DEVLETTEKİ DOKTORLAR “OLMAZ” DEDİ AMA…
Bir süre önce kanser teşhisi konulan Şahismail Kömür, yakınları tarafından Süreyyapaşa Göğüs Hastalıkları Hastanesi’ne yatırıldı. Burada durumu ağırlaşan Kömür, bir süre sonra entübe edildi. Hastanın durumunu yakından takip eden doktorlar, olası bir ameliyatın çok riskli olduğunu ve hastayı kaybedeceklerini belirterek “Kesinlikle ameliyat edilemez” şeklinde karar aldı. Bu esnada tavsiye üzerine özel bir hastane ile iletişime geçen hasta yakınları “Bu imkansız ameliyatı biz yaparız. Bunun için 550 bin lira ödemeniz gerekiyor” yanıtını aldı. Hastalarının kurtulması için parayı borç harç denkleştiren hasta yakınları, ameliyat için de özel hastanedeki doktora onay verdi. Devlet hastanesinden alınıp özel hastaneye götürülen Şahismail Kömür, apar topar girdiği ameliyat sonrası yaşamını yitirdi.

“FABRİKATÖR DEĞİLİZ, KANDIRDILAR BİZİ”
Bu gelişme sonrası hastanenin ihmali olduğunu ve kandırıldıklarını öne süren Şahismail Kömür’ün oğlu Fırat Kömür, yayınladığı videoda “Babam entübe edilmiş bir şekilde yatıyordu. Akciğer kanseriydi ve oradaki doktorlar yapacak bir şey yok dediler. Ondan sonra biz bu özel hastaneden bir doktora ulaştık. Bu doktor da bize ‘bu imkansız ameliyatı ben gerçekleştiririm. Siz hastanızı buraya getirin’ dedi. Bizden kredi kartı talep ettiler. 550 bin TL’yi tek çekim olarak bizim kredi kartımızdan yaptılar. Parayı aldıktan sonra hastamızı alıp hastanelerine götürüp ameliyatı yaptılar. İki gün yoğun bakımda kaldıktan sonra babam vefat etti. Biz fabrikatör değiliz. Kandırdılar bizi… Paramızı da iade etmediler. Batırdılar bizi. Bizim canımızı yaktılar. Bize bir umut verdiler biz de o umudun peşinden gittik. İnşallah birileri sesimizi duyar” diyerek hastane tarafından mağdur edildiklerini ifade etti.

“YILIN AMELİYATI OLMAYA ADAY”
Öte yandan Şahismail Kömür’ün hayatını kaybettiği ameliyat sonrası operasyonu yapan doktorun sosyal medya hesabından “Yılın ameliyatı olmaya aday… Tüm meslektaşlarımın eline sağlık” notuyla bir paylaşım yapması da dikkat çekti.
HASTANEDE YETKİLİ BİRİ YOK
İlkeli yayıncılık gereği konuyla ilgili iletişime geçtiğimiz ve iddiaları sorduğumuz özel hastaneden “Mesai saatleri bittiği için konuyla ilgili bilgi verecek herhangi bir yetkili yok. En kısa sürede arkadaşlarımıza tarafınıza dönüş sağlayacak” şeklinde bir açıklama yapıldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ANKARA’da karıştığı bir kavgada bıçaklanarak hastaneye kaldırılan Yunus Emre Özdemir (19), taburcu edildikten yaklaşık 4 ay sonra tekrar rahatsızlandı. 6 ay basur olduğunu sanarak yaşayan Özdemir’in, geçirdiği ilk ameliyatta karnında havlu büyüklüğünde gazlı bez unutulduğu ortaya çıktı. Sağlık Bakanlığı‘ndan alınan bilgiye göre ise hastane tarafından konu ile ilgili idari inceleme başlatıldığı öğrenildi.
Yunus Emre Özdemir, geçen yıl ekim ayında Altındağ ilçesinde karıştığı bir kavgada karnından bıçaklanarak Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırıldı. Hastanede, ince bağırsak ameliyatı geçirdikten sonra 2 gün yoğun bakımda, 7 gün de normal odada gözetim altında tutulan Özdemir, tedavisinin ardından taburcu edildi. Normal yaşantısına geri dönen Özdemir, tedavinin ardından yaklaşık 4 ay sonra bağırsaklarında ağrılar hissetmeye başladı. Özdemir, yaklaşık 6 ay boyunca basur olduğunu sandı ancak ağrılarının iyice artması üzerine 8 Ağustos’ta Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırıldı. Özdemir’in yapılan tetkiklerinde, bağırsaklarında havlu büyüklüğünde gazlı bez bulunduğu tespit edildi. Özdemir’in 10 ay önce geçirdiği ince bağırsak ameliyatı sırasında karnında gazlı bez unutularak dikiş atıldığı ortaya çıktı. Gazlı bez ameliyatla çıkarılırken, Özdemir’in tedavisine devam ediliyor.
Yunus Emre Özdemir’in annesi Hanım Özdemir, konuya ilişkin Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu, ayrıca Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi (CİMER) ve Sağlık Bakanlığı’na başvurdu. Sağlık Bakanlığı’ndan alınan bilgilere göre; hastane konu ile ilgili idari inceleme başlattı.
Yunus Emre Özdemir, hastane odasında yaptığı açıklamada, “Bağırsağımı dışarı çıkardılar yeniden. Torba takılı şu an, 6 ay takılı kalacakmış torba. Hastaneyi şikayet etmeyi, tüm haklarımı kullanmayı düşünüyorum. Çalışıyordum, elektrik işiyle uğraşıyordum. İşe yeni başlamıştım; ama yeniden ameliyat oldum” dedi.
‘AMELİYATA ALININCA GAZLI BEZ OLDUĞU ORTAYA ÇIKTI’
Yunus Emre Özdemir’in annesi Hanım Özdemir ise “Lavaboda fenalaştı, bana ‘Anne bir bakar mısın?’ dedi. Ben bakınca bez olduğunu anladım. Acil olarak hastaneye getirdik. Hemen hastaneye getirildi, ameliyata alındı. Ameliyata alınınca da gazlı bez olduğu ortaya çıktı. Benim çocuğumun sosyal hayatı tamamen bitti. Savcılığa, Sağlık Bakanlığı’na her yere başvurdum, CİMER’e yazdım. Şikayetçiyiz biz. Bu süreçte karın ağrısı oldu, yemesi içmesi kesildi, zayıfladı. 10 ay boyunca gazlı bezi içinde taşıdı Yunus Emre. Şu an sürekli ateşi çıkıyor. Torbadan rahatsız oluyor, onun için çok zor sonuçta. Enfeksiyon kapıyor, kan değerleri yükseliyor. Ben hastane ve hastane personelinden, doktordan şikayetçiyim” diye konuştu.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Yunus Emre Özdemir, geçen yıl ekim ayında Altındağ ilçesinde karıştığı bir kavgada karnından bıçaklanarak Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırıldı. Hastanede, ince bağırsak ameliyatı geçirdikten sonra 2 gün yoğun bakımda, 7 gün de normal odada gözetim altında tutulan Özdemir, tedavisinin ardından taburcu edildi. Normal yaşantısına geri dönen Özdemir, tedavinin ardından yaklaşık 4 ay sonra bağırsaklarında ağrılar hissetmeye başladı.
BASUR OLDUĞUNU DÜŞÜNÜRKEN KARNINDAN GAZLI BEZ ÇIKTI
Özdemir, yaklaşık 6 ay boyunca basur olduğunu sandı ancak ağrılarının iyice artması üzerine 8 Ağustos’ta Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırıldı. Özdemir’in yapılan tetkiklerinde, bağırsaklarında havlu büyüklüğünde gazlı bez bulunduğu tespit edildi. Özdemir’in 10 ay önce geçirdiği ince bağırsak ameliyatı sırasında karnında gazlı bez unutularak dikiş atıldığı ortaya çıktı. Gazlı bez ameliyatla çıkarılırken, Özdemir’in tedavisine devam ediliyor.

AİLE SUÇ DUYURUSUNDA BULUNDU
Yunus Emre Özdemir’in annesi Hanım Özdemir, konuya ilişkin Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu, ayrıca Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi (CİMER) ve Sağlık Bakanlığı’na başvurdu. Sağlık Bakanlığı’ndan alınan bilgilere göre; hastane konu ile ilgili idari inceleme başlattı.
“İŞE YENİ BAŞLAMIŞTIM AMA YENİDEN AMELİYAT OLDUM”
Yunus Emre Özdemir, hastane odasında yaptığı açıklamada, “Bağırsağımı dışarı çıkardılar yeniden. Torba takılı şu an, 6 ay takılı kalacakmış torba. Hastaneyi şikayet etmeyi, tüm haklarımı kullanmayı düşünüyorum. Çalışıyordum, elektrik işiyle uğraşıyordum. İşe yeni başlamıştım; ama yeniden ameliyat oldum” dedi.
