Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, “31 Mart’tan 1 Nisan’a bir umut taşıyacaksak eğer emekçi mahallelerinde yeni bir alternatifin doğuşuna işaret ediyoruz. Muhalefetin de değişmesi lazım dedik ya, nasıl AKP-MHP ‘Buralar bizim kalemiz’ diye düşünüyorsa, Çankaya gibi birçok yerde de bir muhalefet tembelliği başladı. ‘Buranın onurlu insanları nasılsa bunlara oy vermez, o zaman buraya ceketimizi asar kazanırız’ diye düşünüyorlar. Biz bu seçimde o ceketleri gardıroplara asmaya geldik” dedi.
TİP, Ankara Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı’nda halk buluşması düzenledi. Buluşmaya; TİP Genel Başkanı Erkan Baş ve Çankaya Belediye Başkan adayı İrfan Değirmenci katıldı.
TİP’in Çankaya Belediye Başkan Adayı İrfan Değirmenci, şöyle konuştu:
“Bugün 3 Mart. 1924’te halifeliğin kaldırıldığı gün. Laiklik, TİP’in kırmızı çizgisi. Laikliği savunmak üzere, ‘Tek adamın karar verdiği yerde hiçbir şey olmaz, gül bitmez, ağaç dikseniz o yeşermez, tek adam karar vermeyecek, hep birlikte karar vereceğiz’ diye yola çıktık, bundan 100 yıl önce. İktidarı tek adam rejimi üzerinden eleştirirken Çankayalılara 25 aday adayının arasından, başvuruda bulunan aday adaylarından bir tanesini seçmeden ‘Budur işte bizim adayımız’ diyerek bir adayı dayatmak da eleştirdiğin şeye dönüşmek. Kusura bakmasınlar. Seçeneksiz değiliz. Kendimizi yönetmeye talibiz. Çankaya, Türkiye’nin en büyük bütçesine sahip belediyelerinden. Bu bütçeyi nereye harcayacağımızı da kendimiz karar veririz, beş kuruşunun da peşine düşeriz, demek için yola çıktık. Önümüzde 28-29 günümüz var, herkesten çok çalışacağız. Herkese çok güzel bir yanıt vereceğiz.”
TİP Genel Başkanı Erkan Baş da, şunları söyledi:
“BİZİM BİR TANE GÜZEL MEMLEKETİMİZ VAR”
“Bu seçim, bundan 30 yıl sonra tarihe yazıldığında Türkiye İşçi Partisi’ni çıkartın bu seçimden, bu seçim Türkiye tarihinin en heyecansız seçimi olarak tarihe geçer. 14 Mayıs-28 Mayıs seçimlerinde bir kurtuluş umudu yeşerdi, tabii o büyük heyecan hedefine ulaşmayınca üzüldük, kırıldık, öfkelendik, gücendik, hak etmediğimizi, bu ülkenin bunu hak etmediğini düşündük. Nihayetinde bizim başka gidecek yerimiz yok, bizim bir tane güzel memleketimiz var. Bizleri birleştiren şey, bu memleketi bu yobazlara, bu faşiştlere teslim etmemek konusunda inat edenleriz. Mücadelede kararlı olanlarız.
“BİZ BU SEÇİMLERDE ‘DEĞİŞMEK ŞART’ DİYORUZ”
Aynı şeyleri yaparak, farklı sonuç beklemek bize uygun bir şey değil. Biz bu seçimlerde ‘Değişmek şart’ diyoruz. Herkes karşısındakinin değişmesini bekliyor, biz ise değişimi kendimizden başlatmaya karar verdik. Muhalefetin bir bütün olarak değişmesi lazım dedik. Sadece seçim günü gidip oy kullanarak, bu iktidardan kurtulmayı beklemek hayaldir. Eline devletin tüm olanaklarını geçirmiş, tarikatların desteğini arkasına almış, büyük sermayenin tam boy desteklediği, uluslararası güçlerin de arkasında tam boy durduğu AKP’yi yenmeyi gerçekten istiyorsak, ‘Oyumu atar hiçbir şeye de karışmam’ diyerek bu iktidarı yenmek mümkün değildir. ‘Birisi gelsin de bizi bu iktidardan kurtarsın’ diyen hayal kurar. Bizi bizlerden başka hiç kimse kurtaramaz.
“EKSİK YAPIYORUZ. BİZ DEĞİŞMEDEN, MUHALEFET DEĞİŞMEDEN BU MEMLEKETİN DEĞİŞMESİNİ BEKLİYORUZ”
Öyle kolay yoldan bu kadar yıldır bu ülkenin tepesine çökmüş bir karanlıktan kurtulmak kolay değildir. Bunu Çankaya’da özellikle söyledim çünkü burada AKP’den MHP’den bu Cumhur İttifakı’ndan bu faşist iktidardan kurtulma iradesinin çok güçlü olduğunu biliyorum. Buna rağmen, ‘Neden kurtulamıyoruz’ sorusuna doğru yanıt vermemiz lazım. Eksik yapıyoruz. Birilerinin gelip bizi kurtarmasını bekliyoruz. Biz değişmeden, muhalefetin bütünü değişmeden, bu memleketin değişmesini bekliyoruz.
“BİZİM ALACAĞIMIZ OYLA MUHALEFET KAYBEDECEKSE ÜZERİMİZE DÜŞEN SORUMLULUĞU YERİNE GETİRDİK”
Ülkenin içinde bulunduğu durumun bir numaralı sorumlusu Saray iktidarıdır, Recep Tayyip Erdoğan’dır, AKP’dir, Cumhur İttifakı’dır. Dolayısıyla bir seçime gidiyorsak, önümüzdeki ilk hedef AKP’nin ve MHP’nin geriletilmesidir. Halka ait olan ama kendilerinin gasp ettiği tüm alanlardan sökülüp atılmaları için mücadele edeceğiz. Bizim üzerimize düşen sorumluluğu harfiyen yerine getirdiğimizi söyleyebilirim. Türkiye’de binin üzerinde il, ilçe, beldede seçim yapılacak, biz bunların 200-250 tanesinde belediye başkan adayı göstermedik. Kazanabileceğimize inanmıyorsak, bizim alacağımız oyla muhalefet kaybedecekse, iktidar koltuğunu korumaya devam edecekse, Türkiye İşçi Partisi olarak ‘Önce ülkemizin, önce memleketimizin çıkarları, önce halkımızın çıkarları’ diyerek üzerimize düşen sorumluluğu yerine getirmekten hiçbir yerde tereddüt etmedik.
