlar, her tarafı Katarlılara satmışlardı. İstanbullu, Ekrem Başkan’a oy vererek, Beykoz’da Alaattin Köseler’e oy vererek sadece kimin belediye başkanı olacağına karar vermeyecek, Beykoz’un ve İstanbul’un yeniden ihanete uğramasına engel olacak, izin vermeyecek. Çıkmışlar, tekrar oy istiyorlar. Hatta 1994’te kazanmış ya, ’94 ruhuyla’ diyorlar. Kardeşim, 94 ruhu dediğin nedir? Ankara’da Melih Gökçek belediyeciliğidir. Burada o günden itibaren İstanbul’a ihanetin başlangıç günüdür. Ben demiyorum, Tayyip Bey diyor. Diyor ki, ‘Biz yatay mimari yapamadık, dikey mimariyi tercih ettik. İstanbul’a hançerleri sapladık. Burada benim de suçum var’. Doğru söylüyor, rakamı söyleyeyim mi? O geldiğinde İstanbul’da kaç gökdelen vardı, 4. O giderken kaç vardı, tam 247. İstanbul’a 243 tane hançer saplayanın bundan sonra İstanbul’a vereceği hiçbir şeyi yoktur. Uzak dursunlar, gölge etmesinler yeter.
“SENİN ÖNCELİĞİN BEŞLİ ÇETELER, BENİM ÖNCELİĞİM EMEKLİLER”
Bir de Tayyip Bey ile aramızda son günlerde büyük gerilim var. Bana diyor ki, ‘Birisi emeklileri tahrik ediyor’. En düşük emekli maaşı 10 bin lira. Türk-İş açıkladı, açlık sınırı 16 bin 200 lira. Türkiye’de neredeyse bütün emekliler açlık sınırının altında. Bak, ‘Açız, aç’ diye bağırıyorlar. Bana diyor ki, ‘Emeklileri tahrik etme. Eğer emeklilere senin dediğini verirsem çalışanlara maaş ödeyemem’. Vallahi de yalan billahi de yalan. Sen beşli çeteye parayı buluyorsun, saray müteahhidine parayı buluyorsun, zenginlerin vergilerini ertelemeye parayı buluyorsun, bir tek emekliye gelince ‘Param yok’ diyorsun. Siyaset, öncelik belirleme işidir. Senin önceliğin beşli çeteler, benim önceliğim emekliler. Senin önceliğin birilerini zengin etmek, bizim önceliğimiz birilerinin yoksulluğunu gidermek. CHP’li belediye başkanları 1 Nisan’dan itibaren yoksulluğu yönetmek için değil, yoksulluğu yok etmek için göreve gelecek. Bunu böyle bilin. 4 yaşına kadar çocuğu olan anneye, ulaşımı bedava yapan, çocuk doğduğunda o doğum paketi ile oraya koşan, günü gelince sütünü veren, zor durumda kalana sahip çıkan İmamoğlu’na helal olsun. Bundan sonra anneler için çalışmaya, anneler sosyal yaşama, çalışma yaşamına katılsınlar diye kreşler yapmaya, İstanbul’a emanet edilen 80 ilden gelen öğrencilerimizin barınma sorunu için yurtlar yapmaya, onlara sıcak yemek vermeye, eğitim, ulaşım desteği vermeye, bu ülkede, bu kentte kimin kollanmaya, kimin arkasında durulmaya ihtiyacı varsa bunu yapmaya, halkçı belediyeciliğe, sosyal belediyeciliğe sonuna kadar devam edeceğiz. Sonuna kadar.
“BAŞI SIKIŞANIN GELECEĞİ YER BABA OCAĞIDIR”
Beykoz’dan bir çağrım olacak. O çağrım, Beykoz’daki CHP dışındaki partilerde geçmişte oy vermiş olanlara, siyaset yapmış olanlara, geçmişte gönlü orada olup da şimdi içi buruk olanlara. Biz CHP’yiz. Bu partiye baba ocağı diyoruz. Öyle ya, herkes baba ocağına doğar, ana kucağına doğar. Büyür bir noktaya gelir. Kimi büyüğüne gider ve yerleşir, kimi daha küçüğüne razı olur. Kimi ırakta oturur, kimi yakında oturur ama herkes bilir ki bir gün başım sıkışırsa, bir gün dara düşersem baba ocağının çorbası kaynamaktadır, bacası tütmektedir. Başı sıkışanın geleceği yer baba ocağıdır. Bizim ilçe başkanlarımız, önceki ilçe başkanlarımız, yöneticilerimiz o baba ocağının çorbasını kaynatanlar, bacasını tüttürenlerdir ama kim gelmek istiyorsa baba ocağının kapısı ardına kadar açıktır. Yeri, evin baş köşesidir. Kapının önüne geçip de gelene ‘Niye geldin’ demeyiz. ‘Nereden geldin’ demeyiz. ‘Madem gelecektin, niye gittin, sen gittin de bak bizlere neler ettirdin’ demeyiz. Çünkü sorarsa ‘Kardeşim tapusu kimdedir’ diye, baba ocağının tapusu Özgür Özel’de değildir. Kemal Bey’de de yoktu. Ne rahmetli Ecevit’teydi ne rahmetli İsmet Paşa’da… Baba ocağının tapusu bir kişiye kayıtlıdır, o da Gazi Mustafa Kemal Atatürk.
“BU MEMLEKETİN BİR KEZ DAHA GÜÇLÜ BİR TÜRKİYE OLMASINA İHTİYAÇ VAR”
Madem ki bu memleketin yüzde 95’i Atatürkçüdür, madem ki Beykozlu AKP’lilere, MHP’lilere sorduğunda da ‘Atatürk’ü seviyorum, vatanımı kurtaran, milletimi özgürleştiren, ezanımın okunmasına, dinimin yaşanmasına izin veren Ulu Önder’dir’ diyorsa Atatürk’ün baba evinin kapısı hepsine açıktır. Buyursunlar, gelsinler. Şimdi tam 100 yıl sonra Cumhuriyetin bir kez daha kurtulmasına, demokrasinin bir kez daha kurulmasına, fakirin fukaranın, garibin gurebanın, Cumhuriyet ki kimsesizlerin kimsesidir, yeniden kollanmasına, bu memleketin bir kez daha güçlü Türkiye olmasına ihtiyaç var. Onun için bu seçimlerde AKP ile MHP’nin Cumhur İttifakı’na karşı bir büyük ittifaka ihtiyaç var. Biz oradayız. Biz, CHP olarak İstanbul’da İstanbul İttifakının içindeyiz, Türkiye’de Türkiye İttifakı’nın içindeyiz. Türkiye İttifakı’nın içinde elbette sosyal demokratlar var ancak yetmez. Ayrıca milliyetçi demokratlar, iyi insanlar var. Muhafazakar demokratlar var. Hepimiz gibi inançlı insanlar var. Hiç ayrım yapmadan Türk’ü, Kürt’ü, Laz’ı, Çerkes’i, göçmeni hep beraber bütün demokratları İstanbul’da İstanbul ittifakına, Türkiye’de Türkiye İttifakı’na davet ediyoruz. Türkiye ittifakının renkleri ay yıldızlı al bayrağın renkleridir. Türkiye ittifakı, Milli Takım gol attığında kim ayağa kalkıyorsa, Filenin Sultanları dünya şampiyonu olup da bayrak göndere çekilirken, İstiklal Marşı okunurken iki gözü yaşlı Filenin Sultanlarını görüp de kimin gırtlağı düğümleniyorsa, kim bu ülkede vatanını, milletini, bayrağını seviyorsa hepsi Türkiye İttifakı’nın içindedir. Onlar bizimledir. Biz de onlarla birlikteyiz. Türkiye İttifakı’na var mısınız? O zaman Türkiye İttifakı’nın renklerini söyleyelim. Kırmızı, beyaz. En büyük Türkiye.”
]]>İstanbul Okmeydanı’nda bir yakınının cenaze törenine katılmak için gittiği cemevinin avlusunda, polisin silahından çıkan kurşunla yaşamını yitiren Uğur Kurt’un ölümüne ilişkin dava yeniden görüldü. Yeniden yargılanan S. K. isimli polis memuru, 2 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. Uğur Kurt’un eşi Narin Kurt, “Bir önceki mahkeme heyetine verdiği karardan ötürü kınamıştım. Yine kınıyorum. Bugün görülen davadaki hakim ve heyeti yine kınıyorum. Tekrar bu davayı devam ettireceğim. Asla bu sonucu kabul etmiyorum. Gerçekten vicdanlı ve adalete, hukuka göre hareket eden hakimlere denk gelmeden de bu davayı bırakmayacağım” dedi.
2014 yılında cemevi avlusunda polisin silahından çıkan kurşunla yaşamını yitiren Uğur Kurt’un ölümüne ilişkin dava, Anayasa Mahkemesi’nin “hak ihlali” kararının ardından yeniden görüldü.
İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya, daha önce 12 bin 100 lira para cezasına çarptırılan polis S. K., Ses ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katılırken, maktul Uğur Kurt’un eşi Narin Kurt ve taraf avukatları geldiler. Duruşmayı CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik de takip etti.
“ADALET İSTİYORUM”: Duruşmada söz verilen Uğur Kurt’un eşi Narin Kurt, “Öncelikle suçsuz bir insana polisin silahı ile rastgele ateş ederek, eşim Uğur Kurt’un ölümüne sebep olduğu için, Uğur Kurt için adalet istiyorum. Oğlunun acısına dayamayarak kanser olan ve hayatını kaybeden kayınvalidem ve kayınpederim için adalet istiyorum. Babasını bir daha göremeyecek olan oğlum ve ben kendim için adalet istiyorum. Sokaktaki insanların can güvenliği için adalet istiyorum” dedi.
“AMİRLERİNİN ‘SIKMA’ UYARISINA RAĞMEN ATEŞ ETTİ”: Kurt ailesinin avukatlarından Turgut Kazan, sanık polis memurunun olayın meydana geldiği tarihte deneyimli, terörle mücadele şube müdürlüğünde görev yapan, polis memuru olduğuna dikkat çekerek, bulunduğu yerden cemevindeki kalabalığı görebildiğini, amirlerinin “sıkma” diye uyarmasına rağmen ateş ettiğini söyledi. Avukat Turgut Kazan, sanık polis memurunun kullanmaması gerektiği şekilde silahını kullanarak ölüme sebebiyet verdiğini, böyle bir dikkatsizliğin ve özensizliğin kabulü mümkün olmadığını belirtti.
“KALABALIĞI GÖRÜYOR”: Kurt ailesinin avukatlarından Aslı Kazan ise “Yaşam hakkı ihlal edilen Uğur Kurt, 30 yaşında bir insandı. 2 yaşında bir çocuğun babasıydı. Bugün o çocuk babasını hiç tanımadan 12 yaşına geldi. O sokak dar bir sokak. Sanık, sokağın tepesinde durmuş, kaçmakta olan bir hedefe silahını doğrultmuş. 5 yıllık polis, 3 aydır orada görev yapıyor. Cemevinin nerede olduğunu biliyor. Orada 30 kişilik kalabalık var görüyor. Uğur’un vurulduğunu görüyor, çünkü, ‘adam vuruldu’ diyor. Sonrasında Kağıthane Emniyet Müdürlüğü’nde görevli babası olduğunu sonradan öğrendiğimiz kişi ile kamera görüntülerini inceliyor. Delilleri karartmaya çalışıyor” diye konuştu.
“TAKDİR MAHKEMENİN”: Son savunması ve son sözü sorulan polis memuru S.K., “Takdiri mahkemeye bırakıyorum. Başka da bir şey söylemek istemiyorum” dedi.
“ÖDEDİĞİMİZ PARA CEZASININ İADE EDİLMESİNİ TALEP EDİYORUZ”: Polis memuru Sezgin K.’nın avukatı Tolga Yurdakul ise şunları söyledi:
“Benim müvekkilim de orada olmak istemezdi. Bu olayda, ani bir olay gerçekleşiyor ve araçtan yanarak iniyorlar. Bundan kimse bahsetmiyor. Atılan molotof araçtan içeri giriyor. Müvekkilim ve araçtaki meslektaşları yanıyor. Müvekkil o panikle iniyor. Araca doğru bir molotof daha atılıyor. Araç ateş topuna dönüyor. Görüş açısı mümkün değil. Silahı ile bir kez şahsa doğru, diğerlerini havaya doğru ateş ediyor. Müvekkilin panik halinde olduğu sabittir. Biz aynı kararın verilmesini talep ediyoruz. AYM’nin yetki gaspı yaptığını ve karışamayacağını düşünüyoruz. Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını talep ediyoruz. Müvekkilimiz daha önce verilen kararda para cezasını ödemiştir. Eğer hapis cezası verilirse daha önceki karar doğrultusunda ödediğimiz para cezasının iadesini talep ediyoruz.”
ESKİ HÜKÜM İPTAL EDİLDİ: Mahkeme heyeti, AYM’nin kararı doğrultusunda sanık polis memuru S. K. hakkında daha önce “taksirle ölüme neden olma” suçundan kurulan hükmün iptaline karar verdi.
2,5 YIL HAPİS CEZASI “Suçun vasfına göre karar verme” görevinin AYM’ye ait olmadığı dikkat çeken ve bu yönde hak ihlali kararı verilmediğini belirten mahkeme heyeti, “taksirle ölüme neden olma” suçundan S.K.’yı takdir indirimi uygulayarak 2,5 yıl hapis cezasına çarptırdı. Hapis cezasını para cezasına çevirmedi.
“BİR KEZ DAHA ÖLDÜĞÜMÜZLE BAŞ BAŞA KALDIK”
“Sokakta yürüyen herkesin can güvenini ilgilendiren bir davaydı” diyen Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez, şöyle konuştu:
“Ama her davaya geldiğimizde üzülerek çıkıyoruz. Ne yazık ki adalet için adaleti arıyoruz. O noktadayız şu anda. Sevgili Uğur’u öldürenler mahkum edilmedi. Bir kez daha biz mahkum edildik. Bu şayet bir cami avlusunda olsaydı ne olurdu bilmiyorum ama bir cemevi avlusunda bir vatandaş, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı kendi cenazesine geldiğinde vurularak öldürülüyor. Arkasında adaleti bekliyoruz. Adalet adaletsizlikten bize tekrar yeniden ceza veriyor. Bu Türkiye’nin önemli davalarından bir tanesiydi. Sokakta yürüyen herkesin can güvenini ilgilendiren bir davaydı. Kendi evinde, oturan toplumsal eylemlere katılan veya ibadethanesine giden herkesi ilgilendiren bir davaydı. Yani ne kadar çok tehlikede olduğumuzu, ne kadar çok sıkıntı olduğumuzu gösteren bir davaydı. Türkiye’de hukukun var olup olmadığını gösteren bir davaydı. Bir kez daha hukuksuzluktan baş başa kaldık. Bir kez daha öldüğümüzle baş başa kaldık. Ama biz her şeye rağmen bu adaletsizliğe rağmen Türkiye’de birlikte yaşamayı, Türkiye’nin çeşitliliğini korumayı hep birlikte devam edeceğiz. Ta ki adaleti bulunana kadar ta ki adaletin herkese lazım olduğunu herkesin gördüğü noktaya kadar. Burada sevgili Uğur’un ailesi de yanımızda şu anda. Alevilerden ziyade Sünni yurttaşlara sesleniyorum. Bu dava sadece Alevilerin davası değildir. Bu dava sadece Uğur’un davası değildir. Bu dava Türkiye’de herkesin davası olduğunu herkesin artık görmesini istiyorum”.
“ASLA BU SONUCU KABUL ETMİYORUM HUKUKA GÖRE HAREKET EDEN HAKİMLERE DENK GELMEDEN DE BU DAVAYI BIRAKMAYACAĞIM”
“Bu sonucu kabul etmiyorum” diyen Narin Kurt, ise şunları söyledi:
“10 yıldır biz bu mücadeleyi veriyoruz. Sokaktaki herhangi bir insanın bu şekilde bizim canımızı, güvenliğimizi sağlaması gereken kişilerin aksine canımızı alması ve bunun hukuk karşısında hiçbir cezasının olmamasıyla savaşıyoruz biz. 10 yıl oldu. ve ben bir önceki mahkeme heyetine verdiği karardan ötürü kınamıştım. Yine kınıyorum. Bugün görülen davadaki hakim ve heyeti yine kınıyorum. Bir insanın masum bir insanın hayatının bir çocuğun babasız bırakılmanın, bir annenin, babanın kanser olup ölmesine sebep olmasının bir eşin, eşinin elinden alınmasının ve bir daha onu hiç kimse, hiçbir ailesi göremeyecek olmasının karşılığı bilhassa yani bir insanın masum bir insanın hayatının elinden alınmasının karşılığı 2 yıl 6 ay olamaz. Yani hepimiz tehlikedeyiz. Bence vicdanını rahatsız eden bu sonuç kimin vicdanını rahatsız ediyorsa. Herkes bu davayı üstlensin. Çünkü sokakta yürürken hangimizin başına kolluk kuvveti tarafından ne geleceği ve sonrasında ne yaşayacağını gerçekten bilemiyoruz. Tekrar bu davayı devam ettireceğim. Asla bu sonucu kabul etmiyorum. Yani bu belki daha uzun sürer, kaç yıl sürer? Ne olur bilmiyorum. Gerçekten vicdanlı ve Adalete, hukuka göre hareket eden hakimlere denk gelmeden de bu davayı bırakmayacağım” dedi.
AYM, “YAŞAM HAKKI İHLAL EDİLDİ”: Uğur Kurt’un eşi Narin Kurt eşinin polis tarafından öldürüldüğü olay hakkında etkili ceza soruşturması yürütülmediği gerekçesiyle “yaşam hakkının ihlal edildiği” iddiasıyla AYM’ye başvurmuştu. Narin Kurt’un başvurusunu kabul eden AYM “yaşam hakkının ihlal edildiği”ne karar vermişti.
]]>Özgür Özel’den Devlet Bahçeli’ye eleştiri
BURSA – CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “Ben ağır bir suç işlemişim. Ben de bugün o suçu Bursa’da işlemeye geldim. Suçum emeklileri tahrik etmek. Emeklileri tahrik ediyormuşum, biraz da Bursa’daki emeklileri tahrik edeyim” dedi.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Bursa’da aday tanıtım toplantısına katıldı. Bursa Akademik Odalar Birliği’nde düzenlenen toplantıya çok sayıda partili ve basın mensubu ilgi gösterdi. CHP Genel Başkanı Özgür Özel, kızının adının Bursa ipeğinden geldiğini ve eşinin Bursalı olduğu belirterek konuşmasına başladı. CHP tarafından yönetilen şehirlerde insanların yaşamak istediğini ve Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Mustafa Bozbey’in Nilüfer’de neler yaptığını bildiğini söyleyen Özel, bundan sonraki seçimlerde Bursa’da da olmak üzere çoğu yerde genç ve kadın adayların daha fazla olacağını belirtti. Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş’a da eleştirilerde bulunan Özel, Bursa’yı ve birçok şehri kazacaklarına vurgu yaptı.
Bahçeli’ye sert eleştiriler
Sinan Ateş cinayeti ile ilgili de konuşan Özel, bu davanın sonuna kadar takipçisi olacaklarını söyledi. Özel, “Sinan Ateş cinayetine taziye bile vermeyen o partinin genel başkanı, kendi evlatlarının cenazesine gitmeyenler bugün CHP’ye laf ediyorlar. Ben geçen grup konuşmasında 81 il başkanımızın gözüne baktım ve dedim ki; ‘Başkanlarım kalkın ayağa gidin memleketinize ve Atatürk’ün partisini iktidar yapın. Atatürk sizden bunu bekliyor. Cumhuriyetin 100 yıl önce kurucu kadroları memleketi işgalden kurtaranlar, bu memleketin kuruluşunu örgütleyenler bugün cumhuriyeti kurtarmanızı bekliyor’ dedim. Devlet Bahçeli, çıkmış bugün, ‘Özgür Bey’in akıl sağlığı yerinde mi? Atatürk öldü, kendisi ruh mu çağırmış da Atatürk’le görüşmüş’ diyor. Sayın Bahçeli, kim ruhla, kim cinle, kim nereden besleniyor, fikri bir günde 180 derece değişiyor, bilmem. Dün övdüklerine bugün küfretmenin, dün tükürdüğü suratı bugün öpmenin, dün ak dediğine bugün kara demenin, nerden estiğini ben bilmem. Onu seninle, zihninle baş başa bırakıyorum. Ama bilmen gereken bir şey var; Atatürk öldü diyorsan, sen bu Cumhuriyet düşmanlarına, bu Atatürk’e husumet duyanlara, Kurtuluş Savaşı yoktur diyenlere, keşke Yunan kazansaydı diyenlere koltuk değneği olduğun gün Atatürk senin için öldü” diye konuştu.
“CHP Atatürk’ün partisidir”
“Konuşurken alt tarafa yazıyorlar. Cumhuriyet Halk Partisi, DEM işbirliği ile” ifadelerini kullanan Özel, “Yıllardır işinize geldi ahbap oldunuz. İşinize geldi, masa kurdunuz. İşinize geldi çadır mahkemeleri kurdunuz. Gün oldu birlikte halaya durdunuz, gün oldu göstermelik düşman oldunuz. CHP, Cumhuriyetin, Atatürk’ün partisidir. Mecliste bulunan her partiye aynı mesafededir ama CHP esas olarak 6 okun partisidir. Siz dediniz diye kimseyle konuşmazlık, siz istiyorsunuz diye onunla düşmanlık yapıp arkanıza dizilecek bir parti değildir. Şunu bilin ki, CHP’nin herhangi bir üyesinin milliyetçiliğine, devletçiliğine, halkçılığına, devrimciliğine, cumhuriyetçiliğine ve vatanseverliğine laf söyleyecek adamın alnını karışlarım” dedi.
“İstanbul Sözleşmesi AK Parti’nin 22 yıllık döneminde tek doğruydu”
Kadın cinayetlerinin Türkiye’nin en büyük utancı olduğunu belirten Özel, “Bu kadın cinayetleri son 15 yılda sadece 1 yıl düşüş kaydetmiştir o da İstanbul Sözleşmesi’nin imzalanarak yürürlüğe girdiği 2011 yılıdır. Sebebi de kadın cinayeti işleyenler, ‘Namus derim, ağır tahrik derim kurtulurum. Kravatı giyer iyi halden yararlanırım kurtulurum derken, 2011 İstanbul Sözleşmesi ile beraber ‘Bu işler artık eskisi kadar kolay değil, cezalar ağırlaştı. Devlet kararlı, meclis oyladı. Bundan sonra pabuç pahalı’ dedikleri için o sene aşağı düşmüştür. Daha dün bir günde 8 kadın eski ya da mevcut kocaları tarafından katledildi. Bir tanesi de babası tarafından öldürüldü. Kadın cinayetlerin önüne geçmek için bizler çalışıyoruz. Bu mesele toplumsal meselesidir. İstanbul Sözleşmesi AK Parti’nin 22 yıllık dönemimde yaptıkları tek doğdurur. AK Parti’ye takılacak bir maşallah varsa o da buydu. Gecenin birinde Hizbullahçılar öyle istiyor diye, yakında yaklaşan seçimde Hizbullah bağlantılı HÜDAPAR’la ittifak şartının ön şartı olduğu için, domuz bağcıların, kadın katillerinin, her fırsatta ‘kadınları sahiplendirmek lazım’ diyerek aşağılayanların ittifakına ve onların bir avuç oyuna tamah ettikleri için tek başına İstanbul Sözleşmesi’nden çıktı” diye konuştu.
“Birazda emeklileri tahrik edeyim”
“Dünden beri Tayyip Bey, dönüp dönüp bana saldırıyor ve şunu söylüyor; ben ağır bir suç işlemişim. Ben de bugün o suçu Bursa’da işlemeye geldim” diyen Özel, “Suçum; emeklileri tahrik etmek. Emeklileri tahrik ediyormuşum, biraz da Bursa’daki emeklileri tahrik edeyim. Bugün sabah TÜRK-İŞ rakamlarını yeniledi, açlık sınırının 15 binden 16 bin 250 lira olduğunu ilan etti. Bu ülkede emeklilerin çok önemli kısmı 10 bin lira gibi en düşük emekli maaşı ile geçinmek zorunda kalıyorlar. Ben de o günden bu güne kadar sürekli bunun haksızlık olduğunu, emekliye 10 bin lira vermenin mümkün olamayacağını söylüyorum. En düşük emekli maaşı Recep Tayyip Erdoğan’ın geldiği 3 Kasım 2002 günü bir buçuk asgari ücret düzeyinde olduğunu, bugün o korunuyor olsa şu an da emeklileri verilmesi gereken paranın 25 bin lira olduğunu, 2 buçuk kat farkla 10 bin liraya mahkum edildiklerini anlatıyorum. Tayyip Bey’e diyorum ki, bayram ikramiyesini biz söylemiştik. 7 Haziran’da veremem dedin. Baktın seçimi kaybettin 1 Kasım’da bizde vereceğiz dedirttin. O zaman güya tarafsız cumhurbaşkanıydı. 2018’e kadar verdirtmedin, 2018’de bin TL, 2020’de 2 bin lira, bu seçimde 5 bin yapacaklarını söylediler, 3 bin liraya çıkardılar. Bu ikramiye ilk verildiğinde bin lira 24 kilo kıyma alıyordu, şu anda 3 bin lira 6 kilo kıyma oluyor. O ikramiye 2018’den bugüne kadar emeklinin sofrasından 18 kilo kıyma çalmış” dedi.
“Bu defa Türkiye İttifakı”
CHP Genel Başkan Özgür Özel sözlerine şöyle devam etti:
“Geçen sefer kıl payı kaçırıldığımız Bursa’yı bu seçimde alıyoruz ama, birlikte olsak seçim yapmaya neredeyse gerek kalmayacak düzeyde fark vardı. Balıkesir, Manisa, Denizli garanti. ‘Hep birlikte olsak hiçbir büyükşehir kaybetmeyiz’ dedik. ‘Hür ve müstakil olacağız’ dediler. Anlayış gösteriyoruz. Geçen seçimde birlikte olduğumuz iyi insanlar buradan bir yere gitmediler. Hala Bursa’nın sokaklarındalar. Her yerdeler. Birlikte olduğumuz sadece sosyal demokratlar değil. Milliyetçi, muhafazakar demokratlar yine sandık başındalar. Onların Saray’a da Bahçeli’ye de itirazları bitmedi. Çünkü bu sömürü düzenine karşı hep birlikte ayakta durmanın tek kurtuluş olduğunu, aksi taktirde bu ülkeyi nasıl tükettiklerini herkes biliyor. Hep birlikte bu ülkede başka bir ittifakın içindeyiz. Bu ittifakın adı Türkiye İttifakı. Biz kurduk ve hepimizin bu ittifakın içindeyiz. Türkiye İttifakı’nın 2 rengi var. Renklerini partimizin renklerinden değil, ay yıldızlı al bayraktan alıyor. Türkiye İttifakı Milli takım gol atınca, ayağa kim sıçrıyorsa hepsinden oy ister.”
]]>Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, 31 Mart 2024 tarihinde yapılacak olan yerel seçimler öncesi mitinglerini sürdürüyor. Aydın’da Atatürk Kent Meydanı’nda halka hitap eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Aydın geçtiğimiz Mayıs aydında Cumhurbaşkanı ve milletvekili seçimlerinde yaklaşık yüze 40 düzeyinde yanımızda yol aldı. Bu oy Aydınla bizim aramızdaki gönül bağımızı ifade etmekten çok uzak. İnşallah 31 Mart’ta büyükşehir ve ilçelerinden müjdeli haberler bekliyoruz. Şu anda meydanda 52 bin kişi var. Bu ne demek? 31 Mart günü sandıkları patlamaya hazırlanıyoruz demek” dedi.
“Aydın bize Menderes’in emaneti”
“Aydın’ın bize ‘yeter söz milletin’ diyerek Türk demokrasisine adını altın harflerle yazdıran Adnan Menderesin emanetidir” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türkiye’nin demokrasi ve kalkınma yolculuğu her darbede, her krizde ne yazık ki kesintiye uğradı. Bu defa durum farklı. Kendi iç meselelerimizle uğraşırken bizimle aynı seviyede olan ülkeler aldı başını gitti. Ülkemizin darbeler zincirinin önemli halkalarından biri de dün 27’nci yılını geride bıraktığımız 28 Şubat postmodern darbesiydi. Öncesiyle sonrasıyla bu darbe ülkemizin utanç verici sayfalarından biridir. Menderes’i hoyratça başbakanlık koltuğundan indirip, darağacına gönderen zihniyet 28 Şubat darbesinde kendince daha incelikli yöntemler kullandı. Kafa aynı kafaydı, sadece metot farklıydı. Bu darbe girişimin ele başlarından birinin gerekirse ülkemizin nüfusunun bir kaç milyon azalmasından ziyan gelmeyeceğini söylediği rivayet edilir. Hatta dönemin cuntacıları 28 Şubat’ın bin yıl süreceğini ilan etmişlerdi. Kılık kıyafetinden dolayı kadınların okuma ve çalışma hakların gasp edildiği, milli irade hazımsızlığının en sefil örneklerinin sergilendiği, bazı medya organların darbe bülteni gibi yayınlar yaptığı, demokrasi, hukuk, adalet ve özgürlük namına ne kadar değer varsa hepsinin çiğnendiği o kara günleri unutmadık, unutmayacağız. Allah ülkeyi bir daha bu faşist zihniyetin eline düşürmesin. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevimizden daha süremiz dolmadan darbecilere selam duran hukukçuların kararlarıyla ayrılmak zorunda bırakıldık. Partimizi kurup başbakanlık görevini üstlendikten sonra da sürekli darbeci zihniyetin ve onun emrindeki bürokratik oligarşinin oyunları ile boğuştuk. Cumhuriyet mitingleri adı altında Cumhuriyetimize, milli iradeye, demokrasimize kasteden tuzaklarla, karanlık cinayetlerle ve daha nice sinsi senaryolarla karşılaştık. Ardından uyduruk gazete kupürleri ile, internet haberleri ile partimizi kapatmaya kalktılar. Milletimizin desteği ile bu badireleri aştıkça önümüze yeni yeni engeller çıkarttılar. Gezi olayları ile sokakları karıştırmaya çalıştılar. FETÖ’nün, emniyet, yargı, darbe girişimi ile milli iradeyi esir almaya cüret ettiler. PKK terör örgütü ile vatan topraklarını parçalamaya niyetlendiler. 15 Temmuz darbe girişimi ile milletimize silah çektiler, kan döktüler. Sınırlarımıza yığdıkları teröristlerle vatan topraklarına ve milletimizin aziz canına kastettiler. Hiçbirinde başarılı olmayınca işi ekonomimizi mahvetme tehditlerine kadar vardırdılar. Ülkemizin 74 yıllık çok partili geleneğini hedef alan saldırıların gerisinde Türkiye’yi istedikleri gibi yönetmek isteyen emperyalist güçlerin olduğunu biliyoruz. Biz içerdeki maşalarla mücadele ederken, asıl büyük kavgayı bunlara karşı verdik. Nerde? Cudi’de verdik. Nerde? Gabar’da verdik. Bunları mağaralara gömdük. Terk edip gittiler. Bakıyorsunuz bir taraftan Fransızların meşhur LaFarge çimento ürünü Türkiye’ye geldi ve bunlarla mağaraları yaptılar teröristlere. Fransa ne yazık ki terörün adeta baş destekçisi oldu. Biz Kuzey Suriye’deki LaFarge’ın bütün barınaklarını gömdük” diye konuştu.
“Karşılaşacakları gerçek en hafif benzetmesi ile 15 Temmuz olacaktır”
Türkiye’nin her alanda güçlenmesi ile tuzakların çapının da büyüdüğünü kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ülkemizi siyasetiyle, diplomasisiyle, üretimiyle, ihracatıyla, teknolojisiyle, savunma sanayisiyle güçlendirdikçe bize karşı kurulan tuzakların çapı da büyüdü. Covid-19 salgını ve Rusya-Ukrayna savaşı gibi krizlerinin etkisi ile kendi canlarının dertlerine düşmeselerdi daha neler yaparlardı Allah bilir. Bu hadiselerin ülkemize olumsuz yansımalarını en alt düzeyde tutmak için çok çalıştık. En büyük başarımız ne yaşarsak yaşayalım ülkemizi demokrasi ve kalkınma rotasında tutmak olmuştur. Bugün de milletimizi yılgınlığa sürükleyerek, küresel ve yerel dinamikleri aleyhimize kışkırtarak ülkemizi yeniden darbe iklimine sokma hevesi ile yanıp tutuşanlar olduğunu biliyoruz. Ama artık işleri daha zor. Çünkü Türkiye, eski Türkiye değil. Milleti ile, alt yapısı ile, siyaseti ile, ordusu ile, bölgesel ve küresel dengelerdeki stratejik konumu ile artık bambaşka bir Türkiye var, bambaşka bir devlet var. Türkiye Yüzyılına kilitlenmiş bu ülkenin, önünü kesmek, ayaklarına pranga vurmak, diz çöktürmek, istikamet belirlemek öyle kolay değil. Sağda solda kendi kendilerine gelin güvey olanlar varsa milli iradenin şehri Aydın’dan hepsini ikaz ediyorum. Hayalinizde 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat gibi bir darbe veya cunta girişimi varsa, karşılaşacakları gerçek en hafif benzetmesi ile 15 Temmuz olacaktır. Dik duracağız, diklenmeyeceğiz. Artık bu milletin kendi iradesini hiçe sayanlara tahammülü kalmamıştır. Bu millet bir daha rahmetli Menderes’in ardından yaptığı gibi göz yaşı dökmeyecektir. Bu millet bir daha rahmetli Özal’a edilen eziyetlerin tekrarlanmasına rıza göstermeyecektir. Bu millet bir daha merhum Erbakan’a ve merhum Türkeş’e yapılan hoyratlıkların tekrar sahnelenmesine eyvallah etmeyecektir. Bu millet bir daha geçtiğimiz 21 yılda yaşadığımız türden hiçbir sinsi girişimin tekerrürüne izin vermeyecektir. Ülkemizin ihtiyacı çalışmaktır, üretmektir, gücünü arttırmaktır, refahını yükseltmektir, Türkiye yüzyılının inşasını kesintisiz sürdürmektir. Elbette çözmemiz gereken sıkıntılar var. Bunları ülkemizi milli irade hırsızlarının, kalkınma düşmanlarının eline teslim ederek değil, daha çok mücadele vererek çözeceğiz” ifadelerini kullandı.
“Ramazan Bayramı gelmeden 31 Mart’ta milli irade bayramı ilan edeceğiz”
Ramazan Bayramı öncesinde 31 Mart’taki seçimleri kazanarak milli irade bayramı ilan edeceklerini kaydeden Erdoğan, “Her kim size vizyonsuz projesiz vaatlerde bulunursa emin olun söylediklerini yapamayacağı gibi, sizi elinizdekilerden de edecektir. Biz Türkiye’yi lafla değil, çalışarak, üreterek, alın teri dökecek, tehditlere direnerek büyütmeyi sizlere taahhüt ediyoruz. Aydın’ın da bu kutlu yolculuğun lokomotiflerden biri olacağına inanıyorum. Öyleyse buradan ses verin ki emperyalistlerin de ve maşalarının da kulakları çınlasın. Aydın, 31 Mart’ta milli irade bayrağını bir kez daha yükseltmeye var mıyız? Türkiye yüzyılı şehirleri için hazır mıyız? 31 Mart’ta Türkiye yüzyılı şehirleri için kararlı mıyız? 31 Mart’ta gerçek belediyeciliği tercih ediyor muyuz? Bunun için seçim gününe kadar, ana kademe, kadın kolları ve gençler kapı kapı dolaşmaya var mıyız? Aydınla birlikte Türkiye haritasının tamamını Cumhur İttifakı’nın renkleri ile boyamaya var mıyız? Ramazan ayı yaklaşıyor. Bu mübarek günleri gündüzü ile ayrı, gecesi ile ayrı değerlendirmeliyiz. İnşallah Ramazan Bayramı gelmeden 31 Mart’ta milli irade bayramını ilan edeceğiz. Demokrasi ve kalkınma yolculuğumuzun bu durağını da zaferle geride bırakacağız” dedi.
“Aydın’ı daha güzel yatırım ve hizmetlerle buluşturmayı sürdüreceğiz”
Aydın’a yapılan yatırımlardan bahseden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Allah’ın her köşesine ayrı bir güzellik bahşettiği Aydın’ı biz de 22 yılda 177 milyar lira kamu yatırımı yaparak, geliştirdik, büyüttük ve zenginleştirdik. Eğitimde şehrimize 3 bin 494 yeni sınıf kazandırdık. Gençlik ve sporda 12 bin 306 kişi kapasiteli yurt binaları açtık, 43 adet spor tesisi inşa ettik. Sosyal yardımlarda Aydınlı ihtiyaç sahibi vatandaşlarımız için 7 milyar lira tutarında kaynak aktardık. Sağlıkta aralarında bin 499 yataklı 25 hastanenin olduğu, 63 adet sağlık tesisi yaptık. Yatak kapasitesi 950 olan Aydın Şehir Hastanemiz ile birlikte 8 sağlık tesisinin yapımına devam ediyoruz. TOKİ eli ile 2 bin 75 konutu, sosyal donatı alanları ile birlikte tamamlayıp vatandaşlarımızın hizmetine sunduk. Bin 552 konutun inşasına devam ediyoruz. Şehrimizde 9 bin 717 riskli bağımsız bölümün kentsel dönüşümünü gerçekleştirdik. İktidara geldiğimizde Aydın’da 7 adet atık su arıtma tesisi varken, bugün 34 adet atık su arıtma tesisi ile belediye nüfusunun yüzde 88’ine hizmet veriyoruz. Bunlar belediyenin yapması lazım. Aydın’daki 4 millet bahçesi projemizden 2’sini tamamlayarak hizmete sunduk, diğerleri ile de çalışmalarımız sürüyor. Ulaştırmada 114 kilometreden devraldığımız Aydın’ın bölünmüş yol mesafesini 408 kilometreye çıkarttık. İzmir-Aydın Otoyolu’nu, Aydın Çevre Yolu’nu tamamlayarak trafiğe açtık, şehir hastanesi yolunu da biz yapıyoruz. İlk 80 kilometresini trafiğe açtığımız Aydın-Denizli Otoyolu’nun kalan 60 kilometrelik kısmını da inşallah bu yıl sonuna kadar tamamlayacağız. Ayrıca çeşitli güzergahlarında inşası süren, projelendirmesi yapılan çok sayıda yol çalışmamız var. Demir yollarında; Cumaovası, Aydın, Denizli Hattı ile Nazilli, Kızıldere arasını tamamen yeniledik. Afyon, Denizli, Isparta, Burdur ve Ortaklar Aydın-Denizli tren hatlarını modernize ediyoruz. Didim Yat Lima’nını da biz tamamladık. Aydın’a 14 baraj, 13 gölet, 6 hidro elektrik santrali, 8 arazi toplulaştırma, 42 sulama tesisi ve 17 yer altı depolama tesisi inşa ettik. 4 baraj daha inşa ediyoruz. Hayata geçirdiğimiz sulama projeleri ile 592 bin dekar zirai araziyi sulamaya açtık. Halen inşası ve ihale süreci devam eden 11 sulama tesisi ile 297 bin dekar araziyi daha suyla buluşturacağız. Aydınlı çiftçilerimize yaklaşık 71 milyar lira tutarında tarımsal hibe desteği verdik. Sanayi ve teknolojide 1 teknopark, 9 araştırma geliştirme merkezi ve 3 tasarım merkezi kurduk. Efeler’deki 72 hektar alanda tarıma dayalı ihdtsas organize sanayi bölgesini faaliyete geçirdik. İstihdamı desteklemek için Aydınlı işverenlerimize toplam 4,2 milyar lira tutarında prim teşviki verdik. Enerjide Aydın, Çine, Efeler, Germencik, İncirliova, Koçarlı, Köşk, Kuşadası, Kuyucak, Nazilli, Söke, Sultanhisar ve Yenipazar’a doğalgaz arzını sağladık. Didim’e de önümüzdeki yıl doğalgaz arzını sağlayacağız. Aydın’daki müzelerimizde bulunan eser sayısını 66 binden yaklaşık 113 bine çıkarttık. İnşallah Aydınımızı daha nice güzel yatırımlarla, eserlerle, hizmetlerle buluşturmayı sürdüreceğiz” ifadelerini kullandı.
“21 yıldır sadece eser ve hizmet siyaseti yaptık”
Türkiye yüzyılı vizyonuyla cumhuriyetimizin ikinci asrına güçlü bir giriş yapmanın çabası içerisinde olduklarını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:
“Biz bu ülkede 21 yıldır sadece eser ve hizmet siyaseti yaptık Türkiye’nin asırlık ihmallerin ürünü tüm alt yapı eksikliklerini gidermek, milletimizi hayalleri ile buluşturmak bize nasip oldu. Sadece somut projelerle kalmadık. Hak ve özgürlüklerin geliştirilmesi konusunda da devrim mahiyetinde düzenlemeleri hayata geçirdik. Her alandaki sorunları çözerken, asla kimsenin inancına, hayat tarzına, kökenine ve şehrine bakmadık. Siz birilerinin yaptıkları eski Türkiye güzellemelerine sakın kulak asmayın. Milletçe Cumhuriyet tarihinin en müreffeh ve en demokratik dönemini son 21 yılda yaşadık. Ülkemizin en iddialı kalkınma programı olan 2023 hedeflerini biz hayata geçirdik. Ülkemizin güven ve istikrar iklimine, demokrasisine, bağımsızlığına kasteden saldırılara ilave olarak küresel ve bölgesel krizlerin yansımalarından kaynaklanan o sıkıntılar, bu hakikatin üzerini örtemez. Biz ülkemiz ve milletimiz için en iyisini hedefleyerek yolumuza devam ediyoruz. Türkiye yüzyılı vizyonuyla cumhuriyetimizin ikinci asrına güçlü bir giriş yapmanın çabası içerisindeyiz. Bugün açıklanan 2023 yılı büyüme rakamları hamdolsun oldukça iyi geldi. Türkiye ekonomisi geçen yıl depreme ve diğer olumsuzluklara rağmen yüzde 4,5 büyüyerek çok önemli bir başarıya imza attı. Hani ekonomi kötüydü? Kötüye gidiyordu? Böylece ekonomimiz üst üste 14 çeyrektir büyüme başarısı gösterdi. Bu oranla Avrupa Birliği ülkeleri arasında en çok büyüyen ülke olduk. Gayrisafi yurtiçi hasılamız 1 trilyon 119 milyar Dolar ile ilk kez 1 trilyon Dolar sınırının üzerine çıktı. Muhalefet, hani yandık, öldük, bittik diyordu ne oldu? Aydın 31 Mart akşamında bu muhalefete dersini verecek, ben size inanıyorum. Çok çalışacağız. Aydın’ı 31 Mart akşamı özellikle takip edeceğim.”
“Bizimle yarışacak kimse yok”
Türkiye’de belediyeciliğin AK Parti’nin işi olduğunu ve belediyecilikte kendileri ile yarışacak kimsenin olmadığını belirten Erdoğan konuşmasını şu sözlerle noktaladı:
“Bugüne kadar yaptıklarımızla beraberce atlattığımız badirelerle, geleceğe yönelik yol haritamızla hep sizlerin huzurunda olduk. Milletimize asla yalan söylemedik. Yapamayacağımız işin sözünü vermedik. Sözünü verdiğimiz her işi yapmak için de canla başla çalıştık ve çabaladık. Şüphesiz eksiklerimiz olmuştur ama asla milletimizin karşısında başımızı eğecek yalanımız, hele hele ihanetimiz olmadı. 31 Mart seçimleri için sizlerin karşısına çıkarken arkamızda 21 yıllık eser ve hizmet karnemiz, önümüzde de Türkiye yüzyılı şehirlerini inşa etmek için gerçek belediyecilik sözümüz var. Efeler diyarı Aydın harbiliğin ve hasbiliğin kitabının yazıldığı yerdir. Biz size yüreğimizi açıyoruz. En samimi şekilde muhasebemizi yapıyor, vaatlerimizi anlatıyoruz. Büyükşehri ve ilçeleri ile Aydın 31 Mart’ta tercihini Cumhur İttifakı’ndan yana yaparsa bundan kazançlı çıkacak olan sizlersiniz. Niye? Cumhurbaşkanı bu kardeşiniz mi? hükümet bu kardeşiniz ile mi yürüyor? kabine benimle mi yürüyor? Öyleyse Aydın’daki yerel yönetim de bizim olduğu zaman nasıl hizmetler olacağını anlayın. Her partinin bir adayına saygımız var ama belediyeciliğin bizim işimiz olduğu hususunda iddialıyız. Zira bu kardeşiniz 1994’de çöp, çukur, çamur olan İstanbul’u CHP’den aldı. Orayı hamdolsun pırıl pırıl bir şehir haline biz getirdik. Kimse kusura bakmasın. Bu konuda bizimle yarışacak kimse yok. Aydın’ı Türkiye yüzyılına hazırlamak için 31 Mart’ta sandıkta desteğinizi istiyoruz.”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan konuşmasının ardından AK Parti Aydın İl Başkanı Gökhan Ökten ve MHP Aydın İl Başkanı Haluk Alıcık’ı sahneye davet ederek Aydın Büyükşehir Belediyesi başta olmak üzere 17 ilçenin belediye başkan adaylarını tanıttı. – AYDIN
]]>Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Aydın’da; “Türkiye ekonomisi geçen yıl depreme ve diğer olumsuzluklara rağmen yüzde 4,5 büyüyerek çok önemli bir başarıya imza attı. Hani ekonomi kötüydü, ekonomi kötüye gidiyordu? İşte buyurun. Böylece ekonomimiz üst üste 14 çeyrektir büyüme başarısı gösterdi. Bu oranla Avrupa Birliği ülkeleri arasında en çok büyüyen ülke olduk. Gayrisafi yurt içi hasılamız 1 trilyon 119 milyar dolarla ilk kez 1 trilyon dolar sınırın üzerine çıktı. Muhalefet hani ‘Yandık, bittik, öldük’ diyordunuz, ne oldu” dedi.
Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, bugün Aydın’da düzenlenen mitinge katıldı. Erdoğan özetle şöyle konuştu:
“Bu şehir ‘Yeter, söz milletin’ diyerek Türk demokrasisine adını altın harflerle yazdıran şehit Adnan Menderes’in emanetidir. Adnan Menderes, ülkesine ve milletine yaptığı hizmetlerin bedelini canını dar ağacında vererek ödedi. Türkiye’nin demokrasi ve kalkınma yolculuğu her darbede, her cunta girişiminde, her siyasi ve ekonomik krizde, her sosyal kargaşada ne yazık ki kesintiye uğradı. Bu defa durum farklı. Kendi iç meselelerimizle uğraşırken bizimle aynı seviyede olan ülkeler aldı başını gitti. Ülkemizin darbeler zincirinin önemli halkalarından biri de dün 27’nci yılını geride bıraktığımız 28 Şubat postmodern darbesiydi. Öncesi ve sonrasıyla bu darbe ülkemiz demokrasi tarihinin utanç verici sayfalarından biridir.
“MENDERES’İ DARAĞACINA GÖNDEREN ZİHNİYET 28 ŞUBAT DARBESİNDE DAHA İNCELİKLİ YÖNTEMLER KULLANDI”
Menderes’i hoyratça başbakanlık koltuğundan indirip darağacına gönderen zihniyet 28 Şubat darbesinde kendince daha incelikli yöntemler kullandı. Kafa aynı kafaydı, sadece metot farklıydı. Bu darbe girişiminin ele başlarından birinin gerekirse ülkemizin nüfusunun birkaç milyon azalmasından ziyan gelmeyeceğini söylediği rivayet edilir. Hatta dönemin cuntacıları 28 Şubat’ın bin yıl süreceğini ilan etmişlerdi. Kılık kıyafetinden dolayı kadınların okuma ve çalışma haklarının gasp edildiği, milli irade hazımsızlığının en sefil örneklerinin sergilendiği, sermayenin renklere bölünerek baskı altına alındığı, bazı medya organlarının darbe bülteni gibi yayınlar yaptığı velhasıl demokrasi, hukuk, adalet ve özgürlük namına ne kadar değer varsa hepsinin çiğnendiği o kara günleri unutmadık, unutmayacağız.
Milletimizin desteğiyle bu badireleri aştıkça önümüze yeni yeni engeller çıkardılar. Gezi olayları ile sokakları karıştırmaya çalıştılar. FETÖ’nün emniyet-yargı-darbe girişimiyle milli iradeyi esir almaya cüret ettiler. PKK terör örgütüyle vatan topraklarını parçalamaya niyetlendiler. 15 Temmuz darbe girişimiyle milletimize silah çektiler, kan döktüler.
“KUZEY SURİYE’DEKİ LAFARGE’IN BÜTÜN BARINAKLARINI GÖMDÜK”
Bakıyorsunuz bir taraftan Fransızların meşhur Lafarge çimento ürünü Türkiye’ye geldi ve bunlar mağaraları yaptılar. Kime? Teröristlere. Fransa ne yazık ki terörün adeta baş destekçisi oldu. Baş edebildi mi? Edemedi. Peki biz ne yaptık? Kuzey Suriye’deki Lafarge’ın bütün barınaklarını gömdük.
Sağda solda kendi kendilerine gelin güvey olanlar varsa buradan, milli iradenin şehri Aydın’dan hepsini ikaz ediyorum. Hayalinizde 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat gibi bir darbe veya cunta girişimi varsa karşılaşacakları gerçek en hafif benzetmesiyle, söyleyeyim, 15 Temmuz olacaktır.
“MUHALEFET HANİ ‘YANDIK, BİTTİK, ÖLDÜK’ DİYORDUNUZ, NE OLDU?”
Bugün açıklanan 2023 yılı büyüme rakamları hamdolsun oldukça iyi geldi. Türkiye ekonomisi geçen yıl depreme ve diğer olumsuzluklara rağmen yüzde 4,5 büyüyerek çok önemli bir başarıya imza attı. Hani ekonomi kötüydü, ekonomi kötüye gidiyordu? İşte buyurun. Böylece ekonomimiz üst üste 14 çeyrektir büyüme başarısı gösterdi. Bu oranla Avrupa Birliği ülkeleri arasında en çok büyüyen ülke olduk. Gayrisafi yurt içi hasılamız 1 trilyon 119 milyar dolarla ilk kez 1 trilyon dolar sınırın üzerine çıktı. Muhalefet hani ‘Yandık, bittik, öldük’ diyordunuz, ne oldu? Aydın 31 Mart akşamında bu muhalefete dersini verecek, ben size inanıyorum.”
]]>
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Bursa’da aday tanıtım toplantısına katıldı. Bursa Akademik Odalar Birliği’nde (BAOB) düzenlenen toplantıya çok sayıda partili ve basın mensubu ilgi gösterdi. CHP Genel Başkanı Özgür Özel, kızının adının Bursa ipeğinden geldiğini ve eşinin Bursalı olduğu belirterek konuşmasına başladı. CHP tarafından yönetilen şehirlerde insanların yaşamak istediğini ve Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Mustafa Bozbey’in Nilüfer’de neler yaptığını bildiğini söyleyen Özel, bundan sonraki seçimlerde Bursa’da da olmak üzere çoğu yerde genç ve kadın adayların daha fazla olacağını belirtti. Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş’a da eleştirilerde bulunan Özel, Bursa’yı ve birçok şehri kazacaklarına vurgu yaptı.
Bahçeli’ye sert eleştiriler
Sinan Ateş cinayeti ile ilgili de konuşan Özel, bu davanın sonuna kadar takipçisi olacaklarını söyledi. Özel, “Sinan Ateş cinayetine taziye bile vermeyen o partinin genel başkanı, kendi evlatlarının cenazesine gitmeyenler bugün CHP’ye laf ediyorlar. Ben geçen grup konuşmasında 81 il başkanımızın gözüne baktım ve dedim ki; ‘Başkanlarım kalkın ayağa gidin memleketinize ve Atatürk’ün partisini iktidar yapın. Atatürk sizden bunu bekliyor. Cumhuriyetin 100 yıl önce kurucu kadroları memleketi işgalden kurtaranlar, bu memleketin kuruluşunu örgütleyenler bugün cumhuriyeti kurtarmanızı bekliyor’ dedim. Devlet Bahçeli, çıkmış bugün, ‘Özgür Bey’in akıl sağlığı yerinde mi? Atatürk öldü, kendisi ruh mu çağırmış da Atatürk’le görüşmüş’ diyor. Sayın Bahçeli, kim ruhla, kim cinle, kim nereden besleniyor, fikri bir günde 180 derece değişiyor, bilmem. Dün övdüklerine bugün küfretmenin, dün tükürdüğü suratı bugün öpmenin, dün ak dediğine bugün kara demenin, nerden estiğini ben bilmem. Onu seninle, zihninle baş başa bırakıyorum. Ama bilmen gereken bir şey var; Atatürk öldü diyorsan, sen bu Cumhuriyet düşmanlarına, bu Atatürk’e husumet duyanlara, Kurtuluş Savaşı yoktur diyenlere, keşke Yunan kazansaydı diyenlere koltuk değneği olduğun gün Atatürk senin için öldü” diye konuştu.
“CHP Atatürk’ün partisidir”
“Konuşurken alt tarafa yazıyorlar. Cumhuriyet Halk Partisi, DEM işbirliği ile” ifadelerini kullanan Özel, “Yıllardır işinize geldi ahbap oldunuz. İşinize geldi, masa kurdunuz. İşinize geldi çadır mahkemeleri kurdunuz. Gün oldu birlikte halaya durdunuz, gün oldu göstermelik düşman oldunuz. CHP, Cumhuriyetin, Atatürk’ün partisidir. Mecliste bulunan her partiye aynı mesafededir ama CHP esas olarak 6 okun partisidir. Siz dediniz diye kimseyle konuşmazlık, siz istiyorsunuz diye onunla düşmanlık yapıp arkanıza dizilecek bir parti değildir. Şunu bilin ki, CHP’nin herhangi bir üyesinin milliyetçiliğine, devletçiliğine, halkçılığına, devrimciliğine, cumhuriyetçiliğine ve vatanseverliğine laf söyleyecek adamın alnını karışlarım” dedi.
“İstanbul Sözleşmesi AK Parti’nin 22 yıllık döneminde tek doğruydu”
Kadın cinayetlerinin Türkiye’nin en büyük utancı olduğunu belirten Özel, “Bu kadın cinayetleri son 15 yılda sadece 1 yıl düşüş kaydetmiştir o da İstanbul Sözleşmesi’nin imzalanarak yürürlüğe girdiği 2011 yılıdır. Sebebi de kadın cinayeti işleyenler, ‘Namus derim, ağır tahrik derim kurtulurum. Kravatı giyer iyi halden yararlanırım kurtulurum derken, 2011 İstanbul Sözleşmesi ile beraber ‘Bu işler artık eskisi kadar kolay değil, cezalar ağırlaştı. Devlet kararlı, meclis oyladı. Bundan sonra pabuç pahalı’ dedikleri için o sene aşağı düşmüştür. Daha dün bir günde 8 kadın eski ya da mevcut kocaları tarafından katledildi. Bir tanesi de babası tarafından öldürüldü. Kadın cinayetlerin önüne geçmek için bizler çalışıyoruz. Bu mesele toplumsal meselesidir. İstanbul Sözleşmesi AK Parti’nin 22 yıllık dönemimde yaptıkları tek doğdurur. AK Parti’ye takılacak bir maşallah varsa o da buydu. Gecenin birinde Hizbullahçılar öyle istiyor diye, yakında yaklaşan seçimde Hizbullah bağlantılı HÜDAPAR’la ittifak şartının ön şartı olduğu için, domuz bağcıların, kadın katillerinin, her fırsatta ‘kadınları sahiplendirmek lazım’ diyerek aşağılayanların ittifakına ve onların bir avuç oyuna tamah ettikleri için tek başına İstanbul Sözleşmesi’nden çıktı” diye konuştu.
“Birazda emeklileri tahrik edeyim”
“Dünden beri Tayyip Bey, dönüp dönüp bana saldırıyor ve şunu söylüyor; ben ağır bir suç işlemişim. Ben de bugün o suçu Bursa’da işlemeye geldim” diyen Özel, “Suçum; emeklileri tahrik etmek. Emeklileri tahrik ediyormuşum, biraz da Bursa’daki emeklileri tahrik edeyim. Bugün sabah TÜRK-İŞ rakamlarını yeniledi, açlık sınırının 15 binden 16 bin 250 lira olduğunu ilan etti. Bu ülkede emeklilerin çok önemli kısmı 10 bin lira gibi en düşük emekli maaşı ile geçinmek zorunda kalıyorlar. Ben de o günden bu güne kadar sürekli bunun haksızlık olduğunu, emekliye 10 bin lira vermenin mümkün olamayacağını söylüyorum. En düşük emekli maaşı Recep Tayyip Erdoğan’ın geldiği 3 Kasım 2002 günü bir buçuk asgari ücret düzeyinde olduğunu, bugün o korunuyor olsa şu an da emeklileri verilmesi gereken paranın 25 bin lira olduğunu, 2 buçuk kat farkla 10 bin liraya mahkum edildiklerini anlatıyorum. Tayyip Bey’e diyorum ki, bayram ikramiyesini biz söylemiştik. 7 Haziran’da veremem dedin. Baktın seçimi kaybettin 1 Kasım’da bizde vereceğiz dedirttin. O zaman güya tarafsız cumhurbaşkanıydı. 2018’e kadar verdirtmedin, 2018’de bin TL, 2020’de 2 bin lira, bu seçimde 5 bin yapacaklarını söylediler, 3 bin liraya çıkardılar. Bu ikramiye ilk verildiğinde bin lira 24 kilo kıyma alıyordu, şu anda 3 bin lira 6 kilo kıyma oluyor. O ikramiye 2018’den bugüne kadar emeklinin sofrasından 18 kilo kıyma çalmış” dedi.
“Bu defa Türkiye İttifakı”
CHP Genel Başkan Özgür Özel sözlerine şöyle devam etti:
“Geçen sefer kıl payı kaçırıldığımız Bursa’yı bu seçimde alıyoruz ama, birlikte olsak seçim yapmaya neredeyse gerek kalmayacak düzeyde fark vardı. Balıkesir, Manisa, Denizli garanti. ‘Hep birlikte olsak hiçbir büyükşehir kaybetmeyiz’ dedik. ‘Hür ve müstakil olacağız’ dediler. Anlayış gösteriyoruz. Geçen seçimde birlikte olduğumuz iyi insanlar buradan bir yere gitmediler. Hala Bursa’nın sokaklarındalar. Her yerdeler. Birlikte olduğumuz sadece sosyal demokratlar değil. Milliyetçi, muhafazakar demokratlar yine sandık başındalar. Onların Saray’a da Bahçeli’ye de itirazları bitmedi. Çünkü bu sömürü düzenine karşı hep birlikte ayakta durmanın tek kurtuluş olduğunu, aksi taktirde bu ülkeyi nasıl tükettiklerini herkes biliyor. Hep birlikte bu ülkede başka bir ittifakın içindeyiz. Bu ittifakın adı Türkiye İttifakı. Biz kurduk ve hepimizin bu ittifakın içindeyiz. Türkiye İttifakı’nın 2 rengi var. Renklerini partimizin renklerinden değil, ay yıldızlı al bayraktan alıyor. Türkiye İttifakı Milli takım gol atınca, ayağa kim sıçrıyorsa hepsinden oy ister.” – BURSA
]]>Seçim çalışmaları kapsamında her kesimin teveccühü ile karşılaşan ve vatandaştan aldığı destekle aralıksız bir şekilde çalışmalarını sürdüren Özkan Çetinkaya bir taraftan da Karabük için planladıkları projeleri halkın onayına sunuyor.
“Sahada ciddi bir destek, ciddi bir teveccüh ve değişim arzusu var”
Sevdalarının millete hizmet ve memleket sevdası olduğundan yorulmadan, şevkle 31 Mart’ta koştuklarını anlatan AK Parti Karabük Belediye Başkan adayı Özkan Çetinkaya, “Sahada ciddi bir destek var. Ciddi bir teveccüh ve ciddi bir değişim arzusu var. Şehirde artık ciddi bir kalkınma arzusu var. Bizler de bu arzuyu, bu isteği, bu talebi inşallah hemşehrilerimizin 1 Nisan’da vereceği yetkiyle mühürle inşallah hizmete dönüştüreceğiz. Müreffeh, çağdaş ve modern bir Karabük, kalkınmış bir Karabük olarak önümüzdeki 5 yılda hizmetimizle inşallah bu arzularını hemşehrilerimizin gerçekleştireceğiz. Baktığımızda kurum binalarını yeniliyor hükümetimiz. Okullarımızı, depreme dayanıksız okullarımız var. Bunların güçlendirmesi gerekiyorsa yapıyor. Yine yenilenmesi gerekiyorsa yenilenmeleri yapılıyor. Tabii hükümet olarak burada birçok projelerimiz var. Akabinde birçok projelerimizi bir bir hayata geçiriyoruz. Hükümetimiz bu noktada şehre gereken özeni gösteriyor, Son 15 yılda bu hükümet olarak yapmış olduğumuz yenilemelerin modernizasyonların yerel anlamda ortaya konulamadığını görmekteyiz ve bu da bize ne yetiyor? Maalesef gecekondu yapıdan kurtulamamış. O modern konutları, çağdaş konutları, depreme dayanıklı konutlara maalesef halkımız kavuşamamış. Bunları yapamamışız. Bunları tamamlayamamışız. Şehirde beşten sonra hayat bitiyor söylemi var. Yine bu sadece şehrin merkezi değil birçok Mahallede akşam beşten sonra baktığımızda hayat bitiyor. O yüzden ben yapılan, bakımsız şehir eleştirilerine katılıyorum. Çünkü Karabük kan kaybediyor. Git gide Karabük görüntü itibariyle insanın yaşam kalitesi itibariyle çocukların büyüdüğü, gittiği parklar itibariyle baktığımızda o müreffeh seviyeye ulaşamamış” dedi.
Çetinkaya, 2029 seçimlerine kadar 5 yıllık sürede yayınladıkları seçim beyannamesinde ne gar sahasının, ne Araç çayının, ne de o modern bulvarları, ne de konut ihtiyacının hiç kimseye göstermeyeceğim” diyerek, ” Ben 2029’a kadar bu şehre modern, çağdaş, depreme dayanıklı, dar gelirli vatandaşlarımıza, yine diğer vatandaşlarımız, sosyal konutları ile gar sahası ve Araç çayı projelerimiz olsun bunları halkımıza kazandıracağız. ve bu söylemi de ben belediyecilik belediye başkanlığı yaptığım dönemde artık kaldıracağım. Karabük artık köhne, sessiz, sakin bir şehirden ziyade canlı, modern, çağdaş, daha yaşanılabilir, caddeleri cazibe merkezi olan bir şehir haline gelecek. Bir hedefim var, Karabük’ün nüfusunu mevcudun çok üzerine çıkartacağım. Burada ticari hacmi, ekonomik hacmi yükselteceğim. Bu mahallelerimizde bir popülasyon, bir nüfus oluşacak. Eğer bu dediklerimiz 15 beş yıllık bir belediye başkanlığı döneminde bu işler bir yerden başlansaydı on on beş yıllık bütçe ile bir Karabük daha kurardı. Burada önemli olan azim, kararlılık, çalışkanlık, 7/24 saat belediyeciliği yine burada mesela Ankara temasları, bakanlık teması, hükümet temasları, yine vekillerle ikili diyaloglarla çözebilmek çok önemli. 5 yılın sonunda şöyle hangi alana gidersek gidelim güzel içimizi açan bir belediyecilik olacak. Bunun da başı belli başlı mahallelerimiz var. 14-15’in üzerinde mahallelerimiz var. Bu mahallelerimizde halkımıza kentsel dönüşümler uygulayarak burada yer sahiplerine, ayrıca ailede konut ihtiyacı olan vatandaşlarımızın konut ihtiyacını
karşılayarak şehrimizin önce çehresi değişecek. Bunları yaparken, Bakanlıklarla, TOKİ işbirliği ile yürüteceğiz” diye kaydetti.
“7 bölgeye kreşler yapılacak”
Şehrimizi incelediklerinde her seferinde 7 bölge olarak değerlendirdiklerini anlatan Çetinkaya, “Bir proje düşünürken işte şehri kısım kısım ele aldığımızda 7 bölge olarak görülüyor. Şimdi bu bölgelerimizde biz istiyoruz ki bir kreşlerimiz olsun. Şu an çalışan gece gündüz memurlarımız var. Bu noktada bakıyoruz çocuklara genelde dedelere, babaannelere emanet oluyor. Bu kreşlerimizi modern bir eğitim yuvası olacak. Bir de burada böyle yaptım oldu değil de çok güzel öğrenci yetiştiren, çocuklara ilgi alakalı olan marka bir kreşler kuracağız. Bunlardan bir iki tanesinde 7/24 çalışacak. Çünkü gece mesaisine giden aileler var, ebeveyler var. Burada bizim nöbetçi kreşimiz devreye girecek. Ayrıca bu kreşlerimizde çocuklarımıza zihinsel, bedensel ve psikolojik gelişimler için uzman pedagog olsun, psikolog olsun, sosyolog olsun bunlar görev yapacak. Hem bir istihdam kapısı olacak burası. Hem de çocuklarımızın gelişimiyle alakalı marka bir kurum olacak. Yaptığımız hiçbir proje ve hiçbir hizmet belediyeye bir katkı getirsin, finansal bir destek sağlasın mantığıyla değil, tamamen hizmet odaklı halkımızın ihtiyacını görmesi mantığıyla yapılacak. Burada ücretler ise çok cüzi olacak. Mevcudun belki üçte bir rakamları olacak. Ama hizmet noktasında daha kaliteli, daha bilinçli, daha çok çocuklarımıza ilgilenen bir kreş yapısı bunlardan yedi tane olacak ve bunları hemen 1 Nisan’dan itibaren halkımıza hizmete sunacağız” dedi.
” İleri Tarım projemizle 200 kadın istihdamı oluşturacağız”
200 kadının istihdam edileceği 25 dönüm üzerine kurulacak olan ileri tarım projesini de anlatan Özkan Çetinkaya, ” İleri tarım uygulaması 25 dönüm arazide seralarımızı kuracağız. Burada bu seralarımızı nasıl yapıyoruz? 12 ay üretim yapabileceğimiz bitki, sebze, meyve üretebileceğimiz bir sera grubu bunlar. Burada ana maksat şu, burada atık ısılar var ve bu atık ısıları biz bu seraları ısıtmada kullanacağız. Bu atık ısılarla biz bu seralarda 7/24 on iki ay boyunca kışın tuvalda bitkiler ve sebzeler olmak üzere birçok şey üreteceğiz. 25 dönümlük sıralarımızda biz 200 kadın istihdam edeceğiz. Hedefimiz bu seralarda uygulamadan elde ettiğimiz ürünlerimizi halkımıza sunarken, bitki üretiminde de çarşımızda peyzaj uygulamasında yeşil çevre uygulamalarında kullanacağız” diye konuştu.
” Sizleri asıl aşağılan ben değilim”
Başkan adayı Çetinkaya, rakibi mevcut belediye başkanının A4 kağıdı ile konut taleplerinin toplamasına gösterdiği tepkisini de yenileyerek, “15 yıllık bir belediyeciliğin sonunda A4 kağıdıyla başvuru alınsın istemezdik. Biz ne isterdik, bu halka, hemşehrilerime tapular dağıtıldın. Bugün 15 yılın sonunda hala bir vaat siyaseti değil, bugün icraata doğru dönüşmüş bir hizmet siyaseti ortaya çıksın. Benim hemşehrilerime seçime 35 -40 gün kala hala, bin konut yapacağım vaatleri değil de bugün gönlüm arz ederdi ki biz bin tane konutu hayata geçirdik, tapularını dağıtıyoruz demelerini arzu ederdik. Yani burada anlatmak istediğiniz net olarak bu. Çünkü bakıyoruz geçmişte 2009, 2014 ve 2019 vaat var, konut vaadi var. Her dönem bir konut vaadi var ama dönüp baktığımızda bir tane yapılmış mahallemiz var mı? Mahallenin halini görüyoruz. O açıdan şunu demek istiyorum, bizim A4 kağıdı veya vatandaşımız söz konusu değil, ben 36 yıldır bu şehirde yaşıyorum. Kimseye bugüne kadar ne bir kibir ne bir üstten bakma gibi bir durumum olmadı ve 12 yıldır da siyaset yapıyorum beni en iyi Karabüklüler tanır. Bugün bizi tanımayan esnafa sorsun, okul arkadaşıma sorsun, Özkan kimdir dendiğinde Özkan bu şehrin yetiştirdiği bir evlattır. Ben kimseyi aşağılamam. Ama bugün sizleri asıl aşağılan ben değil, 15 yılın sonunda hemşehrilerime hala form doldurtup 15 yıl yapamadım, seçimin son 35 günü siz bu formu doldurun, yapacağız diyenlerdir. Oysa üzüldüğüm noktalar bu. Ben arzu ederdim ki bugün 15 yıllık belediyecilik sonucunda bugün A4 kağıtları değil tapular verilsin daireler teslim edilsin. Formu niye eleştiriyorsun? Metrekare yok, yer belli değil, fiyat belli değil, ödeme belli değil, taksit belli değil. Seçime 35 gün kala çıkartılmış belediyede ve insanlara umut veriyoruz Efendim bugün umut zamanı. Bugün icraat zamanı. Bugün seçime 35 gün kala bir belediye yapması gereken şey form toplamak değil, tapu dağıtmaktır.” ifadesinde bulundu.
“Bizim rantla işimiz yok”
Çetinkaya, biz on beş yılda verilemeyen bir konut hizmetinin belediye başkanlığının son 35 gününde verilmesini eleştiriyoruz diyerek, ” Yok işte ranttır, ruttur falan bunlar bizim lugatımızda olmaz. Şunu söylüyorum bizler burada kısır siyasi söylemler yaparsak Karabük bir metre ileri gitmez, bir santim buradan buraya ilerleyemez. Burada tartışacağımız ve konuşacağımız tek şey Karabük’e hizmet noktasında ne yapabiliriz? Bugün benim tek hedefim budur. Bugün Karabük’te nasıl bu Karabük’ü daha modernize, çağdaş, nasıl başlatabiliriz? hizmet belediyeciliğini başlatabiliriz. Bizim tek gayemiz budur. Biz böyle sonsuzluğa konuşan lafların kati suretle muhatap almıyoruz. Bu sorunun mesela hiçbir yerde karşı polemiklere girmeyeceğim. Bugün biz Karabük’ü bırakalım, şuraya koyalım. İşte sen mi rantçısın ben mi rantçıyım, o mu, bu mu, bu kavgalar. Bunun Karabük’e ne faydası var? Bunlar kısır siyasi söylemler. Biz Karabük için her türlü hizmet için her türlü diyaloğa varız, tartışmaya varız. Ama öyle aslı astarı karşılığı olmayan ucuz, basit siyasi söylemlerin Karabük’e ne faydası var? Bu gerginliği Karabük’e ne faydası olur. Bunlar tamamen kısır siyasi söylemlerdir. Karabük bunu hak etmiyor. Karabük hizmet tartışmayı hak ediyor. En güzel caddeyi sen mi yapacaksın? Ben mi yapacağım? Ben yapacağım. Karabük’e en çok konutu da ben yapacağım. En güzel mahalleri ben kuracağım. En güzel caddelerde ben yapacağım. Ne derse desin bu kısır siyasi söylemlerin muhatabı değilim. Bunlar tamamen her seçimden böyle çıkmış böyle boş atayım dolu tutarım hesabı söylenen sözler. Kati surede biz burada her zaman hizmeti ele alırız. Biz burada halkımıza ne veririz bunun derdini düşünüyoruz. Bakın burada birbirinden kıymetli hayata geçireceğim projem var. 2029 seçimlerinde size hiç kimse konut vaat etmeyecek. Çünkü o konut problemini çözeceğiz. Hiç kimse gar sahasına proje vaat etmeyecek, orayı hayata geçireceğiz. Bugün araç çayı kenarında kimse size bir proje üretmeyecek. Ben o projeyi hayata geçireceğim kıymetli hemşehrilerim. Hiçbir şekilde bunların kronik problemleri biz 5 daha arı gibi çalışarak 7/24 belediyecilik sadece seçimlerinden seçimlere değil. Şimdi bakıyorum her yerde araçlar var, her yerde bir hummalı ve hareketlilik var. Bizler 5 yılın her dakikasında Karabük’ü düşünerek, çalışarak, projelerimizi aktif hale getirerek ve 2029 yılında bu katalogda ne vaat ediyorsam yüzde yüzünü yapacağım ve bunu başaracağım. Şehrimi de Batı Karadeniz’in en gözde en cazibe merkezi haline getireceğim. Bu şehirdeki insanımız mutlu olacak” dedi.
“Asıl dev eseri inşallah 1 Nisan sabahından 2029 yılına kadar mükemmel bir beş yılda görecek”
Belediye binası girişindeki turnikeleri de eleştiren Özkan Çetinkaya, ” Şu an belediyenin girişinde turnikeler var, stadyum mu burası? Hizmet kurumu böyle olmamalı. Biz bu turnikeleri 1 Nisan sabahı hemen kaldırıyoruz. Yani o açıdan bizler bir kere saha belediyeciliğine geçiş yapıyoruz. Hizmet belediyeciliğine geçince artık siyaset arkada kalıyor bizim için. 1 Nisan’dan sonra Karabüklü ruhumuzla, aidiyetlimizle sahaya çıkıyoruz. Bu hizmetlerimizi, bu vaatlerimizi, bu kitaptaki tüm projelerimizi bir bir hayata geçiriyoruz. Benim tek derdim Karabük’e hizmet etmek. Karabük’e birin yanına bir nasıl yaparım? Bu caddede, bu sokakları, bu şehrimizi, bu mahallelerimizi nasıl daha iyi hale getiririz? Bununla alakalı elimde projelerim hazır. Vekillerimle güzel diyalog içerisindeyim. Yine burada il başkanımızla diyalogla birlik beraber halindeyiz. Hükümetimizle, bakanlarımızla istişare halindeyiz. Bu projeleri hazırlarken herkes gördü ki biz bu barış projeleri powerpoint’te hazırlayıp öyle akşamdan sabaha sosyal medyaya yüklemiyoruz. Biz bunları bakanlarla daire başkanları ve genel müdürlerle istişare ediyoruz. ve bu projeleri gerçekleştirirken de her zaman bir ayağı da Ankara olarak yapıyoruz. Neden bunu yapıyoruz? Hızlı bir şekilde hemen yol alalım. İstişareyle çünkü ben şu an adayım. Bu hizmeti yapacağız ve bunun sözünü verdik halkımıza. Bu bir beyannamedir, bir sözleşmedir ve bir akittir. ve biz bu akide her zaman sadık olacağız. Şimdi 287 eser diye bir yerlerde yazıyor, dev eser. Şu an bence bu kısır siyasi söylemlerden ziyade herkes çıksın 287 dev eser varsa buyurun herkes anlatsın. Mahalleye gidiyorum soruyorum, 287 dev eserin kaçı sizin mahallenizde, cevap yok. Karabük’te 287 dev eser var, bunlar hangisidir? Nasıl bir dev eser? Kime göre dev eser göreceğiz. Ama şunu söyleyeyim, Karabüklü hemşehrilerim asıl dev eseri inşallah 1 Nisan sabahından 2029 yılına kadar mükemmel bir beş yılda görecek. 2024 senesi ve sonrası güzel Karabük’ümüzün, güzel hemşerilerimizin güzel yılları olacak.”
” Güzel bir şehir kuracağız
Karabük seçmenine de seslenen AK Parti Karabük Belediye Başkan Adayı Özkan Çetinkaya, konuşmalarını şu sözlerle sürdürdü:
“Biz her zaman Karabük halkı çarşıda, pazarda, caddede, parkta baş başayız ve birlik halindeyiz. Bu birliktelikle biz bir hizmet yolculuğuna çıkalım. Şehrimizi, kentimizi güzelleştirelim. Daha yaşanılabilir, daha çağdaş, daha modern, daha müreffeh bir seviyeye taşıyalım istiyoruz. ve bu konuda her zamanki gibi desteklerinizi istiyoruz. Bugün 36 yaşına kadar beni büyüten, beni besleyen, okutan buralara getiren Karabük’e biz bu hizmeti yapmak istiyoruz. 12 yıllık siyasi hayatımızda girdiğimiz her evde, her hanede, her dükkanda bizleri tebessümle, güler yüzle ağırlayan Karabüklülere bu sefer hizmet etmek için belediye başkan adayı olarak buradayız. O yüzden desteklerinizi bekliyoruz. Ben Türkiye’nin en genç belediye başkan adayıyım. Belediye başkanı olacağım ve en genç ama en çok çalışan, en çok hizmeti yapan, en çok proje üreten belediye başkanı olacağım. Sorunları biliyoruz, bugün tespitini yapıyoruz sizlerin de ilettiği talepler var. Bu taleplerin inşallah 1 Nisan sabahı bize bu mührü, şehri emir sıfatına layık görürseniz bir bir beş yılda hepsini yok edeceğiz. ve sizlere, bizlere, hepimize güzel bir şehir kuracağız” – KARABÜK
]]>Yerlikaya, Üsküdar’daki Antikacılar Çarşısı esnafıyla bir araya geldiği programda yaptığı konuşmada, göreve geldiği 4 Haziran 2023’ten bugüne kadar, 600 bin mesai arkadaşıyla beraber Kara, Mavi ve Siber Vatan’da, milletin huzuru için gece gündüz demeden canla başla çalıştıklarını söyledi.
Göreve “Türkiye’nin huzuru” mottosuyla başladıklarını belirten Yerlikaya, polisi, jandarması, sahil güvenliğiyle beraber, milletten almış oldukları destekle, duayla, azimle, kararlılıkla ve cesaretleriyle tüm suç türlerine karşı sahada gayret gösterdiklerini vurguladı.
Yerlikaya, birinci görevlerinin “önlemek”, ikinci görevlerinin ise bir suç işlendiyse bir an önce bunu yakalayıp adalete teslim etmek olduğunu kaydederek, “Mala ve kişilere karşı işlenen suçlarda 9 aylık dönemimizde olaylar süratle aşağı doğru iniyor. Var olan olayları aydınlatma oranlarımızda hep daha yukarıya gidiyor.” diye konuştu.
Geçen yıl ocak-şubat döneminde, Türkiye ortalaması günlük 160 olan “evden hırsızlık” suçunun bu yıl 101’e düştüğünü aktaran Yerlikaya, kolluk gücünün bütün hırsızlık türlerinde, kendi kendisiyle yarıştığını dile getirdi.
Bakan Yerlikaya, bütün bunları yaparken de vatandaşın emrinde olduklarını, onların huzuru için gönülden gönüle bir duruş sergilediklerini anlattı.
Babasının da esnaf olduğunu, bazı tatil günlerinde gittiği babasının iş yerini “besmele çekerek” açtığını hatırlatan Yerlikaya, şunları kaydetti:
“Esnaf babam derdi ki; ‘Bu kapı Hak kapısı, bu kapı rızkımızın kapısı. İçeriye giren herkesi güler yüzle karşılayacaksın. Fikri, zihniyeti, yaşı, rengine bakmayacaksın. Her zaman onların emniyeti bizim baş tacımızdır. Haklı da olsa haksız da olsa bunu hiçbir zaman söyleyemeyiz. Onu memnun edebilmek için her zaman müşteri haklıdır, baş tacımızdır’. İlk hayat mektebini orada öğrendim. Esnafın herkesle geçimli olduğunu, herkesin ona selam verdiğini ve esnafın herkesin gönlünde bir yeri olduğunu gördüm.”
“Gerçek belediyeciliği 1994’te Recep Tayyip Erdoğan İstanbul’da gösterdi”
Ali Yerlikaya, İstanbul’da Valilik yaptığı dönemde bir arkadaşının tavsiyesiyle Üsküdar’dan ev alarak kendisinin de artık bir Üsküdarlı olduğunu, yeniden aday olan Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen’in iki dönem boyunca ilçeye sayısız hizmetler yaptığını anlattı.
Vatandaşın şehrin anahtarını teslim ettiği kişide “Her zaman aynı tonda, aynı kalbi selimde mi bu adam? Dar günde, zor günde, kolay günde vatandaşın yanında mı? Belediyenin önünden geçerken, yaya gördüğü zaman onunla ilgileniyor mu?” kriterlerini aradığını kaydeden Yerlikaya, vatandaşın kanaatinin buna göre değişiklik göstereceğini belirtti.
İçişleri Bakanı Yerlikaya, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Arkadaşlar, eğer Hilmi Türkmen’le beraber yürüyorsak, her zaman yanınızdadır. Her zaman aynı Hilmi Türkmen’dir. Gerçek belediyeciliği 1994’te Recep Tayyip Erdoğan İstanbul’da gösterdi. Onun açmış olduğu ufuk, tüm Anadolu’da, bütün belediyelere örnek oldu. O yoldan, o izden gidiyoruz. Nasıl 14 ve 28 Mayıs’ta merkezi hükümeti, cumhurbaşkanlığını, parlamentomuzu taçlandırdıysanız İstanbul Büyükşehir’de, Murat Kurum kardeşimizi, Üsküdar’da Hilmi Türkmen’i Allah’ın izniyle şehrin emini yapacağız.”
Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen de Yerlikaya’nın ziyaretinden duyduğu memnuniyeti belirterek, Üsküdar’ın bir geçiş yeri olmaktan ziyade artık herkesin, özellikle gençlerin çokça gelip gezip dolaştığı, alışveriş yaptığı bir merkez haline geldiğini dile getirdi.
Esnafa bir müjdeleri olduğunu vurgulayan Türkmen, geçen iki ay içerisinde Üsküdar’ın merkez mahalleleriyle alakalı bir imar planı çalışması yaptıklarını söyledi.
Türkmen, “11 mahallemizde en az 800 metrekarelik bir tapu alanını toparlarsanız buraya ilave 1-1,5 katlık yeni imar hakları getirdik. Bu imar planı asıl sizi, bu çarşımızı ilgilendiriyor. O buçuk dediğimiz üstteki katın parapetlerinin yüksekliğinde 80 santimden 220 santime çıkarıyoruz.” dedi.
Yerlikaya esnafı gezdi, vatandaşlarla sohbet etti
Bakan Yerlikaya ve beraberindekiler, daha sonra Üsküdar’daki esnafı ziyaret etti. Esnafın ikram ettiği ürünlerin tadına bakarak bir süre onlarla sohbet eden Yerlikaya, vatandaşlarla da fotoğraf çektirdi.
Balıkçılar Çarşısı’ndaki ziyareti sırasında Yerlikaya’nın yanına gelen emekli öğretmen Yıldız Özkadif, mezun olduğu ilkokulda öğretmenlik yaptığını kaydetti. Bunun üzerine Yerlikaya da 1979 yılında Alaeddin İlkokulu’nda okuduğunu belirterek, bu karşılaşmadan duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
Yerlikaya, daha sonra Üsküdar Meydanı’ndaki Valide-i Cedid Camii’nde öğle namazını kıldı.
]]>ERDOĞAN’DAN AYDIN’DA DİKKAT ÇEKEN MESAJLAR
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları şu şekilde; “Bugün adı gibi Aydın, cesur efeleriyle dünyaya nam salmış Aydın’da sizlerle olmak mutluluk duyuyorum. Bu şehir bize şehit Adnan Menderes’in emanetidir. Şu anda meydanda 52 bin kişi var. Bu ne demektir. 31 Mart günü sandıkları patlatmaya hazırlanıyoruz.
“DEVAMLI DARBECİLERLE BOĞUŞTUK”
Adnan Menderes ülkesine ve milletine yaptığı hizmetlerin bedelini canını dar ağacında vererek ödedi. Türkiye’nin demokrasi adımları her kargaşada ne yazık ki kesintiye uğradı. Bu defa durum farklı. Kendi iç meselelerimizle uğraşırken bizimle aynı seviyede olan ülkeler aldı başını gitti. Ülkemizin darbeler zincirinin önemli halkalarından biri de 28 Şubat postmodern darbesiydi. Ülkemiz demokrasi tarihinin utanç verici sayfalarından biridir. Aydın bize Adnan Menderes’in emanetidir. Menderes’i hoyratça başbakanlık koltuğundan indirip dar ağacına gönderen zihniyet 28 Şubat darbesinde daha incelikli metotlar kullandı. Kılık kıyafetinden dolayı kadınların okuma ve çalışma haklarının gasp edildiği, sermayenin renklere bölünerek baskı altına alındığı, bazı medya organlarının darbe bülteni gibi yayınlar yaptığı özgürlük namına ne kadar değer varsa hepsinin çiğnendiği o karanlık günleri unutmadık, unutmayacağız. Biz e kendi siyasetimizde darbecilerle sık sık yüz yüze geldik.