“BEN BAKINCA BEZ OLDUĞUNU ANLADIM”
Yunus Emre Özdemir’in annesi Hanım Özdemir ise “Lavaboda fenalaştı, bana ‘Anne bir bakar mısın?’ dedi. Ben bakınca bez olduğunu anladım. Acil olarak hastaneye getirdik. Hemen hastaneye getirildi, ameliyata alındı. Ameliyata alınınca da gazlı bez olduğu ortaya çıktı. Benim çocuğumun sosyal hayatı tamamen bitti. Savcılığa, Sağlık Bakanlığı’na her yere başvurdum, CİMER’e yazdım. Şikayetçiyiz biz. Bu süreçte karın ağrısı oldu, yemesi içmesi kesildi, zayıfladı. 10 ay boyunca gazlı bezi içinde taşıdı Yunus Emre. Şu an sürekli ateşi çıkıyor. Torbadan rahatsız oluyor, onun için çok zor sonuçta. Enfeksiyon kapıyor, kan değerleri yükseliyor. Ben hastane ve hastane personelinden, doktordan şikayetçiyim” diye konuştu.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Bayındır Sağlık Grubu’ndan yapılan açıklamaya göre, dünyada gün geçtikçe yaygın şekilde kullanılmaya başlanan robot teknolojilerine, sağlık alanında oldukça sık başvuruluyor.
Bu gelişmelere paralel olarak robot teknolojisi, ortopedi alanında başvurulan diz ile kalça protezi ameliyatlarında kullanılıyor.
Açıklamada görüşlerine yer verilen Bayındır Sağlık Grubu Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Oğuz Okan Karaeminoğulları, robotik ve klasik protez cerrahisinde temel olarak yapılan işin aynı olduğunu ve her iki cerrahide de hastanın hasarlanmış diz ya da kalça ekleminin protez ile değiştirildiğini ifade etti.
Karaeminoğulları, robotik protez cerrahisinde yer alan aşamaların klasik cerrahi ile aralarında büyük fark taşıdığını belirterek, şunları kaydetti:
“Ameliyatın planlanması, hastaya ait verilerin değerlendirilmesi ve ameliyatın 1 derece ve 1 milimetre hassasiyetle gerçekleştirilmesi ortopedi uzmanı tarafından robotik sistemler yardımıyla yapılıyor. Ameliyatta yapılacak kemik kesileri ameliyattan önce bilgisayar ortamında tasarlanıyor. Bu sayede komponent pozisyonlar ideal şekilde ayarlanabiliyor ve kemik kesileri robotik kol yardımıyla yapılıyor. Robotik diz ya da kalça cerrahisi planlanan hastalarda, ameliyattan önce hastanın her iki ekleminin tomografisi çekiliyor ve özel yazılım sayesinde eklemin üç boyutlu bir modeli oluşturuluyor. Bu model üzerinden kemik kesileri, protez boyutu ve yerleşimi ile ilgili bir plan oluşturuluyor. Ortopedi uzmanının son gözden geçirmesi sonrasında plan robota yükleniyor.”
“Daha uzun protez ömrü sağlanabiliyor”
Robotik protez cerrahisi ile protezin ideal pozisyonda yerleştirilebildiğini ve böylece protez aşınmalarının ve gevşemelerinin daha geç ortaya çıktığını aktaran Karaeminoğulları, “Robotik protez cerrahisi hasta açısından birçok avantaj sağlıyor. Hastalar ameliyat sonrasında daha az ağrı hissediyor ve hızlı iyileşiyorlar. Ama belki de en önemlisi, robotik sistem yardımı ile yapılan cerrahide, protez aşınmaları ve gevşemeleri daha geç ortaya çıktığından daha uzun protez ömrü sağlanabiliyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Karaeminoğulları, eklem protezi planlaması yapılan her hastanın, eğer genel durumu uygunsa robotik cerrahi için de uygun olduğunu kaydetti.
Ayrıca, yüksekte doğuştan kalça çıkığı olan hastalarda da uygun planlamayla robotik cerrahi gerçekleştirilebildiğine işaret eden Karaeminoğulları, “İleri kemik kaybının eşlik ettiği diz sorunları olan hastalar ise robotik protez cerrahisi için uygun olmayabiliyor. Son olarak robotik cerrahi, henüz diz ve kalça protezi revizyon ameliyatlarında kullanılamıyor.” ifadelerini kullandı.
Prof. Dr. Karaeminoğulları, robotik protez cerrahisi sonrasında dikkat edilmesi gerekenlere ilişkin şu bilgileri verdi:
“Ameliyat sonrasında yaklaşık 3 gün hastanede kalınıyor. Taburculuk sonrası reçete edilen ağrı kesici, mide koruyucu ve kan sulandırıcı ilaçların kullanılması gerekiyor. Diz protezi ve kalça protezi için ise yaklaşık 30 gün kan sulandırıcı iğne ya da hap kullanılarak, ameliyat sonrası toplardamarda pıhtılaşma oluşma riski en aza indiriliyor. Yara yerini su geçirmeyen pansumanlar ile takip etmek ve protez dikişleri 15 gün civarı aldırmak gerekiyor. Protez cerrahileri sonrası kas kontrolü ve kişinin kendine olan güveni yerine gelene kadar bir yürüteç yardımı almak gerekiyor. Ayrıca ameliyat sonrası verilen egzersizleri evde de devam ettirmek büyük önem taşıyor.”
]]>Zeynep ve Hakan Kırcıoğlu çifti, tek çocukları Derin Mai için henüz bebekken kaşıntı şikayetiyle sağlık kuruluşlarına başvurdu. Yapılan tetkikler neticesinde Derin Mai’ye, karaciğerin safra yollarında işlev bozukluğuna neden olan nadir görülen genetik bir hastalık olan PFIC-2 ve karaciğer kanseri tanısı konuldu. Kırcıoğlu ailesi, Derin’i 2013 yılının aralık ayında ameliyat için Amerika’ya götürdü.
Hazırladığı kartı “kahramanım” dediği doktora verdi
Derin, o dönem Yale Üniversitesi Tıp Fakültesi Transplantasyon Bölüm Başkanı olan Prof. Dr. Şükrü Emre tarafından ameliyat edildi ve sağlığına kavuştu. Geride kalan yıllarda ailesi, Derin Mai’ye kendisini iyileştiren doktoru sık sık anlatınca, Derin Mai de Prof. Dr. Şükrü Emre’ye teşekkürlerini sunan bir kart hazırladı. Sonrasında ise aile, İzmir Ekonomi Üniversitesi Tıp Fakültesi Medical Point Hastanesinde Prof. Dr. Şükrü Emre ile bir araya geldi. Ziyarette Derin, hazırladığı kartı ‘kahramanım’ dediği Emre’ye verirken, Emre de duygusal anlar yaşadı.
“O olmasaydı şu an sizinle konuşuyor olamayabilirdim”
İzmir Ekonomi Üniversitesi Tıp Fakültesi Medical Point Hastanesi Direktörü Prof. Dr. Şükrü Emre’yi kahramanı olarak niteleyen Derin Mai, “Evde genellikle hayatımı kurtaran insan olarak konuşuluyordu. Ben de bu yüzden onu tanımayı çok istiyordum. Sonunda görebildim. Benim için özel olan insanlara genellikle kart yazar, içine resimler yaparım. Şükrü Bey de benim için çok özel bir insan olduğu için kartı yapmaya karar verdim. O benim hayatımı kurtaran bir kahraman. Ameliyatımı yapmış. O olmasaydı şu an sizinle konuşuyor olamayabilirdim” diye konuştu. Derin Mai ayrıca ilerde robot mühendisi olmak ve Prof. Dr. Şükrü Emre’yi gururlandırmak istediğini de sözlerine ekledi.
“Bu hediyenin tarifi yok”
Ameliyatı anlatan Organ Nakli Bölüm Başkanı ve Hepatobiliyer Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Şükrü Emre, yaptığı yöntemle organ nakline gerek kalmadan Derin Mai’nin sağlığına kavuştuğunu söyledi. Emre, “Tabi ki arzumuz organ nakline gerek kalmadan hastalarımızın kendi organlarıyla yaşamaları. Derin de bunun çok güzel bir örneği; ayrıca Derin’in karaciğerinde kanseri de vardı. O kanseri çıkarttım. Yaptığım yöntemde amacımız safra yoğunluğu araya koyduğumuz izole bağırsak urvesiyle kalın bağırsağa bağlayıp safranın tekrar geri dönmesini önlemek ve bu şekilde safranın karaciğerde yapacağı hasarı sıfıra indirip Derin’in kendi karaciğeriyle hayatına devam etmesini sağlamaktı. Bunu yaptık” dedi.
Ziyaretten duyduğu memnuniyeti de dile getiren Emre, “Bunlar bir hekime verilecek en güzel hediyeler. Bunun bir hekimin kalbinde oluşturduğu güzellikleri açıklamak mümkün değil. Tüm seneler boyunca olan yorgunluğunuz, üzüntüleriniz hepsi güzelliklere, iyiliklere dönüşüyor. Biz hekimlerin ve benim aldığım en güzel hazlar hastalarımdan gelen bu güzel dönüşler ile onlarla buluşup eskileri yad etmek” ifadelerini kullandı.