“EN GÜÇLÜ OLDUKLARI YERDE BİLE İKTİDARA BOYUN EĞMEYECEĞİZ”
Biz iktidarın elindeki mevzilerin geri alınması konusunda sorumlu davranıyoruz. Muhalefetin yeni mevziler kazanması konusunda sorumlu davranıyoruz. Ama bu statükoya da teslim olmuyoruz. ‘Burası zaten AKP’nin, burası zaten MHP’nindir’ diye düşünülen her yerde Türkiye İşçi Partisi aday çıkarıyor. Orada emekçileri, yoksulları, halkı, bu AKP-MHP faşizminin eline terk etmemek, o tarikatların, cemaatlerin insafına terk etmemek; halkın kendisini yalnız ve çaresiz hissedip, o tarikatlere, cemaatlere, o faşist partilere boyun eğmesine engel olmak için kazanıp kazanamayacağımızdan bağımsız olarak en güçlü biçimde mücadele ediyoruz. Belki oralarda bu seçimi kazanamayacağız ama emekçilerin gönlünü kazanacağız. Belki orada bu seçimi kazanamayacağız ama o emekçilerin hapsedildiği o duvarlarda çatlaklar yaratacağız ve oralara aydınlığın girmesi için mücadele edeceğiz. Bunu devrimci bir görev olarak görüyoruz. En güçlü oldukları yerlerde bile bu iktidara boyun eğmeyeceğimizi ifade etmek istiyoruz.
“GEBZE BELEDİYE BAŞKANI 5 YIL ÇALIŞMADIĞI KADAR, BU 1 AYDA ÇALIŞACAK”
Gebze’de seçim şöyleydi: Biz aday olana kadar AKP dünyanın en rahat seçimine gidiyordu. AKP’li belediye başkanı daha sokağa çıkmamıştı. Soranlara, ‘O evden çalışıyor’ diyorlardı. Gebze’deki adaylığımız gündem olmadan önce yerel seçimde, işçi sınıfının durumuna ilişkin tek bir laf edilebiliyor muydu? Gebze halkı durumdan çok memnun, belediye başkanı 5 yıl çalışmadığı kadar, bir ayda çalışacak. Yine orayı alamayacaklar ama biraz ter dökmeyi öğrensinler.
“BİZ BU SEÇİMDE O CEKETLERİ GARDIROPLARA ASMAYA GELDİK”
Belki dışarıdan basit gibi gözüküyor ama böylesi bir yerde adaylık iddiası ortaya koymak bile Türkiye siyasetinde dengeleri değiştiriyor. İşçi sınıfının hali, yaşadıkları konuşulmaya başladı. 31 Mart’tan 1 Nisan’a bir umut taşıyacaksak eğer emekçi mahallelerinde yeni bir alternatifin doğuşuna işaret ediyoruz. Muhalefetin de değişmesi lazım dedik ya, nasıl AKP-MHP ‘Buralar bizim kalemiz’ diye düşünüyorsa, Çankaya gibi birçok yerde de bir muhalefet tembelliği başladı. ‘Buranın onurlu insanları nasılsa bunlara oy vermez, o zaman buraya ceketimizi asar kazanırız’ diye düşünüyorlar. Biz bu seçimde o ceketleri gardıroplara asmaya geldik.”
]]>Birleşik Emekliler Sendikası bugün İstanbul Kartal Meydanı’nda bir araya gelerek taleplerini sıraladı. Açıklamayı yapan sendika Genel Sekretesi Aysel Lüle, “Bugünkü emeklilerin yoksulluğunun tek sebebi emeklileri oy deposu olarak gören AKP iktidarıdır” dedi.
Birleşik Emekliler Sendikası bugün İstanbul Kartal Meydanı’nda bir araya gelerek basın açıklaması düzenledi. Açıklamayı okuyan Sendika Genel Sekretesi Aysel Lüle taleplerini sıraladı. Lüle’nin okuduğu açıklama ve talepler şöyle:
“YOKSULLUĞUN TEK SEBEBİ EMEKLİLERİ OY DEPOSU OLARAK GÖREN AKP İKTİDARIDIR”
“Ülkemizde 16 milyon emeklinin kaderi sadece bir kişinin iki dudağı arasındadır. Oysa ki olması gereken emeklilerin sosyal ve ekonomik haklarının emekli örgütleriyle yani emekli sendikalarıyla toplu sözleşmelerle belirlenmesidir. Resmi verilere göre 4 kişilik bir ailenin milli gelirden hanesine giren pay 2024 yılı itibarı ile aylık 135 bin TL iken son açıklanan açlık sınırı 18 bin 973 TL. Emeklinin yaşamını idame ettirmesi için verilen emekli maaşı hazine yardımı ile birlikte sadaka gibi bir zamla 10 bin TL’ dir. Değerli emekli dostlar bizlere layık görülen hazine yardımı ile birlikte
10 bin TL maaş emekliye maaş değil ölüm ücretidir. Değerli emekli dostları bizler AKP’den önce orta derecede bir yaşam standardına sahipken bugün emekliler olarak ülkenin dilencileri durumuna getirildi. Emekliler eskiden yaşam koşulu olarak asgari ücretlilerin çok üzerinde maaş alırken AKP döneminde emeklilerin eline geçen ücret asgari ücretin yarısı oranına düşürülmüştür. Bu da gösteriyor ki 16 milyon emeklinin açlığının ve yoksulluğunun sebebi olanların emekliye vereceği boş vaatlerden başka bir şeyi kalmamıştır. Emeklileri açlığa ve sefalete teslim eden sonrada bizim aklımızla alay ederek ‘Emeklilere en iyi maaşı biz verdik’ diyerek 16 milyon emekliden oy isteyen AKP’nin ve Genel Başkanı Recep
Tayyip Erdoğan’ın oy deposu olmayacağız. 16 milyon emekli adına Erdoğan’a hatırlatıyoruz. Sizin başında olduğunuz AKP iktidarından önce en düşük emekli aylığı asgari ücretin yüzde 40 fazlasıydı sizin iktidarınızdan önce en düşük emekli aylığı ile 13 adet çeyrek altın alınırken sizin döneminizde 3 adet çeyrek bile alınamıyor. Sizden önce emekli tazminatımızla bir ev alabilirken bugün kiralık bir ev tutmaya bile gücümüz yetmiyor. Bugünkü emeklilerin yoksulluğunun tek sebebi emeklileri oy deposu olarak gören AKP iktidarıdır.”