“MİLLETİMİZE SİLAH ÇEKTİLER, KAN DÖKTÜLER”
İBB Başkanlığı görevinden daha süremiz dolmadan darbecilere selam duran hukukçuların kararlarıyla görevimizden uzak tutuldum. Cumhuriyetimize milli iradeye, demokrasimize kast eden tuzaklarla daha nice sinsi senaryolarla karşılaştık. Ardından uyduruk gazete kupürleriyle partimizi kapatmaya çalıştılar. Gezi olaylarıyla sokakları karıştırmaya çalıştılar. FETÖ’nün darbe girişimiyle milli iradeyi esir almaya çalıştılar. 15 Temmuz darbe girişimiyle milletimize silah çektiler, kan döktüler. Türkiye’yi istedikleri gibi yönetmek isteyen emperyalist güçlerin olduğunu biliyoruz. Biz içerideki maşalarla mücadele ederken asıl kavgayı bunlara karşı verdik. Cudi’de, Gabar’da verdik. Bunları mağaralara gömdük. Ve terk ettiler. Gittiler. Bakıyorsunuz bir taraftan Fransızların çimento ürünü Türkiye’ye geldi ve bunlar mağaraları yaktılar. Kime teröristlere. Fransa ne yazık ki terörün adeta baş destekçisi oldu. Baş edemedi. Biz ne yaptık? Kuzey Suriye’deki bütün barınaklarını gömdük. Kovid-19 salgını ve Rusya-Ukrayna savaşı gibi krizlerin etkisiyle kendi canlarının dertlerine düşmeseydiler daha ne yaparlardı Allah bilir. En büyük başarımız ne yaşarsak yaşayalım, ülkemizi demokrasi ve kalkınma rotasında tutmak oldu.
“TÜRKİYE ESKİ TÜRKİYE DEĞİL”
Artık işleri daha zor. Çünkü Türkiye eski Türkiye değil. Milletiyle altyapısıyla, siyasetiyle, ordusuyla artık bambaşka bir Türkiye var, bambaşka bir devlet var. Türkiye Yüzyılı’na kilitlenmiş bu ülkenin önünü kesmek, istikamet belirlemek öyle kolay değil. Sağda solda kendi kendilerine gelin güvey olan varsa Aydın’dan hepsini ikaz ediyorum. Hayalinde 22 Mayıs, 12 Mart, 28 Şubat gibi darbe girişimi varsa karşılaşacakları en hafif gerçek 15 Temmuz olacaktır. Artık bu milletin kendi iradesini hiçe sayanlara tahammülü kalmamıştır. Bu millet bir kez daha rahmetli Özal’a edilen eziyetlere rıza göstermeyecektir. Bu millet bir daha geçmişte yaşadığımız 21 yıldaki gibi hiçbir sinsi girişime izin vermeyecektir. Her kim de size vizyonsuz, programsız vaatlerde bulunursa emin olun söylediklerini zaten yapamayacağı gibi sizi elinizdekilerden de edecektir. Biz Türkiye’yi lafta değil, çalışarak, alın teri üreterek, imkanlara direnerek sizlere taahhüt ediyoruz. Ramazan ayı yaklaşıyor. Bu mübarek ayları gecesi ve gündüzüyle ayrı değerlendirmeliyiz. Demokrasi ve kalkınma yolculuğumuzun bu durağını da zaferle geride bırakacağız. Rabbim yaptığınız ve yapacağınız çalışmalar için şimdiden sizlerden razı olsun.”
]]>Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş, İstanbul’da aday tanıtım toplantısında; “Düne kadar sınır mahkemeleri kurup teröristleri davulla zurnayla karşılayanlar, bugün en milliyetçiler oldular olaya bakar mısınız, sahtekarlığa bakın. Mesela, sağlıklı bir zihinle düşündüğünüzde, ‘Ben 15 gün önce İsveç’e o kadar salladım bunlar Kur’an yaktı, bunlar terör devleti dedim. Bugün ben O’nun NATO’ya girmesini kabul edemem’ demesi lazım, ama NATO’ya girmesine onay verdi. Bir değeri olan insan bunu yapar mı? Bir değeri olan insan bütün Türkiye’ye çağrı yapıp yüz binleri toplayıp, ‘İsrail’i lanetliyoruz, Filistin’in yanındayız’ deyip İsrail’le ticarete devam eder mi” dedi.
BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş, İstanbul’da partisinin aday tanıtım toplantısına katıldı. Toplantıda, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Cihan Erdoğanyılmaz ve 39 ilçenin belediye başkan adayı tanıtıldı. Erdoğanyılmaz, şunları söyledi:
“Cihan Erdoğanyılmaz bir semboldür. BTP kadrolarının içinde binlerce Cihan Erdoğanyılmaz var. Prof. Dr. Haydar Baş Bey’in yetiştirdiği Bağımsız Türkiye kadroları, kendisini Atatürk’ün gençliğe hitabesinin muhatabı sayan tüm Türk gençliği, yıllardan beri görmezden gelinen, ülkemizi terk etmeye zorlanan Türk gençliği artık BTP sayesinde siyaset sahnesinde. Çünkü biz çok iyi biliyoruz ki bu ülke, onu bu hale getirenlere bırakılamayacak kadar kıymetli bir ülke. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bizlere emanet ettiği Cumhuriyetimizin kazanımlarının bir bir elden çıkarılmasına, ülkenin ve gençlerin büyük bir karanlığa ve umutsuzluğa gömülmesine büyük bir üzüntüyle şahit olduk. İktidar ve muhalefet bugün siyasi rant kavgasına düşerek asli vazifesini unutmuştur. Bu vatan, onu bu hale getirenlere bırakılamayacak kadar kıymetli ve kutsaldır. Yaklaşan büyük İstanbul depremi, teknoloji devrimini kaçırmak üzere olmamız, ekonomik bağımsızlığımızın tehlike altına girmesini de düşündüğümüzde birinci vazifemiz olan Türk istiklalini, Türkiye Cumhuriyeti’ni ilelebet muhafaza ve müdafaa görevimizi yerine getirmek bizim için artık tarihi bir sorumluluktur.”
BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş ise şöyle konuştu:
İKTİDARIN SORUNLARI ÇÖZMEYE, MUHALEFETİN DE İKTİDAR OLMAYA NİYETİ YOK
“Öyle ekonomik bir tablo var ki her gün üstüne iki kat fiyat koyuyor. Bunu çözmemiz lazım bir şekilde. Çözmek için ne yapıyoruz? Diyoruz ki, ‘Bu iktidara bir şans daha verelim bu ekonomiyi çözsün’ şimdi bir kısmımız bunu söylüyor, bir kısmımız da ‘Bu iktidarı iktidarda tutan muhalefete bir oy daha verelim, O gelip bu işi çözsün’ diyor.
Yahu kardeşim ne iktidarın bunu çözmeye niyeti var, ne muhalefetin iktidar olmaya niyeti var, sorun burada. Benim çağrım bütün Türk milletine şudur; gelin Bağımsız Türkiye Partisi ile birlikte yürüyelim. Her yerde adayımız var. Bu seçim her yerde bayrağımız dalgalanıyor. Özellikle o yüzde 48’lik seçmene de söylüyorum; bir önceki seçimde bir fedakarlık yaptık. O küçük partilerin yüzde 2.5 – 3 puanlara yaklaştığı yerde ben o seçime girseydim başka bir tablo çıkarırdım ama ben bir fedakarlık yaptım. Siz de ‘Sen bu seçim fedakarlık yaptın, biz de bir dahaki seçim sana oy vereceğiz’ dediniz. Şimdi ben kendime oy istemiyorum, ben adaylara oy istiyorum. İstanbul’u yönetecek, Aydın’ı yönetecek, Trabzon’u yönetecek, Karabük’ü yönetecek, Ankara’yı yönetecek, hülasa 80 ili yönetecek adaylara oy istiyorum çünkü sizin bana bir oy borcunuz var. O borcun ödenme günü gelmiştir.
“BEN SİYASETİ ÇOCUKLAR İÇİN YAPIYORUM”
Herhangi bir vatandaş internet haberlerinden veya televizyondan veya gazetelerden gündeme baksa veya sadece yaşadığına baksa, ‘oy vermeyi geçtim bunlara selam verilmez’ demesi lazım. Ben siyaseti kızım için yapıyorum, karşımdaki oğlum için yapıyorum, bu arkada gezen çocuklar için yapıyorum. Bu çocukların geleceği için yapıyorum, hiç kimsenin menfaati için zerre çıkar için bu siyaseti yapmıyorum ve yapmayacağım.
“MİLLİ EKONOMİ MODELİ SESSİZ BİR DEVRİMDİR”
Diyeceksiniz ki bu özgüven nereden geliyor? Şuradan geliyor; elimizde bir formül var. Bundan tam 11 yıl önce bugün Rusya’da Moskova’da benim de içinde olduğum bir ekip Rus Meclisi Duma’da bir sunum dinledi. O sunuma ‘Sessiz Devrim’ dendi. Kapitalizmi, liberalizmi ve dünyadaki sömürü sistemini tarihin çöp kutusuna atan bir devrimdi bu. O devrim benim güzel babamın yazdığı ‘Milli Ekonomi Modeli’ devrimiydi. Biz bu ülkeyi kalkındırırız ama bu ülkeyi kalkındırmak istiyorsanız size ait olan fabrikayı satmayacaksın, size ait olan fabrikayı kapatmayacaksın, size ait olan madeni satmayacaksın, yerinizin altından biten gıdanızı dışarıdan almayacaksınız. Bu ülkeyi kalkındırmak istiyorsan enerji kaynaklarınızı devreye sokacaksınız. Türkiye’nin enerji ihtiyacını dışarıya bir tek dolar vermeden karşılayabiliriz. Bunun için çok fazla böyle bilimsel araştırmalara enteresan çıkışlara, hiç kimsenin bilmediği icatlara ihtiyacımız yok, tek bir şeye ihtiyacımız var samimiyete. Vatanperver olalım vallahi de billahi de bu ülkeyi kalkındırır, hiç kimseye ihtiyaç duymayız.
“MİLLİYETÇİLİK ARTIYOR AMA HANGİ MİLLİYETÇİLİK?”
Diyorlar ki dünyada milliyetçilik artıyor. Tamam güzel milliyetçilik artıyor da hangi milliyetçilik artıyor? Şimdi dünyada yükselen trend olan milliyetçilik neyin milliyetçiliği biliyor musunuz? Söyleyeyim, bizde güya milliyetçilik yükseliyor. Bizde milliyetçilik falan yükselmiyor. Neden yükselmiyor? Dünyada yükselen milliyetçilik gıda milliyetçiliği, ‘kendi gıdamı yedirmem’ diyen milliyetçilik yükseliyor. Dünyada yükselen milliyetçilik maden milliyetçiliği, ‘kendi madenimi başkasına yedirmem’ diyor. Dünyada yükselen milliyetçilik kaynak milliyetçiliği, ‘su kaynağımı enerji kaynağımı, dönüştürülebilir kaynaklarımı başkalarına yedirmem’ milliyetçiliği. Dünyada yükselen milliyetçilik bu. Bizdeki milliyetçilik örnekleri ne? Rant bende olsun, gerisi peşkeş olsun. Milliyetçilik bizde böyle yükseliyor.
“DİYANET İŞLERİ BAŞKANI ALEVİ OLSUN”
Alevilere oy deposu olarak bakılıyor. Bu insanların bir inancı var, bir düşüncesi var diye bakılmıyor, bunların oyu var olarak bakılıyor. Güneydoğu’da yaşayan insanımıza da oy deposu olarak bakılıyor. Burada ne yaşanıldığı, ne düşünüldüğü, eksiklerin ne olduğu, sorunun ne olduğu ile ilgili bir düşünce hiç kimsede yok. Bu, ‘biz bölgenin insanı için kurulduk’ diyen siyasi partide bile yok. Öyle olsa Güneydoğu’daki peşkeş çekilen madenleri konuşurlar, eğer öyle olsaydı Güneydoğu’nun kaynaklarının yabancılara, yandaşlara nasıl peşkeş çekildiğini konuşurlar. Çünkü o imkanlar o bölgenin insanına verilse, bütün Türkiye’ye verilse aslında birçok sorun çözülebilir. Bu, Alevi kardeşlerimizle ilgili de böyle. Ben hiçbir siyasi parti yöneticisinin cesaret edemediği bir şey söyledim, bu konudaki samimiyetimin ispatı olarak nitelendiriyorum bunu. O da şu; Diyanet İşleri Başkanını Alevi bir kardeşimiz yapalım.
“BTP İKTİDAR OLURSA HİÇ KİMSE KAYBETMEZ”
Ama bunların gerçekleşebilmesi için önce bir şeyi bizim algılamamız lazım. Türkiye’de siyaset şu temele oturdu; birisi iktidar olduğunda Aleviler iktidar oluyor, bir başkası iktidar olduğunda Sünniler iktidar oluyor veya bir başkasını iktidar ediyoruz, milliyetçiler iktidar olmuş oluyor veya bir başkasını iktidar ediyoruz, muhafazakarlar veya ulusalcılar veya solcular… Her neyse ülkede birisi iktidar olduğunda herkesin iktidar olduğu, birisi kazandığında hiç kimsenin kaybetmediği bir formülü Atatürk’ten sonra biz çıkaramadık. İşte Bağımsız Türkiye Partisi varlığını bu temel üzerine oturtmuş bir partidir. Biz iktidar olalım hiç kimse kaybetmesin.
“BUNLARDA HİÇBİR DEĞER VE KUTSAL YOK”
Düne kadar sınır mahkemeleri kurup teröristleri davulla zurnayla karşılayanlar, bugün en milliyetçiler oldular olaya bakar mısınız, sahtekarlığa bakın. Mesela, sağlıklı bir zihinle düşündüğünüzde, ‘Ben 15 gün önce İsveç’e o kadar salladım bunlar Kur’an yaktı, bunlar terör devleti dedim. Bugün ben O’nun NATO’ya girmesini kabul edemem’ demesi lazım, ama NATO’ya girmesine onay verdi. Bir değeri olan insan bunu yapar mı? Bir değeri olan insan bütün Türkiye’ye çağrı yapıp yüz binleri toplayıp, ‘İsrail’i lanetliyoruz, Filistin’in yanındayız’ deyip İsrail’le ticarete devam eder mi? Bunu kim yapar? Bunu hiçbir değeri olmayan, evrendeki bütün değerleri şahsi menfaati için kullanabilme potansiyeli olan, hiçbir kutsalı olmayan insanlar yapar.”
]]>
Konuşmasında tarihteki siyasetçilerin bir tarafa Necmettin Erbakan’ın bir tarafa olduğunu söyleyen eski TBMM Başkanı Prof. Dr. Mustafa Şentop, “Siyasi tarihimizdeki siyasetçiler bir tarafa, Necmettin Erbakan başka bir tarafa. Çünkü Necmettin Erbakan sadece Türkiye’de değil dünyada, İslam dünyasında, Müslümanların yaşadıkları coğrafyalarda milletin değerlerine dayanarak siyaset yapmaya teşebbüs eden, girişen, başlayan kişidir. Rahmetli Erbakan yola çıkarken, milletin değerlerini devletin değerleri haline getirmek ve o milletin değerlerine dayanarak siyaset yapmak için çıktı. O bakımdan onu diğer siyasetçilerden farklı kılan bir nitelik farkı vardır. Bir tablo olarak düşünürseniz bir eğri çizeceğiz. Erbakan hocanın sıfırdan başlatmış olduğu bir hareket yavaş yavaş yükselirken, darbecilerin en yükseklerden başlatmış oldukları güç, iktidar mücadelesi de en yükseklerden başlayarak aşağı doğru inen bir eğri. Erbakan hocanın hareketi de yukarı doğru çıkan bir eğri ise bu ikisinin kesiştiği nokta da 28 Şubat’tır. Ondan sonra bu darbeciler baş aşağı, Erbakan hocanın öncülük etmiş olduğu o milli görüş hareketi de yukarı doğru çıkmaya devam etmiştir. 28 Şubat ve hocamızın vefatı 27 Şubat, o bakımdan bir kesişme tarihi. Allah’ın takdiri ile de takvimde de birbiri ile kesişen tarihler olarak yan yana gelmişler. 28 Şubat hatırlanmalı, unutulmamalı. Erbakan hocamızın o destansı sadece kendine mahsur ve şahsına münhasır mücadelesi de hiçbir zaman unutulmamalıdır, unutturulmamalıdır” dedi.
Gençlik ve Spor Bakan Yardımcısı Dr. Enes Eminoğlu ise, “Bundan 15-20 yıl önce o dönemin gazetelerinin attığı manşetler var. Erbakan hocamızla ilgili, Türkiye hayalleri ile ilgili, bunların hepsi arşivlerde var. Onlar o dönemde dalga geçiyordu, Ayasofya açılacak, Taksim’e cami yapılacak, şuraya köprü yapılacak diye bir sürü projelerini açıklamış Erbakan hocamız. O günkü manşetlerde takunyalı diyerek dalga geçtikleri hocamızla ilgili bugün gelmiş olduğumuz noktada son 20 yılda yapılan çalışmalar sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde, o kadrolarla birlikte bugün geldiğimiz noktada İHA’lar da yapıldı, SİHA’lar da yapıldı. Bundan önceki kuşaklar 2020 yılında Ayasofya’nın açılması ile ilgili bir anket yapılsaydı ben inanıyorum ki o anket çok başarılı bir anket olmayabilirdi. Fakat 2020 yılında sayın Cumhurbaşkanımızın tabiri caizse kefen giyerek açıldığı bir dönem oldu. Yine videolarda kayıtlarda var rahmetli Erbakan hocamızın ifadesi ile ‘Eğer bir gün Ayasofya’nın minarelerinden ezan sesi, tekbir sesi duyuluyorsa bilin ki bu ülkede milli görüş hakimiyeti vardır’ diye ifade eden yine rahmetli Erbakan hocamızdır. Avrupa’da, uluslararası arenada bütün dünya ülkelerinde rahmetli Erbakan hocamızın izi var. Allah ondan razı olsun. Bütün bu İslam coğrafyasında bugün dünyanın her bir mazlum coğrafyasına gidin Erbakan hocamızı hep rahmetle yad etmişlerdir ve onlardaki gönül bağı, sevgisi, muhabbeti çok yüksek seviyededir. İşte böyle bir iz bıraktı rahmetli Erbakan hocamız” ifadelerini kullandı.
Talas Belediye Başkanı Mustafa Yalçın da, “Salonda bulunan gençlerimiz 28 Şubat dönemini iyi ki görmediler ama o günlere tekrar dönmek için mücadele veren küresel güçler var. Bunun için de Necmettin Erbakan’ı anarken anlamak çok önemli. Bizim en çok notumuza aldığımız şey, ‘Dünyanın düzeni ve intizamı siyonistlere ve Batılılara bırakılacak kadar basit bir olay değildir.’. Hep bunu söylerdi. Hocamın ruhu şad olsun. Hiç merak etmeyiniz, evlatlarının hepsi burada ve hepsi Türkiye yönetiminde” dedi.
Cihannüma Derneği Kayseri Temsilcisi İzzet Serkuş ise konuşmasında, “Ülkemizin maddi ve manevi kalkınması için mücadele etmiş, ümmetin ve milletimizin dertleri ile dertlenmiş kıymetli büyüğümüz Prof. Dr. Necmettin Erbakan hocamızı hayırla ve memnuniyetle anıyoruz. Ömrünü milletimize ve İslam alemine adayan bir lideri anıyoruz. Siyaseti şahsi menfaati için değil, aziz milletimizin menfaati için yapan bir lideri anıyoruz. Cihannüma olarak Erbakan hocamıza söz verdiğimiz üzere milletimizin saadet ve refahı için yeniden büyük Türkiye için, yaşanabilir bir dünya için, yeni ve adil bir dünya kurulabilmesi için bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da canla, başla ve heyecanla ülkemiz ve ümmet için durmadan, yorulmadan çalışacağız” ifadelerine yer verdi.
TÜGVA Kayseri İl Başkanı Vefa Bayırbaş da, “Öncelikle bugün özlemle andığımız Necmettin Erbakan hocamız başta olmak üzere Allah yolunda mücadele eden tüm dava adamlarını rahmetle yad ediyorum. Gayesi çağları aşan çağrıyı, ötelerden haber veren kutlu nizamı duymadık tek bir kişi dahi kalmayana dek çabalamak, kardeşlik köprüleri tesis etmek, bağları kuvvetlendirmekti. Nefes alıp verdiği sürece umudun her daim var olduğunu hatırlattı. Cihannüma Derneği ve biz TÜGVA’lı gençler bu mirası sahipleneceğiz” dedi.
Cihannüma Derneği Genel Merkez Yüksek İstişare Kurulu Üyesi Fevzi Konaç ise, “Rahmetli Necmettin Erbakan hocamız kendi yerli uçaklarını yapan Türkiye’nin bu kadar değerli işler başarırken, aslında özüne dair bir cümle kurarak vefat etmiş ve bir miras cümle bırakmıştı. O da ‘Bir milletin asıl gücü topu, tankı, tüfeği değil, imanlı ve inançlı gençleridir ve evlatlarıdır’ demişti. Bu salonda olsaydı ve siz güzel gençleri bu salonda bu şekli ile görseydi ümit ediyorum ki gözleri buğulanır, ‘Bu vatanın geleceği böyle güzel gençlere emanet edilmiş’ diye gurur ve mutluluk duyardı diyorum. Onun yolundan yürümeyi, davasını dava bilmeyi değerli büyüklerimiz ve yetiştirdiği kadrolarla geleceğin Türkiye’sini ve yeni bir dünya inşa etmeyi hocamızın hayalleri yolunda ilerlemeyi Allah bize lütfetsin” ifadelerini kullandı.
Cihannüma Derneği Genel Başkan Vekili Ahmet Akça da, “Erbakan hocamız kendi değerlerimize dayanarak daha güçlü bir Türkiye’yi kuracağımızı, yeniden büyük Türkiye olacağımızı ve yaşanılabilir adil bir dünyanın kurulacağı inancını da bize öğretmişti. Bu programı 26-27-28 Şubat günlerinde Cihannüma Derneği olarak bütün Türkiye’de organize ettiğimizin bilinmesini istiyorum” dedi.
Konuşmaların ardından hediye takdim edilmesi ile program sona erdi. Programa 27. Dönem TBMM Başkanı Prof. Dr. Mustafa Şentop, Gençlik ve Spor Bakan Yardımcısı Dr. Enes Eminoğlu, Saadet Partisi Kayseri Milletvekili Mahmut Arıkan, Kayseri Valisi Gökmen Çiçek, AK Parti Kayseri İl Başkanı Fatih Üzüm, Melikgazi Belediye Başkanı Mustafa Palancıoğlu, Talas Belediye Başkanı Mustafa Yalçın, ERÜ Rektörü Prof. Dr. Fatih Altun, Cihannüma Derneği Genel Başkan Vekili Ahmet Akça, Cihannüma Derneği Genel Merkez Yüksek İstişare Kurulu Üyesi Fevzi Konaç, Cihannüma Derneği Kayseri Temsilcisi İzzet Serkuş, TÜGVA Kayseri İl Başkanı Vefa Bayırbaş, protokol üyeleri ve öğrenciler katıldı. – KAYSERİ
]]>Binlerce kilometre göç ederek, orangutanların olduğu bir ormana yayılan Endonezya’nın yeni başkentine yerleştiler.
Musmulyadi, BBC Endonezce’ye, “Altyapı inşa edilmeye devam ediyor, o nedenle burada iş bulmak daha kolay” dedi.
Artık, Borneo adasındaki Cava dilinde takımadalar anlamına gelen Nusantara’da bir inşaat alanında yaşıyorlar.
Nurmis çimentoyu karıştırırken Musmulyadi kiremitleri döşüyor.
Musmulyadi istikrarlı bir iş bulmayı ve mega projede taşeron olmayı umuyor.
‘Jokowi’ olarak bilinen Endonezya Devlet Başkanı Joko Widodo’nun iki yıl önce Nusantara’da inşaat çalışmalarına başlanacağını duyurmasından bu yana iş fırsatları arttı.
Hükümet, 2029 yılında burada iki milyon insanın yaşayacağını tahmin ediyor.
Ancak onlarca kilometre ötedeki Pandi (51) ve eşi Syamsiah, evlerinden tahliye edilmekten korkuyor.
20.000 kişilik yerli bir topluluğun mensubular ve ailesinin nesillerdir yaşadığı toprakların mülkiyet hakkına sahip değiller.
Pandi bir sabah uyandığında, arazisinin ondan habersiz işaretlendiğini gördü.
Hükümet arazisini sel ihtimaline karşı boşaltmak istiyor ancak Pandi Şubat ayında mahkemede tahliyeyi durdurmayı başardı.
BBC Endonezce’ye “Çocuklarımın ve torunlarımın geleceği için bunu yaptım” dedi.
“Hiçbir şey yapmasaydım çocuklarım ve torunlarım hükümet için çöpten başka bir şey olmayacaktı. Adaletsizliğe karşı bu şekilde mücadele ediyoruz.”
Hükümetin toprakları için çok düşük bir fiyat da olsa tazminat ödemesinin ardından diğer köylerdeki yerli topluluklar başka köylere taşınmış. Dolayısıyla Pandi’nin çözümü geçici görünüyor.
Mulyadi ve Pandi’nin hikayeleri, Devlet Başkanı Widodo’nun projelerinin tartışmalı olduğunu ama aynı zamanda fırsatlar da yaratabileceğini gösteriyor.
En büyük 5 ekonomi arasına girme hedefi
Uluslararası Para Fonu’na (IMF) göre Endonezya, Widodo’nun ilk kez göreve geldiği 2014 yılında, satın alma gücü paritesine (PPP) göre dünyanın 10’uncu büyük ekonomisiydi.
On yıl sonra Endonezya, Çin, ABD, Hindistan, Japonya, Almanya ve Rusya’nın ardından yedinci sıraya yükseldi.
Dünyanın en büyük Müslüman nüfusuna sahip olan ülkenin, 2027 yılında ekonomik olarak Rusya’yı geçmesi bekleniyor.
Güneydoğu Asya ülkesinde 14 Şubat’ta devlet başkanlığı seçimleri düzenledi; resmi olmayan sonuçlar Savunma Bakanı Prabowo Subianto’nun ilk turda kazanma yolunda ilerlediğini gösteriyor.
Subianto, mevcut ekonomi politikalarını sürdürme sözü verdi ve Widodo’nun oğlu Gibran Rakabuming Raka da onun yanında seçime girdi.
Endonezya’nın en büyük 10 bankasından biri olan Permata Bank’ın baş ekonomisti Josua Pardede, “Jokowi’nin programları kağıt üzerinde iyi ve Endonezya’yı IMF tahminlerine yaklaştırabilir” diyor.
Ancak ülkenin daha büyük bir hedefi var: Bağımsızlığının yüzüncü yılı olan 2045 yılına kadar en yüksek gelirli ilk beş ülke arasına girmek.
Endonezya Maliye Bakanı Sri Mulyani, bunu başarmak için Endonezya ekonomisinin yılda % 6-7 oranında büyümesi gerektiğini belirtti.
Büyüme şu anda % 5 seviyesinde.
Dünyanın en büyük nikel rezervleri
Endonezya, tatil adası Bali ile ünlü ancak aynı zamanda elektrikli araçlar için pil yapımında önemli bir bileşen olan dünyanın en büyük nikel rezervlerine de ev sahipliği yapıyor.
Devlet Başkanı Widodo, 2019’da ilk kez ham nikel ihracatının yasaklandığını duyurduğunda, Avrupa Birliği Endonezya’ya karşı Dünya Ticaret Örgütü’nde dava açtı.
Devlet Başkanı, üretim sonrasındaki süreçlerin de Endonezya’da gerçekleştirilmesini istediğini söyledi.
Bağımsız bir araştırma kuruluşu olan Ekonomik Finansın Geliştirilmesi Enstitüsü’nün (Indef) bir raporu, Devlet Başkanı’nın nikel politikasının istihdam yarattığını ve ekonomiyi büyüttüğünü söylüyor.
Ancak Endonezya’nın nikel izabe tesislerini inşa etmek için hâlâ büyük ölçüde Çin yatırımına bağımlı olması, özellikle Çin’in ekonomik büyümesinin bu yıl %5,2’den %4,6’ya düşmesinin öngörülmesi nedeniyle geleceğe yönelik soru işaretlerini artırıyor.
Devlet Başkanı Widodo, sanayi politikasıyla ilgili arazi anlaşmazlıklarını, sağlık sorunlarını ve çevresel yıkımı göz ardı edip, Çin yatırımına “kırmızı halı” serdiği için de eleştirildi.
Bir sivil toplum kuruluşu olan Madencilik Savunuculuk Ağı’nın (Jatam) koordinatörü Melky Nahar, “Nikel ateşi hükümetin aklını kaçırmasına neden oluyor” diyor.
Adalar arası ulaşım
Adalar arası ulaşım, üç zaman dilimine yayılmış 1.700 adadan oluştuğu için Endonezya’nın kalkınmasının anahtarı.
Endonezya’nın başkenti Jakarta dünyanın en hızlı su altında kalan şehirlerinden biri olsa da, dünya koronavirüs pandemisinden kurtulmaya çalışırken, Devlet Başkanı Widodo 2022’de başkentin taşınmasına ilişkin bir yasayı imzaladığında kaşlar kalktı.
Çin dahil bazı ülkeler yeni şehre yatırım yapmaya ilgi gösterse de, şu ana kadar ‘somut’ bir şey yapılmadı.
Bağımsız bir düşünce kuruluşu olan Ekonomi ve Hukuk Çalışmaları Merkezi’nden (CELIOS) Nailul Huda, “Şimdiye kadar büyük küresel yatırımcıları Nusantara’ya yatırım yapmaya teşvik etmek zor oldu” diyor.
Devlet Başkanı, yatırımcı yanlısı bir iş kanunu çıkarmak da dahil olmak üzere çeşitli yöntemler denedi. Sivil toplum örgütleri bu kanunun işçi haklarını ihlal ettiğini söyledi.
Widodo, Ekim ayında iktidarı devredecek ve anlaşılan o ki Nusantara’nın inşasını mirası olarak görüyor.
Ancak hükümete bağlı Ulusal İnovasyon Araştırma Ajansı’nda (BRIN) siyasi araştırmacı olan Firman Noor, tam tersi imajını zedelendiğine inanıyor.
Noor, “Birçok açıdan Nusantara, demokratik değerlerin son 10 yılda kalkınma uğruna ve siyasi pratiklerle nasıl zayıflatıldığının bir yansıması” diyor.
Bu arada, yeni Devlet Başkanı Subianto, anneler ve çocuklar için bedava süt ve öğle yemeği gibi popülist politikalar vaat ederek oy kazanmaya çalıştı.
Uzmanlar, bu projelerin, görevden ayrılan devlet başkanın mega projeleri nedeniyle zaten zorlanan bütçeye yük getirebileceği konusunda uyarıyor.
Huda, “Ücretsiz öğle yemeği ve diğer bazı politikalar devlet bütçesini tüketerek, borçlanmaya yol açacak” diyor.
“Bir sonraki hükümetin politikaları da bu kadar pervasız olmaya devam ederse, dünyanın en büyük ekonomisi olma hayaline rağmen borcun 2029 yılına kadar ikiye katlanabileceğini düşünüyorum.”
]]>22 Şubat’ta Keçiören’deki okulunda arkadaşlarıyla oyun oynadığı sırada başını sıraya çarpması sonucu beyin kanaması geçiren Mira Şahin’in (10) sağlık durumu iyiye gidiyor. Alınan bilgiye göre, ilkokul 3’üncü sınıf öğrencisi Şahin, alınan ilk ifadesinde, durumun bildirilmesine rağmen öğretmen B.Ö.’nün olayı önemsemediğini ve derse devam ettiğini söyledi. Kız öğrencinin tedavi gördüğü hastanede açıklamalarda bulunan avukatı Hilal Çelik, olayda ihmal olduğunu ileri sürdü. Ankara Barosu Çocuk Hakları Merkezi Başkanı Avukat Hilal Çelik, “Bakım ve gözetim yükümlüğünün ihmali söz konusu. Bu durumdan dolayı ihmali olan okul yöneticilerinin ve öğretmenlerin yargılanması için şikayetçi olduk, süreci de takip edeceğiz. Öğretmenle ilgili disiplin soruşturması devam ediyor” dedi.
“Öğretmen basit bir kontrol yapmış, iyileşeceğini söylemiş ve derse devam etmiş”
Küçük kızın ifadesinde anlattıklarını aktaran Avukat Çelik, “Mira başını çarptıktan sonra yoğun bir baş ağrısı yaşadığı için doğrudan öğretmenle diyalog kurmamış. Arkadaşları bu durumu öğretmene iletmişler. Öğretmen basit bir kontrol yapmış, iyileşeceğini söylemiş ve derse devam etmiş. Bu şekilde en az iki ders geçmiş Mira’nın anlatımına göre. Mira bu süre içerisinde hiçbir şekilde derse aktif olarak katılmamış. Sıranın üzerinde yatarak geçirmiş bütün ders saatlerini. Öğretmenin çocuğun kafasına buz koyduğu, müdahale ettiği yönünde söylemler var ama böyle bir müdahale hiç olmamış. Arkadaşları ilk müdahaleyi yapmış. Üçüncü derste artık kendisi de tamamen konuşamaz hale geldiği için öğretmenin heyecanlandığı ve sınıftan dışarı çıkarak okul müdürünü sınıfa getirdiği söyleniyor. Okul müdürü ve müdür yardımcısı sınıfta çocuğun durumunu gördükten sonra derhal aileye haber verilmiş” diye konuştu.
Şahin’in kendisinin düştüğünü söylediğini de belirten Çelik, “Mira açıkça ‘Kovalamacılık oynarken ayağım takıldı, kafamı sıraya çarptım. Herhangi bir arkadaşım beni itmedi’ şeklinde beyanda bulundu. Olay meydana geldiğinde sınıfta kendisiyle birlikte sadece iki arkadaşı varmış. Ancak ders arasında sağlık durumu hakkında muhtemel tanıklıklar vardır diye düşünüyoruz” dedi.
“Kafatasında kırık ve beyin kanaması ile üç ders geçirmiş”
Baba Çağrı Şahin ise, en çok üzüldükleri durumun ihmalkar tavırlar olduğunu belirterek, “İhmalkarlıktan şüpheleniyorduk. Şu anda kızımın durumu iyi, bilinci açık. Öğretmeni, ‘Otur, birazdan geçer’ gibi ifadeler kullanmış. Öğretmenleri değil de arkadaşları ilgilenmiş. Hemen ameliyata almışlar, zamanla yarışmış. 2-3 saatlik bir kanama mevcutmuş. Yoğun bakımda gözetim altında. Uyanınca pide istedi, bir iki lokma ancak yiyebildi. Şimdi de yürütmeye çalışıyorlar. O aşamadan sonra da normal odaya çıkartılacak. Öğretmeni ile dün görüştük. Üzüntülü olduğunu ve durumun bu noktaya geleceğini tahmin edemediğini söyledi. Bu tahminle olmuyor, düşen bir vatandaş görsek hemen müdahale eder, insanlık görevimizi yerine getiririz. Kafatasında kırık ve beyin kanaması ile üç ders geçirmiş kızım. Bu durum bizi çok üzüyor” dedi. – ANKARA
]]>İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Mamak’ta Çarşı İçi Caddesi’nde esnafı ziyaret etti. Akşener, vatandaşlarla sohbet edip fotoğraf çektirdi. Vatandaşların sorunlarını dinleyen Akşener, Fidan Çağlar isimli bir vatandaşla tartışma yaşadı. İYİ Parti lideri ile konuşan Fidan Çağlar, kıyafetlerini göstererek, “Üstümü başımı görüyorsun, daha ben eskilerimle duruyorum. Bari bölük bölük bölmeyin de, milletvekilliğinde güzelce aldınız da niye şimdi belediye başkanlığında ayrılıyorsunuz? Cumhurbaşkanlığı seçiminde Mansur Yavaş ve Ekrem İmamoğlu’nu desteklediniz. Şimdi niye desteklemiyorsunuz. Perişan oluyoruz” dedi.
“DEM’e teşekkür ediyorsunuz, bize küfrediyorsunuz. Hadi be”
İYİ Parti lideri Meral Akşener ise, Çağlar’a “zamanında biz seçtirdik” diye konuşarak, şu ifadeleri kullandı:
“Bugün de tek başımıza girelim, görelim dedik. Hangi milletvekilini aldık biz. Oy vermeyin siz de. Niye benim yüzümden perişan oluyorsun. Şu ana kadar elbisendeki bu eskiliğin sebebi ben miyim? Mansur Bey’i seçtik, niye bunu düzeltemedi o zaman? Cumhurbaşkanlığını niye seçtirmediniz? Sizin için mi parti kurduk biz? Biz bu millet için parti kurduk. Vermeyin kardeşim bize oy, gidin Cumhuriyet Halk Partisini destekleyin, seçtirin. DEM’e teşekkür ediyorsunuz, bize küfrediyorsunuz. Hadi be.”
Akşener, bu tartışmanın ardından “Bugün de CHP’liler organize oldu” yorumunu yaptı.
“Cumhuriyet Halk Partisini var etmek için mi kurulduk”
Akşener, esnaf ziyareti sırasında gazetecilerin sorusunu yanıtladı. Bir muhabirin ‘Yaşanan bu tartışma sizce provokasyon mu? Yoksa spontane mi?” sorusu üzerine şu yanıtı verdi:
“İster bir vatandaşa böyle deyin densin, isterse kendiliğinden desin can baş üstünedir. Orada bir sorun yok. Ben isteyenim, o kişi oy verir vermez ayrı bir şey. İstediğiniz süre içerisinde seçmen veli nimet olmalıdır. Türkiye bunu kaçırdı. Biz bir siyasi partiyiz. Vatandaşın karşısına kendimizi tarttırmak üzere çıkabiliriz. Vatandaş bana der ki; ‘Ey Meral Akşener kendini tarttırdın, seni sınıfta bırakıyorum’ o zaman bana düşen hadi bakalım eyvallah demektir. Bizim partimiz başkalarının varlığını sağlamak üzere kurulmuş bir parti değil. Sizin ihtiyaçlarınızı gidermek için proje üreten, onun üzerine rekabet yapan ortamı oluşturmak için partiyi kurduk. Sayın İmamoğlu ve sayın Mansur Yavaş ile ilgili problemli bir cümle, kelime etmemeye çalışıyorum. Seçilmelerinde ister toz zerresi ister de x miktar payı olan bir insanım. Aleyhlerinde yanlış bir kelam etmemeye gayret ediyorum. Bu arkadaşlarımızın karşısına aday çıkartmak ‘vurun kahpeye’ anlamına gelmez. Biz Cumhuriyet Halk Partisini var etmek için mi kurulduk? Bizim partimizin mensupları kadar ve şahsen benim kadar her 2 taraftan da hakaret yiyen yoktur.” – ANKARA
]]>Cumhur İttifakı’nın İBB Başkan Adayı Murat Kurum, İstanbulspor Kulübü’nü ziyaret etti. Ziyareti sırasında Kurum’a Cumhur İttifakı Büyükçekmece Belediye Başkan Adayı Recep Erol, AK Parti Büyükçekmece İlçe Başkanı Murat Çelik ve MHP İlçe Başkanı Nasri Hacı eşlik etti. Murat Kurum’u İstanbul Spor Kulübü Başkanı Ecmel Faik Sarıalioğlu ve beraberindeki heyet karşıladı. Kurum’a, Başkan Sarıalioğlu tarafından İstanbulspor’un atkısı ve ‘Murat Kurum’ yazılı forma hediye edildi. Ardından sahaya giren Murat Kurum, kaleye penaltı atışı yaptı. Ziyareti sırasında ilgiyle karşılanan Kurum, hatıra fotoğrafı da çektirdi.
“İstanbul’un her mahallesinde gençlerin spor yapabildiği bu tesislerin sayısını arttıracağız”
Ziyareti sırasında konuşan İBB Başkan Adayı Kurum, “İstanbulspor’umuz hem süper ligde göstermiş olduğu başarılarla hem de Türk sporuna yapmış olduğu katkılarla göğsümüzü kabartmış kulüplerimizden bir tanesidir. İstanbulspor’umuz 1926 yılında kurulmuş ve forma rengi sarı siyahtır. Bu forma renginin de çok önemli bir hikayesi var. Çanakkale savaşlarında şehit düşen arkadaşlarının yasını tutmak amacıyla okullarının sarı duvarlarındaki o pencere pervazlarını ve kapılarını siyaha boyuyorlar. O günden bu güne İstanbulspor’umuzun renklerini taşıyor. Dayanışma ve beraberliğin simgesi bu renkler bizim için böyle bir anlam ifade ediyor. Sporun kardeşliğini, dostluğunu ve vatan sevgisini İstanbulspor’umuzun renklerinde görüyoruz. Çanakkale savaşlarında ülkemiz, ay yıldızlı bayrağımız için şehitler, gaziler verdiğimiz, o hatıralarımızı yaşatmak adına kulübümüzün renklerinin sarı siyah olması bizim için de çok anlamlıdır. Biz bu kardeşlik hukukunu, sporun barış hukukunu her yerde daha da yaygınlaştırmak istiyoruz. İstanbulspor’umuz kamp tesisleri Büyükçekmece ilçemizde yer alıyor. Anadolu’da olduğu gibi İstanbul’un 39 ilçesinde 8-10 bin kapasiteli gençlerimizin spor yapabileceği, maçlarını oynayabileceği, aynı zamanda Büyükçekmece’nin 24 mahallesindeki o spor anlayışını daha da yaygınlaştıracak adımlar atmak istiyoruz. 1 Nisan sabahı itibariyle İstanbul’un her mahallesinde gençlerin spor yapabildiği bu tesislerin sayısını arttıracağız” dedi.
“İstanbul sporun baş şehri olacak”
Spor kulüplerine İBB olarak her türlü desteği vereceğini ifade eden Kurum, “İstanbul sporun baş şehri olacak. İstanbul’umuza altyapısını kazandıracağız. Avrupa şampiyonlarının yapılabildiği, olimpiyat oyunlarının oynanabildiği bir İstanbul’u hayal ediyoruz. Mahalle içerisinde böylesi büyük kulüplerimizin altyapılarını çocuklarımızın yetiştiği, süper ligde başarıdan başarıya koştuğu, milli takımlara seçildiği ve ülkemizi gururlandıran gençlerimizi yetiştirebilmek için bu çalışmaları yapacağız. Bu tesislerimizin sayısını arttıracağız. Gerek amatör spor kulüplerimizin gerekse profesyonel spor kulüplerimizin ayakta durmaları adına kulüp yöneticilerine büyük sorumluluklar düşüyor. Biz İstanbul Büyükşehir Belediyesi olarak kulüplerimizin maddi ve manevi anlamda her zaman yanlarında olacağız. Özellikle kamp tesislerinin, sahalarının bakımlarını Büyükşehir Belediyesi olarak biz yapacağız. Kulüplerimizden çok önemli bir yükü almak ve spordaki kardeşlik hukukunu daha da yaygınlaştıracak adımlar atacağız. İstanbul’un her yerinde sporun yaygınlaşması adına amatör spor kulüplerimizle birlikte iç içe olacağız. ve Büyükçekmece’nin her mahallesinde İstanbulspor’umuzun amatör spor kulüplerimizle birlikte yapmış olduğu kardeşliği göreceğiz. Orada yetiştirdiğimiz gençlerin buradaki başarılarına şahitlik edeceğiz” şeklinde konuştu. – İSTANBUL
]]>İstanbulspor Kulübünü ziyaret eden Kurum, Kulüp Başkanı Ecmel Faik Sarıalioğlu ve yönetim kurulu üyeleriyle görüştü.
Burada açıklamalarda bulunan Kurum, İstanbulspor’un 1926 yılında kurulduğunu, forma renklerinin sarı ile siyah olduğunu, forma renginin ise çok önemli bir hikayesi olduğunu söyledi.
Sporun kardeşliğini, sporun dostluğunu, sporun vatan sevgisini İstanbulspor’un renklerinde gördüklerini belirten Kurum, “Çanakkale Savaşları’nda ülkemiz, ay yıldızlı bayrağımız için, vatan mücadelesi için şehitler verdiğimiz, gaziler verdiğimiz o hatıralarımızı, o acıları aslında yaşatmak adına kulübümüzün renklerinin sarı siyah olması da çok anlamlı ve değerli.” diye konuştu.
Kurum, sporun kardeşlik ve barış hukukunu her yerde yaygınlaştırmak istediklerini vurgulayarak, “Büyükçekmece ilçemiz 275 bin nüfusa sahip bir ilçe. Baktığınızda Anadolu ölçeğinde birçok ilden büyük bir ilçemiz. İstanbulspor’umuzun da kamp tesisleri Büyükçekmece ilçemizde yer alıyor. Biz istiyoruz ki İstanbul’un 39 ilçesinde Anadolu’da olduğu gibi 8 ile 10 bin kapasiteli gençlerimizin spor yapabileceği, böylesi güzel güzide kulüplerimizin burada maçlarını oynayabileceği, aynı zamanda Büyükçekmece’nin 24 mahallesindeki sporla iç içe yaşama anlayışını daha da yaygınlaştıracak adımlar atmak istiyoruz.” ifadelerini kullandı.
Bu kapsamda 1 Nisan sabahı itibarıyla İstanbul’un her mahallesinde gençlerin, büyüklerin, ailelerin spor yapabildiği tesislerin sayısını arttıracaklarını kaydeden Kurum, şöyle devam etti:
“İstanbul, sporun baş şehri olacak. Olimpiyat şehri altyapısını İstanbul’umuza bu manada kazandıracağız. Burada Avrupa Şampiyonaları’nın yapılabildiği, olimpiyat oyunlarının oynanabildiği bir İstanbul’u hayal ediyoruz. Mahalle içerisinde böylesi büyük kulüplerimize, altyapılarına çocuklarımızın, gençlerimizin yetiştiği ve burada Süper Lig’de başarıdan başarıya koştuğu yine buradaki başarısıyla birlikte milli takımlara seçildiği ve ülkemizi gururlandırdığı gençlerimizi yetiştirebilmek için de bu çalışmaları 1 Nisan sabahı İstanbul’un 39 ilçesinde yapacağız, bu tesislerimizin sayısını arttıracağız.”
“İstanbul’un her yerinde sporun yaygınlaşması adına, amatör spor kulüplerimizle birlikte iç içe olacağız”
Kurum, gerek amatör spor kulüplerinin gerekse profesyonel spor kulüplerinin gelir gider dengesine bakıldığında ayakta durmaları adına kulüp yöneticilerine büyük sorumluluklar düştüğünü ifade etti.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi olarak kulüplerin maddi ve manevi anlamda her zaman yanlarında olacaklarının altını çizen Kurum, “Özellikle kamp tesislerinin, maçlarını oynadıkları tesislerin, sahalarının bakımlarını Büyükşehir Belediyesi olarak biz yapacağız. Onlardan çok önemli bir yükü kulüplerimizden almak ve aslında o birlikteliği, spordaki kardeşlik hukukunu daha da yaygınlaştıracak adımlar atacağız. Biz büyük kulüplerimiz ve amatör spor kulüplerimizin sahalarına bu desteği verirken, İstanbul’un her yerinde sporun yaygınlaşması adına, amatör spor kulüplerimizle birlikte iç içe olacağız, Büyükçekmece’nin her mahallesinde İstanbulspor’umuzun amatör spor kulüplerimizle birlikte yapmış olduğu kardeşliği göreceğiz.” değerlendirmesinde bulundu.
Kurum, İstanbulspor’un bir vakıf olduğunu ve vakıf kültürüyle çalışan bir kulüp olduğunu belirterek, “Kendi kaynaklarını da bu vakıfta tamamen spor için, gençlerin yetişebilmesi için harcayan bir kulübümüz. Böylesi güzide kulüplerimizi koruyacağız, kollayacağız ki Türk sporu çok daha yukarılara çıksın, Türk sporu başarıdan başarıya koşsun. Hem Avrupa Şampiyonalarında hem dünya şampiyonalarında ay yıldızlı bayrağımız göndere çekilsin.” ifadesini kullandı.
Ecmel Faik Sarıalioğlu ise Murat Kurum’un çıktığı yolda kendisine başarılar dilediğini vurgulayarak, “Kulübümüzü ziyaret ettiğinden dolayı kendisine çok çok teşekkür ediyoruz. İnşallah adil ve iyi bir seçim olur. Kim kazanırsa da her iki tarafın da hizmetlerini bekliyoruz. İstanbulspor olarak Sayın Bakanımızı burada karşıladığımız için çok memnunuz.” diye konuştu.
Konuşmaların ardından Sarıalioğlu, Murat Kurum’a isminin yazılı olduğu 34 numaralı İstanbulspor formasını hediye etti.
İstanbulspor’un tesislerinde futbolcularla sohbet eden Kurum, ardından sahada penaltı attı.
]]>Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisince Adana İstasyon Meydanı’nda düzenlenen mitingde halka hitap etti. CHP’ye yüklenen Cumhurbaşkanı Erdoğan, önemli açıklamalarda bulundu.

“TÜM SUÇU KILIÇDAROĞLU’NA YÜKLEYİP KENDİLERİNİ TEMİZE ÇIKARDILAR”
“Biliyorsunuz mayıs ayında cumhurbaşkanı adayı olarak milletin önüne çıkardıkları, peşine de 6 tane yardımcı adayı taktıkları bir zat vardı. Hatırlıyorsunuz.” diyen Erdoğan, “Seçimde umduklarını bulamayınca tüm suçu cumhurbaşkanı adaylarına yükleyip kendilerini temize çıkardılar.” değerlendirmesinde bulundu.
“NEREDEYSE ŞERO’YU BİLE KAPIDAN İÇERİ SOKMAYACAKLAR”
Cumhurbaşkanı Erdoğan sözlerinin devamında, “Yere göğe sığdıramadıkları genel başkanlarını partiden öyle bir kazıyıp attılar ki neredeyse kedisi Şero’yu bile kapıdan içeri sokmayacaklar. Halbuki seçim gecesi hepsi de ne diyordu? ‘Kazandık, kazanıyoruz.’ Bu nakaratla milletin aklıyla dalga geçiyorlardı. Döktükleri timsah gözyaşlarını saymıyorum. Demek ki mesele, ülke yönetimine talip olma iddiası değilmiş. Mesele sadece kendi partilerinde kimin borusunun öteceği meselesiymiş.” ifadelerini kullandı.
Kemal Kılıçdaroğlu ve CHP’nin kedisi ŞeroErdoğan sözlerini şöyle sürdürdü: “CHP yönetimi, sadece bu ülkenin muhalefet enerjisini özellikle sömürüp işe yaramaz hale getirmekle bile, millet ve tarih nezdinde sigaya çekilmeyi hak ediyor. Şimdi buradan, Adana’dan öyle bir ses verin ki duymayan kulaklar bile duysun. Nasırlaşmış yürekler bile titresin. Hazır mıyız? Adana, Allah’ına kurban Adana. 31 Mart’ta Türkiye Yüzyılı şehirleri için hazır mıyız? 31 Mart’ta Türkiye Yüzyılı şehirleri için kararlı mıyız? 31 Mart’ta gerçek belediyeciliği tercih ediyor muyuz? Bunun için seçim gününe kadar ana kademe, kadın kolları, gençlik kolları, kapı kapı dolaşmaya var mıyız? Seçim akşamı Adana ile birlikte Türkiye haritasını Cumhur İttifakı’nın renkleriyle boyamaya var mıyız? Rabb’im hepinizden razı olsun.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın mitingdeki açıklamalarından satır başları:
Alandakileri “Sordum, sual ettim elden, obadan. Nicedir bilirim halin Adana. Bu güzellik sana Kadir Mevla’dan, şekerden tatlıdır dilin Adana.” diyerek selamlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Emeğin ve bereketin şehri, gadasını aldığım Adana’da sizlerle birlikte olmaktan memnuniyet duyuyorum.” ifadelerini kullandı.

Karacaoğlan’ın “Ak göğsün üstünde çakır dikeni, bitmeyince gönül yardan ayrılmaz” dizelerini okuyan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Bu ten canda durdukça bizim de gönlümüz Adana’dan ayrılmaz. ‘Adanalıyık, Allah’ın adamıyık.’ şiarıyla, hasbiliğin, harbiliğin, delikanlılığın kitabını yazan Adana, bugün bir başka güzel. Fedakarlığı ve vefakarlığı baş tacı bilen, ağzı dualı büyüklerimizin şehri Adana’yı, Türkiye Yüzyılı vizyonumuzun lokomotif şehri olarak görüyoruz. ‘Yüce dağdan aşan yollar bizimdir.’ diyerek gök kubbeyi milli sesimizle çınlatan, gönül tellerimizi titreten deyişleriyle Toroslar’ı ve Çukurova’yı vatan yapan aşıkların şehrine de böylesi yakışır.”
Konuşmasının bu bölümünde alandakilerin “Doğum gününüz kutlu olsun” sözleri üzerine Erdoğan, “Sağ olun. Bir yaş daha büyüdük.” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Türkülerine kadar yansıyan, dosta düşmana karşı vakur duruşuna meftun olduğumuz Adana’nın yoldaşlığıyla iftihar ediyoruz. 31 Mart’ta Cumhur İttifakı’na verdiği destekle Adana, inşallah yeni bir destan yazacak. Şöyle dedim: Bana bir resmi rakamı alın, bakalım meydanda durum ne? Ve rakamı aldım. Şu anda Adana’da meydanda 75 bin kişi var. Adana’nın gerçek belediyeciliğe olan hasretini dindirmeye az kaldı. Hazır mıyız? Artık Adana’yı bu malum ellerden almaya hazır mıyız? Bu vesileyle geçtiğimiz mayıs ayındaki seçimlerde şahsımıza ve Cumhur İttifakı’na verdiğiniz destek için sizlere teşekkür ediyorum. Tabii bu seçimlerde aldığımız yüzde 45 civarındaki oy oranı, Adana’yla aramızdaki güçlü sevgi bağını yansıtmaktan çok uzak. Biz, bunu arzu ettiğimiz seviyeye taşımak istiyoruz. 31 Mart’ı da bunun için bir fırsat olarak görüyoruz. Allah’ın izniyle Adana, 31 Mart’ta sandık patlatarak gerçek potansiyelini ortaya çıkartacaktır. Buna hazır mıyız? Kendi seçmenleri başta olmak üzere milleti ‘tıpış tıpış’ sandığa gidip oy verecek bir mecburiyet cenderesine sıkıştırmak isteyenlere günlerini göstereceğinize ben inanıyorum.”
“ADANA, BÖYLE ARTİSTLİKLERE EYVALLAH EDER Mİ?”
Alandakilere, “Adana, böyle artistliklere eyvallah eder mi?” diye soran Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Adana, kendi iradesini çantada keklik kabul edenlere yol verir mi? Adana, eser ve hizmet nasipsizlerini sırtında taşır mı? Allah’ınıza kurban sizin.” ifadelerini kullandı.

Erdoğan, şunları dile getirdi:
“İşte CHP başta olmak üzere muhalefetin halini görüyorsunuz. Parti içindeki iktidar kavgalarından başlarını kaldıramıyorlar. Birbirleriyle uğraşmaktan, birbirleriyle didişmekten fırsat bulamadıkları için başka bir konuyla ilgilenemeyecek durumdalar. Adanalı kardeşlerime soruyorum, bunların yasak savma kabilinden ettikleri üç beş laf dışında ülkenin herhangi bir derdiyle gerçekten dertlenmediklerini görüyoruz. Aynı şekilde şehirlerimizin, oralarda yaşayan insanlarımızın herhangi bir sıkıntısını çözecek bir projelerini duydunuz mu? Uluslararası meselelerde ilkeli bir duruş sergilediklerine şahit oldunuz mu? Göremezsiniz, duyamazsınız. olamazsınız çünkü yok. Ya bunlar hal çadırını, hastane diye benim Adanalı kardeşlerime yutturmaya çalıştılar. Bunlar bu denli yalancı. Daha kendilerine hayrı olmayanların memlekete, millete hayrının dokunması mümkün mü? Kendi çıkarlarından başka hiçbir şey gözü görmeyenlerin, Adana’nın sorunlarıyla ilgilenmesi beklenir mi? Biz, ‘Türkiye Yüzyılı’ diyoruz. ‘Gerçek belediyecilik’ diyoruz. ‘Hazırız’ diyoruz. ‘Kararlıyız’ diyoruz. Onlar ise kapalı kapılar ardında birbirlerinin kuyusunu kazıyor. Kirli ittifaklarla, hani çay demlersiniz ya, demleniyor. Şaibeli pazarlıklarla seçim kazanma peşinde koşuyorlar.”

“DİK VE DİRAYETLİ DURUŞUYLA TÜM DÜNYADA TAKDİR TOPLAYAN ÜLKE KONUMUNDAYIZ”
İstiklal Marşı’nın “Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda? Şüheda fışkıracak, toprağı sıksan şüheda! Canı, cananı, bütün varımı alsın da Hüda, etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.” dizelerini okuyan Erdoğan, şöyle konuştu:
“İşte mesele bu. Biz de cennet vatanımız, aziz milletimiz ve istikbalimizin teminatı çocuklarımız için her alanda mücadele ediyoruz. Karşılaştığımız tüm engellere rağmen hamdolsun vatanımıza olan minnet borcumuzu şimdiye kadar layıkıyla ödedik. Milletin sandıkta namusumuza emanet ettiği iradesine hiçbir zaman gölge düşürmedik. Vesayet güçlerinden, envaiçeşit terör örgütüne kadar Türkiye karşıtlarının tamamını Allah’ın yardımı ve milletimizin desteğiyle dize getirdik. 15 Temmuz gecesinde olduğu gibi ülkeyi işgal etme teşebbüsleri karşısında asla geri adım atmadık. Darbe gecesi birileri televizyon karşısında kahvesini yudumlarken, biz milletimizle sırt sırta vererek FETÖ’cü hainlere meydanları dar ettik. Uluslararası arenada ülkemizin hak ve hukukunu, devletimizin çıkarlarını, milletimizin onurunu kararlılıkla savunduk, savunuyoruz. Dış politikada Avrupa’dan ‘aferin’ almaya çalışan değil, dik ve dirayetli duruşuyla tüm dünyada takdir toplayan bir ülke konumundayız. Uluslararası siyaseti takip eden herkes şu gerçeği artık kabulleniyor. Türkiye sadece bölgesel bir güç olmaktan çıkıp küresel bir güç olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. Ülkemizin, krizlerin çözümündeki kilit rolü giderek daha fazla anlaşılıyor. Libya’da biz varız. Karabağ’da biz varız. Bütün buralarda Türkiye kardeşleriyle el ele veriyor, omuz omuza veriyor ve bu yolda emin adımlarla yürüyor.”

Dış politikada Türkiye’nin artan itibarının gerisinde güçlü bir savunma sanayisi olduğuna dikkati çeken Erdoğan, şunları söyledi: “Savunma sanayinde dışa bağımlılığımız azaldıkça uluslararası arenada etkinliğimiz artmıştır. Göreve geldiğimizde savunma sanayinde yüzde 80 oranında başkalarına muhtaç durumdaydık. Terörle mücadelede kullandığımız silah ve mühimmatların çoğunu yurt dışından temin ediyorduk. Satın aldığımız silahların kontrolü tam olarak bizde bile değildi. Türkiye’ye asla yakışmayan bu tablo karşısında biz ne yaptık? Diğer alanlarla birlikte özellikle savunma sanayine ağırlık verdik.”
“5. NESİL UÇAK ÜRETEBİLEN DÜNYADAKİ 4 ÜLKEDEN BİRİ OLDUK”
Erdoğan, savunma sanayinde “Böyle gelmiş, böyle gider” diyenlerden olmadıklarını, kolay yerine zor ama Türkiye açısından en hayırlı olanı seçtiklerini belirterek, şunları dile getirdi: “Tabanca, tüfek dahil güvenlik güçlerimizin kullandığı silahları kendimiz üretmeye başladık. İnsansız hava araçları gibi yeni gelişen teknolojilere büyük yatırımlar yaptık. Bu alanda çalışan firmalarımızı teşvik ettik. İşte bugün 2005’lerde, 2010’larda toprağa diktiğimiz fidanların, Allah’a binlerce kez hamdolsun, meyvelerini topluyoruz. Yıllar önce başlattığımız projeler bugün hepimizin iftihar vesilesi olan uçaklara, tanklara, gemilere, füzelere, roketlere dönüşüyor. Türkiye savunma sanayisi alanında adeta bir destan yazıyor. Dünyanın ilk SİHA gemisi Anadolu’yu geçen sene hizmete aldık. Kendi tasarımımız, milli denizaltımızı inşa etme aşamasındayız. İHA ve SİHA alanında zaten dünyada ilk üç ülkeden biriyiz. Bugün 34 farklı ülkenin semalarını Türk, İHA ve SİHA’ları koruyor. Geçtiğimiz günlerde milli muharip uçağımız KAAN ilk uçuşunu başarıyla gerçekleştirdi. Böylece 5. nesil uçak üretebilen dünyadaki 4 ülkeden biri olduk. Bu gurur 85 milyon olarak hepimizindir. Milletçe inandık, çalıştık, yılmadık ve hamdolsun başardık.”