Derin’in hastalık sürecinden bahseden annesi Zeynep Kırcıoğlu, “Bize ülkemizde karaciğer nakli yapılması gerektiği söylendi. Çözüm yolları ararken Şükrü Bey’e ulaştık. Kendisi Derin’i ameliyat için uygun buldu. Safra kesesini bağırsağa bağladı ve böylece safranın vücuttan atılmasını sağladı. Derin Mai ameliyat olduğunda 18 aylıktı. Şimdi şükürler olsun ki 11 yaşında. Her şey yolunda gidiyor. Şükrü Bey ile iletişimi hiç kaybetmedik. Kendisi de literatür olarak Derin Mai’yi yazmak istiyor” diye konuştu. – İZMİR
]]>İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin geçen ay Menemen Seyrek’te hizmete aldığı Türkiye’nin en modern ve kapsamlı sahipsiz hayvan hastanesi can dostlara şifa dağıtıyor. Bir yerel yönetim tarafından ilk defa hayata geçirilen, içinde yoğun bakım ve yatan hasta üniteleri bulunan Seyrek Sahipsiz Hayvan Hastanesi’nde 24 saat uzman veteriner hekim kadrosu ile cerrahi operasyonlar yapılıyor. Hastanede yer alan yoğun bakım ünitesi, modern teşhis ve tedavi cihazları ve tam donanımlı laboratuvarı ile sokak hayvanları modern tedavi imkanı ile buluşuyor.
EN ZORLU AMELİYATLAR BAŞARIYLA YAPILIYOR
Ocak ayında hizmete giren hastanede 107’si köpek, 7’si kedi, 4’ü de kuş, güvercin ve tavşan olmak üzere 118 hasta hayvanı tedavi altına aldıklarını anlatan Veteriner Hekim Oğuz Emre Özlülerden, “İlk muayeneden sonra teşhisi koyuyor ve gerekli tedavi için tüm imkanlarımızı seferber ediyoruz. Çiğli Belediyesi’nden hastanemize getirilen 50-55 kilogram civarında bir kangal köpeğin ameliyatını başarıyla yaptık. Dirsek ekleminde çıkık ayrıca kaval kemiğinde de açık kırık vardı. Bu kiloya sahip bir köpeğin ameliyatı zorlu olur. Ameliyat sonrasındaki süreç de meşakkatli olur. Biz kaval kemiğine plaka yönetimi ile operasyon yaptık. Çıkan dirsek eklemini de açık redüksiyon yöntemi dediğimiz müdahale ile yerine oturttuk. Ardından burayı atele aldık ve stabil hale getirdik. Yaklaşık 3 buçuk saatlik bir ameliyattı. Başarıyla tamamladık” diye konuştu.
ÖLECEĞİ DÜŞÜNÜLEN CAN DOSTLAR SAĞLIĞINA KAVUŞTU
Öleceği düşünülen zor durumdaki can dostu sağlığına kavuşturduklarının altını çizen Özlülerden, “Hastanemize getirilen ve durumu ne kadar kritik olursa olsun her hasta için ekstra çaba gösteriyoruz. Tüm ekip arkadaşlarımız elinden gelenin fazlasını yapıyor. Emek verince bunun da karşılığını alıyoruz. Tedavi ettiğimiz canların yürüyerek, koşarak yaşadıkları bölgelere kavuştuklarını görmek bizi mutlu ediyor. Umarım daha çok cana dokunup, daha çok hastamızı iyileştirebiliriz” dedi.
YOĞUN BAKIM ÜNİTELERİNDE ÖZEL BAKIM
Hastanede aynı zamanda kedi ve köpeklere özel kafeslerde yoğun bakım hizmeti de sunuluyor. Ameliyattan sonra hastaları yoğun bakım ünitesinde tuttuklarını vurgulayan Veteriner Hekim Oğuz Emre Özlülerden, “Anesteziye alınan hayvanlar kış aylarında uyanmakta güçlük çekebilirler. Yoğun bakım ünitelerinde nem, sıcaklık oranını ayarlayabiliyoruz. Bu da hastalarımız açısından doğabilecek riskleri ortadan kaldırıyor. Durumu stabil hale gelen hastalarımızı müşahede kafeslerimize alıp tedavimize orada devam ediyoruz” diye konuştu.
TAM TEŞEKKÜLLÜ HAYVAN HASTANESİ
Yaklaşık 600 metrekare kapalı alana sahip olan hastanede, haftanın 7 günü 24 saat sahipsiz hayvanların bakım, tedavi ve rehabilitasyonu yapılıyor. Kapalı devre gaz anestezi cihazından tam otomatik operasyon masalarına kadar her türlü donanımın bulunduğu Cerrahi Müdahale Ünitesi’nde birçok komplike cerrahi operasyon yapılabiliyor. Renkli doppler ultrason cihazı ve yoğun bakım ünitelerinin yer aldığı Dahili Vakalara Müdahale Ünitesi hızlı teşhis ve müdahale imkanı sunuyor. Kavitron cihazlarının yer aldığı Diş Tedavi Ünitesi ile sokak hayvanlarına ağız sağlığı hizmeti veriliyor. Tesis içerisinde sahipsiz hayvanların ikamet etmesine olanak sunan padokların yanında Türkiye’nin en düzenli sahipli pet hayvanı gömü alanı da bulunuyor.
]]>GÜMÜŞHANE – Gümüşhane’de 112 yaşındaki Gülhanım Nas isimli hasta, ilerlemiş yaşına rağmen Gümüşhane Devlet Hastanesi’nde geçirdiği başarılı beyin ameliyatıyla sağlığına tekrar kavuştu.
Gümüşhane’nin Kelkit ilçesinde yaşayan Gülhanım Nas (112), geçen hafta Cuma günü yakınları tarafından vücudunun sağ tarafında kuvvet kaybı ve bilinç bulanıklığı şikayetiyle Kelkit Devlet Hastanesi’ne kaldırılarak yoğun bakıma alındı. Beyninde kanama olduğu tespit edilen 112 yaşındaki Nas daha sonra Gümüşhane Devlet Hastanesi’ne sevk edildi. Burada Gümüşhane Devlet Hastanesi’nde görevli Beyin Cerrahı Op. Dr. Bedrettin Özsoy tarafından muayene edilen yaşlı kadının beyin zarının altında yaklaşık 3 santimetre kalınlığında büyük bir kanama tespit edildi.
Ameliyat gerektiren ve 112 yaşındaki bir hasta için çok riskli olabilecek operasyon için hasta yakınlarını bilgilendiren Op. Dr. Özsoy, anestezi ekibinin çalışmasıyla hastayı tamamen uyutmadan sadece kafa derisinin uyuşturulmasıyla ameliyata aldı.
Yaklaşık 1 saat süren başarılı operasyonun ardından yoğun bakım servisine alınan Gülhanım Nas, hızlı bir iyileşme süreci geçirerek 1 gün sonra servise alındı. Vücudunun sağ tarafındaki kuvvet kaybı ve bilinç bulanıklığı şikayeti gerileyen hastanın yakınları da başarılı ameliyat nedeniyle doktor ve sağlık ekibine teşekkürlerini iletirken, yaşlı kadının hafta sonu taburcu edileceği öğrenildi.
“112 yaşındaki bir hasta için oldukça riskli bir ameliyattı”
Ameliyatın ardından 112 yaşındaki hastanın şikayetlerinin gerilediğini ifade eden Op. Dr. Bedrettin Özsoy, “Teyzemiz geçen hafta Cuma günü sağ tarafında kuvvet kaybı, bilinç bulanıklığı şikayetleriyle Kelkit Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı ve yoğun bakıma alındı. Daha sonra Salı sabahı hastanemize geldiler. Beyin zarının altında yaklaşık 3 santimetre kalınlığında büyük bir kanaması vardı. Hastamız 112 yaşında. Bu yaş bu ameliyatlar için özellikle anestezi alması için çok ileri bir yaş. Bu ameliyat daha genç yaşlarda daha az riskli bir ameliyat ama 112 yaşındaki bir hasta için oldukça riskli bir ameliyattı. Hasta yakınlarını bu konuda bilgilendirdikten sonra ameliyatın yapılmasını istediler. Salı günü ameliyatını gerçekleştirdik, hastanemizde deneyimli bir anestezi ekibimiz var onlar hastayı entübe etmeden sadece kafa derisi uyuşturularak yapılan bir anestezi tekniğiyle yaptık. Bu şekilde hayatını daha az riske sokacak bir ameliyat yapmaya çalıştık. Sonrasında yoğun bakıma aldık orada da Murat hocamız vardı çok ilgilendi hastayla, ertesi gün hastamız toparlayınca servise aldık. Hastamızla ilgileniyoruz bu süreçte hem yakınları hem de biz, ameliyattan sonra konuşmasında açılma oldu, güç kaybı da geriledi. Zor bir ameliyattı ama şu an ameliyatı kaldırdı ve daha iyi oldu. Önümüzdeki günlerde de taburcu edeceğiz” dedi.