“KRİZİ BİZ YARATMADIK, FATURASINI BİZ ÖDEMEYECEĞİZ”
Emeklilerin talepleri şöyle:
-En düşük emekli aylığının taban ücretinin (kök maaşının) 17 bin 2 TL’ye yükseltilmesi. Cumhurbaşkanı bütçesine yapılan yüzde 85’lik artışın aynı oranda ayrımsız bütün emeklilere yapılması,
-Sağlıkta katkı payının kaldırılması,
-İki bayram verilen ikramiyenin asgari ücret oranına yükseltilmesi
-Emekli sendikaları ile görüşülerek emekli ücretlerinin toplu sözleşmeyle belirlenmesi,
-Eğer bu ülkede ekonomik kriz varsa bunun sebebi biz emekliler değiliz. Tasarrufa önce cumhurbaşkanlığı bütçesi, milletvekili maaşları, kamu harcamaları, yandaşlara getirilen vergi afları, köprülere, hastanelere, havaalanlarına verilen garantilerden ve en az 3-5 maaş alanların maaşlarının kesilmesinden tasarrufa başlanmalı.
Sonuç olarak bireysel zenginleşen seçtiklerimizin toplumsal yoksullaşan emeklileri olmayacağız. İktidarın yanlış politikalarının bedelini biz emekliler ödemeyeceğiz. Krizi biz yaratmadık, faturasını biz ödemeyeceğiz”
]]>Gökhan Günaydın, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında, Türkiye devrimci hareketinin ve 68 Kuşağı’nın önder sembollerinden Deniz Gezmiş’i doğum gününde anarak, Nazım Hikmet’in “Delikanlım” şiirini okudu.
Günaydın, konuşmasına şöyle devam etti:
“Bugün 28 Şubat 1997 tarihinin üzerinden tam 27 yıl geçti. Elbette Türkiye’nin hesaplaşamadığı darbelerle analitik bir şekilde hesaplaşması gerekiyor. Acaba hangi siyasi hareket, hangi darbe karşısında nasıl bir tutum aldı ve o darbelerden kimler yararlandı. -Failleri kimdi? Sonuçta nasıl oldu, bunu iyi analiz etmek lazım.
“ERBAKAN’IN BUNLARI AMERİKANCI OLARAK NİTELENDİRMESİ BOŞUNA DEĞİL”
Klasik sorularımıza geri dönelim. 28 Şubat süreci kimlere yaradı? Refah Partisi arkasından Fazilet Parti’si kuruldu. Fazilet Partisi’nde bir grup insan kendini yenilikçi olarak tanımladı ve milli görüş gömleğini çıkartarak AKP’yi kurdu. Bunlar milli görüşün anti-emperyalist çizgisi yerine Amerika ile açıkça işbirliği yapan onlarla birlikte davranan kadrolar olarak kendilerini gösterdiler. Rahmetli Erbakan’ın hayatı boyunca bunları Amerikancı olarak nitelendirmesi boşuna değildir. Nitekim ‘Ben bu adama aşığım’ diyen Ethem Sancak’ın ‘Amerikan’ın desteği ile iktidara geldik’ lafı hatırlarındadır. Bugün kimilerini Sorosçu olarak itham eden Erdoğan’ın yanında bakın kimler var? Karşısında kimler var? AKP’nin kuruluş aşamasında George Saros’la beraber çeşitli konuları müzakere eden bir Erdoğan gerçeğini sizlerle paylaşalım.
Günaydın, basın açıklamasının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Günaydın, TBMM’de olmadıağı halde dün Genel Kurul’da oy kullandığı gerekçesiyle muhalefetin sert eleştirdiği eski Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati’ye ilişkin soruya şu yanıtı verdi:
“Oylama ve AKP retoriği hiç değişmiyor. Nurettin Nebati bu memlektte Maliye Bakanlığı yapmış olan bir insan hepinizde Meclis gazetecesi olarak, Meclisin çalışma dinamiğini biliyorsunuz. 5 dakikalık bir oy verme süreci içerisinde Mecliste bulunarak, bir pusula ile Meclis’te bulunduğunu Meclis Başkanlığı’na ileten Maliye Bakanı bir süre sonra Meclis Başkanı’nın o pusuladan ad okuyacağını bilir. Peki ad okunduğunda Maliye Bakanı Nureddin Nebati neden Meclis’te yoktu? Çünkü pusulayı gönderen de o değildi. Mesele bu kadar açık. Yani pusula ile oy sahtekarlığını Meclis’te yapmaya çalışan bir bakana bu memleket hazineyi teslim etti. İşte AKP tablosu bu kadar basit ve açık tablodur. Bunu basit bir Nurettin Nebati tutumu olarak tanımlamayalım. Bu AKP’nin her oylamada ortaya çıkan ahlaki tutumunu bir kez daha ortaya koymaktadır.”
]]>ERKAN KARACA
CHP Çorum Milletvekili Mehmet Tahtasız, Kuruçay TOKİ Konutlarında Saliha Keleş isimli vatandaşın evine konuk olarak, kısa süre önce teslim edilen evlerle ilgili yaşanan sorunlara idikkati çekti. Keleş, “20 yıldır ben AKP’liyim. Bu parmaklarımı kesmek istiyorum verdiğim oya. 20 yıldır yalan konuşmuyorum bak. Yetim aylığı alıyorum. 4 bin 300 TL maaşım yeni oldu. Benim doğal gazım 360 lira geldi. Elektriğim gelecek. Şofben suyumun faturası gelecek, bin 200’de buraya ödüyorum. Hani ne kaldı” dedi.