Savunma sanayi alanındaki başarıların başlangıç olduğunu vurgulayan Erdoğan, “Gelecek yıllarda yapılanların çok daha fazlasını, daha modernini, daha gelişmişini, daha güçlüsünü, daha ilerisini yapacağız.” dedi.
“MUHALEFETİN ÖRNEK GÖSTERDİĞİ ÜLKELERDE KAAN KONUŞULUYOR”
Deniz Kuvvetleri Komutanlığının uçak gemisinin bir üst segmentini yapmak için çalışmalar yürüttüğünü bildiren Erdoğan, şunları kaydetti: “Biz ‘yaparız’ dedik mi yaparız ve yapacağız. İçimizdeki müzmin muhalifler ve mankurtlar anlamasa da Türkiye’nin nasıl büyük işlere imza attığını dostlarımız ve hasımlarımız çok iyi biliyor. Muhalefetin bize sürekli örnek gösterdiği ülkelerde son dört gündür KAAN konuşuluyor. Türkiye’nin savunma sanayi hamleleri konuşuluyor. Umutlarını Türkiye’ye bağlamış dostlarımız bizim bu başarılarımızla gurur duyarken, elbette rakiplerimiz de endişeye kapılıyor. Daha ne müjdeler vereceğiz inşallah. Öyle garip bir durumla karşı karşıyayız ki bizdeki mankurtlaştırılmış zihinler KAAN’a bakınca kalorifer peteği veya süpürge sapı görüyor. Ama Asya’dan Afrika’ya kadar gönül coğrafyamızdaki 100 milyonlar ise büyüyen, güçlenen, mazlumların umudu haline gelen bir Türkiye görüyor.”

Türkiye’nin başarılarının kendilerinin azmini artırırken, dost ve kardeş ülkelere de cesaret aşıladığını, özgüven kazandırdığını belirten Erdoğan, “İnşallah bu umutları boşa çıkarmayacağız. Türkiye’yi her alanda güçlendirmeye, kalkındırmaya devam edeceğiz. Bir olarak, iri olarak, diri olarak, kardeş olarak hep birlikte Türkiye olarak ülkemizi hedeflerine ulaştıracağız. Türkiye Yüzyılı şafağı sökerken ecdattan aldığımız emaneti hakkıyla bizden sonraki nesillere teslim etmenin kıvancını yaşayacağız.” dedi.
“31 MART’TA SANDIKLARI PATLATMAMIZ GEREKİYOR”
Adana’nın her dönemde yaptığı gibi Türkiye Yüzyılı yürüyüşünün de lokomotifliğini yükleneceğine işaret eden Erdoğan, “Tabii bunun için 31 Mart’ta sandıkları patlatmamız gerekiyor. Bugün burada sizden bunun sözünü almak istiyorum. Söz mü?” diye sordu. Alandakilerin “söz” demesi üzerine Erdoğan, “Benim bildiğim Adanalı delikanlıdır, sözünün eridir, verdiği sözde durur.” karşılığını verdi.

Erdoğan, Türkiye’ye ve şehirlere yeni vizyonlar, hedefler gösterirken, güçlü altyapıya güvendiklerini vurgulayarak, Türkiye’nin 21 yılda nereden nereye geldiğini akıl ve vicdan sahibi herkesin kabul edeceğini söyledi. Bu anlayışla Adana’ya 21 yılda 279 milyar liralık yatırım yaptıklarını anımsatan Erdoğan, eğitimde 10 bin 809 yeni derslik inşa ettiklerini, Alparslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesini kurduklarını, gençlik ve sporda 7 bin 959 kişi kapasiteli yüksek öğrenim yurt binaları açtıklarını, 33 bin seyirci kapasiteli stadyumun da aralarında olduğu 55 spor tesisini Adana’ya kazandırdıklarını kaydetti.
Sosyal yardımlarda, Adanalı ihtiyaç sahibi vatandaşlara 20 milyar liralık kaynak aktardıklarını belirten Erdoğan, sağlıkta toplamda 4 bin 255 yataklı 25 hastane ile 71 sağlık tesisini Adanalıların hizmetine sunduklarını söyledi. Erdoğan, Adana’yı 1640 yataklı şehir hastanesi ile buluşturduklarını hatırlatarak, Yüreğir’deki 100 yataklı devlet hastanesi ile iki sağlık tesisinin yapımının devam ettiğini aktardı.

“ÇUKUROVA HAVALİMANI’NI HİZMETE SUNUYORUZ”
TOKİ vasıtasıyla 18 bin 400 konutu tamamlayıp hak sahiplerine teslim ettiklerini dile getiren Erdoğan, şunları kaydetti: “6 bin 226 konutun yapımına devam ediyoruz. Kentsel dönüşümde şehrimizde riskli yapı olarak belirlediğimiz 8 bin 873 bağımsız bölümün dönüşümünü gerçekleştirdik. Adana’daki 7 millet bahçesi projemizden üçünü tamamladık, üçünün yapımına, birinin projelendirme çalışmasına devam ediyoruz. Ulaştırmada 249 kilometreden devraldığımız bölünmüş yol mesafesini 431 kilometreye çıkardık. Adana-Karataş yolunu, Kozan-Feke-Saimbeyli-Tufanbeyli yolunu, Ceyhan-Yumurtalık yolunu, İmamoğlu-Ayrım-Aladağ yolunu ve Kozan ayrımı Mansurlu yolunu bu yıl tamamlıyoruz. Şehirdeki tüm demir yollarıyla birlikte Adana-Mersin demir yolunu da yenileyip ilave hat yaptık, seyahat süresini yarıya indirdik. Mersin, Adana, Osmaniye, Gaziantep hızlı tren hattında çalışmalarımız etap etap sürüyor. Mevcut havalimanımıza ilaveten Çukurova Uluslararası Havalimanı da bu yıl içinde tamamlayıp hizmete sunuyoruz.”

Doğu Akdeniz’in en büyük lojistik üssünü Adana’ya kurarak Türkiye’nin uluslararası taşımacılıktaki kilit rolünü daha da güçlendireceklerinin altını çizen Erdoğan, Adana’ya 11 baraj, 39 sulama tesisi, 10 arazi toplulaştırma projesi, 60 taşkın koruma tesisi, bir gölet ve 28 hidroelektrik santrali kazandırdıklarını aktardı.
ADANA’YA YAPILAN YATIRIMLARI ANLATTI
Adana’da toplam 15 bin dekar arazinin sulanmasına hizmet edecek 7 barajın inşasının devam ettiğini belirten Erdoğan, kentte 1,3 milyon dekar zirai araziyi sulamaya açarak, çiftçilere yıllık 9,5 milyar lira tutarında zirai gelir artışı sağladıklarını söyledi.

Erdoğan, inşaatı süren 12 sulama tesisiyle 535 bin dekar araziyi daha sulamaya açacaklarını dile getirerek, şunları kaydetti: “Adanalı çiftçilerimize 52 milyar liralık tarımsal hibe desteği ve yatırım yaptık. Sanayi ve teknolojide 2 yeni Organize Sanayi Bölgesi, 3 Endüstri Bölgesi, bir Teknokent, 12 araştırma geliştirme merkezi ve 8 tasarım merkezi kurduk. Tarım ve Orman Bakanlığımız eliyle Adana ve Karataş Organize Tarım Bölgelerini hayata geçirdik. Şimdi de şehrimize bir kimya organize sanayi bölgesi kazandırmak için çalışmalara başladık. İstihdamı desteklemek için Adana’daki işverenlere toplam 9 milyar lira tutarında prim teşviki verdik. Enerjide yaklaşık 224 bin abonesi olan şehrimize tüm ilçeleriyle birlikte doğal gaz arzını sağladık. İnşallah 31 Mart’ta Adana’yı Cumhur İttifakı’nın gerçek belediyecilik vizyonuyla buluşturduğumuzda çok daha fazlasını yapacağız.”
Adana ile tüm Türkiye’ye kazandırdıkları bu eserler, hizmetler ve yatırımların kendilerinin referansı olduğunu belirten Erdoğan, “Sizlerin de desteğiyle inşallah Adana’yı yerel yönetimlerde de hak ettiği hizmetlere kavuşturacağımıza inanıyorum. Cumhur İttifakı’mızın büyükşehir ve ilçe belediye başkan adaylarını ben, sizlere emanet ediyorum. Biliyorum ki sizler, bu adaylarımıza sahip çıkacaksınız.” ifadelerini kullandı.

MİTİNGDEN NOTLAR
Miting alanında, “Adana 5’ten büyüktür”, pankartı ile Cumhurbaşkanı Erdoğan ile MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin fotoğrafının bulunduğu afişin yanı sıra AK Parti ve Türkiye Yüzyılı amblemleri yer aldı. Alana, yarın doğum günü olan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, annesi ile fotoğrafının bulunduğu ve üzerinde “Seni doğurana gurban oluruz, doğum günün kutlu olsun Reis” yazan afiş de asıldı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasının ardından Adana Büyükşehir Belediye Başkan adayı Fatih Mehmet Kocaispir ve ilçe belediye başkan adaylarını alfabetik sıraya göre çağırarak tanıttı. Erdoğan, mitingin ardından Adana Valiliğini ziyaret ederek, Adana Valisi Yavuz Selim Köşger’den çalışmaları hakkında bilgi aldı.
]]>Meloni, İtalya’nın dönem başkanlığını yaptığı G7’nin ilk liderler zirvesine Ukrayna’dan katıldı. Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin 2. yıldönümünde Meloni ile birlikte Kanada Başbakanı Justin Trudeau ve Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen de Kiev’de Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile bir araya geldi.
Meloni, işgalin 2. yıldönümü ve bu ziyaret vesilesiyle İtalya’da yayımlanan Il Giornale gazetesine bir söyleşi verdi. Burada, “Rus işgalinin, Putin’in uzun yıllardan beri çeşitli cephelerde kendini gösteren neo-emperyalist vizyonunun doğal ve öngörülebilir bir sonucu” olduğunu söyledi.
Gazetenin “ Papa Francesco, parçalar halinde bir Üçüncü Dünya Savaşı yaşandığını söylüyor.
Ukrayna ve Orta Doğu’dan sonra üçüncü “parça” Uzak Doğu’da patlayabilir. Böyle bir senaryodan korkuyor musunuz?” sorusuna Meloni şöyle yanıt verdi:
“Bence Rusya Ukrayna’yı işgal etmeseydi, Hamas büyük olasılıkla (7 Ekim’de) İsrail’e böyle bir saldırı düzenlemezdi. Hukuka dayalı uluslararası sistemin, üstelik BM Güvenlik Konseyi’nin daimi bir üyesi tarafından bu kadar ciddi bir şekilde çiğnenmesinin, Orta Doğu’dan Balkanlar’a ve Afrika’ya kadar dünyanın diğer bölge ve coğrafyalarında da peş peşe sonuçlar doğurması kaçınılmazdı… Eğer Ukrayna’da uluslararası hukuk yeniden tesis edilmezse, çatışmalar artarak patlak vermeye devam edecek.”
İtalya Başbakanı, “Hamas’ın vahşi saldırısının İsrail’i çok sert bir tepki vermeye ittiğini”, ancak bu tepkinin boyutları nedeniyle bugün İsrail’in hem Ortadoğu’da hem de Batı’da kamuoyu nezdinde “izole edildiğini” söyledi.
Meloni, “iki halk-iki devlet” hedefinin gerçekleştirilebilmesi için uzun süreli bir ateşkes ve rehineler için çözüm bulunması gerektiğini belirtti.
Polis göstericileri copladı
Başbakan Meloni’nin sözünü ettiği kamuoyu görüşü İtalya’da son günlerde düzenlenen çok sayıda gösteriyle yansıtılıyor. Kamu yayıncısı Rai’nin İsrail tezlerine yakın yayın yaptığı iddiasıyla çok sayıda protesto eylemi düzenleniyor.
Geçen Cuma günü de Floransa ve Pisa kentlerinde Filistin’e destek amacıyla gösteriler düzenlendi. Öğrencilerin, sendika temsilcilerinin ve Filistin toplumu üyelerinin de aralarında yer aldığı göstericilere sert müdahalede bulunulması ise ülkede infial yarattı.
Polisin aralarında reşit olmayan öğrencilerin de yer aldığı ve barışçıl şekilde protesto eylemi yaptıkları görülen göstericilere coplarla saldırması hükümete yönelik tepkilere yol açtı.
Muhalefet, sağcı hükümeti karşıt görüşleri susturmaya çalışmakla suçladı. Merkez soldaki Demokratik Parti’nin lideri Elly Schlein, ara sokaklarda mahsur kalan öğrencilerin polis tarafından dövülmesinin kabul edilemeyeceğini, hükümetin bir “baskı ortamı” yarattığını söyledi.
Hükümet kanadından ise polisi savunan ve göstericilerin hassas bölgelere girişinin önlenmesi amacıyla müdahale edildiğini belirten açıklamalar geldi. İktidar partisi İtalya’nın Kardeşleri, sol muhalefeti ‘şiddete destek vermekle’ suçladı. Muhalefete yönelik bu sözler de demokratik diyaloğa aykırı olduğu gerekçesiyle eleştiri aldı.
Cumhurbaşkanı ‘polisi azarladı’
Tartışmalara, genel olarak ihtiyatlı duruşu ve sert çıkışlardan uzak durmasıyla bilinen Cumhurbaşkanı Sergio Mattarella da müdahil oldu.
Cumhurbaşkanı Sergio Mattarella dün yayımladığı mesajında, İçişleri Bakanı’yla görüştüğünü, “güvenlik güçlerinin otoritesinin coplarla sağlanamayacağını” bildirdiğini açıkladı. Mattarella, insanların görüşlerini açıklama özgürlüğünün korunması gerektiğini vurguladı ve “Gençlerin coplanması iflasın göstergesidir” dedi.
Cumhurbaşkanının açıklaması sıra dışı biçimde sert bulundu ve bugünkü ulusal gazetelerin hemen hepsinin baş sayfalarında yer aldı.
Corriere della Sera Cumhurbaşkanı Mattarella’nın “Gençlerin coplanması iflastır” sözlerini manşetine taşıdı. La Repubblica, “Mattarella’nın öfkesi” manşetiyle çıktı. Il Giornale “Mattarella polisi azarladı” derken, Il Manifesto ise Cumhurbaşkanının fotoğrafı üzerine “Ellerinizi indirin” manşetini attı.
]]>31 Mart’ta gerçekleşecek yerel seçimler iyiden iyiye yaklaşırken siyasi partilerin mitingleri de devam ediyor. Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisince 15 Temmuz Demokrasi Meydanı’nda düzenlenen mitingde seçmenleriyle buluştu.

“İSRAİL İLE TİCARET UTANCI SONLANDIRILSIN” PANKARTI
Mitingde Filistin’e insanlık dışı saldırılarını ve işgalini sürdüren İsrail’le ilişkilerin kesilmesi istenen bir pankaret açıldı. Pankartta “İsrail ile ticaret utancı sonlandırılsın” ifadeleri kullanıldı.
Miting sırasında pankartı açanların yanına gelindiği ve pankartın kaldırıldığı görüldü.

Erdoğan’ın mitingdeki konuşmasından satırbaşları;
“Bizim Sakarya ile aramızdaki muhabbeti ancak gönül gözüyle bakanlar görebilir. Gönül coğrafyamızın her rengini bağrında yaşatan Sakarya’ya sizlerle hasret gidermeye geldim. Sakarya geleceğe güvenle bakmamızın da teminatıdır. Milli Mücadele’de olduğu gibi 15 Temmuz’da da ayakta durarak hainlere geçit vermeyen bu şehir, Türkiye Yüzyılı’nın da parlayan yıldızıdır. Bir dönem bizimle birlikte olup da sonra yolunu ayıranların veya yolunu kaybedenlerin aksine, Sakarya istikametini hiç bozmadı.

“TEK PARTİ DÖNEMİNDEN BERİ BÖYLELER”
Ülkenin ikinci büyük partisi, işi gücü bırakmış kendi içinde saç saça baş başa kavga ediyor. Dün Türkiye’yi yönetecek Cumhurbaşkanı adayı diye karşımıza çıkardıkları Genel Başkanlarını çiğneyip gezdiler. Cumhurbaşkanı Yardımcısı diye dolaştırdıklarının ne olacakları belli değil. Kongredeki şaibeleri aday belirlemedeki kavgalar izledi. Kıyamet kopsa, millet feveran etse umurlarında değil. Kendi şahsi kariyerlerinden başka hiçbir şeyi gözleri görmüyor. Tek parti döneminden beri böyleydiler. Milletimizden 31 Mart’ta sandıkta desteği, siyasi rant paylaşımı değil, bu vizyonu hayata geçirmek için talep ediyoruz.

“BU TOPRAKLARI HAİNLERE, TERÖRİSTLERE TESLİM ETMEDİK”
Sakarya Türkiye’nin, Türkiye bulunduğu coğrafyanın kalbidir. Boğazları, İstanbul’u, Anadolu’yu almak için çok kanlı savaşlar yapıldı. Anadolu aynı zamanda bir medeniyetler mezarlığıdır. Bu topraklarda nice devletler kuruldu, yıkılıp gitti. Türk milleti olarak biz de Malazgirt’ten beri bu toprakları müdafaa için mücadele ediyor, can veriyoruz.
Bir asır önce Çanakkale’de ve Milli Mücadele’de yüzbinlerce vatan evladını feda ederek, bu toprakları kurtardık. Son 40 yıldır, birliğimize, beraberliğimize, kardeşliğimize kast eden bölücü terör örgütüne karşı mücadele yürütüyoruz. Askeriyle, polisiyle, kamu görevlisiyle, korucusuyla, yaşlısı, genciyle onbinlerce insanı katlederek bizden kopardı. Her karışı şehit kanlarıyla sulanmış bu cennet vatanı; işgalcilere, hainlere, teröristlere teslim etmedik. Artık içeride terör örgütleri kalmadı. Son olarak, güneyimizde teröristan kurmak istediler. Operasyonlarımızla bu senaryoyu yırtıp attık. İHA’larla, SİHA’larla, Akıncılarla bunları yok ettik. Bunları o mağaralarda yok ettik.

“BİZİ KORUYABİLECEK TEK ŞEY BİLEĞİMİZ”
Şimdi en son olarak ortaya Kaanımızı çıkardık. Son teröristi etkisiz hale getirene kadar bu mücadeleyi devam ettireceğiz. Türkiye ve Türk milleti olarak bu topraklarda huzur ve güven içinde yaşamak istiyorsak yapacağımız belli. Güçlü ordu ve güçlü savunma sanayine sahip olacağız. Denizde, havada, karada sahip olacağız. Türkiye için her alanda güçlü olmak mecburiyettir. Bizi düşmanlarımıza karşı ne uluslararası hukuk ne mensubu olduğumuz ittifaklar koruyabilir ne BM koruyabilir. Bizi koruyabilecek tek şey bileğimizdir, kendi gücümüzdür.
Bosna’da 30 yıl önce yaşananları hatırlıyoruz. Boşnak kardeşlerimiz soykırıma uğradı. Batılı devletlerin kılı dahi kıpırdamadı. Irak’ta 2 milyon kişi katledildi. Azerbaycan’da Karabağ yıllarca işgal altında kaldı. Hocalı başta olmak üzere pek çok katliam yapıldı. Suriye’de 1 milyon insan öldürüldü, 12 milyon insan göçe zorlandı. Kimse adım atmadı. Gazze’de 30 bin masum Filistinli şehit edildi. Ne batılı ne BMGK, İsrail vahşetini engelleyecek bir çaba göstermedi. BMGK, İsrail’e acil ateşkes çağrısı bile yapamıyor. Batılı güçler işgalci İsrail ordusuna her türlü silah desteğini vermeyi sürdürüyor. Yarın bizim başımıza da bir felaket gelse, karşılaşacağımız manzara bundan farklı olmayacaktır.

SAVUNMA SANAYİNE YAPILAN YATIRIMLAR
Suriye’den ülkemize yönelik DEAŞ ve PKK tehditleri yoğunlaştığında, müttefik dediğimiz ülkeler hava savunma sistemleri söküp götürdüler. Bugün dünyanın en büyük üreticileri arasında olduğumuz tabanca dahi almamıza engel oldular. Sonra biz yapar olduk, şimdi bizden istiyorlar. Kaan’a, Akıncı’ya, Anadolu’ya, Anka’ya, fırtına obüslerine, Altay tankına, füze sistemlerine sahip olmak bizim için beka meselesidir. Dünyada 5’inci nesil savaş uçağı yapabilen 4 ülke gururunu yaşayamayanlar ülke ve millet sevgisini sorgulasın.

“5,5 MİLYAR DOLAR İHRACAT YAPTIK”
Son 21 yılda savunma sektörüne yaptığımız yatırımların karşılığını hem güvenliğimizle hem ihracatla almaya başladık. Kendimizle beraber dost ve kardeş ülkelerin ihtiyaçlarını karşılar hale geldik. Geçtiğimiz yıl 5,5 milyar dolarlık rekor ihraç tutarı yakaladı.
SAKARYA’YA YAPILAN YATIRIMLAR
Türkiye bugün bölgesel ve küresel güç hedefine sahipse, gerisinde 21 yıldır ülkemize kazandırdığımız eser ve hizmetler var. Ülkemizin her şehri, her karış toprağı bu yatırımlardan istifade etmiştir. Sakarya’da 183 milyar liranın üzerinde yatırım yaptık. Biz hükümet olduktan sonra Sakarya’da yerel yönetimi bizlere verdiğiniz zaman, hem yerel yönetim hem hükümet olarak, Sakarya her türlü hizmeti görecek demektir.”
]]>Konuşmasında muhalefete ağır sözlerle yüklenen Erdoğan, aldığı resmi rakamları da paylaşarak “Şu anda meydana bakıyorum. Resmi rakamı istedim. Resmi rakam şu anda meydanda elhamdülillah 60 bin kişi var. Zaten Sakarya’ya da bu yakışır. Bizim Sakarya ile aramızdaki muhabbeti ancak gönül gözüyle bakanlar görebilir” dedi.
Erdoğan’ın konuşmasından satırbaşları;
“Bizim Sakarya ile aramızdaki muhabbeti ancak gönül gözüyle bakanlar görebilir. Gönül coğrafyamızın her rengini bağrında yaşatan Sakarya’ya sizlerle hasret gidermeye geldim. Sakarya geleceğe güvenle bakmamızın da teminatıdır. Milli Mücadele’de olduğu gibi 15 Temmuz’da da ayakta durarak hainlere geçit vermeyen bu şehir, Türkiye Yüzyılı’nın da parlayan yıldızıdır. Bir dönem bizimle birlikte olup da sonra yolunu ayıranların veya yolunu kaybedenlerin aksine, Sakarya istikametini hiç bozmadı.
“TEK PARTİ DÖNEMİNDEN BERİ BÖYLELER”
Ülkenin ikinci büyük partisi, işi gücü bırakmış kendi içinde saç saça baş başa kavga ediyor. Dün Türkiye’yi yönetecek Cumhurbaşkanı adayı diye karşımıza çıkardıkları Genel Başkanlarını çiğneyip gezdiler. Cumhurbaşkanı Yardımcısı diye dolaştırdıklarının ne olacakları belli değil. Kongredeki şaibeleri aday belirlemedeki kavgalar izledi. Kıyamet kopsa, millet feveran etse umurlarında değil. Kendi şahsi kariyerlerinden başka hiçbir şeyi gözleri görmüyor. Tek parti döneminden beri böyleydiler. Milletimizden 31 Mart’ta sandıkta desteği, siyasi rant paylaşımı değil, bu vizyonu hayata geçirmek için talep ediyoruz.

“BU TOPRAKLARI HAİNLERE, TERÖRİSTLERE TESLİM ETMEDİK”
Sakarya Türkiye’nin, Türkiye bulunduğu coğrafyanın kalbidir. Boğazları, İstanbul’u, Anadolu’yu almak için çok kanlı savaşlar yapıldı. Anadolu aynı zamanda bir medeniyetler mezarlığıdır. Bu topraklarda nice devletler kuruldu, yıkılıp gitti. Türk milleti olarak biz de Malazgirt’ten beri bu toprakları müdafaa için mücadele ediyor, can veriyoruz.

Bir asır önce Çanakkale’de ve Milli Mücadele’de yüzbinlerce vatan evladını feda ederek, bu toprakları kurtardık. Son 40 yıldır, birliğimize, beraberliğimize, kardeşliğimize kast eden bölücü terör örgütüne karşı mücadele yürütüyoruz. Askeriyle, polisiyle, kamu görevlisiyle, korucusuyla, yaşlısı, genciyle onbinlerce insanı katlederek bizden kopardı. Her karışı şehit kanlarıyla sulanmış bu cennet vatanı; işgalcilere, hainlere, teröristlere teslim etmedik. Artık içeride terör örgütleri kalmadı. Son olarak, güneyimizde teröristan kurmak istediler. Operasyonlarımızla bu senaryoyu yırtıp attık. İHA’larla, SİHA’larla, Akıncılarla bunları yok ettik. Bunları o mağaralarda yok ettik.
“BİZİ KORUYABİLECEK TEK ŞEY BİLEĞİMİZ”
Şimdi en son olarak ortaya Kaanımızı çıkardık. Son teröristi etkisiz hale getirene kadar bu mücadeleyi devam ettireceğiz. Türkiye ve Türk milleti olarak bu topraklarda huzur ve güven içinde yaşamak istiyorsak yapacağımız belli. Güçlü ordu ve güçlü savunma sanayine sahip olacağız. Denizde, havada, karada sahip olacağız. Türkiye için her alanda güçlü olmak mecburiyettir. Bizi düşmanlarımıza karşı ne uluslararası hukuk ne mensubu olduğumuz ittifaklar koruyabilir ne BM koruyabilir. Bizi koruyabilecek tek şey bileğimizdir, kendi gücümüzdür.

Bosna’da 30 yıl önce yaşananları hatırlıyoruz. Boşnak kardeşlerimiz soykırıma uğradı. Batılı devletlerin kılı dahi kıpırdamadı. Irak’ta 2 milyon kişi katledildi. Azerbaycan’da Karabağ yıllarca işgal altında kaldı. Hocalı başta olmak üzere pek çok katliam yapıldı. Suriye’de 1 milyon insan öldürüldü, 12 milyon insan göçe zorlandı. Kimse adım atmadı. Gazze’de 30 bin masum Filistinli şehit edildi. Ne batılı ne BMGK, İsrail vahşetini engelleyecek bir çaba göstermedi. BMGK, İsrail’e acil ateşkes çağrısı bile yapamıyor. Batılı güçler işgalci İsrail ordusuna her türlü silah desteğini vermeyi sürdürüyor. Yarın bizim başımıza da bir felaket gelse, karşılaşacağımız manzara bundan farklı olmayacaktır.
SAVUNMA SANAYİNE YAPILAN YATIRIMLAR
Suriye’den ülkemize yönelik DEAŞ ve PKK tehditleri yoğunlaştığında, müttefik dediğimiz ülkeler hava savunma sistemleri söküp götürdüler. Bugün dünyanın en büyük üreticileri arasında olduğumuz tabanca dahi almamıza engel oldular. Sonra biz yapar olduk, şimdi bizden istiyorlar. Kaan’a, Akıncı’ya, Anadolu’ya, Anka’ya, fırtına obüslerine, Altay tankına, füze sistemlerine sahip olmak bizim için beka meselesidir. Dünyada 5’inci nesil savaş uçağı yapabilen 4 ülke gururunu yaşayamayanlar ülke ve millet sevgisini sorgulasın.
“5,5 MİLYAR DOLAR İHRACAT YAPTIK”
Son 21 yılda savunma sektörüne yaptığımız yatırımların karşılığını hem güvenliğimizle hem ihracatla almaya başladık. Kendimizle beraber dost ve kardeş ülkelerin ihtiyaçlarını karşılar hale geldik. Geçtiğimiz yıl 5,5 milyar dolarlık rekor ihraç tutarı yakaladı.
SAKARYA’YA YAPILAN YATIRIMLAR
Türkiye bugün bölgesel ve küresel güç hedefine sahipse, gerisinde 21 yıldır ülkemize kazandırdığımız eser ve hizmetler var. Ülkemizin her şehri, her karış toprağı bu yatırımlardan istifade etmiştir. Sakarya’da 183 milyar liranın üzerinde yatırım yaptık. Biz hükümet olduktan sonra Sakarya’da yerel yönetimi bizlere verdiğiniz zaman, hem yerel yönetim hem hükümet olarak, Sakarya her türlü hizmeti görecek demektir.”
]]>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 31 Mart mahalli idareler seçimleri öncesinde miting programlarını sürdürüyor. Bu çerçevede Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bugün ki durağı Sakarya oldu. Erdoğan, partisinin düzenlediği mitinge katılmak üzere Sakarya Demokrasi Meydanı’na geldi. Törene Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yanı sıra; AK Parti Genel Başkanvekili Mustafa Elitaş, AK Parti Genel Başkan Yardımcıları Ali İhsan Yavuz, Erkan Kandemir, Hasan Basri Yalçın, Fatih Yalçın, AK Parti Sakarya Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Yusuf Alemdar, AK Parti Sakarya İl Başkanı Yunus Tever, Sakarya milletvekilleri, il protokolü ve binlerce vatandaş katıldı.
“Karşımızdaki ittifakın bugün ki durumunu gördükçe verilmiş sadakamız varmış diyoruz”
60 bin kişinin bulunduğunu ifade ettiği meydanda, vatandaşlara seslenen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Sözlerime bu gece idrak edeceğimiz mübarek Berat Gecemizi tebrik ederek başlıyorum. Geçen sene Mayıs ayında tarihimizin en kritik seçimlerinden birini yaşadık, 14-28 Mayıs seçimleri Türkiye’nin demokrasi ve kalkınma mücadelesinde daima örnek gösterilecektir. Sadece katılım oranları ile değil sonuçları ile de Mayıs seçimleri bir dönüm noktasıdır. Millet olarak bugün geriye doğru baktığımızda nasıl bir badire atlattığımızı çok daha iyi anlıyoruz. Karşımızdaki ittifakın bugün ki durumunu gördükçe Türk Cumhuriyeti’nin verilmiş sadakamız varmış diyoruz. Sakarya’mız iradesine sahip çıkarak yüzde 65 oy oranı ile bize destek oldu. Sakaryalı kardeşlerime şükranlarımı sunuyorum. Sakarya inşallah 31 Mart’ta çok daha güçlü şekilde yanımızda yer alacaktır. Resmi rakam, şuanda meydanda 60 bin kişi var. Zaten Sakarya’ya da bu yakışır. Bizim Sakarya ile bu muhabbeti ancak gönül gözü ile bakanlar görür. Bu muhabbeti dizelere dökecek olursak herhalde şu şekilde akardı; hem haktan yanasın, yiğitsin, mertsin, kimseye eğilmez başın Sakarya. Yeryüzüne bindirilmiş cennetsin, dünyada bulunmaz eşin Sakarya. Sırtımı dayadığım dağsın sen Sakarya. Kafkasların, Balkanların, Anadolu’muzun her köşesisin kokusunu taşıyan Sakarya’ya sizler ile hasret gidermeye geldik” dedi.
“Ülkenin ikinci büyük partisi işi gücü bırakmış, kendi içerisinde saç saça, baş başa kavga ediyor”
Erdoğan, “Sakarya geleceğimize güvenle bakmamızın teminatıdır. Milli mücadelede olduğu gibi 15 Temmuz’da da hainlere geçit vermeyen bu şehir Türkiye 100 yılının yükselen yıldızıdır. Türkiye’nin demokrasi, adalet ve kalkınma mücadelesinin her safhasında sizler yanımızda oldunuz. Bir dönem bizimle birlikte olup da sonra yoluna ayıranların veya yolunu kaybedenlerin aksine Sakarya istikametini hiç bozmadı. Sakarya ülkeye eser kazandırmak, millete hizmet etmek için çalışması gereken muhalefetin oyunlarına hiç gelmedi. Ülkenin ikinci büyük partisi işi gücü bırakmış, kendi içerisinde saç saça, baş başa kavga ediyor. Dün Türkiye’yi yönetecek cumhurbaşkanı adayı diye karşımıza çıkardıkları genel başkanı adaylarını çiğneyip geçtiler. Diğer isimlerin ise yarın ne olacakları belli değil. Yaptıkları kongrelerin üzerindeki şaibeler ve kirli pazarlıklarla öyle bir haldeler ki dünya yansa, ülke batsa umurlarında değil. Kendi şahsi kariyerlerinden başka hiçbir şeyi gözleri görmüyor” diye konuştu.
“21 yıldır ülkenin kalkınması ve gelişmesi için farkımızı gösterdik”
Ülkeyi, Türkiye 100 yılı belediyeciliği ile bu seçimde dünyanın en üst ligine çıkarmak istediklerini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Aslında bunlar tek parti devrinden beri hep böyleydiler, bunun için milletimiz rahmetli Menderes’ten merhum Özal’a kendi derdi ile dertlenen herkese sahip çıkmıştır. Bizde 21 yıldır ülkenin kalkınması ve gelişmesi için farkımızı gösterdik. Şimdi de ülkemizi Türkiye 100 yılı belediyeciliği ile bu seçimlerde dünyanın en üst ligine çıkarmak istiyoruz. Bugün sizlerin karşısına da aynı hissiyat ile çıktı. Sakarya’dan öyle bir ses verin ki; Marmara’dan, Karadeniz’e kadar duymayan kalmasın. Ayağa kalkmaya hazır mıyız Sakarya? Sakarya 31 Mart’ta Türkiye 100 yılı şehirleri için hazır mıyız, kararlı mıyız, gerçek belediyeciliği tercih ediyor muyuz? Bunun için seçim gününe kadar ana kademe, kadın kolları, gençler, kapı kapı dolaşmaya var mıyız? Seçim akşamı Sakarya ile birlikte Türkiye haritasını cumhur ittifakının renklerine boyamaya var mıyız? Sakarya, Türkiye’nin kalbi, Türkiye’de bulunduğu coğrafyanın kalbidir. Tüm imparatorlukların gözü hep bu coğrafyada oldu. Bu bakımdan Anadolu sadece medeniyetler beşiği değildir, aynı zamanda bir medeniyetler mezarlığıdır. Bu topraklarda nice devlet kuruldu, hüküm sürdü ve yıkılıp gitti, nice krallar en son nefesini bu topraklarda verdi” şeklinde konuştu.
“Maruz kaldığımız ihanetlerin, ödediğimiz bedellerin haddi hesabı yok”
Erdoğan, “Türk milleti olarak biz de Malazgirt’ten bu yana bu topraklar için mücadele ediyor can veriyoruz. Bayrağımız inmesin, ezanlarımız susmasın diye can verdik, veriyoruz. Son 40 yıldır birlik ve beraberlik, kardeşliğimize kast eden bölücü terör örgütüne karşı mücadele yürütüyoruz. Askeri, polisi, kamu görevlisi, korusu, kadını, yaşlısı, gençlerimizi bizden kopardı. Maruz kaldığımız ihanetlerin, ödediğimiz bedellerin haddi hesabı yok. Ama hamd olsun her karışı şehit kanlarıyla sulanmış bu cennet vatanı hainlere, teröristlere teslim etmedik. Bunları Cudi’de, Tendirek’te, Gabar’da gömdük mü? Artık içeride terör örgütleri kalmadı, hepsi de terk etti. Güney sınırımız boyunca bir teröristan kurmaya teşebbüs ettiler, gerçekleştirdiğimiz sınır ötesi operasyonlar ile bu senaryoyu yırtıp attık. İHA’larımızla, SİHA’laramızla teröristleri o mağaralarında yok ettik. Şimdi en son olarak ortaya hangi uçağımızı çıkardık; KAAN’ımızı çıkardık. KAAN ile beraber gökyüzü ile buluştuk. Yaptık ve yine yapacağız. Nerede bir terörist varsa buluyoruz, başını eziyoruz, arkalarında kimlerin olduğuna bakmadan son terörist etkisiz hale getirilene kadar bu mücadeleyi devam ettireceğiz” ifadelerini kullandı.
“Barış ve huzur istiyorsan savaşa hazır olmalısın”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Barış ve huzur istiyorsan savaşa hazır olmalısın, Türkiye ve Türk milleti olarak bu topraklarda huzur içerisinde yaşamak istiyorsak, yapacağımız iş bellidir; güçlü bir ordu ve savunma sanayine, havada, karada ve denizde sahip olacağız. Bizi düşmanlarımıza karşı koruyacak olan tek şey bileğimizdir, kendi gücümüzdür, kendi imkan ve kabiliyetlerimizdir. Diğer türlü bize bu coğrafya da nefes bile aldırmazlar. Bu gerçeği, yakın çevremizdeki örnekleri ile acı bir şekilde görüyoruz. Suriye’de bir milyon insan vahşice öldürüldü, 12 milyona yakın insan göçe zorlandı zulmü durdurmak için kimse adım atmadı. Gazze’de, 30 bin masum Filistinli şehit edildi, 70 binden fazla sivil yaralandı. İsrail vahşetini engelleyecek işe yarar bir çaba gösterilmedi. Tam 140 gündür İsrail’in işlediği insanlık suçlarını sadece seyrediyorlar. İsrail’e acil ateşkes çağrısı bile yapılmıyor. Batılı güçler, işgalci İsrail ordusuna her türlü silah desteğini vermeyi sürdürüyor. Allah korusun yarın bizim başımıza da bir felaket gelse, karşılaşacağımız manzara bundan farklı olmayacaktır” dedi.
“Geçtiğimiz yıl 185 ülkeye, 230 çeşit ürün ihraç ederek 5.5 milyar dolarlık rekor ihraç tutarı yakaladık”
Erdoğan, “Suriye topraklarından ülkemize yönelik DEAŞ ve PKK tehditleri yoğunlaştığında müttefik dediğimiz ülkeler, topraklarımızdan hava savunma sistemlerini söküp götürdüler, terörle mücadelede ihtiyacımız olan silahları, araç gereci, mühimmatı vermediler. Hatta bugün dünyanın en büyük üretici ve ihracatçıları arasında olduğumuz tabanca almamıza dahi engel oldular. Sonra ne oldu, biz tabancamızı yapmaya başladık. Onlar bizden şimdi tabanca istiyorlar. KAAN Savaş Uçağına, Anadolu Gemisine, Akıncı’ya fırtına obüslerine, Altay tankına; çeşit çeşit füze sistemlerine sahip olmak bizim için bir beka meselesidir. Şimdi onlar bizden istiyor, dünyada 5. Nesil savaş uçağı yapabilen dört ülke arasına girmemizin gururunu yaşamayanlar dönüp kalplerinde ülke ve millet sevgisini sorgulasınlar. Bu savunma sanayi projelerini hayata geçirmemiş olsaydık, Allah göstermesin bugün nasıl bir durumda olurduk düşünmek bile istemiyorum. Son 21 yılda savunma sektörlerine yaptığımız yatırımların karşılığını hem güvenlik hem de ihracatımız ile almaya başladık. Kendimiz ile beraber dost ve kardeş ülkelerimizin de ihtiyaçlarını karşılayan bir ülke haline geldik. Geçtiğimiz yıl 185 ülkeye, 230 çeşit ürün ihraç ederek 5.5 milyar dolarlık rekor ihraç tutarı yakaladık” diye konuştu. – SAKARYA
]]>CHP Yalova Milletvekili Tahsin Becan, Yalova Eğitim ve Araştırma Hastanesi önündeki cadde üzerinde yaşanan yol kaymasına tepki gösterdi. Müteahhit hakkında suç duyurunda bulunduğunu belirten Becan, “Zemin etütleri nasıl yapılmış kimsenin bildiği yok. Burası hafriyatı yapıldığı zaman kolay olsun diye hastanenin hafriyatı buraya yığıldı. Daha sonrada yola ne demir kullanıldı ne kazık sistemi ne fore kazık çakıldı. Burası zaten kayma bölgesi” dedi.
CHP Yalova Milletvekili Tahsin Becan, Yalova Eğitim ve Araştırma Hastanesi önündeki cadde üzerinde yaşanan yol kaymasıyla ilgili açıklamalarda bulundu. Açıklamada İl Başkanı Erdem Doğancı, Kadın Kolları Başkanı Meryem Ataç, Yalova Belediye Başkanı Adayı Mehmet Gürel ve parti yönetimi de bulundu.
“İHALEYİ İŞİN EHLİNE VERMEDİKLERİ ORTADA”
Tahsin Becan, şunları söyledi:
“Hepinizin bildiği gibi şu anda yolun çökme sorunu var. Bundan kısa bir süre önce Mehmet bey de bu konuda açıklama yaptı. 3-5 gün önce Gelecek Partisi’nin İstanbul vekili de yaptı. Ben de iki gün önce bununla ilgili soruşturma önergesi verdim. Biliyorsunuz buranın ihalesi 2-3 sene önce Ulaştırma Bakanlığı tarafından verildi. Karayolları 14. Bölge Müdürlüğü bu konuyla ilgili fakat ihale şartnamesini okuduğunuzda ihaleye giren firmanın yeterlilik belgesi, bilançosu, bu işi ne kadar iyi yapabilirliği kesinlikle bu ihaleyi almasına müsait değildi. Bununla ilgili o tarihlerde itirazlar da vardı ihaleye giren firmalar tarafından fakat ihale komisyonu oy çokluğu ile o firmaya verdi. O firmada zaten sizlerin bildiği gibi hükümetimizin yandaş müteahhitlerinden, daha büyük işler yapmış biri. Burayı da ona verdiler. Tamam buraya kadar sorun yok. Verdiler ama işi bilene ehline vermediklerinde sonuç ortada.
“MÜTEAHHİTLE İLGİLİ SUÇ DUYURUSUNDA BULUNDUM”
Zemin etütleri nasıl yapılmış kimsenin bildiği yok. Burası hafriyatı yapıldığı zaman kolay olsun diye hastanenin hafriyatı buraya yığıldı. Daha sonrada yola ne demir kullanıldı ne kazık sistemi ne fore kazık çakıldı. Burası zaten kayma bölgesi. Bugün hastanede bir sürü fore kazık var. Bunu da söylüyorum çünkü hastaneyle ilgili bir risk yok. Yol çöktü dendi hastane tehlikede mi diye soran halkımız var. Öyle bir şey yok. Yolla ilgili konuşuyoruz ama yolu istediğimiz şartnamede yapmadılar. Siyasi bir malzeme olarak kullanmak için burada değiliz. Bu siyaset üstü bir kavram. Niye, hepimizin, ülkenin, bizlerin, devletin parası. Bugün deprem olduğu zaman o binayı yapan müteahhit ne oluyor; soruşturma geçiriyor, belki tutuklanıyor, cezası veriliyor. İlla burada ölüm olması gerekmiyor, Allah korusun olabilirdi de ama yanlış bir imalat olmuş. Bunun sorumlusunu bulmak lazım. İhaleyle aldığınız işinde bir garantisi olması lazım. Yap, bitir, paranı al ondan sonra ne oluyorsa oluyor. Baş başa kalıyoruz. Bu doğru bir şey değil. Şu an çalışma yapılıyor. Gördüğüm kadarıyla belediye duyarlılık göstermiş. Buradan belediyeye de teşekkür ediyoruz. Elinde sonunda bu yol yapılacak ama buranın bedeli bu işi yapan müteahhite ödettirmek lazım. Ben bu anlamda müteahhitle ilgili suç duyurusunda da bulundum. Ulaştırma Bakanına da dilekçe yazdım. Konuyu da takip edeceğiz. Bir iş yapılırken işin ehline vermek lazım. İlime bilime dayalı işler yapmak lazım.”
]]>
Balıkesir Kuvayimilliye meydanında toplanan binlerce kişiye seslenen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Tarihimize damga vurmuş nice gönül sultanının, kahramanın, pehlivanın, sanatçının şehri Balıkesir’de sizlerle olmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. Geçtiğimiz Mayıs ayında yapılan Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerinde, Cumhur İttifakı olarak yüzde 46 düzeyinde bir oy oranıyla bize destek olan Balıkesirli kardeşlerime teşekkür ediyorum. Tabii bu oy oranı Balıkesir ile aramızdaki gerçek muhabbetin seviyesini yansıtmaktan çok uzaktır. Sizlerden 31 Mart seçimlerinde mutlaka yüzde 50’nin üzerinde bir oy oranıyla Türkiye Yüzyılı belediyeciliğinin yanında yer almanızı bekliyorum. Çanakkale’den Milli Mücadele’ye kadar bu toprakları yeniden vatan eylediğimiz zorlu günlerin kahraman şehri Balıkesir’in bugün de Türkiye Yüzyılı’na omuz vereceğine inanıyorum. Buna hazır mıyız? Tarihiyle, kültürüyle, tabiatıyla hepsinden önemlisi baş tacı insanıyla medarıiftiharımız olan Balıkesir, kendine yakışanı yapacaktır” dedi.
“Muhalefet cenahında her şey gizli kapaklı olduğu için kimin kiminle yürüdüğü, kime borçlandığı da tam bir muamma”
Miting alanında 85 bin kişinin olduğunu belirten Erdoğan, “Şu anda resmi rakamları istedim. Bugün, bu alanda ne kadar kişi var biliyor musunuz? 85 bin kişi var. Yani yolda, caddeler boyu Balıkesirli kardeşlerimle hep beraber olduk. Çocuk, kadınlar tüm halk. Bu ne güzellik böyle? Balıkesir’in minnet borcu yok. Ama anlaşılan o ki birileri Balıkesir üzerinden birbirlerine borçlanmışlar. Şimdi de bunu televizyon ekranlarında ulu orta dillendirmeye, hatta açıkça ödenmesini istemeye başlamışlar. Anlaşılan birilerinin ödemek zorunda oldukları diyet borcu hiç bitmiyor ve bitmeyecek. Tabii muhalefet cenahında her şey gizli kapaklı olduğu için kimin kiminle yürüdüğü, kimin kime borçlandığı da tam bir muamma” diye konuştu.
Balıkesir’in oynanan oyunları bozacağını inandığını ifade eden Erdoğan, “Siyasetin, acemi genel başkanı elinde adeta bir kabzımal hesabına dönüştürülmesi gerçekten utanç vericidir. Ama benim bildiğim Balıkesir bu oyunu bozacak basirete sahiptir. Öyle mi? Kazanmak değil, kaybettirmek üzerine kurulu siyasetin bu şehre hiçbir katkısının olmayacağını en iyi benim Balıkesirli kardeşlerim bilir. Esasen diğer şehirlerde de durum çok farklı değil” ifadelerini kullandı.
“İstanbul’da yaşanan komediyi görüyorsunuz”
İstanbul’da bir komedi yaşandığını dile getiren Erdoğan, “İstanbul’da yaşanan komediyi görüyorsunuz değil mi? Takip ediyorsunuz. Kaybedeceklerini görünce panikle sağa sola saldırmaya başladılar. Birileri ‘Son dakikaya kaldık, aday listelerini yetiştiremedik’ numarasıyla kendi akıllarınca milleti kandırmaya çalışıyor. Neyse ki milleti kandırmak isterken bile işlerini doğru dürüst yapamıyorlar da oynadıkları oyunlar kendi ayaklarına dolanıyor. Muhalefet partilerindeki iç çekişmeler de ayrı bir facia. Kelimenin tam anlamıyla rezillik diz boyu. Muhalefetin belediye başkan adayları şehirlere hizmet edecek ismi bulma kriteriyle değil parti içi hiziplerin paylaşım aracı olarak belirleniyor. Biz İstanbul’da Murat Kurum, Ankara’da Turgut Altınok, İzmir’de Hamza Dağ, Balıkesir’de Yücel Yılmaz isimlerini aynı şekilde diğer yerlerdeki adaylarımızı belirlerken şehirlerimizin Türkiye Yüzyılı yürüyüşüne ayak uyduracak profiller olmasına dikkat ettik. İşte bu şekilde tespit ettiğimiz Cumhur İttifakı’mızın belediye başkan adaylarımızın verdiği her sözün arkasında biz varız. Cumhurbaşkanı var, hükümetimiz var, Cumhur İttifakı var” şeklinde konuştu.
“Muhalefette kavga çok sert geçiyor”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü:
“Muhalefet tarafında ise herhangi bir ölçüm yok. Öyle ki kim nereyi kaparsa, elinde kalıyor havasında bir süreç yaşanıyor. Böyle olunca da tabii kavga çok sert geçiyor. Değerli kardeşlerim, bilhassa CHP’nin içler acısı haline baktıkça bu partiye gönül verenler adına biz de üzülüyoruz. Bunca yıldır siyaset arenasında karşı karşıya olduğumuz CHP’nin ülkenin ve milletin geleceği için hiçbir vizyonu, hiçbir programı, hiçbir projesi bulunmadığını zaten biliyoruz. Hepsinin üzerine son dönemde bu parti varlığını sürdürmek için kendine her yolu mubah sayacak kadar sakil bir yere savruldu. Daha önceki seçimlerde kurduğu örtülü ittifak tezgahını bu seçimde iyice eline yüzüne bulaştırdı.”
“CHP artık oyun kurucu olmaktan çıkıp kurulan oyunların piyonu haline gelmiştir”
CHP’nin kent uzlaşısı diyerek Kandil’le uzlaşı arayışına girmesinin CHP’nin bu ülke ve milletle hiçbir ortak noktasının kalmadığına işaret ettiğini kaydeden Erdoğan, “Her kafadan ayrı bir sesin çıktığı, genel merkezinden teşkilatlarına kadar tüm mekanizmaları dökülen CHP, artık oyun kurucu olmaktan çıkıp kurulan oyunların piyonu haline gelmiştir. Ne diyelim? Koskoca CHP’yi bölücü örgütün güdümündeki DEM’in ve marjinal örgütlerin oyuncağı haline dönüştürenler utansın. Biz kendi işimize bakacağız. Bunu yaparken de birileri gibi işimizi sadece lafta bırakmayacağız. Çünkü biliyoruz ki Balıkesir sadece lafa bakmaz. Balıkesir lafı söyleyenin kim olduğuna, bugüne kadar nerede, ne yaptığına, bundan sonra ne yapabileceğine de bakar. Balıkesir vizyona bakar, esere bakar, hizmete bakar, projeye bakar, yatırıma bakar. Balıkesirli bilir ki Cumhur İttifakı olarak biz kendisine ne söz verdiysek yerine getireceğiz. Buna karşılık daha önceki seçimlerden tecrübeyle, biliyoruz ki muhalefet adayları, söylediklerinin yüzde 90’ını yerine getirmiyor, getiremiyor. Zaten o sözleri verirken gereğini yerine getirmek gibi bir dertleri de yok” dedi.
CHP’nin ‘engellendik’ yalanına inanmamalarını isteyen Erdoğan, “Kardeşlerim belediyelere merkezi idareden ayrılan kaynağı neredeyse iki kat artırdığımız halde muhalefet cenahı, utanmaz, ‘ağır bir şekilde engellendik’ yalanına sığınmaya çalışıyor. Bunlar bütçede engelli değildir. Bunlar eser ve hizmet engellidir. Gözü de, gönlü de şehrinde olmayanlar kendilerine verilen kaynakları şahsi hırsları ve hevesleri uğrunda çarçur etmişlerdir. Şehirlerine yaptıkları ihaneti gizlemek için de tamamı yalan ve yanlış üzerine kurulu kampanyalarla milleti kandırmanın peşindeler. Evet, ben de Dursunbey’in yanındayım. Milleti kandırarak makam mevki elde etme üzerine kurulu siyaset eski Türkiye’nin tarzıdır. Halbuki bizim son 21 yılda hayata geçirdiğimiz demokrasi ve kalkınma atılımları ile ülkemizde siyasetin işleyişi değişti. Eskinin ideolojik istismar korku ve laf cambazlığıyla kifayetsizliğini gizleme siyasetinin yerini eser ve hizmet siyaseti aldı. Türkiye Yüzyılı’yla dünyada hak ettiği yere gelme konusunda kararlı adımlarla ilerleyen günümüz Türkiye’sinde eskinin geçer akçesi, ‘Zübük siyaseti’ işlemez, işlemiyor. Cumhur İttifakı ve AK Parti olarak geçtiğimiz Mayıs ayında Türkiye Yüzyılı vizyonuyla siyasetin çıtasını biraz daha yükseltmiştik. Şimdi de önümüzdeki seçimler vesilesiyle bu vizyonu, şehirlerimizle buluşturmayı hedefliyoruz. Büyükşehir belediyesiyle, ilçe belediyesiyle sizler burada gereken adımları atarken biz de Cumhurbaşkanlığı, bakanlıklarıyla, kurumlarıyla Ankara’da üzerimize düşeni yapacağız. Öyleyse şimdi buradan Balıkesir’den öyle bir ses verin ki ülkemizin dört bir yanından duyulsun. Hazır mıyız? Balıkesir 31 Mart’ta Türkiye Yüzyılı şehirleri için hazır mıyız? 31 Mart’ta Türkiye Yüzyılı şehri için kararlı mıyız? 31 Mart’ta gerçek belediyeciliği tercih ediyor muyuz? Bunun için ana kademe, kadın kolları, gençlik kolları seçim gününe kadar kapı kapı dolaşmaya var mıyız? Seçim akşamı Balıkesir’le birlikte Türkiye haritasını Cumhur İttifakı’nın renkleriyle boyamaya var mıyız” dedi.
Balıkesir’e 21 yıldır yapılan yatırımlardan bahseden Erdoğan, “Kardeşlerim bizim eser ve hizmet siyasetimizin lafta kalmadığının icraatla temellendirildiğinin ispatlarından biri son 21 yılda Balıkesir’e 238 milyar lira tutarında yatırım yaptık. Laf ola beri gele yok, icraat var icraat. Bu yatırımla, eğitimde 4 bin 830 yeni dersliği şehrimize kazandırdık. Bandırma 17 Eylül Üniversitesi’ni faaliyete geçirdik. Gençlik ve sporda 18 bin 168 kapasiteli yüksek öğrenim yurt binaları açtık. 39 spor tesisi inşa ettik. Balıkesirli ihtiyaç sahibi vatandaşlarımıza 6 milyar liranın üzerinde kaynak aktardık. Balıkesir’de bin 110 yataklı Atatürk Şehir Hastanesi başta olmak üzere toplamda 2 bin 624 yataklı, 35 hastaneyle birlikte 81 sağlık tesisi yaptık. Aralarında 400 yataklı Merkez Devlet Hastanesi ve 300 yataklı Edremit Devlet Hastanesi’nin de olduğu 16 sağlık tesisimizin inşası TOKİ kanalıyla sürüyor. 8 bin 586 konutu tamamlayıp hak sahiplerine teslim ettik. 4 bin 960 konutun yapımına devam ediyoruz. Şehrimizde riskli yapı olarak belirlediğimiz 7 bin 870 bağımsız bölümün dönüşümünü gerçekleştirdik. Söz verdiğimiz 10 millet bahçesinden merkez, Kızpınarı, İvrindi, Sava, Beştepe, Karesi, Dursunbey, Kepsut ve Havran’ı tamamladık. Diğerlerinin de yapımı veya projelendirmesi devam ediyor” diye konuştu.
Yenice, Balya, İvrindi yolunu, Balıkesir-Dursunbey yolunu bu yıl tamamlayacaklarının altını çizen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Eskişehir, Kütahya, Balıkesir ve Bandırma, Balıkesir, Manisa demir yolu hatlarını elektrikli ve sinyalli hale getirerek modernize ettik. Gökköy Lojistik Merkezi’ni hizmete açtık. Şehrimizi hızlı tren ağlarına bağlayacak olan Bursa, Bandırma, Balıkesir, hızlı tren hattı projemizin ilk etabını 2025 yılı sonunda bitireceğiz. Koca Seyit Havalimanı’mıza yıllık 3 milyon kapasiteli Balıkesir Havalimanı’mız, yıllık 1 milyon yolcu kapasiteli terminal binaları yaptık. Balıkesir’e 26 baraj ile 25 gölet inşa ettik. 8 baraj inşa ediyoruz. Son 21 yılda inşa ettiğimiz sulama projeleriyle 710 bin dekar zirai araziyi sulamaya açtık. Yapımı devam eden. 17 sulama tesisimizle 180 bin dekar zirai araziyi daha sulamaya açacağız. Balıkesirli çiftçilerimize toplam 48 milyar lira tarımsal hibe desteği var. İstihdamı desteklemek için Balıkesirli işverenlerimize 5 milyar lira tutarında prim teşviki verdik. Sanayide, teknolojide 4 yeni organize sanayi bölgesi, bir Teknopark ve 10 araç geliştirme merkezi kurduk. Ayrıca Edremit ve Gönen Organize Tarım Bölgelerini faaliyete geçirdik. Enerjide 302 bin abonesi bulunan Balıkesir’e, 17 ilçemize doğal gaz arzını sağladık. Bu yıl içerisinde Manyas’a ve 2026 Balya’ya, doğal gaz arzı sağlama hedefliyoruz” dedi.
“Kadınlarımıza ve gençlerimize vereceğimiz destekler için kurduğumuz fon bu doğrultuda atılmış bir adımdır. Bunların yanında şehirlerimizin duyarlı bir anlayışla yönetilmesini sağlayacağız. Estetikle biçimlendirilmiş, tarihi ve kültürel birikimi korunmuş, huzurlu, güvenli şehirler kurmakta önceliklerimiz arasındadır” diyerek sözlerine devam eden Erdoğan, “Doğup büyüdüğü yerde kalmak isteyen insanlarımızın sağlayacağımız destekler ve imkanlarla yanlarında olacağız. Kardeşlerim bütün bunları söylerken biz insanımızın günlük hayatında yaşadığı sıkıntıları asla görmezden gelemeyiz. Biliyorsunuz biz ekonomide önceliği istihdama ve üretime veriyoruz. Bu konuda gayet iyi gidiyoruz. Ancak dünyanın başının belası olan enflasyon bizim de canımızı yakıyor. Üstelik enflasyonun yol açtığı maliyetlere ilaveten 6 Şubat depremi ekonomimize yüklediği 104 milyar dolarlık faturayla da karşı karşıyayız. Çok sayıda meseleyle aynı anda mücadele etmekteyiz. Amacımız Türkiye Yüzyılı rotamızı koruyarak bu fırtınalı küresel iklimden ülkemizi selamete çıkarmaktır. Hamdolsun bugüne kadar yaşanan onca sıkıntıya rağmen vatandaşlarımıza mahcup olacak bir kırılmaya meydan vermedik. Küresel bir felakete dönüşen Covid-19 salgınının hem sağlık hem de ekonomik yönünü başarıyla idare ettik” şeklinde konuştu.
Rusya ve Ukrayna arasındaki savaşa da değinen Erdoğan, “Türkiye’yle birlikte tüm dünyaya olumsuz etkileri olan bu savaşın bir an önce sona ermesi için girişimlerimizi sürdürüyoruz. İsrail’in Gazze’deki zulmüne karşı İslam aleminin yekvücut olarak hareket etmesi için gayret gösteriyoruz. Gazze’deki kardeşlerimize ulaştırılmak üzere gönderdiğimiz yardımların toplamı 34 bin tonu geçti. Dün 2 bin 380 ton gıda malzemesi taşıyan bir gemimiz daha bölgeye ulaştı. Bu zulmün durdurulmaması halinde bölgemizde yanacak ateşin bizi de etkilemesi kaçınılmaz. Her kim bu meselenin bizimle ilgisi olmadığını iddia ediyorsa ya dünyadan habersizdir ya da başkaları hesabına çalışıyordur. Dolayısıyla Gazze’deki zulmün, tacizlerin durması için hiçbir istisna koymadan söylüyorum. Elimizdeki tüm imkanları kullanacağız” dedi.
Türkiye’nin güney sınırındaki teröristlerle mücadelenin süreceğini belirten Erdoğan, “Yeni harekatlarla delik deşik etmeyi sürdüreceğiz. Gabar’da bu teröristleri çökerttik mi? Cudi’de bunları çökerttik mi? Bunları o dağlardaki inlerine gömdük mü? Şimdi neredeler? Mesele bu. İnşallah bu yıl sonuna doğru ekonomide başlayacak rahatlamayla ve atacağımız ilave adımlarla çalışanlarımız ve emeklilerimiz başta olmak üzere tüm kesimin beklentilerini karşılayacağız. Devletimizin imkanları arttıkça bunu milletimizin istifadesine sunmaktan geri durmayacağız. İşte bakın şu anda Gabar’da günde 35 bin varil petrol çıkartıyoruz. Bu şimdi nereye gelecek? 100 bin varile. Kardeşlerim ülkemizin 21 yılda asırlık demokrasi ve kalkınma adımlarını gerçekleştirebilmenin gerisinde tüm saldırılara ve tuzaklara rağmen korumayı başardığımız güven ve istikrar iklimi var. Önümüzdeki dönemde de bu iklime sahip çıkarak ülkemizle ilgili sinsi niyetleri inşallah bir kez daha kursaklarda bırakacağız. Bu duygularla tekrar Balıkesir’i selamlıyorum. Büyükşehir ve ilçe belediye başkan adaylarımızı sizlere emanet ediyorum” ifadelerini kullandı. – BALIKESİR
]]>Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı koordinasyonunda Türk Havacılık Uzay Sanayii tarafından yürütülen Türkiye’nin en önemli teknoloji projelerinden milli muharip uçak KAAN, önceki gün ilk uçuşunu yaptı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugün partisinin Denizli mitinginde yaptığı konuşmada, KAAN’a ilişkin önemli bilgiler verdi.
“KRİTİK BİR EŞİĞİ DAHA AŞTIK”
Milli muharip uçağı KAAN’ı gökle buluşturduklarını hatırlatan Erdoğan, 5. nesil savaş uçağı KAAN’ın ilk uçuşunu başarıyla icra ettiğini söyledi. Erdoğan, yaklaşık 15 yıllık bir çabanın, gayretin ve azmin ürünü olan KAAN’ın, dünkü testiyle çok kritik bir eşiği daha aştığını bildirdi.

2028 YILI SONUNDA KAAN ENVANTERDE
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “2028 yılı sonunda KAAN’ın Hava Kuvvetlerimize katılmasını planlıyoruz. Varsın birileri, ‘Yapamazsınız, başaramazsınız’ demeye devam etsin. Ne derseniz deyin, yaptık, gökle buluşturduk. Ne dediler? Kalorifer peteği, süpürge sapı. Kendi akıllarınca projelerimizle dalga geçtiler. Varsın birileri Türkiye’nin potansiyelini, Türk milletinin gücünü hafife alsın. Biz bunlara kesinlikle kulak asmayacağız. Ne kifayetsiz muhterislerin ne de ülkemizin başarılarından rahatsız olan beşinci kol elemanlarının umutlarımızı kırmasına izin vermeyeceğiz. İman varsa irade varsa Allah’ın izniyle imkan da vardır.” ifadelerini kullandı.
“ANKARA’DAKİ OFİSLERİNDEN YORUM YAPAN SABIK SİYASETÇİLERİ MİLLETİMİZİN TAKDİRİNE HAVALE EDİYORUM”
Erdoğan, konuşmasının devamında “Buradan KAAN’ın ilk uçuşunu yapması sonrasında milletimizin sevincini paylaşan tüm siyasetçilere ülkem, milletim ve projeye hayat veren TUSAŞ mühendislerimiz adına teşekkür ediyorum. Olur olmaz, ilgili ilgisiz her konuya Ankara’daki ofislerinden yorum yapan, ellerine geçirdikleri her fırsatı insanımızı kutuplaştırmak için kullanan ancak dünkü tarihi başarımızla tek kelime etmeyen sabık siyasetçileri milletimizin takdirine havale ediyorum.” dedi.

“YERLİ VE MİLLİ MUHALEFET NASIL YAPILIR BİR TÜRLÜ ÖĞRENEMEDİLER”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, basit bir görüntülü konuşmayı dahi yere göğe sığdıramayan bu eski politikacıların “KAAN” gibi teknoloji harikası bir savunma projesi hakkında derin bir sessizliğe bürünmelerinin ibret verici olduğunu ifade ederek, “Bunlar Türkiye’de güya yıllarca siyaset yaptılar. Ülkenin ana muhalefet partisine genel başkan oldular. Ama yerli ve milli muhalefet nasıl yapılır bir türlü öğrenemediler. Şimdi Ankara’da bir apartman dairesi tutmuşlar, oradan siyaset yapıyorlar. Bunlar milletle aynı yere bakmayı öğrenemediler, aynı hissiyatı taşımadılar.” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları:
Erdoğan, partisinin 29 Ekim Bulvarı Özay Gönlüm Meydanı’nda halka hitap etti. Sözlerine, “Bugün Denizli yine bir başka güzel. Esen yeller seni söyler Denizli, açan güller seni söyler Denizli, bütün yollar seni söyler Denizli, yarenimsin, cananımsın, canımsın Denizli. Rabb’im seni kem gözlerden korusun.” diyerek başlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, havası ayrı güzel, insanı ayrı güzel, coğrafyası bir başka güzel Denizli’de olmaktan büyük bir memnuniyet duyduğunu söyledi.
Halk müziğe sanatçısı Özay Gönlüm’ün derlediği Denizli türküsünde? “Asmam yıkıldı, suyu sıkıldı. Bugün goca gızı görmedim canım sıkıldı.” dediğini aktaran Erdoğan, “Bizim de Denizli’ye gelip sizlerle kucaklaşmayınca canımız sıkılıyor.” ifadelerini kullandı. Yaklaşık on aylık hasretin ardından yine Denizlililerle beraber olduklarını dile getiren Erdoğan, geçen yıl mayıstaki seçimlerde Cumhur İttifakı’na, Cumhurbaşkanlığında yüzde 44, milletvekilliğinde yüzde 45 oranında verdiği destek için Denizlililere teşekkür etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:
“Ama bu oy oranlarının aramızdaki muhabbetin seviyesini yansıtmadığına inanıyorum. Denizli’den en az yüzde 50’nin üzerinde oy bekliyoruz. Buna hazır mıyız? Buna var mıyız? İnşallah 31 Mart’ta bu hedefimize ulaşacağımıza inanıyorum. Eksiklerimizi tamamlayacağız. Mesajlarımızı ulaştıramadığımız insanlarımız varsa bir yolunu bulup mutlaka onlara ulaşacağız. Ülkemize dair hayallerimizi ve hedeflerimizi çok daha etkili bir şekilde anlatmaya gayret edeceğiz. Cumhur İttifakı’na gönül veren kardeşlerimizle birlikte CHP başta olmak üzere muhalefetten umudunu kesen insanlarımızı da muhabbetle bağrımıza basacağız. Daha fazla çalışarak, daha fazla koşturarak Denizli’de hak ettiğimiz ve olmayı arzuladığımız yere mutlaka geleceğiz. Denizli’nin de Türkiye Yüzyılı mücadelemizde bizi yalnız bırakmayacağı kanaatindeyim.”
Türkiye’yi 21 yılda asırlık demokrasi ve kalkınma atılımlarıyla buluşturdukları gibi Türkiye Yüzyılı’nın inşasının da kendilerine nasip olacağını ifade eden Erdoğan, alandakilere buna hazır olup olmadıklarını sordu.

“BUNDAN 8-9 AY ÖNCE BERABER ÜLKEYİ YÖNETMEKTEN BAHSEDİYORLARDI”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle konuştu: “Muhalefetin trajikomik hallerini görüyorsunuz değil mi? Kendi içlerinde horoz dövüşünden beter bir kavga halindeler. Horoz dövüşünün bile bir adabı var ama muhalefetin kavgasında onu bile göremiyorsunuz. Dün iltifat yağmuruna tuttuklarına, bugün en ağır hakaretleri savurmaktan çekinmiyorlar. Bundan 8-9 ay önce beraber ülkeyi yönetmekten bahsediyorlardı. Bugün birbirlerinin kuyusunu kazıyor, iç işlerine müdahale ediyorlar. Hem cumhurbaşkanı adayları hem de cumhurbaşkanı yardımcıları için bizim yaptığımız eleştirilerin daha fazlasını şimdi kendileri söylüyorlar.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, muhalefetin ülkeye eser kazandırmak ve millete hizmet etmek gibi en küçük bir derdi olmadığını, siyasetteki varlık amaçlarının sadece çıkarlarını korumak, iktidar alanlarını genişletmek, yoldaşlarını hançerleme pahasına da olsa siyasi kariyer basamaklarını tırmanmaktan ibaret olduğunu söyledi.
“Muhalefeti ise yapılan her işe takoz koymak olarak anlıyorlar. Halbuki doğru olan hayırlı işlere destek vermek, yanlış işlere karşı çıkmaktır.” diyen Erdoğan, doğru yanlış bakmadan her işe karşı çıkanın halinin yalancı çobanın işine benzeyeceğini, bir süre sonra kimsenin ne dediğine bakmayacağını, CHP başta olmak üzere Türkiye’deki muhalefetin durumunun tam da böyle olduğunu vurguladı.

“SEÇİMLERİ ŞEHİRLERİMİZİ TÜRKİYE YÜZYILI’NA HAZIRLAYACAK ADIMLARIN İLKİ OLARAK GÖRÜYORUZ”
Kendilerinin kimin ne yaptığına, ne dediğine, ne söylediğine aldırmadan sadece işlerine baktıklarını ifade eden Erdoğan, “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz. Ülkemizi cumhuriyetimizin ilk asrının en iddialı kalkınma projesi 2023 hedefleriyle biz buluşturduk. Aynı şekilde ülkemizi cumhuriyetimizin ikinci asrının vizyonu Türkiye Yüzyılı’na da biz kavuşturacağız. Bunun için yapmamız gereken önemli şey birliğimize, beraberliğimize, kardeşliğimize sahip çıkmaktır. Önümüzdeki seçimleri işte bu anlayışla şehirlerimizi Türkiye Yüzyılı’na hazırlayacak adımların ilki olarak görüyoruz.” diye konuştu.
Alandakilere, “Şimdi Denizli’den öyle bir ses verin ki dünyanın dört bir yanındaki dostlarımızın yüreklerini ferahlık, düşmanlarımızın yüreklerini korku kaplasın. 31 Mart’ta Türkiye Yüzyılı şehirleri için hazır mıyız? 31 Mart’ta Türkiye Yüzyılı şehirleri için kararlı mıyız? 31 Mart’ta gerçek belediyeciliği tercih ediyor muyuz? Bunun için seçim gününe kadar kapı kapı dolaşmaya var mıyız? Büyük ve güçlü Türkiye vizyonumuza sıkı sıkıya sahip çıkmaya var mıyız? Seçim akşamı Denizli ile birlikte Türkiye haritasını Cumhur İttifakı’nın renkleriyle boyamaya var mıyız?” diye seslenen Erdoğan, alandakilerden “Evet” yanıtı aldı.

Erdoğan yaptığı konuşmada, alanda resmi rakama göre 75 bin kişi olduğunu belirterek, “Denizli bugün coşmuş. Benim gönlümün sultanı Denizli bu.” ifadesini kullandı. Türkiye Yüzyılı vizyonunun en önemli ayaklarından birinin savunma sanayisinde ve teknolojide Türkiye’yi dünyanın en üst ligine çıkarmak olduğunu dile getiren Erdoğan, karşılaştıkları pek çok engele, gizli açık ambargoya rağmen bu alanda kendilerini sürekli geliştirdiklerini söyledi. Sadece son bir yılda hava, kara, deniz platformlarında onlarca projeyi hizmete aldıklarını anlatan Erdoğan, göreve geldiklerinde yüzde 20 civarında olan yerli üretimin payını ise yüzde 80’ler seviyesine çıkardıklarını bildirdi.
Terörle mücadelede kullanılan silahların çoğunu yurt dışından temin eden ülke tablosuna son verdiklerini aktaran Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Artık her şey bizim, kendimiz üretiyoruz. Artık ihtiyacımız olan silahların hemen tamamını kendi imkanlarımızla üretebiliyoruz. Bununla yetinmiyor, dost ve kardeş ülkelere de ihraç edebiliyoruz. Geçen sene 5,5 milyar dolar savunma ihracatı gerçekleştirdik. Kendi savaş gemisini yapan dünyadaki 10 ülkeden birisiyiz. Gemilerimizi sadece kendimiz tasarlamak ve üretmekle kalmıyor, silah sistemlerinden radarlara kadar birçok teknolojiyi de yine biz geliştiriyoruz. İnsansız hava araçları İHA, SİHA, Akıncı. En son KAAN’ımız çıktı. Bizim çok çok önemli bir adımımız daha var. Uzaya astronotumuzu gönderdik. Bir de KIZILELMA. ANKA-3’ün de hizmete girmesiyle bu alanda çığır açtık, çığır açıyoruz.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan yaptığı konuşmada, enflasyonun sadece Türkiye’nin değil, Kovid-19 salgını sonrasında tüm dünyanın karşı karşıya kaldığı bir baş ağrısı olduğunu söyledi.