“İlerleyen yaşına rağmen hocamız ve sağlık çalışanları sayesinde ameliyat başarılı geçti”
Başarılı operasyondan dolayı doktor ve sağlık ekiplerine teşekkürlerini ileten Gülhanım Nas’ın torunu Barış Nas, “Yoğun bakıma kaldırıldığında beyin kanaması geçirdiğini söylediler. Biz de akrabalarımızın yurtdışında olması sebebiyle onları bekledik daha sonra hocamızla konuşarak Gümüşhane Devlet Hastanesi’ne getirdik. Daha sonra ameliyat olmasına karar verdik. Çok şükür ameliyattan başarıyla çıktı, gözlerini açtı. Eğer ameliyat olmasaydı ölüme terk edebileceğimizi söyledi biz de riskleri göze alarak ameliyat olmasına karar verdik. Hocamıza ve ekibine teşekkür ederiz. Şu anda gayet iyi konuşabiliyor, kendini ifade edebiliyor ve hareket edebiliyor. İlerleyen yaşına rağmen hocamız ve sağlık çalışanlarının emekleriyle birlikte ameliyatı başarıyla atlattık. Teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı.
]]>OSMANİYE – Osmaniye’de mide bulantısı, kusma ve karın ağrı şikayeti ile özel bir hastaneye başvuran 40 yaşındaki kadın hastanın midesinden ve ince bağırsağından toplam 2 kilo ağırlığında kıl kütlesi çıkarıldı.
Osmaniye’de uzun süre devam eden karın ağrısı ve mide bulantısı şikayeti ile defalarca başka sağlık merkezlerine başvuran ve şikayetleri devam eden bayan hasta daha sonra özel bir sağlık kuruluşuna başvurdu. Burada İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Turgay Güler tarafından muayene edilen hastanın yapılan tetkikler sonucunda midesinde yabancı bir cisim olduğu tespit edildi. Ameliyata alınmasına karar verilen hastanın cerrahi müdahalesi Genel Cerrahi Uzmanı Yardımcı Doç. Dr. Seçkin Akküçük tarafından yapıldı. Yapılan ameliyatta 40 yaşındaki bayan hastanın midesinden 2 adet 12-13 santimetrelik ve ince bağırsağında 10 santimetre uzunluğunda 3 adet toplam 2 kilogram kıl kütlesi çıkarıldı. Yapılan ameliyatın ardından hastanın sağlık durumunun iyi olduğu ve önümüzdeki günlerde taburcu edileceği bildirildi.
Nadir görülen bir vakanın ameliyatını gerçekleştirdiğini söyleyen Yardımcı Doç. Dr. Seçkin Akküçük,” Hastamız 40 yaşında kadın hasta yaklaşık bir bir buçuk aydır sürekli sıklıkla olan kusma şikayetiyle daha önce başka merkezlere de başvuruyor. Sonrasında hastanemiz dahiliye kliniğine başvuruyor. Burada genel durum bozukluğu olması sebebiyle ki uzun zaman kusması olduğu için tabii ki vücudun yeterli gıda, mineral vitaminleri alamaması ya da aldıklarını kaybetmesi sebebiyle genel durum bozukluğu ortaya çıkıyor dahiliyedeki hocamız sayın Turgay Güler hocamızla hastamızı genel durum bozukluğu ile yatırıp tetkiklerine başladık. Bu sırada tetkiklerinde bizim de dahil olduğumuz tetkiklerinde mide ve ince bağırsaklarında tıkanıklığa yol açan midesini tamamına yakını dolduran ince bağırsakta tıkanmaya yol açan büyür kıl yumakları bizim Trikobezoar dediğimiz sindirilmemiş gıdalardan ya da kıl yumaklarından ya da bazı ilaçlardan oluşan bezoarın olduğunu tespit ettik. Hastamızın genel durumunun toparlanmasını biraz daha bekledik gerekli destek ve tedaviyle hastamız genel durumu artık ameliyata uygun hale geldikten sonra dün ameliyatımızı gerçekleştirdik. Midesinden 2 adet yaklaşık 12-13 santimetrelik ve ince barsağını tam tıkayan yaklaşık 10-11 santimetrelik 2 adet bezoar çıkardık. Şu an hastamızın genel durumu gayet iyi kusmaları ortadan tabii ki kalktı. Bundan sonra iyileşme safhasındayız. Hastamız inşallah birkaç gün içerisinde sağlıklı şekilde taburcu etmeyi planlıyoruz ‘dedi.
-Hastamızda nadir gördüğümüz Trikobezoar(Rapunzel) sendromu vardı
Hastada nadir görülen rapunzel sendromu tespit ettiklerini belirten Yardımcı Doç. Dr. Seçkin Akküçük, “Bezoarlar çok nadir görülür, çok sık görülmez sindirilmemiş bazı sebze gıda artıkları birikebilir midede buna Phytobezoar diyoruz. Saç yeme alışkanlıkları olabilir, bazı psikolojik rahatsızlıklardan dolayı Trikobezoar diyoruz. Hatta literatürde bu rapunzel sendromu olarak da geçer. Rapunzelin özel masalı vardır, kuleden saçlarını uzatarak kurtulmaya çalışan bir prensesin hikayesi buradan esinlenilmiş bir rapunzel sendromu adı verilmiş. Çoğunlukla mide ne görülür, nadiren ince bağırsaklarda görülür. Bu hastamızı ilginç kılan özelliklerden bir tanesi hem midede hem de ince bağırsakta ayrı ayrı izole bezoarlarının olmasıydı. Bazen de çok çok daha nadiren de verilen ilaçların erimemesi sonrasında oluşabilir hatta ve hatta yeni doğan ya da sonrasındaki bebeklik aşamasındaki çocuklarda sütün sindirilememesine bağlı olabilir ama onları çok çok nadir görüyoruz. En çok gördüğümüz Phytobezoar’dır sonrasında Trikobezoar yani saç yeme alışkanlığıyla ortaya çıkan bizim hastamızdaki de Trikobezoar vardı. Umuyoruz ki bundan sonra o alışkanlığından da kurtulması üzerinde gerekli desteği alacaktır. Bezoarlar çoğunlukla geç fark edilirler çünkü belirli bir boyuta gelene kadar klinik vermezler. Eğer hastaya yakınları da bu alışkanlığından dolayı bir şeyden şüphelenmemiş hekime gitmemişlerse de bu hastamızda da olduğu gibi artık ilerlemiş tıkanıklıklara yol açmış durumda olurlar. Bazen kanamaya yol açabilirler hastamızda kanama yoktu ama midesi kanamaya yakın derecede iltihaplanmıştı. İlaçla tedavisi pek mümkün değildir maalesef dediğimiz o Phytobezoar sebze artıkları ya da çocuklarda görülen laktobezoarlar belki eritici enzim ya da asitli gıdalarla içeceklerle eritilmeye çalışılsa da çoğu zaman cerrahi gerekir. Trikobezoar zaten ilaç tedavisinin yeri yoktur. Dolayısıyla ameliyat gerekiyor ve bizde ameliyatımızı başarıyla gerçekleştirdik” şeklinde konuştu.
]]>İstanbul’da 9 yaşındaki otizmli Harun Duman, ailesi fark etmeden 13 küçük mıknatıs yuttu. Kusma şikayeti üzerine ailenin hastaneye götürdüğü çocuk, ameliyata alındı. Gerçekleştirilen başarılı ameliyat sonrası Harun’un bağırsaklarından birbirine yapışmış halde 13 mıknatıs çıkarıldı. Ameliyatı gerçekleştiren Opr. Dr. Mehmet Çakmak “Çoklu mıknatıs yutulduğu zaman bağırsakta mıknatıs birbirine çekiyor ve yapışıklık meydana geliyor. Böylelikle bağırsaklar birbirine yapışmış oluyor. Saatler ilerledikçe arada kalan bağırsak duvarı deliniyor. Bağırsağın delinmesi sonrası, içerisindeki dışkılar, atıklar kana yayılıyor. Bu da hayati tehlikeye varan durumlara sebep oluyor. Bu yüzden böyle durumlar çok gecikmeden cerrahi müdahale gerektiriyor” dedi.