CHP Çorum Milletvekili Mehmet Tahtasız, Kuruçay TOKİ Konutlarında Saliha Keleş isimli vatandaşın evine konuk olarak sorunları dinledi. Tahtasız, “Çorum Belediye Başkanı burada sözler verdi. AKP Milletvekili ve İl Başkanı da söz verdi. Söz kişinin aynasıdır. Ben buradan AKP Milletvekillerini, Belediye Başkanını ve il başkanını göreve davet ediyorum. Bu TOKİ ile görüşün bu vatandaşlarımızın, dul ve yetimlerin 4 bin 300 lira ile nasıl geçinecek? Bir de üstüne üstelik petek yanmıyor, asansör çalışmıyor. Burada bu insanlarımızı mağdur etmeyin” diye konuştu.
“743 KONUTTAN SADECE YÜZDE 10’U TESLİM EDİLDİ”
Tahtasız, şunları söyledi:
“Kuruçay TOKİ’deyiz. 2018 yılında temeli atılan 743 konuttan sadece yüzde 10’u teslim edildi. O da bizlerin uğraşı sonrasında oldu çünkü seçim öncesi söz verdiler. Normalde burası 2020- 2021 yılında teslim edilecekti ama maalesef teslim edilmeyince bizlerin baskısıyla, halkın isyanıyla burada 7. ayın 1’inde verecekleri anahtarları maalesef 10-15 gün önce verdiler. Evine taşınan Saliha Keleş ablamızın evindeyiz, çay içemeye geldik sağ olsun ama bir türlü sorunlar bitmiyor. Bir çok marangozun eksikleri var. Peteklerinin yanmadığını söylüyor. Neler yaşıyorsunuz bu süreçte?”
Ev sahibi Saliha Keleş isimli vatandaş ise şöyle konuştu:
“Neler yaşıyorum geldim geleli bir yandı 10 gün oldu, 2 gün yandı diğer zamanlar peteklerim hiç yanmıyor. Basınçlı su yapmıyormuş. Gidiyorum ofislere ‘tamam tamam hallederiz’. Gönderiyorlar suyu basıyorlar ertesi gün yine. Camla çerçeveyle eleman koşturuyorum. Usta koşturuyorum. Cereyanlı ocakla oturuyorum ben. Ofise gittim. Bana ‘Ankara’yı ara diyor’ TOKİ. Ankara’yı ara, ya ben Ankara’yı ne ara arayayım. Nereden çıkarayım ben. Seni devlet niye oturturmuş TOKİ’ye, ofise, muhatap bulamıyorum. Aşağı müteahhide gidiyorum. Müteahhit de, ‘tamam biz liste aldık tamam hallederiz’ diyor ama ben soğukta durmak zorunda değilim. Asansörler çalışmıyor zaten. 60 yaşındayım ben zaten in çık, in çık nereye kadar yani?”
“AKP’YE OY VERDİĞİM İÇİN PARMAKLARIMI KESMEK İSTİYORUM”
Mağduriyetini dile getiren Keleş, sözlerini şöyle sürdürdü:
“20 yıldır ben AKP’liyim. Bu parmaklarımı kesmek istiyorum verdiğim oya. 20 yıldır yalan konuşmuyorum bak. 20 yıldır geldi hükümete veriyorum ama bu saatten sonra asla ve asla bana istediklerini yapsınlar, devlet bana ne yapacaksa yapsın ben yine arkasındayım ben mağdurum. Bana yardımcı olun. Ben babamdan yararlanıyorum. Yetim aylığı alıyorum. 4 bin 300 TL maaşım yeni oldu. Benim doğal gazım 360 lira geldi. Elektriğim gelecek. Şofben suyumun faturası gelecek, bin 200’de buraya ödüyorum. Hani ne kaldı? Bilemiyorum işte böyle çoluğa çocuğa oğlum bu ay sen mi alırsın, kızım bu ay sen mi alırsın alışverişi diyorum.”
“BURADA İNSANLARIMIZI MAĞDUR ETMEYİN”
Mehmet Tahtasız da, “Burada biz bir anahtar teslim töreni yaptık. Sahte yok dediler. Burada tören yaptık o törende bende vardım. Çorum Belediye Başkanı burada sözler verdi. AKP Milletvekili ve İl Başkanı da söz verdi. Söz kişinin aynasıdır. Ben buradan AKP Milletvekillerini, Belediye Başkanını ve il başkanını göreve davet ediyorum. Bu TOKİ ile görüşün bu vatandaşlarımızın, dul ve yetimlerin 4 bin 300 lira ile nasıl geçinecek? Bir de üstüne üstelik petek yanmıyor, asansör çalışmıyor. Burada bu insanlarımızı mağdur etmeyin” şeklinde konuştu.
]]>
CHP Bartın Milletvekili Aysu Bankoğlu, “2018’de 1000 lira olarak verilmeye başlanan ve o günün kuruyla 212 dolar karşılığındaki bayram ikramiyesi son artışla ancak 96 dolar ediyor. Bayram öncesi belki 90 dolara kadar düşecek. Yine ilk çıktığında 232 dolar eden ikramiye bugün 100 dolar dahi etmiyor. İsraf hükümeti, ‘Emeklilere artış verdik mi, verdik’ diyor. Yazıklar olsun. 2020 yılında 1000 TL’lik emekli ikramiyesinin asgari ücrete oranı yüzde 42 iken bugün yüzde 17’si durumunda. Bugün asgari ücrete oranla bir zam verilecek olsaydı en az 7 bin 140 TL ikramiye verilmesi gerekiyordu. Emeklinin en az 4 bin 140 TL’si kayıp durumda. Erdoğan’ın açıklaması bu yönüyle müjde değil, yoksulluğun ve adaletsizliğin tescilidir. Erdoğan 10 bin TL maaş ve 3 bin TL ikramiye alan emekliye ‘Ramazan’da iftar, sahur yapma’ demiştir” dedi.