GAZZE’YE YAPILAN YARDIMLAR
Gazze’ye gönderilen insani yardımlar kapsamında, 21 ambulans ile 2 bin 380 tonluk yardım malzemelerini taşıyan bir geminin daha Mısır’ın El-Ariş Limanı’na ulaştığını belirten Erdoğan, Türkiye’nin insani yardımlarıyla mazlumlara sahip çıktığını bildirdi.
Erdoğan, 6 Şubat depremlerinin yaralarının sarılması için çalışmaların yoğun şekilde sürdüğünü dile getirerek, bugüne kadar 40 bine yakın deprem konutu ve köy evini hak sahiplerine teslim ettiklerini, yıl sonuna kadar 200 bin konutu hak sahipleriyle buluşturmayı hedeflediklerini anlattı.
Deprem bölgesinde bunları yaparken diğer şehirleri ve toplumun diğer kesimlerini de ihmal etmediklerini vurgulayan Erdoğan, küresel ekonomi ve bölgenin içinden geçtiği sancılı döneme rağmen devletin imkanlarını millet için seferber ettiklerini söyledi.

“HER ALANDA HEDEFLERİMİZE ULAŞACAĞIZ”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, çalışanları ve emeklileri enflasyona ezdirmemek için verdikleri samimi mücadelenin en yakın şahidinin milletin bizatihi kendisi olduğunu ifade ederek, şöyle konuştu:
“2024 yılı için asgari ücretlilerimize, kamu görevlilerimize ve emeklilerimize enflasyon oranlarının üzerinde artışlar yaptık. Hiçbir insanımızın serzenişlerine kulaklarımızı tıkamıyoruz. Bütçemizin sınırlarını zorlama pahasına vatandaşlarımızın taleplerini karşılamaya gayret ediyoruz. İnşallah bu yılın sonuna doğru enflasyonun hızla düşmeye başlamasıyla hep birlikte daha rahat bir nefes alacağız. Ne diyor kelamıkibar, men sabera zafera. Sabreden kimse zafere erer. Ekonomi başta olmak üzere her alanda hedeflerimize ulaşacağız. Bize ecdadın emaneti olan bu vatan topraklarını evlatlarımıza en güvenli, en huzurlu, en müreffeh şekilde teslim etmek boynumuzun borcudur.”
Türk milletinin, bin yıldır bu coğrafyada nice badireleri atlatarak varlığını sürdürdüğüne dikkati çeken Erdoğan, şu ifadeleri kullandı: “Sadece şu son 10 yılda yaşadıklarımız başka bir ülkenin başına gelse emin olun şimdiye darmadağın olmuştu. Bunun için bekleyenlerin hevesleri inşallah bir kez daha kursaklarında kalacak. Denizli ile, Denizlili kardeşlerimizle el ele yürek yüreğe vererek Türkiye Yüzyılı bayrağını zirveye çıkaracağız. Milli mücadeleyi nasıl ‘Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak’ diyerek kazandıysak Türkiye Yüzyılı mücadelesini de aynı hissiyatla, zaferle taçlandıracağız. Milletimizin karşısına yeni vizyonlar, yeni hedefler, yeni programlarla çıkarken birileri gibi boşa atıp dolu tutmanın peşinde koşmuyoruz. Tam tersine verdiğimiz her sözün önce altyapısını kuruyor, sonra sizlere de taahhüdümüzü beyan ediyoruz. Şehirlerimiz için hazır ve kararlı olduğumuzu söylerken de gücümüzü bunun gerisindeki 21 yıllık hazırlıktan alıyoruz.”

DENİZLİ’YE 110 MİLYAR LİRALIK YATIRIM
Denizli’ye bugüne kadar 110 milyar liranın üzerinde kamu yatırımı yaptıklarını dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, Denizli’de eğitimde 4 bin 288 yeni derslik inşa ettiklerini, gençlik ve sporda 8 bin 104 kişi kapasiteli yüksek öğrenim yurt binaları açtıklarını, 63 spor tesisi kazandırdıklarını, ihtiyaç sahiplerine 4,3 milyar lira kaynakla destek olduklarını anlattı.
Sağlıkta 14’ü hastane olmak üzere 38 sağlık tesisini hizmete aldıklarını, aralarında bin yataklı şehir hastanesinin de olduğu 4 sağlık tesisinin yapımına devam edildiğini bildiren Erdoğan, TOKİ aracılığıyla 11 bin 495 konutu tamamlayıp hak sahiplerine teslim ettiklerini, 1911 konutun inşasının sürdüğünü belirtti. Honaz’daki Akbaş Barajı yatırımını, içme suyu arıtma tesisinin bitmesiyle tamamladıklarını ifade eden Erdoğan, “Akbaş Barajı’ndan 70 kilometrelik hatla merkeze getirilen içme suyunun kentteki su depolarına ulaşması için ilk vanayı açtık. Denizli’mizin gelecek 50 yıldaki su ihtiyacını karşılayacak bu yatırımın şehrimize bir kez daha hayırlı olmasını diliyorum.” dedi.

Erdoğan, kentsel dönüşümde riskli yapı olarak belirlenen 6 bin 75 bağımsız bölümün dönüşümünü gerçekleştirdiklerini, daha önce hiç atık su arıtma tesisi bulunmayan kentte bugün 44 tesisle belediye nüfusunun yüzde 90’ından fazlasına hizmet verildiğini söyledi. Denizli’de 8 millet bahçesi projesinden 4’ünü tamamladıklarını, birinin yapımı, 3’ünün ise projelendirme çalışmalarının sürdüğünü kaydeden Erdoğan, bölünmüş yol uzunluğunu 65 kilometreden 512 kilometreye çıkardıklarını anlattı.
“AYDIN-DENİZLİ OTOYOLU’NU YIL SONUNA KADAR TAMAMLAMAYI HEDEFLİYORUZ”
Erdoğan, inşası devam eden Aydın-Denizli Otoyolu’nu bu yıl sonuna kadar tamamlamayı hedeflediklerini işaret ederek, bağlantı yollarıyla uzunluğu 163 kilometreyi bulan bu otoyolun 80 kilometrelik ilk etabını trafiğe açtıklarını, kalan kısmı da tamamlanınca Denizli-Aydın arasındaki ulaşım süresinin bir saate düşürüleceğini vurguladı.
Denizli çevre yolunu 2 bin 649 metre uzunluğunda Honaz Tüneli ile birlikte 14 kilometre olarak tamamladıklarını dile getiren Erdoğan, Organize Sanayi Bölgesi köprülü kavşak projesiyle sanayi bölgesinde oluşan trafik yoğunluğunu da en aza indirdiklerini bildirdi. Kaklık Lojistik Merkezini şehre kazandırdıklarını söyleyen Erdoğan, Denizli il sınırlarındaki mevcut demir yolu hattını tümüyle yenilediklerini, Ankara-İzmir Yüksek Hızlı Tren Projesi kapsamında yer alan Selçuk-Ortaklar yeni demir yolunun yapımına da yakında başlayacaklarını kaydetti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Çardak Havalimanı’nı yeni bir terminal binası yaparak büyüttüklerini, Denizli’ye 18 baraj, 2 içme suyu tesisi, 79 sulama tesisi, 7 arazi toplulaştırma projesi, 95 taşkın koruma tesisi, 13 gölet ve 11 hidroelektrik santrali tesisi yaptıklarını, ilde 938 bin dekar zirai araziyi sulamaya açtıklarını anlattı.
Çiftçilere 37 milyar lira tarımsal hibe desteği verdiklerini, Makine İhtisas Organize Sanayi Bölgesi, Çivril Organize Sanayi Bölgesi, bir teknopark, 15 araştırma geliştirme merkezi ve 12 tasarım merkezi kurduklarını belirten Erdoğan, “Ayrıca 73 hektarlık bir alanda Sarayköy Organize Tarım Bölgesi’ni faaliyete geçirdik. İstihdamı desteklemek için Denizli’deki işverenlere toplam 5,5 milyar lira tutarında prim desteği verdik. Enerjide 294 bin abonesi bulunan Denizli ve 15 ilçesine doğal gaz arzını verdik. Önümüzdeki dönemde Bekirli’ye de doğal gaz arzı sağlamayı planlıyoruz.” diye konuştu. Erdoğan, Denizli’ye yapılan yatırımların anlatıldığı video gösteriminin ardından, bunların Denizli’ye kazandırılan eser ve hizmetlerin çok küçük bir kısmı olduğunu, daha çok eser ve hizmet kazandırılacağını sözlerine ekledi.