İstanbul’da yaşayan 9 yaşındaki otizmli Harun Duman, 13 boncuk şeklindeki mıknatısı yuttu. Çocuğun kusma şikayeti günlerce geçmeyince aile Harun’u hastaneye götürdü. Cuma akşamı iğne yapılarak ve ilaç yazılarak eve gönderilen Harun’un kusma şikayeti devam etti. Cumartesi gecesi saat 01.00 sıralarında Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi’ne sevk edilen çocuğa çekilen röntgen sonrası teşhis koyan doktorlar, Harun’u acilen ameliyata aldı. Yaklaşık 3 saat süren ve kapalı yöntemle gerçekleştirilen ameliyat sonrası 9 yaşındaki Harun’un bağırsaklarından birbirine yapışmış halde 13 mıknatıs çıkarıldı. Ameliyatı gerçekleştiren Op. Dr. Mehmet Çakmak, “Mıknatıslar Harun’un bağırsağında iki noktada delinmeye sebep olmuştu. Birincisi 12 parmak bağırsağından itibaren bir 30 santimetrede bir mıknatıs, diğeri de kalın bağırsağın çıkan kısmında olan birbirine yapışmış 12 tane mıknatıs vardı. Bunlar her iki bağırsakta da delinmeye sebep olmuştu. Biz bu mıknatısları çıkardıktan sonra bağırsakları tekrar dikerek onarmak durumunda kaldık” dedi.
“MIKNATISLAR KALIN BAĞIRSAĞA KADAR İLERLEMİŞTİ”
Yabancı cisim yutma vakalarında acil müdahalenin önemini vurgulayan Op. Dr. Mehmet Çakmak, “Yabancı cisim yutma çocuklarda daha çok ilk iki yaş içerisinde görülüyor. Genellikle arama, yutma refleksi, bulduğu şeyleri ağza götürme refleksi daha çok ilk iki yaş civarında oluyor. Çocuklar evde buldukları her şeyi genelde ağızlarına atıyorlar. Bunlar içerisinde en tehlikeli olanlar disk pil ve çoklu mıknatıs yutma vakaları oluyor. Onun dışında çocuklar diğer plastik maddeleri yuttukları zaman biz onu dışkı yoluyla atmasını bekliyoruz. Öyle durumlarda bir müdahale yapmıyoruz fakat disk pil, mıknatıs yutma vakalarında cerrahi müdahale acildir. Maddenin mutlaka çıkarılması gerekiyor en kısa zamanda. Yutma durumlarını aile fark ettiği zaman hemen hastaneye gelmeleri lazım. Bu maddeleri önce endoskopik olarak çıkarıyoruz. Fakat bu maddeler mideyi geçmiş ve bağırsağı ilerlemişse bunların cerrahi operasyon ile çıkarılması gerekiyor. Çoklu mıknatıs yutulduğu zaman bağırsakta mıknatıs birbirine çekiyor ve yapışıklık meydana geliyor. Böylelikle bağırsaklar birbirine yapışmış oluyor. Saatler ilerledikçe arada kalan bağırsak duvarı deliniyor. Bağırsağın delinmesi sonrası, içerisindeki dışkılar, atıklar kana yayılıyor. Bu da hayati tehlikeye varan durumlara sebep oluyor. Bu yüzden böyle durumlar çok gecikmeden cerrahi müdahale gerektiriyor” dedi.
“BAĞIRSAKTA İKİ NOKTADA DELİNME MEYDANA GELMİŞTİ”
Op. Dr. Mehmet Çakmak, “Harun dokuz yaşında bir hastamız. Normalde bu yaşlarda çok fazla yabancı cisim yutmaya rastlamıyoruz. Fakat Harun özel bir çocuk. Evde bulduğu mıknatıslar küçük ve renkli olunca, onları muhtemelen şeker zannetti ve yuttu. Geldiği zaman röntgeninden birden fazla mıknatıs yuttuğunu fark ettik. Cumartesi günü gece saat 01.00 gibi başvurdular. Biz hemen yatışını yapıp ameliyata aldık. O sırada bağırsağında bir yapışıklık meydana gelmişti. Muhtemelen mıknatısları saatler öncesinden yutmuştu zaten. Mıknatısların sayısı röntgende tam belli olmuyordu, biz dokuz tane saymıştık. Harun’u acil ameliyata aldık. Ameliyatını kapalı yöntemle yaptık ve bağırsaklarından 13 tane mıknatıs çıkardık. Çıkardığımız mıknatıslar renkli boncuk gibilerdi. Çocukların dikkatini çeken cinsten mıknatıslardı. Ailenin öyküsüne göre Harun’un cuma günü kusma şikayeti varmış. Bu mıknatısları cuma günü yutmuş olabilir. Tam olarak emin olamıyoruz ama 6- 8 saatin geçmiş olması lazım, çünkü mıknatıslar kalın bağırsağa kadar ilerlemişti. Ameliyatımız ortalama 2 buçuk 3 saat kadar sürdü. Mıknatıslar Harun’un bağırsağında iki noktada delinmeye sebep olmuştu. Birincisi 12 parmak bağırsağından itibaren bir 30 santimetrede bir mıknatıs, diğeri de kalın bağırsağın çıkan kısmında olan birbirine yapışmış 12 tane mıknatıs vardı. Bunlar her iki bağırsakta da delinmeye sebep olmuştu. Biz bu mıknatısları çıkardıktan sonra bağırsakları tekrar dikerek onarmak durumunda kaldık. Ameliyatımız da başarılı geçti. Harun’un kontrolleri de oldukça iyi geçiyor. Bir sıkıntı yaşamazsak iki gün sonra Harun’u taburcu edeceğiz. Buradan aileleri uyarıyorum, bu mıknatısları eve sokmamak lazım. Çocuklar için farklı oyuncaklar tercih etmeliyiz. Mıknatısları çocukların eline kesinlikle vermeyelim. Aileleri bu konularda hassas davranmaları konusunda tekrar uyarmış olalım” diye konuştu.
“OĞLUMUN SÜREKLİ OLARAK YUTMA OLAYLARI OLUYOR”
Baba Ali Duman ise, “Oğlumun cuma ve cumartesi günü kusma şikayeti vardı. Acile götürdük, orada bir iğne yapıp ve ilaç vererek bizi geri gönderdiler. Cumartesi günü kusması devam etti. Gece tekrar acile götürdük. Saat gece 01.00’da bizi buraya gönderdiler. Bir saat sonra bizi acilen ameliyata aldılar. Bu çocuk otizmli bir çocuk. Özel bir çocuk olduğu için eline ne geçerse, ağzına atıyor. Maalesef böyle bir durumumuz var. Ne kadar gözetlemeye çalışsak da böyle şeyler yaşanabiliyor. Buraya geldiğimizde doktorlar bize oğlumun bir cisim yuttuğunu ve acilen ameliyat olması gerektiğini söylediler. Biz de şok olduk o esnada. Ardından oğlumu hemen ameliyata aldılar. Ameliyat sonrasında oğlumun bağırsağında 13 adet mıknatıs çıktı. Biz de çok korktuk. Ameliyattan çıktığından beri durumu düzeliyor. Şu an iyi. Daha önce de böyle yutma olayları olmuştu. Yattığı battaniyeyi ısırıp yuttuğu oldu. Evde nevresimleri kopartıp yutmaya çalışıyor. Tülleri astığımız aparatları koparıp yutmaya çalışıyor. Böyle yutma huyları var. Daha önce hiç ameliyat olmamıştı. Kusma şikayeti devam edince, biz de ilk defa böyle bir şey yaşadık. Biz böyle bir şey çıkmasını hiç beklemiyorduk. İnsanın başına her türlü dert geliyor. Otizm tanısı Harun’a iki yaşında konuldu. Tanı konduktan sonra böyle davranışları olmaya başladı. Biz ne kadar korumaya çalışsak da oğlumuzu bazen koruyamıyoruz. Doktorumuz sağ olsun, gerçekten bizi çok rahatlattı. Onun uyarılarını da dikkate alacağız. Bundan sonra daha dikkatli olacağız” ifadelerini kullandı.
]]>İzmir’in Buca ilçesinde aşçılık yaparak geçimini sağlayan Ferhat Şengün, 7 yaşındayken geçirdiği kalp romatizmasının ardından iki kez mitral kapak ameliyatı oldu. Beynindeki balonlaşma nedeniyle kan inceltici ilaç kullanamayan ancak protez kapağın fonksiyonunun bozulması nedeniyle yeniden ameliyat olması gereken Şengün, İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde gerçekleştirilen ameliyatsız yöntemle sağlığına kavuştu. Üçüncü kez açık kalp ameliyatı olması riskli bulunan Şengün’ün çalışmayan mitral kapağının yerine kasıktan girilerek yeni bir biyoprotez kapak takıldı.
‘ÇOCUKKEN KAPAKTA ÜFÜRÜM VARDI, HASTALIK BÖYLE BAŞLADI’
Hastalığının ilkokula giderken ortaya çıktığını anlatan Ferhat Şengün, uzun süredir belli aralıklarla hastanede yatarak tedavi gördüğünü söyledi. Hastalığı nedeniyle boş oturmaktan hoşlanmadığı için aşçılık yaptığını belirten Şengün, “Çocukken kapakta üfürüm vardı. Hastalığım böyle başlamıştı. Kalp romatizması yaşadım. İlk kapak ameliyatımı 17 yaşında oldum. Üfürüm kalp kapaklarını bozmuş. Mitral yerine metalik kapak takıldı. Top bile oynayıp, normal hayatıma devam ettim. Kendime çok iyi bakmadım. Bilinçsizdim. Sonra aradan yıllar geçti. Tekrar rahatsızlandım” dedi.