CHP Bartın Milletvekili Aysu Bankoğlu, yaptığı açıklamada, emekli ikramiyelerinin iktidar tarafından 2 bin liradan 3 bin liraya çıkarılmasını eleştirdi. Bankoğlu’nun açıklaması şöyle:
“AKP’NİN ‘UZAYA GİDİYORUZ’ PROPAGANDASI YAPTIĞI GÜNLERDE, EMEKLİ MARKETE DAHİ GİDEMİYOR”
“Türkiye’nin gerçek gündemi halkın geçim derdidir. Cumhuriyet tarihinin en ağır yoksulluğu yaşanıyor. Gelir adaletsizliği yüzünden bir mutlu azınlığı doyurmaya çalışıyoruz. Bu tablonun en büyük mağdurlarının başında emekliler geliyor. AKP’nin ‘uzaya gidiyoruz’ propagandası yaptığı günlerde, emekli markete dahi gidemiyor. Doktora gitse muayene ücreti, katkı payı, katılım payı, ilaç yüzdesi, reçete ücreti gibi adlarla 10 kalemden fazla ödeme yapıyor. Emekli evine bir şey satın alsa ÖTV, KDV, MTV, ÖTV’nin KDV’si, tescil, harç, TRT payı ödüyor. Ama seçim yaklaşınca hükümet birden emekliyi hatırlıyor. Hükümetin maaşlara yaptığı göstermelik artışla emekliye neredeyse asgari ücretin yarısını reva görmüştür. TÜİK verilerine inansak dahi 2023’te yıllık yüzde 65 denilen ama gerçekte bunun en az iki katı olan bir enflasyon var. ‘En düşük emekli aylığı 10 bin lira oldu’ diye böbürlenen AKP hükümeti acaba et, süt, yumurta fiyatlarından, kiralardan, gaz ve elektrik tutarlarından, fahiş ilaç ve ulaşım giderlerinden haberdar mıdır? Elbette haberdar. Demek ki hükümet şunu diyor; ‘Emekli, dul ve yetimler çok da umurumuzda değil. Yüzde 49’luk artış ve 3 bin liralık emekli ikramiyesiyle ne yaparlarsa yapsınlar.’ AKP, Türkiye’yi içine düşürdüğü bu korkunç ekonomik yıkım içerisindeyken bile israftan bir adım geri durmuyor.
“İLK ÇIKTIĞINDA 232 DOLAR EDEN İKRAMİYE BUGÜN 100 DOLAR DAHİ ETMİYOR”
Halkımız çok iyi hatırlayacaktır ki; bayram ikramiyesi AKP hükümetinin aklında bile yokken 2015 yılında önceki Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’nun verdiği bir söz olarak ülkenin gündemine girmiştir. Partimizin bu sözünü AKP sanki kendi vaadiymiş gibi ancak Haziran 2018 seçimlerinden önce seçmenin gözünü boyamak için istemese de yapmak zorunda kalmıştır. Geçtiğimiz yıl 2023 Genel Seçimlerine kadar geçen beş sene boyunca tüm uyarı ve eleştirilerimize rağmen 1000 lira bayram ikramiyesi vermeye devam ettiler. 2018’de 1000 lira olarak verilmeye başlanan ve o günün kuruyla 212 dolar karşılığındaki bayram ikramiyesi son artışla ancak 96 dolar ediyor. Bayram öncesi belki 90 dolara kadar düşecek. Yine ilk çıktığında 232 dolar eden ikramiye bugün 100 dolar dahi etmiyor. İsraf hükümeti, ‘Emeklilere artış verdik mi, verdik’ diyor. Yazıklar olsun.
“ERDOĞAN 10 BİN TL MAAŞ VE 3 BİN TL İKRAMİYE ALAN EMEKLİYE ‘RAMAZAN’DA İFTAR, SAHUR YAPMA’ DEMİŞTİR”
2020 yılında 1000 TL’lik emekli ikramiyesinin asgari ücrete oranı yüzde 42 iken bugün yüzde 17’si durumunda. Bugün asgari ücrete oranla bir zam verilecek olsaydı en az 7 bin 140 TL ikramiye verilmesi gerekiyordu. Emeklinin en az 4 bin 140 TL’si kayıp durumda. Erdoğan’ın açıklaması bu yönüyle müjde değil, yoksulluğun ve adaletsizliğin tescilidir. Erdoğan 10 bin TL maaş ve 3 bin TL ikramiye alan emekliye ‘Ramazan’da iftar, sahur yapma’ demiştir.
“KÜRESEL EMEKLİLİK ENDEKSİNDE TÜRKİYE, 47 ÜLKE ARASINDA 44’ÜNCÜ SIRADA BULUNUYOR”
Diğer göstergelerde de tablo benzer. Avrupa Birliği (AB) İstatistik Birimi verilerine göre, Avrupa ülkeleri içinde emekliler arası gelir eşitsizliğinin en yüksek olduğu ülkelerin başında Türkiye geliyor. Yine küresel emeklilik endeksinde Türkiye, 47 ülke arasında 44’üncü sırada bulunuyor. Emekli uzaya değil, markete gitmek istiyor. Gıda, barınma, sağlık, giyim gibi temel ihtiyaçlarını karşılamak istiyor. Yoksa yurttaşının temel ihtiyaçlarına ulaşmasına engel olmuş evsiz, aşsız, ilaçsız bırakmış bir yönetimin nesine güvensin? Geçen aydan bu yana gıda fiyatları en az yüzde 9 arttı. İki sene önce bir adet kuru soğan 20 kuruş ederken bugün 1 buçuk lira olmuş. Bir bardak süt içmek 6 lira, bir kilo kuşbaşı 400 lira olmuş. Avrupa’daki emekliler ülkemizdeki otelleri ev gibi kullanırken bizim emeklilerimiz 3 bin lirayla otobüsle az ötedeki bir şehre gidip dönmenin hesabını yapıyor.
“3 BİN LİRALIK BAYRAM İKRAMİYESİ DE AYIPTIR, GÜNAHTIR, AKLIMIZLA DALGA GEÇMEKTİR”
Hem emeklilerin hem de çocukların çalışmak zorunda olduğu bir ülke haline geldik. AKP Türkiye’sinde emekliler ya ek işte çalışmak zorunda kalıyor ya da ek iş bulamadıysa yarı aç durumda yaşamlarını sürdürüyorlar. Vaatlerin emeklilere ekmek, öğrenciye çorba olduğu bir ülkede, banka promosyonlarının emekli maaşından fazla olduğu, 80 yaşında iki büklüm bin bir derdi olan insanların sabahın 5’inde yarım kilo ucuz et almak için bir karta adını yazıp, o soğukta yüzlerce metre kuyrukta saatlerce bekleyip üzerine eli boş eve dönmesine başarı diyorsak evet, AKP hükümeti gerçekten çok başarılı. Bu zulmü kimsenin aklından çıkarmaması lazım. Tekrar söyleyelim: AKP emekliye barınma, beslenme, sağlık, ulaşım, giyim ve insanca bir yaşam imkanı tanımayan, zalimliğini laf salatasıyla, çığırtkanlıkla bastırırken kendine çalışan bir israf hükümetidir. Tüm bunların sorumlusu, ‘Ekonominin patronu benim’ diyen Recep Tayyip Erdoğan hükümetidir. Bizim CHP olarak çözümlerimiz net: Emekli aylıkları en az asgari ücretle eşitlenmeli ve asgari ücretle uyumlu bir biçimde artış sağlanmalıdır. Emeklilere verilen ikramiye de asgari ücrete oranla artırılmalıdır. Buna ilişkin Kanun Teklifimizi de Meclis’e sunacağız. 3 bin liralık bayram ikramiyesi de ayıptır, günahtır, aklımızla dalga geçmektir.”