MİTİNGDEN NOTLAR
Denizli’ye gelişinde havalimanında yöresel kıyafetli çocuklar tarafından karşılanan Erdoğan, miting alanına geçişinde bazı partililerle selamlaştı, bu sırada bazı çocuklarla da ilgilendi.
Erdoğan’ın halka hitap ettiği miting alanına, “Sen yürüyeceksin, Denizli yürüyecek arkandan”, “Adı geçenlere rakip bile değilsin”, “Türkiye Yüzyılı için doğru zaman, doğru adam” ve üzerinde Erdoğan ile MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin fotoğraflarının bulunduğu “Cumhur İttifakı Türkiye’dir” yazılı pankartlar asıldı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasının ardından Cumhur İttifakı’nın Denizli Büyükşehir Belediyesi ile ilçe belediye başkan adaylarını sahneye çağırdı ve fotoğraf çektirdi.
]]>Erdoğan, 29 Ekim Bulvarı Özay Gönlüm Meydanı’nda, partisinin mitinginde yaptığı konuşmada, enflasyonun sadece Türkiye’nin değil, Kovid-19 salgını sonrasında tüm dünyanın karşı karşıya kaldığı bir baş ağrısı olduğunu söyledi.
Gazze’ye gönderilen insani yardımlar kapsamında, 21 ambulans ile 2 bin 380 tonluk yardım malzemelerini taşıyan bir geminin daha Mısır’ın El-Ariş Limanı’na ulaştığını belirten Erdoğan, Türkiye’nin insani yardımlarıyla mazlumlara sahip çıktığını bildirdi.
Erdoğan, 6 Şubat depremlerinin yaralarının sarılması için çalışmaların yoğun şekilde sürdüğünü dile getirerek, bugüne kadar 40 bine yakın deprem konutu ve köy evini hak sahiplerine teslim ettiklerini, yıl sonuna kadar 200 bin konutu hak sahipleriyle buluşturmayı hedeflediklerini anlattı.
Deprem bölgesinde bunları yaparken diğer şehirleri ve toplumun diğer kesimlerini de ihmal etmediklerini vurgulayan Erdoğan, küresel ekonomi ve bölgenin içinden geçtiği sancılı döneme rağmen devletin imkanlarını millet için seferber ettiklerini söyledi.
“Her alanda hedeflerimize ulaşacağız”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, çalışanları ve emeklileri enflasyona ezdirmemek için verdikleri samimi mücadelenin en yakın şahidinin milletin bizatihi kendisi olduğunu ifade ederek, şöyle konuştu:
“2024 yılı için asgari ücretlilerimize, kamu görevlilerimize ve emeklilerimize enflasyon oranlarının üzerinde artışlar yaptık. Hiçbir insanımızın serzenişlerine kulaklarımızı tıkamıyoruz. Bütçemizin sınırlarını zorlama pahasına vatandaşlarımızın taleplerini karşılamaya gayret ediyoruz. İnşallah bu yılın sonuna doğru enflasyonun hızla düşmeye başlamasıyla hep birlikte daha rahat bir nefes alacağız. Ne diyor kelamıkibar, men sabera zafera. Sabreden kimse zafere erer. Ekonomi başta olmak üzere her alanda hedeflerimize ulaşacağız. Bize ecdadın emaneti olan bu vatan topraklarını evlatlarımıza en güvenli, en huzurlu, en müreffeh şekilde teslim etmek boynumuzun borcudur.”
Türk milletinin, bin yıldır bu coğrafyada nice badireleri atlatarak varlığını sürdürdüğüne dikkati çeken Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:
“Sadece şu son 10 yılda yaşadıklarımız başka bir ülkenin başına gelse emin olun şimdiye darmadağın olmuştu. Bunun için bekleyenlerin hevesleri inşallah bir kez daha kursaklarında kalacak. Denizli ile, Denizlili kardeşlerimizle el ele yürek yüreğe vererek Türkiye Yüzyılı bayrağını zirveye çıkaracağız. Milli mücadeleyi nasıl ‘Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak’ diyerek kazandıysak Türkiye Yüzyılı mücadelesini de aynı hissiyatla, zaferle taçlandıracağız. Milletimizin karşısına yeni vizyonlar, yeni hedefler, yeni programlarla çıkarken birileri gibi boşa atıp dolu tutmanın peşinde koşmuyoruz. Tam tersine verdiğimiz her sözün önce altyapısını kuruyor, sonra sizlere de taahhüdümüzü beyan ediyoruz. Şehirlerimiz için hazır ve kararlı olduğumuzu söylerken de gücümüzü bunun gerisindeki 21 yıllık hazırlıktan alıyoruz.”
Denizli’ye 110 milyar liralık yatırım
Denizli’ye bugüne kadar 110 milyar liranın üzerinde kamu yatırımı yaptıklarını dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, Denizli’de eğitimde 4 bin 288 yeni derslik inşa ettiklerini, gençlik ve sporda 8 bin 104 kişi kapasiteli yüksek öğrenim yurt binaları açtıklarını, 63 spor tesisi kazandırdıklarını, ihtiyaç sahiplerine 4,3 milyar lira kaynakla destek olduklarını anlattı.
Sağlıkta 14’ü hastane olmak üzere 38 sağlık tesisini hizmete aldıklarını, aralarında bin yataklı şehir hastanesinin de olduğu 4 sağlık tesisinin yapımına devam edildiğini bildiren Erdoğan, TOKİ aracılığıyla 11 bin 495 konutu tamamlayıp hak sahiplerine teslim ettiklerini, 1911 konutun inşasının sürdüğünü belirtti.
Honaz’daki Akbaş Barajı yatırımını, içme suyu arıtma tesisinin bitmesiyle tamamladıklarını ifade eden Erdoğan, “Akbaş Barajı’ndan 70 kilometrelik hatla merkeze getirilen içme suyunun kentteki su depolarına ulaşması için ilk vanayı açtık. Denizli’mizin gelecek 50 yıldaki su ihtiyacını karşılayacak bu yatırımın şehrimize bir kez daha hayırlı olmasını diliyorum.” dedi.
Erdoğan, kentsel dönüşümde riskli yapı olarak belirlenen 6 bin 75 bağımsız bölümün dönüşümünü gerçekleştirdiklerini, daha önce hiç atık su arıtma tesisi bulunmayan kentte bugün 44 tesisle belediye nüfusunun yüzde 90’ından fazlasına hizmet verildiğini söyledi.
“Aydın-Denizli Otoyolu’nu yıl sonuna kadar tamamlamayı hedefliyoruz”
Denizli’de 8 millet bahçesi projesinden 4’ünü tamamladıklarını, birinin yapımı, 3’ünün ise projelendirme çalışmalarının sürdüğünü kaydeden Erdoğan, bölünmüş yol uzunluğunu 65 kilometreden 512 kilometreye çıkardıklarını anlattı.
Erdoğan, inşası devam eden Aydın-Denizli Otoyolu’nu bu yıl sonuna kadar tamamlamayı hedeflediklerini işaret ederek, bağlantı yollarıyla uzunluğu 163 kilometreyi bulan bu otoyolun 80 kilometrelik ilk etabını trafiğe açtıklarını, kalan kısmı da tamamlanınca Denizli-Aydın arasındaki ulaşım süresinin bir saate düşürüleceğini vurguladı.
Denizli çevre yolunu 2 bin 649 metre uzunluğunda Honaz Tüneli ile birlikte 14 kilometre olarak tamamladıklarını dile getiren Erdoğan, Organize Sanayi Bölgesi köprülü kavşak projesiyle sanayi bölgesinde oluşan trafik yoğunluğunu da en aza indirdiklerini bildirdi.
Kaklık Lojistik Merkezini şehre kazandırdıklarını söyleyen Erdoğan, Denizli il sınırlarındaki mevcut demir yolu hattını tümüyle yenilediklerini, Ankara-İzmir Yüksek Hızlı Tren Projesi kapsamında yer alan Selçuk-Ortaklar yeni demir yolunun yapımına da yakında başlayacaklarını kaydetti.
“Denizli’deki işverenlere 5,5 milyar lira prim desteği verdik”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Çardak Havalimanı’nı yeni bir terminal binası yaparak büyüttüklerini, Denizli’ye 18 baraj, 2 içme suyu tesisi, 79 sulama tesisi, 7 arazi toplulaştırma projesi, 95 taşkın koruma tesisi, 13 gölet ve 11 hidroelektrik santrali tesisi yaptıklarını, ilde 938 bin dekar zirai araziyi sulamaya açtıklarını anlattı.
Çiftçilere 37 milyar lira tarımsal hibe desteği verdiklerini, Makine İhtisas Organize Sanayi Bölgesi, Çivril Organize Sanayi Bölgesi, bir teknopark, 15 araştırma geliştirme merkezi ve 12 tasarım merkezi kurduklarını belirten Erdoğan, “Ayrıca 73 hektarlık bir alanda Sarayköy Organize Tarım Bölgesi’ni faaliyete geçirdik. İstihdamı desteklemek için Denizli’deki işverenlere toplam 5,5 milyar lira tutarında prim desteği verdik. Enerjide 294 bin abonesi bulunan Denizli ve 15 ilçesine doğal gaz arzını verdik. Önümüzdeki dönemde Bekirli’ye de doğal gaz arzı sağlamayı planlıyoruz.” diye konuştu.
Erdoğan, Denizli’ye yapılan yatırımların anlatıldığı video gösteriminin ardından, bunların Denizli’ye kazandırılan eser ve hizmetlerin çok küçük bir kısmı olduğunu, daha çok eser ve hizmet kazandırılacağını sözlerine ekledi.
Notlar
Denizli’ye gelişinde havalimanında yöresel kıyafetli çocuklar tarafından karşılanan Erdoğan, miting alanına geçişinde bazı partililerle selamlaştı, bu sırada bazı çocuklarla da ilgilendi.
Erdoğan’ın halka hitap ettiği miting alanına, “Sen yürüyeceksin, Denizli yürüyecek arkandan”, “Adı geçenlere rakip bile değilsin”, “Türkiye Yüzyılı için doğru zaman, doğru adam” ve üzerinde Erdoğan ile MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin fotoğraflarının bulunduğu “Cumhur İttifakı Türkiye’dir” yazılı pankartlar asıldı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasının ardından Cumhur İttifakı’nın Denizli Büyükşehir Belediyesi ile ilçe belediye başkan adaylarını sahneye çağırdı ve fotoğraf çektirdi.
(Bitti)
]]>Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Denizli 29 Ekim Bulvarı’nda düzenlenen mitinge katıldı. Erdoğan, özetle şöyle konuştu:
“HOROZ DÖVÜŞÜNÜN BİLE BİR ADABI VAR AMA…”
“Cumhur İttifakı’na gönül veren kardeşlerimizle birlikte CHP başta olmak üzere muhalefetten umudunu kesen insanlarımızı da muhabbetle bağrımıza basacağız. Daha fazla çalışarak, daha fazla koşturarak Denizli’de hak ettiğimiz ve olmaya hazırladığımız yere mutlaka geleceğiz. Denizli’nin Türkiye Yüzyılı mücadelemizde bizi yalnız bırakmayacağı kanaatindeyim.
Muhalefetin trajikomik hallerini görüyorsunuz, değil mi? Kendi içlerinde horoz dövüşünden beter bir kavga halindeler. Horoz dövüşünün bile bir adabı var ama muhalefetin kavgasında onu bile göremiyorsunuz. Dün iltifat yağmuruna tuttuklarına bugün en ağır hakaretleri savurmaktan çekinmiyorlar. Bundan 8-9 ay önce beraber ülkeyi yönetmekten bahsediyorlardı. Bugün birbirlerinin kuyusunu kazıyor, içişlerine müdahale ediyorlar. Hem Cumhurbaşkanı adayları hem de Cumhurbaşkanı yardımcıları için bizim yaptığımız eleştirilerin daha fazlasını şimdi kendileri söylüyorlar.
Şu anda alanda ne kadar insan var biliyor musunuz? 75 bin kişi var. Denizli bugün coşmuş.
Karşılaştığımız pek çok engele, gizli-açık ambargoya rağmen bu alanda kendimizi sürekli geliştiriyoruz. Sadece son 1 sene içerisinde hava, kara, deniz platformlarında onlarca projeyi resmen hizmete aldık.
Terörle mücadelede kullandığı silahların bile çoğunu yurt dışından temin eden ülke tablosuna son verdik. Artık her şey bizim. Kendimiz üretiyoruz. Artık ihtiyacımız olan silahların hemen tamamını kendi imkanlarımızla üretebiliyoruz. Bununla yetinmiyor, dost ve kardeş ülkelere de ihraç edebiliyoruz. Geçen sene 5,5 milyar dolar savunma ihracatı gerçekleştirdik. Kendi savaş gemisini yapan dünyadaki 10 ülkeden birisiyiz.
“2028 YILI SONUNDA KAAN’IN HAVA KUVVETLERİMİZE KATILMASINI PLANLIYORUZ”
ANKA-3’ün de hizmete girmesiyle bu alanda çığır açtık, çığır açıyoruz ve KAAN’ımızı da gökle buluşturduk. Beşinci nesil savaş uçağımız KAAN ilk uçağını başarıyla icra etti. Yaklaşık 15 yıllık çabanın, gayretin ve azmin ürünü olan KAAN, dünkü testte çok kritik bir eşiği daha aştı. Allah nasip ederse 2028 yılı sonunda KAAN’ın Hava Kuvvetlerimize katılmasını planlıyoruz. Varsın birileri, ‘Yapamazsınız, başaramazsınız’ demeye devam etsin. Ne derseniz deyin, yaptık, gökle buluşturduk. Ne dediler, ‘kalorifer peteği’, ‘süpürge sapı’. Kendi akıllarınca projelerimizle dalga geçtiler. Varsın birileri, Türkiye’nin potansiyelini, Türk milletinin gücünü hafife alsın. Biz bunlara kesinlikle kulak asmayacağız. Ne kifayetsiz muhterislerin ne de ülkemizin başarılarından rahatsız olan beşinci kol elemanlarının umutlarımızı kırmasına izin vermeyeceğiz. İman varsa, irade varsa Allah’ın izniyle imkan da vardır.
İlgili ilgisiz her konuya Ankara’daki ofislerinden yorum yapan, ellerine geçirdikleri her fırsatı insanımızı kutuplaştırmak için kullanan ancak dünkü tarihi başarımızda tek kelime etmeyen sabık siyasetçileri milletimizin takdirine havale ediyorum. Basit bir görüntülü konuşmayı dahi yere göğe sığdıramayan bu eski politikacıların KAAN gibi teknoloji harikası bir savunma projesi hakkında derin bir sessizliğe bürünmeleri gerçekten ibret verici.
Kapı kapı dolaşarak 31 Mart akşamına hazırlanıyor muyuz? 31 Mart akşamı Denizli’den zafer türkülerini dinleyecek miyiz?
Enflasyon sadece bizim değil, Covid-19 salgını sonrasında tüm dünyanın karşı karşıya kaldığı bir baş ağrısı. Bugün içinde 21 ambulansın, 2 bin 380 tonluk sivil yardım gemimizi Mısır’ın el-Ariş Limanı’na vardı. Daha nice görünür görünmez insani yardımlarımızla mazlumlara sahip çıkıyoruz. İçeride 6 Şubat depremlerinin yaralarının sarılması için çalışmalarımız zaten yoğun bir şekilde devam ediyor.
“BU YILIN SONUNA DOĞRU ENFLASYONUN HIZLA DÜŞMEYE BAŞLAMASIYLA DAHA RAHAT BİR NEFES ALACAĞIZ”
Deprem bölgemiz için tüm bu önemli işleri yaparken diğer şehirlerimizin ve toplumumuzun diğer kesimlerini de ihmal etmiyoruz. Küresel ekonominin ve bölgemizin içinden geçtiği sancılı döneme rağmen devletimizin imkanlarını milletimiz için seferber etmiş durumdayız. Çalışanlarımızı ve emeklilerimizi enflasyona ezdirmemek için verdiğimiz samimi mücadelenin en yakın şahidi milletimizin bizatihi kendisidir. 2024 yılı için asgari ücretlilerimize, kamu görevlilerimize ve emeklilerimize enflasyon oranlarının üzerinde artışlar yaptık. Hiçbir insanımızın serzenişlerine kulaklarımızı tıkamıyoruz. Bütçemizin sınırlarını zorlama pahasına vatandaşlarımızın taleplerini karşılamaya gayret ediyoruz. İnşallah bu yılın sonuna doğru enflasyonun hızla düşmeye başlamasıyla hep birlikte daha rahat bir nefes alacağız.”
]]>Bakan Uraloğlu, Şanlıurfa Valisi Hasan Şıldak’ı ziyaret etti, Şeref Defteri’ni imzaladı.
Daha sonra Büyükşehir Belediye Başkanı Zeynel Abidin Beyazgül’ü ziyaret eden Bakan Uraloğlu, burada gazetecilere yaptığı açıklamada, “peygamberler şehri” Şanlıurfa’da bulunmaktan mutluluk duyduğunu belirtti.
Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat depremlerinde hayatında kaybedenlere rahmet, yakınlarına baş sağlığı dileyen Bakan Uraloğlu, kentteki temasları kapsamında Bakanlığına bağlı kavşak ve yol yapım yatırımlarını yerinde inceleyeceklerini söyledi.
Bakan Uraloğlu, Şanlıurfa’nın geçmişte olduğu gibi bugün de çok önemli bir konuma sahip olduğunu ifade ederek, kentin, dünyanın ve Türkiye’nin en önemli bölgesel kalkınma projesi olan GAP’ın merkezi olduğunu belirtti.
GAP ile Türkiye’nin en verimli ovalarından biri haline gelen Harran Ovası’nın Türkiye’nin ve hatta dünyanın da gözbebeği haline geldiğini ifade eden Bakan Uraloğlu, “İşte böylesine tarihi, stratejik ve jeopolitik öneme sahip olan Şanlıurfa’nın, tarımının, turizminin, ticaretinin gelişmesi için ne gerekiyor? Elbette, ulaşım ağının güçlü olması gerekiyor. 2002 yılından bu yana Şanlıurfa’nın ulaşım ve iletişim altyapısı için yaklaşık 58 milyar lira yatırım gerçekleştirdik. Bölünmüş yol uzunluğunu 28 kilometreden 619 kilometreye çıkardık. Şanlıurfa-Birecik Otoyolu, Adıyaman-Kahta-Siverek Yolu’nda Nissibi Köprüsü, Şanlıurfa-Diyarbakır Yolu, Şanlıurfa Doğu ve Güneybatı Çevre Yolları, Şanlıurfa-Viranşehir Yolu gibi önemli karayolu projelerini tamamladık. Diyarbakır Devlet Yolu, Kuzeybatı Çevre Yolu ve Doğu Çevre yollarının kesiştiği noktada bulunan Çevik Kuvvet Köprülü Kavşağı’nı açarak Şanlıurfa’nın şehir içi trafiğine nefes aldırdık. Günlük yaklaşık 25 bin aracın geçtiği bu noktada dur-kalk beklemelerinin ortadan kalkmasıyla kavşaktaki geçiş süresini 5 kat azalttık. Şanlıurfa’yı Mardin’e, Gaziantep’e ve Diyarbakır’a bölünmüş yollar ile bağladık. Şu anda da 13 milyar 876 milyon lira proje bedeliyle 13 kara yolu projesine devam ediyoruz.” dedi.
Hızlı tren projesi
Bakan Uraloğulu, Şanlıurfa’nın demir yolu ulaşım ağını güçlendiren çalışmalar yaptıklarını ifade ederek, Karkamış-Nusaybin hattı ile Karkamış-Zenginova arasındaki 120 kilometre demir yolu hattını yenilediklerini söyledi.
Abdulkadir Uraloğlu, konuşmasında hızlı teren projesinden bahsederek, şunları kaydetti:
“Şanlıurfa’yı hızlı trenle tanıştıracak Gaziantep-Şanlıurfa ve Şanlıurfa-Mardin hızlı tren hatları projelerini de hayata geçireceğiz. Gaziantep-Şanlıurfa hattının etüt projelerini tamamladık. Yatırım programına alır almaz ihale çalışmalarına da başlayacağız. Şanlıurfa-Mardin hattının proje çalışmalarını da bu yıl içerisinde bitirmeyi hedefliyoruz. Tabi önemli bir ulaşım projesi olan Urfa raydan da bahsetmeden geçemeyeceğim. Burada Urfa Ray’la ilgili Büyükşehir Belediyemiz gerekli ön proje çalışmalarını yaptı ve Bakanlığımız tarafından da bu proje onaylandı ve şimdi Büyükşehir Belediyemiz burada kesin proje çalışmalarını yürütüyor. Hedefimiz 2025’in başında bu projeyi Büyükşehirimizin bitirmesi, Bakanlığımızın onayına sunması ve bu onaydan sonra da muhtemelen Büyükşehir Belediyesiyle Bakanlığımızın işbirliğinde, Sayın Cumhurbaşkanımızın onayıyla bu projeyi de inşallah belediyemizle 2028 süreci içerisinde hayata geçirmeyi planlıyoruz. Şimdiden hayırlı uğurlu olsun demek istiyorum. Şanlıurfalı kardeşlerimizi göklere de taşıdık. Sadece kara yoluyla taşımıyoruz. 2 milyon yolcu kapasiteli yeni havalimanını 2007 yılında hizmete açtık. 2002 yılında 23 bin olan yolcu trafiği, 2023 yılında 883 bine yükseldi. Buradan bir müjdeyi de sizlerle paylaşmak istiyorum. Sayın Bakanımızın, belediye başkanımızın ve milletvekillerimizin, hasılı Şanlıurfalıların İzmir uçuş talebi vardı. Onu da bugün konuştuk. İnşallah mart ayının ilk yarısında İzmir uçuşları da başlamış olacak, bu da hayırlı uğurlu olsun. Şanlıurfa’nın iletişim ağını da güçlendirdik. Fiber optik kablo uzunluğunu 854 kilometreden 6 bin 722 kilometreye çıkardık. Daha önce ilde hızlı internet abonesi yok iken, bugün 1 milyon 682 binin üstünde abone, hızlı internet kullanmaya başladı.”
320 kilometrelik yeni bir otoyol inşa edilecek
Şanlıurfa’ya sevda ile hizmet ettiklerini, bunu sürdüreceklerini aktaran Bakan Uraloğlu, şöyle devam etti:
“Kalkınma Yolu Projesi kapsamında Şanlıurfa-Ovaköy arasına 320 kilometre uzunluğunda yeni bir otoyol inşa edeceğiz. Bu proje ile Hindistan, Doğu Asya ve Basra Körfezi ülkelerinden Irak’ın güneyinde inşa edilmekte olan FAV Limanı’na gelecek yüklerin, 1200 kilometrelik çift yönlü otoyol ve demir yolu inşa ederek, Türkiye’ye ulaşmasını planlıyoruz. Irak’tan başlayıp Ovaköy’den Türkiye’ye gelen bu yeni uluslararası koridor sayesinde Güney Asya ve Orta Doğu’yu, Avrupa, Kafkasya ve Kuzey Afrika’ya yeni bir güzergah üzerinden de bağlayacağız. Kuzey-güney koridorunda bölgemiz için hayati bir bağlantı da tesis etmiş olacak bu sayede. Bugün, Ümit Burnu’ndan 45 gün ve Kızıldeniz’den 35 günde yapılan nakliyenin, Kalkınma Yolu Projesi’ni bitirdiğimizde sadece 25 günlük bir süre içerisinde yapılabileceğini biz hesapladık ve çalışmalarımızı buna göre yürütüyoruz. Çok önemli bir proje ve hayata geçmesi için işleri çok sıkı bir şekilde sayın Cumhurbaşkanımızın talimatıyla takip ediyoruz. Bu yeni otoyolumuz ve Kalkınma Yolu Projesi faaliyete geçtiğinde, bölgedeki tarım, sanayi ve ticaret faaliyetlerini arttırarak, Şanlıurfa ekonomisinin büyümesine ve istihdamın artmasına önemli bir katkı sağlayacak, vatandaşımıza iş ve AŞ imkanı olacaktır inşallah.”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde ideoloji siyaseti değil, hizmet siyaseti yaptıklarını, “İnsani yaşat ki devlet yaşasın” düsturuyla hareket ettiklerini dile getiren Uraloğlu, yeniden aday gösterdikleri Zeynel Abidin Beyazgül ile kentin her alanda değişim, dönüşüm yaşadığını kaydetti.
Uraloğlu, şöyle konuştu:
“Sizler muhalefet partilerindeki belediyelerin, vatandaşına, halkına yaptığı bir hizmetle gündeme geldiğini hatırlıyor musunuz. Sonuçta bu hizmeti yapanlar da bütçelerini devletten alıyorlar. Devletimiz bunlara da bütçeler aktarıyor. Ama maalesef üzülerek görüyoruz ve izliyoruz, muhalefet belediyelerinde hizmet yok. Laf çok ama bir arpa boyu iş yapılmıyor. Unutmayın ki Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan da belediyecilikten gelen, bu işi çok iyi bilen ve belediyeciliğe çok önem veren dünya lideri. AK Parti’nin hizmet siyaseti anlayışıyla hiç kimse ama hiç kimse yarışamaz. 2023 Cumhurbaşkanlığı seçiminde de yüzde 62 oy oranı ile Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan dedi, Şanlıurfalılar. İnşallah şimdi de Şanlıurfa’da büyükşehir belediyesiyle birlikte bütün ilçe belediye başkanlıklarını da kazanacağız. Zeynel Abidin Başkanımızla planladığımız tüm projeleri birlikte hayata geçireceğiz. İlmek ilmek işlediğimiz projelerimizle Şanlıurfa’yı geliştirmeye, güçlendirmeye, refah seviyesini arttırmaya devam edeceğiz.”
Bakan Uraloğlu, TBMM Başkanvekili Bekir Bozdağ’ın milletvekilliği ve bakanlığı döneminde Türkiye’ye önemli hizmetleri bulunduğunun altını çizerek, kendisinin de bunlara yakından şahitlik ettiğini söyledi.
Daha sonra Şanlıurfa Şehir Hastanesi Kavşak Projelendirme Alanı’yla, Ballıkaya Kavşağı Proje Alanı’nda incelemede bulunan Bakan Uraloğlu’na TBMM Başkanvekili Bekir Bozdağ, AK Parti Şanlıurfa Milletvekili Mehmet Ali Cevheri, MHP Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Özyavuz ve diğer ilgililer eşlik etti.
]]>Lise öğrencileri, 31 Ocak 2023’te Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın himayelerinde başlatılan “Su Verimliliği Seferberliği” kapsamında, öğretmenlerinin yönlendirmesiyle geçen yıl eylülde projeyi hayata geçirdi.
Projede yer alan gönüllü 55 öğrenci, okulları ziyaret ederek, suyun verimli kullanımı, kuraklık ve iklim değişikliğinin etkileri konusunda akranlarına yönelik bilinçlendirme çalışması yürütüyor. Kentte şimdiye kadar 12 okulu ziyaret eden öğrenciler, 1200 akranına ulaştı. Ardından bu okullar da projeye ilişkin çalışma yürütmeye başladı.
Proje koordinatörü ve tarih öğretmeni Ferda Salık, AA muhabirine, Türkiye’nin su stresi altındaki bölgeler arasında yer aldığını, dünyada küresel ısınma çağının sona erdiğini, “küresel yanma” çağıyla karşı karşıya olunduğunu söyledi.
Suyun önemine dikkati çekmek ve su kaynaklarının korunması amacıyla öğrencilerle “Su Gönüllüsü Gençler Sahada Projesi”ni hayata geçirdiklerini bildiren Salık, bunun için çeşitli sunumlar hazırladıklarını kaydetti.
Projeye önce kendi okullarında başladıklarını anlatan Salık, sonra Kayapınar İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünün de desteğiyle projeyi diğer okullarda da hayata geçirdiklerini dile getirdi.
12 il ve 3 ülkeden 495 gönüllü öğrenci de projede yer alıyor
Salık, “Gelecek için bir damla da sen ol” sloganıyla çalışmanın kısa sürede büyüdüğünü bildirdi.
Projeyi sosyal medyadan gören Denizli, Afyonkarahisar, Konya, Kayseri, Zonguldak, Samsun, İzmir, Bitlis, Van, Ankara, Şanlıurfa ve Manisa’daki bazı okulların kendilerine ulaştığını ve çalışmaya dahil olduğunu belirten Salık, Almatı Eğitim Ateşeliğinin desteğiyle Kazakistan’daki öğretmen ile öğrencilerin de projede yer almaya başladığını söyledi.
Yunanistan ve Litvanya’daki okullara ise e-twinning aracılığıyla ulaştıklarını anlatan Salık, projeye dahil olan okullarla internet ortamında görüştüklerini, bu sayede 12 il ve 3 ülkeden 495 gönüllü öğrencinin de çalışmada yer aldığını kaydetti.
Salık, “Onlar da kendi okullarında farkındalık oluşturmaya başladı. Özgün çalışmalar yapmaya başladılar. Onlar da sıfır atık ve su verimliliğiyle alakalı çalışmalar yapıyor.” ifadelerini kullandı.
Öğrencilerin gücüne inandıklarını, onları gelecekte kuraklıkla baş başa bırakmak istemediklerini dile getiren Salık, şöyle devam etti:
“Akran eğitimini kullandığımız zaman daha çok etkili olduğunu, öğrencilerin birbirinden çok etkilendiğini görüyoruz. Eğitim verilen öğrenciler de başka okullarda yapmaya başladı. Bir eğitim seferberliği başladı diyebilirim. Ayrıca Vali Yardımcısı Murat Yıldız’ın koordinatörlüğünde düzenlenen Kurumlar Arası Su Verimliliği Yarışması ile de su kaynaklarının korunması ve su verimliliğiyle ilgili öğrenciler arasında bilinç oluşturulması hedefleniyor.”
Rehber öğretmen Şehla Bulut da projeyle öğrenciler arasında işbirliğinin güçlendiğini, empati duygusunun geliştiğini vurguladı.
Bu tür sosyal sorumluluk projelerinde rekabet değil işbirliğinin ön planda olduğuna dikkati çeken Bulut, projede yer almanın gurur verici olduğunu söyledi.
Suyun verimli kullanımı için okulda da çalışma yapıldı
Okul Müdürü Yıldız Özateş ise öğretmen ve öğrencileriyle “Su Verimliliği Seferberliği”ni desteklediklerini belirtti.
Bu çalışma kapsamında okullarında da çeşitli önlemler aldıklarını bildiren Özateş, “Su musluklarının başlıklarına perlatörler taktık. Vanaları biraz kıstık. Öğretmen ve öğrencilerimiz su verimliliği için sahada. Okulları geziyorlar. Bilgilendirme seminerleri yapıyorlar. Su kaynaklarının korunması, gelecek nesillere aktarılması ve Diyarbakır’da suda sıfır kayıp hedefi için çalışıyoruz.” ifadelerini kullandı.
“Bence artık söz, geleceğini korumak isteyen gençlerde”
Su gönüllüsü 9. sınıf öğrencisi Nurşin Duman, gittikleri okullarda suyun nasıl ve neden verimli kullanılması gerektiğini anlattıklarını, sıfır atık gibi konularda bilgi verdiklerini dile getirdi.
İklim değişikliği ve su verimliliği konusunda farkındalık oluşturduklarını ifade eden Duman, “Başka şehirlerdeki akranlarımızla da zoom uygulaması üzerinden bir araya geliyoruz. Onlar da çok güzel çalışmalar yapıyor. Bence artık söz, biz geleceğini korumak isteyen gençlerde. Herkesi de bu seferberliği desteklemeye davet ediyorum.” diye konuştu.
9. sınıf öğrencisi Ecrin Irmak Koca da araştırmalarının sonucunda böyle bir projede yer aldığını, önlem alınabilmesi adına çalışmalar yürüttüklerini söyledi.
Koca, “İklim krizi bizi çok endişelendiriyor. Ferda öğretmenimizle de araştırmalar yaptık. Kuraklığın sınırında olduğumuzu öğrendik. Şu anda da okulları geziyoruz ve farkındalığı artırmaya çalışıyoruz.” dedi.
]]>31 Mart yerel seçim çalışmaları çerçevesinde il ziyaretlerini sürdüren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Afyonkarahisar’a geldi. Zafer Kent Meydanı’nda vatandaşlara seslenen Erdoğan, gündeme ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Konuşmasında, CHP’nin ‘yapay zeka’ uygulamasını eleştiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Muhalefetin ne bizim gibi güçlü bir tecrübesi, ne örnek gösterebilecekleri bir eserleri ne de ortaya koyabilecekleri geniş vizyonları var. Parti içi iktidar kavgaları dışında hiçbir şeyle ilgilenmiyorlar. Dün baş tacı ettiklerini bugün yerin dibine sokmaktan çekinmiyorlar. Türkiye’nin sorunlarına çare olacak, şehirlerimizin sıkıntılarını giderecek doğru, düzgün tek bir önerileri dahi yok. Milletin ve siyasetin temel değerlerinden öyle kopuklar ki belediye başkan adaylarını dahil vatandaşa değil, nereye soruyorlar? Yapay zekaya soruyorlar. Yapay zeka kimi uygun görürse kimi seçerse bunlara neyi emrederse bu acemiler de milletin karşısına ‘işte adayımız’ diyerek onu çıkarıyorlar. Sonra bir de utanmadan millete ‘adaylarımıza tıpış tıpış oy vereceksiniz’ dayatmasında bulunuyorlar. Ne diyelim, Allah bunlara akıl fikir, CHP’li kardeşlerimize de sabır versin” diye konuştu.
“Nitekim bir önceki seçimlerde yaptıkları gibi gittiler Kandil güdümünde siyaset yapanlarla iş tuttular”
CHP’den ülkeye hayır gelmeyeceğini ve aday belirleme sürecini yüzlerine gözlerine bulaştırdıklarını dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Bırakın yeni projeler ile milletin huzuruna çıkmayı adaylarını bile ellerine yüzlerine bulaştırmadan belirleyemeyenlerden ne ülkeye yarar gelir ne de genel başkanı oldukları partiye hayır gelir. Nitekim bir önceki seçimlerde yaptıkları gibi gittiler Kandil güdümünde siyaset yapanlarla iş tuttular, al gülüm ver gülüm pazarlığına giriştiler. Hatalarından ders almak yerine sırf şahsi kariyerleri için bölücü örgütün uzantılarıyla demlenmeyi tercih ettiler. Açık ve net söylüyorum 14 ve 28 Mayıs seçimlerinde milletin sandıkta verdiği mesajı okumayanlar, 31 Martta milletin tokatını yemekten kurtulmayacaklar. Kelime oyunları ile gerçekleri gizleyebileceklerini zannedenler, milletin ferasetini hafife almanın ne demek olduğunu 31 martta sandıklar açılınca bir kez daha göreceklerdir.”
“AK Parti ve Cumhur İttifakı rakiplerimizin içler acısı haline bakıp da rehavete kapılmıyoruz”
AK Parti ve Cumhur İttifakı rakiplerimizin içler acısı haline bakıp da rehavete kapılmadıklarını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Biz de kelime hokkabazlıklarının arkasına saklanılmaya çalışılan hakikatleri insanımıza anlatmaktan geri durmayacağız. Bir kez daha şu hususu hatırlatmakta fayda görüyorum, AK Parti ve Cumhur İttifakı rakiplerimizin içler acısı haline bakıp da rehavete kapılmıyoruz. Bilakis bu tablo bizim sorumluluğumuzu daha da arttırıyor. Bize oy veren kardeşlerimizle birlikte siyasi tercih farklı olan kardeşlerimize el uzatmaya onlarında hislerine tercüman olmaya, onların da beklentilerini karşılamaya çalışıyoruz. Sadece seçim beyannamemizi değil milletimizin huzuruna çıkaracağımız başkan adaylarını da belirlerken bu hassasiyetle hareket ettik. Kuşatıcı, kucaklayıcı, vizyonel ve toplumun tüm kesimlerini temsil eden adaylar olmasına özellikle dikkat ettik. Milletimizin de belediye başkan adaylarımızı bağrına basacağına inanıyorum” diye konuştu. – AFYONKARAHİSAR
]]>Özhaseki, Şehit Erkut Akbay Mahallesi Kentsel Dönüşüm Alanı’ndaki programda, buradaki çalışmaların yıl sonuna kadar bitirilmesi için gayret edeceklerini söyledi.
Türkiye’nin, çevre ülkelerdeki sıkıntılara rağmen “güvenli liman” olduğunu dile getiren Özhaseki, terörle mücadele çalışmalarıyla iftihar ettiklerini anlattı.
Özhaseki, Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat 2023’teki depremlerin ardından milletin dayanışma gösterdiğini belirterek, şöyle konuştu:
“Allah böyle bir milletten, hepinizden razı olsun. Hepiniz gerekeni yaptınız, emin olun. Bir de koca koca şehirleri idare ettikleri halde, milyonlarca nüfusu olduğu halde deprem bölgesine gelip yanında sosyal medyacılarla, basıncılarla resim verip, selfie çekip gidenler vardı. Allah onların da iyiliğini versin. Onları vicdanlarıyla baş başa bırakıyoruz. Çünkü onların derdi insanlara yardım etmek, belediyecilik değil. Başka bir dünyadalar.”
Depremin ardından bir senedir gece-gündüz, tatil demeden çalıştıklarını vurgulayan Özhaseki, “Şu anda 390 bin hak sahibi var 307 bin inşaatımız başladı. Evlerin 46 binini dağıttık, önümüzdeki ay 30 bin daha dağıtacağız. Sene sonuna kadar her ay 10-15 bin konutu yapıp dağıtmaya devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı.
Özhaseki, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın deprem konutlarında gelinen aşamayı sık sık sorduğunu, evlerin hızla yapıldığını anlattı.
“Bizim ittifakımız yerli bir ittifak”
Bugün Cumhurbaşkanlığı seçimini atlatarak, Türkiye’deki bütün meselelere müdahil olan bir ittifaklarının bulunduğunu belirten Özhaseki, şöyle devam etti:
“Bizim ittifakımız belli, Cumhur İttifakı. Bir tarafta Sayın Cumhurbaşkanımız bir tarafta Devlet Bey. Kendi aralarında ellerinden ne geliyorsa, bu ülke için neler yapılabilirse, bunu hiç tartışmadan doğru olan neyse ona karar veriyorlar. Bizim ittifakımız yerli bir ittifak, bu toprakların ittifakı. Bizim ittifakımız milli bir ittifak Allah’a hamdolsun ve biz sizlerin değerlerini taşıyoruz. Sizler ne iseniz zaten biz de oyuz. O değerlerin arkasındayız.”
Özhaseki, tarihe, insanlara ve medeniyete karşı bir sorumluluklarının olduğunu ve bu yolda hareket ettiklerini vurguladı.
“İttifak dağılınca bütün kirli çarşaflar ortaya döküldü”
Eskiden karşılarında bir ittifak olduğunu hatırlatan Özhaseki, “Şimdi herhalde ittifak da kalmadı ama seçim öncesini şöyle bir düşünün, 6’lı mı, 7’li mi, 9’lu mu yoksa el altından verdikleri rüşvetlerle 10’lu mu 12’li mi olduğu söylenen bir ittifak vardı, ‘kutsal ittifak’ diyorlardı. Birbirine benzemezler, bir araya gelmişler, bir tane dertleri vardı, ‘Recep Tayyip Erdoğan gitsin, ne olursa olsun’. Kardeşim gidince ne olacak Recep Tayyip Erdoğan? Siz ne yapacaksınız? Birbirinize bile benzemiyorsunuz, hiçbir konuda anlaşamıyorsunuz, Türkiye’ye ne yapacağınız belli değil. Gelecekle ilgili söyleyecekleriniz de yok. Ne yapacaksınız, ‘o gitsin de ne olursa olsun’ diyerek? Ama ne yazık ki böyle bir grup vardı.” değerlendirmesinde bulundu.
Eleştirilerini sürdüren Özhaseki, şu ifadeleri kullandı:
“Şimdi haliyle ittifak dağılınca bütün kirli çarşaflar ortaya döküldü. Ne gizli pazarlıklar varmış biz anladık. El altından kimlere MİT başkanlığı verilmiş, kimlere İçişleri Başkanlığı verilmiş? Onların hepsini gördük. Kendi içlerinde şöyle demeye başladılar, ‘Allah’tan ki bizim adam seçilmemiş’. ya iyi de milletin karşısına çıkıp nasıl vaatlerde bulundunuz? Milleti kandırarak, ‘bu ittifaka verin deyip neler söylediniz?’. Ama şimdi onların içindeki milletvekilleri bile diyor ki ‘vallahi biz bu adama vermedik’ diyorlar Millet İttifakı’nda, ‘Kılıçdaroğlu’na vermedik’ diyorlar. Öyle bir hale geldi.”
Özhaseki, onların yaptıkları bir başka numaranın da algı operasyonu olduğunu söyledi.
Bu kişilerin sosyal medyada oynayıp, büyük paralar harcayarak kendilerini kahraman ilan ettiklerini vurgulayan Özhaseki, “Gözleri, Cumhurbaşkanlığı makamında veyahut da bir partinin genel başkanlığında ama belediye başkanlığı yapıyormuş gibi davranıyorlar ve şehirlerinde ne yazık ki problemler gittikçe büyüyor.” diye konuştu.
Kendisinin de Kayseri’de 21 yıl belediye başkanlığı yaptığını hatırlatan Özhaseki, çok çalıştığını, ne söz verdiyse yerine getirdiğini belirtti.
İlk çıktıklarında hep hizmet edeceklerini söylediklerini belirten Özhaseki, şunları kaydetti:
“Hiç kimseyi ayırmayacağız, ‘senin dinin, ırkın, mezhebin, partin, şu, bu’ asla demeyeceğiz. Tövbe estağfurullah. Niye diyelim ki? Ona ne hakkımız var bizim? Cenabıallah bir kulunu yaratmışsa, şu şehirde, bu şehirde bizim bunu beğenmeme hakkımız var mı? Falan ırkta yaratmış, filan ırktan yaratmış, bunu beğenmeme hakkımız var mı? Tövbe estağfurullah böyle bir şey olamaz. Biz ‘deli gibi hizmet edeceğiz’ diyerek başladık, öyle yaptık, mazeret üretmedik, şehirlerin altyapısıyla uğraştık, üstyapısıyla uğraştık. Envaiçeşit projeler gerçekleştirdik ama bizim derdimiz hizmetti, eser belediyeciliğiydi.”
Özhaseki, Cumhur İttifakı’nın Adana Büyükşehir Belediye Başkan adayı Fatih Mehmet Kocaispir ve Yüreğir Belediye Başkan adayı Halil Nacar için destek istedi.
Kocaispir ve Nacar’ın da konuşmasının ardından Bakan Özhaseki, şantiye alanında incelemelerde bulundu.
]]>Kahramanmaraş merkezli depremlerden etkilenen Adana’da Çukurova, Seyhan ve Sarıçam ilçelerinde yapımı tamamlanan bin 589 konutun kurası çekildi. ‘Deprem Konutlarının Kura Çekilişi Töreni’ Yüreğir Kültür Merkezi’nde düzenlendi.
“Cennet gibi bir vatana sahibiz”
Depremde hayatını kaybedenler için Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başlayan törende konuşan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki, 1 ay içerisinde deprem bölgesinde teslim edilecek konut sayısının 75 bin olacağını anlatarak, “Öncelikle başımız sağ olsun. Ölenlere Allah rahmet eylesin. Bin yıllık Anadolu medeniyetini kurduğumuz bu güzel topraklarda başımıza gelen en büyük felaket bu depremlerdir. Allah bir daha böyle felaket yaşatmasın. Ölenlere rahmet, kalanlara sağlık diliyoruz. Hasarları giderip yaraları sarmak hepimizin ve devletimizin görevi. Mutluyuz, binlerce hak sahibini evlerine kavuşturduk. Gece-gündüz çalıştık ve hiç ara vermedik. Bu 1 ay içerisinde 46 bin konutu, gelecek ay vereceklerimizle birlikte 75 bin konutu vatandaşlarımıza vermiş olacağız. Bütün herkesten helallik alana kadar buradan gitmeyeceğiz. Bu coğrafya en eski yerleşim yeri olarak geçiyor. Medeniyet bu topraklardan, bilim bu topraklardan yayılmış. Cennet gibi bir vatana sahibiz. Bizim bu topraklarımızın da 2 kusuru var birisi depremsellik, diğeri de fitne odakları bitmiyor” ifadelerini kullandı.
“Artık şehirlerimiz, dağlarımız, ilçelerimiz tertemiz”
Türkiye’nin birçok bölücü örgüt ile mücadele ettiğini aktaran Özhaseki, “Birçoğunuzun yaşı geçmişi hatırlamaya yeter. Bir taraftan PKK gibi bölücü bir örgüt, bir taraftan meseleye diğer taraftan girip FETÖ’cü bir yapı, IŞİD gibi sapık bir grup. Hepsi aynı ülkeler tarafından destekleniyor. Bir seferinde Cizre’de yapılan açılış öncesi beni sosyal medyadan linç ettiler. Sabah ise onlara cevap verdim. Bana laf ediyorsunuz ama karşınızda Amerika’nın üsleri var dedim. Bana ise onlar demokrasi getiriyor dediler. Bunlar nereye gittiler de demokrasi, eşitlik götürdüler. Bunlar gittikleri her yere kan, bela, gözyaşı götürdüler. Yıllardır mücadele veriyoruz. Allah’a şükürler olsun artık şehirlerimiz, dağlarımız, ilçelerimiz tertemiz. Asker ve polislerimiz mücadelelerini hep sürdürüyor. Allah bu yavrularımızın ayaklarına taş değirmesin. Arada bir sızma yaparak canlarımızı yakmaya çalışıyorlar ama onlarla mücadele edecek gücümüz var” diye konuştu.
“5 riskli ülkeden birisi Türkiye”
Türkiye’nin deprem ülkesi olduğuna dikkat çeken Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki, daha sonra şunları söyledi:
“Deprem konusunda hepimizin dikkatli olması gerekiyor. Bu ülke bir deprem ülkesidir. Her ne yaparsak onu bilerek yapacağız. Evlerimizi, iş yerlerimizi nereyi yaparsak yapalım bu deprem gerçeğini unutmamak gerek. 5 tane riskli ülke var ve birisi Türkiye. En riskli şehir ise İstanbul’dur. Yıkıcı deprem sayısı 231. Neredeyse her sene 2-3 yıkıcı deprem olmuş. 5 ve altındakileri saymıyoruz bile. Maddi hasar milyarlarca dolar. Biz doğa ile savaşamayız ve ona kafa tutamayız. İçeri de bir enerji var ve dışarı vuruyor. Biz bunu bilerek hareket edeceğiz. Tedbiri elden bırakmamak lazım. Her işimizi tedbirli, doğru yapmak zorundayız. Akıl, dize vurup ah etmek için değildir. Bizde böylece hareket etmek durumundayız. 6 Şubat’ta Kahramanmaraş’ta çok şiddetli, yıkıcı ve uzun süren deprem meydana geldi. 11 ilimiz doğrudan hasar gördü. 14 milyon insanımız hasar gördü. 850 bin bağımsız bölüm yıkıldı. Böyle bir felaket ile karşı karşıya kaldık. Allah böyle bir acıyı bir daha göstermesin.”
“Onları vicdanlarıyla baş başa bırakıyoruz”
Depremde birçok siyasi partinin deprem bölgesinde hizmet verdiğini ancak bazı kişilerin göstermelik hareketler yaptığını aktaran Bakan Özhaseki, “Depremin manevi hasarı ölçecek alet ortaya çıkmadı. Biz şu ana kadar girdiğimiz bütün evlerden ağlayarak çıkıyoruz. O evlerden acı tütmeye devam ediyor. 04.17’de Cumhurbaşkanımıza haber verildi. Oda ilk MYK toplantısında bize neler yaptığını anlattı. Bizde ona neler yaptığımızı anlattık. Bin 390 belediyeden 810 tanesi AK Partili. Ben o gün, bütün belediye başkanlarını arayıp hepsine işlerini bırakıp deprem bölgelerine gitmelerini söyledim. Sağ olsun bazı CHP’li belediye başkanları da gelip deprem bölgesinde çalıştı. Fakat milyonlarca nüfusu olduğu halde, ellerinde koca koca imkanları ve ordusu olduğu halde bazı kişiler sosyal medya orduysa gelip öz çekim yapıp gittiler. Onları vicdanlarıyla baş başa bırakıyoruz” dedi.
“1 buçuk sene içerisinde bütün evleri teslim edeceğiz”
Depremde tüm Türkiye’nin ve birçok kardeş ülkenin kenetlendiğini anlatan Özhaseki, “85 milyon bir millet evinde sıcak çorbasını içmedi, doğru dürüst uyumadı. Haccını erteleyenleri mi dersiniz, küçücük eski arabasıyla gelen kardeşlerimizi mi dersiniz hepsinden Allah razı olsun. Bu milletin içinde bir birey olmak bile yeter. İnsanoğlu dünyaya gelirken Allah’a dilekçe vermiyor. Öyle bir şey yok. Allah’ın takdiriyle dünyaya geliyoruz. Bu dünyadaki yaptıklarımızdan sorumluyuz. Hepimiz kol kola girdik ve asrın dayanışmasını gerçekleştirdik. Mart, Nisan aylarında sağlam zeminleri tespit edip inşaatlara başladık. Şu anda deprem bölgesindeki rezerv alanlarda 207 bin bağımsız bölümün yapımı devam ediyor. Şehir merkezlerinde 50 bin konutun, köylerde ise 50 bin çelik köy evinin de yapımına başlanmış durumda. Toplamda 307 bin konutumuzun inşası hızla devam ediyor. Yerinde dönüşüm için bir proje açıkladık ve binlerce kardeşimiz müracaat etti. 256 bin kardeşimiz müracaat etti. Köy evlerini çelikten yapıyoruz. 9 şiddetinde bile depremde yıkılmayacak evler yapıyoruz. Bir fon bulduk ve bütün illerimizde altyapıyı baştan yapıyoruz. Toplam altyapı civarı 60 milyar lira civarında. Adana içinde 3 milyar liralık proje hazırladık. Bu yaz itibariyle başlayıp hiçbir belediyeye yük getirmeden altyapıyı biz yapıyoruz. Diyarbakır’da dağıtılacak konutlarla bugün 46 bin konut dağıtmış olacağız. Ondan sonrada her ay gelip konutları dağıtmaya devam edeceğiz. Bugün bin 589 konutu dağıtıyoruz. Adana’da 8 bin 138 konutun ihalesi yapılmış, devam ediyor. Onları da dağıtacağız 1 buçuk sene içerisinde” ifadelerini kullandı.
“Kol kola girelim ve birliğimizi devam ettirelim”
Depremden 2 ay sonra sağlam zeminde inşaat çalışmalarına başladıklarını söyleyen Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki, muhalefetin kendilerini eleştirdiklerini kaydederek, “Deprem olmuş 1 gün sonra muhalefetteki partinin ileri gelenleri, ‘Bu deprem iktidarı alır götürür’ diyor. Herkes enkazın altında ailesini kurtarmaya çalışıyorken bu laflar neyin nesi. Hangi hesabı yapıyorsunuz. İlk günlerde temel atarken ‘Acelenize ne oluyor’ diyorlardı. Aradan 1 sene geçince ise muhalefet çıkmış verilen 25 konut var diyor. Ben 75 binden bahsediyorum onlar ne söylüyor. Allah bunları ıslah etsin. 75 bin konut dağıtıyoruz. Geçen bir törende 1 tane tanıdığımız var mı diye soruyorum ama kimse çıkmadı. Burada hak yenmez. Deprem üzerinden, şehitlerimiz üzerinden siyaset olmaz. Eğer görmek istiyorlarsa tek tek gelsinler göstereceğim, inşaatları gezdireceğim. Bütün evleri 1, 1 buçuk sene içerisinde teslim edeceğiz. Nereden geldiğiniz hiç önemli değil, bizler Allah’ın kullarıyız. O yüzden kol kola girelim ve birliğimizi devam ettirelim” diye konuştu.
Öte yandan Bakan Özhaseki, vatandaşlara evleri teslim edilene kadar kira yardımlarının süreceğini söyledi.
Törene Adana Valisi Yavuz Selim Köşger’in yanı sıra kent protokolü ve vatandaşlar katıldı. – ADANA
]]>Alibeyköy’de AKP’nin Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Murat Kurum ile yaşadığı diyalog ile gündeme gelen döner ustası Hasan Toksoy, ANKA Haber Ajansı’na konuştu. Yaşanan olayın ardından tebrik mesajları aldığını anlatan Toksoy, “Ekonomik olarak zaten batırdılar, zaten bitiğiz. Ben 5-10 sene önce maaşımla yaptığım işin bugün onda birini yapamıyorum. Maaşımla yaptığım alışverişin ya da yaşantının onda birini yapamıyorum. Onları dile getirdim. Türkiye’yi daha ileriye götürdüğünü söyledi ben de ileriye değil geriye götürdüklerini söyledim” diye konuştu.
AKP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkan Adayı Murat Kurum, geçtiğimz günlerde Alibeyköy’de esnaf ziyareti gerçekleştirmiş, esnaflardan destek isteyen Kurum ile bir döner ustası arasında ekonomi üzerine yaşanan diyalog sosyal medyada gündem olmuştu.
“EKONOMİK OLARAK ZATEN BATIRDILAR, ZATEN BİTİĞİZ”
ANKA Haber Ajansı, Kurum ile diyalog yaşayan o dönerci ile konuştu. 33 senedir döner işiyle uğraştığını söyleyen Hasan Toksoy, Kurum ile yaşadığı diyalogu şöyle anlattı:
“Murat Kurum, Türkiye’yi nereden nereye getirdikleriyle ilgili bir şeyler söyledi. Bende bir yerden bir yere getiremediklerini, Türkiye’yi ekonomik olarak, siyasi olarak uçuruma sürüklediklerini, yani bugün bir vatandaş sokakta eğer ki AK Parti’yi eleştirirse hain olarak ya da cumhurbaşkanına hakaretten direkt cezaevine giriyor veya muhalefet yaparsa terörist olarak cezaevine giriyor. Ekonomik olarak zaten batırdılar, zaten bitiğiz. Ben 5-10 sene önce maaşımla yaptığım işi bugün onda birini yapamıyorum. Maaşımla yaptığım alışverişin ya da yaşantının onda birini yapamıyorum. Onları dile getirdim. Türkiye’yi daha ileriye götürdüğünü söyledi ben de ileriye değil geriye götürdüklerini söyledim. Mesela tramvaya biniyorum bugün tramvayın içindeki 100 insanın 10’u Türk değil. Dün Fatih tarafına gittim. Tramvaya bindim Yusufpaşa’dan bakıyorum sağıma, soluma tramvayın içindeki 100 insandan 10’u, 12’si anca Türk’tür. Direkt yabancı işgaline uğramış durumdayız şu an. Ülkeyi getirdikleri durum bu. Biz Türkiye’yi ileriye götürdük iddasında bulunuyorlar ama maalesef öyle değil.”
“YURT DIŞINDAN TEBRİK EDENLER BİLE OLDU”
Olayın sosyal medyaya yansıması üzerine tebrik mesajları aldığını anlatan Toksoy, “Yüzde 90 tebrik mesajları aldım. Yurt dışından beni arayanlar, tebrik edenler, hatta buraya gelip tebrik edenler oluyor. Ben çok bir şey yapmadım. Sadece eleştirdim. Demek ki halk bu kadar dolmuş ki, bu kadar içten bir patlama yaşıyor ki ama bunu korkudan veya çekinmeden veya başka bir şekilde dile getiremiyor. Dile getiremeyeyince ve bunu birileri dile getirince haliyle bu sefer de onu tebrik etme yoluna gidiyorlar” diye konuştu.
“HENÜZ BİR ŞEY YAŞAMADIM”
Olaydan sonra ‘acaba başıma bir şey gelir mi?’ diye çekinceler de yaşadığını belirten Toksoy, “Ama henüz bir şey yaşamadım. Bir çekingenliğim var. Çünkü daha önceki bu tür olaylarda konuşan veya bu tür olayları yaşayan kişilerin başına bazı şeylerin geldiğini biliyoruz. Tabi bunu televizyonlar yayınlamıyor. Sadece bunu sosyal medyadan görüyoruz. İyi ki sosyal medya var. Yapacak bir şey yok yani. Gelen baş üstüne.” dedi.
]]>DEM Parti, 31 Mart yerel seçim bildirgesini açıkladı. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Yerel yönetim seçimleri, bu iktidar aklına karşı eşitlikçi ve özgürlükçü bir aklı, halka en yakın yerden, tam da mahallinden yeşertmek ve tüm ülkeye yaymak için bizlere eşsiz bir olanak sunuyor. Bizler, 2024 yerel seçimlerini; rejimin eril, sömürgeci, ayrımcı politikalarına karşı eşitlik ve özgürlük bayrağının yükseleceği, savaşa karşı barış seslerinin gürleşeceği, merkezileşmeye karşı yerel demokrasilerin güçleneceği bir eşik olarak görüyoruz” dedi.
DEM Parti, bugün Ankara’da 31 Mart yerel seçim bildirgesini açıkladı. Belediye eşbaşkan adaylarının yanı sıra çok sayıda kişinin katıldığı programda DEM Parti Eş Genel Başkanları Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları konuştu.
Hatimoğulları, şunları söyledi:
“2024 YEREL SEÇİMLERİNİ MERKEZİLEŞMEYE KARŞI YEREL DEMOKRASİLERİN GÜÇLENECEĞİ BİR EŞİK OLARAK GÖRÜYORUZ”
“Bölgemizde ve dünyamızda büyük alt üst oluşların yaşandığı bir konjonktürde 2024 yerel seçimlerine gidiyoruz. Savaş, şiddet, açlık, yoksulluk, göç, afetler ve kapitalist medeniyetin neden olduğu birçok risk doğayı, toplumu ve kentleri tehdit etmeyi sürdürüyor. Bu felaketlerle baş etmenin yolu, bu hakim anlayışlara karşı yerelden başlayarak her düzeyde ortak mücadele zeminlerini çoğaltmaktan ve halklarla birlikte hayalini kurduğumuz dünyayı inşa etmekten geçiyor.
Türkiye’yi yönetenler; tüm dünyaya yayılan yeni şiddet ve savaş sarmalına sırtını yaslıyor. Barışı tanımıyor. Kürt meselesinde, içeride ve dışarıda savaş ve kaostan besleniyor. İstanbul Sözleşmesi’ni reddediyor. Emekçileri insafsızca sömüren rejimini derinleştiriyor. Göçmenleri ve mültecileri her türlü haktan yoksun bırakıyor. Gençleri geleceksizliğe itiyor. Yerel yönetim seçimleri, bu iktidar aklına karşı eşitlikçi ve özgürlükçü bir aklı, halka en yakın yerden, tam da mahallinden yeşertmek ve tüm ülkeye yaymak için bizlere eşsiz bir olanak sunuyor. Bizler, 2024 yerel seçimlerini; rejimin eril, sömürgeci, ayrımcı politikalarına karşı eşitlik ve özgürlük bayrağının yükseleceği, savaşa karşı barış seslerinin gürleşeceği, merkezileşmeye karşı yerel demokrasilerin güçleneceği bir eşik olarak görüyoruz.”
“HALKIN OLANI GERİ ALMAK İÇİN GELİYORUZ”
DEM Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan da “Demokratik yerel yönetimler yürüyüşümüz büyük bir umutla, inançla ve kararlılıkla sürüyor” dedi. “Katledilen belediye başkanlarımız başta olmak üzere, hukuksuz bir şekilde görevlerinden alınan, tutuklanan ve sürgüne yollanan yol arkadaşlarımızın yarım kalan hayallerini gerçeğe dönüştürmek için her zamankinden daha kararlı, inançlı ve umutluyuz” diyen Bakırhan, “Yerel yönetim deneyimlerimiz süresince, insanların özgürce yaşayacağı kentler ve yerel birimler yaratmak için uğraştık. Çift dilli belediyeciliği, eş başkanlık sistemini ve yerel demokrasi deneyimlerini bu ülkenin tarihine yazdık. Tüm bu kazanımları büyütmek ve halklarımızla birlikte ileriye taşımak için geliyoruz. Bizler defalarca kazandık, defalarca başardık. Yine kazanacağız, yine başaracağız. Bizim, yani halkın olanı geri almak için geliyoruz. Daha iyisini hep birlikte kurmak için geliyoruz” şeklinde konuştu.
“YEREL DEMOKRASİ İÇİN KAYYIM REJİMİNE KALICI OLARAK SON VERME ZAMANI”
Demokratik bir cumhuriyet için yerel demokrasi vurgusu yapan Bakırhan, “Yerel demokrasi, her yerelin kendi özgünlüklerini esas alarak halka rağmen değil halkla birlikte yönetmenin mimarisidir. Yerel demokrasi, sadece yerellerde yaşanan sorunların değil, aynı zamanda merkeziyetçilikten kaynaklanan sorunların çözümünün de anahtarıdır. Yerel demokrasi için kayyım rejimine kalıcı olarak son verme zamanı: Halkın olanı geri alacağız. Bir daha kayyımlar yoluyla halkın iradesinin gasp edilmesine izin vermeyeceğiz. Bu hukuksuzluğu asla kabul etmeyeceğiz. Gasp yoluyla bizden aldıklarınızı fazlasıyla geri almaya hazırız. Halkın olanı geri almak için geliyoruz” diye konuştu.
“KENTLERİ AYRIMCILIKTAN, EŞİTSİZLİKTEN VE CİNSİYETÇİLİKTEN ARINDIRACAĞIZ”
Yerel demokrasinin kadın ile başladığını ve “kadın özgürlükçü belediyeciliği” devam ettireceklerini vurgulayan Hatimoğulları, şunları söyledi:
“DEM Parti belediyelerinde, özgür ve eşit bir yaşam için kadınlar özgün ve özerk olarak örgütlenir. Eş başkanlık ve eşit temsiliyeti yaygınlaştırarak büyüteceğiz. Kadın politikalarının etkin bir şekilde uygulanabilmesi için Kadın Politikaları Daire Başkanlıkları ile Kadın Politikaları Müdürlüklerini yeniden açacağız. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü ve 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele ve Dayanışma Günü çalışan kadınlar için idari izin; tüm kadınlar için ise ücretsiz ulaşım günüdür. Kentleri ayrımcılıktan, eşitsizlikten ve cinsiyetçilikten arındıracağız. Erkek şiddetine karşı her alanda etkili bir mücadele yürüteceğiz. Kadınların toplumsal, ekonomik ve kültürel gelişimini destekleyecek ‘özgür kadın köyleri’ ile şiddetsiz bir yaşamın olanaklarını kadınlarla birlikte inşa edeceğiz.
“DEPREME DAYANIKLI, SAĞLIKLI VE EKONOMİK KONUT PROJELERİNİ HAYATA GEÇİRECEĞİZ”
Hatimoğulları, kent planlamasına ilişkin de şunları dile getirdi:
“Merkezi hükümetin kent-rant anlayışına karşı, kırsal alanları da kapsayacak şekilde yurttaşların ‘yerellik hakkı’nı savunmaya devam edeceğiz. Kent merkezlerini ve meydanlarını her kesimden yurttaşın bir araya gelebileceği; sosyal, siyasal, sanatsal ve ekonomik faaliyetler için yararlanabileceği ortak alanlar haline getireceğiz. ‘Kent Estetiği Kurulları’ oluşturacağız. Kır-kent dengesini kuracağız. Tarım alanlarının imara açılmasına izin vermeyeceğiz. Engelsiz kent, enerjisini üreten kent, kadın kenti, sakin kent, ekolojik kent gibi pilot belediyecilik uygulamaları yapacak; her başlık altındaki uygulamaları en az bir belediyemizde uygulayacağız. Depreme dayanıklı, sağlıklı ve ekonomik konut projelerini hayata geçireceğiz. Tüm belediyelerimizde afet öncesi, afet anı ve sonrasında ortaya çıkacak sorunların çözümü için Afet Daire Başkanlıkları/Müdürlükleri kuracağız. Afetlerin etkisini en aza indirmek için belediye bünyesinde yapılacak stratejik plan doğrultusunda Afet Bütçeleri oluşturacağız. Dere yatağı, fay hattı, bataklık gibi zemin açısından risk oluşturacak alanlarda yapılaşmaya izin vermeyeceğiz. Afetlere karşı dirençli kentler kuracak, halkla birlikte afetlere hazır olacağız.”
“TÜM KENT YURTTAŞLARI İÇİN DOĞAL VE UCUZ GIDAYA ERİŞİMİ KOLAYLAŞTIRACAĞIZ”
Hatimoğulları, bütçe, yoksulluk ve sosyal politikalara değinerek şunları kaydetti:
“Katılımcı ekonomi ile yerel demokrasiyi büyüteceğiz. Siyasal alanda olduğu gibi iktisadi alanda da demokratikleşme ve yerelleşmeyi büyüteceğiz. ‘Bütçe Haktır ve Halkındır’ ilkesi ile katılımcı, toplumsal cinsiyete duyarlı ve ekolojik bütçe modelleri yaratacağız. Güçlü yerel demokrasi için toplumcu ekonomiyi uygulayacağız. Özgürleştiren sosyal politikaları hayata geçireceğiz. Kentlerimizde hiçbir yurttaşımızın aç ve sokakta yatmasına izin vermeyeceğiz. Aşevleri ve eve yemek götüren birimler kuracağız. Evsizler ve sokakta yaşayanlar için yaşam evleri açacağız. Yoksul bırakılmış bölgelere pozitif ayrımcılık uygulayacağız. Yerelin kolektif yönetimini esas alan, halka dayanan ve halkın yaşamını tüm ihtiyaçlarıyla donatacak yerel yönetim ekonomisini hayata geçireceğiz.”
“Yoksulluk devlet ve sermayenin ortak politikasıdır, mücadele edeceğiz” diyen Hatimoğulları, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Öz yeterlilik ilkesiyle yerel ekonomiyi güçlendirerek yoksulluğa ve işsizliğe dur diyeceğiz. Yoksullukla Mücadele Derneklerini yaygınlaştıracağız. Gıda ve Giyim Bankası uygulamalarını yaygınlaştıracağız. Eğitim, sağlık, ulaşım ve barınma gibi hizmetleri toplumun dezavantajlı kesimleri için ulaşılabilir hale getireceğiz. Emeğin kentlerini kent emekçileriyle kuracağız. Sendikal örgütlenme hakkını güvence altına alacağız. KHK’larla işlerinden atılan emekçiler için yeniden istihdam olanağı yaratacağız. Yerel yönetimlerde ‘eşit işe, eşit ücret’ ilkesini benimseyerek kadınların istihdamına öncelik vereceğiz. İstihdamda yüzde 50 kadın kotası uygulayacağız. Bütün belediye çalışanları için ücretsiz kreş hizmeti vereceğiz. 21 Mart’ı bütün çalışanlar için, 8 Mart ve 25 Kasım’ı kadın çalışanlar için ücretli tatil olarak kabul edeceğiz ve ücretsiz ulaşım sağlayacağız.”
“ENGELLİLER İÇİN YENİ BİR YAŞAMI ENGELLİLER İLE BİRLİKTE, YERELLERDEN BAŞLAYARAK MÜMKÜN KILACAĞIZ”
Bakırhan, DEM Parti olarak ayrımcı ve hiyerarşik kentleşmeye karşı yerel demokrasi ile eşitlikçi ve özgürlükçü sosyal politikaları savunduklarını kaydetti. Bakırhan, bu bölümde şunları söyledi:
“Tüm belediyelerimizde engellilere, yaşlılara, çocuklara, kadınlara, yoksullara, mültecilere ve diğer dezavantajlı bırakılan gruplara öncelik verecek. Kamusal alanların ticarileşmesine ve ranta açılmasına izin vermeyeceğiz. Şehir dışından tedavi amaçlı kent ve ilçe merkezlerine gelenler için misafirhaneler yapacağız. Halk ekmek fabrika sayısını artıracağız. Tüm büyükşehirlerde sosyal hizmet kampüsleri kuracağız. Engelliler için yeni bir yaşamı engelliler ile birlikte, yerellerden başlayarak mümkün kılacağız. Büyükşehir belediyelerinde Engelliler Daire Başkanlığı, diğer belediyelerde ise Engelliler Şube Müdürlükleri kuracağız. Tüm birimler ve her düzeyde engelli istihdamı oluşturacağız. Ücretsiz ve kesintisiz hizmet verecek Yaşam Destek Merkezleri kuracağız. İşaret dilleri kursları açacağız. Anadili Türkçe olmayanlar, okuma yazma bilmeyenler, yaşlılar, Alzheimer/Demans gibi hastalıkları olanlar ve tüm engelliler için ulaşım araçlarını bölgelere ve mahallelere göre renk kodlarına ayırarak ulaşım hatlarının karmaşıklığına son vereceğiz.”
Bakırhan, “Çocuk Danışma Kurulu” oluşturarak, kent uzlaşısına çocukların eşit katılımını sağlayacaklarını aktararak, şunları ekledi:
“Çocukların işçileştirilmesinin önüne geçeceğiz. Çocuklarla birlikte ekolojik çocuk kooperatifleri kuracağız. Çocuk Akademilerini hayata geçireceğiz, çocuklara duyarlı bütçelemeyi hayata geçireceğiz. 18 yaşına kadar tüm çocuklar için şehir içi ulaşımı ve kültürel etkinliklere katılımı ücretsiz hale getireceğiz. Çok dilli kreşler ile tüm gün hizmet vereceğiz. Çocuk bakım hizmetlerini yaygınlaştıracağız. Kolektif hafızanın yeni kuşaklara aktarımını sağlamak için ‘Masal Evleri/Oyun Evleri/Mala Çirokbejan’ ve ‘Çocuk Müzik Evleri’ inşa edeceğiz. Tüm okullarda ve köylerde gezici ve ücretsiz ağız ve diş sağlığı taraması çalışmalarını yaygınlaştıracağız.”
]]>Acil Tıp Uzmanları Derneği Başkan Yardımcısı da olan Çakır, AA muhabirine, havaların soğumasıyla özellikle kırsalda karbonmonoksit zehirlenme vakalarının arttığını söyledi.
Doğal gazın yaygınlaşması, bacaların yeniden yapılanmasıyla şehir merkezlerinde eskiye göre karbonmonoksit vakalarını daha az gördüklerini anlatan Çakır, “Bütün karbon içeren yakıtlar yandığında uygun şekilde uzaklaştırılmazsa karbonmonoksit gazı salgılar, bu da oksijenle rekabet halinde bir gazdır ve oksijen yerine kana bağlanıp bütün dokulara oksijen yerine karbonmonoksit taşır ve bütün dokuların zehirlenmesine sebep olur. Oksijene en çok ihtiyaç duyan beyin, kalp ve böbrek gibi organlarımız ciddi zarar görür ve ölümle de sonuçlanabilir. Hiçbir şey anlamadan uykuda ölenler var.” dedi.
Gelişmiş ülkelerde karbonmonoksit zehirlenmelerinin ana sebebinin kapalı alanlarda otoparkta çalışma ya da araçta mahsur kalmalardan oluştuğunu ifade eden Çakır, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ülkemizde ise en önemli karbonmonoksit sebebi bazı illerde ters rüzgarlar, bazı illerde soğuk hava ve ısınma ile ilgili problemler. Çok ciddi kurtarılamayan vakalar olduğu gibi kurtarıldıktan sonra oksijene ihtiyaç duyan organlardan beyninde sekel (kalıcı) kalan, kalbinde veya akciğerlerinde problemle iyileşen vatandaşlarımız çok oluyor. Bu zehirlenmeler bazen de geç bulgularla ortaya çıkabiliyor, o yüzden bu hastaları yakın takip ederiz. Karbonmonoksit gazından hafif dozda uzun vadede olan zehirlenmeler, grip benzeri semptomlar yapıyor bunu çok görürüz. Hastalar grip benzeri bulgularla acile başvurur. Bunun karbonmonoksit zehirlenmesi olabileceğini anlayan kişiler acil tıp uzmanlarıdır çünkü bu vakalarla çok karşılaşmışlardır.”
“Nargileyle olan zehirlenme vakalarını çok görmeye başladık”
Çakır, acil servisteki asistan ve doktorlara bu konuda eğitim verdiklerini dile getirdi.
Düşük dozda uzun vadede karbonmonoksit zehirlenmelerine örnekler veren Çakır, şunları kaydetti:
“Nargile kafelerin artmasıyla nargileyle olan zehirlenme vakalarını çok görmeye başladık. Kapalı alanda çok sayıda nargile içiliyor, çokça nargile mangalı yakılıyor. Kapalı alanda 4-5 saat vakit geçiren insanlar hiç farkında olmadan düşük dozu uzun vadeli almakla bu zehri vücutlarına, ciddi karbonmonoksit belirtileri göstererek acile başvuruyor. Nargile kafelerde baş ağrısıyla günü geçiren birçok insan aslında karbonmonoksit zehirlenmesi geçiriyor olabileceklerinin farkında olmalı, bunlar da uzun vadede önemli yan etkiler göstereceği için nargile kafeler ve kışın kapalı ortamda içilen nargileler konusunda herkesi uyarmak istiyorum.”
Çakır, kliniklerinde nargileyle zehirlenen vakalarla ilgili yayınlar yapıldığını, her sene mutlaka böyle vakaların geldiğini belirtti.
Doğal gaz bacalarının temizliğine, doğal gaz tesisatının plana uygun kurulumuna ve mazgallara dikkat edilmesini isteyen Çakır, “Nargile kafeler, havasız ortamlar, sigara içiciliği karbonmonoksit açısından kronik bir maruziyettir. Bunlara dikkat etmeliyiz. Ülkemizde yaygın olmamakla araç içinde uzun süre kalma vakası gördük, genç çift arabanın içinde uzun süre kalıp kalorifer sistemini açtıklarından karbonomoksitten zehirlenmişti. Arabada çok kaldığımız zaman kalorifer sistemini çalıştırmamalıyız.” ifadelerini kullandı.
]]>Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, bugün Rize’de 15 Temmuz Demokrasi ve Cumhuriyet Meydanı’nda düzenlenen mitinge katıldı. Erdoğan, özetle şöyle konuştu:
“ATA YURDUM, ANA OCAĞIM RİZE’DEN 31 MART’TA REKOR BEKLİYORUM”
“Tam 22 yıldır Rizeli kardeşlerimizle birlikte yol yürüdük, omuz omuza mücadele ettik. Vesayetçilerden terör örgütlerine, emperyalist güçlerden Türkiye ile ilgili hesabı olan tüm şer odaklarının karşısında birlikte durduk. Cumhuriyet mitingleriyle milletin iradesini gasp etmek istediler, Gezi hadisesiyle sokaklarımızı terörize etmeye kalktılar. 17-25 Aralık girişimiyle hükümetimizi alaşağı etmeye çalıştılar. Çukur olaylarıyla ülkemizin bir parçasını bizden koparmayı denediler. 15 Temmuz kanlı darbe teşebbüsüyle doğrudan istiklalimize kastettiler. Teröristlere binlerce tır dolusu silah sağlayarak hemen güneyimizde bir teröristan kurmaya çalıştılar. Ekonomimizi mahvetme, bu tür tehditlerle Türkiye’ye diz çöktürmeye çalıştılar. Bunların hepsini biz sizlerle beraber boşa çıkardık. Türkiye’yi ne ekonomik ne siyasi ne diplomatik ne de sosyal olarak esir almalarına müsaade etmedik. Sizinle beraber.
Rize’nin güçlü duruşunu 31 Mart seçimlerinde yine çok net biçimde ortaya koyacağına inanıyorum. Ata yurdum, ana ocağım Rize’den 31 Mart’ta yine rekor bekliyorum.
Şu hemen sol tarafımdaki kentsel dönüşümü nasıl buldunuz, güzel mi? Rize merkez değişmiş mi? Hala değişiyor mu?
“HER KESİMDEN İNSANIMIZIN ARASINDA NİFAK DUVARLARI ÖRDÜLER”
Bizi yıllarca köken üzerinden, meşrep ve hayat tarzı üzerinden bölmek istediler. Her kesimden insanımızın arasında nifak duvarları ördüler. Geçmişte gerçekten çok zor ve karanlık günler yaşadık. Gençlerimizi, evlatlarımızı, ideolojik kör dövüşüne kurban verdik. Bu kavgalardan en büyük zararı millet ve devlet olarak biz gördük. Ekonomimiz kan kaybetti. Toplumsal huzurumuz bozuldu. Kardeş kardeşe, komşu komşuya düşman edildi. Demokrasimiz yıllarca vesayetin gölgesinden çıkamadı. Kendi iç meselelerimizle uğraşmaktan dünyadaki değişimi, dönüşümü, yenilikleri, teknoloji ve sanayi hamlelerini yakalayamadık. Her alanda şampiyonlar liginde oynaması gereken ülkemizi yıllarca ikinci lige mahkum ettiler.
Bu fasit daireyi kırmaya çalışan, devlet ve siyaset adamlarını ise ya şehit ettiler ya linç ettiler ya da elini kolunu bağladılar. Merhum Menderes, ülkeye ve millete hizmetin bedelini canıyla ödedi. Rahmetli Özal’ı hiçbir zaman rahat bırakmadılar. Merhum Türkeş ve Erbakan’a yönelik itibar suikastlarının ardı ve arkası hiç kesilmedi. Türkiye ne zaman belini doğrultmaya, yeniden ayağa kalkmaya, kendini toparlamaya çalışsa birleri hemen devreye girerek buna fırsat vermedi. Ülkemizi içine düştüğü bu cendereden kurtaran hamdolsun biz olduk. Teröristler bizimle baş edemedi. Bunları Gabar’a gömdük, bunları Cudi’ye gömdük, bütün o mağaralara gömmek suretiyle nefeslerini kestik. Şimdi de sınır ötesinde aynen devam ediyoruz.
“ARTIK AHMETLER, MEHMETLER, AYŞELER, FATMALAR UZAYA GİDECEKLER”
İlk insanlı uzay misyonumuzu geçen hafta başarıyla tamamladık. İnşallah yakın bir tarihte ikinci astronotumuzu da uzaya göndereceğiz. Artık Ahmetler, Mehmetler, Ayşeler, Fatmalar uzaya gidecekler, uzaya. Bu millete bu yakışır mı? Yapar mıyız? Yaptık mı? Mesele bu.
Hayat pahalılığı ve enflasyon başta olmak üzere şu an canımızı acıtan sıkıntıların muhakkak üstesinden geleceğiz. Son 21 yılda pek çok başarıya imza atmış bir hükümet olarak bugünkü sorunları da çözecek olan yine biziz.
“CHP’DE HER GELEN BİR ÖNCEKİNİ MUMLA ARATMIŞTIR”
Kendi içlerinde nasıl birbirlerine düştüklerini görüyorsunuz değil mi? Üzülerek de olsa şu gerçeği ifade etmek durumundayım. Türkiye’nin en büyük talihsizliği vizyonsuz, beceriksiz, tembel ve değişime ayak direyen tutucu muhalefete sahip olmasıdır. Dünyada böyle bir muhalefet yok. Ülkemizde son 21 yılda pek çok şey değişti, dönüştü, kendini yeniledi ama CHP’nin başını çektiği muhalefette hiçbir köklü değişim yaşanmadı. Pek istemeseler de genel başkanlık koltuğunda oturanları değiştirdiler. Bunda da her seferinde standardı düşürdüler. Çıtayı iyice aşağı çektiler. Daha önce de söyledim, CHP’de her gelen mutlaka bir öncekini mumla aratmıştır. Gelen gideni aratıyor. Son genel başkan değişikliğinde de bu gelenek bozulmadı.
“HER BİRİNİN ANKARA’DA BİRER OFİSİ VAR, GÜLE GÜLE KULLANIN”
Bay Kemal güya 13’üncü Cumhurbaşkanı olacaktı, hatırlıyorsunuz değil mi? Bir anda kendini CHP’nin istenmeyen adamı olarak buldu. Aynı vefasızlığı masada beraber oldukları diğer ortaklarına da sergilediler. Altılı masadan şu anda parlamentodan kimse kaldı mı? Hepsi gitti, hepsi dağıldı. Ne oldu? Nerede bu altılı masa? Ben ne demiştim, altılı masada kimseyi bulamayacaksınız demiştim. Bak parlamentoda şimdi kimse yok. Dün yan yana yol yürüdükleri insanlara bugün demediklerini bırakmıyorlar. Ankara’da bir ofis tutmuşlar. Her birinin Ankara’da birer ofisi var, güle güle kullanın. Ama elhamdülillah biz çıktığımız yolda aynen yürüyoruz. Tabi burada asıl hayal kırıklığını CHP’li vatandaşlarımız yaşadı. CHP’li kardeşlerimizin partilerine ve siyaset kurumuna dair beklentilerini giderek kaybettiklerini görüyoruz. Gazi’nin emaneti diyerek halen CHP’ye oy veren vatandaşlarımız maalesef bir umutsuzluk sarmalına sürüklenmektedir. Her ne suretle olursa olsun siyaset kurumundan umut kesilmesi, demokrasimiz adına büyük bir tehdittir.
AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak hangi siyasi görüşe mensup olursa olsun hiçbir vatandaşımızın kendini dışlanmış, ötelenmiş, yok sayılmış hissetmesine rıza gösteremeyiz. 85 milyonun tamamının mesuliyetini taşıyan bir kadro olarak her kesimden vatandaşımıza ulaşmak, onlara da kulak vermek boynumuzun borcudur.
“MUHALEFETE BAKIP ASLA YEİSE KAPILMAYIN, ASLA ALTERNATİFSİZ DEĞİLSİNİZ”
Tüm vatandaşlarıma sesleniyorum: Muhalefete bakıp da asla yeise kapılmayın, asla alternatifsiz değilsiniz. Hele hele, CHP’nin iş bilmez, beceriksiz sadece kendi kariyerini düşünen idarecilerine mecbur ve mahkum değilsiniz. Şayet, siyasetten beklentiniz hizmet ve eser görmekse hiç uzağa gitmenize gerek yok. AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak işte biz buradayız.
Kendi iktidarları uğruna size dayatmalarda bulunanlara, sizin kaygılarınızı istismar edenlere, size ‘Bizim istediğimiz adaya tıpış tıpış oy vereceksiniz’ diyenlere, ‘Belediye başkanı olarak kimi görmek istersiniz’ sorusunu bile millete değil de yapay zekaya soranlara, sizin fikrinize, taleplerinize, hassasiyetlerinize saygı göstermeyenlere, kendi şahsi ikballeri için kapalı kapılar ardında bölücü örgütün uzantılarıyla demlenenlere, anladınız değil mi, bizim çayın demlenmesi değil ha, DEM diye bir parti var ya onlarla demlenenler var; hasılı, size rağmen siyaset yapanlara bu seçimde esaslı bir ders vermeye hazır mıyız?
Son 21 yılda Rize’ye güncel rakamlarla toplam 150 milyar lira tutarında kamu yatırımı yaptık.”
Erdoğan’ın tanıttığı ilçe belediye başkan adayları ise şöyle:
Ardeşen: Said Yaşayan
Çamlıhemşin: Ömer Altun
Çayeli: İshak Karahan
Derepazarı: Şaban Kalça
Fındıklı: Gürhan Kutluata
Güneysu: Rıfat Özer
Hemşin: Halim Kazım Bekar
İkizdere: Abdi Ekşi
İyidere: Saffet Mete
Kalkandere: Mehmet Yılmaz
Pazar: Ekrem Kılıç
]]>Ersoy, MHP’nin Saray Mahallesi’ndeki “Seçmen İletişim Merkezi Açılış Töreni”ne katıldı. Ersoy, buradaki konuşmasında, Cumhur İttifakı’nın, milletin çoğunluğunun onayını alarak, güven ve istikrarın buluşma adresi olduğunu belirterek, 2023 Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerinde bunun bir kez daha ortaya konduğunu söyledi.
Şimdi yeni bir seçimin arifesinde olduklarını dile getiren Ersoy, “31 Mart Mahalli İdareler Seçimi’ne yaklaşıyoruz. Cumhur İttifakı, yine millete hizmet için yan yana, yine kaya gibi sapasağlam. İnşallah, başta İstanbul ve Ankara olmak üzere ülke çapında, en yüksek seviyede gerçekleşecek bir seçim başarısıyla milletimizin hizmetinde olacağız. Allah’ın izniyle Antalya Büyükşehir ve 19 ilçede de milletimizin teveccühüyle, desteğiyle sandıkları patlatacağız. Milletimizden yetki aldıktan sonra da eser ve hizmet belediyeciliğini, vatandaşlarımızın hayatına dokunan projeleri birer birer uygulayacağız.” diye konuştu.
Ersoy, bu süreçte hep beraber, güzel neticeler almak için canla başla çalışacaklarını anlatarak, vatandaşlarla gönül bağlarını daha da güçlendireceklerini belirtti.
Türkiye Yüzyılı vizyonuyla, merkezi idare ile yerel yönetim uyumunun potansiyelini Antalya’nın her yöresine, her beldesine taşıyacaklarını aktaran Ersoy, şunları söyledi:
“Siyaseti, sadece halka hizmet olarak gören bir anlayışın mensupları olarak, ayrımcılıkla, ideolojik takıntılarla işi olmayan bir ekip olarak, Antalya’mıza çağ atlatmaya hazırız. Birilerinin yaptığı gibi, partisine gönül bağını bir mecburiyet gibi gören anlayışa sahip değiliz. Oyu cepte görmek, en hafif tabiriyle siyasi nezaketsizliktir. Biz ‘Oyu cepte’ değil, ‘Sevgisi gönlümüzde’ diyoruz. Aynı şekilde, ‘Şurası kalemiz, burası kalemiz’ yaklaşımı da problemli bir yaklaşımdır. Her ilimiz, her ilçemiz, her beldemiz kıymetlidir, gözbebeğimizdir. Hangi siyasi yaklaşıma sahip olursa olsun her bir vatandaşımız da, kendisine hizmetle mükellef olduğumuz bir kıymetimizdir. Milletimizin takdiri, her zaman baş göz üzeredir.”
Ersoy, hedeflerinin Cumhur İttifakı’nda olan belediyeleri tekrar kazanmak ve üzerine yenilerini katmak olduğunu sözlerine ekledi.
Çavuşoğlu: “Biz şahıslarla uğraşmıyoruz”
Eski Dışişleri Bakanı AK Parti Milletvekili Mevlüt Çavuşoğlu ise Cumhur İttifakı’nın Alanya Belediye Başkan Adayı Adem Murat Yücel’in 10 yıldır ilçeye yerel yönetim anlamında büyük hizmetler verdiğini belirtti. Antalya Büyükşehir Belediyesinin son 5 yıldır Alanya ve Antalya’nın herhangi bir yerinde hizmetini görmediklerini ifade eden Çavuşoğlu, “Biz şahıslarla uğraşmıyoruz, ona kötü demiyoruz ama hizmetin gelmediği de bir gerçek. Alanya hizmetin büyük bir bölümünü kendi bütçesiyle yapmak durumunda kaldı. O nedenle hem Alanya’yı kazanmamız gerekiyor hem de Antalya Büyükşehir Belediyesini kazanmamız gerekiyor. Alanya ve Antalya belediyeleri ile beraber hükümetin de uyumlu içinde çalışması memleketimiz için son derece yararlıdır.” ifadelerini kullandı.
Alanya Belediye Başkanı ve Cumhur İttifakı adayı Adem Murat Yücel ise ilçenin güzel insanlarına hizmette bulunmanın kutsal bir vazife olduğunun altını çizerek, “Her dilden, dinden, milletten, ülkemizin her şehrinden insanların huzurla, güvenle yaşadığı bu şehri hep büyüttük, hep ileriye götürdük, yücelttik. 10 yıllık görev süremizde pandemi oldu, yangın, deprem, savaşlar oldu, şehrimize büyük bir göç yaşandı. Bir taraftan kentimize sığınan, Alanya’da huzur ve güven arayan insanlarımıza destek olmaya çalıştık, bir taraftan da kentimizin huzurunun, güvenliğinin, istikrarının ve dinamiklerinin bozulmasına izin vermedik. Ekonomik ve toplumsal tüm zorluklara göğüs gererek, bu süreci hep birlikte başarıyla yönettik.” diye konuştu.
Konuşmaların ardından Seçmen İletişim Merkezi kurdele kesimi yapılarak açıldı.
Açılışa AK Parti Antalya Milletvekili Tuba Vural Çokal, MHP Antalya Milletvekili Hilmi Durgun, MHP Antalya İl Başkanı Onur Temel, partililer ve vatandaşlar katıldı.
]]>Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Alanya’da MHP İlçe Başkanlığı Seçmen İletişim Ofisi’nin açılışına katıldı. Bakan Ersoy, açılış töreninde yaptığı konuşmada, yerli ve milli anlayışla Cumhur İttifakı çatısı altında birleşildiğini ifade etti. Antalya ve Alanya için bir kez daha kolları sıvadıklarını ifade eden Bakan Ersoy, şunları söyledi:
“Cumhur İttifakı seçimlerde her defasında milletimizin çoğunluğunun onayını alarak güven ve istikrarın buluşma adresi oldu. Bu kararlılık 2023 Milletvekili ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde bir kez daha ortaya konuldu. Milletimizin çoğunluğu cumhur ittifakının Cumhurbaşkanı adayı Recep Tayyip Erdoğan’ı yeniden cumhurbaşkanlığı görevine seçerken Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde de Cumhur İttifakı çoğunluğu sağladı. Yerli ve Milli anlayış cumhur ittifakı çatısı altında seferber oldu. Şimdi yeni bir seçimin arifesindeyiz. Gün gün 31 Mart Mahalli İdare seçimlerine yaklaşıyoruz. Cumhur İttifakı yine millete hizmet için yan yana, yine kaya gibi sapasağlam. İnşallah başta İstanbul ve Ankara olmak üzere ülke çapında gerçekleşecek en yüksek bir seçim başarısıyla milletimizin hizmetinde olmaya devam edeceğiz. Allah’ın izniyle Antalya Büyükşehir’de de 19 ilçemizde de milletimizin teveccühüyle desteğiyle sandıkları patlatacağız. Milletimizden yetki aldıktan sonra da eser ve hizmet belediyeciliğini vatandaşlarımızın hayatına dokunan projeleri birer birer uygulayacağız. Hizmet ve eser belediyeciliği Antalya’mızın, güzel şehrimizin, güzel insanlarımızın emrinde olacaktır. Bu süreçte hep beraber güzel neticeler almak için canla başla çalışacağız. Cadde cadde, sokak sokak, kapı kapı dolaşacak hemşehrilerimizle olan gönül bağımızı daha da güçlendireceğiz. Daha güzel bir Antalya, daha güzel bir Alanya hayallerimizi, projelerimizi, planlarımızı anlatacağız. Cumhur ittifakından bütün arkadaşlarımızla omuz omuza, gönül gönüle çalışıyoruz, çalışmaya devam edeceğiz. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ve büyüğümüz Devlet Bahçeli’nin önderliğinde AK Parti ve MHP’nin yerel yönetim deneyimlerini başarılını, bütün bu birikimi milletimize anlatarak, desteklerini onaylarını alıp çok daha güzel bir Türkiye, çok daha güzel bir Antalya, çok daha güzel bir Alanya için bir kez daha kolları sıvayacağız.”
“Hedefimiz Cumhur İttifakında olan belediyeleri tekrar kazanırken, bunların üzerine yenilerini katmak”
Oyu cepte görmenin en hafif tabiriyle siyaseten nezaketsizlik olduğunu söyleyen Bakan Ersoy, özlerine şöyle devam etti:
“Türkiye Yüzyılı vizyonumuzda merkezi idare ile genel yönetimin uyumunun potansiyelini Antalyamızın her yöresine, her beldesine taşıyacağız. Siyaseti sadece ve sadece halka hizmet olarak gören bir anlayışın mensupları olarak ayrımcılıkla, ideolojik takıntılarla işi olmayan bir ekip olarak, gündemini sadece hizmeti alan bir ekip olarak Antalya’mıza çağ atlatmaya hazırız. Biz birilerinin yaptığı gibi partisine gönül bağını mecburiyet gibi gören bir anlayışa sahip değiliz. Oyu cepte görmek en hafif tabiriyle siyaseten nezaketsizliktir. Biz oyu cepte değil sevgisi gönlümüzde diyoruz. Aynı şekilde şurası kalemiz, burası kalemiz yaklaşımı problemli bir yaklaşım diyoruz. Her ilimiz, her ilçemiz, her beldemiz kıymetli, göz bebeğimiz. Hangi siyası yaklaşıma sahip olursa olsun her bir vatandaşımız, kendisine hizmetle mükellef olduğumuz bir kıymetlimiz. Milletimizin takdiri her zaman baş göz üzerine. Hedefimiz Cumhur İttifakında olan belediyeleri tekrar kazanırken, bunların üzerine yenilerini katmaktır. Alanya’da da Antalya’da da tüm Türkiye’de de Cumhur İttifakı hazır ve nazırdır. Siyasi hayatımızın köklü partisi Milliyetçi Hareket Partisi, ittifakımızın diğer kıymetli partileri, belediyeciliğin 30 yıllık parlak geleneğin temsilcisi, 20 yılı aşkın süredir de merkezi yönetimde devrim niteliğinde icraatlara sahip Adalet ve Kalkınma Partimiz, kısacası hepimiz buradayız, birlikteyiz. Geleceğe ümitle bakıyor, insanımızın hayatını kolaylaştıracak yaşadıkları çevreyi daha güzel mamur kılacak projelerimizi hayat geçirmek için sabırsızlanıyoruz. 31 Martta inşallah büyükşehirde Hakan Tütüncü, Alanya’da Adem Murat Yücel, diğer ilçelerimizdeki değerli aday arkadaşlarımızla birlikte hazırız, hazırlıklıyız. Cumhur İttifakı kazanınca biliyoruz ki herkes kazanacak.” – ANTALYA
]]>31 Mart yerel seçimleri öncesinde dün Ordu ve Giresun’da partililere seslenen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bugün de ilk olarak Rize’de hemşehrileri ile buluştu. Cumhuriyet Meydanı’nda konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 22 yıllık iktidarlarında kendisine destek veren ve sahip çıkan hemşehrilerine teşekkür ederek konuşmasına başladı. Erdoğan, 31 Mart seçimlerinde ata yurdu, ana yurdu Rize’den rekor bir oy beklentisi olduğunu vurguladı.
“Kavgalardan en büyük zararı millet ve devlet olarak biz gördük”
Yıllarca köken üzerinden, meşrep ve hayat tarzı üzerinden ülkeyi bölmeye çalışanlar olduğunu hatırlatan Erdoğan, “Her kesimden insanımızın arasında nifak duvarları ördüler. Geçmişte gerçekten çok zor ve karanlık günler yaşadık. Gençlerimizi, evlatlarımızı ideolojik kör dövüşüne kurban verdik. Bu kavgalardan en büyük zararı millet ve devlet olarak biz gördük. Ekonomimiz kan kaybetti, toplumsal huzurumuz bozuldu. Kardeş kardeşe, komşu komşuya düşman edildi. Demokrasimiz yıllarca vesayetin gölgesinden çıkamadı. Kendi iç meselelerimizle uğraşmaktan dünyadaki değişimi dönüşümü yenilikleri teknoloji ve sanayi hamlelerini yakalayamadık. Her alanda Şampiyonlar Ligi’nde oynaması gereken ülkemizi yıllarca ikinci lige mahkum ettiler. Bu fasid talihi kırmaya çalışan devlet ve siyaset adamlarını ya şehit ettiler ya linç ettiler ya da elini kolunu bağladılar. Merhum Menderes ülkeye ve millete hizmetin bedelini canıyla ödedi. Rahmetli Özal’ı hiçbir zaman rahat bırakmadılar. Merhum Türkeş ve Erbakan’a yönelik itibar suikastlarının ardı arkası hiç kesilmedi. Türkiye ne zaman belini doğrultmaya, yeniden ayağa kalkmaya, kendini toparlamaya çalışsa birileri hemen devreye girerek buna fırsat vermedi. Ülkemizi içine düştüğü bu cendereden kurtaran hamdolsun biz olduk. Teröristler bizimle baş edemedi. Bunları Gabar’a gömdük. Cudi’ye gömdük. Bütün o mağaralara gömmek suretiyle nefeslerini kestik. Şimdi de sınır ötesinde aynen devam ediyoruz” ifadelerini kullandı.
“Artık Ahmet’ler, Mehmet’ler, Ayşe’ler, Fatma’lar uzaya gidecekler”
Türkiye’nin geçtiğimiz günlerde ilk insanlı uzay misyonunu başarıyla tamamladığını belirten Erdoğan “İnşallah yakın bir tarihte ikinci astronotumuzu da uzaya göndereceğiz. Artık Ahmet’ler, Mehmet’ler, Ayşe’ler, Fatma’lar uzaya gidecekler. Azmettin mi yaparsın. Rabbimiz ne buyuruyor; Bir kere azmettin mi tevekkül et yeter. Azmettik, gayret ettik, çalıştık, başardık. Yani her alanda büyük bir atılım çok büyük bir gelişme içindeyiz. Bundan 20 sene önce tohumlarını attığımız projelerin bugün hamd olsun meyvelerini topluyoruz. İnşallah çok daha fazlasını başaracağız. Hayat pahalılığı ve enflasyon başta olmak üzere şuan canımızı acıtan sıkıntıların muhakkak üstesinden geleceğiz. Son 21 yılda pek çok başarıya imza atmış bir hükümet olarak bugünkü sorunları da çözecek olan yine biziz. Rabbim yolumuzu, bahtımızı açık etsin diyorum” diye konuştu.
“Dün yan yana yol yürüdükleri insanlara bugün demediklerini bırakmıyorlar”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, konuşmasında Türkiye’deki muhalefet anlayışına da tepki göstererek şunları söyledi:
“Ülkemizde muhalefet anlayışı öyle bir berbat ki ne yaparsan yap anlamazlar. Kendi içlerinde nasıl birbirlerini düştüklerin görüyorsunuz değil mi’ Üzülerek de olsa şu gerçeği ifade etmek durumundayım. Türkiye’nin en büyük talihsizliği vizyonsuz beceriksiz, tembel ve değişime ayak direyen tutucu muhalefete sahip olmasıdır. Dünyada böyle bir muhalefet yok. Ülkemizde son 21 yılda pek çok değişti, dönüştü, kendini yeniledi ama CHP’nin başını çektiği muhalefette hiçbir köklü değişim yaşanmadı. Pek istemeseler de genel başkanlık koltuğunda oturanları değiştirdiler. Her seferinde standardı düşürdüler. Çıtayı iyice aşağıya çektiler. Daha önce söyledim; CHP’de her gelen mutlaka bir öncekini mumla aratmıştır. Gelen gideni aratıyor. Son genel başkan değişikliğinde de bu gelenek bozulmadı. Değişim, yenilenme dediler bir sürü cafcaflı kelime kullandılar ancak günün sonunda sabık genel başkanlarını bir iç darbeyle siyasetten tard edip aynı tas aynı hamam yollarını devam ettiler. Bay Kemal güya 13. Cumhurbaşkanı olacaktı hatırlıyorsunuz dimi. Bir anda kendini CHP’nin istenmeyen adamı olarak buldu. Aynı vefasızlığı masada beraber oldukları diğer ortaklarını da sergilediler. 6’lı masadan şuanda parlamentoda kimse kalmadı. Hepsi gitti, hepsi dağıldı. Ne oldu, nerede bu 6’lı masa. Ben ne demiştim. 6’lı masadan kimseyi bulamayacaksınız demiştim. Bak parlamentoda kimse yok. Dün yan yana yol yürüdükleri insanlara bugün demediklerini bırakmıyorlar. Ankara’da bir ofis tutmuşlar. Her birinin Ankara’da birer ofisi var. Güle güle kullanın. Ama Elhamdülillah biz çıktığımız yolda aynen yürüyoruz. Burada asıl hayal kırıklığını CHP’li vatandaşlarımız yaşadı. CHP’li kardeşlerimizin partililerine ve siyaset kurumuna dair beklentilerini giderek kaybettiklerini görüyoruz. Gazi’nin emaneti diyerek halen CHP’ye oy veren vatandaşlarımız maalesef bir umutsuzluk sarmalına sürüklenmektedir. Her ne sürükle olursa olsun siyaset kurumundan umut kesilmesi, demokrasimiz adına büyük bir tehdittir. Türkiye’nin bu konuda çok acı tecrübeleri bulunuyor. Geçmişte özellikle 1970’lerde siyaset müessesinin umut olma ülkenin sorunlarına çözüm üretme vasfını yitirdiği durumlarda başımıza neler geldiğini hepimiz gayet iyi hatırlıyoruz. AK Parti ve Cumhur ittifakı olarak hangi siyasi görüşe mensup olursa olsun hiçbir vatandaşımızın kendini dışlanmış ötelenmiş yok sayılmış hissetmesine rıza gösteremeyiz. 85 milyonun tamamının mesuliyetini taşıyan bir kadro olarak her kesimden vatandaşımıza ulaşmak, onlara da kulak vermek boynumuzun borcudur. İnşallah 43 gün kaldı.”
“Bizim çayın demlenmesi değil ha; DEM diye bir parti var ya, onlarla demlenenler var”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rize’den tüm Türkiye’deki seçmenlere seslenerek “Muhalefete bakıp da asla yeise kapılmayın. Asla alternatifsiz değilsiniz. CHP’nin iş bilmez, beceriksiz, kendini düşünen idarecilerine mecbur ve mahkum değilsiniz. Şayet siyasetten beklentiniz hizmet ve eser görmekse hiç uzağa gitmenize gerek yok. AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak işte biz buradayız. Kendi iktidarları uğruna size dayatmalarda bulunanlara sizin kaygılarınızı istismar edenlere size ‘Bizim istediğimiz adaya tıpış tıpış oy vereceksiniz’ diyenlere; kim diyordu bunu biliyorsunuz değil mi ‘ Belediye başkanı olarak kimi görmek istersiniz sorusunu bile millete değil de yapay zekaya soranlara, sizin fikrinize, taleplerinize, hassasiyetlerinize saygı göstermeyenlere kendi şahsi ikballeri için kapalı kapılar ardında bölücü örgütün uzantıları ile ‘Dem’lenenlere, anladınız değil mi ‘ Bizim çayın demlenmesi değil ha DEM diye bir parti var ya, onlarla demlenenler var. Hasılı size rağmen siyaset yapanlara bu seçimde esaslı bir ders vermeye hazır mıyız ? Hür iradenizin hiç kimsenin tapulu mülkü olmadığını gelin bu kibir abidelerine gösterin. 31 Mart’ta tüm Türkiye’de biz çok farklı bir tablo bekliyoruz. Bu seçimlerin ülkemizde özellikle muhalefette gerçek manada bir değişim dalgasını ortaya çıkartacağını inanıyoruz” ifadelerini kullandı.
Erdoğan, konuşmasının ardından Rize’deki belediye başkan adaylarını tek tek yanına çağırarak hemşehrilerine tanıttı, onlar için destek istedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, ardından Trabzon’a hareket etmek üzere alandan ayrıldı. – RİZE
]]>Romanya’nın başkenti Bükreş’te gerçekleştirilen Avrupa Güreş Şampiyonası’nda kadınlar kategorisinde müsabakalar sona erdi. Şampiyonada Kadın Milli Takımı, Avrupa ikincisi oldu. Kadın Güreş Milli takım; 3 altın, 1 gümüş, 1 bronz madalyayla organizasyonu 107 puanla ikinci sırada tamamladı.
Türkiye’ye 68 kiloda Buse Tosun Çavuşoğlu, 72 kiloda Nesrin Baş ve 76 kiloda Yasemin Adar Yiğit altın, 50 kiloda Evin Demirhan Yavuz gümüş, 53 kiloda ise Zeynep Yetgil bronz madalya kazandırdı.
Milliler, THY’ye ait TK1044 sefer sayılı uçakla öğle saatlerinde İstanbul’a geldi.
Efrahim Kahraman: “Tarih yazan bir takımız”
İstanbul Havalimanı’nda basın mensuplarına açıklamalarda bulunan Kadın Güreş Milli Takımı Teknik Direktörü Efrahim Kahraman, “Müsabakalar beklediğimiz gibi oldu. Olimpiyat öncesi zor bir Avrupa Şampiyonası geçirdik. Biz tarih yazan bir takımız. Gerçekten burada kızlarımız adeta savaştı. Terlerinin son damlasına kadar mücadele eden tüm sporcularımızı tebrik ediyorum. Buraya kolay gelinmiyor şuan bizim Olimpiyatlara iki kotamız var. Şimdi başlıyoruz daha devam edecek. İnşallah olimpiyatlara tak takım gitmek istiyoruz” diye konuştu.
Yasemin Adar Yiğit: “2024 yılı kadın güreşinin tarih yazacağı bir yıl olacak”
Kadın güreşinde başarılarının yükselmeye devam ettiğini belirten Yasemin Adar Yiğit, “Takımın parçası olduğum için çok gururluyum. Benden başka üç tane daha altın madalya alan sporcumuz var. Gümüş madalya alan ve bronz madalya alan sporcular da var. Takım halinde de Avrupa ikincisi olduk. 2024 yılı kadın güreşinin tarih yazacağı bir yıl olacak diyebilirim. Bu sebepten dolayı da bütün takım arkadaşlarıma ve bize destek olan bakanlığımız ve federasyonumuza çok teşekkür ediyorum” şeklinde konuştu. Sporcu olmak isteyen genç kuşaklara da çağrıda bulunan milli gürelçi, “Güreş branşı zor bir branş, bana ilk zamanlar bu sporu yapamayacağımı söyleyenler çok olmuştu ama ben bunlara hiçbir zaman inanmadım ve kendi bildiğim doğrultuda hayallerim için mücadeleye devam ettim. Onlar da hayalleri için mücadele etmeye devam etsinler ve ülkelerinin en iyi şekilde temsil edip bayrağımızı dalgalandırsınlar” dedi.
Buse Tosun Çavuşoğlu: “Tarihi bir başarıya imza atarak dönüyoruz”
Kadın güreşinin sürekli zirvede olan bir branş olduğunu aktaran Buse Tosun Çavuşoğlu ise, “Bizler 2022 yılında Avrupa şampiyonu olmuştuk. Bu sene ülkemize ikinci olarak dönüyoruz ama tarihi bir başarıya imza atarak dönüyoruz. 3 altın madalyayla gerçekten çok zorlu bir müsabaka atlattık diyebiliriz” açıklamasında bulundu.
Nesrin Baş: “Çok mutlu ve gururluyum”
Nesrin Baş da, şampiyonaya çok iyi hazırlandıkları ifade ederek, “Çok iyi emek verdik, çok çalıştık ve sonunda güzel dereceler elde ettik. Takımımız gerçekten çok iyi tarih yazmış bir takımız. Avrupa ikincisi olduk. Ülkeme altın madalyamı kazandırdım. Çok mutluyum ve çok gururluyum” değerlendirmesinde bulundu. – İSTANBUL
]]>Romanya’nın başkenti Bükreş’ten tarifeli uçakla İstanbul Havalimanı’na gelen ay-yıldızlı kafile, aileleri ve yakınları tarafından çiçeklerle karşılandı.
Havalimanında AA muhabirine açıklamalarda bulunan Kadın Güreş Milli Takımı Teknik Direktörü Efrahim Kahraman, “Avrupa Şampiyonası güçlü bir organizasyon. Olimpiyat öncesi büyük bir şampiyona geçirdik. Bizim için önemli bir sınav oldu. Üç altın alarak tarihi bir başarıya imza attık. Takım halinde Avrupa ikincisi olduk.” dedi.
2024 Paris Olimpiyat Oyunları hedefiyle çalıştıklarını aktaran Kahraman, “Yolumuz daha uzun. Bu yıl 2024 Paris Olimpiyat Oyunları var. Bunun için çalışacağız. Altı kotayı da almak istiyoruz. Şu anda Evin Demirhan Yavuz ve Buse Tosun Çavuşoğlu’nun kotası var. Yasemin Adar Yiğit büyük bir sakatlık geçirdi. Bel fıtığından ameliyat geçirmesinden kısa süre sonra 7. kez Avrupa şampiyonu oldu. Bu da ayrı bir gurur. Azerbaycan’da nisan ayında yapılacak olimpiyat eleme turnuvasında en az 3 kota daha alarak yolumuza devam etmek istiyoruz.” ifadelerini kullandı.
Milli sporcuların görüşleri
Milli takım kaptanı Yasemin Adar Yiğit, 2024’ün Türk kadın güreşi için tarihi bir yıl olacağını söyledi.
Kariyerinin 7. Avrupa şampiyonluğunu elde eden Yasemin, “Çok mutlu ve gururluyuz. Bireysel olarak 7. kez Avrupa şampiyonu oldum. Türk kadınını en iyi şekilde temsil etmeye çalışıyorum. Bayrağımız göndere çekilip İstiklal Marşı çalındığında hepimizin tüyleri diken diken oluyor. 2016’da benimle başlayan bir serüven var. İlk bendim. Şimdi benimle birçok genç kızımız var. Onların burada olması beni çok mutlu ediyor ve bana gurur veriyor. Onlarla birçok ilki başarıyoruz. Çok güzel bir takımımız var. İnşallah 2024 Türk kadın güreşi için tarihi bir yıl olacak.” diye konuştu.
Geçen yılki dünya şampiyonasına sakatlığı nedeniyle katılamadığını aktaran milli güreşçi, “Sakatlığımdan dolayı operasyon geçirdim. Altı ay gibi kısa bir sürede toparlanıp mindere döndüm. Bu Avrupa Şampiyonası’nda, ‘Ben buradayım.’ diyerek yeniden kendimi gösterdim. İnşallah önce nisan ayındaki elemelerde kota alarak Paris Olimpiyatları’na gitmeyi hedefliyorum.” değerlendirmesinde bulundu.