‘EN AZ 10 YIL KAZANDIM’
Katar’da yaşamaya ve çalışmaya başlayan Şengün, orada geçirdiği beyin kanamasının ardından Türkiye’ye döndüğünü söyleyerek, “Kalpte iltihaplanma nedeniyle uzun süre kardiyoloji servisinde yatarak tedavi gördüm. Unutkanlıklarım var. 31 Ocak’ta İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde yapılan işlem sonrası şu an çok mutluyum. Yaşamımı kurtardılar. En az bir 10 yıl daha kazandım. Bana annem bakıyor, Bundan sonra kendimi yormayacağım. Asitli içecek içmem, zararlı alışkanlıklarım yok. Kendimi yeniden doğmuş gibi hissediyorum” diye konuştu.
‘BİRŞEY OLUR KORKUSUNDAN ‘HEP YANINDA YATIYORUM’
Anne Lütfiye Şengün (64) de üçüncü ameliyatının kendisini çok korkuttuğunu belirterek, oğlunun bu operasyona gerek kalmadan sağlığına kavuşmasının onu çok mutlu ettiğini söyledi. Şengün şöyle devam etti: “Üçüncü ameliyat riskliydi. Ben de çok korkuyordum. Ama bu işlemde hiçbir korkum olmadı. Önce yüce rabbime sonra doktorlarımıza sığındık. Yurt dışındayken yürüyemiyordu. Yanına gidemedim. O geldi fizik tedavilere başladı. Sadece başparmağında hasar kaldı. Evde tekrar fenalaşınca hemen ambulans çağırdık. Yeniden beyin kanaması geçirdi. 4 yaş büyük ablası bir var ama yine de Ferhat’ın durumu nedeniyle geceleri uyuyamıyorum. Ona bir şey olur korkusuyla hep yanında yatıyorum. Onun sağlık durumuna çok dikkat ediyorum. Ancak o pek söylenenleri dinlemiyor. Bundan sonra dinlesin istiyorum çünkü bu son şansımızdı. Takılan kapağın da ömrü az. İyi bakarsa 10 seneyi geçer.”
‘7 SENE İÇİNDE KAPAK ENFEKSİYON YÜZÜNDEN İYİCE BOZULMUŞ’
İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kardiyoloji Kliniği’nde görev yapan ve Ferhat Şengün’ün sağlığına kavuşmasını sağlayan, Prof. Dr. Mustafa Karaca, Doç. Dr. Tuncay Kırış ve Uzm. Dr. Fatma Esin, hastanın operasyondan bir gün sonra taburcu olabileceğini söyledi. Başarılı işlem sonrası kapak fonksiyonları normale dönen hasta hakkında bilgi veren Prof. Dr. Karaca, “Hastamız çocuk yaşta kalp kapağında tutulma yaşamış. Mitral kapakta ciddi daralma olmuş, ameliyatla metal kapak takılmış. Yıllar içerisinde beyin damarlarında bir balonlaşma olmuş ve beyin kanaması geçirmiş. Bu kanama nedeniyle kan inceltici ilaç kullanamıyordu. 7 yıl önce ikinci ameliyatla bu metal kapak çıkartılıp yerine biyoprotez dediğimiz yani insan dokusu içeren kalp kapağı yerleştirilmiş. Bu kapaklar metal kapaklara göre daha çabuk bozulabiliyor. 7 sene içinde kapak enfeksiyon yüzünden iyice bozulmuş. Kapak fonksiyonlarını yapamadığı için yeni bir kapak gerekti. Bu kapak için üçüncü kez kalbin açılıp ameliyat yapılması riskliydi” ifadelerini kullandı.
‘ÜÇ DERECE KAÇAĞI VARDI, ŞU AN HİÇ YOK’
Şengün’ün operasyondan bir gün sonra taburcu edilmeye hazır olduğunu belirten Prof. Dr. Karaca, “Başarılı şekilde işlem gerçekleştirildi. Hastamızın göğsü açılmadı ve bu işlem için kalbi durdurulmadı. Kasıktan bir iğneyle girip çalışmayan kapağın içine yeni bir kapak takılarak kapak fonksiyonları normal hale getirildi. Kapağında 3 derece kaçağı vardı. Şu an hiç kaçağı yok. İnşallah mikrop kaptırmaz, kendine iyi bakar, ilaçlarını düzenli kullanırsa ömür boyu kullanır. Bu işlemi ilk kez yaptık. Girişimsel işlemleri sık yapıyoruz ama normalde aort kapak için yapıyoruz. Mitral kapak için dünyada da nadir yapılan bir uygulamadır. Ülkemizde de sadece birkaç uygulama var. Sonuçların güzel olması bizi memnun etti. Hastamız normal hayatına devam edebilir. Her kapak hastasında olduğu gibi uzun dönem takipleri bizim için önemli. Kapak fonksiyonları takip edilerek, kaçak var mı darlık oluşmuş mu 6 ayda bir bakmamız gerekir” dedi. (DHA)
]]>HENÜZ anne karnındayken kalbinde tümör olduğu tespit edildi. Doktorlar, “İleride kalp naklinden başka çaresi olmayacak” dedi. O büyürken, tümör de büyüdü ve kalbiyle aynı boyuta ulaştı. Ekin Ada Işık, 5 yaşına geldiğinde mucizevi bir ameliyatla yeniden doğdu. Adı, “Yüzyılın kalp cerrahları” arasında anılan Prof. Dr. Afksendiyos Kalangos ile Opr. Dr. Yılmaz Zorman, ameliyat sırasında Ekin’in ‘kalbini yerinden söktü’, ameliyathane masasında iğneyle kuyu kazar gibi kalpteki tümörü temizledi ve 8 saat boyunca göğüs boşluğunda kalbi olmadan yaşatılan Ekin’e, kendi kalbi tekrar nakledildi. Doktorları, dünyada “bu kadar küçük yaşta” kardiyak oto-transplantasyon (kendinden kalp nakli) ile hayata dönen başka vakaya rastlamadıklarını söyledi.
Balıkesir’de yaşayan Mustafa ve Fahriye Işık çiftinin tek çocuğu Ekin Ada’nın, anne karnında 32 haftalıkken kalbinde tümör olduğu tespit edildi. Doktorlar bebeği alalım dese de anne Fahriye Karaca Işık, onu doğurmak istedi. Daha doğmadan başvurdukları her doktor “Tek çare kalp nakli olur” dedi. 5 yaşına kadar, tümörü kalbiyle birlikte büyüdü, 8 santimlik minik kalbi, kendi büyüklüğünde bir tümörü de taşımak zorunda kaldı. Ekin Ada, geçtiğimiz Ekim ayında Koç Üniversitesi Hastanesi’nde yapılan ve dünya tıp literatürüne girecek bir ameliyatla yeniden doğdu. 8 saat süren ameliyat sırasında Ekin Ada’nın kalbini “yerinden söküp” tümörü ameliyat masasında temizledikten sonra tekrar nakleden, “yüzyılın kalp cerrahları” arasında anılan Prof. Dr. Afksendiyos Kalangos ve Opr. Dr. Yılmaz Zorman, bu eşi benzeri olmayan operasyonu, “O kadar riskli bir ameliyattı ki nefesimizi tutarak yaptık. Kadavradan kalp nakli olsa, elinizde sağlam başka bir organ var. Oto-transplantasyon, yani hastanın kendinden nakilde ise en ufak bir hatada tekrar yerine takabileceğiniz başka bir organ yok” şeklinde anlattı.
“İKİNCİ DOĞUMUNA ŞAHİT OLDUM”
“Bu çocuğun ben ikinci doğumuna tanık oldum” diyen Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Pediatrik ve Konjenital Kalp ve Damar Cerrahisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Afksendiyos Kalangos, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ekin Ada kızımızla 32 haftada anne karnındayken ilk olarak tanıştım. Fetal EKO’sunda bir kalp tümörü tespit edilmişti. Kızımız doğdu, ondan sonra 3 ila 6 aylık aralarla izlemeye başladık. Kalp içindeki tümör yaşı büyüdükçe, kalple beraber büyüyordu. Bu tümörlerin bir kötü tarafı da ritim düzensizlikleri yaratmaları. Ani ölüm riskinin çok yüksek olduğu vakalar bunlar. Tümörün büyüklüğü neredeyse kalp kadar olmuştu. 7 santimlik bir tümör, Ekin Ada’nın kalbi 8 santim uzunluğundaydı zaten. Sol karıncıktaki tümörün bir büyük tehlikesi daha vardı. Önemli bir koroner arter damar, tümörün içinden geçiyordu.”