]]>
CHP Kars Milletvekili İnan Akgün Alp, TBMM Genel Kurulu’nda geçen hafta sağlıkla ilgili torba kanun teklifinin görüşmeleri sırasında iktidar tarafından yapılan hastane ihalelerine ilişkin açıklama yaptı. Alp, şunları söyledi:
“Kütahya Milletvekili Sayın Ali Fazıl Kasap Genel Kurul’a bilgi verirken Tip 1 diyabet hastalarının sensör maliyetlerinin 2 milyar TL olduğunu söyledi, 20 bin hastanın bu sensöre ihtiyacı olduğunu ve uzun zamandır AK Parti hükümeti tarafından bu maliyetin karşılanmasına direnç gösterildiğini belirtti. Sizin 20 bin hastaya vermediğiniz 2 milyar lirayı nereye verdiğinizi ben şimdi anlatacağım. 2023 seçimlerine on bir gün kala Kars Devlet Hastanesi’nin temelini attınız mı? Attınız. İhale bedeli 1 milyar 925 milyon lira, sözleşme tarihi 4’üncü ayın 14’ü 2023. Bu tarihten sekiz ay sonra 2024 Yılı Yatırım Programı ilan edildiği zaman, Sağlık Bakanlığı bütçesinde Kars Devlet Hastanesi yapım işinin proje tutarı ne kadar? 5 milyar 35 milyon lira. Ya, bu ihale sekiz ay önce 1 milyar 925 milyon liraydı.
“20 BİN HASTAYA VERMEDİĞİNİZ PARAYI MÜTEAHHİDE 8 AY SONRA FAZLASIYLA VERDİNİZ”
Sekiz ay içerisinde müteahhide yüzde 250 artış verdiniz değil mi? 20 bin hastaya vermediğiniz parayı müteahhide sekiz ay sonra fazlasıyla verdiniz. Bunu niye verdiğinizi, niye müteahhitlere verdiğinizi konuşmamın sonrasında anlatacağım. Ben bir araştırma yaptım, bu müteahhitlerin acaba uhdelerinde bu kadar böyle ballı bir ihalesi, başka işi de var mı diye -hiç şaşırmadım tabi- Sağlık Bakanlığı bu müteahhitlere ihale yağdırmış. Uhdelerinde 500 yataklı Bingöl Devlet Hastanesi işi var. İhale bedeli 1 milyar 288 milyon lira, sözleşme tarihi ikinci ayın 6’sı 2023. Aradan on bir ay geçiyor, 2024 Yılı Yatırım Programı ilan ediliyor, on bir ay sonra Bingöl Devlet Hastanesi proje tutarı 3 milyar 771 milyon lira olarak bütçede yer alıyor; tam 3 katı.
Ya, sizin TÜİK’iniz vardı, enflasyonu yüzde 60 açıklıyordu, ne oldu? Ne oldu da müteahhit enflasyonu yüzde 300 oldu? Bitmedi, dur, müteahhit de değil, ben şimdi bunların AKP mi, MKP mi olduklarını konuşmamın sonunda anlatacağım. Bu müteahhitlere iş devam etmiş, hiç durmamış, 2023 yılında yağmış mübarek. 400 yataklı Çankırı Devlet Hastanesi… Sayın Komisyon Başkanı burada, Bakan Yardımcısı burada, cevap versin. İhale tarihi beşinci ayın 10’u, seçimden dört gün önce, apar topar, ‘İktidarı kaybediyoruz’ diye ihaleleri vermişler; bedel 1 milyar 590 milyon lira. Aradan sekiz ay geçiyor, yatırım programı açıklanıyor 2024 Yılı Yatırım Programı’nda Sağlık Bakanlığı’na ayrılan bütçe 2 milyar 817 milyon. E, hani 1 milyar 590 milyondu sekiz ay önce bu? Sekiz ayda 2’ye katlamış. E, siz emeklilere 7.500 lirayı 10.000 lira yapamıyordunuz, üçte 1 zam veremiyordunuz.
Bu ihaleler önümüzdeki sene kaç lira olacak; 5 milyar mı, 10 milyar mı, 15 mi, kaçta gözü doyacak bunların, bunların gözü kaç lirada doyacak, siz daha kaç lira kazandıracaksınız? Bak, bu da belgesi, açın bakın; açın bakın, bu da belgesi, yatırım programında yer alan belge.
Siz yirmi sene AKP’ydiniz, bugün içinizden MKP çıktı. MKP ‘Müteahhit Kalkındırma Partisi’ bunlar, müteahhit. AKP ile MKP ilişkisini de anlatayım ben size. İş yapıyorsun da 1,5 milyar liralık işi 3 milyara yapıyorsun sekiz ay sonra. Bak, vatandaşa, 20 bin kişiye vermiyorsun bu parayı, müteahhide veriyorsun. İş yapmıyorsun sen; para yapıyorsun, servet yapıyorsun, servet transferi yapıyorsun. Sen 7.500 lirayı 10.000 lira yapmadın ya, 20 bin kişiye 2.500 lira vermiyorsun. Bak, delilli, ispatlı anlatıyorum. ‘Bu MKP nedir? Bu müteahhit kalkındırma partisi ne’ diyeceksin. AKP’li siyasetçiler ile MKP’li müteahhitler arasında organik bir ilişki vardır.