68 kiloda geçen yıl kazandığı dünya şampiyonluğunun ardından bu yıl da Avrupa şampiyonu olan Buse Tosun Çavuşoğlu ise “Hayalim altın madalyayla ülkeme dönmekti. Son 3 şampiyonada final maçlarını 5 saniye kala kaybetmiştim. Artık bu şanssızlığı kırdım ve ülkeme altın madalya ile döndüm. İnşallah darısı olimpiyatlara. Hedefim ve hayalim olimpiyatlar. İnşallah orada da aynı duyguları yaşamak istiyorum. Paris’ten olimpiyat şampiyonu olarak ülkeme dönmek istiyorum. Çok kısa süre kaldı. Bu süreyi en iyi şekilde değerlendirmemiz gerek.” ifadelerini kullandı.
72 kiloda altın madalya kazanan Nesrin Baş da “Takım halinde çok iyi hazırlanmıştık. Çok emek verdik, alın teri döktük. Avrupa ikincisi olarak güzel bir başarı elde ettik. Daha önce de Avrupa şampiyonu olarak tarih yazmıştık. Bu yıl da 3 altın madalya alarak yeni bir tarih yazmış olduk. Arkadaşlarım sonuna kadar mücadele etti. Ben son Avrupa şampiyonunu yenerek 21 yaşımda ilk kez Avrupa şampiyonu oldum. Çok mutlu ve gururluyum. Hedefim her zaman İstiklal Marşı’mızı dinletmek, bayrağımızı zirveden asla indirtmemek, Türk kadının gücünü göstermek.” şeklinde görüş belirtti.
50 kiloda gümüş madalya alan Evin Demirhan Yavuz ise “Çok iddialı bir takımla gittik. Beklentimiz takım halinde ilk 2’de yer almaktı. Bireysel olarak ilk kez ikinci oldum. 2022’de Avrupa Şampiyonu olmuştum. Büyükler Avrupa Şampiyonası’nda her yıl madalya alıyorum. Bu istikrarı sürdürmek benim için çok önemliydi. 2024 Paris Olimpiyatları’na hazırlanıyorum. Bu şampiyona da bizim için motive edici oldu. Madalyaya ne kadar yakın olduğumuzu gördük. Takım halinde çok başarılıydık. Herkes kendi sıkletinde en iyisi olmak için mücadele etti.” değerlendirmesinde bulundu.
Üç altın, birer gümüş ve bronz madalya alındı
Kadın Güreş Milli Takımı, Romanya’dan 5 madalyayla döndü.
Milli takım, 3 altın, 1 gümüş, 1 bronz madalyayla organizasyonu 107 puanla 2. sırada tamamladı. Ukrayna 112 puanla birinci, Azerbaycan ise 68 puanla üçüncü oldu. 2022’de Avrupa şampiyonu, 2023’te ikinci olan milli takım, 2024’te de ilk ikide yer aldı.
Türkiye’ye 68 kiloda Buse Tosun Çavuşoğlu, 72 kiloda Nesrin Baş, 76 kiloda Yasemin Adar Yiğit altın, 50 kiloda Evin Demirhan Yavuz gümüş, 53 kiloda ise Zeynep Yetgil bronz madalya kazandırdı.
]]>CHP’den Bandırma Belediye Başkan aday adayı olan ancak aday gösterilmeyen mevcut Bandırma Belediye Başkanı Av. Tolga Tosun, sessizliğini bozdu. Bir basın toplantısı gerçekleştiren Belediye Başkanı Av. Tolga Tosun, partisindeki vefasızlıktan dolayı kırgın olduğunu dile getirdi. Belediye Başkanı Av. Tolga Tosun, “Biz 5 yıl boyunca başarılı bir şekilde hizmet ettik ama bir teşekkürü bile çok gördüler. Ahmet Akın, Ensar Aytekin ve Serkan Sarı bir kere arayıp teşekkür etmedi. Genel merkezimizden de arayan olmadı,” ifadelerinde bulundu.
Bandırma Belediye Başkanı Av. Tolga Tosun, “Aday gösterilmediğim bu süreçte o kadar çok telefon aldım ki, herkes bu nasıl oldu diye soruyor. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, ben kendi işimde bile böyle çalışmadım. Neden mi? Çünkü burası hizmet makamı. Ben hep daha çok hizmet etmek için uğraştım. Bu konuda içim rahat. Bandırma’ya hizmet ettiğim için çok gururluyum ve mutluyum. Kimseye kızgın değilim. Sadece son 1 haftada üzüldüğüm noktalar oldu ve herkesin kafasında neden aday gösterilmediğimize yönelik sorular var. Çünkü bizim bağlı olduğumuz Balıkesir İl Başkanlığımızın 4 yıldır yaptırdığı anketlerde benim aleyhime bir durum yok. Bir sıkıntı yok. Memnuniyetle ilgili sıkıntı yok. Tabi ki bu süreçte sürekli olarak asparagas, karalama haberler yapıldı. En son ben de kendim bir anket yaptırdım. Ben ona göre aday olup olmamaya karar verecektim. Anket objektif olacaktı. Bunu özellikle istedim. Çünkü kaybedeceğim bir seçime girmek istemem, Bandırma’da CHP’ye kaybettiren adam olarak anılmak istemem. Anketten yüzde 58-65 civarında memnuniyet çıktı. Veriler böyle çıkınca ben de aday oldum. Ankara’ya hep gittik, geldik. Problem yok. Tabi ki her gelen genel başkan kendi ekibiyle çalışmak ister. Buna bir şey diyemezsin, çok doğal. Bu ekip işi ama benim kırıldığım nokta bunun bana söylenmesi lazımdı. Bize adaylığımız noktasında bir problem olmadığı söylendi. Bizimle çalışmak istemeyebilirsiniz ama bu söylenmeliydi. Ankara’ya gittik, geldik ama adaylığımız gelmedi. Hem Bandırma’da hem Ankara’da aleyhimize kampanya yürütüldü ama ben kimsenin arkasından iş çevirmedim. Her zaman herkesin yanında oldum. Ne istenirse onu yaptım. Yeri geldi abi, yeri geldi kardeş oldum. Hizmetlerimi gösterdim, kimseye saygısızlığım olmadı. Herkese hep destek olduk. Kırıldığım nokta şu. Bu iş bize söylenmediği gibi benim aday gösterilmediğim sonraki süreçte de bir kez bile aramadılar. Bir teşekkürü çok gördüler. Ahmet Akın, Ensar Aytekin ve Serkan Sarı bir kere arayıp teşekkür etmedi. Genel merkezimizden de arayan olmadı. Bizi arayıp emeklerimiz için bir teşekkür etmediler. Bunu bile çok gördüler. Bugün basın toplantım var diye dün akşam arayanlar oldu. 5 gündür kimseden ses çıkmamıştı. Dün akşam Ahmet Akın ve İl Başkanımız Erden Köybaşı aradı. Tek istediğim bir teşekkürdü. 5 günlük süreçte bir kişi aramadı. Aynı şey Tancan Barçın için de geçerli. Onu da aramamışlar. Bandırma’da bize destek olanların kalbi kırıldı. Bir de tabi ki Büyükşehir için yarışılacak. Benim kalbimi almanız gerekmez mi?” diye konuştu
Kalbinin değer verilmemekten dolayı kırgın olduğunu kaydeden Tosun, “Dün Balıkesir’de bir toplantı yapıldı. Biri, “Tolga’nın kalbini almamız lazım” diye konuşmuş. Benim kalbim sadece değer verilmemekten kırık. Almak lazım ama neredesiniz? Ben kinci bir adam değilim, gönlüm alınır. Sorun değil. Dursun abi beni ilk gün arasaydı telefonu açardım. 5 yıl önce ben onu aramıştım ama telefonumu açmamıştı. Bir daha aramıştım, yine açmamıştı. Dursun abi, bizden randevu istediğini söylemiş. Bizden randevu istemedi. Hepsinin kaydı bizde var. İşler artık değişti. Belediyede hiçbir şey 2019’daki gibi değil. Randevu isteyen herkesin kaydı tutuluyor. Ses kaydı yapılıyor. Randevu isteyen kişinin hangi konu ile ilgili aradığı bile bana önceden bildiriliyor. Dursun abi, sana soruyorum bir kere aramak zor muydu? Sen benden randevu istesen, zaten ilk baş sen gelirdin. Randevu istemedi, aramadı. İnanır mısınız, acaba ben mi arayım Dursun abiyi diye bile düşündüm. Yedi eller aradı ama bizimkiler aramadı. Bizi, diğer partilerden de arayan oldu. Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal benim çok yakın arkadaşım. O aradı, hatta teklifte de bulundu. Memleket Partisi’nden de aradılar ama benim öyle bir niyetim yok. Benim başka bir partiye gitme ya da bağımsız aday olma gibi bir niyetim yok. Bandırma’da iki seneden bu yana, alternatif ofis adı altında karalama kampanyası yürütülüyor. Ben başka partiye gideceğim diye tehdit etmem, kapalı kapılar ardında gizli anlaşmalar yapmam. Size kaybettiririz demem. Ben CHP’nin neferiyim. Ben bölen, ayrıştıran, kaybettiren pozisyonda olmayacağım,” dedi. – BALIKESİR
]]>ABD’de açıklanan makroekonomik verilerden alınan sinyallerin, yatırımcıları ABD Merkez Bankası’nın (Fed) politika faizini öngörülünden daha geç düşürmeye başlayacağı ancak güçlü ekonomik aktivitenin şirket karlılıklarını destekleyebileceği bir dönemle baş başa bıraktığı görülüyor.
Ülke ekonomisinin “yumuşak iniş” yapabileceği beklentilerinin güçlü kalması, para piyasalarında Fed’in ilk faiz indirimi adımı atacağı tarihin ötelenmeye devam etmesinin etkilerini törpülüyor.
Yapay zeka alanında sürdürülen yeni ürün tanıtımları ve bu alandaki çalışmaların şirket değerlemelerini zorlaştırması teknoloji şirketlerinin hisse fiyatlarında oynaklığı artırırken, piyasalardaki temkinli pozitif algı ABD ve Japonya’da endekslerin rekor seviyelere yakın seyretmesinde etkiliyor.
ABD’de, geçen hafta açıklanan makroekonomik verilere göre, Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) ocakta yıllık bazda yüzde 3,1 ve aynı dönemde Üretici Fiyat Endeksi (ÜFE) de yıllık bazda yüzde 0,9 artışla beklentileri aştı. Bu dönemde ÜFE, aylık bazda son beş ayın en yüksek artışını kaydetti.
Para piyasalarında, sene başında yüzde 85 ihtimalle Fed’in martta faiz indirimine başlayacağına yönelik fiyatlamalar geçen hafta kapanışı itibarıyla yüzde 10’a indi. Bankanın ilk faiz indirimine haziran toplantısında gitme olasılığı yüzde 75 ile fiyatlanıyor.
Analistler, ABD enflasyonunda güçlü duruşun devam etmesinin Fed’in ne zaman faiz indirimlerine başlayacağına yönelik belirsizlikleri artırdığını vurgulayarak, bankanın önümüzdeki hafta açıklanacak olan toplantı tutanaklarında, gelecek dönemde atılacak adımlara ilişkin ipuçları aranacağını söyledi.
Fed yetkililerinin sözle yönlendirmeleri de geçen hafta takip edilirken, Atlanta Fed Başkanı Raphael Bostic, faiz indirimlerinin bu yaz başlamasını desteklediğini ancak daha olumlu enflasyon verilerinin daha erken bir başlangıç tarihine izin verebileceğini ifade etti.
San Francisco Fed Başkanı Mary Daly de bu yıl 3 faiz indiriminin “makul” bir beklenti olduğunu kaydetti. Daly, gerekirse sabırlı davranarak hızlı hareket etmekten kaçınacaklarını, ekonomi gelişirken de hızlı şekilde tepki vermeye hazır olacaklarını dile getirdi.
Richmond Fed Başkanı Thomas Barkin ise son enflasyon verilerinin faiz oranlarını düşürmeye başlamadan önce neden daha fazla veri görmek istediklerinin önemini gösterdiğini vurguladı.
Öte yandan geçen hafta Fed, bankaların ciddi resesyonda bile hane halkları ve işletmelere borç verebilmelerini sağlamaya yardımcı olacak 2024 stres testi senaryolarını yayımladı.
Bankadan yapılan açıklamada, bu yıl 32 bankanın stres testine tabi tutulacağının bilgisi verilerek, bu bankaların ticari ve konut amaçlı gayrimenkul piyasalarının yanı sıra kurumsal borç piyasalarında artan stresle ciddi bir küresel resesyona karşı test edileceği aktarıldı.
Bu yılki senaryoda, ABD’de işsizlik oranının 6,5 puan artışla yüzde 10’luk zirveye ulaştığı belirtilen açıklamada, bu artışa ciddi piyasa oynaklığı, şirket tahvili marjlarında genişleme, konut fiyatlarında yüzde 36 ve ticari gayrimenkul fiyatlarında yüzde 40 düşüş dahil varlık fiyatlarında “çöküş”ün eşlik ettiği kaydedildi.
Dolar endeksi, son 3 yılın en yüksek seviyesini test etti
Dolar endeksinin yükseliş eğilimini üst üste yedinci haftaya taşıması dikkati çekti. Bu hafta, 105’e çıkarak yaklaşık son 3 ayın en yüksek seviyesini test eden dolar endeksi, haftayı yüzde 0,2 artışla 104,3 seviyesinden kapattı.
Enflasyon verilerinin beklentileri aşmasının ardından tahvil piyasalarında satış ağırlıklı seyir devam ederken, ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi yaklaşık 12 baz puanlık artışla yüzde 4,29’dan haftayı kapattı.
Güçlü dolar endeksi ve yüksek tahvil faizlerinin altının alternatif maliyetini artırmasıyla düşüş eğilimini üst üste ikinci haftaya taşıyan altının ons fiyatı ise haftayı yüzde 0,6 azalışla 2 bin 12 dolardan tamamladı.
İsrail-Filistin çatışması nedeniyle Orta Doğu’da artan gerginlik ise petrol fiyatları üzerinde etkili olmaya devam ediyor. Brent petrolün varil fiyatı geçen hafta yüzde 1,4 değer kazancıyla 82,8 dolara çıktı.
New York borsasında endeksler rekor yürüyüşüne ara verdi
ABD’de devam eden bilanço sezonunda hafta boyunca tahminlerin üzerinde gelen şirket karlılıkları pay piyasalarında yeni zirvelerin test edilmesine yardımcı olurken, geçen hafta ülkede açıklanan enflasyon verilerinin beklentileri aşması risk iştahını törpüledi.
Dünya genelinde yapay zeka alanında faaliyet gösteren teknoloji şirketlerine ilişkin haber akışı da gündemin odağındaki yerini koruyor.
Hafta boyunca piyasaların odak noktasında yer alan ABD’li çip üreticisi Nvidia’nın dün Google’ın üst kuruluşu Alphabet’in piyasa değerini geride bırakırken, ABD’li bilgi teknolojileri şirketi Super Micro Computer’a ilişkin değerlemelerin revize edilmesiyle şirketin hisse fiyatındaki oynaklık dikkati çekti.
Son bir haftada yüzde 46 değer kazanan Super Micro Computer’ın hisse fiyatı, dün gelen kar satışlarıyla haftayı yüzde 8,5 artışla tamamlarken, yılbaşından bu yana da yaklaşık yüzde 175 yükseliş kaydetti.
Öte yandan, yapay zeka şirketlerinin uygulamaların yeni özelliklerini tanıtmaya devam etmesi, yatırımcıların odak noktasının teknoloji şirketleri üzerinde kalmasına yardımcı oluyor.
ABD’li teknoloji şirketi Microsoft’un gelecek iki yıl içinde Almanya’ya çoğunluğu yapay zeka alanında olmak üzere 3,2 milyar avroluk yatırım yapmayı planladığı bildirilirken, San Francisco merkezli teknoloji şirketi OpenAl da geçen hafta metin komutlarıyla gerçekçi ve yaratıcı sahneler oluşturabilen yapay zeka modeli Sora’yı tanıttı.
Makroekonomik veri tarafında ise ABD’de Michigan Üniversitesince ölçülen tüketici güven endeksi de şubatta 79,6’ya çıkmasına rağmen piyasa beklentilerinin altında kaldı.
Ülkede yapımına başlanan yeni konut sayısı ise ocakta yüzde 14,8 azalışla 1 milyon 331 bine gerileyerek Nisan 2020’den bu yana en büyük düşüşü kaydetti.
ABD’de sanayi üretimi ocakta aylık bazda öngörülerin aksine yüzde 0,1 gerilerken, Fed New York şubesinin açıkladığı imalat endeksi de şubatta eksi 2,4 ile beklentilerin üzerinde gerçekleşmesine rağmen imalat sektöründe daralma yaşandığını gösterdi.
Söz konusu gelişmelerin ardından New York borsasında, Nasdaq endeksi yüzde 1,34, S&P 500 endeksi yüzde 0,42 ve Dow Jones endeksi yüzde 0,11 azalışla haftayı tamamladı.
19 Şubat ile başlayan haftada, pazartesi günü tatil nedeniyle piyasalar kapalı olacak. Çarşamba günü Fed toplantı tutanakları, perşembe günü haftalık işsiz maaşı başvuruları, mevcut konut satışları ve öncü Satınalma Yöneticileri Endeksi (PMI) verileri takip edilecek.
Avrupa borsalarında pozitif seyir öne çıktı
Avrupa borsalarında geçen hafta pozitif seyir hakim olurken, Avrupa Merkez Bankası (ECB) Başkanı Christine Lagarde dün, Avro Bölgesi’nde enflasyonun hedefe doğru gerilediğini, ancak yüzde 2’lik hedefin yakalanmasından emin olmak için daha fazla veriye ihtiyaç duyduklarını söyledi.
Analistler, ECB’nin faiz indirimlerine haziranda başlayabileceğine yönelik fiyatlamaların güçlü kalmaya devam ettiğini belirterek, bankanın haftaya açıklanacak olan son toplantısına ilişkin tutanaklarda, gelecek dönemde atacağı adımlara yönelik işaretlerin aranacağını dile getirdi.
Avrupa Birliği (AB) Komisyonu, satın alma gücünün zayıflaması ve yüksek faiz oranlarının kredileri azaltmasıyla Avro Bölgesi’nde bu yılki ekonomik büyüme beklentisini yüzde 1,2’den yüzde 0,8’e indirdi.
Geçen hafta bölge genelinde açıklanan veriler karışık sinyaller vermeye devam ederken, İngiliz ekonomisi geçen yıl ekim-aralık döneminde yüzde 0,3 ile beklentinin üzerinde küçüldü ve son iki çeyrektir daralarak teknik resesyona girdi.
Ülkede, TÜFE ocakta aylık bazda yüzde 0,6 ile beklenenden daha fazla azalırken, yıllık bazda ise yüzde 4 ile tahminlere paralel artış gösterdi.
Avro Bölgesi’nde sanayi üretiminin ise geçen yılın aralık ayında kasıma göre yüzde 2,6 artışla beklentileri aşması dikkati çekti.
Hafta içinde 1,0700 seviyesine kadar gerileyerek son 3 ayın en düşük seviyesini test eden avro/dolar paritesi, haftayı yüzde 0,1 azalışla 1,0780’den tamamladı.
Geçen hafta İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 1,84, Almanya’da DAX endeksi yüzde 1,13, Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 1,58 ve İtalya’da MIB 30 endeksi yüzde 1,84 değer kazandı.
Gelecek hafta çarşamba günü ECB toplantı tutanakları, perşembe günü bölge genelinde öncü PMI ve Avro Bölgesi’nde enflasyon, cuma günü ise Almanya’da büyüme verileri takip edilecek.
Asya’da da pozitif seyir hakim oldu
Asya pay piyasalarında geçen hafta alış ağırlıklı seyir öne çıkarken, hafta boyunca Çin pay piyasalarında yeni yıl tatili nedeniyle işlem gerçekleşmedi.
Japonya’da Nikkei 225 endeksinin yaklaşık son 34 yılın zirvesine yakın seyretmesi dikkati çekerken, söz konusu yükselişte ülkenin en büyük şirketlerinden olan Softbank’ın hisse fiyatının yüzde 5 değer kazanması da etkili oldu.
Analistler, Softbank’taki yükselişte, şirketin çip tasarımcısı Arm Holdings’te pay sahibi olmasının önemli rol oynadığını belirterek, Japonya Merkez Bankası (BoJ) yetkililerinin de faiz artırımı için acelelerinin olmadığı yönündeki açıklamaların bölgede risk iştahını desteklediğini ifade etti.
BoJ Başkanı Kazuo Ueda hafta içi yaptığı açıklamada, iş gücü piyasasındaki sıkı duruşun devam ettiğini belirterek, şirketlerin artan maliyetlerinin fiyat artışlarına yansıyabileceğini düşündüklerini söyledi.
Öte yandan, ülkede açıklanan verilere göre, GSYH 4’üncü çeyrekte bir önceki çeyreğe göre yüzde 0,1 gerileyerek beklentilerin altında kaldı. Öngörüler, Japonya ekonomisinin ilgili dönemde yüzde 0,2 büyüyeceği yönündeydi.
Yükseliş eğilimini üst üste üçüncü haftaya taşıyan dolar/yen paritesi, geçen haftayı yüzde 0,6 artışla 150,2 seviyesinden tamamlayarak, son üç ayın en yüksek haftalık kapanışını gerçekleştirdi.
Söz konusu gelişmelerin ardından haftalık bazda Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 4,31, Hong Kong’da Hang Seng endeksi yüzde 3,77 ve Güney Kore’de Kospi endeksi yüzde 1,10 değer kazandı.
19 Şubat ile başlayan haftada, pazartesi Japonya’da makina siparişleri, salı Çin Merkez Bankasının (PBoC) faiz kararı, çarşamba Japonya’da dış ticaret fazlası ve perşembe Japonya’da öncü PMI verileri yatırımcıların odağında olacak.
Borsa rekor kırmaya doymuyor
Yurt içinde, geçen hafta alış ağırlıklı seyir izleyerek, yükseliş eğilimini üst üste yedinci haftaya taşıyan Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi, haftayı yüzde 2,26 artışla 9.250,36 puandan tamamlayarak tüm zamanların en yüksek günlük ve haftalık kapanışını gerçekleştirdi.
Endeks, gördüğü en yüksek seviye rekorunu da 9.306,34 puana taşırken, gelecek hafta Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) faiz kararı yatırımcıların odağına yerleşti.
AA Finans’ın beklenti anketine katılan ekonomistlerin tümü, TCMB’nin perşembe günü politika faizini sabit bırakmasını bekliyor. Ekonomistlerin yıl sonu politika faizi beklentilerinin medyanı ise yüzde 36,25 oldu.
Analistler, Para Politikası Kurulu (PPK) metninde bankanın gelecek dönemde izleyeceği politikalara ilişkin ipuçları aranacağını söyledi.
Geçen hafta, düşüş eğilimini sürdüren Türkiye’nin 5 yıllık kredi risk primi (CDS) 291 baz puana indi.
Ayrıca, dün açıklanan TCMB Piyasa Katılımcıları Anketine göre, TÜFE’de yıl sonu artış beklentisi yüzde 42,96’ya çıkarken, 12 ay sonrası için yüzde 39,09’dan yüzde 37,78’e geriledi.
Dolar/TL, haftayı bir önceki kapanışın yüzde 0,6 üzerinde 30,8519’dan tamamladı.
Haftaya yurt içinde pazartesi günü kısa vadeli dış borç istatistikleri, salı günü uluslararası yatırım pozisyonu, çarşamba günü tüketici güven endeksi, perşembe günü TCMB’nin faiz kararının yanı sıra haftalık para ve banka istatistikleri, cuma günü ise kapasite kullanım oranı verileri takip edilecek.
Analistler, BIST 100 endeksinde teknik açıdan 9.300 ve 9.500 seviyesinin direnç, 9.200 ve 9.000 puanın destek olarak öne çıkabileceğini belirtti.
]]>Görgün, Antalya’daki Belek Turizm Merkezi’nde düzenlenen “Savunma ve Havacılık Sanayiinde Küresel Stratejiler Konferansı”nda yaptığı konuşmada, uluslararası ilişkiler siyasi, ekonomik, askeri ve teknolojik ilişkilerden oluşan dört sütunlu bir yapı olarak düşünülürse bu konuların kesişim noktasında savunma sanayiinin bulunduğunu belirtti.
Küresel gelişmelerin savunma sanayiinin faaliyet alanını gittikçe genişlettiğine dikkati çeken Görgün, uluslararası siyasetin klasik aktörü olan devletler ve uluslararası kuruluşlara, çok uluslu şirketler, lobiler, sivil toplum kuruluşları, terör ve suç şebekelerinin de eklendiğini kaydetti.
Görgün, bütün bunlara dijital dönüşüm ve yeni teknolojiler de eklendiğinde tehditlerin ve bunlarla baş etme yöntemlerinin sürekli bir yarış içerisinde olduğu bir dünyayla karşı karşıya kaldıklarını anlatarak, salgın dönemi ve Rusya-Ukrayna Savaşı’nın savunma sanayiinin muharebe alanıyla sınırlı kalamayacağını, gıda güvenliği, halk sağlığı gibi kavramlardan da ayrı düşünülemeyeceğini gösterdiğini vurguladı.
Son dönemde bölgedeki savaşlar, terör tehditleri, sınır güvenliği ve mülteci akımları gibi gelişmelerin savunma sanayiini kamuoyunda öne çıkan bir kavram haline taşıdığını aktaran Görgün, “Rusya-Ukrayna savaşı, NATO’nun ve Avrupa’nın adeta unutmaya başladığı konvansiyonel tehditleri yeniden gündeme getirmiştir. Dünyada Ukrayna dışında da 56 ülkede 2022 yılı itibariyle silahlı çatışma yaşandı. Bunların üçünde Ukrayna, Myanmar ve Nijerya’da 10 binin üzerinde yaşamın yitirildiğini görüyoruz.” dedi.
Görgün, Vilnus Zirvesi’nde müttefik ülkelerin Rusya-Ukrayna savaşından çıkan dersler ışığında NATO’nun savunma sanayii alanında karşılaştığı sorunlara yönelik çok önemli bir bildirge üzerinde anlaştığının altını çizerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu bildirgeyle savaş ekonomisi mantığına hızla geçiş yapabilmek amaçlandı. Mühimmat ve diğer kritik ürünlerin üretiminde sürat ve kapasiteyi artırma ve savunma teçhizatının birlikte çalışabilirliğini hedefleyen Savunma Üretimi Eylem Planı üzerinde mutabık kılındı. NATO müttefikleri, Ukrayna’da sahadan Rusya gibi bir konvansiyonel tehdit karşısında sıcak çatışma ortamında ihtiyaçların hızlıca üretilip teslim edileceği bir savunma sanayii kapasitesinin tesisi, savunma üretim zincirlerinin özellikle müttefikler arasında işbirliğinin geliştirilmesi suretiyle hızlandırılması, müttefiklerin NATO standartlarında ürettikleri ekipman ve mühimmatın birbiriyle çalışabilirliğinin geliştirilmesi gibi 3 önemli ders çıkarttı.”
Türk firmalara, NATO ihalelerine katılım önerisi
Savunma sanayi alt yapısının sadece Türkiye’nin değil müttefiklerinin de ihtiyaçlarına yetişecek şekilde daha da büyüme ihtiyacı ve fırsatı ile karşı karşıya olduğuna işaret eden Görgün, “NATO ülkelerinin yüzde ikilik orandaki taahhüdünün, savunma bütçelerinde çok büyük artışlara neden olacağı aşikardır. Bu da standartlarında üretim yaptığımız NATO üyeleri ve ortaklıklarıyla birlikte 50 ülkelik büyük ve küresel bir pazara dönüştürmektedir. Bizim için de özellikle teknolojisi gelişmiş Avrupa ülkeleriyle ortak üretim imkanı açısından karşılıklı faydaya dayalı önemli bir fırsat doğmuş bulunmakta olup savunma sanayii iş gücümüz hem niteliği hem de maliyeti açısından NATO için eşsiz bir fırsat sunmaktadır.” ifadelerini kullandı.
NATO Savunma Yatırım Programı, Askeri Bütçe ve Sivil Bütçesi için 2024 yılında toplam 8 milyar avroluk bir kaynak ayırdığını belirten Görgün, tüm firmalara NATO ihalelerine katılım gibi kendilerine hedef koymalarını önerdi.
Haluk Görgün, NATO’nun hem uzun vadeli geliştirme programlarına hem de hazır alım ihalelerine firmaların büyük önem vermesi gerektiğini vurguladı.
Görgün, başkanlık olarak NATO ihaleleri ve iş imkanları konusunda farkındalığı arttırıcı çalışmalar, ziyaretler, eğitim faaliyetleri ve konferanslar yapmayı planladıklarını dile getirerek, “Türkiye, NATO’nun en büyük ve saygın bir üyesidir. Kurallara, şartnamelere uygun hazırlayıp teklif sunulan ihalelerde firmalarımızın şansı diğer üyelerle eşit olacaktır.” şeklinde konuştu.
SIPRI’nin yayınladığı listede, geçen yıl ASELSAN, BAYKAR, TUSAŞ ve ROKETSAN’ın ilk 100 firma içerisinde yer aldığı bilgisini veren Görgün, Türk savunma sanayiinin gelişen teknolojisi ve artan ihracat kapasitesiyle, dünya çapında pek çok ülkenin imreneceği bir seviyeye ulaştığını kaydetti.
“Savunma sanayiimiz son 10 yılda 185 ülkeye 230 çeşit ürün ihraç etti”
Savunma sanayiindeki ihracatın sürdürülebilirliğinin sektörün geleceği için önem taşıdığının altını çizen Görgün, şöyle konuştu:
“2002 yılında sadece 248 milyon dolar olan savunma ve havacılık ihracatımız yıldan yıla kat be kat arttı. 2022 yılında 4,364 milyar dolar olan savunma ve havacılık sanayii ihracat rakamımız 2023 yılında yüzde 27’lik artışla 5,5 milyar dolara ulaştı. Firmalarımız 2023 yılında toplam değeri 10,240 milyar doları aşan sözleşmeler imzaladı. Savunma sanayiimiz son 10 yılda 185 ülkeye 230 çeşit ürün ihraç etti. Bu büyüme Türk savunma sanayii ürünlerinin dünya pazarında bir marka haline gelmesinin sonucudur. Türkiye’de kilogram başına ihracat tutarı ortalamada 1,57 dolar iken, savunma sanayiimiz geçtiğimiz yıla oranla kilogram başına ihracat değerini yüzde 14 arttırarak 65 doları aşmış ve ekonomimize ve dolaylı olarak toplumsal refaha yüksek bir katkı sağlamıştır.”
Görgün, bu başarıyı sürdürmek için Ar-Ge ve inovasyona yatırım yapmaya, uluslararası işbirliklerini güçlendirmeye ve yeni pazarlara açılmaya devam etmeleri gerektiğini, yerli ve milli vizyon ile gelecek nesilleri teknolojiyi tüketen değil, tasarlayan, üreten ve ihraç eden bir konuma taşıyacaklarına inandığını kaydetti.
“Geleceğe yönelik hedeflerimiz büyük ve vizyonumuz net”
Yapay zeka, robot ve otonom araçlar, ileri malzemeler, nanoteknoloji, biyoteknoloji ve kuantum bilgisayarlar gibi alanlarda kaydedilen gelişmelerin, hem tehditlerin hem de bunlarla savaşma vasıtalarının da durmak bilmeyen bir yarış içinde olacağına işaret ettiğini anlatan Görgün, şunları kaydetti:
“Bu ortam, dinamik stratejik planlara, hızlı karar alma mekanizmasına, kararları uygulama iradesine ve kesintisiz finansman imkanlarına olan ihtiyacı arttırmıştır. Bu noktada da ifade etmek isterim ki Savunma Sanayii Başkanlığımız da işte tam bu ihtiyaçları karşılamak için çok büyük bir öngörüyle teşkilatlandırılmış olup günümüzde de en üst seviyede desteklenmektedir. Geleceğe yönelik hedeflerimiz büyük ve vizyonumuz net. Yerli ve milli üretim vizyonuyla bizlere liderlik eden ve çalışmalarımızı her daim destekleyen Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a bu vesile ile burada bir kez daha şükranlarımı arz ediyorum.”
“Türk savunma sanayiinin küresel pazardaki konumunu daha da güçlendireceğiz”
Görgün, savunma sanayiinde yakalanan başarının sürdürülebilirliği için önlerindeki dönem stratejilerinde verimlilik, ihracat, dijital güvenlik ve dönüşüm ile çift kullanımlık öncelikli amaçları arasında yer aldığını dile getirerek, şunları kaydetti:
“Bununla birlikte çığır açan teknolojiler, finansal kaynakların çeşitlendirerek artırılması, insan değerleri yaklaşımının geliştirilmesi, çevik yönetim, sanayimizdeki yeteneklerin KOBİ ve yeni girişimleri destekleyecek şekilde etkin kullanımı ile kaynak yönetimi ve ömür devri yönetimi konuları da odaklanacağımız diğer alanlar arasında olacak. Savunma sanayiindeki başarılar Türkiye’yi savunma ve güvenlik teknolojilerinde uluslararası bir lider ve yol gösterici yapma hedefimize doğru attığımız adımların bir yansımasıdır.
Önümüzdeki dönemde, kendi ihtiyaçlarımızı en maliyet etkin şekilde çözmeye ve dost ile müttefik ülkelerimizle de işbirliği seviyemizi azami seviyeye çıkarmaya devam edeceğiz. BAYKAR gibi öncü firmalarımızın ve sektörümüzdeki diğer tüm paydaşların katkılarıyla uluslararası başarılarımızı daha da ileriye taşıyacağımıza olan inancım tamdır. Yaptığımız her işte güçlü bir irade ve sürdürülebilir bir ihracat stratejisiyle Türk savunma sanayiinin küresel pazardaki konumunu daha da güçlendireceğiz.”
]]>Abdullah Oğuz, filmin hem Fenerbahçe için önem taşıdığını hem de Milli Mücadele’nin anlatıldığı bir yapım olduğunu belirterek, “Bildiğim kadarıyla hiçbir Milli Mücadele filmi bu perspektifte anlatılmamış. Biz futbol üstünden anlattık. 5 yıllık epik bir hikaye anlatıyoruz. Umarım duygulanacak, iyi bir film seyredecekler.” dedi.
Abdullah Oğuz, filmin hem Fenerbahçe için önem taşıdığını hem de Milli Mücadele’nin anlatıldığı bir yapım olduğunu belirterek, “Bildiğim kadarıyla hiçbir Milli Mücadele filmi bu perspektifte anlatılmamış. Biz futbol üstünden anlattık. 5 yıllık epik bir hikaye anlatıyoruz. Umarım duygulanacak, iyi bir film seyredecekler.” dedi.
Oyuncu kadrosuna da değinen Oğuz, “Onlar beni seçti. İnandılar bana. Beraber yürüdük.” ifadelerini kullandı.
Yapımda Fenerbahçe’nin kurucu üyesi ve efsane kaptanı Galip Bey’i oynayan Kubilay Aka, gurur duydukları bir iş yaptıklarını söyleyerek, “Fenerbahçe takımı 100 yılı aşkındır kötü hiçbir şeye bulaşmamış ve Atatürk’ün izinden gitmiş bir takım. Gururla setteydim, oradaydım. İyi ki de oradaydım. Ağabeylerimle bütün arkadaşlarımla çok eğlendik. Hem çekerken bizim eğlendiğimiz hem de gerçekten saygı duyduğumuz bir iş oldu. O yüzden güzel, unuttuğumuz duygularla baş başa kalacağımızı düşünüyorum, izlerken.” diye konuştu.
– “Kariyerimde manevi değeri en yüksek iş”
Fenerbahçe başkanı rolünü üstlenen Nejat İşler, filmin renginin sarı lacivert olduğunu vurgularken, tek bir sahnede yer aldığını kaydeden Birce Akalay ise “Tek bir sahne ama umarım hakkını verebilmişimdir.” dedi.
Oyuncu Yiğit Özşener de kariyerinde manevi değeri en yüksek iş olduğunu belirterek, şunları söyledi:
“Bir memlekette çok özel şeyler yapacak, çok büyük başarılara imza atacak, çok farklı insanlar bulunabilir ama önemli olan onunla beraber yürüyebilecek, aynı yöne bakabilecek, onunla koşabilecek insanları bulabilmek. Bu bir Mustafa Kemal filmi değil, Mustafa Kemallerin filmi. Dolayısıyla filmi seyrettikçe Mustafa Kemalleri, kurtarıcı beklemeyenleri, kendisini kurtarıcı kabul eden, kendisinde o gücü bulan insanları göreceksiniz.”
Oyuncu Timuçin Esen de güzel bir ekiple çalıştıklarını aktararak, “Güzeldi bu filmin içinde yer almak, bir Fenerbahçeli olarak özellikle, başka bir değeri var. Güzel bir film çıktığını düşünüyor, ümit ediyorum.” değerlendirmesinde bulundu.
“Vera” karakterini canlandıran oyuncu Gonca Vuslateri, çok kıymetli bir hikayede çok kıymetli bir rolü kendisine verdiği için yönetmen Abdullah Oğuz’a teşekkür etti.
– “Biz sahada yapalım işimizi”
Fenerbahçeli futbolcu İrfan Can Kahveci, hem Türkiye’nin hem de Fenerbahçe tarihinin en önemli günlerini anlatan filmin galasında olduklarını belirterek, “Biz de çok heyecanlıyız. Çok özel oyuncular var kadroda, bazıları da arkadaşlarımız. Onlar olunca ayrı bir heyecanlıyız. Bütün detayları izlemek için sabırsızlanıyoruz. Kubilay Aka’yla sürekli konuşuyoruz. Nejat abimiz de sürekli maçlara geliyor. Kulübümüzün ve ülkemizin en önemli olaylarından birisini izlemek için geldik.” diye konuştu.
Kendisi için futbol oynamanın önemine değinen Kahveci, Çaykur Rizespor maçına işaret ederek, “Biz sahada yapalım işimizi. Önümüzdeki her maçı kazanmak istiyoruz. Sahaya çıkıp elimizden geleni yapacağız.” dedi.
Türkiye Voleybol Federasyonu Başkanı Mehmet Akif Üstündağ da hayırlı olsun temennisinde bulunarak, “Filmi heyecanla ve merakla bekliyorum. Güzel bir film olduğunu düşünüyorum.” değerlendirmesinde bulundu.
2023’te oynadıkları müsabakalardan başarıyla çıkan A Milli Kadın Voleybol Takımı’nın yaz mevsiminde yapılacak olimpiyatlarda altın madalya kazanması durumunda filminin çekilip çekilmeyeceği yönündeki soru üzerine Üstündağ, şunları aktardı:
“Bizim belgeselimiz çekiliyor. Her yıl çıtanın nereye çıktığını görüyoruz. Bu belgeseli yaptık. Olimpiyatlarda altın madalya gelirse, hiçbir ülkeye nasip olmayan, Avrupa Şampiyonluğu, Milletler Ligi şampiyonluğu, namağlup olimpiyat elemeleri şampiyonluğu kazanılmış olacak. Böyle bir durumda film neden çekilmesin, tabii ki çekilir. (Filmde) Ben oynamam. Ben sahada dahi oynamadığıma göre, filmde de oynamam. Sizin gibi merakla bekler ve seyrederim.”
– “Fenerbahçe’nin kuruluşundan Cumhuriyet’in kuruluşuna olan dönemi anlatıyor”
Fenerbahçe Kulübü Eski Yönetim Kurulu Üyesi ve Fenerbahçe Kulübü Eski Divan Kurulu Başkanı Vefa Küçük de filmi heyecanla beklediğine işaret ederek, şöyle konuştu:
“Fenerbahçe’nin kuruluşu, ülkemizin o dönemde içinde bulunduğu zor şartlar, Çanakkale savaşları, ardından Kurtuluş Savaşı… O dönemde futbolcular askere alınarak savaşa katıldı. Anadolu’ya silah kaçırdılar. Sonra da Harington Kupası’nı kazanarak ülkemize sevinç kattılar. Lozan müzakereleri sırasında, bu galibiyet oradaki heyete büyük moral verdi. Bu film Fenerbahçe’nin kuruluşundan Cumhuriyet’in kuruluşuna olan dönemi anlatıyor.”
Galatasaray ile Fenerbahçe arasındaki şampiyonluk yarışına da değinen Küçük, “Lig yarışında Fenerbahçe inşallah ipi göğüsleyecek. Temennimiz o.” dedi.
Fenerbahçe Eski Yöneticisi ve Saran Holding Yönetim Kurulu Başkanı Sadettin Saran ise “Burada olmak da böyle bir filmin yapılmış olması da gurur verici. Hep beraber keyifle izleyeceğiz.” ifadelerine yer verdi.
Süper Lig ve TFF 1. Lig’in yayın haklarıyla ilgili Saran Holding’in ihaleyi alıp almayacağına dair yöneltilen, “Yayın haklarını almak istiyor musunuz?” sorusuna ise Saran, “İnşallah. Onu sonra konuşalım. Bu gece Fenerbahçe gecesi.” cevabını verdi.
Saran, Fenerbahçe Başkanı Ali Koç’un haziran ayında gerçekleştirilecek seçimli genel kurulda aday olmayacağını açıklaması üzerine kendisinin Fenerbahçe başkanlığına adaylığıyla ilgili olarak “Ali Bey, Divan Kurulu’nda gerekeni söyledi. Bu gece film için buradayız.” diye konuştu.
Galaya katılanlar arasında Ali Koç’un yanı sıra Fenerbahçeli yöneticiler, sporcular ve ünlü oyuncular da yer aldı.
– Film hakkında
“Zaferin Rengi”, 1919’da işgal altındaki İstanbul’da düşman kuvvetlerine karşı örgütlenerek Anadolu’da başlatılan direnişin hikayesini, General Harington Kupası etrafında kurgulayarak beyazperdeye taşıyor.
Yarın vizyona girecek filmde Kubilay Aka, Gülper Özdemir, Nejat İşler, Timuçin Esen, Yiğit Özşener, Gonca Vuslateri, Yılmaz Adam Bayraktar ve Birce Akalay rol aldı.
]]>Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Macaristan Dışişleri ve Dış Ticaret Bakanı Peter Szijjarto ile bugün Bakanlık’ta görüştü. İki Bakan görüşmelerinin ardından ortak basın toplantısı düzenledi. Fidan, şunları kaydetti:
“AB TÜRKİYE’YE YAKLAŞIMINDA KİMLİK SİYASETİNİ SONA ERDİRMELİ”
“Karşılıklı üst düzey ziyaretlerle kapsamlı iş birliğimizi daha da pekiştirmekteyiz. Başbakan sayın Orban ile Bakan sayın Szijjarto’yu Antalya Diplomasi Forumu vesilesiyle Mart ayı başında Antalya’da misafir edeceğiz.
Macaristan yılın ikinci yarısında Temmuz itibariyla Avrupa Birliği (AB) dönem başkanlığını üstlenecek. AB’nin stratejik düşünerek artık Türkiye’ye yaklaşımında kimlik siyasetini sona erdirmesi gerekmekte. Aynı zamanda Türkiye-AB ilişkileri bazı ülkelerin siyasi hesaplarına kurban edilmemelidir. Neticede AB’nin ülkemizin üyeliğine yönelik tavrında daha rasyonel düşünmesini ve bölgesel refaha ve istikrara katkı sağlayacak bir tutum benimsemesini bekliyoruz. AB üyeliğimizin önündeki engellerin aşılmasında ve AB ile ilişkilerimizin gelişmesinde Macaristan’ın değerli katkı ve desteğinin devamına güveniyoruz. Macaristan’ın AB dönem başkanlığında Gümrük Birliği’nin güncellenmesi ve vize serbestisi gibi konularda ilerleme sağlanmasını temenni ediyoruz.
Ukrayna’daki savaşın bir an önce uluslararası hukuk temelinde adil bir barış yoluyla sonlanması arzumuzu dile getirdik. Türkiye de Macaristan da barış müzakerelerine şans verilmesi gerektiğine inanıyo, bu inancımızı bir kez daha karşılıklı olarak teyit ettik.”
SZIJJARTO: “UMARIM KURTARMA ÇALIŞMALARI BAŞARIYLA SONUÇLANIR”
Macaristan Dışişleri ve Dış Ticaret Bakanı Szijjarto ise şöyle konuştu:
“Katolik toplumuna, yakın geçmişte gerçekleşen saldırı nedeniyle taziyemizi, başsağlığımızı ve dayanışmamızı ifade etmek istiyorum. Bir Katolik olarak teşekkürümü ifade etmek istiyorum Türk hükümetine ve Türk yetkililerine son derece etkin önlemler aldıkları ve olayları işleyenleri hızlıca ortaya çıkardıları için.
Maden faciası, toprak kayması nedeniyle Türkiye’nin vatandaşlarına taziyelerimi iletmek istiyorum. Umarım ki kurtarma çalışmaları başarıyla sonuçlanır.
Biz Türkiye’ye Macaristan ve Avrupa açısından güvenliğimizin anahtar rolüne sahip bir ülke olarak bakıyoruz. Bugün AB önündeki zorluklarla Türkiye olmadan baş edemeyiz.
“YASA DIŞI GÖÇMENLERİN AVRUPA’YA ULAŞMASINI ENGELLEYEMEZSEK AVRUPA’YI KAYBEDECEĞİZ”
AB’nin Türkiye’ye ihtiyacı var. Yasa dışı göçmenlerin Avrupa’ya ulaşmasını engelleyemezsek Avrupa’yı kaybedeceğiz ve biz bunu istemiyoruz. Bunun için sürekli olarak yasa dışı göç baskısının frenlenmesi için Türkiye’yi destekliyoruz.
Enerji güvenliğine istinaden şunu söylemem gerekiyor: Bizim için doğal gaz tedariği Türkiye’siz mümkün değildir. Türkiye bu konuda en önemli ülke, en güvenilir ve en öngörülebilir transit ortağımızdır. Macar doğal gazı tedariğinin sağlanmasında size teşekkür etmek istiyorum. Enerji güvenliği konusunu siyasi veya ekonomik silah olarak kullanmıyorsunuz.
Türkiye’nin terörizme karşı adımlarını takdirle karşılıyoruz. Günümüzde bütün dünya terör tehdidiyle karşı karşıyadır.
“DÖNEM BAŞKANLIĞIMIZDA AB-TÜRKİYE ORTAKLIK KONSEYİ’NİN TEKRAR TOPLANMASINI ARZU EDİYORUZ”
AB’nin Türkiye gibi öylesine ortaklara ihtiyacı vardır ki, daha sıkı işbirliğiyle belki de geçtiğimiz dönemde kaybedilen rekabet gücü elde edilebilir. Temmuz ayının başından itibaren başlayacak olan Macar dönem başkanlığında AB ile Türkiye arasındaki Gümrük Anlaşması’nın modernleştirilmesi ve kapsamının daha da arttırılması konusuna öncelik vereceğiz. Vize işlemlerinin kolaylaştırılması konusunda da ilerleme kaydetmek istiyoruz. Dönem başkanlığımızda AB ile Türkiye arasındaki Ortaklık Konseyi’nin tekrar toplanmasnı arzu ediyoruz.”
]]>Siemens Türkiye ve İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü (İYTE) önemli bir iş birliğine imza attı. Dijital endüstri, Ar-Ge ve yazılım alanlarında çalışmalara ve deneylere olanak sağlayacak laboratuvar, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü Gülbahçe Kampüsü’nde hizmete açıldı.
Laboratuvarın açılışı; Siemens Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Hüseyin Gelis, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü (İYTE) Rektörü Prof. Dr. Yusuf Baran, Siemens Türkiye Yönetim Kurulu Üyesi ve CFO’su Thomas Kolbinger, Siemens Türkiye Dijital Endüstriler Genel Müdürü Kerim Oal, Siemens Türkiye Teknoloji Başkanı Erdem Alptekin, Siemens Türkiye Kurumsal İletişim ve Kamu İlişkileri Direktörü Özlem Özkaya, Siemens Türkiye İnsan ve Organizasyon Direktörü Aslı Kunur, Siemens Türkiye Baş Hukuk Müşaviri Bige Yücel ve İYTE Üst Yönetimi, akademisyenleri, idari personeli ve öğrencilerinin katılımıyla gerçekleşti.
Açılışta konuşan Siemens Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Hüseyin Gelis, Siemens Türkiye’nin iş birliği kapsamında laboratuvar açılışının yanı sıra yazılım lisansları ve eğitimleri konusunda da genç yetenekleri desteklediğini belirterek sözlerine şöyle devam etti: “Siemens olarak her zaman geleceğe ve yeniliğe odaklı bir şirket olduk. Günümüzün en önemli kavramı olan dijitalizasyonda dönüşüme liderlik ediyor; inovasyon, teknoloji ve mühendislik alanlarındaki uzmanlığımızı, dijital dönüşümün hızlı ve etkili şekilde gerçekleşmesi için seferber ediyoruz. Tüm bu yatırım ve çalışmalarımızın yanı sıra genç nesillerin niteliklerini arttırmasına ve ülkemizin ihtiyacı olan yetkin mühendislerin yetiştirilmesine katkı sağlamak için özellikle üniversitelerimizle de anlamlı iş birlikleri gerçekleştiriyoruz. Bugün İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü iş birliğinde açılışını yaptığımız laboratuvarda da genç yeteneklerimizin önemli çalışmalar yapacaklarına ve dijital endüstri uygulamalarının gelişimine katkı sağlayacaklarına olan inancım tam. Laboratuvar, mühendislik başta olmak üzere pek çok alanda teorik bilgilerini pratik uygulamalarla desteklemeleri için genç yeteneklerimize çalışma alanı sağlayacak. Bu alanda geleceğin uygulayıcıları olan öğrencilerimiz daha yolun başındayken güçlü bir temel edinebilecek. Bu temel, sentez becerilerini geliştirmeleri, böylece gençlerimize yeni sorunlara yeni yanıtlar üretebilmeleri için gerekli iç görü ve donanım ile inovatif fikirler üretebilen, açık fikirli gençler olarak yetişmesine önemli bir katkı sağlayacak.”
İYTE Rektörü Prof. Dr. Yusuf Baran ise açılışta yaptığı konuşmasında, “Biz İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü’nde insanlığın problemlerini öngörebilen ve sorunlara evrensel çözümler üretebilen nitelikli bilim insanları, araştırmacılar, girişimciler, lider bireyler yetiştiriyoruz” dedi. Bir ülkenin en büyük sermayesinin nitelikli insan kaynakları olduğuna vurgu yapan Rektör Baran sözlerini şu şekilde sürdürdü: “İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü’nde kurduğumuz inovatif ekosistemde daha hızlı çıktılar elde edebilmek adına ulusal-uluslararası üniversite sanayi iş birliklerine büyük önem veriyoruz. Bu kapsamda, Enstitümüz ile Siemens Türkiye arasında kurduğumuz iş birliğinin somut çıktılarından biri olarak bugün kampüsümüze kazandırdığımız “Dijital Endüstri Laboratuvarı” sevgili öğrencilerimizin eğitimine önemli katkılar sunacaktır. Değerli İYTE Dostumuz ve Danışma Kurulu Üyemiz Siemens Türkiye CEO’su Sayın Hüseyin Gelis ve Siemens Türkiye yönetim ekibine bu anlamı büyük destek için teşekkür ediyorum. Enstitümüzde, güçlü akademik kadromuz, ekosistemimizin baş aktörlerinden Teknopark İzmir’imiz ve öğrencilerimizle ülkemizin yüksek teknoloji üretmesine katkıda bulunacak projeler üretmeye devam edeceğiz. Üniversite-sanayi iş birliklerinin bilginin nihai ürüne dönüşmesi sürecinde büyük önem teşkil ettiğine ve bugün açılışını yaptığımız laboratuvarın yeni projelere zemin oluşturacağına yürekten inanıyorum. Bu vesileyle, Enstitümüze destek veren tüm İYTE Dostlarımıza teşekkür ediyor; laboratuvarımızın İYTE’mize hayırlı uğurlu olmasını diliyorum.”
Siemens Türkiye Teknoloji Başkanı Erdem Alptekin ise yaptığı konuşmada Siemens Türkiye’nin insanı ve toplum faydasını merkeze koyarak yeni teknolojiler geliştirdiğini, bu sayede faaliyetlerini uzun yıllardır sürdürebildiklerini belirterek sözlerine şöyle devam etti: “Teknoloji geliştirmek için başta üniversiteler olmak üzere çeşitli kurum ve paydaşlarımızla iş birlikleri yürütmeyi çok önemli buluyoruz. Açılışını yaptığımız ‘Dijital Endüstri Laboratuvarı’ da genç yeteneklerimize eğitim ve araştırma imkanı sağlayacak. Laboratuvarın eğitim ve araştırmanın yanı sıra partnerlerimizle ortak oluşum yeri olmasını da arzu ediyoruz. Burada mühendislik tasarımları, analizler ve simülasyonları uygulayabileceğiz.” – İSTANBUL
]]>Kurum, Yeşilköy’de düzenlenen, SİZTEM İstanbul ile şehri güçlendirme, yenileme ve vatandaşı koruma projelerini tanıtmak için düzenlenen “Risksiz İstanbul” toplantısına katıldı.
Burada konuşan Murat Kurum, anlatacağı her bir projenin ne zaman başlayıp, ne zaman biteceğinin ve maliyetinin belli olduğunu vurgulayarak, “İşlerimizin üstüne bu kadar düşmemizin nedeni İstanbullu kardeşlerimizin topyekun mutluluğudur. Bugün İstanbul’umuzu yöneten CHP’li mevcut yönetim, 5 yılın sonunda her alanda başarısız oldu. İstanbullular bu başarısızlıklarla geçen yılların ardında artık çaresiz değildir. Çare, insanı merkeze alan hizmet anlayışıdır.” şeklinde konuştu.
“600 bin yuvamızın acilen dönüşmesi gerekiyor”
Son 100 yılda Türkiye’nin depremlerden çok büyük zarar gördüğünü ve 130 binden fazla canın kaybolduğunu anlatan Kurum, olası İstanbul depreminin bir milli güvenlik sorunu olacağını hep söylediğini hatırlattı. Kurum, şöyle devam etti:
“Bu güzel şehrin 39 ilçesinde 7,5 milyon evimiz, iş yerimiz var. 1,5 milyon yuvamız şu an sağlıksız durumda. 600 bin yuvamızın acilen dönüşmesi gerekiyor. Bu kadar acil olan bir konuda CHP’li mevcut yönetim ne yapıyor? Ne acıdır ki tek bir olumlu adım dahi atmadılar. İstanbullular şunu çok iyi biliyor, artık gerçek belediyeciliğin neferleri sahaya çıktı. Risksiz bir İstanbul’a ulaşmak için projelerimizi bütüncül bir planlamayla 6 temel başlıkla gerçekleştireceğiz. Riskli yapılarımızı dönüştüreceğiz. Yeni sosyal konutlar inşa edeceğiz. Bunları yaparken de kent meydanlarımızı ve tarihi değerlerimizi ihya edeceğiz. Sanayi alanlarımızı dönüştürecek ve bir taraftan da iklim değişikliğiyle mücadeleyi yapacağız.”
“Türkiye’nin kentsel dönüşümünü başlatmış kadrolarız”
İstanbul kimliğini her yatırımlarına yansıtacaklarını vurgulayan Kurum, “Türkiye’nin kentsel dönüşümünü İstanbul’dan milletimizle birlikte başlatmış kadrolarız. Türkiye’nin bugüne kadar her yerinde 2 milyon 200 bin konutun dönüşümünü gerçekleştirdik. 1 milyon 300 bin sosyal konutu inşa ettik. İstanbul’a geldiğimizde 12 yılda 800 bin bağımsız bölümü yeniledik.” ifadelerini kullandı.
Mevcut İBB yönetiminin, verdiği sözleri tutmadığını söyleyen Kurum, “Mevcut İBB yönetimi, çalışmadı, üretmedi. ‘Deprem seferberliği ilan ediyoruz’ dediler. Ortada eserleri yok. ‘İstanbul’u 5 yılda depreme hazırlarız’ dediler tek bir hazırlıkları yok. ‘Her yıl 20 bin, 5 yılda 100 bin konut dönüştüreceğiz’ dediler sözlerini tutmadılar. ’15 bin sosyal konutu bitireceğiz’ dediler. Yine sözlerini tutmadılar. Bu millet, bu ihmalkarlığı affetmeyecek ve 31 Mart’ta sandıkta hesabını soracaktır.” diye konuştu.
“İstanbul’da 5 yılda 650 bin konut inşa edilecek”
Bakanlığı döneminde Türkiye genelinde yaşanan doğal afet ve depremlerde yaptıklarına dikkati çeken Kurum, afetlere dirençli, risksiz bir İstanbul için çalışacaklarını, kente 5 yılda 650 bin konut inşa edileceğini, bu konutların 300 bininin KİPTAŞ eliyle inşa edileceğini ve ödemenin yarısının İBB tarafından karşılanacağını anlattı.
Evini KİPTAŞ ile dönüştürenlere 700 bin lira hibe desteği, 700 bin lira kredi desteği sağlanacağını da duyuran Kurum, “Ödemeler 5 bin 833 liradan başlayan taksitlerle olacak.100 bin lira taşınma ve kira yardımı ödenecek. Başvurular 15 Nisan’da başlayacak. Tespit ve değerlendirme, sözleşme, proje ve ruhsatlandırma işlemlerinin ardından evler 18 aya kadar teslim edilecek.” değerlendirmesinde bulundu.
“İstanbul’un ekonomisi güçlendirilecek”
Murat Kurum, 650 bin yeni yuvanın 250 bininin vatandaşların anlaştığı özel sektör firmaları eliyle dönüştürüleceğini ve binaların bulunduğu alanlara dair imar düzenlemelerinin hayata geçirileceğini belirterek, 250 bin alt sektörün harekete geçirileceğini dile getirdi.
“İstanbul’un ekonomisi güçlendirilecek. Kentsel dönüşüme özel 39 ilçeye hizmet verecek 100 bin sosyal konut üretilecek. Bu evler satılamayacak, evleri dönüşüme giren yuva sahiplerine çok düşük fiyatlara kiralanacak. 39 ilçenin tamamına ve en riskli mahallelere Kentsel Dönüşüm Ofisleri kurulacak.” diyen Kurum, 800 bin kişiye istihdam sağlayan İstanbul sanayisinde işletmelerin yüzde 77’sinin şehir merkezlerinde kaldığını, yüzde 62’sinin ise düzensiz dağınık yapıda olduğunu ve trafiğe ek yükle oluşan hava kirliliği ile afet risklerine neden olan mevcut durumun İstanbul için risk oluşturduğunu aktardı.
“Sokaklar ve meydanlar yeniden düzenlenecek”
Bu riskleri ortadan kaldıracakları ve Eminönü-Sirkeci sahil bandı düzenlemesiyle İstanbul’a nefes aldıracakları sözünü veren Kurum, yapacakları hizmetleri şöyle sıraladı:
“Eminönü sahil yoluyla yola bağlantılı sokakları ve meydanlar düzenlenecek. Sirkeci Tren Garı kapsamlı bir çevre düzenlemesinden geçecek. Kıble Çeşme Caddesi üzerindeki tarihi yapılar hızla restore edilecek. Eminönü’ne masal tadında bir cadde hediye edilecek.Fatih Camisi Külliyesi ve çevresindeki sokaklar düzenlenecek. Yürüyüş ve bisiklet yolları eklenecek, yapının ruhuna uygun peyzaj hayata geçirilecek. Sultanahmet ve Süleymaniye Camilerinin çevresindeki yapılar düzenlenecek. Tarihi Haydarpaşa Tren Garı’ndan başlayıp, Kadıköy Meydanı’ndan Moda’ya uzanan kıyı düzenlemesi yapılacak.”
“350 kilometre dere ıslah projesi yapılacak”
İstanbul’daki 39 ilçe meydanının dönüştürüleceği, Çengelköy ve Ataşehir’e yeni meydanlar kazandırılacağını kaydeden Kurum, 5 yılda toplam uzunluğu 350 kilometre olan dere ıslah projesi yapılacağını ve bakımsızlığa mahkum edilen dere çevrelerinin de sosyal donatı alanlarıyla zenginleştirileceğini dile getirdi.
İstanbul’un afet yönetimine dair projelerinin 1 Nisan tarihinde süratle başlatılacağına işaret eden Kurum, “Afet yönetiminde öncelik önleme ve risk azaltma olacak. Bu bağlamda Bütünleşik Afet Yönetim Sistemi kurulacak. Sistem içinde, güçlendirilmiş gerçek zamanlı haberleşme altyapısı, gözlem ağları, tahmin ve erken uyarı sistemleri, elektronik risk izleme sistemleri, anlık durum tespit sistemleri, karar destek sistemleri, dayanıklılık analizi ve planlama platformu bir arada çalışacak.” dedi.
İstanbul’un dijital ikiz projesi sayesinde, şehrin afetlere karşı hazırlıklı olmasını sağlayacak bir yazılım elde edileceğini söyleyen Kurum, “Atatürk Havalimanı Millet Bahçesi’nde, Afet Yönetim Merkezi kurulacak. Yapımı devam eden millet bahçesine entegre şekilde kurulacak olan Afet Yönetim Sistemi’nin tüm bileşenleri tek merkezden yönetilecek. Merkezde İBB birimleri ile lojistik destek merkezi bir arada bulunacak.” değerlendirmesini yaptı.
“Afet lojistik merkez sayısı 7’ye çıkacak”
Murat Kurum, afet lojistik merkezlerinin sayısının 1’den 7’ye çıkarılacağının bilgisini paylaşarak, “Atatürk Havalimanı, İstanbul Havalimanı, Sabiha Gökçen Havalimanı, Samandıra Askeri Hava Üssü, Alibeyköy, Yenikapı ve Maltepe’de 6 yeni lojistik destek merkezi yapılacak.” diye konuştu.
Bunların yanı sıra 9 noktada, içinde afet destek birimleriyle her türlü iletişim altyapısı hazır olan afet müdahale merkezleri kurulacağını anlatan Kurum, “39 ilçede bulunan toplanma ve geçici yaşam alanları, alt ve üst yapıları afete hazır hale getirilecek. İlaç, su, gıda ve diğer önemli malzemelerin hava yoluyla hızlıca taşınması için helikopterlere 65 tane daha eklenecek.” dedi.
İstanbul’un mevcut 2 acil durum hastanesine ek olarak Arnavutköy ve Pendik’te 2 yeni acil durum hastanesi yapılacağı müjdesi veren Kurum, 8 hasta yakını konaklama merkezi kurulacağından bahsetti.
Afet Farkındalık Akademisi kurulacağını da aktaran Kurum, İstanbulluların afetlerle baş etme kapasitesinin artırılacağını sözlerine ekledi.
]]>Vatikan’ın mutlak lideri Papa Francesco’dan sonra ikinci en üst düzey görevde bulunan Devlet Sekreteri Kardinal Pietro Parolin, geçen Salı akşamı gazetecilerin sorularını yanıtlarken Vatikan’ın pozisyonunu şöyle açıkladı:
“Bir yandan 7 Ekim’de yaşananları açık ve kayıtsız şartsız biçimde kınıyoruz, her türlü Yahudi karşıtlığını açık ve kayıtsız şartsız kınıyoruz. Ancak aynı zamanda [Gazze’deki] operasyonu meşrulaştırmak için ileri sürülen İsrail’in savunma hakkının orantılı olmasını talep ediyoruz. 30 bin ölüm kesinlikle orantılı değil.”
Kardinal Parolin, “Yaşananlardan, bu katliamdan hepimiz öfke duyuyoruz” diye ekledi.
Bu sözlerin ardından İsrail’in Vatikan Büyükelçiliği dün sert bir açıklama yaptı. Büyükelçilik, “Kardinal Parolin, Hamas kaynaklarına göre Gazze’de 30 bin Filistinlinin öldürülmesinin, İsrail’in 7 Ekim katliamına tepkisinin orantısız olduğunu gösterdiğini belirtti. Bu acınası bir açıklamadır” dedi.
Parolin’i “tüm koşulları ve verileri dikkate almadan” konuşmakla ve hatalı sonuçlara varmakla suçlayan İsrail Büyükelçiliği, Gazze’deki sivillerin de 7 Ekim saldırısında payı olduğunu öne sürdü.
Açıklamada ayrıca, öldürülen her Hamas militanı başına üç sivilin hayatını kaybettiği, bunun Suriye, Irak ve Afganistan’daki “Batı operasyonlarında” görülen oranlardan daha düşük olduğu da öne sürüldü.
Vatikan gazetesi: Katliamı durdurun
Vatikan ile İsrail arasında yaşanan bu atışmaya, Vatikan’ın yayın organı L’Osservatore Romano da dahil oldu.
Gazetenin baş sayfasında dün “Katliamı durdurun” başlıklı bir makale yayımlandı.
Vatikan’ın İletişim Departmanı Yayın Yönetmeni Andrea Tornielli tarafından yazılan makalede, Parolin’in sözleri ile geçmişte Papa Francesco’nun yaptığı çağrılara yer verildi.
Tornielli, “Hiç kimse Gazze Şeridi’nde yaşananları terörle mücadelede ‘tali hasar’ olarak tanımlayamaz. Savunma hakkı, İsrail’in Ekim kıyımının sorumlularını adalete teslim etme hakkı bu katliamı meşrulaştıramaz” dedi.
Vatikan lideri Papa Francesco da daha önce hem 7 Ekim’deki Hamas saldırısını hem de İsrail’in Gazze operasyonunu eleştirmişti. Papa, Gazze’de sivillerin öldürülmesini “terör” olarak da tanımlamış ve birçok kez saldırıların durdurulması çağrısı yapmıştı.
Parolin’in sözleri üzerine iki ülke arasında yaşanan gerginlik bugünkü İtalyan gazetelerinin baş sayfalarında yer aldı.
La Repubblica, “İsrail-Vatikan arasında kıvılcımlar”, Il Messaggero “İsrail ile Vatikan arasında gerilim”, Il Giornale “İsrail-Vatikan arasında soğukluk geri döndü” başlıklarını kullandı.
İtalya Dışişleri Bakanı da benzer açıklamalar yaptı
İtalya basını, Kardinal Parolin’in İsrail’in tepkisini çeken sözlerinin benzerlerinin, İtalya Dışişleri Bakanı tarafından da dile getirildiğini vurguladı.
İtalya Dışişleri Bakanı Antonio Tajani de hafta başında yaptığı açıklamada, “İsrail’in tepkisi orantısız hale geldi, Hamas’la ilgisi olmayan çok fazla kurban var” demişti. Tajani, Gazze’de yaşananın “soykırım” olarak tanımlanmasına karşı çıksa da “Fakat İsrail hata yapıyor, çok fazla sivil ölümüne yol açıyor” eleştirisinde bulunmuştu.
Parolin’in açıklaması da, Tajani’nin bu sözleri hakkındaki görüşlerinin sorulması üzerine geldi.
Öte yandan İtalya Temsilciler Meclisi geçen Salı günü, Gazze’de ateşkes çağrısı yapılan bir önergeyi kabul etti.
Muhalefetteki Demokratik Parti’nin (PD) girişimiyle oylanan önerge, hükümete Gazze’de acil bir insani ateşkes talep etmesi çağrısı yapıyor. Ayrıca İsrailli rehinelerin serbest bırakılmasını amaçlayan girişimlerin desteklenmesi de isteniyor.
PD lideri Elly Schlein, parlamentoda yaptığı konuşmada uluslararası hukuka saygı gösterilmesini talep ederek “Derhal bir insani ateşkesin sağlanması elzem ve acildir. Hükümet, Refah’ta yapılacağı duyurulan ve katliamla sonuçlanacak saldırıyı durdurmak için mümkün olan her şeyi yapmalıdır” dedi.
]]>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, BAE ve Mısır ziyareti dönüşünde uçakta gazetecilerin sorularını cevapladı. Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır’a gerçekleştirdiği ziyaretleri değerlendiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Hüsnü kabullerinden ötürü Birleşik Arap Emirlikleri Devlet Başkanı Sayın Şeyh Muhammed Bin Zayed Al Nahyan ile Mısır Cumhurbaşkanı Sayın Abdulfettah es-Sisi’ye teşekkür ediyorum. Birleşik Arap Emirlikleri’ni ziyaretimizde Dubai’de düzenlenen ve onur konuğu olarak davet edildiğimiz Dünya Hükümetler Zirvesi’ne katıldık. Zirve hitabımızda son 21 yılda siyasi istikrar, güçlü yönetim, demokrasi, diplomasi ve ekonomi alanlarında büyük adımlar atan Türkiye’nin tecrübelerini paylaştık. Ayrıca Gazze’deki krize ve Filistin davasına dair tavrımızı, kalıcı barış için çözüm önerilerimizi dile getirdik” dedi.
İsrail’in Filistin halkının en temel haklarını ve 1967 sınırlarında bir Filistin Devleti’nin kuruluşunu kabul etmeden barış olmayacağının altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bölgemizi adeta bir yangın yerine çeviren İsrail’in hukuk tanımaz, insanlık dışı, işgal, zulüm ve katliam politikalarıdır. Birleşik Arap Emirlikleri Devlet Başkanı Şeyh Muhammed Bin Zayed Al Nahyan ile her alanda ivme kazanan ikili ilişkilerimizi etraflıca ele aldık. Özellikle ticaret hacmimizin geçen yıl 20 milyar doları aşmış olmasından duyduğumuz memnuniyeti dile getirdik. İş birliğimizdeki ivmeyi koruyarak bu meblağı daha üst seviyelere taşıma noktasında mutabık kaldık. Geçen yıl tesis ettiğimiz Yüksek Düzeyli Stratejik Konsey’in ilk toplantısını en kısa sürede Türkiye’de gerçekleştireceğiz. Savunma sanayi projeleri, enerji ve yatırım konuları da gündemimizin üst sıralarındaydı. Uluslararası yatırım şirketlerinin üst düzey yöneticileriyle bir araya gelerek ülkemizdeki fırsatları değerlendirdik” dedi.
Zirve vesilesiyle katılımcı ülkelerden mevkidaşlarıyla görüşmeler gerçekleştirdiğini aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu kapsamda sırasıyla Maldivler Cumhurbaşkanı Sayın Muizzud, Libya Başbakanı Sayın Dibeybe ve Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi Başbakanı Sayın Barzani, Ruanda Devlet Başkanı Sayın Kagame ile görüşmeler gerçekleştirdik” dedi.
“Gazze’ye insani yardımların ulaştırılması noktasında Mısır özel bir yere sahip”
Dubai ziyaretinin ardından Kahire’ye intikal ettiklerini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Mısır Cumhurbaşkanı Sisi’nin daveti üzerine yaptığı bu ziyaretin de oldukça samimi, verimli ve başarılı geçtiğini belirterek, “Sayın Sisi’nin refikalarıyla birlikte havalimanına bizzat gelerek bizi karşılamasından hassaten memnuniyet duydum. Görüşmelerimizde son dönemde askeri ve savunma sanayii dahil her alanda ivme kazanan ilişkilerimizi ele aldık. Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi toplantımızı en kısa zamanda gerçekleştirme hususunda mutabık kaldık. Nisan ayı başında Sayın Sisi’nin yemin töreni söz konusu. Dolayısıyla nisan ya da mayısta Türkiye’ye bir ziyaret gerçekleştirecek. Afrika kıtasındaki en büyük ticari ortağımız Mısır’la ticaret hacminde 15 milyar dolar hedefimizi yakalamakta kararlıyız. İkili konuların yanı sıra Filistin başta olmak üzere bölgesel meseleler hakkında da görüş alışverişinde bulunduk. Gazze’deki katliamların bir an önce durdurulmasını, Filistin davasının kalıcı ve sürdürülebilir bir çözüme kavuşmasını teminen Mısır’la iş birliğimizi daha da artırma niyetindeyiz. Biliyorsunuz Gazze’ye insani yardımların ulaştırılması noktasında Mısır özel bir yere sahip. Biz de Gazze’ye insani yardımlarımızın iletilmesi hususunda Mısırlı kardeşlerimizle hep yakın iş birliği içinde olduk. Gazze’ye yardımların ulaştırılmasında sağladıkları kolaylıklar için kendilerine bir kez daha teşekkür ediyorum. Gazze’ye insani yardım sevkiyatlarını artırma ve daha fazla sağlık hizmeti götürme imkanlarını da ele aldık. İsrail’in Gazze halkını topraklarından sürgün etme politikası karşısında Mısır’ın dirayetli tutumunu takdirle karşıladığımızı ve desteklediğimizi Sayın Sisi’ye ifade ettim. Mısır’la koordinasyon içinde olmamızın bölgemizin barış, huzur ve istikrarına önemli katkı sağlayacağı şüphesizdir. Bu düşüncemizin Mısırlı kardeşlerimiz tarafından da paylaşılmasından bilhassa memnuniyet duyuyoruz. Ziyaretlerimizin hayırlara vesile olmasını diliyorum. Şahsıma ve heyetime gösterilen misafirperverlik dolayısıyla her iki ülke devlet başkanlarına tekrar teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı.
İnsani yardımların Gazze’ye ulaştırılması ile ilgili bazı olumlu gelişmelerin söz konusu olduğunu dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu gelişmeleri özellikle Mısır Cumhurbaşkanı Sayın Abdulfettah es-Sisi ile de görüştük. İsrail’i bu konuda sıkıştırmaya devam edeceklerini söylediler. Dışişleri Bakanımız Hakan Fidan da gerekli görüşmelerini sürdürüyor. Bizler de ağırlıklı olarak gerek Sayın Sisi’yle gerek Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres’le görüşmeler yapacağız. Amerika Birleşik Devletleri yetkilileri de bu konuda İsrail’e baskı yapmaya devam edeceklerini söylüyorlar. Gazze’ye ulaşan yardım tırı sayısı 200-250’ye kadar çıktı ancak bu yetersiz. Bu sayının 500-600 tır düzeyine çıkacağı söyleniyor. Bu rakama ulaşabilirsek ihtiyaçlar noktasında ancak çözümden söz edebiliriz. Diğer taraftan İsrail’in Refah bölgesine saldırıları her zamanki vicdansızlıkları. Konuyu sayın Sisi ile de görüştük. ‘Oradaki insanların güvenliğinden taviz vermemiz mümkün değil’ ifadesini kullandık. Düşünün sivillere ‘şu bölgeye gidin orası güvenli’ deyip oraya bomba yağdırmanın insani değerlerle, savaş hukukuyla, uluslararası hukuk ve insan hakları ile bağdaşır bir yönü var mı? İnsanlık, bu çığlığı bir an önce duymak zorundadır. Bu soykırıma sessiz kalmanın vebali de, hesabı da çok büyük. Tarih, o insanların göz göre göre katledilmesine göz yumanları yargılayacaktır. Bu soykırıma imza atanlar ise zaten şimdiden tarih önünde suçlu ilan edilmiştir” dedi.
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda İsrail’in yalnızlığını gerek Türkiye’nin, gerek dostların, gerekse dünyanın çeşitli yerlerindeki halkların tepkilerinin sağladığını kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, buna rağmen gelinen aşamada akan kanın durmadığını ifade etti. İsrail’in vahşi saldırılarının devam ettiğini belirten Erdoğan, “Bizim bu saldırıların başladığı günlerde kurmaya başladığımız ve sürekli tekrarladığımız cümleleri, özellikle Batılı bazı ülkelerin yetkilileri yeni yeni dillendirme noktasına geldiler. Barış çağrıları ne yazık ki Amerika Birleşik Devletleri’nin olumsuz yaklaşımları sebebiyle sonuçsuz kalıyor. Amerika bazı üst düzey yetkililerini güya bu işi çözmek üzere bölgeye gönderdiğini söylüyor ama netice alınamıyor. Durum her ne kadar böyle olsa da biz yine ateşkesi ve barışı sağlamak için çalışmaya devam ediyoruz. Çünkü başka çıkış yolumuz yok. Batı’dan da birileri bizimle irtibat kurduğu zaman onlara da bu konuları özellikle ifade ediyoruz. Onlara da ‘Bazı girişimlerde bulunalım, belki oralardan bazı neticeler alırız” diyoruz. Sürecin başında İsrail’in yanında yer almış bazı ülkelerin şimdi nasıl bir nedamet içerisinde olduklarını da görüyoruz. Biz kalıcı barış için gayretlerimizi sürdürüyoruz. Çözümün 1967 sınırları temelinde bağımsız, egemen, coğrafi bütünlüğe haiz ve başkenti Doğu Kudüs olan Filistin devletinin kurulması olduğu gerçeğini dünya artık görmezden gelemez. Türkiye sadece Filistinli kardeşlerini değil, insan haklarını, barışı, uluslararası hukuku da müdafaa etmektedir. Türkiye, bu konudaki samimiyetini en net biçimde ortaya koymuştur. Artık küresel sistemin yeni katliamların önünü açan bu çarpık yapısı değiştirilmeli ve etkin denetim mekanizmaları kurulmalıdır” diye konuştu.
“Mısır’a bu ziyaretimiz Sayın Sisi’nin çok ısrarlı davetiyle gerçekleşti”
Türkiye ve Mısır’ın bölgenin iki önemli ülkesi olduğunun altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “12 yıldan bu yana irtibatlarımız kesilmişti. Dünya Kupası’nda Sayın Katar Emiri Şeyh Temim’in devreye girmesiyle orada bir araya geldik ve normalleşme sürecini başlatmış olduk. Mısır’a bu ziyaretimiz Sayın Sisi’nin çok ısrarlı davetiyle gerçekleşti. Ben de kendilerine Yüksek Düzeyli Stratejik Konsey Toplantımızın gerçekleştirilmesini, bu adımın atılmasını teklif ettim. Kendileri de bunu kabul ettiler. Dışişleri bakanlarımız irtibatlarını devam ettirecekler. Büyük ihtimalle Sayın Sisi nisan veya mayısta Ankara’ya gelerek iade-i ziyareti gerçekleştirmiş olacak. Mısır ile hem kültürel hem tarihsel anlamda birlikteliğimiz, köklü bağlarımız bulunuyor. Biz Mısır ile sadece aynı tarihi değil, aynı denizi de paylaşıyoruz ve o denizin küresel denklemdeki önemi her geçen gün daha da artıyor. Diğer yandan dış politika, karşılıklı çıkar eksenli inşa edilir ve o zeminde yönetilir. Dolayısıyla iki ülkenin birlikte ve aynı istikamette senkronize adımları kuşkusuz çıkarınadır. Bizler de, Mısır tarafı da bu gerçekliğin farkında ve yeni dönem bu sağlam zemin üzerine bina ediliyor. Önümüzde çok kritik sınamalar var ve gelecekte dünyayı hangi öngörülemeyen zorlu süreçler bekliyor bilmiyoruz. Bu nedenle bugünden hem bölgemizde hem dünyada barışı ve huzuru korumak için bir arada olmak zorundayız. Önümüzde iki ülkeyi de kalkındıracak iş birliği alanları mevcuttur ve sırası geldikçe adımlar atılacaktır” ifadelerini kullandı.
“Amaç bize düşmanlık beslemek ise daha sıkı adımlar atmaktan da çekinmeyiz”
Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi Başbakanı Mesrur Barzani ile görüşmesini değerlendiren Cumhurbaşkanı Erdoğan şunları kaydetti:
“Türkiye dosta dosttur. Dışişleri Bakanımız Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanımız Yaşar Güler, MİT Başkanımız İbrahim Kalın arka arkaya seri bir şekilde Irak’a ziyaret gerçekleştirdiler. Bu ziyaretler Irak’taki bu olumsuz gelişmelerin oluşturduğu havayı yumuşattı ve Türkiye-Irak arasında gerek merkezi yönetim gerekse Kuzey Irak’la ilgili adımların atılması noktasında güzel gelişmeler oldu. Dürüstlük ve mertlikten taviz vermedikten sonra, özellikle sınırlarımızın dibinde bir teröristan kurulmasına müsaade edilmedikten sonra, biz bu bölgede her türlü adımı komşularımızla beraber atarız. Irak ve Suriye’nin toprak bütünlüğü noktasında bizim göstereceğimiz saygıyı kimse göstermez. Süleymaniye’nin bu olumsuz yaklaşımı ile ilgili defalarca uyarılar yaptık. ‘Burada yeni yeni, farklı bazı oluşumlar görüyoruz, bunlara fırsat vermeyin, yoksa yalnız kalırsınız’ dedik. Zira Süleymaniye her an her zaman elimizin üzerinde olduğu, soydaşlarımızın bulunduğu bir yer. Erbil yönetimiyle terörle mücadele konusunda yakaladığımız ivme olumlu bir istikamette ilerliyor. Fakat Süleymaniye, yani KYB yönetimi defalarca uyarmamıza rağmen terör örgütü PKK/YPG/PYD’ye kol kanat germeye maalesef devam ediyor. Şimdi yaptığımız görüşmede biz bu konuyu da gündeme getirdik ve uyarımızı yaptık. Kimse bizden farklı bir duruş beklemesin, gereken tepkiyi veririz. Bu meseleyi es geçemeyiz. Elimizden gelen adımları atıyoruz, atacağız. Birçok konuya tahammülümüz olabilir ancak konu bekamız ve milli güvenliğimiz ise müsamaha kapılarını sonuna kadar kapatır, gereği neyse yaparız. Amaç bize düşmanlık beslemek ise ona da verecek tepkimiz, alacağımız tedbirler vardır, daha sıkı adımlar atmaktan da çekinmeyiz.”
“Bu yol tam anlamıyla bir kazan kazan projesidir”
Kalkınma Yolu Projesi’nin BAE yönetimiyle Irak’ın ve Türkiye’nin de içinde yer aldığı dev bir proje olduğunun altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu projede Kuzey Irak’ın hassasiyeti ve Türkiye’nin hassasiyeti olduğunu kaydetti. Erdoğan, “Onun için de adımlarımızı atıyoruz. Biz Abu Dabi yönetimiyle bir araya geldiğimizde konu başlıklarından bir tanesi mutlaka bu oluyor. İnşallah bunu da en ideal şekilde yoluna koyacağız. Birleşik Arap Emirlikleri Devlet Başkanı Muhammed bin Zayed Al Nahyan bizim bir önceki görüşmemizde ’60 gün gibi bir süre belirleyelim ve bütün arkadaşlarımız, ilgili birimlerimiz planlama çalışmalarından öteye geçip, projelendirme çalışmalarına başlasınlar’ teklifini yaptı. Bizim de şu anda Ulaştırma Bakanımız Abdulkadir Uraloğlu muhataplarıyla görüşmelerini devam ettiriyor. İnşallah bu çalışmalar projeden, plandan uygulamaya geçecek ve bu konunun baş aktörleri Türkiye, Birleşik Arap Emirlikleri ve Irak olacak. Bu şekilde çalışmalarımızı devam ettireceğiz. Bu yol, bölgemizin yeni bir İpekyolu haline gelecek ve bölgesel barışa da hizmet edecektir. Basra Körfezi’nin ve çeperindeki ülkelerin Türkiye üzerinden Avrupa pazarına erişimini sağlayacak bu yol, tam anlamıyla bir kazan kazan projesidir” dedi.
“Barış arayışının peşini bırakmayacağız”
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’nin bir gazeteciye verdiği röportajdaki açıklamalarını değerlendiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Sayın Putin’in bu açıklamalarında açık söylemem gerekirse samimiyet var. İstanbul süreci diye değerlendireceğimiz bu görüşmelerde bizler, her türlü samimi adımları attık. Bu konuda ilgili bakan arkadaşlarım Rusya tarafıyla görüşmelerini yaptılar. Biz sonuç odaklı çalıştık ancak barış bir şekilde tesis edilemedi. Fakat biz, buradan netice alamadık diye bırakıp gidemeyiz. Barış arayışının peşini bırakmayacağız. Barışın sağlanması için elimizden ne geliyorsa bunu yapmaya devam edeceğiz. İngiltere’nin eski Başbakanı Boris Johnson barış çabalarından elini çekmeden önce beraber çalışmalar yaptık, çabalarımıza devam ettik olmadı. Geçenlerde İngiltere Dışişleri Bakanı David Cameron ziyaretimize geldi, onunla da bu meseleleri ele aldık. Sayın Putin’in bu süreç içerisinde bizimle birebir görüş alışverişi olur veya Rusya’nın ilgili bakanları burada ayrıca devreye girerlerse onlarla da bu süreci takip eder, netice almaya çalışırız. Şu ana kadar Ukrayna-Rusya savaşında barışa hizmet eden somut sonuçları biz sağladık. Esir takasından tahıl koridoruna kadar birçok önemli gelişme yaşandı. Hatta tarafları Türkiye’de birden fazla kez buluşturduk. Bunu yine yapabilir ve dış etkilerden arındırılmış, çözüm odaklı bir süreç yönetimi ile barışın kapısını aralayabiliriz. Hem Sayın Putin, hem Sayın Zelenski ile görüşmelerimizde bu arayışlarımızı sürdürüyoruz. Biz en başından itibaren adil barışın savaştan daha iyi olduğunu savunuyor ve bütün adımlarımızı bu anlayışla atmaya gayret ediyoruz. Yeter ki barışı isteyelim, oraya ulaşan bir yolu muhakkak buluruz” dedi.
“ABD ile uzlaştığımız konuların sayısı artıyor”
ABD ile Türkiye arasında son atılan adımlar neticesinde olumlu bazı gelişmelerden söz edilebileceğini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Şu anda Kongre’deki hava olumlu. Aynı şekilde Senato’dan da olumlu sesler geliyor. ABD ile benzer düşündüğümüz ya da üzerinde uzlaştığımız konuların sayısı artıyor diyebiliriz. Şu anda olumsuz bir gidiş yok, tam aksine olumlu bir gelişme var. Bu konuyla ilgili olarak ilgili bakanlar da bizdeki muhataplarına olumlu gelişmelerin olduğunu söylüyorlar. Gerek Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’a, gerek MİT Başkanı İbrahim Kalın’a, gerek Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanımız Akif Çağatay Kılıç’a bu konularda bu bilgileri veriyorlar. ‘Biz elimizden geleni yapıyoruz. Sayın Biden’ın ıslak imzalı mektubunu burada gördünüz’ diyorlar. Biz de ‘Bizim de ıslak imzalı onay belgesini gördünüz. Hepsinden öte parlamentomuzdan çıkan kararı duydunuz ve bize de teşekkür üstüne teşekkürler ettiniz. Biz bundan sonrasını sizden bekliyoruz’ dedik ve yola devam ediyoruz. Aynı şekilde İsveç Başbakanı’nın bizi arayarak bu konudaki teşekkürü, attığımız adımın olumlu istikamette gittiğinin işaretidir” değerlendirmesini yaptı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, deprem bölgesindeki izlenimlerinin sorulması üzerine şunları söyledi:
“Deprem bölgesinde yaptığımız ziyaretlerde vatandaşlarımız bize iktidarımızın onları dışarıda bırakmadığını, sözünde durduğunu ifade ettiler. Biz bölgede yapımı devam eden konutları tamamlamaya çalışıyoruz. İnşaatlar bitip konutlar tamamlandıkça da sahiplerine teslim ediyoruz. Sözümüzü tutarak benzeri görülmemiş bir inşaat seferberliğini başlattığımızı ortaya koyduk. Bunu aslında muhalefet de çok iyi biliyor. Hatay’da geçen gün muhalefetin belediye başkanlarını, genel başkanlarını halk orada yuhaladı. Meydana bile sokmadı. ‘Biz size inanmıyoruz. Siz bizi aldattınız. Şimdi utanmadan yine karşımıza çıkıyorsunuz’ dediler. Bölgede konutları, köy evlerini, ahırları peyderpey yapmaya devam ediyoruz. İnşallah bitirdikçe de bunları vatandaşlarımıza teslim ediyoruz. Konutlar altyapısıyla, üst yapısıyla güven veriyor. Depremzede kardeşlerimizi en kısa sürede güvenli, huzurlu ve dayanıklı yuvalarına kavuşturmak için gece-gündüz koşturuyoruz. Sadece ziyaret ettiğimiz beş ilimizde kuralarını çekerek hak sahiplerine teslim ettiğimiz konuk ve köy evi sayısı 31 binin üzerindedir. İnşallah iki ay içinde deprem bölgesi genelinde 75 bin konutun teslimini gerçekleştireceğiz. Takip eden dönemde de her ay 15-20 bin civarında konut ve köy evini hak sahipleriyle buluşturacağız. Böylece temel atmanın üzerinden bir sene geçmeden inşaatları bitirme sözümüzü önemli ölçüde yerine getirmiş olacağız. Yılsonuna kadar hedefimiz 200 bin evi vatandaşlarımıza teslim etmektir. Ardından bu sayıyı süratle 390 bine ulaştıracağız. Yola devam ediyoruz. Hedefimiz, halkımıza hizmetlerimizi daha etkin bir biçimde ulaştırabilmek için yerel yönetimlerde halkımızın desteğiyle çok ciddi bir başarı kazanmak. Buralarda da çalışmalarımızı en güzel şekilde sürdürüyoruz.”
“Bu aşamada önceliğimiz madencilerimize ulaşabilmek”
Erzincan’da meydana gelen madendeki göçükle ilgili açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Burada da maalesef böylesine büyük boyutta bir heyelan yaşandı. 600 civarında madencinin çalıştığı bu yerde 9 vatandaşımız maalesef şu anda toprak altında. Arama kurtarma çalışmaları devam ediyor. İlk andan itibaren valimiz bölgedeydi. İçişleri Bakanımız Ali Yerlikaya bizzat AFAD’la birlikte olaya müdahil oldu. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar bizimle beraberdi. Yurda dönmesinin, olay yerine geçmesinin faydalı olacağını düşündük ve onu da hızlıca bölgeye gönderdik. Bugün itibarıyla İçişleri ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanımız olayları yakından takip ediyorlar, çalışmaların koordinesini üstlenmiş durumdalar. Bu heyelanın teknik incelemeleri, soruşturmaları başladı. Soruşturmaların neticesine göre adımlar mutlaka atılacaktır. Bu aşamada önceliğimiz madencilerimize ulaşabilmek” diye konuştu.
“31 Mart kesinlikle bazılarının siyaset sahnesinden tamamen silindiğini göreceğimiz gün olacaktır”
Son dönemde yaşanan provakatif olaylarla ilgili soru üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bunlar her dönem, her seçim öncesi maalesef yaşadığımız olaylar. Öyle veya böyle ne yaparlarsa yapsınlar her şey olacağına varacak. Şurada seçimlere iki ay bile yok. Artık geri sayım başladı. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de partisinin grup toplantısında çok açık, net bazı hususları ortaya koydu. Aynı kanaatleri ben de paylaşıyorum. Muhalefet özellikle mülteci meselesini gündeme getiriyor. Bunların hiçbirinden onlara ekmek çıkmaz, boşuna uğraşıyorlar. 31 Mart kesinlikle bazılarının siyaset sahnesinden tamamen silindiğini göreceğimiz gün olacaktır. Nasıl ki 28 Mayıs’ta bazıları silindiyse, bazıları şu anda yarım yamalak ayakta durmaya çalışıyorsa bunların neticesi de benzer olacak. Bu bakımdan biz teşkilatlarımızla yoğun bir şekilde gerek büyükşehirlerde gerek illerde, ilçelerde Cumhur İttifakı olarak çalışmalarımızı yapıyoruz. Şimdi de meclis üyeleriyle ilgili çalışmaları arkadaşlarımız Ankara’da genel başkan vekillerimiz ile birlikte yürütüyorlar. İnşallah biz de kendilerine katılacağız. Malum benim Samsun mitingim var. Samsun bizim için çok çok önemli. Ondan sonra Giresun, Ordu mitinglerimizi yapacağız. Böylece Karadeniz’i şöyle bir toparlayalım istiyoruz” dedi.
“FETÖ ile mücadelemiz bitmiş değil”
FETÖ’yle irtibatlı olduğu gerekçesiyle ihraç edilen 450 hakim ve savcının göreve iadesiyle ilgili konuşan Erdoğan, “FETÖ denen bu şer şebekesinin, terör yapılanmasının belini kırdık. FETÖ bataklığını kuruttuk ancak sinekleri temizleme işimiz daha devam ediyor. Biz FETÖ’nün iç yüzünü anlatmaya, onlarla her alanda mücadele etmeye devam edeceğiz. Mücadelemiz bitmiş değil. Son kukla da Türkiye’ye zarar veremez hale getirilene kadar devam edeceğiz. Yüzlerindeki değişik maskeleri yırtıp atıyoruz ve bunlar böylece meydana çıkıyor. Her kılığa giren bu iradesiz şarlatanların ensesinde olacağız. Fakat Danıştay’ın aldığı bu karara da sessiz kalmamız mümkün değil. Nasıl ki Anayasa Mahkemesi’nin aldığı bazı garip kararlarda Cumhur İttifakı olarak tepkisiz kalmıyorsak, bunda da sessiz kalamayız. Ayrıca Anayasa Mahkemesi’nin almış olduğu bu kararları hazmedemiyorum. Danıştay zaman zaman yapıyor, bu tür kararlarla bizi rahatsız ediyor ama Anayasa Mahkemesi’nin sık sık bu tür kararları alması bizi ciddi manada rahatsız ediyor. Mesela Anayasa Mahkemesi bir de BTK’yla ilgili bir karar almış. Hani bunun neresinden gireceksin? Nasıl böyle bir karar alınır? Biz de bu işin üzerine üzerine giriyoruz, gideceğiz. Danıştay’da da bu işin yine aynı şekilde takipçisi olacağız” diye konuştu. – ANKARA
]]>Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’ye dönüş yolunda uçakta gazetecilerin sorularına verdiği yanıtlar şekilde;
SORU: Mısır’da Refah bölgesindeki sivillerin durumunu konuştuğunuzu söylediniz. İsrail’in oraya saldırı planı var. Çin’den Birleşik Krallık’a kadar, AB ve ABD’ye kadar uyarılar geliyor ama İsrail dinlemiyor. Acaba ikili görüşmenizde bu konu ele alındı mı? Bunun haricinde Gazze’ye ulaştırılabilen yardımlar da çok kısıtlı. Yardımlar konusunda nasıl bir adım atılacak?
İnsani yardımların Gazze’ye ulaştırılması ile ilgili bazı olumlu gelişmeler söz konusu. Bu gelişmeleri özellikle Mısır Cumhurbaşkanı Sayın Abdulfettah es-Sisi ile de görüştük. İsrail’i bu konuda sıkıştırmaya devam edeceklerini söylediler. Dışişleri Bakanımız Hakan Fidan da gerekli görüşmelerini sürdürüyor. Bizler de ağırlıklı olarak gerek Sayın Sisi’yle gerek Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres’le görüşmeler yapacağız. Amerika Birleşik Devletleri yetkilileri de bu konuda İsrail’e baskı yapmaya devam edeceklerini söylüyorlar. Gazze’ye ulaşan yardım tırı sayısı 200-250’ye kadar çıktı ancak bu yetersiz. Su sayının 500-600 tır düzeyine çıkacağı söyleniyor. Bu rakama ulaşabilirsek ihtiyaçlar noktasında ancak çözümden söz edebiliriz. Diğer taraftan İsrail’in Refah bölgesine saldırıları her zamanki vicdansızlıkları. Konuyu sayın Sisi ile de görüştük. “Oradaki insanların güvenliğinden taviz vermemiz mümkün değil” ifadesini kullandık. Düşünün, sivillere “şu bölgeye gidin orası güvenli” deyip oraya bomba yağdırmanın insani değerlerle, savaş hukukuyla, uluslararası hukuk ve insan hakları ile bağdaşır bir yönü var mı? İnsanlık, bu çığlığı bir an önce duymak zorundadır. Bu soykırıma sessiz kalmanın vebali de hesabı da çok büyük. Tarih, o insanların göz göre göre katledilmesine göz yumanları yargılayacaktır. Bu soykırıma imza atanlar ise zaten şimdiden tarih önünde suçlu ilan edilmiştir.
SORU: Gazze’de ateşkes ve kalıcı barış için Türkiye’nin ortaya koyduğu yaklaşım ve perspektifi Birleşmiş Milletler başta olmak üzere çok sayıda kurum, kuruluş ve ülke biliyor. Küresel çapta Türkiye politikasının nasıl yankılandığını sormak istiyorum.
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda İsrail’in yalnızlığını gerek bizim, gerek dostlarımızın, gerekse dünyanın çeşitli yerlerindeki halkların tepkileri sağladı. Fakat gelinen aşamada akan kan durmuş değil. Hala İsrail’in vahşi saldırıları devam ediyor. Bizim bu saldırıların başladığı günlerde kurmaya başladığımız ve sürekli tekrarladığımız cümleleri, özellikle Batılı bazı ülkelerin yetkilileri yeni yeni dillendirme noktasına geldiler. Barış çağrıları ne yazık ki Amerika Birleşik Devletleri’nin olumsuz yaklaşımları sebebiyle sonuçsuz kalıyor. Amerika bazı üst düzey yetkililerini güya bu işi çözmek üzere bölgeye gönderdiğini söylüyor ama netice alınamıyor. Durum her ne kadar böyle olsa da biz yine ateşkesi ve barışı sağlamak için çalışmaya devam ediyoruz. Çünkü başka çıkış yolumuz yok. Batı’dan da birileri bizimle irtibat kurduğu zaman onlara da bu konuları özellikle ifade ediyoruz. Onlara da “bazı girişimlerde bulunalım, belki oralardan bazı neticeler alırız” diyoruz. Sürecin başında İsrail’in yanında yer almış bazı ülkelerin şimdi nasıl bir nedamet içerisinde olduklarını da görüyoruz. Biz kalıcı barış için gayretlerimizi sürdürüyoruz. Çözümün 1967 sınırları temelinde, bağımsız, egemen, coğrafi bütünlüğe haiz ve başkenti Doğu Kudüs olan Filistin devletinin kurulması olduğu gerçeğini, dünya artık görmezden gelemez. Türkiye sadece Filistinli kardeşlerini değil, insan haklarını, barışı, uluslararası hukuku da müdafaa etmektedir. Türkiye, bu konudaki samimiyetini en net biçimde ortaya koymuştur. Artık küresel sistemin yeni katliamların önünü açan bu çarpık yapısı değiştirilmeli ve etkin denetim mekanizmaları kurulmalıdır.
SİSİ TÜRKİYE’YE GELİYOR
SORU: Mısır ziyaretinizde Devlet Başkanı Sisi ile görüşmeniz dünyada ilgiyle takip edildi. Artık Türkiye-Mısır ilişkilerinde yeni bir dönem başladı diyebilir miyiz?
Türkiye ve Mısır bölgenin iki önemli ülkesidir. 12 yıldan bu yana irtibatlarımız kesilmişti. Dünya Kupasında Sayın Katar Emiri Şeyh Temim’in devreye girmesiyle orada bir araya geldik ve normalleşme sürecini başlatmış olduk. Mısır’a bu ziyaretimiz Sayın Sisi’nin çok ısrarlı davetiyle gerçekleşti. Ben de kendilerine Yüksek Düzeyli Stratejik Konsey Toplantımızın gerçekleştirilmesini, bu adımın atılmasını teklif ettim. Kendileri de bunu kabul ettiler. Dışişleri Bakanlarımız irtibatlarını devam ettirecekler. Büyük ihtimalle Sayın Sisi Nisan veya Mayıs’ta Ankara’ya gelerek iade-i ziyareti gerçekleştirmiş olacak. Mısır ile hem kültürel hem tarihsel anlamda birlikteliğimiz, köklü bağlarımız bulunuyor. Biz Mısır ile sadece aynı tarihi değil, aynı denizi de paylaşıyoruz ve o denizin küresel denklemdeki önemi her geçen gün daha da artıyor. Diğer yandan dış politika, karşılıklı çıkar eksenli inşa edilir ve o zeminde yönetilir. Dolayısıyla iki ülkenin birlikte ve aynı istikamette senkronize adımları kuşkusuz çıkarınadır. Bizler de, Mısır tarafı da bu gerçekliğin farkında ve yeni dönem bu sağlam zemin üzerine bina ediliyor. Önümüzde çok kritik sınamalar var ve gelecekte dünyayı hangi öngörülemeyen zorlu süreçler bekliyor bilmiyoruz. Bu nedenle bugünden hem bölgemizde hem dünyada barışı ve huzuru korumak için bir arada olmak zorundayız. Önümüzde iki ülkeyi de kalkındıracak iş birliği alanları mevcuttur ve sırası geldikçe adımlar atılacaktır.
TERÖRLE MÜCADELE OPERASYON
SORU: Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi Başbakanı Mesrur Barzani ile görüştüğünüzü ifade ettiniz. Biz de merak ediyoruz çünkü Ankara bir süredir Süleymaniye’yi PKK/YPG terör örgütü konusunda uyarıyor. Fakat hem Süleymaniye hem Bafel Talabani terör örgütüne desteğini sürdürüyor. Süleymaniye’nin bu tutumuna Türkiye nasıl karşılık verecek? Son dönemde Sayın Hakan Fidan, Sayın İbrahim Kalın ve Sayın Yaşar Güler’in peş peşe ziyaretleri oldu. Bu ziyaretlerin perde arkasını merak ediyoruz. Barzani ile görüşmeniz çerçevesinde Irak’la birlikte terör örgütüyle ortak bir mücadele söz konusu olacak mı?
Türkiye dosta dosttur. Dışişleri Bakanımız Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanımız Yaşar Güler, MİT Başkanımız İbrahim Kalın arka arkaya seri bir şekilde Irak’a ziyaret gerçekleştirdiler. Bu ziyaretler Irak’taki bu olumsuz gelişmelerin oluşturduğu havayı yumuşattı ve Türkiye-Irak arasında gerek merkezi yönetim gerekse Kuzey Irak’la ilgili adımların atılması noktasında güzel gelişmeler oldu. Dürüstlük ve mertlikten taviz vermedikten sonra, özellikle sınırlarımızın dibinde bir teröristan kurulmasına müsaade edilmedikten sonra, biz bu bölgede her türlü adımı komşularımızla beraber atarız. Irak ve Suriye’nin toprak bütünlüğü noktasında bizim göstereceğimiz saygıyı kimse göstermez. Süleymaniye’nin bu olumsuz yaklaşımı ile ilgili defalarca uyarılar yaptık. “Burada yeni yeni, farklı bazı oluşumlar görüyoruz, bunlara fırsat vermeyin, yoksa yalnız kalırsınız.” dedik. Zira Süleymaniye her an her zaman elimizin üzerinde olduğu, soydaşlarımızın bulunduğu bir yer. Erbil yönetimiyle terörle mücadele konusunda yakaladığımız ivme olumlu bir istikamette ilerliyor. Fakat Süleymaniye, yani KYB yönetimi defalarca uyarmamıza rağmen terör örgütü PKK/YPG/PYD’ye kol kanat germeye maalesef devam ediyor. Şimdi yaptığımız görüşmede biz bu konuyu da gündeme getirdik ve uyarımızı yaptık. Kimse bizden farklı bir duruş beklemesin, gereken tepkiyi veririz. Bu meseleyi es geçemeyiz. Elimizden gelen adımları atıyoruz, atacağız. Birçok konuya tahammülümüz olabilir ancak konu bekamız ve milli güvenliğimiz ise müsamaha kapılarını sonuna kadar kapatır, gereği neyse yaparız. Amaç bize düşmanlık beslemek ise ona da verecek tepkimiz, alacağımız tedbirler vardır, daha sıkı adımlar atmaktan da çekinmeyiz.
SORU: Bu ziyarette Kalkınma Yolu projesiyle ilgili somut yani “Şu takvimle ilerleyelim” diye bir sonuç çıktı mı?
Kalkınma Yolu Projesi BAE yönetimiyle Irak’ın ve bizim de içinde yer aldığımız dev bir proje. Bu projede Kuzey Irak’ın hassasiyeti var. Bizim hassasiyetimiz var. Onun için de adımlarımızı atıyoruz. Biz Abu Dabi yönetimiyle bir araya geldiğimizde konu başlıklarından bir tanesi mutlaka bu oluyor. İnşallah bunu da en ideal şekilde yoluna koyacağız. Birleşik Arap Emirlikleri Devlet Başkanı Muhammed bin Zayed Al Nahyan bizim bir önceki görüşmemizde “60 gün gibi bir süre belirleyelim ve bütün arkadaşlarımız, ilgili birimlerimiz planlama çalışmalarından öteye geçip, projelendirme çalışmalarına başlasınlar” teklifini yaptı. Bizim de şu anda Ulaştırma Bakanımız Abdulkadir Uraloğlu muhataplarıyla görüşmelerini devam ettiriyor. İnşallah bu çalışmalar projeden, plandan uygulamaya geçecek ve bu konunun baş aktörleri Türkiye, Birleşik Arap Emirlikleri ve Irak olacak. Bu şekilde çalışmalarımızı devam ettireceğiz. Bu yol, bölgemizin yeni bir İpekyolu haline gelecek ve bölgesel barışa da hizmet edecektir. Basra Körfezi’nin ve çeperindeki ülkelerin Türkiye üzerinden Avrupa pazarına erişimini sağlayacak bu yol, tam anlamıyla bir kazan kazan projesidir.
SORU: Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin iki yıl aradan sonra ilk defa Batılı bir gazeteciye röportaj verdi. Röportajda Türkiye’nin arabuluculuğunda Ukrayna ile yaşananları anlatırken “tam anlaşmaya varıyorduk İngiltere Başbakanı Boris Johnson girdi devreye Ukrayna’yı yanlış yönlendirdi ve barış olmadı” dedi. Türkiye’deki barış görüşmelerinin önemini ne kadar kritik olduğunu anlattı. Bu konuda Türkiye’den beklentiler ve bir girişim var mı?
Sayın Putin’in bu açıklamalarında açık söylemem gerekirse samimiyet var. İstanbul süreci diye değerlendireceğimiz bu görüşmelerde bizler, her türlü samimi adımları attık. Bu konuda ilgili bakan arkadaşlarım Rusya tarafıyla görüşmelerini yaptılar. Biz sonuç odaklı çalıştık ancak barış bir şekilde tesis edilemedi. Fakat biz, buradan netice alamadık diye bırakıp gidemeyiz. Barış arayışının peşini bırakmayacağız. Barışın sağlanması için elimizden ne geliyorsa bunu yapmaya devam edeceğiz. İngiltere’nin eski Başbakanı Boris Johnson barış çabalarından elini çekmeden önce beraber çalışmalar yaptık, çabalarımıza devam ettik, olmadı. Geçenlerde İngiltere Dışişleri Bakanı David Cameron ziyaretimize geldi, onunla da bu meseleleri ele aldık. Sayın Putin’in bu süreç içerisinde bizimle birebir görüş alışverişi olur veya Rusya’nın ilgili bakanları burada ayrıca devreye girerlerse onlarla da bu süreci takip eder, netice almaya çalışırız. Şu ana kadar Ukrayna-Rusya savaşında barışa hizmet eden somut sonuçları biz sağladık. Esir takasından tahıl koridoruna kadar birçok önemli gelişme yaşandı. Hatta tarafları Türkiye’de birden fazla kez buluşturduk. Bunu yine yapabilir ve dış etkilerden arındırılmış, çözüm odaklı bir süreç yönetimi ile barışın kapısını aralayabiliriz. Hem Sayın Putin, hem Sayın Zelenski ile görüşmelerimizde bu arayışlarımızı sürdürüyoruz. Biz en başından itibaren adil barışın savaştan daha iyi olduğunu savunuyor ve bütün adımlarımızı bu anlayışla atmaya gayret ediyoruz. Yeter ki barışı isteyelim, oraya ulaşan bir yolu muhakkak buluruz.