“SOĞAN KABUĞU SOYAR GİBİ TÜMÖRÜ KALPTEN AYIRDIK”
Tümörün içinden hayati bir damarın geçmesi nedeniyle kalp yerindeyken ameliyat etmenin imkansız olduğunu anlatan Prof. Dr. Kalangos, çok büyük bir riske girerek kalbi yerinden çıkarıp ameliyat etme yolunu seçtiklerini vurguladı. Prof. Dr. Kalangos, “Çok dikkatli çalışmamız gerekiyordu o nedenle kalbi yerinden söktük, damarlarından ayırdık ve masanın üzerine yatırarak (kalp vücuttan ayrıyken) ameliyata devam ettik. Göğüs boşluğu tamamıyla boş kaldı, ‘kalpsiz’ bir durumda makineye bağlı takip edildi. Kalbi masanın üzerinde sol karıncığa hasar vermeden, hem kasları hem arterleri koruyarak açtık. Dr. Yılmaz Zorman ile beraber nefesimizi tuttuk, ince ince, soğan kabuğu soyar gibi kalp kasından tümörü ayırdık. Tümörün içinden geçen o ince, bir milimetrelik koroner damarı bulduk ve onu da titiz bir şekilde tümörden ayırarak kalbi tamamen temizledik. Onarılmış kalbi tekrar yerine taktık” dedi.
KALBİ TAKTIKTAN SONRA GÖZÜ EKRANDA, İLK ATIŞINI BEKLEDİ
Kalbi Ekin Ada’ya geri naklettikten sonra ilk yaptığı şeyin monitöre bakmak olduğunu da söyleyen Prof. Dr. Kalangos, sözlerini şöyle noktaladı: “O anda ilk yaptığınız şey tabii ki monitöre gözünüz takılıyor. Kalp tekrar çalışmaya başladı ve büyük bir rahatlama yaşadık. Ben özellikle yurt dışında Cenevre’deyken çocuklarda kalp akciğer transplantasyonunu rutin olarak yapan bir cerrahtım. Kalp naklinde oldukça tecrübesi olan bir cerrah olmama rağmen oto-transplantasyon yani hastanın kalbini yerinden çıkarıp tekrar takma tecrübesini ilk defa yaşadım. Dolayısıyla benim için de özel bir andı bu. Ekin Ada’nın başka alternatifi yoktu. Düşünün ölüme mahkum olan bir insanın, mucizevi bir şekilde tekrar hayata dönmesi, bu ikinci doğuş değil de nedir?”
“EN UFAK BİR HATADA BAŞKA ALTERNATİFİMİZ YOKTU”
Prof. Dr. Kalangos ile birlikte ameliyatı gerçekleştiren Opr. Dr. Yılmaz Zorman ise 8 saat süren ameliyat sırasında defalarca nefeslerini tuttuklarını söyleyerek şunları anlattı: “Çok uzun süren bir ameliyattı. Hocayla kaç kere göz göze geldik, kaç kere nefesimizi tuttuk gerçekten hatırlamıyorum. Ekin Ada, her şeyiyle çok özel bir çocuk. Ben bu tür bir ameliyatla meslek hayatım boyunca hiç karşılaşmadım. Literatür taraması da yaptık hocamızla birlikte. Böyle bir tanıyla, başarılı bir şekilde ameliyat olmuş bu yaşta bir hasta literatürde bulamadık. Bazı denemeler olmuş ama bu yaştaki bir çocukta başarılı bir ameliyat ve oto-transplantasyon, bence bu ameliyatı nadir kılan unsurlar.”
Ritim bozuklukları nedeniyle ani ölüm riski yaşamaya başlayan Ekin Ada’nın kendi yaşı, boyu ve kilosuna uygun kalp bulunana kadar nakil bekleyecek durumda olmadığını da anlatan Dr. Zorman, “Diyelim ki kalp nakli ameliyatı yapıldı, elinizde bir alternatifiniz olurdu o anda. Çünkü orada sağlam bir kalp dokusu var ve yerine taktığınızda çalışacak. Ama bizim ikinci bir alternatifimiz yoktu. Hatta biz Ekin’i ameliyata almadan önce neden yapıyorsunuz sorusuyla da çok muhatap olduk. Çünkü annesinin kucağından alıp ameliyathaneye götürüyorsunuz ama işler yolunda gitmezse onlara kötü bir haber vermek zorunda kalabilirsiniz. Bu, çok yıkıcı olurdu hepimiz için. Şimdi bizi ziyarete geliyor, bu mutluluğun tarifi inanın yok” diyerek sözlerini noktaladı.
“BİRİLERİ RİSK ALMALI DEDİ VE ONU KURTARDI”
Hamileliğinin son haftalarında aldığı korkunç teşhisle yüzleşmenin çok zor olduğunu anlatan anne Fahriye Işık Karaca ise duygularını şu şekilde ifade etti: “Her şey 32 haftaya kadar çok güzel giderken bir anda bizi alt üst eden bir haberle sarsıldık. Gezdiğimiz hastanelerde, kızımız için hiçbir şey yapılamayacağı söylendi. Doğumdan sonra 10 gün yoğun bakımda kaldı, ancak 10 gün sonra kucağıma alabildim. Herkes çocuğunu alıp çıkıyor ama siz hastaneden boş çıkıyorsunuz. Çaresizliğin ne demek olduğunu ben kızımda yaşadım. Allah’a şükürler olsun ki Kalangos hocamızla tanıştık. O bize hiçbir çocuğun kaderine terk edilemeyeceğini, birilerinin risk alması gerektiğini söyledi. Denenecek başka bir yöntem de yoktu. Onun için gözünüzü karartıp kabul ediyorsunuz. İlk gittiğimiz hastanede anne karnında çocuğun hayatını sonlandırıp bana doğum yaptırmaktan bahsedilirken, öyle bir şeyle karşılaşıyorsunuz ki çocuğunuzu sizin elinize sağlığına kavuşturup veriyor, onunla bir ömür geçirebileceğinizi size gösteriyor. Dünyalar benim oldu desem az kalır yanında.”
“KAHRAMAN GİBİ HİSSEDİYORUM”
Baba Mustafa Işık ise kızının doğumundan önce başvurdukları her hastanede kalp naklinden başka şansının olmadığını söylediklerini kaydederek, “Ameliyat tamamlandığında hocamız bizi ameliyathanenin kapısını çağırdı. Ellerini açtığı anda ameliyatın iyi geçtiğini anladık ve bütün dünyalar bizim oldu. Hocama sarılıp ağladım” diye konuştu. Minicik bedeniyle böylesine zor bir hastalığa direnen ve geçirdiği mucizevi ameliyatla sağlığına kavuşan minik ekin Ada ise kendini kahraman gibi hissettiğini söyleyerek, “Ameliyata girmeden önce ne olacağını çok merak etmiştim. Kahraman gibi bekliyordum. Daha önce iki kez yoğun bakımda yatmıştım. Günler çok uzun geçmişti o zaman. Artık korkmuyorum çünkü büyüdüm. İleride veteriner olmak istiyorum çünkü hayvanları çok seviyorum. Onları iyileştirmek istiyorum” dedi.
]]>HENÜZ anne karnındayken kalbinde tümör olduğu tespit edildi. Doktorlar, “İleride kalp naklinden başka çaresi olmayacak” dedi. O büyürken, tümör de büyüdü ve kalbiyle aynı boyuta ulaştı. Ekin Ada Işık, 5 yaşına geldiğinde mucizevi bir ameliyatla yeniden doğdu. Adı, “Yüzyılın kalp cerrahları” arasında anılan Prof. Dr. Afksendiyos Kalangos ile Opr. Dr. Yılmaz Zorman, ameliyat sırasında Ekin’in ‘kalbini yerinden söktü’, ameliyathane masasında iğneyle kuyu kazar gibi kalpteki tümörü temizledi ve 8 saat boyunca göğüs boşluğunda kalbi olmadan yaşatılan Ekin’e, kendi kalbi tekrar nakledildi. Doktorları, dünyada “bu kadar küçük yaşta” kardiyak oto-transplantasyon (kendinden kalp nakli) ile hayata dönen başka vakaya rastlamadıklarını söyledi.
Balıkesir’de yaşayan Mustafa ve Fahriye Işık çiftinin tek çocuğu Ekin Ada’nın, anne karnında 32 haftalıkken kalbinde tümör olduğu tespit edildi. Doktorlar bebeği alalım dese de anne Fahriye Karaca Işık, onu doğurmak istedi. Daha doğmadan başvurdukları her doktor “Tek çare kalp nakli olur” dedi. 5 yaşına kadar, tümörü kalbiyle birlikte büyüdü, 8 santimlik minik kalbi, kendi büyüklüğünde bir tümörü de taşımak zorunda kaldı. Ekin Ada, geçtiğimiz Ekim ayında Koç Üniversitesi Hastanesi’nde yapılan ve dünya tıp literatürüne girecek bir ameliyatla yeniden doğdu. 8 saat süren ameliyat sırasında Ekin Ada’nın kalbini “yerinden söküp” tümörü ameliyat masasında temizledikten sonra tekrar nakleden, “yüzyılın kalp cerrahları” arasında anılan Prof. Dr. Afksendiyos Kalangos ve Opr. Dr. Yılmaz Zorman, bu eşi benzeri olmayan operasyonu, “O kadar riskli bir ameliyattı ki nefesimizi tutarak yaptık. Kadavradan kalp nakli olsa, elinizde sağlam başka bir organ var. Oto-transplantasyon, yani hastanın kendinden nakilde ise en ufak bir hatada tekrar yerine takabileceğiniz başka bir organ yok” şeklinde anlattı.