Buradan ben taahhüt sektöründeki firmalara sesleniyorum: Sigorta ödeyen, vergi ödeyen, çek ödeyen, senet ödeyen, kredi ödeyen, istihdam yaratan firmalar, boşuna uğraşmayın, siz MKP’yle baş edemezsiniz çünkü AKP milletvekili gider Sağlık Bakanı… Buradan ha, bunu da hatırlatayım, Ankara Başsavcısı, uyuma, uyuma! Şu Sağlık Bakanlığı Sağlık Yatırımları Genel Müdürlüğü ihalelerine bir bak, bir bak bu fiyat farkları neden oluyormuş? Bir bilirkişi incelemesi yaptır. AKP milletvekilleri ve AKP siyasetçileri Sağlık Bakanlığı’nın bürokrasisine çok alışkınlar, giderler içeriden fiyatı öğrenirler, 1 milyar 590 lira, MKP müteahhidi için bir hazırlık yapmaya gerek yoktur, o, 1 milyar 590’ı atar çünkü sekiz ay sonra 3 milyar olacağını da çok iyi bilir. Biz sizin AKP iktidarınıza da MKP’li ortaklarınıza da gün gelecek hesap soracağız, bunu da buradan ilan ederim.”
]]>AK Parti İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Hamza Dağ, 3 Şubat’ta Buca’da yaptığı konuşmada, “İnşallah göreve geldiğimizde ilk iş olarak en büyük, en temel ihtiyaç olan suyun ücret tarifesinde yüzde 50 oranında indirime giderek vatandaşlarımızın su faturalarını yarı yarıya indireceğiz” demişti. CHP Sözcüsü ve İzmir Milletvekili Deniz Yücel, Dağ ve İnan’ın bu sözlerine yazılı bir açıklamayla yanıt verdi. Yücel, şunları söyledi:
“DAĞ’IN YAPILMAKTA OLANLARI, SANKİ İLK KEZ KENDİSİ YAPACAKMIŞ GİBİ ANLATMASI, DERSİNE İYİ ÇALIŞMADIĞI GİBİ İZMİR’DEN DE BİHABER OLDUĞUNU GÖSTERİYOR”
“AKP İzmir adayı, İzmir’de altyapı ve su politikalarıyla ilgili çalışmalar yapacakmış. Zahmet etmesin ama İzmir’i biraz takip etsin. İzmir’de CHP belediyeciliği sayesinde yağmursuyu ayrıştırma ve toplama çalışmaları, sünger kent projesi gibi bir çok proje hali hazırda zaten uygulanıyor. Yapılmakta olanları, sanki ilk kez kendisi yapacakmış gibi anlatması, dersine iyi çalışmadığı gibi İzmir’den de bihaber olduğunu gösteriyor. Sanki suyun, elektriğin, akaryakıtın tüm ülkede bu kadar pahalı olmasının sebebi kendi iktidarları değilmiş gibi konuşan Sayın Dağ, Genel Başkan Yardımcısı olarak AKP iktidarının yarattığı krizlerden, hayat pahalılığından, yokluktan kendisinin de sorumlu olduğunu unutmamalı. İzmirli rüşvet siyasetine, gerçek dışı vaatlere, ak gibi gözüken ama sonunun kapkara olduğu belli olan yollara girmez. Böylesine ciddiyetsiz vaatlerle ne ülke ne de İzmir yönetilir. AKP İzmir adayı bu yolda devam ederse kimin kimi ciddiye almadığını 1 Nisan sabahı görecektir. Tıpkı Binali Yıldırım’ın ve Nihat Zeybekçi’nin gördüğü gibi…
“MADEM SEÇİMDEN SONRA SUYA YÜZDE 50 İNDİRİM YAPABİLİYORSUNUZ, O ZAMAN ADAMA SORMAZLAR MI NEYİ BEKLİYORSUNUZ DİYE”
AKP’nin İzmir Adayı Hamza Dağ’ın ve Eyyüp Kadir İnan’ın yüzde 50 su indirimini İzmirlilere adeta bir rüşvet gibi sunmaları, tam da AKP iktidarına yakışan bir anlayış. Madem seçimden sonra suya yüzde 50 indirim yapabiliyorsunuz, o zaman adama sormazlar mı neyi bekliyorsunuz diye? Mevcut AKP’li büyükşehir belediyelerinin olduğu tüm illerde neden suya yüzde 50 indirim yapmıyorsunuz? Niye seçimi bekliyorsunuz? İzmir kıyılarına, doğasına göz dikenlere geçit vermez. İzmir, CHP’nin sosyal belediyecilik anlayışıyla yönetilmeye devam edecek. Kimse boş hayallere kapılmasın.”
“İNAN, İZMİR ADAYIMIZ TUGAY’A LAF SÖYLEMEK İSTERKEN KENDİ İKTİDARLARININ ÜLKEYİ DÜŞÜRDÜĞÜ DURUMU İLAN ETMİŞ”
AKP İzmir Milletvekili Eyyüp Kadir İnan ise CHP’nin İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Cemil Tugay hakkında, “Cemil Tugay diyor ki, ‘Siz ülkedeki enflasyonu indirin, biz suyu bedava veririz.’ İşte senin belediyecilikten anladığın bu kadar. Sadece enflasyon İzmir’de mi var? Konya’da, Ordu’da, Trabzon’da, Şanlıurfa’da, Antep’te, Afyon’da enflasyon yok mu? Sen İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak 25 senedir bu şehre en büyük pahalı suyu içiriyorsun. O nedenle böyle belediyecilikte zaten uzaktan yakından alakanız yok” demişti. CHP’li Yücel, İnan’ın bu sözlerine şöyle yanıt verdi:
“Eyyüp Kadir İnan, İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayımız Sayın Cemil Tugay’a aklınca ‘belediyecilik’ dersi vermeye kalkmış. Yetmemiş, bir de enflasyon itirafında bulunmuş. Evet, haklı. AKP’nin 22 yıllık iktidarı sonucunda, enflasyon sadece İzmir’de değil; Türkiye’nin 81 ilinde var. Başka neler var? Gerçek enflasyonu açıklamaktan korkan TÜİK, döviz karşısında günden güne eriyen Türk Lirası, 5 yılda 5 başkan değiştirdiğiniz eksi rezervdeki Merkez Bankası, ekonomik buhran, derinleşen yoksulluk, 10 bin liralık emekli maaşı, 17 bin 2 liralık asgari ücret ve 15 bin 48 liraya çıkan açlık sınırı var. Daha sayalım mı? Yoksa bu ülkeyi ekonomide de adalette de yerin dibine sokan AKP’nin icraatlarını anlatmaya devam edelim mi? İzmir’de AKP’ye rağmen sosyal belediyeciliği başarıyla hayata geçiren CHP’li belediyeler varken size sadece susmak düşer. AKP milletvekili Sayın İnan, İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayımız Cemil Tugay’a laf söylemek isterken kendi iktidarları ve genel başkanlarının ülkeyi düşürdüğü durumu ilan etmiş. Bozuk saat bile günde iki kere doğru zamanı gösterir misali, AKP iktidarının bozduğu düzeni, yol açtığı hiper enflasyonu kabul etmiş. Enflasyonun tüm Türkiye’de can yaktığını, hayat pahalılığına yol açtığını farkında olmadan itiraf etmiş.”