F-16 TEDARİK SÜRECİ
SORU: Türkiye’nin İsveç’in NATO üyeliğine onay vermesinin ardından ABD’nin F-16 tedarik sürecinde adım atmasıyla birlikte Türkiye-ABD ilişkilerinde uzun bir süreden sonra olumlu hava yakalandığı yorumları yapılıyor. Gerçekten de Ankara-Washington arasında olumlu bir atmosferden söz edebilir miyiz? Eğer öyleyse bu olumlu havanın FETÖ, PKK/YPG, S-400, F-35 gibi ihtilaflı meselelere de pozitif bir yansıması olur mu?
ABD ile aramızda bu son attığımız adımlar neticesinde olumlu bazı gelişmelerden söz edebiliriz. Şu anda Kongre’deki hava olumlu. Aynı şekilde Senato’dan da olumlu sesler geliyor. ABD ile benzer düşündüğümüz ya da üzerinde uzlaştığımız konuların sayısı artıyor diyebiliriz. Şu anda olumsuz bir gidiş yok, tam aksine olumlu bir gelişme var. Bu konuyla ilgili olarak ilgili bakanlar da bizdeki muhataplarına olumlu gelişmelerin olduğunu söylüyorlar. Gerek Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’a, gerek MİT Başkanı İbrahim Kalın’a, gerek Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanımız Akif Çağatay Kılıç’a bu konularda bu bilgileri veriyorlar. “Biz elimizden geleni yapıyoruz. Sayın Biden’ın ıslak imzalı mektubunu burada gördünüz” diyorlar. Biz de “Bizim de ıslak imzalı onay belgesini gördünüz. Hepsinden öte parlamentomuzdan çıkan kararı duydunuz ve bize de teşekkür üstüne teşekkürler ettiniz. Biz bundan sonrasını sizden bekliyoruz” dedik ve yola devam ediyoruz. Aynı şekilde İsveç Başbakanı’nın bizi arayarak bu konudaki teşekkürü, attığımız adımın olumlu istikamette gittiğinin işaretidir.
DEPREM KONUTLARI
SORU: 6 Şubat depremlerinin üzerinden 1 yıl geçti. Siz de yıl dönümünde bir kez daha deprem bölgesindeydiniz. Orada vatandaşlarla bir araya geldiniz, biten konutların teslimatını yaptınız. Bir yıl sonunda yaraların sarılması, konutların, şehirlerin yeniden inşa ve ihyası anlamında gelinen noktayı değerlendirebilir misiniz? Bir de orada vatandaşlarla sohbetinizde devletin bu süre zarfında yaptıklarıyla ilgili size ifade ettikleri neler oldu?
Deprem bölgesinde yaptığımız ziyaretlerde vatandaşlarımız bize iktidarımızın onları dışarıda bırakmadığını, sözünde durduğunu ifade ettiler. Biz bölgede yapımı devam eden konutları tamamlamaya çalışıyoruz. İnşaatlar bitip konutlar tamamlandıkça da sahiplerine teslim ediyoruz. Sözümüzü tutarak benzeri görülmemiş bir inşaat seferberliğini başlattığımızı ortaya koyduk. Bunu aslında muhalefet de çok iyi biliyor. Hatay’da geçen gün muhalefetin belediye başkanlarını, genel başkanlarını halk orada yuhaladı. Meydana bile sokmadı. “Biz size inanmıyoruz. Siz bizi aldattınız. Şimdi utanmadan yine karşımıza çıkıyorsunuz.” dediler. Bölgede konutları, köy evlerini, ahırları peyderpey yapmaya devam ediyoruz. İnşallah bitirdikçe de bunları vatandaşlarımıza teslim ediyoruz. Konutlar altyapısıyla, üst yapısıyla güven veriyor. Depremzede kardeşlerimizi en kısa sürede güvenli, huzurlu ve dayanıklı yuvalarına kavuşturmak için gece-gündüz koşturuyoruz. Sadece ziyaret ettiğimiz beş ilimizde kuralarını çekerek hak sahiplerine teslim ettiğimiz konuk ve köy evi sayısı 31 binin üzerindedir. İnşallah iki ay içinde deprem bölgesi genelinde 75 bin konutun teslimini gerçekleştireceğiz. Takip eden dönemde de her ay 15-20 bin civarında konut ve köy evini hak sahipleriyle buluşturacağız. Böylece temel atmanın üzerinden bir sene geçmeden inşaatları bitirme sözümüzü önemli ölçüde yerine getirmiş olacağız. Yılsonuna kadar hedefimiz, 200 bin evi vatandaşlarımıza teslim etmektir. Ardından bu sayıyı süratle 390 bine ulaştıracağız. Yola devam ediyoruz. Hedefimiz, halkımıza hizmetlerimizi daha etkin bir biçimde ulaştırabilmek için yerel yönetimlerde halkımızın desteğiyle çok ciddi bir başarı kazanmak. Buralarda da çalışmalarımızı en güzel şekilde sürdürüyoruz.
TOPRAK ALTINDAKİ 9 İŞÇİ ARANIYOR
SORU: Erzincan’da meydana gelen madendeki göçükle alakalı daha ilk andan itibaren çok yoğun çalışmalar başlatıldı. Hala devam ediyor. Adli soruşturmaları da devam ediyor. Tüm bunlara genel olarak bir değerlendirmeniz olur mu?
Burada da maalesef böylesine büyük boyutta bir heyelan yaşandı. 600 civarında madencinin çalıştığı bu yerde 9 vatandaşımız maalesef şu anda toprak altında. Arama kurtarma çalışmaları devam ediyor. İlk andan itibaren valimiz bölgedeydi. İçişleri Bakanımız Ali Yerlikaya bizzat AFAD’la birlikte olaya müdahil oldu. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar bizimle beraberdi. Yurda dönmesinin olay yerine geçmesinin faydalı olacağını düşündük ve onu da hızlıca bölgeye gönderdik. Bugün itibarıyla İçişleri ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanımız olayları yakından takip ediyorlar, çalışmaların koordinesini üstlenmiş durumdalar. Bu heyelanın teknik incelemeleri, soruşturmaları başladı. Soruşturmaların neticesine göre adımlar mutlaka atılacaktır. Bu aşamada önceliğimiz madencilerimize ulaşabilmek.
“MÜLTECİ MESELESİNDEN EKMEK ÇIKMAZ”
SORU: Her seçim döneminde olduğu gibi seçimlere yaklaşırken belirli odaklar toplumsal huzuru bozma adına saldırıya geçti. Adeta aynı anda tuşlara basıldı. Farklı yapıdaki terör örgütleri saldırılar gerçekleştiriyor. Bu konuda tespitleriniz nelerdir?
Bunlar her dönem, her seçim öncesi maalesef yaşadığımız olaylar. Öyle veya böyle ne yaparlarsa yapsınlar, her şey olacağına varacak. Şurada seçimlere iki ay bile yok. Artık geri sayım başladı. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de partisinin grup toplantısında çok açık, net bazı hususları ortaya koydu. Aynı kanaatleri ben de paylaşıyorum. Muhalefet özellikle mülteci meselesini gündeme getiriyor. Bunların hiçbirinden onlara ekmek çıkmaz, boşuna uğraşıyorlar. 31 Mart kesinlikle bazılarının siyaset sahnesinden tamamen silindiğini göreceğimiz gün olacaktır. Nasıl ki 28 Mayıs’ta bazıları silindiyse, bazıları şu anda yarım yamalak ayakta durmaya çalışıyorsa bunların neticesi de benzer olacak. Bu bakımdan biz teşkilatlarımızla yoğun bir şekilde gerek büyükşehirlerde gerek illerde, ilçelerde Cumhur İttifakı olarak çalışmalarımızı yapıyoruz. Şimdi de meclis üyeleriyle ilgili çalışmaları arkadaşlarımız Ankara’da genel başkan vekillerimiz ile birlikte yürütüyorlar. İnşallah biz de kendilerine katılacağız. Malum benim Samsun mitingim var. Samsun bizim için çok çok önemli. Ondan sonra Giresun, Ordu mitinglerimizi yapacağız. Böylece Karadeniz’i şöyle bir toparlayalım istiyoruz.
DANIŞTAY’A GÖREV İADESİ TEPKİSİ
SORU: FETÖ’yle irtibatlı olduğu gerekçesiyle 450 hakim ve savcı ihraç edilmişti. Danıştay 5. Dairesi bu 450 hakim ve savcıyı göreve iade etti. Bu skandala HSK’nın bir itirazı vardı. Danıştay bu itirazı değerlendirmeye almadı. Bu skandal kamuoyunda da çok ciddi tepki gördü. Bu konuda düşüncelerinizi ve tavrınızı merak ediyoruz.
FETÖ denen bu şer şebekesinin, terör yapılanmasının belini kırdık. FETÖ bataklığını kuruttuk ancak sinekleri temizleme işimiz daha devam ediyor. Biz FETÖ’nün iç yüzünü anlatmaya, onlarla her alanda mücadele etmeye devam edeceğiz. Mücadelemiz bitmiş değil. Son kukla da Türkiye’ye zarar veremez hale getirilene kadar devam edeceğiz. Yüzlerindeki değişik maskeleri yırtıp atıyoruz ve bunlar böylece meydana çıkıyor. Her kılığa giren bu iradesiz şarlatanların ensesinde olacağız. Fakat Danıştay’ın aldığı bu karara da sessiz kalmamız mümkün değil. Nasıl ki Anayasa Mahkemesi’nin aldığı bazı garip kararlarda Cumhur İttifakı olarak tepkisiz kalmıyorsak, bunda da sessiz kalamayız. Ayrıca Anayasa Mahkemesi’nin almış olduğu bu kararları hazmedemiyorum. Danıştay zaman zaman yapıyor, bu tür kararlarla bizi rahatsız ediyor ama Anayasa Mahkemesi’nin sık sık bu tür kararları alması bizi ciddi manada rahatsız ediyor. Mesela Anayasa Mahkemesi bir de BTK’yla ilgili bir karar almış. Hani bunun neresinden gireceksin? Nasıl böyle bir karar alınır? Biz de bu işin üzerine üzerine giriyoruz, gideceğiz. Danıştay’da da bu işin yine aynı şekilde takipçisi olacağız.
]]>Eyüpsultan Belediyesi, 14 Şubat Sevgililer gününde evliliklerinde 40 yılı doldurmuşlar çiftler için özel bir program düzenledi. “Sevginin zamanla taçlandığı 40 yıl” sloganıyla düzenlenen program, Eyüpsultan Kültür Sanat Merkezi’nde gerçekleştirildi. Programa ilçede yaşayan 250 çift katıldı. Bir ömür aynı yastığa baş koymuş çiftler, kendileri için hazırlanan yemeğin ardından ‘Yeşilçam Şarkıları’ eşliğinde nostaljik bir yolculuğa çıktı. Çiftleri, gençlik yıllarına götüren Yeşilçam Şarkılarını Türk Sanat Müziği’nin iki güçlü sesi Rıfat Çalışkan ve Sinem Sevindik seslendirdi. Sevindik ve Çalışkan, Yeşilçam filmleriyle özdeşleşmiş, yıllar geçse de hafızalardan silinmeyen “Sen Kalbimin Mehtabısın”, “Arım Balım Peteğim”, “Bir Garip Yolcuyum”, “Kulakların Çınlasın”, “Sakın Bir Söz Söyleme”nin de aralarında bulunduğu eserlerle izleyenlere müzik ziyafeti sundu. Kırk yıldır aynı yastığa baş koymuş eşleri bu anlamlı gecede yalnız bırakmayan Eyüpsultan Belediye Başkanı Deniz Köken de tek tek masaları gezerek çiftlere ömür boyu mutluluklar dileyip, sohbet etti. Öte yandan çiftlere çiçek ve yastık hediye edildi.
“400 bin nüfuslu büyük bir aileyiz”
Programda konuşan Eyüpsultan Belediye Başkanı Deniz Köken,”14 Şubat’ta 40 yılını dolduran çiftlerimizle bir araya gelmek istedik. Sizlerde bizi kırmadınız bir araya geldiniz. Bu 5 yıl içinde hem pandemide hem depremde hem diğer sebeplerden kaybettiğimiz insanlara Allahtan rahmet diliyoruz. Çocukları evlenenler oldu, onlara bir ömür boyu mutluluklar diliyorum. Biz İnşallah çıktığımız bu yolculuğa ikinci bir 5 yıl eklemek için yola çıktık. Kime güvendik? Allah’a güvendik. Sonra da size güvendik. 26 okulun inşaatını başlattık. Şu anda çoğu bitti 7 tanesi devam ediyor. 2 tane daha yaptıracağız. Onunla beraber 28 tane okulun, o bölgede kocaman işlerin imzası atılmış olacak. ve önünüzdeki süreçte eğitimde başka şeyler konuşacağız, başarıyı konuşacağız. Havuzlar, kütüphaneler derken birazcık sizlerle ilgili yatırımları bu yıla bıraktık, bu döneme bıraktık. Niye diye soracaksınız. Çünkü çok büyük bir genç potansiyeli vardı. İlkokul, ortaokul, lise sayısı çoktu. Onların sahalarını, spor alanların falan parkları ön plana attık. Şimdi yaşlı bakım merkezi yapacağız inşallah. 400 bin nüfuslu büyük bir aileyiz. Her birimiz bir değeriz. Güneş enerjisi santrali yaptık belediyenin tükettiği elektriğin yüzde 70’ini üretiyoruz artık” dedi.
“Çok mutluyum, yine dünyaya gelsem yine eşimle evlenirim”
46 yıllık evli olduğunu söyleyen Ayşe Bayrak, “Nisan ayının 5’inde 46’ıncı senemize giriyoruz inşallah. Saygı çok önemli. Birimiz sustu, birimiz dışarı kaçtı, birimiz içeri kaçtı. Yeni evlenen çiftlere mutluluk diliyorum önce, birisi susacak birisi dinleyecek. Çiftlerimiz şu anda hemen boşanıyor. Onu da hiç istemiyorum. Bir gözünü kör edeceksin. Sağır olacaksın. Üç maymunu oynayacaksın. Sesini çıkarmayacaksın. Çok mutluyum, yine dünyaya gelsem yine eşimle evlenirim. 14 yaşında evlendim ama yine eşimle evlenirdim” ifadelerini kullandı.
“46 yıldır aynı yastıktayız”
Katılımcılardan Ayşe Bayrak’ın eşi Haşim Bayrak da 46 yıldır aynı yastıkta olduğunu söyleyerek eşinin “Dünyaya yine gelsem tekrardan eşimle evlenirim” sözünü tekrar eti. – İSTANBUL
]]>Ankara Etlik Şehir Hastanesi Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Kliniği Eğitim Sorumlusu Doç. Dr. Şule Yeşil, 15 Şubat Çocukluk Çağı Kanser Günü dolayısıyla, AA muhabirine yaptığı açıklamada, hücrelerin anormal şekilde kontrolsüz çoğalmasının kanser olarak isimlendirildiğini söyledi.
Kanserlerin, erişkinlerde olduğu gibi çocuklarda görüldüğünü belirten Yeşil, dünyada her yıl 300 bin, Türkiye’de ise yaklaşık 3 bin 500 ila 4 bin çocuğa kanser tanısı konulduğunu bildirdi.
Yeşil, “Dünyada ve Türkiye’de çocuklarda en sık görülen kanserler arasında birinci sırada lösemi görülürken, beyin tümörleri ikinci ve lenfoma üçüncü sıradadır. Lösemi, çocukluk çağı kanserlerinin yaklaşık yüzde 30’unu oluşturuyor.” bilgisini verdi.
Son yıllarda tanı ve tedavide kaydedilen gelişmeler sayesinde çocuklarda kanserin tedavi edilebilen bir hastalık olduğunu belirten Yeşil, özellikle gelişmiş ülkelerde tedavide başarı oranının yüzde 80’in üzerinde gerçekleştiğini söyledi.
Türkiye’de ise tedavi başarı oranının yüzde 70’leri bulduğunu aktaran Yeşil, “Tedavide başarıyı etkileyen en önemli etkenlerden biri erken teşhistir. Erken teşhis edilerek tedavisi başlanan hastalarda tedavi başarı oranları daha da artmaktadır.” diye konuştu.
Kolay morarma, karın şişliği, kansızlık gibi belirtilere dikkat
Doç. Dr. Şule Yeşil, erken teşhis için bazı belirtiler açısından ebeveynlerin dikkatli olmaları ve doktora başvurmaları gerektiğine işaret ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Çocukluk çağı kanserlerinde bu belirtiler, açıklanamayan kilo kaybı, kemik ağrısı, yürümeye başlamış olan çocuğun yürümeyi reddetmesi, halsizlik, yorgunluk, kansızlık, son dönemde sık enfeksiyon ve iyileşmeyen enfeksiyonun görülmesi, kolay morarma, karın şişliği, vücudun herhangi bir yerinde ele gelen şişlik şeklinde olabilir. Bu belirtilere karşı duyarlı olunmalıdır.
Bunun yanı sıra boyunda, koltuk altında, kasık bölgesinde ele gelen bezeler, özellikle sabahları olan şiddetli baş ağrısı ve eşlik eden fışkırır tarzda kusma, son dönemde olan kişilik değişiklikleri ve okul başarısında düşme, yürüme bozukluğu, denge problemleri, göz bebeğinde parlaklık, gözde kayma ve çift görme de çocukluk çağı kanserlerinin belirtileri arasındadır.”
Bilimsel çalışmaların, çocukluk çağı kanserlerinin görülme sıklığının erkeklerde kızlara oranla bir miktar daha fazla olduğunu ortaya koyduğunu anlatan Yeşil, farklı yaş gruplarında ise farklı kanser türlerinin görüldüğünü dile getirdi.
Yeşil, “İlk 5 yaşta embriyonel tümörlerle (karın içi ve beyin tümörleri sık karşılaşılıyor. Özellikle ilk bir yaşta karında şişlik halinde dikkatli olunmalı ve hastaneye başvurulmalı. Bunun dışında 1-4 yaş arasında lösemiler öne çıkıyor. Bu durumda çocuklarda aşırı yorgunluk, kemik ve bacaklarda ağrı olduğunda hekime başvurulmalı. Yine 0-20 yaş arasında lösemiler ve lenfoma görülme sıklığı artıyor. Bu yaş grubunda lenfoma bulguları açısından lenf bezindeki büyümeler de hekim tarafından takip edilmeli.” dedi.
Bu hastalıkların tedavilerinde ise kemoterapi, radyoterapi, cerrahi, kök hücre nakilleri veya bunların kombinasyonunun kullanıldığını belirten Yeşil, son yıllarda birçok kanser tedavisinde kullanılmaya başlanan bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi esasına dayanan immünoterapinin de tedavi seçenekleri arasında yer aldığını kaydetti.
]]>Yeniden Refah Partisi Genel Başkan Yardımcısı Suat Kılıç, Genel Başkan Fatih Erbakan başkanlığında gerçekleştirilen Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısı sonrası açıklamalarda bulundu. Suat Kılıç açıklamasında, İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri’nin Gazze halkını refah bölgesinde tuzağa düşürdüğünü söyleyerek, ‘İsrail’in soykırım, işgal ve girişimlerinin başından itibaren Refah bölgesi güvenli bölge olarak ilan edilmiştir. Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere gibi iş birlikçiler de Refah bölgesini, Gazze halkının sığınabileceği bir güvenli bölge olarak teyit etmişler ve İsrail’e destek vermişlerdi. Önce güvenli bölge olduğunu ilan ederek Gazze halkını kadın erkek, çocuk ihtiyar, Refah bölgesine sürdüler, Refah bölgesindeki ilkel toplama kamplarına sıkışan milyonların üzerine şimdi bombardıman yağdırıyorlar ve ölüm kusuyorlar. İsrail Refah’ta sıkıştırılan masum Gazzeliler için ölüm emrini verdi. Bu ölüm emri pek tabi olarak baş destekçileri ABD ve İngiltere’nin bilgisi ve himayesinde verilmiş bir ölüm emridir. Hedef öldürerek azaltmak ve Gazze şeridini tamamen insansızlaştırarak Yahudi yerleşimcilerin işgaline açmaktır. Dünyanın en acımasız, en ilkel işgalini yerleşimcilik perdesiyle gizlemeye çalışıyorlar. Gazze’nin tamamında ve bugün refah bölgesinde yaşanan devlet terörünün sorumlusu İsrail kadar ABD’dir. Soykırım son suçlusu Netanyahu kadar Biden’dır. Netanyahu asrın Hitleridir. ve acımasız bir katliam sürdürmektedir. İslam dünyası sessizliğini korurken insani bir adım hiç beklemediğimiz yerden Hollanda’dan geldi. Hollanda Yüksek Mahkemesi İsrail’e F35 parçası satışını durdurdu. Hollanda Yüksek Mahkemesi’nin İsrail’e F35 parçası satışını durdurmasının temel gerekçesi İsrail’in çocukları ve masum sivilleri acımasızca ve ölçüsüzce öldürüyor olmasıdır. İslam dünyasından henüz hala bir tepki söz konusu bile değil. Güney Afrika Cumhuriyeti’nin uluslararası adalet divanına yaptığı başvuru ve aldırdığı ihlal kararının akabinde Hollanda Yüksek Mahkemesi’nden gelen bu kararı insanlığın ölmediğine ilişkin bir umut işareti sayıyor, teşekkür ediyor, ayakta alkışlıyoruz. Temennimiz Refah bölgesindeki katliama devam eden devlet terörüne tüm dünyanın, Birleşmiş Milletler’in ve İslam ülkelerinin de artık bir tepki vermesidir’ diye konuştu.
‘ÇİFTÇİLERİMİZE YÖNELİK OLARAK ACİL DESTEK PAKETİ AÇIKLAMALIDIR’
Suat Kılıç akaryakıt zamları ile ilgili, ’14 Mayıs 2023’te yani milletvekili ve Cumhurbaşkanlığı seçiminin birinci turu gününde bir litre mazot Ankara’da 18 lira 9 kuruş. Bugün bir litre mazot Ankara’da 45 lira 9 kuruş, İstanbul’da bir litre mazot bugün 44 lira 34 kuruş, İzmir’de 45 lira 30 kuruş. Nereden, nereye’ Diyebileceğimiz çarpıcı bir örnekle karşı karşıyayız. Seçimden bu yana bir litre mazota yapılan zam yüzde 125. İnanılır gibi değil. Açıklanan yıllık enflasyon rakamı yüzde 65’ler düzeyinde, bir yılı bile tamamlamayan 10 ay gibi bir devre içerisinde mazotun litresine gelen zam yüzde 125. 18 liradan 45 liraya, ulaşım sektörü bu zammı taşıyamaz. Nakliye sektörü bu zammı taşıyamaz. Pek tabidir bu fiyat artışları akaryakıta gelen hayata iğneler ipliğe yansıyacak. Sonunda da enflasyon rakamlarına yansıyacak. TÜİK enflasyonu olduğu sürece problem yok. Denilebilir ama öyle değil. Maalesef hayatın gerçeği. Markete, bakkala, manava, kasaba girdiğinde vatandaşımız birebir hayatı gerçeğiyle yüzleşiyor. Tarım sezonu açılıyor. Çiftçilerimiz araziye çıkacak. Çiftçilerimiz tarlaya çıkacak, iz bırakacak. Sürecek tohum atması lazım, gübre atması lazım. Bu mazot fiyatlarıyla üreticinin bu mevsimde başa çıkması, araziye çıkması, çiftini sürmesi maalesef mümkün değil. Geçen sene 1 litresi 18 lira, bu sene 45 lira olan mazotla tarlalar sürülemez. Hükümetimiz çiftçilerimize yönelik olarak acil destek paketi açıklamalıdır. Açıklanacak destek paketi en az motorinde tarım kesimine yönelik olarak yüzde 50 indirime karşılık gelmelidir. Destek toprak sahibine değil, ekene biçene yani üreticiye verilmelidir. Destek üreticiye verilmelidir ki icara yani kiralık arazi üzerinde tarımsal üretim yapan çiftçilerimiz mazot desteğinden mahrum kalmasınlar? dedi.
‘ŞEFFAF BELEDİYECİLİĞİ GERÇEK ANLAMDA GÖRECEKSİNİZ’
Partisinin Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı olarak gösterilen Suat Kılıç, yerel seçimlere ilişkin şunları söyledi:
‘Yeniden Refah Partisi Ankara Büyükşehir Belediye Başkan adayı olarak 31 Mart 2024 yerel seçimlerine yönelik çalışmalarımıza başladık. Ankaralı Refah Partisi eliyle yapılan belediyecilik hizmetlerini biliyor. Ankaralı Refah’ı tanıyor, inşallah 31 Mart’ta sandıktan çıkacak netice sonrasında Ankaralıya Yeniden Refah belediyeciliğini de tanıtma imkanını bizler yakalamış olacağız. Yeniden Refah Partisi’nin Ankara’da büyükşehir belediye başkanlığını kazanacağına inanıyorum. Yeniden Refah Partimizin Ankara’da geçmişte olduğu gibi birçok ilçe belediyesini de kazanacağına inanıyorum. Ankara’mızın Milli Görüş belediyeciliğine ilgi duyduğunu, özlem duyduğunu biliyorum. Ankara’nın geri kalan hizmetleri, yitik yılları, kayıp zamanları için çözümün, çarenin Yeniden Refah’ta olduğunu biliyorum. Alternatifsiz kaldığını düşünen Ankaralılar için alternatif olduğunu biliyorum. Alternatif Yeniden Refah Partisi’dir. Alternatif Yeniden Refah Partisi’nin büyükşehir belediye başkan adayı Suat Kılıç’tır. Alternatif ilçelerde Yeniden Refah Partisi’nin ilçe, belediye başkan adaylarıdır. Çok iyi bir belediye yönetimi ortaya koyacağız. Şeffaf belediyeciliği gerçek anlamda göreceksiniz. Halka hizmetkarlığı, gerçek anlamda göreceksiniz. Çocuk yaşta geldiğim Ankara’da, inşallah Cumhuriyetimize, Türkiye Cumhuriyeti’nin yeni yüzyılına yakışan bambaşka bir Başkent heyecanını hep birlikte inşa edeceğiz.’ (DHA)
]]>Çorum Valiliği, Çorum Belediyesi ve Çorum Ticaret ve Sanayi Odası iş birliğinde bu yıl ikincisi düzenlenen çalıştayda kadınların yaşadığı sosyal ve ekonomik sorunlar ve bu alanda yapılması gerekenler analiz edilerek raporlanacak. Hazırlanacak rapor 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde kamuoyuyla paylaşılacak.
Çalıştay açılışında konuşan Kadın ve Aile Sorunları Uygulama ve Araştırma Merkezi (HÜKAM) Müdürü ve Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Nurcan Baykam, çalıştayın amacının toplumların kalkınmasında önemli bir rolü olan kadının sosyo-ekonomik durumunun güçlendirmeye yönelik Çorum özelinde kalkınmanın paydaşları olan üniversite, kamu kurum kurumları, belediye ve tüm paydaşlarla kadının sosyoekonomik sorunlarını, ihtiyaçlarını, beklentilerini analiz etmek ve bunlara yönelik hedeflerler belirleyerek uygulamalar başlatmak olduğunu söyledi.
İlk çalıştayın somut verilerini almaya başladıklarını dile getiren Prof. Dr. Nurcan Baykam, “Hitit Üniversitesi olarak kadınlarımıza yönelik Anne Üniversitesi projesini hayata geçirdik. Buradan mezun olan kadınlarımızdan altı tanesi de üniversitemizi kazanarak eğitim görmeye başladı. Birçoğu farklı sektörlerde istihdam edildi” dedi.
“Kadınlar, sürdürülebilir kalkınmanın ana aktörü”
Hitit Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ali Osman Öztürk, sürdürülebilir kalkınmanın ana aktörünün kadınlar olduğunu vurgulayarak, “Sürdülebilir kalkınma Türkiye Cumhuriyeti’nin 12. Kalkınma Planı’nın anahtar kelimelerinden birisi. Yerel düzeyde, kent düzeyde de baktığınızda sürdürülebilir plan, hedef ve uygulamaların sonuç verecek şekilde bir şekliyle kalkınma ile ilişkilendirilmesi konusu 21. Yüzyılda dünyanın anahtar kelimelerinden birisi. Sürdürülebilir kalkınmanın ana aktörü kadınlarımız. Kalkınmayı sürdürülebilir kılmak için kadınlarımızı her zaman baş tacı yaptığımız gibi sürdürülebilir kalkınmanın da öncüsü, önderi yapmalıyız. Ulusal düzeyde bu alanda Cumhurbaşkanımızın riyasetinde merkezi yönetimler tarafından adımlar atılmakta ve 21. yüzyılda emin adımlarla kadınlarımızla birlikte yürümek için çeşitli vesilelerle birçok politika hayata geçirilmekte. Yerel düzeyde yapılacak çalışmalarla ilgili olarak da sayın valimizin riyasetinde belediyeler, kamu, sivil toplum kuruluşları çalışmalar yapıyor” ifadelerini kullandı.
“Kadınlar toplumun her alanında olacak”
Vali Doç. Dr. Zülkif Dağlı, kadınların toplumun her alanında olacağını açıkladı. Çalıştayın ilkinin 2017 yılında yapıldığını hatırlatan Vali Doç. Dr. Dağlı, “Üç ilçemizde Hitit Üniversitemiz tarafından hayata geçirilen Anne Üniversitesi’nin yeniden oluşturulması için çalışmalara başladık. Bayat, Boğazkale ve Laçin kaymakamlarımızı görevlendirdik. Bu kaymakamlarımızda bayan kaymakamlarımız. Çalışmalara başladılar. Alaca MYO müdürümüz de bayan olduğu için çalışmaya Alaca ilçemizi de ilave ettik. Çalışmalar meyvesini vermeye başladı” diye konuştu.
Üniversitedeki bayan öğrenci oranının erkek öğrenci oranının üzerinde olduğunu dile getiren Vali Dağlı, “Bu çok güzel. Ülkemiz, geleceğimiz ve çocuklarımız için çok güzel gelişme. Bayanların okutulmadığı, erken yaşta evlendirildiği, toplumun dışında tutulduğu günlerden, dönemlerden bugünlere geldik. Bu toplumumuzun ilerleme seviyesinin bir göstergesi. Çalışmaya devam edeceğiz. Kadınlarımız toplumun her alanında olacak. İş dünyasının her alanında olmalı. Eğitimde olacaklar. Akademi de olacaklar. Tüm sektörlerde olacaklar. Kadınlarımızın her alanda olması bizim içinde gurur verici. Çünkü kadınlarımız olmadan toplumu ileriye götürmemiz mümkün değil. Onun için hep beraber çalışmaya devam edeceğiz. Yerel yönetimlerimiz, üniversitemiz, kamu kurumlarıyla ve halkımızla bu anlamda hem bilinçlendirme ve farkındalık oluşturmaya hem de reel ve somut adımlar atmaya devam edeceğiz” şeklinde konuştu.
Programa İl Jandarma Komutan Yardımcısı Hasan Taner Özbey, İl Genel Meclisi Başkanı Mehmet Bektaş, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri katıldı. – ÇORUM
]]>Bu tartışma aynı zamanda Kazakistan’daki kimlik arayışını yansıtıyor: Ülke yönetimi İslam’a bağlılığını ortaya koyarken, Sovyet döneminden kalma kuralları gevşetme konusunda hala isteksiz.
Karagandalı yedinci sınıf öğrencisi Anelya, 13 yaşında hayalini gerçekleştirerek prestijli Nazarbayev Entelektüel Okulu’na (NIS) girmeyi başardı.
Kazakistan’ın eski cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev’in adını taşıyan bu okulda Anelya’nın planı onun izinden giderek ülkenin ilk kadın cumhurbaşkanı olmaktı.
Anelya, sınavlarda başarılı oldu ve yaklaşık 800 başvuru arasından en iyi 16. sonucu aldı.
Ağustos ayında hazırlık sınıfına katıldı, ancak ilk gün ailesi okula çağrıldı ve kızlarının orada okuyamayacağı söylendi.
Gerekçe ise 13 yaşından itibaren takmaya başladığı başörtüsüydü.
“NIS’te başörtümü taktığımda kendimi diğerlerinden farklı hissetmedim: Bu sadece bir kıyafet, bir aksesuar. Derslerimi ya da diğer öğrencilerle ilişkilerimi etkilemedi. Sınıf arkadaşlarım da bunu sorun etmedi” diyor Anelya.
Kazakistan’da Müslüman nüfus çoğunlukta. 2022 nüfus sayımına göre nüfusun % 69’u kendini Müslüman olarak tanımlıyor. Ancak başka araştırmalara göre dindar Kazakların üçte birinden azı kendini koyu dindar olarak görüyor.
Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev de İslam’a bağlılığını açıkça ifade ediyor. Oysa Kazakistan anayasal olarak laik bir ülke.
Anelya gibi onlarca öğrenci, nüfusunun çoğunluğu Rusça konuşan bir sanayi şehri olan Karaganda’da benzer sorunlarla karşılaştı.
Ekim ayında, oradaki 47 kız öğrencinin ebeveynlerinin “Kazakistan Cumhuriyeti’nde eğitimle ilgili yasaların öngördüğü şekilde” sorumluluklarını yerine getirmedikleri için hukuk davalarıyla karşı karşıya oldukları ortaya çıktı.
2016 yılında eğitim bakanlığı “herhangi bir mezhebe ait dini kıyafetlerin okul formalarına dahil edilmesine izin verilmediğini” belirten bir yönerge yayınladı.
“Laik devlete dair açık bir tanım yok”
Ebeveynler ve insan hakları savunucularına göre okul yetkililerinin, vatandaşların kamu kurumlarında ücretsiz eğitim alma hakkını garanti altına alan Kazak anayasasının üzerinde bir bakanlık yönergesine öncelik vermesi kabul edilemez.
Bu tür durumlarda dindar ailelere yardımcı olan insan hakları aktivisti Zhasulan Aitmagambetov, “Kızların okul yetkililerinin baskısı altında başörtülerini çıkardığı birçok vaka var” diyor:
“Birkaçı direniyor ama derslere katılamıyor. Bu baskı, okullardaki dindarların sayısını azaltmanın bir yolu.”
Kazakistan hükümeti okullarda başörtüsü sorununu ele alırken devletin anayasa tarafından da güvence altına alınan laik yapısını vurguluyor.
Cumhurbaşkanı Tokayev, Ekim ayında yaptığı açıklamada, “Okulun öncelikle çocukların bilgi edinmek için geldikleri bir eğitim kurumu olduğunu unutmamalıyız. Çocukların seçimlerini büyüdükten ve kendi dünya görüşlerine sahip olduktan sonra yapmalarının daha doğru olacağına inanıyorum” dedi.
Almatı’daki Felsefe, Siyaset Bilimi ve Dini Çalışmalar Enstitüsü’nde araştırma görevlisi olan dini çalışmalar uzmanı Asıltay Taşbolat, “Yetkililer ve uzmanlar arasında ‘laik devlet’ kavramının ne anlama geldiğine dair açık ve somut bir tanım yok. Toplumumuz henüz olgunlaşmadı ve tartışmanın her iki tarafı da ‘laikliği’ kendine göre yorumluyor. Bazı vatandaşlar laikliği ateizm olarak anlıyor” diyor.
Bazı ülkeler, Müslüman kadınların kamusal alanlarda belirli kıyafetler giymesine kısıtlama uyguluyor.
Bu kısıtlamalar genellikle başörtüsünden ziyade peçe gibi yüz kapatan örtüler için geçerli.
Çoğunluğu Müslüman olan devletlerin bu tür yasaklar getirmesi nadir olsa da Kazakistan’ın komşuları olan eski Sovyet cumhuriyetleri Özbekistan ve Tacikistan bu tür ülkeler arasında.
Bağımsızlıktan sonra Kazakistan’da dini dernekler gelişti ve camiler inşa edilmeye başlandı.
Sovyet döneminde birkaç düzine olan cami sayısı şimdi neredeyse üç bine ulaştı.
Ancak Sovyet döneminde dini işlere müdahale eden kurumun yerini, Kazak kültürüne ve laik devlet ilkelerine uygun geleneksel bir İslam versiyonunu teşvik etmekle görevli devlet destekli bir kurum olarak Kazakistan Müslümanlarının Ruhani İdaresi (DUMK) aldı.
Kazak hükümeti din üzerindeki kontrolü bir ulusal güvenlik meselesi olarak görüyor. Araştırmacılar 2005 yılından bu yana Kuzey Kafkasya, Afganistan-Pakistan bölgesi ile Suriye ve Irak’taki İslamcı hareketlerin etkisiyle ülkede aşırı dinciler tarafından gerçekleştirilen şiddet olaylarının arttığına dikkat çekiyor.
Kazakistan 2011 yılında ilk intihar saldırısını yaşamış, 2016’da ise silah dükkanlarına ve bir askeri üsse düzenlenen silahlı saldırılarda 25 kişi hayatını kaybetmişti. Dönemin Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev, saldırganların İslam’ın köktendinci Selefi koluna mensup olduklarını açıkladı.
Sonraki yıllarda hükümet, dini cemaatlerin kayıt altında tutulması için yasal bir zorunluluk ve özel evlerde dini ayinlerin yapılmasının yasaklanması da dahil olmak üzere inanç alanında çeşitli kısıtlamalar getirdi.
“Alternatif bir eğitim yolu sunmuyorlar”
Hükümet bu tür önlemlerin amacını ülkeyi “radikal” dini fikirlerden korumak olarak açıklarken, insan hakları aktivistleri yasaların inananların haklarını sınırladığını ve devletin dini örgütlenmeyi sıkı bir şekilde kontrol etmesini sağladığını savunuyor.
Geçtiğimiz Ekim ayında hükümet, terörizmin ve köktendinciliğin teşvik edilmesine karşı yasa hazırlamak istediğini açıkladı.
Kültür ve Enformasyon Bakanı Aida Balayeva’ya göre yasa, bireylerin tanınması için peçe ve diğer yüz örtülerinin kamusal alanda takılmasını yasaklayacaktı, ama başörtüsünü yasaklamak gibi bir niyet olmadığını söyledi.
Anelya ise başörtüsü nedeniyle okuldan atıldı.
Babası Bolat Musin, kızının okuldan atılmasının yasalara aykırı olduğuna inanıyor. Okulun dini inanç sembollerinin takılmasını yasaklayan iç yönergelerinin iptali, kızının iadesi ve manevi zararlarının tazmini için dava açtı.
“Yetkililer ya bizi bir bürokratik kurumdan diğerine attılar ya da sadece başörtüsünü çıkarmamızı söylediler” diyor.
“Devletten net bir cevap bekliyoruz. Dindar bireyler olarak ne yapmamız gerektiği konusunda bize yol gösterin. Bizi şu seçenekle baş başa bırakmayın: ‘Toplumumuzda yaşamak istiyorsanız dininizi terk edin’.”
Karaganda’daki NIS okul yetkilileri Anelya’nın atılmasıyla ilgili yorum yapmayı reddetti. Haberin yayınlandığı sırada Eğitim Bakanlığı BBC’nin yorum taleplerine yanıt vermemişti.
DUMK, hükümetin yasaklarını doğrudan eleştirmemekle birlikte, Şeriat’ın kızların ergenliğe ulaştıklarında başörtüsü takmalarını gerektirdiğine dikkat çekerek ihtiyatlı bir açıklama yaptı. DUMK, hükümetin kendi görüşlerini dikkate alacağını umduğunu belirtti.
İnsan hakları aktivisti Zhaslan Aitmagambetov, Karaganda’daki dindar ailelerin kız çocuklarını eğitmek için hiçbir seçenekleri olmadığını söylüyor.
Ülkenin diğer bölgelerinde özel kız okulları var, ancak bunların yıllık maliyeti 700.000 tenge’ye (1.500 dolar) kadar çıkıyor.
Kazakistan’da ayrıca dokuz medrese var ancak bunların hepsi kızları kabul etmiyor.
“Bu konuyu bu yıl ve geçen yıl defalarca gündeme getirdik. Başörtüsü yasağından bahsediyorlar ama alternatif bir eğitim yolu sunmuyorlar” diyor Aitmagambetov.
İlüstrasyonlar: Maharram Zeynalov
]]>Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı tarafından yapımı tamamlanan İstanbul’daki Kağıthane-Gayrettepe Metrosu’nun açılış töreni, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla bugün yapıldı. AKP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkan adayı Murat Kurum’un da yer aldığı açılışta konuşan Erdoğan, metro hakkında bilgi verdi.
Erdoğan, şunları söyledi:
“BİZ SÖYLEDİK Mİ, ORTADA BIRAKMAYIZ: Biz söyledik mi, yaparız. Ortada bırakmayız. Belediye başkanlığımdan tutun, daha sonra hükümete geldik ve hükümette de Ulaştırma Bakanlığı olarak nasıl bu yolları, bu hızlı yüksek hızlı tren hatlarını nasıl yaptıysak aynı şekilde İstanbul’umuzda da bunu yaptık ama birileri de hatırlayın, maalesef hafriyatla ne yaptılar? Kim olduğunu biliyorsunuz, benim söylememe gerek yok. Esasen raylı sistem projelerinde en önemli, hassas, zor konulardan birisi; hattın beyni diyebileceğimiz sinyalizasyon sistemidir. Hamdolsun ASELSAN-TÜBİTAK iş birliğiyle artık bu alanda başkalarına bağımlı olmaktan kurtuluyoruz. ASELSAN sinyalizasyon sistemi için gerekli araç üstündeki ekipmanların hatlara konulacak sistemlerle istasyonlara konulacak akıllı sinyal sistemlerini TÜBİTAK geliştirdi. Biz yapıyoruz. Dışarıdan ithal yok. Yine bu hatta kullanılacak 60 adet sürücüsüz metro aracı da Ankara, Sincan Organize Sanayi Bölgesi’ndeki fabrikada üretiliyor. Savunma sanayi başta olmak üzere teknolojiye dair her konuda tam bağımsız Türkiye hedefine ulaşıncaya kadar azimle çalışacağız.
MİLLETE TEPEDEN BAKANLAR KAYBETMEYE MAHKUMDUR: Bizler ‘İki günü birbirine eşit olan ziyandadır’ anlayışına sahip bir inancın mensubuyuz. Siyasette de parolamız, vatandaşlarımıza kesintisiz hizmet vermektir. Kimin ne dediğine bakmadan şehirlerimizin ihtiyaçlarını gidermeyi, sıkıntılarına çözüm bulmayı ana vazifemiz olarak görüyoruz. Bizim siyaset tasavvurumuzda millete efendilik olmaz, hizmetkarlık olur. Millete tepeden bakanlar, milleti hor hakir görenler, millete karşı kibirli, nobran davrananlar siyasette kaybetmeye mahkumdur. Şimdi 31 Mart akşamı, inşallah bunları da hep beraber göreceğiz. Türk siyasi tarihine şöyle bir göz attığınızda bunun sayısız örneğine şahit olursunuz. Milletin yetki tevdi ettiği, emaneti teslim ettiği ancak bunun hakkını veremeyen nice bakanın, başbakanın, belediye başkanının siyaset sahnesinin tozlu raflarında unutulup gittiğini görürsünüz. Aynı şekilde şehrine, ilçesine ve ülkesine kazandırdığı hizmetlerle milletin gönlüne taht kurmuş sayısız siyasetçimiz, devlet adamımız var.
HER KUL GİBİ KUSURUMUZ OLABİLİR: Bu gerçeklerin ışığında biz de kendimizi sürekli hesaba çekiyor, her gece ‘Bugün ülkemiz, milletimiz ve insanlık için ne yaptık’ sorusunu kendimize soruyoruz. Geride hayırla, şükranla yad edilecek bir miras bırakmayı arzu ediyoruz. Siyasetin inişli çıkışlı yolculuğunda bugüne kadar pek çok zorlukla, engelle, haksızlık ve hukuksuzlukla karşılaştık. Vesayetin gölgesinin ülkemizin üzerine karabasan misali çöktüğü 1990’lar Türkiye’sinde büyükşehir belediye başkanlığı yapmış bir kardeşiniz, bir siyasetçi olarak zorluklar karşısında yılmadık, yılgınlığa asla kapılmadık. Millete hizmet sevdamızla aramıza kimsenin girmesine müsaade etmedik. Her zaman söylüyorum. Biz laf üstüne laf koyanlardan değil, taş üstüne taş koyanlardan olmanın peşindeyiz. Vatandaşımızın şöyle içtenlikle söylediği ‘Allah ondan razı olsun’ duasını her türlü siyasi ve dünyevi hesabı üstünde görüyoruz. Bizim anlayışımızda ülkesine ve insanına gerçekten hizmet götürmek isteyen ya bir yol bulur ya bir yol açar ama yolda kalanlardan kesinlikle olmaz. Elbette her kul gibi bizim de eksiğimiz, kusurumuz, hatamız olabilir.
ALANIMIZA GİREN HİZMETLERDEN FAZLASINI İSTANBUL’A KAZANDIRDIK: Tüm samimi gayretlerimizle tüm çabalarımıza, tüm emeklerimize rağmen gerçekleştiremediğimiz hususlar çıkabiliyor ama şartlar ne olursa olsun, önümüze hangi engeller çıkarsa çıksın ülkeye ve millete hizmet mücadelesinden asla vazgeçmiyoruz. Zorluklara aldırmadan, sorunları gözümüzde büyütmeden, bahane arama kolaycılığına kaçmadan Türkiye Yüzyılı hedefimiz doğrultusunda sabırla yürümeyi sürdürüyoruz. Burada bir kez daha altını çizerek şu hususu ifade etmek isterim. Bizim nazarımızda 85 milyon vatandaşımızın tamamı, oy tercihlerinden bağımsız olarak eşit şekilde hizmete ve hürmete layıktır. İktidarlarımızın 21 yılı aşkın döneminin hiçbir safhasında belediyelerimizi siyasi rengine göre ayırmadık. Kampanya dönemi boyunca yaptıklarımızı anlattık, projelerimizi paylaştık, muhalefetle ilgili eleştirilerimizi açık yüreklilikle dile getirdik. Seçimin bittiği gün sandıktan çıkan iradeye saygı gösterip kaldığımız yerden hizmetlerimize devam ettik. Bu durum İstanbul için de geçerlidir. Şayet İstanbul bugün mevcut durumundan çok daha kötüye gitmemişse bunun en büyük sebebi, bizim elimizi taşın altına koymamızdır. Hükümetimizin görev alanına giren hizmetlerden çok daha fazlasını İstanbul’a kazandırarak şehrin iflas bayrağını çekmesinin önüne geçtik.
MURADINIZA ERMEK İSTİYORSANIZ MURAT’A SAHİP ÇIKACAKSINIZ: Şimdi biz neredeyiz, Kağıthane. Bu Kağıthane’nin Haliç’e bağlanan kısmının nasıl pislik olarak aktığını hatırlıyor musunuz? Belki gençler hatırlamayabilir ama anneleri, babaları bunu gayet iyi hatırlıyor. Peki, bütün bu pisliği, Boğaz’ın o pırıl pırıl temiz suyunu ne yaptık? Biz buraya bağladık, Kağıthane’ye ve Haliç’e bağladık. Ondan sonra buranın suyu ne oldu, tertemiz oldu. Biz yaptık. Söyledik mi, yaparız. Bundan sonra da yapacağız. Murat’ımızla (Kurum) yapacağız ama siz de muradınıza ermek istiyorsanız Murat’a sahip çıkacaksınız. Durmak yok. Şurada 61 gün kaldı. Yola devam. Bir taraftan belediyeler, bir taraftan hükümet olarak biz, ikimiz el ele vereceğiz ve ülkemizi ayağa kaldıracağız. İstanbul’umuzu, Ankara’mızı, İzmir’imizi, Eskişehir’imizi, Konya’mızı, Kayseri’mizi, ülkemizin 30 büyükşehrini ayağa kaldıracağız. Sadece son 2 yıl içerisinde 51 kilometrelik metro hattını İstanbulluların hizmetine sunmanın sevincini yaşadık. Sabiha Gökçen Havalimanı- Pendik Metrosu gibi önemli bir projeyi, İstanbul halkının ve bölgedeki diğer illerimizin hizmetine verdik. Elbette bunları yeterli bulmuyoruz.
FATİH’İN ŞEHRİNİ, İNŞAATA BAŞLANAN METROLARI DAHİ YAPAMAYAN ZİHNİYETE BIRAKMAYACAĞIZ: İstanbul gibi her gün büyüyen bir şehrin artan ulaşım altyapı ihtiyacına ve diğer sıkıntılarına çözüm yolları geliştiriyoruz. Atalarımız ne güzel söylemiş, ‘Uğraştıran değil, ulaştıran İstanbul.’ Bu şuurla çalışmalarımızı aralıksız devam ettiriyoruz. Gençlik yıllarım, partimin Gençlik Kolları’nın başında olduğum zamanlar, ah ah, şu Kağıthane’nin dili olsa da konuşsa. Ne günlerimiz geldi geçti buralarda ama hamdolsun, Kağıthane buralara geldiyse bizimle geldi. Şu an İstanbul genelinde toplam uzunluğu yaklaşık 53 kilometre olan 4 metro hattının inşası sürüyor. Bakırköy, Bahçelievler, Kirazlı Metro hattını, Halkalı, Başakşehir, İstanbul Havalimanı Metro hattını, Altunizade, Çamlıca Cami, Bosna Bulvarı Metro hattını, Kazlıçeşme, Sirkeci raylı sistemi ve yaya odaklı yeni nesil ulaşım projesini de tamamlayıp inşallah İstanbullulara kullanımına açacağız. Bu yılın ilk çeyreğinde dört ayrı proje kapsamındaki 34,2 kilometre raylı sistem hattımızın ve üzerindeki 18 istasyonun açılışını gerçekleştireceğiz. Fatih’in emaneti olan bu aziz şehri, inşaatına başlanmış metroları dahi yapamayan, kendi beceriksizliklerinin günahını sıradan vatandaşa yükleyen zihniyetin insafına bırakmadık, bırakmayacağız. Çünkü biz bu şehre ve insanlarına tarifsiz bir aşkla, sevgiyle bağlıyız.
SEÇİM TAKVİMİ İŞLEDİKÇE MASKELER DÜŞÜYOR: 31 Mart seçimleriyle ilgili takvim işlemeye başladıkça maskeler düşüyor. Herkesin gerçek niyeti ortaya çıkıyor. Kimin şehrine aşkla hizmet ettiği, kimin de 5 yıl boyunca üç dönüm bostan, yan gel yat Osman misali vaktini boşa geçirdiği netleşiyor. Sandıkta millete hesap verme günü yaklaştıkça görüyoruz ki, birilerinin dizleri titremeye, paçaları tutuşmaya başladı. Ülkenin ikinci büyük partisinin acemi genel başkanının birkaç gün önce belediye başkan adaylarıyla ilgili yaptığı skandal açıklama, muhalefette yaşanan panik havasının bir işaretidir. Neymiş, illerde farklı partilerden adayların olması oyunmuş, tezgahmış. Bakınız, çok açık ve net söylüyorum. Dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde böyle bir beyana rastlayamazsınız. Milli iradeye saygı duyulan hiçbir ülkede muhalefet partisinin çoğulcu demokrasinin bir gereği olan yarıştan korktuğunu, ürktüğünü, rakiplerinin sayısı karşısında hırçınlaştığını göremezsiniz. Meselenin çok daha vahim tarafı, suçladığı partilerin daha 8 ay öncesine kadar beraber Türkiye’yi yönetmeye talip olduğu siyasi yapılar olmasıdır.
BUNLAR ALTILI MASA’DA BERABER DEĞİL MİYDİLER: Bunlar Altılı Masa’da beraber değil miydiler? ‘Gerekirse 16’lı masa da kurarız’ diyenler değil miydiler? Ne oldu bunlara şimdi? Olay bu. Birkaç gün öncesine kadar işbirliği görüşmeleri yaptığı partileri daha içtikleri çayın dumanı kalkmadan ihanetle suçlamak, beraber siyaset yaptığı insanları ihanetle itham etmek tam bir siyasi basiretsizlik örneğidir. Gençler, Kağıthane’den sandıkların patladığını görmek istiyorum. Buna var mısınız? Kimseyi küstürmeyeceksiniz, kucaklayacaksınız. Nefret diliyle değil, kucaklayıcı bir dille konuşacaksınız. Üzerinde kurulan vesayetin zincirlerini kırma iradesi göstermek yerine sağa sola sataşarak rüştünü ispat peşinde koşandan kendi partisine de Türkiye’ye de hayır gelmez. Halbuki ortak adayla seçime gitmek nasıl demokratik bir yöntemse her partinin kendi adayını çıkarması da gayet tabiidir. Biz de Cumhur İttifakı bünyesinde diğer siyasi partilerle ortak belediye başkan adayı belirleme noktasında görüşmeler yürüttük. Halen görüşmelerimizin devam ettiği partiler var. Anlaştığımız illerde beraber yol yürüyor, anlaşamadığımız il ve ilçelerde ise demokratik bir yarış için hazırlığımızı yapıyoruz ama hiçbir şekilde kimseyi ihanetle, oyunbozanlıkla, gafletle, oyuna gelmekle, şuursuzlukla suçlamıyoruz. Çünkü seçime nasıl girilirse girilsin, nihayetinde hükmü millet verecek.
31 MART’TA KİBİRLİ ZİHNİYET, HAK ETTİĞİ DERSİ ALACAK: Onun için ne diyoruz? Yeniden İstanbul. Millet, vaatlere bakacak. Bunları gönül ve fikir terazisinde tartacak, hangi belediye başkanı tarafından şehrinin yönetilmesini istiyorsa tamamen hür iradesiyle tercihini ona göre yapacak. Biz de her zaman olduğu gibi sandıktan çıkan iradeyi baş tacı edeceğiz. Tüm bunlar apaçık ortadayken milletin iradesine şimdiden ipotek koymak, demokrasinin değil ancak dikta hevesinin bir tezahürü olabilir. Aslında bu ifadeler bunların çarpık zihin dünyalarında nasıl bir Türkiye ve nasıl bir demokrasiyi hayal ettiklerini de göstermektedir. Bunlar halen açık oy gizli sayımla milletin iradesinin gasp edildiği tek parti faşizminin özlemiyle yaşıyor. Maalesef bu partide genel başkan koltuğunda oturanlar değişse de demokrasiye tahammülsüzlükleri değişmiyor. Yıllar gelip geçiyor fakat bunların faşizan kodlarında zerre miskal gerileme olmuyor. İnşallah 31 Mart’ta sandıktan çıkacak güçlü iradeyle İstanbul başta olmak üzere her yerde demokrasiden ürken, çoğulcu demokrasiden korkan bu kibirli zihniyet, hak ettiği dersi alacaktır. İstanbul’un kronikleşen sorunlarına dair kapsamlı, detaylı ve pratik çözüm önerilerimizi, büyükşehir belediye başkan adayımız Murat Kurum kardeşimiz de kısa süre önce İstanbul halkıyla paylaştı.”
]]>Ülkenin en büyük gazetesi Corriere della Sera haberi baş sayfasından “İtalyan kilisesine saldırı. İstanbul’da terör ve bir ölü” başlığıyla verdi. IŞİD’in saldırıyı üstlendiğini vurgulayan gazete, iki kişinin gözaltına alındığını da yazdı.
Corriere della Sera, Katolik derneği Sant’Egidio’nun kurucusu Andrea Riccardi tarafından kaleme alınan bir analize de baş sayfasından yer verdi. Riccardi’nin yazısı, “Katolik azınlık ve dini şiddet döneminin dönmesi korkusu” başlığıyla yayımlandı.
Riccardi, Gazze’de yaşananların “düşmanlıkları körüklemiş olabileceğine” dikkat çekerek şöyle yazdı:
“Türk Hristiyanları Avrupalılar veya Amerikalılarla özdeşleştirmek saçma olsa da, ‘küresel nefretin’ basitleştirilmesi oyunlarıyla kolaylaştırılıyor. Bu ilk kez olmuyor. Savaşın damgasını vurduğu bir dünyada, absürt bir şekilde düşmanın ileri karakolu olarak görülenlere karşı nefret büyüyor, söz konusu az sayıda inanana sahip küçük bir kilise olsa bile.
“Hristiyanların huzuru yerinde değil. Türkiye’de, zaman zaman kimin girdiğini görmek için kilisenin kapısına endişeyle baktıklarını fark ettim. Dünyanın bazı yerlerinde pazar günü ayine gitmek riskli.”
Corriere della Sera, Katolik Kilisesi’nin Türkiye’deki en üst düzey yetkililerinden Anadolu Havarisel Vekilli Piskopos Paolo Bizzeti ile bir söyleşi de yaptı. 2010’da İskenderun’da öldürülen Luigi Padovese’nin yerine 2015’te atanan Bizzeti, dünkü saldırıyla ilgili şöyle konuştu:
“Nedenleri hala net değil, ancak bir kilisede silahlı saldırı düzenlenmesinin ciddi olduğu ve Orta Doğu’da hoşgörüsüzlük ve bölücülük alevlerinin yıllardır körüklendiği bir gerçek.”
Bizzeti, saldırının beklenen bir şey olup olmadığı sorusuna ise şöyle yanıt verdi:
“Piskoposluk görevimin başlangıcında ciddi riskler vardı. Son yıllarda ise Türkiye’de durum tamamen huzur içinde olmasa da aslında oldukça sakinleşmişti. Ancak daha geniş bir bağlamda bakarsak, tüm bölgeyi etkileyen şiddet dalgasının etkilerinin olacağına şüphe yok. Şiddet şiddeti doğurur ve bir süre sonra istisnasız herkesi etkiler.”
Gazetenin “Laikliğin aşınması Hristiyanların gündelik hayatını kötüleştirdi mi?” diye sorması üzerine de Bizzeti, Türkiye’de ‘din özgürlüğünden ziyade ibadet özgürlüğüne’ sahip olduklarını belirtti. Ayasofya’nın camiye dönüştürülmesi gibi eylemler ve bu tartışmaların etkisiyle ilgili olarak da şunları söyledi:
“Mevcut hükümetin, bir dizi talebi iyi bir diyalogla karşılama çabası içinde olduğunu söylemeliyim. Ama şu da bir gerçek ki, Türkiye’de de toplumun bir kesimi daha fazla özgürlük ve çoğulculuk isterken, bir başka kesimi kökten dinci bir eğilime sahip ve daha güçlü bir zorunlu İslamlaşma isteyenlerin sayısı da az değil.
“Çoğulculuk ve gerçek dini özgürlük, olumsuz yan etkileri engeller. Alevleri körüklemek, zayıf ve dengesiz durumdakilerin İstanbul’daki gibi eylemleri gerçekleştirdiği bir ortam yaratıyor.
Savaş ve İslamofobi etkisi
Il Messaggero gazetesi de Katolik Kilisesi’nin İstanbul Apostolik Vekili Piskopos Massimiliano Palinuro ile bir söyleşi yaptı. Söyleşi, “Bunlar savaşın ve Avrupa’daki İslamofobinin zehirli meyveleridir” başlığıyla yayımlandı.
Palinuro, “Maalesef Gazze’deki savaşla hava çok ısındı” dedi ve henüz İstanbul saldırısıyla ilgili net bilgilere sahip olmasalar da geniş kapsamlı bir analiz yapılabileceğini söyledi:
“Bir tarafta alevler içinde olan Orta Doğu var, bu bir detay değil. Öte yandan Avrupa’da son yıllarda İslamofobi arttı. Bu iki faktör birleştiğinde zarar verir. Batı’da Müslümanlara karşı hoşgörüsüzlükle kendini gösteren her İslamofobik eylemin bölgemizde çok büyük yansımaları oluyor. Meydanlarda Kur’an yakılması, çirkin karikatürlerin yayınlanması veya inançlarına aykırı diğer olaylar gibi…Bazı İslamofobik ifadelerin, Müslüman çoğunluğun olduğu yerlerde yarattığı yankıyı Batı’da açıklamak zor.
Kilisenin İtalya bağlantısı
Gazete İtalyan din adamı Palinuro’ya, “Cinayetin bir İtalyan kilisesinde gerçekleşmiş olması, İtalya’nın radikal İslam’ın hedefinde olduğu anlamına mı geliyor? ” diye de sordu. Palinuro bu soruyu yanıtlarken söz konusu kilisenin İtalya ile doğrudan bir bağlantısı olmadığını da vurguladı:
“Hayır, bununla hiçbir ilgisi yok. Bunu kategorik olarak ihtimal dışı bırakıyorum. Ayrıca bu kilise İtalyan olarak tanımlanıyor ama esasında İtalya ile ilgisi yok. Evet, zamanında İtalyan rahipler tarafından kurulmuştu ama bugün Romanya’dan rahipler tarafından yönetiliyor.”
Palinuro, böyle bir saldırıyı beklemediklerini ve bu olay sonrası tüm Hristiyan topluluklarında endişenin artmasının kaçınılmaz olduğunu da vurguladı. “Geçmişte Türkiye’nin Anadolu gibi başka bölgelerinde de korkunç olaylar yaşanmıştı” diyen Palinuro, “Ama açık, uluslararası, kozmopolit, misafirperver, çoğulcu bir şehir olan İstanbul’da böyle bir şey yaşanmamıştı” diye ekledi.
Yerel seçim vurgusu
La Stampa gazetesi ise haberi “İstanbul’da İtalyan kilisesine saldırı: Bir ölü. İki saldırgan yakalandı” başlığıyla duyurdu. Haberde, “Saldırı kabusu 6 yıl sonra Türkiye’ye geri döndü” denildi. Gazete, “Türkiye’de Mart ayı sonunda yapılacak yerel seçimler dikkate alındığında güvenlik konusu yeniden merkezi hale gelebilir” diye yazdı.
Libero, “IŞİD İstanbul’da ayin sırasında öldürdü” başlığını kullandı ve alt başlıkta “Türkiye’de Hristiyanlar, özellikle de Katolikler bir kez daha saldırı altında” dedi.
Gazete ‘inanç şehitleri’ diye andığı İtalyan rahip Andrea Santoro’nun 2006’da Trabzon’da, Monsenyör Luigi Padovese’nin de 2010’da İskenderun’da öldürüldüğünü hatırlattı. Haberde, “Geçen ay Türk polisi, ‘İstanbul’daki kilise ve sinagoglara yönelik saldırı planları’ hazırlamakla suçlanan yaklaşık otuz şüpheli IŞİD üyesini tutuklamıştı” bilgisi de paylaşıldı.
Il Giornale de saldırının İtalya tarafında yarattığı kaygılara odaklanan bir haber yayımladı. İtalya hükümetinin, ‘Batı’nın ibadet mekanlarında hedef alınmasından’ endişe ettiğini yazdı.
]]>
Büyük üzüntü yaşayan Merve “Çok kaybediyoruz. Çok sakatımız var. Motivasyon eksikliği çok büyük. Kimse birbirine inanmıyor. En son 4 dokunulmazlık kaybettik. Bizim acilen önce kendimize inanmamız lazım.
Daha sonra da birbirimize inanmamız lazım. Eşleşmeler yapılıyor, seçim yapılırken ‘nasıl olsa olsun modunda’ herkes. Yanlış seçilmeler yapılıyor daha sonra. Bugün şans bir kere bizden yana olsun ya. Çıldırıyorum, gerçekten çıldırıyorum ya” diyerek gözyaşlarına hakim olamadı.