“İKİNCİ DOĞUMUNA ŞAHİT OLDUM”
“Bu çocuğun ben ikinci doğumuna tanık oldum” diyen Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Pediatrik ve Konjenital Kalp ve Damar Cerrahisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Afksendiyos Kalangos, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ekin Ada kızımızla 32 haftada anne karnındayken ilk olarak tanıştım. Fetal EKO’sunda bir kalp tümörü tespit edilmişti. Kızımız doğdu, ondan sonra 3 ila 6 aylık aralarla izlemeye başladık. Kalp içindeki tümör yaşı büyüdükçe, kalple beraber büyüyordu. Bu tümörlerin bir kötü tarafı da ritim düzensizlikleri yaratmaları. Ani ölüm riskinin çok yüksek olduğu vakalar bunlar. Tümörün büyüklüğü neredeyse kalp kadar olmuştu. 7 santimlik bir tümör, Ekin Ada’nın kalbi 8 santim uzunluğundaydı zaten. Sol karıncıktaki tümörün bir büyük tehlikesi daha vardı. Önemli bir koroner arter damar, tümörün içinden geçiyordu.”
“SOĞAN KABUĞU SOYAR GİBİ TÜMÖRÜ KALPTEN AYIRDIK”
Tümörün içinden hayati bir damarın geçmesi nedeniyle kalp yerindeyken ameliyat etmenin imkansız olduğunu anlatan Prof. Dr. Kalangos, çok büyük bir riske girerek kalbi yerinden çıkarıp ameliyat etme yolunu seçtiklerini vurguladı. Prof. Dr. Kalangos, “Çok dikkatli çalışmamız gerekiyordu o nedenle kalbi yerinden söktük, damarlarından ayırdık ve masanın üzerine yatırarak (kalp vücuttan ayrıyken) ameliyata devam ettik. Göğüs boşluğu tamamıyla boş kaldı, ‘kalpsiz’ bir durumda makineye bağlı takip edildi. Kalbi masanın üzerinde sol karıncığa hasar vermeden, hem kasları hem arterleri koruyarak açtık. Dr. Yılmaz Zorman ile beraber nefesimizi tuttuk, ince ince, soğan kabuğu soyar gibi kalp kasından tümörü ayırdık. Tümörün içinden geçen o ince, bir milimetrelik koroner damarı bulduk ve onu da titiz bir şekilde tümörden ayırarak kalbi tamamen temizledik. Onarılmış kalbi tekrar yerine taktık” dedi.
KALBİ TAKTIKTAN SONRA GÖZÜ EKRANDA, İLK ATIŞINI BEKLEDİ
Kalbi Ekin Ada’ya geri naklettikten sonra ilk yaptığı şeyin monitöre bakmak olduğunu da söyleyen Prof. Dr. Kalangos, sözlerini şöyle noktaladı: “O anda ilk yaptığınız şey tabii ki monitöre gözünüz takılıyor. Kalp tekrar çalışmaya başladı ve büyük bir rahatlama yaşadık. Ben özellikle yurt dışında Cenevre’deyken çocuklarda kalp akciğer transplantasyonunu rutin olarak yapan bir cerrahtım. Kalp naklinde oldukça tecrübesi olan bir cerrah olmama rağmen oto-transplantasyon yani hastanın kalbini yerinden çıkarıp tekrar takma tecrübesini ilk defa yaşadım. Dolayısıyla benim için de özel bir andı bu. Ekin Ada’nın başka alternatifi yoktu. Düşünün ölüme mahkum olan bir insanın, mucizevi bir şekilde tekrar hayata dönmesi, bu ikinci doğuş değil de nedir?”
“EN UFAK BİR HATADA BAŞKA ALTERNATİFİMİZ YOKTU”
Prof. Dr. Kalangos ile birlikte ameliyatı gerçekleştiren Opr. Dr. Yılmaz Zorman ise 8 saat süren ameliyat sırasında defalarca nefeslerini tuttuklarını söyleyerek şunları anlattı: “Çok uzun süren bir ameliyattı. Hocayla kaç kere göz göze geldik, kaç kere nefesimizi tuttuk gerçekten hatırlamıyorum. Ekin Ada, her şeyiyle çok özel bir çocuk. Ben bu tür bir ameliyatla meslek hayatım boyunca hiç karşılaşmadım. Literatür taraması da yaptık hocamızla birlikte. Böyle bir tanıyla, başarılı bir şekilde ameliyat olmuş bu yaşta bir hasta literatürde bulamadık. Bazı denemeler olmuş ama bu yaştaki bir çocukta başarılı bir ameliyat ve oto-transplantasyon, bence bu ameliyatı nadir kılan unsurlar.”
Ritim bozuklukları nedeniyle ani ölüm riski yaşamaya başlayan Ekin Ada’nın kendi yaşı, boyu ve kilosuna uygun kalp bulunana kadar nakil bekleyecek durumda olmadığını da anlatan Dr. Zorman, “Diyelim ki kalp nakli ameliyatı yapıldı, elinizde bir alternatifiniz olurdu o anda. Çünkü orada sağlam bir kalp dokusu var ve yerine taktığınızda çalışacak. Ama bizim ikinci bir alternatifimiz yoktu. Hatta biz Ekin’i ameliyata almadan önce neden yapıyorsunuz sorusuyla da çok muhatap olduk. Çünkü annesinin kucağından alıp ameliyathaneye götürüyorsunuz ama işler yolunda gitmezse onlara kötü bir haber vermek zorunda kalabilirsiniz. Bu, çok yıkıcı olurdu hepimiz için. Şimdi bizi ziyarete geliyor, bu mutluluğun tarifi inanın yok” diyerek sözlerini noktaladı.
“BİRİLERİ RİSK ALMALI DEDİ VE ONU KURTARDI”
Hamileliğinin son haftalarında aldığı korkunç teşhisle yüzleşmenin çok zor olduğunu anlatan anne Fahriye Işık Karaca ise duygularını şu şekilde ifade etti: “Her şey 32 haftaya kadar çok güzel giderken bir anda bizi alt üst eden bir haberle sarsıldık. Gezdiğimiz hastanelerde, kızımız için hiçbir şey yapılamayacağı söylendi. Doğumdan sonra 10 gün yoğun bakımda kaldı, ancak 10 gün sonra kucağıma alabildim. Herkes çocuğunu alıp çıkıyor ama siz hastaneden boş çıkıyorsunuz. Çaresizliğin ne demek olduğunu ben kızımda yaşadım. Allah’a şükürler olsun ki Kalangos hocamızla tanıştık. O bize hiçbir çocuğun kaderine terk edilemeyeceğini, birilerinin risk alması gerektiğini söyledi. Denenecek başka bir yöntem de yoktu. Onun için gözünüzü karartıp kabul ediyorsunuz. İlk gittiğimiz hastanede anne karnında çocuğun hayatını sonlandırıp bana doğum yaptırmaktan bahsedilirken, öyle bir şeyle karşılaşıyorsunuz ki çocuğunuzu sizin elinize sağlığına kavuşturup veriyor, onunla bir ömür geçirebileceğinizi size gösteriyor. Dünyalar benim oldu desem az kalır yanında.”
“KAHRAMAN GİBİ HİSSEDİYORUM”
Baba Mustafa Işık ise kızının doğumundan önce başvurdukları her hastanede kalp naklinden başka şansının olmadığını söylediklerini kaydederek, “Ameliyat tamamlandığında hocamız bizi ameliyathanenin kapısını çağırdı. Ellerini açtığı anda ameliyatın iyi geçtiğini anladık ve bütün dünyalar bizim oldu. Hocama sarılıp ağladım” diye konuştu. Minicik bedeniyle böylesine zor bir hastalığa direnen ve geçirdiği mucizevi ameliyatla sağlığına kavuşan minik ekin Ada ise kendini kahraman gibi hissettiğini söyleyerek, “Ameliyata girmeden önce ne olacağını çok merak etmiştim. Kahraman gibi bekliyordum. Daha önce iki kez yoğun bakımda yatmıştım. Günler çok uzun geçmişti o zaman. Artık korkmuyorum çünkü büyüdüm. İleride veteriner olmak istiyorum çünkü hayvanları çok seviyorum. Onları iyileştirmek istiyorum” dedi.
]]>