]]>CHP Kahramanmaraş Milletvekili Ali Öztunç, “AKP, 20 yılda özelleştirme adı altında ülkenin satmadığı varlığını bırakmadı. Özelleştirme İdaresi emlakçı haline geldi. Elinde imar planı yapma yetkisi de bulunan Özelleştirme İdaresi’nin 2023 yılında yaptığı 180,9 milyon dolarlık özelleştirmenin 179,1 milyon dolarlık kısmını taşınmaz (arsa-arazi) satışları oluşturdu. Özelleştirme İdaresi’nin imar planı yapma yetkisiyle değerini artırdığı arsa ve arazileri satın alanlar bu işlemden büyük rant sağlıyor. Diğer bir ifadeyle özelleştirme işlemleri bu yolla ‘tabandan sermaye kesimine rant aktarma aracı’ haline dönüşüyor. Bu rant da yandaşlara ve beşli çeteye gidiyor. AKP, Türkiye’nin dev sanayi lokomotifleri başta olmak üzere, termik santralleri ve maden işletmeleri vatandaşın vergisiyle yapılan her şeyi yok pahasına sattı. Yetmedi şimdi de hazine arazilerine, arsalara göz diktiler. Ülkeyi batırmadan gitmek istemiyorlar” dedi.
CHP Kahramanmaraş Milletvekili Ali Öztunç, yaptığı yazılı açıklamada AKP’nin iktidarda olduğu 20 yılda yaptığı özelleştirmeleri ve Özelleştirme İdaresi’nin 2023 yılı faaliyetlerini eleştirdi. Öztunç, “AKP, Türkiye’nin dev sanayi lokomotifleri başta olmak üzere, termik santralleri ve maden işletmeleri vatandaşın vergisiyle yapılan her şeyi yok pahasına sattı. Yetmedi şimdi de hazine arazilerine, arsalara göz diktiler. Ülkeyi batırmadan gitmek istemiyorlar” dedi.
Öztunç’un açıklaması şöyle:
“AKP, 20 YILDA ÖZELLEŞTİRME ADI ALTINDA ÜLKENİN SATMADIĞI VARLIĞINI BIRAKMADI. ÖZELLEŞTİRME İDARESİ EMLAKÇI HALİNE GELDİ”
“AKP, 20 yılda özelleştirme adı altında ülkenin satmadığı varlığını bırakmadı. Özelleştirme İdaresi emlakçı haline geldi. Elinde imar planı yapma yetkisi de bulunan Özelleştirme İdaresi’nin 2023 yılında yaptığı 180,9 milyon dolarlık özelleştirmenin 179,1 milyon dolarlık kısmını taşınmaz (arsa-arazi) satışları oluşturdu. 2022 yılında yapılan 504 milyon dolarlık özelleştirmenin de 441 milyon dolarlık kısmını, taşınmaz satışı meydana getiriyordu. Türkiye, ekonomik felakete doğru giderken satacak bir şey kalmayınca hazine arazileri bir bir satışa çıkarılıyor.
“BUGÜNE KADAR ÖZELLEŞTİRMEDEN ELDE EDİLEN 62 MİLYAR DOLAR FAİZE VE BETONA GÖMÜLDÜ, HALKA YANSIMADI”
AKP, 22 yılda ülkenin tüm kamusal iktisadi birikimlerini satmasına, tasfiye etmesine ve özelleştirmesine rağmen bugün gelinen nokta; yüksek enflasyon, açlık sınırında yaşamaya çalışan milyonlarca vatandaş ve tamtakır bir Merkez Bankası’dır. Bugüne kadar özelleştirmeden elde edilen 62 milyar dolar faize ve betona gömüldü, halka yansımadı. ‘Sermayenin tabana yayılması’ gibi süslü bir ideolojik söylemle sunulan özelleştirme, Türkiye’de son yıllarda tam bir arsa-arazi satışına dönüştü. Taşınmaz satışının sermayenin tabana yayılmasıyla hiçbir ilgisi bulunmuyor. Aksine, Özelleştirme İdaresi’nin imar planı yapma yetkisiyle değerini artırdığı arsa ve arazileri satın alanlar bu işlemden büyük rant sağlıyor. Diğer bir ifadeyle özelleştirme işlemleri bu yolla ‘tabandan sermaye kesimine rant aktarma aracı’ haline dönüşüyor. Bu rant da yandaşlara ve beşli çeteye gidiyor.
“ŞİMDİ DE HAZİNE ARAZİLERİNE, ARSALARA GÖZ DİKTİLER. ÜLKEYİ BATIRMADAN GİTMEK İSTEMİYORLAR”
Türkiye’de Rekabet Kurumu’nun karara bağladığı özelleştirme, şirket birleşme ve satın alma tutarı, 2022 yılında 86,2 milyar TL’ydi. AKP döneminde 39 milyar dolarlık hisse, 17,3 milyar dolarlık işletme/tesis, 651 milyon dolarlık otel/sosyal tesis, 708 milyon dolarlık varlık satışı yapıldı. Kamu kurum ve kuruluşlarına yapılan devirlerin tutarıysa 1,1 milyar dolar oldu. AKP, Türkiye’nin dev sanayi lokomotifleri başta olmak üzere, termik santralleri ve maden işletmeleri vatandaşın vergisiyle yapılan her şeyi yok pahasına sattı. Yetmedi şimdi de hazine arazilerine, arsalara göz diktiler. Ülkeyi batırmadan gitmek istemiyorlar.”
]]>