TAKIMI NE AYAĞA KALDIRACAK?
Kırmızı takımdaki Turabi “Tek çare doğru eksilme. Doğru eksildikten sonra bu çukurdan çıkacağız. Kemik kadro kalınca yenmeye başlayacağız. Bu Survivor’ın cilvesi.
2014’te de 45 gün hiç kazanamadık, doğru eksildikten sonra yenmeye başlıyorsunuz. Yenilen takım doğru azalırsa diğer takımı ard arda yener. Bunu da ilerleyen zamanda göreceğimize inanıyorum” dedi.

DOKUNULMAZLIK SEMBOLÜ YASİN’E VERİLDİ
Son dönemlerde değil aslında uzun zamandır başarılı gidiyordu. Bugün de başarılı oyun sergilemesi sembolün Yasin’e verilmesine neden oldu. Yasin arkadaşı Yaman’ı da yanına çağırarak sembolü takımına götürdü.

ÖNCE BU KONUYU KONUŞMAMIZ GEREKİYOR
Konsey’de Acun Ilıcalı “Takım değerlendirmesine geçmeden önce bizim için çok önemli bir konu var ve bunu konuşmamız gerekiyor açık bir şekilde” dedi.
Ilıcalı “Survivor’da belli kurallarının olduğu, yarışmacıların birbirlerine saygı çerçevesinde medeni çerçevelerde konuşması gerektiğini unutuyoruz. Maalesef oyun alanında istemediğimiz şeyler yaşandı. Konu Nagihan ile Sahra arasındaydı.
Seyircilerimiz bunları görmedi. Konu özel hayat ile ilgili çok ciddi derecede kötü söz olduğu için biz bu görüntüleri yayınlamak istemedik. Kadın yarışmacı ve maalesef özellikle Nagihan tarafından çok üzücü duymak istemediğimiz kelimeler vardı. Hep beraber çok üzüldük prodüksiyon olarak” dedi ve sözü Nagihan’a verdi.

“SADECE SUÇLU BEN DEĞİLİM”
Nagihan “Acun bey siz sadece burada olanları duydunuz. Dışarda yaşananları hiç bilmiyorsunuz. Bana karşı çok çirkin sözler vardı burada söyleyemem.
Bunun yanında burada hep özel hayatlar buraya yansıtılmamalı deniliyordu ve biz hiç özel hayatımızı buraya yansıtmadık. Ama karşı takım bizi hep özel hayatımızdan vurdu, başta Turabi olmak üzere çirkin sözler sarfedildi.
Turabi ile baş edemeyince sonra sıra bana geldi. Sahra ile benim geçmişte yaşadığımız olaylar vardı konu kapandı buraya taşımadık. Ta ki bir oyunda bana bir yakıştırması oldu takımdan arkadaşlar bana söyleyince gidip Sahra’ya sordum ‘Bana bunu söyledin mi’ dedim.
Ve söylediğini öğrenmiş oldum. O da benim kırmızı çizgimdi. Özel hayat madem buraya taşınmayacaktı, o çirkin sözlerle o kapıyı araladı. Kendileri yapınca çok normal biz karşılık verince mi anormal oluyor.
Ben buraya savaşmaya geldim ben buraya mücadele etmeye geldim. Beni kimsenin özel hayatı ilgilendirmiyor. Ama bu arkadaş sözden anlamıyor. Sözden anlamadığı için de ben yapmam gerekeni yapmak zorunda kaldım.
Bazı şeyleri bilmiyorsunuz ama tepki gösterince suçlu ben oluyorum. Benim özel hayatımı neden buralara taşıyorlar. Böyle olursa da Nagihan normal duramaz. Diskalifiye ettirmek için her yolu deniyorlar.
Kendilerinin söyledikleri akla hayalin almayacağı şeyler. Bilmiyorsunuz ama bizim aramızda yaşananları ikimiz biliyoruz. Bana bulaşmasınlar. Bana belaltı kimse vurmasın. Sadece suçlu ben değilim. Sahra’nın burada bana bir takıklığı var.
Ben de biliyorum özel hayata girmemek gerektiğini ama bu kız bundan anlıyordu başka türlü susmayacaktı. Yılanın başını ezmek zorunda kaldım. İsterseniz beni eleyin isterseniz ceza verin ben durup dururken kimseye saldırmıyorım. Ben durup dururken bu suçu işlemedim, işlettirildim” dedi.

“SENİNLE UZLAŞMA ŞANSIMIZ YOK”
Ben kendi değerlendirmemi söyleyeyim diyen Ilıcalı “Şu anlattıkların benim gördüğüm yaşadığım olayların bir açıklaması olamaz. Senin yaşadığın sinir stresi anlarım ama sen şunu mu istiyorsun, kötü sözü bağıra çağıra söyleyecek misin?
Yok ben tahrik edildim vs. Bu konuda uzlaşma şansımız çünkü sen gösterdiğin çirkin tavrı gözümün içine baka baka meşrulaştırmaya çalışıyorsun. Sen benim sözümü kesme dinleyeceksin. Şu anda ben konuşuyorum ve dinlemen gerekiyor.
Senin gösterdiğin tavır, ben bunları yaptım yapmam gerekiyordu yılanın başını ezmem gerekiyordu yaptım, diyorsun. Benim açımdan da hiçbir kimsenin kimseye hakaret etme şansı yok.
Biri bir şey söyledi ağzından kaçar biz bunları tolere ediyoruz. Sen diyorsun ki bana bir şey söylerse oradan girer buradan çıkarım diyorsun. Bu programda bunlara izin veremem” dedi.

“BAM TELİNE DOKUNULDU”
Pınar Nagihan için “Burada zikredilmeyen sözleri ben bildiğim için, bam teline dokunulduğu için Nagihan delirdi. Burada Nagihan’ı korumak için söylemiyorum. Söylediği sözler o kadar uzun süre söylemesi onu şu an haksız gösteriyor.
Sahra’nın o sözleri yüzünden olay buralara geldi. Olay çok hızlı büyüdü ve çok büyüdü. Herkesin siniri bozuldu. O kelime onu vuran bir kelime. Bence o söz de yanlış ve bu kadar tepki de yanlış. Başlatanın Nagihan olmadığını biliyorum” dedi.

İKİ ÖDÜLDEN MEN KARARI
Acun Ilıcalı “Bununla ilgili bir yaptırım olacak. Bu hareket kabuledilebilir bir hareket değil. Eğer bunu bir daha yaparım söylerim diyorsan ben bu kardeşlerime bir daha bunu yaşatmayacağım.
Nagihan 2 ödülden men kararı verildi senin için ve 2 ödülden faydalanamayacaksın. Bizim kararımız bu. Sinir dayanmıyorsa o zaman devam etmeyeceksin. Sakinleşince değerlendir ve kararını ver. Ben haklıyım deyip de terör estiremezsin.” dedi.

BİRİNCİ GİTME ADAYI KARDENİZ
6 oy alarak en fazla oyu alan Kardeniz gitme adayı oldu. Kardeniz “Kötü bir haftaydı benim için, fakat hepimiz kendimizi temsil etsek de bazen takımdaki gerginlikler birilerinin kaderini belirleyebiliyor.
Bu hafta tamamen motivasyon kaybıyla çıktım. İnançsız çıktım. Bu beni çok etkiliyor. Umarım takımca bu gerginlikler olmaz ve ben de duellodan çıkarım” dedi.
]]>Mumcu, 1942 yılında Kırşehir’de dünyaya geldi, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde henüz öğrenciyken 26 Ağustos 1962’de Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan “Türk Sosyalizmi” makalesiyle “Yunus Nadi Ödülü”nü aldı.
Aynı fakültede 1968’de idare hukuku asistanı olan Mumcu’nun inceleme yazıları, Milliyet gazetesinde yayımlanmaya başladı.
Mumcu, 12 Mart 1971 dönemindeki bir yazısında kullandığı “ordu uyanık olmalı” sözleriyle, “orduya hakaret etmek” ve “sosyal bir sınıfın öteki sosyal sınıflar üzerinde tahakkümünü kurmak” suçunu işlediği iddiasıyla gözaltına alındı, tutuklandı ve 7 ay hapisle cezalandırıldı. Yargıtay, bu cezayı bozdu.
Mumcu, askerliğini tamamladıktan sonra 1974’te üniversiteden ayrılarak Yeni Ortam gazetesinde köşe yazarlığına başladı. 1975’te Cumhuriyet gazetesine geçen Mumcu, yaşamı boyunca çok sayıda araştırmaya dayalı yapıt verdi.
Güldal Mumcu ile 1976’da evlenen Uğur Mumcu’nun Özgür ve Özge adını verdikleri iki çocuğu oldu.
Köşe yazılarında hem sorunları dile getiren hem de hukuka aykırı ve yasa dışı uygulamaların üstüne giden Mumcu, yazdığı kitaplarla da ses getirdi.
Mumcu, 24 Ocak 1993’te arabasına yerleştirilen bombanın patlamasıyla 51 yaşında hayatını kaybetti. Mumcu’nun ölümünden sonra kurulan Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı, bütün eserlerini yayımladı.
Polis teşkilatının unutulmayan kahramanı
Sakarya’nın Hendek ilçesinde 1952’de dünyaya gelen Ali Gaffar Okkan, 1970’te Polis Kolejini, 1973’te Polis Akademisini bitirdi.
Okkan, İzmir Emniyet Müdürlüğüne komiser yardımcısı olarak atandıktan sonra emniyet amirliği rütbesi alana kadar çeşitli birimlerde görev yaptı. Birinci Sınıf Emniyet Müdürlüğüne 1993’te terfi eden Okkan, Kars Emniyet Müdürü olarak atandı.
Ali Gaffar Okkan’ın adı, 18 Kasım 1997’de Diyarbakır Emniyet Müdürü olarak göreve başladıktan sonra kentte ilklere ve önemli başarılara imza atmasıyla gündeme geldi.
Okkan, görev yaptığı süre içinde kentteki huzuru en üst seviyeye çıkardı, şehirde küçükten büyüğe herkesle kurduğu iyi diyalogla Diyarbakırlıların sevgi ve saygısını kazandı.
Gaffar Okkan, 24 Ocak 2001’de makam aracıyla seyir halindeyken kimliği belirsiz kişilerce açılan ateş sonucu olay yerinde şoförü ve 4 korumasıyla şehit oldu.
Belli başlı öteki olaylar
22 Ocak
1517- Osmanlı ordusu, Ridaniye Savaşı’nda Memluk ordularını yendi. Bu savaşın ardından halifelik Osmanlılara geçti.
1561- İngiliz devlet adamı, filozof Francis Bacon dünyaya geldi.
1842- Baytar Mektebi (Veteriner Fakültesi) açıldı.
1901- Britanya Kraliçesi Victoria, 82 yaşında öldü.
1905- Birinci Rus Devrimi başladı. Çar birliklerinin Kışlık Saray’a dilekçe vermek için yürüyüşe geçen işçilere ateş açmalarıyla “Kanlı Pazar” diye anılan günde, 500 işçinin öldürülmesi üzerine ayaklanmalar baş gösterdi.
1949- Çin’de Mao Zedung, Kızıl Ordu ile Pekin’e girdi.
1972- Brüksel Antlaşması imzalandı. Antlaşma İngiltere, İrlanda, Danimarka ve Norveç’in, 1 Ocak 1973’ten itibaren Avrupa Ekonomik Topluluğuna (AET) üye olmalarını öngörüyordu.
1987- Yüksek Sağlık Şurası, tüp bebek uygulamasının Türkiye’de de başlatılmasını kararlaştırdı.
1989- Sovyetler Birliği’nde ilk kez “Uluslararası Güzellik Yarışması” düzenlendi. Yarışmada Türkiye’yi temsil eden Meltem Hakarar birinci seçildi.
1996- Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP) kuruldu.
2000- Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi, DYP Şanlıurfa Milletvekili Fevzi Şıhanlıoğlu’nun ölümüyle ilgili davada, MHP Milletvekili Cahit Tekelioğlu’nu 2 yıl 9 ay 10 gün ağır hapse mahkum etti. MHP Milletvekili Mehmet Kundakçı beraat etti.
2006- Eski SHP Genel Başkanı Aydın Güven Gürkan, İstanbul’da tedavi gördüğü hastanede 65 yaşında vefat etti.
2008- “Ergenekon” soruşturması kapsamında emekli Tuğgeneral Veli Küçük, avukat Kemal Kerinçsiz, gazeteci Güler Kömürcü, Türk Ortodoks Patrikhanesi Basın ve Halkla İlişkiler Sözcüsü Sevgi Erenerol ve Susurluk davası hükümlüsü Sami Hoştan’ın da aralarında bulunduğu 33 kişi gözaltına alındı.
2013- Galatasaray Üniversitesinin Ortaköy’deki 142 yıllık binasında çıkan yangın, itfaiyenin 4,5 saat süren müdahalesiyle söndürüldü. Binanın büyük bölümü kullanılamaz hale geldi. Elektrik kontağından çıktığı belirlenen yangında çok sayıda tarihi öneme sahip eser ve kitap kül oldu.
2014- Suriye’deki iç savaşa çözüm bulmayı amaçlayan Cenevre-2 Konferansı, İsviçre’nin Montrö kentinde başladı.
2014- Dünya Ekonomik Forumu’nun 44. Davos yıllık toplantısı başladı. İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres’e barışa, ekonomiye, teknolojiye yaptığı katkılar dolayısıyla “Davos’un Ruhu” ödülü verildi.
2015- Somali’nin başkenti Mogadişu’da Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın yakınlarında bulunan ve Türk heyetinin kaldığı Atfeya Oteli’ne bomba yüklü araçla saldırı düzenlendi.
2015- TÜSİAD’ın yeni Yönetim Kurulu Başkanı Cansen Başaran-Symes oldu.
2016- Bir süre pankreas kanseri tedavisi gören eski CHP Tunceli Milletvekili Kamer Genç, 76 yaşında Ankara’da hayatını kaybetti.
2016- Kazakistan’daki Baykonur Uzay Üssü’nden 16 Ekim’de gönderilen Türksat 4B uydusu Türksat AŞ’ye yörüngede teslim edildi.
2017- Gençlerbirliği Spor Kulübü Başkanı İlhan Cavcav, tedavi gördüğü hastanede 82 yaşında hayatını kaybetti.
2018- Eski Devlet Bakanı ve Diyanet İşleri Başkanı Lütfi Doğan, Ankara’da tedavi gördüğü hastanede 91 yaşında vefat etti.
2018- NATO, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin terör örgütü YPG/PKK’nın işgal ettiği Suriye’nin Afrin bölgesine yönelik Zeytin Dalı Harekatı’na ilişkin “Tüm ülkelerin kendini savunma hakkı bulunmaktadır.” değerlendirmesini yaptı.
2018- Yönetmen Tolga Karaçelik’in yazıp yönettiği “Kelebekler”, dünya prömiyerini yaptığı Sundance Film Festivali’nde uzun metraj drama kategorisinde “Dünya Sineması Büyük Jüri Ödülü”ne layık görüldü.
2021 – Birleşmiş Milletler, Nükleer Silahların Yasaklanması Antlaşması’nın yürürlüğe girdiğini duyurdu.
2022- Çinli bilim insanları, 833 kilometrelik fiber optik kablo üzerinde kuantum anahtar dağılımını gerçekleştirerek bu alanda rekor kırdı.
23 Ocak
1896- Fizikçi Wilhelm Conrad Röntgen, adının verildiği cihazı icat etti.
1913- Kamil Paşa Hükümeti, İttihat ve Terakki yanlılarınca devrildi, yerine Mahmut Şevket Paşa getirildi.
1941- I. Türk Karikatür Sergisi, İstanbul’da açıldı.
1961- Dolandırıcılık olaylarıyla ünlenen Sülün Osman, Zeytinburnu’nda kumar oynarken yakalandı.
1973- 1968’de başlayan Vietnam İç Savaşı’nda ateşkes ilan edildi.
1978- Türkiye 1. Kömür Kongresi, Zonguldak’ta yapıldı.
1989- Ressam Salvador Dali, 84 yaşında İspanya’da öldü.
1990- Kızıl Ordu, 41 yıl sonra Macaristan’dan ayrıldı.
1995- Posta ile Yeni Şafak gazeteleri yayına başladı.
2005- Edebiyat tarihçisi, yazar Atilla Özkırımlı 63 yaşında İstanbul’da vefat etti.
2007- Yapımına 16 yıl önce başlanan Bolu Dağı Tüneli’nin İstanbul’a gidiş yönü ulaşıma açıldı.
2008- Kostas Karamanlis, 49 yıl aradan sonra Türkiye’yi ziyaret eden ilk Yunanistan Başbakanı oldu.
2012- Fransa Senatosu, 1915 olaylarıyla ilgili Ermeni iddialarının inkarını suç sayan yasa teklifini kabul etti.
2015 – Suudi Arabistan Kralı Abdullah bin Abdulaziz, Riyad’da tedavi gördüğü hastanede 91 yaşında vefat etti.
2017- Olağanüstü hal kapsamında hazırlanan 682, 683, 684 ve 685 sayılı 4 yeni kanun hükmünde kararname, Resmi Gazete’de yayımlandı. 685 sayılı KHK ile “Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu” kuruldu.
2017- Türkiye, Rusya ve İran öncülüğünde Kazakistan’ın başkenti Astana’da başlayan görüşmelerin ilk toplantısında, Suriye’deki ateşkes ihlallerinin üçlü ortak mekanizmayla izlenmesi ve uygulanmasının sağlanması konusunda uzlaşmaya varıldı.
2018- Kanada’nın British Columbia eyaletinde bilim insanları tarafından 508 milyon yıllık solucan fosilleri bulundu.
2019 – Tiyatro ve sinema oyuncusu, Yeşilçam’ın unutulmaz isimlerinden Ayşen Gruda, İstanbul’da tedavi gördüğü hastanede 75 yaşında hayatını kaybetti.
2020- Uluslararası Adalet Divanı, Myanmar’ın Arakanlı Müslümanlara yönelik soykırımın engellenmesi için gerekli tedbirleri almasına hükmetti.
24 Ocak
1921- Ankara-Sivas demir yolunun inşasına ilişkin yasa TBMM’de kabul edildi. Hattın inşaatı 1930’da tamamlandı.
1921- Çerkez Ethem’in güçleri dağıtıldı.
1946- CHP Sanat Ödülü’nü “35 Yaş” şiiriyle Cahit Sıtkı Tarancı kazandı.
1946- BM, Uluslararası Atom Enerjisi Komisyonu kurdu.
1955- Zonguldak’ta, Ereğli Kömür İşletmelerine ait Gelik ocağındaki grizu patlamasında 52 işçi öldü, 19 işçi yaralandı.
1958- Türkiye’de modern cerrahinin kurucusu, eski İstanbul Belediye Başkanı ve Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Cemil Topuzlu, 90 yaşında vefat etti.
1959- İstanbul Küçükyalı’da Neşe Sineması çöktü, 37 kişi öldü, çok sayıda kişi yaralandı.
1962- Yazar, şair Ahmet Hamdi Tanpınar, 61 yaşında hayata gözlerini yumdu.
1965- İngiliz siyasetçi Winston Churchill öldü.
1980- Başbakan Süleyman Demirel başkanlığındaki hükümetçe alınan ve “24 Ocak Kararları” olarak bilinen ekonomik istikrar programı kamuoyuna açıklandı.
1993- Gazeteci yazar Uğur Mumcu, evinin önünde, aracına yerleştirilen bombanın patlaması sonucu 51 yaşında hayatını kaybetti.
1994- Türkiye’nin ilk haberleşme uydusu TÜRKSAT-1, fırlatıldıktan 12 dakika 12 saniye sonra okyanusa düştü.
2001- Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan, 4 koruması ve şoförü, silahlı saldırıda şehit edildi.
2006- Tiyatro ve sinema sanatçısı Mümtaz Sevinç 54 yaşında, Üsküdar’daki evinde bıçaklanarak öldürüldü.
2007- Eski Dışişleri ve Kültür Bakanlarından İsmail Cem, İstanbul’da tedavi gördüğü hastanede 67 yaşında yaşamını yitirdi.
2010- İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Şakir Eczacıbaşı vefat etti.
2011- Türkiye, İsrail’in Mavi Marmara gemisine saldırısıyla ilgili Birleşmiş Milletlere sunduğu ara raporda, zararların tazminini istedi.
2011- Rusya’nın başkenti Moskova’daki Domodedovo Havaalanı’nda terörist saldırı düzenlendi. Saldırıda 35 kişi öldü, 100’den fazla kişi yaralandı.
2013- Danıştay 8. Dairesi, Türkiye Barolar Birliğinin meslek kurallarında yer alan, avukatların “başları açık” görev yapacaklarına ilişkin düzenlemesinin yürütmesini durdurdu. Kararın ardından avukatlar başörtülü olarak duruşmalara katılmaya başladı.
2013- Türk Havacılık ve Uzay Sanayi AŞ (TUSAŞ) tarafından geliştirilen “ANKA” İnsansız Hava Aracı Sistemi, kabul test sürecini tamamladı.
2015- DEAŞ’lı teröristler, Suriye’de kaçırdıkları iki Japon rehineden Haruna Yukava’yı öldürdü.
2017- ABD Başkanı Donald Trump, Meksika sınırına duvar örülmesini öngören kararnameyi imzaladı.
2020- Elazığ’da merkez üssü Sivrice ilçesi olan 6,8 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Depremde, Elazığ ve Malatya’da 41 kişi hayatını kaybetti.
2022- Pakistan’da ilk kez bir kadın yargıç, Pakistan Yüksek Mahkemesine atandı.
2022- ABD Havacılık ve Uzay Ajansının (NASA) 25 Aralık 2021’de fırlattığı James Webb Uzay Teleskobu yörüngesine yerleşti.
2022- Yerli Kovid-19 aşısı TURKOVAC’ın iki doz BioNTech aşısının ardından hatırlatma dozu olarak uygulanacağı çalışma, 5 merkezde başlatıldı.
2022- Yeşilçam’ın usta oyuncusu Fatma Girik, Kovid-19’a bağlı çoklu organ yetmezliği nedeniyle tedavi gördüğü İstanbul’daki hastanede, 79 yaşında hayatını kaybetti.
2023- Kırgızistan’da çocuklara cinsel istismara “hadım edilme” cezası öngören yasa teklifi kabul edildi.
25 Ocak
1363- Sırpsındığı Zaferi kazanıldı.
1919 – Paris Barış Konferansı’nda Milletler Cemiyeti’nin kurulmasına karar verildi.
1926- Şeker, petrol ve benzin inhisarı (tekeli) hakkında kanunlar kabul edildi.
1936- İstanbul’da vapurculuk şirketi ile bütün kabotajın Denizyolları İdaresine geçmesini sağlayan sözleşme imzalandı.
1938- İzmir Telefon İşletmesinin hükümetçe satın alınmasına dair sözleşme, Ankara’da imzalandı.
1939- Celal Bayar hükümeti istifa etti. Yeni hükümet Refik Saydam başkanlığında kuruldu.
1952- Liseler 4 yıla çıkarıldı.
1970- Necmettin Erbakan, 17 arkadaşıyla Milli Nizam Partisini kurduğunu açıkladı.
1987- 30 milyon dolara sigortalanan “Muhteşem Süleyman Sergisi”, ABD’nin başkenti Washington’da Ulusal Sanat Müzesi’nde açıldı.
1988- Türkiye, Birleşmiş Milletler İşkenceyle Mücadele Sözleşmesi’ni imzaladı.
1990- ABD’li aktris Ava Gardner, 67 yaşında öldü.
2006- İlk kez seçimlere katılan Hamas, Filistin’de düzenlenen genel seçimlerin galibi oldu ve 10 yıllık El Fetih hakimiyetine son verdi. İsmail Heniyye, 19 Şubat’ta başbakan oldu ancak İsrail, Hamas hükümetiyle bütün müzakereleri durdurdu ve ekonomik yaptırım başlattı.
2017- Türkiye’nin ilk şehir hastanesi Yozgat’ta açıldı.
2018- Türkiye’nin terörle mücadelesine destek için aralarında yazar, akademisyen, bürokrat, gazeteci ve sendikacıların bulunduğu 126 kişinin öncülüğünde yayınlanan bildiri, internet üzerinden imzaya açıldı. 5 dilde yayınlanan bildiriye imza verenlerin sayısı ilk gün 3 bini aştı.
2018- Çinli bilim adamları dünyada ilk defa bir maymunu klonladı.
2022- Avustralya hükümeti, Aborjin bayrağının özgürce kullanılabilmesi için 14 milyon dolar karşılığında bayrağın telif haklarını satın aldı.
26 Ocak
1905- Güney Afrika Pretoria’da 3,106 kırat değerindeki dünyanın en büyük elması bulundu. Elmasa “Cullinan” adı verildi. 9 parçaya bölünen elmastan elde edilen “Afrika’nın Büyük Yıldızı” adındaki 530,2 kıratlık 74 yüzlü dünyanın en büyük pırlantası, Britanya tacına yerleştirildi.
1948- Milli Mücadele kahramanı ve siyaset adamı Kazım Karabekir, Ankara’da 66 yaşında yaşamını yitirdi.
1950- Hindistan’da cumhuriyet ilan edildi.
1974- Bülent Ecevit başkanlığında CHP-Milli Selamet Partisi koalisyon hükümeti göreve başladı.
1992- 12 Eylül’den sonraki ilk memur eylemi İstanbul’da yapıldı.
2000- İstanbul Devlet Konservatuvarının kurucusu Fuat Türkay, İstanbul’da 93 yaşında vefat etti.
2008- Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınan emekli Tuğgeneral Veli Küçük, emekli Kurmay Albay Fikri Karadağ, Susurluk Davası hükümlüsü Sami Hoştan, avukat Kemal Kerinçsiz ile Türk Ortodoks Patrikhanesi Basın ve Halkla İlişkiler Sözcüsü Sevgi Erenerol’un da aralarında bulunduğu kişiler tutuklandı.
2013- Adana’da konuşlandırılan Patriot Hava Savunma Sistemleri, harekat yeteneğini kazanarak operasyonel hale geldi.
2013- Mısır’ın Port Said Stadyumu’ndaki futbol karşılaşmasında önceki sene 74 kişinin ölmesinin ardından açılan davada, 21 sanık hakkında idam kararı verildi.
2014- Filipinler hükümetiyle isyancı Moro İslami Kurtuluş Cephesinin, ülkenin güneyinde yıllardır süren ve 10 binlerce kişinin yaşamını yitirdiği çatışmalara son vermeyi hedefleyen belge üzerinde anlaştığı bildirildi.
2015- Filipinler’in güneyinde güvenlik güçleriyle silahlı örgütler arasında çıkan çatışmada 50 polis öldü.
2016- İran Cumhurbaşkanı, 17 yıl aradan sonra ilk defa Katolik dünyasının merkezi Vatikan’ı ziyaret etti. İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, Katolik aleminin ruhani lideri ve Vatikan Devlet Başkanı Papa Franciscus ile bir araya geldi.
2016- “Tahşiyecilere Kumpas” davası kapsamında tutuklu bulunan Samanyolu Yayın Grubu Başkanı Hidayet Karaca, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının FETÖ/PDY’ye ilişkin ana soruşturması kapsamında da tutuklandı.
2017- Yunanistan Yüksek Mahkemesi, FETÖ’nün 15 Temmuz darbe girişimi sonrası Yunanistan’a kaçan 8 darbeci askerin Türkiye’ye iade edilmemeleri yönünde karar verdi.
2018- ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Heather Nauert, Türkiye’nin Afrin operasyonuyla ilgili açıklama yaparken, bölgedeki PYD/PKK unsurları için “YPG” yerine doğrudan “PKK” ifadesini kullandı.
2020- Amerikalı ünlü basketbolcu Kobe Bryant ve 13 yaşındaki kızı Gianna, California’da geçirdikleri helikopter kazasında hayatını kaybetti. Kazada 7 kişi daha yaşamını yitirdi.
2020- Türkiye’nin ilk profesyonel milli boksörü “Demir Yumruk” lakaplı Garbis Zakaryan, 90 yaşında İstanbul’da vefat etti.
2022- Avustralya’da bilim insanları, gökyüzünde 20 dakika aralıkla yanıp sönen yeni bir ışın türü keşfetti.
2022- Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransa’nın, Cezayir’in başkenti Cezayir’deki Isly Caddesi’nde Fransız askerlerinin 26 Mart 1962’de yaptığı katliamı kabul ettiğini belirterek, “Açık ve net söylüyorum, bu katliam Cumhuriyet (Fransa) için affedilemez.” açıklamasında bulundu.
27 Ocak
1880- Thomas Edison elektrik ampulünün patentini aldı.
1918- ABD’li romancı Edgar Rice Burroghs’un yarattığı “Tarzan”ı konu alan ilk film, “Tarzan of the Apes (Gorillerin Tarzanı)” adıyla ABD’de gösterime girdi. Aktör Elmo Lincoln, beyaz perdenin ilk “Tarzan”ı oldu.
1937- Cenevre’de Milletler Cemiyeti toplantısında Hatay’ın bağımsızlığı kabul edildi.
1945- Sovyetler Birliği’nin Kızıl Ordu birlikleri, Polonya’da Almanya’nın kurduğu Auschwitz ve Birkenau kamplarını ele geçirdi.
1947- Öğretim kurumları dışında din eğitimine izin verildi.
1948- İlk teyp satışa çıktı.
1954- Köy Enstitüleri kapatıldı.
1967- ABD’nin Ay programı kapsamındaki Apollo 1 uzay aracı, deneme aşamasında yandı; astronotlar Grissom, White ve Chaffee öldü.
1973- ABD ve Vietnam ateşkes anlaşması imzaladı.
1973- Türkiye’nin Los Angeles Başkonsolosu Mehmet Baydar ile yardımcısı Bahadır Demir, bir Ermeni teröristin saldırısında şehit edildi.
2010- Apple’ın patronu Steve Jobs, aylardır beklenen taşınabilir bilgisayar ve akıllı telefon arası çok fonksiyonlu tablet bilgisayarı “iPad”i tanıttı.
2013 – Brezilya’nın Santa Maria kentindeki bir gece kulübünde çıkan yangında 245 kişi yaşamını yitirdi, 120 kişi yaralandı.
2014- Google ile Samsung, 10 yıl geçerli olacak uluslararası patent lisans anlaşması imzaladı.
2016- Gökbilimciler, bugüne kadarki en büyük güneş sistemini keşfetti. Avustralya Ulusal Üniversitesinden bir grup bilim adamının yürüttüğü araştırmada, uzun süredir yalnız olarak tanımlanan dev gaz gezegenin, kendisine 1 trilyon kilometre uzakta bir yıldıza sahip olduğu görüldü.
2018- Afganistan’ın başkenti Kabil’de bomba yüklü araçla düzenlenen saldırıda 95 kişi hayatını kaybetti, 158 kişi yaralandı.
2019- Filipinler’in güneyindeki bir Katolik kilisesini hedef alan iki ayrı bombalı saldırıda 20 kişi öldü, 81 kişi yaralandı.
2022- ABD’de ilk kez bir robot, insan yardımı olmadan ameliyat gerçekleştirdi.
2022- Necip Hablemitoğlu suikastinin katil zanlılarından, kırmızı bültenle aranan Nuri Gökhan Bozkır, MİT tarafından yurt dışından Türkiye’ye getirildi.
28 Ocak
1517- Yavuz Sultan Selim’in başında bulunduğu Osmanlı ordusu, Kahire’ye girdi.
1854- Mülkiye Mektebi açıldı.
1920- Osmanlı Mebusan Meclisinin gizli oturumunda Misakı Milli kabul edildi.
1953- Ney üstadı ve ünlü hiciv şairi Neyzen Tevfik Kolaylı 74 yaşında öldü.
1958- Kıbrıs’ta Türklerin düzenlediği miting sırasında İngiliz askerlerinin ateş açması ve bir kamyonun kasten halkın üzerine sürülmesi sonucu 8 kişi öldü. TBMM, 31 Ocak’ta İngiltere’yi kınama kararı aldı.
1982- Türkiye’nin Los Angeles Başkonsolosu Kemal Arıkan şehit edildi. Saldırıyı “Ermeni Katliamı Adalet Komandoları” adlı terör örgütü üstlendi.
1983- 8 kişinin öldüğü, 72 kişinin yaralandığı, 7 Ağustos 1982’deki Esenboğa Havalimanı terör saldırısına katılanlardan Levon Ekmekçiyan, Ankara Kapalı Cezaevi’nde idam edildi.
1986- Amerikan uzay mekiği Challenger kalktıktan 72 saniye sonra patladı, 7 kişi öldü.
1997- Süreli yayın kuruluşlarının kültürel amaçlar dışında promosyon yapmasını engelleyen Promosyon Yasası yürürlüğe girdi.
2012- Türkiye’nin ilk “Dünya Güzeli” Keriman Halis Ece Tamer, kalp yetmezliği nedeniyle İstanbul’da 99 yaşında hayatını kaybetti.
2013- Sanatçı Ferdi Özbeğen, tedavi gördüğü Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesinde 72 yaşında vefat etti.
2013- İran, içinde maymun bulunan “Öncü” adlı araştırma uydusunu başarıyla uzaya gönderdi.
2015- Öğretmenliğe ilk kez atanacaklar için 40 yaş sınırı kaldırıldı.
2017- Türk tiyatrosunun önemli isimlerinden oyuncu Engin Cezzar, 82 yaşında yaşamını kaybetti.
2020- ABD Başkanı Donald Trump, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile Beyaz Saray’da düzenlediği ortak basın toplantısında, tek taraflı Orta Doğu barış planını kamuoyuna açıkladı.
2021- MİT, İçişleri Bakanlığı, KOM Daire Başkanlığı ve KKTC polisinin koordinasyonuyla KKTC’de yakalanan FETÖ’nün “mahrem imamı” Ahmet Yiğit, Türkiye’ye getirildi.
2022- Türkiye’de günlük Kovid-19 vaka sayısı, salgının başından beri ilk kez 90 binin üstüne çıktı.
]]>Yoğun bir gününün ardından trafikte geçirilen sürede stres, öfke, kaygı ve can sıkıntısı gibi psikolojik durumların kişide öfke patlaması yaşanmasına neden olduğunu kaydeden İstanbul Esenyurt Üniversitesinden Uzman Psikolog Tuğçe Alemdar, öfke kontrolünü yönetmeyi sağlayacak önerilerde bulundu. Yapılan bir araştırmaya göre günlük hayatında haksızlığa uğradığını, ciddiye alınmadığını ve sürekli eleştirildiğini düşünen kişilerin trafikte daha çok sinirlendiğini ve öfkelendiğini belirten Uzman Psikolog Tuğçe Alemdar, 3 basamak kuralı ile öfkeyi yenmenin mümkün olduğunu ifade etti.
3 basamak kuralı
Öfke duygusu yaşayan kişinin öncelikle bir trafik lambası hayal etmesini öneren Uzman Psikolog Tuğçe Alemdar, “Öfkeli kişi hayal ettiği trafik lambasında kırmızı ışığı ‘dur, hemen tepki verme’, sarı ışığı ‘düşün’, yeşil ışığı ise ‘karar ver, öyle eyleme geç’ şeklinde algılamalı. Yani düşünülmesi gereken arabadan inip karşı tarafa öfkeyle tepki vermenin, güzellikle uyarmanın ya da hiç bir tepki vermeden yoluna devam etmenin sonuçlarının neler olabileceğidir. Ola ki yoğun bir şeklide öfke hissediliyor ve üç basamak kuralı uygulanmadı. Bu durumda araçtan dışarı kesinlikle çıkılmamalı. Araç müsait bir yere çekilerek nefes egzersizi yapılabilir, su içilebilir ya da sakinleştirici bir müzik açılabilir. Yeniden yola çıkmak için sakinleşmek beklenmeli. Çünkü o esnada olmasa bile öfkeyle yola devam edilmesi muhtemel bir kazaya ya da kavgaya sebebiyet verebilir” dedi.
“Trafikteki hatalı eylemleri kişiselleştirmek öfkeyi artırıyor”
Trafikte yoğun bir şeklide öfke hissedilmesinin nedenlerini anlatan Uzman Psikolog Tuğçe Alemdar, ” İnsanlar günlük yaşamlarında stresle karşı karşıya kalıyor. Bu stres trafikte hissedilen engellenme duygusuyla daha da artarak öfke patlamasına neden oluyor. Yapılan bir araştırmaya göre günlük hayatında haksızlığa uğradığını, ciddiye alınmadığını ya da sürekli eleştirildiğini düşünen kişilerin trafikte daha çok sinirlendiği ve öfkelendiği tespit edilmiştir. Bu düşünceler kişilerdeki tolerans seviyesini düşürerek tahammülsüzlüğü artırıyor. Trafikte görülen sinyal vermeme, hız yapma, sollama gibi eylemlerin birey tarafından kişiselleştirilmesi yani kendisine yapılan bir haksızlık, saygısızlık olarak algılanması öfke duygusunu artırıyor” diye konuştu.
“Öfke sinyalleri alındığında önlem almaya başlanmalı”
Öfke kontrolü için nefes egzersizi yapılmasını da öneren Uzman Psikolog Tuğçe Alemdar, “Bedenimiz öfkenin ön sinyallerini vermeye başlıyor. Nabız hızlanmaya başlıyor. Vücut ısısı artıyor ve gerilim yaşanıyor. Bu gerilimden kaynaklı baş ağrıları yaşanıyor. Kişi bunları fark ettiğinde önlem alması daha da kolaylaşıyor. Bedende bu gibi değişimler olduğunda öfke kontrolü için kişinin yavaş ve derin bir nefes almaya başlaması gerekiyor. İçinden birden 10’a kadar yavaş yavaş saydığında nabız hızı yavaşlayacaktır. Yükselen öfkenin düştüğünü fark edecektir” şeklinde konuştu.
“Öfkeye öfkeyle karşılık verilmemeli”
Öfke duyan değil de duyulan kişi olunduğunda nasıl tepki verilmesi gerektiğine de değinen Tuğçe Alemdar, “Karşı taraftan gelen bir öfke olduğunda ise kişi ‘Bu benimle ilgili değil, onun öfkesi bana karşı değil.’ şeklinde düşünmeli. Yaşamımızda çeşitli streslerle boğuşuyoruz. Trafikteki bekleme durumu, kapalı alanda kalmak ve bir yerden bir yere amaçlanan saatte varamamak kişiyi tedirgin ediyor ve stres altında bırakıyor. Böyle öfkeli bir kişiyle karşılaşıldığında öfkeyle tetiklenilmemeli. Bu gibi durumlarda nezaket korunabilir. Olabildiğince göz temasından kaçınılmalı. Böylece öfkeden de sıyrılmış olunur” dedi. – İSTANBUL
]]>KAYSERİ’de hemşire Emine Çelik (42), görevi başındayken yakalandığı koronavirüs sonrası gelişen kalp krizi ve böbrek yetmezliği nedeniyle uzun süre tedavi gördü. Geçen yıl böbrekleri iflas eden ve diyalize başlayan Çelik’e 16 yıllık eşi Yaşar Çelik (45) böbreğini bağışladı. Evlenirken verdiği ‘hastalıkta ve sağlıkta’ sözünü tutan eşine teşekkür eden Emine Çelik, “Doğru eşi seçmek çok önemliymiş. Ben doğru adamla evlenmişim” dedi.
Kayseri’de yaşayan 2 çocuk annesi Emine Çelik, Kayseri Develi Devlet Hastanesi’nde 2021 yılında hemşire olarak görev yaptığı sırada koronavirüse yakalandı. Hastalığı ağır geçiren Çelik’in gözünde, 2 ay sonra pıhtı attı. Hemen tedaviye alınan Emine Çelik, 1 hafta sonra görevi başında kalp krizi geçirdi. Doktorlarının yönlendirmesiyle Kayseri Şehir Hastanesi’nde anjiyo olan Çelik, 2 stent takılıp koroner yoğun bakımda tedavi gördü. Çelik’in hasar gören kalbi yüzde 45 seviyesinde çalışmaya başladı. 15 gün yoğun bakımda kalan Çelik’in kalbine, taburcu olduktan 1 ay sonra 1 stent daha takıldı. Bu süreçte böbrekleri hasar gören Emine Çelik, 2023 Şubat ayında görevi başındayken yeniden koronavirüse yakalandı. Böbrekleri tamamen iflas eden Çelik, kasım ayında periton diyalize girmeye başladı. Kadavradan nakil sırasına girmek için araştırma yapan Çelik, Akdeniz Üniversitesi Prof. Dr. Tuncer Karpuzoğlu Organ Nakli Enstitüsü ile iletişime geçti. Organ nakli merkezine gelen Emine Çelik, eşi Yaşar Çelik ile dokularının uyumlu bulunması üzerine Akdeniz Üniversitesi Hastanesi’ne yatırıldı. 27 Aralık’ta Emine Çelik’e, eşi Yaşar Çelik’in böbreği, Organ Nakli Merkez Müdürü Prof. Dr. Bülent Aydınlı ve ekibi tarafından başarıyla nakledildi.
ÇOCUKLARINA KAVUŞMAK İÇİN GÜN SAYIYOR
Akdeniz Üniversitesi Hastanesi’nde nakil sonrası tedavisi devam eden Emine Çelik, koronavirüs sonrası gelişen hastalıklarını anlattı. Çelik, “2 yıldır böbrek hastasıyım. Covid ile başlayıp arkasından kalp kriziyle devam eden ve sonrasında her iki böbreğin iflasıyla da nakil sürecine gelen bir hikayemiz oldu. 2 yıldır bu durumun içerisindeyiz. Gerçekten çok zorlu ve ağır bir süreç, baş etmesi gerçekten çok zor. 2 küçük çocuğum var, iyileşip bir an önce oraya dönmek istiyorum” dedi.
Görevi başındayken kalp krizi geçirdiğini anlatan Emine Çelik, “Başlangıç aşamasında kalp krizinden sonra toparlanabileceğimi düşündüm. Maalesef öyle olmadı, kötüye giderek devam etti. Kan grubum ‘0’ negatif, uygun organ bulmak gerçekten çok zordu. Yeteri kadar kadavradan bağış yapılmadığı için çok fazla şans da olmuyor. Eşim bana böbreğini verdi. İlk başta başka yerlerde, kan grubumuz uyumsuz olduğu için bize şans vermediler. Araştırırken Akdeniz Üniversitesi’ni keşfettik. Yapılan nakilleri araştırıp başarılı sonuçları görünce iletişime geçtik. Çok büyük umut verdiler. Biz geldikten hemen sonra da nakil işlemlerine başladılar. İkinci hafta da operasyon geçirdik. Artık yeni bir böbreğim var çok şükür” diye konuştu.
‘DOĞRU EŞİ SEÇMEK ÇOK ÖNEMLİYMİŞ’
Eşi Yaşar Çelik’in evlenirken verdiği ‘hastalıkta ve sağlıkta’ sözünü tuttuğunu vurgulayan Emine Çelik, “Doğru eşi seçmek çok önemliymiş. Hayat dümdüz ilerleyen bir şey değil, birçok iyi kötü şey yaşıyorsunuz. Ne kadar doğru ya da ne kadar yanlış karar verdiğinizi başınıza bir şeyler geldikçe görüyorsunuz. Ben doğru adamla evlenmişim. 16 yıllık evliyim” dedi.
BİR AN OLSUN DÜŞÜNMEDEN BÖBREĞİNİ VERDİ
Eşine böbreğini bağışlayan Yaşar Çelik ise “Akdeniz Üniversitesi’yle gayet olumlu bir görüşme geçti. Buraya geldik ve nakil olduk. Her şey yolunda gidiyor. Hocalarımıza, ekibe çok teşekkür ederim. Böbreğimi bir an olsun düşünmeden eşime verdim. Çünkü benim 2 çocuğumun annesi, benim ve evimin huzuru, bir an düşünmedim” dedi.
Organ bağışı çağrısında bulunan Yaşar Çelik, “Ülkemizde kadavradan bağış çok düşük. 1 kişi 5-6 kişiye umut olabilecek durumda. Ben daha önceden organlarımı bağışlamak istiyordum. Organ bağışçısıyım ama şu an herkese ‘Vefat eden yakınlarınızın organlarınızı bağışlayın’ diyorum” dedi.
BAŞARILI BİR NAKİL GERÇEKLEŞTİ
Organ Nakli Merkez Müdürü Prof. Dr. Bülent Aydınlı, nakil sonrası çifti ziyaret ederek Emine Çelik’in sağlık durumu hakkında bilgi verdi. Prof. Dr. Aydınlı, “Kendisi hemşire hastamız. Bize Kayseri’den başvurdu. Böbrek yetmezliği mevcuttu. Şanslıydı ki eşiyle uyumluydu. Eşinden böbreğini laparoskopik yöntemle çıkardık. Kendisine naklettik. Her ikisine de ortalama 3 saatlik ameliyatla işlem bitmiş oldu. Şu an ameliyat sonrası idrarlarımız gayet iyi. Böbrek fonksiyonlarını gösteren bulgularımız da çok çok daha iyi durumda. Böbreğimiz çalışıyor. Onlar mutlu, biz de mutluyuz” dedi.
‘BİRÇOK SAĞLIK ÇALIŞANI GÖREVİ BAŞINDA KORONAVİRÜSE YAKALANDI’
Pandemi döneminde çok sayıda sağlık çalışanının koronavirüse yakalandığını hatırlatan Prof. Dr. Aydınlı, “Sağlık çalışanlarının o dönemde neler yaşadıkları unutuldu. Birçok sağlık çalışanı hayatını kaybetti. Bunların da aileleri vardı, şu an bu şekilde ya da daha farklı hastalıklar gelecek. Sağlık çalışanları hepimize her zaman lazım. Hastamız da Covid sonrasında böbrek yetmezliği olduğunu biliyor ve söylüyor. Aslında Covid’in hangi sıkıntıları olduğunu, sonrasında neler geliştiğini çok iyi bilmiyoruz. Zaman geçtikçe bunları daha fazla göreceğiz” diye konuştu.
]]>Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, akşam saatlerinde geldiği kentte ilk olarak Trabzon’da Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Rektörlüğü’nü ziyaret etti. Ziyarette Rektör Prof. Dr. Hamdullah Çuvalcı tarafından üniversitedeki çalışmalar hakkında Bakan Tunç’a bilgi verildi. Bakan Tunç, daha sonra Prof. Dr. Osman Turan Kongre Merkezi’nde katıldığı ‘Gençlik Buluşması’ programında öğrencilerle bir araya geldi.
Burada konuşan Bakan Tunç, terörle mücadeleden taviz vermeyeceklerini belirterek, Hain PKK, kalleş terör saldırısında 12 vatan evladımız şehit oldu. Ben buradan bir kez daha şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum. Ailelerine sabır diliyorum. Milletimize baş sağlığı diliyorum. Terörle mücadelemizden hiçbir zaman taviz vermeyeceğiz. Bu kararlılığımız hep sürdüreceğiz. Ülkemizi, milletimizi huzursuz eden şer şebekeleriyle hep mücadeleye devam edeceğiz. Milletçe birlik beraberlik içerisinde inşallah terörün kökünü kazıyıncaya kadar bu mücadele devam edecek. Sadece terör örgütleriyle değil, onları destekleyenlere de onların maşalarını tutanlarla da mücadelemiz hep devam edecek. Türkiye’yi 40 yıldan bu yana huzursuz eden gelişmesinin, kalkınmasının önünde engel olarak hep önümüze konulan bu terör belasından terörün her şekliyle mücadele ederek inşallah ülkemizi bu şer şebekelerinden temizleyerek yolumuza devam edeceğiz dedi.
‘ANAYASANIN DEĞİŞMESİ KONUSUNDA HERKES MUTABIK’
Anayasanın değişmesi konusunda herkesin mutabık olduğunu kaydeden Bakan Tunç, Türkiye, 12 Eylül darbesi sonrası darbeciler tarafından yazdırılan bir anaysa ile yönetiliyor. Bu anayasanın değişmesi konusunda herkes mutabık. Siyasi düşüncesi ne olursa olsun ‘bu anayasa değişmesi gerekir’ diyor. Bütün partiler ‘yeni anayasaya ihtiyaç var’ diyor. Tabi uzlaşma bugüne kadar olmadı; birkaç girişim oldu. Mecliste bazı dönemlerde bir uzlaşma komisyonları kuruldu ama başarılı olunamadı. Bazı kritik maddelere sıra geldiğinde uzlaşma sağlanamadı, masalar dağıldı. 12 Eylül anayasasında geçtiğimiz süreç içerisinde özellikle son 21 yılda reform sayılacak sessiz devrim sayılacak anayasanın vesayetçi ruhunu azaltacak önemli reformlara imza attık. Bunlar küçümsenmeyecek reformlar. Vesayetçi ruhu ortadan kaldırmak için çok çalıştık diye konuştu.
‘YENİ DEMOKRATİK BİR ANAYASAYI İNŞALLAH TÜRKİYE YÜZYILI’NIN BAŞINDA GERÇEKLEŞTİRİRİZ’
Yeni bir anayasaya ihtiyacının var olduğunu vurgulayan Bakan Tunç, Cumhuriyeti güçlendiren daha demokratik bir sisteme geçtik. Anayasamızdaki en büyük reformlardan birisi de bu idi. Çok sayıdaki değişiklik elbette anayasamızdaki vesayetçi ruhu azalttı ama ‘tamamen ortadan kaldırdı’ diyemeyiz. Çünkü maddeler arasındaki yeknesaklığın da önemli olduğunu belirtmekte yarar var. Çünkü darbeciler tarafından belli bir sistematik içerisinde yazdırılan bir anayasa. Sonraki değişiklik anayasa mahkememizin yapısı. Sonradan ilave edilen bireysel başvuru. Tüm bunlar tabi mevcut yapıyla uyum göstermeyen bir takım maddeler. Maddeler arasındaki yeknesaklığın bozulmuş olması bir takım tartışmalara neden olabildi ve oluyordu. Türkiye’nin artık 2’nci asrında yeni demokratik, sivil, kuşatıcı, temel hak ve özgürlükleri öne alan yeni bir anayasaya ihtiyacı var; bunu hepimiz istiyoruz. İnşallah 28’inci dönem parlamentosu başarır. Millete olan borcumuzu da yerine getirmiş oluruz. Anayasanın darbeciler tarafından yazdırılmış olması bile başlı başına değişmesi için yeterli sebeptir. İnsan onurunu öne alan, insan haklarını öne alan ve devletin görevlerini vatandaş karşısında somut bir şekilde belirleyen yeni demokratik bir anayasaya inşallah Türkiye Yüzyılı’nın başında gerçekleştiririz ifadelerini kullandı. (DHA)
]]>Manisa Ticaret ve Sanayi Odası (Manisa TSO) 2023 yılının son meclis toplantısı, meclis üyelerinin katılımıyla gerçekleştirildi. Manisa Ticaret ve Sanayi Odası Meclis Başkanı Ümit Türek’in başkanlığında gerçekleşen toplantıda, 2023’ün genel değerlendirmesi, güncel gelişmelerin sektörlere etkileri ve iş dünyasının 2024 yılından beklentileri ele alınırken, 2024 yılı bütçesi de oy birliğiyle kabul edildi.
Pençe-Kilit Harekatı bölgesinde şehit olan 12 asker için 1 dakikalık saygı duruşunda bulunulması ve ardından İstiklal Marşı’nın okunması ile başlayan, 2023 yılı gerçekleşen bütçesi ve 2024 yılı tahmini bütçesinin görüşülerek karara bağlandığı toplantının açılışında konuşan Meclis Başkanı Ümit Türek, “Bu güzel vatanımızda kardeşçe yaşamak varken bu göz yaşı, bu kan niye anlamakta güçlük çekiyorum. 12 tane vatan evladımızı toprağa verdik. Acımız büyük, içimiz kan ağlıyor. Tekrardan hepimizin ve milletimizin başı sağ olsun” dedi.
Başkan Yılmaz: “Manisa’da kazanıyoruz başka yerde harcıyoruz”
Toplantıda söz alan 2023 yılının Manisa ekonomisi üzerinde ne gibi etkiler bıraktığını özetleyen Manisa Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Yılmaz ise, “Pençe-Kilit Harekatı bölgesinde şehit olan 12 askerimize bir kez daha baş sağlığı yakınlarına sabırlar diliyorum. Milletimizin başı sağ olsun. İçimiz kan ağlıyor. Güçlü duracağız. 2023 yılının Manisa’mız açısından nasıl geçtiğine dair çarpıcı bir gerçeği sizlerle paylaşacağım. Bugün bütçe görüşmelerimiz var o yüzden vaktinizi de fazla almak istemiyorum. Sosyo ekonomik gelişmişlik bakımından Manisa Türkiye’de 81 il arasında 23 ve 25’inci sıra arasında yeri değişiyor. Banka mevduatları ve gelir servet sahibi olma noktasında 53’üncü sıradayız. Konut endeksinde ise 50’nci sıradayız. Manisa’nın 2022 yılı büyüme oranı eksi 1 seviyesinde. Yani Türkiye yüzde 5,6 oranında büyürken, Manisa eksi büyüme ile ülke büyümesine aşağı çeken 30 ilden biri olmuş. Nüfusumuzda Türkiye ortalamasının altında artıyor hatta artmıyor. Bunları sizle neden mi paylaşıyorum? Sonuç olarak Manisa çalışan üreten bir şehir. Refah, maddi kazanç ve ekonomi büyüme buna paralel artmıyor. Tarımın ve Sanayinin başkentiyiz diyoruz. Peki neden bu durumdayız? Çünkü Manisa paranın harcanıldığı bir şehir veya ilçelerden oluşmuyor. Üretim sizi bir yere kadar taşıyor. Daha sonrası için cazibe ve çekim merkezi olmak gerekiyor. Türkiye’nin ekonomik büyümesine en çok katkı veren 15 ilin ortak özelliği, bu iller aynı zamanda turizm ve hizmetler sektörleri bakımından da gelişmiş iller. Kısacası ürettiğimizi şehirde harcayamıyoruz. Bu tablo çok üzücü. Manisa’da kazanıp başka yerde harcıyoruz. Bu noktada şehrimizi cazibe merkezi yapmak için gerekli adımları atmalıyız. Turizmi kesinlikle canlandırmalıyız. 3 kutsal kilisenin şehrimizde yer aldığı bir tabloda neden inanç turizmine yönelik turlar yapılmaz? Şehzadeler şehriyiz, Aigai Herodot’un bahsettiği Batı Anadolu’daki 12 Aiol kentinden biri, Mimar Sinan’ın Ege Bölgesi’nde tek eseri Muradiye Camiimiz var. Bunlar saymakla bitmez. Bu kadar değere sahip olup bunları katma değere çevirme noktasında sıkıntı yaşamamızı anlamak mümkün değil. Şapkamızı önümüze koyup bunları düşünmemiz lazım.” dedi.
Manisa TSO 2024 bütçesi oy birliği ile kabul edildi
Son olarak sözlerine oda bütçesi ile ilgili konuşarak son veren Başkan Mehmet Yılmaz, “Odamız 2024 yılı bütçesi görüşüldü. Bütçenin hazırlanmasında emeği geçen odamız personeli başta olmak üzere, Yönetim Kurulu Muhasip Üyemiz Mehmet Baki Kılıç’a ve Yönetim Kurulu Üyelerimize sizlerin huzurunuzda teşekkürlerimi sunmayı bir borç biliyor, 2024 yılı bütçemizin, odamıza ve camiamıza hayırlı olmasını diliyorum. Bütçemiz siz değerli meclis üyelerimizin teveccühü ile oy birliği ile geçti. Ben ve arkadaşlarıma göstermiş olduğunuz güvenden dolayı sizlere bir kez daha teşekkür ediyorum. İş dünyamıza ve odamıza 2024 yılı bütçemiz hayırlı olsun. Sözlerime burada son verirken, her yeni yıl, bir yeni başlangıç ve umutla birlikte gelir. Önümüzdeki yılın hepimize başta sağlık, mutluluk, huzur ve barış getirmesi temennisiyle yeni yılınızı en içten dileklerimle kutluyor, hayırlı akşamlar diliyorum” dedi. – MANİSA
]]>Geçtiğimiz yıl pandemi sonrası olduğu için daha erken görülmeye başlayan mevsimsel griplerin, bu yıl Aralık ayı başlarında yaygınlaşmaya başladığını söyleyen Türk Klinik Mikrobiyoloji ve Enfeksiyon Hastalıkları Derneği (KLİMİK) Başkanı Prof. Dr. Serap Şimşek Yavuz, şu an dolaşımda yüzlerce virüs ve bazı bakterilerin olduğunu söyledi. Prof. Dr. Yavuz, yaşlılar, kronik hastalığı bulunanlar, gebeler ve 2 yaş altı çocuklar gibi riskli gruplar açısından ise özellikle influenza virüslerinden olan H1N1 ile koronavirüsün halen hastane ve yoğun bakıma yatışlar açısından tehlike arz ettiğini kaydetti. KLİMİK çalışma gruplarının sahadan verdiği bilgiler ve kendi merkezlerinin test sonuçlarını değerlendirdiğinde, Türkiye’de de dünyadakine benzer şekilde halk arasında domuz gribi olarak bilinen H1N1’in şu anda baskın göründüğünü vurgulayan Prof. Dr. Yavuz, ‘Çok fazla sayıda virüs ve bir miktar bakteri aktivasyonu var şu anda. Ama 2008’de pandemi yapmış olan H1N1’in aslında daha baskın olduğunu görüyoruz. Bu mevsim için beklenen bir süreç. Aralık-Ocak gibi başladıktan sonra Şubat-Mart gibi sonlanır, genelde Nisan’da yeni vaka çok da görmeyiz. Sayılar geçen yıla göre ne kadar fazla, bunu bilebilmemiz için Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü’nün verilerine ihtiyacımız var” dedi.
‘KOVİD HALEN MEVSİMSEL BİR HASTALIK DEĞİL”
Kovid’in ise halen mevsimsel bir viral enfeksiyona dönüşmediğini ve 2-3 ayda bir yeni dalgalar şeklinde seyrettiğini belirten Prof. Dr. Yavuz, ‘Şu anda da tahminimiz, dünyadaki gidişatla doğru orantılı olarak Pirola’nın bir alt varyantı olan JN1 mutasyonunun Türkiye’de aktif olduğunu düşünüyoruz. JN1 de çok ciddi şekilde bağışıklıktan kaçtığı için, eskisi kadar yüksek pikler yaratmasa da yine de geçtiğimiz aylara göre (Kovid vakalarında) artış olduğunu söyleyebiliriz. İnfluenza da yavaş yavaş hem ölümler hem de hastane veya yoğun bakımlara yatışlara neden olmaya başlamış durumda dünyada. Türkiye de tahminimiz bu şekilde bir trend içinde” diye konuştu.
‘GRİP VE KOVİD RİSKLİ GRUPLAR İÇİN HALEN TEHLİKELİ”
Yüzlerce viral enfeksiyon içinde en önem verilmesi gerekenin, halen riskli gruplarda yoğun bakım yatışları veya ölüme neden olabilen Kovid ve grip olduğuna da dikkat çeken Prof. Dr. Yavuz, sözlerini şöyle sürdürdü: ‘Şu anda bile grip açısından riskli olan gruplar henüz aşılarını olmamışsa grip aşısı yaptırabilir. Çünkü çok fazla artmış durumda grip aktivasyonu. Henüz hastalanmamış olanlar açısından aşı olmanın yanı sıra maske takmak için de en iyi zamanlar. Yine yılbaşı kutlamaları olacağı için özellikle riskli gruptakilerin bulunduğu ortamlara gelen kişilerin hasta olmaması gerekiyor. Kovid için de aynı şekilde. Çünkü risk gruplarında her ikisinin de ağır sonuçları olabiliyor. Yaşlılar, 2 yaş altı çocuklar, obez insanlar, sigara içenler, ek hastalığı bulunanlar ve gebeler, korunmak için maksimum çabayı göstermek zorunda ve kalabalık yerlerde mutlaka maske takmaları lazım.” Hastalık belirtileri taşıyanların riskli gruplara bulaştırmamak için çaba göstermesi gerektiğine de değinen Prof. Dr. Yavuz, ‘Önemli olan hasta kişilerin özellikle ateşleri düşene kadar ya da en yoğun semptomları azalana kadar evde kalmaları. Bunu yapamıyorlarsa mutlaka maske takarak diğer insanları korumaları” diye konuştu.
‘GRİP AŞISI GRİBE NEDEN OLAMAZ”
Grip aşısı olanların da ‘Aşı olduktan sonra grip oldum” şeklindeki yaklaşımlarının aslında hatalı olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Yavuz, aşının gribe neden olmasının imkansız olduğunu söyledi ve şu bilgileri verdi: ‘Böyle bir şey mümkün değil. Bir kere grip aşısı tam ölü virüs aşısıdır. Yani aşının kendisi hastalık yapamaz. Hastalığı da tamamen yüzde yüz engellemese bile ağır sonuçlarını engellemek üzere belirgin olarak azaltıyor. Hastaneye yatış, yoğun bakıma yatış gibi’ İnsanlar griple nezleyi karıştırıyorlar. Grip ayrı bir hastalık, influenza virüsün yaptığı bir hastalık. Yüzlerce başka virüsün neden olabileceği nezle ise başka bir hastalık. Nefes darlığı, ateş yoksa, uzamış öksürük de genellikle kendi kendine geçiyor, virüslerin huyudur akut bronşit dediğimiz duruma yol açabiliyorlar, buna grip diyemeyiz. Yaygın eklem ağrısı, kırıklık, yüksek ateş, öksürük, baş ağrısı genellikle sadece influenza’da görüyoruz.”
‘ERKEN TANI VE TEDAVİ AÇISINDAN TESTLERDE YETERLİ DEĞİLİZ”
Kovid ya da grip açısından riskli gruptakileri hastaneye yatış veya ölümlerden korumanın bir yolunun da ‘çok erken evrede’ hastalığın kesin tanısının koyulup gerekli antiviral tedavilere başlanması olduğuna da dikkat çeken Prof. Dr. Yavuz, bunun için de test yapılması gerektiğini ancak ne yazık ki testlere ulaşımda sorunlar olduğunu kaydetti. Prof. Dr. Yavuz, sözlerini şöyle sürdürdü: ‘Gripte başka, Kovid için başka bir antiviral ilaç var elimizde. Ama her ikisinde de çok erken dönemde başlarsak etkili oluyor. O nedenle de hastalığın ağır seyretme riski olan kişilerde erkenden tanı alarak bu ilaçlara başlanması gerekiyor. Bizim Kovid’de elde ettiğimiz PCR testlerini hızlıca yapabilme kapasitesini maalesef çok geliştiremedik. Aslında onu, bütün viral enfeksiyonlar için kullanabilirdik. Testlere ulaşım sorunu var, bunu kabul edelim. Özellikle birinci basamakta (aile hekimlikleri) bu çok bariz. Sonuçta bu insanlar belirtileri başladığında aile hekimliğine gidecekler ama orada da Kovid döneminde olduğu gibi rahatça test yapmanın imkanı maalesef yok. Bunun düzeltilmesi gerekiyor. Üçüncü basamak hastanelerde bu testlerin yapılabildiğini biliyoruz ama oralarda da özellikle ‘ayaktan’ hastalara yapılmasında sıkıntı var. Henüz hastalık hafifken tanı koymamız gerekiyor oysa ki.”
Eczanelerden alınan antijen testlerinin özellikle negatiflik durumunda doğru sonuç vermeyebildiğini de vurgulayan Prof. Dr. Yavuz, ‘Antijen testleri ancak pozitifse sonucu doğru diyebiliyoruz. Negatif ise PCR testleri ile doğrulamasının yapılması gerekiyor” dedi.
‘ÇOCUKLARDA BETA MEVSİMİ DE BAŞLIYOR”
Prof. Dr. Yavuz, viral enfeksiyonlar dışında çocuklar açısından da Beta mikrobunun artış göstermeye başladığına değinerek sözlerini şöyle noktaladı: ‘Çocuklar açısından özellikle Beta denen bir bakteri var, bu virüs değil. O da bu mevsimlerde biraz daha fazla artış gösteriyor. Dünyada da pandemiden sonra Beta dediğimiz bakterinin yani A grubu hemolitik streptokok’un neden olduğu enfeksiyonlarda bir artış vardı. Bu biraz daha sıkıntılı bir bakteri, bademcik iltihabı yapabiliyor, kızıl yapabiliyor ve ilk başta bulantı, kusma ile şok tablosu gibi bir tablo ile başlayabiliyor. Burada tabii ki hekime başvurmakta fayda var. Sadece semptomlara bakarak şudur diyebilme şansımız yok.”
]]>TÜRK Klinik Mikrobiyoloji ve Enfeksiyon Hastalıkları Derneği (KLİMİK) Başkanı Prof. Dr. Serap Şimşek Yavuz, şu an Kovid dahil onlarca virüsün dolaşımda olduğunu ancak 2008’de büyük bir salgın yapan ve halk arasında Domuz gribi olarak bilinen H1N1’in baskın göründüğünü söyledi. Maske kullanmanın önemine dikkat çeken Prof. Dr. Yavuz, “Şu anda bile grip açısından riskli olan gruplar henüz aşılarını olmamışsa grip aşısı yaptırabilir. Henüz hastalanmamış olanlar açısından aşı olmanın yanı sıra maske takmak için de en iyi zaman. Yılbaşı kutlamaları toplanmalarında da hastalık belirtisi taşıyanların riskli gruptaki kişilerle aynı ortama girmemesi gerekli” dedi.
Geçtiğimiz yıl pandemi sonrası olduğu için daha erken görülmeye başlayan mevsimsel griplerin, bu yıl Aralık ayı başlarında yaygınlaşmaya başladığını söyleyen Türk Klinik Mikrobiyoloji ve Enfeksiyon Hastalıkları Derneği (KLİMİK) Başkanı Prof. Dr. Serap Şimşek Yavuz, şu an dolaşımda yüzlerce virüs ve bazı bakterilerin olduğunu söyledi. Prof. Dr. Yavuz, yaşlılar, kronik hastalığı bulunanlar, gebeler ve 2 yaş altı çocuklar gibi riskli gruplar açısından ise özellikle influenza virüslerinden olan H1N1 ile koronavirüsün halen hastane ve yoğun bakıma yatışlar açısından tehlike arz ettiğini kaydetti. KLİMİK çalışma gruplarının sahadan verdiği bilgiler ve kendi merkezlerinin test sonuçlarını değerlendirdiğinde, Türkiye’de de dünyadakine benzer şekilde halk arasında domuz gribi olarak bilinen H1N1’in şu anda baskın göründüğünü vurgulayan Prof. Dr. Yavuz, “Çok fazla sayıda virüs ve bir miktar bakteri aktivasyonu var şu anda. Ama 2008’de pandemi yapmış olan H1N1’in aslında daha baskın olduğunu görüyoruz. Bu mevsim için beklenen bir süreç. Aralık-Ocak gibi başladıktan sonra Şubat-Mart gibi sonlanır, genelde Nisan’da yeni vaka çok da görmeyiz. Sayılar geçen yıla göre ne kadar fazla, bunu bilebilmemiz için Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü’nün verilerine ihtiyacımız var” dedi.
“KOVİD HALEN MEVSİMSEL BİR HASTALIK DEĞİL”
Kovid’in ise halen mevsimsel bir viral enfeksiyona dönüşmediğini ve 2-3 ayda bir yeni dalgalar şeklinde seyrettiğini belirten Prof. Dr. Yavuz, “Şu anda da tahminimiz, dünyadaki gidişatla doğru orantılı olarak Pirola’nın bir alt varyantı olan JN1 mutasyonunun Türkiye’de aktif olduğunu düşünüyoruz. JN1 de çok ciddi şekilde bağışıklıktan kaçtığı için, eskisi kadar yüksek pikler yaratmasa da yine de geçtiğimiz aylara göre (Kovid vakalarında) artış olduğunu söyleyebiliriz. İnfluenza da yavaş yavaş hem ölümler hem de hastane veya yoğun bakımlara yatışlara neden olmaya başlamış durumda dünyada. Türkiye de tahminimiz bu şekilde bir trend içinde” diye konuştu.
“GRİP VE KOVİD RİSKLİ GRUPLAR İÇİN HALEN TEHLİKELİ”
Yüzlerce viral enfeksiyon içinde en önem verilmesi gerekenin, halen riskli gruplarda yoğun bakım yatışları veya ölüme neden olabilen Kovid ve grip olduğuna da dikkat çeken Prof. Dr. Yavuz, sözlerini şöyle sürdürdü: “Şu anda bile grip açısından riskli olan gruplar henüz aşılarını olmamışsa grip aşısı yaptırabilir. Çünkü çok fazla artmış durumda grip aktivasyonu. Henüz hastalanmamış olanlar açısından aşı olmanın yanı sıra maske takmak için de en iyi zamanlar. Yine yılbaşı kutlamaları olacağı için özellikle riskli gruptakilerin bulunduğu ortamlara gelen kişilerin hasta olmaması gerekiyor. Kovid için de aynı şekilde. Çünkü risk gruplarında her ikisinin de ağır sonuçları olabiliyor. Yaşlılar, 2 yaş altı çocuklar, obez insanlar, sigara içenler, ek hastalığı bulunanlar ve gebeler, korunmak için maksimum çabayı göstermek zorunda ve kalabalık yerlerde mutlaka maske takmaları lazım.” Hastalık belirtileri taşıyanların riskli gruplara bulaştırmamak için çaba göstermesi gerektiğine de değinen Prof. Dr. Yavuz, “Önemli olan hasta kişilerin özellikle ateşleri düşene kadar ya da en yoğun semptomları azalana kadar evde kalmaları. Bunu yapamıyorlarsa mutlaka maske takarak diğer insanları korumaları” diye konuştu.
“GRİP AŞISI GRİBE NEDEN OLAMAZ”
Grip aşısı olanların da “Aşı olduktan sonra grip oldum” şeklindeki yaklaşımlarının aslında hatalı olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Yavuz, aşının gribe neden olmasının imkansız olduğunu söyledi ve şu bilgileri verdi: “Böyle bir şey mümkün değil. Bir kere grip aşısı tam ölü virüs aşısıdır. Yani aşının kendisi hastalık yapamaz. Hastalığı da tamamen yüzde yüz engellemese bile ağır sonuçlarını engellemek üzere belirgin olarak azaltıyor. Hastaneye yatış, yoğun bakıma yatış gibi… İnsanlar griple nezleyi karıştırıyorlar. Grip ayrı bir hastalık, influenza virüsün yaptığı bir hastalık. Yüzlerce başka virüsün neden olabileceği nezle ise başka bir hastalık. Nefes darlığı, ateş yoksa, uzamış öksürük de genellikle kendi kendine geçiyor, virüslerin huyudur akut bronşit dediğimiz duruma yol açabiliyorlar, buna grip diyemeyiz. Yaygın eklem ağrısı, kırıklık, yüksek ateş, öksürük, baş ağrısı genellikle sadece influenza’da görüyoruz.”
“ERKEN TANI VE TEDAVİ AÇISINDAN TESTLERDE YETERLİ DEĞİLİZ”
Kovid ya da grip açısından riskli gruptakileri hastaneye yatış veya ölümlerden korumanın bir yolunun da ‘çok erken evrede’ hastalığın kesin tanısının koyulup gerekli antiviral tedavilere başlanması olduğuna da dikkat çeken Prof. Dr. Yavuz, bunun için de test yapılması gerektiğini ancak ne yazık ki testlere ulaşımda sorunlar olduğunu kaydetti. Prof. Dr. Yavuz, sözlerini şöyle sürdürdü: “Gripte başka, Kovid için başka bir antiviral ilaç var elimizde. Ama her ikisinde de çok erken dönemde başlarsak etkili oluyor. O nedenle de hastalığın ağır seyretme riski olan kişilerde erkenden tanı alarak bu ilaçlara başlanması gerekiyor. Bizim Kovid’de elde ettiğimiz PCR testlerini hızlıca yapabilme kapasitesini maalesef çok geliştiremedik. Aslında onu, bütün viral enfeksiyonlar için kullanabilirdik. Testlere ulaşım sorunu var, bunu kabul edelim. Özellikle birinci basamakta (aile hekimlikleri) bu çok bariz. Sonuçta bu insanlar belirtileri başladığında aile hekimliğine gidecekler ama orada da Kovid döneminde olduğu gibi rahatça test yapmanın imkanı maalesef yok. Bunun düzeltilmesi gerekiyor. Üçüncü basamak hastanelerde bu testlerin yapılabildiğini biliyoruz ama oralarda da özellikle ‘ayaktan’ hastalara yapılmasında sıkıntı var. Henüz hastalık hafifken tanı koymamız gerekiyor oysa ki.”
Eczanelerden alınan antijen testlerinin özellikle negatiflik durumunda doğru sonuç vermeyebildiğini de vurgulayan Prof. Dr. Yavuz, “Antijen testleri ancak pozitifse sonucu doğru diyebiliyoruz. Negatif ise PCR testleri ile doğrulamasının yapılması gerekiyor” dedi.
“ÇOCUKLARDA BETA MEVSİMİ DE BAŞLIYOR”
Prof. Dr. Yavuz, viral enfeksiyonlar dışında çocuklar açısından da Beta mikrobunun artış göstermeye başladığına değinerek sözlerini şöyle noktaladı: “Çocuklar açısından özellikle Beta denen bir bakteri var, bu virüs değil. O da bu mevsimlerde biraz daha fazla artış gösteriyor. Dünyada da pandemiden sonra Beta dediğimiz bakterinin yani A grubu hemolitik streptokok’un neden olduğu enfeksiyonlarda bir artış vardı. Bu biraz daha sıkıntılı bir bakteri, bademcik iltihabı yapabiliyor, kızıl yapabiliyor ve ilk başta bulantı, kusma ile şok tablosu gibi bir tablo ile başlayabiliyor. Burada tabii ki hekime başvurmakta fayda var. Sadece semptomlara bakarak şudur diyebilme şansımız yok.”
]]>